BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Filistin devleti sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Filistin devleti sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

27 Eylül 2018 Perşembe

Trump'ın "Sanırım iki devletli çözüm en iyisi olur." sözleri İsrail'i karıştırdı!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN  REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Trump'ın sözleri İsrail'i karıştırdı!


ABD Başkanı Donald Trump'ın Filistin-İsrail meselesinin çözümüne ilişkin yaptığı, "Sanırım iki devletli çözüm en iyisi olur." değerlendirmesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun liderlik ettiği Likud Partisi üyeleri ve koalisyondaki bakanlar tarafından eleştirilirdi.




New York’taki dünkü konuşmasında Trump'ın "iki devletli çözüm" önerisine itiraz etmeyen Netanyahu, ardından gelen "tek devletli çözüm" önerisinin de kendisi için kabul edilebilir olduğunu ancak sorunun Filistin devletinin adı değil devletin mahiyeti olduğunu söyledi.

The Times Of Israel gazetesine göre, Netanyahu, Washington'un, iki devletli bir çözüme ulaşılması halinde, İsrail'in Batı Şeria'daki kapsamlı güvenlik kontrolünü devam ettirmesini kabul ettiğini aktardı.

Trump'un açıklamalarına karşı Netanyahu'nun "diplomatik yaklaşımının" kabul görmediği Likud Partisi ve hükümet ortaklarından ayrıca Trump'ın iki devletli çözüm açıklamasına eleştiriler geldi.


''FİLİSTİN UMURUMDA DEĞİL''


İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman Golan Tepelerine düzenlediği ziyarette yaptığı açıklamada, "Filistin devleti umurumda değil. 

Filistin Devleti beni ilgilendirmiyor, beni ilgilendiren şey Yahudi devletidir. Burada daha birçok büyük sorunlar var." dedi.


''GERİSİ DAHA AZ ÖNEMLİ''


Liberman, "İsrail'deki Araplar nüfusun yüzde 20'sini oluşturuyor. İsrail bayraklarıyla değil de Filistin bayrakları ile gösteriler ve protestolar düzenledikleri gerçeği var. Benim bununla ilgili sorunum var. 

Bu gerçek bir problem. Bir Yahudi devletine sahip olma kaygısı duymak zorundayız, gerisi daha az önemli." şeklinde konuştu.

Koalisyon ortaklarından Yahudi Evi partisi lideri ve İsrail Eğitim Bakanı Naftali Benet, sosyal paylaşım hesabından yaptığı açıklamada, Trump'ın İsrail'in gerçek bir dostu olduğunu ancak Yahudi Evi Partisi hükümette kaldığı müddetçe, Filistin devletinin kurulamayacağını iddia etti.

İsrail'in Kanal 2 televizyonunda açıklama yapan, Kültür Bakanı Miri Regev, "İki devletli çözüm kötü bir çözümdür. Filistinlilerle çözüm İsrail'in zararına olmamalı." ifadelerini kullandı.


''FİLİSTİN DEVLETİ YOKTU, OLMAYACAKTA''


Yahudi Evi Partisi Milletvekili Moti Yogev de "Daha önce bir Filistin devleti yoktu, olmayacakta. 

Çünkü bu topraklar İsrail'in. Bu sebepten dolayı İsrail'in güvenliğini tehdit edecek Yahuda ve Samara'da (Batı Şeria) bir devlet kurulmasına izin verilemez." diye konuştu.

''ASLA KURULMAYACAK''

Likud Partisinden Gidon Saer, "İsrail topraklarında asla Filistin devleti kurulmayacak." ifadelerini kullanırken söz konusu ayni partiden milletvekili olan Miki Zohar ise Trump'ın sözlerinin hayal kırıklığı oluşturduğunu ve İsrail'in ABD başkanını iki devletli bir çözümü kabul etmekten vazgeçirmeye çalışması gerektiğini söyledi.

Yahudi Evi Milletvekili Bezalel Smotrich ise ''sorunun çözümü İsrail topraklarının bölünmesi temelinde olmamalıdır.'' diye konuştu.

ABD Başkanı Trump ve Başbakan Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna katılmak için geldikleri New York’ta dün bir araya gelmişti.

Görüşmenin ardından Netanyahu ile birlikte basın mensuplarına açıklama yapan Trump, İsrail’in yanında oldukları mesajını yinelemişti.

Trump Filistin-İsrail meselesinin çözümüne ilişkin yaptığı değerlendirmede, ''Sanırım iki devletli çözüm en iyisi olur.'' demişti.

Filistinlilerin müzakere masasına geri döneceğinin ''kesin'' olduğunu öne süren Trump, ''İsrail de diğer taraf için iyi bir şeyler yapmalı.'' diyerek Tel Aviv yönetiminin de sorunun çözümü için taviz vermesi gerektiği imasında bulunmuştu.

Filistin'den açıklama: Trump bize savaş açtı!



Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, mevcut ABD yönetiminin Filistin halkına karşı açıktan savaş açtığını söyledi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için New York'ta bulunan Bakan Maliki, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün Filistin-İsrail meselesine dair yaptığı açıklamaları basına değerlendirdi.

Maliki, Başkan Trump'ın Filistin-İsrail meselesine yönelik iki devletli çözümden yana olduğu açıklamasının beklentilerinin altında olduğunu belirterek, "Başkan Trump, birini bölgemiz için gerçek bir barışı istediğine inandırmak istiyorsa 1967 sınırlarında iki devletli çözümü desteklediğini, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'nın işgal altındaki topraklar olduğunu söylemeli." dedi.

Trump yönetiminin Filistin'e yönelik politikalarını eleştiren el-Maliki, "Mevcut ABD yönetimi Filistin halkına karşı açıktan savaş açtı." diye konuştu.

ABD Başkanı Trump, dün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Filistin-İsrail meselesine ilişkin, "Sanırım iki devletli çözüm en iyisi olur." ifadesini kullanmıştı.

Trump, dün akşam düzenlediği basın toplantısında ise İsrail ve Filistin halkının iki devletli bir çözümü kabul edeceğine inandığını kaydederek, "İsrailliler ve Filistinliler tek devlet istiyorlarsa bana uyar, iki devlet istiyorlarsa bu da bana uyar. Onlar mutluysa ben de mutluyum." açıklamasını yapmıştı.

14 Aralık 2017 Perşembe

İstanbul Deklarasyonu'nun Kudüs açıklaması


Kudüs için İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı Kudüs Zirvesi'nin ardından Filistin'in başkent ilan edildiği bir deklarasyon yayınladı.





İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin kralları, devlet ve hükümet başkanları, İstanbul'da düzenlenen İİT Olağanüstü Zirvesi'nin sonunda, "Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletini tanıdığımızı teyit ediyor, tüm dünyayı Doğu Kudüs'ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyoruz." açıklamasını yaptı.

Zirve sonunda yayımlanan "Kudüs için Özgürlük" konulu İstanbul Deklarasyonu'nda, ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığına yönelik açıklaması "hukuk dışı"olarak nitelendirildi. 

Deklarasyonda, "ABD yönetiminin Kudüs'ün statüsüne ilişkin hukuk dışı açıklamasını reddediyor ve kınıyoruz." denildi.

MADDE MADDE İSTANBUL DEKLARASYONU


1- ABD yönetiminin Kudüs’ün statüsüne ilişkin hukuk dışı açıklamasını reddediyor ve kınıyoruz.

2- İsrail’in Kudüs'ü ilhak kararı, bu çerçevede yaptığı tüm işlemler ve uygulamalar nasıl hiçbir zaman kabul görmemişse, bu açıklamanın da aynı şekilde gerek vicdan, gerek hukuk, gerek tarih önünde hükümsüz olduğunu ilan ediyoruz. BM, AB ve uluslararası toplumun tüm üyelerini, Kudüs’ün statüsüne ve buna ilişkin tüm BM Kararlarına sahip çıkmaya davet ediyoruz.

3- Bölgedeki huzur ve güvenliğin şartı olarak gördüğümüz 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen ve bağımsız Filistin Devleti talebinden vazgeçilebilmesinin asla mümkün olmadığını vurguluyoruz.

4- Başta BM olmak üzere uluslararası platformlarda Filistin Davası'na ve Kudüs’e sahip çıkmak üzere iş birliği ve eş güdüm içerisinde hareket edeceğimizi beyan ediyoruz.

5- Filistin Devleti'nin ve kurumlarının her sahada güçlendirilmesi için tüm insanlık adına seferber olacağımızı bildiriyoruz.

6- 1988 yılında ilan edilen ve Filistin halkının hür yaşama iradesinin eseri olan Filistin Devleti’ni henüz tanımamış tüm ülkelere, vuku bulan gelişmeler ışığında artık bölgede aklıselimi ve adaleti ayakta tutacak bir dengenin sağlanabilmesi bakımından zaruri hale gelen bu önemli adımı atmaları ve derhal Filistin Devleti'ni tanımaları çağrısında bulunuyoruz. Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletini tanıdığımızı teyit ediyor, tüm dünyayı Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyoruz.

7- Filistinliler arası uzlaşının mevcut şartlar altında daha fazla geciktirilmeden karşılıklı saygı, güven ve özveri dahilinde tam bir milli birlik şuuru içinde hızla hayata geçirilmesinin Filistin Davası’nın geleceği bakımından zaruri olduğunu hatırlatıyor ve bu çerçevede desteğimizi yineliyoruz.

8- Trump yönetiminin bölgede kaosu tetikleyecek bu hukuk dışı kararı gözden geçirmeye ve attığı hatalı adımı geri almaya davet ediyoruz.

9- İslam İşbirliği Teşkilatı olarak, başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin mücadelesinde başta Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas olmak üzere, tüm Filistinli kardeşlerimize tam desteğimizi teyit ediyoruz.​

31 Ocak 2020 Cuma

'Yüzyılın Anlaşması' mı, 'Yüzyılın İhaneti' mi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD Başkanı Trump'ın açıkladığı sözde barış planı tüm hükümleri ABD ile İsrail arasında kararlaştırılan bir metindir ve Filistinlilerin de bu “teslim anlaşması”nı bütünüyle kabul etmeleri beklenmektedir.



Amerikan ve İsrail yönetimlerinin “Yüzyılın Anlaşması” olarak lanse ettiği, gerçekte “Yüzyılın İhaneti” olarak tanımlanması gereken Filistin’in geleceğine dair plan, nihayet kamuoyuna açıklandı. Bu, gerçekte bir İsrail planı olup, Trump yönetimi bu planı hemen hemen bütünüyle onaylamış olmaktadır.
Bu “sahte” barış planının kamuoyuna açıklanması sonrasında, Amerikan yönetimi bölgede bulunan vatandaşlarını olası saldırılara karşı güçlü bir şekilde uyardı. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kudüs ve Batı Şeria'da bu plana tepki olarak şiddet olaylarının meydana gelebileceği ifade edildi. Sadece bu uyarı bile “Yüzyılın Anlaşması”nın, nasıl, hiçbir hukukî ya da ahlâkî kaygı gözetmeyen, Filistin’i imha planı olduğu hususunda Amerikan yönetiminin de aslında şüphesini olmadığını ortaya koymaktadır. Öyle olmasaydı, Amerikan vatandaşları bu meşum planın Filistin tarafında yol açtığı öfke ve hayal kırıklığının sebep olabileceği muhtemel şiddete karşı herhalde bu denli güçlü bir şekilde uyarılmazdı.
“Yüzyılın Anlaşması” olarak tesmiye edilen bu Trumpesk girişime “anlaşma” demek için, herhalde (uluslararası) anlaşmaların nasıl yapıldığı hususundan habersiz olmak gerekir. Uluslararası anlaşmalar, inter alia, aralarında uyuşmazlık olan taraflar arasında karşılıklı hak ve yükümlülükler doğuran ve bir müzakere süreci sonunda nihaileştirilerek yazılı metin haline getirilen belgelerdir. Bu olayda ise, kendilerini âdeta sorgulanamaz birer Titan gibi gören ABD-İsrail ikilisi sorunun asıl muhatabı olan Filistinlilere herhangi bir söz hakkı vermiş değildir. Bu süreçte İsrail ile Filistinliler arasında herhangi bir müzakere yapılmış değildir. Aksine, ortada, tüm hükümleri ABD ile İsrail arasında kararlaştırılan bir metin ve bu “teslim anlaşması”nı bütünüyle kabul etmeleri beklenen Filistinliler vardır. 

"Uyduruk" Filistin devleti

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı “Yüzyılın Anlaşması”, gerçekte egemen olmayan, dahası etrafı bütünüyle İsrail tarafından kuşatılmış, ordusuz ve Kudüs’ü hemen hemen bütünüyle İsrail’e terk etmiş olan bir Filistin devletinin kurulmasını öngörmektedir. Tabii, buna ‘devlet’ denirse! Üstelik bu “devlet”in kurulması, dört yıllık müzakere süreci sonunda Filistinlilerin “kendilerinden istenen şartları yerine getirmeleri halinde” mümkün olabilecektir. Başka bir deyişle, Filistinliler şayet “müzakere” sürecinde İsrail’in dayattığı tüm şartlara teslim olmaz ise, burada sözü edilen “uyduruk” devletin bile kurulmasına izin verilmeyecektir.
Bu planda öngörülen Filistin devletinin toprakları Gazze, Negev çölünde Gazze’ye yakın iki arazi parçası ve İsrail işgali altındaki Batı Yakası’nın yalnızca bir bölümünden oluşuyor. Dahası, bu devletin başkenti, birçok BM kararının öngörmüş olduğu Doğu Kudüs değil, onun bir kısım mahallelerinden müteşekkil bir yerleşim yeri olacaktır. Bu plana göre, Oslo anlaşmaları çerçevesinde Batı Yakası içinde C bölgesi olarak tanımlanmış olup, Batı Yakası’ndaki toplam arazinin yüzde 61’ine tekabül eden ve şu anda bütünüyle İsrail’in denetiminde olan toprakların yaklaşık üçte biri, İsrail tarafından ilhak edilecek. Dahası, Ürdün Vadisi de bütünüyle İsrail’e bırakılacaktır ki, burası tüm Batı Yakası’nın yaklaşık üçte birini teşkil ediyor.
Bu plana göre, başta El-Aksa Camii olmak üzere, Kudüs’teki Müslümanlara ait ibadethaneler ve kutsal mekânlar İsrail’in egemenliğinde olacaktır. Yine plan “bağımsız” Filistin devletinin kendi kara sınırları ve hava sahası üzerinde herhangi bir denetim yetkisinin olmayacağını öngörmektedir. Bu devletin başka devletlerle anlaşma yapma yetkisi de olmayacaktır. Plan, sayıları altı milyon civarında olan Filistinli mültecilerin dönüş hakkını reddetmektedir. Dahası, metnin İsrail’in “Yahudi” karakterine vurgu yapması nedeniyle, İsrail vatandaşı olan Filistinlilerin de bu topraklardaki geleceğinin tehlikeye düşürüldüğünü ileri sürmek mümkündür.
Plana göre, Gazze ile Batı Yakası arasında irtibatı sağlamak için yeraltından tünel inşa edilecektir. Tünel projesi henüz İsrail tarafınca kabul edilmiş değildir. Yine bu planın hayata geçirilme sürecinde, Hamas ve İslami Cihad gibi silahlı örgütler silahlarını bırakmak zorunda kalacaklardır. Öte yandan, kurulması öngörülen Filistin devleti için çeşitli yatırım projelerinde kullanılmak üzere 50 milyar dolarlık bir fon oluşturulacaktır ki, bunun önemli bir kısmı Körfez bölgesindeki Arap devletlerince karşılanacaktır. Nitekim bu ülkelerin büyük çoğunluğu bu meşum planın malî yükünü çekmeyi kabullenmiş görünmektedir.
Aslında Amerikan yönetimi bu planın bugüne dek İsrail ile -çoğu zaman kendi halkının tepkilerine rağmen- her türden girift ilişkiye girmeyi içine sindirmiş olan Mahmud Abbas yönetimince (bile) reddedileceğini baştan beri tahmin ediyordu. Şayet Mahmud Abbas plana “hayır” demekte ısrar ederse, o zaman muhtemelen ABD-İsrail ikilisi Filistin’e “liderlik” etmek üzere kendileriyle işbirliği yapmaya daha yatkın birisini bulma arayışına gireceklerdir.
Planın yaslandığı temel mantıksal çerçeve, İsrail’in ilhak etmek amacıyla göz koyduğu Filistin topraklarını bütünüyle bu ülkeye peşkeş çekmek; İsrail’in bir “Yahudi devleti” olarak elde etmek istediği tüm imtiyazları tanımaktır.

Uluslararası hukuk ve BM kararlarının açık ihlâli

Sözü eğip bükmeden şunu söyleyelim: “Yüzyılın Anlaşması”nın yaslandığı temel mantıksal çerçeve, İsrail’in ilhak etmek amacıyla göz koyduğu Filistin topraklarını bütünüyle bu ülkeye peşkeş çekmek; İsrail’in bir “Yahudi devleti” olarak elde etmek istediği tüm imtiyazları tanımak; buna karşılık Filistin halkının güvenilir sınırlar içinde, egemen ve sürdürülebilir bir devlet kurma ihtimalini tamamıyla ortadan kaldırmaktır. Bu acı gerçeğe rağmen, Donald Trump, “büyük” planını ifşa ettiği basın toplantısında, âdeta Filistinlilerle dalga geçercesine, bu planın “Filistinlilerin kendi bağımsız devletlerine kavuşmaları için tarihî bir fırsat olduğunu” söyleme cüretini de göstermiştir.
“Yüzyılın İhaneti” olarak isimlendirilmesi gereken bu meşum planın uluslararası hukukun ve BM kararlarının açık bir ihlâli olduğu ortadadır. Uluslararası toplumun barış ve güvenlik meseleleri konusunda bir tür “anayasası” olarak görebileceğimiz 1945 tarihli BM Kurucu Andlaşması’nın 2/4. maddesine göre, devletler uluslararası ilişkilerde askerî güce başvuramaz, askerî güç tehdidinde de bulunamaz. BM Genel Kurulunca 1970’te uzlaşma (consensus) ile kabul edilen Devletler Arasında Dostça İlişkiler Bildirisi’ne göre “askerî güç kullanım tehdidinden ya da kullanımından kaynaklanan hiçbir toprak kazanımı yasal sayılmayacaktır.” Benzer şekilde, 1974 tarihli Saldırganlığın Tanımına İlişkin Karar’da, “saldırganlıktan kaynaklanan hiçbir toprak kazanımı ya da özel imtiyazlar ‘yasal’ kabul edilmeyecektir” (5/3. madde) ifadesine yer verilmiştir. BM içinde alınan birçok karar ile Uluslararası Adalet Divanı’nın içtihatları da bu durumu teyit etmiştir. O nedenle, uluslararası hukuka göre, İsrail’in işgal ettiği -Filistinlilere ve bazı Arap ülkelerine ait- tüm topraklardan çekilmesi gerekmektedir. Buna, kuşkusuz, (Doğu) Kudüs’ü de içinde barındıran Batı Yakası dâhildir.
Bu plan, aynı zamanda, 1990’lı yıllarda uluslararası düzeyde genel bir kabul görmüş olan iki-devletli çözüm formülünün de tamamıyla terk edilmiş olduğunu âdeta gözlerimizin içine sokarcasına (bir kez daha) göstermiştir. Oslo "barış süreci", en azından bu süreci Polyannacı bir hâlet-i ruhiye içinde yorumlayan aktörlere göre, İsrail’in 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda işgal etmiş olduğu Filistin topraklarında, yani Batı Yakası (Doğu Kudüs dâhil) ve Gazze’de, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ile nihayete erecekti. Hem BM hem de uluslararası toplumun önemli bir bölümü, kurulacak Filistin devletinin başkentinin Doğu Kudüs olacağı beklentisi içindeydi. Trump ve Netanyahu ikilisinin açıkladığı “Yüzyılın İhaneti” ise, Kudüs’ü tümüyle İsrail’e bırakmaktadır.
Bu meşum planda öngörülen Filistin devleti aslında devletten başka her şeye benzemektedir. Bir kez, bu devletin sahip olacağı topraklar kantonlardan oluşmaktadır. Yani, ortada bir ülkesel süreklilik yoktur. İkincisi, Batı Yakası’nda Filistinlilere bırakılan topraklar, tamamıyla İsrail tarafından çevrelenecektir. Üçüncüsü, bu, ordusuz bir devlet, askersizleştirilmiş bir ülke olacaktır. Dördüncüsü, kara sınırları üzerinde bile denetim hakkı olmayan, kendi hava sahası üzerinde denetim hakkından yoksun bırakılmış bir devlet olacaktır. Beşincisi, bu devletin uluslararası anlaşma yapma yetkisi olmayacaktır. Filistin devletinin ülkesini oluşturan birbirinden kopuk kantonlar bu plana göre tüneller ve köprülerle birleştirilecektir. Doğrusu, bu “proce”den haberdar olsaydı, herhalde “Zihni Sinir” bile kahkahalarla gülmekten kendini alamazdı!
 “Arap” olan Filistin halkının yine “Arap parası” ile “siyasî bir varlık olarak” yok edilmeye çalışılması, kuşku yok ki, Körfez bölgesindeki Arap yönetimlerinin “utanç” hanesine yazılacak affedilmez bir cürüm olacaktır.

Körfez yönetimlerinin utanç verici tutumu

Filistin’i ilanihaye yok etmek isteyen bu ihanet planının hayata geçirilmesi için, başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere, birçok Arap ülkesi Filistin halkına ‘rüşvet’ olarak önerilen parasal desteği ödemeyi yükümlenerek, bu büyük ihanetin fâillerinin işbirlikçisi haline gelmişlerdir. “Arap” olan Filistin halkının yine “Arap parası” ile “siyasî bir varlık olarak” yok edilmeye çalışılması, kuşku yok ki, Körfez bölgesindeki Arap yönetimlerinin “utanç” hanesine yazılacak affedilmez bir cürüm olacaktır. Bu yönetimlerin bu cürmün altından kalkıp kalkamayacağı önemli bir soru işaretidir. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu plana açıkça karşı çıkmak yerine, topu Filistinlilere atmıştır. Hem darbeci Sisi yönetimindeki Mısır hem de ABD-İsrail ikilisinin bu meşum senaryosundaki “para musluğu” rolünü daha küçük bazı Körfez ülkeleriyle birlikte kendisine yakıştıran Suudi Arabistan, -muhtemelen kapalı kapılar ardında- Filistin liderliğini bu teslim planına “ikna” etmeyi vazife edinmiş görünmektedir. Bütün bunlara karşılık, başta Türkiye ve İran olmak üzere, Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğunun bu teslim planına karşı çıktığını/çıkacağını ifade etmek mümkündür.
Mevcut durumda Filistin’e somut bir destek vermeksizin sadece söylem düzeyinde İsrail’i ve ABD’yi kınamak ya da müzakere yoluyla erişilecek iki-devletli çözüm formülünü tekrarlamak, sadece ve sadece bariz bir samimiyetsizliğin ve Filistinlileri kendi makûs talihlerine terk etmişliğin bir işareti sayılabilir.
Filistin’in ve Filistinlilerin dostları olarak bu ihanet planının arkasında hangi güçlerin olduğu hususunda sabah akşam nefesimizi tüketmektense, Filistin topraklarının sömürgeci-yerleşimci bir devlet olarak İsrail’den nasıl kurtarılabileceği hususuna kafa yormamız herhalde daha isabetli olacaktır. Dahası, Filistin sorununun diplomatik müzakere masasında çözülebileceği zannıyla iki-devletli çözüm mantrasını tekrar etmenin de, bundan böyle Filistinlilere hiçbir faydası olmayacaktır. Ne İsrail’in ne de ABD’nin bu türden çağrılara kulak asmayacağı âşikârdır. Üstelik 1993’te başlayan Oslo müzakere süreci çerçevesinde İsrail ile Filistin arasında imzalanan anlaşmalara İsrail'in uymadığı herkesin mâlûmudur. Bu durum ortadayken, Filistin’e somut bir destek vermeksizin sadece söylem düzeyinde İsrail’i ve ABD’yi kınamak ya da müzakere yoluyla erişilecek iki-devletli çözüm formülünü tekrarlamak, sadece ve sadece bariz bir samimiyetsizliğin ve Filistinlileri kendi makûs talihlerine terk etmişliğin bir işareti sayılabilir.
Filistin sorununa âşinâ olanların bilmeleri beklenebilecek bir gerçek vardır ki, o da, bu sorunu çözmek için küresel sistem içinde bugün öne çıkmış olan hiçbir güçlü devletin elini taşın altına sokmayacağıdır. Nitekim Yüzyılın İhaneti’ne Avrupa kıtasından, Rusya, Çin ve Hindistan’dan gelen tepkiler, bunların plana açıkça karşı çıkmaktan uzak durduğunu gösteriyor.
Bilindiği üzere, I. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın değişik coğrafyalarındaki Müslüman toplumların kahir ekseriyeti sömürgeciliğin ve emperyalizmin kıskacı altına alınmıştı. Belki yüz yıldır bu toplumların ortak iradelerine ket vurmak için, başta, önce Britanya İmparatorluğu, ardından ABD olmak üzere, küresel tahakküm düzeninin önde gelen aktörleri İslam dünyasının yarı-bağımlılığını devam ettirmek için bu coğrafyaya yönelik pek çok doğrudan ya da dolaylı müdahalede bulunmuşlardır. 11 Eylül (2001) sonrasına sözüm ona “Teröre Karşı Savaş” söylemi altında bu emperyalist ve yeni-sömürgeci kıskaç âdeta İslam dünyasını bir bütün olarak “teslim almaya” yönelmiştir. Filistin sorununun geldiği noktayı bu parantezin dışında okumak, ne sorunun vahametinin anlaşılmasına ne de Filistin sorununa palyatif olmayan bir çözüm getirilmesine katkı sunabilir. Filistin sorununa âşinâ olanların bilmeleri beklenebilecek bir gerçek vardır ki, o da, bu sorunu çözmek için küresel sistem içinde bugün öne çıkmış olan hiçbir güçlü devletin elini taşın altına sokmayacağıdır. Nitekim Yüzyılın İhaneti’ne Avrupa kıtasından, Rusya, Çin ve Hindistan’dan gelen tepkiler, bunların plana açıkça karşı çıkmaktan uzak durduğunu gösteriyor. Hatta birçoğu bu meşum planı “incelemeye değer gördüklerini” belirttiler. Bunların hiçbirisinin Filistinlilerin “haklı davası”nı destekleme adına, ABD, İsrail ya da güçlü Siyonist yapılarla ters düşmek istemediği iyi bilinmektedir. Üstelik önde gelen devletlerin hemen hepsinin bu aktörlerle -ABD, İsrail ve Siyonist yapılar- oldukça girift ilişkileri vardır; dahası, bunlar, İslam dünyasının güçlü bir blok olarak temayüz etmesini, kendi iktisadî ve jeopolitik çıkar ve stratejileri açısından oldukça “sakıncalı” görmektedir. O nedenle Filistin sorununu Müslüman aktörlerden başkasının çözebileceğini düşünmek safdillik olur.
İslam dünyası özgürleştikçe Filistin de İsrail’e karşı yeni mevziler kazanacak, Filistin’de kazanılacak yeni mevziler İslam dünyasına hem İsrail’e karşı hem de diğer “yıkıcı” uluslararası güçlere karşı yeni hamleler yapması için gerekli özgüveni ve hareket kabiliyetini verecektir.

Mücadelenin yol haritası

İslam dünyasındaki sorunların “anası” olan Filistin trajedisinin çözüm çerçevesini üçlü bir bağlam içinde görmek gerekir. Bu üçlü bağlamı şöylece tasnif etmek mümkündür: birincisi, Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesi sonrasında Filistin’in İngiliz manda yönetiminin gözetimi altında Yahudilerce sömürgeleştirilmesi; ikincisi, I. Dünya Savaşı sonrasında manda rejimlerinin kurulmasıyla başlayan süreçte Arap dünyasının yarı-sömürge durumuna düşürülmesi ve bugün de bu durumun fiilen devam etmesi; üçüncüsü, İslam dünyasının bir bütün olarak kendi ayağı üzerinde durmasının emperyalist güçlerin doğrudan ve dolaylı askerî ve siyasî müdahaleleri yoluyla engellenmesi. O nedenle, şu iddiayı ileri sürmek herhalde abartı sayılmamalıdır: “Filistin’in kurtuluşu” ve “İslam dünyasının kurtuluşu” birbiri ile yakından ilişkilidir ve bundan da ötesi karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi içindedir. İslam dünyası özgürleştikçe Filistin de İsrail’e karşı yeni mevziler kazanacak, Filistin’de kazanılacak yeni mevziler İslam dünyasına hem İsrail’e karşı hem de diğer “yıkıcı” uluslararası güçlere karşı yeni hamleler yapması için gerekli özgüveni ve hareket kabiliyetini verecektir. İslam dünyasının tarihi uyanışının ve ayağa kalkışının en önemli karinesi, Filistin halkının Siyonist sömürgeciliğe karşı mücadelesinin hedefine ulaşması olacaktır. O halde, açıktır ki, “Filistin’in kurtuluşu” aynı zamanda “İslam dünyasının kurtuluşu” olacaktır.
Yukarıda sözü edilen üç düzlemdeki kurtuluş mücadelesi (Filistinliler, Arap dünyası, İslam dünyası) Trump’ın ihanet planına karşı izlenmesi gereken strateji konusunda bize bir yol haritası sunmaktadır. Sorunun çözümü hususunda bugünün “Düvel-i Muazzama”sından pek bir şey beklememek gerektiği aşikâr olduğuna göre, Yüzyılın İhaneti’ne karşı hem Filistinlilerin, hem Arap dünyasının, hem de daha genel olarak İslam dünyasının şu kapsamlı eylem planını vakit geçirmeden hayata geçirmesi gerekir: birincisi, Filistinlilerin aralarındaki siyasî bölünmüşlüğe son vererek İsrail’e karşı uzun soluklu bir direniş başlatması elzemdir; ikincisi, Arap Birliği’nin geçmişte İsrail'e karşı almış olduğu ambargo kararını bundan böyle sıkı bir şekilde uygulaması gerekir; üçüncüsü, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İsrail’e karşı topyekûn ambargo kararı alması gerekir; dördüncüsü, Müslüman ülkelerin, “Barış İçin Birleşme” kararı çerçevesinde BM Genel Kurulu’nda İsrail’e karşı –kuşkusuz ‘tavsiye’ niteliğinde- kapsamlı bir ambargo kararı alınması için uzun soluklu bir diplomatik mücadele başlatması gerekir; son olarak, Müslüman ülkelerin Filistinlilere İsrail'e karşı mücadelelerinde bundan böyle gereken desteği vermelidir.
Filistin’in ve bilhassa Kudüs’ün esareti İslam dünyasının ortak acısı ve davasıdır. Kudüs’teki El-Aksa Camii Müslümanların ilk kıblesidir. “Etrafı mübarek kılınmış olan” Kudüs, Hazreti Peygamber’in miractaki ilk durağı olmuştur. Kudüs ve Filistin’e olan bağlılık ve muhabbet Müslüman kimliğinin aslî bir unsurudur ve dahası bu belde hem dinî, hem siyasî, hem de jeopolitik olarak Âlem-i İslam için bir hayat memat meselesidir. O nedenle, İslam dünyasına mensup aktörlerin -en başta devletlerin ve uluslararası örgütlerin- iş bu noktaya geldikten sonra hâlâ “ipe un sermeye” devam etmesi, söz gelimi, Yüzyılın İhaneti’ni sadece kuru bir “kınama” ile geçiştirmesi, Filistin’e ihanetler silsilesinin tabutuna çakılmış son çivi olacaktır. İslam dünyasının bugün vakit geçirmeden elini taşın altına sokması ve harekete geçmesi gerekiyor. Şayet bundan sonra da işler “eski tas eski hamam” olursa, muhtemelen, bir zaman sonra ortada konuşulacak bir Filistin Sorunu bile olmayacaktır.


20 Temmuz 2018 Cuma

'Yahudi ulus devlet yasası, etnik temizliğe hazırlık adımı'

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına "etnik temizliğe hazırlık adımı" ifadesiyle tepki gösterdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasını, "etnik temizliğe hazırlık adımı" şeklinde değerlendirdi.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
FKÖ ve Hamas 'Yahudi ulus devlet' yasasını kınadı
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor
Dışişleri Bakanlığı: Yahudi Ulus Devleti yasası Filistinlilerin haklarını hiçe sayıyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat'ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs'ün de dahil olduğu Batı Şeria'yı İsrail'e ilhak etmek ve Gazze'de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, "Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM'nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?" ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.

"Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasa tasarısı
İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.

Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:

"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Yahudi ulus devlet yasası hakkında, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, onaylanan Yahudi ulus devlet yasasına ilişkin, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." ifadesini kullandı.
Fuat Oktay
Twitter
 Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrail Parlamentosu, "Yahudi Ulus Devlet Yasası" adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir.
Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da paylaşımda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Oktay, "Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrailParlamentosu, 'Yahudi Ulus Devlet Yasası' adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İsrail'in 'Yahudi ulus devleti' kanununu kınıyoruz



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "İsrail Parlamentosunda kabul edilen 'Yahudi ulus devleti' kanununu en sert biçimde kınıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AA muhabirine, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail Parlamentosunda kabul edilen "Yahudi ulus devleti" kanununu en sert biçimde kınadıklarını vurgulayan Kalın, "Filistin halkını kendi anavatanlarından yalnızca fiziksel olarak değil, yasal olarak da silme çabasını ifade eden bu ırkçı adımın kabul edilmesi kesinlikle mümkün değildir." ifadesini kullandı.

Uluslararası topluma çağrı

Kalın, açıklamasında şunları kaydetti:
"İlk kıblemiz olan Kudüs'ün başkent olarak ilan edilmesi ve Filistinlileri sistematik biçimde yerlerinden etmek için yeni yerleşimlerin kurulması kararlarını tanımıyor ve İsrail hükümetinin bir apartheid devleti kurma çabalarını reddediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti olarak dost ve kardeş Filistin halkının uluslararası hukuktan doğan haklarını koruma noktasındaki kararlılığımızı tekrar ifade ediyor, uluslararası toplumu tüm dünyanın gözlerinin önünde yaşanan bu adaletsizliğe tepki vermeye çağırıyoruz."

Gazze sınırındaki gösterilerde 142 Filistinli şehit oldu

Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinli şehit oldu, 16 bin 496 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinlinin şehit olduğu, 16 bin 496 kişinin yaralandığı bildirildi.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, sınırda 30 Mart'tan bu yana yapılan gösterilerde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18'i çocuk, 2'si kadın, 2'si sağlık personeli, 2'si basın mensubu olmak üzere 142 Filistinlinin şehit olduğunu belirtti.
Kudra, gösterilerde 4 bin 190'ı gerçek mermi, 529'u plastik mermi, 7 bin 421'i gazdan etkilenme, 4 bin 356'sı şarapnel ve muhtelif şekillerde 16 bin 496 kişinin yaralandığını ifade etti.
Yaralılardan 3 bin 126'sının çocuk, bin 362'sinin kadın olduğunu aktaran Kudra, göstericilerden 391'inin ağır, 3 bin 992'sinin orta, 12 bin 113'ünün hafif yaralandığını kaydetti.
Kudra, yaralılar arasında ampütasyon vakalarının da bulunduğunu, 60 kişinin vücudunun alt bölgesinden, 1 kişinin üst bölgesinden organ ya da uzvunun alındığını, 7 kişinin de parmaklarının kesildiğini ifade etti.
Sözcü ayrıca bölgede görev yapan 58 ambulansın zarar gördüğünü belirtti.
Filistinliler, Toprak Günü'nün 42. yılı nedeniyle 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.
İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

Ürdün'de 'Yahudi ulus devlet' yasasına tepki

Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Basın İşleri Devlet Bakanı ve Hükümet sözcüsü Cumana Ganimat, Ürdün haber ajansı PETRA'da yer alan yazılı açıklamasında, "Yahudi ulus devlet" yasasının İsrail ve işgal edilmiş bölgelerdeki ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini ifade etti.
Yasanın bölgedeki adil ve kapsamlı barış seçeneğini güçleştirdiğini belirten Ganimat, yasanın daha fazla şiddet ve aşırılığa yol açacağını, Filistin halkının kendi ülkelerindeki kültürel, insani, tarihi varlığını hedefleyeceğini kaydetti.
Uluslararası topluma yasal, siyasi ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme ve söz konusu yasaya karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganimat, Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazmin haklarının uluslararası hukuka göre üzerinde değişiklik yapılamaz haklar olduğunu vurguladı.
Ganimat, Filistin-İsrail sorununun tek çözüm yolunun iki devletli çözüm olduğunu aktardı.
Muhalefetin karşı çıktığı yasa tasarısına ilişkin oylama dün sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasası



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Yasada, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" ifadesine yer verilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor

İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.
İsrail'in Filistinli vatandaşlarını temsil eden Yüksek Arap Takip Komitesi (YATK) bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu ve İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.

İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi


Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'

YATK bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu Başkanı ve 1948 Filistin İslami Hareketi Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal el-Hatib AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi ulus devlet yasa tasarısının onaylanmasını tehlikeli bir adım olarak değerlendirerek, İsrail vatandaşı Filistinliler üzerinde olumsuz etkileri olacağını söyledi.
İktidardaki aşırı sağcı koalisyon hükümetinin İsrail vatandaşı Filistinlilerin hedef alınması için tüm imkanları seferber ettiğini, şimdi de kanunen hedef alınmasını sağladığına dikkati çeken Şeyh Hatib, “Bu kanun, İsrail toplumunda var olan din ve inanç çatışmasının teyit etmiş oldu. İsrail politikaları zaten daima ‘Yahudi devleti’ esası üzerine işliyordu. İşte bugün bu tasarının kanunlaşması da bu muameleyi hukuki boyuta bürümüştür.” dedi.
Şeyh Hatib, artık İsrail vatandaşı Filistinlilerin bu kanun çerçevesinde daha fazla ötekileştirilme ve hedef alınma dairesine alınacağına vurgu yaparak, “Dolayısıyla bu kanun çok tehlikelidir ve Filistinli vatandaşlar üzerinde çok geniş bir şekilde olumsuz etkileri olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Yahudi ulus devletinin perde arkası

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
İsrail Parlamentosunda kabul edilen ‘yahudi ulus devleti’ yasasının görünen yüzü Filistinliler için ikinci Nekbe demek. Irkçı yasanın bir de yazılı olmayan maddeleri var. İşte asıl felaket orada üstü örtülü şekilde duruyor.
Yazılı maddelerle başlayalım, hepsi ırkçı.
-İsrail artık bir Yahudi devletidir.
-Tek resmi dil İbranice.
-Kudüs İsrail’in başkentidir.
-Dünyadaki tüm Yahudiler İsrail’e yani Filistin topraklarına yerleşebilir.
-Bundan sonra hukukta Tevrat kullanılacak.
-Kudüs ve Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimleri meşrulaşacak.

İsrail Filistin topraklarındaki işgal devletini 14 Mayıs 1948’de kurmuştu.

Filistinliler o günü Nekbe yani felaket günü olarak kabul etti.
Dün kabul edilen yasa Filistinlilerin ikinci Nekbe’sidir.
Yasa İsrail Parlamentosunda kabul edildi.
Orada 13 de Filistin asıllı milletvekili vardı.
Onlar yasaya şiddetle karşı çıktı.
Peki kim bunlar. İsrail madem Filistinlileri bu kadar eziyor, bir Filistinli nasıl oluyor da İsrail parlamentosuna seçilebiliyor, diye soranlar olabilir.
Filistinlilerin nüfusu 6 milyondan fazla.
Bir o kadar da 1948’de sürgün edilenlerin torunları olan ve bugün Ürdün, Lübnan ile Suriye’de mülteci olan Filistinliler var.

Yahudi Ulus Devletinin Perde Arkası

Filistin’dekiler ise 4 ayrı toprak parçasında yaşam mücadelesi vermekte.
Kudüs, Gazze ve Batı Şeria’dalar.
Bir de 48 şehirleri var.
Yafa, Hayfa, Akka, Berşeba, Umm Fahm, Ramle gibi İsrail haritasında kalan şehirler.
Buralarda yaklaşık 2 milyon Filistinli bulunuyor.
Onlar 1948’deki sürgün döneminde İsrail işgal devleti kurulurken evlerinde kalmayı başaran Filistinlilerin çocukları ve torunları.
Bu Filistinliler aynı zamanda İsrail vatandaşı.
Gazze, Batı Şeria ya da Kudüs’tekilere oranla daha şanslı gibi görünseler de tamamen ikinci sınıf insan konumundalar.
İsrail onlara ‘Filistinli’ bile demiyor, ‘İsrailli Arap’ ifadesini kullanıyor.
İşte o Filistinlilerden 13’ü Filistinlilerin oylarıyla seçilebiliyor.
Ama bu yeni yasa tüm bu hakların Filistinlilerin elinden alınmasına yol açacak.
İsrail ‘Arap’ dediği o Filistinlileri bu yasayla zorla Siyonist ordusunda asker yapmaya kalkacak.
Yahudi şeriatına biat etmeyen Müslüman Filistinliler, vatandaşlıktan çıkarılacak, evlerine, arazilerine el konulacak, hepsi sürgün edilecek.
Kudüs ve Batı Şeria’da yıllardır devam eden toprak gaspı bu yasayla birlikte 48 şehirlerinde de olacak.
Yani Filistinlilerin Filistin topraklarındaki varlığının imhası hızlanarak, 4 koldan devam edecek.

Yahudi yasasının yazılı olmayan maddeleri neler?

Kudüs’ün başkent ilan edilmesi, ABD’nin Kudüs’te büyükelçilik açması ve Yahudi Ulus Devleti yasasının kabul edilmesi. Son 6 ayda ki bu 3 gelişme spontane değil birbirleriyle bağlantılı.
Üçü de ABD, İsrail, BAE ve Mısır’ın içinde bulunduğu  “Yüzyılın anlaşması” diye adlandırılan projenin parçaları.
Bu anlaşmayla Filistinliler Gazze’den bile çıkarılarak, Sina’ya göçe zorlanacak.

Abbas'da İşin İçinde

Anlaşmanın bir tarafında maalesef Filistin Devlet Başkanı Abbas da var.
İsrail Gazze’yi abluka altında tutarken, Abbas yönetimi de aylardır Gazze’deki memurların maaşını ödemeyerek, Gazze’nin elektrik faturalarını ödemeyerek, Gazze’deki Filistinlilere ambargo uyguluyor.
Gazze Filistin direnişinin merkezi. Tüm amaç Gazze’ye biat ettirmek, bu nedenle İsrail Abbas yönetimi üzerinden de Gazzelileri cezalandırıyor.
Haziran ayında “Gazze Filistin yönetimine bağlı bu nedenle İsrail gibi Gazze’ye yaptırım uygulayamazsınız, Gazze’deki memurların maaşlarını ödeyin” diye Ramallah’ta gösteri yapan Filistinliler bizzat Abbas’ın adamları tarafından dövülerek, göz altına alınmışlardı.

Yahudi Yasası İle Filistin diye Biryer olmayacak

Projeye göre Yahudi yasalarını kabul etmeyen İsrail vatandaşı olan Filistinliler 48 şehirlerinden çıkarılacak.
Kudüs’te bir Filistinli bile bırakılmayacak.
Batı Şeria toprakları zaten 3’e bölünmüştü, yüzde 70’e yakını İsrail kontrolünde tutuluyordu şimdi tamamı İsrail haritasına eklenecek.

Geriye bir tek Gazze kalıyor.



Filistinliler ‘uslu çocuk’ olmayı kabul ederse, Kudüs ve Batı Şeria’dan sürgün edilenler Gazze’ye gönderilecek, Gazze Sina çölü ile birleştirilip yıllardır konuşulan iki devletli çözüm adı altında çölün ortasında Filistinlilere sözde bir devlet verilecek. Yani Filistin toprağı diye bir şey kalmayacak.
İşte bu nedenle Filistinliler 30 Mart’tan bu yana Büyük Dönüş Yürüyüşü adını verdikleri direnişe ısrarla devam ediyorlar.
Filistin: “Yahudi ulus devlet” yasası kabul edilemez
FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasına “etnik temizliğe hazırlık adımı” ifadesiyle tepki gösterdi.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı olduğunu vurgulayan “Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasını, “etnik temizliğe hazırlık adımı” şeklinde değerlendirdi.
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat’ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs’ün de dahil olduğu Batı Şeria’yı İsrail’e ilhak etmek ve Gazze’de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, “Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM’nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?” ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.
“Yahudi ulus devlet” yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 “hayır” oyuna karşılık 62 “evet” oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi Ulus Devlet Yasa Tasarısı

İsrail’in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki “temel kanunlarının” içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
“Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail’in başkenti Kudüs’tür.”
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan “Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir” hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, “İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır” denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail’e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948’de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

 “İsrail, Apartheid rejimi olduğunu teyit etti”

Bu kanunla beraber özgürlükler üzerinde gerilimin artacağına, örgütlenme ve siyasal yapılanma konusunda Filistinlilere kısıtlamaların olabileceğini belirten Şeyh Hatib, “İbranice resmi dil, Arapça da özel dil muamelesi görecek. İsrail’in Yahudi devleti sayılması da Filistinli vatandaşların ikinci sınıf vatandaş sayılması ve hiçbir hakka sahip olamayacağı anlamına geliyor. Halbuki Arapça bu toprakların asıl dili, Filistinliler de bu ülkenin asli unsurlarıdır.” dedi.
Şeyh Hatip, İsrail’in Apartheid (Irkçı, ayrımcı devlet) rejimi olduğunu bu kanunla teyit ettiğini belirterek, “İsrail eskiden beri bir Apartheid rejimi olarak varlığını sürdürüyordu, şimdi bu kanunla da bu Apartehid rejimi olduğunu pekiştirmiş oldu.” ifadelerini kullandı.
Filistinli mültecilerin ana vatanlarına geri dönmesini engelleyen İsrail’in dünyadaki Yahudilere kapılarını açtığını belirten Şeyh Hatip, “Bu kanun, dünyanın dört bir tarafından İsrail’e Yahudi göçünün önünü açarken, Filistinlilerin kendi vatanlarına, kendi ülkelerine dönmesini engelliyor.” şeklinde konuştu.
“Yahudi Ulus Devlet yasası Batı Şeria’yı da hedef alıyor”
Öte yandan İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden İsrail parlamentosundaki Ortak Arap Listesi Bloku Milletvekili Mesud Ganayim de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi Ulus Devlet yasasının sadece İsrail vatandaşı Filistinlileri hedef almadığını bilakis işgal altındaki Batı Şeria’yı da hedef aldığını söyledi.
Milletvekili Ganayim, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasanın tam olarak, ‘İsrail devletini’ değil ‘İsrail topraklarını’ vatan olarak öngördüğünü ve tam olarak “İsrail toprakları (Tarihi Filistin topraklarının tamamı) Yahudi halkının tarihi vatandır.” cümlesinden oluştuğunu ifade etti.
Kanunun İsrail topraklarının sınırlarını belirtmediğini, dolayısıyla ‘İsrail devleti’ yerine ‘İsrail toprakları’ söyleminin kullanıldığını belirten Ganayim, Tarihi Filistin topraklarının tamamı yani Batı Şeria da dahil olmak üzere tüm bölgeyi hedef aldığını vurguladı.
Ganayim, başta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olmak üzere İsrailli yetkililerin geçen yıllar boyunca Batı Şeria’yı da İsrail’in bir parçası olarak gördüklerini deklare ettiklerini hatırlatarak, “Kanunu tasarlayan ve onaylayan sağcı milletvekillerine göre, Batı Şeria da İsrail’in bir parçası. Bu gizli bir şey değil zaten, her açıklamalarında dile getiriyorlar.” dedi.
Kanunun İsrail’in Filistinli vatandaşlardan temizlenmesini öngören kanunun apartheid rejimini kökleştirdiğini ve ayrımcılığı arttıracağını belirten Ganayim, “Bu kanun İsrail’in 1948’den beri izlediği politikaları meşrulaştırıyor ve Filistinli vatandaşları ikinci sınıf görüyor.” ifadelerini kullandı.
Ganayim, kanun metninde tek bir defa dahi “demokrasi” veya “eşitlik” kelimelerinin olmadığını belirterek, “Bu kanun bizim yıllarca buradaki demokrasinin sadece Yahudiler için geçerli olduğu şeklindeki sözlerimizi teyit ediyor. İsrail demokrasi söylemini sadece Araplara karşı işlediği suçları örtmek için bir örtü olarak kullanıyordu.” dedi.
Uluslararası topluma İsrail’e karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganayim, Ortak Arap Listesi Bloku olarak da kanunun iptal edilmesi için gerekli çalışmaları yürüttüklerini ve gerekirse İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurabileceklerini söyledi.
Muhalefetin karşı çıktığı, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulus devlet yasa tasarısı



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi ana vatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde, "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda "İsrail tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Mısır'ın uzlaşı teklifinin detayları belli oldu

Mısır tarafından sunulan ve en geç 5 hafta içinde ulusal birlik hükümeti kurulmasını da öngören Filistin uzlaşı teklifi, 4 aşama ve 10 maddeden oluşuyor.
Filistin'deki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan Mısır'ın uzlaşı teklifinin 4 aşama ve 10 maddeden oluştuğu bildirildi.
AA muhabirinin siyasi bir kaynaktan edindiği bilgiye göre, Hamas'ın kabul ettiğini açıkladığı Filistin uzlaşısına dair Mısır'ın sunduğu teklifin detayları ortaya çıktı.
Uygulaması yaklaşık iki aya yayılan Kahire'nin teklifi toplam 4 aşama ve 10 maddeden oluşuyor.
Gazze'ye uygulanan cezai yaptırımlar ivedilikle kaldırılmalı
Bir haftada uygulanması planlanan ilk aşamada, Gazze'ye uygulanan cezai yaptırımların ivedilikle kaldırılarak, memur maaşlarının tamamen ödenmesi ve bakanlıkların Gazze'deki işletme bütçelerinin ödenmesi ve elektrik santrallerine vergisiz yakıt sağlanması konuları çözüme kavuşturulacak.
İdari ve hukuki komisyonun uzlaşıyla almış olduğu karar uygulanıncaya dek, mevcut yapıda herhangi bir değişiklik yapılmaksızın, bakanlar bakanlıklarına dönüş yapacak.
İlk aşamanın son maddesinde ifade edildiği üzere en fazla 5 hafta içinde tamamlanmış olmak kaydıyla ulusal uzlaşı hükümetini kurma görüşmelerine başlanacak.
Hamas, sınır kapılarındaki engellemelere son vermeli
Üç hafta sürmesi planlanan ikinci aşamada da komisyon, Filistin'deki taraflara ve hükümete uygulamaya geçilmesi için yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını teslim edecek. Bu arada maaş politikası, Batı Şeria ve Gazze'deki tüm memurlara uygulanacak. Bu aşamanın üçüncü maddesine göre Hamas Hareketi, Gazze'de kendi atadığı güvenlik memurlarının maaşlarını ayırarak, vergilerden kalanını Filistin hükümetine teslim edecek. Bu aşamanın son maddesindeki sınır kapılarına ilişkin verilen teklifte, Hamas'ın, İsrail ve Mısır'la olan Gazze sınır kapılarındaki engellemelerinin kaldırılması gerektiği belirtiliyor.
Teklifin üçüncü aşamasının ilk maddesi, yaklaşık bir ay sürmesi planlanan konular arasında Mısır'ın gözetiminde Batı Şeria ve Gazze'den güvenlik komisyonlarının bir araya gelerek güvenlik konuları ve uygun mekanizmaların kurulması yönünde çalışmalar yapılmasını içeriyor.
Yargı ve Filistin topraklarının yönetimine bakan kurumların birleştirilmesi
İkinci maddede ise her iki taraftaki yargı ve Filistin topraklarının yönetimine bakan kurumların birleştirilmesine dair Hamas ve Fetih tarafından uzmanların bir araya gelerek çalışmalar yapması isteniyor. Taraflar bu konuya ilişkin görüşmeleri de yine Mısır'ın gözetiminde yürütecek.
Mısır'ın uzlaşı teklifinde sunduğu konuların son aşamada tek madde altında toplandığı görülüyor.
Buna göre Mısır'ın başkenti Kahire'de toplanacak Filistin Kurtuluş Örgütünün Geliştirme ve Aktivasyon Komisyonu, 2011'deki anlaşmada geçen konuların icrası için uygun mekanizmanın kurulması üzerine çalışmalarda bulunacak.
Söz konusu anlaşmaya göre Ulusal Meclis, seçimler, yasama meclisi, Batı Şeria ve Gazze'deki toplumsal uzlaşı, kamu özgürlüklerine ilişkin konular ele alınacak.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin ofisinden bugün yapılan açıklamada, Heniyye'nin, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'i telefonla aradığı ve Hamas'ın geçen hafta Mısır tarafından sunulan Filistin uzlaşı önerisini kabul ettiğini ilettiği belirtilmişti.
Gazze'de yönetimi 2007'de devralan Hamas, Batı Şeria'daki Filistin hükümetinin Gazze'deki memurlardan işe gitmemelerini istemesi üzerine yaklaşık 40 bin memur atamıştı.

"Memur maaşları dosyası" Hamas ile Fetih arasında geçen yıl 12 Ekim'de, Filistin'deki bölünmüşlüğü bitirme amacıyla imzalanan son uzlaşı anlaşmasında da aksaklıklara neden olmuştu.

11 Ekim 2017 Çarşamba

PKK VE KURUCU ORTAKLARI ABD VE AVRUPA HAKKINDA

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Merhaba 
Bugün Sizler çok önemli Hatta Ülkemiz ve Bu Ülkede yaşayan Herkesi ilgilendiren bir konuyu PKK'yı anlatacağım.Bu anlatıma geçmeden önce Araştırma ve Belgeleri ile sunum yapacağım.

Öncelikle bulunduğumuz bölge Ortadoğu,Binlerce yıl Önce Müslüman olmuş Müslüman olmayanlar azınlıkta kalmış,Hıristiyan,Yahudi,Ateşperest,Mecusi vs.Fakat hiçbir zaman Müslümanlar tarafından rahatsız olmadan yaşamışlardır.Bunun En büyük kanıtı Bin yıldır halen var olmalarını gösterebilriz.

Önce İslam devletleri,Sonra Selcuklu,Osmanlı bu topraklarda yüzlerce yıl kansız bir şekilde idare etmişlerdir.Osmanlı'nın yıkılışı ile Yüzlerce Devlet Devletcik kurulmuş,100 yıldır Ortadoğu coğrafyasında kan ve gözyaşı hiç dinmemiş.

Bunun En büyük sebeblerinden bir tanesi Yeraltı ve Yerüstü zenginlikleri ile dolu bu topraklara Göz diken Avrupalılar'ın 1570 yılından başlıyarak Müslümanlar arasında Fitne tohumları ekerek Dini tarikat ve mezhepler oluşturarak Sahte Müslüman toplulukları ve yöneticileri yetiştirmeleri.
Bu topraklar Osmanlı toprağı ve Bu güçlü imparatorluğu yıkmadan bu toprakların zenginliklerini çalamayacaklarını biliyorlardı.Bunuda önce Sahte din siyaseti özerinden başladılar.
Başarılıda oldular,Zaman zaman Osmanlıda şeyhler ve tarikatlar isyanlarda bulunmaya başlıyor.Her severinde bu sahte din adamlarına karşı başarılı olan Osmanlı karşısında Dinin yanında Etnik kimliklerde kaşınmaya başlanıyor.
Bu konuda Ermeniler,Bulgarlar,Yunanlılar,Sırplar,Kürtler,Suud hanedanlığı,ve Osmanlı'nın para ve krallık ile kandırılmış paşalarını kullanıyorlar.

Bu konuda 1900'lü yıllara kadar başarılı olamayan Avrupalılar,Bulgarisyan ve Yunanistan gibi balkanlarda devlet kurmayı başarıyorlar kendileri yerine burada kurulan devletcikleri Osmanlı'nın önüne atıyorlar.

Sıra gelmişti Ortadoğu'ya Direnen Osmanlı'yı İçeriden isyan ve Ayaklanmalar ile dışarında savaşarak yıkmış Anadolu bile igal edilmişti.Birleşmiş Avrupalıya karşı çaresiz kalan Osmanlı teslim olmuşken Anadolu'da tekrar doğan güneş Türkiye Cumhuriyet'inin kurulması ile devam edecekti.

Kurulduğunda Askeri zayıf Silah ve cephanesi olmayan,parası olmayan,halkı perişan Genç Türkiye Büyük atılımlar yaptı.Kısa zamanda kendini toplamayı başardı.Bunu gören Avrupalılar ve Amerika Türkler ayağa kalkarsa Tüm kazanımlar elden gider korkusu ile 1945 yılından sonra ajan ve casuslar aracılığıyla devletin tüm kılcal damarlarına sızmaya başladı.STK'lar kuruldu,gazeteler,dernekler,vakıflar kuruldu.Hemen hemen her kesim ve etnik kimlikler üzerinden guruplaşmalar ve çalışmalar başlatıldı.Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bağımsız ve faydalı bir icraata kalkışsa bu STK'lar harekete geciyor gazeteler büyük bir yaygara ile hükümetin elini kolunu bağlıyordu.Kurulduğunda savaş uçağı yapıp satan Türkiye Cumhuriyeti 1960'larda hiçbirşey yapamaz hale getirildi.Bu arada Türkiye Nato Üyesi bir Ülke Gümrük Birliği Marshall yardımları ile ayakta kalan sanayi ve ticaretinde Dışarıya bağımlı bir ülke haline getirildi.Ülkede Birşeyler yapmak isteyen bir hükümet olduğunda İçerideki taşeron örgüt ve Stk'lar devreye giriyor kaos ortamı yaratılıp Askeri darbeler İle Hükümetlere son veriliyordu.

Ama her defasında sivilleşme olduğunda halk Avrupalı'nın ve Amerika'nın istemediği Hükümetleri seciyordu.Bunun bir gün sorun olacağını gören Amerika zaten içeride 1000 lerce hazır olan adamları ile Marjinal silahlı Türkiye Cumhuriyetine kafa tutan örgütler kurdular silanlandırdılar.Örgütlerin Türkiye içinde yaptığı eylemler ve çatışmalarda 50,000 İnsanımızı katlettiler ve Milyarlarca dolar zarara uğramamıza sebep oldular.Türkiye hep zayıf kaldı.Güçsüz oldu.
Türkiye'de bütün bunlar olurken Petrol kaynağı Ortadoğu'da durum neydi.
Türkiye'nin güneyinde 2 devlet kuruldu.Suriye ve Irak,Doğusunda İran kuruldu.
Öncelikle İran ve Irak birbiri ile savaştırıldı milyonlarca müslüman birbirini öldürdü.
Sonra Irak'ta ve Suriye'de etnik kimlik üzerinde çeteler kurdurulup bu ülkeleri de bölmek için müslüman müslümana kırdırıldı.Filistin topraklarına İsrail denen Yahudi bir devlet kurularak Avrupa ve Dünyanın değişik yerlerinde dağınık yaşayan Yahudiler bu topraklara getirildi.
İsrail Devleti kuruluyor
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında soykırıma uğratmasından sonra Avrupa’nın Yahudiler için hiç de güvenli bir yer olmadığı iyice ortaya çıkınca, o ana kadar katı mülteci politikalarıyla Holocaust’a dolaylı yoldan katkıda bulunan ABD Başkanı Harry Truman, Batı’nın diyetini, Müslüman Arapların ödemesi için ilk adımı attı ve Filistin’e Yahudi göçüne ciddi kotalar koyan Britanya’dan 250 bin Yahudi'nin ‘derhal’ Filistin'e girmesine izin verilmesini ve göç limitlerinin kaldırılmasını talep etti. Bu baskı üzerine herkese mavi boncuk dağıtarak oluşturduğu kördüğümü çözemeyen Britanya konuyu 1947’de Birleşmiş Milletler’e (BM) götürmek zorunda kaldı.
O tarihlerde Filistin’de yaklaşık 1 milyon 200 bin Arap ve 600 bin Yahudi yaşıyordu. Ancak paylaşılacak coğrafya çok küçüktü ve taraflar birbirlerinden nefret ediyorlardı. Sonunda Filistin'i parça parça da olsa aşağı yukarı eşit iki parçaya bölen bir plan BM Özel Siyasi İşler Komitesi'ne sunuldu. Yüzölçümü bakımından bakıldığında plan Araplar için 1936’da Peel Komisyonu’nun önerisinden kötüydü. Ancak nüfus kombinasyonu bakımından da Yahudilerin aleyhine durum vardı. Çünkü Yahudi devletinde 498 bin Yahudi’ye karşılık 407 bin Arap yaşayacaktı. Filistin devletinde ise 725 bin Araba karşılık sadece 10 bin Yahudi yaşayacaktı. Nüfusun geri kalan kısmı ise BM denetimindeki Kudüs bölgesinde kalacaktı. Kudüs’ten vazgeçmek ise Yahudiler için de Araplar için de çok zordu.
Araplar duruma şiddetle itiraz ettiler ama Yahudi tarafı planı kabul etmeye karar verdi. 29 Kasım 1947 günü BM Genel Kurulu’nda 13 ret, 33 kabul (10 üye yoktu) oyuyla aldığı 181 (II) nolu kararla Filistin, Arap ve İsrail devletleri arasında bölündü. Karara göre azınlıklar korunacak, Filistinlilerin ekonomik gelişmesi için adımlar atılacak, Kudüs’e uluslar arası özel bir statü verilecekti. Yine karara göre, her iki devlet daha önce Filistin’in taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalar ve konvansiyonlara bağlı olacaktı. Böylece Balfour Deklarasyonu bir kez daha teyid edilmiş oluyordu.
Arapların Büyük Felaketi: ‘Nakba’
Ancak güçlerini abartan Filistinliler ve Araplar BM’nin bu kararını reddettiler. Yahudi tarafının buna cevabı 1937’den beri zaman zaman başvurdukları tedhiş eylemlerini sistematik hale getirmek oldu. 1948 yılı boyunca para-militer ‘savunma/saldırı’ örgütü Hagannah ve İrgun, Lehi, Stern gibi çetelerin eylemleri sonucu yüz binlerce Filistinli evlerinden kaçmak zorunda kaldı. Bu büyük kaçış, Filistin tarih yazımında ‘Nakba’ (Büyük Felaket) adıyla anıldı.
Askeri zaferler Siyonistleri cesaretlendirdi ve 14 Mayıs 1948’de BM taksim planında kendilerine öngörülen bölgede İsrail Devleti’ni ilan ettiler. Açıklamanın ertesi günü Suriye, Ürdün, Mısır, Lübnan ve Irak, İsrail’e karşı savaş açtı. 1948-1949 Arap-İsrail Savaşı’nı İsrail kazandı ve BM taksim planında Filistinlilere ayrılan toprakların bir bölümünü de işgal etti. Filistin’in güney ucunu oluşturan 6-8 kilometre derinliğindeki 363 kilometrekarelik bir şerit olan Gazze de Mısır’ın eline geçti. Savaş sırasında Arap Birliği’nin gi¬rişimi ile kurulan Filistin Ulusal Konseyi, 1 Ekim 1948’de başkenti Kudüs olan Filistin Devleti’ni ilan etti. Ancak egemen olacağı bir toprak parçası olmadığından bu devletin ilanı kâğıt üzerinde kaldı. Bunlar olurken, Türkiye Filistin Devleti’ni de İsrail’i de tanıdı. Ama biri hayali devlet diğeri somut devlet olduğu için, zaman içinde İsrail’le ilişkilerini kurumsallaştırdı.

Bundan sonra yaşananları anlatmaya yer kalmadı ne yazık ki. Belki ileride yine bu konuya dönmek mümkün olur.
İsrail Kurulduktan sonra Libya'dan Pakistan'a Yemen'den Türkiye'kadar olan bölgede akan kan ve gözyaşı daha'da arttı.Çünkü İsrail tüm müslüman ve Arapları Tehdit olarak algılıyor.Ülkeler içinde karışıklık çıkarıyor,örgüt ve çeteler kurarak arap ülkelerinin hiçbir şekilde güçlenmesini istemiyordu.

İsrail'in büyük Siyonist planı.

İsrail Büyük İsrail kurma peşine düştü.Siyonist'liğin fikir babası Theodor Herzl
'in büyük İsrail projesini gerçekleştirmek.Nil Nehri'nden Başlayıp Fırat'ın doğusunda kurulmak istenen BÜYÜK İSRAİL....

Bu kolay değildi,Çünkü bu topraklar Suriye Irak,İran ve Türkiye'de bulunuyordu.Bunu başarmak için dış güçlerin desdeğine ihtiyaç vardı.Siyonist Diaspora bunada çözüm buldu Amerika.Süper güç Amerika Artık İsrail lobisinin Emrinde idi.Önce İran ve Irak savaştırldı zayıflatıldı.Sonra Irakta kürt hareketleri başladı.Bu hareket İran Suriye Irak ve Türkiye'den toprak talep ediyor,Kürdistan adında devlet kurmak istiyordu.Her Ülke'de farklı isimlerde Kürt'lere bağımsızlık adı altında farklı örgütler kuruldu.Irak'da KDP VE KYB adı altında iki hareket.Türkiye'de PKK,Suriye'de 1957 (KDP)
İran'da İKDP Adında örgütler kurulmuş finansmanını Amerika üzerinden İsrail yapmıştır.

Bugüne gelindiğinde bu saydığımız örgütler Dünya'nın 3/4'ünden silah para lojistik ve siyasi desdek görmektedir.Hatta IKBY'nin 25 Eylülde yaptığı Referanduma sadece İsrail desdek vermiştir.
Amerika el altından desdeklemektedir.80 yıldır yerlerinden edilen,katledilen,Nüfus olarak çoğalmak bir tarafa devamlı azalan milletler çok daha büyük tehlike içerisinde.Bu Tehlike Kürtleri korumak ve bağımsızlık getirmek adına yapılan Kürdistan hareketi.Tehlike diyorum çünkü asıl amaç Kürdistan değil Büyük İsrail.

Büyük İsrail'in kurulması için Bu 4 Ülkeden en zoru Türkiye Cumhuriyeti Çünkü Burada Kürtler zaten Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetebiliyor,Genelkurmay Başkanı,Cumhurbaşkanı olabiliyor,Eğitim,sağlık verleşim ve Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı'nın Tüm haklarından faydalanabiliyor.Türkiye Cumhuriyeti zaten Kürtlerin Devleti ve Toprağı.

Suriye ve Irak'ta çok zorlanmadılar fakat Türkiye'de çok zorlanacaklar.Bunu'da başarmak İçin Önce Kürtler'in genetiğiyle oynayıp Türkler'den ayırmaları gerekiyordu.Önce Marksist bir PKK kuruldu.İlginçtir PKK kurulduğunda ilk iş Doğuda eyleme başladı ilk Kürtler'i katletti.Çünkü önce kürtler PKK'ya biat etmesi boyun eğmesi gerekiyordu.Yoksa nasıl Kürtler'in Temsilcisi olacaktıki.


Mardin'de PKK'nın gerçekleştirdiği katliam

PKK Kürtleri katlederken Türkiye'de konuşlanmış STK ve Diğer örgütler Devleti saçma sapan konularla meşgul edip Bölgeye eğilmesini engellemeye çalışıyordu.Devletin Kılcal damarlarına kadar İşlemiş yabancı aşıkları ajanlar hiç boş durmuyor.Arka planda PKK'ya desdek oluyor,Ön planda PKK'ya lanet okuyup Türk Kürt Kartını oynuyorlardı.PKK kurulduğunda 1 yahudi 4 Ermeni 1 Kürt'den oluşuyordu.Kaçırdıkları veya kandırdıkları Kürt gençlerini öne sürerek Sanki Bütün Kürtler PKK'lı imajı çizerek Batıda Kürt düşmanlığını körüklemeye çalışıyorlardı.Hatta Türkiye'de Siyasi partiler Bizim arkamızda kandil var diyerek aldıkları oyların kandil desdekcileri tarafından verildiği mesajını verdiler.Türkiye'de Çözüm süreci başladı PKK'nın siyasi ayağı Belediye başkanlıkları almış,Mecliste temsil ediliyordu.Kürt ve Türkleri Ayrıştırma Planı tıkır Tıkır İşliyordu,Bu arada HDP-BDP (PKK) li belediyeler Teröristlere açıktan lojistik sağlık ve Para yardımı yapıyor.PKK'lılar ve aileleri Belediyeden yiyecek ve para yardımları alıyor kritik noktalarda işe başlıyordu.PKK gibi düşünmeyen Kürtler teçrit edilip hatta katlediliyordu.Kültür merkezi adı altında Aile ve akrabalık ilişkileri sorgulanıyor.Kadınların kocalarından boşanıp dağa çıkarak Büyük kürdistan için mücadele etmeleri aşılanıyor.Yuvalar yıkılıyor çocuklar yetim kalıyordu.
Bütün Bu organizasyonu yapan Amerika-İsrail ve Türkiye'de uzun yıllar Din adına faaliyet gösteren Fetö,Pkk ve uzantıları üzerinden Türk Kürt Ayrıştırılıp iç savaş planlanıyor.Halk birbirini kırdıktan sonra Amerika Demokrasi-Barış adı altında bölgeye el koyarak ileride İsraile peşkeş çekmek için alt yapı hazırlıyordu.(Irak Kürdistan referandumu'ndan sonra Erbile gelen 2000 yahudi var gelmesi beklenen 200.000)


Bu plan Devlet tarafından fark ediliyor,çözüm süreci bitirilerek PKK-FETÖ ve yandaşlarına karşı tavizsiz bir mücadele başlıyor.Bölge yeniden imar ediliyor,teşvikler ile desdekleniyor,Silah gölgesinde yaşayan Kürtler nihayet nefes alıyordu.Kürtler Devlet'ten yana tavır koyuyordu.
ABD Türkiye'yi en sona bıraktı,Önce Suriye ve Irak halledilmeliydi,Öyleye Türkiye en zoruydu.
Suriye ve Irakta birleşik bir Kürt devleti kurulursa Türkiye Kürtleri bundan etkilenir ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı ayaklanırdı.Suriye'de PKK'nın kolu PYD ve YPG'ye 5500 Tır ağır silah verdi.DEASH ile mücadele adı altında.Bu silahların 5/1 i yeterdi zaten buna asıl amacı Amerikaya bağlı Bir Kürt ordusu kurmak.Kürtleri kullanarak Türkiye'ye savaş açmak.İşi Bitincede Kürtleri getirdiği yerleşimcilere boğdurmak.Tarihte 100'lerce örnek bulabilirsiniz.ABD'nin sattığı halklar için.

Türkiye Oyunu Gördü ve Suriye'ye girerek (Fırat Kalkanı) Birleşik Kürdistan'ın önünü kesti.
Irak'ta referandum yapıldı Sözde Kürdistan bayrakları yanında İsrail bayrakları sallanarak Kürlere İsrail kardeşliği provası yapılmış oldu.

Irak referandum'unun hemen Öncesinde  İran'da Kürler harekete geçirildi,Yaklaşık 20 yıldır İran’a karşı silah kullanmayan İKDP birden bire neden silaha sarıldı? Kurulduğu 1946 yılından sonra Tahran’a karşı silahlı mücadeleye başlayan İKDP 1996’da Irak’ın kuzeyinin Kürtlerin denetimine girmesiyle silahlı mücadeleyi Irak Kürtleri zarar görmesin diye bıraktı. Kürt liderler Celal Talabani ve Mesut Barzani tarafından bölgeye davet edilen İKDP silahlı gücünü alarak Irak Kürt bölgesine yerleşti.
Yıllardır aileleriyle birlikte Kürt bölgesindeki kamplarda yaşayan İKDP’liler silahlı gücünü dağıtmadı. Muhtemelen günün birinde İran’a karşı yeniden silahlı mücadele verebileceklerini düşündüler. İşte bu düşünce haziran ayının ortalarında Şino’da hayata geçti. Ancak çatışmaların geçmişi bir yıl öncesine dayanıyor. İKDP önceki yıllarda silahlı gücünü yeniden İran’a gönderme kararı aldı. Peşmergeler hem yeniden kamp kuracak, hem de yerleşim birimlerine inerek, siyasi çalışma yapacaktı. Bu plan doğrultusunda peşmergeler gruplar halinde İran’a gitmeye başladı.
Bölgeye yeniden yerleşen peşmergeler İran güçleriyle çatışmaya başladı. Yaygın inanış bu saldırıların arkasında başka güçlerin olduğu yönünde.

Büyük İsrail'in Kurulma Çabaları
Büyük İsrail İçin Mücadele Edenler Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan İtiraf Ediyor. Kürt Dini Lider Alparslan KUYTUL Hocaefendi'nin Açıklamaları.


Kısaca Konuyu Şu Cümleler İle sonlandıralım.Burada Bütün gayret Kürtlerin bağımsızlığı veya özgürlüğü vs. değildir.Asıl amaç bölgeyi parçalayıp zayıflatıp İsrail'in işgaline hazırlamaktır.
Türkiye'deki Kürt kardeşlerime sesleniyorum.Kürtler ve Türkler 1000'lerce yıldır ortak değerler üzerinde birlikte yaşamakta et ile tırnak gibi birbirine geçmiştir.Kim Kürt Kim Türk Bunu ayırmak mümkün değildir artık.
Kürtlük ve Türklük ancak birlikte yaşamak,Ortak değerlerde buluşmak ve vatan millet sevgisinin en iyi şekilde teşkil edilmesinde belli olacaktır.

Unutmayın Bugün PKK içinde Pkk'nın Siyasi kanadı HDP ve BDP içinde Türkler en az Kürtler kadardır.
Mesele Kürt meselesi olsaydı,Bu Türkler'i ne yapacağız.?.....

Sağlıcakla kalın
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html