BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
İdlib sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İdlib sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

10 Ekim 2017 Salı

İDLİB OPERASYONU


İdlib, Suriye krizinin henüz ilk evrelerinde cihadi-Selefi grupların sahneye çıktığı yerlerin başında geliyordu. Bu, gerçek rejim değişikliği arayan aktörlerce uzun süre reddedildi.
İdlib'e bağlı Cisr el Şuğur'da 4-6 Haziran 2011'de bir karakolu kuşatan silahlı kişiler 123 polisi öldürmüştü. Uzuvları kesilen cesetlerin bir kısmı Asi Nehri'ne atılırken bir kısmı da toplu mezarlara gömülmüştü.
Bu kanlı sahne, 31 yıl önce Müslüman Kardeşler'in başlattığı isyanı bitirmek için ağır bir operasyon düzenleyen ordunun 9 Mayıs 1980'de Cisr el Şuğur'da 150-200 kişiyi katletmesinin rövanşı olarak algılandı.
Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) selefi Hür Subaylar Hareketi'nin temeli de Cisr el Şuğur'da atıldı.
Hatay sınırlarına yaslanan İdlib hem ilk mülteci akınının yaşandığı hem de Türkiye'den silah ve militan akışının sağlandığı bölgeydi. Rakka'dan sonra İdlib, Mart 2015'te tamamen Suriye ordusunun kontrolünden çıkan ikinci kent oldu.

İdlib nasıl düştü?

İdlib ÖSO, İslamcılar, selefi İslamcılar ve El Kaide (Nusra Cephesi) olarak ayrışan rakip silahlı örgütler arasında işbirliğinin netice verdiği yer olarak öne çıktı.
Müşterek Operasyon Merkezi (MOM) olarak bilinen Antakya ve Gaziantep'teki operasyon odalarının yönlendirmesiyle kurulan Fetih Ordusu, 28 Mart 2015'te İdlib'i düşüren koalisyondu.




Fetih Ordusu'nun iki ana bileşeni El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi ile eski El Kaidecilerin kurduğu Ahrar el Şam idi. Bu ortaklık Halep'e yönelik operasyon için de tesis edildi ama başarılı olamadı.

İdlib'in önemi nedir?

İdlib başından beri lojistik, cephane ve insan kaynağı bakımından savaşı besleyen kritik güzergâhlardan biri oldu.
Yabancı savaşçıların en fazla geçiş yaptığı hat burasıydı.
Nusra Cephesi ve ortakları İdlib üzerinden Halep-Hama-Şam anayolunu keserken Lazkiye'ye yönelik saldırılarda da burayı sıçrama tahtası olarak kullandı. İdlib güneybatıdan Halep cephesini de besliyordu.

Ortaklık neden bozuldu?

İdlib'de Fetih Ordusu'nu oluşturan güçler daha sonra 'düşman kardeşlere' dönüştü. Körfez'deki destekçilerin baskısına rağmen Nusra'nın El Kaide ile bağlarını koparmaması ve şeri hükümleri uygulama çabası, bazı ortakları için sorundu. Ancak asıl ayrışma Türkiye ile bağlantılı olarak yaşandı.
Kürtlerin kuzeyde öncülük ettiği özerk yapı (Rojava) ve ABD'nin Ekim 2014'te Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile kurduğu ortaklık Türkiye'nin Suriye'deki önceliklerini değiştirdi.
2015'te Rus uçağının düşürülmesinin ardından Moskova ile ilişkileri yoluna koymak isteyen Türkiye'nin Rusya'yla işbirliğine yönelmesi Ankara'nın Suriye politikasındaki değişimi daha belirgin hale getirdi.


İskenderun limanına gelen Türk tankları

Ankara, Halep'te kuşatma altındaki bölgenin Suriye ordusunun kontrolüne geçmesinde rol üstlendi. Bunun karşılığında Rusya da Türkiye'nin Fırat Kalkanı Harekâtı'yla YPG'nin önünü kesmesine göz yumdu.
Daha sonra Astana süreciyle çatışmasızlık bölgeleri oluşturma konusunda Türkiye'nin üstlendiği kritik rol sahada safların ayrışmasını derinleştirdi.
Türkiye'nin Ruslarla eşgüdümü, rejimle savaşan güçleri Fırat Kalkanı'na ortak etmesi ve bu grupları Astana'ya taşıma çabası muhalif güçler arasında 'devrimi hedefinden saptırma' olarak yorumlandı.
Fırat Kalkanı ve Astana sürecine katılmayı reddedenler, Nusra Cephesi'nin etrafında kümelendi. Nusra liderliğindeki bu gruplar ocakta Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ismiyle ortak cephe kurdu.
Türkiye-Katar destekli Ahrar el Şam bu şekilde radikal kanatlarını HTŞ'ye kaptırdı. CIA'in Eğit-Donat programıyla TOW füzesi verdiği Nureddin Zengi Tugayları da yeni cephedeydi.
Astana'ya katılanların siyasi sürecin ortağı, katılmayanların 'teröristler' sayılacak olması HTŞ'yi harekete geçirdi. Kısa sürede İdlib'de Ahrar el Şam liderliğindeki eski müttefiklerinin belini kırdı.
 Operasyonda yer alan Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) bağlı Hamza Bölüğü mensupları bir eğitim sırasında.
19-24 Temmuz arasında Salkin, El Dana, Sahab, Barabo, Tel Havaş, El Hamirat, Tarmala ve El Toba gibi 30 yer HTŞ'nin eline geçti. Ahrar el Şam ve müttefikleri Ariha ve Cebel Zaviye dışındaki bölgelerden İdlib'in güneyine yani Hama kırsalına çekilmek zorunda kaldı.
HTŞ, Türkiye'den yardımların kesilmesinin önüne geçmek için Bab el Heva Kapısı'nı sivil bir yönetime bıraktı. Ahrar el Şam yasa dışı olarak kapı işlevi gören Hirbet el Coz geçişini de kaybetti.
Bu hezimetten önce İdlib'de kontrol noktalarının yaklaşık yüzde 60-70'i Nusra ve müttefiklerinin elindeydi. Humus, Hama, Şam kırsalı ve Dera'da sağlanan anlaşmalarla tahliye edilen cihatçıların aileleriyle birlikte İdlib'e gönderilmesi HTŞ'nin kentteki savaşçı potansiyelini artırdı.
Son olarak geçen Ağustos'ta Lübnan'ın Arsel bölgesinden çıkartılan Nusra üyeleri İdlib'e geldi.

Çatışmasızlık planında kim yer alacak?

İdlib, Astana'da tartışılan 4 çatışmasızlık bölgesinden en zor olanı. 15 Eylül'deki mutabakata göre garantör ülke olarak Rusya, İran ve Türkiye ateşkesi korumak üzere İdlib'e 500'er asker konuşlandırılacak.
Bunun için Müşterek Koordinasyon Merkezi oluşturacak. Kimin nerede nasıl konuşlanacağı şimdilik meçhul. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 6 Ekim'deki açıklamasına göre İdlib'in içinde Türkiye, dışında Rusya olacak.
İlk etapta planlanan, HTŞ'ye karşı önce rakip grupların sahaya sürülmesi. Amaç Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) desteğiyle bu grupların durumu kontrol eder hale gelmesi ve bu şekilde çatışmasızlık rejiminin tesis edilmesi. Bu hamlenin başarısı HTŞ'nin göstereceği dirence bağlı.

Türkiye ne yapıyor?

Suriye'de dördüncü çatışmasızlık bölgesinin İdlib'de kurulması yönündeki mutabakattan sonra Türkiye üçlü bir strateji izlemeye başladı:
  • TSK'yi müdahaleye hazır hale getirmek için Hatay ve Kilis'te sınır hatlarına askeri sevkiyat yapıldı.
  • HTŞ'ye katılanları koparıp zayıflatmak için 'istihbarat operasyonları' yürütüldü. Ahrar'ın eski komutanı Ebu Salih Tahhan adamlarıyla birlikte HTŞ'den koptu. Bu kopuşu Şüheda el Gab örgütünün ayrılması izledi.
  • Türkiye bir yandan da HTŞ'ye karşı İdlib'de konuşlandırmak üzere muhalif güçleri 'Milli Ordu' adı altında toplamaya çalışıyor. Faaliyetlerini Türkiye'den yürüten 'Suriye Geçiş Hükümeti' ve Suriye İslami Konseyi'nin 30 Ağustos'ta yaptığı çağrısı üzerine Ahrar el Şam, Ceyş el İslam, Feylak el Şam, Cephet el Şamiyye, Nasır Ordusu, Levant Cephesi, 13. Bölük ve Mutasım Tugayı dahil 44 grup 'Milli Ordu' planına olumlu yanıt verdi.
    Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı Fidan sınır bölgesinde.

Ankara'nın amacı nedir?

İdlib'in savaşın son sahnesi olacağı kuvvetle muhtemel. Suriye ordusunun Deyr el Zor'daki operasyonu tamamladıktan sonra İdlib'e yönelmesi bekleniyor. Türkiye Rakka ya da Deyr el Zor'daki gibi bir cephe savaşına dönüşmeden İdlib'teki grupları çatışmasızlık rejimine ikna etmeye çalışıyor.
Bunu yaparken bazı amaç ve beklentileri var:
  • Türkiye başından beri İdlib'de Rusya ve İran'la ortaklığın karşılığında Kürtlerin kontrolündeki Afrin'e müdahale fırsatı arıyor. TSK'nin İdlib'de konuşlanmasıyla Afrin üzerindeki baskı artacak. Ankara bu operasyonu kamuoyuna 'Akdeniz'e kadar Kürt koridoru planını önleme hamlesi' olarak sunuyor.
  • Türkiye'nin sahaya inmekteki ikinci amacı olası bir göç dalgasını önlemek.
  • Üçüncü hedef savaşı kendi sınırlarından uzak tutmak. Rusya'nın desteğiyle Suriye ordusunun silahlı grupları kuzeye sürüklemesi Ankara'nın önlemeye çalıştığı bir senaryo.
  • Ayrıca Türkiye, Cerablus-El Bab cebinden sonra İdlib'de asker konuşlandırarak Suriye'nin geleceğini şekillendirecek süreçte daha fazla söz sahibi olmayı umuyor.

Olası insani sonuçlar nedir?

Teyit edilebilir bir bilgi olmamakla birlikte muhalif kaynaklara göre İdlib'de yaşayanların sayısı 1,5-2 milyon civarında.
Olası bir savaşın yaratacağı dalgalanmada siviller ya Afrin'e geçecek ya da Türkiye'ye sığınacak.
Afrin de son zamanlarda Türk ordusunun atış menzilinde olması nedeniyle güvenli değil.
Halep'teki gibi saldırı ve savunma hatları önemli ölçüde sivil yerleşim alanlarında. Bu da olası operasyon ya da çatışmalarda sivil kayıpların çok olacağı anlamına geliyor.


İdlib operasyonuyla ilgili merak edilenler


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib Eyaleti'yle ilgili bir askeri harekâtın başladığını açıkladı.
Suriye kriziyle ilgili yürütülen Astana görüşmelerinin sonuncusunda, İdlib'in çatışmasızlık bölgelerine dâhil edilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı.
İdlib'in siyasi önemi ve eyalete yönelik operasyonla ilgili merak edilenleri beş soruda derledik.

İdlib neden önemli?

İdlib, Suriye'nin kuzeyinde ve Türkiye sınırında yer alan bir eyalet.
İsyancı gruplar açısından kritik önemdeki Bab El Hava Sınır Kapısı da İdlib Eyaleti sınırlarında bulunuyor.
Eyalet, yine kuzeyde Kürt Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) denetimindeki Afrin sınırına dayanıyor.



Kuzeydoğusunda Halep'in bulunduğu İdlib'in batısında ve güneyinde ise Suriye hükümetinin kalelerinden Lazkiye ve Hama yer alıyor.
Lazkiye Eyaleti'ne yönelik saldırılar İdlib üzerinden düzenleniyor.
İdlib şu anda Suriye'de, bütünüyle hükümet güçlerinin kontrolünün dışında yer alan tek eyalet.
2015 yılında, farklı isyancı güçlerin kurduğu, bünyesinde Nusra Cephesi ve Ahrar'uş Şam'ı da barındıran çatı örgütü Fetih Ordusu, eyaleti ele geçirmişti.
İlerleyen dönemde, ateşkeslerle Halep, Şam, Hama ve Humus eyaletlerinden ayrılan isyancı grupların birçok üyesi de İdlib'e geçiş yaptı.
İdlib, ülke çapında hükümet karşıtı silahlı güçler açısından bir kale olarak görülüyor.


 
Heyet Tahrir el-Şam'ın ana gövdesini oluşturan Nusra Cephesi üyeleri.

İdlib şu an hangi grubun kontrolünde?

2015'ten sonra İdlib, farklı gruplar tarafından ortak olarak yönetilmeye başlandı.
Bu gruplar arasında en etkin olanları ise Nusra Cephesi ve Ahrar'uş Şam oldu.
İki grup arasındaki gerilim zamanla çatışmalara dönüşmeye başladı.
2016'da adını Şam'ın Fethi Cephesi olarak değiştiren ve El Kaide'den ayrıldığını duyuran Nusra Cephesi, son süreçte başka cihatçı gruplarla birlikte Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) adında bir çatı örgütü kurdu.
Geçtiğimiz aylarda HTŞ ile Ahrar'uş Şam arasında yoğun çatışmalar yaşandı.
Çatışmaların farklı nedenleri olduğu düşünülüyor.
İki örgüt de cihatçı çizgide olsa da aralarında yönetim anlayışı, savaş tarzı ve müzakerelere bakış açısından farklılıklar bulunuyordu.


 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Eyaletin kontrolünde asıl etkin gücün kimin olacağı konusu önemli gerilim başlıklarındandı.
Bunun dışında Astana sürecine bakış da aradaki gerilimi derinleştirmiş durumdaydı.
Bunlara ilaveten, her ne kadar Ahrar'uş Şam, Astana sürecine katılmamış olsa da, örgütün Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) çatısı altındaki gruplarla işbirliği, Türkiye ile iyi ilişkileri ve son dönemde kendisini uluslararası alanda kabul ettirmeye yönelik gayretleri onu Nusra Cephesi'nden ayırıyordu.
Çatışmalar sonunda Ahrar'uş Şam İdlib merkezinden çekildi.
Astana mutabakatı kapsamında Nusra Cephesi, IŞİD'le birlikte askeri olarak hedefe alınmaya devam edilecek örgütler arasında yer alıyor.

İdlib'de çatışmasızlık bölgesi kurulması ne anlama geliyor?

Türkiye, Rusya ve İran, Kazakistan'ın başkenti Astana'da Suriye ile ilgili yaptığı görüşmelerde daha önce, Dera ve Kuneytra, Rastan ve Talbise ile Doğu Guta'daki çatışmasızlık anlaşması konusunda mutabakata varmışlardı.
Son nokta olan İdlib'teki çatışmasızlık bölgesi için görüşmeler bir süredir devam ediyordu.
Eylül ayındaki son görüşmede ise üç ülke, İdlib bölgesinde oluşturulacak olan dördüncü çatışmasızlık bölgesini beraber koruma konusunda anlaştı.

Anlaşmadan sonra Türk Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Astana toplantılarının üç garantör ülkesi arasında sağlanan mutabakat uyarınca, söz konusu üç ülkeden gözlemciler, çatışmasızlık bölgesinin sınırlarını teşkil eden güvenlikli bölgelerde oluşturulacak kontrol ve gözlem noktalarında konuşlandırılacaktır" ifadesi kullanıldı.
Rus yetkililer ise Rusya, Türkiye ve İran'ın İdlib bölgesine 500'er gözlemci göndereceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Reuters haber ajansına verdiği röportajda, Suriye'deki çatışmasızlık bölgeleri kapsamında, ülkenin kuzeybatısındaki İdlib eyaletine asker gönderileceğini açıkladı.
Erdoğan röportajda, "Çatışmasızlık bölgeleri anlaşması umut vaadeden bir fikirdi… Rusya İdlib'in dışında, Türkiye de İdlib'in içinde güvenliği koruyacak" dedi.

Operasyon şu an ne aşamada?

Operasyonla ilgili ilk resmi açıklama, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi.
Erdoğan, "Fırat Kalkanı Harekâtı'yla kendimize bölgemizde açtığımız alanı şimdi İdlib'in güvenliğini sağlamaya yönelik yeni bir adımla daha ileriye taşımanın gayreti içindeyiz. İşte bugün örneğin İdlib'de ciddi bir harekat var ve bu devam edecek" dedi.
Konuşmasından sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, "Türk askeri İdlib'de mi?" sorusuna, "Şu anda Özgür Suriye Ordusu yürütüyor, henüz askerimiz orada değil" cevabınıı verdi.


Erdoğan, "Fırat Kalkanı Harekâtı'nda olduğu gibi bir yöntem mi kullanılacak?" sorusunu ise, "Boksa girildiği zaman yumruğun sayısı sayılmaz" şeklinde cevapladı.
Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) bağlı Hamza Bölüğü de, İdlib'de askeri operasyon başlattıklarını duyurdu.
Hamza Bölüğü, Fırat Kalkanı Operasyonu'na katılan gruplar arasında yer alıyor.
Türk ordusu özellikle Cuma gecesi sınıra yoğun bir sevkiyat yaptı.
TSK'dan Cumartesi akşam saatlerinde yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Güler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz'ün Reyhanlı'da inceleme ve denetlemelerde bulunduğu belirtildi.
Akar'a ziyaret ve çalışmalarda MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da eşlik ettiği aktarıldı.


Telif hakkı Reuters
Image caption Rus Savunma Bakanlığı'nın İdlib'e yönelik hava saldırılarıyla ilgili yayınladığı bir görüntü.

Rusya'nın hava saldırıları ne durumda?

Rusya'nın İdlib ve çevresine yönelik hava saldırıları sürüyor.
Moskova, hafta içinde düzenlediği bir hava operasyonuyla Nusra Cephesi'nin 12 komutanını öldürdüğünü, örgütün lideri Culani'nin ise ağır yaralandığını açıkladı.
Savunma Bakanlığı sözcüsü Igor Konashenkov, operasyonun Rus askeri polisine yönelik 18 Eylül tarihli bir saldırıya yanıt olarak gerçekleştiğini açıkladı.
Konashenkov, Nusra Cephesi'nin lideri Ebu Muhammed el Culani'nin saldırıda kolunun koptuğunu ve durumunun kritik olduğunu da aktardı.
Öte yandan muhaliflere yakın bazı medya kuruluşları ve yine muhalif çizgideki Londra merkezli Suriye İnsan Hakları İçin Gözlemevi, bu saldırılarda sivillerin de öldüğünü belirtiyor.

4 Eylül 2018 Salı

Suriye ve İdlib'de Son Durum

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail Savaş Uçakları, Esad Rejimi Kontrolündeki Askeri Bölgeleri Vurdu
Suriye'deki Beşşar Esad rejimi, İsrail savaş uçaklarının, Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama ve batısındaki Akdeniz kıyısında yer alan Tartus illerindeki bazı askeri bölgelere hava saldırısı düzenlediğini iddia etti.
Esad rejiminin haber ajansı SANA, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail savaş uçaklarının Lübnan hava sahasını kullanarak, Suriye'deki askeri bölgeleri hedef aldığını öne sürdü. Haberde, Tartus ve Hama illerinde rejime ait askeri merkezlerin hedef alındığı, bazı füzelerin de hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği belirtildi.
AA'nın yerel kaynaklardan aldığı bilgiye göre hedef alınan söz konusu bölgelerde rejime ait bilimsel araştırma merkezi ve savunma sanayi fabrikaları yer alıyor.

İSRAİL'DEN AÇIKLAMA GELMEDİ

Konuya ilişkin İsrail'den bir açıklama gelmedi. İsrail, son birkaç ayda Suriye'nin Humus, Kuneytra, Dera ve Şam illeri içerisindeki rejim ve destekçisi İran'a ait askeri noktalara çeşitli saldırılar düzenlemişti.
ABD Büyükelçiliğinden Suriye Açıklaması: Rejimin İdlib'e Saldırısı Tansiyonu Tırmandırır
ABD Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey arasındaki görüşme sonrası yaptığı açıklamada, "Suriye rejiminin İdlib'e saldırması tansiyonu tırmandırır." ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'i kabul etti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Bakan Çavuşoğlu ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Suriye ile Angajmandan Sorumlu Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey'i kabul etti.

GÖRÜŞMEDE SURİYE'DE YAŞANAN SON GELİŞMELER ELE ALINDI

Özel Temsilci Büyükelçi Jeffrey'in Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da ayrıca kabul edildiğini hatırlatan kaynaklar, görüşmelerde ABD tarafı ile Suriye konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA

ABD Büyükelçiliği'nden de görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapıldı. İşte o açıklama:
ABD Dışişleri Bakanı tarafından kısa süre önce atanan Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey ve Suriye ve Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Özel Elçi Joel Rayburn, yeni görevlerini ele almak ve Suriye krizinin BMGK'nin 2254 sayılı kararı uyarınca çözülmesi konusunda ABD ile Türkiye arasında süregelen işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla Türk muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Büyükelçi Jeffrey, ABD'nin, Suriye rejiminin İdlib'e yönelik bir askeri saldırısının Suriye'deki krizi tırmandırarak insani yardım kuruluşu çalışanlarının ve Suriyeli sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağı, sivil altyapıyı tahrip edeceği, Suriye'de siyasi çözüme ulaşılması ihtimalini riske atacağı, teröre desteği arttıracağı ve bölgesel istikrara zarar vereceği yönündeki görüşünü yinelemiştir. Jeffrey, Suriye krizinin mağdurlarına gösterdikleri şefkatli yaklaşımdan ötürü Türk hükümeti ve halkına takdirlerini sunmuştur.
ABD'den Esad'a Kimyasal Silah Uyarısı: Hızla Cevap Vereceğiz Son dakika! Beyaz Saray, Suriye'de kimyasal silah kullanan Esad rejimine uyarıda bulunarak, "Esad yeniden kimyasal silah kullanırsa ABD ve müttefikleri hızla ve uygun cevap verecek." açıklamasında bulundu.
Mistura Erdoğan'a seslendi: Putin'le görüşün
BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura, İdlib'deki duruma çözüm bulunması için Türkiye ve Rusya arasında görüşme yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayarak Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir' diye seslendi.
Mistura, BM Cenevre Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi.

İDLİB KONUSU DİKKATLİCE ELE ALINMALI

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki son durumu değerlendiren Mistura, Suriye'de daha önce yaşananlardan ders çıkarılarak mevcut durumun siyasi ve askeri açıdan dikkatlice ele alması gerektiğini vurguladı.
Mistura, "İdlib'de savaştan kaçınılmasını dilemeye, umut etmeye ve istemeye devam ediyoruz." dedi.

ERDOĞAN VE PUTİN'E ÇAĞRI YAPTI

Süreçte çözüme ulaşılması için anahtar konumda olan Türkiye ve Rusya arasında görüşmeler yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayan Mistura, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin'e seslenerek "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir." ifadesini kullandı.

"ERDOĞAN PUTİN İLE GÖRÜŞTÜĞÜNDE MANTIKLI BİR ÇÖZÜM ORTAYA ÇIKAR"

Mistura, Erdoğan ve Putin'in teknik görüşmelerin dışında bire bir görüşmesinin etkili olacağını vurgulayarak "Biliyorum ki Başkan Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Putin ile görüştüğünde geçmişteki görüşmelerde olduğu gibi makul, mantıklı, dramatik olmayan bir çözüm ortaya çıkacaktır." diye konuştu.

TÜRKİYE-RUSYA-İRAN ZİRVESİ ÖNEMLİ

İdlib'de sürdürülebilir bir sonucun elde edilmesinin imkansız olmadığını vurgulayan Mistura, Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla 7 Eylül'de Tahran'da düzenlenecek Suriye toplantısının önemine de dikkati çekti.
İdlib nerede şu anda kimin elinde? İdlib'in son haritasına bakın!
İDLİB nerede Türkiye, Rusya, ABD ve ÖSO açısından önemi nedir? İdlib haritası kentin önemini gözler önüne seriyor. Peki İdlib şu anda kimin elinde, İdlib'deki Türk askerinin pozisyonu ne? Gelin İdlib'deki son duruma haritalı olarak bakalım.
İDLİB'de durumlar çok karışık. Rusya ile ABD arasındaki Suriye iç savaşında son sahne şu anda İdlib'de oynanıyor. Rusya bombardımana girişirken, 4 milyon sivilin yaşadığı İdlib dünya gündeminin ilk sırasına oturdu. Türkiye ise Eylül 2017'de Rusya ile anlaşarak girdiği İdlib'de karışık bir pozisyonda. Peki İdlib şu anda tam olarak kimin elinde, Türkiye sınırının neresinde, kimin için ne kadar önemli? Gelin tüm soruların yanıtı olan İdlib haritasına ve son duruma bir gözatalım.
İDLİB NEREDE? : Doğusunda Halep, güneyinde Hama olan İdlib, Türkiye'nin Hatay iliyle sınır komşusu. İdlib, kuzeyinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesine, batısında Yayladağı, Güveççi'ye komşu. Şu anda İdlib üzerinden ABD ile Rusya arasında güç savaşı yaşanıyor. İdlib, askeri ve siyasi açıdan bölgedeki birçok aktör için stratejik öneme sahip.
TÜRKİYE İLE RUSYA KARŞI KARŞIYA GELİR Mİ? : İdlib operasyonunun Moskova ile Ankara arasında nasıl şekilleneceği henüz resmi olarak duyurulmadı. İki ülkenin İdlib'de 'ılımlı muhalif' ayrımıyla ilgili fikir ayrılığı yaşama ihtimali var. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler S400 füzeleri alma düzeyine kadar ilerlemiş durumda. Haliyle iki ülkenin İdlib'de askeri olarak karşı karşıla gelmesi bekleniyor.
İDLİB'İN ÖNEMİ : İdlib Vilayeti, bölge aktörlerinin her biri için kendi çıkarları doğrultusunda stratejik öneme sahip. Suriye'de Beşar Esad açısından 2011'den bu yana devam eden iç savaşın büyük oranda sona ermesi ve zaferini ilan etmesi anlamına gelecek. İdlib'in yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi Esad'ın yanı sıra İran ve Rusya'nın da bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmek açısından önemli bir hedef.
İdlib Türkiye için neden önemli? : İdlib, Astana Mutabakatı çerçevesinde Suriye'de oluşturulan dört Gerilimi Azaltma bölgesinden biri olarak belirlenmişti. Mutabakat kapsamında Türkiye İdlib içine 12 gözlem kontrol noktası kurdu. Bunların aralarına Rusya 10, İran da 7 gözlem noktası yerleştirdi. Bölge, savaşın çıktığı 2011'de Türkiye'ye ilk sivil göçün yaşandığı ve yabancı savaşçıların da Suriye'ye en fazla geçiş yaptığı yerdi.

11 Ağustos 2018 Cumartesi

İdlib düğümü nasıl çözülecek?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Rejim güçleri her ne kadar hızını almış bir şekilde ilerliyor olsa da İdlib’e yönelik kapsamlı bir operasyonun önünde ciddi engeller söz konusu. Bu engeller nedeniyle “geniş çaplı” operasyonun kesin olmadığı söylenebilir.



Suriye’nin Ürdün sınırında yer alan Dera ve İsrail sınırında yer alan Kuneytra vilayetindeki muhalif bölgeleri Rusya, ABD ve Ürdün arasında varılan anlaşma neticesinde çatışmasızlık bölgesi ilan edilmişti. Ancak ülkenin orta kesimlerindeki operasyonlarını sonlandıran Suriye rejimi güçleri yeni hedef olarak bu iki vilayete yöneldi.
Rusya, bu süreçte sorunun tarafları olan ABD, Ürdün, İsrail, Suriye ve muhalifler ile görüşerek güney Suriye cephesi konusunda bir çözüm haritası oluşturmaya çalıştı. İsrail ve ABD’nin güney Suriye cephesine ilişkin temel kaygısı İran ve İran destekli milis grupların bu bölgeye girmesi. ABD ve İsrail, söz konusu güçlerin güney cephesi operasyonuna katılmaması ve İsrail sınırından 80-90 km içeri çekilmesi karşılığında operasyona karşı sesini yükseltmedi. ABD ise uzun yıllardır desteklediği güney cephesindeki Suriyeli muhalifleri rejim karşısında yalnız bıraktı.
Bu mutabakat çerçevesinde Rusya destekli Suriye güçleri haziran ayının ortasında güney cephesi operasyonuna başladı ve ilk olarak Dera şehri yaklaşık üç hafta boyunca havadan hedef alındı. Rejim güçlerinin hızlı ilerleyişi neticesinde muhalifler ile müzakere ve ateşkes süreci başladı. Rusya’nın arabuluculuğunda gerçekleşen görüşmeler sonucunda, muhaliflerin ağır silahlarını teslim etmesi, Ürdün sınırı ve Nasib sınır kapısının rejime bırakılması, uzlaşmayı kabul etmeyen muhaliflerin aileleri ile birlikte İdlib veya Fırat Kalkanı bölgesine tahliye edilmesi konusunda uzlaşıya varıldı. 6 Temmuz’da neticelenen ateşkes anlaşmasını takiben, 12 Temmuz’da rejim ve destekçileri Dera şehir merkezine girerek kontrolü sağladı. Buna paralel olarak Suriye rejimi kısa süre içinde Kuneytra’da da kontrolü ele aldı ve Golan Tepeleri sınırına ulaşmayı başardı. Dera ve Kuneytra operasyonlarının ortaya çıkardığı en önemli sonuç, İsrail ve Ürdün hükümetlerinin kendi sınırlarında Suriye rejim güçlerinin varlığını kabul etmiş olmasıydı.
Muhtemel İdlib operasyonu ve riskler Bu operasyonlar ile konumunu daha da güçlendiren Şam’ın bir sonraki hedefinin Türkiye sınırında yer alan İdlib olması bekleniyor. Hem Suriyeli siyasi ve askeri yetkililerce yapılan açıklamalar hem de Dera sonrasında Suriye ordusunun elit unsurları “Kaplan Güçleri”nin İdlib çevresinde konuşlanmaya başlaması bu ihtimali güçlendiriyor. Suriye ordusu her ne kadar hızını almış bir şekilde ilerliyor olsa da İdlib’e dönük kapsamlı bir operasyonun önünde ciddi engeller söz konusu. Bu engeller nedeniyle İdlib’e dönük “geniş çaplı” operasyonun kesin olmadığı söylenebilir.
Operasyon zorlaştıran ilk faktör, İdlib’de aşırı yoğunlaşmış sivil ve silahlı insan sayısı. Suriye genelindeki ateşkes anlaşmalarının sonucunda bütün sivil ve silahlı unsurlar İdlib’e nakledilmişti. Bu çerçevede İdlib’de 3 milyon civarında sivil nüfus barınıyor. İkinci olarak farklı gruplara mensup yaklaşık 80 bin civarında savaşçı da İdlib’de konuşlanmış durumda. Dolayısıyla İdlib’e yönelik askeri operasyonun ağır bir insani krize ve Türkiye’ye dönük bir göç dalgasına yol açması kesin. Göç dalgası Avrupa’nın da güvenliğini riske edeceği için bu sefer uluslararası tepkinin diğer bölgelerdeki operasyonlara göre yüksek olması beklenebilir.
Ancak bundan önemlisi İdlib’deki yoğun muhalif savaşçı varlığı, Suriye ordusunun operasyonunun başarı şansını düşürebilir. İdlib’de dört muhalif çatı yapılanmanın varlığından bahsedilebilir. Bunlar Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Nureddin Zengi ve Ahrar eş-Şam gruplarının birleşmesi ile kurulan Suriye Özgürlük Cephesi (Cephe Tahrir Suriya-CTS), İdlib’in halen en güçlü grubu olan ve El-Kaide ile bağını kopardığını açıklayan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve son olarak HTŞ’den ayrılan El-Kaideci unsurların Şubat 2018 tarihinde kurdukları Hurras ed-Din’dir. Bunlara halen hiçbir çatı yapılanma içine girmeden bağımsız hareket etmeyi tercih eden Türkistan İslami Partisi gibi gruplar da eklenebilir. Bu oluşumlar son döneme kadar İdlib’in kontrolü konusunda kendi aralarında yoğun bir çatışma içindeydi. Ancak olası bir rejim saldırısı durumunda söz konusu çatı yapılanmalar, el-Kaide unsurlarını içine almayacak şekilde ortak tehdide karşı kolayca bir araya gelebilir. İdlib operasyonunun gündeme gelmesi ile bu yönde ilk adım atıldı ve ÖSO grupları CTS ile birleştiklerini açıkladı.
Rejim Rusya'dan beklediği desteği alamayabilir İdlib operasyonunu zorlaştıran ikinci faktör Türkiye’nin pozisyonu ve bölgedeki askeri varlığıdır. İdlib, Suriye ordusunun son dönemde ele geçirdiği muhalif bölgelerden farklı olarak Türkiye açısından yaşamsal önem taşımakta; zira bu operasyonun Türkiye’ye doğrudan yayılma etkisi göstermesi söz konusu. Bu nedenle Türkiye’nin kendisi ile koordine edilmeden düzenlenecek bir operasyona karşılık verme ihtimali yüksek. İkincisi İdlib 12 adet Türk gözlem noktası ile çevrelenmiş durumda ve İdlib’in güvenliği, anlaşma kapsamında fiilen Türkiye’ye bırakılmış durumda. Türkiye’nin gözlem noktalarındaki askeri varlığı caydırıcı çapta olmasa da TSK unsurlarına dönük herhangi bir saldırı Türk ordusunu çatışmanın içine çekecektir. İdlib’in Türkiye ile sınır olması da Türkiye’nin gerektiğinde İdlib’deki gelişmelere müdahil olmasını sağlayacaktır. Bu durum diğer bölgelerdeki savaşlarda muhaliflerin sahip olmadığı bir avantaj idi.
İdlib operasyonunu engelleyecek ya da sınırlandıracak en önemli faktör ise Rusya’nın pozisyonu olacaktır. Rusya Astana sürecinin çökmemesi, Türkiye ile işbirliğinin sürmesi için Türkiye ile Suriye’nin karşı karşıya gelmemesine yönelik çaba sergileyecektir. Suriye’de Türkiye ile işbirliğine önem veren Rusya, İdlib operasyonunu Türkiye ile koordine etmeye açık olacaktır. Buna dönük olarak bazı çabalar söz konusu. Temmuz 2018 ayının son haftasında Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentiev başkanlığındaki Rus heyet Türkiye’ye gelerek görüşmeler gerçekleştirdi. Bu görüşmelerde İdlib konusunun da ele alınmış olması yüksek ihtimal. Türkiye 7 Eylül tarihinde de Rusya, Almanya ve Fransa’nın katılacağı “mülteciler ve Suriye’nin yeniden inşası” konu başlıklı zirveye evsahipliği yapacak. Bu zirve de Suriye’de Türkiye-Rusya işbirliğinin sürmeye devam edeceğinin bir göstergesi. Bütün bu nedenlerle Rusya’nın İdlib operasyonu konusunda Suriye rejimine beklediği tam desteği vermesi söz konusu olmayabilir.
En muhtemel senaryo, anlaşmaya varılması İdlib operasyonunun başlaması ve çapının belirlenmesi konusunda İran’ın pozisyonu da etkili olacak. İran, Rusya’dan farklı olarak tüm muhalif unsurları ortadan kaldırana kadar askeri mücadelenin devam etmesini savunuyor. Bu açıdan Şam’ın beklentilerine daha yakın durduğu söylenebilir. İran ve Rusya arasındaki bu görüş farklılığı en net olarak Afrin operasyonunda su yüzüne çıkmıştı. Rusya Afrin operasyonunda tarafsız kalırken İran destekli milis unsurlar ve rejime bağlı güçler YPG’ye destek olmak için Afrin’e girmişti. Ancak Rusya’nın tarafsız kalması ile Türkiye rahat bir şekilde YPG ile birlikte savaşan bu unsurları da hedef alarak etkisiz hale getirmişti. İdlib konusunda da benzer bir durum yaşanmıştı. Türkiye her ne kadar üçlü anlaşma kapsamında İdlib’e asker göndermiş olsa da bundan çok memnun olmayan İran’a bağlı milis güçler, Türk ordusunun intikali sırasında saldırı gerçekleştirmişti. İran İdlib operasyonunun gündeme geldiği şu dönemde de muhtemelen Şam ile paralel şekilde şehri tamamen ele geçirecek ve muhalifleri yok edecek bir yöntem tercih ediyor. Ancak artan ABD baskısı sebebiyle İran bölgede giderek sıkışıyor. İran’ın İdlib konusundaki pozisyonunu belirleyecek faktör, yerel düzeydeki beklentilerinden ziyade daha geniş çerçevede çıkarlarının korunması olacaktır. İran’ın büyük baskı altına girmeye başladığı bu dönemde Türkiye’yi tamamen karşısına alacak bir hamlede bulunması zor görünüyor.
Bütün bu faktörler nedeniyle İdlib’e dönük geniş kapsamlı askeri harekatın kesin olmadığı söylenebilir. Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentiev de bunu destekler şekilde “İdlib’e geniş çaplı operasyonun gündemlerinde olmadığı” açıklaması yaptı. Muhtemel senaryo, İdlib konusunda bir anlaşmaya varılması. Bu anlaşmanın nasıl olabileceğinin ipucu yine Lavrentiev’in açıklmasında gizli. Rus yetkili “El-Kaide sorununun çözülmesi durumunda İdlib operasyonuna gerek kalmayacağını” belirtti. Dolayısıyla İdlib için en muhtemel senaryo sadece radikal unsurlara ve bunların kontrol ettiği bölgelere dönük sınırlı bir operasyon. Suriye rejimi Rusya desteğini almadan bağımsız olarak geniş çaplı bir operasyon başlatabilir. Ancak bu şartlar altında gerçekleşecek bir operasyonun başarı şansının düşük veya en iyi ihtimalle aşırı maliyetli olacağı söylenebilir.

17 Eylül 2018 Pazartesi

İdlib üzerinden zafer ilan etmeyi planlıyorlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

SETA Stratejik Araştırmalar Uzmanı Dr. Kurt, "Rusya ve İran, Esed iktidarına yeniden meşruiyet kazandırmak istiyor. Bu yüzden İdlib üzerinden bir zafer ilan etme planı kendileri için hayati bir anlam taşıyor.'' dedi.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Stratejik Araştırmalar Uzmanı Dr. Veysel Kurt, Rusya ve İran'ın, Esed iktidarına yeniden meşruiyet kazandırmak istediğini belirterek, ''Bu yüzden İdlib üzerinden bir zafer ilan etme planı kendileri için hayati bir anlam taşıyor.'' dedi.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Veysel Kurt, Rusya ve Esed rejiminin, muhaliflerin son kalesi İdlib'e yönelik askeri saldırıları, olası büyük göç dalgasının Türkiye ve Avrupa'ya etkileri, İdlib'in Türkiye için stratejik önemi ve İdlib'le ilgili muhtemel senaryoları, AA muhabirine değerlendirdi.
Dr. Veysel Kurt'a yöneltilen sorular ve cevapları şöyle:
Sınır komşumuz olan İdlib özellikle güvenli olması nedeniyle iç savaş boyunca en fazla göç alan yer oldu. Bu bağlamda İdlib'in Türkiye ve Esed rejimi için stratejik önemi sizce nedir?
Kuzeybatısında Türkiye ile komşu olan İdlib'in doğusunda Halep, kuzeydoğusunda Halep'in Afrin ilçesi, güneyinde Hama, kuzeybatısında Lazkiye'nin bulunması kentin stratejik önemini artıyor. İdlib malum Türkiye'nin hemen yanı başında ve yaklaşık 130 kilometre sınırı ile Hatay ilimizin güney sınır komşusu. İdlib, tarım açısından verimli bir bölge olduğu için krizden önce de Suriye'nin en kalabalık kentlerinden biriydi. Nüfusunun 1,5 ile 2 milyon arasında değiştiği ifade ediliyor.
Krizle birlikte özellikle 2015'ten sonra muhaliflerin İdlib'i ele geçirmesiyle çatışmalı bölgelerden buraya doğru çok yoğun göçler yaşandı. Malum Halep de İdlib'e yakın ve 2016'nın sonunda Halep'in rejim tarafından kontrol altına alınmasıyla aynı şekilde Halep'ten de İdlib'e doğru büyük bir göç başladı. İkinci ciddi göç dalgası da Doğu Guta'dan oldu ve en son Dera'ya operasyon gerçekleştiğinde aynı şekilde ciddi göçlerle birlikte İdlib'de nüfus 3,5-4 milyona ulaştı.
''Suriye muhalefeti için İdlib 'son kale' özelliği taşıyor'' İdlib Esed rejimi karşıtı muhalif grupların konuşlandığı bir şehir. Bu silahlı grupların başında Heyet Tahrir Şam (HTŞ) geliyor. Bölgede rejim karşıtı silahlı başka hangi gruplar var?
Kurt: İdlib, muhaliflerin elindeki tek şehir olması açısından önem teşkil ediyor. Şehirde parçalı bir yapı söz konusu. İdlib Suriye muhalefeti için 'son kale' olma özelliğini taşıyor. Ayrıca Esed rejimine karşı silahlı mücadele sürdüren en büyük muhalif gruplar İdlib'de yer alıyor. Muhalifler, 2015'te İdlib'i rejimden aldıktan sonra Fetih Ordusu adı altında bir yapılanmaya gitti ve şehir bu yapılanma tarafından kontrol edildi.
Fetih Ordusu, Suriye muhaliflerinin kendi aralarında gerçekleştirdikleri en büyük organizasyondu. El-Nusra Cephesi ve diğer muhalif grupların da dahil olduğu bir koalisyon tarafından şehir kontrol edildi. Daha sonra bu yapılar kendi içlerinde bölünmeye ve şehri de etki alanlarına göre bölmeye başladılar. Yani bir konsensüs bir koalisyonla şehre giren bu yapılar, kontrolü elde ettikten sonra kendi aralarında zaman zaman çatışan gruplar haline geldi. Ahraru'ş Şam ile HTŞ arasında ciddi çatışmalar oldu. Nureddin Mahmud Zengi grubu ile HTŞ arasında da benzer senaryolar gerçekleşti.
Dolayısıyla geldiğimiz noktada bazı bölgeleri HTŞ'nin bazı bölgeleri Nurettin Zengi, bazı bölgeleri de Ahraru'ş Şam'ın kontrol ettiğini görüyoruz. Burada Türkiye, ABD gibi devletler bu yapılar arasında belirli düzeylerde bir farklılık gözetiyor ve bütün grupları terör örgütü olarak görmüyorlar. Mesela eski adıyla Nusra Cephesi terör örgütü olarak görülüyordu. Bugün aynı şey HTŞ için söz konusu. Fakat Nurettin Zengi ile Ahraru'ş Şam, Türkiye, ABD, Batılı ülkeler ve bazı Körfez ülkeleri tarafından terör örgütü olarak ilan edilmiş değil. Öte taraftan Rusya, Suriye rejimi ve İran üçlüsü tarafından neredeyse bütün gruplara terör örgütü muamelesi yapılıyor. Zaman zaman bunu açıkça deklare de ediyorlar.
Türkiye'nin Tahran Zirvesi öncesi HTŞ'yi terör örgütü olarak deklare etmesi bu grupların statüsünü nasıl etkiledi?
İdlib meselesini karmaşık kılan durum biraz da bundan kaynaklanıyor. Tahran Zirvesi öncesi Türkiye'nin HTŞ'yi terör örgütü olarak görmesi aslında bir nevi bu gruplar arasında ciddi bir ayırıma gidilmesi gerektiğini işaret etti. Bir yandan da özellikle Rusya, İran ve rejim üçlüsünün tezlerine yönelik somut bir adımdı, somut bir çözüm önerisiydi. Yani Türkiye tarafından "Siz eğer burada bir terör örgütünden bahsediyorsanız bunları tanımlayalım, kimler olduğu üzerinde mutabakata varalım ve olası bir İdlib meselesini bu şekilde çözelim' diye verilmiş ciddi bir mesajdı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirve boyunca sorunun terör sorunu mu, yoksa başka bir sorun mu olduğunu sık sık ve açıklıkla dile getirdi. Zirvede, Türkiye'nin gayet yapıcı ve somut öneriler ve yaklaşımlar sergilediğine şahit olduk. Türkiye'ye olan sınırı ve sahip olduğu potansiyelin iki katı bir nüfusa sahip olması, içerisindeki grupların şehri kendi etkinlik alanlarına göre bölmüş olması ve bu gruplara Türkiye, Rusya ve İran tarafından farklı bir yaklaşım sergilenmesini, İdlib meselesini bu kadar komplike bir mesele haline getiren ana unsurlar olarak özetleyebilirim.
"AB, Türkiye'ye verdiği hiçbir taahhüdü yerine getirmedi"
BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, İdlib'de tüm tarafların, uluslararası kanunlar altında sivillerin korunmasından sorumlu olduğunu açıklayarak büyük bir insani dramın yaşanabileceği uyarısında bulundu. Büyük göç dalgası ihtimali konusunda sizin de endişeleriniz var mı?
Çok temel ve insanı bir şeyi vurgulamak lazım öncelikle. Bu insani krizin, göç dalgalarının, mülteci akınlarının yaşanmasının önüne geçmek için yapılacak en temel bir takım şeyler var. Bunun için de İdlib'deki çatışmalara engel olmak ve durdurmak lazım. Şimdi küçük çatışmalar küçük göç dalgalarını, büyük çatışmalar, saldırılar büyük göç dalgalarını yaratır bir kere bunu vurgulamak gerekiyor. Bir insani kriz oluştuktan sonra alınabilecek çeşitli önlemler var. o insani krizi hafifletmek, insanlara barınacakları yerler inşa etmek, onların güvenliğini sağlamak, onların gıda güvenliğini sağlamak gibi. Fakat eğer mülteci akını veya büyük bir göç istenmiyorsa, bu doğrudan İdlib'e yapılacak operasyonla alakalı yani çatışmanın kendisiyle ilgili bir şey.
İdlib'deki saldırılar konusunda AB ülkelerinden, Türkiye'nin endişelerini destekler nitelikte açıklamalar geliyor. Bu göç dalgasının sadece Türkiye'yi ilgilendirmediğini, Avrupa'yı da ciddi anlamda tehdit edeceğini biliyorlar. Bu bağlamda şunu sormak istiyorum. Avrupa'nın böyle bir göç dalgasına karşı Türkiye ile iş birliği yapma gibi bir hazırlığı veya planı var mı?
Sizin de ifade ettiğiniz gibi İdlib'e yönelik saldırların başlamasından sonra AB ülkelerinden Türkiye'yi destekler nitelikte açıklamaları geldi. AB ülkelerinin bu meyanda yaptıkları ilk açıklamalar değil aslında. Özellikle göç ve mülteci riski potansiyeli söz konusu olduğunda bu tarz açıklamaları sürekli yapıyorlar. Hatta Suriye krizinin başında, doğrudan Esed rejiminin devrilmesine yönelik açıklamalar da yaptılar. Fakat bunun nasıl devam ettiğine baktığımızda, süreç içindeki uygulamalarıyla açıklamaları arasında ciddi bir fark olduğunu görüyoruz.
Türkiye ile AB arasında kurumsal düzeyde çok ciddi anlaşmalar imzalandı. Özellikle mülteci meselesi ve vize serbestliğini içeren bu iki konu üzerinde temellenen bir anlaşma söz konusuydu. Oysa şu anda kadar Türkiye'ye verdikleri hiçbir taahhüdü yerine getirmediler. Türkiye aslında hem kendisi büyük bir risk üstlenerek hem de mültecilerin büyük bir ihtimalle iradeleri aleyhine davranarak Suriyelileri Türkiye'de tuttu. İdlib'den yeni mülteci akınları oluşması durumunda benzer bir senaryonun gerçekleşmesi bence çok zor.
Sebebi, Türkiye'nin artık 'mültecileri bir şekilde tutayım' politikasının sınırlarına gelmiş olması. Türkiye'nin mülteci yüküyle ilgili ciddi bir sorunu var. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan "Mülteci yükümüzün sınırına geldik. Bu yükün kendisine bir şekilde katlanmaya devam ediyoruz. Fakat yeni bir yük alma noktasında Türkiye'nin daha fazla bir sorumluluk almaya gücü de yok imkanı da yok." diyerek bunu çok açık bir şekilde deklare etti.
''AB, 'Türkiye 3 milyon Suriyeliyi aldı, 1 milyon daha alır' mantığından vazgeçmeli'' O halde AB'nin olumlu açıklamalarını taktiksel buluyorsunuz.
Hem sahip olduğu yük hem de mültecilerin irade ve istekleri büyük ihtimalle Türkiye'nin mülteci politikasını konjonktürel ve taktiksel düzeyde zorlayacak ve değişime uğratacaktır. İdlib krizi başladığından beri Avrupa'nın, Türkiye'nin endişelerini destekler nitelikteki açıklamalarının temelinde, 'Türkiye nasıl olsa 3-4 milyon Suriyeliyi aldı, 1 milyon daha alır ve Avrupa'yı bu sorunla karşı karşıya bırakmaz.' düşüncesi yatıyor. Bu mantığı Avrupalıların zihninden kaldırmalıyız çünkü Türkiye artık bu noktada değil.
Bu taktiksel mantıkla Türkiye'yi motive etmeye çalışıyorlar. Kaldı ki mülteci akınının sadece ekonomiyle ilgili bir tarafı yok. Yani bu mültecilerin içinde kimler gelecek, hangi silahlı radikal unsurlar mültecilerin arasına karışarak gelecek ... Bu riskleri hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın göz önünde bulundurması gerekiyor.
''Esed rejimi için İdlib'in kontrolü sembolik bir zafer''
İdlib, Esed rejimi ve müttefikleri için neden bu kadar önemli, İdlib'i kontrol altına alarak nihai zafer mi hedefliyor? Bu kesinlikle doğru. Esed, İdlib üzerinden bir zafer ilan etmeyi planlıyor. Yani Suriye krizinin çözüldüğünü, muhaliflerin kesin olarak yenilgiye uğratıldığını ve bir şekilde Fırat'ın doğusunu da tartışma dışında bırakarak Suriye topraklarının kontrol altında tutulduğunu gösterme ve bunun üzerinden bir zafer ilan etme peşinde olduğunu düşünüyorum. Esed derken sadece Esed değil, Rusya ve İran'ı da hesaba katmak gerekir. Nihai bir zafer elde etmek için Esed İdlib'in kontrol altına alınmasını sembolik düzeyde önemsiyor.
Bence Putin'in Tahran Zirvesi sonrasında yaptığı açıklamada, Suriye'nin yüzde 90'ının kontrol altına alındığını söylemesi de bununla ilgili. Yani bir yüzde 10 kaldı ve bu kontrol altına alındığında artık Esed iktidarının daha az sorgulanacağı, meşruiyetinin daha fazla koz kazanacağı ve muhtemelen Esed'i yeniden meşru bir iktidar olmak için uluslararası ülkelerin daha hızlı davranacağına yönelik beklentileri var. Bu yüzden İdlib üzerinden bir zafer ilan etme planı kendileri için hayati bir anlam taşıyor.
''Yeniden Türkiye, Rusya ve İran'ı karşı karşıya getirmek istiyorlar"
İdlib'de Esed ve müttefikleri dışında bazı aktörler de devreye girmeye çalışıyor. ABD Savunma Bakanı James Mattis'in İdlib'e yönelik "operasyon planı" açıklamaları var. İdlib, neden uluslararası güçlerin mücadele alanına dönüştü?
Her bir aktörün tabii ki bir gerekçesi ve bir yöntemi, bir hedefi var. Yani Rusya'nın hedefi nihai anlamda muhalifleri yenilgiye uğratmak. Kullandıkları araçlar gayet net, sivil katliamları bile önemsemeksizin askeri yöntemleri mümkün oldukça benimsiyorlar. Gerekçeleri ise İdlib'deki terörist gruplar. Nihai hedefleri de burayı yeniden Esed'in kontrolüne sokmak. İran ve Esed için de benzer şeyler söyleyebiliriz.
Fakat ABD'nin buradaki tavrını ikircikli okuyorum. Matis'in bahsettiği operasyon planları, Trump'ın Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar ve zaman zaman ikili görüşmelerde Türkiye'ye bu tarz söylemlerde bulunmalarını ikircikli buluyorum. Bugüne kadar Suriye politikalarına, takındıkları tavırlara baktığımızda İdlib'i çözülmesi gereken bir sorun olarak değil, bir şekilde o bölgede krizin tırmanması için bir araç olarak görüyorlar. Yeniden Türkiye, Rusya ve İran'ı karşı karşıya getirmek için bir ortam, bir alan olarak görüyorlar. Dolayısıyla meseleye bu açıdan yaklaştıklarını düşünüyorum.
Suriye'de Türkiye'ye PKK, DEAŞ, Esed rejimi gibi maliyet üreten meseleler söz konusu. Bütün bu hayati ve temel meselelerde Türkiye'nin endişeleri ne sahada ne de politik düzlemde bir karşılık bulmadı. Dolayısıyla ABD'nin Türkiye ile iş birliği açıklamaları dürüst değil. ABD, İdlib meselesinde de Türkiye'nin tarafında yer almayacak. Tam tersine sadece krizi körükleyecek. Suriye'de çözüm arayan aktörleri karşı karşıya getirmek bir plan kurguladığını söylemek mümkündür. Fakat Türkiye, ABD'nin söylemlerini kullanarak avantaja çevirecek, Rusya ve İran'ı dengeleyecek bir kaldıraca çevirebilir.
''İdlib'den sonra Türkiye'nin bölgedeki varlığını sorunsallaştırırlar'' 
Esed rejimi ve müttefiklerinin, İdlib'deki operasyonlarda başarılı olmaları halinde Türkiye'nin İdlib'deki varlığının sorunsallaştırılacağına dair söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dikkat ederseniz, Esed rejimi, İran ve Rusya üçlüsü Türkiye'yi ilgilendiren iki söylem kullanıyor. Birincisi terör örgütleri meselesi ki çoğu zaman PYD'yi bunun dışında tutarak konuşuluyor. Mesela İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Tahran Zirvesi boyunca, ABD'nin Fırat'ın doğusundaki varlığını sorunsallaştırırken, PYD'ye dair hiçbir şey söylemedi. Bu dikkatlerden kaçmamalı. İkinci söylemleri ise Suriye'deki varlıklarını rejimin daveti üzerinden meşrulaştırıyorlar.
Haliyle İdlib meselesi kendi lehlerine çözüldüğü takdirde Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla kontrol altına alınan bölgelerin ve Türkiye'nin buradaki varlığının daha yüksek sesle sorunsallaştırılacağı söylemleri haklı, ben de öyle düşünüyorum. Yani İdlib meselesinin ardına baktığımızda bunların ciddi bir önem taşıdığını düşünüyorum. Haliyle İdlib'le ilgili sürekli konuştuğumuz mülteci konusu var. Ayrıca müzahir grupların bir şekilde terörize edilmesi, marjinalize edilmesi Türkiye için ikinci önemli konu.
O zaman Rusya ve İran ile Suriye'de çözüme yönelik iş birliğimizin sağlam bir temeli yok diyebilir miyiz?
Astana süreci ve Suriye'de Rusya ile kurulan iş birliğine baktığımızda bu meselelerin hep potansiyel sorun alanları olduğuna dikkat etmemiz gerekiyor. Mesela Rusya'nın Fırat kalkanı ve Zeytin Dalı Haraketı'na ciddi bir itirazı olmadı. Fakat PYD/PKK'yı hala bir terör örgütü olarak görmüyor. PYD'nin Fırat'ın doğusundaki varlığını hala sorunsallaştırmıyor. PYD, ABD'nin himayesinde olduğu için ABD ile örtülü bir anlaşma içerisinde olduklarını bile söylemek mümkün. Haliyle tam da Suriye sorununun bütününe baktığımızda mevcut olan düzlem burada da geçerli.
Rusya ile belli konularda anlaşırken belli konularda ihtilafımız hala devam ediyor. Suriye'de üzerinde anlaşma sağlanan siyasi çözümlerden biri mültecilerin geri dönmesiydi. Maalesef üzerinde anlaşma sağlanan ilkelerle sahadaki gelişmeler birbirini tutmuyor. En ihtilaflı olduğumuz konular en sona bırakıldı. Masaya ilk önce en çok ihtilaf edeceğiniz konuyu getirmezsiniz. Geldiğimiz nokta bu aslında. Fakat bütün bu sorunların Türkiye ile Rusya'yı çok kapsamlı bir şekilde karşı karşıya getirecek konular olduğunu da düşünmüyorum. Diplomasi bunun için var zaten.
"Tahran'da 7 Eylül'de yapılan Türkiye-Rusya-İran Zirvesi, Astana ve Soçi zirvelerinde elde edilen kazanımları ortadan kaldırıdı" eleştirileri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz, Tahran, üç aktörün Suriye krizi noktasında bir araya geldiği bir zirveydi. Fakat Rusya ve İran masaya Türkiye'den farklı motivasyonlarla oturdu. Masada, İdlib sorununun çözümüne yönelik çabadan çok Esed iktidarının meşruiyeti çabası vardi. Ayrıca, PYD'nin sorunsallaştırılmaması da ima edildi. Masaya İdlib krizini kendi yöntemleriyle çözecekleri dayatması ile de oturdular diyebiliriz. Başkan Erdoğan'ın kameralar önünde yaptığı çıkışları bu bağlamda okumak gerekiyor.
Yani şunu söylemeye çalışıyorum. İran ve Rusya bazı şeyleri canlı yayında oldu-bittiye getirip Türkiye'ye dayatmak istedi. İdlib krizinin bir oldu-bittiye getirilmesine yönelik bir hesap vardı çünkü. Ayrıca bütün grupların terör parantezine alınması istenirken az önce de belirttiğim gibi PYD'nin bunun dışında tutulması istendi. Başkan Erdoğan'ın siyasi manevraları bunun önüne geçti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye, Rusya ve İran'a yönelik "İdlib'de savaşı önleme ve sivillerin korunması için hiçbir çabayı boşa çıkarmama" çağrısı sizce Rusya ve İran'da karşılık bulacak mı?
Pek sanmıyorum. Ne Rusya ne de İran bugüne kadar BM'nin Suriye krizi konusundaki hiçbir inisiyatifine destek vermediler. Esed rejimi insani yardım ulaştırılması ve kimyasal silah araştırmaları için BM'nin çabalarını baltalarken de ses çıkarmadılar, BM Güvenlik Konseyi'nden saldırıları önlemek için herhangi bir karar çıkaramaya yönelik düzenlenen oturumlarda da benzer tavırlar sergilediler. Şimdi ABD ile Rusya'nın Suriye konusunda birbirinin ayağına basmadığı bir süreçte BM'nin Rusya tarafından ciddiye alınması pek olası değil.
İdlib sürekli krizin son safhası, son noktası şeklinde gösterilmeye çalışılıyor. Bu bağlamda Türkiye için de aynı kritik durum söz konusu mu?
Başkan Erdoğan, İdlib'e yönelik kapsamlı bir saldırıya ortak olmak bir yana seyirci bile kalmayacağını açık ifadelerle dile getirdi. PYD olası bir İdlib operasyonuna katılmak için ciddi bir hazırlık içerisinde. Bunu kısmen Türkiye ve muhaliflerden intikam alma, kısmen de Esed rejimiyle yeniden müzakere masasına oturarak Afrin'e yeniden yerleşmek gibi uzun vadeli planlar yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla bütün bu endişeler Türkiye'nin İdlib konusunda daha hassas, daha fazla tetikte olmasını gerektiriyor.
Türkiye'nin bir süredir hem sınırda hem İdlib içerisinde yürüttüğü askeri hareketlilik bu açıdan dikkate alınması gereken gelişmelerdir. Bir yandan PKK/PYD, bir yandan Rusya ve İran'ı arkasına almış rejim, bir yandan da oradaki bazı gruplardan gelebilecek tehditlere karşı da Türkiye askeri gücünü mümkün olduğunca üst düzeyde tutmak zorunda. İdlib'in dediğiniz gibi sürekli krizin son safhası, son noktasıymış gibi gösterilmesi olarak ele alınması doğru bir yaklaşım değildi. Evet ,Türkiye için İdlib kritik bir aşama ama son mesele veya son aşama değil. Fırat'ın doğusu bizim için çok daha ciddi bir mesele. Dolayısıyla büyük bir savaş, çatışma konusunda İdlib belki son bir nokta olabilir.
Rusya Esed rejimiyle anlaşarak İdlib'e kapsamlı bir harekata girişirse, İdlib'de ABD ile ortak bir noktada buluşma veya anlaşma ihtimalimiz var mı?
Açıkçası ben ABD'nin İdlib meselesine Türkiye, İran ve Rusya'nın dahil olduğu düzeyde ve ölçüde dahil olacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla Türkiye, ABD'nin Türkiye'yi destekler nitelikteki açıklamalarını avantaja çevirebilir, dengeleyici bir şey için kullanabilir. Fakat Türkiye'nin sahada kendi lehine bir gelişme olacağı beklentisi ile ABD'den yana hareket edeceğini düşünmüyorum, etmemeli de bana sorarsanız.
Suriye'de yarına dair bir öngörünüz var mı?
Bugün taraflar bir araya gelse ve gerçekten çatışmaların geride kalması konusunda anlaşsa dahi Suriye krizi bitmeyecek. Çünkü masada krizi bir haftada, bir ayda, üç ayda çözebilecek bir durum, bir senaryo yok maalesef. Buna tarihten hatta çok uzağa gitmeden günümüzden çeşitli örnekler gösterebiliriz. En basit örneği Libya. Çok büyük kapsamlı çatışmalar yok fakat neredeyse bütün grupların hala bir şekilde silahları elinde tuttuğu ve zaman zaman çatışmaya girdikleri durum yaşanıyor. Bu kriz Libya'da en az 3-4 yıldır devam ediyor ve devam edecek gibi de görünüyor. Aynı şekilde Suriye krizinin de müzakerelerle yakın bir gelecekte çözüleceğini düşünmüyorum.
Suriye'de yeni bir anayasa yapımı veya yeni bir seçim çözümü kolaylaştırır mı, böyle bir ihtimal söz konusu mu?
Suriye'de yapılacak seçimlerin sorunu çözeceğine inanmıyorum. Çünkü seçimin yapıldığı koşullar da önemli. Bakın geçen yıl da Suriye'de seçimler oldu Esed'in yüzde 95 ile kazandığı bir seçimden bahsediyorum. Silahsız muhaliflerin, sıradan halkın gitmediği bir seçim. Seçimlerin sağlıklı olması için bir kere Türkiye'deki, Ürdün'deki Suriye vatandaşlarının büyük bir kısmının geri dönmesi gerekiyor ve siyasi tercihlerin de sandığa yansıması gerekiyor. Aksi takdirde seçimlerin yapılması hiçbir anlam ifade etmez. Tabii ki kötü senaryo yazmak gibi bir amacım yok ama bu sorunun çözülmesi için mesela anayasanın yapılması gayet önemli bir süreç. Seçimlerin gerçekleştirilmesi de aynı şekilde önemli bir dönemeç. Fakat bunların her birinin gerçekleştiği şartlara da dikkat etmek gerekiyor bence.

2 Eylül 2018 Pazar

Suriye iç savaşı İdlib'de düğümlendi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Suriye'de muhaliflerin son kalesi İdlib'de 4 milyona yakın sivil, Esed rejimi ve destekçilerinin olası operasyonundan endişeli.

Yaklaşık 4 milyon sivilin barınağı Bu vasfına ek olarak İdlib Türkiye sınırında yer alması nedeniyle iç savaş boyunca en fazla göç alan il oldu.
Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin ülke genelindeki saldırı ve ablukaları nedeniyle il, milyonlarca sivilin sıkıştığı bir alan haline geldi.
İdlib'deki yerleşimlere dağılan sivillerin bir milyondan fazlası, Türkiye sınırına sıfır sayılabilecek 200 civarı kampta barınıyor.
Yerel sivil idare kayıtlarına göre İdlib’de 2 milyon 400 bin civarında yerli nüfus, yaklaşık 1,3 milyon da iç göçle gelmiş vatandaş barınıyor.

Stratejik önemi

Suriye'de 7 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın "kördüğümü" olarak adlandırılan İdlib konumu itibariyle birçok açıdan önem teşkil ediyor.
Kentten geçen M5 otoyolu, Türkiye, Suriye ve Ürdün'ü birbirine bağlıyor. Suriye içinde ise Akdeniz'e çıkış kapısı niteliğindeki İdlib, Lazkiye, Hama ve Halep illerine komşu.
Rusya'ya ait Hmeymim Üssü'nün de bulunduğu Esed rejiminin "kalbi/kalesi" Lazkiye'ye komşu olması, İdlib'in stratejik değerini artırıyor.
Suriye'nin en büyük insani yardım giriş kapısı konumunda da olan İdlib'deki Babülhava Sınır Kapısı'ndan ayda ortalama bin 500 civarı insani yardım tırı geçiyor. Bunun yanı sıra Babülhava'dan ayda 4 bin 500 tır civarı da ticari mal girişi oluyor.

Muhaliflerin son kalesi

İdlib, 4-5 Mayıs 2017'deki Astana toplantısında Türkiye, Rusya ve İran tarafından çatışmaların en yoğun olduğu dört alanda belirlenen Gerginliği Azaltma Bölgeleri'nden (GAB) biriydi.
Türkiye, Ekim 2017'de Astana anlaşmaları kapsamında İdlib'de 12 ateşkes gözlem noktası kurdu.
Yaklaşık 4 milyon sivil, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) güvencesi altında barınırken, rejim ve destekçileri, diğer üç GAB'yi (Humus, Doğu Guta ve güney cephesindeki Dera-Kuneytra) son 4 ayda ele geçirdi.
İdlib, halihazırda muhaliflerin ve rejim karşıtı silahlı grupların son kalesi konumunda. İl, doğu, batı ve güneyden rejim güçlerince kuşatılmış durumda.
Büyük göç dalgası ihtimali İdlib'e olası bir operasyonun Türkiye ve Avrupa'ya yüz binlerce kişilik göç dalgasını tetiklemesinden endişe ediliyor.
BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric önceki günkü açıklamasında, İdlib'deki asıl endişelerinin sivillerin korunması olduğunu vurgulayarak, "Tüm taraflar, uluslararası kanunlar altında sivillerin korunmasından sorumlu. Umarım daha büyük bir insani dramı engellemek için her şey yapılır." ifadesini kullanmıştı.
BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura da olası bir askeri çatışmanın önüne geçilmesi için Astana sürecinin garantörleri Türkiye, Rusya ve İran'a daha fazla zaman verilmesi çağrısında bulunmuştu.

Türkiye'nin sınır güvenliği için önemi

İdlib, Türkiye sınırının 130 kilometresini paylaşıyor.
Çatışma durumunda Hatay sınırında yeni bir göç dalgasıyla karşılaşma ihtimali, Türkiye'yi en fazla endişelendiren konu. Halihazırda 3,5 milyondan fazla Suriyeliyi barındıran Türkiye, İdlib'de ateşkesin korunması gerektiğinin altını çiziyor.
Öte yandan, TSK'nın gözlem noktaları bulundurması, İdlib'i daha kritik önemde bir yer haline getirdi. İdlib'de silahlı birçok grubun varlığı, olası bir çatışma durumunda bu grupların Türkiye'ye sızma ihtimalini de beraberinde getiriyor.
Türkiye, Astana anlaşmaları çerçevesinde buradaki teröristlerin saf dışı bırakılmasını, muhaliflerle rejim arasında siyasi çözüme ulaşılmasını destekliyor.

İdlib'de hakim gruplar

İdlib yarı yarıya muhalifler ve rejim karşıtı silahlı grup Heyet Tahrir Şam (Şam'ı Özgürleştirme Heyeti) arasındaki hakimiyet alanlarına bölünmüş durumda.
Esed rejimine karşı savaşan 14 İdlibli muhalif grup, mayıs sonunda "Ulusal Özgürleştirme Cephesi" (Cephe Vataniyye Tahrir) adı altında birleşti.
Feylak-ı Şam, Nasır Ordusu, Özgür İdlib Ordusu, 1. Sahil Tümeni, 2. Sahil Tümeni, 1.Fırka, 2. Ordu, Seçkinler Ordusu, Şüheda El İslam Dareyya, El Huriyye Tugayı, 23. Fırka, Suriye Kurtuluş Cephesi, Ceyşül Ahrar ve Sukuru Şam grupları, 70 binden fazla gücüyle rejime karşı savaşan en büyük askeri oluşumlardan birini kurmuş oldu.
Muhalifler dışında İdlib'de hakim bir diğer grup da Heyet Tahrir Şam. Birleşmiş Milletlerin terör listesindeki Nusra Cephesi'nin geçen senenin başında dağılmasından sonra içindeki yaklaşık 25 bin civarı güç, Heyet Tahrir Şam'ı kurdu. Son aylarda çok sayıda bileşenin ayrılmasına karşın önemli bir silahlı güce sahip Heyet Tahrir Şam, Babülhava Sınır Kapısı'nı da kontrol ediyor.
Nusra'dan ayrılanların birkaç bini de Huraseddin isimli grubu oluşturdu. Bu grup Suriye El Kaidesi'nin devamı olarak biliniyor.

İdlib üzerinden ABD-Rusya mücadelesi

Son haftalarda ABD, Fransa ve İngiltere'nin başını çektiği bazı Batı ülkeleri ile Rusya arasında İdlib üzerinden karşılıklı iddialar gündeme taşındı.
Üç ülke, 21 Ağustos'ta yaptıkları ortak açıklamada, rejimin İdlib'deki operasyon hazırlıklarını endişe ile takip ettiklerini belirterek, kimyasal silah kullanımına karşılık vereceklerini duyurmuştu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da İdlib’de kimyasal ya da biyolojik silah kullanılarak bir müdahalede bulunulursa buna “şiddetle” cevap verecekleri uyarısında bulunmuştu.
Bunun üzerine Rus medyasında askeri muhalifler ile Sivil Savunma ekiplerinin, batılı güçlerle iş birliği yaparak kimyasal silah saldırısı hazırlığı içinde olduğu iddiaları yer aldı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki gün ABD’nin İdlib’de provokasyon planladığını, amacının "Nusra Cephesi'ni korumak ve bölgedeki çalkantılı durumun devam etmesini sağlamak" olduğunu ifade etmişti.
Son olarak Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova dünkü açıklamasında, ABD ve müttefiklerinin 24 saat içinde Suriye topraklarına saldırabilecekleri konusunda uyarıda bulundu.
İdlib ile ilgili üst üste açıklamalar yapan Rus yönetimi, caydırıcılığını artırmak için Akdeniz'deki varlığını da artırdı. Suriye'nin Tartus ve Lazkiye limanlarına savaş gemisi gönderen Rusya'nın bugün Akdeniz'de başlatacağı ve modern tarihinin en büyüğü olacak tatbikat, ABD blokuna gözdağı olarak da yorumlanıyor.
Taraflar arasında artan gerilimin bölgedeki sivillerin güvenliğini nasıl etkileyeceği konusunda kaygılar artıyor.

Kaynak:AA

30 Ağustos 2018 Perşembe

İdlib'e Yönelik Operasyon Türkiye'yi Alarma Geçirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Esad Rejiminin İdlib'e Yönelik Olası Operasyonu, Türkiye'yi Alarma Geçirdi 

Dünya kamuoyunun son günlerde yakından takip ettiği Esad rejiminin İdlib'e yönelik olası operasyonu, Türkiye'yi alarma geçirdi. Operasyonun gerçekleşmesi durumunda 4 milyona yakın sivilin sığınmak isteyeceği adres Türkiye olacak




Dünya kamuoyunun son günlerde yakından takip ettiği Esad rejiminin İdlib'e yönelik olası operasyonu, Türkiye'yi alarma geçirdi. Muhaliflerin son kalesi olarak bilinen İdlib'e yönelik rejimin olası operasyonunun engellenmesi için diplomasi trafiği devam ederken, sahadaki hareketlilik de her geçen gün artıyor.

4 MİLYON SURİYELİ TÜRKİYE'YE SIĞINABİLİR


Kenti kontrolü altında tutan silahlı gruplar, İdlib'in çevresine hendekler kazıyor. Türkiye operasyon durumunda 4 milyona yakın sivilin sığınmak isteyeceği adres olduğu için çok bilinmeyenli İdlib denkleminin masada çözülmesi için çaba harcıyor. Çatışma durumunda sınır hattına yönelebilecek sivillerin ilk etapta Türkiye sınırına yakın noktada, Suriye tarafındaki Atme kampı ve civarında tutulması hedefleniyor. Suriye'nin kuzeybatısında yer alan Hatay'ın karşısındaki İdlib kenti, ülkedeki iç savaşın başlamasıyla birlikte muhaliflerin kontrolüne girdi. 1,5 milyon nüfusa sahip Lazkiye, Halep ve Hama ile komşu olan tarım kenti İdlib'in nüfusu, rejim kontrolüne giren bölgelerden kaçanların sığınmasıyla birlikte 4 milyona ulaştı.

İDLİB'DE BEKLENTİ VE UMUT: TSK


Fırtına öncesi sessizliğin hüküm sürdüğü İdlib'de 4 milyona yakın sivil, rejimin olası operasyonunu nedeniyle tedirgin. İdlib'de milyonlarca insanın endişe içerisinde olduğunu ifade eden siviller, kentte çözümün TSK tarafından sağlanmasını istiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları ile Carablus ile Afrin arasındaki bölgenin terör örgütlerinden arındırılarak özgürleştirildiğini anlatan kentteki siviller, benzer bir harekat ile İdlib'in de HTŞ ve diğer silahlı unsurlardan temizlenerek huzura kavuşturulmasını arzuladıklarını ifade ediyor.

REJİM KARŞITLARININ SON KALESİ


Fırtına öncesi sessizliğin hakim olduğu İdlib, şu anda ülkede muhaliflerin son kalesi olarak biliniyor. Birçok grubun bulunduğu kentin kontrolünü HTŞ olarak adlandırılan Heyet Tahriri Şam elinde bulunduruyor. Bünyesinde 70 bin civarında savaşçı barındıran radikal dinci örgüt HTŞ'nin yanı sıra kentte diğer muhalif grupların oluşturduğu Suriye Ulusal Özgürleştirme Cephesi'nin de 30 bin civarında silahlı gücü bulunuyor.

REJİM SALDIRISI AN MESELESİ


Suriye rejiminin kontrolü sağladığı bölgelerdeki muhaliflerle yapılan anlaşmalar ile sivillerin gönderildiği kent olan İdlib, Dera'da kontrolü sağlayan Esad rejimi tarafından yeni hedef olarak belirlendi. Astana mutabakatı kapsamında çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib, muhtemel operasyon nedeniyle dünyanın gözünü çevirdiği adres oldu. Zaman zaman havadan ve karadan ateş altına aldığı kentin çevresine askeri yığınak yapan rejim güçleri, 9 Ağustos günü İdlib kırsalına havadan; 'Suriye Arap Ordusu ile işbirliği sizi militan ve teröristlerin hakimiyetinden kurtaracak, sizin ve ailenizin hayatını koruyacak. Suriye'de diğerlerinin yaptığı gibi siz de yerel uzlaşıya katılın' yazılı bildiriler atarak operasyonun her an olabileceği mesajını yinelemiş oldu.

OPERASYON 'KATLİAMA YOL AÇAR' ENDİŞESİ


Suriye rejimi tarafından 'terörist' ilan edilen çoğunluğu HTŞ üyesi, 100 bin civarında silahlı unsurun bulunduğu İdlib'e yönelik olası operasyon, kentteki 4 milyon sivili de tehdit ediyor. Esad rejimi terörist olarak tanımladığı muhalifleri hedef alacağını duyursa da silahlı güçlerin sivillerin bulunduğu kent merkezinde yer alması, yapılacak operasyonda terörist-sivil ayırımı yapılamayacağı ve bunun da katliama yol açacağı belirtiliyor. Ağır sonuçları olabilecek operasyonun yapılmaması için Astana süreci ile İdlib'de garantör ülke olarak yer alan Türkiye, Rusya ve İran operasyon seçeneği dışındaki çözüm yolları için diplomasi trafiği yürütüyor.

SAHADA DA HAREKETLİLİK YOĞUNLAŞTI


Rejimin olası operasyonuna karşı kentte, HTŞ ve diğer silahlı gruplar da teyakkuza geçti. Silahlı gruplar, kentin etrafına hendekler kazarak rejimin olası kara operasyonuna karşı hazırlık yapıyor. Muhalif gruplar, ellerindeki son kale olan ve etrafında savunma hattı oluşturulan İdlib'in kaybedilmemesi için farklı bölgelerden de kente takviye güç kaydırıyor.

TSK'NIN 12 GÖZLEM NOKTASINA TAKVİYE YAPILDI


Astana mutabakatı kapsamında varılan anlaşmayla Türkiye, Rusya ve İran; dünyanın yakından takip ettiği İdlib'de, askeri güç bulunduruyor. 'Gerginliği Azaltma Kontrol Gücü' olarak İdlib'de şu anda Türkiye 12, Rusya 10 ve İran 7 gözlem noktası inşa etti. Çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib'de, 3 ülke askerleri ateşkesin etkinliğinin artırılması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönüşü için uygun şartların sağlanması ve ihtilafın barışçıl yollarla çözülmesi için uygun koşulların oluşturulmasına destek sağlanması amacıyla inşa edilen gözlem noktalarında görev yapıyor. Afrin'in güneyi, Halep'in batısı, Hama'nın kuzeyi ve Lazkiye'nin güneyindeki 12 noktada TSK tarafından kurulan gözlem noktalarına, yaşanan son gelişmelerin ardından takviyeler yapıldı. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinden sınırı geçen zırhlı araç ve personeller, sevk edildikleri alarm durumuna geçilen gözlem noktalarında görev yapmaya başladı.

OPERASYON BAŞLARSA SİVİLLERİN KAÇIŞ NOKTASI TÜRKİYE


Askeri harekat seçeneğinin devre dışı bırakılması için diplomatik çalışmalar sürerken, en kötü senaryoda rejimin başlatacağı bir operasyonda hedef olabilecek sivillerin tek kaçış noktası ise Türkiye. Çatışma durumunda kentte yaşayan 4 milyona yakın Suriyeli'nin, Hatay sınırına dayanması kaçınılmaz gözüküyor. Türkiye bu nedenle rejimin İdlib'e yönelik operasyona karşı çıkıyor. TSK hem İdlib'deki gözlem noktalarında, hem de sınır hattında teyakkuz durumuna geçerken, diğer resmi kurumlar da oluşabilecek göç dalgasına karşı çalışma yürütüyor. Olası operasyonla sınır hattına yönelebilecek sivillerin ilk etapta Türkiye sınırına yakın noktada Suriye tarafındaki Atme kampı ve civarında tutulması hedefleniyor.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html