BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Ramallah sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Ramallah sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

15 Aralık 2017 Cuma

İsrail Askerleri Canlı Yayında Filistinli Göstericileri Vurdu!

Kudüs ve Batı Şeria'da Cuma namazı sonrası gösteriler devam ederken, Ramallah'ta Filistinli bir gösterici, İsrail askerleri tarafından canlı yayında vuruldu.
Ramallah'ta Filistinli bir protestocu İsrail askerleri tarafından canlı yayında vuruldu. Vurulan protestocu ambulansa bindirildi ancak İsrail askerleri ambulansın hastayı götürmesine izin vermediler. 




İSRAİL ASKERLERİ, PROTESTOCUYU VURDU Olay Filistinli protestocunun, İsrail askerlerine saldırması ile başladı. Habercilerden sadece birkaç metre uzaklıkta gerçekleşen olayda İsrail askerleri protestocuya ateş açtı.

AMBULANSIN GÖTÜRMESİNE İZİN VERMEDİLER Vurulan Filistinli protestocu ambulansa bindirildi. Ancak İsrail askerleri ambulansın hastayı götürmesine izin vermedi


20 Temmuz 2018 Cuma

Yahudi ulus devletinin perde arkası

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
İsrail Parlamentosunda kabul edilen ‘yahudi ulus devleti’ yasasının görünen yüzü Filistinliler için ikinci Nekbe demek. Irkçı yasanın bir de yazılı olmayan maddeleri var. İşte asıl felaket orada üstü örtülü şekilde duruyor.
Yazılı maddelerle başlayalım, hepsi ırkçı.
-İsrail artık bir Yahudi devletidir.
-Tek resmi dil İbranice.
-Kudüs İsrail’in başkentidir.
-Dünyadaki tüm Yahudiler İsrail’e yani Filistin topraklarına yerleşebilir.
-Bundan sonra hukukta Tevrat kullanılacak.
-Kudüs ve Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimleri meşrulaşacak.

İsrail Filistin topraklarındaki işgal devletini 14 Mayıs 1948’de kurmuştu.

Filistinliler o günü Nekbe yani felaket günü olarak kabul etti.
Dün kabul edilen yasa Filistinlilerin ikinci Nekbe’sidir.
Yasa İsrail Parlamentosunda kabul edildi.
Orada 13 de Filistin asıllı milletvekili vardı.
Onlar yasaya şiddetle karşı çıktı.
Peki kim bunlar. İsrail madem Filistinlileri bu kadar eziyor, bir Filistinli nasıl oluyor da İsrail parlamentosuna seçilebiliyor, diye soranlar olabilir.
Filistinlilerin nüfusu 6 milyondan fazla.
Bir o kadar da 1948’de sürgün edilenlerin torunları olan ve bugün Ürdün, Lübnan ile Suriye’de mülteci olan Filistinliler var.

Yahudi Ulus Devletinin Perde Arkası

Filistin’dekiler ise 4 ayrı toprak parçasında yaşam mücadelesi vermekte.
Kudüs, Gazze ve Batı Şeria’dalar.
Bir de 48 şehirleri var.
Yafa, Hayfa, Akka, Berşeba, Umm Fahm, Ramle gibi İsrail haritasında kalan şehirler.
Buralarda yaklaşık 2 milyon Filistinli bulunuyor.
Onlar 1948’deki sürgün döneminde İsrail işgal devleti kurulurken evlerinde kalmayı başaran Filistinlilerin çocukları ve torunları.
Bu Filistinliler aynı zamanda İsrail vatandaşı.
Gazze, Batı Şeria ya da Kudüs’tekilere oranla daha şanslı gibi görünseler de tamamen ikinci sınıf insan konumundalar.
İsrail onlara ‘Filistinli’ bile demiyor, ‘İsrailli Arap’ ifadesini kullanıyor.
İşte o Filistinlilerden 13’ü Filistinlilerin oylarıyla seçilebiliyor.
Ama bu yeni yasa tüm bu hakların Filistinlilerin elinden alınmasına yol açacak.
İsrail ‘Arap’ dediği o Filistinlileri bu yasayla zorla Siyonist ordusunda asker yapmaya kalkacak.
Yahudi şeriatına biat etmeyen Müslüman Filistinliler, vatandaşlıktan çıkarılacak, evlerine, arazilerine el konulacak, hepsi sürgün edilecek.
Kudüs ve Batı Şeria’da yıllardır devam eden toprak gaspı bu yasayla birlikte 48 şehirlerinde de olacak.
Yani Filistinlilerin Filistin topraklarındaki varlığının imhası hızlanarak, 4 koldan devam edecek.

Yahudi yasasının yazılı olmayan maddeleri neler?

Kudüs’ün başkent ilan edilmesi, ABD’nin Kudüs’te büyükelçilik açması ve Yahudi Ulus Devleti yasasının kabul edilmesi. Son 6 ayda ki bu 3 gelişme spontane değil birbirleriyle bağlantılı.
Üçü de ABD, İsrail, BAE ve Mısır’ın içinde bulunduğu  “Yüzyılın anlaşması” diye adlandırılan projenin parçaları.
Bu anlaşmayla Filistinliler Gazze’den bile çıkarılarak, Sina’ya göçe zorlanacak.

Abbas'da İşin İçinde

Anlaşmanın bir tarafında maalesef Filistin Devlet Başkanı Abbas da var.
İsrail Gazze’yi abluka altında tutarken, Abbas yönetimi de aylardır Gazze’deki memurların maaşını ödemeyerek, Gazze’nin elektrik faturalarını ödemeyerek, Gazze’deki Filistinlilere ambargo uyguluyor.
Gazze Filistin direnişinin merkezi. Tüm amaç Gazze’ye biat ettirmek, bu nedenle İsrail Abbas yönetimi üzerinden de Gazzelileri cezalandırıyor.
Haziran ayında “Gazze Filistin yönetimine bağlı bu nedenle İsrail gibi Gazze’ye yaptırım uygulayamazsınız, Gazze’deki memurların maaşlarını ödeyin” diye Ramallah’ta gösteri yapan Filistinliler bizzat Abbas’ın adamları tarafından dövülerek, göz altına alınmışlardı.

Yahudi Yasası İle Filistin diye Biryer olmayacak

Projeye göre Yahudi yasalarını kabul etmeyen İsrail vatandaşı olan Filistinliler 48 şehirlerinden çıkarılacak.
Kudüs’te bir Filistinli bile bırakılmayacak.
Batı Şeria toprakları zaten 3’e bölünmüştü, yüzde 70’e yakını İsrail kontrolünde tutuluyordu şimdi tamamı İsrail haritasına eklenecek.

Geriye bir tek Gazze kalıyor.



Filistinliler ‘uslu çocuk’ olmayı kabul ederse, Kudüs ve Batı Şeria’dan sürgün edilenler Gazze’ye gönderilecek, Gazze Sina çölü ile birleştirilip yıllardır konuşulan iki devletli çözüm adı altında çölün ortasında Filistinlilere sözde bir devlet verilecek. Yani Filistin toprağı diye bir şey kalmayacak.
İşte bu nedenle Filistinliler 30 Mart’tan bu yana Büyük Dönüş Yürüyüşü adını verdikleri direnişe ısrarla devam ediyorlar.
Filistin: “Yahudi ulus devlet” yasası kabul edilemez
FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasına “etnik temizliğe hazırlık adımı” ifadesiyle tepki gösterdi.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı olduğunu vurgulayan “Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasını, “etnik temizliğe hazırlık adımı” şeklinde değerlendirdi.
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat’ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs’ün de dahil olduğu Batı Şeria’yı İsrail’e ilhak etmek ve Gazze’de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, “Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM’nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?” ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.
“Yahudi ulus devlet” yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 “hayır” oyuna karşılık 62 “evet” oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi Ulus Devlet Yasa Tasarısı

İsrail’in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki “temel kanunlarının” içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
“Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail’in başkenti Kudüs’tür.”
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan “Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir” hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, “İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır” denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail’e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948’de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

 “İsrail, Apartheid rejimi olduğunu teyit etti”

Bu kanunla beraber özgürlükler üzerinde gerilimin artacağına, örgütlenme ve siyasal yapılanma konusunda Filistinlilere kısıtlamaların olabileceğini belirten Şeyh Hatib, “İbranice resmi dil, Arapça da özel dil muamelesi görecek. İsrail’in Yahudi devleti sayılması da Filistinli vatandaşların ikinci sınıf vatandaş sayılması ve hiçbir hakka sahip olamayacağı anlamına geliyor. Halbuki Arapça bu toprakların asıl dili, Filistinliler de bu ülkenin asli unsurlarıdır.” dedi.
Şeyh Hatip, İsrail’in Apartheid (Irkçı, ayrımcı devlet) rejimi olduğunu bu kanunla teyit ettiğini belirterek, “İsrail eskiden beri bir Apartheid rejimi olarak varlığını sürdürüyordu, şimdi bu kanunla da bu Apartehid rejimi olduğunu pekiştirmiş oldu.” ifadelerini kullandı.
Filistinli mültecilerin ana vatanlarına geri dönmesini engelleyen İsrail’in dünyadaki Yahudilere kapılarını açtığını belirten Şeyh Hatip, “Bu kanun, dünyanın dört bir tarafından İsrail’e Yahudi göçünün önünü açarken, Filistinlilerin kendi vatanlarına, kendi ülkelerine dönmesini engelliyor.” şeklinde konuştu.
“Yahudi Ulus Devlet yasası Batı Şeria’yı da hedef alıyor”
Öte yandan İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden İsrail parlamentosundaki Ortak Arap Listesi Bloku Milletvekili Mesud Ganayim de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi Ulus Devlet yasasının sadece İsrail vatandaşı Filistinlileri hedef almadığını bilakis işgal altındaki Batı Şeria’yı da hedef aldığını söyledi.
Milletvekili Ganayim, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasanın tam olarak, ‘İsrail devletini’ değil ‘İsrail topraklarını’ vatan olarak öngördüğünü ve tam olarak “İsrail toprakları (Tarihi Filistin topraklarının tamamı) Yahudi halkının tarihi vatandır.” cümlesinden oluştuğunu ifade etti.
Kanunun İsrail topraklarının sınırlarını belirtmediğini, dolayısıyla ‘İsrail devleti’ yerine ‘İsrail toprakları’ söyleminin kullanıldığını belirten Ganayim, Tarihi Filistin topraklarının tamamı yani Batı Şeria da dahil olmak üzere tüm bölgeyi hedef aldığını vurguladı.
Ganayim, başta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olmak üzere İsrailli yetkililerin geçen yıllar boyunca Batı Şeria’yı da İsrail’in bir parçası olarak gördüklerini deklare ettiklerini hatırlatarak, “Kanunu tasarlayan ve onaylayan sağcı milletvekillerine göre, Batı Şeria da İsrail’in bir parçası. Bu gizli bir şey değil zaten, her açıklamalarında dile getiriyorlar.” dedi.
Kanunun İsrail’in Filistinli vatandaşlardan temizlenmesini öngören kanunun apartheid rejimini kökleştirdiğini ve ayrımcılığı arttıracağını belirten Ganayim, “Bu kanun İsrail’in 1948’den beri izlediği politikaları meşrulaştırıyor ve Filistinli vatandaşları ikinci sınıf görüyor.” ifadelerini kullandı.
Ganayim, kanun metninde tek bir defa dahi “demokrasi” veya “eşitlik” kelimelerinin olmadığını belirterek, “Bu kanun bizim yıllarca buradaki demokrasinin sadece Yahudiler için geçerli olduğu şeklindeki sözlerimizi teyit ediyor. İsrail demokrasi söylemini sadece Araplara karşı işlediği suçları örtmek için bir örtü olarak kullanıyordu.” dedi.
Uluslararası topluma İsrail’e karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganayim, Ortak Arap Listesi Bloku olarak da kanunun iptal edilmesi için gerekli çalışmaları yürüttüklerini ve gerekirse İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurabileceklerini söyledi.
Muhalefetin karşı çıktığı, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulus devlet yasa tasarısı



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi ana vatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde, "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda "İsrail tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Mısır'ın uzlaşı teklifinin detayları belli oldu

Mısır tarafından sunulan ve en geç 5 hafta içinde ulusal birlik hükümeti kurulmasını da öngören Filistin uzlaşı teklifi, 4 aşama ve 10 maddeden oluşuyor.
Filistin'deki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan Mısır'ın uzlaşı teklifinin 4 aşama ve 10 maddeden oluştuğu bildirildi.
AA muhabirinin siyasi bir kaynaktan edindiği bilgiye göre, Hamas'ın kabul ettiğini açıkladığı Filistin uzlaşısına dair Mısır'ın sunduğu teklifin detayları ortaya çıktı.
Uygulaması yaklaşık iki aya yayılan Kahire'nin teklifi toplam 4 aşama ve 10 maddeden oluşuyor.
Gazze'ye uygulanan cezai yaptırımlar ivedilikle kaldırılmalı
Bir haftada uygulanması planlanan ilk aşamada, Gazze'ye uygulanan cezai yaptırımların ivedilikle kaldırılarak, memur maaşlarının tamamen ödenmesi ve bakanlıkların Gazze'deki işletme bütçelerinin ödenmesi ve elektrik santrallerine vergisiz yakıt sağlanması konuları çözüme kavuşturulacak.
İdari ve hukuki komisyonun uzlaşıyla almış olduğu karar uygulanıncaya dek, mevcut yapıda herhangi bir değişiklik yapılmaksızın, bakanlar bakanlıklarına dönüş yapacak.
İlk aşamanın son maddesinde ifade edildiği üzere en fazla 5 hafta içinde tamamlanmış olmak kaydıyla ulusal uzlaşı hükümetini kurma görüşmelerine başlanacak.
Hamas, sınır kapılarındaki engellemelere son vermeli
Üç hafta sürmesi planlanan ikinci aşamada da komisyon, Filistin'deki taraflara ve hükümete uygulamaya geçilmesi için yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını teslim edecek. Bu arada maaş politikası, Batı Şeria ve Gazze'deki tüm memurlara uygulanacak. Bu aşamanın üçüncü maddesine göre Hamas Hareketi, Gazze'de kendi atadığı güvenlik memurlarının maaşlarını ayırarak, vergilerden kalanını Filistin hükümetine teslim edecek. Bu aşamanın son maddesindeki sınır kapılarına ilişkin verilen teklifte, Hamas'ın, İsrail ve Mısır'la olan Gazze sınır kapılarındaki engellemelerinin kaldırılması gerektiği belirtiliyor.
Teklifin üçüncü aşamasının ilk maddesi, yaklaşık bir ay sürmesi planlanan konular arasında Mısır'ın gözetiminde Batı Şeria ve Gazze'den güvenlik komisyonlarının bir araya gelerek güvenlik konuları ve uygun mekanizmaların kurulması yönünde çalışmalar yapılmasını içeriyor.
Yargı ve Filistin topraklarının yönetimine bakan kurumların birleştirilmesi
İkinci maddede ise her iki taraftaki yargı ve Filistin topraklarının yönetimine bakan kurumların birleştirilmesine dair Hamas ve Fetih tarafından uzmanların bir araya gelerek çalışmalar yapması isteniyor. Taraflar bu konuya ilişkin görüşmeleri de yine Mısır'ın gözetiminde yürütecek.
Mısır'ın uzlaşı teklifinde sunduğu konuların son aşamada tek madde altında toplandığı görülüyor.
Buna göre Mısır'ın başkenti Kahire'de toplanacak Filistin Kurtuluş Örgütünün Geliştirme ve Aktivasyon Komisyonu, 2011'deki anlaşmada geçen konuların icrası için uygun mekanizmanın kurulması üzerine çalışmalarda bulunacak.
Söz konusu anlaşmaya göre Ulusal Meclis, seçimler, yasama meclisi, Batı Şeria ve Gazze'deki toplumsal uzlaşı, kamu özgürlüklerine ilişkin konular ele alınacak.
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin ofisinden bugün yapılan açıklamada, Heniyye'nin, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'i telefonla aradığı ve Hamas'ın geçen hafta Mısır tarafından sunulan Filistin uzlaşı önerisini kabul ettiğini ilettiği belirtilmişti.
Gazze'de yönetimi 2007'de devralan Hamas, Batı Şeria'daki Filistin hükümetinin Gazze'deki memurlardan işe gitmemelerini istemesi üzerine yaklaşık 40 bin memur atamıştı.

"Memur maaşları dosyası" Hamas ile Fetih arasında geçen yıl 12 Ekim'de, Filistin'deki bölünmüşlüğü bitirme amacıyla imzalanan son uzlaşı anlaşmasında da aksaklıklara neden olmuştu.

22 Mayıs 2018 Salı

Filistin’de iki devletli çözümün ölümü

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Trump’ın ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı, Filistin’i adım adım Yahudileştirme-İsrailleştirme sürecinin son merhalesinden ve “iki devletli çözüm süreci” illüzyonunun tabutuna son çivinin çakılmasından başka bir şey değil.
Trump’ın ABD elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı, yaklaşık iki yüz yıldır devam eden Filistin’i adım adım Yahudileştirme-İsrailleştirme sürecinin son merhalesinden ve yıllardır dünya kamuoyuna sunulan “iki devletli çözüm süreci” illüzyonunun tabutuna son çivinin çakılmasından başka bir şey değil.

Bugünlerde Arap basınında Filistin ve Kudüs meselesi hâlâ çoktan ölmüş (posthumous) Arap milliyetçiliği çerçevesinde ele alınıyor. Halbuki aslen İskenderunlu olan Suriyeli meşhur romancı Hana Mina’nın “Nihâyetü Racülin Şuçâ” (Cesur Adamın Ölümü) romanındaki kabadayı kahramanın çoktan rahmet-i Rahman’a kavuştuğu gibi, seküler Arap milliyetçiliği ve Cemal Abdünnasır, Hafız Esed ve Saddam Hüseyin gibi liderleri de uzun zaman önce ahirete intikal ettiler. Tabii ki bütün şüpheli ölümlerden sonra bir otopsi yapmak gerekir. Öyleyse seküler Arap milliyetçiliğini kim öldürmüştü? Arap milliyetçiliğini öldürenler, ironik bir biçimde, birbirlerine kıyasıya hasım olan İsrail ile seküler Arap milliyetçisi diktatörlerden başkası değildi. 1948 Nekbe (Büyük Felaket), 1967 Altıgün (Nekse, Kayıp) ve 1973 Ramazan (Yom Kippur) savaşlarında Birleşik Arap ordularını her defasında mağlup eden İsrail, Arap milliyetçiliğinin ölümünün de olağan şüphelisi. Ama bunda seküler Arap milliyetçisi diktatörlerin halklarına yaptıkları zulmün de büyük payı var. Dolayısıyla Filistin sorunundaki başarısızlık pan-Arap milliyetçiliğinin ölümünün başlıca nedenlerinden biridir.
Filistin’de bu günlerde müteveffa olan iki devletli barış sürecinin otopsisini yapmak da, Ortadoğu’da “sorunların anası” olarak kabul edilen Filistin ve İslam dünyasının kalbi mesabesindeki Kudüs meselesinin bundan sonra nereye evrileceği ve gerekli adımlar atılmazsa neler olabileceği hakkında bize fikir verebilir. Filistin’de aslında iki devletli bir çözüm süreci hiç olmadı. Filistin yönetimi işgal altındaki toprakların sadece yüzde 22’sinde, başkenti Doğu Kudüs olan ve Gazze ile Batı Şeria’dan oluşan iki parçalı bir otonom yapıyı kabul ettiğinde dahi İsrail buna razı olmadı. Zira İsrail “sıfır toplamlı oyun” (zero-sum game) oynuyor ve Filistin’in tamamını istiyordu. 1993’te başlayan Oslo Süreci devam ederken, yüz binlerce göçmeni istiap edebilecek yerleşim yerleri inşâ ediyor, Batı Şeria’daki Filistin şehirlerini bu yerleşimler ve ırkçı duvarlarla muhasara ederek âdeta İsrail denizinde birbirinden kopuk Filistin adalarına dönüştürüyor, hatta Doğu Kudüs’te yerleşimler kuruyordu. Filistin yönetiminin efsanevi lideri Yaser Arafat’ı Ramallah’ta abluka altına alıyor, Filistinlilerin tapu kayıtlarını siliyordu. Filistinliler bütün bunlar yapılırken, en azından Arap dünyasının kendilerini destekleyeceğini sandılar. Halbuki Arap dünyasında eskiden beri “ABD elçiliğini ne zaman Kudüs’e taşıyacak” sorusuna “Suudi Arabistan kabul ettiğinde, Mısır sustuğunda” cevabı verilirdi. İşte bu günler o günler. İsrail seküler Arap milliyetçiliğini öldürdüğü gibi, şayet var olduysa, bu adımıyla iki devletli çözüm sürecini de katletti.
Bu noktada can yakıcı soru şu: Peki bundan sonra kısa vadede ne olur? Bu soruyu cevaplamak Filistin’in yakın geçmişini bilenler açısından işten bile değil. Zira bunun benzerleri Filistin’de pek çok defa yaşandı. Sadece çarpıcı bir örnekle yetinelim: İbrahimî dinlerin, yani Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın ortak peygamberi Hz. İbrahim, oğlu Hz. İshak ile torunları Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un eşlerinin kabirlerinin bulunduğu el-Halil şehrindeki Halilurrahman camii, 25 Şubat 1994’te fanatik bir Yahudi olan Baruch Goldstein’ın saldırısına uğramıştı. Goldstein namaz kılmakta olan Müslümanlara karşı düzenlediği terör saldırısında 29 Müslümanı katletmiş, yüzlercesini de yaralamıştı. Öldüren fanatik bir Yahudi, ölenler ise Müslümandı. Ama cezalandırılanlar yine Filistinliler oldu. Cami önce güvenlik nedeniyle kapatıldı, açıldığında ise üçte ikisi sinagoga çevrilmişti bile. Bugün Müslümanlar bu kutsal mekanın kendilerine bırakılan kısmına bile güçlükle girebiliyor.
Şayet bölgedeki ülkeler bugünkü parçalı ve birbirleriyle mücadele eden yapılarını değiştirmeyip bir şekilde bütünleşmezlerse, zaten Mescid-i Aksa’ya yönelik işgal girişimlerinde bulunan İsrail, yine böyle bir güvenlik gerekçesiyle Mescid-i Aksa’nın bir kısmını işgal edecek ve Yahudilerin ibadetine açacaktır. Daha da vahimini söyleyelim: Mescid-i Aksa’nın bulunduğu tepenin altı arkeolojik kazılar nedeniyle tüneller açılmak suretiyle oyulmuştur. Bölgenin bir gerçeği olan ve zamansal periyodu yaklaşmış bir depremde (Allah korusun) Mescid-i Aksa hareminin bulunduğu tepe doğal nedenlerle çökebilir ya da bu tünellere dinamit yerleştirmek suretiyle (el-Halil terörist saldırısında olduğu gibi) çökertilerek “mabetleri” için yer açılabilir. Unutmayalım ki Osmanlı devletinin temelleri de 19 yüzyılda bilimsel arkeolojik kazılarla çökertilmişti.
Peki uzun vadede ne olur? 70. kuruluş yıldönümünü kutlayan İsrail bugün Akdeniz ile Şeria (Ürdün) nehri arasında küçük bir alana sıkışmış gibi görünebilir. Ama Ortadoğu’nun 5000 yıllık, İslamın yaklaşık 15 asırlık tarihine baktığımızda, bölgede güçlenen devletlerin mutlaka bu gücünü izhar edeceği ve genişleme istidadı göstereceği açıktır. Hele bir de Nil’den Fırat’a vadedilmiş topraklar (arz-ı mev’ûd) “megalo idea”sına sahip İsrail söz konusu olduğunda, güçlenen bir İsrail’in, bugün Filistin meselesini kaâle almayan Arap devletleri aleyhine genişleme istidadı göstereceği kehanet olmasa gerek.
Peki çözüm nedir? Kısa vadeli çözüm, sorunu bir Arap/İslam sorunu olmaktan çıkarıp bir insanlık sorununa dönüştürerek tepki göstermek ve dünya kamuoyuna anlatmaya çalışmak, boykot etmek ve ekonomik ilişkileri sınırlandırmak ve uluslararası sahada topluca mücadele etmek olabilir. Ama bunun için de önce birlik olmak gerekir. Ancak uzun vadede tek çözüm, bölgedeki etnik, mezhebi parçalı yapının bir şekilde ortadan kaldırılması ve bölge ülkelerinin en azından birinin İsrail ve ABD ile başa çıkabilecek, en asgarisinden caydırıcı olabilecek güce erişmesidir. Bunun şu anda bölgedeki en büyük adayı ise tarihi derinlik, ekonomi ve nüfus gücünü haiz, İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi Türkiye’dir. Arap ve İslam ülkelerinin kamuoyları da aynı kanaattedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin arzulanan caydırıcı güce erişememesi için çabalar, bugün olduğu gibi, devam edecektir.
Yazıya yine anlamlı bir sözle son verelim: Çözüm, İsrail’in kurucu başbakanlarından Golda Meir’in dediği gibi “güçlü olmaktan” geçiyor. Ama güçlü olmak için önce birlik olmak gerekiyor. Zira işgalciler ancak güçten anlar.

20 Temmuz 2018 Cuma

'Yahudi ulus devlet yasası, etnik temizliğe hazırlık adımı'

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına "etnik temizliğe hazırlık adımı" ifadesiyle tepki gösterdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasını, "etnik temizliğe hazırlık adımı" şeklinde değerlendirdi.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
FKÖ ve Hamas 'Yahudi ulus devlet' yasasını kınadı
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor
Dışişleri Bakanlığı: Yahudi Ulus Devleti yasası Filistinlilerin haklarını hiçe sayıyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat'ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs'ün de dahil olduğu Batı Şeria'yı İsrail'e ilhak etmek ve Gazze'de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, "Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM'nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?" ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.

"Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasa tasarısı
İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.

Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:

"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Yahudi ulus devlet yasası hakkında, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, onaylanan Yahudi ulus devlet yasasına ilişkin, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." ifadesini kullandı.
Fuat Oktay
Twitter
 Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrail Parlamentosu, "Yahudi Ulus Devlet Yasası" adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir.
Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da paylaşımda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Oktay, "Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrailParlamentosu, 'Yahudi Ulus Devlet Yasası' adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İsrail'in 'Yahudi ulus devleti' kanununu kınıyoruz



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "İsrail Parlamentosunda kabul edilen 'Yahudi ulus devleti' kanununu en sert biçimde kınıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AA muhabirine, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail Parlamentosunda kabul edilen "Yahudi ulus devleti" kanununu en sert biçimde kınadıklarını vurgulayan Kalın, "Filistin halkını kendi anavatanlarından yalnızca fiziksel olarak değil, yasal olarak da silme çabasını ifade eden bu ırkçı adımın kabul edilmesi kesinlikle mümkün değildir." ifadesini kullandı.

Uluslararası topluma çağrı

Kalın, açıklamasında şunları kaydetti:
"İlk kıblemiz olan Kudüs'ün başkent olarak ilan edilmesi ve Filistinlileri sistematik biçimde yerlerinden etmek için yeni yerleşimlerin kurulması kararlarını tanımıyor ve İsrail hükümetinin bir apartheid devleti kurma çabalarını reddediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti olarak dost ve kardeş Filistin halkının uluslararası hukuktan doğan haklarını koruma noktasındaki kararlılığımızı tekrar ifade ediyor, uluslararası toplumu tüm dünyanın gözlerinin önünde yaşanan bu adaletsizliğe tepki vermeye çağırıyoruz."

Gazze sınırındaki gösterilerde 142 Filistinli şehit oldu

Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinli şehit oldu, 16 bin 496 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinlinin şehit olduğu, 16 bin 496 kişinin yaralandığı bildirildi.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, sınırda 30 Mart'tan bu yana yapılan gösterilerde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18'i çocuk, 2'si kadın, 2'si sağlık personeli, 2'si basın mensubu olmak üzere 142 Filistinlinin şehit olduğunu belirtti.
Kudra, gösterilerde 4 bin 190'ı gerçek mermi, 529'u plastik mermi, 7 bin 421'i gazdan etkilenme, 4 bin 356'sı şarapnel ve muhtelif şekillerde 16 bin 496 kişinin yaralandığını ifade etti.
Yaralılardan 3 bin 126'sının çocuk, bin 362'sinin kadın olduğunu aktaran Kudra, göstericilerden 391'inin ağır, 3 bin 992'sinin orta, 12 bin 113'ünün hafif yaralandığını kaydetti.
Kudra, yaralılar arasında ampütasyon vakalarının da bulunduğunu, 60 kişinin vücudunun alt bölgesinden, 1 kişinin üst bölgesinden organ ya da uzvunun alındığını, 7 kişinin de parmaklarının kesildiğini ifade etti.
Sözcü ayrıca bölgede görev yapan 58 ambulansın zarar gördüğünü belirtti.
Filistinliler, Toprak Günü'nün 42. yılı nedeniyle 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.
İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

Ürdün'de 'Yahudi ulus devlet' yasasına tepki

Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Basın İşleri Devlet Bakanı ve Hükümet sözcüsü Cumana Ganimat, Ürdün haber ajansı PETRA'da yer alan yazılı açıklamasında, "Yahudi ulus devlet" yasasının İsrail ve işgal edilmiş bölgelerdeki ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini ifade etti.
Yasanın bölgedeki adil ve kapsamlı barış seçeneğini güçleştirdiğini belirten Ganimat, yasanın daha fazla şiddet ve aşırılığa yol açacağını, Filistin halkının kendi ülkelerindeki kültürel, insani, tarihi varlığını hedefleyeceğini kaydetti.
Uluslararası topluma yasal, siyasi ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme ve söz konusu yasaya karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganimat, Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazmin haklarının uluslararası hukuka göre üzerinde değişiklik yapılamaz haklar olduğunu vurguladı.
Ganimat, Filistin-İsrail sorununun tek çözüm yolunun iki devletli çözüm olduğunu aktardı.
Muhalefetin karşı çıktığı yasa tasarısına ilişkin oylama dün sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasası



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Yasada, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" ifadesine yer verilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor

İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.
İsrail'in Filistinli vatandaşlarını temsil eden Yüksek Arap Takip Komitesi (YATK) bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu ve İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.

İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi


Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'

YATK bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu Başkanı ve 1948 Filistin İslami Hareketi Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal el-Hatib AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi ulus devlet yasa tasarısının onaylanmasını tehlikeli bir adım olarak değerlendirerek, İsrail vatandaşı Filistinliler üzerinde olumsuz etkileri olacağını söyledi.
İktidardaki aşırı sağcı koalisyon hükümetinin İsrail vatandaşı Filistinlilerin hedef alınması için tüm imkanları seferber ettiğini, şimdi de kanunen hedef alınmasını sağladığına dikkati çeken Şeyh Hatib, “Bu kanun, İsrail toplumunda var olan din ve inanç çatışmasının teyit etmiş oldu. İsrail politikaları zaten daima ‘Yahudi devleti’ esası üzerine işliyordu. İşte bugün bu tasarının kanunlaşması da bu muameleyi hukuki boyuta bürümüştür.” dedi.
Şeyh Hatib, artık İsrail vatandaşı Filistinlilerin bu kanun çerçevesinde daha fazla ötekileştirilme ve hedef alınma dairesine alınacağına vurgu yaparak, “Dolayısıyla bu kanun çok tehlikelidir ve Filistinli vatandaşlar üzerinde çok geniş bir şekilde olumsuz etkileri olacaktır.” ifadelerini kullandı.

7 Aralık 2017 Perşembe

Trump'ın Kudüs Kararı Yeni Bir İntifada Doğurur mu?

ABD Başkanı Trump'ın, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından akıllara "Yeni intifada olur mu?" sorusu geldi. Ancak bu sefer Filistin için yeni bir intifadaya kalkışmak kolay değil.

ABD Başkanı Donald Trump dünya kamuoyunun önemli bir kısmını karşısına alarak Tel Aviv'deki Amerikan büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasına karar verdi.

1995'TE GEÇEN YASAYI UYGULAMAYA KOYDU

Aslında Trump seleflerinin yerine getirmekten kaçındığı ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti sayan yasayı hayata geçirmiş oldu. Kongre'den 1995'te geçen yasanın uygulaması, her altı, ayda bir başkanın imzaladığı feragatnameyle erteleniyordu.

Önceki Başkan Barack Obama da 2008'de Yahudi kuruluşu AIPAC'taki konuşmasında "Kudüs, İsrail'in başkenti olarak kalacaktır ve bölünmeden kalmalıdır" demişti.

Başkanların yasayı dondurmalarının nedeni Amerikan çıkarlarının tehlikeye gireceği, Arap-İslam dünyasıyla ilişkilerin bozulacağı ve barış sürecinin sekteye uğrayacağına yönelik kaygılardı.

OLASI SONUÇLAR NE OLABİLİR?

Trump'ın ziyadesiyle kışkırtıcı olan böyle bir adımı atmasında elbette "Önce Amerika" sloganıyla ABD'nin klasik dış ilişkilerdeki yerini umursamayan 'sıra dışı liderlik' anlayışının payı var.

Fakat kendi Dışişleri ve Savunma Bakanlarının da karşı çıktığı bu adımın sıra dışı liderliğin ötesinde 'delilik' ya da 'çılgınlığa' tekabül eden tarafları var.

İsrail'e Doğu Kudüs dahil 1967'de işgal ettiği topraklardan çekilmesi çağrısı yapan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarını hiçe sayan bu adım kuşkusuz BM dahil uluslararası aktörler nezdinde bir dirençle karşılaşacaktır.

Bunun yanı sıra bu adımın BM'nin desteklediği iki devletli çözüm planının öldürülmesi, pek çok ülkeye yayılmış Filistinli mültecilerin dönüş umudunun hepten son bulması, olası çözümde Filistin'e başkent olarak kurgulanan Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin yok edilmesi, burada yaşayan ve vatandaşlığı bulunmayan 300 bin Filistinlinin kaderinin belirsizliğe bırakılması, Batı Şeria'nın neredeyse yüzde 60'ını teşkil eden yasadışı kolonilerin meşrulaştırılması, güvenlik duvarlarıyla Filistinlilere dayatılan 'apartheid' rejiminin sürmesi, bu tür bir umutsuzluk ve çaresizlik ortamında (Hamas'ın ifadesiyle) 'cehennemin kapılarının açılması', Filistin lideri Mahmud Abbas'ın dediği gibi 'radikal örgütlere zemin sunulması' ve geniş coğrafyalarda şiddetin kışkırtılması gibi yakıcı ve yıkıcı sonuçları olabilir. Kararın arkasındaki motivasyon nedir? Trump birçok şeyi ateşe atma pahasına bu tür bir adımı neden attı ve bundan ne umuyor?

YENİ BİR İNTİFADA DOĞAR MI?


Filistin tarafında Trump'ın bu kararından sonra ABD'nin arabuluculuk rolünü yitirdiğini düşünenler de var.

Fakat yaşamak için yardımlara bağımlı hale gelen ve Ramallah'tan çıkmaları bile İsrailli bir çavuşun iznine bağlı olan Filistinli liderler kendilerini o denli çaresiz duruma soktu ki; birkaç ay sonra ABD'nin rolünü sorgulayacak durumda bile olamayabilirler.

Ayrıca bu yorumlar, İsrailli liderlerin gerçek bir barışı düşünmekten alıkoyan keyfiliklerini, her koşulda İsrail'i koruma ve kollama taahhüdüne bağlı olan Amerikan başkanlarına borçlu olduğu gerçeğini de görmezden geliyor.
Bu öfkeden yeni bir intifada çıkar mı çıkmaz mı, şimdiden kestirmek zor.

Ama bildiğimiz şey şu: Bu adım İslam ülkelerinin birbirine girdiği, mezhep gerilimlerinin tırmandırıldığı, Filistinli direniş unsurlarının zayıfladığı, Gazze'yi tekeline alan Hamas ile Batı Şeria'ya hükmeden El Fetih arasında gerçekleşen zoraki barışa rağmen Filistin Yönetimi'nin kadük olmaktan kurtulamadığı ve İsrail'in Arap dünyasından müttefikler bulduğu bir süreçte geldi.

ARAP DÜNYASI YANIYOR

Dün Filistin konusunda Arap Birliği'ni sürükleme kapasitesi olan ülkeler bugün kendi dertleriyle meşgul: 2011'den beri Suriye yanıyor, NATO müdahalesi ve silahlı isyan sonrası Libya bitti, Irak Amerikan işgalinden beri cehennemde, Sudan bölündü, Arap isyanlarının çıkış yeri Tunus ve Mısır hala belini doğrultamadı.

Pek çok yerde Sünni-Şii gerilimi inanılmaz boyutlara taşındı. Yemen İran destekli unsurları temizleme adına iki yıldır Suudi Arabistan'ın başını çektiği koalisyonun ateşi altında.

ARABİSTAN, BAHREYN VE BAE İSRAİL'LE ORTAK PAYDADA BULUŞTU

İran'a karşı Sünni cephe yaratmak istenirken Müslüman Kardeşler'in destekçisi Katar yüzünden Sünni koalisyon birbirine girdi. İran düşmanlığı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn gibi ülkeleri İsrail'le ortak paydada buluşturdu.

Bu şekilde birbirini törpüleyen bu coğrafyadan Birinci ve İkinci İntifada sırasında olduğu gibi Filistin davasına güçlü bir destek çıkar mı? Tepkiler sel olsa da sonuç getirecek ortak duruşun şekillenmesi zor.

ÇARPICI İDDİA

Hatta iddia o ki; Suudi Arabistan'da ipleri eline alan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, BAE'nin yönlendirmesiyle İsrail'le anlaştı; Kushner'le görüşmesinden sonra Mahmud Abbas'ı Kudüs ve mültecilerin dönüş hakkını unutan, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerine dokunmayan, Doğu Kudüs yerine kentin dışındaki Abu Dis'i başkent yapan bir çözüm önerisini kabul etmesi için markaja aldı.

Abbas'a "Kabul etmen için iki vaktin var, yoksa yerini başkası alır" mesajı verildi.

Körfez'de birçok etkili yazar ve gazetecinin son zamanlarda Filistinlileri 'baş belası' ve Filistin davasını 'yük' olarak gören, mültecileri ve Kudüs'ü de Allah'a havale eden yorumların artması bu gizli anlaşmaya bağlanıyor.

DİRENİŞ CEPHESİNDE DURUM KÖTÜ

Direniş cephesinde de durum kötü: Suriye krizi sırasında Şam-Tahran ekseninden çıkıp Katar ve Türkiye ile saf tutan Hamas en kötü dönemini yaşıyor. Lübnan'daki Hizbullah ise fazlasıyla Suriye'de meşgul ve bu dönemde ateşin Lübnan'a sıçramaması konusunda bir dikkat söz konusu.

TRUMP DİNİ LİDERLERİ DE DİNLEMEDİ

Filistinli Hıristiyanlar da son derece tepkili ama bu tepki caydırıcı bir etki yaratmıyor. Kudüs'ten ikisi patrik ve sekizi başpiskopos 13 dini lider, karar öncesi Trump'a mektup yazıp çözüm bulunmadan Kudüs'ü İsrail'in başkenti yapmanın onarılamaz sonuçları olacağı uyarısında bulundu. Trump bunları da dinlemedi.

TRUMP İSLAM ALEMİNİN BÖLÜNMÜŞLÜĞÜNDEN CESARET ALIYOR

Belli ki Trump, Körfez'de İran karşıtlığı ile satın aldığı uyumlu pozisyondan ve Arap-İslam aleminin bir araya gelmesi imkansız halinden cesaret alıyor.

Trump tepkilerin köpük gibi bir süre sonra sönümleneceğini düşünüyor olabilir. Fakat burası Orta Doğu; asla söylenmemesi gereken şey "Yok, bu olmaz" sözüdür. Burası bütün senaryolara açık bir coğrafya. Epey zamandan beri hakim örgüt ve liderlerden bağımsız olarak kendini gösteren bir dip dalga var. Başsız ve örgütsüz gençler ve çocuklarla köpüren bu dalganın nasıl çarpacağını öngörmek zor.

22 Ekim 2020 Perşembe

İsrail siyasetindeki yükselen güçler: Eymen Avde ve Birleşik Liste

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail vatandaşı Filistinlilerin ağırlıkta olduğu dört büyük siyasi partinin ittifakından oluşan ve iki devletli çözümün en büyük destekçisi olan Birleşik Liste, 2015 yılından itibaren İsrail muhalefetinde yükselen bir pozisyona sahip.


On iki yıla yakın süredir İsrail’de başbakanlık görevinde bulunan Binyamin Netanyahu, İsrail siyasetinin sağ kanadını domine eden bir lider profili çiziyor. Netanyahu, başbakanlığının ötesinde, koalisyon hesaplarının ana merkezi, fazlasını talep eden diğer sağ parti liderlerini siyaseten cezalandıran bir otorite ve kendisine yöneltilen adli suçlara karşı yargı mercilerinin meşruiyetini halka sorgulatacak etkiye sahip gücün bir diğer adıdır.


Birleşik Liste ve İsrail siyasetindeki etkisi, ağırlıklı olarak İsrail vatandaşı 2 milyon Arap’ın sandığa gitmesiyle paralellik gösterse de, bilhassa 2020 seçimlerinde Eymen Avde’nin hem listedeki farklı siyasal eğilimleri toparlaması hem de iki devletli çözümü savunan sol görüşlü Yahudilerin de oylarına talip olması hasebiyle, Birleşik Liste’ye alışılmışın dışında bir başarı getirdi.

 

Netanyahu’nun şahsi popülaritesi kendi taraftarları ve koalisyon ortaklığını kaybetmek istemeyen diğer partilerce devam ettirilmeye çalışılsa da, son iki yıllık süreçte Yisrael Beytanu (Evimiz İsrail) ve Yamina (Sağa Doğru) gibi sağ partilerin koalisyon ortağı dindar partilerle sorunlar yaşaması ve bakanlık dağılımlarından memnun olmamaları gibi sebeplerle sarsılmış durumda. 2019 yılını seçimlerle geçiren ve 2020 Mayıs ayına kadar hükümetsiz kalan İsrail toplumu ise bu yeni süreçte siyasal tercihlerini çeşitlendirdi ve tek adam hegemonyasını kırabilmek için alternatif siyasi çıkış yollarına yöneldi. Bu çıkış yolları genel manada siyasi ortamın oluşturduğu tepkiler neticesinde şekillenmişse de, muhalif siyasi figürlerin fırsatları iyi değerlendirmeleri Netanyahu’ya karşı güçlü rakiplerin ortaya çıkmasına neden oldu.


İsrail vatandaşı Filistinlilerin ağırlıkta olduğu dört büyük siyasi partinin ittifakından oluşan ve iki devletli çözümün en büyük destekçisi olan Birleşik Liste, 2015 yılından itibaren İsrail muhalefetinde yükselen bir pozisyona sahip.

 

2019 yılında Netanyahu’ya karşı İsrail muhalefetinin iki bloğu adından sıkça söz ettirdi; biri hükümet ortaklığına kadar yükselirken diğeri “kral yapıcı” bir pozisyonda seçimlere damga vurdu. Bunlardan ilki merkez-sol çizgide yer alan, Savunma Bakanı Benny Gantz liderliğindeki Mavi-Beyaz bloğu. Gantz 2019 yılında İsrail solunun ve Netanyahu karşıtı cephenin sembol isimlerinin başında geldi ve şartların getirdiği alternatif olarak da hatırı sayılır oy oranlarına ulaştı. Ne var ki Mayıs 2020’den bu yana, doğal rakibi olarak görülen Netanyahu’nun boyunduruğu altında koalisyon ortağı olarak bulunması, Gantz’ı her gün biraz daha eksilten bir hata oldu. Kendi bloğundan seçilen bakanların istifa etmesi, dışişleri bakanlığına sahip olunsa da uluslararası anlaşmalarda yetki belirsizliği sebebiyle pasif durumda kalınması ve Netanyahu’nun Gantz’ı güçten düşürerek yeni alternatifler oluşturma çabaları Mavi-Beyaz’ı düşüşe geçirdi.


Mart 2020’de yüzde 12,67 oy alarak 120 kişilik Knesset’e 15 vekil gönderip tarihi bir rekora imza atan Birleşik Liste, aynı zamanda bir yıldır süregelen koalisyon hesaplarında Likud’un elini en çok zorlayan unsur oldu.

 

Öte yandan 2019’un ve Mart 2020 seçimlerinin bir diğer kilit unsuru olan, Filistin asıllı İsrail Parlamentosu Milletvekili Eymen Avde liderliğindeki Birleşik Liste ise İsrail siyaseti içindeki istikrarlı muhalif tavrı sayesinde, parti politikaları gereği herhangi bir koalisyonda bulunmayacak olsa bile, nevi şahsına münhasır bir pozisyon yakaladı. Eymen Avde liderliğindeki Hadaş (Yeni Parti), Ahmet Tibi liderliğindeki Ta’al (Arap Yenilenme Hareketi), Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am ve Mtanes Shehadeh liderliğindeki Balad gibi Arap siyasetçilerin ağırlıkta olduğu partilerden oluşan Birleşik Liste, Arap nüfusun da ötesinde, özellikle Eylül 2019 ve Mart 2020 seçimlerinde Yahudi solundan oy devşirebilmiştir.


İsrail vatandaşı Filistinlilerin ağırlıkta olduğu dört büyük siyasi partinin ittifakından oluşan ve iki devletli çözümün en büyük destekçisi olan Birleşik Liste, 2015 yılından itibaren İsrail muhalefetinde yükselen bir pozisyona sahip. Birleşik Liste ve İsrail siyasetindeki etkisi, ağırlıklı olarak İsrail vatandaşı 2 milyon Arap’ın sandığa gitmesiyle paralellik gösterse de, bilhassa 2020 seçimlerinde Eymen Avde’nin hem listedeki farklı siyasal eğilimleri toparlaması hem de iki devletli çözümü savunan sol görüşlü Yahudilerin de oylarına talip olması hasebiyle, Birleşik Liste’ye alışılmışın dışında bir başarı getirdi. Mart 2020’de yüzde 12,67 oy alarak 120 kişilik Knesset’e 15 vekil gönderip tarihi bir rekora imza atan Birleşik Liste, aynı zamanda bir yıldır süregelen koalisyon hesaplarında Likud’un elini en çok zorlayan unsur oldu.


İsrail meclisindeki ilk başörtülü vekil olan İman Hatib’in seçilmesi ise Yahudi Milli Devleti Temel Yasasını meclisten geçiren Netanyahu’ya ve onun İsrail toplumunu ayrıştıran politikalarına karşı seçmenin bir cevabı niteliğinde değerlendirilebilir. Zira İsrail devletinde ayrıcalıklı bir vatandaşlık sınıfı oluşturulma çabası Arap seçmeni daha çok sandık başına götürdüğü gibi, aynı zamanda birlikte yaşama ilkesine bağlı Yahudi seçmenleri de alternatif siyasi merkezlere doğru yönlendirmeye başlamış durumda. Bu yönelimde aslan payını Mavi-Beyaz alternatifi kapsa da, Eymen Avde’nin Hayfa, Tel Aviv ve Celile üçgeninde yapmış olduğu Yahudi seçmene yönelik hamleler de az ya da çok sandığa yansıdı. Bir yıl süren seçim sürecinde popülerliğini koruyan Mavi-Beyaz ve Birleşik Liste ilişkileri İsrailli uzmanlara göre sürekli değişiklik gösterirken, “Birleşik Liste Mart 2020 seçimleri öncesinde gösterdiği performans sayesinde herhangi bir sol-merkez hükümetinde yer alabilir mi” soruları da sıkça gündeme geldi. Eymen Avde’nin söylemleri, Mavi-Beyaz ve Benny Gantz’ın Filistinlilere yönelik tutumlarının bir ortaklığa dönüştürülemeyeceği yönünde olsa da Birleşik Liste’nin öncelikli amacı Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun iktidardan indirilmesi. Nitekim iki muhalif bloğun bir koalisyon içinde yer almaması Gantz’ı Netanyahu’ya iterken Avde’nin ise istikrarlı duruşunu muhafaza etmesini sağladı.


Yahudi Milli Devleti Temel Yasasını, Trump Planı doğrultusunda Batı Şeria’nın işgal hazırlıklarını ve Netanyahu’nun tek adamlığına aranan alternatif çözümleri, Birleşik Liste’ye olan teveccühün politik atmosferden kaynaklı sebepleri olarak kategorize edebiliriz. Lakin Birleşik Liste’nin başarısının altındaki lider karizmasının etkisine de değinmemiz gerekiyor. Eymen Avde şüphesiz hem politik tavrını muhafaza ederek hem de diyalog yollarını geliştirerek blok içine ve seçmen çeşitliliğine yönelik başarılı bir sınav verdi. Daha önceleri kişisel popülaritesi uluslararası basında nispeten göz ardı edilen, fakat yaptığı hamlelerle Birleşik Liste’yi çok etkin bir konuma yükselten Eymen Avde, 2019’da Time dergisinin dünyayı değiştirebilecek 100 kişi sıralamasına girdi. Bu sıralamaya girmesinde Birleşik Liste’yi ve 48 Araplarını İsrail siyasetinde etkin bir politik konuma taşıması en büyük etmendir. Açıkçası Yahudi Devleti Temel Yasası Knesset’ten geçtikten sonra Yahudi olmayan bir politik aktörün bu kadar hızlı yükseleceğini kimse tahmin edememiş olsa gerek; Avde bu yükselişindeki temel meşruiyeti sadece 1948 yılından sonra İsrail sınırlarında kalan Arap nüfusu temsil ile değil, Netanyahu hükümetinin baskıcı politikalarından bezmiş tüm muhalefete makul görünerek elde etti. Ayrıca İsrail muhalefetinin parlayan diğer yıldızı olan Benny Gantz’ın siyasi hatalarını tekrar etmeyerek Birleşik Liste’nin politik duruşundan taviz vermedi ve Netanyahu-Gantz koalisyonunun dağılması durumunda gerçekleşecek yeni bir seçimde daha fazla Yahudi-Sol seçmene ulaşabilecek bir potansiyele kavuştu.


Öte yandan, Avde’nin siyasi bir figür olarak başarılı olması, sadece İsrail muhalefeti içinde Netanyahu hükümetiyle kavgasını etkin bir araç olarak kullanmasıyla ilgili değil. Avde aynı zamanda Birleşik Liste içindeki diğer partilerle müşterek bir denge kurmayı da bildi. Avde’nin liderlik ettiği Hadaş’ın iki devletli çözüm arayışı ve seküler tavrına karşın Balat’ın tek devletli çözümü savunması ve İslami kimliği bile Birleşik Liste içinde ciddi bir ikilik unsuru; bu zıtlıkları bir arada tutabilmek ise Avde’nin siyasi becerilerinin sadece biri.


Eymen Avde iki devletli çözümü savunan Yahudi solu kadar, Filistin siyasetinde yeniden birliğin sağlanması konusunda da İsrail-Filistin ilişkilerine aracılık edebilecek bir köprü potansiyeline de sahip. Trump Planının hayata geçirilmesi için yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisine rağmen ciddi adımlar atan Netanyahu hükümetine karşı, Fetih ve Hamas’ın diyalog çabaları hızlanmış durumda. Bu çabaların içinde İsrail siyasetinin parlayan ismi Eymen Avde de bulunuyor. Temmuz ayında Ramallah’ta gerçekleştirilen Fetih-Hamas görüşmelerine iştirak eden Avde, İsrail sağından ağır eleştiriler alsa da, İsrail solunda olduğu kadar Filistin siyasetinde de bir karşılığa sahip olduğunu kanıtladı. Eymen Avde, nihai hedefin iki devletli çözüm olduğunu savunan İsrailli seçmenlerin Filistin tarafıyla en yakın bağ kurabileceği yerel bir siyasi figür haline geldi.


Kısacası, Birleşik Liste’nin İsrail solundaki istikrarlı yükselişinin baş mimarı Eymen Avde, İsrail siyasetinin karşılaştığı pek çok sorunda kilit rol oynayabilecek bir figür olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Gantz’ın doğurduğu hayal kırıklığı, Netanyahu’nun toplum nezdinde rüşvet soruşturmasından aklanamamış olması, geleceği muğlak fakat agresif bir pozisyonda gündemde tutulan Batı Şeria’nın işgal planı gibi nedenlerin İsrail siyasetinin sol cenahında güç birikmesine neden olacağı kesin. Kırk beş yaşında bir hukukçu olan Eymen Avde’nin bir sonraki dönem için yapacağı hamleler ise bu politik teveccühü kendi üstüne ve Birleşik Liste’ye mal edip edemeyeceğini gösterecektir. Yine de şimdiye kadar ortaya koyduğu siyasi performans sayesinde, siyaset sahnesindeki spot ışıkları bir müddet daha Avde’nin üstünde kalacağa benziyor.



google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html