BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Birleşmiş Milletler sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Birleşmiş Milletler sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

16 Ocak 2018 Salı

Dünya Çocuk Günü KUTLU OLSUN

Uluslararası Çocuk Günü fikri, 1925 yılında Cenevre’de yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı'ndan sonra doğmuştur. 

54 ülke katılımıyla gerçekleşen Konferans’ta Çocukların Korunmasına Dair Cenevre Bildirgesi kabul edilmiştir. 

Dünya Çocuk Günü adıyla çocuklar arasında ortak duygular oluşmasını, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesini amaçlar.

Ekim ayının ilk Pazartesi günü Dünya Çocuk Günü' dür. Çocukların iyi yetiştirilmesi ulusların ortak sorunudur. 

Bu ortak sorun için ilk çalışmalar 1923 yılında başladı. 

İsviçre'nin Cenevre kentinde toplanan kırk ülkenin delegeleri Uluslararası Çocukları Koruma Birliği'ni kurdular.



Uluslararası bu kuruluş, Birleşmiş Milletler Örgütü' nün kurulmasını izleyen yılda UNICEF' e dönüştü. UNICEF, "Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu"nun kısaltılmış adıdır. 

Birleşmiş Milletler Örgütü 1954 yılında oybirliği ile Ekim ayının ilk pazartesi gününü Dünya Çocuk Günü olarak kabul etti.

Dünya Çocuk Günü evrenseldir. Birleşmiş Milletler Örgütü' ne üye bütün ülkelerde aynı günde kutlanır. 

Üye ülkelerin radyo, gazete ve televizyonlarında bu günün önemi anlatılır. Çocukların bakım ve korunmasının gerekliliği üzerinde durulur.

Çocuklar yarının büyükleridir. Geleceğin yöneticisi ve güvencesidirler.

İnsanlığın mutluluğu, dünyamızın güzelleşmesi, çocukların korunmasın, iyi yetişmesine bağlıdır. 

Barış içinde yaşamak, güzellikleri paylaşmak, eğitimle olur.

Dünya Çocuk Günü çocuklar arasında ortak duygular oluşmasını, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesini amaçlar.

Bu amacın gerçekleşmesi için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1959 yılında daha iyi bir yaşam, mutlu bir çocukluk dönemi için Çocuk Hakları Bildirisi' ni yayınladı.

Ülkemizde çocuklara sağlık hizmeti götürmek amacıyla çocuk hastaneleri açılmıştır. 

Çocuk yaşta suç işleyenlerin iyiye yöneltilmesi için Çocuk Islahevleri kurulmuştur. 

Büyük yerleşim merkezlerinde çocuk bahçeleri vardır. Çocukların yararlandığı çocuk kitaplıkları kurulmuştur. 

Öte yandan anasız, babasız çocukların korunması, bakımı, barındırılması için Çocuk Esirgeme Kurumu ve Yetiştirme Yurtları açılmıştır.

Dünya Çocuk Günü'nde okullarda, sınıflarda günün anlam ve önemi üzerinde durulur. 

Dünya Çocuk Hakları ve Türk Çocuk Hakları Bildirileri okunur. Bildirilerde belirlenen belli başlı haklar konusunda açıklamalar yapılır.

17 Mayıs 2018 Perşembe

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Filistin'de büyük bir insanlık suçuyla karşı karşıyayız

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ 

 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'deki İsrail terörüne ilişkin, "Filistin'de büyük bir insanlık suçuyla karşı karşıyayız." dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ramazan ayının ilk iftarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde şehit yakınlarıyla birlikte yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iftar sonrası yaptığı konuşmada, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan mübarek ramazan ayında, rahmet sofralarından bir tanesinde bulunduğunu belirterek, katılımcıları selamladı.

Erdoğan, "Bizleri ramazan ayının bu ilk iftarına ulaştıran Rabb'ime hamdediyorum ve nasıl ki Rabb'im bizleri Ramazan-ı Şerife ulaştırdıysa duamız, temennimiz Ramazan Bayramı'na da inşallah bu şekilde ulaştırsın. Bizleri bu iftar sofrası etrafında buluşmamıza vesile olanlara teşekkür ediyorum." dedi.
Terörle mücadelede ve 15 Temmuz darbe girişiminde verilen tüm şehitlere Allah'tan rahmet ve yakınlarına sabır dileyen Erdoğan, gazilere de sıhhat ve afiyet temenni etti.
"Şehitlik ve gazilik bizim inancımızda ve kültürümüzde çok önemli kavramlar." ifadesini kullanan Erdoğan, bir insanın kendi canını millet, ezan, bayrak ve vatan gibi ulvi değerler için feda etmeyi göze alması, bu uğurda mücadele etmesi, yaralanması ve ölmesi karşısında ancak saygı duyulabileceğini kaydetti.
Kuran-ı Kerim'de "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler ancak siz bilemezsiniz, siz anlamazsınız." buyurduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bu kadar açık ve net. Şu anda şehitlerimiz bizi izliyor, dinliyor ve siz şehit yakınlarını Rabb'im inşallah cennetinde onlarla haşru cem eylesin. Ve ben şunu özellikle hatırlatmak isterim, sakın üzülmeyin. Çünkü şehit yakını olmak üzülmeyi değil tam aksine Hazreti Ebubekir Sıddık'ın dediği gibi beni bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha şehadete kavuştur, tekrar dirilt, tekrar şehadet bana lütfeyle. Şimdi biz de olaylara böyle bakacağız. Çünkü onlar sıradan bir ölü değil. Onların durumu çok daha farklı."
Türk milletinin tarih boyunca şehit ve gazilerinin açtığı yolda ilerleyerek coğrafyalar fethettiğini, devletler kurduğunu, en zor dönemlerinde bile ayakta kalmayı başardığını anlatan Erdoğan, Sultan Alparslan'ın 1071'de ebedi vatan olmak üzere kapılarını ardına kadar açtığı Anadolu'dan Avrupa'nın derinliklerine kadar süren yolculuğun önünün bir asır önce tamamen kesilmek istendiğini ifade etti.
Erdoğan, önce Çanakkale'de ardından Kurtuluş Savaşı'nda bu saldırının püskürtüldüğünü vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
Mehmet Akif Ersoy'un, Çanakkale harbini anlattığı, "Sarılır, indirilir mevki müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez suni beşer, Bir göğüslerse Huda'nın edebi serhaddi, 'O benim suni bediim, onu çiğnetme' dedi, Asım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek, İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek."
Erdoğan, "Evet bu millet namusunu Çanakkale'de çiğnetmediği gibi, adeta küllerinden yeniden inşa ettiği yeni devletini kurmak için de kolları sıvadı." diye konuştu.
İstiklal Marşı'nın bu mücadelenin amacını, "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı, Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı, Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı." şeklinde anlattığına işaret eden Erdoğan, "Ecdadın bu çağrısına uygun şekilde dünyaları alsak da vermeyeceğimiz bu cennet vatanı şehitlerimizle, gazilerimizle, kahramanlarımızla ebediyete kadar korumayı sürdüreceğiz." dedi.

"İstiklale ve istikbale yönelik en son saldırı"

15 Temmuz darbe girişiminin istiklale ve istikbale yönelik en son saldırı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hamdolsun milletçe tek yürek, tek yumruk olarak Feto ihanet çetesinin bu alçak girişimini başarısızlığa uğrattık. Türk milleti 15 Temmuz'da tarih sayfalarında kaldığı sanılan dirayetini, cesaretini, imanını bugün de en güçlü şekilde muhafaza ettiğini göstermiştir. Rabb'im o gece ülkesi ve milleti için kıyama duran, bu uğurda hayatını kaybeden, yaralanan herkesten razı olsun." ifadelerini kullandı.
Şehit yakınlığı ve gazilik unvanlarının en büyük şereflerden ve iftihar vesilelerinden olduğunu kaydeden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Biz bununla kalmıyor şehit yakınlarımıza ve gazilerimize, milletimizin vefasını göstermek için, her alanda çok önemli imkanlar sağlıyoruz. Şehitlerimizin geride bıraktıkları emanetlerinin ve gazilerimizin eğitimden istihdama, sağlıktan iaşelerine kadar hiçbir konuda mağdur olmamaları için gereken her türlü tedbiri alıyoruz. Ancak şehit yakınlarımıza ve gazilerimize bu sıfatın yüklediği çok önemli bir sorumluluk olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Sizlerin bu sıfatın vakarına uygun hareket etmesi, hem şehitlerimize olan minnetimiz hem de gazilik sıfatına olan saygımız sebebiyle çok önemlidir. Unutmayınız şehit yakını ve gaziler olarak sizler bu ülkenin en ulvi değerlerinin sembollerini temsil ediyorsunuz. Bu sıfatla yapacağınız her hata, sergileyeceğiniz her olumsuz davranış temsilcisi olduğunuz değerlere zarar verecektir. Şehitlerimizin aziz ruhlarını muazzep etmeye, gazilik onurunu zedelemeye hiçbirimizin hakkı yoktur."
15 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin çevresinde 29 vatandaşın şehit düştüğünü, 36 vatandaşın yaralandığını anımsatan Erdoğan, "Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarımızda toplam 126 Mehmetçik'imiz şehit oldu. Terörle mücadelede eskisine göre fevkalede azalmış olmasına rağmen hala zaman zaman verdiğimiz şehitlerimiz var. Afrin'de 4456 teröristi etkisiz hale getirdik. Kuzey Irak'ta 403 teröristi etkisiz hale getirdik. Yurt içinde son dönemde 345 teröristi etkisiz hale getirdik." dedi.
Bölücü terör örgütüyle 34 yıldır kesintisiz mücadele yürütüldüğüne değinen Erdoğan, DEAŞ başta olmak üzere diğer terör örgütleriyle mücadelede elde edilen başarı yanında şehitlerin de verilebildiğini kaydetti.
Şehit yakınlığı ve gazilik sıfatlarının bu ülkede hep olduğunu bundan sonra da olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bin yıllık kutlu nöbetin bugünkü temsilcileri olan sizlerden bayrağı kendinizden sonrakilere teslim edene kadar taşıdığınız sıfatın hakkını özellikle vermenizi bekliyoruz. Buradaki her bir kardeşimin, hayatının her anını bu şuurla tanzim ettiğine inanıyorum." değerlendirmesini yaptı.
Özgürlüğün, vatanın, bu uğurda mücadele etmenin kıymetini en iyi Türk milletinin bildiğini anlatan Erdoğan, çok sayıda şehit ve gazi bulunmasının bu mücadelenin ne derece çetin ve kararlı yürüdüğünün göstergesi olduğunu bildirdi.

"Amerika'nın Kudüs kararı İsrail yönetimini adeta azdırmıştır"

Filistin'de tek suçları binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları topraklardaki haklarını savunmak olan masum insanlara yönelik büyük bir insanlık suçuyla karşı karşıya kalındığını belirten Erdoğan, Filistin'de 65 şehit, 3 bini aşkın yaralı bulunduğunu belirtti.
İsrail'in hak, hukuk, adalet, insanlık tanımayan saldırıları sebebiyle yarım asrı aşkın süredir huzur yüzü görmeyen Filistinlilerin bir kez daha zulme maruz kaldığına işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Amerika'nın büyükelçiliğini Birleşmiş Milletler ve uluslararası kurumların kararlarını hiçe sayarcasına Kudüs'e taşıması İsrail yönetimini adeta azdırmıştır. İsrail askerleri, topraklarını savunmak dışında hiçbir amaçları olmayan, asla silaha, şiddete, zorbalığa başvurmayan masum Filistinlileri, çocuk, engelli, yaşlı, kadın demeden katlediyor. Dünyanın bir başka yerinde yaşansa tüm uluslararası kurumların, tüm devletlerin ayağa kalkacağı bu saldırı, İsrail tarafından Filistinlilere uygulandığında maalesef büyük bir aymazlıkla karşılanmıştır. Türkiye'nin girişimleri, İslam coğrafyasındaki mazlum halkların yürek yakan isyanları ve kimi vicdanlı Batılıların itirazları dışında bu trajediye sadece seyirci kalınmıştır."

"Filistinlilerle dayanışma içinde olmaktan vazgeçmeyeceğiz"



Erdoğan, Türkiye'nin Filistinlilerin yanında olduğunu, dünya gözünü yumsa da Türkiye'nin İsrail zulmüne rıza göstermeyeceğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Filistinli kardeşlerimizin sadece kalbimizde değil tüm imkanlarımızla yanlarında olmayı sürdüreceğiz. Kudüs'ün, İsrail tarafından gasbedilmesine asla izin vermeyeceğiz. Uzun zamandır işgal altındaki Filistin topraklarının, özgür Filistin Devleti'nin sınırları içinde huzura ve güvene kavuşacağı günlere kadar kardeşlerimizin mücadelesini destekleyeceğiz. Yanlarında kim olursa olsun İsrail yönetiminin uyguladığı teröre, döktüğü kana, yaptığı haksızlıklara karşı mücadele eden Filistinlilerle dayanışma içinde olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz." diye konuştu.
Son hadisede olaylar başlamadan önce sağduyulu davranması konusunda İsrail yönetimini ikaz ettiklerini, buna rağmen katliam başlayınca, tüm uluslararası ve insani mekanizmaları harekete geçirdiklerini belirten Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu konuyu özel olarak ele alması için girişimde bulunduklarını kaydetti. Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerini de daha etkili şekilde harekete geçirmeye çalıştıklarını söyledi.
Filistin'deki son gelişmelerle ilgili bazı ülke liderleriyle gerçekleştirdiği telefon görüşmelerine ilişkin bilgi veren Erdoğan, bu telefon diplomasisini bu gece ve yarın da sürdüreceğini aktardı. Erdoğan, bu temasların gelecek günlerde de devam edeceğini kaydetti.
İslam İşbirliği Teşkilatı'nı cuma günü İstanbul'da olağanüstü toplayacaklarını belirten Erdoğan, bu zirveden önce Yenikapı Meydanı'nda dev bir miting gerçekleştirileceğini, buradan dünyayı Filistin'deki olaylara daha duyarlı olmaya davet edeceklerini anlattı.

"Filistin meselesi sadece bir toplumun topraklarını koruma mücadelesi değildir"

Erdoğan, pazar günü de Diyarbakır'da miting düzenleneceğini, çeşitli şehirlerde bu katliamı kınamaya yönelik mitinglerin başladığını ve devam edeceğini söyledi.
Filistinlilerle dayanışma ve şühedaya saygı amacıyla 3 gün ülke genelinde yas ilan edildiğini hatırlatan Erdoğan, yaralıların tahliyesi için Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, AFAD Başkanlığının yoğun çaba gösterdiğine işaret etti. Erdoğan, İsrail'in engellemelerine rağmen bu çabalardan vazgeçilmediğini söyledi.
ABD ve İsrail'deki büyükelçilerin istişare için Ankara'ya çağrıldığını dile getiren Erdoğan, İsrail'in Ankara Büyükelçisi'ne de ülkesine gitmesinin tavsiye edildiğini ve büyükelçinin gittiğini kaydetti.
Erdoğan, ramazan boyunca Filistinli mülteciler için İslam ülkelerini kapsayan büyük bir yardım kampanyası yürütüleceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Filistin meselesi sadece bir toplumun topraklarını ve izzetini koruma mücadelesi değildir. Bu mesele aynı zamanda tüm insanlık ve onları temsil eden uluslararası kurumlar için bir imtihandır. Maalesef şu ana kadar bu imtihan çok kötü geçmiştir." dedi.

"Uluslararası sistem Filistin'deki tavrıyla adeta intihar etmektedir"

İsrail'in Gazze'de yaptığı katliama ilişkin Erdoğan, İsrail'in hukuk tanımaz, hak ve adalet bilmez, şımarık, küstah, insanlık dışı uygulamalarına karşı sessiz kalınmasının, çok tehlikeli bir kapının açılması anlamına geleceğini söyledi.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının ağır tahribatının, insanlığı uluslararası kurumlar etrafında birleşerek huzuru ve güvenliği, kurallara dayalı bir düzeyde aramaya yönelttiğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
"İsrail'in korsanlıkları, bu düzenin kökten sarsılmasına ve artık son hadiselerle birlikte açıkça yıkılmaya başlamasına yol açmıştır. Daha önce Avrupa'nın göbeğindeki Bosna'da, Afrika'nın pek çok yerinde, Somali'de, yakın zamanda Irak ve Suriye'de kötü imtihanlar veren uluslararası sistem Filistin'deki tavrıyla adeta intihar etmektedir. İşte Birleşmiş Milletler, bütün bu olaylar karşısında bitmiştir, tükenmiştir, çökmüştür. Zira Birleşmiş Milletler adalet tesisi için vardır ama şu anda Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine hukukumuz ileri derecede olmasına rağmen ulaşamıyoruz.
Şayet İsrail zorbalığına daha fazla sessiz kalınırsa dünya hızla haydutluğun hakim olduğu bir kaosa doğru sürüklenecektir. Güçlü olanın istediğini aldığı, mazlum olanın ise hep kaybettiği böyle bir düzen insanlığın sonu demektir. Biz bu kötü gidişe itiraz ediyoruz, bedeli ne olursa olsun. Sonuna kadar hakkın, hakikatin, mazlumun yanında yer alacağız. Bizim için bu tavır konjonktürel değil ilkeseldir. Aynı tavrı Suriye, Irak, Somali, Bosna, Kırım, Karabağ konusunda da gösteriyoruz."
Bugüne kadar mazlumun kimliğine bakmadıklarını ve bakmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, Türkiye'nin, dünyanın 17'nci büyük ekonomisi olmasına rağmen insani yardımlarda milli gelire oranla dünyada birinci sırada yer almasının nedeninin bu olduğunu belirtti.

"Ecdadımız böyle yapmıştı, biz de aynı yoldan ilerliyoruz"



Türkiye'nin, canlarını ve namuslarını kurtarmak için ülkeye sığınan 3,5 milyon Suriyeliye yıllardır ev sahipliği yapmasının nedeninin, bu yaklaşım olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İstikrarsızlığın ve açlığın pençesinde kıvranan Somali'de yaklaşık 1 milyar dolarlık bir destekle tüm dünyaya örnek olacak bir kalkınma modelini hayata geçirmemizin sebebi işte bu insani davranıştır. Filistinli kardeşlerimizin de aynı sebeple yanındayız. 'Dünya beşten büyüktür.' diyerek aynı sebeple uluslararası sistemi adalete davet ediyoruz. Ecdadımız böyle yapmıştı, biz de aynı yoldan ilerliyoruz. İnşallah kendimizden başlayarak tüm kardeşlerimizin, insanlığın mutluluğu ve refahını sağlayana kadar bu yoldan dönmeyeceğiz. Bölgemizde ve dünyada neler yaşanırsa yaşansın, biz ülkemizle ilgili hedeflerimize kararlılıkla yürümeyi sürdürüyoruz."

"Mevcut sistemle sorunlarımızın üstesinden gelmek giderek zorlaşıyor"

Türkiye'nin geride kalan 16 yılda tarihinin en önemli demokratik ve ekonomik reformlarına imza attığına işaret eden Erdoğan, her alanda önemli yatırımlar gerçekleştirdiklerini anlattı.
Özellikle son 5 yıldır önlerine çıkan sorunların mahiyeti ve çapının değişmeye başladığına dikkati çeken Erdoğan, "Darbe girişimi dahil, terör örgütlerini kullanmak dahil her türlü alçaklık kullanılarak Türkiye'nin istikrar ve güven ortamı tehdit edildi. Bu yetmedi, ülkemizin güney sınırları boyunca terör koridoru oluşturulmaya çalışıldı. Biz mücadelemizi kesintisiz şekilde yürüttük, yürütüyoruz ancak bu süreçte gördük ki mevcut sistemle sorunlarımızın üstesinden gelmek giderek zorlaşıyor. Bunun üzerine ülkemizin yeni bir yönetim sistemine olan ihtiyacını her geçen gün daha yüksek bir sesle dile getirmeye başladık." değerlendirmesini yaptı.

"Milletimiz iradesini serbestçe sandığa yansıtacaktır"

Erdoğan, 15 Temmuz sürecinin, Türkiye'de pek çok mesele gibi siyasetin önceliklerini ve duruşunu da değiştirdiğini vurgulayarak, "Siyasetin ve parlamentonun uzlaşması sayesinde cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçişimizle birlikte hukuki süreci başarıyla sonuçlandırdık." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Nisan 2017'deki halk oylamasının ardından yaşananların, kendilerini 24 Haziran'da yapılacak erken seçimle karşı karşıya bıraktığını belirterek, seçimin ülkeye ve millete hayırlı olmasını diledi.
Seçimin ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin tüm kuralları ve kurumlarıyla işlemeye başlayacağını dile getiren Erdoğan, "Milletimiz bugüne kadar olduğu gibi 24 Haziran'da da iradesini serbestçe sandığa yansıtacaktır. Biz milli iradenin üzerinde hiçbir güç tanımadık, tanımıyoruz." diye konuştu.
Türkiye'nin, yeni bir döneme adım atacağı 24 Haziran seçimlerinde milletin yine en doğru kararı vereceğinden şüphesi olmadığını vurgulayan Erdoğan, "Sizlerden ülkemizin demokrasiden ekonomiye her alandaki umutlarını ifade eden 2023 hedeflerine sahip çıkmanızı özellikle rica ediyorum. Eski Türkiye'nin hastalıklarını hortlatmak için uğraşanlara asla izin vermeyeceğinize inanıyorum. Türkiye'yi yeniden istikrarsızlığa, çekişmenin, kısır kavgaların tuzağına çekmek isteyenlere itibar etmeyeceğinizi biliyorum." mesajını verdi.

"Kuru vaatlerle bu iş olmuyor"



Yalan yanlış, kuru vaatlerde bulunanlar olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Böyle kuru vaatlerle bu iş olmuyor. Biz yaptık, yaptıklarımızla konuşuyoruz. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, enerjide neler yaptığımızı biliyorsunuz. Onu söylüyorum. Biz Boğaz'ın altından Marmaray'ı yaptık ve yüz milyonlarca insan oradan geçti. Biz Boğaz'ın altından Avrasya Tüneli'ni yaptık. Yüz binlerce otomobil denizin altından artık geçti, geçiyor. Biz Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü yaptık ve artık büyük kamyonlar, tırlar oradan geçiyor.
Körfez'de Osmangazi Köprüsü'nü yaptık ve eskiden 3,5 saatte ulaşılan Bursa'ya şimdi İstanbul'dan 1 saat 15 dakikada ulaşılıyor. Her şeyiyle modern, lüks ve 'Benim ülkeme de bu yakışır. Benim insanıma da bu yakışır.' dedirten adımları attık. Bu gerçekleri çevrenizdeki herkese anlatarak büyük ve güçlü Türkiye'nin inşasına yapacağınız katkılar için her birinize ayrı ayrı teşekkür diyorum."

"Üzülmek yok"

Erdoğan, Şırnak Bestler-Dereler Kurtdağı üs bölgesine çıkan çatışmada şehit düşen piyade er Sedat Mekan'ı anımsatarak, "Bu vesileyle 15 gün önce bir şehidimiz daha oldu, o kervana katıldı. Bu şehidimiz de Sedat Mekan, Rabb'im mekanını cennet eylesin. Cennetinde de inşallah sizleri kavuştursun. Biliyorsunuz şehitlerimizin mekanı, sevgililer sevgilisi Peygamberimize en yakın mekan. Üzülmek yok, vaid-i ilahi öyle. 'Onlar bana komşu olacak.' diyor. Rabb'im bizlere de o makamı nasip etsin." ifadelerini dile getirdi.
Vatandaşların ramazanını tebrik eden Erdoğan, bu ayda yapılan dualar, ibadetler, hayır ve hasenatların Allah katında kabul olmasını diledi.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Başkan Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda, ABD ve BM'ye Sert Mesajlar Verdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 73. Genel Kurulu'nda konuştu. Erdoğan, BM'nin yapısını eleştirerek başladığı konuşmasında FETÖ üzerinden ABD'ye de sert mesajlar verdi.


ABD'nin New York kentinde yapılan Birleşmiş Milletler 73. Genel Kurulu'nda Başkan Recep Tayyip Erdoğan bir konuşma yaptı. Erdoğan'ın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, Birleşmiş Milletler ve ABD'ye verdiği sert mesajlar dikkat çekti.

Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları:


"BM ZAMAN İÇİNDE İNSANLIĞIN BEKLENTİLERİNİ KARŞILAMAKTAN UZAKLAŞMIŞTIR"


Bu yılki Genel Kurulumuzun tüm dünya halkları için hayırlı olmasını diliyorum. Bu toplantıyı 1. Dünya Savaşı'nın bitmesinin 100. yılında gerçekleştiriyoruz. 

BM, 73 yılda hiç de küçümsenemeyecek çalışmalar yürütmüştür. Ancak BM'nin zaman içinde insanlığın beklentilerini karşılamaktan uzaklaştırmıştı.


"BİZ MAZLUM FİLİSTİNLİLERİN YANINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ"


Geçmişte Ruanda'da, Somali'de hala Filistin'de yapılan katliamlar BMGK izlerken gerçekleştirmiştir. Tüm dünya arkasını dönse bile Türkiye olarak biz mazlum Filistinlilerin yanında durmaya devam edeceğiz. 

Böyle önemli bir yapının adı sürekli başarısızlıklarla anılan bir kurum haline gelmesine bizim gönlümüz rıza göstermiyor. Bu nedenle BM'nin yapısında kapsamlı bir reforma gidilmesi gerektiğini söylüyoruz. 

Dünya 5'ten büyüktür diyoruz. Dünya 2. Dünya Savaşı sonrasındaki gibi değil. Ne için 194 ülkenin tamamı daimi üye olma konumuna gelmesin. Sadece 5 üye ve diğerleri geçici ve onların da orada hiçbir inisiyatifi yok.


"DÜNYANIN KURTULUŞUNU SAĞLAYACAK OLAN ADALETTİR"


Dünyanın geleceği için çok önemli olarak gördüğüm bu kurumun güvenlik ve sosyal eşitlik alanlarında etkinliği artmalıdır. Türkiye olarak, BM vasıtasıyla yapılabilecek çok önemli işler olduğunu görüyoruz. 

Dünyanın kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlayacak olan adalettir. Bugün dünyamızın siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlıkların pençesinde olmasının nedeni adaletsizliktir.


"ZALİM ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEYEN KİŞİDİR"


Bugün dünyanın en zengin 62 kişisinin mal varlığı, toplam nüfusun yarısına denk ise burada bir sorun var demektir. 

Dünyada 821 milyon insan her gece aç bir şekilde uykuya dalarken, 621 milyon kişiye obezlik teşhisi konuyorsa burada bir sorun var demektir. 68 milyon kişi yerlerinden ediliyorsa burada bir sorun var demektir. Hz. Mevlana adaleti bir şeyi yerli yerine koymak olarak tanımlıyor. 

Gelin bu dünyada her şeyi yerli yerine koymak için BM'yi adaletin sözcüsü haline getirelim. Gelin gelecek nesillere umut aşılayacak bir küresel yönetim şekli kuralım. Yine Hz. Mevlana'ya göre, zalim üzerine düşen görevleri yerine getirmeyen kişidir.


"TÜRKİYE'YE DAHA ETKİN VE DAHA ESNEK YARDIM BEKLİYORUZ"


Değerli delegeler, hala uyguladığı küresel insani diplomasiyle adil bir dünya için elinden geleni gösteriyor. 4 milyon mülteciyi misafir ediyoruz. Sadece Suriyeli sığınmacılar için harcadığımız tutar 32 milyar doları bulmuştur. 

Ayrıca Suriye'de kontrol altına aldığımız bölgelerde her türlü insani yardımı yapıyoruz. Vatandaşlarımıza verdiğimiz ilaçlar dahil, tüm sağlık hizmetlerinden sığınmacılar faydalanabiliyor. 

Buna karşılık dışarıdan aldığımız destek, uluslararası kuruluşlardan 600 milyon dolar, AB'den ise 1.7 milyar euro düzeyindedir. AB'nin 3+3 milyar euro destek vaadi yeteri kadar etkin şekilde kullanılmamaktadır. Halbuki biz sığınmacılara verdiğimiz desteği her gün devam ediyoruz. 

Dünyanın mülteci akınına uğramamasını sağlayan Türkiye'ye daha etkin ve daha esnek yardım bekliyoruz. Bugün itibariyle Türkiye, toplam kalkınma yardımlarında 6. sırada, insani yardımlarda ilk sırada bulunmaktadır.


"SURİYE'DEKİ GELİŞMELER KARŞISINDA AKTİF TUTUM İÇERİSİNDEYİZ"


Değerli delegeler, dünyamızın barışçıl, eşitlikçi toplumlar için sorumluluğa daha fazla ihtiyacı var. Halen dönem başkanlığını yürüttüğümüz İİT bünyesinde çok ciddi adımlar attık. Açlıkla boğuşan Somali için kalkınma programı uyguluyoruz. 

Körfez krizinin çözümü için samimi çaba sarf ettik. Irak'ta tüm tarafları teşvik ediyoruz. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı gibi konularda gayret gösteriyoruz. Suriye'deki gelişmeler karşısında da aktif tutum içerisindeyiz. Gerek Cenevre ve Astana süreçlerine verdiğimiz destekle, gerekse sahadaki varlığımızla Suriye'de huzur oluşturmaya çalışıyoruz.


"HEDEFİMİZ SURİYE TOPRAKLARININ TAMAMINI TERÖRİSTLERDEN TEMİZLEMEKTİR"


Son olarak Rusya ile birlikte imzaladığımız, Soçi mutabakatıyla rejimin İdlib'e yönelik kanlı saldırılarının önüne geçtik. Daha önce yaşanan katliamların İdlib'de yaşanmasını engelleyerek Suriye'de siyasi çözüm yolunu açık tuttuk. 

Hedefimiz Suriye topraklarının tamamını teröristlerden temizlemektir. Terör örgütlerine karşı ilkeli bir yaklaşım geliştirilmesini istiyoruz. Terör örgütlerini silahlarla donatanlar, gelecekte bunun acısını mutlaka çekeceklerdir.

Gelin Suriye, Irak, Yemen, Afganistan, Ukrayna, Libya gibi fiili, Balkanlar, Kafkasya, Doğu Akdeniz gibi potansiyel sorun alanları için daha samimi çabalar ortaya koymalıyız. 

Terör örgütlerinin hepsi tüm güçlerini silahlı yöntemlerden almıyor. Ülkemizi 15 Temmuz gecesi darbe gecesi vatandaşlarımızı öldüren FETÖ böyle bir örgüttür. Peki bunun başı nerdedir? Bunun başı Amerika'dan dünyanın 160 ülkesine terör ihraç etmektedir.

21 Aralık 2017 Perşembe

ABD'nin BM temsilcisinden İsrail itirafları

ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley katıldığı bir programda itiraf niteliğindeki açıklamarın altınaimzasını attı. Haley, İsrail'in bekçisi olduğunu belirtti.
ABD ile İsrail el ele vererek yeni bir düzen inşa etmeye, kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile geleceği yönetmeye çalışıyor. Bu kirli ittifak ilk olarak kendini Kudüs meselesinde gösterdiyse de Mart  ayında ABD'de gerçekleşen bir
FİLİSTİN'E TEKME
Birleşmiş Milletler'deki (BM) Kudüs oylaması öncesi üye ülke diplomatlarına üstü örtülü tehdit mesajları gönderdiği iddiasıyla gündeme gelen ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley'in bir Yahudi lobi kuruluşunun toplantısında BM'de Filistin konusunda girişimleri engellerken, İsrail aleyhine teklifleri "topuklu ayakkabılarıyla tekmeleyip geri gönderdiğini" söylediği ortaya çıktı.
YAHUDİ KURULUŞUNDA İTİRAF GİBİ AÇIKLAMA
Mart ayında ABD'deki en büyük Yahudi lobi kuruluşu AIPAC'ın bir toplantısına katılan Haley, BM'deki Filistin konusundaki girişimleri engellemek için nasıl "eşik bekçiliği" yaptığını bir diplomata yakışmayacak, taşkın bir üslupla anlattı.
AIPAC'ın Youtube kanalından yayınladığı videoda toplantının sunucusunun Haley'i salondaki kalabalığa takdim ederken, "Birleşmiş Milletler dünyada İsrail'in sürekli ve haksız şekilde saldırıya uğradığı az sayıda yerden biri. İşte şimdi huzurlarınıza gelecek olan kadın bu durumu değiştirmekte son derece kararlı." ifadelerini kullandığı duyuluyor.
"BOŞUNA TOPUKLU AYAKKABI GİYMİYORUM"
Sunucunun takdiminin ardından kalabalığı selamlayarak sahne gelen Haley, videonun devamında bir diplomata yakışmayacak üslupla BM'de İsrail çıkarlarını savunmak için neler yaptığını ve yapacağını anlatıyor.
Haley, BM'deki rolünü şu sözlerle tarif ediyor: "Ben niye topuklu ayakkabı giyiyorum? Moda diye değil. Yanlış bir şey gördüğümde tekmeleyip geri göndereyim diye."
Bu sözlerin ardından ABD'li diplomat BM'deki en üst düzey organlardan birinin başına Filistin kökenli birinin getirilmesi önerildiğinde nasıl karşı çıkarak atamayı önlediğini vurguluyor. Haley'in sözleri seyircilerden alkış alıyor.
"İSRAİL'İ İTHAM DEVRİ KAPANDI"
Haley, Princeton Üniversitesi Hukuk Profesörü Richard Falk'un BM için hazırladığı ve İsrail'i Filistin halkına "apartheid rejimi" uygulamakla suçlayan raporun geri çekilmesindeki rolünü ise şu sözlerle anlatıyor:
"Sonra bizi bir kez daha sınamaya kalktılar. Şu Falk raporu denen aptal rapor ortaya çıktı. Adamın kim olduğunu bilmiyorum, amacı ne onu da bilmiyorum, ama ciddi sorunları olduğu belli. (...) Raporu görünce ilk yaptığımız şey Genel Sekreteri aramak oldu. Aradık dedik ki, 'Bu tamamen zırvalık. Bunu geri çekmek zorundasınız.' Bunun üzerine Genel Sekreter derhal raporu geri çekti ve raporu yayınlayan komisyonun direktörü de istifa etti."
Haley, bundan böyle BM'de İsrail aleyhine suçlamaların kolaylıkla dile getirilemeyeceğini vurgulayarak, "İsral'i itham etme devri kapanmıştır." ifadelerini kullanıyor.
TRUMP'IN KİŞİSEL MESELESİ
BM Temsilcisi Haley'nin, perşembe günü BM Genel Kurulunda yapılacak Kudüs oylaması öncesi üye ülkelerin diplomatlarına e-posta göndererek "karara karşı oy kullanmamaları" konusunda "üstü kapalı tehdit ettiği" öne sürülmüştü.
Haley'in, e-posta mesajında "Oyunu vermeyi düşünürken Başkan'ın ve ABD'nin bu oyu kişisel bir mesele olarak algıladığını bilmeni istiyorum." notunu düşmesi dikkat çekmişti.
TARTIŞMALI GÜVENLİK KURULU

Önceki gün ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) Mısır'ın sunduğu Kudüs tasarısıyla ilgili oylamada, 15 üye arasında aleyhte oy kullanan tek ülke olarak yalnız kalmıştı. BMGK'de yapılan ve ABD'nin veto ettiği Kudüs oylamasında konseyin 15 üyesinden 14'ünün lehte oy kullanması, ABD'nin tek taraflı Kudüs kararının uluslararası kamuoyunda destek bulmadığını ortaya koymuştu.

7 Eylül 2018 Cuma

Üçlü Zirvede Konuşan Erdoğan'dan Uyarı: İdlib'e Saldırı Katliamla Sonuçlanır

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Son dakika! İran'ın başkenti Tahran'daki üçlü zirvede İdlib konusunda uyarılarda bulunan Başkan Erdoğan, "İdlib'e yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla, dramla sonuçlanacaktır" dedi. 


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin "Suriye" meselesi için yapılacak Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi öncesi baş başa görüşmesi sona erdi. Görüşme basına kapalı gerçekleştirildi. Erdoğan Ruhani'nin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile baş başa görüşme gerçekleştirdi.

ÜÇ LİDER BASININ KARŞISINDA

İkili görüşmelerin ardından üçlü zirve başladı. Basının karşısına geçen liderler, ortak açıklama yaptı. Basın toplantısında ilk sözü İran Cumhurbaşkanı Ruhani aldı.

"KATLİAM" UYARISI

Ruhani ve Putin'in ardından söz alan Başkan Erdoğan, İdlib'e yönelik olası bir saldırının felaketle sonuçlanacağını vurguladı. Ruhani ve Putin'e "Siz dostlarımızdan da yardımınızı bekliyoruz" diyen Erdoğan, "Bölgede kurduğumuz 12 gözlem noktasının anlamından biri de can güvenliği vermiş olmasıdır. Kendi halkına yönelik katliamları Esad yönetiminin rızasına bırakmayı göze alamayız. Süreç çok riskli bir yere geldi. İdlib'e yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla, dramla sonuçlanacaktır" dedi.

ERDOĞAN'DAN İTİRAZ GELDİ

Tahran'da sonuç bidirisi, başkanlar tarafından onaylandı. Sonraki zirve, Rusya Federasyonu'nda yapılacağı belirtildi. Başkan Erdoğan, bildiride 'ateşkes' ifadesinin yer almamasına itiraz etti.

PUTİN'DEN ATEŞKES ÇAĞRISI

Erdoğan'ın bu itirazını dikkate alan Putin, "Türkiye Cumhurbaşkanı'nın cesur teklifiyle tüm taraflara silah bırakma çağrısı yaptık" ifadesini kullandı.

İŞTE 12 MADDELİK BİLDİRİ

1. Astana formatının Ocak 2017'den bu yana sağladığı başarılardan, özellikle de Suriye Arap Cumhuriyeti genelindeki şiddetin azaltılmasında katedilen ilerlemeden ve ülkede barış, güvenlik ile istikrara yapılan katkıdan duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir.
2. Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli ve devam eden taahhütlerini vurgulamış ve bunlara herkes tarafından saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kim tarafından gerçekleştirildiğine bakılmaksızın, hiçbir eylemin bu ilkelere halel getirmemesi gerektiğini yinelemişlerdir. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmiş, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir.
3. Sahadaki güncel durumu ele almışlar, 4 Nisan 2018 tarihinde Ankara'da yapılan son toplantılarının ardından Suriye Arap Cumhuriyeti'yle ilgili meydana gelen gelişmeleri değerlendirmişler ve aralarındaki mutabakat uyarınca üçlü eşgüdümü sürdürmek hususunda hemfikir kalmışlardır. Bu çerçevede, İdlip gerginliği azaltma bölgesindeki durumu görüşmüşler ve bu konuyu yukarıda belirtilen ilkelere ve Astana formatını tanımlayan işbirliği ruhuna uygun olarak ele almayı kararlaştırmışlardır.
4. BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ'la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir. Terörle mücadelede, yukarıda belirtilen terörist grupların ateşkes rejimine katılmış veya katılacak olan silahlı muhalif gruplardan ayrıştırılmasının sivil zayiatın önlenmesi bakımından da dahil olmak üzere büyük önem arzettiğinin altını çizmişlerdir.
5. Suriye ihtilafına askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğine dair inançlarını yinelemişlerdir.Siyasi sürecin Soçi'de düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin kararları ve BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu olarak ilerletilmesi amacıyla aralarındaki aktif işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.
6. Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde bir siyasi çözüme ulaşma sürecini ilerletme amaçlı ortak çabaları sürdürme konusundaki kararlılıklarını yinelemişler ve Anayasa Komitesi'nin kurulması ile çalışmalarının başlatılmasına yardımcı olmaya yönelik taahhütlerini vurgulamışlardır. Kıdemli memurları ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi arasındaki yararlı istişarelerden duydukları memnuniyeti vurgulamışlardır.
7. Bütün Suriyelilerin normal ve huzurlu bir hayata yeniden kavuşmalarına ve acılarının hafifletilmesine yönelik tüm çabalara destek olma ihtiyacını vurgulamışlardır. Bu bağlamda, ilave insani yardım göndermek, insani mayın temizliği faaliyetlerini kolaylaştırmak, sosyal ve ekonomik tesisler de dahil olmak üzere temel altyapı unsurlarını eski haline getirmek ve tarihi mirası korumak suretiyle Suriye'ye yapılan yardımı artırmaları için başta Birleşmiş Milletler ve insani ajansları olmak üzere uluslararası topluma çağrıda bulunmuşlardır.
8. İhtiyaç duyan tüm Suriyelilere hızlı, güvenli ve kesintisiz insani erişim sağlanmasını kolaylaştırma yoluyla, sivillerin korunması ve insani durumun iyileştirilmesini hedefleyen ortak çabaları sürdürmedeki kararlılıklarını yinelemişlerdir.
9. Sığınmacıların ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişilerin Suriye'de ikamet ettikleri asıl yerlere güvenli ve gönüllü olarak geri dönüşleri için gerekli şartların oluşturulması ihtiyacının altını çizmişlerdir. Bu amaçla, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve diğer uluslararası uzmanlık kuruluşları da dahil olmak üzere, ilgili tüm taraflar arasındaki eşgüdüm ihtiyacını vurgulamışlardır. [Suriyeli mülteciler ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişiler hakkında uluslararası bir konferansın toplanması fikrini değerlendirmek hususunda mutabık kalmışlardır.]
10. BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) uzmanlarının katılımıyla yürütülen, alıkonulanlar/kaçırılanların serbest bırakılması, cenazelerin teslimi ve kayıp şahısların tespiti Çalışma Grubu'nun faaliyetlerindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşılamışlardır.
11. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin'in daveti üzerine, bir sonraki toplantılarını Rusya Federasyonu'nda yapmayı kararlaştırmışlardır.
12. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanları, Tahran'daki Üçlü Zirve'ye evsahipliği yapmalarından ötürü İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Hasan Ruhani'ye içten teşekkürlerini sunmuşlardır.
Ruhani'nin açıklamalarından satırbaşları;
"Biz Suriye'deki savaşın alevlerini söndürmek için bütünlüğünü korumak için, geleceğini kendi belirleme hakkına saygı duymak için ortak bir kalıp belirlemek çok önemliydi. Biz Suriye krizini çözmek için askeri seçeneğin işe yaramadığını vurgulamıştık. Bu çalışma Astana sürecinin devamı niteliğindedir.

"ABD HÜKÜMETİNDEN OLUMLU BİR ROL ALACAĞI BEKLENEMEZ"

İran cumhuriyeti Suriye hükümetinin isteği üzerine bu ülkede bulundu. Bu bulunma ne gelecekte ne geçmişte kendi karar ve görüşümüzü zorla kabul ettirmek yönünde olmamıştır. Biz bölgedeki bazı ülkelerin terör ve ayrılıkçı endişelerini anlıyoruz. Ama bunu için en etkili yöntemin Suriye hükümetiyle işbirliği yapılması olduğuna inanıyoruz. Biz barış için savaşıyoruz. Bu mücadele sivillere zarar vermemeli. İşgalci bir rejim olan Siyonist rejim terörizmle mücadele ettiğini iddia edemez. Bu rejimin işgal ettiği Suriye topraklarını derhal terk etmesi gerekir. Kanunsuzca Suriye'de bulunan siyonist rejimi destekleyen ABD hükümetinden olumlu ve yapıcı bir rol alacağı beklenemez. Suriye'nin geleceği için ilk ve son rol Suriye halkına aittir.

"BAZI ÜLKELERİN MACERAPERESTLİĞİ YÜZÜNDEN..."

İdlib'te teröristlere karşı mücadele sivillere zarar vermemelidir ve yakıp, yıkıcı olmamalıdır. Yabancı askeri güçlerin topraklardan çıkması Suriye'nin geleceği açısından önemlidir. Libya'da dış güçlerin müdahalesi, geçmiş tecrübeler Suriye'nin geleceği açısından da önemlidir. Dış müdahale, bazı hükümetlerin maceraperestliği yüzünden çok fazla insani kayba neden olmuştur. Yemen krizi ve dünyadaki benzer krizleri çizecektir. Bölgede ve dünyadaki kriz yaşayan ülkelerin geleceği ve barış sürecini belirleyemez."
Putin'in açıklamalarından satır başları:
Yeni bir üçlü zirve Tahran'da yapılmakta. Suriye meselesinde atılacak adımları görüşmek için bize olanak tanıdı. Sürdürülebilirlik ve başarı için adımlar gerçekleşti. 141 şehir kontrol ediliyor, kalan teröristler şu an İdlib'de bulunuyor, ateşkes rejimini ihlal etmeye çalışıyor, hatta kimyasal silah kullanımıyla provoke ediliyor. Suriyeliler arası diyaloğun gerçekleşmesi için adımlar atılabildi. Suriyelilerin kendi başına ülkelerinin kaderini tayin etmeye başladılar. BM nezdinde bir anayasa komitesi oluşturulacak.

"GÖRÜŞMELERİN YAPICI OLACAĞINDAN EMİNİM"

Suriye hükümetinin kontrolü altında sivillerin istihdamı artıyor, Rusya bu anlamda yardımda bulunuyor. Türkiye ve İran'ın bu girişimi desteklemesi önemlidir. 1.5 ay içerisinde yüz binler evine dönebildi. İlaç, gıda gibi yardımları savaştan zarar gören bölgelere ulaştırıyor. Bu yardımları, Suriye'nin yeniden toparlanabilmesi için evlerine ulaştırabilmemiz lazım. Bugünkü görüşmelerin yapıcı olacağından eminim."
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
"Sayın Ruhani'ye ev sahipliği için teşekkür ediyorum. Zirveden çıkacak kararlar tüm dünya tarafından merakla bekleniyor.
Askeri müşterekten Suriye'nin toprak btünlüğünün sağlanması amacıyla sahada şiddetin durdurulması hedeflerimiz. Aynı anlayışla Cerablus, Afrin, El Bab gibi bölgelerde terörü temizledik. Huzur ve birliği temin ederek mültecilerin evlerine dönebilmelerine çalıştık. Askerimizin canı pahasına teröristleri temizledik.

"İDLİB'E SALDIRI FELAKETLE SONUÇLANIR"

Bugün, gerginliği azaltma bölgelerinden geriye sadece İdlib kaldı. Türkiye olarak şehitler verdiğimiz, ciddi özveride bulunduğumuz çok ciddi bir yere geldiğimizi düşünüyoruz. Suriye'nin geleceği için değil, bizim milli güvenliğimiz için hayati öneme sahiptir. Bölgede kurduğumuz 12 gözlem noktasının anlamından biri de can güvenliği vermiş olmasıdır. Kendi halkına yönelik katliamları Esad yönetiminin rızasına bırakmayı göze alamayız. Süreç çok riskli bir yere geldi. İdlib'e yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla, dramla sonuçlanacaktır.

"İDLİB'İN KAN GÖLÜNE DÖNMESİNİ İSTEMİYORUZ"

İdlib'de sivillere saldırı çok ciddi can kaybına neden olacaktır, milyonlarca sivil topraklarımıza sığınacaktır. Güvenlik endişelerini elbette anlıyoruz. Benzer kaygıları sizin kadar iyi anlıyoruz. Teröristlere karşı mücadele zaman ve sabır gibi etkilere ihtiyacımız var. İdlib'in kan gölüne dönmesini asla istemiyoruz. Siz dostlarımızdan da yardımınızı bekliyoruz.

"ORTAK TAVIR ALMALIYIZ"

İdlib'in akıbeti konusunda varacağımız anlayış Suriye'nin geleceğini de belirleyecektir. Ülkemizin ve kardeşimiz olarak gördüğümüz Suriye halkının geleceği konusunda Türkiye'nin tavrı bellidir. Bizler İdlib'e odaklanırken, dünya gözünü buraya çevirmişken Fırat'ın doğusunda tehlikeli olaylar yaşanıyor. DEAŞ tehdidi ve tehlikesi kalmamış olmasına rağmen ABD'nin bir diğer terör örgütünü desteklemesinden rahatsızız. 3 bine yakın kargo uçağını bölgeye göndermesi, yardımda bulunmasıyla bu terör örgütünün ne denli güçlendiği ortadadır. Bu durum sadece bizim milli güvenliğimizi bozmuyor, Suriye'nin toprak bütünlüğünü de bozuyor. Ortak bir tavır almalıyız.

"ÖZELLİKLE RUSYA FEDERASYONU'NA BÜYÜK İŞ DÜŞMEKTE"

Türkiye, özellikle Suriye'nin siyasi, coğrafi ve sosyal bütünlüğü gerçek anlamda sağlanana kadar bölgedeki varlığını korumakta kararlıdır. Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşü, ülkenin yeniden inşaası bir anca ele alınmaya başlayabilir. Geri dönüşlerin uluslararası hukuka uygun olarak ele alınması esas olmalıdır. Kimyasal silahların yasaklanması sözleşmesi 1915te imzalanmıştır, 1917de yasaklanması örgütün tarihidir. Konvansiyonel silahlarla öldürülenlere karşı tavır almakta gecikiyoruz ancak kimyasal silahlara karşı gecikmiyoruz. Bu yıl BM genel kurulunda da bu işi gündeme getirmek suretiyle ortak tavır takınmanın, özellikle Rusya Federasyonu'na büyük iş düşmekte, açık ve net hale getirecektir.

"BİR SONRAKİ TOPLANTIYI RUSYA'DA YAPACAĞIZ"

12 maddelik bir sonuç bildirgesi var. Bu bildirgeyle, tüm dünyanın beklediği bu bildirgeye Tahran Bildirgesi diyeceğiz, bunun temsilini de göreceğiz. Bir sonraki toplantıyı Rusya'da yapacağız. Bu toplantıya çok daha olumlu görüşlerle gitmeyi temenni ediyorum.

"İDLİB HALKI ÜZERİNDE KORKU OLUŞTU"

İdlib'deki bombardımanların artık bir ateşkese adım atılmasında fayda var, zira İdlib halkı üzerinde ciddi manada bir korku oluştu. Sürekli artık bizim sınırlara doğru geliyorlar. Burada bir ateşkesin sağlanması ilgili arkadaşlarımızın yapacağı çalışmalarla yapalım. Savunmayla ilgili arkadaşlarımızın yapacağı çalışmalar önem arz ediyor."

ZİRVE ÖNCESİ İKİLİ GÖRÜŞMELER

Bu sabah Tahran'a giden Başkan Erdoğan, zirve öncesinde ikili görüşmeler yaptı. Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'yle randevusu 45 dakika sürdü. Görüşme öncesinde basına açık bölümde konuşan Başkan Erdoğan, sözlerine besmeleyle başladı. Erdoğan, "Bugün gerçekten çok önemli ve anlamlı bir gün. Günlerden de cuma. Soçi ve Ankara'dan sonra Tahran'da önemli bir görüşmeyigerçekleştireceğiz" dedi.

"İKİ ÜLKE İÇİN BEREKETLİ OLMASINI TEMENNİ EDİYORUM"

Hasan Ruhani ise, Erdoğan'ı ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu belirterek "Bugün üç ülke olarak bölgesel sorunları çözmek üzere üçüncü zirve toplantımızı yapıyoruz. Bu görüşme, iki ülke meselelerini konuşmak ve müzakere etmek için de bir fırsattır. Tahran'a tekrar hoş geldiniz. Buyolculuğunuzun iki ülke ve iki millet için hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum" şeklinde konuştu.

PUTİN'LE POZ VERDİLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Rusya lideri Vladimir Putin'le bir araya geldi.Liderler, görüşme öncesi basın mensuplarına tokalaşarak poz verdi.

25 Aralık 2017 Pazartesi

Birleşmiş Milletler nerede birleşti?

Tamer Ashraf
Türkiye'nin dış politikasında yeni ve olumlu gelişmeler yaşanıyor. Bunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ABD'ye atılan ağır tokada bakarak söylemiyoruz. BM'de alınan sonuç, çok önemli ve hayati bir gelişmedir. Hükümetimiz yerinde ve doğru kararlar almış ve dünyayı harekete geçirmiştir.  Ancak, bu sonucun alınmasında yeni oluşan dünya dengelerinin büyük payı olduğunu unutursak, kendi kendimizi kandırdığımız gibi, bundan sonrası için de yanlışa düşeriz.     
                                         
DÜNYA DENGELERİ
            Trump'ın haksız ve hukuksuz Kudüs kararı ve İsrail zulmüne karşı Türkiye'nin ilk andan itibaren kararlı ve doğru bir duruş ortaya koymuş olması, bir kapı açmıştır. Dünya ülkelerinin ABD'ye karşı tavrını etkilemiştir. Fakat hepsi bundan ibaret değildir. Konjonktür de bunu kolaylaştırmıştır. Özellikle Trump'ın gelişinden sonra iyice belirginleşen saldırgan, dengesiz, güvenilmez ABD politikaları, bütün dünyayı zaten tedirgin etti. İngiltere gibi, ABD'nin öteki yüzü olan bir ülke ile dahi çok ciddi kırılmalar yaşanıyor. Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı Trump'ın çıkışlarından, açıklamalarından ve dünyanın tek hakimiymiş gibi davranmasından son derece rahatsızdır. Diğer taraftan İsrail'in bütün dünyadaki imajı son derece kötüdür ve işgalci, saldırgan ve haksız bir ülke konumundadır. Buna bir de Kudüs gibi İslam aleminin olduğu kadar Hıristiyan dünyanın da gözbebeği bir sembol şehrin oldu-bittiye getirilmesi eklenince, kızgınlıklar iyice arttı ve ortaya bu sonuç çıktı. Bizim inancımızın bize hatırlattığı başka şeyler de var. Çok iyi biliyoruz ki, mazlumun ahı yerde kalmaz. Değil ABD, bütün kainat bir araya gelse, İlahi adaletin şaşmayacağına, Allah'ın emirlerinin değişmeyeceğine iman edenlerdeniz.  
                                   
FIRSAT KAÇIRILMAMALI
         BM kararı bağlayıcı değildir ve bundan sonra yapılması gereken çok iş var. Dolayısı ile dünyanın Kudüs konusundaki bu hassasiyetini canlı tutmak ve hızlı hareket etmek gerekiyor. 128 ülkenin tamamen aynı gerekçelerle ve özellikle de biz istediğimiz için ABD'nin Kudüs kararını reddettiğini düşünür ve bundan bu argüman üzerinden planlarsak, yanılgıya düşeriz. Herkesin gerekçesini doğru okumak ve ona göre strateji geliştirmek gerekiyor. İsrail'in azgınlıklarının önüne biran önce geçmenin ve Kudüs'ün statüsünü kalıcı hale getirecek sağlam ve kararlı adımlar atmanın tam zamanıdır. Tarihi bir fırsat doğmuştur ve bu kaçırılmamalıdır.
                           
DENGELER DEĞİŞEBİLİR
           Dengeler her an değişebilir. Bazı Arap ülkelerinin çeşitli gerekçelerle, ama en çok da saltanat sahiplerinin özel hesaplarına bağlı olarak saf değiştirebileceği unutulmamalıdır. Her ne kadar BM'de tasarının kabulü yönünde oy kullanmış olsalar da, bunu istediklerinden değil, kendi halklarına anlatamama korkusundan dolayı yaptıklarını biliyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'den gelen açıklamalar bunun ispatıdır. Aynı şekilde Suudi Arabistan'ın makas değiştirerek nerelere yolculuk yapabileceği belli değildir, ama büyük bir savrulma yaşandığı muhakkaktır. Kesin olan şey, Prensler, Krallar ve Diktatörlerin kendi düzenlerini sürdürebilmek için çok şeyi feda edebilecekleridir.
                             
 

PRENSELER VE ARAP MİLLETİ
            Bunu söylerken Arap milletinin ezici çoğunluğunu elbette ayrı tutuyoruz. Özellikle son dönemlerde yapılan rezil açıklamalara bağlı olarak, Arap düşmanlığının körüklendiğinin farkındayız. Burada da dikkatle olmak lazım geliyor. Tarihte ağır şekilde ihanete uğradığımız doğrudur. Şerif Hüseyin'i hiçbir zaman unutmadık ve unutmayacağız. Bu ihaneti yapanlar bugünkü İngiliz uşağı bazı Pensler gibi, kalleşlikte ikbal ve istikbal arayanlardır.  Fahrettin Paşa için Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanın söylediği münafıklık ve alçaklıktır. Ancak, bu durum Arap dünyasının bizim için özel ve önemli olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Tarihin başka gerçekleri de var. Muhteşem direnişe Medine halkının desteğini ve Fahrettin Paşa'nın çekilme kararı karşısındaki hüznünü ve matemini de söylemek ve bir hakkı teslim etmek durumundayız.
                                           
KUŞATMA GEVŞİYOR     
         Türkiye'nin etrafındaki amansız kuşatma, değişen dünya dengeleri ve Hükümetin yanlışlarını terk edip dış politikada milli bir çizgiye gelmiş olmasıyla birlikte gevşemiş görünüyor. Kudüs kararlılığı bunun zirvesi oldu. Önemli olan bunu sürdürebilmek ve daha da ileri taşımaktır. Suriye'de DEAŞ sonrası dönemde etkili ve belirleyici olabilmek için yeni bir fırsat çıkmıştır. Fırat Kalkanı Operasyonu ve İdlip müdahalesi elimizi güçlendirmiştir. Barzani'nin Kerkük oyununun bozulmuş olması ayrı bir avantajdır. Rusya ve İran'la yakınlaşma, doğru ve sağlam temellere oturdukça bize yeni imkanlar sağlayacaktır. Bunlara paralel olarak Avrupa ülkeleriyle de buzların eriyeceği bir sürece girilmiştir. Almanya'dan gelen açıklamalar ciddi yumuşama belirtileri gösteriyor. Bunu diğer AB ülkelerinin de izlemesi sürpriz olmayacaktır.
                       
GÜCÜMÜZÜN FARKINDA OLMALIYIZ
         Türkiye her zaman güçlü ve iddialı bir ülkedir. Herkes bunun farkında, ama zaman zaman bizim içimizden unutanlar oluyor. Buna bir de yapılan akıl almaz yanlışlar eklenince, istemediğimiz sonuçlar ortaya çıkıyor. Bizim yanlışlarımız ve kayıplarımız, bize güvenenleri ve mazlumları da zor duruma düşürüyor. Gücümüzün ve imkanlarımızın farkında olur, içi boş efelenmeler ve savrulmalar yerine, kararlı ve dikkatli hareket edersek, her zaman kazanırız. Bizim kazanmamız aynı zamanda bölgenin huzuru demektir. Stratejik konumumuz, nüfusumuz, tarihimiz, coğrafyamız ve birikimlerimiz en büyük sermayemizdir. Ne ABD, ne AB, ne de bölge ülkeleri Türkiye'yi uzun süre karşılarına alma riskine katlanamazlar. Bugünkü doğru ve haklı duruşumuzu sürdürürsek, ABD'nin ve hatta İsrail'in de kısa süre sonra çark edip yanımıza geleceklerini hep birlikte göreceğiz.

Birleşmiş Milletler nerede birleşti?

KÖŞE YAZILARI / 2017-12-25 09:34:54 /ORHAN KARATAŞIN YAZISI

27 Eylül 2017 Çarşamba

1962 Küba'dan 2018 Suriye'ye caydırıcılığın kısa tarihi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ 


 Suriye'deki Rusya-Amerika restleşmesi ile uluslararası toplum, 1962'de yaşanan "Küba Füze Krizi"nden bu yana ilk kez iki süper gücün sıcak çatışmaya girebileceği bir savaş ihtimalinin endişesini yaşıyor.

Uluslararası toplum, 1962 yılının ekim ayında yaşanan "Küba Füze Krizi"nden bu yana ilk kez iki süper gücün sıcak çatışmaya girebileceği, dahası nükleer silahlara, karşılıklı güdümlü füzelere başvurabileceği bir savaş ihtimalinin endişesini yaşıyor.
Talihsizlik o ki, bugün ne ABD'nin başkanlık koltuğunda Kennedy oturuyor ne de Kremlin'e Nikita Kruşçev liderliğindekine benzer bir yönetici sınıfı hakim. Suriye'deki kriz sürecinde Batı dünyasının lider profilinin zemine yakın bir seviyede seyrediyor olması kaosu besleyen en önemli faktörlerden biri. 1962 yılında ABD'nin casus uçaklarının Küba üzerinde yaptığı uçuşlarda, Sovyetler Birliği'nin (SSCB), ABD'nin burnunun dibindeki bu ülkeye orta menzilli füzeler yerleştirdiği tespit edilmişti. Dönemin Beyaz Saray Danışmanı Henry Kissinger'ın, bu tespitte rolü olduğuna dair bir anekdot da vardır. Kissinger, Küba'da inşa edilen üslere ait hava fotoğraflarında futbol sahalarının varlığını, adada Sovyet askeri uzmanlarının bulunmasının bir delili olarak sunmuştu. Füzeler ve Sovyet üslerinin varlığının tespit edilmesinin ardından, ABD'nin Küba'ya karşı yürürlüğe koyduğu deniz ablukası 6 gün boyunca tüm dünyaya bir nükleer savaş ihtimalinin kabusunu yaşattı.
Türkiye'deki ABD füzelerinin de pazarlık masasına dahil edildiği müzakereler sonucunda, SSCB ve ABD, karşılıklı olarak Küba ve Türkiye'deki füzelerini sökerek savaş tehlikesini bertaraf ettiler. Kısa vadede Kennedy ve ABD'nin zaferi olarak görülen süreç, orta vadede SSCB'nin yoğun bir nükleer silahlanma programını yürürlüğe koyarak, 1970'lerde geliştirdiği kıtalararası balistik füzelerle, nükleer silahlanmada ABD ile dehşet dengesini tesis etmesine yol açtı. Nükleer caydırıcılık üzerine kurulan bu denge, 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla tek taraflı olarak bozuldu. Bugünlerde ise Ukrayna'nın doğusundaki Donbas bölgesinden başlayıp, Kırım Yarımadası ile Karadeniz'i kat eden ve Suriye'ye kadar inen yeni bir "Berlin Duvarı"mız var. Bu duvarın inşası ise mart ayının ilk günlerinden itibaren yaşanan gelişmelerle ivme kazandı. ABD ve Rusya'nın caydırıcılık arayışı, Fransa ve İngiltere'nin benimsedikleri yeni rollere değer katma çabası ile birleşince ortaya geçmiştekinden daha kalabalık ve karmaşık bir denklem çıktı.


Skripal krizi ve yaptırımlar

Uluslararası toplum yalnızca bir ay gibi kısa bir sürede "Yeni bir Soğuk Savaş mı başlıyor?" sorusundan, "3. Dünya Savaşı mı başlıyor?" sorusuna geçiş yaptı. Sürecin başrolünde ise bu defa nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip füzeler değil, kimyasal silahlar var. Türkiye'nin Astana ve Soçi süreçlerine paralel olarak Afrin'de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı ile Suriye'de iç savaşın sona erdirilmesi ve barışın sağlanması yönünde mesafe kat edilirken, 4 Mart tarihinde İngiltere'nin başkenti Londra yakınlarındaki Salisbury'de belki de tarihin akışını değiştiren gelişme yaşandı. Rusya askeri istihbarat servisinde görevliyken, İngiltere istihbarat servisi MI6'ya bilgi aktardığı için 2006 yılında hapis cezasına çarptırılan ve 2010 yılında Viyana'daki casus takası ile İngiltere'ye gönderilen Sergey Skripal, kızı ile beraber Salisbury'nin merkezindeki bir bankta bilinçlerini yitirmiş halde bulundular. 6 Mart tarihinde baba ve kızın kimyasal silah saldırısına maruz kaldıkları belirlendi. İzi sürülen kimyasal silahın yalnızca Rus ordusunun envanterinde bulunan Noviçok olduğu iddia edildi. İngiltere'nin Rusya'dan talep ettiği açıklama gelmeyince, mesele kısa sürede uluslararası bir krize dönüştü. AB ve NATO ülkeleri, İngiltere'nin yanında saf tutarken karşılıklı olarak yüzlerce diplomat sınır dışı edildi, St. Petersburg ve Seattle'daki konsolosluklar kapatıldı. Bu krize, Rusya'nın 2016'daki ABD başkanlık seçimine müdahalesini de ekleyen Washington yönetimi, Rusya Devlet Başkanı Putin'in yakın çevresini hedef alan yaptırımlarına yenilerini kattı.
Uluslararası kamuoyunu "Yeni bir Soğuk Savaş mı başladı?" sorusuna yanıt aramaya sevk eden bu gelişmenin dumanı henüz tüterken, 4 Nisan'da Ankara'da düzenlenen üçlü zirve, en azından Suriye'deki kaosun sona ereceği yönündeki ümitleri artırdı. Ancak Avrupa basınının Türkiye-Rusya-İran üçlü zirvesine yönelik yorumları, yaklaşan kara bulutların habercisiydi. Alman Der Spiegel'in zirve için "Ürkütücü İttifak" başlığını atması, Suriye'de Türkiye ve Rusya'ya kaptırılan inisiyatifin batılı başkentlerde meydana getirdiği tedirginliğin yansımasıydı. Aynı günlerde uluslararası kamuoyu bir yandan da ABD Başkanı Trump'ın Ohio'daki mitingde, "ABD askerlerinin Suriye'den çekileceği" yönünde verdiği mesajın ne kadar gerçek olduğunu anlamaya çalışıyordu. Nitekim, Trump başkanlığının ilk günlerinden bu yana olduğu gibi, Pentagon ve CIA bürokrasisinin kuşatması altında bu açıklamasından da kısa sürede çark etmek zorunda kaldı. ABD Dışişleri Bakanlığı önce "bu plandan haberimiz yok" dedi, ardından Amerikan askerlerinin "bir süre daha" Suriye'de kalacağı hatta daha fazla Amerikan askerinin bu ülkeye gönderilebileceği açıklaması yapıldı.

Trump-Macron-May-Netenyahu ittifakı

7 Nisan'da ise Salisbury'de Sergey ve Yulia Skripal'i hedef alan kimyasal silah saldırısından yaklaşık bir bir ay kadar sonra, bu kez Suriye'nin başkenti Şam yakınındaki Doğu Guta'da Esad rejminin yürüttüğü operasyondan bir kimyasal silah saldırısı haberi geldi. Doğu Guta'da muhaliflerin son dayanak noktalarından biri olan Duma'da helikopterden atıldığı ve kimyasal silah içerdiği iddia edilen varil bombası sığınaklardaki 70'ten fazla sivilin ölümüne yol açtı. Bu Esad rejiminin kimyasal silah kullandığı ilk vaka değildi.
Esed ve yandaşları halihazırda 2011 yılından bu yana 200'den fazla kimyasal silah ile saldırı vakasından sorumlu tutulmaktaydı. Bundan tam bir yıl önce düzenledikleri bir kimyasal silah saldırısı ise ABD'nin Akdeniz'deki filosundan fırlatılan 59 güdümlü füze ile cezalandırılmıştı. ABD ordusu, 7 Nisan 2017'de kimyasal silah saldırılarında kullanılan mühimmat ve uçaklara ev sahipliği yapan Şaryat Hava Üssü'nü hedef almıştı. Duma'da kimyasal silah kullanılan yeni bir saldırı düzenlendiği haberi ile beklendiği şekilde ilk harekete geçen ülke ABD oldu. Ancak geçen yıldan farklı olarak uluslararası arenada söz sahibi olmak için her fırsatı değerlendiren Fransa Cumhurbaşkanı Macron'u yanına almış olarak. Münbiç'te ve Fırat'ın doğusunda PKK/PYD'nin partneri olarak sahneye çıkan, Türkiye ile terör örgütü arasında arabuluculuk öneren Fransa, Esed'in askeri yollarla cezalandırılması konusunda ABD'nin yanında yer alan ilk ülke oldu. Irak'ın işgali sırasında George W. Bush-Tony Blair, Libya'da Kaddafi rejiminin devrilmesi sırasında Barack Obama-Nicolas Sarkozy ikililerinin sahne almasına şahit olan uluslararası toplum, bu defa yeni bir çatışmanın arifesinde Trump-Macron ikilisinin yükselişine şahitlik ediyor. Bu ikiliye kısa sürede, topraklarında kimyasal silah kullanılan bir suikast gerçekleştirildiği gerekçesiyle, Kremlin yönetimi ile köprüleri atan İngiltere'nin Başbakanı May ve Suriye üzerinden İran'ın nükleer programını nihai hedef olarak belirlenmiş olan İsrail de katıldı. Dahası İsrail, durumdan vazife çıkartarak, 8 Nisan Pazar gecesi Suriye'ye saldırı konusunda elini çabuk tuttu. 7 İran Devrim Muhafızının öldürüldüğü hava saldırısı Humus yakınındaki Tayfur-4 Üssü'ne düzenlenirken, İsrail'in geçmiştekiler gibi resmi olarak üstlenmediği bu operasyon, Rusya'nın Esed rejimine sağladığı askeri garantilerin bir kez daha sorgulanmasına yol açtı.
Humus üzerindeki füze düellosunu ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki tasarılar düellosu takip etti. ABD ve Rusya'nın sundukları karşılıklı tasarılar alışılageldiği üzere veto engeline takılırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir kez daha mevcut yapısıyla uluslararası krizleri önlemede yetersiz olduğunu ortaya koymuş oldu. Keza ABD'nin Birleşmiş Milletler Temsilcisi Nikki Haley, henüz müzakerelerin başında, konseyden istedikleri gibi bir sonuç çıkmaması halinde Esed rejimine karşı gerekenin yapılacağını söylüyordu. New York'taki toplantının bürokratik bir mecburiyeti yerine getirmekten ibaret olduğu böylece ilan edilmiş, askeri müdahalenin tek seçenek olduğu ortaya konmuştu. ABD-Fransa-İngiltere ortak askeri müdahalesinin kaçınılmazlığı netleşirken, Rusya, hava ve deniz gücünü, Doğu Akdeniz'den, Kafkaslar'a, Karadeniz'den Baltık Denizi'ne kadar geniş bir alanda savaş durumuna geçirdi. Kremlin yönetimi "Suriye'ye yönelik bir saldırının ciddi sonuçları olacağı" yönündeki tehditlerini askeri hamlelerle desteklerken, bir yıl önce olduğu gibi Esed rejiminin hava üslerinin vurulması üzerinden pazarlık yürüttüğü ve bir uzlaşma sağlamaya çalıştığını değerlendirmek mümkün. Ancak ne ABD ne de Fransa'nın bununla yetinmesi mümkün görünmüyor.


Macron fırsatçılığı

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Suriye'de yapacağı bir hamle ile ülkesinin profilini yükseltmeye, Merkel'in Almanya'da azalan kamuoyu desteği ile Avrupa Birliği'nde yitirdiği lider rolünü devralmaya kararlı görünüyor. Macron'un Münbiç ya da Duma üzerinden kovaladığı fırsatçılık, ABD'nin Suriye'deki dengeleri kendi lehine tesis etmesi için de bir kapı açıyor. Aslında ABD ordusu Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM bu kapıyı yaklaşık iki ay önce Esed rejimi Doğu Guta'ya kapsamlı bir saldırı başlatmadan önce zorlamıştı. CENTCOM komutanları, Doğu Guta'ya yönelen Esed'in elindeki son seçkin zırhlı birlikleri ve piyade gücünü vurmayı amaçlayan bir öneride bulunmuş ancak bu teklif Beyaz Saray'dan kabul görmemişti. CENTCOM, bu operasyona izin verilmesi halinde hem başkent Şam üzerinde baskı kuran muhalifleri kurtarmayı hem de Esed rejminin gelecek adımlarında güneydeki Dera ile doğudaki Deyr ez Zor'a yönelecek son nitelikli askeri güçlerini ortadan kaldırmayı planlıyordu.
Benzer bir plan Libya'daki iç savaş sırasında yürürlüğe konmuş, Muammer Kaddafi'nin Bingazi'deki muhaliflerin üzerine gönderdiği zırhlı birlikler Fransız-Amerikan ortak operasyonuyla yok edildikten sonra çatışmaların seyri, Kaddafi için telafi edilemeyecek şekilde değişmişti. Bu planı Esed'in ordusunun son insan ve silah kaynağına karşı da uygulamayı isteyen ABD ve Fransa Dera, Deyr ez Zor ve Fırat'ın doğusundaki askerlerini güvence altına almayı, sahada Esed'i devirecek bir muhalif güç kalmasa bile en azından bölünmüş bir Suriye'de dengeyi tesis etmeyi hedefliyor. Şimdi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki veto savaşının ardından elimizde hala cevabını arayan sorular var.
ABD-Fransa-İngiltere üçlüsünün kaçınılmaz olarak görülen saldırısının şiddeti ne olacak? Rusya ve hatta İran bu saldırıya yanıt verecek mi? Rusya'nın vereceği yanıt, 3. Dünya Savaşı'nı tetikleyecek boyutta olabilir mi? ABD-Fransa ve İngiltere'nin, Rusya ve müttefiki Esed'in kimyasal silah kullanımına karşı inşa ettikleri bu ittifakın yakın gelecekte başka hedefleri olacak mı, kendilerine ait başka ajandaları var mı? Fransa'yı ve Cumhurbaşkanı Macron'u küresel bir askeri güç ve Avrupa Birliği'nin yeni lideri olarak parlatmaya hizmet edecek bu askeri müdahale, Macron'a beklediği kazancı temin edecek mi yoksa Tony Blair gibi Irak'ın işgaline bahane olarak gösterilen ama var olmadığı ispatlanan kimyasal silah stokları vakasında olduğu gibi siyasi kariyerinin sonunu mu getirecek? İsrail bu kaostan faydalanarak ortamı İran'ı vurmak için bir fırsat olarak değerlendirecek mi? Bugün tam göbeğinde bulunduğumuz Suriye'deki son kriz, 1962'deki Küba füze krizi ile mukayese edildiğinde çok daha karmaşık soruları ve aktörleri bünyesinde barındırıyor. Ancak her iki krizin bir tek ortak noktası var, hem süper güçler hem de bölgesel güçler, 'Soğuk Savaş'ın bitimiyle oluşan boşlukta, kaynağını gerek nükleer, gerek konvansiyonel caydırıcılıktan alan yeni bir denge arayışında. Bu arayışın bedelini ise Suriye halkı, ülkeleri bir "no man's land"e dönüşene kadar ödeyecek gibi görünüyor.
¹ No man's land: 1. Dünya Savaşı terminolojisi ile iki düşman ordu arasındaki cephe hattında tarafların saldırıya maruz kalma korkusuyla girmedikleri ve sahipsiz bıraktıkları alan.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html