BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
İran sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İran sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

2 Ocak 2018 Salı

İRAN'DA HALK AYAKLANMASI

İran'da ayaklanma! Göstericiler valilik binasını ele geçirdi!

İran'da ekonomik kriz gösterilerinin hükümet karşıtı gösterilere dönüşmesinin ardından Arak Valiliği göstericiler tarafından ele geçirildi. İran'da ekonomik kriz için devam eden protesto gösterileri hükümet karşıtı gösterilere dönüştü. Göstericiler Arak Valiliğini ele geçirdi. Ayrıca göstericiler Hüramabad şehrinde belediye binasını yaktı. Ülke genelinde internet bağlantısının rejim güçlerince kesildiği belirtiliyor.

İran'da ekonomik kriz için devam eden protesto gösterileri hükümet karşıtı gösterilere dönüştü. İran’ın Meşhed kentinde hayat pahalılığı, kötü yaşam şartları ve yolsuzluğa karşı geçen perşembe günü başlayan eylemler ülkenin diğer kentlerine de yayılmaya başladı.

BİNLERCE KİŞİ SOKAKLARDA
Meşhed, Kirmanşah, Kum, Reşt, Nişabur ve Tebriz kentlerinde binlerce kişi sokaklara çıtı. Göstericiler, "Suriye'yi bırak, halkına çare bul", "Korkmayın, hepimiz birlikteyiz" ve "Mollalar ülkeyi bıraksın" sloganları attı. Gösterilerde ülke savaş alanına döndü.
VALİLİK BİNASINI ELE GEÇİRDİLER
İran'da ekonomik kriz gösterilerinin hükümet karşıtı gösterilere dönüşmesinin ardından Arak Valiliği göstericiler tarafından ele geçirildi.

İNTERNET BAĞLANTISI KESİLDİ
Ülke genelinde internet bağlantısının rejim güçlerince kesildiği belirtiliyor.

BELEDİYE BİNASI YIKILDI
Göstericiler Hüramabad şehrinde belediye binasını yaktı.

AJANLAR ÖLDÜRÜLDÜ
İranlı yetkililer, devam eden eylemlerde hayatını kaybeden 2 kişinin yabancı ajanlar tarafından öldürüldüğünü iddia etti.

İran’ın Meşhed kentinde perşembe günü işsizlik, yüksek enflasyon ve yolsuzluğa karşı başlayan eylemlerde tansiyon yükseliyor. Ülkenin Dorud kentindeki protestolarda 2 kişi hayatını kaybederken, Meşhed kentinde başlayan olaylar Kirmanşah, Reşt, İsfahan ve Kum'un ardından başkent Tahran’a sıçradı. İranlı yetkililer, protestolarda hayatını kaybeden 2 kişinin yabancı ajanlar tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Luristan eyaleti Vali Yardımcısı Habibollah Khojastehpour, Dorud’da yasa dışı gerçekleştirilen eylemlerde 2 kişinin hayatını kaybettiğini ifade ederek, “Polis ve güvenlik görevlileri tarafından ateş edilmedi. Çatışmalarda devrim düşmanları, tekfiri grupların ve yabancı ajanların kanıtlarına rastladık” dedi.


İran'da Gerilim Gittikçe Artıyor! Protestolar 29 Kente Sıçradı: Ölü Sayısı 18'e Yükseldi

İran'da protestoların beşinci gününde gerilim 29 kente sıçrarken, hayatını kaybedenlerin sayısı 18'e çıktı.

İran'da protestolar gittikçe artıyor. 2018'e girdiğimiz bu günde ülkenin birçok şehrinde göstericilerle güvenlik görevlileri arasındaki gerilim gittikçe artıyor. Devlet televizyonu beşinci gününe giren protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının 19'a çıktığını duyurdu. Devlet televizyonu silahlı göstericilerin polis karakolları ve askeri üsleri ele geçirmeye çalıştığını savundu.
6 KİŞİ VURULARAK ÖLDÜRÜLDÜ
İran devlet televizyonu, Tuyserkan kentinde 6 kişinin vurularak öldürüldüğünü duyurdu. Bir milletvekilinin aktardığına göre; İzeh kentinde de 2 kişi vurularak öldürüldü.
BİR POLİS HAYATINI KAYBETTİ
Devlet medyası, Dorud kentinde eylemcilerin çaldığı bir itfaiye aracının altında kalan iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Necefabad kentinde ise bir gösterici, polislerin üzerine ateş açtı. İran televizyonu, bir polisin öldüğünü aktardı.
PROTESTOLAR 29 KENTE SIÇRADI
Anadolu Ajansı da İsfahan vilayetinde 5 göstericinin öldüğünü duyurdu. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise önceki gün kabine toplantısında, şiddete başvurmadan protesto hakkı bulunduğunu dile getirirken, dün tutumunu sertleştirdi. Ruhani, "İnsanlar eleştirilerini ifade etmekte ve protesto yapmakta tamamen özgürdür. Ancak eleştiri, şiddete başvurmaktan ve kamu malına zarar vermekten farklıdır" demişti.

GÖZALTI SAYISI 400'ÜN ÜZERİNE ÇIKTI
Perşembe gününden beri süren olaylarda gözaltı sayısı 400'ün üzerine çıktı.
RUHANİ: HALK CEVAP VERECEK
İran lideri, dün ise resmi internet sitesinden protestocularla güvenlik güçlerinin muhatap olması yerine doğrudan sivil halkın devreye girmesi çağrısında bulundu. Ruhani, "Eleştiri ve protesto tehdit değil fırsattır. Halk, yağmacılara ve kanunları ihlal edenlere kendisi cevap verecek. Ulusumuz, kanuna ve insanların isteklerine aykırı sloganlar atan ve devrimin kutsallarını ve değerlerini aşağılayan bu azınlıkla ilgilenecektir" ifadelerini kullandı.
SOSYAL MEDYA HESAPLARI KAPATILDI
İran yönetimi, eylemcilerin organize olmasını engellemek için Telegram ve Instagram dahil çeşitli sosyal medya hesaplarını kapattı. Telegram'ın kurucusu ve CEO'su Pavel Durov, geçen cumartesi günü Twitter'dan yaptığı açıklamada "Bir Telegram kanalı (amadnews) takipçilerine polise karşı molotofkokteyli kullanmaları çağrısı yapmaya başladı ve bizim 'şiddet çağrısına hayır' kuralımıza bağlı olarak askıya alındı. Dikkatli olun. Geçmemeniz gereken çizgiler vardır" dedi. Ancak Durov, Tahran hükümetinin daha sonra Telegram uygulamasına erişimi tamamen kapatması üzerine, önceki gün "İranlı yetkililer, barışçıl protesto yapan kanalları kapatmayı reddettiğimiz için Telegram'a erişimi bloke ediyor" diye bir başka tweet attı.
ŞAH'A DESTEK SLOGANLARI
İranlı İşçiler Ajansı (ILNA), göstericilerin ülkenin kuzeybatısındaki Takistan kentinde bir din adamları okulunu ve hükümet binalarını ateşe verdiğini bildirdi. Bazı eylemciler, ülkeyi 1925'ten 1941'e kadar yöneten Şah Rıza Pehlevi lehine sloganlar attı. 1979'da İslam Devrimi ile devrilen Muhammed Rıza Pehlevi'nin ABD'de yaşayan oğlu Rıza'nın ülkeye gelmesi ve monarşiye dönülmesi yönünde de sloganlar vardı. Pehlevi hanedanı devam etse, İran'ın başında olacak olan Rıza Pehlevi, gösterilere destek veren keskin açıklamalar yapmıştı.

Trump'ın Sözlerinin Ardından İran'da Gösterilerin Seyri Değişti

Trump'ın destek tweet'lerinin ardından İran'da gösterilerin seyri tersine döndü. Protestolara katılım azalırken rejim karşıtı sloganların yerini ABD karşıtı sloganlar aldı.

İran'da hükümet karşıtı gösteriler Trump'ın destek tweet'lerinin ardından yeni bir seyir almaya başladı.
EYLEMLERE KATILIM DÜŞTÜ
Tahran'dan CNN Türk canlı yayına bağlanan İHA muhabiri Celalettin Erdus, Trump'ın açıklamalarının ardından, göstericilerin ABD ve Trump karşıtı sloganlar attığını söyledi. Bununla birlikte Tahran'da son 3 gündür yaşanan hareketlilik ve yoğunluk bugün yaşanmadı.
"DEĞİŞİM ZAMANI"
Hatırlanacağı gibi Trump, İran'da başlayan eylemlerin ardından attığı tweet'lerle destek vermişti.
İşte Trump'ın söz konusu tweet'i:
İran Obama yönetiminin kendileriyle yaptığı berbat anlaşmaya rağmen her seviyede başarısız oluyor. Mükemmel İran halkı yıllardır baskı altında bulunuyor. (Onlar) yiyecek ve özgürlüğe açlar. İnsan haklarıyla birlikte, İran'ın varlığı yağmalanıyor. Değişimin zamanı.

ABD'nin istediği oluyor! İran'da ölü sayısı arttı

İran devlet televizyonu ülkede devam eden protestolarda ölenlerin sayısının 10'a yükseldiğini açıkladı.

İran devlet televizyonu ülke genelinde geçen perşembe günü başlayan protesto gösterilerinde 10 kişinin öldüğünü duyurdu.
ÖLÜ SAYISI 12 OLDU
Ardından yarı resmi ILNA haber ajansı ülkeni batısındaki İzeh'te 2 kişinin daha öldüğünü açıkladı.
'KARAKOLLAR VE ASKERİ ÜSLERİ ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞAN SİLAHLI EYLEMCİLER PÜSKÜRTÜLDÜ'
Devlet televizyonundan yapılan açıklamada ise 'karakolları ve askeri üsleri ele geçirmeye çalışan silahlı eylemciler püskürtüldü' dendi.
28 Aralık'ta ülkenin kuzeydoğusundaki Meşhed kentinde yüksek enflasyonu protesto etmek için sokağa çıkan göstericilerle başlayan eylemler ülkenin önemli bölümüne yayılmış durumda.
GÖZALTILAR 200'Ü AŞTI
Aralarında hükümete yakın Fars haber ajansının da bulunduğu haber kaynakları, ülke genelindeki gözaltı sayısının 200'ü aştığını aktarıyor. Tahran Vali yardımcısı Ali Aşgar Naserbakht, gözaltına alınanların 40'a yakınının eylemcilerin liderleri olduğunu ifade ediyor.
Fars haber ajansı, Pazar günü protestolara katılımın azaldığını ifade ederek polisin toplanan gruplara tazyikli suyla müdahale ettiğini aktardı.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, protestoların başlamasının ardından yaptığı ilk açıklamada halkın gösteri hakkı olduğunu ancak bunu yaparken 'ülkenin düşmanlarına' karşı uyanık olmaları gerektiğini söylemişti.
ABD'DEN TAM DESTEK
ABD yönetimi, İran'da devam eden protestolarla ilgili, "İran halkının kendini barışçıl bir şekilde ifade etme hakkını destekliyoruz." açıklamasını yaptı.
Beyaz Saray Basın Sözcülüğünden İran'daki protestolarla ilgili yazılı açıklama yapıldı.
Açıklamada, "İran halkının kendini barışçıl bir şekilde ifade etme hakkını destekliyoruz. Onların sesi duyulmayı hak ediyor. İlgili tüm tarafları, barışçıl yollarla temel ifade hakkını korumaya ve sansüre katkı sağlayacak herhangi bir eylemden kaçınmaya çağırıyoruz." ifadelerine yer verildi.
ABD Başkanı Trump da önceki gün Twitter hesabından İran'la ilgili bir açıklama yapmış ve açıklamasında, "Rejimin yolsuzluklarından ve ülkenin varlığını yurt dışında terörizme harcamasından bıkmış olan İran vatandaşlarının barışçıl protestolarıyla ilgili bilgiler geliyor. İran yönetimi, kendini ifade hakkı da dahil kendi halkının haklarına saygı göstermelidir. Dünya bu süreci izliyor." ifadelerini kullanmıştı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert de İran'daki yönetim karşıtı gösterileri yakından takip ettiklerini açıklayarak, olaylar sırasındaki tutuklamaları kınadıklarını bildirmişti.
Nauert, "İran'ın liderleri, zengin tarihi, kültürü olan varlıklı bir ülkeyi, şiddet, kan ve kaos ihraç eden ekonomisi bitmiş dolandırıcı bir ülkeye çevirdi. Başkan Trump'ın da söylediği gibi İran liderlerinden en çok zarar görenler İran halkıdır. ABD barışçıl göstericilerin tutuklanmasını sert bir şekilde kınıyor. Bütün ülkelere İran halkını ve onların temel haklarını alma ve yolsuzluğa son verme çabalarını açık bir şekilde desteklemeleri çağrısında bulunuyoruz." değerlendirmesini yapmıştı.
YAYILIYOR
İran'ın Meşhed ve Kaşmer kentlerinin ardından rejim ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yönetimi karşıtı gösteriler Kirmanşah'ta devam ediyor. Sosyal medyada yer alan görüntülerde, Kirmanşah kentindeki gösterilere çok sayıda kişinin katıldığı görülmüştü. Hayat pahalılığı gerekçesiyle düzenlenen gösterilerin, İran'ın başka şehirlerine de yayıldığı belirtiliyor.

Ve o iki ülke anlaştı! 'Öldürülecek'

Üç yıl önceki suikasti Tahran'ı uyararak engelleyen Washington, bu kez Tel Aviv yönetimiyle İranlı general Kasım Süleymani'nin öldürülmesi için anlaştı!

İsrail'in Haaretz gazetesi, İran'ın Ortadoğu operasyonlarını yürüten General Kasım Süleymani'nin öldürülmesi için ABD'nin İsrail'e yeşil ışık yaktığını bildiriyor.
Kuveyt gazetesi El Ceride'nin haberini sayfalarına taşıyan Haaretz, Washington ve Tel Aviv'in Süleymani'ye suikast için anlaşmaya vardığını yazdı. El Ceride, haberini İsrail'den güvenilir bir sözcüye dayandırıyor.
DAHA ÖNCE ABD ENGEL OLMUŞTU
İsrail, üç yıl önce Süleymani'yi öldürmenin eşiğine gelmiş ancak ABD'nin Tahran'ı uyarması üzerine plan başarısız olmuştu. Söz konusu girişim, Suriye'nin başkenti Şam yakınlarında planlanmıştı. Bu olay, Washington ve ABD arasında özellikle istihbarat anlamında büyük bir kırılmaya yol açmıştı.
El Ceride, ayrıca İran'ın Suriye'deki iki numaralı ismi Muhammed Reza Felahzade'nin de İsrail hedefleri arasında yer aldığını aktarıyor.
Kuveyt gazetesinin haberi, zamanlama olarak da dikkat çekiyor. Haber, İran rejiminin günlerdir protestolara hedef olduğu bir dönemde yayınlandı.
Kudüs Kuvvetleri Komutanı Süleymani'nin yardımcısı, Kasım 2017'de Suriye-Irak sınırında öldürülmüştü. Terör örgütü DAEŞ'in Suriye'de tuttuğu son ilçe olan Ebu Kemal'deki operasyona katılan Hayrullah Samadi'nin çıkan çatışmada öldüğü açıklanmıştı.
İran, Suriye'de Şam rejiminin yanında iç savaşa dahil oldu ve gelinen noktada özellikle Suudi Arabistan'la girdiği bilek güreşini kazanmış görünüyor. Irak'ta da binlerce Şii milis Kasım Süleymani'nin kontrolünde.

İran'da flaş gelişme! Ruhani 3. ülkeyi açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, devam eden hükümet karşıtı gösterilerinde Suudi Arabistan’ın da etkisinin olduğunu açıkladı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, parlamentoda yaptığı konuşmada günlerdir ülkede protesto gösterilerine neden olan işsizlik, enflasyon sorunlarının çözümüne yönelik çabaları yoğunlaştırma sözü verdi.

SUUDİ ARABİSTAN DA ETKİLİ

Ruhani, devam eden hükümet karşıtı protesto gösterilerinde Suudi Arabistan’ın da etkisinin olduğunu belirtti.

Ruhani, "İran İslam Cumhuriyeti’nin düşmanları, İran ulusunun şerefine, başarısına ve gelişimine kızıyor. Bölgesel sorunlarının içine İran’ı çekmeye çalışıyorlar ama İran İslam Cumhuriyeti’nin halkı ve yetkilileri onlara gereken cevabı verecek" dedi.

İran'da iş çığırından çıktı! Yeni ölüm haberleri!

İran'ın İsfahan eyaletine bağlı Kehderican ilçesinde rejim karşıtı gösterilerde 5 protestocu ölürken, Necef Abad'ta da 2 devrim muhafızı hayatını kaybetti.

İran'daki rejim karşıtı gösterilerde İsfahan eyaletine bağlı Kehderican ilçe kaymakamlığına saldıran göstericilerden 5'inin öldürüldüğü bildirildi.
İran'dan yayın yapan haber sitesi Asriran, İran'daki rejim karşıtı gösterilerde İsfahan eyaletine bağlı Kehderican ilçesi kaymakamlığına saldıran göstericilerden 5'inin öldürüldüğü duyurdu.
NECEF ABAD'TA DA 2 DEVRİM MUHAFIZI VE 2 GÖSTERİCİ ÖLDÜ
Öte yandan, muhafazakarlara yakınlığıyla bilinen Reca News haber sitesine göre, İsfahan eyaletine bağlı Necef Abad ilçesindeki gösterilerde ise 2 devrim muhafızı ve 2 gösterici olmak üzere, 4 kişi hayatını kaybetti.

İran'da asıl hedef ne?

İran’da sokaklar karışık. İran’da neler oluyor sorusunun cevabı da tıpkı sokaklar gibi karışık.

Taha Dağlı - Haber7
Önce hedeftekilerle bu işlerin arkasındakiler kimler, ona bakmak lazım.
AYAKLANMANIN İLK SEBEBİ RUHANİ’NİN KEMER SIKMA POLİTİKASI
19 Aralık’ta İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yeni bir ekonomik tedbir paketi açıkladı.
Benzine yüzde 50 zam yapıldı. 34 milyon kişiye yapılan yardımda kesintiye gidildi.
Buna karşın Ruhani 2018 bütçesinde silahlı güçlere ayrılan payı arttırdı.

HALKTAN KESİP ORDUYA PAY VERİNCE UYARILDI AMA DİNLEMEDİ
Cumhurbaşkanı ekonomi danışmanları, pakete karşı çıktı.
Bunun sosyal bir patlamaya yol açabileceği uyarısını yaptı.
Ancak Ruhani paketi çekmedi, ekonomik tedbirden geri adım atmadı.
Sonrasında da Meşhet kentinde olaylar patlak verdi ve birkaç gün içerisinde ülke geneline yayıldı.

2009’DA DA OLMUŞTU
2009 Haziran ayındaki seçimi Ahmedinecat kazandığında reformcular seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla ayaklanmıştı.
O ayaklanma sert şekilde bastırılmış, Musavi ve Kerrubi gibi reformcu liderlere ev hapsi cezası verilmiş, dini otorite Hamaney’in “seçimi Ahmedinecat kazandı” açıklamasıyla olaylar son bulmuştu.

AMERİKA 2009’DAKİ OLAYLARI DESTEKLEMİŞTİ
Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 2009’daki İran muhaliflerinin ayaklanmasına destek vermişti. Hatta ABD Dışişleri Bakanlığı Farsça twitter hesabı açmıştı.
2009 İLE BUGÜN ARASINDAKİ FARK, LİDERLER
2009’da ABD’nin hedefi Ahmedinecat’tı. ABD’nin başında da Obama vardı. 2013’te Ahmedinecat gidip yerine Hasan Ruhani geldiğinde Obama İran’a yönelik ambargoyu kaldırdı.
Ruhani ile Obama yönetiminin arası, ABD-İran ilişkilerinde ezber bozan cinstendi.

TRUMP-OBAMA VE AHMEDİNECAT-RUHANİ
Obama’nın istemediği Ahmedinecat’tı. Desteklediği ise Hasan Ruhani.
Bugün Obama yerine ABD’nin başında Trump var. Trump ise geldiğinden beri İran’ı hedef alıyor. Ve bugünkü ayaklanma sürecini ABD resmi ağızdan destekliyor.

HASAN RUHANİ ABD İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Hasan Ruhani 2013’te seçildiğinde Batı’daki İran algısı değişmeye başlamıştı. Türkiye’nin Ahmedinecat döneminde başlattığı ancak batının reddettiği nükleer müzakere, 2013’te Ruhani ile birlikte Türkiye’nin saf dışı bırakılması suretiyle hayata geçirilmişti.
RUHANİ’NİN ABD İLE YAKIN TEMASI
Hasan Ruhani 1986’daki İrangate olayının önemli bir figürüdür. ABD’nin ambargoya rağmen İran-Irak savaşı sırasında İran’a silah satarken, Tahran yönetimi adına pazarlık masasında dönemin İran Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin danışmanı olan Hasan Ruhani oturuyordu.
RUHANİ’NİN MOSSAD İLİŞKİSİ VE MOLLALARI ŞİKAYETİ
30 Ağustos 1986’da Paris’te bir otelde Hasan Ruhani ile İsrail ajanı Amiram Nir arasında bir görüşme kayda geçmişti. O görüşmede Ruhani, Batı’ya Humeyni’yi şikayet ediyor, “Humeyni’ye karşı çok yumuşaksınız, üstüne gitseniz o 100 adım geri kaçar” diye taktik veriyordu.
BUGÜN HEDEF RUHANİ Mİ YOKSA HAMANEY Mİ?
Şu açık ki Batı’nın İran’da dini otorite olan problemi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile olandan çok daha fazla. Ruhani ile 30 yıl öncesine dayanan bir diyalogları var, İran’daki dini otoriteye karşı ortak paydada buluşuyorlar.
Bugün İran’daki ayaklanmada göstericiler hem Ruhani’yi hem de Hamaney’i hedef alıyor. Burada net cevap aradığımız sorular, Ruhani ile Hamaney aynı yerde mi duruyorlar, Batı ikisini de aynı mı görüyor, yoksa arada bir tercih söz konusu mu?
İRAN’IN YAYILMACI POLİTİKASININ SÜRECE ETKİLERİ
ABD 2001’de Afganistan’ı işgal etti, meydanı İran’a bıraktı. 2003’te Irak’ı işgal etti meydan yine İran’a kaldı. 2011’de Arap Baharı çıktı, İran Suriye’yi, Yemen’i ele geçirdi. Lübnan’la birlikte toplam 5 başkent İran etki alanına girdi. Tüm bunlar başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap ülkelerinin tepkisine yol açtı. Arada bir çok kriz yaşandı. Yemen’de hali hazırda 3 yıldır Suudi Arabistan ile İran arasında devam eden bir vekalet savaşı var.
İRAN GÖSTERİCİLERİNİN 5 BAŞKENTLİ POLİTİKAYA BAKIŞI OLUMSUZ
İran’da bugün sokağa dökülen kalabalık ise Suriye politikasına da Lübnan veya Yemen politikasına da tepki gösteriyor. Çünkü 2011’den bu yana ciddi bir ekonomik kriz var. İran halkı “ben burada para bulamıyorken, devlet Suriye’ye para harcıyor, bana ne Suriye’den” diyerek tepki gösteriyor.
ABD İRAN’IN YAYILMACI POLİTİKASINDAN RAHATSIZ MI ACABA?
ABD İran’da ekonomik krizle başlayan ve en önemli argümanı “bize ne Suriye’den, Yemen’den” olan ayaklanmayı destekliyor. Ancak aynı ABD’nin İran’ın Suriye, Lübnan, Yemen ve Irak’a yayılmasından çok rahatsız olduğunu söyleyemeyiz. ABD’nin 2001’den bu yana Ortadoğu’da attığı her adım, İran’a yayılacak alan açtı. Eğer ABD baştan buna karşı olsaydı, İran’a bu olanağı tanımazdı. Bugün gerçekten karşı çıkıyorsa İran’a verilen süre ve limit doldu denilebilir.

Son dakika! Hamaney'den gösterilerin ardından ilk açıklama

İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran'da bir süredir devam eden ve çok sayıda kişinin öldüğü eylemlerin ardından ilk kez konuştu. Hameney, İran'ın yabancı düşmanlarının ülkede karışıklık çıkardığını ve bunun silah, para ve istihbarat ile desteklendiğini söyledi."
İran'da dün gece gösterilerde 9 kişi daha öldü. Ülkede düzenlenen gösterilerde toplamda ölü sayısı 27'ye çıktı.
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, gösterilere ilişkin ilk açıklamasını yaptı. İran lideri, İran'ın düşmanlarının ülkede karışıklık çıkardığını söyledi. Hamaney'in resmi internet sitesinde paylaşılan açıklamada, "İran ulusunun ilerlemesi, güvenliği ve onuru şehitlerin kendilerini kurban etmesine borçludur. Düşmanların katliamlarını bu ülkede yapmalarını engelleyen şey ülke içindeki iman, cesaret ve fedakarlık ruhudur" dedi.
Hamaney, son olaylar hakkında 'doğru zamanda' ulusa sesleneceğini ifade etti.
Hamaney'den sonra ülkedeki en yetkili isim İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani gösterilere ilişkin yaptığı açıklamada, İran'da her eylemcinin yurt dışından emir almadığını belirtti ve "Bir grup insan da fikirlerini ve sorunlarını aktarmak için sokağa çıktı" diye konuştu. Ancak Hamaney, açıklamasında Ruhani'nin kullandığı ılımlı dilin dışına çıktı. Hamaney'in açıklamasının ülke çapında yaratacağı etki merak ediliyor.
İRAN'DA NELER OLUYOR?

İran'da dün gece gösterilerde 9 kişi daha öldü. Ülkede düzenlenen gösterilerde toplamda ölü sayısı 27'ye çıktı. Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan da İran'daki protestolarla ilgili açıklama geldi. Ankara'nın açıklamasında, İran'da "Huzur ve istikrarın korunmasına önem atfediyoruz" denilirken, İran'daki haberlerden dolayı endişe duyulduğu belirtildi. İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani İran'daki protestolarla ilgili yapılan sosyal medya paylaşımlarının ABD, Suudi Arabistan ve İngiltere tarafından yönetildiğini öne sürdü.
İran’da geçen perşembe patlayan eylemler büyüyerek devam ederken, protestoculara başta ılımlı bir yaklaşım sergileyen İran Cumhurbaşkanı Ruhani dün sertleşti. Ruhani, ‘azınlık’ diye nitelediği eylemcilere karşı cevabı bizzat “İran halkının vereceğini” söyledi. ,
İran’da Meşhed’de başlayan gösteriler ülke geneline büyüyerek yayıldı. İran devlet televizyonu dün geceki gösterilerde 9 kişinin daha hayatını kaybettiğini aktardı.

Haritada kırmızı ile işaretlenen yerler ölüm olaylarının yaşandığı bölgeler, diğer noktalar ise gösterilerin düzenli olarak devam ettiği bölgeler olarak ifade ediliyor.
Necafabat kentinde ise bir polisin öldürüldüğü aktarıldı. Bu bir polisin yaşamını yitirdiğine dair ilk resmi açıklama oldu. Aralarında hükümete yakın Fars haber ajansının da bulunduğu haber kaynakları, ülke genelindeki gözaltı sayısının 200'ü aştığını aktarıyor.
ANKARA'DAN İLK AÇIKLAMA
İran'da devam eden olaylarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama geldi. Açıklamada, “Huzur ve istikrarın korunmasına önem atfediyoruz” denildi. Açıklamanın tamamı şöyle:
"İran’da 28 Aralık tarihinde başlayan gösterilerin yayılarak sürdüğü ve çıkan olaylarda ölenlerin olduğu, ayrıca kamu binalarının zarar gördüğü yönündeki haberlerden endişe duyulmaktadır."
RUHANİ'NİN AÇIKLAMASI DİKKATE ALINMALI'
Türkiye, dost ve kardeş İran’ın toplumsal huzur ve istikrarının korunmasına büyük önem atfetmektedir. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin halkın barışçıl gösteri yapmaya hakkı olduğu, ancak kanunların çiğnenmemesi ve kamu malına zarar verilmemesi gerektiği yolundaki açıklaması dikkate alınarak şiddetten kaçınılması ve provokasyonlara kapılınmaması lazım geldiğine inanıyoruz.

'DIŞ MÜDAHALELERDEN KAÇINILMALI'
Biran önce ülkede sükunetin sağlanmasını ve sağduyunun hakim kılınarak olayların tırmanmasının önüne geçilmesini, gelişmeleri kışkırtıcı söylem ve dış müdahalelerden kaçınılmasını temenni ediyoruz.
Devlet medyası, Dorud kentinde eylemcilerin çaldığı bir itfaiye aracının altında kalan iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Necefabad kentinde ise bir gösterici, polislerin üzerine ateş açtı. İran televizyonu, bir polisin öldüğünü aktardı.

İRAN, 3 ÜLKEYİ SORUMLU TUTTU
İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani İran'daki protestolarla ilgili yapılan sosyal medya paylaşımlarının ABD, Suudi Arabistan ve İngiltere tarafından yönetildiğini öne sürdü.
Lübnan medyasına konuşan Şamhani, "İran'daki durumla ilgili etiketler ve mesajlar ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan'dan geliyor. Durumla ilgili sosyal medya ağlarında yaşanan şey, İran halkına karşı bir vekalet savaşıdır" dedi.
AB, İRAN SESSİZLİĞİNİ BOZDU
İRAN’da geçen haftadan bu yana yaşanan eylemler karşısında dikkat çekici bir tepkisizlik sergileyen Avrupa Birliği sonunda sessizliğini bozdu. AB adına sosyal medya aracılığıyla yapılan bir açıklamada İran’ın barışçıl gösteri ve ifade özgürlüğünü garanti etmesinin umduğu belirtildi.
AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin sözcüsü Catherine Ray tarafından sosyal medya üzerinden yapılan açıklamada, AB’nin İran’daki gelişmeleri izlediği ve İran makamlarıyla temas halinde olduğu belirtildi. Gelişmeleri gözlemlemeyi sürdüreceklerini ifade eden Ray, “İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin açıklamalarının ardından barışçıl gösteri ve ifade özgürlüğünün garanti edilmesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.
2009’da yaşanan gösterilerin ardından İran rejimi açısından en büyük testlerden biri haline dönüşen eylemlere katılanlara yönelik olarak başlangıçta ‘ılımlı’ bir yaklaşım sergilemesiyle dikkat çeken Ruhani, son açıklamasında azınlık olarak nitelediği eylemcilere cevabı bizzat İran halkının vereceğini belirtmişti.

17 Ocak 2020 Cuma

Körfez diken üstünde

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İran’ın Süleymani suikastı sonrası, kendisine bağlı vekilleri eliyle, bölgedeki gerginlikleri tırmandırma siyaseti gütmesi, Körfez ülkelerinin İran karşısındaki "yumuşak karınlarını" bir kez daha ön plana çıkardı.





Son dönemde Körfez bölgesinde meydana gelen birtakım gelişmeler bölge ülkelerini derin bir endişeye sevk etti. Söz konusu gelişimlerin en önemlisi hiç şüphesiz Haşdi Şabi komutanlarından Ebu Mehdi el-Mühendis ile birlikte İran Devrim Muhafızları Ordusunun en üst düzey komutanlarından ve İran’ın son dönemde Orta Doğu bölgesindeki askeri operasyonlarını yöneten General Kasım Süleymani’nin ABD silahlı kuvvetlerinin düzenlediği saldırıda hayatını kaybetmiş olmasıdır. ABD’nin, İran’da dini lider Hamaney’den sonra en önemli figür olarak kabul edilen Süleymani’ye yönelik düzenlediği bu suikasta, İran’ın kendi topraklarından Irak’taki ABD üslerine yönelik düzenlediği misilleme saldırısı ile ABD ve İran, tarihleri boyunca ilk defa askeri alanda karşı karşıya gelmiş oldu.
İran her ne kadar içerideki prestijini korumak için bir misilleme saldırısı düzenlese de, ABD ile askeri çatışma için askeri ve teknik kapasitesinin yetersiz olduğu bilinen bir gerçek. Ukrayna uçağının kazara vurulması, İran’ın askeri ve teknik kapasite yetersizliğini göz önüne seren en önemli gelişmedir. Her ne kadar askeri ve teknik açıdan ABD ile çatışma konusunda yetersizlikleri olsa da İran, bölge genelindeki vekilleri aracılığıyla ABD ve ABD’nin bölgesel müttefiklerine önemli ölçüde zarar verebilecek bir kapasiteye sahiptir. İran Devrim Muhafızları Komutanı Hacızade’nin suikasttan kısa bir süre sonra Devrim Muhafızları, Besic, Hizbullah, Ensarullah, Hamas, Liva Fatimiyyun ve Liva Zeynebiyyun gibi İran’ın bölge genelindeki vekillerinin bayrakları önünde verdiği mesaj önümüzdeki süreçte bölgedeki gerginliğin istikameti hakkında önemli ipuçları vermektedir. Bu durum başta Suudi Arabistan olmak üzere ABD askeri üslerinin yoğun olarak bulunduğu Körfez bölgesindeki ABD müttefiki rejimlerin tedirginliğini artırdı.
Bölgede tırmanan ve sıcak çatışmaya evirilme ihtimali olan ABD-İran gerilimi Körfez-İsrail ittifakını da yaralayabilir. Dolayısıyla Arap Baharı sürecinde artan İran tehdidi karşısında, geçmişte örtülü devam eden, İsrail-Körfez işbirliğinin alenileşmesi son dönemde yaşanan ARAMCO ve Süleymani suikastı ile de yeni bir sürece girecektir. 
İran yönetimi uzun yıllardır kendisine yönelik ABD kaynaklı bir saldırı durumunda bu saldırıdan ABD askerlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini de sorumlu tutacağını, tüm ABD askeri üsleri ve İsrail’in İran’ın hedefi olacağını deklare etmekteydi. İran açısından Orta Doğu’da bölgesel istikrar ancak ABD’nin bölgedeki askerlerini çekmesi ile mümkün olacaktır. Süleymani suikastından iki gün sonra Irak parlamentosunun, Şii vekillerin oyuyla, ABD askerlerinin ülkeden ayrılmasını öngören bir karar tasarısını oylaması ve Irak hükümetinin ABD makamlarına bu talebi iletmesi, İran’ın ABD’yi bölgeden uzaklaştırma stratejisinin önemli bir sonucu olmuştur.
İran’ın Süleymani suikastı sonrası, kendisine bağlı vekilleri eliyle, bölgedeki gerginlikleri tırmandırma siyaseti gütmesi, Körfez ülkelerinin İran karşısındaki “yumuşak karınlarını” bir kez daha ön plana çıkardı. Körfez’in İran ile bölgesel rekabette maruz kaldıkları kırılganlıklar olarak ifade edilen bu yumuşak karınlar; Yemen, Suudi Doğu Vilayeti, Bahreyn ve Hürmüz Boğazı olarak sıralanabilir.

Suudi Arabistan'ın Yemen bataklığı

Yemen, Arap Baharı sürecinin başından itibaren BAE-Suudi ekseni ile İran arasında yoğun bir vekalet savaşına sahne olmakta. İran yanlısı Husilerin ülkenin önemli bir kısmını kontrol etmesi BAE-Suudi eksenini, ülkeyi Husilerin denetiminden çıkarıp bozulan statükoyu yeniden onarmak için doğrudan askeri müdahale etmeye zorladı. 2015 yılından bugüne devam eden bu askeri müdahale, BAE-Suudi ekseninin önemli miktarda askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketmesine rağmen, BAE-Suudi ekseni lehine politik bir sonuç açığa çıkarmaktan oldukça uzak. Yemen’den yansıyan insani krizlerin Suudilerin uluslararası itibarına indirdiği darbe bir yana uzayan kriz, BAE-Suudi ekseninde bir çatlağa yol açtı ve nihayetinde iki ülkenin Yemen’de çatışmanın eşiğine gelmesi ile sonuçlandı. Son dönemde Suudiler düzenledikleri barış girişimleri ile Yemen’de Riyad yanlısı Hadi yönetimi ve BAE yanlısı Güney Geçiş Konseyi arasında bir anlaşma sağlayarak krizi stabil tutma gayreti içinde oldular. Bu süreçte İran yanlısı Husilerin de bu barış sürecine katılacaklarına ve askeri seçeneklerle çözüm umudu kalmayan Yemen iç savaşının barışçıl görüşmelerle sona ereceğine dair bir beklenti oluştu. Özellikle ARAMCO saldırıları sonrası Suudilerin İran’a gönderdiği sıcak mesajlar Orta Doğu’daki köklü bölgesel krizlerin diplomatik yollarla barışçıl bir şekilde çözümlenebileceğine dair umutları ortaya çıkardı.
Husilerin İran yönetiminin bölgesel rekabette kullandığı etkili bir unsur olması Süleymani suikastı sonrası dikkatlerin yeniden Yemen’e odaklanmasına yol açtı. Çünkü İran Husileri kullanarak ABD ve ABD’nin bölgedeki en önemli müttefikleri olan Suudi Arabistan ve BAE’ye yönelik eylemler düzenleyebileceği gibi BAE-Suudi ekseninin askeri üslerine ve petrol tesislerine yönelik bu kanaldan bir eylem gerçekleştirebilir. Geçmişte havalimanları ve petrol tesisleri gibi çok sayıda noktaya Husiler tarafından saldırılar düzenlendi. ARAMCO gibi Suudi petrol endüstrisinin kalbi konumundaki bir tesise Husiler üzerinden düzenlenen saldırı İran’ın vekilleri eliyle üreteceği eylemlerin boyutunu göstermesi açısından önemlidir. Yine Yemen’in Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb boğazı üzerindeki jeopolitik konumu İran’ın Husiler eliyle bu suyolu üzerinde birtakım eylemler gerçekleştirmesine de imkan sağlamaktadır.

İran’ın politik ve ideolojik nüfuzundaki Şiiler

Yalnızca Suudi Arabistan’ın değil dünyanın en önemli petrol sahası konumundaki Suudi Doğu Vilayetinin nüfusu yüzde 55 oranında Şiilerden oluşmaktadır. Petrol üretimi ve ihracatının ülkenin ekonomik güvenliği için hayati önemi ve bölgenin Suudilerin Körfeze açılan kapısı olması Doğu Vilayetini Suudi yönetimi için çok değerli kılmaktadır.
Yönetim tarafından ayrımcılığa maruz kaldıklarını ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini düşünen bölgedeki Şiilerin ise Suud yönetimi ile köklü sorunları bulunmaktadır. Suud vatandaşı Şiilerin yönetimden duydukları bu hoşnutsuzluk, Orta Doğu’da her ideolojik ve askeri gerginlik atmosferi oluştuğunda yönetim karşıtı sokak gösterileri ve isyanlar ile kendini göstermiştir. Örneğin 1960’lı yıllarda Mısır Cumhurbaşkanı Nasır’ın liderlik ettiği Pan-Arabizm, 1980’li yıllarda Humeyni’nin devrimci İslam politikası, her iki politikanın temelde çok sayıda uyuşmazlığı olmasına rağmen, Suudi Arabistan vatandaşı Şiileri etkilemiş ve her iki dönemde de Doğu Vilayetinde çok sayıda yönetim karşıtı isyan çıkmıştır. Özellikle İran devrimini takip eden süreçte başta Suudi Arabistan vatandaşı Şiiler olmak üzere tüm Körfez bölgesindeki Şii unsurların İran’ın ideolojik ve politik nüfuzuna girmeleri, bölgedeki Şiileri İran dış politikası için çok önemli bir araç haline getirirken Suudi yönetimi için de önemli bir kırılganlık haline getirmiştir.
Ülkesindeki Şii vatandaşlarının İran’ın ideolojik ve politik nüfuzunda olması ABD-İran geriliminin had safhaya ulaştığı şu günlerde ABD müttefiki Suudi yönetimini oldukça tedirgin etmektedir. İran, bölgedeki nüfuzunu kullanarak Suudi askeri üslerine, ABD petrol şirketlerine, petrol üretim ve nakil tesislerine yönelik eylemler gerçekleştirebilir. Olası bir ABD-İran çatışmasında Suudi vatandaşı Şiilerin ülkelerinden çok İran’a sadık kalacağının bilinen bir gerçek olması, bölgede yükselen tansiyonu Suudi Arabistan’ın ekonomik güvenliği ve siyasi istikrarı için önemli bir tehdit haline getirebilir. Üstelik Şiiler arasında Suudi Arabistan’dan ayrılarak ülkenin petrol zengini Doğu Vilayetinde bağımsız bir Şii devleti (Şiistan) kurma fikri oldukça popülerdir. Nitekim 2016 yılı başlarında idam edilen Suudi vatandaşı Şii din adamı Ayetullah Nimr el-Nimr 2000’li yılların başlarından itibaren Suudi Doğu Vilayetinde bağımsız bir Şii devletini savunan önemli bir figürdü ve ülke sınırlarını aşan ününü bu ayrılıkçı fikirlere borçluydu.

Bahreyn ilk kıvılcım olabilir

Bahreyn’de Arap Baharı sürecinde Şiiler tarafından Suudi müttefiki El-Halife rejimini devirmeye yönelik çok büyük ayaklanmalar yaşanmış, El-Halife rejimi ancak Suudilerin Bahreyn’e yönelik askeri müdahalesi ile ayakta kalabilmişti.
Bahreyn, yaklaşık yüzde 85 ile nüfusuna oranla İran’dan sonra en yoğun Şii nüfusun yaşadığı ülke. 1986 yılında inşa edilen 25 km uzunluğundaki Kral Fahd Köprüsü, Bahreyn ile Suudi Arabistan’ın Doğu Vilayeti arasındaki karayolu bağlantısını sağlamaktadır. Bahreyn’in önemi, Şiilerin yoğun olarak yaşadığı Suudi Doğu Vilayetine olan coğrafi ve siyasi yakınlığı, Körfez petrol üretim ve nakil güzergahları açsından jeopolitik önemi ve ABD’nin Orta Doğu’daki en önemli deniz üssü olan 5. Filoya ev sahipliği yapmasından kaynaklanmaktadır. Bahreyn’in durumu İran için de çok özeldir. El-Halife hanedanı Bahreyn’e yerleşmeden önce bu topraklara İran hükmediyordu. 1970’li yıllara kadar da İran hükümeti Bahreyn’i topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak gördü ve onu ülkesinin 14. eyaleti olarak kabul etti. 1979 yılında İran’da devrim gerçekleştiğinde, İran benzeri bir devrim yapma fikrine istinaden Bahreyn’de de çok geniş katılımlı gösteriler, isyan girişimleri oldu.
Bahreyn’de Arap Baharı sürecinde Şiiler tarafından Suudi müttefiki El-Halife rejimini devirmeye yönelik çok büyük ayaklanmalar yaşanmış, El-Halife rejimi ancak Suudilerin Bahreyn’e yönelik askeri müdahalesi ile ayakta kalabilmişti. Her ne kadar 2011 yılında Suudilerin liderlik ettiği askeri koalisyon rejimin isyancı Şiiler eliyle devrilmesini engellemişse de aradan geçen on yıla rağmen ülkede bir türlü siyasi istikrar sağlanamadı. Basına çok fazla yansımasa da Bahreyn’de Şiiler tarafından oluşturulan yeraltı örgütlenmelerinin rejimin güvenlik unsurlarına yönelik silahlı saldırıları on yıldan beridir devam etmektedir. Suudiler Arap Yarımadası Hizbullahı diye adlandırdıkları ve İran tarafından eğitilip desteklendiğini iddia ettikleri bu silahlı unsurları, hem Bahreyn’deki hem de Suudi Doğu Vilayetindeki güvenlik kuvvetlerine yönelik sık sık silahlı saldırılar düzenlemekle suçlamaktadır. Dolayısıyla Bahreyn İran-Suudi, İran-ABD rekabetinde önemli bir alan olarak durmaktadır. İran hem içerideki vekilleri aracılığıyla Bahreyn’deki Suudi müttefiki El-Halife rejimini istikrarsızlaştırabilecek hem de ülkedeki ABD üslerine yönelik eylemler gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip görünmektedir. Bahreyn’in ABD-İran gerilimine sahne olması, siyasi ve coğrafi yakınlığı dikkate alındığında, bu gerginlik ve çatışmaların Suudi Doğu Vilayetine sıçrama ihtimalini de kuvvetlendirmektedir.

Hürmüz; küresel petrol ticaretinin can damarı

Hürmüz Boğazı, günlük 20 milyon varil petrolün uluslararası piyasalara aktığı bir su yolu olması ve İran’ın bu su yolu üzerindeki hakimiyeti sebebiyle küresel enerji güvenliğinin en önemli fay hatlarından birini temsil etmektedir. Bugüne kadarki politikalarına bakıldığında İran’ın Hürmüz’ü önemli bir dış politika aracı olarak kullandığı rahatlıkla söylenebilir. Örneğin geçtiğimiz aylarda İngiltere’nin Cebel-i Tarık boğazında bir İran gemisine el koymasına müteakiben İran’da Hürmüz’de bir İngiliz gemisine el koyarak misillemede bulunmuştu. Halihazırda bölge petrol kaynaklarının büyük bir çoğunluğunun Hürmüz’de İran donanmasının gözetiminde uluslararası piyasalara taşınması Hürmüz’ü bölgenin en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan’ın ekonomik güvenliği için hayati kılmaktadır. Her ne kadar BAE-Suudi ekseni İran’ın Hürmüz’deki kontrolünü bay-pas etmek için petrolü boru hatları ile Kızıldeniz’e taşıma girişimlerinde bulunsa da söz konusu boru hatları da İran saldırılarına karşı çok korunaklı değildir. Nitekim Arap Baharı’nın Yemen’e sıçramasını takip eden süreçte bu boru hatlarına yönelik Yemen kaynaklı çok sayıda saldırı gerçekleşmiştir.
Uzun yıllardır ABD güvenlik şemsiyesi altında varlığını sürdüren, içeriden ve dışarıdan rejimlere yönelik saldırıları ABD askeri desteği ile caydıran BAE-Suudi ekseni açısından bölgede tırmanan gerginlik yukarıda sayılan kırılganlıklardan ötürü ciddi bir tehdit teşkil etmektedir. Yönetici elit zaman zaman İran’a yönelik bir ABD askeri müdahalesini destekler görünse de aslen bölgede bir sıcak çatışmanın uzun vadede kendi çıkarına olmadığını bilmektedir. İran en önemli rakibi/düşmanı olduğu ve İran’a yönelik bir ABD müdahalesinin BAE-Suudi ekseninin lehine olduğu değerlendirilse de İran’ın yukarıda sayılan alanlarda askeri cevap üretebilme kapasitesi her biri ekonomik birer dev olmasına rağmen askeri ve politik açıdan zayıf Körfez ülkelerinde paniğe sebep olmaktadır. Ayrıca çıkması muhtemel bir sıcak çatışmanın petrol üretim ve ticareti üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler ekonomileri büyük oranda petrole bağlı bu ülkelerin ekonomik güvenliklerini de tehdit edecektir.
Bölgede tırmanan ve sıcak çatışmaya evirilme ihtimali olan ABD-İran gerilimi Körfez-İsrail ittifakını da yaralayabilir. Dolayısıyla Arap Baharı sürecinde artan İran tehdidi karşısında, geçmişte örtülü devam eden, İsrail-Körfez işbirliğinin alenileşmesi son dönemde yaşanan ARAMCO ve Süleymani suikastı ile de yeni bir sürece girecektir. Bu durumun iki sebebi bulunmaktadır. İlk olarak İsrail uzun yıllardır İran’a yönelik bir ABD müdahalesini hararetle destekliyor. İran’a yönelik askeri bir müdahalenin Körfez’e yönelik askeri misillemeler ve Körfez’de iç isyanlara yol açabilme ihtimali, bölgeye siyasi ve coğrafi açıdan uzak sayılan, İsrail için ciddi bir sorun değilken BAE-Suudi ekseni için hayati bir sorundur. İkinci olarak olası bir Hizbullah-İsrail çatışması genel olarak Orta Doğu bölgesinde, 2006 yılındaki İsrail-Hizbullah çatışmasında olduğu gibi, Batı ve Batı yanlısı rejimler karşıtı bir toplumsal bir reaksiyon üretebilir.
Körfezde artan paniğin en önemli göstergesi Suudi Arabistan Dışişleri Bakanının gerginliğin düşürülmesinin bölgesel güvenlik ve istikrar açısından gerekliliğine yönelik açıklamaları ve Suudi Savunma Bakan yardımcısı ve Muhammed bin Selman’ın küçük kardeşi Halid bin Selman’ın ABD ve İngiltere başkentlerini kapsayan ziyaretleri ve bu ziyaretlerin gündemidir. Ayrıca Suudiler, parası Suudi Arabistan tarafından ödenme koşuluyla, ABD’den çok sayıda asker de talep etmişlerdir. Burada Halid bin Selman’ın ABD ziyareti büyük önem arz etmektedir. Daha önce Suudi Arabistan’ın ABD büyükelçisi olarak görev yapan ve Suudi Arabistan’ı Yemen bataklığından çıkarmak üzere Savunma Bakan yardımcılığına getirilen Halid bin Selman, Şarku’l Avsat’ın aktardığına göre, Suudi Arabistan’ın, bölgenin güvenlik ve istikrarını artırma amacıyla gerginliğe yol açan her şeyden uzak durma, sükûnet ve itidal sağlama çabası çerçevesinde, Beyaz Saray'ın yanı sıra Dışişleri ve Savunma Bakanlığı’ndaki üst düzey yetkililer ile görüşecek. Suudiler bir taraftan Batı başkentlerinde sükûnet ve itidal çağrıları yaparken diğer taraftan da bölgesel aktörlere gerginliği tırmandırmama yönünde telkinlerde bulunmakta. Çünkü olası bir sıcak çatışma durumunda ilk kurban olmaktan korkmaktalar.


ABD-İran krizindeki üç kritik soru: Hangi İran? Nasıl bir İran? Kimin İran’ı?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD ile çıkarlar bazlı “kazan-kazan” prensibine dayalı örtülü işbirliğinin İran’ı bölgesel bir güce dönüştürdüğü ortada. Fakat, görünen o ki, yaşanan konjonktür farklı işbirliklerini ve tercihleri gündeme taşımaya başlamış bulunuyor.





İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin 3 Ocak’ta öldürülmesiyle başlayan, 8 Ocak’ta ABD’nin Irak’taki iki askeri üssünün İran tarafından vurulmasıyla zirve yapan krizde henüz korkulan olmadı. Zayıf bir ihtimal de olsa “3. Dünya Savaşı” ya da “Kıyamet Savaşı” senaryolarının bir kez daha gündeme geldiği bu kriz, her iki tarafın kontrollü adımları ve sağduyulu yaklaşımıyla sıcaklığını kaybetmeye başlamış durumda. Diğer taraftan, her ne kadar krizde tansiyon düşmüş olsa da, her an yeniden patlayabilir. Zira gerginlik devam ediyor, atlatılan ya da ertelenen husus bir ABD-İran savaşı ile ortaya çıkabilecek bir bölgesel savaş ya da dünya savaşı.
Her ne kadar krizde tansiyon düşmüş olsa da, her an yeniden patlayabilir. Zira gerginlik devam ediyor, şimdilik atlatılan ya da ertelenen husus bir ABD-İran savaşı ile ortaya çıkabilecek bir bölgesel savaş ya da dünya savaşı.
Nitekim İran ve Irak’ta tekrar baş gösteren, doğrudan doğruya Dini lider Hamaney’le birlikte DMO’yu, yani rejimin bizzat kendisini hedef alan protesto gösterileri ve ABD Başkanı Donald Trump’a (delilik ve akıl/ruh sağlığındaki bozukluklar bağlamında) yöneltilen eleştirilerin dozundaki artışlarla birlikte her iki ülkenin ve (Irak devleti ve halkı gibi) üçüncü tarafların talepleri, aslında bu krizi ortaya çıkaran nedenlerin ve dinamiklerin halen yerinde durduğunu gösteriyor.
İran’ın “Büyük Şeytan/ABD” ve “Küçük Şeytan/İsrail” ile mücadelesi bu iki ülkenin önünü kesemediği gibi, bölgeyi daha da zayıflatıyor ve fay hatlarını kırılgan hale getiriyor. Buna karşılık, ABD-İsrail ikilisi bölgede daha da güçleniyor.
Dolayısıyla bu tür gerginliklerin söz konusu rejimlere/yönetimlere en fazla “üç günlük” bir rahatlama, nefes alma ortamı sağlayabileceği artık anlaşılmış durumda. Daha da ötesi, özellikle İran bağlamında yaşananlar, kriz içinde kriz durumu olarak da nitelendirilebilir. Zira İran, düşürülen Ukrayna yolcu uçağıyla hem içeride hem de dışarıda sıkıntılı bir sürece girmiş durumda. Dolayısıyla cadı kazanı içten içe kayna(tıl)maya devam ediyor.
Peki, bundan sonra İran ve yakın çevresinden başlamak üzere, bölge ve tüm dünya nasıl bir krizle karşı karşıya kalabilir? Süreç nasıl bir gelişmeye işaret ediyor?

Kuru sıkı meydan okumalar ve orantısız misilleme…

İran iç siyasetini ve onun uluslararası bazdaki yerini ciddi anlamda etkileme potansiyeli taşıyan bu gelişmeler, rejimi ve onun belkemiğini oluşturan DMO’yu yoğun bir baskı ile karşı karşıya getirmiş durumda. Halk, Süleymani suikastı sonrasında savrulan kuru sıkı tehditler ve meydan okumaların ve sergilenen orantısız misillemenin yüzünden rejime karşı bir güven kaybı içinde. Rejimi çok ciddi anlamda sorguluyor ve eleştiriyor.
Düşürülen uçakta ölenler için düzenlenen anma töreninin rejim karşıtı bir gösteriye dönüşmesi ve birçok şehre yayılması, bu hayal kırıklığının ve güven sorununun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Göstericilerin “Devrim Muhafızları utan, ülkeyi rahat bırak”, “diktatöre ölüm”, “Süleymani katildir, Rehberi (Hamaney) de haindir” türünden attığı pek çok slogan, asıl hedefi ve krizin bundan sonraki odak noktasını göstermesi açısından dikkat çekici.
Dolayısıyla İran, siyaseten ve toplumsal olarak hızlı bir kutuplaşma ve bölünmenin içine girdiğinin güçlü sinyallerini veriyor. 2011’den bu yana ev hapsinde tutulan muhalif siyasetçi Mehdi Kerrubi’nin Hamaney’e yazdığı mektup, rejim içinde ya da İran iç dinamikleri arasında bir çatışmanın olasılık olmaktan her geçen gün çıktığını ortaya koyması açısından önemli. Zira 81 yaşındaki Kerrubi, yaşanan gelişmelerden Hamaney’i sorumlu tutuyor ve uçak hadisesinin onun dönemindeki ilk “rezillik” olmadığını, kriz yönetiminde başarısız olduğunu ifade ediyor. Daha da ötesi, seri cinayetlerin onun liderliğinde gerçekleştiğini iddia ediyor.
Bundan ötürü rejimin işi düne göre çok daha zor. Bu noktada İran’ın ABD ile yeni bir kriz başlatması ne kadar akılcı olur, açıkçası tartışmalı. Zira halk, ABD ile gerçekten bir mücadele içinde olduklarına yönelik bir endişe taşımaya başlamış durumda. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler bu açıdan dikkat çekici. Özellikle de ABD ve İsrail bayrakları üzerinden geçmeyi reddeden protestocular boyutuyla. Bu endişe sadece İran içinde değil, bölgede İran’la hareket edenlerce de yüksek sesle dillendirilmeye başlanmış durumda.
Açıkçası İran’da ABD ile yaşanan kriz ve kavga konusunda kafalar fazlasıyla karışık…

ABD-İran arasındaki şey “kayıkçı kavgası” mı?

Kuşkusuz bu soruya net bir cevap verebilmek mümkün değil, zira 1979 Devrimi’nden bu yana ABD-İran arasında inişli-çıkışlı krizlere şahit olan dünya, kendisine dayatılan senaryoların çok farklı sonuçlarıyla yüzleşmiş durumda. Bu da, haliyle başta bölge ülkeleri olmak üzere, uluslararası kamuoyunda her iki ülkenin “korkak tavuk oyununu” oynadığı ama oyunun sonunda hep kazandığı bir “kayıkçı kavgası” algısının oluşumuna yol açmış bulunuyor.
Söz konusu algı ve bu noktada yapılan eleştiriler, elbette sadece ABD ile sınırlı değil. Benzer bir husus İran-İsrail krizlerinde de kendisini gösteriyor. Zira İran’ın nükleer faaliyetlerinden dolayı İsrail de 1990’ların başından bu yana neredeyse her gün İran’ı vuracağını söylüyor, fakat her ne hikmetse günün sonunda tüm bölge kaybederken sadece bu iki ülke devamlı surette kazanıyor. Vurulan sadece “vekil aktörler” ya da taraflarca adı konulmamış “gerçek hedefler” oluyor.
Dolayısıyla İran’ın “Büyük Şeytan/ABD” ve “Küçük Şeytan/İsrail” ile mücadelesi bu iki ülkenin önünü kesemediği gibi, sadece bölgeyi daha da zayıflatıyor ve fay hatlarını kırılgan hale getiriyor. Buna karşılık, ABD-İsrail ikilisi bölgede daha da güçleniyor. Silah lobilerinden petrol kartellerine, sermayenin sürekli daha kazançlı çıktığı bu ortamda İsrail, (Körfez örneğinde görüldüğü üzere) çevresindeki tehditleri bir diğer tehdit üzerinden bertaraf ederken ya da kendisiyle işbirliğine mahkûm kılarken; ABD, bölgedeki askeri varlığını daha da arttırıyor ve kendisine bağımlı kılıyor. Diğer taraftan da İran’a alan açarak onu bölgesel bir tehdit ve hedefe dönüştürüyor.

Trump’ın “müzakere” vurgusu “kazan-kazana” devam çağrısı mı?

İran’a açılan alanın, Sünnilik-Şiilik zemininde mezhep ihtilafını ve bu bağlamda İslam dünyasındaki bölünmüşlüğü, (“Arap-Fars”, “Arap-Kürt”, “Arap-Fars-Kürt” gibi) etnik çatışmaları daha da genişlettiği-derinleştirdiği ve Irak örneğinde görüldüğü üzere ülkelerin bölünmesini hızlandırdığı tespiti birçok kesim tarafından yapılıyor. El Kaide ve Taliban sonrasında DEAŞ üzerinden oynanan oyunun bölgede İran’ın nüfuz alanını genişletmesi bu açıdan bir tesadüf olmasa gerek. İran’ın Irak, Suriye ve Yemen’deki varlığına, bunun Tahran açısından sağladığı meşruiyet zeminine ve bu kapsamda yapılan değerlendirmelere bakıldığında durum daha da netlik kazanıyor.
Trump’ın “İran hiç savaş kazanmadı, ama asla bir müzakereyi kaybetmedi” sözü, kuvvetle muhtemel bu gerçeği de yansıtıyor. İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Ahmedinejad’ın “ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak işgallerinde bu ülkeye yardım ettik” itirafı bu açıdan çok önemli. Nitekim rejime yönelik eleştirilerde “Direnç Cephesinin” temel hedefinin İran’a yönelik ABD saldırısını sınırları dışında tutmak olmadığı, ABD’nin bölgede yürüttüğü emperyal politikanın gerekçe gösterilmek suretiyle İran’ın kendi nüfuz alanını genişletmeye çalıştığı hususu ön plana çıkartılıyor. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından onun aslında bir Fars milliyetçisi olduğuna yönelik iddialar ve İran’ın “Pers İmparatorluğunu” yeniden inşa peşinde olduğuna yönelik endişelerin altında da bu husus yatıyor.
Bu kapsamda tarihsel İran pragmatizmine vurgu yapılıyor ve ABD kadar İran’a da “ülkemi terk” et deniliyor. Irak halkının sokaklarda hem ABD’ye hem de İran’a karşı kullandığı temel slogan bu. Zira bugün Irak’ta “iki buçuk devlet” yapılanmasında “buçuk” Irak halkını yansıtırken, diğer ikisi ABD ve İran paralel devlet yapılanmalarına işaret ediyor.
İran’ın “kurtarıcı” olarak girdiği ülkelerde paralel devlet/yönetim inşa süreçleri elbette dikkatlerden kaçmıyor. Nitekim Suriye’de İran’a karşı değişen tutumun temelinde “Irak Modelinin” kendi ülkelerinde de adım adım uygulanacağı endişesi yatıyor. İkinci bir Irak olmak istemeyen Suriye, bundan ötürü olsa gerek Rusya’yı daha güvenilir bir ortak olarak görüyor. Son dönem Türkiye-Suriye hattındaki hareketlenmede de muhtemelen bu yerinde endişe önemli bir paya sahip. Önümüzdeki dönemde Türkiye yeni Suriye inşa sürecinde “dengeleyici” bir aktör olarak Şam nezdinde makbul bir devlete dönüşürse, hiç kimse şaşırmasın.

İran şartları ve şansını fazla zorluyor…

ABD ile çıkarlar bazlı “kazan-kazan” prensibine dayalı örtülü işbirliğinin İran’ı bölgesel bir güce dönüştürdüğü ortada. Fakat, görünen o ki, yaşanan konjonktür farklı işbirliklerini ve tercihleri gündeme taşımaya başlamış bulunuyor. Yani, İran da Soğuk Savaş sonrası değişen şartlara ve ortaya çıkan gerçekliğe uygun olarak sahip olduğu jeopolitik ve stratejik avantajdan hareketle daha fazlasını istiyor. Bu bağlamda uluslararası sistemdeki belirsizliği, zemin kayganlığını ve kaypak ilişkileri bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Nükleer silah edinme ısrarı da bunun bir sonucu. Haliyle, şartları ve şansını fazlasıyla zorluyor.
ABD-İran arasında yaşanan sıkıntının temelinde de bu husus yatıyor.
Daha somut bir örnekle izah etmek gerekirse, İran kendisine tanınan manevra alanını içinde bulunduğu “hedefler-strateji-araçlar” ahenksizliğine rağmen daha da genişletme peşinde görünüyor. Bu da ABD’nin emperyal politikaları ile İran’ın “Pers İmparatorluğu” hedefinin kaçınılmaz bir şekilde çatışmasına yol açıyor. Cephe ülkesi olarak da karşımıza Irak çıkıyor. Son dönemde Irak’ta ABD varlığına ve hedeflerine yönelik saldırılar Washington açısından bu şekilde okunuyor. Kasım Süleymani ile Irak’taki ABD varlığına yönelik mevcut/olası terör saldırıları arasında ısrarla kurulmaya çalışılan bağın altında da bu yatıyor. ABD’nin gerçekleştirdiği suikast, bu bağlamda İran’a güçlü bir gözdağı olduğu kadar, aynı zamanda bir ihtar olması açısından da kayda değer.
Nitekim ABD’nin Süleymani suikastının 27 Aralık’ta Kerkük’te gerçekleştirilen ve bir askeri müteahhidin ölümüyle neticelenen saldırının intikamı ve Bağdat’taki Büyükelçiliğe yönelik saldırı girişimlerine bir cevap olarak nitelendirilmesi bu açıdan önemli. ABD, Süleymani üzerinden kırmızı çizgisini hatırlatıyor ve İran’ın ısrar etmesi durumunda savaşı bu ülke sınırları içine taşımaktan çekinmeyeceği mesajını veriyor. Trump’ın “ilk etapta 52 hedefi vururuz” açıklaması ve “Son 15 yılda İran Irak üzerinde gitgide daha fazla kontrol elde etti ve Irak halkı bundan mutlu değil. Bunun sonu kesinlikle iyi olmayacak!” çıkışı bu açıdan kayda değer.
Diğer taraftan İran’ın ABD’nin Irak’ı terk etme konusundaki ısrarının devam ettiği de görülüyor. Irak Parlamentosu ve içerideki birtakım gruplar (buna vekil örgütler de dahil) üzerinden ısrarı ve Amerikan üslerine yönelik saldırılar devam ederse, ABD istediği fırsatı ve meşruiyeti büyük ölçüde yakalamış olacaktır.
Bu arada, İran’ın ABD’nin başta Irak olmak üzere bölgeyi terk etmesini isterken Rusya-Çin ikilisinin desteğini arkasına alması, Trump’ı NATO’yu bölgeye daha etkin bir şekilde davet etmesine yol açmış görünüyor. Bu da krizin daha küresel bir boyuta erişebileceğiyle ilgili önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. Bundan ötürü ABD’nin Irak’taki varlığı konusunda yaşanacak gelişmeler, krizin seyrini önemli ölçüde belirleyeceğe benziyor.

İran’a “eksen ayarı” ihtarı mı?

27-31 Aralık 2019 tarihleri arasında İran, Çin ve Rusya tarafından Hint Okyanusu ile Umman Körfezi’nde gerçekleştirilen ortak deniz tatbikatını da burada göz ardı etmemek gerekiyor. Zira Süleymani suikastı, ABD’nin su yolları ve enerji güzergâhları güvenliği bağlamında Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na hatta Malaka Boğazı’na kadarki varlığını, çıkarlarını tehdit etme potansiyeli taşıyan “denizdeki yeni güç üçgeni” oluşumuna ve “Kuşak ve Yol’a” (Çin İpekyolu) bir cevap olarak da karşımıza çıkıyor.
İran’ın “Akdeniz Koridoru Projesinin” ve “Kuşak ve Yol’un” önemli bir sacayağını oluşturan, Tahran’dan başlayıp Bağdat ve Şam’dan geçerek Beyrut’a ulaşan karayolunun açılışını gerçekleştiren Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, bu boyutuyla da sembolik bir mesaj içeriyor.

Rejimin önündeki zor tercih…

Bundan ötürü İran’ın, yeni konjonktürel duruma uygun nasıl bir cevap vereceği, krizin geleceği açısından oldukça önemli. Zira Trump da adımını buna göre atacak. Bu kapsamda Trump’ın “İran’da rejim değişikliği peşinde değiliz, Ancak İran rejiminin bölgedeki vekâlet savaşları derhal sona ermelidir” açıklaması ve açık ara dünyanın en güçlü ve donanımlı ordusuna sahip olduğu çıkışı önemli. Trump bu ifadesiyle, küresel güç mücadelesinde İran’ın üstlendiği vekil güç statüsüne ve bu bağlamda bölgede yürüttüğü savaşlara dikkatleri çekerek “tercihini doğru yap” diyor.
Öyle görünüyor ki İran bu mesajı aldı. Fakat İran’ın artık eskisi gibi “kayıkçı oyununu” devam ettirebilme lüksü yok. Zira Rusya ve Çin’le son dönemde geliştirdiği ikili ilişkiler, manevra alanını fazlasıyla daraltmış vaziyette. Dolayısıyla kavganın boyutu ve geleceği büyük ölçüde şu üç soruya verilecek cevapta saklı: Hangi İran? Nasıl bir İran? Kimin İran’ı?


3 Ocak 2018 Çarşamba

İRAN AYAKLANMASINDA ASIL BÜYÜK TEHLİKE!

İran'da günlerdir süren sokak eylemlerinde uzak ihtimal olarak görülse de PKK'nın uzantısı PJAK'ın her an harekete geçebileceği ortaya çıktı.

2010’da İran, Türkiye için önemli bir partnerdi.
İran’la batı arasındaki nükleer müzakerelerde arabulucuyduk.
İlişkiler üst düzeydeydi.
Öyle ki Türkiye olmasa İran Tahran bildirisinde masaya dahi oturmayacaktı.

2011’de Suriye’de ayaklanma ve iç savaş patlak verdi.
İran’la Suriye konusunda görüş ayrılıklarımız oldu.

2013’te İran’da seçim yapıldı. Ahmedinecat’ın yerine Ruhani geldi.
Türkiye-İran arasındaki Suriye makası biraz daha açıldı.
Buna 17 Aralık kumpası da eklendi.

İran, Türkiye’ye yönelik daha agresif politika uygulamaya başladı.
Bu arada 2010’da bizim imzalattığımız müzakereyi biz olmadan ABD ile yaptı.

Türkiye mezhepçi zihniyete hep karşı çıktı.
İran ise Şii yayılmacılığında vites yükseltti.
Bunun yansıması burnumuzun dibinde Suriye ve Irak’la birlikte Yemen ve Lübnan’da tezahür etti.

İran, Şii politikasında Türkiye’ye karşı saldırgan davrandı.
Bu saldırganlık içerisinde PKK terör örgütüyle birlikte hareket ettiği dönemler de oldu.

Suriye odaklı Türkiye’ye yönelik terör tehditlerinde de İran’ın payı olduğu dönemler yaşandı.
Veya Gezi kalkışması, 15 Temmuz darbe girişimi gibi kanlı teşebbüslere sessiz kalarak, Türkiye’nin başını belaya sokmasından memnun olduğu zamanlar da oldu.
Ama Türkiye-İran ilişkisi hiçbir zaman Türkiye-İsrail, Türkiye-Mısır veya 2015 uçak krizi sebebiyle Türkiye-Rusya arasındaki gibi diplomatik kanalların kapatılması ya da en aza indirilmesi gibi bir durumla karşılaşmadı.
İran Türkiye’ye yönelik hangi saldırganlık içerisine girdiyse Türkiye, her seferinde İran’a gereken diplomatik karşılığı verdi.
Buna Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri iyi bir örnektir.
Ankara-Riyad hattındaki her olumlu gelişme Tahran’da anında reaksiyon uyandırmış ve Türkiye denge politikasıyla İran’ın saldırganlığını frenlemeyi başarmıştır.

Son gelinen süreçte Türkiye, sınırı boyunca Suriye ve Irak’ta, nihai çözümler için oturduğu masada, İran’la aynı safta buluştu. Suriye’de Astana ve Soçi süreçleriyle, Irak’ta Barzani referandumunda Türkiye-İran ortak hareket etti.
İran’ın defoları, sabıkaları bir hayli fazla.
Ama bugünkü yaşananlar “oh olsun İran’a” diyebileceğimiz bir konu da değil.
Neticede sınır komşumuz.

Onlar ne kadar bir güç ise Türkiye daha büyük bir güç.
İran bizim için ne kadar tehdit içeriyorsa, Türkiye bu tehditleri yıllardır göğüsleyip, karşılığını vermesini de çok iyi biliyor.

Eğer bugün İran’daki ayaklanmada ABD, İsrail parmağı varsa Türkiye bunu alkışlamaz.
Neticede Saddam’ı Amerikalılar devirdi, Iraklılara astırdı, Irak’ın hali ortada.
Kaddafi’yi NATO yakaladı, Libyalılara linç ettirdi, Libya’nın hali ortada.
Bu anlamda İran’ı da ABD-İsrail yıkarsa, buradan Müslümanlara hayır gelmez. Bu çok net.

ABD Başkanı bugün “İran rejimi yıkılmalı” diyor.
Ama ABD, 2001’de Afganistan’ı işgal etti, İran’a saha açtı.
ABD 2003’te Irak’ı işgal etti, Irak’ı direk İran’ın kucağına verdi.
ABD 2011’de Arap Baharını destekledi, İran Suriye’ye girdi, Lübnan’da daha da güçlendi, Suudi Arabistan’ın burnunun dibindeki Yemen’de darbe yaptı.

Burada ABD’nin hangi görüşüne inanacağız, bu da mutlaka sorgulanmalı.
Ya da ABD’nin İran’a verdiği limit doldu mu?

Türkiye artık dış politikasının hiçbir alanında ABD lafıyla adım atmıyor.
İran konusunda da öyle.

Bugün İran Suriye olur mu diye soruluyor.
İran, Suriye veya Irak gibi değil, çok daha köklü devlet yapısı var.
Ama eğer birileri dışardan müdahaleyle İran’ı Suriye’ye çevirmeye kalkarsa, o zaman akıllara İsrail’in Oded Yinon projesi de gelmiyor değil.

Ne diyor o proje?
Büyük İsrail’i öngörüyor.
1982’de yazılmış, bugün hala masada duran kanlı bir plan.
Bunun içerisinde bölünmüş Suriye, bölünmüş Irak ve bölünmüş İran var.
Türkiye’yi boydan boya saracak bir terör devleti kurulması hesaplanıyor.
O hedefin içerisinde direk Türkiye de bulunuyor.

EN BÜYÜK TEHLİKE PJAK
İran’ın yıllardır baskıladığı Kürtleri ile anlaşma halinde olmasına rağmen PKK uzantısı PJAK terör örgütü patlamaya hazır el bombası gibi İran topraklarında duruyor. Ve ayaklananlar arasında onlar da var.
İşte en büyük tehlike bu.
Türkiye Suriye ve Irak sınırlarında PKK’ya karşı tüm tedbirlerini aldı, aynı tehlike İran’da da var.
Plan büyükse iş İran’ı Suriye-Irak’a çevirmeye kadar gidebilir.
İran’ın köklü yapısını ele alınca bu çok uzak ihtimalli bir felaket senaryosu gibi duruyor.
Ama yine de temkinli olmakta fayda var.
79’da Şah rejimini devirenler de yalnız değildi, onların da batıdan destekçileri vardı.
Bugün de karşı destek var, sonuç da benzer olabilir.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html