BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Milli Teknoloji sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Milli Teknoloji sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

10 Kasım 2019 Pazar

Türkiye’nin milli teknoloji hamlesi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Barış Pınarı harekâtında görüldüğü üzere, savunma sanayisinde kendi teknolojisini üreten ve kendi yazılımını yapan bir ülke olmak, Türkiye’ye hem güven veriyor hem de Türkiye bu sayede adımlarını daha sağlam atıyor.







Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı açıkladığı yeni sanayi strateji belgesiyle Türkiye’nin savunma sanayisinde elde ettiği kazanımları diğer sektörlere yaymayı planlıyor. Bilindiği gibi, savunma sanayisinde kritik teknolojilerin yerli üretimi ve yerli ürün kullanım oranı yüzde 20’lerden yüzde 68’lere yükseldi. 


Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bir yandan üniversitelerin yetkinliklerini ölçer ve planlarken, bir yandan da sanayinin bu yetkinliklerin farkına varması için çaba gösteriyor.

Barış Pınarı harekâtında görüldüğü üzere, savunma sanayisinde kendi teknolojisini üreten ve kendi yazılımını yapan bir ülke olmak, Türkiye’ye hem güven veriyor hem de Türkiye bu sayede adımlarını daha sağlam atıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasının en önemli ayağı sanayide atılım gerçekleştirmesi olacaktır. Milli Teknoloji Hamlesi planlanırken, şimdiye dek çokça yapıldığı gibi hedefler sadece sözlü olarak açıklanmadı. Bilakis bu hedefler ölçülebilir bir şekilde ortaya konuldu ve süreçlerin her aşamada veriye dayalı olarak analiz edilmesi planlandı. Böylece yürütülen faaliyetlerin etki ve sonuçları düzenli olarak ölçülerek sonuçlar ilgili paydaşlar tarafından izlenebilecek; bu da süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesini ve izlenmesini sağlayacak.

Üniversite-sanayi işbirliği


Sanayide atılım yapmak isteyen ülkeler Ar-Ge harcamalarını daha çok stratejik addettikleri sektörlere yönlendirirler. Aynı zamanda araştırma ve geliştirmenin yuvası olan üniversitelerden de bu konuda maksimum seviyede faydalanırlar. Üniversite-sanayi işbirliğinin etkin bir şekilde gerçekleşmesi konusunu gündemine alan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bir yandan üniversitelerin yetkinliklerini ölçer ve planlarken, bir yandan da sanayinin bu yetkinliklerin farkına varması için çaba gösteriyor. Bu konuda, 2016 yılında TÜBİTAK’ın 42 odak alanda üniversitelerin yetkinlik düzeylerini uluslararası kriterlere göre değerlendirdiği bir harita hazırlandı.

Sanayi doktora programı


Üniversite-sanayi işbirliğini güçlendirecek bir diğer adım ise Sanayi Doktora Programı. Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusunu sanayide atılım gerçekleştirmek için belirlenen odak sektörlerde ve tam olarak sanayinin ihtiyaç duyduğu alanlarda yetiştirmeyi, akabinde hiç vakit kaybetmeden istihdam etmeyi planlayan bu program kapsamında, doktora öğrencileri eğitimleri boyunca teorik bilgiyi pratik alanda uygulayarak yetişecekler. Programın istihdam garantisi vermesi, bu programa müracaat eden adayların doktora sonrasında iş bulma kaygısını ortadan kaldırıyor. Bu programın öğrencileri, üniversite ve sanayi ile birlikte seçilecek ve üniversite ile sanayinin birlikte karar vereceği projelerde araştırma yapacak. Geçtiğimiz yıl 517 öğrenci kabul eden bu programın 2019 başvuruları halen devam ediyor.

Beşerî sermayenin gelişimi


Türk toplumunu üretken, yenilikleri takip etmenin ötesine geçerek yenilik üreten, çalışkan, meraklı ve araştırmacı bir hale getirmek de Milli Teknoloji Hamlesi’nin önceliklerinden biri olarak belirlendi. Dijitalleşen dünyada gerekli olan insan-makine etkileşimi, analitik düşünme kabiliyeti, takım çalışmasına yatkınlık ve yapay zekâ konularında söz sahibi bir beşerî sermaye oluşturulması, veri okur-yazarlığı konusunda Türkiye’nin mevcut yetenek havuzunun dönüştürülmesi konusu da yeni sanayi strateji belgesinde dikkat çeken hususlar.


Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı açıkladığı yeni sanayi strateji belgesiyle Türkiye’nin savunma sanayisinde elde ettiği kazanımları diğer sektörlere yaymayı planlıyor.

Türkiye’nin meslek yüksekokulları ve meslek liselerinin potansiyelinden yeterince faydalanamadığı çokça ifade edilen bir gerçek. Bu noktada sanayi işgücü planlaması yapılarak bu okullara olan ihtiyaç alanları detaylandırılacak. Öğrencilerin test sistemi yerine ilişkilendiren, sorgulayan, gözlemleyen, deneyen ve paylaşan bir sisteme geçmesi sağlanacak. Meslek ve teknik eğitim liselerinin temel alanlarının Milli Teknoloji Hamlesi konularından esinlenerek değiştirilmesi ve sayılarının artırılması da planlar dahilinde. Bu okulların müfredatının insanla çalışabilen otonom robotlar, çok katmanlı üretim, siber fiziksel sistemler ve sensörler gibi, sanayinin ihtiyaç duyduğu alanlarda eğitim verecek şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor. Ayrıca Türkiye’de meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarının öğrenci kalitesinin artırılması ve bu liselerden edinilen mesleklerin toplum gözünde değer ve saygınlığının artırılması önemli. Zira günümüzde diğer liselere giriş hakkı kazanamadığı için bu liselere giden öğrenci sayısı çok fazla. Bu durum ise bu liselerdeki eğitim kalitesini düşürüyor ve bu liselerin asıl yapması gereken işleri gereğince yapamaması sonucunu doğuruyor.
Yeni Ekonomi Programı, büyüme ve istihdam başlığı altında, sanayinin ihtiyaçları ve dijital dönüşüm hedefleri doğrultusunda okul-sektör işbirliği modellerinin kurulması, özel sektörle işbirliği yapılarak eğitim ve öğretim müfredatının çalışma hayatının beklentilerini karşılayacak duruma getirilmesi konularına vurgu yapmıştır. Bu noktada Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın çalışmaları, yeni ekonomi programının başarıya ulaşmasında da önemli bir rol üstlenecektir.

Deneyap atölyeleri, “yıkıcı teknolojiler” ve Turcorn


81 ilde 9-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin temel teknoloji eğitimi almaları ve proje üretmelerini amaçlayan Deneyap inisiyatifi, 100 Deneyap teknoloji atölyesinde beş yılda yaklaşık 50 bin özel yetenekli öğrencinin üç yıl süreli teknoloji eğitimi almasını planlıyor. Deneyap atölyelerinde özel yetenekli öğrenciler robotik, kodlama, nesnelerin interneti, siber güvenlik, yapay zekâ, enerji teknolojileri, nanoteknoloji, üretim ve tasarım alanlarında eğitim görmeye başladılar.
Teknolojideki yeni gelişmeler, halihazırda kullanılan pek çok araç ve yöntemin kullanım alanını daraltarak veya tamamen yok ederek onun yerine geçmiş, bu da “yıkıcı teknoloji” kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde hızla yükselen yıkıcı teknolojiler sensörler, nesnelerin interneti, yapay zekâ, robotik ve bulut bilişim olarak sayılabilir. Türkiye’nin dijital dönüşümde, yıkıcı teknoloji alanlarından en az birinde, dünya lideri pazar payına veya marka değerine sahip en az 23 akıllı ürün çıkarması, Sanayi Strateji Belgesi’ndeki 12 hedeften biri.
Girişim seviyesinden 1 milyar ABD doları ve üzeri değerlemeye ulaşan şirketler “Unicorn” olarak tanımlanıyor. Dünyada bu büyüklüğü aşan girişimlerin yüzde 40’ı Çin, yüzde 40’ı ise ABD merkezli. Sanayi Strateji Belgesi 1 milyar ABD doları değerlemesini aşan şirketlerin “Turcorn” olarak adlandırılmasını öneriyor ve bu ölçekteki Türk teknoloji girişimi sayısının 2023’e kadar en az 10 olmasını hedefliyor.

Programdan beklentiler


Sanayi Strateji Belgesi’nin birçok bakımdan yenilikçi olduğu, eski hataları tekrarlamayan bir nitelikte olduğu görülüyor. Kalkınma planları ve strateji belgelerinde karşılaşılan önemli bir sorun, planlamanın dört-beş yıllık süre için yapılması ve bu zaman zarfında planda hiçbir değişikliğe gidilmemesi oluyordu. Yeni Sanayi Strateji Belgesi’nde bu hata tekrar edilmeyerek piyasadaki gelişmelere ayak uydurabilecek esneklikte bir program tasarlandı. Türkiye’nin ticaret, sanayi ve ekonomisini ilgilendirecek küresel ve bölgesel gelişmeler yakından izlenerek gerektiğinde programın bu gelişmelere uygun şekilde revize edilmesi düşünülüyor.
Ayrıca geçmişte sanayi politikaları daha genel ve makro ölçekte belirlenir, realist olmaktan uzak, Türkiye’nin gerçekleri ile örtüşmeyen planlamalar yapılırdı. Herhangi bir odak sektör veya ürün grubu belirlenmez, tüm sektör, şirket ve ürün grupları teşvik kapsamına girebilirdi. Teşvik konusunda nokta atışı yapmadan başarıya ulaşılamayacağı artık görüldüğü için, bu kez mikro ölçekli bir planlamayla karşı karşıyayız.
Teşvik verilecek firma ve girişimciler ve ayrıca sanayide doktora programına alınacak öğrenciler seçilirken yetkinlik ve beceri seviyesi uygun olanlara destek verildiği ve seçimlerde hakkaniyetli davranıldığı takdirde, bu programın Türkiye’yi sanayide daha iyi noktalara taşıması beklenebilir. Kısa vadede revizyon ve adaptasyonu da mümkün kılan bu program uygulanırken, önemli olan bir diğer nokta da uzun vadeli planın ve vizyonun her daim uygulayıcıların önünde olması, bu hedeflerden şaşmadan, kısa vadede gerekli değişikliklere gidilebilmesi olacaktır.










7 Haziran 2018 Perşembe

Savunma sistemlerinde millileşme hamlesi ve Deniz Kuvvetleri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye, yürütülen milli gemi inşa faaliyetleri sayesinde dünya üzerinde harp gemisi inşa edebilen on devletten biri oldu.
Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli yaptığı açıklamada, Türk savunma sanayinin gurur kaynaklarından biri olan, Türk mühendislerin büyük oranda milli imkânlarla gerçekleştirdikleri Milli Gemi (MİLGEM) projesi çerçevesinde inşa edilmekte olan harp gemilerinden dört adedinin ihraç edileceğini söyledi. Muhtemel satıştan elde edilecek gelirin Türkiye’nin tarım ürünleri ihracından karşıladığı miktarın yaklaşık yüzde 25’ine tekabül edeceğini ifade eden Canikli, teknoloji ihracının önemini de ortaya koydu.

MİLGEM ile tekne inşası ve sistem entegrasyonu konusunda dışa bağımlılık azaltılmış durumda. Fikri hazırlığı 1996’ya uzanan bu projede hedef, savunma teknolojilerinin bilgi birikimini sağlamak ve yerli savunma sanayi katkı payının yüksek tutulmasıydı. Burada önemli olan noktalardan biri de Türk askeri tersanelerinin, özel sektör tersanelerinin ve tersaneler dışında 50’den fazla Türk firmasının bu projede yer almak suretiyle savunma sanayimizin gelişimine katkı sağlamasıydı. Türk özel sektör tersanelerinin askeri gemi inşasında rol almaları Türk savunma sanayine yeni bir kapı da açmıştır. Proje yüzde 65 oranında yerli sanayi katkısıyla sürdürülüyor.
İnşa aşamasına 2004’te geçilen MİLGEM projesinde bugüne kadar ADA sınıfı dört korvetin inşası gerçekleştirildi. Bunların ilk ikisi olan F511 TCG Heybeliada ve F512 TCG Büyükada aktif görevde. Son ikisi olan F513 TCG Burgazada ve F514 TCG Kınalıada ise denize indirildi ve hazırlıkları sürüyor.
Milli korvetlerimiz, milli 3 boyutlu arama radarı, milli sensörler, milli lazer ikaz sistemi, milli sonar, milli torpido tespit ve karıştırma sistemleriyle milli top, milli savaş yönetim sistemi, milli kızılötesi iz yönetimi sistemi ve milli muharebe uydu sistemi gibi tamamen yerli imkanlarla donatıldı.
ADA sınıfı korvetler hizmete girdikten sonra birçok görevde yer aldılar. TCG Heybeliada 2014’de icra edilen Barbaros Türk Deniz Görev Grubu aktivasyonu kapsamında Afrika kıtasını çepeçevre dolaşarak 17 bin deniz mili mesafe kat etti, 16 ülkede 17 liman ziyareti icra etti. Güney Afrika açıklarında, okyanus şartlarında kapsamlı atış eğitimleri yaptı.
TCG Büyükada 2015’de Pakistan’a kadar uzanan coğrafyada 10 bin 500 deniz mili mesafe kat ederek 9 ülkede 13 liman ziyaret etti.
Her iki gemi de Aden körfezi ve Somali sularında deniz haydutluğuyla mücadele görevlerine, gerek milli gerekse NATO ve BM çerçevesindeki tatbikat ve görevlere katıldılar. Bu görev ve ziyaretler çerçevesinde, milli gemilerimiz onlarca yabancı heyet ve basın kuruluşu temsilcisi tarafından ziyaret edildi.
Projede bundan sonra firkateyn inşa edilecek. Gemilerin borda numaraları ve isimleri şöyle: TCG İstanbul (F-515), TCG İzmir (F-516), TCG İzmit (F-517), TCG İçel (F-518). Firkateynlerin ilki İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda, geri kalan üç firkateyn ise Türk özel sektör tersanelerinde inşa edilecek.
Korvetlere nazaran nispeten büyük, menzili daha uzun planlanan firkateynler bölgesel hava savunma kabiliyetine sahip olacak. Firkateynler daha etkin silahlarla donatılacak, daha etkin komuta kontrol ve savaş sistemlerine sahip olacak. 113 boyundaki gemi 14 metre genişlikte olacak. Sensörleri, silahları ve elektronik sistemleri milli imkanlarla hayata geçirilecek. Bu sistemler arasında satıhtan satıha güdümlü mermi dikey atım sistemi, 25 mm milli top, milli nokta hava savunma silah sistemi ve milli dekoy atım sistemi (sualtı yanıltma sistemi) bulunuyor.
Milli gemilerimizin inşasında, milli savunma sanayi şirketlerimiz olan ve elektronik sistemlerde teknoloji üreten ASELSAN ve HAVELSAN da yer alıyor.
Türkiye bu milli gemi inşa faaliyetleri sayesinde, dünya üzerinde harp gemisi inşa edebilen on devletten birisi oldu. Bu sayede, her bir gemisinin direğinin en tepesinde Kur’an-ı Kerim bulunan, demir almaktan, halat fora etmeye kadar her işini besmele ile gerçekleştiren Türk donanması personeli, kendi mühendisinin ve sanayicisinin ürettiği milli gemiler ve daha önemlisi milli atış kontrol ve silah sistemleriyle kendini daha güvenli hissedecek, çevre denizler başta olmak üzere bütün denizlerde, her türlü tehdide karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatlerini koruyacaktır.


Türk Deniz Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvenliğinin sadece karasularımız içinde sağlanamayacağı bilinciyle başta Karadeniz, Ege ve Akdeniz olmak üzere dünya denizlerinde varlık gösteriyor. Uluslararası faaliyetlere, operasyonlara, tatbikatlara katılıyor. Bu gayretler milli imkanlarla daha iyi seviyelere geliyor. Bu çerçevede, sadece korvet ve firkateyn inşasının yeterli olmayacağı bilinciyle denizaltı, karakol gemisi, lojistik gemileri ve çok maksatlı amfibi hücum gemisi projeleri de sürdürülüyor.
İlk milli çok maksatlı amfibi hücum gemimiz TCG Anadolu’nun inşası sürüyor. Türk donanmasının uçak gemisinden önceki son durağı olarak inşa edilen amfibi hücum gemisinin Ege, Karadeniz ve Akdeniz harekât alanlarında ve gerektiğinde Hint okyanusu ile Atlantik okyanusunda görev yapması planlanıyor.
Çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, bir amfibi tabur ile gerekli muharebe ve destek araçlarını, ana üs desteği olmadan kriz ve harekat bölgelerine taşıyabilecek, havuzunda taşıyacağı çıkarma araçlarıyla çıkarma operasyonlarına katılabilecek ve uygun evsaftaki helikopter ve uçakların gece ve gündüz operasyon yapmasına imkan sağlayacak bir uçuş güvertesine sahip olacak. TCG Anadolu ile Türk Silahlı Kuvvetleri orta ölçekli küresel güç aktarımını gerçekleştirebilecek ve gerektiğinde onu hastane gemisi olarak da kullanılabilecek. Yaklaşık 27 bin ton ağırlığında ve 231 metre boyunda inşa edilmesi planlanan çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, silahlı kuvvetlerimizin envanterinde yer alan en büyük deniz platformu olacak.
Şurası muhakkak ki, kendisine dünyanın ilk on devleti arasına girmeyi bir hedef olarak belirleyen Türkiye Cumhuriyeti devletinin deniz kuvvetlerinin de bu iddiayı destekleyecek unsurlarla teşkil edilmesi gerekir. Yurt dışında, başka devletlerle yapılacak deniz askeri üsleri anlaşmaları da bu hedeflere ulaşmakta Türk Deniz Kuvvetleri’nin hareket serbestisine katkı sağlayacaktır. Arnavutluk Paşa Limanı’ndaki askeri üssümüz bu gayretlerin işaret fişeğidir. Afrika’nın kuzeyinde, doğusunda, batısında ve Hint okyanusunda tesis edilebilecek deniz üsleri, Türk devletinin deniz hak ve menfaatlerinin korunmasına ve ülke güvenliğinin ileriden tesis edilmesine katkı sağlayacaktır.

31 Ekim 2018 Çarşamba

Cummhurbaşkanı Erdoğan Açıkladı: Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi Üretimine Başlıyoruz

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

TÜRKGÜN  HABER PORTALI




Son Dakika! Erdoğan Açıkladı: Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi Üretimine Başlıyoruz ve İsmi Siper Olacak 

Son dakika! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Teknoloji Geliştirme Töreni'nde müjdeyi verdi. 

Buna göre Türkiye, uzun menzilli hava savunma sistemi üretimi yapacak ve projenin adı 'Siper' olacak.




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Teknoloji Geliştirme Töreni'nde müjdeyi verdi. 

Erdoğan, "Milli uzun menzilli bölgesel hava savunma sisteminin oluşturulması Savunma Sanayi Başkanlığımız öncülüğünde başlatıldı. 
İlk teslimat 2021 yılında. Projenin ismi Siper olacak." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:


"HEDEFLERDEN BİRİ, UYDU AYNALARININ ÜLKEMİZDE ÜRETİLMESİYDİ"


Bugün burada birbirinden önemli milli teknoloji geliştirme teknolojileri altyapı çalışmaları için bir araya geldik. 

TSK'ya teslim edilen yeni nesil silahların ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Ortaya koyduğumuz hedeflerden biri de uydu aynalarının ülkemizde üretilmesiydi.


"TÜRKİYE, SAVUNMA TEKNOLOJİLERİNİN HER ALANINDA HIZLA İLERLİYOR"


Kritik teknoloji olarak kabul edilen maliyeti yüksek parçaların maliyeti yüksekti. 

Bu proje sayesinden milli kabiliyet sayesinde geliştirme imkanı bulduk. Ödenen yüksek tutarların yurt içinde kalmasını sağlıyoruz. 
Türkiye; savunma, havacılık ve uzayteknolojilerinin her alanında söz sahibi olma yolunda hızla ilerliyor. 
Tesiste uydu kameralarının yanında yurt dışı tedarikinde sorun yaşanan hassas optik ve teleskop aynalarının üretimi gerçekleştirilecektir.


"İŞ DÖNÜP DOLAŞIP SAVUNMA SANAYİMİZE GELİYOR"


Dünyada sayılı laboratuarlardan biri oldu. 
Ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye'ye yapılan saldırılardan biri de uyguladığımız bağımsız politikalara tepki olduğunu biliyorum. İş dönüp dolaşıp savunma sanayimize geliyor. Savunma sanayinde yüzde 65 olan yerlilik millilik oranını daha da yukarı taşıyacağız.


"ELEKTROMANYETİK FIRLATMA SİSTEMİNİ ÜLKEMİZDE ÜRETTİK"


Savunma sanayi sektörümüz bugün binden fazla şirket yanında kobilerin araştırma kuruluşlarının yanında milli bir yapıya ulaşmıştır. 

Elektromanyetik fırlatma sistemini ülkemizde üretmeyi başardık. Işın projesi kapsamında yerli imkanlarla üretilen lazer sistemlerimiz yüksek isabet oranına sahip.


"PROJENİN İSMİ 'SİPER' OLACAK"



Lazer silahlarımız kendi mühendislerimiz tarafından üretildi. Proje kapsamında millileştirildi. Günümüzde güvenlik kavramının anlamı değişti. 

Fiziki güvenlik siber güvenlikle tahkim edilmesi gerekiyor. Sınırlarımız içinde ve dışında operasyonlarda yerli savunma sanayi araçlarını aktif olarak kullanıyoruz. 
Uzun menzilli bölgesel hava füze savunma sistemi ihtiyacımız gündeme geliyor. 
Bu sistemin önemi ortada. Milli uzun menzilli bölgesel hava savunma sisteminin oluşturulması Savunma Sanayi Başkanlığımız öncülüğünde başlatıldı.
İlk teslimat 2021 yılında. Projenin ismi Siper olacak. 

Bakan Albayrak: 6 Başlık Altında KDV ve ÖTV İndirimlerini Devreye Sokuyoruz


Son dakika! Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, yeni vergi indirimlerini açıkladı. Otomotiv, beyaz eşya, mobilya ve konutta KDV ve ÖTV indirimleri yapılacak. İndirimler yarından itibaren geçerli olacak.


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, vergi denetim kurulu toplantısı sonrası yeni vergi indirim paketini açıkladı. Bakan Albayrak, "6 başlık altında KDV ve ÖTV indirimlerini devreye alıyoruz" dedi. Buna göre;
  • Beyaz eşyada ÖTV sıfırlanacak
  • Motor hacmi 1600 cc altındaki araçlarda ÖTV 15 puan düşecek
  • Ticari araçlarda KDV yüzde 18'den 1'e düşecek
  • Mobilyada KDV yüzde 18'den 8'e inecek
  • Tapu harçlarının yüzde 4'den 3'e indirilmesi yıl sonuna kadar devam edecek.
  • Konut satışında KDV oranlarında yüzde 18'den 8'e indirim uygulamasını devam ettiriyoruz.

"ENFLASYONLA MÜCADELEYE DESTEK VEREN FİRMA SAYISI 2 BİN 500'Ü AŞTI"


"Yeni dönemde maliye alanında özellikle ortaya koyduğumuz hedeflere ulaşmak, reformları hayata geçirmek için Vergi Denetim Kurulunu yeniden kurgulayacağız.
Ekonomide tüm göstergelerde oldukça pozitif gelişmeler sağladık. Kurdaki köpük denilen seviyenin de Ekim ayı enflasyonu ile kırılmaya başladığını görüyoruz.
Fiyatlamalardaki negatif dalgalanmayı kırmak için enflasyonla mücadele programı başlatmıştık. Destek veren STK ve kurum sayısı 2 bin 500'ü aştı. Kurda ve faizdeki trend aşağı yönlü oldukça buradaki indirim oranlarının yüzde 10'un üzernie çıkmaya başladığını görmekten memnuniyet duyuyorum.
Kredi faizlerinde son bir ayda çok ciddi pozitif gelişmeler yakalandı. Yüzde 40-50'ler konuşulurken bugün itibariyle geldiği nokta ortalama yüzde 30'ların altına inmeye başladı. Mevduat faizleri yüzde 20'nin altına inmeye başladı. Bu trendin aşağı inmeye başladığını gösteren gelişmelerden biri."

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Yeni sistemde yeni bakanlıklar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle bakanlık sayısı 26'da 16'ya indiriliyor.



Yeni modele göre, etkin bir koordinasyon için bazı bakanlıklar birleştirilerek bakanlık sayısı 26'dan 16'ya düşürülecek. Yeni yapılanma kapsamında bazı bakanlıkların da isimleri değişecek.



BİRLEŞTİRİLEN BAKANLIKLAR 

Buna göre, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, "Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı" adıyla yeni bir çatı altında birleştirildi.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı ise "Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı" adıyla birleştirildi. Yeni oluşturulan bakanlığın amacı, yüksek teknoloji ile küresel ve prestijli markalar üreterek yapay zekada öncü, akıllı teknolojilerde lider, bilgiyi üretmede merkez bir ülke hedefi olacak.
İhracatın 500 milyar dolara yükseltilmesi ve İstanbul'un dünyanın finans merkezi olması hedefiyle, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Ekonomi Bakanlığı da "Ticaret Bakanlığı" adı altında birleştirildi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise "Tarım ve Orman Bakanlığı" çatısı altında bir araya geldi. Yeni bakanlık, orman arazilerinin korunarak yedi bölge, dört iklimde, her tarlanın sulandığı, yılda iki ürünün alındığı, tarımda çeşitliliğin ve verimliliğin zirveye ulaştığı, teşviklerin artarak sürdüğü, yemyeşil bir Türkiye hedefi için çalışacak.

Dışişleri Bakanlığı ile Avrupa Birliği Bakanlığı da birleştirilerek, "Dışişleri Bakanlığı" çatısı altında dış politikada daha etkili, uluslararası gelişmelerde daha etkin rol oynayacak.
Bu arada ekonomi alanında 6 olan ilgili bakanlık sayısı 3'e indi. Bu kapsamda, 16 yılda 3 kattan fazla artan milli geliri vizyon projelerle, ekonomik canlılık, istihdam, bilgi ve toplumsal fayda üreterek yeniden katlama hedefiyle oluşturulan sistemde ekonomi yönetimi sadeleşecek.
Başbakan Yardımcılığına bağlı Hazine Müsteşarlığı yeni yapılanmada Maliye Bakanlığı çatısı altında olacak. Maliye Bakanlığının adı ise "Hazine ve Maliye Bakanlığı" olarak değiştirildi.
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının adı ise "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı" oldu.




YENİ SİSTEMDEKİ BAKANLIKLAR 

Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı.


STRATEJİ VE POLİTİKA KURULLARI 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile oluşturulacak 9 kurul politika önerileri yapacak, bilimden, sağlık ve gıda politikalarına kadar stratejik ve uzun vadeli vizyonlar geliştirecek.
Yerel Yönetim Politikaları Kurulu, Sosyal Politikalar Kurulu, Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu, Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu, Hukuk Politikaları Kurulu, Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu, Ekonomi Politikaları Kurulu, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu adlarıyla oluşturulacak yapılanma ile sivil toplum kuruluşları, akademi ve sektör temsilcileri politika yapım sürecine doğrudan dahil edilerek ortak aklın kurumsallaştırılmasını sağlayacak.
Politika önerisi geliştirecek kurullar, icra faaliyetlerini izleyerek ilerleme raporları hazırlayacak.


4 OFİS AKTİF ROL OYNAYACAK 

Yeni sistemde tüm bakanlıkları ilgilendiren konularda faaliyet yürütecek olan doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı 4 ofis kurulacak.
Finans Ofisi, İnsan Kaynakları Ofisi, Dijital Dönüşüm Ofisi ve Yatırım Ofisi adlarını taşıyacak bu birimler, insan kaynağının etkin ve verimli kullanımı, dijital dönüşüm ve hizmet kalitesinin artırılması ile Türkiye'nin yatırım alanında cazibe merkezi haline getirilmesi ve yeni finansal enstrümanların geliştirilmesinde rol alacak.
Söz konusu yapılanma ile ekonomide netlik ve büyüme esas alınacak. Yeni yönetim modelinde ekonomi yönetimi; üretim, finans ve ticaret sacayaklarına oturtulacak.
Yatırım Ofisi ile büyük yatırımlar desteklenerek yatırımcıların önü açılacak. Finans Ofisi ile İstanbul Dünya Finans Merkezi Projesi yürütülecek ve Türkiye cazibe merkezi haline getirilecek.
Dijital Dönüşüm Ofisi ile devlet dijitalleşecek ve evraklar azalacak. Büyük veri analizi ve yapay zeka uygulamalarıyla yönetim yükü hafifleyecek, bürokrasi azalacak ve devlet hızlanacak.
Bu kapsamda önceliklerden biri de Türkiye'nin siber güvenlik alanında güç kazanması olacak.
İnsan Kaynakları Ofisi ile yeteneklerin keşfi sağlanacak ve kamunun performansı artırılacak.


CUMHURBAŞKANI'NDA BAĞLI 8 BAŞKAN OLACAK 

Yeni yönetim modelinde Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıklarla güçlü koordinasyon ve verimli yönetim sağlanacak.
Oluşturulacak Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile bütçe planlaması ve yönetimi daha verimli hale getirilecek, bütçe performansı yakından izlenecek. Bütçe yönetimi daha verimli hale getirilerek, bütçe disiplini pekiştirilecek ve yapısal reformlar hızlanacak.
Kurulacak "İletişim Başkanlığı" ile Türkiye'nin marka değeri daha da yukarı taşınacak.

Bu çerçevede Türkiye'nin tezleri sade, net ve güçlü şekilde sunulacak. Geleneksel ve yeni iletişim kanalları aktif kullanılarak, stratejik ve kapsayıcı bir iletişim sağlanacak. Ön alıcı (proaktif) iletişim ile yalan haber ve algı operasyonlarının engellenmesi sağlanacak.
Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) yeni sistemdeki adı "Milli İstihbarat Başkanlığı" olacak.
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde olacak Savunma Sanayii Müsteşarlığı da başkanlığa dönüştürülecek.
Kurullar eliyle terör sorunu çok yönlü ele alınacak ve daha etkin terörle mücadele sağlanacak. Sosyal hizmetlerden savunma sanayine kadar kapsayıcı politikalar geliştirilecek.
Yeni sistemle Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıklar şunlar olacak: "Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, İletişim Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı."

2 Mart 2018 Cuma

Başbakan Yıldırım Harekat, Afrin'le sınırlı değil


BAŞBAKAN Binali Yıldırım, "Uluslararası hukuktan ve meşru haklarımızdan kaynaklanan bu harekat, sonuna kadar devam edecek. Burada herhangi bir gün herhangi bir miat söz konusu değildir. Miat ve süre ancak ve ancak terör örgütünün tam anlamıyla yok edilmesi ve etkisiz hale getirilmesine bağlıdır. Bu harekatı Afrin'le sınırlı olarak düşünmemiz de söz konusu değildir" dedi.



MİLLİ Savunma Üniversitesi  Harp Enstitüleri Karargah Subaylığı 1. Dönem Eğitimi Mezuniyet Töreni'nde konuşan Yıldırım, "Türkiye olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir ülkenin toprağında gözümüz olmadı, olmayacak. Hiçbir ülkeyi yönetmek gibi bir hevese de sahip değiliz. Bölgesel, küresel barışa Türkiye kadar önem veren başka bir ülke yok. Biz Gazi Mustafa Kemal'in de en güzel şekilde ifade ettiği gibi, 'Yurtta sulh cihada sulh'istiyoruz. Bunu tesis etmek için çalışıyoruz. Yurtta ve cihanda sulhu istemek, sınırlarımızı dahili veharici düşmanlara karşı korumakla mümkündür"  açıklaması yaptı.


Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Harp Enstitüleri Karargah Subaylığı 1'inci Dönem Eğitimi Mezuniyet Töreni'nde konuşan Başbakan Binali Yıldırım, , Türkiye'nin son derece zor bir coğrafyada yer aldığını anlatarak, sadece coğrafi olarak değil, tarih olarak, kültürel değerler olarak da bu coğrafyanın merkezinde yer alan ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.

Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika'nın yaklaşık 200 yıldır dünyanın en dinamik, en çalkantılı coğrafyası olduğuna dikkati çeken Yıldırım, stratejik açıdan hayati öneme sahip bu bölgede, aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarının da bulunduğunu ifade etti.

Yıldırım, bölge halklarına siyasi ve ekonomik imkanlar sağlaması gereken bu durumun,  anlaşmazlıkların, krizin, iç savaşların temel sebebi haline dönüştüğünü dile getirerek, bugün ciddi sıkıntıların yaşandığı, Suriye, Filistin, İsrail, Lübnan, Irak, Yemen ve diğer bölgelerdeki olayların, Türkiye'nin tarihinden, Türkiye'nin geleceğinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

"YURTTA SULH, CİHADA SULHU İSTİYORUZ" 
Kafkasya, Balkanlar ve Kuzey Afrika'da yaşanan olayların, Türkiye'nin dışında ele alınamayacağını anlatan Yıldırım, şöyle konuştu: "Burada şunu söylemekte, tekrar etmekte fayda görüyorum, Türkiye olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir ülkenin toprağındagözümüz olmadı, olmayacak. Hiçbir ülkeyi yönetmek gibi bir hevese de sahip değiliz. Bölgesel, küresel barışa Türkiye kadar önem veren başka bir ülke yok.

Biz Gazi Mustafa Kemal'in de en güzel şekilde ifade ettiği gibi, 'Yurtta sulh cihada sulh'istiyoruz. Bunu tesis etmek için çalışıyoruz. Yurtta ve cihanda sulhu istemek sınırlarımızı dahili ve harici düşmanlara karşı korumakla mümkündür" 
Başbakan Yıldırım, bir ülkede yaşanan istikrarsızlık, ekonomik veya siyasi kaosun bütün bölgeyi hatta dünyayı etkisi altına alabildiğine vurgu yaptı.
"AFRİN İLE SINIRLI OLARAK DÜŞÜNMEMİZ SÖZ KONUSU DEĞİL" 
Suriye'de 7 yıldır yaşananlara hep birlikte şahit olduklarını aktaran Yıldırım, şöyle devam etti:  "Var olan iç savaş yüzünden milyonlarca insan evinden, barkından oldu.

Bir milyona yakın insan hayatını kaybetti. Türkiye olarak bu sorunun, bu iç savaşın, bu otorite boşluğunun en büyük bedelini ödeyen ülkeyiz. Bugün Fırat Kalkanı bölgesinde, Afrin bölgesinde bizim mücadelemiz, sadece ülkemizin sınırlarını güvence altına almak değil, aynı zamanda vatandaşımızın can ve mal güvenliğini korumak, bunun ötesinde de o bölgede Suriye'de, Irak'ta yaşayan mazlum, mağdur insanları terör örgütünün zulmünden kurtarmaktır. Uluslararası hukuktan ve meşru haklardan kaynaklanan bu harekat, sonuna kadar devam edecek.

Burada herhangi bir gün, herhangi bir miat söz konusu değildir. Miat ve süre ancak ve ancak terör örgütünün tam anlamıyla yok edilmesi ve etkisiz hale getirilmesine bağlıdır. Bu harekatı Afrin ile sınırlı olarak düşünmemiz de söz konusu değildir. Sınırlarımıza vaki tehdit, tehlike, terör nerede varsa orası bizim için hedeftir ve orada gerekli mücadeleyi yapmaktan da asla tereddüt etmeyiz.

Yıldırım, PKK/PYD ve DEAŞ, terör örgütlerinin hem Türkiye'de hem Suriye'de faaliyetleri sona erinceye kadar bu çalışmaları, bu operasyonları sürdüreceklerini ifade ederek, askerlerin terör karşısında gösterdiği başarı ve cesaretin de takdire şayan olduğunu aktardı.

 15 YILDA SAVUNMA SANAYİİNE 35 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM 
Savunma sanayi ve silah sistemlerinde sahip olunan milli teknoloji, bilgi, tecrübe birikiminin ulusal güvenliğin en önemli unsuru olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Son 15 yılda savunma sanayiine 35 milyar dolar yatırım yaptık ve savunma sanayinde ihraç eden ülke konumuna geldik. Bugün, 2 milyar doların üzerinde ihracat hacmine ulaştık. Daha yolun başındayız. Devletimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne her türlü teknolojik imkanı sunuyor, sunmaya da devam edeceğiz."  dedi.

Milli savunmayı, yeni teknoloji ürünü ve yerli savunma sistemleriyle güçlendirdiklerini aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:  "Savunma sanayimizi güçlendirmek için başta araştırma geliştirme faaliyetleri olmak üzere yerlileştirme ve millileştirme çalışmalarına da tüm hızıyla devam ediyoruz. Yüzde 24 ile aldığımız topyekun yerlileştirme oranını bugün yüzde 65 seviyesine çıkarmış bulunuyoruz. Ancak bununla yetinecek değiliz, en az yüzde 80'i hedefliyoruz. Tanklarımız, hava savunma sistemlerimiz, uydularımız, İHA, SİHA gibi caydırıcı silahlarımız, savaş gemilerimiz, uçak, helikopter gibi birçok araç ve gereci milli imkanlarla yapmaya başladık, geliştirmeye devam ediyoruz. Böylece Kara, Deniz ve Hava kuvvetlerimize artık kendi gemimiz, tankımız, uçak ve silah sistemlerimizle donatılmaktadır. Bu milli harp araçlarının, gemi ve uçakların devletine, milletine, milli, manevi değerlerine ve demokrasiye sadakatinden şüphe duymadığımız sizlere emanet ediyoruz. Bunları sizler kullanacaksınız. Küresel barış ve istikrarın korunması, devletin bekası, milli menfaatlerimiz için içeride ve dışarıda bu onurlu mücadeleyi sürdüreceksiniz." 

Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasını şöyle tamamladı:  "Bu güzel ülkeyi bizlere emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bütün ecdadımızı, vatanımız için canlarını seve seve feda eden bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun. Gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. Milli Savunma Üniversitesinin emsalleri içinde dünyanın en güçlü, en saygın üniversiteleri arasına katılacağına yürekten inanıyorum. Görüyorsunuz, 12 değişik ülkeden subaylar var, burada kurmaylık eğitimi alıyorlar. Önümüzdeki sene bu sayı daha da artacak, başka ülkeler de buraya katılacak. Bu vesileyle üniversiteye, üniversitenin kısa sürede 15 Temmuz darbe girişiminin verdiği olumsuz etkilerin kurtulmasında büyük emek ve gayret gösteren Rektörümüz Prof. Dr. Erhan Afyoncu başta olmak üzere bütün akademik personele, subaylara ve tabii bütün öğrencilere selamlarımı sevgilerimi sunuyorum, teşekkür ediyorum. Mezun genç subaylarımızı da yürekten kutluyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun."  Başbakan Yıldırım ayrıca, derece ile mezun olan dönem birincilerine hediyelerini verdi.


Törene, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, İstanbul Valisi Vasip Şahin, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Musa Avsever, Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, MSÜ Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile diğer davetliler katıldı.  (AA)

15 Temmuz 2018 Pazar

7 yeni Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı Çok Önemli Değişiklikler var

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

7 yeni Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. YAŞ'ın yapısı yeniden şekillendirildi. Devlet denetleme kurulu, MGK Genel Sekreterliği, Adli Tıp ile ilgili önemli değişiklikler yapıldı. Kararnameyle, Hazine ve Maliye Bakanı ile Milli Eğitim Bakanı YAŞ üyesi oldu.

KARARNAMENİN TÜM METNİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ 
Resmi Gazete'de 7 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ) yapısı yeniden düzenlendi.

Resmi Gazete'de yayımlanan kararnameye göre, YAŞ üyeleri Cumhurbaşkanı yardımcıları, Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanlarından oluştu.
Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü hallerde Yüksek Askeri Şura toplantılarına katılıp başkanlık edecek. Cumhurbaşkanının katılmadığında durumlarda toplantıya görevlendireceği yardımcısı başkanlık yapacak.
YAŞ'ın görevleri, "Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan askeri stratejik ana fikrin (konseptin) tespiti ve gerektiğinde yeniden gözden geçirilmesi hususları ve Silahlı Kuvvetlerin ana program ve hedefleri ile ilgili konularda görüş bildirmek, Silahlı Kuvvetlerle ilgili olup önemli görülen mevzuat taslaklarını inceleyip görüş bildirmek, Cumhurbaşkanının lüzum gördüğü hallerde Silahlı Kuvvetlerle ilgili diğer konular hakkında görüş bildirmek ve mevzuatla verilen görevleri yapmak" olarak belirlendi.
YAŞ, Cumhurbaşkanının başkan olarak belirleyeceği Cumhurbaşkanı Yardımcısının çağrısı ile yılda en az bir kez toplanacak. Cumhurbaşkanı gerektiğinde Şura'yı toplayabilecek.

KARARLAR, SALT ÇOĞUNLUKLA ALINACAK

Şura, bütün üyelerin katılması ile toplanacak. Ancak özürü olanlar "toplantıya katılamayacaklarını" toplantı gününden önce Şura sekreteryasına bildirecek.
Kararlar, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile alınacak. Oylarda eşitlik olması halinde Başkanın katıldığı tarafın oyları geçerli sayılacak. Oylama işlemi aksine bir karar alınmadıkça açık olarak yapılacak.
Toplantıya katılamayan üyeler, gündemdeki konular hakkında görüşlerini yazılı olarak bildirebilecek. YAŞ kararları, Cumhurbaşkanının onayı ile tekemmül edecek.

TOPLANTILAR GİZLİ YAPILACAK

Şura'nın sekretarya hizmetlerini, Cumhurbaşkanınca belirlenecek merci yürütecek.
YAŞ üyeleri, kendileri, kendilerinden kıdemli veya eşiti olan general ve amirallerin yükselme veya emeklilikleri ile ilgili konularda toplantılara katılamayacak.
Gizli olarak yapılacak YAŞ toplantılarında görüşmelerin ve alınan kararların açıklanması veya yayımlanması yasak olacak. Açıklanmasına Şura'nın kararıyla müsaade edilen konular, Milli Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanacak.

GİZLİLİĞİN KALDIRILMASI YÖNETMELİKTE GÖSTERİLECEK

Şura'da görüşülen mevzuat taslakları ile alınan kararların gizliliğinin ne şekilde ve ne zaman kaldırılacağı yönetmelikte gösterilecek.
Yüksek Askeri Şura'nın yönetimi ve çalışma usulleri ile sekretarya hizmetlerine ilişkin iş ve işlemler, Cumhurbaşkanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek.
Yayımı itibarıyla yürürlüğe giren kararnamenin hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütecek.

YÖK ÜYELİĞİNE VE ALTI ÜNİVERSİTEYE ATAMA

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeliğine ve altı üniversiteye atamalar yapılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yer aldı.
Buna göre, YÖK üyeliğine ASELSAN Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Çelik getirildi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Fatma Seniha Nükhet Hotar, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Akın Levent, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Nuri Aydın, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Erol Özvar, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Hüseyin Çiçek, Sakarya Üniversitesi Rektörlüğü'ne Prof. Dr. Fatih Savaşan atandı.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI'NA BAĞLI AFAD KURULDU



Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle İçişleri Bakanlığı'na bağlı Afet ve Acil Durum (AFAD) Yönetimi Başkanlığı kuruldu.
"Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, İçişleri Bakanlığı'na bağlı AFAD Yönetimi Başkanlığı kuruldu.
Kararnamede, merkez ve taşra teşkilatlarından oluşan Başkanlık hizmet birimlerine yer verildi.
Başkanlık, afet ve acil durumlarla sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve risk azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması, yurt içinde ve yurt dışında insani yardım operasyonlarının yapılması ve koordine edilmesi ile bu konularda politika önerilerinin geliştirilmesi ve uygulanması hususlarını yürütecek.
Başkanlık bünyesindeki Afet ve Acil Durum Danışma Kurulu, başkan veya başkan yardımcısı başkanlığında, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Kızılay Derneğinden daire başkanı düzeyinde birer temsilci ve alanla ilgili çalışmaları bulunan ve Yükseköğretim Kurulu tarafından bildirilecek en az on üniversite öğretim üyesi arasından Başkanın belirleyeceği üç üyeden oluşacak.
Kurul, yılda en az iki kez toplanacak. Ayrıca başkanın çağrısı üzerine olağanüstü de toplanabilecek. Kurulun görevleri arasında afet ve acil durumlardan korunmak, afet ve acil durum risklerini azaltmak, afet ve acil durum sonrası yapılacak faaliyetler hakkında öneriler sunmak, politikaları ve öncelikleri belirlemek bulunuyor.
İllerde de valilere bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kuruldu.

GENELKURMAY MİLLİ SAVUNMA BAKANI'NA BAĞLANDI

Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Milli Savunma Bakanına bağlandı.
"Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kararnameyle 10 Temmuz'da yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Kuvvet komutanlıklarının bağlılığı" başlıklı 338'inci maddesi, "Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları" başlığıyla yeniden düzenlendi.
Buna göre, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarının görev ve sorumluluklarında birtakım düzenlemeler yapıldı.
Kuvvet komutanlıklarının Milli Savunma Bakanına bağlılığını düzenleyen maddede değişikliğe gidilerek maddeye Genelkurmay Başkanlığı da eklendi.
Buna göre, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanına bağlandı. Söz konusu düzenleme sonrası ilgili madde, "Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlıdır. Cumhurbaşkanı gerekli gördüğünde genelkurmay başkanı ile kuvvet komutanları ve bağlılarından doğrudan bilgi alabilir, bunlara doğrudan emir verebilir. Verilen emir herhangi bir makamdan onay alınmaksızın derhal yerine getirilir" olarak düzenlendi.
Bu kapsamda, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları Milli Savunma Bakanına ayrı ayrı bağlı ve sorumlu olacak. Genelkurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıklarının teşkilatı Milli Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşunda gösterilecek.

GENELKURMAY BAŞKANININ GÖREVLERİ

Cumhurbaşkanı namına silahlı kuvvetlerin komutanı olan genelkurmay başkanı savaşta başkomutanlık görevlerini cumhurbaşkanı namına yerine getirecek. Genelkurmay başkanı, silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile ana programları hazırlayarak Milli Savunma Bakanının onayına sunacak; bunlardan istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerinin Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar vasıtasıyla uygulanmasını sağlayacak. Personel hizmetleri ise özel kanunlarına ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre yürütülecek.
Genelkurmay başkanı, lojistik ve tedarik hizmetleri için tespit etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programlar ile askeri okullardaki eğitim ve öğretim hizmetlerine ilişkin önerilerini, bu hizmetleri yürütecek olan Milli Savunma Bakanlığına bildirecek. Uluslararası yapılacak anlaşma ve antlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde Genelkurmay başkanının mütalaası alınacak. Genelkurmay başkanı gerektiğinde bu toplantılara katılabilecek veya temsilci gönderebilecek.
Genelkurmay başkanı şahsen veya yetkili kılacağı kişi ve kuruluşlarla, görev ve yetkilerine ait konularda ilgili bakanlıklar, daireler ve kurumlarla doğrudan yazışma yapabilecek, temaslarda bulunabilecek.
Milli Savunma Bakanlığının görevlerini yürütmesine ilişkin maddede yapılan değişiklikle de kuvvet komutanlıklarının yanına Genelkurmay Başkanlığı ifadesi eklendi. Madde, "Milli Savunma Bakanı görevlerini, Genelkurmay Başkanlığı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşları vasıtasıyla yerine getirir" olarak düzenlendi.
Kararnameyle, Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki Harita Genel Müdürlüğünün kuruluş, teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esaslara ilişkin de düzenleme yapıldı. Savunma, güvenlik, istihbarat ve kalkınma maksatlı çalışan kurum ve kuruluşların temel coğrafi veri ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Harita Genel Müdürlüğüne bağlı olarak Coğrafi Veri Merkezi kuruldu.

TİKA VE YTB, KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI'NA BAĞLANDI



TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlandı.

MGK'NIN YAPISI YENİDEN DÜZENLENDİ

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle, Cumhurbaşkanına bağlı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nin yapısı yeniden düzenlendi.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin Teşkilat ve Görevleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, Cumhurbaşkanına bağlı Genel Sekreterliğin teşkilat, görev, yetki, çalışma usul ve esasları yeniden düzenlendi.
İki ayda bir toplanacak MGK'nın üyeleri, gerektiğinde doğrudan Cumhurbaşkanının çağrısıyla da bir araya gelebilecek.
Kurul toplantıları Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılırken, Kurula Cumhurbaşkanının katılmadığı zamanlarda Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlık edecek.
Kurul toplantılarına üyeler dışında, gündemin özelliğine göre ilgili bakan ve kişiler de çağrılarak bilgi ve görüş alınabilecek.
MGK kararları çoğunlukla alınacak, eşitlik halinde Kurul Başkanının bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılacak. Kurul kararları, Genel Sekreterlik tarafından Cumhurbaşkanlığına gönderilecek.
Kurulun gündemi Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenecek. Cumhurbaşkanı yardımcıları, kurul üyesi bakanlar ile diğer bakanlar ve Genelkurmay Başkanının gündeme girmesini istedikleri konular, Genel Sekreter vasıtasıyla Cumhurbaşkanına iletilecek.

MGK GENEL SEKRETERLİĞİ'NİN GÖREVLERİ

MGK Genel Sekreterliği görevleri kapsamında, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, kurul üyesi bakanlar ile diğer bakanlar ve Genelkurmay Başkanının, gündeme girmesini istedikleri konular Cumhurbaşkanına sunulacak. MGK Genel Sekreterliği'nin görevleri şöyle belirlendi:
"Cumhurbaşkanınca düzenlenen gündemi Kurul üyelerine dağıtmak. Kurul toplantıları için toplantı yerinin hazırlanmasını sağlamak, toplantı tutanaklarını Cumhurbaşkanının belirleyeceği usule göre tutmak. Toplantı sonucunda alınacak karar ve basın bildirisi taslağını hazırlayarak Kurula sunmak ve Kurul tarafından onaylanmasının ardından Kurul kararlarını imzalatarak bir nüshasını Cumhurbaşkanına sunmak. Kurul kararlarının bir nüshası ile görüşme tutanaklarını Genel Sekreterlik arşivinde muhafaza etmek, basın bildirisini basın ve yayın kuruluşlarına dağıtmak.
Kurulun her türlü yazı işlerini yürütmek. Kurul tarafından verilen görevleri yerine getirmek, bu çerçevede söz konusu görevlere ilişkin araştırma ve değerlendirme yapmak ve yaptırmak. Bu araştırma ve değerlendirme sonuçlarını Kurul üyelerine ulaştırmak ve bu konuları kapsayan bir dokümantasyon merkezi oluşturmak. Milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacıyla Kurulun belirlediği görüşler dahilinde iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasları kapsayan Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'nin hazırlanmasına ilişkin çalışmaları yürütmek. Diğer mevzuatla Genel Sekreterliğe verilen görevleri yerine getirmek. Cumhurbaşkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak."

AVRUPA BİRLİĞİ (AB) BAŞKANLIĞI, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI'NIN BAĞLI KURULUŞU OLDU

Resmi Gazete'de yayımlanan "Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi"ne göre AB Başkanlığı'nın görevi, "5 Mayıs 1969 tarihli 1173 sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla Türkiye'nin AB üyeliğine hazırlanmasına yönelik yapılacak çalışmaların yönlendirilmesi, izlenmesi ve koordinasyonu ile üyelik sonrası çalışmaların koordinasyonunu yürütmek" olarak tanımlandı.
Kararnamede, merkez ve yurt dışı teşkilattan oluşan AB Başkanlığının, Dışişleri Bakanlığı'nın bağlı kuruluşu olduğu belirtildi.
Buna göre, başkanlığın üst amiri AB Başkanı olacak. "AB Başkanlık görevi" de bakan tarafından görevlendirilen bakan yardımcısınca yürütülecek ve başkan, AB'den sağlanan katılım öncesi mali yardımlara ilişkin "Ulusal Yardım Koordinatörü" de olacak.
Kararnamede, AB Başkanlığı'nın hizmet birimleri ise şöyle sıralandı:
"AB ile İlişkiler Genel Müdürlüğü, Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürlüğü, Yönetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği."

AB EĞİTİM VE GENÇLİK PROGRAMLARI MERKEZİ BAŞKANLIĞI

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle ayrıca, AB Başkanlığı ile ilgili AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı da kuruldu.
Kararnamede, söz konusu başkanlığın görev ve yetkileri, AB'nin eğitim ve gençlik programlarını Türkiye'de duyurmak, bu programlara katılım çalışmalarını yürütmek, koordine etmek, izlemek ve Avrupa Komisyonu'na rapor halinde sunmak, bu programlar hakkında Avrupa Komisyonu ile gerekli görüşmeleri yapmak ve uygulama sözleşmelerini imzalamak olarak yer aldı.
Başkanlığın, başkan, genel koordinatörler, program koordinatörleri, destek hizmetleri koordinatörleri ile yeterli sayıda uzman, uzman yardımcısı, mütercim, rehber, denetçi, danışman ve destek hizmetleri personelinden oluştuğu belirtildi.

TAEK'İN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI BELİRLENDİ



Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) görev, yetki ve sorumlulukları belirlendi.
Konuya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Buna göre, nükleer enerji, iyonlaştırıcı radyasyon ve hızlandırıcı teknolojilerinin barışçıl amaçlarla ülke yararına kullanılması için teknik çalışmaları yapmak, yaptırmak ve koordine etmek üzere çalışan TAEK, bu kapsamda izlenecek ulusal politika ve strateji önerilerini hazırlayarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına sunacak.
TAEK, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ile özel sektörün nükleer enerji, radyasyon ve hızlandırıcı teknolojileriyle ilgili bakanlığın uygun gördüğü öncelikli alanlarda; ekipman, malzeme ve yazılım dahil olmak üzere araştırma, geliştirme, teknoloji edinme, yenilik, tasarım, üretim, test ve yerlileştirme faaliyetlerine katılım sağlayacak teşvik ve destek sistemleri oluşturacak.
Ayrıca, görev alanıyla ilgili insan kaynağı oluşturmak amacıyla burs vermekle yükümlü olan TAEK'in yürütme kurulu Cumhurbaşkanınca atanacak başkan ve dört üyeden oluşacak.
Kurum başkanına çalışmalarında yardımcı olmak üzere üç başkan yardımcısı atanacak ve başkan yokluğunda başkan yardımcılarından birini yerine vekil olarak bırakacak.
TAEK, Teknoloji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Radyoaktif Atık Yönetimi Dairesi Başkanlığı, Radyasyon ve Hızlandırıcı Teknolojileri Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Personel ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Denetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği olmak üzere dokuz hizmet biriminden oluşacak.
TAEK tarafından her yıl sonunda çalışma raporu hazırlanarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına sunulacak.

SAVUNMA SANAYİİ BAŞKANLIĞI'NIN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI BELİRLENDİ

Kararname ile Savunma Sanayii Başkanlığı'nın kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları belirlendi. Kararnameyle Cumhurbaşkanına bağlı ve tüzel kişiliği haiz kurulan Savunma Sanayii Başkanlığı, başkan, başkan yardımcıları ve hizmet birimlerinden oluşacak. Yurt dışı ve taşra teşkilatı kurmaya yetkili olacak. Başkanlığın en üst amiri olan başkan, kararnamede belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacak.
Savunma Sanayii İcra Komitesi cumhurbaşkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanının görevlendireceği Cumhurbaşkanı Yardımcısı, İçişleri ve Milli Savunma bakanları, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanından oluşacak. Cumhurbaşbanının katılmadığı toplantılarda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı vekaleten Komiteye başkanlık edecek.
Komite Cumhurbaşkanının daveti üzerine toplanacak. Komitenin sekreterya hizmetlerini Başkanlık yürütecek. Komite toplantılarının gündemi Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.

KARARNAMENİN TÜM METNİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ


5 Temmuz 2018 Perşembe

Savaş, barış ve yeni denge arayışları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Gelinen aşamada İkinci Dünya Savaşı ve müteakiben Soğuk Savaş sonrası sistemin doğal ömrünü tamamladığı ve dünyanın yeni bir siyasi-askeri dengeyi kurana kadar kaotik bir süreçten geçeceği anlaşılıyor.
Tarihin en önemli dönemeçlerinde, siyasi-askeri düzenler harp yoluyla ya da harbin dolaylı etkileri ile kurulur ve yıkılırlar. Üstelik, bu önermeyi test etmek de oldukça kolaydır. Örneğin, bu makalenin aslını ya da çevirisini okuyan her entelektüel, kendi devletinin ve devletinin tarihteki öncüllerinin nasıl kurulup yıkıldığını kısaca gözden geçirdiğinde, birçok durumda bir ya da bir dizi savaş ile karşılaşacaktır. Esasen, ilk bakışta iddialı gibi görünse de, savaş, sosyolojik temelleri kadar, biyolojik kökleri de olan bir olgu. Zira, kaynaklar üzerinde kontrol sağlamak için bir hiyerarşi içinde, sistematik şiddet uygulama eylemi sadece insanda değil, çeşitli karınca ve arı türleri başta olmak üzere doğada koloni halinde yaşayan birçok canlıda gözlemlenebilir. Elbette, insan topluluklarının kurdukları karmaşık siyasal yapılar, bu yapıların kendi içlerinde ve birbirleriyle etkileşimleri, insanın teknoloji üretme ve kullanma becerisi, onu bildiğimiz diğer canlı türlerinden ayırıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan uluslararası sistem de -Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısından Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü’ne (NATO) kadar- çok geniş coğrafyalarda vuku bulan bir savaşlar ve çatışmalar sürecin ürünü olmuştur. Gelinen aşamada İkinci Dünya Savaşı ve müteakiben Soğuk Savaş sonrası sistemin doğal ömrünü tamamladığı ve dünyanın yeni bir siyasi-askeri dengeyi kurana kadar kaotik bir süreçten geçeceği anlaşılıyor.

Yeni küresel savaş dinamikleri

İçinde bulunduğumuz yüzyılda yeni bir savaşın olup olmayacağı konusundaki tartışmaları pesimist -ya da gerçekçi- bir yaklaşımla değerlendiren uzmanlar, siyasal tarih boyunca hemen her yüzyılda büyük çaplı bir harp yaşandığını vurguluyor, 21. yüzyılda böyle bir olayın tekrar etmeyeceğini ileri sürmenin, bizatihi bu yüzyılda bir istisna yaşanacağını söylemek anlamına geleceğini, böyle bir iddianın ise izaha muhtaç olduğunu belirtiyorlar. Zira, siyasi tarihte geriye dönüp bakıldığında, sistemin büyük güçleri arasında kanlı savaşlar yaşanan dönemlere birçok örnek verilebilirken, tümüyle bir barış yüzyılı bulmak gerçekten zor ve istisnai. Ayrıca, dünyanın halihazırda bir ‘barış’ dönemi geçirdiğini öne sürmek de kolay değil.
Ukrayna’dan Suriye’ye kadar geniş bir hat üzerinde çatışmalar devam etmekte, Suriye Baas rejimi örneğinde görüldüğü üzere, kitle imha silahlarının kullanılmamasına ilişkin yaklaşık bir yüzyıl önce ulaşılan uluslararası normlar hiçe sayılabilmekte. Dahası, devlet dışı silahlı gruplar, insansız hava araçları, gelişmiş el yapımı patlayıcılar, personel tarafından kullanılan hava savunma sistemleri (MANPADS), güdümlü anti-tank füzeleri (ATGM) gibi taktik oyun-değiştiricilere rahatlıkla ulaşabiliyor. Bu durum, 20. yüzyılın düşük yoğunluklu çatışmalarının yerini, 21. yüzyılın hibrit harplerinin almasına neden oldu. İçinde bulunduğumuz dönem, ilan edilmeyen ve jeopolitik etkileri tahmin edilemeyen savaşların yükselişine tanıklık ediyor.

Küresel rekabet yeniden şekilleniyor

Dünyadaki tehlikeli gidişatın durdurulması da bir o kadar zor. Silahsızlanma ve silahların kontrolü rejimleri belirtilen duruma açıklayıcı bir örnek teşkil ediyor. Söz gelimi, nükleer silahsızlanmaya ilişkin düzenlemelerde stratejik harp başlıklarını ve bu silahların atış vasıtalarını net biçimde tanımlamak, tanımlarla ilgili denetim mekanizmalarını işletmek mümkün. Ancak, 20. yüzyılın silahsızlanma ve silahların kontrolü paradigmasını 21. yüzyıla, söz gelimi siber harbe teşmil etmek ne kadar gerçekçi? Siber harp ajanlarını, tıpkı top bataryalarını ya da ana muharebe tanklarını ‘sayar‘ gibi ‘saymak‘, bir ülkenin taarruzi siber harp yeteneklerinin envanterini çıkarmak pratikte neredeyse imkansız…
İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sonrası statükonun önce bir çatışma sonra da yeniden denge ile yeni bir boyut kazanacağı hipotezini, muhtemel aktörlerin durumları ve kapasiteleri ile de desteklememiz gerekiyor.
ABD ve NATO’nun Avrupalı üyeleri, özellikle Irak ve Afganistan deneyimlerinin ardından, stratejik düzeyde kuvvet kullanarak müdahalede bulunmaktan çekinir durumdalar. Suriye’de, Baas rejiminin kimyasal silah kullanımına karşı Başkan Obama dönemindeki -anlamsız- çekingen tutum ve Başkan Trump döneminde sembolik düzeyde kalan askeri müdahaleler bu analizi doğrular nitelikte. Dahası, DEAŞ terörüne karşı sınırlarının ötesinde birkaç tugay büyüklüğünde konvansiyonel kuvvet konuşlandırabilen tek NATO üyesi ülkenin Türkiye olması da dikkat çekici. Öte yandan, 2018 ABD Milli Savunma Strateji Belgesi’nde belirtildiği üzere, Washington’un küresel liderliğine meydan okuyan Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu, askeri kapasiteleri -henüz- ABD’nin altında olsa da, cüretkar hamleler ile çok kutuplu dünya düzenini tahkim etmeyi sürdürüyorlar. Ayrıca, Rusya Federasyonu’nun Ukrayna müdahalesinde ve Suriye’deki askeri faaliyetlerinde gözlemlendiği üzere, bu önemli aktör, savaş ile barış dönemi arasında gri bir alanda kalan yeni müdahale konseptleri geliştirmeyi başarmış görünüyor. Kimi zaman Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un adıyla da anılan söz konusu doktrinin özellikle NATO ve ittifakın doğu kanadı açısından kritik bir de niteliği var. Teknik olarak açık bir savaş durumu söz konusu olmadığı için, NATO kurucu antlaşmasının 5. Maddesi ile tanımlanan casus foederis de şok edici bir sürpriz faktörüyle etkisizleştirilebilir. Tüm bunlar olurken belki de en ilginç gelişme, Washington’dan ABD dış politikasına ilişkin kafa karıştırıcı emareler gelmesi. Açıkçası, Trump yönetiminin içe kapanık bir tavırdan mı daha sert uluslararası rekabetten mi yana olduğunu anlamak kolay değil. Bu kafa karışıklığı, özellikle Baltık ülkeleri gibi NATO’nun göreli daha zayıf devletlerinde endişelere yol açıyor.

Öncekilere benzemeyen bir savaş

Bir gerçeğin altını çizmemiz gerekiyor, yeni bir uluslarası sistem inşasına yol açması muhtemel küresel çatışma, Birinci Dünya Savaşı ya da İkinci Dünya Savaşı örneklerinden çok farklı tezahür edecektir. Çünkü, 21. yüzyılda güç parametrelerinde önemli değişimler yaşandığı gibi, uluslararası mücadelenin zemin ve nitelikleri de ciddi biçimde değişiyor. Uzay ve siber-uzaydaki mücadele giderek artarken, teknolojik rekabet insansız sistemler ve otonomi etrafında oluşuyor.
Önümüzdeki on yıllarda, teknolojik gelişmelerin askeri, ekonomik, sosyal ve dolayısıyla siyasal boyutlarda köklü değişimlere neden olması kaçınılmaz. En önemlisi de, bilgisayar trendlerinde ve dijital alanda yaşanan ilerlemelerin, yapay zeka atılımı ile çok farklı bir boyut kazanıyor olması. Yapay zeka devriminin doğal askeri sonuçlarından en seçilebilir olanı, robotik harbin yükselişi. Öte yandan küresel olarak yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasına ilişkin sosyo-ekonomik projeksiyon çalışmaları, bir diğer sonucun da makinelerin insana dayalı işgücünün yerini almasıyla kitlesel düzeyde artan işsizlik dalgası olacağını belirtiyor. Güvenlik bilimlerinin, neredeyse fen bilimlerini andırır şekilde, doğrusal denklem ile ifade edilebilen kuralını anımsamakta yarar var; işsizlik, özellikle de genç işsizliği, radikal ideolojiler ile birleşince ortaya çıkan sonuç terörizm oluyor. Burada radikal ideolojilerin yayılmasında gelişen enformasyon teknolojilerinin ne denli önemli olduğunu, terör örgütlerinin internet üzerinden yaptığı propogandanın etkilerini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu nedenle, 2020’ler ve 2030’larda DEAŞ benzeri terör örgütlerinin insan kaynağı bulmada zorlanmayacaklarını da söyleyebiliriz.

Bir diğer konu da, bilgisayar ve enformasyon teknolojilerine bağlı olarak verilerin ve dijitalize sistemlerin korunmasına ilişkin zorlukların giderek daha ciddi bir boyut kazanacak olması. Sadece son yıllarda Batı dünyasındaki demokratik süreçlere olan siber ve enformasyon müdahaleleri iddialarına, sosyal medyanın manipülatif amaçlarla kullanımına ya da bilgi güvenliğinin içinde bulunduğu riskli duruma bir göz atmak dahi mevcut durumu özetliyor. Somut olarak ortaya koymak gerekirse, 2020’lerde ve 2030’larda yaşanacak savaşların hem çok ileri seviyede açık kaynaklı istihbarat faaliyetini hem de milyonları yanıltabilecek biçimde enformasyon harekatlarını yoğun biçimde beraberinde getirmesi kaçınılmaz. Bu nedenle, çağın gereklerini anlayamayan aktörler için, bir zamanlar “harp meydanında kazanıp, diplomasi masalarında kaybetmek” formülasyonunu, “harp meydanında kazanıp, küresel iletişim zeminlerinde kaybetmek” şeklinde yenilemek gerekecek.


Tekno-bilimsel paradigma kayması ve Türkiye

Yukarıda tartışılan hususlardan sonra sıra Türkiye’ye geldiğinde kendimize iki basit ancak kritik soru sormamız gerekiyor. Birincisi, dünyada belirtilen değişimler yaşanırken Türkiye nerede duruyor, ikincisi ve daha önemlisi, 21. yüzyıl bir önceki yüzyılın küllerini üzerinden atarken Türkiye’nin milli stratejisinin ne olması gerekiyor?
Bu sorulara tek bir yazıda yeterince yanıt vermek zor. Bununla birlikte, dışarıdan bakılınca görülen manzarayı özetlemeye çalışalım. Birincisi, Türk savunma sanayiinin ve Türkiye’nin askeri-endüstriyel kompleksinin yakaladığı ivme, ilk bakışta tahmin edilenden çok daha önemli sonuçlar doğuruyor. Ankara, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı gibi harekatları yürütürken, 1990’ların sınır ötesi harekatlarından farklı olarak ciddi ölçüde kendi ürettiği silah sistemlerine ve milli envanterine dayandı. Bu nedenle, yine 1990’lı yıllardan farklı şekilde, diplomatik bir ‘sopa‘ olarak kullanılan adı konulmamış silah ambargolarına karşı bağışıklığını ciddi biçimde tahkim etmiş oldu. Elbette, bu başarılı resmin tamamlanması için Altay ana muharebe tankının envantere girmesi, Akıncı gibi daha stratejik İHA sistemlerinin kullanılmaya başlanması, milli çok katmanlı hava savunma mimarisinin inşa edilmesi, temel güç projeksiyonu unsuru olacak çok maksatlı amfibi hücum gemisi projelerinin hayata geçirilmesi ve diğer birçok ciddi eşiklerin daha aşılması gerekiyor. Ancak, milli askeri kapasite inşasına ilişkin gelişmelerin oldukça başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
İkinci olarak, Türk savunma duruşu, artık, Somali’den Katar’a kadar geniş bir eksende bölgesel bir stratejiye dayanıyor. Bu strateji sadece sert güç unsurlarından da oluşmuyor. Yumuşak güç unsurlarını da kapsayacak şekilde, Ankara, Türkiye’yi çevreleyen coğrafyada bir akıllı güç potansiyeli oluşturmayı hedefliyor.
21. yüzyılın belirginleşen rekabet ortamında Türkiye’yi yeni oluşacak statükonun kazananlarından yapmanın en önemli şartı ise, dünyada baş döndürücü hızla süren tekno-bilimsel dönüşümü takip edecek ve hatta belirli segmentlerde yönetecek beyin gücünün, hem üst düzey eleştirel düşünce kültürü hem de milli güvenlik hassasiyetlerini taşıyacak şekilde yetiştirilmesi… Burada, altını önemle çizmemiz gereken husus şu: Tarıma dayalı üretim sisteminde ekilebilir arazi ve tarım ekonomisinde üretici olabilecek, yani bahse konu araziyi işleyebilecek nüfusun sayısı bir devletin güç kapasitesi üzerinde doğrudan belirleyici iken, sanayi devrimi toplumunda benzer bir denklem askeri gücü destekleyecek fabrikalara ve bu fabrikalarda çalışan işgücüne dayanmakta idi. Konuyla ilgili birçok çalışma, sanayi devrimi sonrası toplumlarda eğitim sisteminin dahi barış zamanında fabrikada disiplin içinde verimlilikle çalışacak işçiler, savaş zamanında da aynı disiplinle birliğinde faaliyet gösterecek askerler yetiştirmek üzere kurgulandığını analiz ediyor. Günümüz enformasyon toplumlarında ise ülkenin milli güç kapasitesini destekleyecek vatandaş profili, sanayi devrimi toplumlarından farklı olarak, girişimci, bilgiye erişimi ve kullanmayı iyi bilen, teknoloji üretimine inovatif katkıda bulunmaya uygun bir eğitim almış bireylerden oluşuyor.
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sonrası oluşacak yeni uluslararası denklemde belirleyici olması için, savunma sanayii alanındaki başarılı atılımının bir benzerini, insansız sistemlerdeki teknoloji üretimine ilişkin ivmeden de yararlanarak, gerekli beyin gücünü oluşturacak şekilde tekrarlaması zaruri. Üstelik, dünyadaki tekno-bilimsel trendlerin geldiği nokta, stratejik farkındalığı yüksek devletlere, sanayi devrimi sonrası eksikliklerini yeni paradigmadan yararlanarak telafi etmek gibi büyük bir şans tanıyor. Yani, henüz ana muharbe tankı üretmemiş bir devlet, insansız hava aracı ve akıllı mühimmat üretir, hatta ihraç eder duruma gelebiliyor. Bu nedenle, önümüzdeki on yıllar için iki somut hedef koyulmasında fayda var: Türk savunma sanayiinin dünyada robotik harp trendlerini sürüklemesi ve genç Türk girişimcilerin teknoloji start-up’larında, özellikle yapay zeka alanında, ciddi başarılar yakalaması… Bu iki hedefin gerçekleştirilebilmesi halinde, Türk milli güç kapasitesinin jeopolitik etkilerinin çok geniş bir coğrafyada hissedilmesi kaçınılmaz olacaktır.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html