BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
İsrail Meclisi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İsrail Meclisi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

20 Temmuz 2018 Cuma

'Yahudi ulus devlet yasası, etnik temizliğe hazırlık adımı'

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına "etnik temizliğe hazırlık adımı" ifadesiyle tepki gösterdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasını, "etnik temizliğe hazırlık adımı" şeklinde değerlendirdi.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
FKÖ ve Hamas 'Yahudi ulus devlet' yasasını kınadı
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor
Dışişleri Bakanlığı: Yahudi Ulus Devleti yasası Filistinlilerin haklarını hiçe sayıyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat'ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs'ün de dahil olduğu Batı Şeria'yı İsrail'e ilhak etmek ve Gazze'de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, "Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM'nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?" ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.

"Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasa tasarısı
İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.

Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:

"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Yahudi ulus devlet yasası hakkında, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, onaylanan Yahudi ulus devlet yasasına ilişkin, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." ifadesini kullandı.
Fuat Oktay
Twitter
 Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrail Parlamentosu, "Yahudi Ulus Devlet Yasası" adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir.
Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da paylaşımda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Oktay, "Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrailParlamentosu, 'Yahudi Ulus Devlet Yasası' adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İsrail'in 'Yahudi ulus devleti' kanununu kınıyoruz



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "İsrail Parlamentosunda kabul edilen 'Yahudi ulus devleti' kanununu en sert biçimde kınıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AA muhabirine, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail Parlamentosunda kabul edilen "Yahudi ulus devleti" kanununu en sert biçimde kınadıklarını vurgulayan Kalın, "Filistin halkını kendi anavatanlarından yalnızca fiziksel olarak değil, yasal olarak da silme çabasını ifade eden bu ırkçı adımın kabul edilmesi kesinlikle mümkün değildir." ifadesini kullandı.

Uluslararası topluma çağrı

Kalın, açıklamasında şunları kaydetti:
"İlk kıblemiz olan Kudüs'ün başkent olarak ilan edilmesi ve Filistinlileri sistematik biçimde yerlerinden etmek için yeni yerleşimlerin kurulması kararlarını tanımıyor ve İsrail hükümetinin bir apartheid devleti kurma çabalarını reddediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti olarak dost ve kardeş Filistin halkının uluslararası hukuktan doğan haklarını koruma noktasındaki kararlılığımızı tekrar ifade ediyor, uluslararası toplumu tüm dünyanın gözlerinin önünde yaşanan bu adaletsizliğe tepki vermeye çağırıyoruz."

Gazze sınırındaki gösterilerde 142 Filistinli şehit oldu

Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinli şehit oldu, 16 bin 496 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinlinin şehit olduğu, 16 bin 496 kişinin yaralandığı bildirildi.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, sınırda 30 Mart'tan bu yana yapılan gösterilerde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18'i çocuk, 2'si kadın, 2'si sağlık personeli, 2'si basın mensubu olmak üzere 142 Filistinlinin şehit olduğunu belirtti.
Kudra, gösterilerde 4 bin 190'ı gerçek mermi, 529'u plastik mermi, 7 bin 421'i gazdan etkilenme, 4 bin 356'sı şarapnel ve muhtelif şekillerde 16 bin 496 kişinin yaralandığını ifade etti.
Yaralılardan 3 bin 126'sının çocuk, bin 362'sinin kadın olduğunu aktaran Kudra, göstericilerden 391'inin ağır, 3 bin 992'sinin orta, 12 bin 113'ünün hafif yaralandığını kaydetti.
Kudra, yaralılar arasında ampütasyon vakalarının da bulunduğunu, 60 kişinin vücudunun alt bölgesinden, 1 kişinin üst bölgesinden organ ya da uzvunun alındığını, 7 kişinin de parmaklarının kesildiğini ifade etti.
Sözcü ayrıca bölgede görev yapan 58 ambulansın zarar gördüğünü belirtti.
Filistinliler, Toprak Günü'nün 42. yılı nedeniyle 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.
İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

Ürdün'de 'Yahudi ulus devlet' yasasına tepki

Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Basın İşleri Devlet Bakanı ve Hükümet sözcüsü Cumana Ganimat, Ürdün haber ajansı PETRA'da yer alan yazılı açıklamasında, "Yahudi ulus devlet" yasasının İsrail ve işgal edilmiş bölgelerdeki ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini ifade etti.
Yasanın bölgedeki adil ve kapsamlı barış seçeneğini güçleştirdiğini belirten Ganimat, yasanın daha fazla şiddet ve aşırılığa yol açacağını, Filistin halkının kendi ülkelerindeki kültürel, insani, tarihi varlığını hedefleyeceğini kaydetti.
Uluslararası topluma yasal, siyasi ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme ve söz konusu yasaya karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganimat, Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazmin haklarının uluslararası hukuka göre üzerinde değişiklik yapılamaz haklar olduğunu vurguladı.
Ganimat, Filistin-İsrail sorununun tek çözüm yolunun iki devletli çözüm olduğunu aktardı.
Muhalefetin karşı çıktığı yasa tasarısına ilişkin oylama dün sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasası



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Yasada, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" ifadesine yer verilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor

İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.
İsrail'in Filistinli vatandaşlarını temsil eden Yüksek Arap Takip Komitesi (YATK) bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu ve İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.

İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi


Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'

YATK bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu Başkanı ve 1948 Filistin İslami Hareketi Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal el-Hatib AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi ulus devlet yasa tasarısının onaylanmasını tehlikeli bir adım olarak değerlendirerek, İsrail vatandaşı Filistinliler üzerinde olumsuz etkileri olacağını söyledi.
İktidardaki aşırı sağcı koalisyon hükümetinin İsrail vatandaşı Filistinlilerin hedef alınması için tüm imkanları seferber ettiğini, şimdi de kanunen hedef alınmasını sağladığına dikkati çeken Şeyh Hatib, “Bu kanun, İsrail toplumunda var olan din ve inanç çatışmasının teyit etmiş oldu. İsrail politikaları zaten daima ‘Yahudi devleti’ esası üzerine işliyordu. İşte bugün bu tasarının kanunlaşması da bu muameleyi hukuki boyuta bürümüştür.” dedi.
Şeyh Hatib, artık İsrail vatandaşı Filistinlilerin bu kanun çerçevesinde daha fazla ötekileştirilme ve hedef alınma dairesine alınacağına vurgu yaparak, “Dolayısıyla bu kanun çok tehlikelidir ve Filistinli vatandaşlar üzerinde çok geniş bir şekilde olumsuz etkileri olacaktır.” ifadelerini kullandı.

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Eski İsrail’in ölümü ya da Yahudi Ulus Devlet Yasası

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Şu ana kadar bir anayasal metne sahip olmayan İsrail'de kabul edilen Yahudi Ulus Devlet Kanununun temel hedefi, devletin politik ve toplumsal karakterini belirlemek, yani Yahudileştirmek.
14 Mayıs 1948’de devletin ilk başbakanı olan David Ben Gurion beraberindeki 25 kişiyle birlikte Tel Aviv Müzesi’nde İsrail’in Bağımsızlık Bildirgesi’ni dünya kamuoyuna ilan etmişti. Bu belge İsrail’in modern bir devlet olarak kuruluşunu haber verirken aynı zamanda İsrail’de politik kültürün, devlet formasyonunun ve yönetici elitlerin (siyasal, askeri ve bürokratik) Araplarla ilişkilerinin nasıl olacağını ve işleyeceğini kuruyor ve kurumsallaştırıyordu. İsrail’in politik sistemi ve devlet yapısı seküler, orta-sınıf ve iyi eğitimli Aşkenazi, yani Avrupalı Yahudilerin entelektüel ve pratik katkılarıyla şekilleniyordu.
Bu elitlerin devlete, siyasete ve topluma yaklaşımları tam bir birlik içinde görünmese de değerler ve hedefler konusunda benzeşiyordu. Bağımsız Bildirgesi’nde dinsel ve etnik referanslardan kaçınılmış, vatandaşlık din, etnisite ve cinsiyet ayrımına tabi tutulmadan eşitlik ilkesi etrafında kurgulanmıştı. Kısacası bu kurucu elit seküler, kültürel Yahudiliği önemseyen, doğal sınırlarına sıkışmış, demokratik kurumlarında Arapların temsilini de önceleyen bir İsrail zihniyetine sahipti. Arap toplumuyla ilişkilerde uzun süren bir dişe diş mücadelenin olmasını arzu etmiyorlardı. Bu kurucu elitin ekseriyeti sol-liberal bir politik kültüre sahipti ve Avrupa’da Yahudilerin maruz kaldığı kurumsal dışlanma, kıyım, sürgün ve baskı gibi, devlet aygıtının azınlık toplumlarına, özellikle Yahudilere uyguladığı yıldırıcı politikalara İsrail’de Arapların maruz kalmasını istemiyordu.
Kurucu elitin entelektüel uğraş ve politik faaliyetlerinde sürekli kendisine sorduğu ve kamusal tartışmalarda dile getirdiği önemli bir konu vardı: Tarihi Filistin topraklarındaki genel ve kalabalık Arap nüfusla nasıl baş edeceklerdi? Bir yandan İsrail devletini kurarak kitlesel göçlerle gelen (Aliya) Yahudi nüfusunun uluslaştırılması ve ulus-devlete aidiyetinin sağlanması gerekiyordu, öte yandan Siyonist fikirlerin yükselişe geçmesi ve yaygınlık kazanmasıyla Filistin’in Arap nüfusunun milliyetçilik ve dindarlıkla harmanlanan kimlik biçimlenmeleri de bir yandan mayalanıyordu. Filistinliler liderden ve birleştirici bir kurumsal çatıdan yoksun olmalarına rağmen önemli başarılar elde ediyordu. Bu toplumsal ve ideolojik gerginliklerin ortasında, savaşlar ve insanlık dramlarının en somut örneklerinden biri olan Filistinli Arapların kitlesel sürgünlerine rağmen, İsrail’de hatırı sayılır bir Arap nüfus varlığını sürdürmeye devam ediyordu. İsrailli kurucu liderler, özellikle askeri elitler, Araplar arasında bir ayrıma gitmenin nüfusu yönetmek açısından işler bir strateji olacağını düşündüler: Arapları “iyi Arap” ve “kötü Arap” olarak kurumsal ve bürokratik araçlarla kategorize etmek. “İyi Araplar”ı Dürziler, Bedeviler, Çerkesler teşkil ederken, “kötü Araplar” ise Filistin’de anılan bu nüfusun haricindeki sosyal gruplardı. “Kötü Araplar”, “iyi Araplar” eliyle manipüle edilmeli veya devletin güvenlik aygıtları eliyle ya kontrol edilmeli ya da sürgüne zorlanmalıydı.
İsrail’de kalan Arap nüfusun yaşadığı coğrafyada, İsrail’in Yahudi vatandaşları için uyguladığı sivil yönetimin yerine askeri idarenin 1980’lere kadar devam ettiğini bu açıdan vurgulamak yerinde olacak. Filistinli Arap nüfusu üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu askeri idare Filistinlilerin milliyetçi duygularını kabartırken, İsrail bir devlet örgütlenmesi olarak vatandaşı olan Arap nüfusuyla ilişkisini sivil kültür düzleminde derinleştiremiyor, demokratik kurumlar Arap nüfusa doğru genişleyemiyordu.
Yukarıda bahsedilen tarihsel arka planı beslemek adına, kurucu liderlerden günümüzdeki politik kültüre uzanan skalada Araplara yaklaşımın lider ve elit düzeyinde nasıl evrildiğini kısaca anlatmak isabetli olabilir. Sol ve devletçi politik hattın liderlerinden ilk başbakan David BenGurion’un başbakanlığı süresince Arap diline olan kayıtsızlığını hiçbir Arap yerleşimini veya köyünü ziyaret etmemesini, buna karşın Yahudilerin yüksek doğum hızını temin için kamusal kaynakların aktarımını önemsediğini biliyoruz. Kısacası Haim Weizmann, Berl Katznelson gibi kurucu elitlerin bir kısmı Arapları önemser ve onlarla işbirliğini İsrail toplumunun inşasında pozitif bir etki olarak görürken, Ben Gurion gibi sol-devletçi elitler ise demokrat ve eşitlikçi ilkeler ve idealler yerine sol-Siyonist ideallerle hem toplumu hem de kültürü tek tipleştirmeye çalışıyorlardı. Ben Gurion Araplara karşı soğuktu ama hasım bir tutum içerisinde olduğunu söylemek de zor.
Sağ kanatta duran milliyetçi ve serbest piyasa yanlısı politik hattın kurucu figürlerinden Zeev Jabotinsky ise Yahudi halkının tarihi Filistin topraklarında İsrail’i bir Yahudi devleti olarak kurmak için üç ahlaki testi geçerek varlığını meşrulaştırabileceğini düşünüyordu. Jabotinsky için öncelikle Yahudiler topraksız/vatansız bir halktı. İkinci olarak, Yahudi devletinin kurulması, kendi devletleri olmayanlardan (yani Filistinlilerden) toprakları alınırken onların haklarının geride kalmaması gerekiyordu. Üçüncü olarak, İsrail topraklarında bir ulus olarak Yahudi halkının talepleri Yahudilerin tarihi haklarına yaslanmaktadır. Tüm bu ahlaki ilkeleri İsrail’de, daha doğrusu tarihi Filistin topraklarında Yahudi devletinin kuruluşunu meşrulaştırmak için argüman haline getiren Jabotinsky meşhur The Iron Wall (Demirden Duvar, 1923) adlı eserinde, Filistin’den Arap nüfusun tamamını çıkarmanın mümkün olmayacağını söylüyor, iki uluslu ve Yahudilerin çoğunlukta olacağı bir Yahudi devleti olarak İsrail’i tahayyül ediyordu.


Kısaca Jabotinsky ve Ben Gurion’un devlete ve siyasete bakışları birbirinden ayrışıyordu. Ben Gurion soğuk bir gerçekçi politikanın peşinden koşan, devletçilik (Mamlahtiyut) ideolojisine sıkı sıkıya bağlı, yeni kurulan ülkede çalışan sınıfı Siyonist konsepte uygun şekilde uluslaştırmaya odaklanan politik bir planı takip ediyordu. Jabotinsky ise sağ ve milliyetçi bir politik kampı temsil etmesine rağmen, yazılarında ve konuşmalarında İsrail’de Arap nüfusun iktisadi ve kültürel gelişimine Yahudi politik araçlarının, özellikle devletin desteğini vurguluyordu. Jabotinsky Ben Gurion’un tersine sivil eşitlikten, dillerin eşit ve resmi statüsünden, kültürel otonomiden, toprakların bölünmesinden bahsediyordu.
Sol ve devletçi (Mamlahtiyut) ve sağ ve serbest piyasacı (Leumi Liberali) ideolojik hatlar, İsrail’de gün geçtikçe toplum düzeyinde etkisini kaybediyor; yani merkez siyaset İsrail’de sönümleniyor. İşte tam bu noktada yükselişe geçen üçüncü önemli politik hattı açabiliriz. Dini referansları, Yahudi dini metinlerini (Halaha, Mişpet İvri) sürekli vurgulayan ve söylem repertuarının esaslı meşrulaştırıcı parçası haline getiren, mesiyanik beklentileri politikleştiren, toplumsal tabanını ise öncelikle Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te öbeklenen yerleşimcilerden alan, Likud ve HaBayt HaYehudi partilerinde politik olarak kurumsallaşan konfederal bir ideolojik hattan bahsediyoruz. Burada öne çıkan kurucu lider figürü ise İsrail’in ilk hahambaşı olan (HaRavi HaRaşi) Rav (Haham) Avraham İzak Yosef Kohen Kook’un oğlu Rav Zvi Yehuda Kook’tan başkası değildi. Rav (Haham) Yehuda Kook’un babası İsrail’in dini yerleşiklerinin kurucularındandı ve babasından devraldığı sosyal sermaye ve ilişkiler ağı, onun söylemlerinin kolayca ve hızla dolaşıma girmesini ve yayılmasını sağladı. Peki, Rav Yehuda Kook’un politik duruşu ve söylemleri nelerdi? 1967 Savaşı sonrası İsrail inanılması güç bir başarı sağladı: Batı Şeria’yı Ürdün’den, Sina yarımadasını ve Gazze’yi Mısır’dan, Golan tepelerini Suriye’den aldı. 1967 Savaşı’ndaki askeri zaferin kurgu, strateji ve planlaması seküler-elitlerin elinde olsa da (İsrail İşçi Partisi/ MAPAI ve İsrail Savunma Kuvvetleri/IDF), bu zafer ve coşku özellikle mesiyanik beklenti içinde olan dini-Siyonistleri (Siyonut Datit) derinden etkiliyordu. Kadim İsrail’in topraklarının modern İsrail’de olmasını, dini-Siyonist önderler takipçilerine mesiyanik çağın başladığını doğrulayan gelişmeler olarak anlatıyordu. İşte tam da bu anda Rav Yehuda Kook, takipçilerine “Yehuda ve Şomron (Yahudiye ve-Samariya) üzerindeki her taşın üzerine yerleşin!” diye sesleniyordu. Bu motivasyon, sosyal örgütlenme olarak yerleşimci hareketini (Tınuat Hityeşvut) doğuruyor ve bundan türeyen irili ufaklı bir çok yan örgütlenmede ortaya çıkıyordu. Bunların en bilineni Guş Emunim (İman Cephesi) idi. Bu heyecan ve gurur hali toplumsal bir motivasyona dönüşürken politik parti olarak kendini göstermesi de şaşırtıcı olmayacaktı. İlk evrelerinde yerleşimci hareket Agudat Yisrael’den taraftar çekerken, bu partinin solcu Rabin hükümetine girmesiyle Rav Yehuda Kook oldukça radikal, hatta terör eylemlerini destekleyen Rav Meir David Kahane’nin partisi KAH’ı destekleyen mektuplar yazıyordu. Kısacası yerleşimci hareket tavizsiz, sert ve uzlaşmaya kapalı bir politik kültürü benimsemeye başlamıştı. Bunun bir örneği olarak Rav Yehuda Kook İsrail politik liderlerine sürekli mektuplar yazıyor, işgal edilmiş topraklardan (Batı Şeria, Golan, Gazze) İsrail güçlerinin çıkmasını büyük günah olarak niteliyor, İsrail milletinin nefretini kazanacaklarını ve lanetleneceklerini ifade ediyordu. Başlarda çevrede yer alan, radikal ve tavizsiz bir dini-milliyetçi hareket olarak görünen yerleşimci hareket, 1990’ların sonu itibariyle merkez siyasetle oldukça yakın ilişkiler kurmaya başladı; daha doğrusu yerleşimci hareket merkez siyaseti de işgal etmeyi kafasına koymuştu. Yerleşimci hareketin diğer dini örgütlerden farkı, milliyetçi duygularının hayli yüksek olmasıydı. Çocuklarını İsrail’in seküler kurumlarında aktif rol almaya teşvik ediyorlardı. Yerleşimci gençler özellikle orduda daha fazla rol almaya başladılar. Ultra-Ortodoksların devlete, ulusal sembollere ve kurumlara karşı şüpheli ve uzak tavırları, İsrail merkez sağında yerleşimci harekete karşı öncelikle sempatiye ve daha sonra aktif desteğe dönüştü.
2000’lerde yerleşimci hareket Ariel, Betar Iliit, Maale Adumim ve Modiin Illit gibi yerleşim merkezlerinde toplumsal örgütler, eğitim kurumları, ticaret merkezleri ve toplumsal aktivizm ağları kurdu. İşgal edilmiş topraklardaki yerleşimci nüfus 800 bini aşıyor. İsrail sağ partilerinin önemli bir oy deposu olarak düşünüldüğünde, bu bölgelere dönük menfi bir politika izleyecek bir sağ parti, İsrail politik aritmetiği göz önüne alındığından imkansız görünüyor. Kısaca, yerleşimci hareket İsrail sağını işgal etmişe benziyor.

İsrail’de yeni-sağ ittifak

19 Temmuz’da İsrail’in yasama meclisi Knesset’de kamuoyunun yakından bildiği adıyla Yahudi Ulus Devlet Kanunu 62 lehte, 55 aleyhte, 2 çekimser oyla kabul edildi. Bu kanun metninin tam ismi ise “Temel Kanun: İsrail Yahudi Milletinin Ulus Devleti”. İsminden de anlaşılacağı üzere kanunun temel hedefi, İsrail devletinin politik ve toplumsal karakterini belirlemek, yani Yahudileştirmek olarak öne çıkıyor.
Bu kanun İsrail hukuksal düzeni içinde oldukça önemli bir konuma sahip olacak. Ona “kanunların kanunu” desek abartmış olmayız, çünkü İsrail bir anayasal metne sahip olmayan ülkelerden. Bu nedenle İsrail’de devletin geniş toplumla, özellikle vatandaşlarıyla kuracağı ilişkilerde, alt hukuki düzenlemelerde ve idari işlemlerde bu kanun referans metin olacak ve her düzenleme bu metine uygun olacak. İsrail sınırları içinde yaşayan 2 milyona yakın Arabı doğrudan etkileyecek bir metinden bahsediyoruz. İsrail’de yaşayan Arapların hukuki statüleri devlet düzeyinde üç gruba ayrılıyor: İsrail’in Filistinli vatandaşları, Kudüs’ün Filistinli sakinleri ve Golan tepelerinde yaşayan Suriyeli yerleşikler.


Bu kanunun temel olarak getirdiği düzenlemeler şunlar: İsrail devleti Yahudi halkının ulus-devletidir; İsrail devletinde kendi kaderini tayin etme hakkı ulusal düzeyde Geri Dönüş Kanunu’na uygun olarak sadece Yahudilere mahsus kılınmıştır; İbranice devletin resmin dilidir, lakin Arapça resmi dil statüsünü kaybederek ayrı bir kanunla düzenlenmek üzere özel statüye sahip olmuştur; devlet Yahudi yerleşimlerini teşvik, destek ve kurmakla yükümlüdür; ulusal marş Hatikva’dır; bayrak İsrail bayrağıdır; Bağımsızlık Günü (Yom Hatzmaut) milli bayramdır; İbrani takvimi devletin resmi takvimidir; Şabat ve dini tatiller resmi Yahudi tatilleridir; devlet Yahudi diasporası ile ilişkilerini güçlendirecektir.
Kanun metnine daha yakından bakıldığında, kurucu ve engelleyici bir ruhunun olduğunu söylenebilir. Şöyle ki egemenliği İsrail devletinin vatandaşlarına değil, hatta İsrail’de yaşayan Yahudilere değil, sadece Yahudi halkına vermesi, İsrail’de vatandaş olmayı anlamsızlaştırıyor. Devlete mensubiyeti etnik ve dini bir aidiyetle, yani dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan Yahudilikle eş değer görmesi, devletin karakterinin etnokrasiye ve aşiretçiliğe doğru evrildiğini gösteriyor.
Bu kanuna bakarak İsrail’de “vatandaş kimdir” sorusunun cevabı, Arap nüfusa herhangi bir referans vermeden ve onları meşru toplumsal ve siyasal bir topluluk olarak tanımamaktan geçiyor. Kısacası bu metinle, devletin vatandaşlarıyla kurduğu ilişkide önemli iki unsur olan eşitlik ve demokratiklik kenara itiliyor.
Devletin sembolleri, tatilleri, takvimleri, ulusal marşı gibi ulusun ortak değerleri, tarihi hafızasını ve dayanışmasını güçlendirmesi gereken araçlar olmaktan çıkıyor; devlet düzeyinde İsrail vatandaşı Arapların toplumun geri kalanıyla arasındaki psikolojik bağı güçlendirecek bir argüman görünmüyor.
Kanunun diğer önemli bir mekaniği, çoğunluk (Yahudiler) ve azınlık (Araplar) ilişkilerinde hukuksal güvencenin ortadan kalkması. Sürekli bir biçimde Yahudilik ve ona ait tarihsel, kültürel, dini motif ve sembollere vurgu ve hukuki güvence, azınlığın vatandaşlık statüsünün anlamsızlaştırıldığını, içinin boşaltıldığını, dışlandığını gösteriyor. Yerleşimlerin devlet eliyle desteklenmesi ve ulusal bir değer olarak kabulü ise (yukarıda tarihsel, ideolojik ve siyasal arka planını verdiğimiz) İsrail’in politik dönüşümüyle doğrudan bağlantılı. Bundan sonra, işgal edilmiş alanlardaki arazilerin ve kaynakların dağıtımının ulus temelli bir ekseni esas alacağını beklemek sürpriz olmayacak.
Yahudi diasporasını rahatsız eden, İsrail’in kendisini diaspora içinde Yahudilerin kültürel, tarihsel ve dinsel miraslarını korumak için faaliyet gösterecek aktör olarak konumlandırıyor olması. İsrail Yüksek Mahkemesi, İsrail ve diaspora arasındaki tartışmalara ve gerginliklere sebep olan meselelere aktif olarak müdahil olacağa benziyor. Bunlar ise din değiştirme, evlilik, Ağlama Duvarı’nda reformist grupların ibadet etmesi gibi konular. Yahudi diasporası ise bu tutumu kendilerinin dinsel çoğulculuğuna, özerk kurumlarına ve farklı dinsel anlayışlarına karşı baltalayıcı ve tek-tipleştirici bir düzenleme olarak görüyor.

Yeni-İsrail: Sert-şovenist, dışlayıcı ve tribalist

İsrail’de bu kanuna karşı Likud Partisi içinden bile sert eleştiriler yükseldi. İsrail sağının kurucu figürlerinden Menahem Begin’in oğlu Likud milletvekili Benny Begin, bu kanunu İsrail’in kurucu değerlerine ihanet olarak niteledi. Bu hukuki düzenlemeyle İsrail, kurucu elitlerin devlete mensubiyette dinsel ve etnik referanslardan kaçınarak toprak üzerinde oturmayı yeterli gören anlayışından kopuyor; artık sert-şovenist bir politik kültürü hem söylemsel hem de pratik bazda yansıtıyor.
Ulusal kimliğin tek-tipleştirilmesi, devletin karakterinin etnik ve dini motivasyonlarla şekillendirilmesi, inanmayı ve inançlı olmanın İsrail’in dini yerleşiklerine bırakılması, onun da özellikle ultra-Ortodoks dini elitler elinde olması, eski İsrail’in kurumsal değerlerinin artık var olmadığını haber veriyor: Yani eski İsrail öldü.
İsrail’in kompleks politik kurum ve kültürü, Likud’un oportünist tarzı, etnik ve akrabalık bağlarını öne çıkaran aşiretçiliği, dini yerleşimciliği milliyetçilikle politize etmesi altında yeniden şekilleniyor. Bu da İsrail’in politik canlılığını, demokratik dinamizmini ve uluslararası duruşunu baltalıyor; izole, otantik ve kapalı bir toplumsallığa itiyor.
Peki, tüm bu tabloda neler yapılabilir sorusu önem kazanıyor. Türkiye 2002’den bu yana Filistin’e ve Filistinlilere özel bir önem veriyor; olağan bir dış politika konusu olarak bakmaktansa, tarihi ve ahlaki bir yükümlülük olarak konuyu ve sorunları ele alıyor. Türkiye bu konuda uluslararası aktörlerle, Yahudi diasporasının kurumlarıyla ve İsrail’deki Filistinli politik ve toplumsal aktörlerle ve Yahudi politik elitlerle beraber, İsrail’i tekrar iki devletli çözüm konusunda masaya oturmaya zorlayacak, yerleşimler konusunda geri adım atmasını sağlayacak ve hak-hukuk temelli takibini sıklaştıracaktır.

İngiltere "Yahudi ulus devlet" yasasından endişeli

İngiltere Dışişleri Bakanlığından AA'ya yapılan açıklamada, yeni yasadan endişe duyulduğu belirtildi.
İngiltere, İsrail meclisinin onayladığı "Yahudi ulus devlet" yasasının kendilerini endişelendirdiğini bildirdi.
AA muhabirinin yeni yasaya ilişkin sorusu üzerine İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndan açıklama yapıldı.
"İsrail'in tüm vatandaşlarına yönelik uzun süredir sürdürdüğü eşitlik konusundaki taahhüdü, demokrasinin en güçlü yanlarından biridir." denilen açıklamada, "İsrail'in dostları olarak, bu yeni yasanın, bu taahhüdü baltalayabileceğinden endişeliyiz." ifadesi kullanıldı.

Yahudi ulus devlet yasası



İsrail meclisinde geçen hafta az bir oy farkıyla kabul edilen yasa, iki farklı vatandaş modeli öngörüyor. Buna göre, 8 milyonu aşkın nüfuslu ülkenin yüzde 20'den fazlasını oluşturan Arapların, ikinci sınıf vatandaş konumuna düşeceği belirtiliyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları hükme bağladığı eleştirileri yöneltilen yasayla, Arapça resmi dil olmaktan çıktı ve ülkenin tek resmi dili İbranice oldu. Bununla birlikte yasanın en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail, dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi ana vatanıdır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasada, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır." denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve haklarının da görmezden gelinmiş olduğu dile getiriliyor.
İsrail, dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

26 Haziran 2018 Salı

Amerikan Yahudi Cemaati İsrail’den uzaklaşıyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Son yıllarda oldukça kapalı ve ulusalcı bir siyasetin İsrail’in sağ partileri tarafından takip edilmesi, kurucu Siyonist değerlerin krizi olarak yorumlanabilir.
Nisan 2018’de ünlü aktris, ABD ve İsrail vatandaşı Natalie Portman’ın Genesis Ödülü’nü İsrail başbakanı Benyamin Netanyahu’nun elinden almayı reddederek ödül törenine katılmayacağını bildirmesinin hem İsrail kamuoyunda hem de Amerikalı Yahudi Cemaati çevrelerinde farklı yankıları oldu. Bunlar arasında en ilgi çekeni, iktidar partisi Likud milletvekili Oren Hazan’ın Portman’ın İsrail vatandaşlığının derhal iptal edilmesini önermesi oldu. Bu ilginç olay, Amerikan Yahudileri ve İsrail arasında gün geçtikçe gerginleşen ilişkilerin tipik bir örneği olarak görülebilir.

Tam da burada sorulması gereken sorular şunlar: Ne tür toplumsal, siyasal ve jeopolitik faktörler Amerikan Yahudi Cemaati’nin İsrail’e yönelik yaklaşımının gün geçtikçe sertleşmesine neden oluyor? Amerikan Yahudi Cemaati neden İsrail’e yabancılaşıyor?
Amerikalı Yahudilerin İsrail’den duygusal geri çekilmesi ve nedenleri
Amerika Yahudi Cemaati nüfusu 7 milyonu aşkın, iyi eğitimli, orta ve üst sınıfa mensup, genellikle finans, akademi ve kültür çevrelerinde profesyonel iş yaşamlarını sürdüren kültürel ve etnik bir grup olarak kabul ediliyor. Amerikalı Yahudiler ABD’nin yönetici elitlerinin çoğunluğunu oluşturan bir grup olarak da görülüyor. Bu etnik ve kültürel grubun kendisini “Yahudi” olarak ifade etmesinde kullandığı ayırıcı toplumsal ve siyasal hatlar ile İsrail’deki Yahudilerin kendilerini “Yahudi” olarak tanımlarken kullandığı kavramlar birbirinden oldukça farklı. Aslında Amerikalı Yahudiler ve İsrailli Yahudiler arasındaki gerilim de tam da bu alandan kaynaklanıyor. Yahudi kime denir ve Yahudi olmak ne anlama gelir? Amerikalı Yahudiler için Yahudilik entelektüel merak, iyi espri anlayışı, ahlak, etik ve toplumsal adaletin temel değerler olarak bireysel yaşamda benimsenmesi olarak düşünülürken, İsrailli Yahudiler için Yahudilik, Yahudi dini hukukuna bağlılık ve Yahudi tarihi, kültürü ve geniş Yahudi toplumu ile bağları sürekli canlı tutmak anlamına geliyor. Kısacası Amerikalı Yahudiler daha kozmopolit/evrensel bir yaklaşıma sahipken, İsrailli Yahudiler partiküler/muayyen bir bakış açısını benimsemiş durumdalar. İki grup arasındaki bu yaklaşım farkı, onların siyasete, topluma ve uluslararası politikaya yaklaşımlarına da yansıyor.
İsrail’in son yıllarda sağcı partiler tarafından yönetiliyor olmasının, çoğunluğu liberal-sol partileri destekleyen Amerikalı Yahudiler nezdinde ciddi bir endişe meydana getirdiği söylenebilir. Amerikalı Yahudiler ile İsrailli Yahudiler arasındaki ayrışmaların tek bir etkene bağlı olmadığından yola çıkacak olursak, ideoloji (liberalizme karşı komünteryanizm/Yahudicilik), toplum yapısı (cemaat/komüniteye karşı halk/ulus), din (reformist/muhafazakarlık karşısında. ortodoksi) ve kimlik (etnik ve kültürel Yahudilik karşısında ırksal ve dinsel Yahudilik) gibi alanların iki grubun ayrışmasını besleyen temel unsurlar olduğu düşünülebilir.
Netanyahu’nun Mart 2015’de Obama ve ekibinin İran’la yürüttüğü müzakere sürecine karşı bir atak olarak ABD Kongresi’nde yaptığı konuşma, Haziran 2017’de İsrail’de hüküm süren dini yerleşiklerin Ağlama Duvarı’nda kadınlara ayrılmış bölümü kısıtlayıcı önlemler almaları,1967 sınırlarını ve Oslo anlaşmalarını anlamsızlaştıran yeni yerleşim bölgelerini genişletme ve konut inşa etme yönündeki ısrar, iki devletli çözüm konusunda gerçekçi ve öngörülebilir bir stratejinin eksikliği, Afrikalı sığınmacıların İsrail’den çıkarılması, Netanyahu’ya yöneltilen yolsuzluk suçlamaları, İsrail meclisi Knesset’te yasalaşması konusunda ısrar edilen “Yahudi Ulus Devleti Kanunu” gibi tartışmalı birçok başlık, Amerikalı Yahudilerin İsrail merkezli eleştirilerini yoğunlaştıran ve İsrail’in bir cemaat olarak göç etmelerine değecek bir ülke olmadığı yönündeki psikolojik tutumlarını kuvvetlendiren politik gelişmeler olarak okunabilir.
ABD'den İsrail’e göç eden Yahudi sayısı, son yıllarda dört bine yaklaşan bir rakamda istikrara kavuşmuş gibi duruyor. İsrail’e göç etmek Amerikalı Yahudiler arasında birçok faktöre bağlı. Özellikle eğitimli ve seküler Yahudiler nezdinde göç, İsrail’in kendilerine ekonomik imkanlar oluşturma kapasitesiyle ve politik kültürün liberal karakterini koruyup koruyamaması durumuyla yakından bağlantılı. İsrail’in güncel politik tablosu ise Amerikalı Yahudiler için iç açıcı olmaktan hızla uzaklaşıyor. Likud’un İsrail’deki merkez-sağ gelenekten her geçen gün uzaklaşan söylemleri ve pratikleri, dışlayıcı dini uygulamaların gün geçtikçe güç kazanması, İsrail’in (Anayasa Mahkemesi, polis teşkilatı, ordu, kamu denetçiliği gibi) geleneksel kurumlarına sağ kanattan gelen sürekli saldırılar, Amerikan Yahudi toplumunu şu soruyu sormaya itiyor: İsrail nereye gidiyor? Amerikalı Yahudiler İsrail’in karşılaştığı jeopolitik meydan okumaları bir düzeye kadar anlayışla karşılasa da, İsrail hükümetince iki devletli çözüm konusunda hâlâ net bir stratejinin ortaya konulmamış olmasına, üstüne üstlük yerleşimlerin genişletilmesine dönük politikaların takip edilmesine anlam veremiyorlar ve pozisyonlarını daha sert bir noktaya doğru güncelliyorlar.

Liberal Siyonizmin ve Amerikan Liberalizminin eşzamanlı krizi



İsrail’in modern bir devlet olarak inşasında entelektüeller ve kurumlar kritik roller üstlendi. Entelektüeller İsrail’in kurucu ideolojisi Siyonizmi politik duruşlarına göre yorumladılar. Siyonizm İsrail’in kurucu ideolojisi ve politik kültürünün temel değer kaynağı ve referans merkezi olarak yorumlanabilir. Siyonizm bazıları için eşitlik, adalet ve özgürlük temalarını içeriyorken, diğerleri için İsrail’in tarihsel sembol olması ve Yahudi değerleri üzerinde yükselen bir Yahudi devleti olması anlamına geliyordu. Bu açıdan bakınca, son yıllarda oldukça kapalı ve ulusalcı bir siyasetin İsrail’in sağ partileri tarafından takip edilmesi, kurucu Siyonist değerlerin krizi olarak yorumlanabilir. Amerikalı Yahudiler için Siyonizm, İsrail’le kurdukları politik bağın temel anlam merkezi. Günümüzün İsrail'inde Siyonizmin dışlayıcı ve tekçi yorumu, Amerikalı Yahudilerin karşısında baş edilmesi zor bir problem olarak duruyor.
Amerikalı Yahudilerin geniş Amerika toplumu ve kurumlarıyla ilişki içinde oldukları her an, akıllarında tuttukları bir kavram var: “Dual loyalty” (çifte sadakat). Siyonizm Amerikan Yahudi Cemaati arasında takip edilmesi gereken bir ideoloji olarak yükselirken Amerikalı entelektüeller Yahudilerin ABD’ye olan sadakatlerinin önemini hatırlatıyorlardı. 1980’lerin sonunda Yahudi kökenli Amerikan vatandaşı bir istihbarat görevlisi olan Jonathan J. Pollard ABD’ye ait oldukça hassas gizli bilgileri İsrailli yetkililere sızdırmakla suçlandı ve hapse mahkum oldu. Bunun gibi bir dizi olay, Amerikan Yahudi Cemaatini oluşturan bireylerin, ABD’yle vatandaşlık bağı üzerinden kurdukları ilişkinin ciddi meydan okumalarla karşı karşıya geldiğini gösteriyor. İsrail’le kurdukları ilişkileri, kör bir sadakat ve sevgi temelinde yürütmeksizin, geniş Amerikan toplumu ile kurdukları ilişkilerde baz aldıkları liberal değerler, azınlık hakları ve demokrasi gibi temel kavramlardan hareket ederek geliştirmeye çalışıyorlar. Amerikan Yahudi Cemaatlerinin mono-blok halde bu değer ve kavramlara öncelik verdiğini söylemek doğal olarak çok zor, fakat çoğunluğun temel kavramlar üzerinde mutabık kaldığı ifade edilebilir.

Jeopolitik tercihlerde çeşitlenme ve Avrasya yönelimi

İsrail’in dış politikasında son yıllarda Putin Rusyası ile özelde Suriye olmak üzere birçok bölgesel ve küresel işbirliği alanları bulunuyor. Rusya-İsrail ilişkilerinin geçen dönemlere nazaran sıcak ve stratejik bir temele oturmasında, 1990’larda İsrail’e göç eden ve ana dilleri Rusça olan 1,5 milyona yakın Sovyet Yahudisinin etkisini gözden kaçırmamak gerekiyor. Sovyet Yahudileri son dönemde İsrail siyasetinde ön plana çıkıyor. İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman ve Kudüs Belediye Başkanlığı için adı geçen Zeev Elkin İsrail’in jeopolitik yönelimini Avrasya’yı ihmal etmeden çeşitlendirmesini savunan politik elitler olarak öne çıkıyor. Bu politik figürler, Amerikan Yahudi Cemaati'nden gelecek eleştirileri önemli bulsalar da, politik kültür açısından çok farklı bir arka plana sahip olmaları nedeniyle, İsrail için askeri açıdan güçlü, vatandaşlarının milliyetçi duyguları hayli yüksek ve demokratik kurumların nüfusun çoğunluğuna (Yahudilere) açık olduğu bir politik sistem tahayyül ediyorlar.


ABD Yahudi Cemaati ve İsrail arasındaki ideolojik, jeopolitik, toplumsal, ekonomik ve kültürel boyutları olan krizin orta vadede çözüme kavuşacağını beklemek hayalcilik olur. Amerikan Yahudi Cemaati ve İsrail siyasi kültürü arasındaki sosyo-psikolojik soğukluk, kendisini “efendi-köle” diyalektiğini hatırlatır şekilde, İsrail’e dönük sözlü uyarıları aşan pratik bir eyleme evrileceğinin ipuçlarını veriyor.
İsrail’de değişen toplumsal yapı, beraberinde politik kültürde yaşanan belirgin dönüşümleri de getiriyor. Yeni politik kültür eski İsrail’in Aşkenaz elitlerinin söylem ve güç anlamında/düzeyinde temerküz eden iktidarlarının sallantıda olduğunun ilk işaretlerini veriyor. Amerikan Yahudi Cemaati ise İsrail’de zayıflayan sol siyasetten ve aşırı sağ ve dindar partilere eklemlenen merkez sağ siyasetin bulanıklaşmasından hoşnut değil. Zira İsrail’de Amerikan tipi liberal Siyonizmi taşıyacak ve bunu iktidar düzeyinde temsil edecek kişiler bulamamasından rahatsız. Amerikan Yahudi Cemaatinin genç entelektüellerinden Harry Reis’in The Forward’da yakınlarda yayınlanan yazısının başlığı oldukça önemli: “İsrail Liberal Siyonizmi nasıl katletti?”
İsrail’in politik kültürünün zaman zaman otantik, dini, aşiret temelli şoven bir forma bürünmesinde, yukarıda saydığımız faktörlerin yanı sıra, ülkede değişen demografik dağılımın etkisi de oldukça büyük. Dindar/Haredim ve Mizrahilerin (Doğulu Yahudiler) artan nüfusuna karşın, seküler-Aşkenaz kitlenin nüfusunun giderek azalıyor olması, bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Amerikan Yahudi Cemaati'nin ekseriyetinin Aşkenaz olduğunu düşünürsek, değişen nüfus dağılımı, iki toplum arasındaki kültürel ve toplumsal yakınlaşmayı giderek daha da güçleştiriyor. İsrail’de politik aritmetiğin sol-liberallere kayması kısa vadede beklenmiyor. Dindarlar ve onların politik temsilcileri ise ülkenin kritik konularında daha yüksek oranda politika yapıcı pozisyona yerleşiyorlar. Dindarlık ve milliyetçilik İsrail’in yükselen politik trendleri olurken Amerikan Yahudi Cemaati “yeni İsrail” gerçeğiyle yüzleşmeye hazırlanıyor.

20 Temmuz 2018 Cuma

Yahudi ulus devletinin perde arkası

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
İsrail Parlamentosunda kabul edilen ‘yahudi ulus devleti’ yasasının görünen yüzü Filistinliler için ikinci Nekbe demek. Irkçı yasanın bir de yazılı olmayan maddeleri var. İşte asıl felaket orada üstü örtülü şekilde duruyor.
Yazılı maddelerle başlayalım, hepsi ırkçı.
-İsrail artık bir Yahudi devletidir.
-Tek resmi dil İbranice.
-Kudüs İsrail’in başkentidir.
-Dünyadaki tüm Yahudiler İsrail’e yani Filistin topraklarına yerleşebilir.
-Bundan sonra hukukta Tevrat kullanılacak.
-Kudüs ve Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimleri meşrulaşacak.

İsrail Filistin topraklarındaki işgal devletini 14 Mayıs 1948’de kurmuştu.

Filistinliler o günü Nekbe yani felaket günü olarak kabul etti.
Dün kabul edilen yasa Filistinlilerin ikinci Nekbe’sidir.
Yasa İsrail Parlamentosunda kabul edildi.
Orada 13 de Filistin asıllı milletvekili vardı.
Onlar yasaya şiddetle karşı çıktı.
Peki kim bunlar. İsrail madem Filistinlileri bu kadar eziyor, bir Filistinli nasıl oluyor da İsrail parlamentosuna seçilebiliyor, diye soranlar olabilir.
Filistinlilerin nüfusu 6 milyondan fazla.
Bir o kadar da 1948’de sürgün edilenlerin torunları olan ve bugün Ürdün, Lübnan ile Suriye’de mülteci olan Filistinliler var.

Yahudi Ulus Devletinin Perde Arkası

Filistin’dekiler ise 4 ayrı toprak parçasında yaşam mücadelesi vermekte.
Kudüs, Gazze ve Batı Şeria’dalar.
Bir de 48 şehirleri var.
Yafa, Hayfa, Akka, Berşeba, Umm Fahm, Ramle gibi İsrail haritasında kalan şehirler.
Buralarda yaklaşık 2 milyon Filistinli bulunuyor.
Onlar 1948’deki sürgün döneminde İsrail işgal devleti kurulurken evlerinde kalmayı başaran Filistinlilerin çocukları ve torunları.
Bu Filistinliler aynı zamanda İsrail vatandaşı.
Gazze, Batı Şeria ya da Kudüs’tekilere oranla daha şanslı gibi görünseler de tamamen ikinci sınıf insan konumundalar.
İsrail onlara ‘Filistinli’ bile demiyor, ‘İsrailli Arap’ ifadesini kullanıyor.
İşte o Filistinlilerden 13’ü Filistinlilerin oylarıyla seçilebiliyor.
Ama bu yeni yasa tüm bu hakların Filistinlilerin elinden alınmasına yol açacak.
İsrail ‘Arap’ dediği o Filistinlileri bu yasayla zorla Siyonist ordusunda asker yapmaya kalkacak.
Yahudi şeriatına biat etmeyen Müslüman Filistinliler, vatandaşlıktan çıkarılacak, evlerine, arazilerine el konulacak, hepsi sürgün edilecek.
Kudüs ve Batı Şeria’da yıllardır devam eden toprak gaspı bu yasayla birlikte 48 şehirlerinde de olacak.
Yani Filistinlilerin Filistin topraklarındaki varlığının imhası hızlanarak, 4 koldan devam edecek.

Yahudi yasasının yazılı olmayan maddeleri neler?

Kudüs’ün başkent ilan edilmesi, ABD’nin Kudüs’te büyükelçilik açması ve Yahudi Ulus Devleti yasasının kabul edilmesi. Son 6 ayda ki bu 3 gelişme spontane değil birbirleriyle bağlantılı.
Üçü de ABD, İsrail, BAE ve Mısır’ın içinde bulunduğu  “Yüzyılın anlaşması” diye adlandırılan projenin parçaları.
Bu anlaşmayla Filistinliler Gazze’den bile çıkarılarak, Sina’ya göçe zorlanacak.

Abbas'da İşin İçinde

Anlaşmanın bir tarafında maalesef Filistin Devlet Başkanı Abbas da var.
İsrail Gazze’yi abluka altında tutarken, Abbas yönetimi de aylardır Gazze’deki memurların maaşını ödemeyerek, Gazze’nin elektrik faturalarını ödemeyerek, Gazze’deki Filistinlilere ambargo uyguluyor.
Gazze Filistin direnişinin merkezi. Tüm amaç Gazze’ye biat ettirmek, bu nedenle İsrail Abbas yönetimi üzerinden de Gazzelileri cezalandırıyor.
Haziran ayında “Gazze Filistin yönetimine bağlı bu nedenle İsrail gibi Gazze’ye yaptırım uygulayamazsınız, Gazze’deki memurların maaşlarını ödeyin” diye Ramallah’ta gösteri yapan Filistinliler bizzat Abbas’ın adamları tarafından dövülerek, göz altına alınmışlardı.

Yahudi Yasası İle Filistin diye Biryer olmayacak

Projeye göre Yahudi yasalarını kabul etmeyen İsrail vatandaşı olan Filistinliler 48 şehirlerinden çıkarılacak.
Kudüs’te bir Filistinli bile bırakılmayacak.
Batı Şeria toprakları zaten 3’e bölünmüştü, yüzde 70’e yakını İsrail kontrolünde tutuluyordu şimdi tamamı İsrail haritasına eklenecek.

Geriye bir tek Gazze kalıyor.



Filistinliler ‘uslu çocuk’ olmayı kabul ederse, Kudüs ve Batı Şeria’dan sürgün edilenler Gazze’ye gönderilecek, Gazze Sina çölü ile birleştirilip yıllardır konuşulan iki devletli çözüm adı altında çölün ortasında Filistinlilere sözde bir devlet verilecek. Yani Filistin toprağı diye bir şey kalmayacak.
İşte bu nedenle Filistinliler 30 Mart’tan bu yana Büyük Dönüş Yürüyüşü adını verdikleri direnişe ısrarla devam ediyorlar.
Filistin: “Yahudi ulus devlet” yasası kabul edilemez
FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasına “etnik temizliğe hazırlık adımı” ifadesiyle tepki gösterdi.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı olduğunu vurgulayan “Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasını, “etnik temizliğe hazırlık adımı” şeklinde değerlendirdi.
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat’ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs’ün de dahil olduğu Batı Şeria’yı İsrail’e ilhak etmek ve Gazze’de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, “Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM’nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?” ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.
“Yahudi ulus devlet” yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 “hayır” oyuna karşılık 62 “evet” oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi Ulus Devlet Yasa Tasarısı

İsrail’in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki “temel kanunlarının” içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
“Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail’in başkenti Kudüs’tür.”
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan “Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir” hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, “İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır” denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail’e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948’de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

 “İsrail, Apartheid rejimi olduğunu teyit etti”

Bu kanunla beraber özgürlükler üzerinde gerilimin artacağına, örgütlenme ve siyasal yapılanma konusunda Filistinlilere kısıtlamaların olabileceğini belirten Şeyh Hatib, “İbranice resmi dil, Arapça da özel dil muamelesi görecek. İsrail’in Yahudi devleti sayılması da Filistinli vatandaşların ikinci sınıf vatandaş sayılması ve hiçbir hakka sahip olamayacağı anlamına geliyor. Halbuki Arapça bu toprakların asıl dili, Filistinliler de bu ülkenin asli unsurlarıdır.” dedi.
Şeyh Hatip, İsrail’in Apartheid (Irkçı, ayrımcı devlet) rejimi olduğunu bu kanunla teyit ettiğini belirterek, “İsrail eskiden beri bir Apartheid rejimi olarak varlığını sürdürüyordu, şimdi bu kanunla da bu Apartehid rejimi olduğunu pekiştirmiş oldu.” ifadelerini kullandı.
Filistinli mültecilerin ana vatanlarına geri dönmesini engelleyen İsrail’in dünyadaki Yahudilere kapılarını açtığını belirten Şeyh Hatip, “Bu kanun, dünyanın dört bir tarafından İsrail’e Yahudi göçünün önünü açarken, Filistinlilerin kendi vatanlarına, kendi ülkelerine dönmesini engelliyor.” şeklinde konuştu.
“Yahudi Ulus Devlet yasası Batı Şeria’yı da hedef alıyor”
Öte yandan İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden İsrail parlamentosundaki Ortak Arap Listesi Bloku Milletvekili Mesud Ganayim de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi Ulus Devlet yasasının sadece İsrail vatandaşı Filistinlileri hedef almadığını bilakis işgal altındaki Batı Şeria’yı da hedef aldığını söyledi.
Milletvekili Ganayim, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasanın tam olarak, ‘İsrail devletini’ değil ‘İsrail topraklarını’ vatan olarak öngördüğünü ve tam olarak “İsrail toprakları (Tarihi Filistin topraklarının tamamı) Yahudi halkının tarihi vatandır.” cümlesinden oluştuğunu ifade etti.
Kanunun İsrail topraklarının sınırlarını belirtmediğini, dolayısıyla ‘İsrail devleti’ yerine ‘İsrail toprakları’ söyleminin kullanıldığını belirten Ganayim, Tarihi Filistin topraklarının tamamı yani Batı Şeria da dahil olmak üzere tüm bölgeyi hedef aldığını vurguladı.
Ganayim, başta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olmak üzere İsrailli yetkililerin geçen yıllar boyunca Batı Şeria’yı da İsrail’in bir parçası olarak gördüklerini deklare ettiklerini hatırlatarak, “Kanunu tasarlayan ve onaylayan sağcı milletvekillerine göre, Batı Şeria da İsrail’in bir parçası. Bu gizli bir şey değil zaten, her açıklamalarında dile getiriyorlar.” dedi.
Kanunun İsrail’in Filistinli vatandaşlardan temizlenmesini öngören kanunun apartheid rejimini kökleştirdiğini ve ayrımcılığı arttıracağını belirten Ganayim, “Bu kanun İsrail’in 1948’den beri izlediği politikaları meşrulaştırıyor ve Filistinli vatandaşları ikinci sınıf görüyor.” ifadelerini kullandı.
Ganayim, kanun metninde tek bir defa dahi “demokrasi” veya “eşitlik” kelimelerinin olmadığını belirterek, “Bu kanun bizim yıllarca buradaki demokrasinin sadece Yahudiler için geçerli olduğu şeklindeki sözlerimizi teyit ediyor. İsrail demokrasi söylemini sadece Araplara karşı işlediği suçları örtmek için bir örtü olarak kullanıyordu.” dedi.
Uluslararası topluma İsrail’e karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganayim, Ortak Arap Listesi Bloku olarak da kanunun iptal edilmesi için gerekli çalışmaları yürüttüklerini ve gerekirse İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurabileceklerini söyledi.
Muhalefetin karşı çıktığı, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulus devlet yasa tasarısı



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi ana vatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde, "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda "İsrail tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Mısır'ın uzlaşı teklifinin detayları belli oldu

Mısır tarafından sunulan ve en geç 5 hafta içinde ulusal birlik hükümeti kurulmasını da öngören Filistin uzlaşı teklifi, 4 aşama ve 10 maddeden oluşuyor.
Filistin'deki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan Mısır'ın uzlaşı teklifinin 4 aşama ve 10 maddeden oluştuğu bildirildi.
AA muhabirinin siyasi bir kaynaktan edindiği bilgiye göre, Hamas'ın kabul ettiğini açıkladığı Filistin uzlaşısına dair Mısır'ın sunduğu teklifin detayları ortaya çıktı.
Uygulaması yaklaşık iki aya yayılan Kahire'nin teklifi toplam 4 aşama ve 10 maddeden oluşuyor.
Gazze'ye uygulanan cezai yaptırımlar ivedilikle kaldırılmalı
Bir haftada uygulanması planlanan ilk aşamada, Gazze'ye uygulanan cezai yaptırımların ivedilikle kaldırılarak, memur maaşlarının tamamen ödenmesi ve bakanlıkların Gazze'deki işletme bütçelerinin ödenmesi ve elektrik santrallerine vergisiz yakıt sağlanması konuları çözüme kavuşturulacak.
İdari ve hukuki komisyonun uzlaşıyla almış olduğu karar uygulanıncaya dek, mevcut yapıda herhangi bir değişiklik yapılmaksızın, bakanlar bakanlıklarına dönüş yapacak.
İlk aşamanın son maddesinde ifade edildiği üzere en fazla 5 hafta içinde tamamlanmış olmak kaydıyla ulusal uzlaşı hükümetini kurma görüşmelerine başlanacak.
Hamas, sınır kapılarındaki engellemelere son vermeli
Üç hafta sürmesi planlanan ikinci aşamada da komisyon, Filistin'deki taraflara ve hükümete uygulamaya geçilmesi için yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını teslim edecek. Bu arada maaş politikası, Batı Şeria ve Gazze'deki tüm memurlara uygulanacak. Bu aşamanın üçüncü maddesine göre Hamas Hareketi, Gazze'de kendi atadığı güvenlik memurlarının maaşlarını ayırarak, vergilerden kalanını Filistin hükümetine teslim edecek. Bu aşamanın son maddesindeki sınır kapılarına ilişkin verilen teklifte, Hamas'ın, İsrail ve Mısır'la olan Gazze sınır kapılarındaki engellemelerinin kaldırılması gerektiği belirtiliyor.
Teklifin üçüncü aşamasının ilk maddesi, yaklaşık bir ay sürmesi planlanan konular arasında Mısır'ın gözetiminde Batı Şeria ve Gazze'den güvenlik komisyonlarının bir araya gelerek güvenlik konuları ve uygun mekanizmaların kurulması yönünde çalışmalar yapılmasını içeriyor.
Yargı ve Filistin topraklarının yönetimine bakan kurumların birleştirilmesi
İkinci maddede ise her iki taraftaki yargı ve Filistin topraklarının yönetimine bakan kurumların birleştirilmesine dair Hamas ve Fetih tarafından uzmanların bir araya gelerek çalışmalar yapması isteniyor. Taraflar bu konuya ilişkin görüşmeleri de yine Mısır'ın gözetiminde yürütecek.
Mısır'ın uzlaşı teklifinde sunduğu konuların son aşamada tek madde altında toplandığı görülüyor.
Buna göre Mısır'ın başkenti Kahire'de toplanacak Filistin Kurtuluş Örgütünün Geliştirme ve Aktivasyon Komisyonu, 2011'deki anlaşmada geçen konuların icrası için uygun mekanizmanın kurulması üzerine çalışmalarda bulunacak.
Söz konusu anlaşmaya göre Ulusal Meclis, seçimler, yasama meclisi, Batı Şeria ve Gazze'deki toplumsal uzlaşı, kamu özgürlüklerine ilişkin konular ele alınacak.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin ofisinden bugün yapılan açıklamada, Heniyye'nin, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'i telefonla aradığı ve Hamas'ın geçen hafta Mısır tarafından sunulan Filistin uzlaşı önerisini kabul ettiğini ilettiği belirtilmişti.
Gazze'de yönetimi 2007'de devralan Hamas, Batı Şeria'daki Filistin hükümetinin Gazze'deki memurlardan işe gitmemelerini istemesi üzerine yaklaşık 40 bin memur atamıştı.

"Memur maaşları dosyası" Hamas ile Fetih arasında geçen yıl 12 Ekim'de, Filistin'deki bölünmüşlüğü bitirme amacıyla imzalanan son uzlaşı anlaşmasında da aksaklıklara neden olmuştu.

11 Aralık 2017 Pazartesi

İşgalin 100. yılında Kudüs en zor günlerini yaşıyor

İngilizler'in bundan tam 100 yıl önce bu hafta işgal ettiği Kudüs, bugünlerde en zor zamanlarından birini yaşıyor. Kudüs'te 9 Aralık 1917'den beri devam işgal, ABD Başkanı Trump'ın burayı "İsrail'in başkenti" olarak tanıma planıyla yeni bir boyut kazandı.

 TRUMP'ın Kudüs kararını açıkladığı geçen çarşamba akşamından bu yana İsrail güçlerinin saldırılarında 4 Filistinli şehit oldu, bin 487 Filistinli yaralandı, 150 Filistinli de gözaltına alındı. Kudüs, 9 Aralık 1917'de Osmanlının elinden çıkarak İngiliz işgali sömürge yönetimine girdi. İsrail'in 1948'de batısını, 1967'de de doğusunu işgal etmesiyle Kudüs'ü Yahudileştirme faaliyetleri büyük hız kazandı.  İsrail 1980'de doğusuyla batısıyla bütün Kudüs'ü "birleşik başkenti" ilan ederek ilhak ettiğini duyurdu.
BM Güvenlik Konseyi, aynı yıl İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı aldı. ABD, 6 Aralık 2017'de Kudüs'ü "İsrail'in başkenti olarak" tanıdığını duyurdu. Uluslararası hukukun yasaklamasına rağmen Doğu Kudüs'te bugün 200 binin üzerinde Yahudi yerleşimci yaşıyor. Doğu Kudüs'te yaşayan 300 binin üzerindeki Filistinlinin hiçbir ülkeyle vatandaşlık bağı bulunmuyor. Doğu Kudüs'ün statüsü bugün Filistin-İsrailmeselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
İngilizlerin bundan tam 100 yıl önce bu hafta işgal ettiği Kudüs, bugünlerde en zor zamanlarından birini yaşıyor.
Kudüs'te 9 Aralık 1917'den beri devam işgal, ABD Başkanı Donald Trump'ın burayı "İsrail'in başkenti" olarak tanıma planıyla yeni bir boyut kazandı.
Trump'ın Kudüs kararını açıkladığı geçen çarşamba akşamından bu yana İsrail güçlerinin saldırılarında 4 Filistinli şehit oldu, bin 487 Filistinli yaralandı. İsrail güçleri Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de toplam 150 Filistinliyi gözaltına alındı.
Kadim Kudüs belki de artık tarihinde hiç olmadığı kadar yalnız ve tenha.
Çünkü Batı Şeria'da yaşayan 3 milyona yakın Filistinli, İsrail'in etraflarına ördüğü duvardan dolayı Kudüs'e giremiyor. Abluka altındaki Gazze Şeridi'nde yaşayan 2 milyon Filistinlinin de Kudüs'e girişi yasak.
Vatanlarından sürülerek dünyaya dağılan 5 milyon civarındaki Filistinli mülteci de en büyük rüyası olan Kudüs'e dönme imkanından yoksun. Bugün İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinli sayısı sadece 300 binin biraz üzerinde. Onlar da ev yıkımlarından tutuklamalara dek pek çok tehdit ve zorluklarla karşı karşıya. Trump'ın kararı ise şehirdeki halkın hissettiği öfke ve hayal kırıklığını daha da artırmış durumda.
İHTİYARLARIN DİLİNDEN KUDÜS'ÜN YAKIN TARİHİ
Eğer şehirde biraz yaşarsanız, İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal ettiği tarih olan 1967'yi hatırlayan ihtiyarlardan, "Kudüs'e eskiden Gazzelisi çilek getirir satardı, El Halillisi üzüm, Tulkerimlisi portakal getirirdi. Kudüs tüm Filistinlilerin buluşma noktasıydı. Özellikle cuma günleri surlarla çevrili bu kadim şehrin ana giriş kapılarından olan Şam Kapısı'nda ülkenin her yerinden gelen insanlara rastlayabilirdiniz. Şimdi ise burada kalabilenler bile Şam Kapısı'nda toplanmaktan çekinir oldu. Dükkanlar bile daha hava kararmadan kepenk indiriyor. İşgal askeri her köşede ellerinde tetikte bekliyor." şeklindeki serzenişleri sürekli duyarsınız.
Bu cümleler aslında Kudüs'ün içinde bulunduğu durumu gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor. Peki Kudüs'ü bu hale getiren süreç nasıl başladı? Bu sorunun cevabı için yüz yıl öncesine gitmek gerekiyor.
9 ARALIK 1917'DE BAŞLADI
Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Muhammed'in Miraç yolculuğuna çıktığı yer olan Mescid-i Aksa ile Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Kudüs, 1917'de Osmanlı egemenliğinden çıktığından beri sıkıntılı günler yaşıyor.
İngiliz manda yönetiminin bir asır önce şehri işgal etmesi, Filistinliler için de bir nevi sürgün ve savaşların başlangıcı oldu. İsrail'in 1948'de şehrin batısını, 1967'de de doğusunu işgal etmesiyle Kudüs'ü Yahudileştirme faaliyetleri büyük hız kazandı.
Gazze'den 2005'te çekilen İsrail, o zamandan bu yana abluka altında tuttuğu bölgede insani kriz yaşanmasına yol açarken, doğrudan ilhak ederek başkenti ilan ettiği Doğu Kudüs ve askeri yönetim altında tuttuğu Batı Şeria'yı Yahudileştirme politikalarını da sürdürüyor.
Suriye'de yaşanan iç savaştan yararlanan İsrail, iki yıl önce de işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'ni ilhak ettiğini duyurdu.
Filistinli Araplar, İsrail'in 1967'de Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi, Sina Yarım Adası ve Golan Tepeleri'ni işgal etmesiyle sonuçlanan 6 Gün Savaşı'nın başladığı 5 Haziran'ı "Yevmu'n Nekse" (Kayıp Günü) adıyla anıyor.
Filistinliler Nekse'yi, 1948'de İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesi anlamında kullandıkları "Nekbe'nin" (Büyük Felaket) devamı olarak görüyor.
Tam 50 yıldır devam eden İsrail işgalinin en yakıcı şekilde hissedildiği yer ise hiç şüphesiz Doğu Kudüs.
ULUSLARARASI TOPLUMUN TAVRI
Doğu Kudüs'te yarım asırdır devam eden İsrail işgalinin tarihçesi şöyle: Doğu Kudüs'ün statüsü Filistin-İsrail meselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri. Birleşmiş Milletler'in (BM) tarihi Filistin topraklarını Yahudiler ve Araplar arasında pay etmek üzere yayımladığı 1947 tarihli planda, Kudüs'ün özel bir statüye tabi tutularak uluslararası toplumun kontrolüne verilmesi öngörülüyordu.
Kudüs'e verilen bu özel statünün sebebi üç semavi din için de kutsal şehir olmasından kaynaklanıyordu.
Siyonist güçler 1948'deki savaşta Kudüs'ün batısını ele geçirdi. Ürdün'ün kontrolünde olan surlarla çevrili Doğu Kudüs'ü de 1967'de ele geçiren İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederek şehirde İsrail yasalarının geçerli olduğunu ilan etti. İsrail, bu şekilde Doğu Kudüs'ü de fiilen ilhak etmiş oldu.
İsrail meclisi 1980'de kabul ettiği bir yasayla Kudüs'ü doğusuyla batısıyla İsrail'in "birleşik başkenti" ilan etti. Böylece Doğu Kudüs'ün ilhakı resmiyet kazanmış oldu.
Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 1980'de İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti.
ABD dahil uluslararası toplum Doğu Kudüs'ü işgal altında sayıyor. Öte yandan geçtiğimiz çarşamba gününe kadar hiçbir ülke Doğu veya Batı Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyordu. Ta ki Trump'ın "Kudüs İsrail'in başkentidir" yönündeki kararına kadar.
ABD, Trump'ın hamlesiyle Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıyan ilk ülke oldu. Uluslararası toplumun tepkisini çeken Trump yönetimi, bölgenin kaosa sürükleneceği ve İsrail-Arap ihtilafının daha da çözümsüz hale geleceği yönündeki uyarıları göz ardı etti.
İsrail'i tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv'de bulunuyor. Trump'ın kararına göre ABD, Büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıyacak. İsrail'in Doğu Kudüs'ü yasa dışı şekilde ilhak etmesi, uluslararası hukuktaki "işgalci güç, işgal ettiği topraklar üzerinde hakimiyet hakkına sahip değildir" ilkesinin ihlali anlamına geliyor.
HİÇBİR ÜLKENİN VATANDAŞI DEĞİLLER
İsrail'in Doğu Kudüs'ü fiilen ilhak etmesine rağmen burada yaşayan Filistinliler İsrail vatandaşı sayılmıyor ve vatandaşlık haklarından yararlanamıyor. Doğu Kudüs'te yaşayan 420 bin civarındaki Filistinli, İsrail makamlarının verdiği "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet etme iznine sahip bulunuyor.
Söz konusu Filistinliler aynı zamanda Ürdün pasaportuna da sahipler ancak bu pasaportlarda da vatandaşlık numarası bulunmuyor. Bu nedenle tam olarak Ürdün vatandaşı da sayılmayan Doğu Kudüslü Filistinlilerin Ürdün'de çalışma ve devlet hizmetlerinden yararlanma hakkı da yok.
Bir nevi arafta kalan Doğu Kudüs'teki yüz binlerce Filistinli, ne İsrail ne Ürdün ne de Filistin vatandaşlığına sahip oldukları için "devletsiz"  yaşıyor.
14 BİN FİLİSTİNLİ DOĞU KUDÜS'TEN SÜRÜLDÜ
İsrail vatandaşlığı bulunmayan ancak İsrail makamlarının verdiği  "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet izni olan Filistinlilerin, bu hakları da çeşitli bahanelerle ellerinden alınabiliyor. Bu nedenle Doğu Kudüs'teki 420 binin üzerindeki Filistinli her an doğdukları şehirden sürülme korkusuyla yaşıyor.
Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin burada yaşamaya devam edebilmeleri için İsrail'in belirlediği bir dizi talebi yerine getirmesi gerekiyor. İster yabancı bir ülke, ister Batı Şeria olsun belli bir süre Doğu Kudüs'ün dışında yaşayan Filistinlilerin ikamet izinleri iptal edilerek şehre dönme hakları ellerinden alınıyor.
Doğu Kudüs'te ev yapmalarına izin verilmeyen Filistinliler bu şekilde şehrin dışına çıkmaya zorlanırken, Kudüs dışında ikamet ettikleri tespit edilenlerin de bir daha şehre dönmeleri yasaklanıyor. Aile üyelerinden birinin İsrail'in "terör" olarak nitelediği saldırılara karışması da tüm ailenin Kudüs'ten sürülme sebebi sayılıyor.
İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem'in yayımladığı verilere göre, İsrail 1967'den bu yana 14 bin Filistinlinin ikamet iznini iptal ederek Doğu Kudüs dışına sürdü.
Buna karşılık İsrail, dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudileri İsrail'e gelerek Doğu Kudüs dahil istedikleri yere yerleşmeleri ve vatandaşlık almaları için teşvik ediyor.
DOĞU KUDÜS'TE 200 BİN İLLEGAL YAHUDİ YERLEŞİMCİ YAŞIYOR
İsrail'in Doğu Kudüs'teki kontrolünü güçlendirme amacına matuf Yahudi yerleşim birimleri projeleri, uluslararası hukuka göre yasa dışı sayılıyor.
BM'nin aldığı çeşitli kararlara göre "işgalci bir gücün işgal altında tuttuğu topraklara nüfus taşıması" yasak.
Bu yasağı hiçe sayan İsrail 1967'den beri Doğu Kudüs'te bir düzineden fazla Yahudi yerleşim birimi inşa etti. Doğu Kudüs'teki bu yasa dışı Yahudi yerleşim biriminde bugün 200 binden fazla Yahudi yerleşimci yaşıyor.
Polis ve asker tarafından korunan Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim birimlerine Yahudilerden başkasının girmesi yasak. Bazıları Filistin mahallerinin tam ortasında bulunan bu yerleşim birimleri şehri sarmış durumda.
Sol eğilimli İşçi Partisi yönetimindeki İsrail hükümetinin 1967'de başlattığı Yahudi yerleşim yerleri inşa planları, daha sonra iş başına gelen tüm hükümetler tarafından aralıksız sürdürüldü. İsrail yönetimi son olarak geçen ay Doğu Kudüs'te Yahudi yerleşimciler için 15 bin yeni konut inşa etme kararı aldı.
İsrail'in "Kanal 2" televizyonunun haberine göre İsrail yönetimi, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimlerine bugüne kadar 20 milyar dolar harcadı.
FİLİSTİNLİLERİN EV YAPMASI ENGELLENİYOR
İsrail'in bu yerleşim birimlerine eklediği her bir konut, demografik yapının Yahudiler lehine değişmesi anlamına geliyor. İsrail makamları bir yandan Yahudi yerleşim yerlerini genişletirken diğer taraftan da şehirdeki yerleşik Arap nüfusun yeni konut inşa etmesinin önüne engeller çıkarıyor.
Bir Filistinlinin İsrailli belediyeden ev yapmak için izin almasının neredeyse imkansız olduğu şehirde, Filistinlilere ait 20 bin ev "ruhsatsız olduğu" gerekçesiyle İsrail güçlerince yıkılma tehlikesi altında bulunuyor.
Belediye ekipleri zaman zaman bu evleri yıkıyor ve yıkım masraflarını da Filistinlilere ödetiyor.
ŞEHİR AYRIM DUVARI İLE FİLİSTİNLİLERDEN KOPARILIYOR
Doğu Kudüs'teki 420 bin Filistinlinin dörtte biri de 2003'te inşa edilen Ayrım Duvarı nedeniyle şehrin diğer bölgelerine geçemiyor. Ebu Dis, Ezeriye, Kufr Akab gibi yoğun nüfuslu mahalleler şehirden bu şekilde koparılan beldeler arasında yer alıyor.

Ayrım Duvarı aynı zamanda Batı Şeria'daki 3 milyona yakın Filistinlinin de Doğu Kudüs'e geçişini engelliyor. Abluka altındaki 2 milyon nüfuslu Gazze Şeridi'nden de kimse ne Batı Şeria'ya ne de Doğu Kudüs'e geçebiliyor. Böylece Doğu Kudüs tarihi hinterlandından koparılarak Filistinlilerden izole ediliyor.  (AA)
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html