BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
CIA sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
CIA sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

25 Şubat 2018 Pazar

ABD'nin 'seçimlere müdahale' sicili kabarık

Dünyanın birçok bölgesindeki farklı ülkelere doğrudan veya dolaylı yollarla "siyasal düzen ayarı" vermeye çalışan Amerikan yönetimlerinin sicili kabarık görünüyor.
2016'da yapılan Amerikan başkanlık seçimlerine Rusya'nın müdahale ettiği iddiaları üzerine başlatılan soruşturmalar sürerken, ABD'nin yarım asırdır dünyanın birçok farklı ülkesindeki seçimlere ve siyasal düzene yönelik müdahaleleri de tartışılıyor.
8 Kasım 2016'da yapılan başkanlık seçimlerine Rusya'nın siber saldırılarla müdahale ettiği yönündeki iddiaları tartışan ABD'nin başka ülkelerdeki "seçimlere müdahale tarihçesi" bir kez daha gündeme geldi.
Özellikle Soğuk Savaş döneminde "komünizme karşı mücadele" gerekçesiyle dünyanın birçok bölgesindeki farklı ülkelere doğrudan veya dolaylı yollarla "siyasal düzen ayarı" vermeye çalışan Amerikan yönetimlerinin sicili kabarık görünüyor.
Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) eski başkanı James Woolsey'in geçen hafta basına yansıyan, "(ABD'nin başka ülkelerin seçimlerine müdahale edip etmediği sorusuna) Muhtemelen evet, ancak komünistlerin iktidara gelmesini engellemek için, sistemin iyiliği içindi; yani demokrasinin menfaatine, sadece iyi bir amaç içindi" şeklindeki sözleri, ABD'nin başka ülkelerdeki seçimlere müdahale ettiği gerçeğini yeniden gözler önüne serdi.

İran'da demokratik yönetime darbe

CIA, İran'da demokratik seçimle iktidara geçmiş olan Başbakan Muhammed Musaddık'ı deviren 1953 darbesinde önemli bir rol oynadığını ilk kez 2013 yılında kabul etti. Aynı darbede CIA ile birlikte İngiliz istihbaratının da rol oynadığı biliniyor.
Söz konusu darbeden 60 yıl sonra kamuya açılan belgelerde CIA'in İran'daki yönetim değişikliğinde oynadığı rol gözler önüne serilirken, belgelerde darbeye "Amerikan dış politikasının bir parçası olarak" yardım edildiği belirtilmişti.
İran'ın petrolünü millileştirme kararı alan Musaddık'ı deviren Washington-Londra ortak yapımı darbe süreci, Batı yanlısı Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin iktidar koltuğuna oturmasıyla sonuçlanmıştı.

Honduras'taki darbeye sessiz kaldı

ABD'nin 2009 yılında Honduras'ta demokratik seçimlerle işbaşına gelen Devlet Başkanı Manuel Zelaya'nın askeri bir darbe ile indirilmesine sessiz kalması, "darbecileri meşrulaştırdığı" gerekçesiyle halen tartışılmaktadır.
Darbeye "darbe" nitelemesi yapmadan seçimlerin yenilenmesini isteyen ABD yönetimi, ülkedeki askeri yapılanmanın muhalif tüm toplum kesimlerini sindirmesine izin verdiği gerekçesiyle Honduraslılar tarafından yoğun şekilde eleştirildi.

1954 yılında Guatemala'da Devlet Başkanı Jacobo Arbenz'i indiren CIA, onun yerine "komünizmle daha etkili mücadele etmesi için" askeri bir diktatörlüğü işbaşına getirdi.
ABD'nin bir başka Orta Amerika ülkesi olan Haiti'deki birçok askeri darbeye doğrudan ve dolaylı destek vermesi de uluslararası ilişkiler literatüründe yaygın olarak bilinen bir konu olarak kayıtlarda yer aldı.
Bununla birlikte tarih kitaplarında ABD'nin, Şili'nin sosyalist Devlet Başkanı Salvador Allende'nin 1973 yılında Augusto Pinochet önderliğindeki askeri bir darbe ile devrilmesindeki rolü de detaylı bir şekilde yer almış durumda.

Kongo'nun ilk başbakanına "onu öldürün" emri

ABD'nin diğer ülkelerin seçim ve siyasal düzenlerine müdahale tarihçesinde Latin Amerika ülkeleri kadar Afrika ülkelerinin de önemli bir yeri olduğu biliniyor.
1960 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyetinin ilk Başbakanı olarak seçilen ve o günkü koşullarda Rusya'dan yardım isteyen Patrice Lumumba, CIA'in de katkılarıyla gerçekleştirilen askeri bir darbe sonucunda devrildi ve darbeciler tarafından işkence edildikten sonra öldürüldü.
2002 yılında açıklanan belgelerde dönemin ABD Başkanı Dwight Eisenhower'ın CIA'ye "Lumumba'yı ortadan kaldırın" talimatı verdiği ortaya çıktı.
Söz konusu toplantının kayıt tutucusu Robert Johnson, anılarını anlattığı bir mülakatta, "Eisenhower, CIA Başkanı Allen Dulles'a dönerek 'Lumumba'yı ortadan kaldırın' deyince salonda bulunan herkes 15 saniye boyunca buz kesti." ifadelerini kullandı.

Afganistan seçimlerinde manipülasyon

ABD'nin Rusya ile arasında tampon ülke olarak gördüğü Afganistan'daki siyasal düzeni şekillendirme çabası, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine dahi yansımıştı.
O dönem ABD'nin Savunma Bakanı olan Robert Gates, sonraki yıllarda verdiği bir mülakatta açıkça ABD'nin 2009'daki Afgan seçimlerini manipüle ettiğini kabul etti.
Gates, "O seçimlerle ilgili ellerimiz kirli" açıklamasını yaptı ve seçimlerin anayasaya aykırı olarak ertelendiğini ve dönemin Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin yeniden seçilmemesi için çaba gösterildiğini dile getirdi.
Aynı şekilde ABD'nin gölgesi altında yapılan 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de çok sayıda "şaibeli" durum yaşandığı ortaya çıkmış, seçim sonuçlarıyla ilgili tartışmalar aylarca sürmüştü.

İtalya seçimlerini etkiledi

ABD'nin "komünizmle mücadele" mottosu altında seçimlere ve siyasal düzene etki ettiği ülkelerden biri de Avrupa'nın göbeğinde yer alan İtalya idi.
1948 yılında yapılan seçimleri Komünist Parti yerine Hristiyan Demokrat Partinin kazanması için İtalya'daki işbirlikçilerine milyonlarca dolar destek sağlayan CIA, bu sayede ülkedeki seçimlerin kaderini belirledi.
Bu süreçte aktif rol oynayan CIA ajanı Mark Wyatt, 1995 yılında Amerikan CNN kanalına verdiği röportajda, "Elimizde çantalar dolusu para vardı, bu paraları belirli politikacılara ve onların seçim kampanyalarına aktarıyorduk" açıklamasını yapmıştı.
Dönemle ilgili kayıtlar üzerindeki gizliliğin kalkmasıyla CIA'in İtalya'da o tarihten sonraki 24 yıl boyunca Hristiyan Demokratların seçimlerde başarılı olması için çaba gösterdiği ortaya çıktı.


ABD'nin 20. yüzyıl tarihine ve hatta 2000'li yıllardaki bazı adımlarına bakıldığında, başka ülkelerin seçim süreçlerine karışma noktasında Amerikan yönetimlerinin oldukça cüretkar oldukları ve özellikle CIA'yi kullandıkları açıkça görülüyor.
ABD'de devam eden Rusya soruşturmasının nereye evrileceği bilinmiyor; ancak Amerikan müdahaleciliğiyle ilgili klasörler dolusu belge arşivdeki yerini çoktan almış durumda.

3 Ocak 2018 Çarşamba

İran'ı Karıştıran İsim, CIA'nın Karanlık Prensi Michael D'Andrea


Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA tarafından 6 ay önce İran masasının başına getirilen cenazeci, karanlıklar prensi ve Ayetullah Mike lakaplarıyla da tanınan Michael D'Andrea için Amerikan basını, daha o dönemde "Tahran karışacak" manşetleri atmıştı. İran'da yaşananların ardından gözler, Usame Bin Ladin'i bulan adam olarak da bilinen D'Andrea'ya çevrildi.
"TAHRAN KARIŞACAK" MANŞETİ DİKKAT ÇEKMİŞTİ
CIA'nin İran masasının başına getirildiğinde, Amerikan basını, bu atamanın haberini büyük manşetlerle verdi. O haber ve yorumlarda "Tahran'da hareket yakında başlar" ifadesi dikkat çekiyordu; Çünkü, göreve gelen kişi Amerikan istihbarat dünyasında efsane olmuş bir isimdi.
CIA'DE LADİN'İ YAKALAYAN ADAM OLARAK BİLİNİYOR

Michael D'Andrea, uzun yıllardır çalıştığı CIA'de Usame Bin Ladin'i yakalayan adam olarak tanınıyordu. 1979'da Tanzanya'nın başkenti Darrüsselam'da başlayan kariyeri, Mısır, Irak ve Afganistan'da devam etmişti. CIA'nin "terörle mücadele merkezine" en az 10 yıl süreyle başkanlık eden Andrea'nın o dönemdeki kod adı ise "Roger" idi.
MÜSLÜMAN OLDUĞU VURGULANIYOR

Michael D'Andrea hakkındaki haberlerde, 90'lı yıllarda Mauritiuslu müslüman bir kadınla evlendiği belirtiliyor. Eşinden ötürü islamiyeti seçtiği ve ibadetini ihmal etmeyen bir müslüman olduğu da vurgulanıyor. Belki de bu yüzden internette en fazla namaz kılarken çekilmiş fotoğrafları bulunuyor.
İSLAM DÜNYASININ EN YETKİN İSTİHBARAT SORUMLUSUYDU
D'Andrea, 38 yıl boyunca ABD'nin İslam dünyasındaki en yetkin istihbarat sorumlusuydu. Bin Ladin operasyonu ile adı deşifre olunca, yaptığı işlerden ilham alınarak film senaryoları bile yazıldı.
GÖREVE GELDİKTEN 6 AY SONRA İRAN SOKAKLARI KARIŞTI
Amerikan medyasının efsane olarak tanıttığı Michael D'Andrea, çok değil, göreve geldikten sadece 6 ay sonra İran sokakları karıştı. Bunun tesadüf olmadığını iddia eden bazı uzmanlar, Amerikan istihbaratına İran'da artık daha fazla iş düşeceğini belirtiyorlar İşkence ve suikast iddialarıyla 3 defa kongre tarafından sorgulansa da Michael D'Andrea, Trump yönetiminin en güvendiği isimlerden biri.
(Kaynak: NTV)

11 Ocak 2018 Perşembe

Büyük tehlike! ABD eğitti Mehmetçiğe saldıracaklar

Uzun yıllardır Suriye'nin kuzeyinde PKK'ya devlet vadeden ABD şimdide teröristleri 'düzenli ordu'ya dönüştürmeye başladı.

DAEŞ bahanesiyle bölgeye yerleşen ve terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı PYD'yi silaha boğan ABD, çok tehlikeli bir adım attı.
ABD SON KOZUNU OYNUYOR

PKK-PYD’yi Akdeniz'e ulaştıracak terör koridorunda başarılı olamayan, DAEŞ ile kirli ilişkileri gün yüzüne çıkan ve Barzani'yi eliyle giriştiği referandum oyunundan istediği sonucu alamayan ABD son kozunu oynamaya başladı. Astana görüşmeleri sonrası Suriye masasında dışarıda kalan ABD, elindeki son koz olarak PYD'yi görüyor ve terör örgütünü güçlendirerek bölgede kalıcı olma çabasında.
Geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanı Mattis'in PKK/PYD işgalindeki bölgeyi resmen tanımak için bir ‘diplomat ekibi’ göndermesi sonrası ABD teröristleri 'düzenli ordu'ya dönüştürmeye başladı.
TÜRKİYE SINIRINDAKİ ABD ÜSLER PKK'LI DOLU
Türkiye sınırına 13 özel üs kuran ve çok sayıda ağır silah ve mühimmatı buralara yığan ABD, bu üsleri ABD askerleri koruması altında teröristlere teslim etti.

TERÖRİST 'KUZEY ORDUSU'
SDG-YPG-PYD-PKK-YPJ-HPG gibi üç harfli birçok isimler kullanan örgüt, ABD emriyle bu kez 'Kuzey Ordusu' adını alarak 'sınır muhafız birlikleri' oluşturdu.


EMRİ VOTEL VERDİ

Bu emir ise 15 Temmuz darbe girişimi sonrası FETÖ'cü hainlere sahip çıkan ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel'den geldi.
MEHMETÇİĞE SALDIRMAK ÜZERE GÖREVLENDİRİLEN 400 KİŞİ

Türkiye sınırında Mehmetçiğe saldırmak üzere görevlendirilen son 400 kişilik terör grubu, Haseke'nin güneyindeki Sabahu'l Hayr kampı ile Halep'in doğusunda Fırat nehri üzerindeki Tişrin barajı yakınlarında tüm eğitimlerini ABD'li askerlerden aldı.
ABD VE PKK ORTAK TATBİKAT YAPTI

Türkiye'ye söz vermesine PKK/PYD'ye desteğinden vazgeçmeyen ABD, PKK'lı teröristlere CIA eğitmenleri tarafından teorik ve teknik bilgiler sağlarken, Pentagon'un hava indirme birimleri ile özel kuvvetleri ise Kandil'den gelen teröristlerle ortak silahlı eğitim icra etti..
PENTAGON-CIA-PKK

Pentagon-CIA programlarıyla 'sınır muhafızları' adı altında büyütülen yapıya terör örgütü 'Kuzey Ordusu' adını verdi. Bölgedeki kaynaklar, 'kuzey' ifadesinin, sözde ordunun gelecekte Esed rejimi ile müzakere edilecek muhtemel bir özerk yönetimde korunabilmesi için özellikle seçildiğine dikkati çekiyor.
TÜRKİYE SINIRINA BAKAN BÖLGELER

Amerikalıların doğu Halep ve güney Haseke'de eğittiği teröristler, Ayn el-Arab, Tel Abyad, Resulayn ve Malikiye'de konuşlanacak. Halep'e bağlı bu noktalar, Türkiye sınırına bakmaları ile dikkati çekiyor.
AFRİNE YIĞINAK YAPIYORLAR

Pentagon, CIA ve Kandil kadrolarının ortaklaşa eğittiği teröristler, rejim kontrolündeki toprakları kullanarak ülkenin doğusundan Türkiye sınırındaki Afrin ilçesine de sevk edilebiliyor.
KARAKOLA TELEKULAK

Pentagon ve CIA, söz konusu programda, terör örgütünün 2014'te kurduğu 'YAT' adlı sözde anti-terör birlikleri ile HAT ismi verilen sözde özel harekat unsurlarını genişletiyor. Özel eğitim alan 400 terörist, YAT ve HAT isimli yapılara katıldı. Nisan 2016'dan beri örgüte silah ve mühimmat veren ABD, teknoloji desteğini de artırıyor. CIA ve Pentagon, yeni oluşum için PYD/PKK'ya son teknoloji telsiz, dinleme istasyonu ve sinyal istihbarat ekipmanları transfer ediyor. Ekipmanların eğitimi yine ABD'li uzmanlar tarafından veriliyor. Yerel kaynaklar, terör örgütüne bağlı YAT birimlerinin Türkiye sınırındaki sınır karakollarını dinleme faaliyetlerine başladığını iddia etti.
TÜRKİYE HAZIRLIKLARI TAMAMLADI

Sınırda oluşan bu büyük tehlikeye karşı Türkiye'nin bir an önce harekete geçmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir gece ansızın gelebiliriz diyerek operasyon sinyalini vermesi sonrası TSK bölgeye çok sayıda personel ve araç sevkiyatı gerçekleştirdi. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok uzak olmayan bir tarihte bu terör örgütünü o topraklardan tepeleyeceğiz. Kimse ayağımıza dolaşmaya kalkmasın” sözleri sonrası TSK bölgedeki birliklere 'HAZIR OL' emri verdi.
İHA'LAR 7/24 BÖLGEDE

Sınırın diğer tarafındaki gelişmeleri saniye saniye izleyen TSK, yerli üretim insansız hava araçlarını (İHA) bölgenin üzerinden indirmiyor.

21 Kasım 2017 Salı

"En İyi Gazeteci!..

Gençlik yıllarımız, "Petrol Fırtınası" yazarı Raif Karadağ'ın, nasıl bir otel odasında ölü bulunduğunu birbirimize anlatarak geçti.

Sonra aynı konu üzerinde, başka bir ekibin "Bir Damla Kan Bir Damla Petrol" başlığıyla çalışmış olduğunu fark ettim.
Sistemin "ölümcül" sırlarına erişen sadece biz değildik yani…

"Biraderlik" kitabının yazarı da Masonların sırlarını ifşa ettiği için tekneyle denize açılmış ve bir daha geri dönmemişti!..

Son kırk yıl içinde sağda ve solda çeşitli sebeplerle öldürülen gazeteciler gördük.

70'lerin sonlarında İlhan Darendelioğlu, İsmail Gerçeksöz ve Kemal Fedai Coşkuner, bizim kızıl kurşunların üzerine kalemiyle yürüyen gazetecilerimiz oldu…
Üçü de çekirdekten yetişmişti.

Onları, Milliyetçi Hareketi medya gücünden yoksun bırakmak isteyen kızıl darbecilerin tetikçileri öldürdü.

Ülkücü gazetecilik zaten "sırra ermek" sayıldığı için bizimkilerin şehit edilmesi için özel bir sırra ulaşması gerekmiyordu.

Çünkü onlar, sisteme, paraya ve patrona çalışmıyordu. Satın alınamıyor, susturulamıyordu.

Son günlerde dilime takılan bir cümle var. Ara sıra içimden tekrarlıyorum.

Bari yazayım da rahatlayayım!..
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; bir gazeteci görevini layıkıyla yapınca maalesef fazla yaşamıyor. Öldürülüyor ve susturuluyor!

Ciddiyim, cümleyi taşlama, mecaz veya mizah şeklinde değil basit anlamda, dümdüz kuruyorum:
En iyi gazeteci, ölü gazetecidir!..
Yalan mı?..

İsterseniz "görev şehidi" diyelim…
Ölümüne sebep olacak kadar önemli bir bilgiyi halkına ulaştırdığı için "öldürülmüş" olan bir gazeteci, tabii ki bunu yapmadığı için yaşayan meslektaşlarından daha iyi bir gazetecidir.

Raif Karadağ'ın ve Uğur Mumcu'nun susturulması gibi geçtiğimiz yıl Araştırmacı Gazeteci Aytunç Altındal da aniden kanser oldu ve sustu!..
Benzer bir ölüm haberi, bu yılın başlarında Almanya'dan geldi.

"Satılmış Gazeteciler" yazarı 57 yaşındaki gazeteci Udo Ulfkotte, evinde ölü bulundu.

Uzun yıllar Frankfurter Allgemeine Zeitung genel yayın yönetmenliğini yapan Ulfkotte, kitabında kendi başından geçen olaylardan hareketle, CIA'nın örümcek ağı sistemiyle satın aldığı gazetecileri deşifre etmişti.

CIA, Udo'yu bir süre kendilerine çalışıp sonra ihanet ettiği için mi öldürdü, yoksa sadece yazdıkları mı infazına kifayet etti, bilmiyoruz.

Bildiğimiz bir şey var ki o da, diğerleri gibi satılmayı içine sindirmiş olsaydı, yani şerefini geri almak için canı pahasına o kitabı yazmasaydı, şimdi yaşıyor olacaktı.

Kalp krizinden ölmesi ve otopsiden bizim kulağımıza kadar gelen sansasyonel bir netice çıkmaması, Hitler'den sonra bu ülkeyi esir alan ABD'nin Alman hastanelerindeki nüfuzunu göstermesi bakımından önemli…

Allah kimseyi düşürmesin.

Bir vatandaşın, kendi ülkesinin polisine, yargısına istihbarat örgütüne güvenememesi kadar zor bir durum olamaz.

Bu gizli işgal, Almanya gibi cezalandırılmış ülkelerde görülen bir durum. Katalizör olarak da ideolojik varyasyonlar ve onları üzerine giyen partiler kullanılıyor.

Almanya'daki Helmut Schmidt-Sosyal Demokrasi-SPD üçlüsünün Türkiye'deki karşılığı, FETÖ-Açık Toplum-AKP üçlüsü olacaktı.

Allah korudu!

Ulfkotte, 2014'te bir röportajında, ABD için bir ajan cenneti olan Almanya'dan sonra "Türkiye'den de pek çok gazetecinin CIA ve onun Alman yavrusu BND için çalıştığını" söylemişti.

Ulfkotte, CIA yanlısı kuruluşlardan Atlantic Bridge''in yıllıklarında son on yılda ismi sıkça görülen gazetecilerin "CIA'nın Türk dostları" olduğunu belirtmişti.

Ulfkotte isim vermediği halde bir internet sitesinden kurusuyla yaşıyla 25 gazetecinin isimlerinin baş harfleri "ajan gazeteci" adı altında yayınlandı.

Hatta bu isimlerin arasına, şerefli gazeteciliğin bedelini can vererek ödeyen Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu da katıldı.

5 yıldır babasının oğlu olmaya çalışan delikanlı da doğal olarak bu ucuz kurguya nasıl cevap vereceğini şaşırdı.
Yani haber sulandırıldı, bilgi bulandırıldı ve konu öylece kapandı.

Alman gazetecinin 2017 yılı Ocak ayında öldürülmesinden sonra ana akım medyada konuyla ilgili en ufak bir haber çıkmadı.

Alman basını da olayı tamamen "kalp krizi"ne bağladı.
Türkiye'deki ajan gazetecisi için Ankara'yı ayağa kaldıran Merkel'den de bir ses çıkmadı.

Udo Ulfkotte, şimdi ölü bir gazeteci… Yazdığı kitap çok hızlı sattı; o da aynı hızla öldü.

Çünkü görevini düzgün yapmıştı.

Türkiye'deki Amerikan dostu bir gazetecinin, CIA'dan veya BND'den özel bir maaş alması, münferiden satılması gerekmiyor!

Çünkü zaten gazete patronu böylesi adamı peşin satıyor!
O da sedefe, mantara iyi gelen tatlı su balıkları gibi patronun ayaklarına siftiniyor; çalışırken de besleniyor!

Işıklı, janjanlı boş yazılar yazıp, arada bir milli cepheye çakıp, boğazda yalı keyfi yapmak dururken, kimse ölümcül gazetecilik işlerine pek girmiyor!

Gazeteciler tatlı tatlı yaşıyor…

Gazetecilik yavaş yavaş ölüyor!

2 Ekim 2017 Pazartesi

İşte Gizli belge,ABD en tehlikeli terör örgütü.

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER

Özellikle son yıllarda daha yoğun olarak ABD’nin terör örgütleriyle gizli ilişkilerini konuşuyoruz. ABD, terör örgütlerini ele geçirerek, yönlendirerek veya terör örgütleri kurarak küresel düzeyde örtülü/açık operasyonlar yapan, ölüm, kan, dehşet, kaos ve belirsizlikler üzerinden büyüyen ahlaksız bir sömürge imparatorluğudur.
Bu bir komplo teorisi değil. İftira veya yalan hiç değil. Amerikan gizli belgeleri aynen bunları teyit ediyor.
19 Aralık 1947'de; Başkan Harry Truman döneminde ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, NSC-4A kodlu bir kararname çıkardı. Kararnamenin 'çok gizli' ekinde; Amerika'nın Komünizme karşı politikalarını desteklemek üzere CIA’e, gizli psikolojik eylemlere başlaması talimatı verildi.
Bundan altı ay sonra 1948'in Haziran ayında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Siyaset Planlama Müdürü ve aynı zamanda Marshall Planı'nın da mimarı olan George Kennan’ın hazırladığı NSC-10/2 kodlu başka bir kararname ise CIA’ın örtülü savaş yöntemlerini sınırsız hale getiriyordu.
“Washington tarafından var sayılan Komünizm tehlikesine karşı çıkarılan bu son kararname; ABD hükümetlerine ahlak kurallarını ortadan kaldıran her türlü gizli harekâtı meşru kabul eden” bir yetki veriyordu. ABD gizli belgesinde CIA’e verilen yetkileri özetleyen şu paragraf her şeyi anlatıyor.
ABD’nin gizli harekât yöntemleri şöyle sıralanıyordu:
“Doğrudan önleyici eylemlerde bulunma; bu amaçla propaganda, ekonomik savaş, sabotaj, anti sabotaj, tahrip, tahliye gibi tedbirlere başvurmak; düşman yönetimleri devirmek; bu amaç doğrultusunda teröristlere, direniş hareketlerine, sığınmacı gruplara destek vermek!”
NSC-10/2 kodlu bu gizli belgede, örtülü casusluk faaliyetlerinin deşifre olması halinde nasıl davranılması gerektiği de tedbiren belirlenmiş ve şu yöntemler kayda geçirilmişti. “Bütün bu eylemler öyle bir şekilde planlanmalıdır ve uygulamaya konmalıdır ki; Amerikan hükümetinin bu eylemlerdeki sorumluluğunu yetkisiz kişiler açıkça göremesin; gören olursa da ABD hükümeti bunu inandırıcı bir şekilde reddedebilsin…”
Gizli kararnamede “gizli eylem” de şöyle tanımlanmıştı: “ABD'nin dış politikası doğrultusunda hükümetleri, olayları, örgütleri ya da kişileri etkilemek üzere yapılan ama Birleşik Amerika hükümetinin ilişkisinin belli olmayacağı örtülü eylem.”
Washington, kendine bağladığı zayıf ve çaresiz ülkeleri havuç ve sopayla ABD çizgisinde hizaya getiriyordu. Marshall Planı’yla verilen yardımlarla havuç, CIA operasyonları ile de sopa kullanılıyordu.
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı ertesinde 1944 ortalarından itibaren ABD güdümüne girmişti. 1952’de de NATO’ya dahil ettiler. NATO üyeliği ile birlikte ABD kontrolündeki DERİN DEVLET, Ankara’da gizlice kurumsallaştı. NSC-4A ve NSC-10/2 kodlu bu gizli belgeler, Türkiye’de de en kirli şekilde uygulanmaya başlandı.
1955’deki 6-7 Eylül olayları, 1950-1960 arası Menderes hükümetlerine atılan iftiralar ve kirli propagandalar, 27 Mayıs darbesi, sahte “Komünizm tehlikesi” üzerinden toplumun kutuplaştırılması, 1980 öncesi sağ-sol çatışmalarıyla dinamik gençliğin tırpanlanması, 12 Eylül askeri darbesi, ASALA ve PKK terör örgütlerinin faaliyetleri bu çerçevede ABD tarafından planlanan ve yapılan kirli sömürge faaliyetleridir.
Geçmişte Türkiye içinde uygulanan diğer başka önemli bazı CIA faaliyetleri de şunlar. Alevi-Sünni gerilimi, Laik-irtica tartışmaları, 28 Şubat darbesi, faili meçhul siyasi cinayetler, önemli ekonomik ve mali krizler, 27 Nisan askeri muhtırası, FETÖ üzerinden yürütülen casusluk/terör faaliyetleri ve nihayet 15 Temmuz işgal teşebbüsü.
Bu olayların hepsinde az önce anlattığımız ABD gizli belgesinde sayılan kirli “propaganda,” “ekonomik savaş,” “sabotaj,” “anti sabotaj,” “tahrip,” “düşman yönetimleri devirmek,” “teröristlere destek” mevcut.
Bütün bunlar ABD resmi belgelerinde kayıtlı resmi terörizm teknikleridir. Dünyanın en büyük terör devleti, bize terörle mücadele ettiğini anlatıyor.
ABD dünyanın en tehlikeli terör örgütüdür.
ABD dünyanın en korkunç eroin ve uyuşturucu taciridir.
ABD en tehlikeli silah tüccarıdır.
ABD dünyanın en karanlık tefecisidir.
ABD 21. Yüzyılın en kanlı en katil devletidir.
Şimdi bu ABD çıkmış Musul’u terörden temizleyeceğini söylüyor.
ABD, El Kaide’ye gerekçe gösterip 15 sene önce Afganistan’a çöktü. 3.6 Milyon Müslümanın kanını döktü. Hala tam olarak oradan çıkmadı. 13 sene önce olmayan kitle imha silahlarını bahane edip Irak’a çöktü. 1.2 milyon Müslümanı katletti. Oradan hala çıkmadı. 2 sene önce IŞİD’i bahane edip 600 bin Müslümanı katleden katil Esad’ın arkasında yer aldı.
ABD şimdi çıkmış Musul’u kurtaracağını söylüyor. Yalan söylüyor. Bu yalana kimse inanmasın. Maksat Musul’u kurtarmak değil; orayı tamamen kontrol altına almak istiyorlar.

Musul’u kurtaracak olanlar bekliyorlar. ABD değil onlar kurtaracaklar.

12 Ekim 2017 Perşembe

Türkiye Milli Eğitim Sistemi Milli mi?

Tamer Ashraf
Hükümet, 68 yıl önce milli eğitimi ABD’ye teslim eden Fulbright eğitim anlaşmasını artık sonlandırmalıdır.
ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz'un FETÖ'den tutuklanması, İdlip operasyonu ve içeride CIA fonlarından ayrılan ödenekle faaliyet yürüten casuslara göz açtırılmaması gibi nedenlerden ötürü ABD Büyükelçiliği, "Türkiye'den başvurular süresiz durduruldu" açıklamasında bulundu. Mütekabiliyet esasına dayalı olarak cevabı anında verildi.

68 YIL ÖNCEKİ KİRLİ PLAN


Hükümet, 68 yıl önce milli eğitimi ABD’ye teslim eden Fulbright eğitim anlaşması da artık sonlandırmalıdır.

EĞİTİM BULUNMAZ BİR ARAÇ


Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı. 

Ne var ki bu yardım adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi.  ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi.  

Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı/araçtı.

EĞİTİM KOMİSYONU İMZALANDI


Bu amaçla 27 Aralık 1949’da Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında bir anlaşma imzalandı. 

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tereddüt dahi etmeden bu anlaşmayı imzaladı.

 Anlaşmanın 1. Maddesine göre; “Komisyon’un giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı. 

ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik. 

Anlayacağınız kendi paramızla kendimizi bağımlı hale getiriyorduk!

MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİ CIA'YA BAĞLANDI


Milli eğitim sistemini CIA’ya bağlayan bu anlaşma ile ABD, ileriye dönük stratejik bir plan yapıyordu.

5. maddesi ise korkunç;  "Komisyon; 4’ü Türkiye vatandaşı, 4’ ABD vatandaşı olmak üzere 8 üyeden oluşacaktır. 

ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir!

Komisyonun ABD vatandaşı olan 4 üyesinden 2’sinin elçilikteki CIA ajanları arasından seçildiğini söylememize gerek yok sanırım.

SÖMÜRGECİ İSİM İŞ BAŞINDA


Bu komisyonun görevi, Türk çocuklarının ilk, orta ve lisede okuyacağı derslerin müfredatını yani programını belirlemekti.  

Projenin mimarı; dönemin ABD başkanı Truman’ın meşhur doktrinini “eğitim ve kültür” alanında projelendiren kişi olan senatör William Fulbright’tı. Fulbright, aynı zamanda Latin Amerika ülkelerinde de benzer projeleri ile bilinen sömürgeci bir isim.

2015 YILINDA VERDİĞİ RÖPORTAJA DİKKAT


Bugün projenin başında kızı Harriet Fulbright bulunmaktadır. 

2015 yılında Amerika dışındaki ilk Fulbright Enstitüsü’nün açılışına katılmak üzere Türkiye’ye gelen Bayan Fulbright tabi ki Hürriyet’e verdiği röportajda “Türkiye’nin anahtar bir ülke olduğunu biliyorum” diyerek eğitimin önemine dikkat çekmişti.

Bakınız, 1994 yılında eğitim dünyasına giren Milli Eğitim Geliştirme Komisyonu’nun 60 personelinden 40’ı Amerikalı idi. Komisyonun başında da L.Cook isimli bir Amerikalı bulunuyordu. MEB Başdanışmanı ise Howard Reed idi. Siz şimdi buradan eğitimin ne kadar “milli” olduğunu hesap edin.

ŞEYTANİ PLAN VE FETÖ


Türkiye’nin ABD’ye bağımlılığı/teslimiyeti Truman Doktrini, Marshall Planı ve Fulbright Anlaşmasıyla olmuştur. 

Fulbright anlaşması aynı zamanda bir CIA projesi olan FETÖ’nün eğitim dünyasına açılan bir kapısıydı. 

Yıllardır güya antiemperyalist sloganlarla yeri göğü inleten solcularımız bu anlaşmayı gündemlerine bile almadı. 

Çünkü onların birinci gündem maddesi;  fakir Anadolu çocuklarının dini inançlarıyla kavga etmekti. Kaldı ki Fulbright onların eseridir!

68 yıldır ABD Büyükelçilerinin müfredatta ve eğitim politikalarında etkin rol oynadığı bu anlaşmayla eğitim sistemimiz Amerikan kültürüne hizmet etmektedir.  Ders kitaplarımızdaki Osmanlı sövgüsü boşuna değildir. 

Normalde hiç haç bulunmayan kulelerin bizim ders kitaplarımızda haçlarla donatılması boşuna değildir. Türk çocuklarının tarihi ve kültürel değerlerinden koparılması boşuna değildir.

Bugün bu anlaşma hala yürürlüktedir. Çünkü onlara göre “Türkiye anahtar ülke.” Fulbright'ın ülkemizden sadece 2008, 2009 ve 2010 yıllarında geleceğin liderleri olarak yetiştirilmek üzere seçtiği 100'den fazla isim yer almaktadır.


Bir ülkenin zihnini ancak eğitimle esir alabilirsiniz. Bir nesli ancak eğitimle yozlaştırabilirsiniz. 

Neden anlamak istemiyorsunuz, FETÖ, Fulbright eğitim anlaşmasıyla eğitim sitemine yerleştirildi. Bu anlaşmayla çocuklarımız emperyalizme göbekten bağlandı. 

Bu anlaşmanın artık feshedilmesi gerekmektedir. Çocuklarımızı Amerika’nın elinden kurtarın!

20 Ekim 2017 Cuma

Amerika ve Terör


Amerika, her konuda olduğu gibi terör konusunda da kendini tek hüküm mercii olarak görüyor. Bunun içindir ki her yıl bir "Terörü Destekleyen Ülkeler" listesi yayınlıyor. Yer yüzündeki değişik silahlı örgütlerin hangilerinin terör örgütü, hangilerinin bağımsızlık yanlısı silahlı örgüt olduğuna karar verme konusunda tek yetkili olarak kendini görüyor. Hangi eylemin vatan savunması hangisinin terör eylemi olduğuna hüküm verilebilmesi için mutlaka kendi görüşünün alınması gerektiğine inanıyor.
Bu yüzdendir ki dört milyonu yurdundan çıkarılmış, üç milyonu da kendi öz yurtlarında "azınlık" ve "vatansız" durumuna düşürülmüş yedi milyonluk bir halkın hakları için, Allah'ın kitabında kutsal olduğu bildirilen ve dünyanın değişik yörelerinden akın akın gelen çekirge sürülerinin ayakları altında kirletilen bir toprak parçasının işgalden kurtarılması için mücadele eden Filistin İslami Direniş Hareketi, Amerika'nın gözünde terör örgütüdür. Ama İngiliz işgali döneminde sırf problem oluşturmaları için Afrika'nın değişik yörelerinden getirtilip Sudan'ın güneyine yerleştirilen animistlerin ve hıristiyanların içinden çıkarılmış militanların örgütlendirilmeleri suretiyle oluşturulan Güney Sudan Halk Kurtuluş Cephesi (SPLA) "bağımsızlık yanlısı" bir örgüttür. 1982'de Lübnan topraklarını işgal ederek Sabra ve Şatilla katliamı gibi insanlık tarihinde benzerlerine çok nadiren rastlanan katliamlar gerçekleştirmiş siyonist işgalcilerin Güney Lübnan'daki kalıntılarını temizlemek için üstelik bu ülkedeki yönetimin de onayıyla silahlı mücadele veren Hizbullah bir terör örgütüdür. Ama siyonist saldırganların menfaatlerinin korunması amacıyla oluşturulmuş ve Lübnan'daki devlet yönetiminin de başının belası durumundaki Güney Lübnan Ordusu (SLA) İsrail'in tampon gücüdür. Kimsenin kalkıp: "İsrail'in tampon gücünün Lübnan topraklarında ne işi var?" demeye hakkı yoktur. Hatta BM Güvenlik Konseyi'nin 425 sayılı kararı İsrail'in buradaki bütün askeri varlığını gayri meşru olarak nitelese ve derhal oradan çekilmesini istese de Amerika "okey" dedikten sonra kimsenin buna itiraz etme hakkı olamaz. 1956'dan buyana Sudan'ın başını ağrıtan Güney Sudan Halk Kurtuluş Cephesi adlı ayrılıkçı terör örgütüne her türlü lojistik destek sağlayan Kenya, Amerika'nın "terörü destekleyen ülkeler" listesine girmezken, şu ana kadar hiçbir silahlı örgüte lojistik destek sağladığı ispat edilememiş olan sadece iç savaştan kaçan Eritreli mültecilere kapılarını açan Sudan, İslami kimliğinden dolayı Amerika'nın "terörü destekleyen ülkeler" listesine sürekli girmektedir.
Amerika'nın ve ona yön veren uluslararası siyonizmin basın yayın organları yani uluslararası medya üzerindeki hakimiyeti "terör" konusunda onların sözlerinin daha fazla geçerli olmasına imkan sağlıyor. Bu yüzdendir ki Amerika bir ülkeyi "terörü destekleyen ülkeler" listesine aldığında uluslararası etkinliğe sahip bütün medya organları ona yüklenmeye başlıyorlar. Aynı şey örgütler için de geçerlidir. Yani haklı veya haksız olmak değil, Amerika tarafından mahkum edilmiş olmak veya olmamaktır önemli olan.

Ancak işin gerçeğine bakıldığında uluslararası terörde en büyük rolün Amerika'ya ait olduğu görülecektir. Amerika'nın ünlü istihbarat örgütü CIA aynı zamanda bir cinayet şebekesidir. Şimdi bu cinayet şebekesinin ve genelde Amerika'nın terör eylemlerinin bazılarını sıralayalım:
1973'te Libya dışişleri bakanının bindiği uçağın düşürülmesi CIA ve MOSSAD'ın ortak terör eylemidir.
ABD'nin uçak düşürme terörüne bir diğer örnek Pakistan cumhurbaşkanı Ziyaü'l-Hak'ın uçağının düşürülmesidir.
Yine aynı terörün bir başka örneği geçtiğimiz yıl Sudan devlet başkanı yardımcısı Zübeyir Muhammed es-Salih'in uçağının Güney Sudan semalarında düşürülmesidir. Bu suikastte hedef alınan Zübeyir Muhammed es-Salih, Etyopya'nın başkenti Adis Ababa'da Mısır devlet başkanı Hüsni Mübarek'e karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin arkasında CIA'nin olduğunu belgelemiş ve bu belgeleri Hüsni Mübarek'in önüne koymuştu. Oldukça faal olan Zübeyir Muhammed'in girişimleri Amerika'nın Mısır'la Sudan'ı karşı karşıya getirme planlarının da suya düşmesini sağlamıştı.
1981 Ağustos'unda ABD uçakları Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağını düşürdü.
1986'da yine ABD uçakları Libya lideri Muammer el-Kazzafi'nin karargâhını bombaladılar ve Kazzafi bu olayda yaralandı. Libya'ya yönelik bu saldırıların tek sebebi Libya yönetiminin Amerika'ya kafa tutması ve Amerikan politikasını kendi ülkesinde uygulamaya yanaşmamasıydı.
Lübnan'da Maruni hıristiyanların hâkimiyetini dolayısıyla bu ülkede Amerikan politikasının üste çıkmasını sağlamak amacıyla Amerika, 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a askeri çıkarma yaptı.
İsrail işgal yönetimi, 5 Haziran 1967'de Mısır'a saldırı düzenlediğinde Amerika'nın Akdeniz'deki 6. filosundan ikmal yapmıştı.
1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinden sonra Tunus'a taşınmak zorunda kalan FKÖ'nün bu ülkedeki karargâhını bombalayan İsrail uçakları da Amerikan altıncı filosunu kullanmışlardı.
1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi de Amerikan şiddetinin insan haklarından ne anladığını bütün insanlığa göstermiştir.
Eski ABD başkanı Kennedy başta olmak üzere bir çok ileri gelen siyasetçiye yönelik cinayet eyleminde CIA'nin rolünün olduğu artık bütün dünya kamuoyunun bildiği bir gerçektir.
Bunlar sadece birkaç örnek. Bizim de amacımız Amerika'nın sicilini ortaya koymak değil uluslararası terördeki rolü hakkında fikir vermek olduğundan bu kadar örneğin yeterli olacağını sanıyoruz. Çağdaş sömürgeciliğin başını çeken bu gücün terör eylemleri hakkında ise birçok kitap yazılmıştır.
ABD terörist olduğu gibi aynı zamanda terörü destekleyen ülkelerin de başında gelmektedir. Örneğin Güney Sudan'daki ayrılıkçı teröristlere silah sağlayan ülkelerin başında ABD gelmektedir. Sudan ordusu karşısında büyük darbeler alan ayrılıkçı teröristlerin yeniden canlandırılması ve güçlendirilmesi için siyâsi ve lojistik destek vermelerini sağlamak amacıyla Uganda, Kenya, Eritre ve Etyopya'ya sürekli baskı yapmaktadır.
ABD tarafından kollanan ve desteklenen terör örgütlerinden biri de İran'daki rejime karşı silahlı eylemlere girişen Halkın Mücahitleri Örgütü'dür. Bu örgüt çok kanlı bir terör örgütüdür. Örneğin 20 Haziran 1994'de, 10 Muharrem kutlamaları esnasında İmam Rıza türbesinde meydana gelen ve yetmiş kişinin ölümüne 140 kişinin de yaralanmasına yol açan patlamanın sorumlusu bu örgüttü. ABD bu örgüte destek verdiğini de gizlemiyor. Özellikle İran'a uygulanan son ambargodan sonra bu destek daha bir gün yüzüne çıktı. Bunun yanı sıra, Türkiye'de kalma süresi sürekli uzatılan Çekiç Güc'ün PKK militanlarını koruduğu hükümeti temsil eden siyâsilerin dışında bütün siyâsiler tarafından dile getirilmektedir.

Filistin'deki Müslüman halka karşı çeşitli insanlık dışı saldırılar düzenleyen yahudi terör örgütleri de en rahat çalışma imkânını ABD'de bulabilmektedirler. Örneğin meşhur Kach terör örgütünün lideri Meir Kahane bu ülkede yaşıyor ve faaliyet yürütüyordu. Yahudi terör örgütlerinin Amerika'da silahlı eğitim yapmalarına da izin veriliyor. ABD yönetimi bu konudaki müsamahasını: "Bu adamlar Avrupa'da yıllarca baskı altında kalmış, çeşitli katliamlar görmüşler. Yürekleri acılarla dolu. Dolayısıyla onları anlayışla karşılamak ve bazı aşırılıklarına göz yummak gerekir" diyerek izah etmeye çalışıyor. Oysa ABD'nin himayesi altında terör eğitimi alan bu siyonist teröristler daha sonra Filistin topraklarına giderek oradaki Müslümanlara kan kusturuyorlar. Bir sabah namazı vaktinde Hz. İbrahim Camisi'ne baskın düzenleyerek ibadetlerini yapmakta oldukları sırada Müslümanların üzerine kurşun sıkan ve 67 masum insanı şehid eden Barush Goldstien adlı siyonist terörist terör eğitimini ABD'de almıştı. Meşhur Kach terör örgütüne mensup olan Goldstien hem İsrail hem de ABD pasaportu taşıyordu. Zaten siyonist terör örgütlerine mensup teröristlerin çoğu hem ABD hem de İsrail pasaportu taşımaktadırlar. Bu teröristler ABD yönetiminin siyasi çizgisini belirleyen yahudi lobisinden ve yahudi zenginlerden önemli miktarda maddi yardım almaktadırlar.
Amerika devlet olarak terörde başı çektiği gibi halk olarak da boğazına kadar terörün içine gömülmüştür. İstatistiklere göre Amerika'da her iki dakikada bir adam öldürülmektedir. Amerikalıların yılda 650.000 vak'ada silah kullandıkları tahmin ediliyor. Bu ise her hafta 12.500 hayatın tehdit edilmesi anlamına geliyor. Bu ülkede son yıllarda işlenen cinayetlerde yılda ortalama 30.000 kurban verildiği tespit edildi. Amerika'da cinayetler yılda ortalama % 2.9 oranında artmaktadır.


İşte bu şekilde içi dışı terör olan Amerika, geçtiğimiz ay Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine yönelik bombalı saldırılar sonucu yine terörle karşı karşıya geldi. Birçok yorumcuya göre bu saldırılar Clinton'un Monica olayından dolayı köşeye sıkışması sebebiyle gündem değiştirme amacına yönelik planlı saldırılarıydı. Makyavelizmi devlet felsefesi olarak benimsemiş olan Amerika için insan canı fazla bir değer taşımadığından böyle bir şeyi yapması zor değildi. Öyle olmasa bile "su testisi su yolunda kırılır" hükmü gereğince, karşılaştığı olaylar kendisinin sıkça yaptığı fiillerin bir benzeriydi. Yani Amerika, Kenya ve Tanzanya'da ya başka yerlerde yaptığının aynısını tekrarladı, ya da ettiğini buldu.

10 Nisan 2018 Salı

Kimyasal oyun.

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tam klavyenin başına geçmiştim ki TRUMP'ın açıklaması önüme düştü: "ASKERLERLE GÖRÜŞTÜM. 48 SAAT İÇİNDE ÇOK ÖNEMLİ KARARLAR ALACAĞIZ..." Bunun ne anlama geldiği gayet açık ve net. Peki, buralara nasıl geldik! Adım adım gidelim....

Araya başka başka figürler, olaylar girse de girmeye çalışsa da son düğümün çözüleceği yer, merkezinde bulunduğumuz bölge... ORTADOĞU... SURİYE IRAK ve AKDENİZ! Ne isteniyor, ne amaçlanıyor? Kimin kiminle hesabı var? Rusya ve İran nereye düşüyor/ Esad ne olacak? Soru çok!
Bir de bütün bunların içinde TÜRKİYE'yi gelecekte ne bekliyor?
Açarak gidelim...
Stratejik araştırmalar yapan 10 Amerikan kuruluşunun tümü bu YÜZYILDA EN ÖNEMLİ BÖLGENİN AKDENİZ OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞTİ. Bütün raporların ortak yanı aynı nokta... Bu nedenle GERİLİM, TANSİYON Akdeniz'e SINIRI OLAN ÜLKELERDE GÖRÜLECEK. Paylaşım savaşı NEDENİYLE.
Ve bütün maceranın tam ortasında KIBRIS kalacak. ADA hiç olmadığı kadar önem ve değer kazanacak. Önümüzdeki günlerde bunu yaşayacağız...
Suriye de Akdeniz'e kıyısı olan bir ülke.
Suriye'yi tek bir ülke olarak görmemek gerekiyor. Çünkü Suriye'de kurulacak yeni yönetim, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, İran, Irak ve Rusya'yı çok yakından ilgilendiriyor. Bizim de diğerlerinin de hesabı var! DOĞAL!
Herkes elinden geleni yapmakta.
AKDENİZ'e açılan SURİYE kapısı çok ama çok önemli... Hatırlayanlar olacaktır. CIA BAŞKANI Pompeo'nun DIŞİŞLERİ BAKANI OLACAĞINI
YAZMIŞTIM. İşte Mike Pompeo ve ekibi, içeride bazıları yazdıklarıma karşı çıksa da, tam 7 kez BEŞAR ESAD İLE GÖRÜŞTÜ! Bir değil, iki değil, 7 kez!
Anlaşmaya çok yakın olunan yerler oldu. Ancak ESAD, ABD ile anlaştığında RUSYA ile karşı karşıya geleceğini biliyordu! Tersi oldu. Rusya'nın yanında kalmaya karar verdi, ABD'yi karşısına aldı.
KISA HİKAYE böyle...
Türkiye AFRİN'e girdiği sırada da görüşmeler oldu. CIA hep devredeydi.
Esad ile her görüşmeden sonra masada güçlenen YPG oluyordu. Rusya da Türkiye de ESAD'ın İKİLİ oynadığını gördü. Bu nedenle ömrü tamamlandı. Gitti gidecek...
Buna karşı çıkan tek kişi yok.
CIA'nın Esad'a sunduğu teklifte, 2 yıl sonra yani 2020'de İngiltere'de bir yaşam vaat edildi. Londra'nın kuzeyinde bir malikane Esad için hazırlanmaya başlanmıştı. Çocukların eğitimi için okul da seçilmişti. KRALİYET'in verdiği KORUMA garantisiyle ESAD VE AİLESİ mutlu bir yaşam sürecekti. LÜKS İÇİNDE HEM DE...
Esad akıllıydı! 2 yıl SURİYE içinde ayakta kalabileceğine inanmadı. Bunu imkansız gibi gördü. "Hayatta kalsam bile Rusya buna izin vermezdi. Ve bu büyük tehlikeydi" diye düşündü.
BİR FATURANIN GELECEĞİNİ GÖRDÜ.
Bu nedenle ESAD şu an hala RUSYA ile ortak olduğunu düşünerek yaşıyor.
Gerçek ise böyle değil.
Putin, Esad'ın son kullanma tarihini belirledi. Ancak Türkiye'siz adım atamaz.
BU İKİ ÜLKE İSE İTTİFAK HALİNDE her şeyi değiştirebilir. Bir de İRAN gerçeği var. Ancak Washington İRAN'ı kesinlikle vuracak. Bugün ya da yarın! VURACAK!
Eğer İran, açık şekilde ABD ve İngiltere ile yakınlaşırsa (Suudi Arabistan örneği gibi), bölgede dengeler tekrar değişir.
Senaryo tekrar yazılır!
Bu nedenle PENTAGON herkesi şaşırtacak oluşuma imza atmak niyetinde!
YPG'yi ESAD'a karşı savaştırmak için hazırlıyor.
Çünkü oyunu kuran güç, ani taktik değişikliği yapabilirse sonuç elde eder.
ABD de bunu son 100 yılda belki 50 kez yapmıştır.
2 ay önce Esad, ABD ile ortaklık görüşmeleri yapıyordu. YPG ile aynı çizgiye gelmişti. Şimdi ise hedefte! YPG ile karşı karşıya gelen bir Esad rejimi göreceğiz.
Bu bölgedeki en etkin strateji değişikliği olacak. TERÖR ÖRGÜTÜ YPG ESAD'A KARŞI... Senaryo bu.
Şaka gibi değil mi! Bölgedeki bütün aktörler için sorun!
Desteklense bir türlü, desteklenmese...
Türkiye, şu anda Irak'la çok yakın. Irak da İran'la. İran da İngiltere ile. O nedenle ABD ile İngiltere'nin anlaşması, İran rejiminin değişmesinin önünü açar.
Aynı şekilde Irak da Londra'dan izinsiz adım atamaz, karar alamaz. Irak Başbakanı İbadi'nin İngiliz vatandaşı olduğunu bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Irak yönetiminin yüzde 60'ı İngiliz vatandaşıdır. Bu resmi kayıtlarda da mevcut bir durumdur.
Eğer ABD ile İngiltere'nin anlaşması güçlü şekilde ilerlerse, Türkiye ile Irak'ın arası da açılacak demektir.
Çünkü İngiltere, Türkiye'nin Irak ve Kuzey Irak'taki terör operasyonlarına izin vermeyecektir. O nedenle Irak'ın yani Bağdat yönetiminin Türkiye'ye karşı açıklamaları sertleşecektir. İngiltere'nin ABD ile yaptığı anlaşmaların çok güçlü olup olmadığını IRAK tepkilerinden anlayacağız. YAKINDA!
Ancak İngiltere, ABD ile çok güçlü bir bağ kurmaz ve anlaşmazlık çıkarsa TÜRKİYE, IRAK'ta söz sahibi olur. Tek terörist kalmaz. Amerika Birleşik Devletleri de bunun farkında.
Geçen hafta Pentagon'dan bir ekip, İngiltere Genelkurmay Başkanlığı'nı ziyaret etti. Irak'ın Türkiye'ye desteğini bir an önce kesmesini istedi. Hatta bölgede Barzani ve YPG'nin daha güçlü olması için bazı taleplerin bir an önce hayata geçirilmesini istedi.
Görünen o ki, İngiltere bu talepleri şimdilik kabul etmedi. Hala Irak, Türkiye'yi destekliyor ve ortak operasyondan söz ediyor. Barzani'nin Kuzey Irak'taki egemenliğinin bitirilmesi için Bağdat merkezi yönetimi ve Türkiye güçlü adımlar atıyor. DENGE ŞİMDİLİK BU!
Değişir mi?
Göreceğiz...
Suriye-Irak ve İran'daki gelişmeler, Akdeniz'in geleceğini belirleyecek. Planları GÜÇLENEN TÜRKİYE bozuyor. Eğer Türkiye bu ritimde giderse AKDENİZ'de kimse son sözü söyleyemez. Hatta AKDENİZ SAVAŞIN MERKEZİ OLUR.


14 ülkenin, tamamen Akdeniz odaklı savaş planları yaptığını unutmayın. NATO özel bir ekiple aylardır Akdeniz çalışması hazırlıyor.
Bilmemiz gereken bir nokta daha var! Türkiye'nin NATO ile karşı karşıya geleceği son nokta Akdeniz olacak.
Çünkü NATO, Akdeniz'de operasyon başlatırsa, Türkiye'yi ortağı olarak görmüyor. Çünkü NATO'nun Akdeniz planları, yüzde 100 Pentagon projesi.
Bu nedenle PAYLAŞIM SAVAŞININ BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANLAYALIM.
"TÜRKİYE SAVAŞTA" sözleri gerçeğin ta kendisidir!
Türkiye uzun yıllar sonra bağımsız adım attı. Rusya ile S-400 anlaşması yaptı. Söylenmese de bu NATO için kabus. Bu nedenle Pentagon'un isteğiyle planlarını öne çektiler. Çekmek zorunda kaldılar... Bu arada RUSYA ile bizi YAKIN GÖSTERMEK için "İTME" modeli uygulayacaklardır. Hem Rusya'yı bize hem bizi onlara! OYSA TÜRKİYE HERKESE EŞİT MESAFEDE ve BAĞIMSIZ OLARAK KARAR ALABİLEN ÜLKE...
Bunun bozulması için her türlü operasyonu düşünürler. TÜRKİYE bulunduğu yer itibariyle DENGEYİ TUTAN BİR GÜÇ. Bunu RUSYA'nın lehine bozarak sonra da hep birlikte kapımıza dayanmak isteyebilirler...
AKDENİZ'de hem ADA'mız hem sınırımız var!
Ancak ZENGİNLİĞİ KENDİLERİ ALMAK İSTİYORLAR. ŞAKA GİBİ AMA GERÇEK BU. Planlarında bunlar var...
Daha öncede yazdım. 2018 YENİ DÜNYA DÜZENİ için son yıl.
Bu yıl pek çok şey yerli yerine oturacak.
BİZSİZ OLMAZ, OLMAYACAK.
Ancak küçük bir dilimle bizi kandırmak isteyecekler. Bunun için de bizi meşgul edecek her yolu deneyecekler...
AKILLI OLALIM.
OYUNA GELMEYELİM...
BİR VE BÜTÜN OLARAK GELECEĞİMİZİ KURALIM...
Uyanık olun! Olalım...
Başa dönelim... TRUMP'ın açıklaması da bu! OLAY GUTA değil SURİYE ve AKDENİZ! Gücümüz ve aklımızı göstereceğimiz döneme girdik! Haydi hayırlısı...


Ergün Diler




Kaynak >Takvim Gazetesi:Kimyasal oyun.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html