BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Mgk sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Mgk sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

15 Temmuz 2018 Pazar

7 yeni Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı Çok Önemli Değişiklikler var

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

7 yeni Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. YAŞ'ın yapısı yeniden şekillendirildi. Devlet denetleme kurulu, MGK Genel Sekreterliği, Adli Tıp ile ilgili önemli değişiklikler yapıldı. Kararnameyle, Hazine ve Maliye Bakanı ile Milli Eğitim Bakanı YAŞ üyesi oldu.

KARARNAMENİN TÜM METNİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ 
Resmi Gazete'de 7 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ) yapısı yeniden düzenlendi.

Resmi Gazete'de yayımlanan kararnameye göre, YAŞ üyeleri Cumhurbaşkanı yardımcıları, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanlarından oluştu.
Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü hallerde Yüksek Askeri Şura toplantılarına katılıp başkanlık edecek. Cumhurbaşkanının katılmadığında durumlarda toplantıya görevlendireceği yardımcısı başkanlık yapacak.
YAŞ'ın görevleri, "Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan askeri stratejik ana fikrin (konseptin) tespiti ve gerektiğinde yeniden gözden geçirilmesi hususları ve Silahlı Kuvvetlerin ana program ve hedefleri ile ilgili konularda görüş bildirmek, Silahlı Kuvvetlerle ilgili olup önemli görülen mevzuat taslaklarını inceleyip görüş bildirmek, Cumhurbaşkanının lüzum gördüğü hallerde Silahlı Kuvvetlerle ilgili diğer konular hakkında görüş bildirmek ve mevzuatla verilen görevleri yapmak" olarak belirlendi.
YAŞ, Cumhurbaşkanının başkan olarak belirleyeceği Cumhurbaşkanı Yardımcısının çağrısı ile yılda en az bir kez toplanacak. Cumhurbaşkanı gerektiğinde Şura'yı toplayabilecek.

KARARLAR, SALT ÇOĞUNLUKLA ALINACAK

Şura, bütün üyelerin katılması ile toplanacak. Ancak özürü olanlar "toplantıya katılamayacaklarını" toplantı gününden önce Şura sekreteryasına bildirecek.
Kararlar, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile alınacak. Oylarda eşitlik olması halinde Başkanın katıldığı tarafın oyları geçerli sayılacak. Oylama işlemi aksine bir karar alınmadıkça açık olarak yapılacak.
Toplantıya katılamayan üyeler, gündemdeki konular hakkında görüşlerini yazılı olarak bildirebilecek. YAŞ kararları, Cumhurbaşkanının onayı ile tekemmül edecek.

TOPLANTILAR GİZLİ YAPILACAK

Şura'nın sekretarya hizmetlerini, Cumhurbaşkanınca belirlenecek merci yürütecek.
YAŞ üyeleri, kendileri, kendilerinden kıdemli veya eşiti olan general ve amirallerin yükselme veya emeklilikleri ile ilgili konularda toplantılara katılamayacak.
Gizli olarak yapılacak YAŞ toplantılarında görüşmelerin ve alınan kararların açıklanması veya yayımlanması yasak olacak. Açıklanmasına Şura'nın kararıyla müsaade edilen konular, Milli Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanacak.

GİZLİLİĞİN KALDIRILMASI YÖNETMELİKTE GÖSTERİLECEK

Şura'da görüşülen mevzuat taslakları ile alınan kararların gizliliğinin ne şekilde ve ne zaman kaldırılacağı yönetmelikte gösterilecek.
Yüksek Askeri Şura'nın yönetimi ve çalışma usulleri ile sekretarya hizmetlerine ilişkin iş ve işlemler, Cumhurbaşkanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek.
Yayımı itibarıyla yürürlüğe giren kararnamenin hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütecek.

YÖK ÜYELİĞİNE VE ALTI ÜNİVERSİTEYE ATAMA

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeliğine ve altı üniversiteye atamalar yapılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yer aldı.
Buna göre, YÖK üyeliğine ASELSAN Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Çelik getirildi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Fatma Seniha Nükhet Hotar, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Akın Levent, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Nuri Aydın, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Erol Özvar, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Hüseyin Çiçek, Sakarya Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Fatih Savaşan atandı.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI'NA BAĞLI AFAD KURULDU



Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle İçişleri Bakanlığı'na bağlı Afet ve Acil Durum (AFAD) Yönetimi Başkanlığı kuruldu.
"Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, İçişleri Bakanlığı'na bağlı AFAD Yönetimi Başkanlığı kuruldu.
Kararnamede, merkez ve taşra teşkilatlarından oluşan Başkanlık hizmet birimlerine yer verildi.
Başkanlık, afet ve acil durumlarla sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve risk azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması, yurt içinde ve yurt dışında insani yardım operasyonlarının yapılması ve koordine edilmesi ile bu konularda politika önerilerinin geliştirilmesi ve uygulanması hususlarını yürütecek.
Başkanlık bünyesindeki Afet ve Acil Durum Danışma Kurulu, başkan veya başkan yardımcısı başkanlığında, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Kızılay Derneğinden daire başkanı düzeyinde birer temsilci ve alanla ilgili çalışmaları bulunan ve Yükseköğretim Kurulu tarafından bildirilecek en az on üniversite öğretim üyesi arasından Başkanın belirleyeceği üç üyeden oluşacak.
Kurul, yılda en az iki kez toplanacak. Ayrıca başkanın çağrısı üzerine olağanüstü de toplanabilecek. Kurulun görevleri arasında afet ve acil durumlardan korunmak, afet ve acil durum risklerini azaltmak, afet ve acil durum sonrası yapılacak faaliyetler hakkında öneriler sunmak, politikaları ve öncelikleri belirlemek bulunuyor.
İllerde de valilere bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kuruldu.

GENELKURMAY MİLLİ SAVUNMA BAKANI'NA BAĞLANDI

Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Milli Savunma Bakanına bağlandı.
"Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kararnameyle 10 Temmuz'da yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Kuvvet komutanlıklarının bağlılığı" başlıklı 338'inci maddesi, "Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları" başlığıyla yeniden düzenlendi.
Buna göre, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarının görev ve sorumluluklarında birtakım düzenlemeler yapıldı.
Kuvvet komutanlıklarının Milli Savunma Bakanına bağlılığını düzenleyen maddede değişikliğe gidilerek maddeye Genelkurmay Başkanlığı da eklendi.
Buna göre, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanına bağlandı. Söz konusu düzenleme sonrası ilgili madde, "Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde genelkurmay başkanı ile kuvvet komutanları ve bağlılarından doğrudan bilgi alabilir, bunlara doğrudan emir verebilir. Verilen emir herhangi bir makamdan onay alınmaksızın derhal yerine getirilir" olarak düzenlendi.
Bu kapsamda, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları Milli Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumlu olacak. Genelkurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıklarının teşkilatı Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda gösterilecek.

GENELKURMAY BAŞKANININ GÖREVLERİ

Cumhurbaşkanı namına silahlı kuvvetlerin komutanı olan genelkurmay başkanı savaşta başkomutanlık görevlerini cumhurbaşkanı namına yerine getirecek. Genelkurmay başkanı, silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları hazırlayarak Milli Savunma Bakanının onayına sunacak; bunlardan istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulanmasını sağlayacak. Personel hizmetleri ise özel kanunlarına ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre yürütülecek.
Genelkurmay başkanı, lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Milli Savunma Bakanlığına bildirecek. Uluslararası yapılacak anlaşma ve antlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde Genelkurmay başkanının mütalaası alınacak. Genelkurmay başkanı gerektiğinde bu toplantılara katılabilecek veya temsilci gönderebilecek.
Genelkurmay başkanı şahsen veya yetkili kılacağı kişi ve kuruluşlarla, görev ve yetkilerine ait konularda ilgili bakanlıklar, daireler ve kurumlarla doğrudan yazışma yapabilecek, temaslarda bulunabilecek.
Milli Savunma Bakanlığının görevlerini yürütmesine ilişkin maddede yapılan değişiklikle de kuvvet komutanlıklarının yanına Genelkurmay Başkanlığı ifadesi eklendi. Madde, "Milli Savunma Bakanı görevlerini, Genelkurmay Başkanlığı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşları vasıtasıyla yerine getirir" olarak düzenlendi.
Kararnameyle, Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki Harita Genel Müdürlüğünün kuruluş, teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esaslara ilişkin de düzenleme yapıldı. Savunma, güvenlik, istihbarat ve kalkınma maksatlı çalışan kurum ve kuruluşların temel coğrafi veri ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Harita Genel Müdürlüğüne bağlı olarak Coğrafi Veri Merkezi kuruldu.

TİKA VE YTB, KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI'NA BAĞLANDI



TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlandı.

MGK'NIN YAPISI YENİDEN DÜZENLENDİ

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle, Cumhurbaşkanına bağlı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nin yapısı yeniden düzenlendi.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin Teşkilat ve Görevleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, Cumhurbaşkanına bağlı Genel Sekreterliğin teşkilat, görev, yetki, çalışma usul ve esasları yeniden düzenlendi.
İki ayda bir toplanacak MGK'nın üyeleri, gerektiğinde doğrudan Cumhurbaşkanının çağrısıyla da bir araya gelebilecek.
Kurul toplantıları Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılırken, Kurula Cumhurbaşkanının katılmadığı zamanlarda Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlık edecek.
Kurul toplantılarına üyeler dışında, gündemin özelliğine göre ilgili bakan ve kişiler de çağrılarak bilgi ve görüş alınabilecek.
MGK kararları çoğunlukla alınacak, eşitlik halinde Kurul Başkanının bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılacak. Kurul kararları, Genel Sekreterlik tarafından Cumhurbaşkanlığına gönderilecek.
Kurulun gündemi Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenecek. Cumhurbaşkanı yardımcıları, kurul üyesi bakanlar ile diğer bakanlar ve Genelkurmay Başkanının gündeme girmesini istedikleri konular, Genel Sekreter vasıtasıyla Cumhurbaşkanına iletilecek.

MGK GENEL SEKRETERLİĞİ'NİN GÖREVLERİ

MGK Genel Sekreterliği görevleri kapsamında, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, kurul üyesi bakanlar ile diğer bakanlar ve Genelkurmay Başkanının, gündeme girmesini istedikleri konular Cumhurbaşkanına sunulacak. MGK Genel Sekreterliği'nin görevleri şöyle belirlendi:
"Cumhurbaşkanınca düzenlenen gündemi Kurul üyelerine dağıtmak. Kurul toplantıları için toplantı yerinin hazırlanmasını sağlamak, toplantı tutanaklarını Cumhurbaşkanının belirleyeceği usule göre tutmak. Toplantı sonucunda alınacak karar ve basın bildirisi taslağını hazırlayarak Kurula sunmak ve Kurul tarafından onaylanmasının ardından Kurul kararlarını imzalatarak bir nüshasını Cumhurbaşkanına sunmak. Kurul kararlarının bir nüshası ile görüşme tutanaklarını Genel Sekreterlik arşivinde muhafaza etmek, basın bildirisini basın ve yayın kuruluşlarına dağıtmak.
Kurulun her türlü yazı işlerini yürütmek. Kurul tarafından verilen görevleri yerine getirmek, bu çerçevede söz konusu görevlere ilişkin araştırma ve değerlendirme yapmak ve yaptırmak. Bu araştırma ve değerlendirme sonuçlarını Kurul üyelerine ulaştırmak ve bu konuları kapsayan bir dokümantasyon merkezi oluşturmak. Milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacıyla Kurulun belirlediği görüşler dahilinde iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasları kapsayan Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'nin hazırlanmasına ilişkin çalışmaları yürütmek. Diğer mevzuatla Genel Sekreterliğe verilen görevleri yerine getirmek. Cumhurbaşkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak."

AVRUPA BİRLİĞİ (AB) BAŞKANLIĞI, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI'NIN BAĞLI KURULUŞU OLDU

Resmi Gazete'de yayımlanan "Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi"ne göre AB Başkanlığı'nın görevi, "5 Mayıs 1969 tarihli 1173 sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla Türkiye'nin AB üyeliğine hazırlanmasına yönelik yapılacak çalışmaların yönlendirilmesi, izlenmesi ve koordinasyonu ile üyelik sonrası çalışmaların koordinasyonunu yürütmek" olarak tanımlandı.
Kararnamede, merkez ve yurt dışı teşkilattan oluşan AB Başkanlığının, Dışişleri Bakanlığı'nın bağlı kuruluşu olduğu belirtildi.
Buna göre, başkanlığın üst amiri AB Başkanı olacak. "AB Başkanlık görevi" de bakan tarafından görevlendirilen bakan yardımcısınca yürütülecek ve başkan, AB'den sağlanan katılım öncesi mali yardımlara ilişkin "Ulusal Yardım Koordinatörü" de olacak.
Kararnamede, AB Başkanlığı'nın hizmet birimleri ise şöyle sıralandı:
"AB ile İlişkiler Genel Müdürlüğü, Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürlüğü, Yönetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği."

AB EĞİTİM VE GENÇLİK PROGRAMLARI MERKEZİ BAŞKANLIĞI

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle ayrıca, AB Başkanlığı ile ilgili AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı da kuruldu.
Kararnamede, söz konusu başkanlığın görev ve yetkileri, AB'nin eğitim ve gençlik programlarını Türkiye'de duyurmak, bu programlara katılım çalışmalarını yürütmek, koordine etmek, izlemek ve Avrupa Komisyonu'na rapor halinde sunmak, bu programlar hakkında Avrupa Komisyonu ile gerekli görüşmeleri yapmak ve uygulama sözleşmelerini imzalamak olarak yer aldı.
Başkanlığın, başkan, genel koordinatörler, program koordinatörleri, destek hizmetleri koordinatörleri ile yeterli sayıda uzman, uzman yardımcısı, mütercim, rehber, denetçi, danışman ve destek hizmetleri personelinden oluştuğu belirtildi.

TAEK'İN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI BELİRLENDİ



Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) görev, yetki ve sorumlulukları belirlendi.
Konuya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, nükleer enerji, iyonlaştırıcı radyasyon ve hızlandırıcı teknolojilerinin barışçıl amaçlarla ülke yararına kullanılması için teknik çalışmaları yapmak, yaptırmak ve koordine etmek üzere çalışan TAEK, bu kapsamda izlenecek ulusal politika ve strateji önerilerini hazırlayarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına sunacak.
TAEK, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ile özel sektörün nükleer enerji, radyasyon ve hızlandırıcı teknolojileriyle ilgili bakanlığın uygun gördüğü öncelikli alanlarda; ekipman, malzeme ve yazılım dahil olmak üzere araştırma, geliştirme, teknoloji edinme, yenilik, tasarım, üretim, test ve yerlileştirme faaliyetlerine katılım sağlayacak teşvik ve destek sistemleri oluşturacak.
Ayrıca, görev alanıyla ilgili insan kaynağı oluşturmak amacıyla burs vermekle yükümlü olan TAEK'in yürütme kurulu Cumhurbaşkanınca atanacak başkan ve dört üyeden oluşacak.
Kurum başkanına çalışmalarında yardımcı olmak üzere üç başkan yardımcısı atanacak ve başkan yokluğunda başkan yardımcılarından birini yerine vekil olarak bırakacak.
TAEK, Teknoloji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Radyoaktif Atık Yönetimi Dairesi Başkanlığı, Radyasyon ve Hızlandırıcı Teknolojileri Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Personel ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Denetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği olmak üzere dokuz hizmet biriminden oluşacak.
TAEK tarafından her yıl sonunda çalışma raporu hazırlanarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına sunulacak.

SAVUNMA SANAYİİ BAŞKANLIĞI'NIN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI BELİRLENDİ

Kararname ile Savunma Sanayii Başkanlığı'nın kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları belirlendi. Kararnameyle Cumhurbaşkanına bağlı ve tüzel kişiliği haiz kurulan Savunma Sanayii Başkanlığı, başkan, başkan yardımcıları ve hizmet birimlerinden oluşacak. Yurt dışı ve taşra teşkilatı kurmaya yetkili olacak. Başkanlığın en üst amiri olan başkan, kararnamede belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacak.
Savunma Sanayii İcra Komitesi cumhurbaşkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanının görevlendireceği Cumhurbaşkanı Yardımcısı, İçişleri ve Milli Savunma bakanları, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanından oluşacak. Cumhurbaşbanının katılmadığı toplantılarda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı vekaleten Komiteye başkanlık edecek.
Komite Cumhurbaşkanının daveti üzerine toplanacak. Komitenin sekreterya hizmetlerini Başkanlık yürütecek. Komite toplantılarının gündemi Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.

KARARNAMENİN TÜM METNİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ


27 Eylül 2017 Çarşamba

İran'ın güçlü kalma sebebi

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
Barzani'nin referandum süreci aniden ortaya çıkmadı. AKP, 16 Nisan referandumunda "evet" için Barzani ile birlikte çalışırken, sözde Kürdistan referandumunun yapılacağını gayet iyi biliyordu.
Aslında Barzani Türkiye'deki referandumdan önce bu işi gerçekleştirmeyi planlıyordu.
Hemen birileri devreye girdi. Barzani'nin konuyu dile getirmemesini, gerekiyorsa Türkiye'deki referandumdan sonra konuşmasını rica ettiler. Talep kabul gördü ve Barzani Türkiye'deki gelişmelere göre susma kararı aldı.
Referandumdan "evet" çıkması durumunda AKP'nin müttefiki Barzani'nin bağımsızlık için harekete geçeceğini seçimlerden önce dile getirmiştik. Aynen öyle oldu. 16 Nisan referandumundan sonra Barzani kaldığı yerden devam etti.
AKP ise seçmenlere yönelik oy kaybı yaşamamak için tepki gösteriyormuş gibi yapıyor.
Bu sürecin en sessiz ülkesi olmasına rağmen İran, tek bir nota dahi vermeden Irak'ın kuzeyini vurdu. Sonrasında da hava sahasını kapattığını açıkladı. İşte "nasıl devlet olunur" ve "devlet ne için vardır" sorularının en güzel yanıtı. İran, kendi toprak bütünlüğüne tehdit oluşturabilecek, gelecek yıllarda vatandaşlarının can güvenliğini tehlikeye atabilecek riskleri ortadan kaldırıyor.
PKK'nın yaşam alanı bulamadığı ülkelerin başında neden İran geliyor, hiç düşündünüz mü?
PKK ve destekçilerinin en önemli coğrafi hedeflerinden biri İran'dı... Bunun için PJAK'ı kurup desteklediler. Peki İran ne yaptı? Yakaladığı teröristin gözünün yaşına bakmadı. Meydanlarda sallandırılan teröristler sayesinde PJAK'ın kökü kazındı. Bugün İran siyasetinde Kürtçü unsurlar yoksa en önemli nedeni İran devletinin kararlı duruşudur.
İran'ın Suriye politikası da ders niteliğinde. "Esad gidiyor, acilen ganimetleri paylaşmalıyız" telaşına düşmeden ilk günkü dış politikasını sürdürdü. Şu anda bu politikasının meyvelerini topluyor.
Türkiye gibi PYD'yi "devlet" yerine koymadı, örgüt ele başı Salih Müslim'i kırmızı halılarla karşılamadı.
AKP ise topu taca atıyor. Günlerdir MGK kararlarına aşırı anlam yüklendi ve "Anlaşmalardan doğan haklarımızı kullanmaktan kaçınmayız" gibi cılız bir açıklama geldi. Barzani cevap bile vermedi.
AKP öyle bir ikilemdeki... Bir yanda Barzani petrolleri öte yandan Başkanlık seçimleri... Meselenin Türkmenler ya da "Kürdistan" ile ilgisi yok.
Bunun en güzel kanıtını Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik'in açıklamaları. Çevik, HaberTürk gazetesinden Kübra Par'a verdiği röportajda, Kürdistan'a karşı olmadıklarını, oradan gelen petrolün kesilmesinden endişe duyduklarını söyledi.
Hükümete yakın isimlerden Abdulkadir Selvi ise AKP'nin bölge milletvekillerinin "Barzani'ye karşı yapılan sert açıklamalardan ve kamuoyunda oluşan öfkeden rahatsız olduklarını yazdı.
İşte bu tabloda İran'ın onurlu duruşuna özenmemek elde değil. İran'ın Türkmenler gibi soydaşları olsa ve onların yurdu bu şekilde talan edilse kim bilir neler olurdu!
AKP'nin aşırı liberal ve ümmetçi yaklaşımları Türkiye'nin birçok noktada tarihi kayıplar vermesine neden oluyor.
Siyaset; etnik gelişmeler, ırklar ve mezhepler çerçevesinde yapılamaz.
Türkiye'nin kuruluş ayarlarıyla oynamak ve hemen yanı başında kendisine tehdit oluşturabilecek devletçiklere müsaade etmek, telafisi mümkün olmayan hatalardır.
Dün sabah saatlerinde Habur Sınır Kapısı'nın Türkiye tarafından kapatıldığını duyunca "Acaba bir hamle mi gelecek" diye umutlandık. Ancak Bakanlık jet hızıyla böyle bir uygulamanın olmadığını belirterek, haberi yalanlandı.
Milli bir dış politikaya hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Atatürk'ü silmek için ders kitaplarını her yıl yeniden basanlar keşke o dönemin Batı destekli Kürt isyanları karşısında nasıl onurlu ve kararlı bir duruş sergilendiğini anlasalar.

25 Eylül 2017 Pazartesi

ATATÜRK OLMASAYDI…

Tamer Ashraf
İflah olmaz bir Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı, "çözüm gafleti"ne düşürmüştü
"Atatürk olmasaydı, olmazdınız" deyince deliriyorlardı…
Uzunca bir zaman "Mustafa Kemal" veya "Gazi Mustafa Kemal" demeye devam etmişlerdi…
15 Temmuz'dan sonra usul usul "Atatürk" demeye başladılar…
Devlet Bey'in Yenikapı'daki "Yüce Türk Milletiiii!" diye başlayan konuşmasından sonra…
"İçerideki" bütün Kürtçülere, kripto FETÖ'cülere rağmen…
Dün, Barzani'nin ihanetine karşı, o Bozkurt bakışlı Atatürk'ün geleceği görerek yaptığı 1926 Ankara Antlaşması'nı keşfettiler…

MGK'den "IKBY'deki referandum gayrımeşru ve kabul edilemez" bildirisi çıktı!
Yani "Musul ve Kerkük'e müdahale hakkı"mız…
AKP Hükümeti nihayet sert bir açıklama yaptı:
"Referandum, bir daha tekrarlanmamak üzere iptal edilmelidir!"
İşte yapılması gereken buydu!
Ne demişti Türkmen Beyi Bahçeli:
"25 Eylül referandum komplosunun ertelenmesi değil, ilga edilmesi hayat memat meselesidir. Aksini düşünmek felakete hizmettir!"
Olsun, zararın neresinden dönülse kârdır!

Gün, içerideki kahpeliğin iyice deşifre olacağı gün!
Dibimizde PKK ve Barzani soysuzu devlet kurma ve referandum ayağına yatınca…
Bahçeli'nin "Gerekirse güneşe ateş taşırız" restinden sonra…
Hükümet Barzani Yahudisine, "Bu ulusal güvenlik meselesi, vazgeç" diyebildi…
Cumhurbaşkanı, "Barzani 22 Eylül'de görecek" dedi…
Dün "Tekrarlanmamak üzere iptal edeceksin" resti çekildi!

CHP'nin aklı başında Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz "referandum karşıtı" açıklamasıyla Barzani'yi uyarınca…
"Kahpe içerde olunca kapı kilit tutmaz" denilmiştir ya…
Yılmaz, "Kürtlerin kendi kaderini kullanma hakkına karşı çıktığı için"…
"Atatürk'ün partisi"ne yuvalanan Kürtçüler isyan bayrağı açıyor.
Y-CHP'nin Diyarbakır İl Disiplin Kurulu Başkanı "parti"den istifa ediyor!

Dedik ya "kahpe içeride olunca…"
"Barzani'nin yoldaşları" içeriden birer birer ses veriyor.
PKK/HDP'nin başkanı Kemalbay, bırakın Barzani'yi kınamayı, "Savaş tezkeresi ne Türkiye halklarına ne de bölge halklarına iyilik değildir" diye yırtınıyor…
Sonra da başlıyor sayıklamaya:
"Savaş, kan, gözyaşı, sömürü, cinsel taciz, kadınların savaşta kötü koşullara maruz kalması anlamına gelir!"
Aklına hemen "PKK elebaşılarının Kandil'de hemcinslerine yaptıkları" geldi herhalde!
İhanet deve dişi gibi sırıtıyor!

Yurt dışındaki sinsi faaliyetleri için kıyamet koparan sözde dinci STK'lerden tık yok…
Cemaatler, tarikatler, yeni din yaratan şeyhler şıhlardan bir Kerkük feryadı yok…
Aksine…
Nakşibendi şeyhi Mahit gibi Barzani'ye destek olanlar bile türedi!
"Dışarıdan gelen hiçbir engelin, Kürdistan halkı ve liderliğini soğutmaması gerekir. 25 Eylül'ü Kürdistan'ın kurtuluş günü yapın. Bağımsız bir devlet ve bayrak sahibi olun."
Bu da dine siyaset ve çıkar bulaştıran ihanet!

Yahudi uşağı, "Artık çok geç" diye efeleniyor.
İsrail bayraklarını dalgalandırdığı referandum mitinginde…
"Atalarının Kürtleri nasıl felaketlere sürüklediğini" itiraf ediyor aslında:
"Biz 'başarısızlığa uğrayan geçmiş'e dönmeyeceğiz. Buradan söylüyorum, kendimi halkım karşısında utandıracak birisi değilim!"

Soytarıya bakın…
Osmanlıya ihanet eden, Türkiye'ye sığınıp sığınıp arkasından hançerleyen, bölgesinden PKK elebaşlarını atmayan soytarıya bakın…
Masum Kürt halkının baş belasısın…
Kuzey'de devleti soyan hain bir hanedanın başı…
İhanet görevi bitti, hegemonyası sona eriyor…
Edindiği malların, Irak'tan gasp ettiği petrolün hesabını…
Türkmen kardeşlerimize ettiği zulmün hesabını verecek…
Derdi Kürtler ve referandum falan değil, tasmasını tutan İsrail'in menfaatleri…
İki gün sonra kuyruğunu kıstırıp yine Türkiye'ye sığınır…

"Sahibi"ne kanıp Kuzey Irak'ı sahipsiz sanmış soysuz…
"Bozkurt bakışlı Atatürk'ün mirası"ndan haberi yok…
"O'nun emanetçisi Türkmen Beyi ve Bozkurtlar"ından habersiz…
Ürüyor işte!

Film bitti Yahudi uşağı!
Ne demiştik:
"Kerkük Türk'tür! Hamaset yapmıyoruz. Şaka hiç yapmıyoruz. Bedel ödemekten bahseden Barzani'ye bedeli ödettirecek güçteyiz!"
Hazır ol!

30 Mart 2018 Cuma

Hepsi Türk askerinin bir işaretini bekliyor!

Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla bölgeye getirdiği düzen, coğrafyanın tüm mazlumları için umut ışığı oldu. Münbiçliler, Pentagon kuklalarına karşı harekete geçmek için Türk askerinin ‘bir işaretini’ bekliyor.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, küresel istilacıların Türkiye güneyine dair bütün hesaplarını boşa çıkardı. Suriye kuzeyini PKK ile birlikte omuz omuza işgal eden ABD askerleri, bugünlerde linç edilme korkusu yaşıyor. Çünkü Mehmetçiğin iki büyük harekâtla bölgeye getirdiği düzen, coğrafyanın tüm mazlumları için umut ışığı oldu. Fırat batısındaki Münbiçliler, Pentagon ve kuklalarına karşı harekete geçmek için Türk askerinin 'bir işaretini' bekliyor.
Tel Abyad, Haseke, Ayn el-Arab, Rakka ve Deyrizor’da da aynı manzara hakim. ABD artık bu bölgede barınamaz.
Yıllardır terörün zulmü altında inleyen Tel Abyad, Haseke, Ayn el-Arab, Rakka ve Deyrizor'da da aynı manzara hakim. ABD-PKK silahlarının dipçiğiyle sürgün yemiş yüzbinler, TSK'nın başlatacağı operasyonda Özgür Suriye Ordusu'na katılmak için gün sayıyor.

EVE DÖNMEK İSTİYORLAR

Afrin, Cerablus, Bab, Azez'de Türkiye'nin getirdiği adalet düzeni Suriye'de herkesin hayaline dönüştü. Bölgede işgalcilere karşı biriken nefret domino etkisiyle patlamak üzere. İç savaş cenderesinde 'son kale' Türkiye'ye sığınarak hayatta kalmayı başaran milyonlarca kişi artık eve dönmek istiyor. ABD eğer PKK'nın Münbiç'i terk etmesine ilişkin sözünü bir kez daha tutmazsa, buraya yönelik operasyon için her şey hazır durumda. Arap, Türkmen ve Kürt aşiretler, Münbiç'e Türkiye'nin müdahalesini bekliyor. Afrin'in PKK'dan temizlenmesiyle buraya halkın güvenle geri döndüğünü gören İdlibliler ise yaşadıkları istikrarsızlıkların son bulması için yine Türk askerini çağırıyor. "Bizi Türkiye'nin yönetmesini istiyoruz" diyerek gösteri yapan Tel Rıfatlıların ardından doğudan batıya her bölgede aynı çağrı yankılanıyor: "Kurtarın bizi."


DİCLE KALKANI SIRADA

Amanoslar'dan Kandil'e, küresel kuşatmayı 15 Temmuz sonrası ardı ardına operasyonlarla yarmayı başaran Türkiye, Suriye'de oluşturduğu güvenli hattın devamı niteliğinde Irak'ta da Dicle Kalkanı Harekâtı'na hazırlanıyor. Musul batısındaki Sincar'a 2014'te DEAŞ bahanesiyle yerleşip burayı ikinci Kandil yapmaya çalışan PKK, eğer Bağdat yönetimi gerekli adımları atmazsa bizzat Mehmetçik eliyle buradan sökülecek. Bu konudaki kararlılık MGK’nın önceki günkü mesajlarıyla tüm dünyaya net olarak verildi. Irak kuzeyindeki TSK kampları tek tek birleştirilip açılan yollarla ana vatana bağlanıyor. Bu ülkede Mehmetçiğin eğittiği Türkmen, Kürt, Ezidi, Arap onbinlerce yerel savaşçı da Irak'ta düzenin sağlanması için tıpkı Suriyeliler gibi 'bir işaret' bekliyor.

BÜTÜN PLANLAR HAZIR

Biriken büyük öfkenin bir gün patlayacağını gören işgalciler ise panikte. PKK'yı perdelemek için Suriye'de yeni 'tabela oluşumlar' ihdas edenler, Türkiye'nin Sincar kararlılığı karşısında geri adım atarak, PKK'nın burayı boşalttığı yalanını servis ediyor. Askeri ve yerel kaynakların ortak görüşü ise, gerek Fırat'ın doğu ve batısında gerekse de Dicle harekât bölgesinde teröre karşı başlatılacak operasyonlarda Türkiye'nin karşısına hiçbir gücün çıkamayacağı yönünde. Suriye-Irak hattında düzenin yeniden tesisi için yürütülecek taarruz planlarının en ince ayrıntısına hesaplandığı ve bunun için uygun zamanın beklendiği belirtiliyor.

18 Ocak 2018 Perşembe

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ittifak ve seçim barajı açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ittifak ve seçim barajı açıklaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ittifaklara uygun bir zemine sahiptir. Bu konuda, partilerimiz arasında kurulan komisyon vasıtasıyla yürütülen bir çalışma var. İttifakın, ilk aşamada, milletvekili seçimlerini ve mahalli seçimleri kapsamayacağı anlaşılıyor. Baraj meselesi, yapılan görüşmelerde netleşecek. Siyasi istikrarın Meclis'te de devamı açısından belirli bir baraj gerekebilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019'daki ittifak ve Afrin operasyonu, ABD ile yaşanan 'terör ordusu' krizi ile ilgili Sabah gazetesine önemli açıklamalar yaptı. Türkiye'nin bir terör koridoruna müsaade etmeyeceğini dile getiren ve CHP'nin yaklaşımını sert dille eleştiren Erdoğan'ın açıklamalarının satır başları şöyle:

TERÖR KORİDORUNA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ
Afrin ile ilgili kararlılığımız en net şekilde vurgulandı. ABD, binlerce kilometre öteden gelip bir terör ordusu oluşturma hakkını görüyor kendisinde... MGK ve Bakanlar Kurulu'nda da konuşuldu bu konu. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg'le de bir telefon görüşmesi yaptım. Verdiğimiz mesaj son derece açık. Suriye'nin kuzeyinde terör örgütü PYD/YPG güdümünde SDG komutasında Suriye Sınır Güvenliği Gücü diye bir şeyin oluşturulması kabul edilebilir değildir. Orada bir terör koridoru oluşturulmasına müsaade edemeyiz.


CHP'DE YALAN ÇOK
Devlet Bahçeli, Afrin ve milli güvenlik konularında hükümete tam destek olduğunu ilan etti. BBP de öyle.Ama CHP lideri bu konuda neredeyse eleştiren bir tavır içinde... Bunlardan başka bir şey bekleyemezsiniz.Hiçbir zaman bu milletin yanında yer almadılar ki. Şu anda yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali Adalar meselesini de AK Parti iktidarının üzerine yıkmak istiyorlar. Bizimle ne ilgisi var? Zaten orada Yunanlılar malum hepsi şu an işgalci konumunda. Bizim elimizde olup da hangi adayı kalkıp Yunanlılara verdik? Bunlarda yalan çok.

2019'DA SIKINTI YAŞANMAZ
Bize karşı bir şer ittifakı olduğu ortada. CHP'nin öncülüğünde çeşitli partiler ve kesimler arasında bir süredir yürütülen görüşmeler, kamuoyunun malumu. Bu durum karşısında, ülkemizin ve milletimizin geleceği konusunda benzer düşünceleri paylaştığımız MHP'yle bizim de ortak bir tutum belirlememizden daha tabii bir şey yoktur. Bu yerli ve milli duruşa katılacak daha başka partilerin de olduğunu biliyoruz. AK Parti'nin oy potansiyeli, seçimlerde aldığı neticelerden belli. MHP'nin ve diğer kesimlerin de desteğiyle, 2019 seçimleri için bir sıkıntı yaşamayacağımızı söylememiz mümkündür. Tabii bunun için çalışmamız, sahada ter dökmemiz gerekiyor.

CHP İLE HDP 2 SORUNLU PARTİ
Mevcut CHP yönetimi, hem tek parti döneminin faşizan zihniyetini hortlatmak, hem de ülkemizin demokratik kazanımlarını yok etmek için adeta yemin etmiş görüntüsü veriyor. Aynı şekilde HDP yönetiminde de ciddi sorunların, görüş ayrılıklarının yaşandığını biliyoruz. İki sorunlu partinin bir araya gelmesinden sağlıklı bir netice çıkmayacağı gün gibi aşikârdır.

'EKONOMİK ŞAHLANMA 2018'DE DE SÜRECEK'
Gezi olaylarından beri ekonomimizi yıkmak için defalarca sabotajlar yapıldı, tuzaklar kuruldu. Milletimizle birlikte bu oyunların hepsini de yerle yeksan ederek bugünlere geldik. Yüzde 3.2'lik büyüme oranıyla kapattığımız 2016'nın ardından, 2017 adeta yeni bir şahlanış dönemi oldu. İlk 3 çeyrekte yüzde 7.4'lük büyüme oranı elde ederek, Türkiye'nin sırtının öyle kolay kolay yere getirilemeyeceğini gösterdik. Ekonomideki şahlanmayı 2018'de de sürdüreceğimize inanıyorum. Durmak yok, yola devam...


'2019 ZEMİNİ İTTİFAKLARA UYGUN'
2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ittifaklara uygun bir zemine sahiptir. Bu konuda, partilerimiz arasında kurulan komisyon vasıtasıyla yürütülen bir çalışma var. İttifakın, ilk aşamada, milletvekili seçimlerini ve mahalli seçimleri kapsamayacağı anlaşılıyor. Baraj meselesi, yapılan görüşmelerde netleşecek. Siyasi istikrarın Meclis'te de devamı açısından belirli bir baraj gerekebilir. Ayrıca, uyum yasalarıyla şekillenecek yeni yönetim yapımızın mimarisi konusunda da MHP'nin görüşlerini almak istiyoruz.

'CHP DAHA DA MARJİNAL HALE GELİYOR'
Gezi olaylarından beri yaşadığı her hadise, ülkemizde yerli ve milli duruş sahipleri ile müstemleke zihniyetinin esiri olanlar arasındaki farkı ortaya koyuyor. 15 Temmuz, bu bakımdan tam bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştür. MHP, darbe girişiminin ilk anından itibaren safını yerli ve milli güçlerden yana kullanmıştır. CHP ise genel başkanının darbe gecesi havalimanından kaçmasından itibaren, anamuhalefet sıfatına asla yakışmayan savrulmalar yaşamaktadır. Terör örgütleri için adalet yürüyüşü yapıp 15 Temmuz'a kontrollü darbe diyecek kadar ölçüyü kaçıran bu partinin, hızla siyaset tarihindeki tozlu raflarda yerini almaya doğru gittiğini görüyoruz. Her geçen gün biraz daha marjinalleşen bir partiden anamuhalefet partisi olmaz.

'BİZİ KURGU MAHKEMELERLE CAYDIRAMAZLAR'
Türkiye, terör konusunda ilkeli duruşu olan bir ülkedir. Terör örgütlerinin tamamına karşı, söylemine, mahrecine, ideolojisine, ilişkilerine bakılmaksızın ortak tutum belirlenmesini istiyoruz. Amerika'dan talebimiz de budur. DEAŞ'la FETÖ'nün, PKK'yla PYDYPG'nin farkının olmadığını kabul etmeyen hiçbir anlayışın, terörle etkin mücadele yürütebilmesi mümkün değildir. Bunun üzerine bir de, doğrudan ülkemizi hedef alan, tamamen kurgu ürünü bir takım hukuki ve siyasi manevralar gelince, ister istemez dostlarımızın samimiyetini sorgulama ihtiyacı duyuyoruz. Suriye'de terör koridoru oluşturmaya yönelik son hamle de, tüm bu olup bitenlerin üzerine adeta tüy dikmiştir. Türkiye, böyle bir terör koridoruna, ne pahasına olursa olsun izin vermeyecektir. Ne tam bir komedi sahnesini andıran kurgu mahkemeler, ne diplomatların laf cambazlıkları, ne de örtülü tehditler bizi kararlılığımızdan caydıramaz. Amerika'yla aramızdaki görüş ayrılıklarını müzakere yoluyla çözmekten yanayız. Ama Fırat Kalkanı'nda olduğu gibi sahada askeri inisiyatif almaktan da çekinmeyiz.

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yeni Bakanlık Yeni Ekonomi Berat Albayrak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Yeni sistemde ekonomi yönetiminin yeniden yapılanması bekleniyor

Yeni dönemin ilk kararnamesi, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında “Cumhurbaşkanlığı 1 Nolu Kararnamesi” olarak yayımlanacak. Bakanlıklara ilişkin düzenlemeler ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı bu kararnamede düzenlenecek.
Meclis’te tebrikleri kabul ettikten sonra Anıtkabir’i ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra Beştepe’de yeni sistem törenine katılacak. Devlet protokolü, Beştepe’de saat 18.00’de yapılacak törende bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Temmuz Cumartesi sabahı Meclis’te partisinin grubunu toplayarak yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan, “Yapacak çok işimiz var. Kolları sıvayarak çalışmaya başlayacağız. Böylece ülkeye yıllardır patinaj yaptıran, sürekli krizlere, kaoslara yol açan eski sistemi geride bırakıp, yeni sitemin kapılarını aralamış olacağız” dedi.
Özellikle ekonominin öncelikli çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bekleyişi var.
İçeride ve dışarıda piyasalara güven verecek, çözüm için bütünlük içinde program geliştirerek uygulamanın kapısını açacak kadrolara ihtiyacımız var.

Berat Albayrak ekonominin yükünü taşıyacak

Başkanlık Kabinesi'nde ekonominin tepe sorumlusu BeratAlbayrak oldu .
Berat Albayrak, yurt içinde ve yurtdışında iyi eğitim görmüş bir genç adamdır. Enerji Bakanlığı döneminde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için büyük çaba gösterdi.
Yeni görev ve sorumluluk alanı nedeniyle, eski çalışma arkadaşları ve bürokratik yapıyla ilişkisini kesip yeni bir çalışma düzeni oluşturmak mecburiyetinde.
Başkanlık Kabinesi'nde, yeni yapılanmada, 6 bakan ve bakanlık farklı konularda ekonomi ile doğrudan ilişkili görülüyor. Sanayi ve Kalkınma Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Çalışma ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli. Bu bakanlar, Berat Albayrak’la çalışacaklar.
Türkiye’nin ekonomi patronu için, öncelikli konular, enflasyon, yüksek faiz, yüksek döviz kuru olarak görülüyor, ama bütün bunların arkasında ekonominin darboğazda olması var.
Ekonomi için darboğaz sorunu, cari açığın büyüklüğü ve cari açığın finansmanı konusundaki güçlüklerdir.
Ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan, Türkiye’ye finans imkanı sağlayan ülkelerle Türkiye arasındaki sert rüzgarları dindirecek, yumuşatacak politikalara öncelik verirse, ekonominin patronunun işi de kolaylaşacak.
Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacı dünya piyasalarında yüzen gezen dövizlere göre çok düşük miktarda. Türkiye borçlarının, ana para ve faizini zamanında ödemeyi aksatmayan bir ülke. Tıkanıklık, büyük ölçüde siyasi nedenlere dayanıyor.
İşte bu nedenle öncelik, ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan’ın, Batılı finans çevreleriyle ilişkileri yumuşatmasıdır. Bu, Berat Albayrak’ın Türkiye’deki yeni yönetimin özelliklerini, ayrıcalıklarını ve yararını yurtdışında daha iyi anlatmasına imkan verecektir.
Başkanlık kabinesinde, eski hükümetler dönemindeki çok sayıdaki sorumlu birim ortadan kalkıyor.
Bunların en önemlileri, Hazine’nin Maliye ile birleştirilmesi, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Kalkınma Bakanlığı'yla birleştirilmesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile birleştirilmesidir.
Uygulamada, alışıldığında bu birleşmeler büyük olasılıkla iş çevrelerine kolaylık sağlayacak.
Fakat yeni yapılanma tamamlanıncaya ve yeni yapılanmaya alışılıncaya kadar iş çevreleri yeni yapılanmanın getireceği iyiliklerden yararlanamayacaklar.
Bir serbest piyasa iktisatçısı olarak Berat Albayrak
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na Berat Albayrak’ın gelmesinden sonra özellikle Batı medyasında ve genel olarak da dış piyasalarda son derece yanlış bir algı pompalanmaya başlandı. Sanki Albayrak piyasa ekonomisi ile sermayedarların düşmanı olan devletçi ve planlamacı bir iktisadi anlayışa sahip gibi bir imaj çiziliyor. Halbuki bu, tamamen yanlış…
Berat Albayrak’ın fikirlerini iyi bilen bir gazeteci olarak şunu söyleyeyim: Bilakis söylenenlerin tam aksine Albayrak tam anlamıyla bir serbest piyasa iktisatçısıdır. Bürokratik devletçilik ve kumandacılığın ekonomik hayata ne kadar zararlı olduğunu yazılarında vurgulamış biridir. Albayrak’ın milletvekili olmadan önce Sabah Gazetesi'nde köşesi vardı. Orada piyasa ve iş dünyası dostu bir iktisadi felsefeye sahip olduğunu örnekleriyle anlatırdı. Zaten kendisi de o dünyanın içinden geliyor. Senelerce bir büyük holdingin CEO’luğunu yaptı. Enerji Bakanlığı sırasında en büyük gayreti enerji piyasasının liberalleştirilmesi yönündeydi. Her zaman enerji üretiminin ağırlıklı olarak özel sektör tarafından yapılması gerektiğini savundu. Albayrak’ı  bir Zekeriya Temizel ya da Mümtaz Soysal kafasındaymış gibi gösterme çabaları Türkiye’ye zarar vermekten başka işe yaramaz...
Peki böyle yanlış bir imaj oluşturma gayretlerinin sebebi ne? Bence bunun iki nedeni var: Birincisi Albayrak’ın, Tayyip Erdoğan’ın damadı oluşu. Bu, iktisadi çevrelerde kendisine yönelik bir antipati oluşturuyor. Maalesef bu, ekonomik akıl ile değil siyasi duygularla olaya bakılmasının bir sonucu. Tamamen irrasyonel. Piyasa oyuncuları belli siyasi aktörleri çok benimsemişler ve onların dışında kimse bu makamlara gelsin istemiyorlar. O yüzden Albayrak’ı sanki piyasa ekonomisi karşıtı gibi gösteriyorlar. AK Parti çevresinde iktisatçı kılıfıyla gezen ve sermayeye düşmanlık yapan kimi fanatik isimlerle onu aynı kafadaymış gibi gösteriyorlar. Halbuki Albayrak bu kafadan şikâyet eden ve AK Parti çevresinde böyle insanların olmaması gerektiğini düşünen bir isim.
İkinci sebep ise maalesef hükümete yakın medyanın marjinal kısmında yer alan ve Berat Bey’i de tanımayan kimi yazarların  sırf yağcılık olsun diye Albayrak’ı  saçma ve ekonomik akla aykırı argümanlarla savunmaları. Bu da karalama çabalarına hizmet ediyor.
Ben bu yanlış algıları bir kenara bırakıp önümüzdeki dönemde ekonomik yol haritasını anlamak için dünkü devir teslim töreninde Albayrak’ın kurduğu şu üç cümleye odaklanmak gerektiğini düşünüyorum:
- Bütçe ve mali disiplin aynı şekilde değil daha da iyi şekilde devam edecek.
- Enflasyonu tek haneye indireceğiz.
- Piyasa ekonomisi kuralları içinde küresel sistemle daha entegre bir ilişki içine gireceğimiz süreci yaşayacağız. Ayakları yere basan bir Türkiye ekonomisi ortaya çıkacak.
Bu cümleler son derece rahatlatıcı ve piyasalara güven verici cümleler…

YENİ KABİNENİN ŞİFRELERİ

Onlarca liste, yüzlerce spekülasyonun ardından nihayet kabine açıklandı. Sıcağı sıcağına yorumlarım şunlar:
- Kendi sektörlerinde emek vermiş, öne çıkan iş dünyasından isimler ve bürokratları kamuoyu ilk kez tanıyacak. Teorisini değil, pratiğini bilenler bakanlıkta ne yapacak, hep birlikte göreceğiz…
- 1 başkan yardımcısı olması benim için sürpriz, en az 2-3 bekliyordum. Bakanlıkların sayısını 26’dan 16’ya indiren Erdoğan, yardımcı sayısını da bu mantıkla 1’de tutmuş, ancak istediği zaman bu sayı artabilir.
- Fuat Oktay kamuoyunda olmasa da bürokraside iyi bilinen ve hep övgüyle bahsedilen bir isim. Pazar günkü yayında Muharrem Sarıkaya’nın da hatırlattığı gibi e-devlete geçişte başarının büyük kısmı ona ait. Çalışkan ve üretken.
- Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olması ve bunun bir terfi kabul edilmesi Türkiye’de sivilleşme adına bir zafer. Siyasetin bekçisi konumundaki TSK’nın tarihe geçtiğinin kanıtıdır bu. Aynı gün MGK’nın kaldırılması da askeri vesayetin tamamen sona erdiğinin açık seçik ilanı. Bundan böyle askeri terfilere tamamen sivil otorite karar verecek, terfi süresi beklenmeyecek.
- Eğitim Bakanı’nın Ziya Selçuk gibi değerli bir isim olması da çok olumlu. Selçuk ismini ilk kez pazar akşamı yayında Sevilay (Yılman) zikretti. Eğitim en sıkıntılı alanların başında geliyor. Şayet uluslararası eğitim sistemlerini çok iyi bilen ve gelişmeleri takip eden Selçuk özgür bırakılırsa bu alanda nihayet tutarlı ve doğru politikalar yeşerecektir.
- En çok tartışılan ekonomi başlığına gelince: Berat Albayrak’la ilgili yorumumu yukarıda uzun uzun yazdım. Yurt dışından bana gelen çok sayıda mesaj ve e-maile bakınca görüyorum ki piyasalar Mehmet Şimşek beklentisine tepki veriyor ve bu nedenle dolar yükseliyor. Ben kısa süre içinde dünyayı çok iyi takip eden ve piyasa dostu bir iktisatçı olan Albayrak’ın dış piyasaları rahatlatacağını düşünüyorum. Bunun için Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu, piyasa kurallarının sonuna kadar işlediği bir Türkiye olduğu imajı kuvvetlendirilmeli.
- Bu kabine gençliğiyle öne çıkıyor. Çoğu 70’li yıllarda doğan isimler. Geçen dönem son derece başarılı bir Adalet Bakanlığı yapan Abdulhamit Gül 41 yaşında. Yıllardır Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından biri olan yeni Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise 42. Berat Albayrak 40, aile bakanı seçilen Zehra Zümrüt Selçuk 39, Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu  ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 41, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise 45.

Berat Albayrak ekonomide başarılı olur mu?



Başkan Tayyip Erdoğan, piyasaların Mehmet Şimşek beklentisinin aksine, Berat Albayrak'ı ekonominin başına geçirdi.
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı süresince çok başarılı işlerin altına imza attı. Ekonomide de aynı anlayışı sürdüreceğine ve aynı başarıyı yakalayacağına inanıyorum.
Neden mi?
Bakın, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında, Merkez Bankası'nın başında Süreyya Serdengeçti vardı. Bugün Berat Albayrak'la ilgili mırın kırın yapanlar, 2006 yılında da Tayyip Erdoğan'a akıl hocalığı yapmaya çalışıyordu. Serdengeçti, bir dönem daha kalsın istiyorlardı.
Serdengeçti, Türkiye için bir şanstı onlara göre. Entellektüeldi, bilgi birikim sahibiydi. Moderndi. Çağdaş bir kişiliği vardı. Ayakkabıları ile evinin içinde rahat rahat dolaşabilen bir isimdi.
Bugün, Berat Albayrak isminden rahatsız olanlar, aynı rahatsızlığı Durmuş Yılmaz Merkez Bankası'nın başına getirildiği 2006 yılında da yaşamıştı... Liyakatını değil, ayakkabılarını konuştular Durmuş Yılmaz'ın... Boynuz kulağı geçti, Serdengeçti unutuldu gitti. Durmuş Yılmaz, yaptığı başarılı işlerle Erdoğan'ı hem haklı çıkardı, hem de mahçup etmedi.
Hatırlayın!
Tayyip Erdoğan'ın işbaşına getirdiği Ali Babacan'a yaptıklarını. Bugün çok istedikleri, Türkiye'yi kurtaracağına inandıkları Babacan için çocuk dediler çocuk... Ağzı süt kokan bir çocuğun bakan yapıldığını söylediler, yazdılar, çizdiler...
Tayyip Erdoğan bir kez daha haklı çıkmıştı!
"Ağzı süt kokan çocuk" da, malum koroyu mahçup etmiş, onların başını öne eğdirmişti!
Başkan'ın yeni kabinesinde yer almayınca, bunların Mehmet Şimşek aşkları depreşti şimdi de... "Mehmet Şimşek gibi bir deha" varken... ve bir sürü zırva...
Yahu insanda biraz utanma olur, Mehmet Şimşek'in İngiltere'de dilencilik yaptığını söyleyen siz değil miydiniz? Elin gavurundan para dilenmekle, ekonominin düzelmeyeceğini çığıran siz değil miydiniz?
Yıllar yılı süren, akıl almaz karalamalar, yalanlar, iftiralar... şimdi de Berat Albayrak'a sardılar, saracaklar... Ahan da yazın buraya bir yılı bulmaz hepsi yalama olacak, hepsi Durmuş Yılmaz'a, Ali Babacan'a, Mehmet Şimşek'e çıkardığı gibi, Berat Albayrak'a da şapka çıkaracak.
Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için değil, çalıştığı için, başardığı için Berat Albayrak ismi ön plânda. Ayrıca, Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için rahata ermiş değil; ağır bir yükün aldına girdi Berat Albayrak... Ya başaracak, ya da başaracak. Aksi halde mahçup olur, mahçup eder!
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı'nda damat olduğu için başarılı olmadı. Doğru olanı yaptı; aldığı sorumluluğun gereğini yaptı. Ekonominin patronluğu onun için mükâfat değil, eziyet! Gecesi gündüzü zaten yoktu, şimdi hiç olmayacak...
Ben başarılı olacağına inanıyorum!
İnanmayanların canı sağolsun...
Günün sonunda mahçup olmak da var...
Allah mahçup etmesin!

1 Mayıs 2018 Salı

Türkiye'de Siyasi Partiler CHP

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye Cumhuriyeti rejiminin kurucusu olarak kabul edilen parti, ülkeyi uzun yıllar tek başına yönetti, çok partili dönemde güç kaybetti, askeri darbede kapatıldı. Ülkenin dönüşüme şahit olduğu son on bir yıldır ise ana muhalefet görevini üstleniyor.


Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, çok partili döneme geçişin öncesi de göz önüne alındığında, aynı zamanda Türkiye'de en uzun süre iktidarda kalan partidir. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra kendisini ideolojik olarak siyasi yelpazenin solunda, sosyal demokrat anlayışa sahip parti olarak konumlandırdı.
Osmanlı Devleti sonrası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda ve yeni rejimin yapılanmasında rol alan parti, ülkedeki modernist devrimlerin gerçekleştirilmesi ve uygulanmasında temel oldu.
1923'te Mustafa Kemal Atatürk tarafından ilk olarak Halk Fırkası adıyla kurulan CHP'nin siyasi kimliği, yeni rejimin temellerini oluşturan altı ilkeye dayanıyor. 'Altı Ok' olarak bilinen bu ilkeler cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimciliktir.
Bu ilkeler ışığında siyasi hayatına devam eden CHP, en son 1995'te kurulan koalisyon hükümetinde görev aldı, son 11 yıldır ise ana muhalefet görevini sürdürüyor. Genel Başkanlığı'nı Kemal Kılıçdaroğlu'nun sürdürdüğü partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) 134 temsilcisi bulunuyor. Türkiye'deki yerel yönetim yapılanmasındaki 2 bin 903 belediyeden ise 531'ini elinde bulunduruyor.
TARİHÇE
1923 - 1960
Birinci Dünya Savaşı'nda, İtilaf Devletleri'nin Türkiye topraklarındaki işgali devam ettiği sırada 23 Nisan 1920'de kurulan ve halkın tek meşru temsilcisi olarak kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), işgal sonrası milletvekilleri arasında iki gruba ayrılmıştı.
Lozan Antlaşması'nın kabulü nedeniyle TBMM'deki tartışmalar üzerine Mustafa Kemal, 9 Eylül 1923'te kendisine bağlı milletvekillerinden oluşan Halk Fırkası'nı kurdu. Parti kurucuları arasında Refik Saydam, Celal Bayar, Sabit Sağıroğlu, Münir Hüsrev Göle, Cemil Uybadın, Kazım Hüsnü, Saffet Arıkan ve Zülfü Bey yer alıyordu. Partinin ilk genel sekreterliğini ise Recep Peker üstlenmişti.
29 Ekim 1923'te, Halk Fırkası üyesi 158 milletvekili yeni devletin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunu ilan ederek Mustafa Kemal'i Cumhurbaşkanı seçti.
İlerleyen aylarda halifeliğin kaldırılması başta olmak üzere bazı konulardan rahatsız olan Milli Mücadele döneminin asker ve aydın kadrosundan Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy ve Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimler, Meclis'te yeni bir grup oluşturarak 17 Kasım 1924'de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu. Aynı dönemde Halk Fırkası'nın adı 'Cumhuriyet Halk Fırkası' olarak değiştirildi.
Ancak çok partili hayatın habercisi olan bu girişimin ömrü kısa sürdü. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Şeyh Sait isyanından sonra 5 Haziran 1925'te kapatılıp önde gelen üyelerinin idamı veya siyasetten uzaklaştırılmasıyla Cumhuriyet Halk Fırkası, 1930'daki yerel seçimler hariç, 1946 yılına kadar seçimleri tek parti olarak katıldı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Kemal Atatürk, Milli Mücadele
dönemini anlatan Söylev'ini Halk Fırkası kurultayında okudu. [AA]
Cumhuriyet rejimini tesis eden önemli reformların birçoğu partinin 15 Ekim 1927'deki İkinci Olağan Kurultayı'ndan önce gerçekleştirildi. Kurultayda Mustafa Kemal, büyük Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in kuruluş dönemini anlatan Söylev'ini okudu. Kabul edilen yeni tüzüğe göre partinin cumhuriyetçi, halkçı, milliyetçi ve laik siyasi bir cemiyet olduğu yazıldı. 1931'deki kurultayda ise devletçilik ve devrimcilik anlayışı da partinin ilkeleri arasına eklendi. Bu ilkeleri simgeleyen altı oklu amblem ise partinin simgesi olarak 1933'te kullanılmaya başlandı.
1934 yılında ekonomide kalkınmayı öngören 'Birinci Beş Yıllık Plan' devreye sokuldu. Devlet eliyle ağır sanayinin kurulmasını öngören plan için gereken finansal kaynak, büyük ölçüde Sovyetler Birliği kredilerinden sağlandı. Demiryolu yapımına önem verildi.
1935 yılındaki 4. Kurultay'da partinin adı, dil devriminin getirdiği yeni anlayış uyarınca 'Cumhuriyet Halk Partisi' olarak değiştirildi, 'Kemalizm' kavramı ilk defa parti programına girdi.
1936 yılında yayınlanan bir genelgeyle bütün illerde parti il başkanlıkları valiliklerle birleştirildi ve içişleri bakanı resmen, parti genel sekreterliği sıfatını üstlendi. 1937'de ise, anayasa değişikliğiyle CHP'nin 'altı oku' Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na resmen dahil edildi. Bu değişiklikler ile tek parti rejimi devletle iyice bütünleşmiş oldu.
İnönü dönemi
Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının ardından cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan İsmet İnönü, 26 Aralık 1938’de yapılan partinin ilk olağanüstü kurultayında 'Değişmez Genel Başkan' seçildi.
Cumhurbaşkanı ve ülkenin tek partisinin lideri olarak İnönü, görevinin ilk yıllarında henüz başlayan İkinci Dünya Savaşı’yla karşı karşıya kaldı. İnönü ve 1939-1945 arasındaki savaş döneminde kurulan beş CHP hükümetinin en büyük çabası ülkeyi, bütün dünyayı kasıp kavuran bir savaştan uzak tutmak oldu. Ancak Türkiye her ne kadar cepheden uzak kalsa da, savaş koşulları ülkeyi büyük bir ekonomik zorluğa soktu, birçok temel gıda karneyle satıldı.
Savaş döneminde en önemli gelişme ise Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel öncülüğünde Köy Enstitüleri’nin açılması oldu. Kemalizm ideolojisine dayanan bu kurum köylü aydınlanması açısından önemli görevler üstlendi.
Savaşın ardından 1946 yılında Türkiye çok partili hayata geçti. CHP’den ayrılan Celal Bayar ve Adnan Menderes Demokrat Parti’nin (DP) kurulduğunu ilan etti.
Yeni bir partinin siyasi hayata atılmasıyla CHP bazı uygulamalara son verdi. Tek dereceli çoğunluk esasına dayanan seçim kanunu kabul edildi. Bazı vergiler kaldırıldı, sendikalaşmaya izin verildi, sınıfsal partilerin kurulması serbest bırakıldı.
Çok partili dönemin başlangıcı: 1946 genel seçimleri
21 Temmuz 1946’da yapılan genel seçimleri CHP oyların yüzde 70'ini alarak kazandı. Bu Meclis'te CHP 396, ilk sınavını veren DP 61 ve bağımsızlar da yedi sandalye elde etti. Recep Peker liderliğinde kurulan yeni hükümet, DP ile Meclis'te yaşanan gerilimlerden dolayı fazla uzun sürmedi. Peker, CHP içinde kendisine karşı oluşan muhalefetten dolayı istifa etti, yerine Hasan Saka’nın kurduğu hükümet görev aldı.
1950 genel seçimleri
14 Mayıs 1950 günü Türkiye tarihinde yeni bir devir başladı. DP genel seçimlerde büyük bir çoğunluk elde ederek iktidarı CHP'den aldı. Demokratlar yurt genelinde yüzde 53'lük bir oy oranına ulaştı. CHP'nin oyları ise yüzde 39'da kaldı.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkeyi yöneten CHP'nin iktidar
devrini Ulus gazetesi bu manşetle duyurdu.
Oy oranları arasında büyük farklılık olmamasına rağmen seçimlerde uygulanan çoğunluk sistemi, sandalye dağılımında büyük fark yarattı. DP’nin 408 milletvekiline karşı CHP ancak 69 milletvekilini Meclis'e sokabildi. 27 yıl ülkeyi tek başına yöneten CHP ve Atatürk’ten sonra 12 yıl cumhurbaşkanlığı yapan İnönü artık muhalefet lideriydi. CHP’nin yayın organı Ulus gazetesi sonucu "CHP iktidarı devrediyor" manşetiyle okurlarına duyurdu.
CHP’nin Haziran 1953'teki 10. Kurultayı'nda parti programında ilk kez 'hukuk devleti' ilkesine yer verildi. Ayrıca, iki meclisli bir sisteme geçilmesi, Anayasa Mahkemesi'nin kurulması, seçim güvenliği, yargıç bağımsızlığı, sendika ve meslek örgütleri kurma özgürlüğü, işçilere grev hakkı gibi görüşler programa girdi. Kurultay sonunda yapılan seçimlerde İnönü tekrar genel başkanlığa seçildi.
1954 genel seçimleri
Çok partili siyasi hayatın ikinci genel seçimlerinde CHP'nin güç kaybı devam etti. DP, Türkiye siyasetinde bugüne kadarki en yüksek oy oranı olan yüzde 57’yle 502 milletvekilini Meclis'e sokarken, CHP yüzde 35 oy oranı ve 31 milletvekiliyle temsil hakkı kazandı.
DP’nin ikinci döneminde yaşanan ekonomik sorunlar, dış borçlar ve iktidarın giderek artan baskısı, CHP öncülüğünde muhalefet partilerini birleştirdi. 9 Eylül 1957’de yapılan kurultayda Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi ile işbirliği yapılmasına onay verildi. Ancak hükümet, yaklaşan seçimler öncesi çıkardığı bir yasayla bu işbirliğini engelledi.

Altı Ok

Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasi programını oluşturan altı ilkeyi temsil ediyor. 1927'de cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik ve laiklik olarak tanımlanan dört ilkeye, 1931'deki üçüncü parti kurultayında devletçilik ve devrimcilik ilkeleri eklendi. Şubat 1937'de yapılan bir anayasa değişikliğiyle altı ok ilkesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na eklendi. Altı okun yer aldığı amblem 1931'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin bayrağı olarak benimsendi.
1957 genel seçimleri
DP’nin güç kaybettiği, CHP’nin yeniden toparlandığı seçim yarışı oldu. Yüzde 41 oranında oy alan CHP milletvekili sayısını 178’e çıkardı. Parti, birçok ilde tam liste halinde seçimden galip ayrıldı. Yüzde 48 oranında oy alan DP’ye karşı muhalefet güçlendi. Sandıkta elde edilen başarı partiye temel politikalarda değişime gitme cesareti verdi.
Partinin, 12 Ocak 1959'da yapılan 14. Kurultayı'nda, 'İlk Hedefler Beyannamesi' kabul edildi. 'Düzen değiştirici' olarak nitelenen bildirgeye göre demokratik kurumların kurulması ve hukuk devleti anlayışının tesis edilmesi ve çalışan/işçi sınıfına yeni sosyal haklar sağlanması öngörülüyordu.
CHP'liler Nisan 1959’da batı illerini kapsayan ve 'Büyük Taarruz' adı verilen bir seçim kampanyası başlattı. Ülke ise hükümetin muhalefet üzerindeki baskısı nedeniyle büyük bir gerilim içindeydi. Seçim gezisi sırasında parti lideri İnönü, Uşak’ta taşlı saldırıya uğradı. Güvenlik güçlerinin bu saldırıya müdahale etmemesi siyasetteki CHP - DP kavgasını daha da büyüttü.
1960’ın başında basına uygulanan sansür arttı, CHP'nin yayın organı Ulus gazetesi kapatıldı.
DP, Nisan 1960'da muhalefet ve basının faaliyetlerini denetlemek için Meclis Tahkikat Encümenliği'ni kurdu. 18 Nisan günü Tahkikat Encümenliği hakkında Meclis'te bir konuşma yapan İnönü iktidar partisine şu sözlerle seslendi:
Biz demokratik rejim dedik, bu rejim kurulmuştur. Bu demokratik rejim istikametinden ayrılıp, baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam. Şartlar tamam olduğunda milletler için ihtilal, meşru bir haktır.
Bu konuşmaya tepki olarak İnönü, 12 oturum TBMM toplantılarından uzaklaştırıldı. Buna tepki gösteren CHP milletvekilleri de Meclis'ten polis zoruyla çıkartıldı.
28-30 Nisan’da, İstanbul ve Ankara'da hükümete karşı öğrenci gösterileri düzenlendi. Çıkan olaylar ölümlerle sonuçlandı. İki kentte de sıkıyönetim ilan edildi. Başbakan Menderes olaylardan CHP ve İnönü'yü sorumlu tuttu. 3 Mayıs'ta Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel hükümeti bir mektupla uyardı.
1960 - 1980
Askeri darbe sonrası CHP


27 Mayıs 1960’da Türk Silahlı Kuvvetleri, DP’nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine dönüştürdüğü gerekçesiyle yönetime el koydu, anayasa feshedildi. Başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere DP'liler, pek çok bürokrat ve partiye yakın olduğu düşünülen generaller tutuklandı. Demokrat Parti kapatıldı.
Cumhurbaşkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Başbakanlık görevleri Orgeneral Cemal Gürsel tarafından üstlenildi. Gürsel, Milli Birlik Komitesi (MBK) ile ülkenin tek hakimi haline geldi. Yeni anayasanın hazırlanması ve siyasi yapıların kurulması için çalışmalar başladı. Yeni anayasanın hazırlanması için oluşturulan Kurucu Meclis'e CHP lideri İnönü de seçildi.
Darbe sonrası CHP'nin 1959 tarihli 'İlk Hedefler Beyannamesi'ndeki pek çok konu hayata geçirildi. CHP, bütün enerjisini yeni anayasanın hazırlanması ve yeniden demokratik düzene geçilmesine verdi.
Yeni siyasi partilerin kurulmasına 9 Şubat 1961'de izin verildi, bunda altı ay sonra referanduma sunulan 1961 Anayasası halkın yüzde 61'inin oyuyla yürürlüğe girdi.
Yeni Anayasa ile TBMM iki meclise ayrıldı, cumhurbaşkanını görev süresi yedi yılla sınırlandırıldı, yasama kararlarını denetlemek için Anayasa Mahkemesi kuruldu. Böylece 'hukuk devleti' ilkesi öne çıkarıldı. Temel hak ve özgürlükler arttırıldı, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kurularak askerlerin de siyasi konularda görüş belirtmesine olanak verildi.
1961 genel seçimleri
15 Ekim 1961’de yapılan seçimlerde CHP beklenen başarıyı elde edemedi. Parti yüzde 36 oy alarak 173 milletvekilliği elde etti. Kapatılan DP'nin ardılı olarak kurulan iki partiden; Adalet Partisi (AP) yüzde 35 oy oranıyla 158 milletvekili, Yeni Türkiye Partisi (YTP) ise 65 milletvekilini Meclis'e sokmayı başardı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ise 54 milletvekili çıkardı.
Hiçbir parti hükümet olmak için salt çoğunluğu sağlayamayınca Türkiye tarihinde ilk defa koalisyon hükümetine ihtiyaç duyuldu. Hükümet kurma görevini alan İnönü, 20 Kasım 1961'de Adalet Partisi ile koalisyonda anlaştıklarını duyurdu. Ancak koalisyonun ömrü fazla uzun sürmedi. Meclis'teki siyasi çekişmeler yürütmenin önünde engel olunca Başbakan İnönü 30 Mayıs 1962'de istifa etti.
Hükümeti kurma görevini yeniden alan İnönü 25 Haziran 1962'de YTP, CKMP ve bağımsızlarla 2. Koalisyon Hükümeti’ni kurdu.
16 Kasım 1963’te yapılan yerel seçimlerden yüzde 54 oy oranı elde eden AP zaferle ayrıldı. CHP ise yüzde 36 oranında oy aldı. Bu sonuçların ardından YTP ve CKMP’nin hükümetten çekilmesiyle koalisyon bir kez daha çöktü.
'Karaoğlan' lakaplı Bülent Ecevit (sağda),
CHP liderliğini 1972'de
İsmet İnönü'den devraldı. [AA]
Hükümeti kurmakla görevlendirilen AP lideri Ragıp Gümüşpala gerekli çoğunluğu sağlayamayınca, CHP bu kez bağımsızlarla hareket ederek 3. Koalisyon Hükümeti’ni kurdu.
Yeni bir lider doğuyor
1965’teki genel seçimler ile CHP bir kez daha iktidarı merkez sağa devretmek zorunda kaldı. Yüzde 53 oy oranına ulaşan AP, Süleyman Demirel liderliğinde tek başına iktidar oldu. Yüzde 29 oy oranında kalan CHP’nin yenilgisi partide yeni bir ismin parlamasına neden oldu. Bu isim, 1961-1965 arası kurulan üç İnönü Hükümeti'nin de Çalışma Bakanı olan Bülent Ecevit idi.
Partinin 24 Ekim 1966'da yapılan 18. Kurultay’ında Ecevit genel sekreter seçildi. Giderek partiye hakim olmaya başlasa da CHP, bir sonraki seçimden de istediği başarıyı elde edemedi.
Yine tek başına hükümet kuran Demirel'in görevi ise, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Mart 1971’deki muhtırası nedeniyle fazla uzun sürmedi. Ecevit bu askeri müdahaleye karşı olduğundan, CHP'nin yeni kurulacak hükümette yer almasını istemedi. İnönü ise muhtıraya karşı ılımlı bir tavır takınınca ve hükümete destek vereceğini belirtince Ecevit, genel sekreterlikten istifa etti.
Ecevit'in bu muhalefeti onu hem toplumda büyük destek sahibi yaptı, hem de partide güçlendirdi. 6 Mayıs 1972’de yapılan kurultayda, CHP’de İsmet İnönü devri kapandı. Ecevit partinin yeni lideri oldu.
1973 genel seçimleri
14 Ekim 1973’teki genel seçimlerde CHP, 'halkçı Ecevit' kimliğiyle geniş kitleler tarafından benimsenen 'Karaoğlan' lakaplı yeni lideriyle özlediği zaferi elde etti.
Parti bütün yurtta oyların yüzde 33'ünü alarak 185 milletvekilliği kazandı ve birinci parti oldu. Hükümet kurmakta Demirel’le uzlaşamayan Ecevit, koalisyonu Milli Selamet Partisi lideri Necmettin Erbakan’la sağladı. CHP’nin gelecekteki lideri Deniz Baykal ile onun kurmayı Önder Sav bu hükümette bakan olarak görev yaptılar.
Taban tabana zıt bu iki partiden kurulan koalisyonun uzun sürmeyeceği bekleniyordu, ancak bu dönemde Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesi gerçekleşti. Başbakan Ecevit’in emriyle 20 Temmuz 1974 gerçekleştirilen 'Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından Birleşmiş Milletler'in (BM) çağrısıyla ateşkes yapıldı. Ancak olayın sonucunda gelen ABD ambargosu Türkiye'yi ekonomik açıdan zora soktu.
Hükümet içi anlaşmazlıkların artması nedeniyle de Ecevit istifasını verdi. Bu istifanın ardından Türkiye, sonrasındaki üç yılı CHP’siz 'Milliyetçi Cephe' hükümetleriyle geçirdi.
Bu arada 27 Kasım 1976'da toplanan, partinin 23’üncü Kurultayı’nda CHP'nin mevcut altı ilkesinin yanına bir de 'Demokratik Sol'un ilkelerinin eklenmesi benimsendi. Ayrıca CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'e üyeliği kabul edildi. Ecevit tekrar genel başkan seçildi.

Demokratik Sol'un 6 ilkesi

  • Özgürlük
  • Eşitlik
  • Dayanışma
  • Emeğin üstünlüğü
  • Gelişmenin bütünlüğü
  • Halkın kendini yönetmesi


Kutuplaşma ve büyük ekonomik buhran
Ülkede ideolojik kutuplaşmanın zirveye çıktığı bir dönem yaşanıyordu; sokak çatışmaları, üniversite olayları ülke gündeminin birinci sırasındaydı. Böyle bir dönemde CHP’nin seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.
26 Nisan 1977'de Ecevit'in seçim otobüsü Niksar'da kurşunlandı. 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda düzenlenen 1 Mayıs mitinginde kalabalığın üzerine çevredeki binalardan ateş açıldı, 37 kişi öldü. 29 Mayıs günü İzmir’de uçaktan inen Ecevit'in bulunduğu gruba ateş edildi.
2 Haziran 1977 günü Başbakan Demirel, 3 Haziran'da yapılacak CHP'nin Taksim mitinginde Ecevit'e suikast düzenleneceğini, CHP Genel Başkanı'na bir mektupla iletti. Ecevit ise mitingden vazgeçmeyeceğini bildirdi. 3 Haziran günü CHP, tarihinin en görkemli mitinglerinden bir tanesi İstanbul Taksim Meydanı'nda gerçekleştirildi. Yüz binlerce insan CHP mitingine katıldı ve Ecevit'e destek verdi.
Bu ortamda 5 Haziran 1977 günü yapılan seçimlerden CHP zaferle çıktı. Sosyal demokratlar Meclis'e 213 milletvekili göndermeye hak kazandı. Ancak Ecevit’in kurduğu azınlık hükümeti Meclis'te güvenoyu alamadı.
Demirel çoklu koalisyonla bir hükümet kurdu, ancak Türkiye büyük bir darboğazdan geçiyordu. En basit ihtiyaç maddeleri bile karaborsaya düşmüş, zamlar, devalüasyonlar birbirini izliyordu. Enerji sıkıntısı had safhadaydı; ithal ürünlerin parası ödenemiyor, ülkede döviz bulunamıyordu. Diğer yandan sokaklardaki çatışmalar da devam ediyordu.
Demirel hükümeti düşürüldü
11 Aralık 1977’de yapılan yerel seçimler de CHP’nin birinciliğiyle sonuçlandı. Seçimlerde aldığı başarının güveniyle Ecevit 22 Aralık günü hükümet hakkında gensoru verdi, yapılan oylamada hükümet düşürüldü. Yeni bir hükümet kuran Ecevit başbakanlık görevini 14 Ekim 1979’da ara seçimlere kadar sürdürdü. Seçimlerden beklediği sonucu alamayan Ecevit istifa ederek, görevi bir kez daha Demirel’e devretti.
4 Kasım 1979'da ara seçim yenilgisinin ardından CHP 8. Olağanüstü Kurultayı toplandı. Parti içi muhalefetteki Deniz Baykal ve Ali Topuz grupları yönetimi çok sert bir biçimde eleştirdi.
Partide bunlar olurken 1980 yılı, ekonomik önlemler içeren 24 Ocak Kararları ile başladı. Cinayetler, boykotlar ve ekonomik zorluklarla dolu günler birbirini izledi. Mayıs ayında Çorum'da olaylar çıktı ve 48 kişi hayatını kaybetti. Ülkede şiddet had safhaya ulaştı. Resmi kayıtlara göre 1980 yılında meydana gelen 10 bin 'terör olayında' yaklaşık 2 bin insan hayatını kaybetti.
Mayıs ayında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak öldürüldü. Eski CHP önderlerinden ve eski başbakan Nihat Erim, 19 Temmuz 1980'de bir suikasta kurban gitti. 22 Temmuz’da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) eski genel başkanı Kemal Türkler öldürüldü. Meclis'teki çekişmeler ise görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün yerine yeni bir ismin seçilmesine engel oluyordu.
1980'den günümüze
Siyasete ara
12 Eylül 1980 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yönetime el koydu. TBMM, hükümet ve anayasa feshedildi. Tüm yurtta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Siyasi partiler, dernekler ve sendikalar kapatıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisinin ilk dönemi böylece sona erdi.
Askeri yönetim seçimlerin yeniden, 6 Kasım 1983’te yapılacağını duyurdu ve 1983 ortalarında siyasi faaliyetler serbest bırakıldı. Ancak askeri yönetim, partilerin kurucularını veto etme yetkisini elinde bulunduruyordu. Bu yüzden kapatılan CHP'nin tabanına hitap eden Erdal İnönü'nün kurduğu Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) seçimlere katılamadı. Öte yandan Adalet Partisi'nin ardılları olarak kurulan Büyük Türkiye Partisi (BTP) ve Doğru Yol Partisi (DYP) de vetolardan nasibini aldı.
Seçimleri, Turgut Özal'ın başında bulunduğu Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 45 oyla kazandı, Türkiye’de yeni bir dönem başladı.
Tabanın çatı arayışı
CHP tabanı varlığını ve kimliğini 1992’ye kadar SODEP’le Halkçı Parti’nin (HP) birleşmesiyle kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) altında sürdürdü.
19 Haziran 1992'de 12 Eylül rejiminin ürünü eski siyasi partilerin aynı adla tekrar açılmasını engelleyen yasa kaldırıldı. 9 Eylül’de 1992’de yapılan 25. Kurultay’da Deniz Baykal yeniden doğan CHP’nin dördüncü genel başkanı oldu.
SHP ve Ecevit’in lideri olduğu Demokratik Sol Parti’den (DSP) ayrılan 21 isim CHP saflarına katıldı, parti böylece Meclis'te grup kurma sayısına ulaştı.
1980 darbesiyle kapatılan CHP'nin aynı çatı altında tekrar buluşması
1992 yılında gerçekleşti. Deniz Baykal (solda) CHP'nin 4. Genel
Başkanı olurken, darbe sonrası CHP tabanına SODEP aracılığıyla
seslenen Erdal İnönü, bir süre CHP'nin dışında faaliyet gösterdi. [AA]
Sosyal demokratların birleşmesi
26 Mart 1994'te yapılan yerel seçime SHP, DSP ve CHP'nin ayrı ayrı girmesi sol açısından büyük bir yenilgi oldu. Üç sol parti toplam yüzde 25 oy alabildi. Şubat 1995’te SHP, CHP çatısı altına girmeyi kabul etti. Yapılan kurultayda partinin yeni lideri Hikmet Çetin oldu.
9 Eylül 1995'deki kurultayda ise Deniz Baykal genel başkanlığa tekrar seçildi. DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in kurduğu azınlık hükümeti TBMM'de güvenoyu alamayınca, 30 Ekim'de DYP ve CHP ülkeyi seçime götürecek yeni bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu hükümette CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak yer aldı.
24 Aralık 1995 genel seçimlerinde CHP yüzde 10 barajını kıl payı aşarak TBMM'ye girdi. Seçimlerin galibi ise Necmettin Erbakan'ın başında bulunduğu Refah Partisi oldu.
CHP Meclis dışında
18 Nisan 1999 günü yapılan genel ve yerel seçimlerde CHP yüzde 10 barajını aşamayarak, askeri darbeler dönemi dışında ilk defa Meclis dışında kaldı.
Baykal seçim yenilgisinden kendisinin sorumlu olduğunu belirterek 22 Nisan 1999'da genel başkanlıktan istifa etti. 22 Mayıs 1999'da toplanan olağanüstü kurultayda Altan Öymen genel başkanlığa seçildi.
Deniz Baykal'ın CHP'den ayrı kalması kısa sürdü. Yaklaşık bir buçuk sene sonra genel başkanlığa yeniden seçildi.
Uzun muhalefet maratonunun başlangıcı
Mayıs 2002'de Başbakan Ecevit’in rahatsızlanması üzerine TBMM erken seçim kararı aldı. 3 Kasım günü yapılan seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidara geldi. AKP seçimlerde yüzde 34,4 oy oranıyla 363 milletvekilliği kazanırken, CHP yüzde 19'la 178 sandalyede kaldı.
28 Mart 2004’teki yerel seçimlerde AKP yüzde 41 oy alırken, CHP 1999 yerel seçimlerinde yüzde 13 olan oyunu yüzde 18'e çıkardı. İllerin büyük çoğunluğunda belediye başkanlıklarını AKP kazandı.
Alınan bu yenilgi parti içi muhalefeti arttırıp bazı kopmalara neden olsa da, 2005’teki kurultayda Baykal geçerli oyların tamamını alarak koltuğunu korumayı başardı.
CHP iç çalkantılar yaşarken bir yandan da AKP iktidarına karşı da sert muhalefet yapıyordu; Baykal’la Başbakan Erdoğan arasında büyük çekişme yaşanıyordu. 2006 yılı sonunda seçimlerin yenilenmesi konusunda CHP çaba gösterse de iktidar partisi buna yanaşmadı.
Baykal'dan TSK'ya destek
CHP 2007 Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın adaylığına şiddetle karşı çıktı ve bu yolda bütün anayasal haklarını kullanacağını belirtti. 24 Nisan 2007 günü AKP cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül'ü belirleyince CHP bu konuda uzlaşılmadığı için TBMM'de yapılacak seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğini açıkladı.
Dönemin CHP lideri Deniz Baykal, Abdullah Gül'ün AKP tarafından
cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesine karşı çıkmıştı. [AA]
27 Nisan 2007 günkü oylamada 367 milletvekili yeter sayısı bulunamayınca CHP mahkemeye başvurdu. Aynı gece Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde, cumhurbaşkanı seçiminde laiklik hassasiyetine vurgu yapan bir bildiri yayımladı.
CHP, sonradan e-muhtıra olarak adlandırılan bu bildiriye destek verdi. Partinin itirazını yerinde bulan Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine ise cumhurbaşkanının yeni meclis tarafından seçilmesinde uzlaşıldı.
Bu koşullar altında gidilen 22 Temmuz 2007 seçimlerinde CHP'nin oyları yüzde 21’e çıktı. Buna karşın iktidardaki AKP, oyların yüzde 46’sını alarak 341 milletvekilliği kazandı. Bu sonuç bir kez daha eleştiri oklarının Baykal’a yönelmesine neden oldu, ancak CHP lideri istifa etmeyeceğini açıkladı.
28 Ağustos 2007’de ise CHP’nin boykot ettiği oylamada, AKP’nin adayı Abdullah Gül, MHP’nin desteğiyle Cumhurbaşkanı seçildi.
Parti içi muhalefet filizleniyor
Mart 2008’de yapılan CHP 32. Olağan Kurultayı öncesinde bir önceki dönemin grup başkanvekili, Samsun Milletvekili Haluk Koç genel başkan aday adaylığını açıkladı. Ancak bunun için delegelerden gerekli olan 253 imzayı toplayamayınca Baykal bir kez daha seçimlere tek aday olarak girerek görevini sürdürdü.
2009 yerel seçimlerinde CHP, iktidar partisinin arkasında kalsa da bir önceki yerel seçimlere göre oyunu artırdı.
CHP Grup Başkanvekili'yken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olan Kemal Kılıçdaroğlu, istediği sonucu alamasa da, seçim sürecinde birlikte çalıştığı CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'le birlikte kamuoyunda ön plana çıktı, adı partinin liderliği için geçmeye başladı.
Kemal Kılıçdaroğlu dönemi
23 Mayıs 2010 tarihinde toplanacak olan CHP 33. Olağan Kurultayı'na iki haftadan az bir süre kala Genel Başkan Deniz Baykal'ın, CHP Milletvekili Nesrin Baytok'la birlikte beraber olduğu öne sürülen görüntüler internete sızdı.
Baykal 10 Mayıs 2010'da, yaklaşık 16 yıldır sürdürdüğü CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Kurmayları aracılığıyla parti liderliği için gönlünden geçen ismin Kılıçdaroğlu olduğu mesajını verdi. Ancak Kılıçdaroğlu mesaja olumlu yanıt vermedi ve aday olmayacağını açıkladı.
Kemal Kılıçdaroğlu 2010'da CHP'nin 7. Genel Başkanı seçildi. [AA]
Kurultay takvimi hızla işlerken, adaylık krizi bir türlü aşılamadı. CHP yönetimi toplantı üstüne toplantı yaptı, hatta Genel Sekreter Önder Sav, Baykal'ın geri getirilmesinden yana ısrarcı oldu.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun fikri değişti, kurultaya beş gün kala partinin hâlâ genel başkan adaysız kalmasından rahatsız olan birçok partilinin isteğini ve halkın desteğini göz önünde bulundurarak, aday olacağını açıkladı.
Yapılan 33. Olağan Kurultay'da Kılıçdaroğlu bin 249 delegenin bin 200'ünün imzasıyla tek aday olarak seçime girdi ve kullanılan bin 197 oyun geçerli olan bin 189'unu alarak CHP'nin 7. Genel Başkanı seçildi.
Kılıçdaroğlu parti lideri olarak ilk sınavını dört ay sonra, 12 Eylül 2010'da anayasa değişikliği için yapılan referandumda verdi. Anayasa'da öngörülen değişikliklere karşı olan CHP'de Kılıçdaroğlu, yurt gezisine çıkarak halkın nabzını tuttu ve oylamada 'hayır' oyu kullanılması çağrısı yaptı. Ancak sandıktan yüzde 58 oranında 'evet' oyu çıktı.
Genel başkanlık koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu için sonraki aşama, köklü geleneğe ve sert bürokratik yapıya sahip olan parti yönetiminde hakimiyeti sağlamak oldu. Bu, partideki kemikleşmiş elitist yapıyı değiştirecek ve Kılıçdaroğlu'nun zihnindeki, halka daha yakından temas eden 'Yeni CHP'yi inşa etmenin yolunu açacaktı.
Kasım 2010'da Kılıçdaroğlu, halen önceki genel başkan Baykal'ın gölgesinin hissedildiği parti yönetimini feshetti. Yerine, tüzük gereğince Genel Başkan, Genel Başkan yardımcıları ve Genel Sekreter'den oluşan yeni Merkez Yönetim Kurulu'nu (MYK) açıkladı. Yeni MYK'da Önder Sav'a yer verilmedi. Böylece Sav'ın 10 süren genel sekreterlik görevinin sona ermesiyle CHP'de bir devir de kapandı.
17 Kasım 2010 tarihinde Parti Meclisi'ni belirlemek için yapılan olağanüstü kurultayda CHP'nin birçok eski ismi liste dışında kaldı.
Son genel seçim
12 Haziran 2011 genel seçimlerinde CHP üçüncü kez AKP'yle karşı karşıya geldi. İktidar olmak için kolları sıvayan Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde 81 ilin tamamında seçmene seslendi.
Ekonomide düzelme, adaletli gelir dağılımı, alt sınıfları koruyan sosyal politikalar, güneydoğudaki şiddete ve Kürt Sorunu'na demokratik çözüm vadeden Kılıçdaroğlu, toplumda ve partide yarattığı rüzgarla CHP'nin oylarını yükseltse de, iktidar partisi karşısında kaybetti. Yüzde 26 oya ulaşan sosyal demokratlar Meclis'e 135 milletvekili gönderdi, ana muhalefet görevini devam ettirdi.
Bu seçimlerde CHP'den milletvekili seçilen, cezaevindeki Ergenekon davası sanıkları Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal'in tahliyelerinin reddedilmesi yemin krizine neden oldu.
TBMM'de yeni dönemin ilk oturumu ve yemin töreni 28 Haziran'da yapıldı. Ancak CHP'liler, Balbay ve Haberal'ın durumuna tepki olarak kürsüde yemin etmediler. Kriz iki hafta sonra AKP ile yapılan görüşmeler neticesinde aşıldı ve CHP milletvekilleri 11 Temmuz'da yemin ederek görevlerine başladı.
CHP'deki değişim parti tüzüğünün yenilenmesiyle devam etti. 30 Mart 2012 tarihinde yapılan Olağanüstü Tüzük Kurultayı'nda, ön seçim zorunlu hale getirilerek örgütün milletvekili adaylarını belirleme gücü arttı. Yüzde 33 kadın kotası getirilerek yönetimde kadınların etkin görev almasının yolu açıldı. Yüzde 10 gençlik kotasıyla da genç nesilin teşkilatta tecrübe kazanmasına imkan tanındı.
Partide iyiden iyiye hakimiyet sağlayan Kılıçdaroğlu Temmuz 2012'deki 34. Olağan Kurultay'da degelerin geçerli bin 164 oyunun tamamını alarak yeniden genel başkanlığa seçildi.
PARTİNİN TEMEL KONULARDAKİ DURUŞU
Temel hak ve özgürlükler
Programında, demokrasinin en önemli öğesinin özgür birey olduğunu savunan CHP, temel amacının bireyi özgürleştirmek, bireyin kendisini geliştirmesinin önündeki ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel engelleri kaldırmak ve bireyin özgürlüklerini bilinçli olarak kullanmasını sağlamak olduğunu bildiriyor.
İnsan haklarının, çağın gereklerine uygun olarak süreklilik içinde geliştirilmesinin gereğine inandığını belirten CHP, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak uzere, insan hakları
alanında Türkiye’nin taraf olduğu tüm uluslararası sözleşmelere eksiksiz uyacağını vaat ediyor.
Düşünce özgürlüğünün örgütlenme ile bütün olduğunu açıklayan parti, şiddeti teşvik etmediği sürece bunun hiçbir şekilde kısıtlanamayacağını savunuyor. Din, inanç ve vicdan özgürlüğünün de eksiksiz şekilde uygulanmasını isteyen CHP, bu konudaki baskılara karşı duracağını ilan ediyor.
Hukuk ve adalet


CHP, hukuk devleti ilkesine ve hukukun üstünlüğüne parti programında geniş yer ayırıyor. Anayasanın evrensel hukuk devleti normlarıyla uyuşmayan maddelerini değiştirmeyi amaçladığını açıklayan parti, belirli konulardaki kırmızıçizgilerinden taviz vermiyor. Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç maddesine yönelik doğrudan ya da dolaylı hamlelere karşı çıkılacağını bildiriyor.
Yargının siyasallaşmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunan parti, hukuk ve yargı sisteminin, hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığı kuralları çerçevesinde yeniden yapılandırılmasını ve yargıç güvencesinin koşulsuz sağlanmasını istiyor.
Uzun tutukluluk ve yargılama sürelerini eleştiren parti, özellikle kamuoyu tarafından yakından bilinen Ergenekon ve Balyoz gibi davaları yakından takip ediyor.
Demokratikleşme ve sivil toplum
1982 Anayasası’nın siyasi partilerin çalışma ve örgütlenme koşullarına sınırlamalar getirdiğini savunan CHP, demokratikleşme adına bu kısıtlamanın kaldırılmasını talep ediyor. Gençlerin ve kadınların siyasi partilerde ve siyasette aktif olarak yer almaları planlayan CHP, ülkenin demokratikleşmesinin ön koşulu olarak, siyasi partilerin işleyişinde ve örgüt yapılanmalarında parti içi demokrasinin ve katılımcılığın yaşama geçirilmesini hedefliyor.
Güçlü bir sivil toplumunun demokratikleşmenin zorunluluğu olduğu ilkesini benimseyen parti, meslek odaları, okul aile birlikleri, sendikalar, yöresel dayanışma dernekleri, çevre ve tüketici dernekleri gibi örgütlenmelerin özendirilmesini istiyor.
Bunun, yurttaşların sivil toplum örgütleri aracılığıyla ülkede etkin bir konuma gelmesinin önemli bir yolu olduğunu benimsiyor. Özellikle tarımda üretkenliğin arttırılmasını ve üretici emeğinin değerlendirilmesi açısından kooperatifçiliğin en yaygın şekilde desteklenmesini de hedefliyor.
Medya ve basın
Türkiye’de basına uygulanan baskıyı ve çok sayıda gazetecinin tutuklu olmasını sık sık gündeme getiren CHP, basın özgürlüğünün demokratik sistemin temel koşullarından biri olduğunu savunuyor.
Tutuklu gazetecilerin bir çoğunun 'terörle mücadele' kanunundan yargılanması sebebiyle, CHP sözkonusu kanunun yeniden düzenlenmesi için 2012’de TBMM’de girişimlerde bulundu. Türkiye’de basın özgürlüğün giderek azaldığını savunan parti, bu konuda meclis araştırması açılmasını talep etti. Medyanın güçlü ve tarafsız bir şekilde görev yapabilmesinin güvence altına alınmasını isteyen parti, sansüre karşı mücadele edilmesini istiyor.
Azınlıklar ve Kürt Sorunu
CHP, Türkiye’de etnik azınlıkları Lozan Anlaşması’na dayanak alarak tanımlıyor. Bu anlaşmaya göre tanınmış dini ve kültürel hakların eksiksiz karşılanması gerektiğini savunuyor. Yeni azınlıklar yaratılması fikrine karşı çıktığını parti programında açıkça ilan ediyor.
CHP, Türkiye’de demokratikleşme, istikrar sağlama, güvenliğe kavuşma yolundaki en büyük engel olan Kürt Sorunu'na tarihi süreç içerisinde farklı yaklaşımlarda bulundu. Uzun süre Kürt Sorunu'na 'güvenlik ve terör' sorunu olarak yaklaşan parti, 1989 yılından beri meselenin askeri yöntemlerle çözülemeyeceği görüşünü taşıyor. Kürtlerin hakları için silahlanan PKK örgütüne karşı mücadelenin devam etmesi gerektiğini hep savunmuş olan parti, diğer yandan Kürtlerin temel taleplerinin ve kültürel haklarının dikkate alınması ve bunun için yasal zeminin oluşturulması gerektiğini, bugüne kadar hazırladığı çok sayıda raporunda dile getirdi.
CHP genel başkan yardımcıları Sezgin Tanrıkulu (solda) ve Faruk
Loğoğlu (sağda), Mayıs 2012'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret
etmiş ve Kürt Sorunu'nun çözümü için toplumsal mutabakat komis-
yonu kurulması çağrısı yapmışlardı. [AA]
CHP’nin bu konudaki temel hassasiyeti ise üniter yapı ve ulus devlet temeline zarar gelmemesi. Kürtlerin ve diğer azınlıkların anadilini özgürce konuşabilmesini ve özel kurslar açabilmesini savunan CHP, bu nedenle anadilde eğitime ise kesin olarak karşı çıkıyor.
Kesintisiz 11 yıldır siyasette ana muhalefet görevini sürdüren CHP, iktidara en çok yüklendiği konuların başında Kürt Sorunu ve güneydoğudaki şiddet geliyor. Kadrosunda Kürt milletvekilleri barındıran parti çözüme dair siyasal yaklaşımlarına rağmen Kürtlerin ağırlıkta yaşadığı kentlerden beklediği seçim başarısını elde edemedi. Partinin tabanında ciddi etkiye sahip olan ulusalcı tabanın söylemleri bunun başlıca nedeni olarak düşünülüyor.
Parti, hükümetin Aralık 2012’de PKK’nın silah bırakması için örgütün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan’la başlattığı diyalog sürecine ise temkinli yaklaşıyor. Sürecin doğru yürütüldüğü takdirde sorunun barışçıl yollarla çözülebileceğini belirten CHP yönetimi, başlangıçta hükümetin arkasında olduğunu açıklamıştı. Ancak süreci yakından takip eden parti, daha sonra 'net bir stratejisi' olmadığı gerekçesiyle hükümete yönelik eleştirilerini yükseltti.
CHP, çalışmaları devam eden yeni anayasaya ise, 'etnik köken' kavramı eklemek istiyor. Anayasanın eşitlik maddesine 'hiç kimseye etnik kökeninden dolayı ayrımcılık yapılamayacağı' ifadesinin yazılmasını talep eden parti bu konuda, iktidardaki AKP ve milliyetçi tabanı temsil eden MHP ile henüz uzlaşma sağlayamadı.
Ekonomi
CHP, mevcut iktidarın ekonomi politikalarını en çok özelleştirme, işsizlik, bütçe açığı ve fırsat eşitliği konularında eleştiriyor. Türkiye’nin üretime dayalı bir ekonomi olmaktan giderek uzaklaştığını savunan parti, hızlı ve dengeli kalkınmayı öngören, aynı zamanda sosyal politikaları ön planda tutan devletin denetleyici ve düzenleyici olarak daha fazla rol aldığı bir ekonomi programının benimsenmesini istiyor.
Parti ayrıca, Türkiye’nin kendi kaynaklarının yeterince değerlendirilmediğini, bu nedenle istikrarlı bir büyüme sağlanamadığını ve dışa bağımlılıktan kaynaklı cari açığın oluştuğunu savunuyor. Kısa ve orta vadede Türkiye ekonomisinin bu bağımlılıktan kurtarılması gerektiğini belirten parti; tarımda, sanayide ve hizmetlerde dış dünyayla rekabet edebilen kalıcı çözümler öngörüyor.
Kamu yönetimi
CHP, ulus devlet, üniter yapı ve laik cumhuriyet ilkelerinden ödün verilmemesini savunuyor. Bu ilkeler ışığında hükümetin gündeme getirdiği, valilerin seçimle işbaşına gelmesini öngören reforma karşı çıkıyor.
Türkiye’nin kamu yönetimi reformuyla kapsamlı bir yeniden yapılanmaya gitmesi gerektiğine inanan CHP, yapısal değişikliklerle, vatandaşların hayatını güçleştiren, yatırımları geciktirip engelleyen gereksiz formalitelerin kaldırmasından yana. Bu çalışmaları yönlendirmek için bir Devlet Reformu Bakanlığı’na gerek olduğunu savunuyor.
Bakanlıkların sayısı ve görev alanlarının yeniden düzenlenmesini isteyen parti, bölgesel kalkınma ve yerleşim sorunları, bilişim ve bilgi toplumu, Avrupa Birliği ile İlişkiler, KOBİ, göçmen sorunları gibi yeni sorumluluk alanlarında ve çalışma ve sosyal güvenlik alanlarına yönelik bakanlık düzeyinde yeni yapılanmalar öngörüyor.
Yerel yönetimde ise parti, ağırlaşan kent sorunlarının çözümü için belediyelere makul ölçülerde yeni yetkiler verilmesi gerektiğini savunuyor. Yurttaşların daha fazla söz sahibi olacağı bir karar alma sürecinin hayata geçirilmesinden yana olan parti, merkezi ve yerel idareler arasındaki görev ve kaynak paylaşımının yeniden düzenlenmesini planlıyor.
İstanbul için yeni bir yönetim modeli de planlayan parti, bunun için GAP benzeri Kuzey Marmara Metropolitan Bölge Planı hazırlanmasını öngörüyor. Bu planın uygulanması için güçlü bir yasal çerçeve, kurumsal altyapı ve finansman modelinin oluşturulması gerektiğini belirtiyor.
Eğitim
CHP, mevcut iktidarı eğitimi siyasallaştırdığı ve laiklik ilkesinden saptığı gerekçesiyle sıkça eleştiriyor. İktidarın 2012 yılında hayata geçirdiği kademeli 4+4+4 sistemine, imam hatip okullarının önünü açtığı gerekçesiyle karşı çıkan parti, sosyal demokrat yapısı gereği bir çok konuda olduğu gibi eğitimde de fırsat eşitliğini savunuyor.
Parti Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, 4+4+4 yasasının iptali
için Nisan 2012'de Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını
açıklamıştı. [AA]

Türkiye’nin çağdaş bir eğitim reformuna hızla ihtiyaç duyduğunu savunan CHP, demokrasi, insan hakları ve hoşgörü kültürünün yeni nesillere aşılayacak bir sistemin inşa edilmesini istiyor.
Tarikat ve cemaatlerin eğitimdeki etkisini eleştiren parti, din dersleri müfredatının da yeniden düzenlenmesini öngörüyor. Temel eğitimi kesintisiz bir şekilde 10 yıla çıkarmayı amaçlayan CHP, okul öncesi iki yıllık hazırlık eğitiminin de tüm ülkede zorunlu hale getirilmesini hedefliyor.
Bölgesel ihtiyaçlara göre mesleki ve akademik liselerin programların yeniden düzenlenmesini öngören partinin eğitimdeki en önemli hedefi ise yüksek öğretime giriş sağlayan Öğrenci Seçme Sınavı’nın kaldırılması. CHP, yüksek öğretime geçişin 9. ve 10. sınıflarda uygulanacak 'mesleki yönelim' programı ve 'yetenek ölçme ve değerlendirme' sınavlarıyla sağlanmasını öngörüyor.
Sağlık
BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne atıfta bulunan CHP, sosyal demokrat bir parti olmanın sorumluluğuyla da, sağlık hizmetlerinin, tüm yurttaşlara, doğum öncesinden ölüme kadar kesintisiz olarak verilmesini savunuyor.
Bu hizmetin, yeterli, kaliteli, kolay ulaşılabilir, eşitlikçi, adaletli ve verimli nitelikte olması gerektiğini belirten parti, sağlık hizmetinin yurttaşların ödeme gücüyle sınırlı olmayacağı ilkesini benimsiyor.
Toplam sağlık harcamalarının milli gelire oranının Avrupa ülkeleri ortalaması düzeyine çıkarılmasını hedefleyen CHP, sağlık politikalarının tek elden oluşturulmasını ve uygulamasında hizmet odaklı bir politika oluşturulmasını benimsiyor. Her yurttaş için ‘Ulusal Sağlık Sigortası’ öngören parti, ödeme gücü olmayanların primlerinin devlet tarafından karşılanmasını hedefliyor.
Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik
CHP’nin çalışma hayatına ilişkin en önemli önceliği, tüm çalışanların sendikal örgütlenme haklarının güvence altına alınması. Emekten yana bir anlayış benimsediğini savunan parti, çalışma sürelerinin kısaltılmasını ve aşamalı olarak AB ülkeleri düzeyine indirilmesini hedefliyor.
Çalışma yaşamı normlarının, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına yükseltilmesini savunan parti, sendikalar yasasıyla toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yasasının değiştirilmesini hedefliyor.
CHP ayrıca, çalışma yaşamı ile ilgili olarak, gerek bireysel iş hukuku, gerekse toplu iş hukuku alanlarında mevcut aksaklıkların giderilmesi amacıyla, reform boyutlu köklü yasal düzenlemelerin yapılmasını öngörüyor.
Dış politika
CHP, dış politika önceliğini AB ile ilişkiler ve Türkiye’nin birliğe tam üyelik hedefi olarak ortaya koyuyor. AB vizyonunu, modernleşme projesinin doğal uzantısı olarak görüyor ve bunu toplumsal değişimin katalizörü olarak değerlendiriyor.
Bazı AB ülkelerinin coğrafi veya kültürel farklılıklar gibi nedenlerle Türkiye’yi tam üyelikten dışlamayı ve Türkiye’ye özel bir statü vermeyi öngören politikalarının AB’nin resmi görüşü haline dönüştürülmesi halinde parti, başta Gümrük Birliği olmak üzere mevcut taahhütlerin gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.
CHP Kıbrıs Sorunu'nun, ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs halkının kazanılmış haklarının korunmasını taahhüt eden, adadaki her iki tarafın egemen eşitliğine dayanan bir yaklaşımla çözülebileceğini belirtiyor. Güney Kıbrıs'ı, tüm adayı temsil eden tek meşru devlet sayan yaklaşıma kesinlikle karşı çıkıyor.
Türkiye’nin NATO ile ilişkilerini güçlendirerek devam ettirmesini savunan CHP, 'Büyük Ortadoğu Projesi'yle uluslararası arenada Türkiye’ye biçilen ‘ılımlı İslam’ rolüne ise karşı çıkıyor.
ABD ile stratejik işbirliğinden yana olan CHP, Türkiye’nin yakın coğrafyası Orta Doğu bölgesine dışarıdan müdahalelere karşı çıkıyor. Geçtiğimiz on bir yıl boyunca dış politika konusunda AKP’yle en çok Suriye konusunda ters düşen ana muhalefet partisi, komşu ülkede yaşanan isyana Ankara’nın müdahil olmasını eleştiriyor. Özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu hedef alan CHP, hükümetin politikaları nedeniyle Türkiye’nin neredeyse bütün komşularıyla sorun yaşadığını savunuyor.
Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun bağımsız bir dış politika benimsemesini isteyen CHP, hükümeti ABD ve Batı çıkarları ekseninde hareket etmekle suçluyor.










Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html