BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
İbrahim Kalın sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İbrahim Kalın sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

11 Eylül 2018 Salı

İbrahim Kalın'dan önemli açıklamalar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Kalın, karma eğitimin kaldırılacağı yönündeki iddialarla ilgili bir soruya, 'iddialar doğru değil, karma olmayan okullar da olabilir ama hiç kimse hiçbir veliye bir şey empoze etmiyor' şeklinde yanıt verdi.




Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı sona erdi. Toplantı sonrası Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın değerlendirmelerde bulundu.

Kalın'ın açıklamalarından önemli başlıklar;

Türk ekonomisiyle ilgili panik havasının olmadığını ifade etmek istiyorum. Türbülans gibi görülen dönemin de kısa sürede aşılacağından eminiz.

Kasım ayı içerisinde ikinci 100 günlük icraat programı açıklanacak.


YENİ ÖĞRETİM YILI


Pazartesi günü bütün güvenlik önlemlerini alacağız. Yeni döneme 60 bin temizlik, 20 bin sivil güvenlik görevlendirilecek. Öğrencilere yeni öğretim yılında başarılar diliyorum.


TAHRAN ZİRVESİ


Bizim beklemediğimiz şekilde zirve canlı yayınlandı. Bu da hayra vesile oldu. Cumhurbaşkanımızın gayretini tüm dünya görmüş oldu. 

İdlib'in Güney uçlarından itibaren süren saldırıları görüyoruz. Cumhurbaşkanımızın bir ABD gazetesinde yazdığı yazıda olduğu gibi dünyanın elini taşın altına koyması lazım.

İdlib'e yönelik saldırı her şeyden önce şu ana kadar devam eden siyasi süreçleri dinamitleyecektir, ciddi bir güven bunalımına yol açacaktır


'AVRUPA'YI DA ETKİLER'


İdlib'e yönelik saldırı sadece insani felakete yol açmaz. Ciddi diplomatik ve siyasi sonuçları da olur mesajını ilettik. 

Yüz binleri kapsayacak göç dalgası başka koplikasyonlara yol açar. Bu göç Avrupa'yı da etkilker. İnsani duyarlılık gösteren tarafın Türkiye olduğu açık ve net ortada.


'DÜNYAYA ÇAĞRIMIZ....'


Çağrımız, dünya kamuoyunun, Batılı ülkelerin, Amerika Birleşik Devletleri'nin, bölge ülkelerinin, bu konuda eş güdüm ve koordinasyon içerisinde hareket ederek İdlib'e yönelik muhtemel bir saldırıyı durdurmasıdır.


ABD'NİN SKANDAL FİLİSTİN KARARI


Bu hamle Trump yönetiminin taraf olduğunu teyit ediyor. Bu hamle ABD'nin tarafsız arabuluculuk ilkesini yitirdiğini gösteriyor. Filistin halkına haksızlık olarak değerlendiriyoruz. 

Elimiz kolumuz bağlı değil. Cumhurbaşkanımız bununla ilgili bir çalışma başlatmıştı. Dünyadaki diğer liderlerle görüşmeye devam edecek.

İşgal altında yaşayan Filistin halkının, şu veya bu gerekçeyle tekrar bir yalnızlığa, izolasyona, ambargolara maruz kalması asla ve asla kabul edilemez. Filistin halkının öz yurdunda adeta bir parya haline getirilmesi, bütün insanlığın vicdanını sızlatmalıdır.

Filistin halkının bir bütün olarak iradesini dikkate almayan hiçbir çözümün çözüm olmayacağını herkesin bilmesi gerekiyor.


AVRUPA'NIN MÜLTECİLERE KARŞI 10 BİN KİŞİLİK GÜÇ KURACAĞI İDDİALARI


10 bin kişilik güç konusunu biz de haberlerden okuduk. Olaya insani noktadan ziyade, güvenlikçi noktadan baktıkları hissi uyandı bizde. 

Umarım yanılıyoruzdur. Mülteci meselesinde Avrupa ülkelerinin takındığı tavrı dikkate aldığınızda, bunun dışıında bir yaklaşımları olmadığını görüyoruz.


KARMA EĞİTİMİN KALDIRILIMASI SÖZ KONUSU DEĞİL


Karma eğitim sistemi devam ediyor. Bunun yanında karma olmayan eğitim de verilebilir. Bu tamamen gönüllük esasına bağlı olarak hem eğitim veren kurum açısından böyledir hem de oraya çocuklarını gönderecek aileler açısından, çocuklar açısından... 

Dolayısıyla burada opsiyonları çoğaltmak suretiyle bir demokratik görev yerine getirilmiş oluyor.


KURUL ATAMALARI


Yakın zamanda yapılacak. Bunları önemsiyoruz. Farklı kesimlerden katkı sunabilecek uzmanların yer alacağı kurullar sistemi olacak. Eğitimden, teknolojiye, kültür sanata kadar çalışmalar yapıldı. Yakında atamalar olacak.


TRUMP İLE ERDOĞAN GÖRÜŞECEK Mİ?


New York ziyaretinde Trump ile görüşme planlaması yok.

Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili açıklama!

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, emeklilikte yaşa takılanlarla (EYT) ilgili MHP'nin vereceği teklif hakkındaki soruya yanıt verdi. Kalın, bugünkü toplantıda konunun gündeme gelmediğini ifade etti.

İbrahim Kalın, toplantı sonrası gerçekleştirdiği basın toplantısında, EYT (emeklilikte yaşa takılanlarlar) ile ilgili bir soru üzerine şu ifadeleri kullandı:


EYT'LER KONUSU BUGÜN GÜNDEME GELMEDİ


Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) konusu şu anda hükümetin gündeminde yok. Teklif geldiğinde Ekim ayında bakılır. Ama bunun maliyeye üreteceği maliyeti de dikkate almak durumundayız. Bugün bu konu gündeme gelmedi.


MHP, EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLARLA İLGİLİ MECLİS'TE TEKLİF SUNACAK


Emeklilikte yaşa takılanlar için MHP'den de olumlu sinyal gelmişti.

Teklif sahibi MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem, ''1 Ekim'de Meclis açıldığında, bütün partilerin bu konu ile ilgili hassasiyetini ortaya koyup problemi çözmek için gereğini yapacaklarına inanıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Gündemimizde Emeklilikte Yaşa Takılanlarla İlgili Bir Konu Yok

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Son Dakika! Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, emeklilikte yaşa takılanlar ile ilgili hükümetin gündeminde bir konu olmadığını dile getirdi.





Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı sonrası Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın değerlendirmelerde bulundu. 

Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili gelen soruya Kalın, "Bu konu bugün gündeme gelmedi. Hükümetin gündeminde de yok. Gündeme gelince bakılır. Bütçeye üreteceği maaliyeti dikkate almak lazım." yanıtını verdi.
Kalın'ın açıklamaları şöyle:


"EKONOMİMİZ DIŞARIDAN GELEN ETKİLERE RAĞMEN BÜYÜYOR"


Türk ekonomisi uluslararası yatırımcılara güven veren bir ekonomi olarak yoluna devam etmektedir. Ekonomimiz dışarıdan gelen etkilere rağmen büyüdüğü görülüyor. 

Bilindiği gibi ekonomimiz 5,2 oranında büyüdü. Ekonomi ile ilgili bir panik havası yok. Bu türbülans olarak adlandırılan dönemi de aşacağımızı belirtmek isterim.


"CUMHURBAŞKANIMIZIN GAYRETİNİ TÜM DÜNYA GÖRMÜŞ OLDU"


Bizim beklemediğimiz şekilde zirve canlı yayınlandı. Bu da hayra vesile oldu. Cumhurbaşkanımızın gayretini tüm dünya görmüş oldu. İdlib'in Güney uçlarından itibaren süren saldırıları görüyoruz.

Cumhurbaşkanımızın bir ABD gazetesinde yazdığı yazıda olduğu gibi dünyanın elini taşın altına koyması lazım. İdlib'e yönelik saldırı sadece insani felakete yol açmaz. 

Yüzbinleri etkileyecek bir göç dalgası başka komplikasyonlara da yol açar. Göç dalgası Avrupa'yı da etkiler. İnsani duyarlılık gösteren tarafın Türkiye olduğu açık ve net. Beklentimiz tüm tarafların yapıcı katkı sunması.


"CUMARTESİ GÜNÜ CUMHURBAŞKANIMIZ AZERBAYCAN'I ZİYARET EDECEK"


Cumhurbaşkanımız BM'nin ardından Almanya'da devlet ziyareti gerçekleştirecek. New York'tan doğrudan Almanya'ya geçecek. Almanya ile köklü ilişkilerimiz var. Güçlü bağlarımızın olduğu bir ülke. Avrupa'nın lider ülkelerinden biri. 

Bu ziyareti önemsiyoruz. Pozitif olarak gideceğiz. Alman mevkidaşlarımız da kapsamlı hazırlık yapıyor. İki ülke ilişkilerine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Cumartesi günü Cumhurbaşkanımız Azerbaycan'ı ziyaret edecek.


"ABD'NİN TARAFSIZ ARABULUCULUK İLKESİNİ YİTİRDİ"


ABD'nin Filistin Kurtuluş Örgütü ile ilgili kararı - Bu hamle Trump yönetiminin taraf olduğunu teyit ediyor. Bu hamle ABD'nin tarafsız arabuluculuk ilkesini yitirdiğini gösteriyor. Filistin halkına haksızlık olarak değerlendiriyoruz. 

Elimiz kolumuz bağlı değil. Cumhurbaşkanımız bununla ilgili bir çalışma başlatmıştı. Dünyadaki diğer liderlerle görüşmeye devam edecek.


"CUMHURBAŞKANIMIZIN BAHÇELİ'YE DAVETİ OLMADI"


Bahçeli ile Erdoğan görüşecek mi? - AK Parti Sözcüsü Sayın Çelik'in açıklaması oldu. Cumhur İttifakı'nın genel ruhunun muhafaza edilmesi önemsediğimiz bir yaklaşımdır. Spesifik olarak, daha detaylı olarak ittifak nasıl oluşur, bunun çalışılması lazım. Çalışmalar yapılınca liderlere arz edilecek. Cumhurbaşkanımızın Bahçeli'ye daveti olmadı, Bahçeli'nin de böyle bir talebi olmadı.


"LİDERLERİN ZİRVEDE ELE ALACAKLARI GÜNDEMİ ÇALIŞACAĞIZ"


İstanbul'da yapılacak zirve - Liderlerin zirvede ele alacakları gündemi çalışacağız. Şu an her şey taslak. Bir takvim üzerinde de çalışacağız. Amaç Suriye başta olmak üzere bölgeyi eş güdümlü ele almak. 

Görüşmelerin somut sonuçlar çıkaracağına inanıyoruz. Demin de ifade ettiğim gibi, meselenin tüm yükünü Türkiye'nin üstüne bırakmak çözüm üretmez, adil de değil. Meseleyi büyütmeden nasıl çözebiliriz diye bakınca paydaşların görüşmesi önemli.


"GÜNEYDEN BİR DALGA DAHA GELİNCE BUNU NASIL DURDURACAKSINIZ"


AB'nin mültecileri engellemek için oluşturduğu ordu - Biz de haberlerde okuduk. Tabi, bizde ilk intiba olarak güvenlikçi bakıyorlar izlenimi oldu. İnsani kaygılardan ziyade sınırları koruyup, ülkemize almayalım izlenimi görüyoruz. Umarım yanılıyoruzdur. 

Avrupa ülkelerinin takındığı tavıra bakınca bunun dışında bir tavır olmadığını da biliyoruz. 10 bin kişilik güvenlik gücünü kurabilirler ama bu meseleyi çözmez. Katliamlar devam ettikçe bu insanlar bir yerlere kaçabilirler. İdlib, Türkiye sınırı 150-160 kilometre. Sınıra dayanmış 750-800 bin insan var. Bunlara bizden yardım gidiyor. Güneyden bir dalga daha gelince bunu nasıl durduracaksınız. Meselenin yükünü sadece Türkiye'ye bırakmak çözüm olmayacak.


"HÜKÜMETİN GÜNDEMİNDE YOK"


Emeklilikte yaşa takılanlar - Bu konu bugün gündeme gelmedi. Hükümetin gündeminde de yok. Gündeme gelince bakılır. Bütçeye üreteceği maaliyeti dikkate almak lazım.


"KILIÇDAROĞLU'NUN AÇIKLAMALARINI CİDDİYE ALMAK MÜMKÜN DEĞİL"


Kılıçdaroğlu'nun 'dolar baronları' açıklamasına yanıt - Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamalarını ciddiye almak mümkün değil. Bu saldırılarla bir şey elde edeceğini düşünüyorsa Cumhurbaşkanımızı da, siyaseti de bilmiyor diyebiliriz.


"KARMA EĞİTİM OLDUĞU GİBİ DEVAM EDECEK"


Karma eğitim - Karma eğitim olduğu gibi devam edecek. Bu iddialar doğru değil. Belli okullarda kız, erkek ayrımı ile oluşacak okullarla ilgili bir karar da var ortada. Hiç kimse, hiçbir veliye bir şey empoze etmiyor.


"FARKLI KESİMDEN KATKI SUNABİLECEK UZMANLAR YER ALACAK"


Yeni sistemde kurul atamaları - Yakın zamanda yapılacak. Bunları önemsiyoruz. Farklı kesimlerden katkı sunabilecek uzmanların yer alacağı kurullar sistemi olacak. Eğitimden, teknolojiye, kültür sanata kadar çalışmalar yapıldı. Yakında atamalar olacak.

20 Temmuz 2018 Cuma

'Yahudi ulus devlet yasası, etnik temizliğe hazırlık adımı'

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına "etnik temizliğe hazırlık adımı" ifadesiyle tepki gösterdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasını, "etnik temizliğe hazırlık adımı" şeklinde değerlendirdi.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
FKÖ ve Hamas 'Yahudi ulus devlet' yasasını kınadı
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor
Dışişleri Bakanlığı: Yahudi Ulus Devleti yasası Filistinlilerin haklarını hiçe sayıyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat'ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs'ün de dahil olduğu Batı Şeria'yı İsrail'e ilhak etmek ve Gazze'de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, "Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM'nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?" ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.

"Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasa tasarısı
İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.

Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:

"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Yahudi ulus devlet yasası hakkında, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, onaylanan Yahudi ulus devlet yasasına ilişkin, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." ifadesini kullandı.
Fuat Oktay
Twitter
 Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrail Parlamentosu, "Yahudi Ulus Devlet Yasası" adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir.
Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da paylaşımda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Oktay, "Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrailParlamentosu, 'Yahudi Ulus Devlet Yasası' adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İsrail'in 'Yahudi ulus devleti' kanununu kınıyoruz



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "İsrail Parlamentosunda kabul edilen 'Yahudi ulus devleti' kanununu en sert biçimde kınıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AA muhabirine, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail Parlamentosunda kabul edilen "Yahudi ulus devleti" kanununu en sert biçimde kınadıklarını vurgulayan Kalın, "Filistin halkını kendi anavatanlarından yalnızca fiziksel olarak değil, yasal olarak da silme çabasını ifade eden bu ırkçı adımın kabul edilmesi kesinlikle mümkün değildir." ifadesini kullandı.

Uluslararası topluma çağrı

Kalın, açıklamasında şunları kaydetti:
"İlk kıblemiz olan Kudüs'ün başkent olarak ilan edilmesi ve Filistinlileri sistematik biçimde yerlerinden etmek için yeni yerleşimlerin kurulması kararlarını tanımıyor ve İsrail hükümetinin bir apartheid devleti kurma çabalarını reddediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti olarak dost ve kardeş Filistin halkının uluslararası hukuktan doğan haklarını koruma noktasındaki kararlılığımızı tekrar ifade ediyor, uluslararası toplumu tüm dünyanın gözlerinin önünde yaşanan bu adaletsizliğe tepki vermeye çağırıyoruz."

Gazze sınırındaki gösterilerde 142 Filistinli şehit oldu

Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinli şehit oldu, 16 bin 496 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinlinin şehit olduğu, 16 bin 496 kişinin yaralandığı bildirildi.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, sınırda 30 Mart'tan bu yana yapılan gösterilerde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18'i çocuk, 2'si kadın, 2'si sağlık personeli, 2'si basın mensubu olmak üzere 142 Filistinlinin şehit olduğunu belirtti.
Kudra, gösterilerde 4 bin 190'ı gerçek mermi, 529'u plastik mermi, 7 bin 421'i gazdan etkilenme, 4 bin 356'sı şarapnel ve muhtelif şekillerde 16 bin 496 kişinin yaralandığını ifade etti.
Yaralılardan 3 bin 126'sının çocuk, bin 362'sinin kadın olduğunu aktaran Kudra, göstericilerden 391'inin ağır, 3 bin 992'sinin orta, 12 bin 113'ünün hafif yaralandığını kaydetti.
Kudra, yaralılar arasında ampütasyon vakalarının da bulunduğunu, 60 kişinin vücudunun alt bölgesinden, 1 kişinin üst bölgesinden organ ya da uzvunun alındığını, 7 kişinin de parmaklarının kesildiğini ifade etti.
Sözcü ayrıca bölgede görev yapan 58 ambulansın zarar gördüğünü belirtti.
Filistinliler, Toprak Günü'nün 42. yılı nedeniyle 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.
İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

Ürdün'de 'Yahudi ulus devlet' yasasına tepki

Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Basın İşleri Devlet Bakanı ve Hükümet sözcüsü Cumana Ganimat, Ürdün haber ajansı PETRA'da yer alan yazılı açıklamasında, "Yahudi ulus devlet" yasasının İsrail ve işgal edilmiş bölgelerdeki ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini ifade etti.
Yasanın bölgedeki adil ve kapsamlı barış seçeneğini güçleştirdiğini belirten Ganimat, yasanın daha fazla şiddet ve aşırılığa yol açacağını, Filistin halkının kendi ülkelerindeki kültürel, insani, tarihi varlığını hedefleyeceğini kaydetti.
Uluslararası topluma yasal, siyasi ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme ve söz konusu yasaya karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganimat, Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazmin haklarının uluslararası hukuka göre üzerinde değişiklik yapılamaz haklar olduğunu vurguladı.
Ganimat, Filistin-İsrail sorununun tek çözüm yolunun iki devletli çözüm olduğunu aktardı.
Muhalefetin karşı çıktığı yasa tasarısına ilişkin oylama dün sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasası



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Yasada, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" ifadesine yer verilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor

İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.
İsrail'in Filistinli vatandaşlarını temsil eden Yüksek Arap Takip Komitesi (YATK) bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu ve İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.

İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi


Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'

YATK bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu Başkanı ve 1948 Filistin İslami Hareketi Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal el-Hatib AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi ulus devlet yasa tasarısının onaylanmasını tehlikeli bir adım olarak değerlendirerek, İsrail vatandaşı Filistinliler üzerinde olumsuz etkileri olacağını söyledi.
İktidardaki aşırı sağcı koalisyon hükümetinin İsrail vatandaşı Filistinlilerin hedef alınması için tüm imkanları seferber ettiğini, şimdi de kanunen hedef alınmasını sağladığına dikkati çeken Şeyh Hatib, “Bu kanun, İsrail toplumunda var olan din ve inanç çatışmasının teyit etmiş oldu. İsrail politikaları zaten daima ‘Yahudi devleti’ esası üzerine işliyordu. İşte bugün bu tasarının kanunlaşması da bu muameleyi hukuki boyuta bürümüştür.” dedi.
Şeyh Hatib, artık İsrail vatandaşı Filistinlilerin bu kanun çerçevesinde daha fazla ötekileştirilme ve hedef alınma dairesine alınacağına vurgu yaparak, “Dolayısıyla bu kanun çok tehlikelidir ve Filistinli vatandaşlar üzerinde çok geniş bir şekilde olumsuz etkileri olacaktır.” ifadelerini kullandı.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Erdoğan ile Putin'in 'Suriye trafiği' hız kesmiyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ay ikinci kez Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yüz yüze görüşecek.




Dünya kamuoyunda sonucu merakla beklenen ve 7 yıldır süren "Suriye" meselesi üzerine diplomasi trafiği hız kesmiyor. 

Söz konusu meselenin çözümü için Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani sık sık bir araya gelerek önemli adımlar atıyor.

Bu kapsamda geçen hafta İran'ın başkenti Tahran'da Ruhani'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Suriye" konulu Türkiye-Rusya-İran Zirvesi'nin müzakere süreci, tüm dünya televizyonlarına da ilk kez canlı yansımıştı. 

7 Eylül'deki bu zirve daha önce Soçi ve Ankara'da da liderler düzeyinde gerçekleştirilmişti.

Görüşmenin konusu "İdlib" olacak


Meseleye yönelik görüşme trafiğinin bir yenisine bugün Soçi ev sahipliği yapacak. Son 10 günde ikinci kez "Suriye" meselesi için yan yana gelecek Erdoğan ve Putin, bu yıl toplamda dördüncü kez baş başa görüşmüş olacak.

Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin Johannesburg, Ankara ve Tahran'da baş başa bir araya gelmişti.
Bu yıl Başkan Erdoğan ile Putin, başta "Suriye" olmak üzere bölgesel, ikili ilişkiler ve ekonomi gibi farklı konularda birçok kez telefonda görüştü.

Erdoğan ve mevkidaşı Putin'in bugün Soçi'de İdlib'e yönelik son gelişmeleri ele alması bekleniyor.

Tahran Zirvesi


Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin, geçen hafta Tahran'da "Suriye" meselesine yönelik Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi öncesi 45 dakikalık ikili görüşme yapmıştı.

Öte yandan Başkan Erdoğan, İran'daki zirve sonrasında Twitter hesabından paylaşımda bulunmuş, Tahran Zirvesi'nde Türkiye'nin, Suriyeli sivillerin can güvenliğini hiçe sayan yöntemlerin teröristlerin ekmeğine yağ sürmekten başka hiçbir fayda sağlamayacağını açıkça ifade ettiğini belirtmişti.

Erdoğan, "Rejimin çıkarları uğruna on binlerce masum insanın öldürülmesine göz yumulması durumunda, biz böyle bir oyunun ortağı da seyircisi de olamayız. 

İdlib meselesi, yeni acılara, yeni gerginliklere, yeni sıkıntılara mahal vermeden Astana ruhuna sadık kalınarak çözülmelidir. Astana'da mutabakata vardığımız ilkelerin muhafazası, Suriye krizine sürdürülebilir siyasi çözüm bulunması bakımından da mühimdir." ifadelerini kullanmıştı.

"İnsani yardım koridoru" konusu''


Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da cuma günü Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlediği basın toplantısında, "Türk partnerlerimizle yoğun bir şekilde İdlib'deki durumu varılan anlaşmalara uygun çözmeye çalışıyoruz." açıklamasında bulunmuştu.

Rus-Alman forumunda yaptığı konuşmada ise Lavrov, "İdlib'de bulunan gruplarla yapılan yerel anlaşmaların yanı sıra aynı Suriye'nin güneyinde, Humus ve Doğu Guta'da yaptığımız gibi (İdlib'den) ayrılmak isteyenler için insani yardım koridoru oluşturuluyor." demişti.

Lavrov, bugün Soçi'de yapılacak görüşmeye ilişkin ise "Tahran'da 7 Eylül'de İdlib bölgesi meselesini siviller için en az riskle nasıl çözeceklerini görüşmüşlerdi. Şimdi Rus ve Türk diplomatlarla askeri uzmanlar arasında görüşmeler yapılıyor. Pazartesi günü devlet başkanları bu durumu inceleyecek." bilgisini aktarmıştı.

"Putin, Güvenlik Konseyi'ni topladı"


Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da cuma günü, Putin'in İdlib'deki durumla ilgili Güvenlik Konseyini topladığını bildirmiş, Putin'in konsey üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda, Suriye'nin İdlib bölgesindeki durum hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu aktarmıştı.

İdlib'deki gelişmelerle bağlantılı olarak Peskov, "Bu yerleşim yerinde yüksek terörist yoğunluğu ve bunların istikrarsızlaştırma eylemleriyle bağlantılı olarak endişeler dile getirildi." ifadesini kullanmıştı.

Kalın: "Beklentimiz İdlib'de mevcut statünün şu haliyle korunması"


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da Türkiye, Fransa, Almanya ve Rusya'nın temsilcilerinin katıldığı Suriye konulu dörtlü zirve için hazırlık toplantısının ardından Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, İdlib'in hassasiyetini korumaya devam ettiğini bildirmişti.

Bu konuda bir mutabakatın söz konusu olduğunu belirten Kalın, "Özellikle İdlib'e yapılacak bir saldırının sonuçlarının çok ağır olacağı, hem insani krizlere yol açacağı hem yeni bir göç dalgasına sebep olacağı hem de devam etmekte olan siyasi süreçleri dinamitleyeceğine dair genel bir mutabakat var." değerlendirmesinde bulunmuştu.

Kalın, "Herkesin ortak kanaati çözümün askeri değil siyasi olması gerektiği." diyerek, şunları kaydetmişti:

"Pazartesi Soçi'de Cumhurbaşkanımızın Putin'le yapacağı görüşme önem arz ediyor. Bizim beklentimiz İdlib'te mevcut statünün şu haliyle korunması. Sivillerin korunması. Bir insani krizin çıkmaması. Temaslarımız da yoğun bir şekilde devam edecek."
Öte yandan, bölgedeki görevlerini Astana görüşmelerinde garantör ülkelerce mutabık kalınan angajman kuralları çerçevesinde sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, İdlib bölgesinde 13 Ekim 2017'den bugüne kadar 12 gözlem noktası tesis edilerek faaliyete geçirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya'ya gidecek


Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya Federasyonu ziyaretine ilişkin açıklama yapıldı.

Erdoğan'ın bugün Rusya Federasyonu'nun Soçi şehrine günübirlik bir çalışma ziyareti gerçekleştireceği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanımız, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ikili bir görüşme yapacaktır. Program çerçevesinde iki ülkenin ilgili bakan ve yetkililerinin katılımıyla bir heyetlerarası görüşmenin yapılması da öngörülmektedir. 

Temaslar sırasında Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin siyaset, ekonomi ve enerji gündeminde yer alan konular ele alınacak, ayrıca Suriye başta olmak üzere bazı bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunulacaktır."

17 Ocak 2019 Perşembe

MHP Genel Başkanı Bahçeli: Cumhur İttifakı Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecektir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Genel Başkanı Bahçeli, "İnancım odur ki Cumhur İttifakı, sahip olduğu milli mücadele ruhuyla Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecektir." dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kızılcahamam Patalya Thermal Resort Hotel'de düzenlenen MHP İl Başkanları Toplantısı'na başkanlık etti ve partililere hitap etti.
Sözlerine yeni yılın ilk toplantısını yaptıklarını belirterek başlayan Bahçeli, geleceğe umutla baktıklarını ve her şart altında iyimserliklerini muhafaza ettiklerini söyledi.
Bahçeli, ihanete karşı çelik gibi duruş gösterdiklerine işaret ederek, "Geçmişin tecrübeleriyle yere sağlam basıyoruz. İnançlarımızın derinliğiyle, irfanımızın genişliğiyle kutlu ülkülerimizi bir tutuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi ne yaptığını ve ne söylediğini bilen, nereye ulaşmak istediğinin bilincinde olan muazzam bir fikir ekolü, köklü bir siyaset okuludur." ifadesini kullandı.
Kendi gelecekleriyle ilgili planları olmayanların, başkalarının senaryolarında figüranlığa tamah edeceklerini ve "tamam" diyeceklerini belirten Bahçeli, zaferin ancak onu isteyenlerin, bununla yetinmeyip çalışanların, emek verenlerin, samimiyetle mücadele edenlerin olacağını vurguladı.

"Cumhur İttifakı, Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecek"

Bahçeli, 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimleri'nde Türkiye'nin yeni bir tarih yazmasını arzuladıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"Milli mukavemeti kırmak için zaafımızı ve rehavetimizi gözleyen iç ve dış mihraklara unutamayacakları mübrem bir dersin, altından kalkmayacakları muhkem bir cevabın verilmesini istiyoruz. Bunu yapacak olan büyük Türk Milleti'dir. İnancım odur ki Cumhur İttifakı sahip olmuş olduğu milli mücadele ruhuyla, Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecektir.
Milli bekamızı lekelemek isteyenlere sessiz kalamazdık. Zilletin millete meydan okumasına tepkisiz duramazdık. Bir olmalıydık, birlikte hareket etmeliydik. Vahdette huzur, ayrılıkta şer vardı. Bu nedenle Cumhur İttifakı'nın iradesini 31 Mart 2019'da göstermek, zilleti her seviyede etkisizleştirmek için karar verdik, harekete geçtik." 

Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeler

Bir yandan yerel seçimlerle ilgili gündem sıcaklığını korurken, diğer yandan da bölgesel gelişmelerin devamlı çatallaşıp çetrefil bir hal aldığına dikkati çeken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye'nin kuzeyini kapsamına alan olaylara her gün bir yenisinin eklendiğine işaret etti. 
Bahçeli, "Trump'ın meşum tehditleri, bölge ülkelerinin marazi niyetleri, terör örgütlerinin cinayet ve ihanetleri bütün yönleriyle karşımızdadır." ifadesini kullanarak, şöyle devam etti:
"Emperyalist iştah kabarmış, zulmün istekleri kamçılanmıştır. Güney sınırlarımız boyunca çok tehlikeli ve milli bekamızı doğrudan etkileyecek bir kumar oynanmaktadır. Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon taahhüdümüz tehir edilmekle birlikte tavsamaktadır. ABD, PKK/PYD/YPG’yi himaye etmek, bu cani terör örgütlerini Kürt kökenli kardeşlerimizle ilişkilendirmek için karanlık bir kampanyayı tedavüle sokmuştur. Kürt kökenli kardeşlerimize büyük bir haksızlık yapılmakta, hakları yenilmekte, galiz bir şekilde hakaret edilmektedir. Altını bir kez daha kalın olarak çiziyorum ki Kürt kökenli kardeşlerimizin kan döken, cana ve mala kast eden hiçbir katille en küçük bağ ve bağlantısı yoktur, olamayacaktır. Terör örgütlerini Kürtlerle ilişkilendirmek insanlık vicdanına ağır bir saldırı, vahim bir suçtur. İnanıyorum ki hem ülkemizde hem de sınırlarımızın öte yakasında yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimiz oyuna gelmeyecek, Trump’ın rezil tuzağına düşmeyeceklerdir. ABD, Fırat’ın doğusunu baz ve esas alarak bir terör haritası çizmek, özerk bir yapı kurmak, yeni bir Barzani modeli inşa etmek heves ve hedefindedir. Suriye'nin kuzey ve kuzey doğusunda, Cerablus’tan Derik ve etrafını çevreleyecek ve derinlemesine inecek şekilde Fırat’ın doğusundaki her yerleşim biriminde etnik köken ağırlığına göre bir yönetim tasarımı gündemdedir. Bu Suriye’nin parçalanması demektir. Bu Kürdistan’a yeni bir adımdır. Bu Türkiye için milli ve tarihi bir tehdittir."
Trump'ın, "Kürtlere saldırmayın." sözleriyle Türkiye’yi PKK/PYD/YPG’den en azından uzak tutmak, terörle mücadeleyi kesmek ve durdurmak niyetinde olduğuna dikkati çeken Bahçeli, İsrail'in de işin içinde olduğunu söyledi. 
Malum Körfez ülkelerinin de devrede olduğunu anlatan Bahçeli, "Bedeli çok ağır olacak bir bölüşüm ve paylaşım süreci önümüzdedir. Trump, 20 millik, yani yaklaşık 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölgeden bahsetmiştir. Hükümet ise buna müspet yaklaşmıştır. Şayet, kurulacak ve oluşturulacak güvenli bölge tamamen Türkiye’nin denetim ve kontrolünde olacaksa, üstelik terörle tavizsiz bir mücadele sürecekse diyeceğim bir şey yoktur." dedi.  

"Güvenli bölge tanımıyla kast edilen nedir? "

Devlet Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hatta temennim, bu 30 kilometrelik güvenli alanın Suriye’nin istikrar ve iç barışa ulaşasıya kadar hakimiyetimiz altında bulunmasıdır. Kaldı ki bugünleri çok önceden öngörmüş, 6 Ağustos 2012’de 'Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin, doğu ucu Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağının bir an önce sağlanmasını ve icra edilmesini' talep etmiştim. Güvenli bölge stratejisini biz kurmuşsak, biz hazırlamışsak, biz sahaya ve masaya taşımışsak mesele yoktur. Şartlarını, sınırlarını, muhtevasını, sürecini ve zamanını biz belirlemişsek yine mesele yoktur. Kuralı koyan, kozlarını kullanan, caydırıcılığını gösteren, yaptırımını ispat eden, siyaset ve diplomasiyle bir adım önde, bir tık üstte yer alan bizsek hiçbir kaygıya da mahal olmayacaktır. Ancak, ABD'nin yazdığı kanlı senaryoya kanıp, terör örgütlerine göz yumacaksak, güvenli bölge diye tampon bölgeye tamam diyeceksek, aynısı Körfez Savaşı’ndan sonra yaşandığı gibi, yeni bir uçuşa yasak bölge kararına zımnen onay vereceksek, herkesi uyarıyorum ki bugüne kadar yaptıklarımızın üzeri bir kalemde çizilecektir. Yani şehitlerimizin kanı yerde kalacaktır. Bilahare milli güvenliğimiz rehin alınacaktır. Tehlike bu kadar ciddi, bu kadar yakındır. Hepsinden önemlisi, Irak ve Suriye’den sonra sırayı, Allah muhafaza, Türkiye alabilecektir. Bunun sinsi deneme ve provaları yapılmıştır. Suriye'de siyasi geçiş sürecinin ne olacağı belirsizliğini korumaktadır. Esad rejiminin akıbeti, yeni anayasanın ne zaman yazılacağı muammadır. Bu katilin kendi geleceği için hangi dayatmalara razı olduğu meçhuldür. Bu şartlar altında, Türkiye’yi PKK/PYD/YPG’yle aynı hizaya getirmeye teşebbüs etmek, terörizme aleni şekilde destek vermek züldür, zulümdür, düşmanlıktır. ABD’nin yaptığı budur."
Bahçeli, "20 millik derinliğe sahip olacağı söylenen güvenli bölge tanımıyla kast edilen nedir? Bu güvenli bölgede terör örgütleri bulunacak mıdır? Uçuşa yasak bölge planlaması var mıdır? Rusya bu işin neresindedir? Başta ABD olmak üzere, koalisyon ülkelerinin güvenli bölgedeki rolü, payı ne olacaktır?" sorularını gündeme getirdi. 

"Beka mücadelemizden kesinlikle geri adım atmamalıyız"

"Dahası terörün kökünün kazınma sürecinde devamlı önümüze engeller çıkaranların bundan sonraki stratejik amaçları devlet ve millet aklıyla görülüp yorumlanmakta mıdır?" diyen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye Fırat’ın doğusunu baştan ayağa temizlemek zorundadır. Hainlerin imhası, kazdıkları çukurlara defni kaçınılmaz bir milli görevdir. Terör bitmeden ne söylense, ne yapılsa boştur, anlamsızdır. Dün Brüksel’de gerçekleşen NATO Genelkurmay Başkanları Toplantısı, bu çerçevede gerçekleşen Türkiye ile ABD arasındaki temaslar her şeye açıktır. ABD Genelkurmay Başkanı’nın ülkemizi temsil eden Genelkurmay Başkanımıza güvenli bölge konusunda ne dediği, neyi teklif ettiği yakın zaman içinde netleşecektir. Biz terörle mücadele sürecinde ön şartsız devletimizin ve hükümetimizin yanındayız. Süreç nereye gidiyorsa gitsin, nereye dayanırsa dayansın, neyi gerektiriyorsa gerektirsin ama haklı davamızdan, beka mücadelemizden kesinlikle dönmemeliyiz, kesinlikle geri adım atmamalıyız."   

"PKK'nın kalıntıları varsa güvenli bölgeden bahsedilemez"

Bahçeli, basın toplantısının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı. 
Bahçeli, Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın partiden ihracına ilişkin bir soru üzerine, Merkez Disiplin Kurulunun Usta'yı, Samsun'da yaptığı çalışmalar sırasında ortaya koyduğu tutum, davranış ve paylaştığı görüşlerin partinin görüşüyle bağdaşmayacağı kararı çerçevesinde ihraç ettiğini söyledi.
Cumhur İttifakı ile ilgili bir soru üzerine de Bahçeli, 30 büyükşehirden 27'sinin AK Parti'ye, 3'ünün de MHP'ye bırakıldığını belirterek, "30 büyükşehirin ilçelerinde ise değerlendirmeler yapılmış, her ile bağlı ilçelerde paylaşımlar söz konusu olmuş ancak bu paylaşımlar böyle bir pazarlık, al ver usulü değil, 2014 ve 2018 verileri ışığında gerçekleştirilmiştir." dedi.
Bahçeli, 51 ilde ise iki partinin kendi adaylarıyla seçime katılacağını anımsatarak, "Zaman içinde her gün televizyonda takip ediyoruz, illet ittifakından '21 ilde şöyle oldu, 25 ilde böyle oldu, şurada anlaşıldı, şurada tekrar görüşülecek' gibi zamana yaygın sözler işitiyoruz. Kesinleştikten sonra zillete kaptırmamak için cumhuru tercih edeceğimiz her alan olabilir." değerlendirmesinde bulundu.
Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna Bahçeli, "Bizden Cumhurbaşkanına talep gitmesi nezaketli olmaz. Ama Cumhurbaşkanımız görüşlerini bizimle paylaşmak isterse davet eder, biz de gider görüşürüz." yanıtını verdi.
"Fırat'ın doğusuna yönelik operasyon rafa mı kalktı?" sorusu üzerine Bahçeli, "Güvenli bölge diyorsanız; 'PKK, PYD ve YPG'den arındırılmış bölge' demektir. Eğer o bölgede bunların izleri, kalıntıları varsa orada güvenli bölgeden bahsedilemez, bahsedilecek şey bunları oradan temizlemek olmalıdır." dedi.

"Trump'ın ağzını kapatmadığınız müddetçe konu kapanmaz"

Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın tweetine ilişkin yaptığı açıklamanın hatırlatılması üzerine, "Bunun cevabını Sayın İbrahim Kalın Bey bilir ama Trump'ın ağzını kapatmadığınız müddetçe konu kapanmaz." diye konuştu.

  BU YAZIYI

 Whatsapp ile paylaş

20 Aralık 2017 Çarşamba

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan BAE Bakanı'na tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 42. Muhtarlar Toplantısı'nda BAE Dışişleri Bakanı'nın Fahrettin Paşa ile ilgili küstah tweetine yanıt verdi.
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, Medine'yi İngilizlere karşı savunan Fahrettin Paşa'yı hırsızlıkla suçlayıp Erdoğan'ı hedef alan sözleri retweet etmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muhtarlar Toplantısı'nda konuya değindiği konuşmasında, Fahrettin Paşa'yı anlatarak "Zalimlerin safında yer almayı maharet sananların Medine müdafaasını ve onun büyük kahramanı Fahrettin Paşa'yı hedef almaları boşuna değildir." dedi.
Erdoğan, "Ey zavallı, Fahrettin Paşa Medine'yi korurken senin ceddin neredeydi?" diye sordu.
"ZALİMLERİN SAFINDA YER ALMAYI MAHARET SAYANLARIN..."
"Bugünlerde birilerinin büyük bühtanı ile hatırladığımız bir başka destanımız da bizim Medine müdafaamızdır. Zalimlerin safında yer almayı maharet sananların Medine müdafaasını ve onun büyük kahramanı Fahrettin Paşa'yı hedef almaları boşuna değildir. Medine müdafaası İslam'ın ve onun büyük Peygamberinin, adının, sembollerinin nasıl korunması gerektiğini gösteren ibretlik bir hadisedir. Fahrettin Paşa, bugün Bulgaristan sınırları içinde yer alan Rusçuk'ta doğmuştur. İstanbul'a gelmiş, harp okulunu bitirdikten sonra odruya katılmıştır. Musul'da, Urfa'da Ermeni isyanlarının bastırılmasında görevler üstlenmiştir. 1916'da Medine'ye tayin edilen Fahrettin Paşa 1919'a kadar korunmasını üstenmiştir.


"SENİN CEDDİN NEREDEYDİ?"
Ey bize bühtanda bulunan zavallı, Fahrettin Paşa Medine'yi korurken senin ceddin neredeydi? Fahrettin Paşa'nın 2 yıl 7 ay süre ile müdafaa ettiği Medine'de yaptığı işler, direniş takdire şayandır. Utanmadan, sıkılmadan Erdoğan'ın ecdadının mukaddes emanetlerini oradan çalarak İstanbul'a getirdiklerini söyleyecek kadar hezayan içinde olan zavallılar, oradaki işgale gelenlerden onları korumaktır, şehit olmak adına. "
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 42. Muhtarlar Toplantısı'nda yaptığı konuşmasından satır başları:
MUHTARLARIMIZI ÜZERLERSE BEN DE ONLARI ÜZERİM
"Daha düne kadar 'muhtar bile olamaz' manşetleri ile siyasi hayatımızın sona erdirdiğini ima edenler, muhtarlık kurumunu aşağılayanlar, bu buluşmamızın ardından da şunu gördüler ki muhtarlar böyle aşağılanacak kurumlar, kişiler değil. Muhtarlarımızı üzenler beni de üzerler, o zaman ben de onları üzerim.
Arkasında milletin olmadığı devlet adamı ayakta kalamaz. Milletin tam desteğini almış devlet adamının ise önünde duracak hiçbir beşeri engel yoktur.
Kudüs tarihinin her döneminde olduğu gibi bugün de bir ölçü vasifesi görüyor.
Ecdadımız bin yıl boyunca Kudüs'ü ve tüm islam coğrafyasını korumuştur.
Müslümanların zulüm altında olduğu dönemde zalimlerin safında yer alanların Fahrettin Paşa'yı hedef alması tesadüf değil. Fahrettin Paşa'nın Medine'yi korumak için son ana kadar gösterdiği direniş takdire şayandır.


İNGİLİZLERİN HEZİMETE UĞRATILMASI
Ecdadımız 1000 yıl boyunca Kudüs'ü ve tüm İslam coğrafyasını korumuştu. 1. Dünya Savaşı bir kez daha yüzleşmemizin, Kurtuluş Savaşı ise önümüzde yeni bir dönem açışımızın adıdır. 1. Dünya Savaşı'nın üzerine hala yeteri kadar çalışılmamış pek çok destanı vardır. Bunlardan biri İngilizlerin Kut'ül Amare'de büyük hezimete uğratılmış olmasıdır.
Bugünlerde birilerinin büyük bühtanı ile hatırladığımız bir başka destanımız da bizim Medine müdafaamızdır. Zalimlerin safında yer almayı maharet sananların Medine müdafaasını ve onun büyük kahramanı Fahrettin Paşa'yı hedef almaları boşuna değildir. Medine müdafaası İslam'ın ve onun büyük Peygamberinin, adının, sembollerinin nasıl korunması gerektiğini gösteren ibretlik bir hadisedir. Fahrettin Paşa, bugün Bulgaristan sınırları içinde yer alan Rusçuk'ta doğmuştur. İstanbul'a gelmiş, harp okulunu bitirdikten sonra odruya katılmıştır. Musul'da, Urfa'da Ermeni isyanlarının bastırılmasında görevler üstlenmiştir. 1916'da Medine'ye tayin edilen Fahrettin Paşa 1919'a kadar korunmasını üstlenmiştir.
Paşa, mukaddes emanetleri 2 bin kişilik koruma gücü ile İstanbul'a göndermiştir. İşgalci güçlerin eline geçmesini, görkemli müzelerde sergi malzemesi haline dönüşmesini engellemiştir. Bu emanetler İstanbul Topkapı Müzesi'nde. Batıdaki o malum yerlerde akıbeti belli olmayan yerlere mi gitseydi. Çünkü bunların kafası batıcı da onun için bu saldırıyı başlattılar. Fahrettin Paşa tüm enerjisini Medine'nin korunmasına vermiştir. Fahrettin Paşa Medine'yi 2 yıl 7 ay savunmuştur.
YERİ GELECEK BUNLARI DA AÇIKLAYACAĞIZ
Paşa askerleri ve şehit halkını toplayıp, 'Ey insanlar, malumunuz olsun ki kahraman askerlerim, bütün insanların sırtını dayadığı yer Medine'yi son damla kanına kadar müdafaaya memurdur. Allahü teala bizimle beraberdir.' demiştir. Oraya yakın topraklarda bulunanlar utanmadan sıkılmadan, bühtanda bulunuyorlar. Sen Erdoğan'ı da tanımamışsın, Erdoğan'ın ceddini ise hiç tanımamışsın. Biz sizin ne tür garabetler içinde olduğunuzu gayet iyi biliyoruz. Ne tür yanlışlar içinde olduğunuzu gayet iyi biliyoruz. Bizim ecdadımız şartların zorlaştığı, ilacın, yiyeceğin kalmadığı dönemde Medine'yi büyük bir çekirge sürüsü basmıştı.
Fahrettin Paşa, 'Çekirgenin serçeden ne farkı var. Temizdir, tazedir' diyerek aylarca onları şehri basan çekirgelerle besliyor. Bu arada hem İstanbul hükümeti hem de çevresindekilerce teslim olması yönünde telkinler gelen Paşa, teslim oluyor. Şehir günlerce yağmalanıyordu. Karışıklıklardan dolayı şehri terk eden Medine sakinlerinin evlerinin kapıları kırılık talan ediliyor. Tarihimizin bu mümtaz şahsiyetine dil uzatanların bugün kimlerle, nerelerde, ne işler çevirdiğini biz gayet iyi biliyoruz. Yeri gelecek bunları da açıklayacağız.
KENDİ ACZİYETLERİNİ...
Fahrettin Paşa Medine'nin tek taşına el uzatmamış, adaletten uzaklaşmamış bir komutandır. Kutsal emanetler ticari meta haline dönüştürülmemiştir. Bugün de titizlikle korunmaya devam edilmektedir. Batıya giden o emanetler acaba ne durumda? Onları geri almak için çabanız, gayretiniz var mı? Yok. Kendi acziyetlerini, hatta ihanetlerini örtme amacı olduğu açıkça ortadadır.
Fahrettin Paşa'nın Peygamberimize o güzel yakarışını tekrarlamak istiyorum: 'Senin için savaşanlarla sana karşı çıkanları görüyorsun. Allah'ın yardımını bize ulaştır.'
STRATEJİ UĞRUNA "HER ŞEY AMERİKA İÇİN" DEMEK MÜMKÜNDÜR
ABD geçtiğimiz günlerde kendi güvenlik stratejisini açıkladı. Bu strateji için 'Her şey Amerika için' demek mümkündür.
Biz kendi stratejimizi şöyle açıklayabiliriz. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bizim güvenlik stratejimiz de bu.
Milli birliğimize, egemenliğimize, haklarımıza saygı duyan herkesle birlikte yol yürümeye hazırız.
Bu değerlerimizden herhangi birine el uzatanın elini kırmak da bizim boynumuzun borcudur.
Türkiye hiçbir zaman terör örgütleri üzerinden başka ülkeleri hedef almadığı gibi tevessül edenlere de asla teslimiyet göstermez. Biz kendi özgürlüğümüz, kendi onurumuz için ne kadar hassasiyet gösteriyorsak, kardeşimiz kabul ettiğimiz toplumlar konusunda da aynı hassasiyeti gösteriyoruz.
Suriye ağladığında biz de ağlıyoruz. Filistin'de mazlumlara eziyet edildiğinde bizim de içimiz acıyor.
BU HAFTA SONU AFRİKA'YA GEÇECEĞİZ


Bu hafta sonu bir Afrika'ya geçeceğiz. Bir Sudan yapacağız. Sonra Çad'a, oradan Tunus'a gitmek suretiyle 3 Afrika ülkesini dolaşmış olacağız. Görelim, edelim, onlarla dertleşelim, neler yapabiliriz, bunun da gayreti içinde olalım."

NELER OLMUŞTU ?

BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed'den küstah tweet


Bakan Zayed, Medine'yi İngilizlere karşı savunan Fahrettin Paşa'yı hırsızlıkla suçlayıp Erdoğan'ı hedef alan sözleri retweet etti.
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, sosyal medya hesabından küstah bir tweet'i retweet etti.
"ERDOĞAN'IN DEDELERİNİN..."
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın hemen tepki gösterdiği tweet'te, "1916 yılında Türk Fahri Paşa'nın Medinetü'l Münevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını, Şam'dan İstanbul'a 'Seferberlik' ilan ederek , Medine'deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz? İşte Erdoğan'ın dedelerinin Müslüman Araplarla ilişkisi buydu." ifadelerine yer verilmişti.


"ERDOĞAN'A SALDIRMAK YENİ MODA MI"
İbrahim Kalın, küstah paylaşımda bulunan bakana şu sözlerle tepki gösterdi: "Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Zayed'in Türklerle Arapları yeniden karşı karşıya getirmek isteyen yalanlarla dolu propagandayı yayınlaması bir utançtır. Fahreddin Paşa, İngiliz planlarına karşı Medine'yi cesurca savundu. Ne pahasına olursa olsun Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırmak yeni moda mı?"
BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed'den küstah tweet
MEDİNE'Yİ İNGİLİZLERE VERMEDİ
1948 yılında hayatını kaybeden Fahrettin Paşa, 1. Dünya Savaşı sırasında Medine'yi İngilizlere teslim etmemek için 2 yıl 7 ay savaşmıştı. İngilizlere esir düşen Çöl Kaplanı lakaplı Fahrettin Paşa, kentteki el yazması eserleri çalmakla suçlandı.

23 Ekim 2020 Cuma

Körfez-İsrail normalleşmesi bölgede yeni dengelerin oluşumuna zemin hazırlıyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Körfez ülkelerinin son dönemde İsrail’le zaten normal olan ilişkilerini alenileştirme kararı alması Orta Doğu bölgesindeki güç ve güvenlik mimarisinde yeni dengeler ortaya çıkaracak bir potansiyel taşıyor.



Başta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere Körfez ülkelerinin son dönemde İsrail’le zaten normal olan ilişkilerini alenileştirme kararı alması Orta Doğu bölgesindeki güç ve güvenlik mimarisinde yeni dengeler ortaya çıkaracak bir potansiyel taşıyor. BAE-Suudi ekseni, son dönemde takip ettiği politikalarla, bölgenin geleneksel ağırlık merkezini Kahire’den uzaklaştırarak Körfez ülkelerini Orta Doğu'nun yeni hegemon gücü haline getirme çabası Mısır, Ürdün ve Irak gibi ülkelerde derin bir rahatsızlığa neden oldu. Türkiye ve Katar’ın, Körfez bloğunun bölgesel politikalarından duyduğu rahatsızlığa ilaveten bölgenin sayılan önemli aktörlerinin de Körfez-İsrail yakınlaşmasını kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak algılaması, bölgede oluşacak yeni dengelerin en önemli habercisi.

Körfez-İsrail yakınlaşmasını takiben bölgede oluşabilecek yeni dengelerin ilk işareti 13 Ekim’de Mısır, Ürdün ve Irak Dışişleri Bakanları arasında Kahire’de düzenlenen üçlü zirve oldu. 14 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Mısır’a yönelik mesajları, 22 Eylül’de el- Fetih ve Hamas yetkililerinin Ankara’da gerçekleştirdikleri uzlaşma gündemli toplantı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şeyh es-Sabah’ın vefatı üzerine Kuveyt’e düzenlediği taziye ziyareti de oluşabilecek bu yeni dengenin işaretleri olarak okunmalıdır.

Orta Doğu’nun geleneksel ağırlık merkezi Kahire’den uzaklaşırken

Son dönemde küresel siyasetin gündemine her ne kadar ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz ve Kafkaslardaki gerginlikler hâkim olsa da Orta Doğu bölgesinde birbiri ardınca tarihi kırılmalar meydana geliyor. İlk olarak Körfez-İsrail normalleşmesi ile bölge siyasetinde önemli bir kırılma yaşanırken, ikinci olarak normalleşme anlaşmasının da doğal bir sonucu olarak Arap dünyasının ve Orta Doğu bölgesinin geleneksel ağırlık merkezinin Kahire’den uzaklaştığına şahit olduk. Her iki gelişme de bölge güç ve güvenlik mimarisinde önemli sonuçlar ortaya çıkaracak jeopolitik dönüşümlerdir.

Aslında bölgenin geleneksel ağırlık merkezi bir süredir Kahire’den uzaklaşmaktaydı. Özellikle Arap Baharı sürecinde Mısır’ın içeride yaşadığı istikrarsızlıklar ve ulusal gücünün azalması, üstüne Körfez’in statükocu bloğunun Bahreyn müdahalesi, Yemen savaşı gibi agresif politikaları, Riyad-Dubai eksenini bölge siyasetinde öncelikli bir konuma yükseltmişti. 3 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleşen darbenin ardından iktidara gelen Sisi yönetiminin ekonomik, diplomatik ve siyasi açıdan Körfez monarşilerine dayanmak zorunda kalması, bölgedeki güç dengesinin üzerinde önemli sonuçları olmuştu. Kızıldeniz’deki Tiran ve Sanafir adalarının Suudi Arabistan’a terk edilmesi, Mısır’ın Yemen savaşı ve Katar krizinde Körfeze eklemlenmek zorunda bırakılması ve son olarak Libya’da, Körfez’in bölgesel politikaları için Mısır ordusunun sahaya sürülmeye zorlanması Kahire’nin bölgesel güç denklemindeki rolünün azalmasının en önemli göstergeleri/sonuçlarıdır. Tüm bu gelişmelere ilaveten Körfez-İsrail normalleşmesi, Orta Doğu bölgesinin geleneksel ağırlık merkezini kesin bir şekilde Kahire’den uzaklaştırdı. Son dönemde yaşanan bu gelişmelerle Mısır sadece Arap-İsrail ilişkilerinde ve Filistin meselesindeki ayrıcalıklı konumunu kaybetmekle kalmadı; bu gelişmeler aynı zamanda Mısır’ın bölge jeopolitiğindeki eşsiz konumunu sarstı ve bölgedeki askeri avantajlarını da yok etti.

Son gelişmelerle Mısır sadece Arap-İsrail ilişkileri ve Filistin meselesindeki ayrıcalıklı konumunu kaybetmekle kalmadı; bu gelişmeler aynı zamanda Mısır’ın bölge jeopolitiğindeki eşsiz konumunu sarstı ve bölgedeki askeri avantajlarını da yok etti.

Bölgesel düzlemde Mısır’ın yaşadığı bu kayıpların sebeplerinden üç tanesi özellikle öne çıkıyor; Suudilerin Kızıldeniz kıyısına inşa etmeyi düşündükleri devasa turizm merkezi (NEOM), Körfez enerji kaynaklarının Kızıldeniz’in bay-pas edilerek Doğu Akdeniz’e taşınmasına yönelik projeler ve İran-Körfez rekabetinde Mısır’ın askeri, demografik ve entelektüel avantajlarının kaybolması.

İlk olarak, Kızıldeniz geleneksel olarak Mısır’ın nüfuz sahası iken son dönemde Yemen savaşı ve Vizyon 2030 projesi ile Körfez aksının yakından ilgilendiği bir bölge olmaya başladı. Bu dönemde Körfez ülkelerinin Kızıldeniz’i bir iç deniz haline getirmek için yoğun bir çaba içine girdiklerine şahit olduk. Suudilerin Kızıldeniz’deki insansız 50 adayı seçkin bir turizm merkezine dönüştürmeyi de içeren projenin toplam alanı 34 bin kilometrekare olup (yaklaşık Belçika kadar) Maldivler, Seyşeller, Bali ve Hawaii’nin toplam büyüklüğü kadardır. NEOM projesi, milli geliri önemli ölçüde turizm gelirlerine bağlı olan Mısır için ciddi ekonomik zorluklara yol açacaktır. Mısır’ın, Suudilerin bu alanda yapacakları trilyon dolarlık bir yatırımla rekabet edebilmesinin imkânsız olması, bölgedeki ekonomik avantajların Körfez’e kaptırılması sonucunu doğuracaktır. İsrail’in Kızıldeniz’e çıkış kapısı olan Akabe körfezinin ağzındaki Tiran ve Sanafir adalarının Suudilere kaptırılması da Kızıldeniz jeopolitiğinde Mısır’ın azalan gücünün başka bir işaretidir.

İkinci olarak, Körfez-İsrail yakınlaşmasıyla, yaklaşık 150 yıldan beri küresel enerji ve ticaret için hayati önemde olan Süveyş kanalı, İsrail üzerinden Körfez’den Doğu Akdeniz’e oluşturulacak yeni alternatif rotalarla bu önemini kaybedecektir. Suudi hava sahasının İsrail uçaklarına açılması, İsrail-Körfez arasında yeni raylı sistemler ve petrol boru hatları projeleri, Süveyş’in hem jeopolitik önemini hem de Mısır ulusal refahı için sağlaması beklenen katkıyı anlamsız kılacaktır. Bu noktada Sisi’nin darbe ile yönetime geldiğinde Mısır’ın kıt kaynaklarından 8 milyar dolardan fazla para harcayarak Süveyş kanalını genişlettiğini hatırlatmak gerekiyor. Son dönemde yaşanan bu gelişmeler hem Süveyş kanalının geleneksel önemini azaltacak hem de Sisi yönetiminin yaptığı bu büyük yatırımı çöp haline getirecek bir potansiyel taşıyor.

Son olarak Mısır yaklaşık elli yıldan bu yana Körfez-İran rekabetinde Körfez güvenliğinin en önemli dayanaklarından biri olmuştur. Körfezin statükocu ekseni açısından, bu yönüyle, Mısır, Körfez güvenliğinin ve istikrarının en önemli güvencesidir. Özellikle günümüze kadar, İran’ın Levant bölgesinde ve Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu sınırlayabilecek yegâne aktör olması, Mısır’ı Körfez açısından vazgeçilmez kılan önemli faktörlerden biriydi. Ancak Körfez-İsrail yakınlaşması hem İran’ın bölgede askeri olarak dengelenmesinde hem de İran nüfuzunun Doğu Akdeniz ve Levant’da sınırlandırılmasında Mısır’ın bu ayrıcalıklı rolünü ortadan kaldırdı. Çünkü İsrail, hem askeri kapasitesine hem de Batı ile kurduğu yakın ilişkilere güvenerek gerektiğinde Suriye, Lübnan, Irak ve bölgenin diğer ülkelerinde hava saldırıları ile İran karşısında sahada etkili bir mücadele yürütebiliyor. Son dönemde Mısır ordusunun Körfez ekseni tarafından Libya çöllerinde Mısır ulusal çıkarı için hiçbir değeri olmayan bir mücadeleye zorlanması da Mısır’ı geleneksel nüfuz alanlarından uzak tutma çabalarından biri olmuştu.

Körfez-İsrail yakınlaşmasını yol açacağı siyasi ve ekonomik sonuçlar bakımından kendi ulusal çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak algılayan aktörler arasındaki yakınlaşma, ABD seçimleri sonucuna da bağlı olarak, önümüzdeki dönemde daha görünür bir hal alabilir.

Türkiye’nin bölge siyasetinde yükselen profili

Arap Dünyası’nın ve Orta Doğu’nun geleneksel ağırlık merkezinin Kahire’den uzaklaşmasına yol açan ikinci etken Türkiye’nin bölge siyasetinde yükselen profilidir. Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu bölgesindeki kriz alanlarında Türkiye’nin artan ağırlığı bölgede Türkiye’nin dışlandığı bir politikanın başarı şansını azaltmakta. Orta Doğu özelinde Filistin meselesinde Türkiye’nin Körfez ve Mısır’ın geleneksel ağırlığına meydan okuyacak bir kapasiteye ulaşması bu kanaatin en önemli göstergesidir.

Geçtiğimiz Ağustos ayı itibarıyla Körfez’in İsrail ile normalleşme girişimleri ortaya çıktığında hem ülkemizde hem de küresel ölçekte Katar’ın da Körfez ekseni gibi İsrail’le normalleşeceği, Türkiye’den uzaklaşarak Körfez ekseninin peşine takılacağına dair çok sayıda analiz yayımlandı. Ancak gelinen süreçte Katar’ın takip ettiği politika bu varsayımları haklı çıkarmadı. Üstelik son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuveyt ve Katar ziyaretleri ile Türkiye, Körfez’de İsrail ile normalleşmeden rahatsız olan önemli bir aktör Kuveyt’le ilişkilerini güçlendirmeye başladı. Bu son girişim, Körfez’de Filistin meselesindeki çatlağı derinleştirecek bir sonuç doğuracaktır. Bir taraftan Filistin meselesine sırtını dönme pahasına İsrail ile ilişkileri normalleştirme politikası takip eden BAE-Suudi ekseni, diğer taraftan İsrail’e mesafeli durarak Filistin davasına sahip çıkan Katar ve Kuveyt. Türkiye’nin bu iki Körfez ülkesi ile geliştirdiği yakın ilişkiler bölge siyasetindeki rolünü güçlendiriyor. Eylül ayı sonunda Filistinli gurupların (el-Fetih ve Hamas) Ankara’da gerçekleştirdikleri buluşma ise uzun yıllardır bu tür diplomatik girişimlerin mekânı olan Kahire’nin bölgesel meselelerdeki azalan önemini simgeleyen başka bir olay olmuştur.

Bölgede oluşması muhtemel yeni dengeler

Körfez’in İsrail ile normalleşerek Orta Doğu bölgesinin siyasi, ekonomik ve diplomatik merkezi haline gelme girişimi, bölgenin tüm aktörleri tarafından ciddi bir rahatsızlık kaynağı olarak görülüyor. Mısır, Ürdün ve Irak Dışişleri Bakanlarının Kahire’de düzenledikleri ve bu yıl üçüncüsü gerçekleşen zirve ile bu ülkeler bölgede oluşum aşamasında olan askeri, ekonomik ve diplomatik yeni bir bloğun işaret fişeğini ateşlemiş oldular. Her üç ülke de, başta Filistin meselesi olmak üzere bölge siyasetinden dışlanmışlık algısı ile İsrail-Körfez yakınlaşmasının kendi çıkarlarına vereceği olası zararları engellemek istiyor. Nitekim bu toplantıda görüşülen Irak’tan Akabe körfezine bir petrol boru hattı projesi, Körfez’in İsrail’in Aşkelon limanı üzerinden Doğu Akdeniz’e uzanacak boru hattına yönelik önemli bir meydan okumadır. Çünkü Irak’ın Ürdün ile kara sınırı, İsrail ile Körfez arasında doğrudan bir kara bağlantısını kesiyor. Ürdün’ün Körfez karşıtı bir blokta yer alması Körfez-İsrail ilişkilerindeki derinleşmeye önemli bir darbe vuracaktır. Mısır’ın bölgede alternatif blokların oluşumu için başlattığı diplomatik girişimler, Körfez ülkelerinin, içinde bulundukları ekonomik krizle de bağlantılı olsa da, Sisi yönetimini fonlamayı kesmelerinin en önemli sebeplerinden.

Türkiye, bu süreçte bir taraftan Katar ve Kuveyt’le ilişkilerini sıkılaştırma politikası takip ederek BAE-Suudi eksenini dengelerken diğer taraftan geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın Mısır’a yönelik mesajları ile son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle önemi azalan Mısır ile yakın ilişkiler kurma niyetini gösteriyor. Türkiye ve Mısır arasında buzları eritecek bir yakınlaşma Körfez-İsrail yakınlaşması ile bölgede oluşan dengesizliği bertaraf edebilecek bir girişimdir.

Bölge siyaseti yakından takip edildiğinde son dönemde Körfez-İsrail yakınlaşmasının, başta Türkiye, Mısır ve Irak olmak üzere bölgedeki tüm aktörler nezdinde ciddi bir rahatsızlık ortaya çıkardığı kolaylıkla anlaşılabilir. Özellikle Körfez ülkelerinin iddialı ve maceracı politikalarının en önemli hamisi konumundaki Trump yönetiminin yaklaşan ABD seçimleri nedeniyle bir belirsizlik içinde olması bölgede Körfez-İsrail yakınlaşmasını kendi ulusal çıkarları açısından tehdit olarak algılayan aktörlerde bir hareketlenmeye sebep oldu. Şimdilik bazı işaretlerini gözlemlediğimiz Orta Doğu bölgesindeki muhtemel yeni dengelerin, ABD seçimleri sonucuna da bağlı olarak, önümüzdeki dönemde daha görünür bir hal alacağını söyleyebiliriz.

[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanıdır]



google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html