BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Gazze Şeridi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Gazze Şeridi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

9 Eylül 2018 Pazar

Amerikan Terörist Devleti İsrail ve Mazlum Filistin Haberleri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İsrail askerlerinin yaraladığı bir Filistinli çocuk daha şehit oldu

Gazze sınırında düzenlenen dünkü gösteriler sırasında İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu şehit olan Filistinlilerin sayısı 2'ye yükseldi.



Abluka altındaki Gazze Şeridi sınırında düzenlenen barışçıl "Büyük Dönüş Yürüyüşü" gösterilerinde dün İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu yaralanan 1 Filistinli çocuk daha şehit oldu.
Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinin doğu sınırında düzenlenen barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin kurşunuyla yaralanan Filistinli Ahmed Misbah Ebu Tuyur'un (16) bugün şehit olduğunu belirtti.
Gazze'nin güneyindeki Refah kenti sınırında dün düzenlenen barışçıl "Büyük Dönüş Yürüyüşü" gösterilerine İsrail askerleri yine ateş açarak müdahale etmişti.

Askerlerin açtığı ateş sonucu 17 yaşındaki Bilal Mustafa Hafaca adlı Filistinli genç şehit düşmüştü. Ayrıca Gazze sınırının farklı bölgelerinde düzenlenen gösterilere İsrail askerlerinin gerçek mermiyle müdahalesi sırasında 12'si çocuk 100 Filistinli yaralanmıştı.
Filistinliler, 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.

İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.
İsrail askerlerinin barışçıl gösterilere müdahalesinde şu ana kadar 170'ten fazla Filistinli şehit oldu, 18 binin üzerinde Filistinli yaralandı.

İsrail saldırısında şehit düşen Filistinli genç toprağa verildi

İsrail askerlerinin abluka altındaki Gazze Şeridi sınırında şehit ettiği Filistinli gencin cenazesi Refah kentinde defnedildi.


İsrail askerlerinin abluka altındaki Gazze Şeridi sınırında şehit ettiği Filistinli gencin cenazesi Refah kentinde defnedildi.
Gazze'nin güneyinde yer alan Refah bölgesi sınırındaki barışçıl gösteriler sırasında dün İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu şehit olan 17 yaşındaki Bilal Mustafa Hafaca'nın cenaze törenine çok sayıda Filistinli katıldı.

Refah sokaklarında omuzlarda taşınarak okuduğu Doha Lisesi'ne getirilen Hafaca'nın naaşı, kılınan cenaze namazının ardından kent mezarlığında toprağa verildi.
Filistinliler, 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.

İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

İsrail askerlerinin barışçıl gösterilere müdahalesinde şu ana kadar 170'ten fazla Filistinli şehit oldu, 18 binin üzerinde Filistinli yaralandı.

İsrail ordusu Gazze sınırında 4 Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail askerleri abluka altındaki Gazze'nin kuzey sınır bölgesinde 4 Filistinliyi gözaltına aldı.
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, Gazze'nin kuzeyinde sınırı geçmeye çalışan Filistinli 4 gencin gözaltına alındığı belirtildi.

Açıklamada, gözaltına alınanların üzerinde bir bıçak ve baltanın bulunduğu öne sürüldü.
İsrail, yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi'ni 2006'dan bu yana abluka altında tutuyor.

ABD yönetiminin Filistin düşmanlığı: Şimdi de hastanelere yardımı kesecekler


Washington yönetimi işgal altındaki Doğu Kudüs'te çoğunlukla Filistinlilerin hizmet aldığı hastanelere yönelik mali yardımlara son verecek.
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına (UNRWA) mali yardımları durdurma kararı alan ABD yönetimi şimdi de işgal altındaki Doğu Kudüs'te Filistinlilere hizmet veren hastanelere yapacağı 20 milyon dolardan fazla yardımı kesme kararı aldı.

İsrail'in Haaretz gazetesine konuşan ve ismi açıklanmayan ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Washington'un bu yıl Doğu Kudüs'teki hastanelere yapması beklenen 20 milyon dolardan fazla yardımı kesme kararı aldığını belirtti.
Açıklamayı yapan yetkili, Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin hizmet aldığı hastanelere yönelik yardımlara son verme kararının "ABD yönetiminin Filistinlilere yapılacak yardımları azaltma ve diğer önceliklere yatırım yapma" konusundaki yaklaşımının bir parçası olduğunu söyledi.

Uzmanlar, ABD yönetiminin aldığı bu kararın 430 binden fazla Filistinlinin yaşadığı Doğu Kudüs'teki en az 5 hastanenin hizmetlerini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.
Doğu Kudüs'te bulunan hastaneler şehirde yaşayan Filistinlilerin yanı sıra az sayıda da olsa İsrail makamlarının tedavileri için Kudüs'e girişlerine izin verdiği işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze'den gelen hastalara da hizmet veriyor.

UNRWA'ya yardımları da kesmişti

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, 31 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ABD'nin UNRWA'ya yaptığı mali yardımları tamamen durdurma kararı aldığını bildirmişti.

ABD Başkanı Donald Trump da perşembe günü yaptığı açıklamada, Filistin yönetimi ABD'nin ara buluculuğunda İsrail ile yapılması öngörülen barış görüşmelerine katılmayı kabul edinceye kadar Filistin'e mali yardımda bulunmayacaklarını kaydetmişti.
Trump yönetimi, "Yüzyılın Anlaşması" diye nitelendirdiği ve İsrail-Filistin meselesinin çözüme kavuşturmayı amaçladığı bir plan üzerinde çalışıyor.

İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki işgalini pekiştireceği belirtilen planı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas "Yüzyılın tokadı" olarak nitelemiş ve plana ilişkin detayları ele almak isteyen ABD'li yetkililerle görüşmeyi reddetmişti.

ABD yönetiminin mali yardımları Filistin yönetimini baskı altına almak ve "Yüzyılın Anlaşması" planını görüşmeye ikna etmek için koz olarak kullandığı yorumları yapılıyor.
Washington, geçen yıl UNRWA'ya 360 milyon dolardan fazla mali yardımda bulunmuştu.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Kudüs yarım asırdır işgal altında

Filistinliler, İsrail'in 1967'de başlayan Doğu Kudüs, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri'ni işgal etmesiyle sonuçlanan 6 Gün Savaşı'nın başladığı 5 Haziran'ı "Yevmu'n Nekse" (Kayıp Günü) adıyla anıyor.

İsrail, 50 yıl önce bugün Doğu Kudüs'ü işgal ederek bitmeyen bir kavganın da fitilini ateşlemiş oldu.
Kudüs yarım asırdır işgal altında

İSRAİL İŞGALİNİN YARIM ASRI

İsrail'in 1967'deki 6 Gün Savaşı'nda Ürdün, Mısır ve Suriye'yi yenerek Gazze Şeridi, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri'ni işgal edişinin üzerinden tam yarım asır geçti.
Gazze'den 2005 yılında çekilen İsrail, o zamandan bu yana abluka altında tuttuğu bölgede insani kriz yaşanmasına yol açarken, doğrudan ilhak ederek başkenti ilan ettiği Doğu Kudüs ve askeri yönetim altında tuttuğu Batı Şeria'yı Yahudileştirme politikalarını da sürdürüyor.
Kudüs yarım asırdır işgal altında

"YEVMU'N NEKSE"

Suriye'de yaşanan iç savaştan yararlanan İsrail, iki yıl önce de işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'ni ilhak ettiğini duyurdu.
Filistinli Araplar, İsrail'in 1967'de Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi, Sina Yarım Adası ve Golan Tepeleri'ni işgal etmesiyle sonuçlanan 6 Gün Savaşı'nın başladığı 5 Haziran'ı "Yevmu'n Nekse" (Kayıp Günü) adıyla anıyor. Filistinliler Nekse'yi, 1948'de İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesi anlamında kullandıkları "Nekbe'nin" (Büyük Felaket) devamı olarak görüyor.
Kudüs yarım asırdır işgal altında

İŞGALİN KALBİ: DOĞU KUDÜS

Tam yarım asırdır devam eden bu işgalin en yakıcı şekilde hissedildiği yer ise Doğu Kudüs.
Doğu Kudüs'te yarım asırdır devam eden İsrail işgalinin tarihçesi şöyle:
Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Muhammed'in Miraç yolculuğuna çıktığı yer olan Mescid-i Aksa ile Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Doğu Kudüs, 1917'de Osmanlı egemenliğinden çıktığından beri sıkıntılı günler yaşıyor.
Kudüs yarım asırdır işgal altında
İngiliz manda yönetiminin bir asır önce şehri işgal etmesi, Filistinliler için de bir nevi sürgün ve savaşların başlangıcı oldu. İsrail'in 1948'de şehrin batısını, 1967'de de doğusunu işgal etmesiyle Kudüs'ü Yahudileştirme faaliyetleri büyük hız kazandı.

ÖZEL STATÜDEN GASP EDİLEN KENTE

Doğu Kudüs'ün statüsü Filistin-İsrail meselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri. Birleşmiş Milletler'in (BM) tarihi Filistin topraklarını Yahudiler ve Araplar arasında pay etmek üzere yayımladığı 1947 tarihli planda, Kudüs'ün özel bir statüye tabi tutularak uluslararası toplumun kontrolüne verilmesi öngörülüyordu.
Kudüs'e verilen bu özel statünün sebebi üç semavi din için de kutsal şehir olmasından kaynaklanıyordu.
Siyonist güçler 1948 yılındaki savaşta Kudüs'ün batısını ele geçirdi. Ürdün'ün kontrolünde olan surlarla çevrili eski Kudüs'ün doğusunu da 1967'de ele geçiren İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederek şehirde İsrail yasalarının geçerli olduğunu ilan etti. İsrail, bu şekilde Doğu Kudüs'ü de fiili olarak ilhak etmiş oldu.
İsrail meclisi 1980'de kabul ettiği bir yasayla Kudüs'ü doğusuyla batısıyla İsrail'in "birleşik başkenti" ilan etti. Böylece Doğu Kudüs'ün ilhakı resmiyet kazanmış oldu.
Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 1980 yılında İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti.

ABD'NİN İKİ YÜZLÜ TAVRI

ABD dahil uluslararası toplum Doğu Kudüs'ü işgal altında sayıyor. Ayrıca hiçbir ülke Doğu veya Batı Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyor. İsrail'i tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv'de bulunuyor.
İsrail'in yasa dışı şekilde Doğu Kudüs'ü ilhak etmesi, uluslararası hukuktaki "işgalci güç, işgal ettiği topraklar üzerinde hakimiyet hakkına sahip değildir" ilkesinin ihlali anlamına geliyor.

VATANSIZ MİLLET: FİLİSTİNLİLER

İsrail'in Doğu Kudüs'ü fiilen ilhak etmesine rağmen burada yaşayan Filistinliler İsrail vatandaşı sayılmıyor ve vatandaşlık haklarından yararlanamıyor. Doğu Kudüs'te yaşayan 420 bin civarındaki Filistinli, İsrail makamlarının verdiği "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet etme iznine sahip.
Söz konusu Filistinliler aynı zamanda Ürdün pasaportuna da sahipler ancak bu pasaportlarda da vatandaşlık numarası bulunmuyor. Bu nedenle tam olarak Ürdün vatandaşı da sayılmayan Doğu Kudüslü Filistinlilerin Ürdün'de çalışma ve devlet hizmetlerinden yararlanma hakkı da yok.
Bir nevi arafta kalan Doğu Kudüs'teki yüz binlerce Filistinli, ne İsrail ne Ürdün ne de Filistin vatandaşlığına sahip oldukları için "devletsiz" yaşıyor.

YAHUDİLEŞTİRME POLİTİKASI VE SÜRÜLEN FİLİSTİNLİLER

İsrail vatandaşlığı bulunmayan ancak İsrail makamlarının verdiği Kudüs Kimlik Kartı ile şehirde sürekli ikamet izni olan Filistinlilerin, bu hakları da çeşitli bahanelerle ellerinden alınabiliyor. Bu nedenle Doğu Kudüs'teki 420 binin üzerindeki Filistinli sürekli olarak doğdukları şehirden sürülme korkusuyla yaşıyor.
Bu Filistinlilerin Doğu Kudüs'te yaşamaya devam edebilmeleri için İsrail'in belirlediği bir dizi talebi yerine getirmesi gerekiyor. İster yabancı bir ülke, ister Batı Şeria olsun belli bir süre Doğu Kudüs'ün dışında yaşayan Filistinlilerin ikamet izinleri iptal edilerek şehre dönme hakları ellerinden alınıyor.
Doğu Kudüs'te ev yapmalarına izin verilmeyen Filistinliler bu şekilde şehrin dışına çıkmaya zorlanırken, Kudüs dışında ikamet ettikleri tespit edilenlerin de bir daha şehre dönmesi yasaklanıyor. Aile üyelerinden birinin İsrail'in "terör" olarak nitelediği saldırılara karışması da tüm ailenin Kudüs'ten sürülme sebebi sayılıyor.
İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem'in yayımladığı verilere göre, İsrail 1967'den bu yana 14 bin Filistinlinin ikamet iznini iptal ederek Doğu Kudüs dışına sürdü.
Bununla birlikte İsrail, dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudileri İsrail'e gelerek Doğu Kudüs dahil istedikleri yere yerleşmeleri ve vatandaşlık almaları için teşvik ediyor.

10 Ocak 2018 Çarşamba

Yüzyılın ihaneti

Kaynak:İsmail Yaşa Diriliş Postası

İlk kez Mısır cuntası lideri Abdülfettah Es-Sisi tarafından dile getirilen ve uzun bir süredir Arap basınında konuşularak hakkında tahminler yürütülen “Safkatu’l-Karn” (Yüzyılın Anlaşması)’nın ne olduğu ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesiyle ve sonrasında yaşanan gelişmelerle ortaya çıkmaya başladı.

Anlaşmanın temelini Filistin davasının tasfiyesi ve bölgede İsrail merkezli yeni ittifakların kurulması oluşturuyor.
Örneğin, işgal rejimiyle Körfez ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi anlaşmanın bir parçası.

Ayrıca anlaşma uyarınca Kudüs’ün tamamen İsrail’e bırakılacağını anlıyoruz.
Amerikalı gazeteci Michael Wolff'un geçenlerde piyasaya çıkan ve büyük yankı uyandıran “Ateş ve Öfke: Trump'ın Beyaz Sarayı'nın İçinden” adlı kitabından Batı Yaka’yı Ürdün’e ve Gazze Şeridi’ni Mısır’a bırakmayı planladıklarını öğreniyoruz.
Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için İslami Direniş Hareketi “Hamas”ın devre dışı bırakılması gerekiyor.

Mısırlı sunuculara direktif vererek halkı Trump’ın Kudüs konusundaki kararını kabule ikna etmelerini isteyen istihbarat subayı da medyaya sızan ses kayıtlarında tam olarak böyle söylüyor.

Katar’a uygulanan ablukayı ve Kahire’nin Gazze Şeridi’ne son dönemdeki aşırı ilgisini şimdi daha iyi anlayabiliyoruz.

Hamas’ı “terör örgütü” ilan eden Mısır’ın Hamas ve Fetih arasında arabuluculuk rolüne iştahla sarılması zaten epey dikkat çekiciydi.
Suriye’de devrimci gruplara darbe vurma operasyonunda DAEŞ’in kilit rol oynadığı inkâr edilemez bir gerçek.

Sina Yarımadası’na yerleştirilen örgüte Filistin davasını tasfiye planında da yer verildiğini görüyoruz.
“Yüzyılın Anlaşması” kapsamında Filistinli mülteciler sorununun İsrail’in arzu ettiği şekilde çözüleceği anlaşılıyor.

Dünyada 13 milyona yakın Filistinli var.

Bunların 6 milyondan fazlası Filistin toprakları dışında mülteci olarak yaşıyor.
İşgalcilerce evinden ve köyünden uzaklaştırılarak Batı Yaka’da, Gazze Şeridi’nde ve 1948’de işgal edilen topraklardaki kamplarda yaşayanlar bu rakama dâhil değil.
Onlar da eklenince toplam Filistinli mülteci sayısı 8,5 milyonu geçiyor.
İsrail, Filistinli mültecilerin bırakıp gitmek zorunda kaldıkları ata yurtlarına dönmelerine kesinlikle karşı.

Çözüm olarak şu an yaşadıkları ülkelere kalıcı olarak yerleştirilmelerini veya bazı Batı ülkelerine göç etmelerinin sağlanmasını öneriyor.
İsrail hükümetinin Pazar günkü toplantısında Netanyahu’nun yaptığı açıklamalar mülteciler sorununun tasfiyesi için düğmeye basıldığını söylüyor.
İlk adım, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü (UNRWA)’nın bütçesinin azaltılması.

O adım çoktan atıldı.

Yolun sonunda örgütün tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor.
İsrail Başbakanı, UNRWA’nın Filistinli mülteciler sorununu ve mültecilerin dönüş hakkı inancını sürekli canlı tuttuğu düşüncesinde.
Örgüte yapılan yardımların kesilmesiyle parasız ve aç kalan Filistinli mültecilerin işgalle birlikte uzaklaştırıldıkları anavatanlarına dönme fikrinden tamamen vazgeçeceklerine inanıyor.

Bu planını Washington’a da sunmuş.

Amerika’nın UNRWA’ya vermesi gereken 125 milyon dolarlık yardımı dondurması Trump’ın da Netanyahu’nun görüşüne katıldığını gösteriyor.
Kısacası parçalar ortaya çıktıkça “Yüzyılın İhaneti” adlı tablo daha da netleşiyor.

20 Temmuz 2018 Cuma

'Yahudi ulus devlet yasası, etnik temizliğe hazırlık adımı'

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

FKÖ Genel Sekreteri Saib Ureykat, Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına "etnik temizliğe hazırlık adımı" ifadesiyle tepki gösterdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saib Ureykat, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasını, "etnik temizliğe hazırlık adımı" şeklinde değerlendirdi.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
FKÖ ve Hamas 'Yahudi ulus devlet' yasasını kınadı
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor
Dışişleri Bakanlığı: Yahudi Ulus Devleti yasası Filistinlilerin haklarını hiçe sayıyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir
Ofisinden yapılan yazılı açıklamada Ureykat'ın, Ramallah kentinde Fransa Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Jerome Bonnafont ile bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmenin detaylarının verildiği açıklamaya göre Ureykat, yasanın, Doğu Kudüs'ün de dahil olduğu Batı Şeria'yı İsrail'e ilhak etmek ve Gazze'de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun planını destekler nitelikte olduğunu belirtti.
Yasanın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleri ve uluslararası kanunlara aykırı olduğunu kaydeden Ureykat, "Irkçılığı yasalaştıran bir devletin, BM'nin de içinde bulunduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara üyeliği nasıl devam edebilir?" ifadesini kullandı.
Ureykat, 1967 sınırlarında iki devletli çözüme bağlı olduklarını vurguladı.

"Yahudi ulus devlet" yasa tasarısına ilişkin oylama sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasa tasarısı
İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.

Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:

"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Tasarıda, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Kudüs Filistin'in başkentidir.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Yahudi ulus devlet yasası hakkında, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, onaylanan Yahudi ulus devlet yasasına ilişkin, "Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." ifadesini kullandı.
Fuat Oktay
Twitter
 Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrail Parlamentosu, "Yahudi Ulus Devlet Yasası" adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir.
Sosyal paylaşım sitesi Twitter'da paylaşımda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Oktay, "Temel hak ve özgürlükleri yok sayan İsrailParlamentosu, 'Yahudi Ulus Devlet Yasası' adı altında evrensel hukuk ilkelerini zedelemiştir. Böyle bir yasa Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez. Kudüs Filistin'in başkentidir ve başkenti olarak da kalmaya devam edecektir." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: İsrail'in 'Yahudi ulus devleti' kanununu kınıyoruz



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "İsrail Parlamentosunda kabul edilen 'Yahudi ulus devleti' kanununu en sert biçimde kınıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AA muhabirine, İsrail Meclisinde bugün onaylanan "Yahudi Ulus Devleti" yasasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi
Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'
İsrail Parlamentosunda kabul edilen "Yahudi ulus devleti" kanununu en sert biçimde kınadıklarını vurgulayan Kalın, "Filistin halkını kendi anavatanlarından yalnızca fiziksel olarak değil, yasal olarak da silme çabasını ifade eden bu ırkçı adımın kabul edilmesi kesinlikle mümkün değildir." ifadesini kullandı.

Uluslararası topluma çağrı

Kalın, açıklamasında şunları kaydetti:
"İlk kıblemiz olan Kudüs'ün başkent olarak ilan edilmesi ve Filistinlileri sistematik biçimde yerlerinden etmek için yeni yerleşimlerin kurulması kararlarını tanımıyor ve İsrail hükümetinin bir apartheid devleti kurma çabalarını reddediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti olarak dost ve kardeş Filistin halkının uluslararası hukuktan doğan haklarını koruma noktasındaki kararlılığımızı tekrar ifade ediyor, uluslararası toplumu tüm dünyanın gözlerinin önünde yaşanan bu adaletsizliğe tepki vermeye çağırıyoruz."

Gazze sınırındaki gösterilerde 142 Filistinli şehit oldu

Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinli şehit oldu, 16 bin 496 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi'nde 30 Mart'tan bu yana yapılan barışçıl gösterilerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucu 18'i çocuk 142 Filistinlinin şehit olduğu, 16 bin 496 kişinin yaralandığı bildirildi.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı açıklamada, sınırda 30 Mart'tan bu yana yapılan gösterilerde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 18'i çocuk, 2'si kadın, 2'si sağlık personeli, 2'si basın mensubu olmak üzere 142 Filistinlinin şehit olduğunu belirtti.
Kudra, gösterilerde 4 bin 190'ı gerçek mermi, 529'u plastik mermi, 7 bin 421'i gazdan etkilenme, 4 bin 356'sı şarapnel ve muhtelif şekillerde 16 bin 496 kişinin yaralandığını ifade etti.
Yaralılardan 3 bin 126'sının çocuk, bin 362'sinin kadın olduğunu aktaran Kudra, göstericilerden 391'inin ağır, 3 bin 992'sinin orta, 12 bin 113'ünün hafif yaralandığını kaydetti.
Kudra, yaralılar arasında ampütasyon vakalarının da bulunduğunu, 60 kişinin vücudunun alt bölgesinden, 1 kişinin üst bölgesinden organ ya da uzvunun alındığını, 7 kişinin de parmaklarının kesildiğini ifade etti.
Sözcü ayrıca bölgede görev yapan 58 ambulansın zarar gördüğünü belirtti.
Filistinliler, Toprak Günü'nün 42. yılı nedeniyle 30 Mart'tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi'nin İsrail sınırında "Büyük Dönüş Yürüyüşü" adı altında barışçıl eylemler düzenliyor.
İsrail askerleri ise "sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006'dan beri Gazze'ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını" talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.

Ürdün'de 'Yahudi ulus devlet' yasasına tepki

Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Ürdün, İsrail Meclisi'nin, "Yahudi ulus devlet" yasasını kabul etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini açıkladı.
Basın İşleri Devlet Bakanı ve Hükümet sözcüsü Cumana Ganimat, Ürdün haber ajansı PETRA'da yer alan yazılı açıklamasında, "Yahudi ulus devlet" yasasının İsrail ve işgal edilmiş bölgelerdeki ırkçı ayrımcılığı derinleştirdiğini ifade etti.
Yasanın bölgedeki adil ve kapsamlı barış seçeneğini güçleştirdiğini belirten Ganimat, yasanın daha fazla şiddet ve aşırılığa yol açacağını, Filistin halkının kendi ülkelerindeki kültürel, insani, tarihi varlığını hedefleyeceğini kaydetti.
Uluslararası topluma yasal, siyasi ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme ve söz konusu yasaya karşı harekete geçme çağrısı yapan Ganimat, Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazmin haklarının uluslararası hukuka göre üzerinde değişiklik yapılamaz haklar olduğunu vurguladı.
Ganimat, Filistin-İsrail sorununun tek çözüm yolunun iki devletli çözüm olduğunu aktardı.
Muhalefetin karşı çıktığı yasa tasarısına ilişkin oylama dün sabah erken saatlerde yapılarak, 55 "hayır" oyuna karşılık 62 "evet" oyuyla meclisten geçmişti.

Yahudi ulusal devlet yasası



İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan yasayla İsrail devleti, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacak. Bununla birlikte tasarının en çok tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler yer alıyor:
"Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır, hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır, dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı vardır, Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail'in başkenti Kudüs'tür."
Yasa tasarısında yer alan bir diğer madde olan "Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir." hükmünün ise diğer maddelerle çeliştiği, göstermelik olduğu belirtiliyor ve uygulamada bir anlam ifade etmeyeceği kaydediliyor.
Yasada, "İsrail, tüm dünyadaki Yahudilerin tarihi ana vatanıdır" ifadesine yer verilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları görmezden gelinmiş oluyor.
İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail'e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948'de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler 'Yahudi ulus devlet' yasasını reddediyor

İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.
İsrail'in Filistinli vatandaşlarını temsil eden Yüksek Arap Takip Komitesi (YATK) bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu ve İsrail parlamentosundaki Filistin asıllı vekiller, İsrail devletini, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlayan ve tüm Yahudilerin İsrail'e dönme hakkı olduğunu vurgulayan "Yahudi ulus devlet" yasa tasarısının onaylanmasına tepki gösterdi.

İsrail'de 'Yahudi ulus devlet' yasası kabul edildi


Yahudi Ulus Devlet Yasası: Irkçılığın 'meşrulaştırılması'

YATK bünyesindeki Özgürlükler Komisyonu Başkanı ve 1948 Filistin İslami Hareketi Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal el-Hatib AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yahudi ulus devlet yasa tasarısının onaylanmasını tehlikeli bir adım olarak değerlendirerek, İsrail vatandaşı Filistinliler üzerinde olumsuz etkileri olacağını söyledi.
İktidardaki aşırı sağcı koalisyon hükümetinin İsrail vatandaşı Filistinlilerin hedef alınması için tüm imkanları seferber ettiğini, şimdi de kanunen hedef alınmasını sağladığına dikkati çeken Şeyh Hatib, “Bu kanun, İsrail toplumunda var olan din ve inanç çatışmasının teyit etmiş oldu. İsrail politikaları zaten daima ‘Yahudi devleti’ esası üzerine işliyordu. İşte bugün bu tasarının kanunlaşması da bu muameleyi hukuki boyuta bürümüştür.” dedi.
Şeyh Hatib, artık İsrail vatandaşı Filistinlilerin bu kanun çerçevesinde daha fazla ötekileştirilme ve hedef alınma dairesine alınacağına vurgu yaparak, “Dolayısıyla bu kanun çok tehlikelidir ve Filistinli vatandaşlar üzerinde çok geniş bir şekilde olumsuz etkileri olacaktır.” ifadelerini kullandı.

12 Ekim 2017 Perşembe

Hamas ve El Fetih 'Gazze' konusunda anlaştı!

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER

Mısır'ın arabuluculuğunda başkent Kahire'de devam eden Hamas-El Fetih görüşmelerinde, her iki tarafta 'Gazze' konusunda anlaşmaya vardı.
Filistin'de Hamas ile El Fetih, Gazze'nin kontrolüne dair anlaşmazlıklarını sonlandırmak için yürüttükleri görüşmelerde sonuca ulaştı.
Mısır'ın arabulucuğunda gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda, Hamas ve El Fetih, Gazze'nin idaresini en geç 1 Aralık'a kadar Birlik Hükümeti'ne devretme konusunda uzlaştı.
Anlaşma çerçevesinde, Gazze-Mısır sınırındaki Refah Kapısı’nın kontrolü de Birlik Hükümetine verilecek.
Kahire'de kısa bir törenle anlaşma duyurulurken, Birlik Hükümeti'nin Filistin Devlet Başkanlığı Muhafızı tarafından idare edileceği kaydedildi.
NELER YAŞANMIŞTI?
Filistin'de Gazze Şeridi'nin yönetimini elinde bulunduran Hamas ile El Fetih yönetimlerinin, 10 yıl aradan sonra Mısır'ın başkenti Kahire'de yapılan görüşmelerde anlaşmaya varmıştı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın 1 ay içerisinde Gazze'yi ziyaret edeceği açıklamış, ardından Filistin yönetimi, 2014'ten sonra ilk kez Gazze'de toplanmıştı.

11 Aralık 2017 Pazartesi

İşgalin 100. yılında Kudüs en zor günlerini yaşıyor

İngilizler'in bundan tam 100 yıl önce bu hafta işgal ettiği Kudüs, bugünlerde en zor zamanlarından birini yaşıyor. Kudüs'te 9 Aralık 1917'den beri devam işgal, ABD Başkanı Trump'ın burayı "İsrail'in başkenti" olarak tanıma planıyla yeni bir boyut kazandı.

 TRUMP'ın Kudüs kararını açıkladığı geçen çarşamba akşamından bu yana İsrail güçlerinin saldırılarında 4 Filistinli şehit oldu, bin 487 Filistinli yaralandı, 150 Filistinli de gözaltına alındı. Kudüs, 9 Aralık 1917'de Osmanlının elinden çıkarak İngiliz işgali sömürge yönetimine girdi. İsrail'in 1948'de batısını, 1967'de de doğusunu işgal etmesiyle Kudüs'ü Yahudileştirme faaliyetleri büyük hız kazandı.  İsrail 1980'de doğusuyla batısıyla bütün Kudüs'ü "birleşik başkenti" ilan ederek ilhak ettiğini duyurdu.
BM Güvenlik Konseyi, aynı yıl İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı aldı. ABD, 6 Aralık 2017'de Kudüs'ü "İsrail'in başkenti olarak" tanıdığını duyurdu. Uluslararası hukukun yasaklamasına rağmen Doğu Kudüs'te bugün 200 binin üzerinde Yahudi yerleşimci yaşıyor. Doğu Kudüs'te yaşayan 300 binin üzerindeki Filistinlinin hiçbir ülkeyle vatandaşlık bağı bulunmuyor. Doğu Kudüs'ün statüsü bugün Filistin-İsrailmeselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
İngilizlerin bundan tam 100 yıl önce bu hafta işgal ettiği Kudüs, bugünlerde en zor zamanlarından birini yaşıyor.
Kudüs'te 9 Aralık 1917'den beri devam işgal, ABD Başkanı Donald Trump'ın burayı "İsrail'in başkenti" olarak tanıma planıyla yeni bir boyut kazandı.
Trump'ın Kudüs kararını açıkladığı geçen çarşamba akşamından bu yana İsrail güçlerinin saldırılarında 4 Filistinli şehit oldu, bin 487 Filistinli yaralandı. İsrail güçleri Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de toplam 150 Filistinliyi gözaltına alındı.
Kadim Kudüs belki de artık tarihinde hiç olmadığı kadar yalnız ve tenha.
Çünkü Batı Şeria'da yaşayan 3 milyona yakın Filistinli, İsrail'in etraflarına ördüğü duvardan dolayı Kudüs'e giremiyor. Abluka altındaki Gazze Şeridi'nde yaşayan 2 milyon Filistinlinin de Kudüs'e girişi yasak.
Vatanlarından sürülerek dünyaya dağılan 5 milyon civarındaki Filistinli mülteci de en büyük rüyası olan Kudüs'e dönme imkanından yoksun. Bugün İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinli sayısı sadece 300 binin biraz üzerinde. Onlar da ev yıkımlarından tutuklamalara dek pek çok tehdit ve zorluklarla karşı karşıya. Trump'ın kararı ise şehirdeki halkın hissettiği öfke ve hayal kırıklığını daha da artırmış durumda.
İHTİYARLARIN DİLİNDEN KUDÜS'ÜN YAKIN TARİHİ
Eğer şehirde biraz yaşarsanız, İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal ettiği tarih olan 1967'yi hatırlayan ihtiyarlardan, "Kudüs'e eskiden Gazzelisi çilek getirir satardı, El Halillisi üzüm, Tulkerimlisi portakal getirirdi. Kudüs tüm Filistinlilerin buluşma noktasıydı. Özellikle cuma günleri surlarla çevrili bu kadim şehrin ana giriş kapılarından olan Şam Kapısı'nda ülkenin her yerinden gelen insanlara rastlayabilirdiniz. Şimdi ise burada kalabilenler bile Şam Kapısı'nda toplanmaktan çekinir oldu. Dükkanlar bile daha hava kararmadan kepenk indiriyor. İşgal askeri her köşede ellerinde tetikte bekliyor." şeklindeki serzenişleri sürekli duyarsınız.
Bu cümleler aslında Kudüs'ün içinde bulunduğu durumu gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor. Peki Kudüs'ü bu hale getiren süreç nasıl başladı? Bu sorunun cevabı için yüz yıl öncesine gitmek gerekiyor.
9 ARALIK 1917'DE BAŞLADI
Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Muhammed'in Miraç yolculuğuna çıktığı yer olan Mescid-i Aksa ile Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekanlarına ev sahipliği yapan Kudüs, 1917'de Osmanlı egemenliğinden çıktığından beri sıkıntılı günler yaşıyor.
İngiliz manda yönetiminin bir asır önce şehri işgal etmesi, Filistinliler için de bir nevi sürgün ve savaşların başlangıcı oldu. İsrail'in 1948'de şehrin batısını, 1967'de de doğusunu işgal etmesiyle Kudüs'ü Yahudileştirme faaliyetleri büyük hız kazandı.
Gazze'den 2005'te çekilen İsrail, o zamandan bu yana abluka altında tuttuğu bölgede insani kriz yaşanmasına yol açarken, doğrudan ilhak ederek başkenti ilan ettiği Doğu Kudüs ve askeri yönetim altında tuttuğu Batı Şeria'yı Yahudileştirme politikalarını da sürdürüyor.
Suriye'de yaşanan iç savaştan yararlanan İsrail, iki yıl önce de işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri'ni ilhak ettiğini duyurdu.
Filistinli Araplar, İsrail'in 1967'de Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi, Sina Yarım Adası ve Golan Tepeleri'ni işgal etmesiyle sonuçlanan 6 Gün Savaşı'nın başladığı 5 Haziran'ı "Yevmu'n Nekse" (Kayıp Günü) adıyla anıyor.
Filistinliler Nekse'yi, 1948'de İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesi anlamında kullandıkları "Nekbe'nin" (Büyük Felaket) devamı olarak görüyor.
Tam 50 yıldır devam eden İsrail işgalinin en yakıcı şekilde hissedildiği yer ise hiç şüphesiz Doğu Kudüs.
ULUSLARARASI TOPLUMUN TAVRI
Doğu Kudüs'te yarım asırdır devam eden İsrail işgalinin tarihçesi şöyle: Doğu Kudüs'ün statüsü Filistin-İsrail meselesinin çözümünün önünde duran en büyük engellerden biri. Birleşmiş Milletler'in (BM) tarihi Filistin topraklarını Yahudiler ve Araplar arasında pay etmek üzere yayımladığı 1947 tarihli planda, Kudüs'ün özel bir statüye tabi tutularak uluslararası toplumun kontrolüne verilmesi öngörülüyordu.
Kudüs'e verilen bu özel statünün sebebi üç semavi din için de kutsal şehir olmasından kaynaklanıyordu.
Siyonist güçler 1948'deki savaşta Kudüs'ün batısını ele geçirdi. Ürdün'ün kontrolünde olan surlarla çevrili Doğu Kudüs'ü de 1967'de ele geçiren İsrail, uluslararası hukuku ihlal ederek şehirde İsrail yasalarının geçerli olduğunu ilan etti. İsrail, bu şekilde Doğu Kudüs'ü de fiilen ilhak etmiş oldu.
İsrail meclisi 1980'de kabul ettiği bir yasayla Kudüs'ü doğusuyla batısıyla İsrail'in "birleşik başkenti" ilan etti. Böylece Doğu Kudüs'ün ilhakı resmiyet kazanmış oldu.
Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 1980'de İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti.
ABD dahil uluslararası toplum Doğu Kudüs'ü işgal altında sayıyor. Öte yandan geçtiğimiz çarşamba gününe kadar hiçbir ülke Doğu veya Batı Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyordu. Ta ki Trump'ın "Kudüs İsrail'in başkentidir" yönündeki kararına kadar.
ABD, Trump'ın hamlesiyle Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıyan ilk ülke oldu. Uluslararası toplumun tepkisini çeken Trump yönetimi, bölgenin kaosa sürükleneceği ve İsrail-Arap ihtilafının daha da çözümsüz hale geleceği yönündeki uyarıları göz ardı etti.
İsrail'i tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv'de bulunuyor. Trump'ın kararına göre ABD, Büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıyacak. İsrail'in Doğu Kudüs'ü yasa dışı şekilde ilhak etmesi, uluslararası hukuktaki "işgalci güç, işgal ettiği topraklar üzerinde hakimiyet hakkına sahip değildir" ilkesinin ihlali anlamına geliyor.
HİÇBİR ÜLKENİN VATANDAŞI DEĞİLLER
İsrail'in Doğu Kudüs'ü fiilen ilhak etmesine rağmen burada yaşayan Filistinliler İsrail vatandaşı sayılmıyor ve vatandaşlık haklarından yararlanamıyor. Doğu Kudüs'te yaşayan 420 bin civarındaki Filistinli, İsrail makamlarının verdiği "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet etme iznine sahip bulunuyor.
Söz konusu Filistinliler aynı zamanda Ürdün pasaportuna da sahipler ancak bu pasaportlarda da vatandaşlık numarası bulunmuyor. Bu nedenle tam olarak Ürdün vatandaşı da sayılmayan Doğu Kudüslü Filistinlilerin Ürdün'de çalışma ve devlet hizmetlerinden yararlanma hakkı da yok.
Bir nevi arafta kalan Doğu Kudüs'teki yüz binlerce Filistinli, ne İsrail ne Ürdün ne de Filistin vatandaşlığına sahip oldukları için "devletsiz"  yaşıyor.
14 BİN FİLİSTİNLİ DOĞU KUDÜS'TEN SÜRÜLDÜ
İsrail vatandaşlığı bulunmayan ancak İsrail makamlarının verdiği  "Kudüs Kimlik Kartı" ile şehirde sürekli ikamet izni olan Filistinlilerin, bu hakları da çeşitli bahanelerle ellerinden alınabiliyor. Bu nedenle Doğu Kudüs'teki 420 binin üzerindeki Filistinli her an doğdukları şehirden sürülme korkusuyla yaşıyor.
Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin burada yaşamaya devam edebilmeleri için İsrail'in belirlediği bir dizi talebi yerine getirmesi gerekiyor. İster yabancı bir ülke, ister Batı Şeria olsun belli bir süre Doğu Kudüs'ün dışında yaşayan Filistinlilerin ikamet izinleri iptal edilerek şehre dönme hakları ellerinden alınıyor.
Doğu Kudüs'te ev yapmalarına izin verilmeyen Filistinliler bu şekilde şehrin dışına çıkmaya zorlanırken, Kudüs dışında ikamet ettikleri tespit edilenlerin de bir daha şehre dönmeleri yasaklanıyor. Aile üyelerinden birinin İsrail'in "terör" olarak nitelediği saldırılara karışması da tüm ailenin Kudüs'ten sürülme sebebi sayılıyor.
İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem'in yayımladığı verilere göre, İsrail 1967'den bu yana 14 bin Filistinlinin ikamet iznini iptal ederek Doğu Kudüs dışına sürdü.
Buna karşılık İsrail, dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudileri İsrail'e gelerek Doğu Kudüs dahil istedikleri yere yerleşmeleri ve vatandaşlık almaları için teşvik ediyor.
DOĞU KUDÜS'TE 200 BİN İLLEGAL YAHUDİ YERLEŞİMCİ YAŞIYOR
İsrail'in Doğu Kudüs'teki kontrolünü güçlendirme amacına matuf Yahudi yerleşim birimleri projeleri, uluslararası hukuka göre yasa dışı sayılıyor.
BM'nin aldığı çeşitli kararlara göre "işgalci bir gücün işgal altında tuttuğu topraklara nüfus taşıması" yasak.
Bu yasağı hiçe sayan İsrail 1967'den beri Doğu Kudüs'te bir düzineden fazla Yahudi yerleşim birimi inşa etti. Doğu Kudüs'teki bu yasa dışı Yahudi yerleşim biriminde bugün 200 binden fazla Yahudi yerleşimci yaşıyor.
Polis ve asker tarafından korunan Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim birimlerine Yahudilerden başkasının girmesi yasak. Bazıları Filistin mahallerinin tam ortasında bulunan bu yerleşim birimleri şehri sarmış durumda.
Sol eğilimli İşçi Partisi yönetimindeki İsrail hükümetinin 1967'de başlattığı Yahudi yerleşim yerleri inşa planları, daha sonra iş başına gelen tüm hükümetler tarafından aralıksız sürdürüldü. İsrail yönetimi son olarak geçen ay Doğu Kudüs'te Yahudi yerleşimciler için 15 bin yeni konut inşa etme kararı aldı.
İsrail'in "Kanal 2" televizyonunun haberine göre İsrail yönetimi, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimlerine bugüne kadar 20 milyar dolar harcadı.
FİLİSTİNLİLERİN EV YAPMASI ENGELLENİYOR
İsrail'in bu yerleşim birimlerine eklediği her bir konut, demografik yapının Yahudiler lehine değişmesi anlamına geliyor. İsrail makamları bir yandan Yahudi yerleşim yerlerini genişletirken diğer taraftan da şehirdeki yerleşik Arap nüfusun yeni konut inşa etmesinin önüne engeller çıkarıyor.
Bir Filistinlinin İsrailli belediyeden ev yapmak için izin almasının neredeyse imkansız olduğu şehirde, Filistinlilere ait 20 bin ev "ruhsatsız olduğu" gerekçesiyle İsrail güçlerince yıkılma tehlikesi altında bulunuyor.
Belediye ekipleri zaman zaman bu evleri yıkıyor ve yıkım masraflarını da Filistinlilere ödetiyor.
ŞEHİR AYRIM DUVARI İLE FİLİSTİNLİLERDEN KOPARILIYOR
Doğu Kudüs'teki 420 bin Filistinlinin dörtte biri de 2003'te inşa edilen Ayrım Duvarı nedeniyle şehrin diğer bölgelerine geçemiyor. Ebu Dis, Ezeriye, Kufr Akab gibi yoğun nüfuslu mahalleler şehirden bu şekilde koparılan beldeler arasında yer alıyor.

Ayrım Duvarı aynı zamanda Batı Şeria'daki 3 milyona yakın Filistinlinin de Doğu Kudüs'e geçişini engelliyor. Abluka altındaki 2 milyon nüfuslu Gazze Şeridi'nden de kimse ne Batı Şeria'ya ne de Doğu Kudüs'e geçebiliyor. Böylece Doğu Kudüs tarihi hinterlandından koparılarak Filistinlilerden izole ediliyor.  (AA)

5 Şubat 2018 Pazartesi

BAE'nin hamleleri Ortadoğu’yu kaosa sürüklüyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ortadoğu'da tamamıyla seküler bir vizyon benimseyen BAE, Suudi Arabistan'dan bağımsız bir dış politika geliştiriyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ABD Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, geçtiğimiz aylarda yaptığı bir açıklamada, Arap dünyasında sekülerizmin zaferinin, Ortadoğu’da uzun dönemli barış ve istikrarın temeli olduğunu söylemişti. Bu beyan, BAE’yi, İslami hareketlerle bağlantılı olduğu gerekçesiyle Körfez İşbirliği Konseyi'nden (KİK) çıkarılan Katar ile arasına mesafe koyarken, Mısır ve Bahreyn gibi anti-İslamcı ülkelere yaklaştırıyordu.

BAE’nin Ortadoğu’da seküler güçleri destekleme tavrı, son altı ayda ülkenin dış politikasının ana itici gücü haline geldi. BAE bu dönemde, Katar’ı bölgede izole çabaları, Yemen’de askeri operasyon ve Suudi Arabistan’a İslamcı gruplarla ilişkisini kesme çağrısı yaparak, hem Sünni İslamcı birlikteliklerin hem de İran destekli Şii militan grupların bölgedeki etkisini kırmaya yönelik ikili bir kuşatma stratejisi benimsedi. 

Bu ikili kuşatma stratejisi, aynı zamanda BAE’nin, Suudi Arabistan’ın destekçi müttefiki konumundan bağımsız jeopolitik hedefleri olan bölgesel bir güce dönüşümünü tamamlar nitelikteydi.

Katar’ın Ortadoğu meselelerinde etkisini kırmak, BAE’nin ikili kuşatma stratejisinin en önemli ayağı. Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed, Katar’ın İslamcı gruplarla bağlantısının ve İran’la güçlü diplomatik ilişkilerinin, bölgesel istikrarı tehdit ettiğini düşünüyor. Katar’ın bu ilişkilerinin sonlanması için BAE, Doha yönetimine karşı zorlayıcı diplomasi uyguluyor. 

Ülke, KİK’in Katar’a ambargo uygulamasını sağladı, ayrıca sahte bilgi yayarak Katar’ın mali sistemini istikrarsızlaştırmaya, uluslararası yatırımcıların Katar ekonomisine güvenini zedelemeye çalıştı.
Bu zorlayıcı diplomasi, Katar’ın Yemen’deki Müslüman Kardeşler fraksiyonu El-Islah ile askeri bağlarını kesmesi dışında, pek bir etki meydana getiremedi. Katar, son birkaç ay boyunca hem İran’la ticari ilişkilerini geliştirdi, hem ABD’nin Doha’daki Taliban irtibat bürosunu kapatma konusundaki baskılarına direndi, hem de Gazze Şeridi’ndeki Hamas destekli kurumlara yardımını sürdürdü.

Tüm bu olumsuz gelişmeleri dengelemek için BAE, ABD’deki lobi gücünü kullanarak Trump yönetimini Katar destekli Müslüman Kardeşler gruplarını terör örgütü ilan etmeye ve Taliban ile bağlarını koparması için Katar’a baskı yapmaya ikna etmeye çalıştı. 

Her ne kadar Katar, tüm bu baskılara direnmeyi ve ABD ile yakın ilişkilerini sürdürmeyi başarsa da, BAE ortak diplomatik baskıların, Doha yönetimini BAE’nin seküler bölge vizyonuna yönelik bir tehdit olmaktan çıkaracağını düşünüyor.

BAE'nin kendi dış politika vizyonunu gerçekleştirmek açısından kritik addettiği bir diğer cephe de Yemen. Çünkü Yemen’deki iç savaşı seküler güçler, Sünni militanlar ve İran destekli Husi milisleri arasında üçlü bir çatışma olarak görüyor. 

Bu, Yemen savaşını KİK ülkeleri ile İran arasında bir jeopolitik güç savaşı olarak gören Suudi Arabistan’ın bakışından tamamıyla farklı bir algı. Suudilerin ve Emirliklerin, Yemen savaşı konusundaki farklı perspektifleri, Abu Dabi yönetimini İslamcı düşmanlara karşı seküler güçleri desteklemeye yönelik tek taraflı askeri ve diplomatik girişimlere yöneltti.

BAE, Aralık 2017’deki ölümüne dek eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e askeri destek sağladı. 

Çünkü Abu Dabi yönetimi Salih’in geçmişte ülkedeki farklı mezheplerin çıkarları arasında pragmatik bir denge kurma konusunda sergilediği becerinin, Yemen’in siyasi yeniden inşasına yardımcı olabileceğini düşünüyordu. Salih’in ölümünden sonra BAE, Yemen'i bu kez ülkenin uluslararası toplum tarafından tanınan Devlet Başkanı Abdrabbu Mansur Hadi öncülüğündeki seküler bir ulusal koalisyon etrafında birleştirme girişiminde bulundu.

Abu Dabi yönetimi, Yemen’de belirleyici rol oynamak ve ülkede seküler otoriter yönetime dönüşü sağlamak üzere, askeri güç kullanarak, sahada kendine etki alanları oluşturdu. BAE’nin Yemen’in güneyindeki milliyetçi hareketlerle güçlü bağları ve petrol zengini Hadramevt bölgesinde sürekli güçlenen varlığı, ona bölgeye doğrudan kuvvet aktarım imkanı sağlıyor. Suudi Arabistan daha çok ülkenin kuzey sınırlarına hava saldırıları düzenlerken, BAE karada stratejik cepler oluşturarak, hedeflerini daha kolay gerçekleştiriyor. Emirlik Kara Kuvvetleri, bu yolla bir yandan seküler milliyetçi güçlere doğrudan lojistik destek sağlarken, diğer yandan El Islah ve Husiler’e karşı Riyad’ın hava akınlarından çok daha hedefe yönelik saldırılar gerçekleştirebiliyor.

Askeri saldırıların yanı sıra BAE, Yemen’deki İslamcıları siyasi çözüme ikna etmek üzere diplomatik girişimlerde bulundu. Muhammed bin Zayed, 13 Aralık’ta Husi tehdidine karşı birlikte hareket etmek ve istikrarsızlık oluşturmaya yönelik hareketlerden kaçınmaya ikna etmek üzere El Islah hareketi lideri Muhammed Abdullah El-Yedumi ile bir araya geldi.

BAE, ayrıca Husi gruplar arasındaki bölünme meydana getirmeye yönelik gizli diplomatik faaliyetler de yürütüyor. Bu gizli diplomatik inisiyatifler, 8 Ocak’ta Yemen’in Hüdeyye bölgesindeki önde gelen Husi komutanlardan Şeyh Emir İbrahim komutasındaki güçlere KİK tarafına geçme talimatı verdiğinde büyük bir başarı kazanmış oldu. Husiler’e yönelik halk desteği giderek azalırken, BAE, benzer taraf değiştirme vakalarının artacağını, böylece seküler koalisyonun elinin güçleneceğini umuyor.

Her ne kadar BAE’nin Katar’ı dışlama ve Yemen’deki İslamcı grupların etkisini kırma yönündeki tek taraflı çabaları, ikili kuşatma stratejisinin en önemli unsuru olsa da, Abu Dabi yönetimi bu çabaları, Suudi Arabistan’la yakın işbirliği içinde yürütmeye dikkat etti. BAE, Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın Suudi devletini bir “ılımlı İslam” rejimi olarak yeniden kurma iradesini, olumlu bir adım olarak görüyor. Emirlik yetkilileri, bu sekülerleşme retoriğini dış politikaya yansıtma konusunda Suudi muhataplarını ikna etmeye çalışıyor.

BAE’nin Suudi Arabistan’ın dış politikasını sekülerleştirme ve ikili kuşatma stratejisini ikili işbirliği yoluyla yürütme çabaları belirgin bir başarı elde etmiş durumda. BAE’nin Katar’ın Hamas ile bağlarını kınayan tavrı, Suudi Arabistan’dan büyük destek görüyor. Bu retorik destek, Riyad ve Abu Dabi yönetimlerinin Ekim 2017’deki Hamas-Fetih uzlaşma anlaşmasının desteklemek için yakın işbirliği yapma cesareti verdi. Her ne kadar Suudi Arabistan’ın El Islah’a askeri desteği BAE’deki siyasi karar vericileri rahatsız etse de, Muhammmed bin Selman, Muhammed Bin Zayed’in 13 Aralık’ta El Islah liderleriyle Yemen’de siyasi istikrarın sağlanması için yaptığı görüşmelere katıldı.

Her ne kadar BAE’nin dış politika yönelimi, Suudi Arabistan’dan çok daha belirgin şekilde seküler olsa da, Abu Dabi ve Riyad, İran’ın Ortadoğu’daki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı çıkılması gerektiği konusunda görüş birliği içinde. Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakı, İran’ın güdümlü füze programının bölgede meydana getirdiği güvenlik tehdidine dikkat çekerek, Trump yönetimine İran’ın 2015 nükleer anlaşmasında yaptığı ihlallerini tanıma konusunda baskı yaptı.

İki ülke arasında artan işbirliğine rağmen, BAE, ılımlı Şii gruplarla uzlaşma fikrine Suudi Arabistan’dan daha yakın ve Riyad yönetiminin İran yanlısı güçlere karşı tüm Sünni milisleri ayrım gözetmeden silahlandırma politikasına karşı duruşunu sürdürüyor. Buna karşın BAE ve Suudi Arabistan arasında ikili kuşatma stratejisi konusunda orta yol bulmak için yeterince ortak zemin mevcut.

[Oxford Üniversitesi St. Antony’s College Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktora çalışmasına devam eden Samuel Ramani, düzenli olarak Washington Post ve The Diplomat’ta Ortadoğu ve Rusya politikası odaklı yazılar kaleme almaktadır]tercim: Emre Aytekin

16 Ocak 2018 Salı

İsrailli yazar: Bir terörist varsa o da İsrail ordusu

İsrailli yazar ve aktivist Miko Peled, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'İsrail terörist bir devlet' söyleminin dünyanın en haklı şeyi olduğunu belirtti.

Bahçeşehir Üniversitesi’nin öncülüğünde tertiplenen “Generalin Oğlunun Gözünden Kudüs” konferansı, Holiday Inn Otel’de gerçekleştirildi. Konferansın katılımcılarından İsrailli yazar ve aktivist Miko Peled, yaptığı konuşmada çarpıcı ifadeler kullandı.

"İSLAM DÜNYASI, ERDOĞAN LİDERLİĞİNDE ÖLÇÜLÜ DAVRANDI"

Peled, ABD Başkanı Trump’ın uluslararası hukuku göz ardı eden Kudüs kararının ardından Müslümanların tepki vereceğine ve şiddet olaylarının yaşanacağına yönelik bir beklenti oluştuğunu ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok diplomatik, çok ölçülü, yerinde bir tepki verildiğini söyledi.

"İSRAİL ETNİK TEMİZLİK YAPIYOR"

İsrail’in bölgede yaptığının “etnik temizlik”ten başka bir şey olmadığını aktaran Peled, Gazze Şeridi’ndeki suyun yüzde 98’inin insanların tüketimi için uygun olmadığını, bölgede temel tıbbi malzemelere erişimin bulunmadığını kaydetti.

İsrailli yazar: Bir terörist varsa o da İsrail ordusu

"İSRAİL ORDUSU, TERÖRİST ÖRGÜTÜN KENDİSİ"

Filistinlilerin tünel kazdıkları için eleştirildiğini oysaki tüneller vasıtasıyla gıda ve ilaçların getirip götürüldüğünü açıklayan Peled, Filistinlilere yapılan haksız yakıştırmalar hakkında şunları söyledi:
“Dünyadaki en iyi askeri ekipmanla 2 milyon insanı bombalıyorlar. Milyonlarca ton bombadan bahsediyoruz. Bir tonluk bir bomba bütün şehre zarar verebilir. Bu kadar bomba hiçbir ordusu olmayan savunmasız insanların üzerine bırakılıyor. Bunlar mı terörist şimdi. Onlar kahraman çünkü bu müthiş silahlara karşı koyuyorlar. Hamas ya da Filistinliler değil. İsrail ordusu terörist örgütün kendisi. Onlar terör faaliyetlerini yürüten taraf ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'İsrail terörist bir devlet' dediğinde dünyanın en haklı şeyini söyledi. Neyse ki biri bunu söyleme cesaretini gösterdi. Çünkü dünyadaki pek çok lider böyle bir beyanatta bulunmaya korkar ama Cumhurbaşkanı Erdoğan çıktı ve bunu söyledi.”

"NE YAZIK Kİ ÇOK AZ YAHUDİ, BENİM GÖRÜŞÜMDE"

Konferansın ardından basın mensuplarının sorularını cevaplayan Peled, dile getirdiği söylemlerin İsrail’de nasıl yankı bulduğunun sorulması üzerine, “Ne yazık ki çok çok küçük bir kesim benim gibi tepki gösteriyor. Çok az İsrailli Yahudi benim görüşlerimi paylaşıyor. Büyük çoğunluğu hükümetin politikalarına tam destek veriyor. Bunun en büyük nedeni şu, İsrail parlamentosu ve hükümet mensupları halkın iradesini temsil ediyor. İsraillilerin ne düşündüğünü biliyoruz ve bu çok şaşırtıcı olmamalı aslına bakarsanız. Ayrıcalıklardan vazgeçmek istemiyorlar elbette. Dolayısıyla kontrolü ellerinde tutmak ve ötekilerin terörist olduğunu duymak işlerine geliyor” diye konuştu.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html