BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Sanayi ve Teknoloji Bakanı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Sanayi ve Teknoloji Bakanı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yeni Bakanlık Yeni Ekonomi Berat Albayrak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Yeni sistemde ekonomi yönetiminin yeniden yapılanması bekleniyor

Yeni dönemin ilk kararnamesi, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında “Cumhurbaşkanlığı 1 Nolu Kararnamesi” olarak yayımlanacak. Bakanlıklara ilişkin düzenlemeler ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı bu kararnamede düzenlenecek.
Meclis’te tebrikleri kabul ettikten sonra Anıtkabir’i ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra Beştepe’de yeni sistem törenine katılacak. Devlet protokolü, Beştepe’de saat 18.00’de yapılacak törende bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Temmuz Cumartesi sabahı Meclis’te partisinin grubunu toplayarak yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan, “Yapacak çok işimiz var. Kolları sıvayarak çalışmaya başlayacağız. Böylece ülkeye yıllardır patinaj yaptıran, sürekli krizlere, kaoslara yol açan eski sistemi geride bırakıp, yeni sitemin kapılarını aralamış olacağız” dedi.
Özellikle ekonominin öncelikli çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bekleyişi var.
İçeride ve dışarıda piyasalara güven verecek, çözüm için bütünlük içinde program geliştirerek uygulamanın kapısını açacak kadrolara ihtiyacımız var.

Berat Albayrak ekonominin yükünü taşıyacak

Başkanlık Kabinesi'nde ekonominin tepe sorumlusu BeratAlbayrak oldu .
Berat Albayrak, yurt içinde ve yurtdışında iyi eğitim görmüş bir genç adamdır. Enerji Bakanlığı döneminde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için büyük çaba gösterdi.
Yeni görev ve sorumluluk alanı nedeniyle, eski çalışma arkadaşları ve bürokratik yapıyla ilişkisini kesip yeni bir çalışma düzeni oluşturmak mecburiyetinde.
Başkanlık Kabinesi'nde, yeni yapılanmada, 6 bakan ve bakanlık farklı konularda ekonomi ile doğrudan ilişkili görülüyor. Sanayi ve Kalkınma Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Çalışma ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli. Bu bakanlar, Berat Albayrak’la çalışacaklar.
Türkiye’nin ekonomi patronu için, öncelikli konular, enflasyon, yüksek faiz, yüksek döviz kuru olarak görülüyor, ama bütün bunların arkasında ekonominin darboğazda olması var.
Ekonomi için darboğaz sorunu, cari açığın büyüklüğü ve cari açığın finansmanı konusundaki güçlüklerdir.
Ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan, Türkiye’ye finans imkanı sağlayan ülkelerle Türkiye arasındaki sert rüzgarları dindirecek, yumuşatacak politikalara öncelik verirse, ekonominin patronunun işi de kolaylaşacak.
Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacı dünya piyasalarında yüzen gezen dövizlere göre çok düşük miktarda. Türkiye borçlarının, ana para ve faizini zamanında ödemeyi aksatmayan bir ülke. Tıkanıklık, büyük ölçüde siyasi nedenlere dayanıyor.
İşte bu nedenle öncelik, ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan’ın, Batılı finans çevreleriyle ilişkileri yumuşatmasıdır. Bu, Berat Albayrak’ın Türkiye’deki yeni yönetimin özelliklerini, ayrıcalıklarını ve yararını yurtdışında daha iyi anlatmasına imkan verecektir.
Başkanlık kabinesinde, eski hükümetler dönemindeki çok sayıdaki sorumlu birim ortadan kalkıyor.
Bunların en önemlileri, Hazine’nin Maliye ile birleştirilmesi, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Kalkınma Bakanlığı'yla birleştirilmesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile birleştirilmesidir.
Uygulamada, alışıldığında bu birleşmeler büyük olasılıkla iş çevrelerine kolaylık sağlayacak.
Fakat yeni yapılanma tamamlanıncaya ve yeni yapılanmaya alışılıncaya kadar iş çevreleri yeni yapılanmanın getireceği iyiliklerden yararlanamayacaklar.
Bir serbest piyasa iktisatçısı olarak Berat Albayrak
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na Berat Albayrak’ın gelmesinden sonra özellikle Batı medyasında ve genel olarak da dış piyasalarda son derece yanlış bir algı pompalanmaya başlandı. Sanki Albayrak piyasa ekonomisi ile sermayedarların düşmanı olan devletçi ve planlamacı bir iktisadi anlayışa sahip gibi bir imaj çiziliyor. Halbuki bu, tamamen yanlış…
Berat Albayrak’ın fikirlerini iyi bilen bir gazeteci olarak şunu söyleyeyim: Bilakis söylenenlerin tam aksine Albayrak tam anlamıyla bir serbest piyasa iktisatçısıdır. Bürokratik devletçilik ve kumandacılığın ekonomik hayata ne kadar zararlı olduğunu yazılarında vurgulamış biridir. Albayrak’ın milletvekili olmadan önce Sabah Gazetesi'nde köşesi vardı. Orada piyasa ve iş dünyası dostu bir iktisadi felsefeye sahip olduğunu örnekleriyle anlatırdı. Zaten kendisi de o dünyanın içinden geliyor. Senelerce bir büyük holdingin CEO’luğunu yaptı. Enerji Bakanlığı sırasında en büyük gayreti enerji piyasasının liberalleştirilmesi yönündeydi. Her zaman enerji üretiminin ağırlıklı olarak özel sektör tarafından yapılması gerektiğini savundu. Albayrak’ı  bir Zekeriya Temizel ya da Mümtaz Soysal kafasındaymış gibi gösterme çabaları Türkiye’ye zarar vermekten başka işe yaramaz...
Peki böyle yanlış bir imaj oluşturma gayretlerinin sebebi ne? Bence bunun iki nedeni var: Birincisi Albayrak’ın, Tayyip Erdoğan’ın damadı oluşu. Bu, iktisadi çevrelerde kendisine yönelik bir antipati oluşturuyor. Maalesef bu, ekonomik akıl ile değil siyasi duygularla olaya bakılmasının bir sonucu. Tamamen irrasyonel. Piyasa oyuncuları belli siyasi aktörleri çok benimsemişler ve onların dışında kimse bu makamlara gelsin istemiyorlar. O yüzden Albayrak’ı sanki piyasa ekonomisi karşıtı gibi gösteriyorlar. AK Parti çevresinde iktisatçı kılıfıyla gezen ve sermayeye düşmanlık yapan kimi fanatik isimlerle onu aynı kafadaymış gibi gösteriyorlar. Halbuki Albayrak bu kafadan şikâyet eden ve AK Parti çevresinde böyle insanların olmaması gerektiğini düşünen bir isim.
İkinci sebep ise maalesef hükümete yakın medyanın marjinal kısmında yer alan ve Berat Bey’i de tanımayan kimi yazarların  sırf yağcılık olsun diye Albayrak’ı  saçma ve ekonomik akla aykırı argümanlarla savunmaları. Bu da karalama çabalarına hizmet ediyor.
Ben bu yanlış algıları bir kenara bırakıp önümüzdeki dönemde ekonomik yol haritasını anlamak için dünkü devir teslim töreninde Albayrak’ın kurduğu şu üç cümleye odaklanmak gerektiğini düşünüyorum:
- Bütçe ve mali disiplin aynı şekilde değil daha da iyi şekilde devam edecek.
- Enflasyonu tek haneye indireceğiz.
- Piyasa ekonomisi kuralları içinde küresel sistemle daha entegre bir ilişki içine gireceğimiz süreci yaşayacağız. Ayakları yere basan bir Türkiye ekonomisi ortaya çıkacak.
Bu cümleler son derece rahatlatıcı ve piyasalara güven verici cümleler…

YENİ KABİNENİN ŞİFRELERİ

Onlarca liste, yüzlerce spekülasyonun ardından nihayet kabine açıklandı. Sıcağı sıcağına yorumlarım şunlar:
- Kendi sektörlerinde emek vermiş, öne çıkan iş dünyasından isimler ve bürokratları kamuoyu ilk kez tanıyacak. Teorisini değil, pratiğini bilenler bakanlıkta ne yapacak, hep birlikte göreceğiz…
- 1 başkan yardımcısı olması benim için sürpriz, en az 2-3 bekliyordum. Bakanlıkların sayısını 26’dan 16’ya indiren Erdoğan, yardımcı sayısını da bu mantıkla 1’de tutmuş, ancak istediği zaman bu sayı artabilir.
- Fuat Oktay kamuoyunda olmasa da bürokraside iyi bilinen ve hep övgüyle bahsedilen bir isim. Pazar günkü yayında Muharrem Sarıkaya’nın da hatırlattığı gibi e-devlete geçişte başarının büyük kısmı ona ait. Çalışkan ve üretken.
- Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olması ve bunun bir terfi kabul edilmesi Türkiye’de sivilleşme adına bir zafer. Siyasetin bekçisi konumundaki TSK’nın tarihe geçtiğinin kanıtıdır bu. Aynı gün MGK’nın kaldırılması da askeri vesayetin tamamen sona erdiğinin açık seçik ilanı. Bundan böyle askeri terfilere tamamen sivil otorite karar verecek, terfi süresi beklenmeyecek.
- Eğitim Bakanı’nın Ziya Selçuk gibi değerli bir isim olması da çok olumlu. Selçuk ismini ilk kez pazar akşamı yayında Sevilay (Yılman) zikretti. Eğitim en sıkıntılı alanların başında geliyor. Şayet uluslararası eğitim sistemlerini çok iyi bilen ve gelişmeleri takip eden Selçuk özgür bırakılırsa bu alanda nihayet tutarlı ve doğru politikalar yeşerecektir.
- En çok tartışılan ekonomi başlığına gelince: Berat Albayrak’la ilgili yorumumu yukarıda uzun uzun yazdım. Yurt dışından bana gelen çok sayıda mesaj ve e-maile bakınca görüyorum ki piyasalar Mehmet Şimşek beklentisine tepki veriyor ve bu nedenle dolar yükseliyor. Ben kısa süre içinde dünyayı çok iyi takip eden ve piyasa dostu bir iktisatçı olan Albayrak’ın dış piyasaları rahatlatacağını düşünüyorum. Bunun için Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu, piyasa kurallarının sonuna kadar işlediği bir Türkiye olduğu imajı kuvvetlendirilmeli.
- Bu kabine gençliğiyle öne çıkıyor. Çoğu 70’li yıllarda doğan isimler. Geçen dönem son derece başarılı bir Adalet Bakanlığı yapan Abdulhamit Gül 41 yaşında. Yıllardır Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından biri olan yeni Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise 42. Berat Albayrak 40, aile bakanı seçilen Zehra Zümrüt Selçuk 39, Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu  ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 41, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise 45.

Berat Albayrak ekonomide başarılı olur mu?



Başkan Tayyip Erdoğan, piyasaların Mehmet Şimşek beklentisinin aksine, Berat Albayrak'ı ekonominin başına geçirdi.
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı süresince çok başarılı işlerin altına imza attı. Ekonomide de aynı anlayışı sürdüreceğine ve aynı başarıyı yakalayacağına inanıyorum.
Neden mi?
Bakın, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında, Merkez Bankası'nın başında Süreyya Serdengeçti vardı. Bugün Berat Albayrak'la ilgili mırın kırın yapanlar, 2006 yılında da Tayyip Erdoğan'a akıl hocalığı yapmaya çalışıyordu. Serdengeçti, bir dönem daha kalsın istiyorlardı.
Serdengeçti, Türkiye için bir şanstı onlara göre. Entellektüeldi, bilgi birikim sahibiydi. Moderndi. Çağdaş bir kişiliği vardı. Ayakkabıları ile evinin içinde rahat rahat dolaşabilen bir isimdi.
Bugün, Berat Albayrak isminden rahatsız olanlar, aynı rahatsızlığı Durmuş Yılmaz Merkez Bankası'nın başına getirildiği 2006 yılında da yaşamıştı... Liyakatını değil, ayakkabılarını konuştular Durmuş Yılmaz'ın... Boynuz kulağı geçti, Serdengeçti unutuldu gitti. Durmuş Yılmaz, yaptığı başarılı işlerle Erdoğan'ı hem haklı çıkardı, hem de mahçup etmedi.
Hatırlayın!
Tayyip Erdoğan'ın işbaşına getirdiği Ali Babacan'a yaptıklarını. Bugün çok istedikleri, Türkiye'yi kurtaracağına inandıkları Babacan için çocuk dediler çocuk... Ağzı süt kokan bir çocuğun bakan yapıldığını söylediler, yazdılar, çizdiler...
Tayyip Erdoğan bir kez daha haklı çıkmıştı!
"Ağzı süt kokan çocuk" da, malum koroyu mahçup etmiş, onların başını öne eğdirmişti!
Başkan'ın yeni kabinesinde yer almayınca, bunların Mehmet Şimşek aşkları depreşti şimdi de... "Mehmet Şimşek gibi bir deha" varken... ve bir sürü zırva...
Yahu insanda biraz utanma olur, Mehmet Şimşek'in İngiltere'de dilencilik yaptığını söyleyen siz değil miydiniz? Elin gavurundan para dilenmekle, ekonominin düzelmeyeceğini çığıran siz değil miydiniz?
Yıllar yılı süren, akıl almaz karalamalar, yalanlar, iftiralar... şimdi de Berat Albayrak'a sardılar, saracaklar... Ahan da yazın buraya bir yılı bulmaz hepsi yalama olacak, hepsi Durmuş Yılmaz'a, Ali Babacan'a, Mehmet Şimşek'e çıkardığı gibi, Berat Albayrak'a da şapka çıkaracak.
Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için değil, çalıştığı için, başardığı için Berat Albayrak ismi ön plânda. Ayrıca, Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için rahata ermiş değil; ağır bir yükün aldına girdi Berat Albayrak... Ya başaracak, ya da başaracak. Aksi halde mahçup olur, mahçup eder!
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı'nda damat olduğu için başarılı olmadı. Doğru olanı yaptı; aldığı sorumluluğun gereğini yaptı. Ekonominin patronluğu onun için mükâfat değil, eziyet! Gecesi gündüzü zaten yoktu, şimdi hiç olmayacak...
Ben başarılı olacağına inanıyorum!
İnanmayanların canı sağolsun...
Günün sonunda mahçup olmak da var...
Allah mahçup etmesin!

2 Mart 2018 Cuma

Başbakan Yıldırım Harekat, Afrin'le sınırlı değil


BAŞBAKAN Binali Yıldırım, "Uluslararası hukuktan ve meşru haklarımızdan kaynaklanan bu harekat, sonuna kadar devam edecek. Burada herhangi bir gün herhangi bir miat söz konusu değildir. Miat ve süre ancak ve ancak terör örgütünün tam anlamıyla yok edilmesi ve etkisiz hale getirilmesine bağlıdır. Bu harekatı Afrin'le sınırlı olarak düşünmemiz de söz konusu değildir" dedi.



MİLLİ Savunma Üniversitesi  Harp Enstitüleri Karargah Subaylığı 1. Dönem Eğitimi Mezuniyet Töreni'nde konuşan Yıldırım, "Türkiye olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir ülkenin toprağında gözümüz olmadı, olmayacak. Hiçbir ülkeyi yönetmek gibi bir hevese de sahip değiliz. Bölgesel, küresel barışa Türkiye kadar önem veren başka bir ülke yok. Biz Gazi Mustafa Kemal'in de en güzel şekilde ifade ettiği gibi, 'Yurtta sulh cihada sulh'istiyoruz. Bunu tesis etmek için çalışıyoruz. Yurtta ve cihanda sulhu istemek, sınırlarımızı dahili veharici düşmanlara karşı korumakla mümkündür"  açıklaması yaptı.


Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Harp Enstitüleri Karargah Subaylığı 1'inci Dönem Eğitimi Mezuniyet Töreni'nde konuşan Başbakan Binali Yıldırım, , Türkiye'nin son derece zor bir coğrafyada yer aldığını anlatarak, sadece coğrafi olarak değil, tarih olarak, kültürel değerler olarak da bu coğrafyanın merkezinde yer alan ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.

Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika'nın yaklaşık 200 yıldır dünyanın en dinamik, en çalkantılı coğrafyası olduğuna dikkati çeken Yıldırım, stratejik açıdan hayati öneme sahip bu bölgede, aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarının da bulunduğunu ifade etti.

Yıldırım, bölge halklarına siyasi ve ekonomik imkanlar sağlaması gereken bu durumun,  anlaşmazlıkların, krizin, iç savaşların temel sebebi haline dönüştüğünü dile getirerek, bugün ciddi sıkıntıların yaşandığı, Suriye, Filistin, İsrail, Lübnan, Irak, Yemen ve diğer bölgelerdeki olayların, Türkiye'nin tarihinden, Türkiye'nin geleceğinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

"YURTTA SULH, CİHADA SULHU İSTİYORUZ" 
Kafkasya, Balkanlar ve Kuzey Afrika'da yaşanan olayların, Türkiye'nin dışında ele alınamayacağını anlatan Yıldırım, şöyle konuştu: "Burada şunu söylemekte, tekrar etmekte fayda görüyorum, Türkiye olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir ülkenin toprağındagözümüz olmadı, olmayacak. Hiçbir ülkeyi yönetmek gibi bir hevese de sahip değiliz. Bölgesel, küresel barışa Türkiye kadar önem veren başka bir ülke yok.

Biz Gazi Mustafa Kemal'in de en güzel şekilde ifade ettiği gibi, 'Yurtta sulh cihada sulh'istiyoruz. Bunu tesis etmek için çalışıyoruz. Yurtta ve cihanda sulhu istemek sınırlarımızı dahili ve harici düşmanlara karşı korumakla mümkündür" 
Başbakan Yıldırım, bir ülkede yaşanan istikrarsızlık, ekonomik veya siyasi kaosun bütün bölgeyi hatta dünyayı etkisi altına alabildiğine vurgu yaptı.
"AFRİN İLE SINIRLI OLARAK DÜŞÜNMEMİZ SÖZ KONUSU DEĞİL" 
Suriye'de 7 yıldır yaşananlara hep birlikte şahit olduklarını aktaran Yıldırım, şöyle devam etti:  "Var olan iç savaş yüzünden milyonlarca insan evinden, barkından oldu.

Bir milyona yakın insan hayatını kaybetti. Türkiye olarak bu sorunun, bu iç savaşın, bu otorite boşluğunun en büyük bedelini ödeyen ülkeyiz. Bugün Fırat Kalkanı bölgesinde, Afrin bölgesinde bizim mücadelemiz, sadece ülkemizin sınırlarını güvence altına almak değil, aynı zamanda vatandaşımızın can ve mal güvenliğini korumak, bunun ötesinde de o bölgede Suriye'de, Irak'ta yaşayan mazlum, mağdur insanları terör örgütünün zulmünden kurtarmaktır. Uluslararası hukuktan ve meşru haklardan kaynaklanan bu harekat, sonuna kadar devam edecek.

Burada herhangi bir gün, herhangi bir miat söz konusu değildir. Miat ve süre ancak ve ancak terör örgütünün tam anlamıyla yok edilmesi ve etkisiz hale getirilmesine bağlıdır. Bu harekatı Afrin ile sınırlı olarak düşünmemiz de söz konusu değildir. Sınırlarımıza vaki tehdit, tehlike, terör nerede varsa orası bizim için hedeftir ve orada gerekli mücadeleyi yapmaktan da asla tereddüt etmeyiz.

Yıldırım, PKK/PYD ve DEAŞ, terör örgütlerinin hem Türkiye'de hem Suriye'de faaliyetleri sona erinceye kadar bu çalışmaları, bu operasyonları sürdüreceklerini ifade ederek, askerlerin terör karşısında gösterdiği başarı ve cesaretin de takdire şayan olduğunu aktardı.

 15 YILDA SAVUNMA SANAYİİNE 35 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM 
Savunma sanayi ve silah sistemlerinde sahip olunan milli teknoloji, bilgi, tecrübe birikiminin ulusal güvenliğin en önemli unsuru olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Son 15 yılda savunma sanayiine 35 milyar dolar yatırım yaptık ve savunma sanayinde ihraç eden ülke konumuna geldik. Bugün, 2 milyar doların üzerinde ihracat hacmine ulaştık. Daha yolun başındayız. Devletimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne her türlü teknolojik imkanı sunuyor, sunmaya da devam edeceğiz."  dedi.

Milli savunmayı, yeni teknoloji ürünü ve yerli savunma sistemleriyle güçlendirdiklerini aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:  "Savunma sanayimizi güçlendirmek için başta araştırma geliştirme faaliyetleri olmak üzere yerlileştirme ve millileştirme çalışmalarına da tüm hızıyla devam ediyoruz. Yüzde 24 ile aldığımız topyekun yerlileştirme oranını bugün yüzde 65 seviyesine çıkarmış bulunuyoruz. Ancak bununla yetinecek değiliz, en az yüzde 80'i hedefliyoruz. Tanklarımız, hava savunma sistemlerimiz, uydularımız, İHA, SİHA gibi caydırıcı silahlarımız, savaş gemilerimiz, uçak, helikopter gibi birçok araç ve gereci milli imkanlarla yapmaya başladık, geliştirmeye devam ediyoruz. Böylece Kara, Deniz ve Hava kuvvetlerimize artık kendi gemimiz, tankımız, uçak ve silah sistemlerimizle donatılmaktadır. Bu milli harp araçlarının, gemi ve uçakların devletine, milletine, milli, manevi değerlerine ve demokrasiye sadakatinden şüphe duymadığımız sizlere emanet ediyoruz. Bunları sizler kullanacaksınız. Küresel barış ve istikrarın korunması, devletin bekası, milli menfaatlerimiz için içeride ve dışarıda bu onurlu mücadeleyi sürdüreceksiniz." 

Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasını şöyle tamamladı:  "Bu güzel ülkeyi bizlere emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bütün ecdadımızı, vatanımız için canlarını seve seve feda eden bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun. Gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. Milli Savunma Üniversitesinin emsalleri içinde dünyanın en güçlü, en saygın üniversiteleri arasına katılacağına yürekten inanıyorum. Görüyorsunuz, 12 değişik ülkeden subaylar var, burada kurmaylık eğitimi alıyorlar. Önümüzdeki sene bu sayı daha da artacak, başka ülkeler de buraya katılacak. Bu vesileyle üniversiteye, üniversitenin kısa sürede 15 Temmuz darbe girişiminin verdiği olumsuz etkilerin kurtulmasında büyük emek ve gayret gösteren Rektörümüz Prof. Dr. Erhan Afyoncu başta olmak üzere bütün akademik personele, subaylara ve tabii bütün öğrencilere selamlarımı sevgilerimi sunuyorum, teşekkür ediyorum. Mezun genç subaylarımızı da yürekten kutluyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun."  Başbakan Yıldırım ayrıca, derece ile mezun olan dönem birincilerine hediyelerini verdi.


Törene, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, İstanbul Valisi Vasip Şahin, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Musa Avsever, Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, MSÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile diğer davetliler katıldı.  (AA)

30 Eylül 2019 Pazartesi

Berat Albayrak Yeni Ekonomi Programını açıkladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Yeni Ekonomi Programı'nın bu yılki ana temasına "Değişim başlıyor" dedik." ifadelerini kullandı.


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Değişim Başlıyor" ana temasıyla hazırlanan Yeni Ekonomi Programı'nı (2020-2022) (YEP) bakanlıkta düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.
Yeni Ekonomi Programı'nın ilk yılını tamamladıklarını ve bir yıllık performansın sonunda programı revize ederek, ikinci yılın başlangıç vuruşunu yaptıklarını belirten Albayrak, 2019-2020 yıllarını "dengelenme dönemi" olarak adlandırdıklarını anımsattı. 

Albayrak, tarihin en büyük iki kur saldırısı, küresel piyasalardaki türbülanslar, Avrupa ekonomisinde küçülme gibi gelişmelerin yaşandığı zor bir dönemde dengelenme hedeflerinin başarıyla uygulandığını ve felaket senaryolarıyla toplumda hakim kılınmaya çalışılan saldırı döneminin yaşandığını söyledi. 
Ülkenin potansiyeline ve sahip olduğu altyapıya her zaman güvendiklerine dikkati çeken Albayrak, doğru hamleler sonucu kötümserliğin yerini günün ilk ışıklarıyla iyimserliğe bırakacağına hep inandıklarını dile getirdi.
Albayrak, bu yılki programın ana temasını "Değişim Başlıyor" olarak belirlediklerini aktararak, şöyle devam etti:
"Artık ülkemizin bir üst lige çıkması için zaruret haline gelmiş bu değişimi hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Önümüzde yapacak çok ama çok işimiz var. Yaşanan kur ataklarının ardından büyük bir resesyon beklentisine rağmen, eksi 2'ler, 3'ler, 5'ler, 'Türkiye küçülecek' beklentilerine rağmen, kuvvetle muhtemel yıl sonunu pozitif büyümeyle kapatmaya hazırlanıyoruz. 2019'da ekonomide daralma beklentileri genel kabuldü. Ekonominin raydan çıkacağına ilişkin tezvirata, kredi daralmasına şahit olduk, büyüme hedeflerinin bu durumdan etkilendiğini gözlemledik. Ekonominin en büyük kırılganlığı olan cari açıkta önemli başarı elde ettik. Yıllık bazda cari fazlada Cumhuriyet tarihi rekoru kırdık. 'Ekonomi daralırken cari fazla verilmesi normal' diyenlerin de buradan bazı şeylerin payını alacaklarını düşünüyorum. '2009 yılında neden bu kadar küçülürken cari fazla vermedik?' diye her ortamda soruyorum. Bunun için sürecin adına 'Dengelenme' dedik, daha fazla büyümeyi hedeflemedik. Sağlıklı ve sürdürülebilir büyüyerek orta gelir tuzağından kurtulmayı hedefledik. Ekonominin her alanında, her parametrede ideali yakalamaya çalıştık."

"Özel tüketimde ivmelenme bekliyoruz"

Enflasyonda hem TÜFE hem de ÜFE'de beklentilerin çok ötesinde performans ortaya koyduklarına işaret eden Albayrak, tüketimde dipten dönüşü oldukça kısa sürede gerçekleştirdiklerini ve yılın ikinci yarısında ertelenen özel tüketimde de ivmelenme beklediklerini vurguladı. 
Albayrak, swap piyasasının ülkeye taşınmaya başlaması, Merkez Bankasının piyasalarda finansal istikrar politikasını önceliklendirmesi, faizin öngörülebilir olması, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi ile finansal güvenliğin kalıcı hale gelmesi için çok önemli adımlar atıldığını aktararak, makroekonomik göstergelerin hemen hemen hepsinde kur ataklarının yaşandığı ağustos ayı öncesine gelindiğini bildirdi. 
Türkiye'nin bu dönemde kurda, faizlerde, borçlanma oranlarında ve Hazine tahvillerine olan ilgide en iyi ülke performansını gösterdiğine işaret eden Albayrak, tüketim talebinde daralma ve yatırımlarda erteleme gibi gelişmelere rağmen ihtiyatlı para ve maliye politikalarından taviz vermediklerini söyledi. 
Bakan Albayrak, alınan önlemlerle ekonomide yumuşak iniş sağladıklarına dikkati çekerek, "Şimdi önümüzde yeni bir dönem başlıyor. Dengelenme dönemi kazanımlarını koruyacağız ve bunun ötesinde bir süre daha bu süreci sürdürdükten sonra değişim sürecine başlayarak programımızı 2020 içinde ikinci faza taşıyacağız. YEP çerçevesi içinde 112 maddeden oluşan eylem planı hazırlamıştık. 112 maddenin 53'ünün 2019, 26'sının 2020 ve 33'ünün 2021'de hayata geçirileceğini takvime bağlamıştık. Şu anki durumda Eylül 2019 itibarıyla 53 eylemin yüzde 40'ını yani yaklaşık yüzde 75,3'ünü hayata geçirdik, diğer 13 eylemde de önemli ölçüde ilerleme kaydettik. 3 yıl boyunca hayata geçirilmesi planlanan 112 eylemin 44'ü yapılırken, 68'inde ilerleme kaydetme süreci devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
Albayrak, bu dönemde ekonomide temel mücadele alanlarının başında yine enflasyonun geleceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Eğer ekonomide güçlü Türkiye idealini ortaya koyuyorsak, eğer büyük sıçramayı ve bir üst lige çıkmayı hedefliyorsak enflasyonu yüzde 5'in altına çekmeden bunların gerçekleşmesi çok zor. Enflasyonu yüzde 5'in altına indirmek bizim temel hedefimiz olmayı sürdürüyor. Geçen yıl, 2019 yılı için yüzde 15,9'luk enflasyon hedefi koymuştuk. Enflasyonla mücadelede sağlanan başarıyla 2019'u yüzde 12'lik enflasyon tahminiyle geride bırakmayı hedefliyoruz. 2020 için 9,8 olarak konulan hedefi yüzde 8,5 olarak revize ettik. 2021 yılında yüzde 6, 2022 yılında da yüzde 4,9'luk enflasyon hedefliyoruz. Bu hedefler doğrultusunda para ve maliye politikaları eş güdümlü olmaya devam edecek. Merkez Bankasına enflasyonla mücadelede bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hükümetimiz ve bakanlık olarak güçlü destek vermeyi sürdüreceğiz. Mal ve hizmet piyasalarında rekabeti ve derinliği artıracak yapısal dönüşüm adımlarını sürdüreceğiz." 

"2020 yılına yüzde 5 büyümeyle başlayıp yıllık yüzde 5'lik büyümeyi devam ettirmeyi hedefliyoruz"

Albayrak, Enflasyonla Mücadele Programı ile "enflasyon yapışkanlığına karşı tarihte eşine ender rastlanan çok önemli bir başarı elde edildiğini" söyledi.
Belli bir süre enerji fiyatları ve ÖTV oranları gibi kamu tarafından yönetilen fiyat ve vergi ayarlamalarıyla fiyatlama davranışlarında olabilecek aşırı bozulmalara karşı çok sağlam bir duruş sergilendiğini belirten Albayrak, enflasyonun başarıyla düşmesi ve para politikasının etkinliğini kazanmasıyla fiyat ve vergi desteklerinin sona erdiğini hatırlattı. Albayrak, ÜFE ve TÜFE arasındaki makası beklentilerin çok ötesinde bir performansla kapatarak süreci tamamladıklarını bildirdi.
Buradaki kazanımları çok daha ileriye taşımak durumunda olduklarını vurgulayan Albayrak, mal ve hizmet fiyatlarındaki kur geçişgenliğini azaltmak için bazı ithal ürünlerin yerlileştirilmesi, alım garantili enerji kontratlarının yerlilik oranı da dikkate alınarak Türk lirası bazlı olmasını sağlayacaklarını dile getirdi. Albayrak, ayrıca bu alanda fiyatlarda düşüşü getirecek, rekabet ve verimliliği artıracak politika setini devreye alacaklarını kaydetti.
Gıda enflasyonuyla mücadele kapsamında gıda üretimini artırmak için sulama yatırımları yapılacağını, sebze-meyve fiyatlarında dönemsel dalgalanmaların önlenmesi amacıyla sera yatırımlarının teşvik edileceğini ifade eden Albayrak, Hal Yasası ve Perakende Yasası'nı en kısa sürede hayata geçirmeye çalışacaklarını anlattı.
Albayrak, "Kamunun yönlendirdiği bazı fiyat ve ücretlerde geçmiş enflasyon yerine YEP enflasyon hedeflerine göre ayarlamalar yaparak enflasyondaki atalet etkisini sınırlandıracağız." dedi.

"Yılı cari fazla vererek kapatacağız"

Dengelenme döneminin en başarılı alanlarının başında cari denge konusunun geldiğine işaret eden Albayrak, şöyle konuştu:
"Bu alan önümüzdeki dönem politikalarımızın en öncelikli meselesi olmaya devam edecek. 2019 yılı için cari açığın milli gelire oranında yüzde 3,3'lük hedef koymuştuk. Az rastlanır bir başarı ortaya koyarak yılı cari açık değil, inşallah cari fazla vererek kapatacağız. Büyüme hedefimiz ve ekonomideki toparlanmanın sonucu olarak talepteki değişimle birlikte cari dengede açık vereceğimizi önümüzdeki süreçte biliyoruz ama bu açığı dış finansman ihtiyacını makul düzeyde kalmasını sağlayacak bir seviyede tutacağız. Bu çerçevede 2020 yılı için cari açıkta milli gelire oranla yüzde 1,2'lik bir seviye hedefliyoruz. Bunu 2021'de 0,8'e ve 2022'de bu yapısal yapısal dönüşümlerle sıfıra indirmek için çalışacağız."
Albayrak, dış ticarette sağlanan değişim ve dönüşümün, cari açıkta sağlanan ve sürdürülecek kazanımların temelini oluşturduğunu söyledi.
Lüks tüketim mallarının ithalatına yönelik tedbirlerin 2020'de devam edeceğini, ithal ara malların üretimine yönelik çalışmaların yoğun şekilde süreceğini anlatan Albayrak, İVME Paketi ile başlatılan ihracatı ve yerlileştirmeyi destekleyen ölçülü ve sektör odaklı kredi politikasının 2020'de çok daha genişleyerek ve artarak devam edeceğini bildirdi.
Albayrak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan Sanayi Strateji Belgesi'nin bu alanda önemli bir görev ifa edeceğini aktardı. 
Bakan Albayrak, Türkiye Varlık Fonu'nun cari dengeyi güçlendiren, ülkenin stratejik hedeflerini destekleyen ve özel sektör iş birliklerine dayanan sabit sermaye yatırımlarıyla bu sürece katkıda bulunacağını, Turizm Strateji Belgesi'nin de önemli desteğini göreceklerini vurguladı.
Tüm yatırım ve teşvik uygulamalarında cari denge öncelikli uygulamaları artırarak devam ettireceklerini belirten Albayrak, Lojistik Master Plan ile ihracat ve sanayi alanındaki hedeflere büyük destek sağlayacaklarını aktardı. Albayrak, bu alanda oldukça kapsamlı bir politika ve tedbir setini detaylı şekilde çalıştıklarını kaydetti.

Vergi reformu

Bu yıl bütçe dengesinde program hedefinin biraz üzerinde kalındığına işaret eden Albayrak, şu değerlendirmede bulundu:
"Ekonomideki yavaşlama nedeniyle gelirlerimizin hedeflerimizin altında kalması bu sonuçtaki önemli faktörlerden birisi oldu. Böylesi zor bir dönemde ekonomiyi desteklemek, cari açığı azaltmak, enflasyonla mücadelede hedeflerimize ulaşmak için özellikle ithalatı frenlemeye yönelik adımlar atmamız da kaçınılmazdı. Önümüzdeki dönemde de gerek duyulduğunda üretime dayalı ekonomik dönüşümü finanse etmek için bütçe imkanlarını yine gerekirse kullanacağız ancak bunları yaparken her halükarda bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3'ün altında tutacağız. Bütçe açığının milli gelire oranında 2019'u yüzde 2,9 ile kapatmayı hedefliyoruz. 2020 ve 2021'de aynı oranı sürdürmeyi, 2022'de ise yüzde 2,6'ya düşürmeyi amaçlıyoruz. Bu kapsamda vergi adaleti sağlayacak, çok kazanandan çok, az kazanandan daha az vergi alınmasının önünü açacak ve gelirleri artıracak, uluslararası uygulamaları örnek alan bir vergi reformuyla ilgi adımları atmaya başlıyoruz. Ayrıca kamuda giderleri azaltmaya yönelik güçlü bir politika setini uygulayacağız. KİT'leri verimlilikleri artacak, kamu maliyesine yükleri azalacak şekilde yapılandırıyoruz."
Albayrak, kamu kaynaklarının kullanımının etkinliğini takip etmeyi kolaylaştıracak şeffaflığı ve hesap verebilirliği artıracak program bazlı, performans esaslı bütçelemeyi Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile birlikte hayata geçireceklerini söyledi.
Berat Albayrak, mali açıdan sürdürülebilirliği sağlamak ve kamu maliyesine olan yükü azaltmak amacıyla Sosyal Güvenlik Sistemi'nin aktüeryal dengesini güçlendirici politikaları sosyal adaleti gözeterek hayata geçireceklerini ifade etti.
Vergi tahsilat performansını artırmak amacıyla çok önemli değişiklikler yaptıklarını anlatan Albayrak, denetçilere sektör bazlı eğitimler verdiklerini, vergi tahsilat performansının haftalık olarak takip edilmesine imkan veren bir sistem kurduklarını, kamu yatırım harcamalarının ve teşvik programlarının etkinliğini artırıcı bir değişim programı başlattıklarını bildirdi. 

Büyüme hedefleri

Tüm alanlardaki hedeflerle uyumlu, kazanımları riske atmayacak büyüme planlamasını da tamamladıklarını vurgulayan Albayrak, şunları kaydetti: 
"Büyümede geçtiğimiz sene YEP çerçevesinde koyduğumuz yüzde 2,3'lük hedefin biraz uzağında kalacağız. Özellikle ikinci çeyrekle birlikte yaşanan, tekrar seçimle ötelenen ekonomideki bir çeyreklik kaymanın büyümeye etkisini bu yıl görmüş olduk. Yüzde 2,3'lük hedefin altında kalmanın baz etkisini de dikkate alarak 2020 yılını bir önceki yıldaki yüzde 3,5'lik rakamı güncelleyerek yüzde 5 büyümeyle başlayıp program boyunca, ülkemiz için sürdürülebilir ve doğal oran olan yıllık yüzde 5'lik büyümeyi devam ettirmeyi hedefliyoruz. Nitekim öncü veriler özellikle üçüncü çeyrekle birlikte ekonomik aktivitedeki toparlanmayla iş gücüne katılım ve istihdam oranlarında iyileşme sinyallerini vermeye başladı. 2020 yılında bunu daha da ileriye taşıyacağız. Başta enflasyon olmak üzere hedeflerimizde yakaladığımız başarı, faizlerde ve risk primimizde düşüşü beraberinde getirdi ve 2020 yılında bu düşüş güçlenerek devam edecek."
Yılın ikinci yarısından itibaren kapasite artırıcı yatırımların başlamasının, düşen faizlerle birlikte görülmeye başladığını belirten Albayrak, yapılan çalışmaların sadece bu sürecin başlı başına yüzde 4'lük bir büyümeyi doğal seyrinde sağlayacağını gösterdiğini söyledi.
Albayrak, proje bazlı yatırım teşvik sistemi başta olmak üzere Ar-Ge, yenilikçilik ve teknolojik dönüşümle yüksek katma değerli ürünlerin üretimine ekstra destek vereceklerinin altını çizerek, "11. Kalkınma Planı'nda yer alan kimya, ilaç, tıbbi cihaz, makine, elektrikli teçhizat, otomotiv, elektronik ve raylı sistem araçları olarak belirlenen imalat sanayi sektörleri, yeni ekonomik programın ruhunda da öncelikli alanımız olacak." ifadesini kullandı.
İvme finansman paketi ve benzeri araçlarla cari açığın düşürülmesine katkı veren katma değerli ve teknolojik üretim yapan firmaları ve projeleri öncelikli teşvik edeceklerine değinen Albayrak, "Varlık Fonu, petrokimya, madencilik ve yerli kaynağa dönük enerji üretimi alanları başta olmak üzere özel sektör iş birliklerinde sabit sermaye yatırımlarında daha etkin rol oynayacak. Sanayide kapasiteyi artıracak, maliyetleri düşürecek, rekabet potansiyeli kazandıracak Ulusal Verimlilik Planı'nı devreye alacağız. Ayrıca kapsamlı olarak bir mevzuat taramasını başlattık. Şirketleri, büyümeme yönünde teşvik eden, büyümeden kaçındıran düzenlemeleri de gözden geçirecek, yenileyeceğiz." diye konuştu.
Albayrak, büyümeyle ilgili çok kapsamlı çalışma yaptıklarına dikkati çekerek, "Yüzde 5’lik bu büyümeyle bütçeye baskı oluşturmayacak, biriken reel durgun alanı da hesaba katarak, fiyat artışına da neden olmayacağız." dedi.

"İşsizlikte iyileşme görülecek"

Büyüme hedefleri ve politikalarının hızlıca tesis edilmesinin istihdamdaki artışı da beraberinde getireceğini vurgulayan Albayrak, şunları kaydetti:
"2019'u yüzde 12,9'luk bir işsizlik oranıyla kapattıktan sonra, işsizlik oranını 2020'de yüzde 11,8'e, 2021'de yüzde 10,6'ya ve 2022'de 9,8'e düşürmeyi hedefliyoruz. Ekonomik aktivitedeki toparlanma ile iş gücüne katılım ve istihdam oranlarında iyileşmeyi göreceğiz. Program dönemi boyunca istihdamdaki kişi sayısının yıllık ortalama 1 milyon 66 bin kişi artarak işsizlik oranının kademeli gerilemesi sağlanacak. İstihdam teşviklerinin etki analizleri yapılarak, teşviklerin ihtiyaçlara göre yeniden tasarlanmasını sağlayacağız. İstihdamda, kredi şartlarının uygun hale gelmesi, inşaatta da talebin canlanmasını ve arz fazlasının azalmasını göreceğiz. Nitekim son bir yıldaki istihdam kaybının yaklaşık üçte ikisi inşaat sektöründen kaynaklandı. Tamamlanmaya yakın yapıların bitirilmesinin desteklenmesiyle kısa dönemde bu alandaki istihdama olumlu katkı sunacağını göreceğiz."
Albayrak, sulama ve sera yatırımlarının desteklenmesiyle tarımda arzı artırmaya yönelik zamanında verilen uygun fiyat ve yapılan alımlarla tarım sektöründe de işsizliğin azalmasının sağlanacağını belirterek, bireysel tüketimin artmasının, uygun kredi şartlarının, stok ve revizyon yatırımlarının, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizm alanında istihdamı artıracağını dile getirdi.
"Gençlerde işsizlik, istihdam piyasasında talep edilen mesleklere yönelik, özellikle yoğun anlamda talebi olan, kodlama, bilgi işlemci, satış elemanı gibi benzeri alanlardaki hedef odaklı sertifika ve meslek edindirme programlarıyla maksimum genç istihdam edilerek bu rakamları da azaltacağız." diyen Albayrak, orta yaş gruplar, kadınlar ve gençlere yönelik girişimcilik ve meslek kazandırma programlarıyla orta vadede de işsizlikle mücadele edileceklerini söyledi.

Dolarizasyona karşı tedbir seti

Albayrak, programın son alanını, finansal istikrar için devreye alınacak politika setleri ve aksiyonların oluşturduğuna işaret ederek, program dönemi boyunca, finansal istikrarın güçlendirilmesi, dolarizasyonun azaltılması ve tasarrufların artırılması öncelikli hedeflerin başında olacağını kaydetti.
Finansal sistemin sermaye piyasası bacağını güçlendirilmek için çalışacaklarına da dikkati çeken Albayrak, uygulanacak olan vergi, teşvik ve kamu finansman politikaları yoluyla ülke kaynaklarının cari dengeyi güçlendirecek, yerli ve katma değeri yüksek üretime yöneleceğini ifade etti.
Albayrak, belirlenen hedefler doğrultusunda kredi kanallarının açılmasını sağlayacaklarına değinerek, şöyle devam etti:
"Dolarizasyona karşı bir tedbir setini devreye alacağız. BIST'de yeni oluşturulacak alternatif ürünler, Omnibus ile Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) piyasasının uluslararası teminat özelliği getirilmesi başta olmak üzere, hisse senedi piyasasında hisselerin gruplandırılarak yatırımcının kolay seçiminin sağlanması, halka açılmanın vergi indirimleriyle derinleştirilmesi, döviz piyasasının kurulmasıyla birlikte ilave tedbirler getirilmesi önümüzdeki süreçteki önemli planlarımız arasında yer alıyor.
Bankacılık sektörü için sık sık gündeme getirilen NPL'lerle ilgili reform niteliğinde bir adım atıldı. Bankalarımız için artık temiz bir sayfa başlangıcı önümüzdeki dönemde göreceğiz. Artık bankaların, gerçek meseleleri olan, finansman sağlama işine döneceklerini düşünüyoruz. Birçok defa vurguladığım hedeflerle uyumlu finansman modellerini tıpkı kamu bankalarının yaptığı gibi özel enstrümanları yeni ürünleri devreye alarak sektörde daha etkin rol oynayacaklarını bekliyoruz."

Sermaye piyasaları için reform paketi

Albayrak, yılda 60 ila 100 milyar lira büyüklük sağlayacak Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) sosyal tarafların mutabakatıyla kurulacağını ve sermaye piyasalarını derinleştirecek kapsamlı bir reform paketinin devreye sokulacağını söyledi. 
Berat Albayrak, İstanbul Finans Merkezi'nin de 2021'in sonuna doğru devreye alınacağını kaydetti.

"Bu sene çok daha etkin şekilde sahada olacağız"

Geçen sene YEP'i açıkladıklarında, ekonomideki sorunları doğru tespit eden bir program olduğuna dair geri dönüşler aldıklarını belirten Albayrak, "Bugün bir kez daha sağlam adımlar ve aksiyonlarla yeni bir program ortaya koyduğumuzu tüm kalbimle söylüyorum. Çok zor bir süreci milletimizin ve paydaşlarımızın desteğiyle geride bıraktık." diye konuştu.
Albayrak, oluşturulmak istenen tüm panik ve korku havasını dağıttıktan sonra artık kolları yeniden sıvadıklarına işaret ederek, uluslararası piyasalara güven ve kredibilite açısından her türlü şeffaf iletişim noktasında bu süreci yönetmeye devam edeceklerini vurguladı.
Bu sene farklı olarak, çok daha etkin şekilde sahada olacaklarını aktaran Albayrak, şöyle devam etti: 
"Değişim tüm Türkiye olarak hepimizden başlıyor. Türkiye yeni bir ekonomik modele geçiyor bu programın ruhunda. Bir üst lige çıkmak istiyorsak tüm paydaşlar olarak değişmek zorundayız. Reel sektörümüz ve bütün paydaşlarımız ülkemizin her yerinde artık sahada. Bu bilinçle bu süreci gerek bizler gerek paydaşlarımız hep birlikte yaşayacağız. Bu programın yürütülmesi, gerekirse değişiklerle ilgili istişareler yapacağız, görüşlerimizi paylaşacağız. KOBİ'lerimize ayrı bir önem vereceğiz. Etkili olabilmeleri için beklentilerini, sorunları dinleyeceğiz. Ülkemizin yeni bir başarı hikayesini milletimizin desteği, reel sektörümüzün, yani sanayicimizin, tarımın, hizmet sektörünün ve finans sektörünün tam kapasiteyle çalışması, bunlarla birlikte, yeni YEP'le birlikte gerçekleştireceğiz."
Albayrak, programın hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti. 


27 Temmuz 2018 Cuma

Trump ve ABD

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Trump'ın twitleri dünyayı şaşkına çeviriyor 

Paylaşımlarında iç meselelerin yanı sıra birçok ülkeye sert mesajlar veren ya da övgüler yağdıran Trump'ın özellikle Kuzey Kore, Rusya ve Almanya hakkında yaptığı yorumlar, küresel çapta tepkilere neden oldu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve geldiğinden bu yana sosyal medya hesabında yaptığı bazı paylaşımları dünyayı şaşkına çevirdi.
Paylaşımlarında iç meselelerin yanı sıra birçok ülkeye sert mesajlar veren ya da övgüler yağdıran Trump'ın özellikle Kuzey Kore, Rusya ve Almanya hakkında yaptığı yorumlar hafızalara kazındı.
ABD Başkanı'nın bazı atamaları ve görevden almaları Twitter üzerinden duyurması da hayretle karşılandı.
Bunlardan en dikkat çekicileri eski Dışişleri Bakanı RexTillerson ve eski Özel Kalem Müdürü Reince Priebus'ı görevden aldığını duyurduğu paylaşımları oldu.
Trump, Tillerson'ın görevden alındığını Twitter hesabında "CIA Başkanı Mike Pompeo, yeni dışişleri bakanımız olacak. Şahane bir iş yapacak! Hizmetleri için Rex Tillerson'a teşekkürler. Gina Haspel, CIA'nin yeni direktörü, bu göreve seçilen ilk kadın olacak. Hepsine tebrikler!" ifadeleriyle duyurdu.
ABD Başkanı, özel kalem müdürlüğüne Pierbus'un yerine John Kelly'nin atandığını da Twitter hesabından kamuoyuyla paylaştı.
Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesi konusunda da çok sayıda twit atan Trump'ın en dikkat çekici paylaşımlarından biri, Özel Yetkili Savcı Robert Mueller ile ilgili olandı.
Mueller'in kendisine karşı ön yargılı olabileceğini savunan Trump, "Mueller'in ekibinde neden 13 katı Demokrat, bazı büyük, sahtekar Hillary destekçileri var da hiç Cumhuriyetçi yok? Geçenlerde bir diğer Demokrat da katıldı. Bunun adil olduğunu düşünen var mı?" ifadesini kullandı.
Rusya soruşturmasıyla ilgili rakibi Hillary Clinton'a çattığı bir başka twitinde Trump, Clinton ve Demokrat Partiyi istihbarat şirketi GPS Fusion'a gerçekleri yansıtmayan bir dosya hazırlaması için para vermekle suçladı.
Twitter'da ABD basınına da sert eleştiriler yönelten Trump, bu konuda en fazla yankı uyandıran paylaşımında "Yalan haberler medyası (@nytimes, @NBCNews, @ABC, @CBS, @CNN) benim değil, Amerikan halkının düşmanı." değerlendirmesine yer verdi.
Kuzey Kore ile "nükleer düğmenin büyüklüğü" atışması
Kuzey Kore ile haziran ayında Singapur'daki zirveyle nükleer silahsızlanma müzakerelerini başlatmadan önce Trump'ın, Pyongyang yönetiminin lideri Kim Jong-un'un yeni yıl konuşmasında "nükleer düğmenin masasında olduğu" açıklamasına karşı attığı twit çok konuşuldu.
ABD Başkanı, twitinde "Bitip tükenmiş ve açlıktan kıvranan rejimden birileri, lütfen ona benim de nükleer düğmem olduğunu söylesin. Bu düğme onunkinden çok daha güçlü ve büyük. Ve benim düğmem çalışıyor." ifadesini kullandı.
Donald Trump, kendisine yaşlı diyen Kim için de Twitter'da "Ben ona hiç kısa ve şişmansın dedim mi? Pekala, onun dostu olmak için çok uğraşıyorum, belki bir gün bu olur!" yorumunu yapmıştı.
"Hazır ol Rusya, akıllı füzeler gelecek"
Twitter'da Rusya için de kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz yorumlar yapan, özellikle Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesi soruşturması hakkında Rusya'yı aklayan yorumlar paylaşan Trump'ın, dikkat çekici paylaşımlarından biri Rusya'yı Suriye üzerinden tehdit ettiği twiti oldu.
Trump, bu twitinde "Rusya, Suriye'de herhangi bir füzeyi vurup indirme sözü veriyor. Hazır ol Rusya çünkü yeni, nazik ve akıllı füzeler gelecek. Halkını gazla öldüren ve bundan da zevk alan bir hayvanla ortak olmamalısın." ifadesini kullandı.
ABD Başkanı, bir diğer paylaşımında da "Rusya ile ilişkilerin, ABD'nin yıllardır sürdürdüğü aptalca politikalar nedeniyle hiç bu kadar kötü olmadığını" ileri sürerek şimdi de kendi yönetimine yönelik hileli bir cadı avı yürütüldüğü değerlendirmesini yaptı.
"Avrupa'yı koruyoruz, sonra da ticarette adaletsizce pataklanıyoruz"
Trump, Twitter'da en fazla yüklendiği ülkelerden Almanya'yı göçmen politikası ve NATO bütçesi konusunda sert bir dille eleştirdi ve yakın gelecekte AB ülkelerine uygulayacağı ek gümrük vergilerinin işaretini verdi.
"Almanya'da göçmenler kabul edildikten sonra suç yüzde 10 arttı (yetkililer bu suçları bildirmek istemiyor). Diğer ülkeler daha da beter. Akıllı ol Amerika!" paylaşımını yapan Trump, "ABD, NATO için herhangi bir ülkeden çok daha fazla ödeme yapıyor. Bu ne adil ne de kabul edilebilir. Almanya, NATO için gayri safi yurt için hasılasının yüzde 1'ini öderken biz gayri safi yurt içi hasılamızdan çok daha fazla olarak yüzde 4 ödeme yapıyoruz. Bunun mantıklı olduğuna inanan var mı? Büyük finansal kayıpla Avrupa'yı koruyoruz, sonra da ticarette adaletsizce pataklanıyoruz. Değişim geliyor!" dedi.
Konuyla ilgili başka bir twitinde de "Geçen yılki ziyaretimden bu yana talebim üzerine NATO ülkeleri tarafından fazladan milyarlarca dolar harcanıyor ancak bu yeterli değil. ABD çok harcıyor. Avrupa'nın sınırları perişan. Boru hattı için Rusya'ya milyarlarca dolar verilmesi kabul edilemez." paylaşımını yaptı.

İran'a "Dikkatli olun!" tehdidi

Ülkesinin İran ile varılan nükleer anlaşmadan çekilmesini sağlayan Trump, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'yi hedef alan bir twitinde de büyük harflerle, "Bir daha asla ama asla ABD'yi tehdit etme. Yoksa sonuçları, tarihte acı çeken bazıları gibi olur. Biz artık sizin kaçıkça şiddet ve ölüm içeren sözlerinize katlanacak bir ülke değiliz. Dikkatli olun!" ifadesini kullandı.
ABD Başkanı, sosyal medyada son dönemde ek gümrük vergileri nedeniyle karşı karşıya geldiği komşusu Kanada'nın Başbakanı Justin Trudeau'yu da hedef aldı. Trump, "Kanada Başbakanı Justin Trudeau, G7 toplantılarında çok nazik ve uysal. Benim ayrılmamdan sonra düzenlediği basın toplantısına kadar. Çok sahtekarca ve çaresizce. Bizim vergilerimiz, onun süt ürünlerine getirdiği yüzde 270'e yanıt." dedi.
Pakistan'ı da terörle mücadele etmemekle itham eden Trump, Twitter'da "ABD'nin son 15 yılda aptal gibi Pakistan'a 33 milyar dolar verdiğini, Pakistan'ın ise karşılığında yalandan, Amerikan liderlerini aptal yerine koymaktan başka bir şey yapmadığını, Afganistan'da peşine düştükleri teröristlere sığınak sağladığını" savundu.
Trump'ın ulusal basını hedef alan bir twitinde İngilizce "coverage" yerine hiçbir anlama gelmeyen "covfefe" kelimesini kullanması da ülkede tartışmalara yol açtı. Kelimeyle ilgili video klipler çekildi ve esprili paylaşımlar yapıldı.

Trump etkisi AB ile Çin'i yakınlaştırıyor



ABD-AB arasında yaşanan gerilim ile ABD-Çin arasında yaşanan gerilimin üreteceği muhtemel sonuçlardan biri, AB-Çin arasındaki ilişkilerin, daha güçlü bağlarla şekillenmesi olabilir.
Çin 2013 yılında Kuşak ve Yol Girişimi adı altında, dış pazarların kilidini açmaya yönelik bir rekabetçi bağlantı stratejisini başlatmıştı. Bu girişim, süreç içerisinde bütünsel olarak Çin’in stratejik ve dış politika planlamasında en önemli araç haline dönüştü.
Çin bu girişim kapsamında gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere son otuz yılda kendisinin başardığı kalkınma planını altyapı yatırımları yolu ile ihraç ederken, kendisinin merkezinde olduğu bir ticaret ağı oluşturmayı planlıyor. Ancak bu girişimin uzun vadede sürdürülebilir olabilmesi için, mevcut teknolojilerini girişim kapsamındaki ülkelere transfer ederken, kendi üretim teknik ve teknolojilerini de bir üst noktaya taşımak durumunda. İşte bu bağlamda Çin liderleri, Kuşak ve Yol Girişimi’nin açıklanmasından iki yıl sonra, 2015 yılında, “Made in China 2025” adı altında yeni bir strateji daha ortaya koydu.
Bugün ABD ve Çin arasında başlayan ticari anlaşmazlıkların altında yatan en önemli sebeplerden biri de Made in China 2025 stratejisidir. ABD-Çin arasındaki ekonomik rekabet henüz bir ticaret savaşına dönmese de hızla bu yöne doğru evrilmektedir. Bu çerçevede Çin’in Avrupa Birliği (AB) ile gelişen ilişkileri, Pekin'in ABD’ye karşı ortaya koymaya çalıştığı alternatifler bağlamında önem taşıyor.

Çin’in yeni ekonomik kalkınma stratejisi

Çin Başbakanı Li Keqiang 2015 yılında “Made in China 2025” stratejisini kamuya açıklarken, stratejinin tanımını inovasyon odaklı bir gelişim arayışı olarak özetlemişti. Uygulanacak stratejinin amaç ve kapsamını ise akıllı teknolojilerin uygulanabilirliği ile ilgili olarak temellerin güçlendirilmesi, yeşil kalkınmanın önemi ve Çin’in üretimini miktardan ziyade kaliteli ve katma değerli ürüne yükseltme çabası olarak belirtmişti. Strateji; siber güvenlik dahil olmak üzere yeni nesil bilgi teknolojileri, üretim verimliliği sağlayan yüksek kaliteli sayısal kontrol araçları ve robot teknolojileri, havacılık ve uzay teknolojileri, okyanus mühendisliği ekipmanları ve yüksek gemicilik teknolojileri, gelişmiş demiryolu ekipmanları, enerji tasarrufu sağlayan yeni araç teknolojileri, temiz enerji hedefleri kapsamında yeni teknolojili güç ekipmanları, tarım ve tarım makineleri, grafen ve nano malzemeler gibi yeni teknoloji içeren ürünler, biyomedikal ve yüksek performanslı tıbbi cihazlar olmak üzere 10 sektörü kapsıyor.
Çin hükümeti, yerli yüksek teknoloji işletmelerini desteklemek ve daha fazla Çinli firmanın denizaşırı ülkelerde genişlemesini teşvik etmek için sübvansiyonlar, krediler ve tahviller de dahil olmak üzere geniş kaynaklarla yatırım yapıyor. Made in China 2025 stratejisi kapsamında merkezi hükümetin planladığı harcama toplamı 1,5 milyar doların üzerinde olmakla birlikte, yerel hükümetler de toplamda 1,6 milyar dolar harcama yapacaklarını taahhüt etmişlerdi. Bunun yanında Çin hükümeti beş ulusal üretim inovasyon merkezi ve 48 yerel üretim inovasyon merkezi kurdu. Çin, 2025 yılına kadar ulusal üretim inovasyon merkezi sayısını 40’a çıkarmayı amaçlıyor.
Çin, günümüzde ülkenin büyümesini sağlamak için giyim, ayakkabı ve tüketici elektroniği gibi temel tüketim malları üretmeye ve ihraç etmeye devam ediyor. Bu açıdan bakıldığında, bu düşük katma değerli sektörlerde, Çin, başta Meksika, Brezilya, Hindistan gibi diğer gelişmekte olan ülkelerle rekabet ediyor. Yani dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olmasına rağmen Çin, günümüzde gelişmekte olan bir ülke olarak adlandırılıyor. Çin ekonomik kalkınmayı teşvik ve yoksulluğun azaltılması gibi en önemli konularda kayda değer başarılar elde etmiş olmasına rağmen, gelir seviyesi yüksek ekonomilerin seviyesine ulaşabilmek konusunda hala büyük zorluklarla karşı karşıya. Kişi başına düşen milli gelir, ABD'deki 59 bin dolara kıyasla sadece 8 bin dolar düzeyinde. Bu bağlamda “Made in China 2025” stratejisi, gelişmekte olan birçok ülkeyi rahatsız eden orta gelir tuzağından kaçmak için Çin'in ileri teknoloji sektörlerine doğru hareket etmesini hedeflemesi açısından da çok önemli.
Ancak dünyada yükselen ekonomiler ve ekonomik küreselleşme süreçleri de dikkate alındığında Çin’in “Made in China 2025” stratejisinin yalnız olmadığı görülebilir. Geçtiğimiz haziran ayında Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, 2018 yılına ait Dünya Yatırım Raporu’nu yayınladı. Raporda gelişmiş ve gelişmekte olan 101 ekonominin sanayi politikaları incelenmiş ve küresel gayrisafi milli hasılanın yüzde 90’ını oluşturan 84 ülkenin özellikle son 10 yılda endüstriyel kalkınma stratejilerini benimsediği ve son 5 yılda da bu stratejilerini hızlandırdıkları sonucuna varılmış. Raporda Hindistan, Güney Afrika, Bangladeş, Vietnam’dan Almanya, Japonya ve elbette Çin’e kadar uzanan çok sayıda sanayi politikasının ayrıntılı olarak incelemeleri bulunmakta. Hükümetler doğal olarak teknolojik yeniliğe odaklanmış durumdalar ve yatırımcı davranışlarını temel altyapıya yönlendirme konusunda mesai harcamaktalar. Günümüzde temel alt yapıdan anlaşılan ise teknolojik ve dijital altyapının hazırlanması.

“Made in China 2025” ABD’yi neden endişelendiriyor?

Bu noktada, Trump yönetiminin bu kadar fazla kalkınma planı arasından Çin’in Made in China 2025 stratejisini ticaret savaşlarının merkezine yerleştirip, ABD’de uygulanan tarife değişikliklerinin Made in China 2025 programını engellemek için tasarlandığını açık bir şekilde ifade etmesi ilginç olsa da sürpriz değil. Almanya’nın ulusal stratejisi olan Endüstri 4.0'ın Çin versiyonu olarak değerlendirilen bu strateji, ana kıta Çin’deki önde gelen üretici ve tedarikçilerin bir dizi teknolojiyi ithal etmekten vazgeçmesini hedef almakta. Dolayısıyla bu durum ABD ve AB’de, yani günümüz teknolojilerinin lider bölgelerinde endişelere neden olmaktadır.
Zaten Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomisi durumuna yükselmesi ve devam eden ekonomik kalkınması, kaçınılmaz olarak ABD ile doğrudan rekabete girmesine neden olacaktı. Özellikle 2008 yılındaki ekonomik kriz ile birlikte Doha Kalkınma Gündemi müzakerelerinin sonuçsuz kalması, Amerika liderliğindeki neo-liberal küreselleşme projesinin içinde bulunduğu bir krizi işaret etmiş ve Çin’in küresel ekonomi üzerindeki etkisini, belirleyici bir aktör olarak iyice ortaya çıkartmıştı. Ancak ABD’nin bu rekabeti korumacı stratejiler ile engellemeye çalışması hem kendi kurduğu düzenin kontrolünü artık kaybettiğine dair bir itiraf niteliği taşımakta hem de ABD ekonomisi özelinde düşünüldüğünde, kendi üretimini artırmaktan ziyade zayıflatma riskleri de taşımakta.
Çin halen yüksek teknoloji içeren endüstrilerde yaptığı atılımlara rağmen, kendi teknoloji ve inovasyon gündemini ve yeni nesil üretim hedeflerini ilerletmek için yabancı teknoloji transferine ihtiyaç duyuyor. Örneğin Çin havacılık endüstrisi Amerikan uçak üreticisi Boeing ile potansiyel olarak rekabet edebilecek ticari jetler geliştirmekten çok uzak. Çin günümüzde Boeing firmasının büyük bir müşterisi olmaya devam ediyor. Günümüzde ABD, Çin'den sınırlı yüksek teknolojili ürünler ithal etmekle birlikte, yüksek teknolojili ürünlerin üretiminde kullanılan birçok parçayı Çin’den ithal ediyor. Yani ABD, Çin’den uçak satın almıyor ve uzunca bir süre de alması olası görünmüyor. Ancak ABD'de uçak üretmek için kullanılan parçaları Çin’den ithal ediyor ve daha sonra bitmiş ürünlerini Çin'e ve diğer yabancı alıcılara ihraç ediyor. Bu durumda Çin’den ithal edilen yüksek teknoloji kapsamındaki ürünlere uygulanacak olan yüzde 25’lik gümrük tarifesi Boeing firmasının üretim maliyetlerine yansıyacak ve rekabet gücünü özellikle Avrupalı rakiplerine karşı (Airbus) zayıflatacaktır. Kısacası Trump’ın başlattığı ticaret savaşları, eğer ki Çin, misilleme olarak ABD malları üzerinde gümrük tarifeleri uygulamaya karar verirse, ABD'li üreticileri artan üretim maliyetleri ile ve birçok ABD'li ihracatçıyı da kendileri için en büyük pazar olan Çin pazarına erişimin azalması tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak. Ayrıca Çin'in kendi iç piyasası, endüstriyel iyileştirme için kendi kendine katalizör olabilecek dinamikliğe sahip görünüyor.
Çin’in ABD’ye muhtemel cevabı: Güçlü ve etkin alternatifler yaratmak
Aslında büyük bir karmaşayı da içeren bu ekonomik rekabet aynı zamanda bir dönüşümün de eşiğinde olduğumuzun bir göstergesi. Trump’ın neredeyse İngiliz merkantilizmini hatırlatan korumacı politikaları yeni bir dönüşümün eşiğinde olan dünya ekonomisi için bir çözümden ziyade daha çok engeller ve sınırlandırmalar içeriyor. Tam da bu sebeple, Trump ile temsil edilen değişim ve dönüşüme karşı güçlü muhafazakâr direnç, değişeme açık ve küreselleşme yanlısı bir karşı kutup oluşturabilir. Bu durum yapay değil aslında oldukça doğal bir tepki olarak gelişmeye devam ediyor. Sorulması gereken en önemli soru da burada ortaya çıkıyor: Bu karşı tepkiyi koymaya çalışan aktörler bu direnci kırabilecek mi?
ABD-Çin arasında başlayan ve yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan ekonomik rekabetin bir diğer ayağı da ABD-AB arasında, NATO bünyesinde güvenlik sorunlarının ele alındığı toplantılarda ortaya çıktı. ABD-AB arasında yaşanan gerilim ile ABD-Çin arasında yaşanan gerilimin üreteceği muhtemel sonuçlardan biri, AB-Çin arasındaki ilişkilerin daha güçlü bağlarla şekillenmesi olabilir.
Aslında Çin bu alternatif arayışını sadece AB ile değil muhtemelen Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika gibi 90’lardan bu yana gittikçe daha aktif ve sofistike dış politika geliştirdiği bölgelerde de deneyecektir. Ancak ekonomik büyüklük açısından AB-Çin ilişkileri ayrı bir öneme sahip. Örneğin daha geçen hafta Pekin’de toplanan yıllık AB-Çin zirvesi bu zamana kadar yapılan zirvelerdeki itidalli havanın aksine her iki tarafın da birbirine karşı oldukça olumlu mesajlar verdiği bir zirve oldu. AB tarafı Çin’in serbest ticarete ve küreselleşmeye katkısını methederken Çin ise AB ile daha yakın ilişkiler önerdi. ABD yaptırımlarının ve tehditlerinin hedefinde olan iki aktör için böyle bir yakınlaşma belki de kaçınılmaz.
Çin’in AB ile ticareti yaklaşık 460 milyar dolar civarındayken, AB’nin ABD ile ticareti 660 milyar dolar civarında. ABD’nin tarife engelleri ve korumacı politikalarından sonra aradaki farkın yer değiştirmesi ortaya ilginç bir tablo çıkartabilir. Bu zamana kadar AB’nin daha çok insan hakları ve demokrasi gibi siyasi ve sosyal değerleri önceleyerek oluşturduğu Çin politikası da böylece ekonominin merkeze alındığı bir politika ile yer değiştirebilir. Ya da karşılıklı müzakere ile bir yandan ekonomi diğer yandan siyasi ve sosyal değerler konusunda bir uzlaşma sağlanabilir.
Çin açısından alternatif oluşturmak ve Trump’ın korumacı ekonomik politikalarına böylece direnmek kısa vadeli bir çözüm olabilir. Ancak benzer esnekliği AB’nin göstermesi çok kolay değil. Zira AB’nin, hele de Brexit ile başı beladayken, korumacı bir ekonomik düzende varlığı bile sorgulanır hale gelebilir. Dolayısıyla AB için ABD’nin ekonomi ve güvenlik konularında oluşturduğu baskı ortamını kırmak ve yeni bir küreselleşme sürecini, en güçlü adaylardan biri olan Çin ile beraber ilerletmek bir çözüm olabilir. AB’nin taşıyıcı gücü olan Almanya uzun süredir Çin ile ekonomik ve siyasi mesafeyi yakınlaştırmıştı. AB de Çin’in ekonomik ve siyasi anlamdaki meydan okumalarına rağmen yeni dönemde Çin ile yeniden temellendirmeyi deneyecektir. Zira diğer ihtimaller çok da iç açıcı değil.

Çin ticaret ağını yeniden kuruyor



Batılı, yani Portekizli, İspanyol, Hollandalı ve ardından İngiliz denizciler ticaret amacı ile 15’inci yüzyılda Güneydoğu Asya’ya ilk geldiklerinde Çinlilerin kurduğu muhteşem bir ticaret ağı ile karşılaşmışlardı. Ancak Batılıların gelmesi ile birlikte Çin kademeli olarak kurduğu bu ticaret ağının kontrolünü kaybetmiş ve Doğu ve Güneydoğu Asya’da sürdürdüğü 2000 yıllık merkez ve yönetici ülke konumunu 17. yüzyılın ortalarında kaybetmişti. Bilinen tarihi boyunca üreten ve kendi içine kapalı bir coğrafya olan Çin, yine üreterek biriktirdiği serveti ile hep dış tehditlere açık olmuştur. Bir bakıma Çin’in dış tehditlere karşı kendi içine kapanması 19’uncu yüzyılın başında gerçekleşen sanayi devrimini kaçırmasına ve coğrafyada çalkantılı geçen iki asra neden olmuştur. Yine aynı dönemde İngilizler, Hindistan’dan getirdikleri afyonu illegal yollarla Çin’e satmış ve bu uyuşturucu maddeye alışan Çin toplumunda sosyal sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Afyon satışını kontrol almaya çalışan Çin imparatorluk yönetimi, 19’uncu yüzyıl içerisinde İngilizlerle iki defa savaşmış ve bu iki savaşı da kaybederek İngilizlere ticari imtiyazlar tanımak zorunda kalarak afyon ticaretinin kontrolünü de kaybetmiştir. Yani afyon, İngilizler için Çin pazarına nüfuz edebilmelerinin anahtarı olmuştur.
Şimdi görülen o ki Çin, Kuşak Yol Girişimi (Yeni İpek Yolu) ile birlikte özellikle kendi bölgesindeki ticaret ağını tekrar kurarken, Made in China 2025 stratejisi ile birlikte, Kuşak Yol Girişimi’nin sürdürülebilirliğini sağlayarak bölgedeki liderliğini kaybetmesine neden olan Sanayi Devrimini kaçırma hatasını, 21’inci yüzyılın dijital devrimini kaçırarak tekrarlamak istemiyor. Muhtemelen Trump ve kurmayları da kendilerini gümrük tarifelerine getirdikleri ek vergilerle kısa dönemli korumaya alırken, 21. yüzyılın afyonunun ne olabileceği konusundaki çalışmalarını sürdürüyorlardır.

31 Ekim 2018 Çarşamba

Cummhurbaşkanı Erdoğan Açıkladı: Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi Üretimine Başlıyoruz

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

TÜRKGÜN  HABER PORTALI




Son Dakika! Erdoğan Açıkladı: Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi Üretimine Başlıyoruz ve İsmi Siper Olacak 

Son dakika! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Teknoloji Geliştirme Töreni'nde müjdeyi verdi. 

Buna göre Türkiye, uzun menzilli hava savunma sistemi üretimi yapacak ve projenin adı 'Siper' olacak.




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Teknoloji Geliştirme Töreni'nde müjdeyi verdi. 

Erdoğan, "Milli uzun menzilli bölgesel hava savunma sisteminin oluşturulması Savunma Sanayi Başkanlığımız öncülüğünde başlatıldı. 
İlk teslimat 2021 yılında. Projenin ismi Siper olacak." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:


"HEDEFLERDEN BİRİ, UYDU AYNALARININ ÜLKEMİZDE ÜRETİLMESİYDİ"


Bugün burada birbirinden önemli milli teknoloji geliştirme teknolojileri altyapı çalışmaları için bir araya geldik. 

TSK'ya teslim edilen yeni nesil silahların ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Ortaya koyduğumuz hedeflerden biri de uydu aynalarının ülkemizde üretilmesiydi.


"TÜRKİYE, SAVUNMA TEKNOLOJİLERİNİN HER ALANINDA HIZLA İLERLİYOR"


Kritik teknoloji olarak kabul edilen maliyeti yüksek parçaların maliyeti yüksekti. 

Bu proje sayesinden milli kabiliyet sayesinde geliştirme imkanı bulduk. Ödenen yüksek tutarların yurt içinde kalmasını sağlıyoruz. 
Türkiye; savunma, havacılık ve uzayteknolojilerinin her alanında söz sahibi olma yolunda hızla ilerliyor. 
Tesiste uydu kameralarının yanında yurt dışı tedarikinde sorun yaşanan hassas optik ve teleskop aynalarının üretimi gerçekleştirilecektir.


"İŞ DÖNÜP DOLAŞIP SAVUNMA SANAYİMİZE GELİYOR"


Dünyada sayılı laboratuarlardan biri oldu. 
Ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye'ye yapılan saldırılardan biri de uyguladığımız bağımsız politikalara tepki olduğunu biliyorum. İş dönüp dolaşıp savunma sanayimize geliyor. Savunma sanayinde yüzde 65 olan yerlilik millilik oranını daha da yukarı taşıyacağız.


"ELEKTROMANYETİK FIRLATMA SİSTEMİNİ ÜLKEMİZDE ÜRETTİK"


Savunma sanayi sektörümüz bugün binden fazla şirket yanında kobilerin araştırma kuruluşlarının yanında milli bir yapıya ulaşmıştır. 

Elektromanyetik fırlatma sistemini ülkemizde üretmeyi başardık. Işın projesi kapsamında yerli imkanlarla üretilen lazer sistemlerimiz yüksek isabet oranına sahip.


"PROJENİN İSMİ 'SİPER' OLACAK"



Lazer silahlarımız kendi mühendislerimiz tarafından üretildi. Proje kapsamında millileştirildi. Günümüzde güvenlik kavramının anlamı değişti. 

Fiziki güvenlik siber güvenlikle tahkim edilmesi gerekiyor. Sınırlarımız içinde ve dışında operasyonlarda yerli savunma sanayi araçlarını aktif olarak kullanıyoruz. 
Uzun menzilli bölgesel hava füze savunma sistemi ihtiyacımız gündeme geliyor. 
Bu sistemin önemi ortada. Milli uzun menzilli bölgesel hava savunma sisteminin oluşturulması Savunma Sanayi Başkanlığımız öncülüğünde başlatıldı.
İlk teslimat 2021 yılında. Projenin ismi Siper olacak. 

Bakan Albayrak: 6 Başlık Altında KDV ve ÖTV İndirimlerini Devreye Sokuyoruz


Son dakika! Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, yeni vergi indirimlerini açıkladı. Otomotiv, beyaz eşya, mobilya ve konutta KDV ve ÖTV indirimleri yapılacak. İndirimler yarından itibaren geçerli olacak.


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, vergi denetim kurulu toplantısı sonrası yeni vergi indirim paketini açıkladı. Bakan Albayrak, "6 başlık altında KDV ve ÖTV indirimlerini devreye alıyoruz" dedi. Buna göre;
  • Beyaz eşyada ÖTV sıfırlanacak
  • Motor hacmi 1600 cc altındaki araçlarda ÖTV 15 puan düşecek
  • Ticari araçlarda KDV yüzde 18'den 1'e düşecek
  • Mobilyada KDV yüzde 18'den 8'e inecek
  • Tapu harçlarının yüzde 4'den 3'e indirilmesi yıl sonuna kadar devam edecek.
  • Konut satışında KDV oranlarında yüzde 18'den 8'e indirim uygulamasını devam ettiriyoruz.

"ENFLASYONLA MÜCADELEYE DESTEK VEREN FİRMA SAYISI 2 BİN 500'Ü AŞTI"


"Yeni dönemde maliye alanında özellikle ortaya koyduğumuz hedeflere ulaşmak, reformları hayata geçirmek için Vergi Denetim Kurulunu yeniden kurgulayacağız.
Ekonomide tüm göstergelerde oldukça pozitif gelişmeler sağladık. Kurdaki köpük denilen seviyenin de Ekim ayı enflasyonu ile kırılmaya başladığını görüyoruz.
Fiyatlamalardaki negatif dalgalanmayı kırmak için enflasyonla mücadele programı başlatmıştık. Destek veren STK ve kurum sayısı 2 bin 500'ü aştı. Kurda ve faizdeki trend aşağı yönlü oldukça buradaki indirim oranlarının yüzde 10'un üzernie çıkmaya başladığını görmekten memnuniyet duyuyorum.
Kredi faizlerinde son bir ayda çok ciddi pozitif gelişmeler yakalandı. Yüzde 40-50'ler konuşulurken bugün itibariyle geldiği nokta ortalama yüzde 30'ların altına inmeye başladı. Mevduat faizleri yüzde 20'nin altına inmeye başladı. Bu trendin aşağı inmeye başladığını gösteren gelişmelerden biri."

7 Haziran 2018 Perşembe

Savunma sistemlerinde millileşme hamlesi ve Deniz Kuvvetleri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye, yürütülen milli gemi inşa faaliyetleri sayesinde dünya üzerinde harp gemisi inşa edebilen on devletten biri oldu.
Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli yaptığı açıklamada, Türk savunma sanayinin gurur kaynaklarından biri olan, Türk mühendislerin büyük oranda milli imkânlarla gerçekleştirdikleri Milli Gemi (MİLGEM) projesi çerçevesinde inşa edilmekte olan harp gemilerinden dört adedinin ihraç edileceğini söyledi. Muhtemel satıştan elde edilecek gelirin Türkiye’nin tarım ürünleri ihracından karşıladığı miktarın yaklaşık yüzde 25’ine tekabül edeceğini ifade eden Canikli, teknoloji ihracının önemini de ortaya koydu.

MİLGEM ile tekne inşası ve sistem entegrasyonu konusunda dışa bağımlılık azaltılmış durumda. Fikri hazırlığı 1996’ya uzanan bu projede hedef, savunma teknolojilerinin bilgi birikimini sağlamak ve yerli savunma sanayi katkı payının yüksek tutulmasıydı. Burada önemli olan noktalardan biri de Türk askeri tersanelerinin, özel sektör tersanelerinin ve tersaneler dışında 50’den fazla Türk firmasının bu projede yer almak suretiyle savunma sanayimizin gelişimine katkı sağlamasıydı. Türk özel sektör tersanelerinin askeri gemi inşasında rol almaları Türk savunma sanayine yeni bir kapı da açmıştır. Proje yüzde 65 oranında yerli sanayi katkısıyla sürdürülüyor.
İnşa aşamasına 2004’te geçilen MİLGEM projesinde bugüne kadar ADA sınıfı dört korvetin inşası gerçekleştirildi. Bunların ilk ikisi olan F511 TCG Heybeliada ve F512 TCG Büyükada aktif görevde. Son ikisi olan F513 TCG Burgazada ve F514 TCG Kınalıada ise denize indirildi ve hazırlıkları sürüyor.
Milli korvetlerimiz, milli 3 boyutlu arama radarı, milli sensörler, milli lazer ikaz sistemi, milli sonar, milli torpido tespit ve karıştırma sistemleriyle milli top, milli savaş yönetim sistemi, milli kızılötesi iz yönetimi sistemi ve milli muharebe uydu sistemi gibi tamamen yerli imkanlarla donatıldı.
ADA sınıfı korvetler hizmete girdikten sonra birçok görevde yer aldılar. TCG Heybeliada 2014’de icra edilen Barbaros Türk Deniz Görev Grubu aktivasyonu kapsamında Afrika kıtasını çepeçevre dolaşarak 17 bin deniz mili mesafe kat etti, 16 ülkede 17 liman ziyareti icra etti. Güney Afrika açıklarında, okyanus şartlarında kapsamlı atış eğitimleri yaptı.
TCG Büyükada 2015’de Pakistan’a kadar uzanan coğrafyada 10 bin 500 deniz mili mesafe kat ederek 9 ülkede 13 liman ziyaret etti.
Her iki gemi de Aden körfezi ve Somali sularında deniz haydutluğuyla mücadele görevlerine, gerek milli gerekse NATO ve BM çerçevesindeki tatbikat ve görevlere katıldılar. Bu görev ve ziyaretler çerçevesinde, milli gemilerimiz onlarca yabancı heyet ve basın kuruluşu temsilcisi tarafından ziyaret edildi.
Projede bundan sonra firkateyn inşa edilecek. Gemilerin borda numaraları ve isimleri şöyle: TCG İstanbul (F-515), TCG İzmir (F-516), TCG İzmit (F-517), TCG İçel (F-518). Firkateynlerin ilki İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda, geri kalan üç firkateyn ise Türk özel sektör tersanelerinde inşa edilecek.
Korvetlere nazaran nispeten büyük, menzili daha uzun planlanan firkateynler bölgesel hava savunma kabiliyetine sahip olacak. Firkateynler daha etkin silahlarla donatılacak, daha etkin komuta kontrol ve savaş sistemlerine sahip olacak. 113 boyundaki gemi 14 metre genişlikte olacak. Sensörleri, silahları ve elektronik sistemleri milli imkanlarla hayata geçirilecek. Bu sistemler arasında satıhtan satıha güdümlü mermi dikey atım sistemi, 25 mm milli top, milli nokta hava savunma silah sistemi ve milli dekoy atım sistemi (sualtı yanıltma sistemi) bulunuyor.
Milli gemilerimizin inşasında, milli savunma sanayi şirketlerimiz olan ve elektronik sistemlerde teknoloji üreten ASELSAN ve HAVELSAN da yer alıyor.
Türkiye bu milli gemi inşa faaliyetleri sayesinde, dünya üzerinde harp gemisi inşa edebilen on devletten birisi oldu. Bu sayede, her bir gemisinin direğinin en tepesinde Kur’an-ı Kerim bulunan, demir almaktan, halat fora etmeye kadar her işini besmele ile gerçekleştiren Türk donanması personeli, kendi mühendisinin ve sanayicisinin ürettiği milli gemiler ve daha önemlisi milli atış kontrol ve silah sistemleriyle kendini daha güvenli hissedecek, çevre denizler başta olmak üzere bütün denizlerde, her türlü tehdide karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatlerini koruyacaktır.


Türk Deniz Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvenliğinin sadece karasularımız içinde sağlanamayacağı bilinciyle başta Karadeniz, Ege ve Akdeniz olmak üzere dünya denizlerinde varlık gösteriyor. Uluslararası faaliyetlere, operasyonlara, tatbikatlara katılıyor. Bu gayretler milli imkanlarla daha iyi seviyelere geliyor. Bu çerçevede, sadece korvet ve firkateyn inşasının yeterli olmayacağı bilinciyle denizaltı, karakol gemisi, lojistik gemileri ve çok maksatlı amfibi hücum gemisi projeleri de sürdürülüyor.
İlk milli çok maksatlı amfibi hücum gemimiz TCG Anadolu’nun inşası sürüyor. Türk donanmasının uçak gemisinden önceki son durağı olarak inşa edilen amfibi hücum gemisinin Ege, Karadeniz ve Akdeniz harekât alanlarında ve gerektiğinde Hint okyanusu ile Atlantik okyanusunda görev yapması planlanıyor.
Çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, bir amfibi tabur ile gerekli muharebe ve destek araçlarını, ana üs desteği olmadan kriz ve harekat bölgelerine taşıyabilecek, havuzunda taşıyacağı çıkarma araçlarıyla çıkarma operasyonlarına katılabilecek ve uygun evsaftaki helikopter ve uçakların gece ve gündüz operasyon yapmasına imkan sağlayacak bir uçuş güvertesine sahip olacak. TCG Anadolu ile Türk Silahlı Kuvvetleri orta ölçekli küresel güç aktarımını gerçekleştirebilecek ve gerektiğinde onu hastane gemisi olarak da kullanılabilecek. Yaklaşık 27 bin ton ağırlığında ve 231 metre boyunda inşa edilmesi planlanan çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, silahlı kuvvetlerimizin envanterinde yer alan en büyük deniz platformu olacak.
Şurası muhakkak ki, kendisine dünyanın ilk on devleti arasına girmeyi bir hedef olarak belirleyen Türkiye Cumhuriyeti devletinin deniz kuvvetlerinin de bu iddiayı destekleyecek unsurlarla teşkil edilmesi gerekir. Yurt dışında, başka devletlerle yapılacak deniz askeri üsleri anlaşmaları da bu hedeflere ulaşmakta Türk Deniz Kuvvetleri’nin hareket serbestisine katkı sağlayacaktır. Arnavutluk Paşa Limanı’ndaki askeri üssümüz bu gayretlerin işaret fişeğidir. Afrika’nın kuzeyinde, doğusunda, batısında ve Hint okyanusunda tesis edilebilecek deniz üsleri, Türk devletinin deniz hak ve menfaatlerinin korunmasına ve ülke güvenliğinin ileriden tesis edilmesine katkı sağlayacaktır.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html