BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Esad sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Esad sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

26 Şubat 2018 Pazartesi

Esad'la görüşülmeli mi?


Tamer Ashraf
 CHP ve yanaşmalarının tutarsızlıklarının bir örneği de, Esad'la görüşmelere başlanılması teklifi ve bundaki ısrarlarıdır. Afrin'e girmeyecekmişiz, bunun yerine Esad'la muhatap olacakmışız. Bunları dinleyen de Esad'ı sütten çıkmış akkaşık ve ülkesinde kudretli bir lider zanneder. Öncelikle bir hususu özellikle ve altını çizerek hatırlatalım: Bu köşeyi takip eden değerli okuyucularım çok iyi hatırlayacaklardır ki, biz Esad'la birlikte tatil planları yapılıp, ortak bakanlar kurulu toplandığı zamanlarda da bunun yanlış olduğunu söylüyor, bu adama fazla güvenilmemesi gerektiğini ısrarla dile getiriyorduk. Hafız Esad'ın Türkiye'ye karşı kirli sicilini hatırlatıyor, oğlu Beşar'ın da aynı yoldan gittiğine, bir anda her şeyin tersine dönebileceğine dikkat çekiyorduk. Yazdığımız yazılar arşivlerde kayıtlıdır. O zaman bize olmayacak şeylerle saldırıp, hakaret derecesinde eleştirenler, kısa süre sonra bırakın Esad'a karşı temkinli olmayı, bir numaralı düşman ilan edip, boynuna da katil yaftası astılar. Esad, Esed'e dönüştü ve bütün ilişkiler kesildiği gibi, savaşın eşiğine geldik. Her yanlış başka bir yanlışı doğurdu. Bu yanlışlarda başrolü oynayan zamanın başbakanı alaşağı edildi, ama bedelini millet olarak ödüyoruz. 

                         
TERÖRE ALAN AÇTI


         Bugün Suriye topraklarından bize yönelik ağır ve büyük bir terör tehdidi varsa, PKK hala terör örgütü olmaya devam edebiliyorsa, kısa süre öncesine kadar Türkiye'nin her yerinde bombalar patladıysa, bu tamamen Esad'ın yüzündendir. Planlamayı ABD yapmıştır, zemini Esad hazırlamıştır. Onun desteğiyle bu katiller bu kadar ileri gidebilmişler, onun açtığı alanda hayat bulmuşlardır. Bununla da kalmadı, yine Esad'ın zulmünden, katliamlarından kaçan 3,5 milyon Suriyeli'yi topraklarımızda barındırmak zorunda kaldık. Esad'ın sebep olduğu belaları defetmek için önce Fırat Kalkanı Operasyonunu yaptık, sonra İdlib'e girdik, şimdi de Afrin'i temizlemeye uğraşıyoruz. Hepsi için de çok sayıda şehit verdik ve ağır bedeller ödedik. Esad, bütün bu yaşananlardan dolayı en küçük bir pişmanlık duymadığı gibi, hala her türlü kalleşliği yapmaya devam ediyor. Terör örgütü PYD ile ne tür işbirliği yaptığını dünya ibretle izliyor. Türkiye'ye tehditler savuruyor ve uluslar arası alanda karşımıza dikiliyor. Korkusundan bir adım dışarı atamadığı gibi, bir siyasi iradesinin olmadığını da biliyoruz. Rusya ve İran'ın kontrolünde, tamamen teslim olmuş halde koltuğunu korumaya uğraşıyor. ABD her ne kadar Esad'ı istemiyormuş gibi görünse de, onun varlığını bahane ederek, bölgedeki kanlı emellerini hayata geçirmeye uğraşıyor.

                            
NASIL GÜVENECEĞİZ?


         Bu Esad'la neyi görüşecek, nasıl muhatap alacağız? Tamam, anladık ulusalararası ilişkilerde ne ebedi dostluklar, ne de ebedi düşmanlıklar vardır. Karşılıklı menfaatler esastır. Ama Esad'la hangi karşılıklı menfaatimiz var? Esad'la anlaşırsak, PKK ve PYD terörü bitecek mi? Suriye topraklarının neredeyse üçte biri bu örgütlerin elinde, onları ülkesinden çıkarıp, bizimle olan sınırları huzurlu ve güvenli hale getirebilecek mi? DEAŞ'ın kalan unsurlarını yok etmek için bir gücü ve imkanı bulunuyor mu?İçimizdeki 3,5 milyon Suriyelinin, hiçbir şey olmamış gibi güvenli biçimde topraklarına dönmesine ve huzur içinde yaşamasına izin verecek mi? O izin verse dahi, Suriye vatandaşları buna inanıp geri dönecekler mi? Katlettiği ve Doğu Guta'da olduğu gibi katletmeye de büyük bir iştahla devam ettiği kendi vatandaşlarını nereye koyacağız? Bu sorulara kesin ve net bir cevap verilmeden ve hatta gereği yapılmadan, Esad'la bir araya gelmeyi nasıl içimize sindirecek ve bu adama nasıl güveneceğiz? Bu durumu önce kendi vicdanlarımıza, sonra katledilen Müslümanlara, en sonunda da topraklarımıza aldığımız 3,5 milyon Suriyeliye nasıl izah edeceğiz? CHP Esad'la görüşmeyi teklif ederken, bu sorulara nasıl bir cevap veriyor? Neresinden bakarsanız bakın, yine aynı yere geliyoruz: CHP sadece ve sadece bu ülke ve milletle meselesi olanların işini kolaylaştırıyor.
                                     

İRAN VE RUSYA


         İran ve Rusya'da bizi Esad'la görüşmeye ikna etmeye veya çeşitli yollarla zorlamaya çalışıyorlar. İnsanlık değerlerine uymasa da, onların menfaatleri bunu gerektiriyor. İran, Esad'la tam bir işbirliği içinde Suriye'de oldukça etkin durumdadır. Suriye üzerinden Akdeniz'e kadar inme planları yapmakta ve bunu da önemli ölçüde hayata geçirmektedir. İsrail'e komşu olacak kadar kendisine alan açmıştır. Aynı durum Rusya için de geçerlidir. Uzun yıllardır hayal ettiği sıcak denizlere ulaşma imkanını Esad üzerinden bulmuştur ve bir daha hiç çıkmamak üzere Suriye'ye yerleşmiştir. Bize de, terör ve buna bağlı olarak yüksek ve yakın tehdit kalmıştır. CHP bu rezil ve hazin durumu onaylamamızı mı istiyor?

                   
KARARI SURİYE HALKI VERMELİ



         Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmak ve bunu olmazsa olmaz ilan etmek başka şeydir, Esad'a sahip çıkmak tamamen farklı bir durumdur. Suriye'yi devlet olarak muhatap alırız ve alıyoruz. İstihbarat birimleri üzerinden bunun yapıldığı anlaşılıyor. Bu son derece kabul edilebilir bir durumdur. Oraya da bir fetih için değil, terörü temizlemek için gidiyoruz. Sonrasında o toprakları asıl sahiplerine bırakacağımızı defalarca ilan ettik. Biz, Suriye'nin bölünmesini hiçbir şart altında istemeyiz. Aynı şey Irak için de geçerlidir. Bu felaketimiz olur. Ancak, Esad'la olmadığı ve olmayacağı aşikardır. Kararı elbette Suriye halkı verecektir. Olması gereken, Suriyelilerin bu kararı verebilecekleri ortamı ve şartları hazırlamaktır. Türkiye bunun için Astana'da masada olmuştur. Cenevre'den beklentimiz de budur.

10 Nisan 2018 Salı

Kimyasal oyun.

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tam klavyenin başına geçmiştim ki TRUMP'ın açıklaması önüme düştü: "ASKERLERLE GÖRÜŞTÜM. 48 SAAT İÇİNDE ÇOK ÖNEMLİ KARARLAR ALACAĞIZ..." Bunun ne anlama geldiği gayet açık ve net. Peki, buralara nasıl geldik! Adım adım gidelim....

Araya başka başka figürler, olaylar girse de girmeye çalışsa da son düğümün çözüleceği yer, merkezinde bulunduğumuz bölge... ORTADOĞU... SURİYE IRAK ve AKDENİZ! Ne isteniyor, ne amaçlanıyor? Kimin kiminle hesabı var? Rusya ve İran nereye düşüyor/ Esad ne olacak? Soru çok!
Bir de bütün bunların içinde TÜRKİYE'yi gelecekte ne bekliyor?
Açarak gidelim...
Stratejik araştırmalar yapan 10 Amerikan kuruluşunun tümü bu YÜZYILDA EN ÖNEMLİ BÖLGENİN AKDENİZ OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞTİ. Bütün raporların ortak yanı aynı nokta... Bu nedenle GERİLİM, TANSİYON Akdeniz'e SINIRI OLAN ÜLKELERDE GÖRÜLECEK. Paylaşım savaşı NEDENİYLE.
Ve bütün maceranın tam ortasında KIBRIS kalacak. ADA hiç olmadığı kadar önem ve değer kazanacak. Önümüzdeki günlerde bunu yaşayacağız...
Suriye de Akdeniz'e kıyısı olan bir ülke.
Suriye'yi tek bir ülke olarak görmemek gerekiyor. Çünkü Suriye'de kurulacak yeni yönetim, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, İran, Irak ve Rusya'yı çok yakından ilgilendiriyor. Bizim de diğerlerinin de hesabı var! DOĞAL!
Herkes elinden geleni yapmakta.
AKDENİZ'e açılan SURİYE kapısı çok ama çok önemli... Hatırlayanlar olacaktır. CIA BAŞKANI Pompeo'nun DIŞİŞLERİ BAKANI OLACAĞINI
YAZMIŞTIM. İşte Mike Pompeo ve ekibi, içeride bazıları yazdıklarıma karşı çıksa da, tam 7 kez BEŞAR ESAD İLE GÖRÜŞTÜ! Bir değil, iki değil, 7 kez!
Anlaşmaya çok yakın olunan yerler oldu. Ancak ESAD, ABD ile anlaştığında RUSYA ile karşı karşıya geleceğini biliyordu! Tersi oldu. Rusya'nın yanında kalmaya karar verdi, ABD'yi karşısına aldı.
KISA HİKAYE böyle...
Türkiye AFRİN'e girdiği sırada da görüşmeler oldu. CIA hep devredeydi.
Esad ile her görüşmeden sonra masada güçlenen YPG oluyordu. Rusya da Türkiye de ESAD'ın İKİLİ oynadığını gördü. Bu nedenle ömrü tamamlandı. Gitti gidecek...
Buna karşı çıkan tek kişi yok.
CIA'nın Esad'a sunduğu teklifte, 2 yıl sonra yani 2020'de İngiltere'de bir yaşam vaat edildi. Londra'nın kuzeyinde bir malikane Esad için hazırlanmaya başlanmıştı. Çocukların eğitimi için okul da seçilmişti. KRALİYET'in verdiği KORUMA garantisiyle ESAD VE AİLESİ mutlu bir yaşam sürecekti. LÜKS İÇİNDE HEM DE...
Esad akıllıydı! 2 yıl SURİYE içinde ayakta kalabileceğine inanmadı. Bunu imkansız gibi gördü. "Hayatta kalsam bile Rusya buna izin vermezdi. Ve bu büyük tehlikeydi" diye düşündü.
BİR FATURANIN GELECEĞİNİ GÖRDÜ.
Bu nedenle ESAD şu an hala RUSYA ile ortak olduğunu düşünerek yaşıyor.
Gerçek ise böyle değil.
Putin, Esad'ın son kullanma tarihini belirledi. Ancak Türkiye'siz adım atamaz.
BU İKİ ÜLKE İSE İTTİFAK HALİNDE her şeyi değiştirebilir. Bir de İRAN gerçeği var. Ancak Washington İRAN'ı kesinlikle vuracak. Bugün ya da yarın! VURACAK!
Eğer İran, açık şekilde ABD ve İngiltere ile yakınlaşırsa (Suudi Arabistan örneği gibi), bölgede dengeler tekrar değişir.
Senaryo tekrar yazılır!
Bu nedenle PENTAGON herkesi şaşırtacak oluşuma imza atmak niyetinde!
YPG'yi ESAD'a karşı savaştırmak için hazırlıyor.
Çünkü oyunu kuran güç, ani taktik değişikliği yapabilirse sonuç elde eder.
ABD de bunu son 100 yılda belki 50 kez yapmıştır.
2 ay önce Esad, ABD ile ortaklık görüşmeleri yapıyordu. YPG ile aynı çizgiye gelmişti. Şimdi ise hedefte! YPG ile karşı karşıya gelen bir Esad rejimi göreceğiz.
Bu bölgedeki en etkin strateji değişikliği olacak. TERÖR ÖRGÜTÜ YPG ESAD'A KARŞI... Senaryo bu.
Şaka gibi değil mi! Bölgedeki bütün aktörler için sorun!
Desteklense bir türlü, desteklenmese...
Türkiye, şu anda Irak'la çok yakın. Irak da İran'la. İran da İngiltere ile. O nedenle ABD ile İngiltere'nin anlaşması, İran rejiminin değişmesinin önünü açar.
Aynı şekilde Irak da Londra'dan izinsiz adım atamaz, karar alamaz. Irak Başbakanı İbadi'nin İngiliz vatandaşı olduğunu bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Irak yönetiminin yüzde 60'ı İngiliz vatandaşıdır. Bu resmi kayıtlarda da mevcut bir durumdur.
Eğer ABD ile İngiltere'nin anlaşması güçlü şekilde ilerlerse, Türkiye ile Irak'ın arası da açılacak demektir.
Çünkü İngiltere, Türkiye'nin Irak ve Kuzey Irak'taki terör operasyonlarına izin vermeyecektir. O nedenle Irak'ın yani Bağdat yönetiminin Türkiye'ye karşı açıklamaları sertleşecektir. İngiltere'nin ABD ile yaptığı anlaşmaların çok güçlü olup olmadığını IRAK tepkilerinden anlayacağız. YAKINDA!
Ancak İngiltere, ABD ile çok güçlü bir bağ kurmaz ve anlaşmazlık çıkarsa TÜRKİYE, IRAK'ta söz sahibi olur. Tek terörist kalmaz. Amerika Birleşik Devletleri de bunun farkında.
Geçen hafta Pentagon'dan bir ekip, İngiltere Genelkurmay Başkanlığı'nı ziyaret etti. Irak'ın Türkiye'ye desteğini bir an önce kesmesini istedi. Hatta bölgede Barzani ve YPG'nin daha güçlü olması için bazı taleplerin bir an önce hayata geçirilmesini istedi.
Görünen o ki, İngiltere bu talepleri şimdilik kabul etmedi. Hala Irak, Türkiye'yi destekliyor ve ortak operasyondan söz ediyor. Barzani'nin Kuzey Irak'taki egemenliğinin bitirilmesi için Bağdat merkezi yönetimi ve Türkiye güçlü adımlar atıyor. DENGE ŞİMDİLİK BU!
Değişir mi?
Göreceğiz...
Suriye-Irak ve İran'daki gelişmeler, Akdeniz'in geleceğini belirleyecek. Planları GÜÇLENEN TÜRKİYE bozuyor. Eğer Türkiye bu ritimde giderse AKDENİZ'de kimse son sözü söyleyemez. Hatta AKDENİZ SAVAŞIN MERKEZİ OLUR.


14 ülkenin, tamamen Akdeniz odaklı savaş planları yaptığını unutmayın. NATO özel bir ekiple aylardır Akdeniz çalışması hazırlıyor.
Bilmemiz gereken bir nokta daha var! Türkiye'nin NATO ile karşı karşıya geleceği son nokta Akdeniz olacak.
Çünkü NATO, Akdeniz'de operasyon başlatırsa, Türkiye'yi ortağı olarak görmüyor. Çünkü NATO'nun Akdeniz planları, yüzde 100 Pentagon projesi.
Bu nedenle PAYLAŞIM SAVAŞININ BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANLAYALIM.
"TÜRKİYE SAVAŞTA" sözleri gerçeğin ta kendisidir!
Türkiye uzun yıllar sonra bağımsız adım attı. Rusya ile S-400 anlaşması yaptı. Söylenmese de bu NATO için kabus. Bu nedenle Pentagon'un isteğiyle planlarını öne çektiler. Çekmek zorunda kaldılar... Bu arada RUSYA ile bizi YAKIN GÖSTERMEK için "İTME" modeli uygulayacaklardır. Hem Rusya'yı bize hem bizi onlara! OYSA TÜRKİYE HERKESE EŞİT MESAFEDE ve BAĞIMSIZ OLARAK KARAR ALABİLEN ÜLKE...
Bunun bozulması için her türlü operasyonu düşünürler. TÜRKİYE bulunduğu yer itibariyle DENGEYİ TUTAN BİR GÜÇ. Bunu RUSYA'nın lehine bozarak sonra da hep birlikte kapımıza dayanmak isteyebilirler...
AKDENİZ'de hem ADA'mız hem sınırımız var!
Ancak ZENGİNLİĞİ KENDİLERİ ALMAK İSTİYORLAR. ŞAKA GİBİ AMA GERÇEK BU. Planlarında bunlar var...
Daha öncede yazdım. 2018 YENİ DÜNYA DÜZENİ için son yıl.
Bu yıl pek çok şey yerli yerine oturacak.
BİZSİZ OLMAZ, OLMAYACAK.
Ancak küçük bir dilimle bizi kandırmak isteyecekler. Bunun için de bizi meşgul edecek her yolu deneyecekler...
AKILLI OLALIM.
OYUNA GELMEYELİM...
BİR VE BÜTÜN OLARAK GELECEĞİMİZİ KURALIM...
Uyanık olun! Olalım...
Başa dönelim... TRUMP'ın açıklaması da bu! OLAY GUTA değil SURİYE ve AKDENİZ! Gücümüz ve aklımızı göstereceğimiz döneme girdik! Haydi hayırlısı...


Ergün Diler




Kaynak >Takvim Gazetesi:Kimyasal oyun.

15 Mart 2018 Perşembe

Suriye’de İran’ın Şii milisleri


Tamer Ashraf
Lübnan Hizbullahı'nı 2012 yılından itibaren rejime destek olmak üzere Suriye’ye çağıran İran, ilerleyen yıllarda 15’e yakın silahlı grubu çeşitli adlar altında örgütleyerek kendi stratejik hedefleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanmıştır.
2003’te Irak’ın ABD tarafından işgali ile başlayan süreç ve 2010’da Arap Baharı ile meydan gelen kaos ortamı, Ortadoğu’nun mevcut güvenlik, ekonomik ve stratejik yapılarını altüst etmiştir. Bu süreçte büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin nüfuz kazanmak üzere Ortadoğu üzerindeki rekabeti, bölgeyi vekalet savaşlarının yaşandığı bir eylem alanına dönüşmüştür. ABD ve Rusya gibi büyük güçler zaten, yerel, etnik, mezhebi ve siyasî nedenlerle yapay bir şekilde parçalanmış olan yapılardan da faydalanarak bölgesel aktörlerle yine başka bölgesel aktörlere karşı ittifaklar kurmuşlardır. Böylece Ortadoğu’daki bölgesel çatışma uluslararası sistemdeki küresel çatışmayla da iç içe geçmiştir.
Bu bölgesel rekabet ve çatışma ortamında İran, devlet dışı aktörleri ve entiteleri etkin bir şekilde kullanmaktadır. İran’ın Irak, Lübnan, Bahreyn, Yemen ve Suriye’de artan etkinliği, Hizbullah ve Şiî milisler gibi devlet dışı silahlı oluşumlarla iş birliği sayesindedir. İran, Suriye’de rejimin korunması için doğrudan müdahale yerine, vekalet savaşları stratejisi ile başta Afganistan ve Irak’tan olmak üzere dünyanın Şii nüfusu barındıran bölgelerinden örgütlediği Şii milisleri kullanmıştır. İran’ın, Suriye’de Şii milisleri kullanması, müttefiki Esad’ı ayakta tutmakla kalmamış, aynı zamanda Tahran yönetiminin bölgede mezhepsel ideolojisi vasıtasıyla nüfuzunu arttırmasını ve bölgesel meselelerde söz sahibi olmasını sağlamıştır. Zira 30 Haziran 2012 ile 22 Ocak 2014 tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde Suriye’nin geleceği hakkında yapılan görüşmelere bile çağırılmayan Tahran yönetimi, kendi güdümündeki milislerin sahada kaydettikleri ilerlemenin de katkısıyla Kasım 2015’de gerçekleşen Viyana toplantısına davet edilmiştir. Tahran yönetimi ayrıca, 18 Aralık 2015’te BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen Suriye’de çözüme yönelik geçiş süreci için oluşturulan ateşkes ve yol haritası üzerinde de etkili olmuştur.
Astana sürecinde ise İran garantör üç ülkeden biridir. İran’ın kendi topraklarında yaşayan Afgan sığınmacılar ve Şii nüfusuna sahip diğer ülkelerden topladığı Şii milisleri, Kudüs Gücü komutasında örgütleyerek rejim safında savaşmak üzere Suriye’ye göndermesi, iç savaşın gidişatını Esad rejimi lehine etkilemiştir. İran tarafından geliştirilen bu vekâlet savaşı stratejisi rejimin ömrünü uzatırken, Suriye’yi sistemli bir şekilde İran’a daha bağımlı hale getirmiştir. Ancak bu dönemde İran’ın Suriye’deki askeri kayıpları da önemli sayılara ulaşmıştır. Uluslararası basın yayında yer alan bilgilere göre şu ana kadar 800-1200 İran vatandaşı Suriye’de rejim safında savaşırken hayatını kaybetmiştir. İran’ın Suriye’deki kaybı sadece askeri unsurlarla sınırlı kalmamıştır. İran Suriye’de iç savaşın başlamasından bu yana yıllık 6-17 milyar dolar Esad rejimine mali yardımda bulunmuştur. İran’ın sadece Lübnan Hizbullahı'na sağladığı yıllık mali destek 800 milyon dolar civarındadır. Ekonomik zorluklarla mücadele eden İran iç kamuoyunda da eleştirilere sebep olan bu yardımlar son dönemde işsizlik, pahalılık ve geçim sıkıntısıyla sokaklara dökülen kalabalıkların dikkatinden kaçmamıştır. Ülkede yaşanan olumsuzluklarda Tahran yönetiminin Esad rejimine sağladığı yardımlar gündeme getirilerek devletin Suriye politikasına tepki gösterilmektedir. Örneğin en son 18 Şubat 2018’de Aseman Hava Yollarına ait ATR-72 model yolcu uçağının düşmesinden sonra uçağın çoktan kullanımdan kaldırılması gereken çok eski bir uçak olduğu iddiaları gündeme getirilmiş ve İran devletinin Suriye’ye yaptığı bir yıllık mali yardım miktarının İran Hava Yollarının uçak filosunu yenileyebileceği vurgulanmıştır.
Esad’ın kontrolü kaybetmeye başladığı 2012 yılından itibaren Lübnan Hizbullahı'nı rejime destek olmak üzere Suriye’ye çağıran İran ilerleyen yıllarda 15’e yakın silahlı grubu çeşitli adlar altında örgütleyerek kendi stratejik hedefleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanmıştır. Savaşın ilk yıllarında muhalifler karşısında rejim güçleri hızla geri çekilirken başta Lübnan Hizbullahı, Fatimiyyun ve Zeynebiyyun Tugayları gibi milis grupların savaşa dahil olmasıyla savaşın gidişatı, Esad güçleri lehine değişmeye başlamıştır. İran, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından itibaren müttefiki Esad’ın iktidarını koruyabilmesi için her türlü çabayı göstermiş, adeta Suriye sorununu kendi iç meselesi olarak görmüştür.

İran’ın bölgedeki stratejik hedefleri

1979 İslam Devrimi’nden günümüze Şiiliği devrim ideolojisi ile araçsallaştıran ve dönemsel olarak değişen “devrim ihracı” ya da “direniş ekseni” gibi söylemlerle öne çıkan İran, bölgede kendi Şii yayılmacılığı ile güç temerküz etme politikası gütmektedir. Şii kutsal mekanlarını koruma, DAEŞ ile mücadele gibi söylemleri Suriye’deki varlığını meşrulaştırmak için kullanan İran’ın öncelikli hedefi müttefiki Esad rejimini ayakta kalmasını sağlamak olmuştur. Bu doğrultuda İran’ın güdümünde hareket eden milis grupların Esad’ın ilan ettiği Suriye’nin her bir karış toprağını muhaliflerden temizleme gibi bir amaçları bulunmamaktadır. Örneğin Fatimiyyun Tugayı çatısı altında Suriye’de savaşan milisler rejim safında savaşmaları karşılığında para ve İran vatandaşlığı gibi kazanımlar elde etmektedir.

Suriye’deki İran’a bağlı Şii milis gruplar, Esad’ın çıkarlarını korumaktan ziyade, İran’ın çıkar ve kontrolü doğrultusunda hareket etmektedir. İran’ın Suriye’deki en önemli stratejik hedeflerinden biri İran ile Lübnan arasında muhaliflerden arındırılmış güvenli bir koridor oluşturmaktır. Bu nedenle ülkenin güney kısmında konuşlanan İran destek milis gruplar ele geçirdikleri yerleri rejime teslim etmek yerine kendi kontrollerinde tutmaktadır. Bu bölgelerdeki -Lübnan sınırı- Sünni kentler tahliye edilerek İdlib bölgesine gönderilmiştir. Bu bölgelerde konuşlanan İran’a bağlı grupların Hizbullah’ın Lübnan’da uyguladığı askeri bir gruptan ekonomik, sosyal ve askeri kanatları olan siyasi bir partiye evrilme yöntemini hayata geçirmeye başlamaları, bu grupların bölgede uzun yıllar kalmak için hazırlandıklarını göstermektedir. Diğer taraftan Tahran yönetimi de Suriye rejimiyle uzun vadeli güçlü ekonomik ilişkiler geliştirmek bahanesiyle bölgede önemli yatırımlar yapmış, geniş toprak parçaları satın aldığı iddia edilmiştir.

İran’ın Suriye’deki Şii milis grupları

Devrim Muhafızları Ordusu Dış Operasyonlar Birimi Kudüs Gücü tarafından Suriye ve Irak’ta savaşmak üzere örgütlenen 15 farklı milis grubundan bahsedilmektedir. Doğrudan İran’a bağlı olarak hareket eden bu grupların en önemlileri Lübnan Hizbullahı, Suriye Hizbullahı, Bedr Ordusu, Fatimiyyun Tugayı, Zeynebiyyun Tugayı, Seyyide Rukiya Tugayı, Kataib-i İmam Ali, Abul Fazl Taburu, Kataib-i Hizbullah, Irak Hizbullahı’dır. Bunlar arasında Ceşy-ül Şabi, Ebu Fadıl Abbas Tugayı, Zülfikâr Tugayı, Kuteyb Seyid Şuheda ve İbn Yasir Tugayı gibi Iraklı Şii milis grupları da saymak gerekir. Bu grupların çatısı altında savaşan milislerin kesin sayıları konusunda, çelişkili ifadeler mevcuttur. Fakat 150-200 bin milisin rejim saflarında Suriye’de savaşmakta oldukları tahmin edilmektedir.
Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı 2016’da yaptığı bir açıklamada Suriye, Irak, Yemen, Afganistan ve Pakistan’da İran güdümüyle hareket eden 200 bin silahlı milis gücü oluşturduklarını ifade etmiştir. Eylül 2017’de Israel Times, bir Hizbullah komutanına dayandırarak Suriye’nin güneyinde sadece Lübnan Hizbullah’ına bağlı 10 bin milis gücünün bulunduğunu ileri sürmüştür. 6 Ocak 2018’de bir Fatimiyyun Tugayı yetkilisi şu ana kadar sadece Fatimiyyun Tugayından 2 binden fazla milisin öldüğü ve 8 bine yakın milisin de yaralandığını açıklamıştır.
Yaklaşık sayıları 150-200 bin olarak tahmin edilen Suriye rejimi için savaşan Şii milislerin yalnızca 20-25 bininin Suriye hükümetinin doğrudan kontrolü alında olduğu belirtilmektedir. Daha çok Şam kırsalı, Halep ve İdlib bölgesinde operasyonlara katılan doğrudan Esad’a bağlı milis gruplardan bazıları ise Kalamun Kalkanı, Ulusal Savunma Gücü, Anavatan Kalkanı ve Suriye Halk Ordusu’dur. Bunlardan Suriye Halk Ordusu YPG, PYD terör örgütünün yardım çağrısı üzerine 20 Şubat 2018’de yaklaşık 20 araçtan oluşan bir konvoyla Afrin’e girme girişiminde bulunmakla gündeme gelmiştir. 2017 yılında kurulan bu örgütün çeşitli suçlardan hapiste bulunan veya arananlar ve asker kaçaklarının rejim tarafından zorla askere alınarak cepheye gönderilen kişilerden oluştuğu yönünde iddialar bulunmaktadır. Suriye Halk Ordusu PYD, YPG terör örgütüne yardım etmek üzere Afrin’e girme teşebbüsünde bulunmasından sonra İran medyasında çok sık yer almaya başlamıştır. Özellikle 1 Mart 2018’de bir askeri helikopterin düşmesinin ardından Tasnim, Farsnews ve Keyhan gibi İran’ın önde gelen basın yayın organlarında bu grupla ilgili çeşitli görsellere yer verilmiş ve Türk askeri helikopterinin bu grup tarafından düşürüldüğü iddiaları ortaya atılmıştır.

Vekalet savaşı bölgeyi istikrarsız bırakacak

İran, Suriye iç savaşının başından beri Esad rejiminin ayakta kalması için var gücüyle savaşmaktadır. Başta Devrim Muhafızları Ordusu olmak üzere İran’ın istihbarat birimleri Suriye rejimine eğitim, istihbarat, örgütlenme gibi birçok alanda destek vermektedir. İran’ın Devrim Muhafızları Ordusunu bölgede bu kadar aktif olarak kullanması Tahran yönetimin gelecekte askeri projelerini sınırlarının ötesine taşıma amacında olduğunu göstermektedir. İran milis güçleri aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşıyla, bölgedeki konumunu güçlendirmiştir. Ancak bu durum Trump’ın İran’ı sınırlandırma politikasıyla birlikte tersine dönmüştür. İran’ın oluşturduğu Şii milis gruplar aracılığıyla bölgedeki etkinliğini artırma çabaları başta Suriye olmak üzere bölgenin daha uzun yıllar istikrarsız kalma ihtimalini güçlendirmektedir.
Kaynağımız:İran dış politikası ve modern dönem Şiî sekülerleşme süreci konularında yayınları bulunan Bursa Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi İsmail Sarı aynı zamanda İRAM dış politika koordinatörüdür
[Aslen Afganistanlı olan Rahimullah Farzam, İRAM dış politika masasında asistan olarak görev yapmaktadır]

26 Şubat 2018 Pazartesi

İTTİFAK TASLAĞI VE AFRİN GÜNDEMİ…


Tamer Ashraf
Türkiye iki gündeme kilitlenmiş durumundadır…
Gündem hızlı değişse de biri diğerini önemsiz hale getirmiyor.
Dün AKP ve MHP tarafından meclis başkanlığına verilen partilerin İttifakına cevaz veren "uyum düzenlemesi" teklifi Türkiye'nin gündemine oturdu…
Milli iradeyi sandıkta bütünleştiren bu düzenlemenin gündemi doldurması öneminden kaynaklanıyor.

Bu düzenleme de ne var?


Düzenleme bazı çevreler tarafından "barajı" meselesi olarak algılansa da, asıl temel amaç; millet iradesinin sandığa yansıyan oy oranıyla mecliste temsiline olanak tanıyan önemli bir düzenlemedir.

Yani temsilde adalet ilkesinin işlevsel olarak temin edilmesine olanak tanıyan bir taslaktır.
Kaldı ki; yönetim de istikrar amacı ile 1982 anayasasına konulan Baraj halen devam etmektedir.
İsteyen Parti tek başına da seçime girebilir.
Seçim ittifakı "koalisyon" değil, sandıkta halkın önüne çıkmak için yapılan bir yöntemdir. 
Bu yöntem halkın oylarının heba olmaması ve milli iradenin tam anlamı ile TBMM de temsil edilmesi yöntemidir… 
Düzenleme iki partiyi koalisyon şartlarına hazırlamıyor. 
Burada amaçlanan yönetimde istikrarın korunması için konan yüzde 10 baraj sınırını altında oy alan partilerin ittifak modeli ile oy kendilerine veren iradenin mecliste temsiline imkân tanımaktır.
Bu düzenleme hem demokrasi çerçevesinde her kesimin temsil ilkesini koruyan, hemde partilerin aldığı oyların mecliste temsilinin temini açısından önemli bir düzenlemedir…
Algı mühendisliği ile bu kazanımı çarpıtmanın gereği yoktur…
Bu arada gündemin en önemli konusu olan Afrin'de kritik süreç de devam ediyor.
Esad rejiminin yeniden PYD kartını ortaya sürmesi kritik bir süreç başlattı.
Suriye iç savaşının ilk günlerinde rejimini koruma telaşındaki Esad'ın Sınır bölgemizi PKK/PYD terör örgütlerine terk etmesi o dönemde "rejimin küçülme manevrası" olarak yorumlanmıştı.
Ancak bugün gelinen noktada Esad'ın Afrin'e PKK/YPG ye yardım için rejim askeri gönderme girişimi Rejimin örgütlerle "gizli bir anlaşma" içinde olduğunu gösteriyor.
O günlerde Türkiye Suriye ilişkilerindeki kırılganlık Esad'ın bölgeyi terör örgütlerine terk etmesi ile Türkiye sınırlarına karşı yapılan bir hamleydi.
Esad'ın bu hamlesi Türkiye ile Suriye arasında Hatay'dan Irak'a uzanan uzun bir sınır hattına PYD gruplarının yerleşmesi ve Abdullah Öcalan posterlerinin asılmasına sebep olmuştu.
Esad'ın 2012 de Türkiye'ye karşı planladığı oyun 6 yıl sonra yeni versiyon olarak yeniden vizyondadır.
Rejimin 6 yıl önce PKK/PYD ye terk ettiği bölgeye konvoyla destek gönderme girişimi şimdilik önlendi.
Şam rejiminin PKK ile işbirliği yaparak Türkiye'nin Afrin'deki başarısını engelleme yönelik girişimi kabul edilemez küstahlıktır.
Ancak, Rejim konvoyunun TSK tarafından püskürtülmesi oyunu bozarken, Esad'ın PKK/YPG teröristlerine "rejim üniforması giydirme" oyunu da TSK'nın "kim olursa olsun vururuz" kararlılığı engellenmiştir.
Fakat süreç daha kırılgan ve yeni hamlelere açıktır.
Türkiye tarafından, "Zeytin Dalı' Operasyonu" PKK uzantısı PYD/YPG'ye karşı başlatılmışken, bu kez rejimle de karşı karşıya gelme ihtimali var.
Rejim ile yaşanacak bir çatışmanın Dünya'da nasıl karşılanacağı ve Rusya ile ilişkileri nasıl etkileyeceği şimdilik bilinmiyor.
En doğrusu Esad'ın Suriye'nin kuzeyinden çekilip bölgeyi PKK ya nasıl terk ettiğinin, bugün yeniden Teröristlerle işbirliği içinde olduğunun dünyaya anlatılmasıdır.
Terörist sevicisi ABD'den sonra Esad'ın Teröristlerle işbirliği elbette kabul edilemez bir yanlıştır…
Rusya ve İran'a gelince…
Önümüzde iki bilinmeyenli bir denklem var.
Birincisi Rusya…
İkincisi İran'dır…
Bu iki denklemi de çözmek durumundayız.
Çünkü Rusya Şam'a en yakın konumda olan ülkedir.
Hatta Rusya, Afrin üzerindeki Suriye hava savunma sistemlerini kuran ve kontrol eden güçtür.
Bu nedenle Türk Hava Kuvvetleri'nin operasyonlarının Rusya ile seviyeli bir koordinasyon içinde icra edilmesi Şam rejiminin bölgedeki sinsi planlarını bozacaktır…
İran ise, bölgede faal ve eğittiği milislerde bu kritik bölgede yer tutmaktadır.
İran'ın desteklediği milis güçleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sahada karşı karşıya gelme ihtimali Türkiye ile İran ilişkilerinde sıkıntı yaratma potansiyeli taşıyor. 
Afrin coğrafyasında ABD-Rusya-İran-Şam satranç oynarken Türkiye'nin Zeytin dalı hamlesi oyunu bozmuştur.
Şimdi karşı hamleleri iyi algılayıp, ona göre diplomasi dâhil hamle planlamak daha rasyonel bir yaklaşım olacaktır…
Sonuçta, TSK bölgede askeri açıdan zaten gereğini yapıyor.
Fakat sinsi senaryoların önlenmesi bakımından diplomasi de ihmal edilmemelidir.

4 Eylül 2018 Salı

Suriye ve İdlib'de Son Durum

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail Savaş Uçakları, Esad Rejimi Kontrolündeki Askeri Bölgeleri Vurdu
Suriye'deki Beşşar Esad rejimi, İsrail savaş uçaklarının, Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama ve batısındaki Akdeniz kıyısında yer alan Tartus illerindeki bazı askeri bölgelere hava saldırısı düzenlediğini iddia etti.
Esad rejiminin haber ajansı SANA, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail savaş uçaklarının Lübnan hava sahasını kullanarak, Suriye'deki askeri bölgeleri hedef aldığını öne sürdü. Haberde, Tartus ve Hama illerinde rejime ait askeri merkezlerin hedef alındığı, bazı füzelerin de hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği belirtildi.
AA'nın yerel kaynaklardan aldığı bilgiye göre hedef alınan söz konusu bölgelerde rejime ait bilimsel araştırma merkezi ve savunma sanayi fabrikaları yer alıyor.

İSRAİL'DEN AÇIKLAMA GELMEDİ

Konuya ilişkin İsrail'den bir açıklama gelmedi. İsrail, son birkaç ayda Suriye'nin Humus, Kuneytra, Dera ve Şam illeri içerisindeki rejim ve destekçisi İran'a ait askeri noktalara çeşitli saldırılar düzenlemişti.
ABD Büyükelçiliğinden Suriye Açıklaması: Rejimin İdlib'e Saldırısı Tansiyonu Tırmandırır
ABD Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey arasındaki görüşme sonrası yaptığı açıklamada, "Suriye rejiminin İdlib'e saldırması tansiyonu tırmandırır." ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'i kabul etti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Bakan Çavuşoğlu ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Suriye ile Angajmandan Sorumlu Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey'i kabul etti.

GÖRÜŞMEDE SURİYE'DE YAŞANAN SON GELİŞMELER ELE ALINDI

Özel Temsilci Büyükelçi Jeffrey'in Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da ayrıca kabul edildiğini hatırlatan kaynaklar, görüşmelerde ABD tarafı ile Suriye konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA

ABD Büyükelçiliği'nden de görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapıldı. İşte o açıklama:
ABD Dışişleri Bakanı tarafından kısa süre önce atanan Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey ve Suriye ve Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Özel Elçi Joel Rayburn, yeni görevlerini ele almak ve Suriye krizinin BMGK'nin 2254 sayılı kararı uyarınca çözülmesi konusunda ABD ile Türkiye arasında süregelen işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla Türk muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Büyükelçi Jeffrey, ABD'nin, Suriye rejiminin İdlib'e yönelik bir askeri saldırısının Suriye'deki krizi tırmandırarak insani yardım kuruluşu çalışanlarının ve Suriyeli sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağı, sivil altyapıyı tahrip edeceği, Suriye'de siyasi çözüme ulaşılması ihtimalini riske atacağı, teröre desteği arttıracağı ve bölgesel istikrara zarar vereceği yönündeki görüşünü yinelemiştir. Jeffrey, Suriye krizinin mağdurlarına gösterdikleri şefkatli yaklaşımdan ötürü Türk hükümeti ve halkına takdirlerini sunmuştur.
ABD'den Esad'a Kimyasal Silah Uyarısı: Hızla Cevap Vereceğiz Son dakika! Beyaz Saray, Suriye'de kimyasal silah kullanan Esad rejimine uyarıda bulunarak, "Esad yeniden kimyasal silah kullanırsa ABD ve müttefikleri hızla ve uygun cevap verecek." açıklamasında bulundu.
Mistura Erdoğan'a seslendi: Putin'le görüşün
BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura, İdlib'deki duruma çözüm bulunması için Türkiye ve Rusya arasında görüşme yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayarak Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir' diye seslendi.
Mistura, BM Cenevre Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi.

İDLİB KONUSU DİKKATLİCE ELE ALINMALI

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki son durumu değerlendiren Mistura, Suriye'de daha önce yaşananlardan ders çıkarılarak mevcut durumun siyasi ve askeri açıdan dikkatlice ele alması gerektiğini vurguladı.
Mistura, "İdlib'de savaştan kaçınılmasını dilemeye, umut etmeye ve istemeye devam ediyoruz." dedi.

ERDOĞAN VE PUTİN'E ÇAĞRI YAPTI

Süreçte çözüme ulaşılması için anahtar konumda olan Türkiye ve Rusya arasında görüşmeler yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayan Mistura, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin'e seslenerek "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir." ifadesini kullandı.

"ERDOĞAN PUTİN İLE GÖRÜŞTÜĞÜNDE MANTIKLI BİR ÇÖZÜM ORTAYA ÇIKAR"

Mistura, Erdoğan ve Putin'in teknik görüşmelerin dışında bire bir görüşmesinin etkili olacağını vurgulayarak "Biliyorum ki Başkan Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Putin ile görüştüğünde geçmişteki görüşmelerde olduğu gibi makul, mantıklı, dramatik olmayan bir çözüm ortaya çıkacaktır." diye konuştu.

TÜRKİYE-RUSYA-İRAN ZİRVESİ ÖNEMLİ

İdlib'de sürdürülebilir bir sonucun elde edilmesinin imkansız olmadığını vurgulayan Mistura, Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla 7 Eylül'de Tahran'da düzenlenecek Suriye toplantısının önemine de dikkati çekti.
İdlib nerede şu anda kimin elinde? İdlib'in son haritasına bakın!
İDLİB nerede Türkiye, Rusya, ABD ve ÖSO açısından önemi nedir? İdlib haritası kentin önemini gözler önüne seriyor. Peki İdlib şu anda kimin elinde, İdlib'deki Türk askerinin pozisyonu ne? Gelin İdlib'deki son duruma haritalı olarak bakalım.
İDLİB'de durumlar çok karışık. Rusya ile ABD arasındaki Suriye iç savaşında son sahne şu anda İdlib'de oynanıyor. Rusya bombardımana girişirken, 4 milyon sivilin yaşadığı İdlib dünya gündeminin ilk sırasına oturdu. Türkiye ise Eylül 2017'de Rusya ile anlaşarak girdiği İdlib'de karışık bir pozisyonda. Peki İdlib şu anda tam olarak kimin elinde, Türkiye sınırının neresinde, kimin için ne kadar önemli? Gelin tüm soruların yanıtı olan İdlib haritasına ve son duruma bir gözatalım.
İDLİB NEREDE? : Doğusunda Halep, güneyinde Hama olan İdlib, Türkiye'nin Hatay iliyle sınır komşusu. İdlib, kuzeyinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesine, batısında Yayladağı, Güveççi'ye komşu. Şu anda İdlib üzerinden ABD ile Rusya arasında güç savaşı yaşanıyor. İdlib, askeri ve siyasi açıdan bölgedeki birçok aktör için stratejik öneme sahip.
TÜRKİYE İLE RUSYA KARŞI KARŞIYA GELİR Mİ? : İdlib operasyonunun Moskova ile Ankara arasında nasıl şekilleneceği henüz resmi olarak duyurulmadı. İki ülkenin İdlib'de 'ılımlı muhalif' ayrımıyla ilgili fikir ayrılığı yaşama ihtimali var. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler S400 füzeleri alma düzeyine kadar ilerlemiş durumda. Haliyle iki ülkenin İdlib'de askeri olarak karşı karşıla gelmesi bekleniyor.
İDLİB'İN ÖNEMİ : İdlib Vilayeti, bölge aktörlerinin her biri için kendi çıkarları doğrultusunda stratejik öneme sahip. Suriye'de Beşar Esad açısından 2011'den bu yana devam eden iç savaşın büyük oranda sona ermesi ve zaferini ilan etmesi anlamına gelecek. İdlib'in yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi Esad'ın yanı sıra İran ve Rusya'nın da bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmek açısından önemli bir hedef.
İdlib Türkiye için neden önemli? : İdlib, Astana Mutabakatı çerçevesinde Suriye'de oluşturulan dört Gerilimi Azaltma bölgesinden biri olarak belirlenmişti. Mutabakat kapsamında Türkiye İdlib içine 12 gözlem kontrol noktası kurdu. Bunların aralarına Rusya 10, İran da 7 gözlem noktası yerleştirdi. Bölge, savaşın çıktığı 2011'de Türkiye'ye ilk sivil göçün yaşandığı ve yabancı savaşçıların da Suriye'ye en fazla geçiş yaptığı yerdi.

21 Şubat 2018 Çarşamba

Suriyeliler Evlerine Dönmedikçe…


Tamer Ashraf
Biz de Suriye'den dönmemeliyiz!..
Suriye'den Türkiye'ye sığınan mülteciler kimler?
Esad'ın havadan bombaladığı Hama'lı Halep'li İdlib'li, PYD'nin yerden kovaladığı, Deyr-i Zor'lu, Haseke'li, Tel Abyad'lı, Rakka'lı Sünni Araplar ve Türkmenler…
Peki siz hiç Türkiye sokaklarında "Esad'a dua eden" bir Nusayri veya "vallahi Apo'yu özleyen" bir PYD'li gördünüz mü?
Ben görmedim.
Nusayriler şu sıralarda var güçleriyle rejimlerini savunuyorlar.
Suriye Kürtlerini de PKK'lılar hiç bir yere bırakmıyorlar.
Peki Suriye'den gelen ve Türkiye'nin etnik demografisini 5 puan sağa doğru ittiren mültecilerden en çok rahatsız olanlar kimler?
Tabii ki CHP'liler…
Öyleyse Suriyelilerin ülkelerine geri dönmesini en çok kim ister?
Tabii ki CHP'liler!..
Fakat ne yazık ki durum hiç de öyle görünmüyor.
Çünkü Suriyelilerin ülkelerine topluca geri dönmesi için ÖSO'nun kazanması gerekiyor.
Oysa Türkiye olmasa ÖSO, Tel Abyad'ı kaybediyor, Cerablus'u alamıyor, İdlib'de tutunamıyor.
İç savaş bu skorla biterse Suriyeliler içerde kalacak gibi görünüyor!




CHP ve Benzerlerinin Çelişkisi
İç savaştan galip çıkmış bir Esad rejimi demek, daha fazla Suriyelinin Türkiye'de kalması demektir.
Belki zaman içinde tek tek ülkelerine dönebilirler; ancak böyle bir durumda onlar "mülteci" olmaktan çıkacak, "muhacir" olacaklardır.
Aynı şekilde PKK'nın, Kamışlı'dan güneydeki Deyr-i Zor'a ve batıdaki Afrin'e kadar olan topraklarda etnik temizlik yaparak Suriye'nin % 40'ına hâkim olması demek, Kuzey Suriyeli Araplarla Türkmenlerin yurtlarına dönememesi demektir.
Bu durumda Türkiye'nin bırakın "terör koridoru"nu, kendisine sığınan mültecilerin evlerine geri dönebilmesi için dahi Suriye'ye müdahale etme hakkı vardır.
Bir kere iktidarıyla muhalefetiyle herkesin bu makul siyaseti paylaşması gerekiyor.
CHP'nin İP'nin VP'nin ve diğer eyyamcıların hem Türkiye'nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarından rahatsız olmaları hem de "Suriyeliler gitsin" diye bağırmaları tutarsızlıktır.

Suriye Ordusu Afrin'e Girer mi?
Dün gece bazı Esad yanlısı haber siteleri, "PYD'nin rejimle anlaştığını ve Suriye Ordusunun birkaç gün içinde Afrin'e gireceğini" duyurdu.
Reuters'in de haberi abonelerine geçmesi, habere biraz daha ciddiyet kazandırdı.
"Savaşta önce gerçekler ölür" derler; ancak haberin mantığa oturan bir tarafı da vardır.
Zeytin Dalı Harekâtına onay veren ve Suriye hava sahasını Türk savaş uçaklarına açan Rusya, PYD'nin sıkışınca ne tarafa kuyruk sallayacağını hesaplamış ve oyunu buna göre kurgulamış olabilir.
Bilindiği gibi ABD, Menbiç'te ve Fırat'ın doğusunda PYD'yi desteklerken Rusya Afrin'de PYD ile temastaydı.
Rusya'nın birinci önceliği Türkiye'nin değil, kendisinden sonra müttefiki Suriye rejiminin menfaatini korumaktır.
Bu durumda ucuz Amerikan piyadesi PYD''yi Türklerle sıkıştırıp, Afrin'i Esad'a teslim olmaya zorlamak, Rusya'nın Suriye politikasına uygundur.
Eğer Rusya bugün veya yarın Afrin'in hava sahasını yine Türk uçaklarına kapatırsa ertesi gün Suriye ordusunun Tel Rıfat üzerinden Afrin'e girmesi sürpriz olmayacaktır.
Rusya'nın aynı anda Türkiye'nin gönlünü almak üzere "PYD'yi Afrin'den çıkarma sözü" vermesi de bu savaşın ruhuna uygundur.
Afrin'deki PKK unsurlarının daha ziyade Münbiç'e çekileceği düşünülürse…
Rusya, Afrin'i Esad'a bağladıktan sonra Türkiye'yi Münbiç'e doğru ittirmekten de geri durmayacaktır.

Çünkü Münbiç'te Amerikalılar vardır.
Suriyeliler Evlerine Dönmedikçe…
Suriye krizindeki en büyük talihsizliğimiz, olayın bir ABD - Rusya mücadelesine dönüşmüş olmasıdır.
Bu ara sonuç, Esad'ın canına can katan tapınak şövalyelerinin başarısıdır.
Bu durumda Türkiye'nin haklı talepleri ve milli kaygıları, bu küresel çekişmenin gölgesinde kalmaktadır.
ABD, Rusya'ya karşı mevzi kazanmak için her türlü savaş hilesini yapabilmekte, Rusya da aynı sebeple Türkiye'ye güven vermekten uzaklaşmaktadır. 
Bu haberin doğru çıkması ve bir tahliye ihtimalinin belirmesi halinde Türkiye, Afrin'deki kuvvetlerini geri çekmek yerine İdlib'e ve Azez'e kaydırmalı, tahliyeyi Tel Rıfat'ın ÖSO'ya teslim edilmesi şartına bağlamalıdır.
Çünkü Rusya ve Suriye'nin asıl hedefi, İdlib'i de alarak savaşı zaferle tamamlamaktır.
ABD'nin hedefi ise Kürtleri kullanarak, İsrail'e ve petrol şirketlerine alan açmaktır.
İdlib düşerse Fırat Kalkanı bir işe yaramayacaktır.
ÖSO'nun hâkimiyet alanlarını, Cerablus'tan El Bab - Tel-Rıfat - İdlib yoluyla güney yönünde genişletmemiz bu bölgelerin etnik yapısına da uygundur.
"Fırat Kalkanı"nı bu şekilde Halep'in batısından Hama sınırına kadar genişletmemiz halinde:
"Suriye'yi bütün yabancılar terk etmedikçe ve Suriyeliler evlerine dönmedikçe bizim de eve dönmeyeceğimizi" deklare etme hakkımız doğacaktır.

Suriyeliler Evlerine Dönmedikçe…

KÖŞE YAZILARI / Ortadoğu Gazetesi - Şükrü Alnıaçık

17 Nisan 2018 Salı

ABD'NİN KİMYASAL SİLAHLA SUÇLAMA SİCİLİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


ABD'NİN KİMYASAL SİLAHLA SUÇLAMA SİCİLİ VE ESAD DİKTATÖRLÜĞÜ


ABD'nin akıl ve ahlaki çöküntü yaşayan ve dünya kamuoyunda çok zor durumda bulunan başkanı Trump'un "Rusya, Suriye'yi hedef alan füzeleri vuracağına söz verdi. Hazırlan Rusya, çünkü geliyorlar. Üstelik güzel ve yeni ve 'akıllılar'! Kendi halkını öldüren ve bundan keyif alan Gazla Öldüren Hayvan ile işbirliği yapmaman gerekiyor" şeklindeki twitinden üç gün sonra ABD,İngiltere ve Fransa koalisyonu Suriye'de daha önceden belirlenen stratejik yerlere 105 füze saldırısı gerçekleştirdi. Bahane ve iddia, Suriye rejiminin masum insanlar üzerinde kimyasal silah kullandığına dair şekillenmiştir. Kimin yaptığı hala tartışılsa da Suriye'de masum insanlara katliam yapıldığı ise tartışmasız bir gerçektir. Esad rejimi kimyasal silah kullandığını kabul etmiyor, Trump ise Esad'ın kullandığını "Gazla Öldüren Hayvan" sıfatını verecek kadar ısrarla ifade ediyor.
ABD'nin "Kimyasal Silah Kullandı" suçlamaları konusunda sicili biliyorsunuz bozuktur. Irak'ta milyonlarca insanın öldürülmesini bu bahane sonrası işgal girişimiyle gerçekleştirmişti. Yıllar sonra ise dönemin ABD Dışişleri Bakanı ColinPowell, Irak'ta Saddam Hüseyin rejiminin elindeki kitle imha silahı stokları bulunduğu konusunu"Benim son bir yılda, son aylarda vardığım sonuç şu. Bu yargıyı (Saddam'ın kitle imha silahı stokları bulundurduğunu) BM'de sunmam için bana verilen istihbarat kusurluydu, yanlıştı. Beni zorlayan, bu istihbaratın kaynağının zayıflığı. Beni sıkan başka bir şey de, istihbarat camiasındaki bazı kişiler, kaynak dediklerinin sadece şüphe olduğunun farkındaydı. Ancak bu, benim tarafımdan bilinmiyordu. Bana öyle geliyor ki, eğer güçlü, önemli, yetkileri artırılmış bir ulusal istihbarat direktörünüz olursa bu tür hatalar yapmazsınız" şeklinde itiraf etmişti. Bazı CIA ajanları da yıllar sonra Saddam'ın elinde kimyasal silah bulanmadığını itiraf etmek durumunda kalmıştı. Yani ABD için bu konuda bir ölçü yoktur. Yıllar sonra çıkıp Suriye'de de kimyasal silah bulunmadığını itiraf etse kimse şaşırmayacaktır.
ABD'nin derdi asla masum insanların öldürülmesi ve yaşatılması noktasındaki hassasiyeti değildir. Sadece Suriye'de etkisini ve otoritesini sürdürme ve dünyaya bunu gösterme dışında hiçbir kaygısı yoktur. Hem on binlerce masumu öldürmüş kanlı terör örgütü PKK'ya silah yardımı yapacak, onlara ordu kurmaya kalkacaksın sonra çıkıp kimyasal silahlar üzerinden masum insan hassasiyet rolü oynayacaksın…
Esad yönetimi diktatörlüğünü göstermiş, masum insanları öldürme konusunda kendini tescillemiştir. Ama ABD ve koalisyon ortaklarının bu konuda söz söylemeye dahi hakkı yoktur. Suriye'de masum insanların öldürülmesinin fitilini ilk ateşleyen zaten ABD'nin bölgedeki hâkimiyet kurma çabası olmuştu. Ahmet Davutoğlu'nun aklına uyan Türkiye, bu konuda çok büyük hatalar yapmıştı. Türkiye bugün o hatalarını ortadan kaldırmak için mücadele vermektedir. Türkiye, kendini tehdit eden ve ABD'nin beslemesi terör örgütü PKK'ya karşı büyük temizlik operasyonu yapmış ve halende bu temizlik devam etmektedir. Türkiye'nin hâkimiyet kurduğu Suriye'nin bazı bölgelerinde şu an huzur hâkimdir. ABD ve koalisyon ortakları Suriye'den elini tamamen çekse Türkiye'nin sağladığı otorite bölgeye daha geniş huzur getirecektir ama ABD'nin bölgeden elini çekmesi mümkün değildir. Her türlü bahaneyle bölgede kanlı mikrop olarak kalmayı sürdürecektir.
"Suriye'den tamamen çekiliyoruz" açıklamasından çok kısa bir süre sonra "Esad kimyasal silah kullandı" diye ortaklarını yanına alarak saldırıya geçmesi, Rusya ve İran'a gözdağı vermeye çalışması elini Suriye'den çekmeyeceğinin ispatıdır.
Trump zaten yaşadığı kişisel problemlerden dolayı ABD kamuoyunda iradesini kaybetmiş durumdadır. ABD'de her kafadan her gün ayrı ayrı ses çıkmaktadır. Bundan sonrada ABD'nin kendi içinde yaşadığı kaos Ortadoğu bölgesine daha çok yansıtılacaktır. Trump'un yaşadığı ahlaki suçlamalar arttıkça Suriye üzerinde gündem odaklanması daha kanlı olabilir. Çünkü ABD'nin şuan cambaza bak oynaması gerektiren günlerine şahit olmaktayız.
Suriye'de kalıcı barışın, huzurun gelmesi için herkesin dünya devletlerinin menfaatsiz, hesapsız ortak akıl olarak birleşmesi lazımdır. Ama Trump gibi birinde kontrol edilir akıl olmayınca, ortak akla etkisi de elbette olumsuz olacaktır.
NATO ve Birleşmiş Milletler, ABD ve koalisyon güçlerinin sinsi, kanlı hesapları için değil, Suriye'de gerçek manada adaletin sağlanması için harekete geçerse masum insanların ölümü engellenmiş olacaktır. Ama ABD'nin ipiyle kuyuya inmek gerçekten hiçbir ülkeyi huzura ve barışa getirmez. Çünkü zaten kendisi bizzat kaos ve kanla beslenmektedir.
"Kimyasal Silah suçlamaları" noktasında ABD'nin yarattığı atmosfere dikkat edeceğimiz gibi, Esad'ın diktatörlüğü konusunda da bir çözüm bulunmalı ve Suriye'ye artık huzur gelmesi sağlanmalıdır.



KÖŞE YAZILARI / 2018-04-17 09:41:27-ORTADOĞU GAZETESİ /YILDIRAY ÇİÇEK

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html