BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Adalet Bakanlığı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Adalet Bakanlığı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Yeni sistemde yeni bakanlıklar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle bakanlık sayısı 26'da 16'ya indiriliyor.



Yeni modele göre, etkin bir koordinasyon için bazı bakanlıklar birleştirilerek bakanlık sayısı 26'dan 16'ya düşürülecek. Yeni yapılanma kapsamında bazı bakanlıkların da isimleri değişecek.



BİRLEŞTİRİLEN BAKANLIKLAR 

Buna göre, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, "Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı" adıyla yeni bir çatı altında birleştirildi.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı ise "Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı" adıyla birleştirildi. Yeni oluşturulan bakanlığın amacı, yüksek teknoloji ile küresel ve prestijli markalar üreterek yapay zekada öncü, akıllı teknolojilerde lider, bilgiyi üretmede merkez bir ülke hedefi olacak.
İhracatın 500 milyar dolara yükseltilmesi ve İstanbul'un dünyanın finans merkezi olması hedefiyle, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Ekonomi Bakanlığı da "Ticaret Bakanlığı" adı altında birleştirildi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise "Tarım ve Orman Bakanlığı" çatısı altında bir araya geldi. Yeni bakanlık, orman arazilerinin korunarak yedi bölge, dört iklimde, her tarlanın sulandığı, yılda iki ürünün alındığı, tarımda çeşitliliğin ve verimliliğin zirveye ulaştığı, teşviklerin artarak sürdüğü, yemyeşil bir Türkiye hedefi için çalışacak.

Dışişleri Bakanlığı ile Avrupa Birliği Bakanlığı da birleştirilerek, "Dışişleri Bakanlığı" çatısı altında dış politikada daha etkili, uluslararası gelişmelerde daha etkin rol oynayacak.
Bu arada ekonomi alanında 6 olan ilgili bakanlık sayısı 3'e indi. Bu kapsamda, 16 yılda 3 kattan fazla artan milli geliri vizyon projelerle, ekonomik canlılık, istihdam, bilgi ve toplumsal fayda üreterek yeniden katlama hedefiyle oluşturulan sistemde ekonomi yönetimi sadeleşecek.
Başbakan Yardımcılığına bağlı Hazine Müsteşarlığı yeni yapılanmada Maliye Bakanlığı çatısı altında olacak. Maliye Bakanlığının adı ise "Hazine ve Maliye Bakanlığı" olarak değiştirildi.
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının adı ise "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı" oldu.




YENİ SİSTEMDEKİ BAKANLIKLAR 

Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı.


STRATEJİ VE POLİTİKA KURULLARI 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile oluşturulacak 9 kurul politika önerileri yapacak, bilimden, sağlık ve gıda politikalarına kadar stratejik ve uzun vadeli vizyonlar geliştirecek.
Yerel Yönetim Politikaları Kurulu, Sosyal Politikalar Kurulu, Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu, Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu, Hukuk Politikaları Kurulu, Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu, Ekonomi Politikaları Kurulu, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu adlarıyla oluşturulacak yapılanma ile sivil toplum kuruluşları, akademi ve sektör temsilcileri politika yapım sürecine doğrudan dahil edilerek ortak aklın kurumsallaştırılmasını sağlayacak.
Politika önerisi geliştirecek kurullar, icra faaliyetlerini izleyerek ilerleme raporları hazırlayacak.


4 OFİS AKTİF ROL OYNAYACAK 

Yeni sistemde tüm bakanlıkları ilgilendiren konularda faaliyet yürütecek olan doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı 4 ofis kurulacak.
Finans Ofisi, İnsan Kaynakları Ofisi, Dijital Dönüşüm Ofisi ve Yatırım Ofisi adlarını taşıyacak bu birimler, insan kaynağının etkin ve verimli kullanımı, dijital dönüşüm ve hizmet kalitesinin artırılması ile Türkiye'nin yatırım alanında cazibe merkezi haline getirilmesi ve yeni finansal enstrümanların geliştirilmesinde rol alacak.
Söz konusu yapılanma ile ekonomide netlik ve büyüme esas alınacak. Yeni yönetim modelinde ekonomi yönetimi; üretim, finans ve ticaret sacayaklarına oturtulacak.
Yatırım Ofisi ile büyük yatırımlar desteklenerek yatırımcıların önü açılacak. Finans Ofisi ile İstanbul Dünya Finans Merkezi Projesi yürütülecek ve Türkiye cazibe merkezi haline getirilecek.
Dijital Dönüşüm Ofisi ile devlet dijitalleşecek ve evraklar azalacak. Büyük veri analizi ve yapay zeka uygulamalarıyla yönetim yükü hafifleyecek, bürokrasi azalacak ve devlet hızlanacak.
Bu kapsamda önceliklerden biri de Türkiye'nin siber güvenlik alanında güç kazanması olacak.
İnsan Kaynakları Ofisi ile yeteneklerin keşfi sağlanacak ve kamunun performansı artırılacak.


CUMHURBAŞKANI'NDA BAĞLI 8 BAŞKAN OLACAK 

Yeni yönetim modelinde Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıklarla güçlü koordinasyon ve verimli yönetim sağlanacak.
Oluşturulacak Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile bütçe planlaması ve yönetimi daha verimli hale getirilecek, bütçe performansı yakından izlenecek. Bütçe yönetimi daha verimli hale getirilerek, bütçe disiplini pekiştirilecek ve yapısal reformlar hızlanacak.
Kurulacak "İletişim Başkanlığı" ile Türkiye'nin marka değeri daha da yukarı taşınacak.

Bu çerçevede Türkiye'nin tezleri sade, net ve güçlü şekilde sunulacak. Geleneksel ve yeni iletişim kanalları aktif kullanılarak, stratejik ve kapsayıcı bir iletişim sağlanacak. Ön alıcı (proaktif) iletişim ile yalan haber ve algı operasyonlarının engellenmesi sağlanacak.
Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) yeni sistemdeki adı "Milli İstihbarat Başkanlığı" olacak.
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde olacak Savunma Sanayii Müsteşarlığı da başkanlığa dönüştürülecek.
Kurullar eliyle terör sorunu çok yönlü ele alınacak ve daha etkin terörle mücadele sağlanacak. Sosyal hizmetlerden savunma sanayine kadar kapsayıcı politikalar geliştirilecek.
Yeni sistemle Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıklar şunlar olacak: "Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, İletişim Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı."

22 Kasım 2017 Çarşamba

ABD, Türkiye'nin Rıza Sarraf sorularını yanıtsız bıraktı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve New York Güney Bölge Savcılığı, "Rıza Sarraf davasının delillerinin kaynağı" ile ilgili sorulara cevap vermekten kaçındı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve New York Güney Bölge Savcılığı, AA muhabirlerinin, "Rıza Sarraf davasının delillerinin ne şekilde elde edildiği"ne ilişkin sorularına yanıt vermekten kaçındı.
Gelecek hafta jürili duruşmasının başlaması beklenen Sarraf davasındaki delillerin kaynağıyla ilgili soru işaretleri cevap bekliyor.
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ'ın konuyla ilgili, "Dosyada kullandığınız sözde deliller, nerede, ne zaman nasıl ve kimden elde ettiniz? Dosyadaki sözde bu delillerin aslı mı var, yoksa kopya mı veya oluşturulmuş sahte deliller mi?" şeklindeki açıklamasının ardından Sarraf dosyasındaki deliller bir kez daha odak noktası oldu.
ÜÇ KURUMDAN DA "YORUM YOK"
AA muhabirleri, söz konusu delillerle ilgili, "Sarraf dosyasındaki deliller ABD yetkili makamları tarafından ne şekilde elde edilmiştir? Söz konusu deliller casusluk faaliyeti sonucunda mı elde edildi?" şeklindeki soruları ABD Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve New York Güney Bölge Savcılığı yetkililerine yöneltti.
Her üç kurum da AA muhabirlerinin sorularına "yorum yapmayı reddettikleri" şeklinde yanıt verdi.
ABD Adalet Bakanlığı, Sarraf davasıyla ilgili sessizliğini korurken, AA'nın sorularını New York Bölge Savcılığına yönlendirmeyi tercih etti. Bölge Savcılığı ise "Bu konuda şu anda bir yorum yapmayı reddediyoruz." değerlendirmesini yaptı.
Doğrudan New York Bölge Savcılığına yöneltilen "delillerin kaynağı"na ilişkin soru da yetkililer tarafından "yorum yok" şeklinde cevaplandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı benzer şekilde bir tutum takındı. AA muhabirine yaptığı yazılı açıklamada, Bakanlık Sözcüsü Heather Nauert'in günlük basın brifingindeki "Bu konu Adalet Bakanlığının alanına girmektedir." sözlerine atıf yaparak, başka bir değerlendirmede bulunmayacaklarını bildirdi.
Basın brifinginde Nauert ayrıca, "Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişimiyle ABD'nin herhangi bir şekilde ilgisi bulunmamaktadır. Bu iddialar gülünçtür." açıklamasını yapmıştı.
JÜRİ SEÇİMLERİNİN ARDINDAN DURUŞMALAR BAŞLAYACAK
New York'ta tutuklu yargılanan iş adamı Rıza Sarraf ve Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla davasının esastan görülmesine 27 Kasım'daki jüri seçimleri tamamlandığında başlanacağı duyurulmuştu.
Sarraf ve Atilla'nın yargılanmasına başlanmadan önce son kez ara duruşması yapılmış, duruşmaya katılmayan Sarraf'ın "suçunu kabul ederek savcılıkla işbirliği yapacağı yönünde haberler" medyaya yansımıştı.
İran'a yönelik yaptırımları delme, banka dolandırıcılığı ve kara para aklamakla suçlanan Sarraf geçen yıl mart ayından bu yana New York'ta tutuklu bulunuyor. Atilla ise 27 Mart'ta JFK Havalimanı'ndan Türkiye'ye gitmek üzereyken gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştı.
Savunma ekibinden ABD'li yetkililerin sunduğu delillere itiraz
Öte yandan Atilla'nin avukatlarından Cathy Fleming, ABD'nin New York Güney Bölge Mahkemesi'ne ekim ayında sunduğu yeminli dilekçelerde ABD'li yetkililerin delil olarak sunduğu tartışma yaratan bilgi, belge ve kayıtların "çalıntı ve sahte olduğuna inandıklarını" belirtmişti.
Mahkemeye sunulan ses kayıtlarının delil olarak kullanılamayacağını kaydeden Fleming, "Ses kayıtları ABD'de delil kabul edilebilirlik standartlarını karşılamıyor, eksiklik kuralı altındaki minimum standartlara uymuyor ve ayrıca ses kayıtlarının güvenilir olmadığını gösteren önemli kanıtlar var. Bu da ses kayıtlarının delil olarak kabulünü imkansız kılıyor." ifadelerini kullanmıştı.
"SES KAYITLARI TÜRK HÜKÜMETİNE YÖNELİK DARBE GİRŞİMİNİN BİR PARÇASI"
Ses kayıtlarının "tartışmalı ve şüphe uyandırıcı" olduğuna dikkati çeken Fleming, bunların orijinal olup olmadığının adli olarak kanıtlanmadığını ve ses kayıtlarında eksik kısımlar bulunduğunu belirtmişti. "Ses kayıtlarının Türk hükümetine yönelik darbe girişiminin bir parçası olduğunu ve dinlemeleri yapanların görevden alındığını ve haklarında soruşturma başlatıldığını, bazılarının ülkeden kaçtığını öğrendim." ifadesini kullanan Fleming, kayıtların ABD yönetimi tarafından alınmadığını ve ABD'li yetkililere orijinallerinin (birileri tarafından) ulaştırılıp ulaştırılmadığının sorgulanması gerektiğini anlatmıştı.

Atilla'nın avukatı Fleming'in duruşmalar sırasında da söz konusu belgelere yönelik itirazlarda bulunarak iddianameden çıkarılmasıyla ilgili talepleri davanın yargıcı Richard Berman tarafından reddedilmişti.

30 Mayıs 2019 Perşembe

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yargı Reformu Stratejisi Belgesini açıkladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Yargı Reformu Stratejisi Programı'nda konuştu.


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Yargı Reformu Stratejisi Programı'nda konuştu.
Erdoğan, konuşmasına, toplantının ülkeye, millete, adalet teşkilatına ve yargının tüm taraflarına hayırlı olması temennisiyle başladı. 
Uzun ve emek isteyen bir hazırlık döneminin ardından strateji belgesini kamuoyunun huzuruna getiren Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve ekibi ile hazırlık sürecinde strateji belgesine katkı sağlayan herkese teşekkürlerini ileten Erdoğan, "Adalet mülkün temelidir' diyerek, devleti adalet üzerinde inşa eden ve yaşatan bir medeniyetin temsilcileri olarak, bu mesele bizim önceliklerimiz arasında hep ilk sıralarda yer almıştır. Milletimiz 2002 yılında ülkeyi yönetme sorumluluğunu bize tevdi ettiğinde Türkiye'yi eğitim, sağlık, adalet, emniyet üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik." diye konuştu. 
Geçen 17 yılda en büyük yatırımları ve en büyük reformları yine bu alanlarda yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, "Hayatın bizatihi kendisinin kesintisiz bir değişim süreci olduğu gerçeği bize bu alanlardaki reformları da sürekli devam ettirmemiz gerektiğine işaret ediyor. Bu sebeple şimdi milletimizle paylaşacağımız Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni aynı zamanda sonraki reform hazırlıklarının da başlangıcı olarak görebiliriz. " ifadesini kullandı.
Adalet Bakanı Gül'ün reform belgesinin hazırlık sürecine ilişkin bilgi verdiğini aktaran Erdoğan, "Reform belgesinde yer alan kimi uygulamaları, açıklamayı beklemeden hayata geçirmeye başladık. Türkiye Adalet Akademisi'nin kuruluşu, nöbetçi noterlik uygulaması, hakim ve savcıların uyacakları etik kuralların belirlemesi gibi hususlar bunlardan bir kısmıdır. Reform belgesinde yer alan diğer başlıkların uygulamaya geçebilmesi sürecini de bizzat yakından takip edeceğiz." diye konuştu. 

"Güçlülerin de adaletli olduğu toplumlar hızla büyür, kalkınır, zenginleşir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecindeki en büyük kazanımlarından birinin reform çalışmalarını özellikle sistematik bir şekilde hazırlama, tartışma ve hayata geçirme kabiliyetini geliştirmiş olmasına işaret ederek, şöyle devam etti: 
"Bunun için birliğe tam üyeliğimiz haksız bir şekilde engellendiğinde reformlar konusundaki kararlılığımızı 'Kopenhag kriterlerinin adını Ankara kriterleri yapar yolumuza devam ederiz' diye ifade etmiştik. Çünkü biz bu reformlara Avrupa Birliği istediği, dayattığı, takip ettiği için değil, milletimizin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz. Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin hazırlığında da Avrupa Birliği kriterlerinin elbette gözetilmiş olmakla beraber asıl milletimizin demokrasi, insan hakları ve adalet talepleri göz önüne alınmıştır. Tarih bize gösteriyor ki adaletin güçlü, güçlülerin de adaletli olduğu toplumlar hızla büyür, kalkınır, zenginleşir. Buna karşı adalet temeli çürük olan hiçbir toplumun ve devletin uzun süre ayakta kalma şansı yoktur. Ecdadımız yüreğinin ve bileğinin gücüyle ele geçirdiği coğrafyaları adaleti sayesinde asırlar boyunca yönetmeyi başarabilmiştir."

"Adaletin küçüldüğü yerde zulüm büyüyor demektir"

Kanuni Sultan Süleyman'ın, "Kılıcın yapamadığını adalet yapar" sözünü hatırlatan Erdoğan, "Adaletin küçüldüğü yerde zulüm büyüyor demektir. Bunun için adaleti, insan haklarını, özgürlükleri geliştirmek için atılan her adım bizim için değerlidir, kıymetlidir, önemlidir. Yeni nesillere bırakacağımız en büyük miras da işte bu anlayış olacaktır." dedi.
Erdoğan, Aliya İzzetbegoviç'in "Biz savaşı öldüğümüzde değil, düşmanlarımıza benzediğimizde kaybederiz." sözünü asla unutmayacaklarını belirterek, "İster ekonomik zenginlik ister askeri güç ister toplumsal düzen olsun her alanda kendi medeniyetimizin kodlarına, özellikle adalet anlayışına göre hareket etmeyi bıraktığımız gün, kaybettiğimiz gün olacaktır. Bugün Türkiye, maruz kaldığı onca saldırıya, önüne konulan onca tuzağa rağmen dimdik ayakta ise bunu değerlerine, özellikle de ekonomik ve sosyal adaleti sağlama konusundaki hassasiyetine borçludur. Elbette eksikliklerimiz var, elbette bozulmalar yaşadığımız alanlar var, elbette sıkıntıya düştüğümüz konular var ama her şeye rağmen kendi medeniyetimize, kültürümüze, tarihimize olan bağlarımızı muhafaza ediyoruz." diye konuştu. 
"Yitik kaybedildiği yerde aranır." sözünü anımsatan Erdoğan, "Biz de kaybettiğimiz değerlerimizi yine kendi coğrafyamızda, kendi içimizde bulacağız." değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün tanıtım toplantısını yaptıkları reformların bu arayışta kendilerine ışık tutacağını ve yol göstereceğini ifade etti. 
Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'nin eskiden beri devam eden reformların güncellenmesiyle ortaya çıktığını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu belge güven veren ve erişilebilir bir adalet vizyonuyla hazırlanmıştır. Amacımız tüm kurumlarımızın mülkiyet hakkına, salahiyet hürriyetine, hukuki güvenliğe, ifade özgürlüğüne ve özgürlükleri kısıtlayan diğer tüm uygulamalara karşı duyarlı olmalarını sağlamaktır. Özellikle mevzuattan kaynaklanan sıkıntıları ve uygulamadaki aksaklıkları süratle çözmekte kararlıyız. Bunun için her alanda ayrı ayrı çalışmalar yürütüyoruz. Yargı reformu belgesi, içerdiği birçok amaç ve hedefle hem vatandaşlarımızın sisteme duydukları güveni artıracak hem de daha öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı olacaktır.
Bu reform belgesiyle, her ne kadar bize verilen sözler tutulmuyorsa da Avrupa Birliği tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz. Her şeye rağmen 2005 yılından bu yana süren müzakere sürecinin bir an önce tamamlanmasının en az bizim kadar Avrupa içinde önem taşıdığına inanıyoruz. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz reformlar ve uyum çalışmaları daha özgürlükçü ve katılımcı demokrasiye ulaşma konusundaki irademizin eseridir. Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni de insan odaklı hizmet, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ve yargıya güvenin artırılması ilkeleri çerçevesinde hazırladık. Yargı reformu stratejisinde 2 temel perspektif, 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet bulunuyor. Her bir başlık uzun çalışmaların, emeklerin ve hazırlıkların ürünüdür." 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, belgenin tam metninin hem kitap olarak hem de internet mecrasında ilgilenenlerin erişimine açıldığını bildirdi.

"Belge iki temel anlayış, iki temel perspektif üzerine oturuyor"

Belgedeki perspektif, amaç, hedef ve faaliyetleri ana hatlarıyla aktarmak istediğini belirten Erdoğan, belgenin iki temel anlayış, iki temel perspektif üzerine oturduğunu söyledi.
Bunlardan birincisinin hak ve özgürlükler olduğunu ifade eden Erdoğan, bu perspektifin özünde demokrasinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha da geliştirilmesi hedefi bulunduğunu dile getirdi.
Hükümete geldikleri 2002'den itibaren Türkiye'nin önceliklerini bu başlıklar etrafında şekillendirmeye gayret ettiklerini anlatan Erdoğan, her alanda özgürlüklerin genişletilmesi için yaptıkları mevzuat değişiklikleri ve yapısal reformların burada tek tek sayılamayacak kadar çok olduğunu vurguladı.
İfade özgürlüğünü demokrasinin en önemli şartı olarak gördüklerinin altını çizen Erdoğan, bilhassa son 6 yıllık süreçte ifade ve medya özgürlüğünün geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atıklarını kaydetti. 
Erdoğan, Anayasa başta olmak üzere mevzuatta köklü değişiklikler yaptıklarını, bu belgeyle ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve daha ileriye taşınması konsunda yeni yaklaşımlar ortaya koyduklarını ifade etti.
Türkiye'nin, işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışını belirlemiş bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, geçmişte hep tartışılan sistematik işkence ya da kötü muamele iddialarının artık geride kaldığını, bu alandaki kazanımları korumakta kararlı olduklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca, "Tutuklama tedbirinin ölçülü kullanılmasına yönelik yeni adımlar atıyoruz." ifadesini kullandı.
İnternet üzerinden ifade özgürlüğü konusunun günün önemli tartışma alanlarından biri haline geldiğine işaret eden Erdoğan, bu konuda da yeni yaklaşımlar geliştirdiklerine değindi.
Erdoğan, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının güvence altına alınması, adil yargılanma hakkının temini gibi bir çok konuda önemli yenilikler getirdiklerini dile getirdi.

"Daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz"

Belgede ikinci temel perspektifin adalet sisteminin işleyişi olduğunu aktaran Erdoğan, "Önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz." diye konuştu.
Aynı şekilde vatandaşların adalet hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılmasının öncelikler arasında olacağına dikkati çeken Erdoğan, bu kapsamda adliyelerde vatandaşların işlerinin kolaylaştırılmasına yönelik birtakım hedefler ve faaliyetler belirlediklerine değindi.
Ayrıca mevzuatın sadeleştirilmesi, adli yardım sistemi ve savunma hakkının güçlendirilmesi hususlarında da atacakları adımlar bulunduğunu bildiren Erdoğan, "Yargıda sadeleştirilmiş süreçlerin oluşturulması, uyuşmazlıkların mümkün olduğunca ve öncelikle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle çözülmesi önleyici ve koruyucu hukuk uygulamalarının sisteme kazandırılması da önceliklerimiz arasındadır." şeklinde konuştu.
Strateji belgesinde bulunan 9 amaçtan ilkinin "hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi" başlığını taşıdığına vurgu yapan Erdoğan, hak ve özgürlüklere ilişkin standartları yükseltmek üzere mevzuatı gözden geçirmeye devam ettiklerini aktardı.
Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi, Venedik Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bu konuda çeşitli değerlendirmeleri bulunduğunu aktaran Erdoğan, bunları da gözetmek suretiyle hak ve özgürlüklere ilişkin standartların yükseltilmesine yönelik mevzuat paketleri hazırladıklarını kaydetti.
Erdoğan, "İfade özgürlüğüne ilişkin mevzuatta yapılacak düzenlemelerle bu konudaki davalarda kanun yolu güvencesinin artırılmasını sağlayacağız. Daha önce ifade özgürlüğünün en önemli kriterlerinden biri olan 'eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz' düzenlemesini zaten mevzuatımıza dercetmiştik. Şimdi de ifade özgürlüğüne ilişkin kararların istinaf aşamasından sonra bir de Yargıtay tarafından incelenmesini sağlayacağız." değerlendirmesinde bulundu.

"Tutuksuz yargılamayı asıl yöntem olarak görüyoruz"

Tutuklamayı istisnai tedbir, tutuksuz yargılamayı asıl yöntem olarak gördüklerini belirten Erdoğan, ancak zorunlu hallerde başvurulmasını sağlayacak değişiklikler yapacaklarını anlattı.
Mevzuatta tutukluluğun azami süresi belirlenmiş olmakla birlikte bu sürenin tüm safahatı kapsadığının altını çizen Erdoğan, "Bu kapsamda tutukluluk sürelerinin soruşturma ve kovuşturma aşamaları için ayrı ayrı düzenlenmesini planlıyoruz." şeklinde konuştu.
İnternet erişim engelleme usüllerini gözden geçirdiklerine işaret eden Erdoğan, "Bu çerçevede bir internet sitesinin tamamına değil sadece engellenmesine karar verilen kısmına erişimin sınırlanmasına imkan verecek bir düzenleme yapılacaktır. Böylece uluslararası standartlara uygun bir mevzuat altyapısına da kavuşmuş olacağız." dedi.
İnsan hakları eylem planının ilkinin 2014'te hazırlandığını anımsatan Erdoğan, içerisinde ayrıntılı düzenlemelerin yer alacağı yeni insan hakları eylem planı hazırlıklarının kısa süre içinde tamamlanacağını bildirdi.
Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin ikinci amaç başlığının "Yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığının geliştirilmesi" olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hakim ve savcılar için coğrafi teminat getiriyoruz. Mevcut tayin sistemi mesleki verimliliği olumsuz etkiliyor. Coğrafi teminat hakim ve savcıların isteği olmaksızın çalıştığı yerden başka bir yere tayin edilememesi anlamına geliyor. Bu düzenlemeyle hakim ve savcıların mesleki teminatlarının daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz. Hakim ve savcılığa girişteki mülakat heyetini genişletiyoruz. Halihazırda mülakat kurulu Adalet Bakanının görevlendireceği bakan yardımcısı başkanlığında, teftiş kurulu başkanı, ceza işleri, hukuk işleri ve personel genel müdürlerinden oluşuyordu. Mülakat kurulunda Hakimler ve Savcılar Kurulu ile yüksek mahkemelerden de temsilciler bulundurulmasını planlıyoruz.
Belirli görevler için mesleki liyakati ve tecrübeyi artırmak gayesiyle mesleki kıdem şartlarını yeniden belirliyoruz. Özellikle Yargıtay ve Danıştay üyelikleri, İstinaf Mahkemesi Başkanlığı ve üyelikleri, Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Komisyonu Başkanlığı, Mahkeme Başkanlığı atamalarında bu çok çok önemlidir. Aynı şekilde Adalet Bakanlığı Hakimler ve Savcılar Kurulu tetkik hakimliğiyle müfettişlikleri, yüksek mahkemelerin savcılık ve tetkik hakimliklerine atanma kriterlerini de yeniden belirliyoruz. Hakimler ve savcılar hakkındaki disiplin prosedürlerini yeniden yapılandırıyor kurulun disiplin kararlarına karşı yargı yolunu genişletiyoruz. Böylece Hakimler ve Savcılar Kanununun uyarma, aylıktan kesme, kınama ve kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme, meslekten çıkarma cezalarıyla ilgili tartışmaları ortadan kaldırıyoruz. Ayrıca disiplin işlemlerinin etkinliğinin artırılması için disiplin cezalarını da yeniden belirliyor, disiplin prosedüründeki güvenceleri artırıyoruz. 2010'da gerçekleştirilen anayasa değişikliğiyle meslekten ihraç kararlarına karşı yargı yolu zaten açılmıştı. Bu düzenlemeyle diğer disiplin kararlarına karşı da itiraz ve yeniden değerlendirme yollarına başvurmak mümkün hale gelecektir."
Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde üçüncü amaç başlığının "İnsan kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılması" olduğunu açıklayan Erdoğan, hukuk fakültelerinin eğitim süresi ve kontenjanlarıyla fakülteye girişte aranan başarı sıralaması ölçütünü yeniden belirlediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Eğitim süresinin 5 yıla çıkartılması, kontenjanların azaltılması, başarı sıralamasının 190 binden 100 bine yükseltilmesi gibi düzenlemeler planlıyoruz. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı önümüzdeki dönemin en önemli yeniliklerinden biri olacaktır. ÖSYM tarafından yapılacak bu sınavda belli puan alanlar avukatlık stajına başlayabilecek. Hakim, savcı ve noter olabilmek için ise bunun yanında ayrıca özel meslek sınavlarına girilmesi gerekecek. Bu sınavla devlet ve vakıf üniversitelerini kalite ekseninde bir rekabete ve oto kontrole sevke etmeyi hedefliyoruz."

Erdoğan, bu yöntemin yargıdaki hizmetlerin nitelikli verilmesine ve mesleki yetkinliklerini artırılmasına katkı sağlayacağına inandıklarını ifade etti.

Hakim ve savcılar, eğitimin ardından doğrudan kürsüye çıkmayacak

Hakim ve savcı yardımcılığı müessesinin getirildiğini bildiren Erdoğan, hakim ve savcıların eğitimin ardından doğrudan kürsüye çıkmayacağını söyledi.

Erdoğan, hakim ve savcıların önce yardımcı olarak görev başlayacaklarını, bu sürenin sonunda ikinci bir sınavla hakimlik ve savcılık mesleğine geçeceklerini dile getirdi.

Mesleğe kabullerin sadece yardımcı kadrolar arasından yapılacağını açıklayan Erdoğan, "Bu uygulamanın gayesi bir yandan mesleğe hazırlık döneminin daha etkin geçirilmesini temin etmek diğer yandan da hakim ve savcılara çalışmalarında daha fazla destek sağlayabilmektir." ifadesini kullandı.

Erdoğan, Türkiye Adalet Akademisini, reform belgesiyle ilgili hazırlık süreçlerinin tamamlanmasını beklemeden bu ayın başı itibariyle yeniden kurduklarını hatırlattı.

Yargıda Performans Ölçüm ve Takip Merkezi kurulacak

Dördüncü amaç başlığının "performans ve verimliliğin artırılması" olduğunu bildiren Erdoğan, bunun için Hakimler ve Savcılar Kurulu bünyesinde Yargıda Performans Ölçüm ve Takip Merkezi kuracaklarını söyledi.

Uzun süren soruşturma ve davaların bu merkezde oluşturulacak bir sistem vasıtasıyla takip edileceğini belirten Erdoğan, gerekiyorsa yargı bağımsızlığı ilkesine halel getirilmeden davaların uzamasına sebebiyet veren sorunların çözümünün sağlanacağını vurguladı.

Yargıda hedef süre uygulamasını daha da geliştireceklerini ifade eden Erdoğan, "Uzun süren soruşturma ve davaları takip etmek için 2019 yılı başı itibarıyla zaten başlamıştık. Bunun dışında makul sürede yargılanma hakkının sağlanması gayesiyle mahkemeler ve savcılıklar için farklı performans kriterleri oluşturmayı planlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu. 

"Çevre, imar ve enerji gibi alanlarda özel mahkemeler kuruyoruz"

"Hakimleri, ceza ve hukuk hakimi olarak ihtisaslaştırıyoruz." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Halihazırda 6 bin 52 faal mahkemenin 3 bin 67'si hukuk, 2 bin 985'i ise ceza mahkemeleridir. Reform düzenlemesiyle birlikte mesleğin başında hakimleri ceza ve hukuk hakimleri olarak ayıracak ve alanlarında uzmanlaşmalarını sağlayacağız. Çevre, imar ve enerji gibi alanlarda davaların daha hızlı ve etkin yürütülmesini sağlamak için özel mahkemeler kuruyoruz. Bu tür davaların uzaması hem vatandaşlarımızın hem de devletin çok büyük zararlara uğramasına yol açıyor.

İstinaf mahkemelerini güçlendiriyoruz. Halen ülkemizde Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Samsun, Sakarya ve Konya illerimizde olmak üzere, 11 istinaf mahkemesi bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Diyarbakır, Kayseri, Trabzon ve Van illerinde dört bölge adliye mahkemesi daha faaliyete geçirilecektir. Adalet teşkilatımızın bilişim sisteminin yurt dışı temsilciliklerimizle entegrasyonunu sağlıyoruz. Böylece yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın hukuk davalarında bilişim sistemi üzerinden beyanlarının alınabilmesini ve dilekçe sunabilmelerini temin edeceğiz. Adliye bulunmayan ilçelerde ve büyük havalimanlarında uzaktan görüntülü olarak ifade alınabilmesine imkan sağlayan SEGBİS kuruyoruz. Mahkeme nöbet sistemini geliştirerek, ceza mahkemelerinin 24 saat esasıyla hizmet vermesini planlıyoruz."

"Sınavla girebilecekleri bir kariyer mesleği haline dönüştürüyoruz"

Mahkeme yazı işleri müdürlüklerini güçlendirerek, yazı işleri müdürlüğünü kariyer meslek olarak yeniden yapılandıracaklarını bildiren Erdoğan, "Yazı işleri müdürlüğünü görevde yükselme usulüyle gelinen değil, hukuk eğitimi almış olanların en başta sınavla girebilecekleri bir kariyer mesleği haline dönüştürüyoruz. Bu uygulama, yargılamaların daha etkili ve eksiksiz yürütülmesine katkıda bulunacaktır." dedi.

Vasilik kararları başta olmak üzere yabancı mahkemelerce verilen kararların karar ve tenfizinin basitleştirilmesini sağlayacaklarının altını çizen Erdoğan, "Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, özellikle yabancı ülke makamları tarafından verilen vasilik kararlarının tanınmasıyla ilgili önemli sorunlar yaşayabiliyor. Bu reform belgesiyle yurt dışındaki vatandaşlarımızın bu sıkıntılarını da çözüyoruz." diye konuştu.

"Vekalet ücretinin KDV oranını indirmeyi planlıyoruz"

Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin beşinci amaç başlığının "savunma hakkının etkin kullanımının sağlanması" olduğunu bildiren Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu strateji belgesiyle savunma hakkı ilk defa ayrı bir amaç başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Ülkemizde, 2002 yılı itibarıyla 46 bin 552 olan avukat sayısı bugün itibarıyla 135 bine yaklaşmıştır. Bunun için avukatlık stajına başlamak için hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olma şartı getireceğimizi daha önce ifade etmiştik. Ayrıca savunmanın yargılamalara etkin katılımını sağlayacak düzenlemeler yapıyoruz. Bu çerçevede avukatların bilgi ve belge temin etmelerine ilişkin yasal yetkilerini de genişletiyoruz. Koruyucu hukuk anlayışı kapsamında vatandaşlarımızın mağduriyetlerini önlemek için bazı iş ve işlemlerin avukat aracılığıyla yapılmasını sağlıyoruz. Kira ve eser başta olmak üzere belirli değerin üzerindeki bazı sözleşmelerin bağış ve ölüme bağlı işlem gibi tek taraflı tasarrufların avukat yardımıyla hazırlanması zorunlu olacaktır. Avukatlık hizmetlerinin vergilenmesi konusunda da iyileştirici düzenlemeler yapıyoruz. Çocuk mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda olduğu gibi aile hukuku ve tüketici uyuşmazlıklarında da vekalet ücretinin KDV oranını indirmeyi planlıyoruz."

"Avukatlara da yeşil pasaport hakkı"

Kamuda görev yapan avukatların farklı statülerde çalışmaları, denetimleri, mali ve özlük hakları ile ilgili konuların yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, maaş ve özlük haklarının yetersiz olması nedeniyle kamuda nitelikli avukat çalıştırabilmenin güç olduğunu söyledi.

Statülerini ve özlük haklarını yeniden düzenleyerek, kamuda görev yapan avukatlarla ilgili sorunları çözeceklerini açıklayan Erdoğan, "Türk avukatlık camiası, uluslararası alanda da mesleki faaliyet gösterecek şekilde hızlı bir gelişim içindedir. Avukatlarımızın uluslararası davalarla ilgili mesleki kapasiteleri hızla gelişiyor. Bunun bir gereği olarak, avukatlara da belli kriterler dahilinde, bunu Barolar Birliği Başkanımızla da arkadaşlarımız görüştüler, görüşüyorlar. Biz de kabinede bunları görüştük. Avukatlara da yeşil pasaport hakkı vererek, uluslararası faaliyetlerini kolaylaştırmayı planlıyoruz." diye konuştu.

Recep Tayyip Erdoğan'ın "Tüm avukatlara değil di mi?" diye sorması, salonda gülüşmelere neden oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargı reformu strateji belgesinin altıncı amaç başlığının "adalete erişimin kolaylaştırılması ve adalet hizmetlerinden memnuniyetin artırılması" olduğunu söyledi.
Usül kanunlarında dava açma ve kanun yoluna başvuruda bir hafta, iki hafta bazen 7, 10, 15, 30 ve 60 gün gibi farklı sürelerin bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, sürelerin farklı olmasının sadece karışıklara neden olmakla kalmadığını, mağduriyetlere de yol açtığını vurguladı.

Bu sorunu sürelerin yeknesak hale getirilmesi suretiyle çözeceklerini bildiren Erdoğan, 2018 yılı istatistiki verilerine göre Cumhuriyet savcılıklarında yüzde 13,5, ceza mahkemelerinde yüzde 7 ve hukuk mahkemelerinde ise yüzde 4,2 oranında görevsizlik ve yetkisizlik kararı verildiği bilgisini paylaşarak, ayrıca görevsizlik ve yetkisizlik sebebiyle bozma kararı verilme oranının da oldukça yüksek olduğuna işaret etti.

Bu durumun yargılama sürecini uzattığının altını çizen Erdoğan, yeni bir sistem kurarak bu tür olumsuzların önüne geçmeyi planladıklarına değindi.

Tanıklık uygulamasının, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve adaletin tecellisine doğrudan etki eden bir yöntem olduğunu vurgulayan Erdoğan, yargı süreçlerinde tanığa özgü uygulamaların geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Erdoğan, bunun için tanıklığı zorlaştıran uygulama ve yaklaşımların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılacağına dikkati çekerek şöyle devam etti:

"Mesela bazı ülkelerde tanıklar için özel bekleme odaları oluşturularak davaların taraflarıyla yüz yüze gelmeleri ve psikolojik olarak yıpranmaları engelleniyor. Benzer uygulamaların yapılmasına olanak sağlayacak önemli değişiklikler bizde de yapılacaktır. Ayrıca mevzuatta yer alan tanıklık ücretinin yeniden belirlenmesi gerekiyor. Reform çalışmaları kapsamında tanıklara yaklaşımla ilgili standartların yükseltilmesi için gereken adımlar atılacaktır."

"Cumhuriyet savcılarının takdir yetkileri genişletilecek"

Recep Tayyip Erdoğan, strateji belgesinin yedinci amaç başlığının "ceza adaleti sisteminin etkinliğinin artırılması" olduğuna değinerek, bu kapsamda Cumhuriyet savcılarının takdir yetkisinin genişletileceğini kaydetti.

Mevzuata göre, yeterli şüphenin varlığı halinde kamu davası açılmasının zorunlu olduğuna işaret eden Erdoğan şöyle devam etti:

"Buradaki 'yeterli şüphe' kavramı, uygulamada basit şüphe olarak tatbik edilmektedir. Bu durum da açılan dava sayısını ne yazık ki artırmaktadır. Şüpheli hakkında mahkumiyet kararı verilmesi ihtimali çok düşük olan soruşturmalarda dahi Cumhuriyet savcılarınca dava açılmaktadır.

Neticeye baktığımızda 2018 yılında şüphelilerin yüzde 52,6'sı hakkında 'kovuşturmaya yer olmadığına' dair karar verilmiştir. Açılan davalardaki mahkumiyet oranı ise yüzde 48,1'dir. Sistemi mahkumiyet ihtimali az olan davaların açılmaması yönünde geliştirmemiz gerekiyor. Bunun yolu da Cumhuriyet savcılarına takdir hakkını genişletmekten geçiyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya genelinde adalet sistemlerinin, uyuşmazlıkların öncelikle soruşturma aşamasında çözülmesi ve önemli konularda dava açılması yönünde reformlara yöneldiğini bildirdi.

Ülkede de ön ödeme ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi uygulamalarının genişletilmesine ihtiyaç bulunduğuna işaret eden Erdoğan, "Savcılık aşamasında ne kadar çok sorun çözebilirsek mahkemelerdeki yargılamaları o derece sağlıklı hale getiririz." diye konuştu.

"Mağdurun rızası ve mahkemenin onayı mutlaka aranacak"

Erdoğan, halen ön ödeme müessesesinin sadece adli para cezasını gerektiren veya üst sınırı 6 ayı aşmayan suçlar için uygulandığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ancak şikayete bağlı ve üst sınırı bir yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda devreye giriyor. Uzlaşma ise şikayete bağlı suçlar ve kanunda öngörülen diğer bazı suçlar için düzenlenmiştir. Her 3 konuda da bu sınırlı uygulamayı genişletmeyi hedefliyoruz.

Bazı fiillere yönelik soruşturmaların fail ile savcı arasında anlaşmayla sonlandırılabileceğini özellikle sağlayacağımıza inanıyorum. Bu hususun uygulama örnekleri yurt dışında zaten var. Önceden belirlenecek belli suçlarda, suçunu ikrar eden şüphelinin hemen mahkemeye sevk edilmesi ve kanunda yer alan indirimden faydalanarak cezalandırılması sistemi rahatlatacaktır. Bu uygulama cezada pazarlık yönteminin aslında bir modelidir. Türkiye'de bu yöntemi kanunda yüksek ceza öngörülmeyen suçlar için getirmeyi planlıyoruz. Ayrıca bu süreçte mağdurun rızası ve mahkemenin onayı da mutlaka aranacaktır."

"İade edilen iddianamelerin oranı yüzde 2,6"

Nitelikli yargılamanın ancak yeterli bir soruşturmayla mümkün olacağına dikkati çeken Erdoğan, bunun sağlanması için mevzuatta iddianamenin iadesi usulünün düzenlendiğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Soruşturması eksik yürütülmüş bir iddianameyse savcılığa iade ediliyor. Aksi takdirde mahkemelerin soruşturma sırasında tamamlanması gereken işlemleri yapması ya da yapılmış işlemleri tekrar etmesi gerekiyor. Sonuçta ortaya hem önemli bir verimlilik sorunu çıkıyor hem de taraflar örseleniyor. Cumhuriyet savcılıklarının ve adli kolluğun güçlendirilmesine, aynı zamanda iddianamenin iadesi müessesesine de işlerlik kazandırılmasına ihtiyaç vardır. Halihazırda iade edilen iddianamelerin oranı yüzde 2,6'dır. Bunun için iade kapsamı yeniden belirlenecektir. Soruşturmaların kalitesinin artırılması için hukuk fakültesi mezunlarının adli kollukta istihdam edilmesi sağlanacaktır."

Emniyet hizmetleri sınıfında görev yapacak hukukçuların çoğalmasının ceza mevzuatı ile kolluk kuvvetlerine verilen görev ve yetkilere katkı sağlayacağını vurgulayan Erdoğan, birçok ülkede de bu doğrultuda uygulamalar olduğunu söyledi.

Erdoğan, Kabahatler Kanunu'nda yer alması ve "kabahat" olarak tanımlanması gereken bazı fiillerin halen suç olarak ceza mevzuatında yer aldığına işaret ederek, "Mevzuatın bu açıdan taranarak bazı fiillerin idari yaptırıma dönüştürülmesi mahkemelerin iş yükünü de azaltacaktır. Şahsa karşı işlenen özellikle basit yaralama ve tehdit gibi suçların nitelikli hallerinin şikayete bağlı hale getirilmesi planlanıyor." diye konuştu.

Konusu suç teşkil eden bazı basit fiillere ilişkin süreçlerin kısaltılması için yeni usuller getireceklerini anlatan Erdoğan, "Basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usulünün birçok ülkede farklı uygulamaları bulunmaktadır. Suç teşkil eden bazı fiillerde daha hızlı ve basit bir usulle sanıkların doğrudan mahkeme önüne getirilmesi bir an önce yargılamaların başlamasını sağlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, Türkiye'de 12-15 yaşındaki çocuklar hakkında geçen sene itibarıyla yaklaşık 40 bin dava açıldığını hatırlatarak, şunları kaydetti:

"Bazı ağır suçlar hariç olmak üzere 15 yaşından küçük çocukların ilk defa işledikleri fiiller soruşturmaya ve kovuşturmaya konu edilmeden çocuklara özgü koruma mekanizmaları içerisinde değerlendirilecektir. Bu tür çocukların durumlarının sosyal tedbirlerle takip edilmesi kendilerine daha iyi bir gelecek kurma şanslarını da güçlendirecektir. Mevcut uygulamada kamu davasının açılmasının ertelenmesi, yetişkinler ve çocukları için aynı hükümlere tabiidir. Bu uygulamanın çocuklara yönelik kısmı genişletilecektir. Ayrıca çocuklar hakkındaki davaların ilk derece yargılamalarıyla istinaf ve temyiz incelemeleri öncelikli olarak yapılacaktır. Şiddet içermeyen bazı suçlardan hükümlü olan yaşlı, hamile ve çocukların cezalarının elektronik izleme merkezi aracılığıyla evde infazına imkan tanınacaktır. Bu durum bir yandan sosyal fayda sağlarken diğer yandan ceza infaz kurumlarının maliyetlerinde tasarruf yapılmasını temin edecektir."

"Hukuk yargılaması ile idari yargılamanın sadeleştirilmesi"

Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'nde sekizinci amaç başlığının "Hukuk yargılaması ile idari yargılamanın sadeleştirilmesi ve etkinliğinin artırılması" olduğuna değinen Erdoğan, özellikle küçük miktarlı talep ve davalarda basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usülü ile çözüm yoluna gidileceğini anlattı.

Erdoğan, bu konuyla ilgili AB Konseyi'nin de tavsiye kararının bulunduğunu hatırlatarak, "Diğer ülkelerdeki uygulamalarda incelenerek yeni bir usul ihdas edilecektir. Mal varlığı haklarına ilişkin küçük miktarlı talep ve davalarda yazılı ya da sözlü yargılama usullerine benzer yöntemler kullanılacaktır. Bunun için uyuşmazlığın basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usulü içerisinde çözümlenebilmesine yönelik bir yargılama usulü ihdas edilecektir." diye konuştu.

Yargı harçlarının hesaplanmasında karışıklıklar olduğunu ve mahkemelerin iş yükününün ciddi bir şekilde arttığını vurgulayan Erdoğan, verimliliğin artırılması ve yargılamaların hızlandırılması için yargı harçlarında da basit ve sadelik sağlayacak düzenlemeler yapılacağını aktardı.

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Çocukla kişisel ilişki kurulması yönündeki mahkeme kararlarının icra müdürlükleri vasıtasıyla infaz edilmesi ciddi sorunlara yol açıyor. Bu yöntem çocuğun sosyal ve psikolojik yapısını bozmanın yanında mahşeri vicdanı sızlatan görüntülere de sebebiyet verebiliyor. Çocukla şahsi münasebet kurulmasına yönelik kararların infazında daha insani ve çocuğa uygun yöntemler geliştirilecektir. Bu kapsamda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı ortak bir birim kuracaktır. Bu birim vasıtasıyla çocukla ilgili kararların icra edilmesi hem masrafları azaltacak hem de çocuğun menfaatlerini gözetecek bir yöntem olacaktır."

Noterliğin bir kariyer mesleği haline dönüşeceğini, sayılarının artacağının bilgisini veren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ülkemizde 1931 noterlik bulunmaktadır. Geçtiğimiz 17 yılda noterliklerin sayısı yüzde 56 oranında artmıştır. Sayının artması vatandaşların işlerini kolaylaştırmıştır. Yeni noterlikler Türkiye Noterler Birliği'nin görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından açılıyor. Her asliye hukuk mahkemesinin yargı çevresinde bir noterlik kurulması zorunlu hale geliyor. Bazı çekişmesiz yargı işlerinin noterlikler tarafından da yapılabilmesine imkan sağlanarak bu kurumun daha işlevsel hale gelmesi temin edilecektir. Yargının iş yükünü azaltacak şekilde tevdi mahalli tayini, iddet müddetinin kaldırılması, vasiyetnamenin açılması, mirasçı atama belgesinin verilmesi, mirasın reddi beyanının tespit edilmesi ve delil tespiti talepleri gibi işlerin noterlikler tarafından yürütülmesini hedefliyoruz."

"Uyuşmazlıkların derinleşmeden çözülmesine imkan sağlayacak"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yargı Reformu Stratejisi'nin 9'uncu ve son amaç başlığının "Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinin Yaygınlaştırılması" olduğu ve bunun için cezada uzlaştırmanın kapsamının genişletileceğini aktardı.

Uzlaşmanın, şikayete bağlı suçların ve kanunda öngörülen diğer bazı suçlar için düzenlediğini bildiren Erdoğan, geçen yıl uzlaşma bürolarına gönderilen dosya sayısının 380 bin, uzlaşmayla sonuçlanan dosya sayısının ise 150 bin olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mahkeme temelli aile arabuluculuğu uygulaması getirilecek. Şiddet içermeyen uyuşmazlıklarda aile arabuluculuğu getirilmesi, uyuşmazlıkların derinleşmeden çözülmesine imkan sağlayacaktır. Uygulama, mahkeme temelli olarak yapılandırılacaktır. Yani açılan dava hakim tarafından arabuluculara havale edilecektir. Halihazırda zorunlu arabuluculuk iş uyuşmazlıklarında ve ticari uyuşmazlıklarda uygulanıyor. Tüketici uyuşmazlıkları gibi alanlarda da arabuluculuğa başvuran dava şartı haline getirilmesi planlanıyor. Kamunun taraf olduğu davalarda ihtiyari sulh yönteminin kapsamı genişletilecektir."

Dokuz amaç başlığı altında 63 hedef ve 256 faaliyeti kapsayan Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni özetlediklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu belge, Bakanlığımızın barolardan hukuk fakültelerine, akademisyenlerden medya mensuplarına kadar geniş bir yelpazede gerçekleştirdiği istişareler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın yasal düzenleme gerektiren konularının muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. İdari tasarruf gerektiren konularının muhatabı da Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlardır. Amacımız milletimizin adalet duygusunu güçlendirecek, beklentilerine cevap verecek, vicdanları mutmain ve hukuka güveni tahkim edecek bir yargı uygulamasını hayata geçirmektir. Bunu da hem kendi medeniyetimize olan bağlılığımızı koruyacak hem de günümüz dünyasının uygulamalarıyla uyumlu olacak bir yaklaşımla gerçekleştirmemiz gerekiyor. Sizlerle paylaştığımız Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin bu doğrultuda atılmış önemli bir adım olduğuna inanıyorum. Bu belgede yer alan hususların kanun veya diğer düzenlemeler vasıtasıyla hayata geçirilmesi aşamalarında da sizlerin özellikle katkılarını almayı sürdüreceğiz."


11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yeni Bakanlık Yeni Ekonomi Berat Albayrak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Yeni sistemde ekonomi yönetiminin yeniden yapılanması bekleniyor

Yeni dönemin ilk kararnamesi, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında “Cumhurbaşkanlığı 1 Nolu Kararnamesi” olarak yayımlanacak. Bakanlıklara ilişkin düzenlemeler ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı bu kararnamede düzenlenecek.
Meclis’te tebrikleri kabul ettikten sonra Anıtkabir’i ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra Beştepe’de yeni sistem törenine katılacak. Devlet protokolü, Beştepe’de saat 18.00’de yapılacak törende bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Temmuz Cumartesi sabahı Meclis’te partisinin grubunu toplayarak yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan, “Yapacak çok işimiz var. Kolları sıvayarak çalışmaya başlayacağız. Böylece ülkeye yıllardır patinaj yaptıran, sürekli krizlere, kaoslara yol açan eski sistemi geride bırakıp, yeni sitemin kapılarını aralamış olacağız” dedi.
Özellikle ekonominin öncelikli çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bekleyişi var.
İçeride ve dışarıda piyasalara güven verecek, çözüm için bütünlük içinde program geliştirerek uygulamanın kapısını açacak kadrolara ihtiyacımız var.

Berat Albayrak ekonominin yükünü taşıyacak

Başkanlık Kabinesi'nde ekonominin tepe sorumlusu BeratAlbayrak oldu .
Berat Albayrak, yurt içinde ve yurtdışında iyi eğitim görmüş bir genç adamdır. Enerji Bakanlığı döneminde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için büyük çaba gösterdi.
Yeni görev ve sorumluluk alanı nedeniyle, eski çalışma arkadaşları ve bürokratik yapıyla ilişkisini kesip yeni bir çalışma düzeni oluşturmak mecburiyetinde.
Başkanlık Kabinesi'nde, yeni yapılanmada, 6 bakan ve bakanlık farklı konularda ekonomi ile doğrudan ilişkili görülüyor. Sanayi ve Kalkınma Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Çalışma ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli. Bu bakanlar, Berat Albayrak’la çalışacaklar.
Türkiye’nin ekonomi patronu için, öncelikli konular, enflasyon, yüksek faiz, yüksek döviz kuru olarak görülüyor, ama bütün bunların arkasında ekonominin darboğazda olması var.
Ekonomi için darboğaz sorunu, cari açığın büyüklüğü ve cari açığın finansmanı konusundaki güçlüklerdir.
Ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan, Türkiye’ye finans imkanı sağlayan ülkelerle Türkiye arasındaki sert rüzgarları dindirecek, yumuşatacak politikalara öncelik verirse, ekonominin patronunun işi de kolaylaşacak.
Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacı dünya piyasalarında yüzen gezen dövizlere göre çok düşük miktarda. Türkiye borçlarının, ana para ve faizini zamanında ödemeyi aksatmayan bir ülke. Tıkanıklık, büyük ölçüde siyasi nedenlere dayanıyor.
İşte bu nedenle öncelik, ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan’ın, Batılı finans çevreleriyle ilişkileri yumuşatmasıdır. Bu, Berat Albayrak’ın Türkiye’deki yeni yönetimin özelliklerini, ayrıcalıklarını ve yararını yurtdışında daha iyi anlatmasına imkan verecektir.
Başkanlık kabinesinde, eski hükümetler dönemindeki çok sayıdaki sorumlu birim ortadan kalkıyor.
Bunların en önemlileri, Hazine’nin Maliye ile birleştirilmesi, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Kalkınma Bakanlığı'yla birleştirilmesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile birleştirilmesidir.
Uygulamada, alışıldığında bu birleşmeler büyük olasılıkla iş çevrelerine kolaylık sağlayacak.
Fakat yeni yapılanma tamamlanıncaya ve yeni yapılanmaya alışılıncaya kadar iş çevreleri yeni yapılanmanın getireceği iyiliklerden yararlanamayacaklar.
Bir serbest piyasa iktisatçısı olarak Berat Albayrak
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na Berat Albayrak’ın gelmesinden sonra özellikle Batı medyasında ve genel olarak da dış piyasalarda son derece yanlış bir algı pompalanmaya başlandı. Sanki Albayrak piyasa ekonomisi ile sermayedarların düşmanı olan devletçi ve planlamacı bir iktisadi anlayışa sahip gibi bir imaj çiziliyor. Halbuki bu, tamamen yanlış…
Berat Albayrak’ın fikirlerini iyi bilen bir gazeteci olarak şunu söyleyeyim: Bilakis söylenenlerin tam aksine Albayrak tam anlamıyla bir serbest piyasa iktisatçısıdır. Bürokratik devletçilik ve kumandacılığın ekonomik hayata ne kadar zararlı olduğunu yazılarında vurgulamış biridir. Albayrak’ın milletvekili olmadan önce Sabah Gazetesi'nde köşesi vardı. Orada piyasa ve iş dünyası dostu bir iktisadi felsefeye sahip olduğunu örnekleriyle anlatırdı. Zaten kendisi de o dünyanın içinden geliyor. Senelerce bir büyük holdingin CEO’luğunu yaptı. Enerji Bakanlığı sırasında en büyük gayreti enerji piyasasının liberalleştirilmesi yönündeydi. Her zaman enerji üretiminin ağırlıklı olarak özel sektör tarafından yapılması gerektiğini savundu. Albayrak’ı  bir Zekeriya Temizel ya da Mümtaz Soysal kafasındaymış gibi gösterme çabaları Türkiye’ye zarar vermekten başka işe yaramaz...
Peki böyle yanlış bir imaj oluşturma gayretlerinin sebebi ne? Bence bunun iki nedeni var: Birincisi Albayrak’ın, Tayyip Erdoğan’ın damadı oluşu. Bu, iktisadi çevrelerde kendisine yönelik bir antipati oluşturuyor. Maalesef bu, ekonomik akıl ile değil siyasi duygularla olaya bakılmasının bir sonucu. Tamamen irrasyonel. Piyasa oyuncuları belli siyasi aktörleri çok benimsemişler ve onların dışında kimse bu makamlara gelsin istemiyorlar. O yüzden Albayrak’ı sanki piyasa ekonomisi karşıtı gibi gösteriyorlar. AK Parti çevresinde iktisatçı kılıfıyla gezen ve sermayeye düşmanlık yapan kimi fanatik isimlerle onu aynı kafadaymış gibi gösteriyorlar. Halbuki Albayrak bu kafadan şikâyet eden ve AK Parti çevresinde böyle insanların olmaması gerektiğini düşünen bir isim.
İkinci sebep ise maalesef hükümete yakın medyanın marjinal kısmında yer alan ve Berat Bey’i de tanımayan kimi yazarların  sırf yağcılık olsun diye Albayrak’ı  saçma ve ekonomik akla aykırı argümanlarla savunmaları. Bu da karalama çabalarına hizmet ediyor.
Ben bu yanlış algıları bir kenara bırakıp önümüzdeki dönemde ekonomik yol haritasını anlamak için dünkü devir teslim töreninde Albayrak’ın kurduğu şu üç cümleye odaklanmak gerektiğini düşünüyorum:
- Bütçe ve mali disiplin aynı şekilde değil daha da iyi şekilde devam edecek.
- Enflasyonu tek haneye indireceğiz.
- Piyasa ekonomisi kuralları içinde küresel sistemle daha entegre bir ilişki içine gireceğimiz süreci yaşayacağız. Ayakları yere basan bir Türkiye ekonomisi ortaya çıkacak.
Bu cümleler son derece rahatlatıcı ve piyasalara güven verici cümleler…

YENİ KABİNENİN ŞİFRELERİ

Onlarca liste, yüzlerce spekülasyonun ardından nihayet kabine açıklandı. Sıcağı sıcağına yorumlarım şunlar:
- Kendi sektörlerinde emek vermiş, öne çıkan iş dünyasından isimler ve bürokratları kamuoyu ilk kez tanıyacak. Teorisini değil, pratiğini bilenler bakanlıkta ne yapacak, hep birlikte göreceğiz…
- 1 başkan yardımcısı olması benim için sürpriz, en az 2-3 bekliyordum. Bakanlıkların sayısını 26’dan 16’ya indiren Erdoğan, yardımcı sayısını da bu mantıkla 1’de tutmuş, ancak istediği zaman bu sayı artabilir.
- Fuat Oktay kamuoyunda olmasa da bürokraside iyi bilinen ve hep övgüyle bahsedilen bir isim. Pazar günkü yayında Muharrem Sarıkaya’nın da hatırlattığı gibi e-devlete geçişte başarının büyük kısmı ona ait. Çalışkan ve üretken.
- Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olması ve bunun bir terfi kabul edilmesi Türkiye’de sivilleşme adına bir zafer. Siyasetin bekçisi konumundaki TSK’nın tarihe geçtiğinin kanıtıdır bu. Aynı gün MGK’nın kaldırılması da askeri vesayetin tamamen sona erdiğinin açık seçik ilanı. Bundan böyle askeri terfilere tamamen sivil otorite karar verecek, terfi süresi beklenmeyecek.
- Eğitim Bakanı’nın Ziya Selçuk gibi değerli bir isim olması da çok olumlu. Selçuk ismini ilk kez pazar akşamı yayında Sevilay (Yılman) zikretti. Eğitim en sıkıntılı alanların başında geliyor. Şayet uluslararası eğitim sistemlerini çok iyi bilen ve gelişmeleri takip eden Selçuk özgür bırakılırsa bu alanda nihayet tutarlı ve doğru politikalar yeşerecektir.
- En çok tartışılan ekonomi başlığına gelince: Berat Albayrak’la ilgili yorumumu yukarıda uzun uzun yazdım. Yurt dışından bana gelen çok sayıda mesaj ve e-maile bakınca görüyorum ki piyasalar Mehmet Şimşek beklentisine tepki veriyor ve bu nedenle dolar yükseliyor. Ben kısa süre içinde dünyayı çok iyi takip eden ve piyasa dostu bir iktisatçı olan Albayrak’ın dış piyasaları rahatlatacağını düşünüyorum. Bunun için Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu, piyasa kurallarının sonuna kadar işlediği bir Türkiye olduğu imajı kuvvetlendirilmeli.
- Bu kabine gençliğiyle öne çıkıyor. Çoğu 70’li yıllarda doğan isimler. Geçen dönem son derece başarılı bir Adalet Bakanlığı yapan Abdulhamit Gül 41 yaşında. Yıllardır Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından biri olan yeni Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise 42. Berat Albayrak 40, aile bakanı seçilen Zehra Zümrüt Selçuk 39, Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu  ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 41, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise 45.

Berat Albayrak ekonomide başarılı olur mu?



Başkan Tayyip Erdoğan, piyasaların Mehmet Şimşek beklentisinin aksine, Berat Albayrak'ı ekonominin başına geçirdi.
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı süresince çok başarılı işlerin altına imza attı. Ekonomide de aynı anlayışı sürdüreceğine ve aynı başarıyı yakalayacağına inanıyorum.
Neden mi?
Bakın, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında, Merkez Bankası'nın başında Süreyya Serdengeçti vardı. Bugün Berat Albayrak'la ilgili mırın kırın yapanlar, 2006 yılında da Tayyip Erdoğan'a akıl hocalığı yapmaya çalışıyordu. Serdengeçti, bir dönem daha kalsın istiyorlardı.
Serdengeçti, Türkiye için bir şanstı onlara göre. Entellektüeldi, bilgi birikim sahibiydi. Moderndi. Çağdaş bir kişiliği vardı. Ayakkabıları ile evinin içinde rahat rahat dolaşabilen bir isimdi.
Bugün, Berat Albayrak isminden rahatsız olanlar, aynı rahatsızlığı Durmuş Yılmaz Merkez Bankası'nın başına getirildiği 2006 yılında da yaşamıştı... Liyakatını değil, ayakkabılarını konuştular Durmuş Yılmaz'ın... Boynuz kulağı geçti, Serdengeçti unutuldu gitti. Durmuş Yılmaz, yaptığı başarılı işlerle Erdoğan'ı hem haklı çıkardı, hem de mahçup etmedi.
Hatırlayın!
Tayyip Erdoğan'ın işbaşına getirdiği Ali Babacan'a yaptıklarını. Bugün çok istedikleri, Türkiye'yi kurtaracağına inandıkları Babacan için çocuk dediler çocuk... Ağzı süt kokan bir çocuğun bakan yapıldığını söylediler, yazdılar, çizdiler...
Tayyip Erdoğan bir kez daha haklı çıkmıştı!
"Ağzı süt kokan çocuk" da, malum koroyu mahçup etmiş, onların başını öne eğdirmişti!
Başkan'ın yeni kabinesinde yer almayınca, bunların Mehmet Şimşek aşkları depreşti şimdi de... "Mehmet Şimşek gibi bir deha" varken... ve bir sürü zırva...
Yahu insanda biraz utanma olur, Mehmet Şimşek'in İngiltere'de dilencilik yaptığını söyleyen siz değil miydiniz? Elin gavurundan para dilenmekle, ekonominin düzelmeyeceğini çığıran siz değil miydiniz?
Yıllar yılı süren, akıl almaz karalamalar, yalanlar, iftiralar... şimdi de Berat Albayrak'a sardılar, saracaklar... Ahan da yazın buraya bir yılı bulmaz hepsi yalama olacak, hepsi Durmuş Yılmaz'a, Ali Babacan'a, Mehmet Şimşek'e çıkardığı gibi, Berat Albayrak'a da şapka çıkaracak.
Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için değil, çalıştığı için, başardığı için Berat Albayrak ismi ön plânda. Ayrıca, Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için rahata ermiş değil; ağır bir yükün aldına girdi Berat Albayrak... Ya başaracak, ya da başaracak. Aksi halde mahçup olur, mahçup eder!
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı'nda damat olduğu için başarılı olmadı. Doğru olanı yaptı; aldığı sorumluluğun gereğini yaptı. Ekonominin patronluğu onun için mükâfat değil, eziyet! Gecesi gündüzü zaten yoktu, şimdi hiç olmayacak...
Ben başarılı olacağına inanıyorum!
İnanmayanların canı sağolsun...
Günün sonunda mahçup olmak da var...
Allah mahçup etmesin!

20 Nisan 2018 Cuma

Terör örgütü PKK, ABD'ye şube açmış

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

PKK/YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin siyasi kanadı olan Suriye Demokratik Konseyi’nin, ABD temsilciliği açmak için resmen kayıt yaptırdığı ortaya çıktı.


Terör örgütü PKK/PYD'nin yeni ismi Suriye Demokratik Konseyi (SDK) 31 Ocak’ta ABD Adalet Bakanlığı’nın yabancı ajan yasası kapsamında (Foreign Agents Registration Act – FARA) ‘yabancı siyasi parti temsilciliği’ olarak kaydoldu.

‘ETKİLEME’ MİSYONU

Dikkat çeken detay Adalet Bakanlığı’nın web sayfasına yüklenen başvuru belgelerinin Türkiye’nin Afrin’de Zeytin Dalı harekâtının başladığı 20 Ocak’tan sadece 3 gün sonra 23 Ocak’ta doldurulmuş olması. Temsilciliğin misyonu ‘Amerika’daki yasama faaliyetlerini Suriye’de federalizmin bir çözüm olarak seçilmesi, Türk işgalinin sonlandırılması ve SDG’nin kontrolündeki bölgede uluslararası bir havalimanı işletmesine izin verilmesi yönünde etkileme’ olarak tanımlandı.
FARA belgelerine göre temsilcilikte SDK’nın Washington Temsilcisi Suriye vatandaşı Sinem Muhammed ile birlikte Suriye vatandaşı 3 kişi daha görev yapacak. ABD Temsilciliği açılacak olan SDK’nın asıl adresi olarak ‘Haseke, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’ gösterildi. Temsilcilik için ise ABD’nin başkenti Washington’ın güneybatı bölgesinde bir adres verildi. 31 Ocak tarihi itibarıyla temsilciliğin hâlâ kuruluş aşamasında olduğu belirtildi.

OLASI FAALİYETLERİ

SDK temsilciliğinin ABD’deki faaliyetlerinin neler olduğuna ilişkin soruya verilen yanıtta ise öncelikli hedefler arasında Amerikan hükümetinin Suriye’de federalizmi destekleyecek yasalar çıkartmasına vurgu yapıldı. Tam ifade şöyle: ‘SDK’nın ABD’deki misyonu öncelikli olarak Amerikan halkının Suriye’deki demokratik süreç konusunda eğitilmesine odaklanacaktır. SDK, Amerikan hükümetinin Suriye’deki demokrasiyi güçlendirilmesi ve Suriye’deki demokratik geçişte federalizmi bir çözüm olarak seçecek yasaları çıkartması için teşvik edecektir.’

KÜSTAH AÇIKLAMA



‘ABD’de yürütülecek faaliyetler siyasi faaliyetleri kapsayacak mı’ sorusuna ‘evet’ yanıtı verildi. Siyasi faaliyetlerden ne kastedildiğine ise şu ifadelerle açıklık getirildi: “SDK’nın ABD misyonunun yasama alanındaki çabalarını yoğunlaştıracağı alanlar şöyle olacaktır; Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu (KSDF) ordusunun daha iyi donatılması, DEAŞ sonrası dönemde ihtiyaç duyulacak bölgenin terörle mücadele mekanizmasının iyileştirilmesi, Suriye’deki Türk işgalinin sonlandırılması, KSDF’nin uluslararası bir havalimanı işletmesine izin verilmesi ve bölgeye insanı yardımların arttırılması.”

FİNANSAL KAYNAĞI BAĞIŞLAR

Başvuru belgesinde kaydolmadan önceki 60 gün içinde yabancı bir kaynaktan para alıp almadıklarına ilişkin soruya ‘evet’ yanıtı verildi. SDK’nın destekçilerinden Ekim-Aralık 2017’de toplanan 60 bin dolarlık bağış, temsilciliğin finans kaynağı olarak gösterildi.

8 Eylül 2018 Cumartesi

ABD Eski Başkanı Obama'dan, Donald Trump'a Ağır Sözler: Kabadayı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


ABD Başkanı Trump'ın kabadayı gibi davrandığını söyleyen ABD eski Başkanı Obama, "Biz Amerikalılar kabadayılara karşı dururuz. Onları izlemeyiz." dedi.



ABD Başkanı Donald Trump'ın bir kabadayı gibi davrandığını söyleyerek Amerikalıları karşı çıkmaya çağıran ABD eski Başkanı Barack Obama, Trump'ın FBI ve Adalet Bakanlığına sürekli saldırdığına değinerek, "Biz Amerikalılar kabadayılara karşı dururuz. Onları izlemeyiz" dedi


"EVLİLİĞİMİN DEVAMI İÇİN MİCHELLE'E ZAMAN AYIRMALIYDIM"


Illinois Üniversitesinde yaptığı "Demokrasimizin Durumu" programında konuşan eski ABD başkanı Barack Obama, Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra geçirdiği sessiz dönem için "8 yıllık Beyaz Saray dönemden sonra eğer evliliğimizin devam etmesini istiyorsam biraz Michelle'e zaman ayırmalıydım" demesi gülüşmelere neden oldu.


"KENARDA DURANLAR İÇİN SONUÇLAR ÇOK KÖTÜ OLACAKTIR"


Obama ayrıca bir ABD geleneği olarak eski başkanların sessizce politik sahneden çekildiğini ve kendisinin de bunu yapmak istediğini söyledi. 
Ancak geri dönmek zorunda kaldığını belirten Obama, "Bugün buradayım çünkü bu dönem tarihimizdeki en önemli dönemlerden biri. 
Her ABD vatandaşı kim olduğumuzu ve ne için durduğumuzu belirlemeli" dedi. Risklerin çok yüksek olduğunu ifade eden Obama, "Kenarda duranlar için sonuçlar çok kötü olacaktır" dedi.


"DEMOKRASİYE KARŞI KORKU TRUMP İLE BAŞLAMADI"


ABD Başkanı Donald Trump'ın politikalarına temelden karşı olduğunu bilinen Obama, ABD'de demokrasine karşı olan korkunun Trump ile başlamadığını ifade ederek, "O bir semptom, sebep değil. 
Politikacıların yıllardır oluşturdukları küskünlüğün, geçmişte kalan öfkenin ve korkunun bir göstergesi" dedi. 
Obama ayrıca Amerika'nın ideallere her yaklaştığında değişimden korkan veya ülkenin ayrışmasından fayda sağlayan kişiler tarafından sekteye uğratılmaya çalıştığını anlatarak "Gelecek dönemde bunlardan biri" diye konuştu.


"TRUMP'IN YAPTIKLARI NORMAL DEĞİL"


Trump'ın yönetimi sırasında yaşananları anormal olarak nitelendiren Obama, en son ABD'de ismi açıklamayan bir beyaz Saray çalışanın Trump'ı durdurmaya çalıştıklarını ifade eden yazıya da değinerek, "Bu normal değil. Bu olması gereken kontrol mekanizması değil" diyerek sıra dışı zamanların yaşandığını belirtti.
"Ama iyi haberlerim var" diyen Obama, iki ay içerisinde seçimlerin olduğunu hatırlattı. 
Kötü politikaları durdurmanın tek bir yolu olduğunu söylen Obama, "O da sizsiniz. Siz ve oylarınız" dedi. İnsanların farklı görüşleri olduğunu bunun normal olduğunu söyleyerek kendisinin bir Demokrat olduğunu söyledi. 
Obama seçimlere yaklaşırken Cumhuriyetçilerin ekonomik başarı olarak sunduğu işsizlik rakamlarının, 2015 ve 2016 yılında aynı olduğunu ve kendisinin döneminde yapılanların Trump'a rağmen bu sonuçları ortaya koyduğunu belirtti.


"BİZ AMERİKALILAR KABADAYILARA KARŞI DURURUZ"


Trump'ın bir kabadayı gibi davrandığını söyleyerek Amerikalıları karşı çıkmaya çağıran Obama, Trump'ın FBI ve Adalet Bakanlığına sürekli saldırdığına değinerek, "Biz Amerikalılar kabadayılara karşı dururuz. Onları izlemeyiz" dedi. 
Tüm Amerikalıları "Amerika için en iyi olanı düşünerek" oy kullan
maya çağıran eski Başkan Obama "oturup bir kurtarıcı bekleyemezsiniz. Mükemmel bir adayınız yok diye kenarda duramazsınız. Bu bir rock konseri değil. 
Bir peygambere ihtiyacımız yok. Tüm ihtiyacımız dürüst, çok çalışan, Amerika'yı düşünen kişiler. Demokrasimiz için en büyük tehdit Umursamazlık" dedi. 
Her yeni nesil Amerikalının Amerika'yı bir adım ileri taşıdığını söyleyen Obama, bunu oturup bir şeyler olmasını bekleyerek yapmadıklarını dile getirdi. 
Obama konuşmasını "Değişim gerçekleşir, ümit gerçekleşir. Adillik, adalet, eşitlik ve fırsatlar bizim neslimizin mirası olabilir" diyerek tamamladı. 


Trump, hakkında yazılan isimsiz makale hakkında konuştu


Donald Trump, New York Times'ın isimsiz makalesinde "Trump'a karşı içeriden bir direniş sergilediklerini" yazan kişinin kimliğinin Adalet Bakanlığı tarafından soruşturulması gerektiği söyledi
ABD'nin Montana eyaletinde düzenleyeceği mitinge giderken uçaktan basın mensuplarına açıklamalar yapan ABD Başkanı Trump, gündemdeki yerini koruyan NYT'deki isimsiz makaleyle ilgili eleştirilerini sürdürdü.
Trump, NYT'nin söz konusu makaleyi basmasını "utanç verici" olarak nitelendirdi ve ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions'ın makalenin isimsiz yazarı hakkında soruşturma başlatması gerektiğini ifade etti.


ULUSAL GÜVENLİK MESELESİ 


Makaleyi "ulusal güvenlik meselesi" olarak tanımlayan Trump, makaleyi yayımlayan NYT gazetesine karşı nasıl bir adım atacağını ise hala değerlendirdiğini belirtti.
Söz konusu kişinin kimliğini, hangi görevde ne yaptığını ve gazeteye neler verdiğini araştıracaklarını aktaran Trump, üst düzey bir yetkili çıkması halinde bu kişiyi kendisinin katıldığı herhangi bir toplantıda görmek istemediğini söyledi.
Eleştirileri çok önemsemediğine işaret eden Trump, "Ben bunlarla başa çıkarım. Onlara karşı savaşırım, bunu yıllar içinde görmüş olmalısınız." dedi.
Trump ayrıca, gazeteci Bob Woodward'un kendisi hakkında yazdığı kitapla ilgili eleştirilerini de sürdürdü. Trump, kitapta öne sürülen üslubun kendisiyle örtüşmediğini savunarak "Ben öyle konuşmam, beni tanıyorsunuz, o şekilde konuşmam. Kitap tam bir sahtekarlık." dedi.
NYT'de önceki gün "isimsiz" olarak yayımlanan "Trump yönetimi içindeki direnişin bir parçasıyım" başlıklı makaleyi kaleme alan kişinin Trump yönetimindeki üst düzey bir görevli olduğu ileri sürülmüştü.


MAKALEDE ÖNE ÇIKAN KISIMLAR


İmzasız makalede, "Trump'ın tam olarak anlayamadığı şey şu: Kendi yönetimindeki birçok üst düzey görevli, Başkanın gündeminin bazı kısımlarını ve kötü heveslerini bozmak için özenle çalışıyor. Bunu biliyorum çünkü ben de onlardan biriyim." ifadesine yer verilmişti.
Makaleye tepki gösteren Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, yazıyı "korkak bir makale" olarak nitelemişti. Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders da makalenin yazarının derhal istifa etmesi gerektiğini belirtmişti.
Makalenin ardından ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Savunma Bakanı James Mattis ve Trump'ın Özel Kalem Müdürü John Kelly gibi Trump'a yakın birçok isim, makaleyi sert şekilde eleştiren ve metnin kendileri tarafından yazılmadığını savunan açıklamalar yapmıştı.

16 Ocak 2018 Salı

MHP'yi kim Kürt düşmanı gösteriyorsa alçaktır.

Bahçeli, "Seçim İttifakı Kürt Oylarını Etkiler mi?" Diyenlere Sert Çıktı: Kim Kürt Düşmanı Diyorsa Alçaktır Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, "Seçim ittifakı Kürt oylarını etkiler mi?" diyenlere "MHP'yi kim Kürt düşmanı gösteriyorsa alçaktır." diyerek sert çıktı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında konuştu. Seçim ittifakı eleştirilerine yanıt veren Bahçeli, 'MHP'yi kim Kürt düşmanı gösteriyorsa alçaktır.' dedi.
ARTIK OYALANACAK VAKİT KALMADI
Artık oyalanacak vakit kalmamıştır. Dün olduğu gibi bugün de meydan şeytana bırakılmayacaktır. Terör örgütlerine karşı tarihin en şiddetli ve etkili mücadele ruhu çok şükür devrededir. Bundan memnunuz, destek ve katkımızı sürdürüyoruz. FETÖ, PKK, PYD, YPG, IŞİD Türkiye düşmanlığında buluşmuş hıyanet ortaklarıdır. 15 Temmuz 2016 hain FETÖ darbe teşebbüsü ile vahim boyut kazanan terör süreci ülkemizi yakın markaja almıştır. Türk milleti 15 Temmuz'da vahşi ve vandal bir saldırıya maruz kalmışlardır. Allah muhafaza FETÖ başarsaydı Türkiye işgale uğrayacak, cumhuriyet tasfiye edilecekti. FETÖ başarsaydı Türkiye iç savaş şartlarına mahkum kalacaktı. Yıllar içinde devletin hücrelerine kadar sızan, yargıdan üniversitelere, eğitimden medyaya kadar girmedik yer bırakmayan hainler Türkiye'yi ele geçirmekle görevlendirilmişlerdi.
'KAPANMAMIŞ BİR HESABIMIZ VARDIR'
Türk milleti ihaneti durdurdu. Gaspedilen uçaklardan atılan her bombanın, her füzenin masumlara sıkılan her kurşunun hesabı alçaklardan, Pensilvanyalı canilerden bir bir sorulmaktadır. Teröristbaşı halen Pensilvanya'daki inindedir. ABD tarafından açıkça korunmaktadır, kollanmaktadır. Türkiye'nin tüm mücadelelerine rağmen bu hain Türkiye'ye iade edilmemiştir. FETÖ'yü ABD'den ayrı düşünmek, geldiğimiz bu aşamada makum bir izah tarzı olmayacaktır. Kaçak güreşmeye lüzum yoktur, kıvırmaya hiç gerek yoktur. Kapanmamış bir hesabımız vardır, er ya da geç bu hesap görülecektir.
'ÖRGÜT KRİPTO YÜZLERİ PERDELEMEK İÇİN OYUN KURMAKTA'
15 Temmuz 2016'dan sonra toplam 159 bin 506 kişi gözaltına alınmış, 47 bin 523 kişi tutuklanmıştır. 2017 yılında da 50 bine yakın gözaltı, 48 bin kişi tutuklanma tedbiri ile karşılaşmıştır. Mücadelenin azimle devamı elzem ve acildir. Mor Beyin ile Bylock programına yönlendirildiği saptanan 11 bin 480 kişinin masum olduğu da anlaşılmıştır. Mor Beyin karmaşası tartışmaları alevlendirmiştir. Örgüt her yolu denemekte, her tezgah ve tehditten medet ummakta, kripto yüzleri perdelemek için oyun kurmaktadır. FETÖ iblisi son kozu ile, son komploları ile mücadeleye gölge düşürmenin hesabındadır.
Her şey ortadadır, davaları kurnazlıkla sulandırma girişimleri bellidir. Suçlu ile suçsuz, doğru ile yanlış içiçe girmektedir. Devletin temel direği adalettir, adalet mülkün temelidir. Adalet olmadan devletin varlık göstermesi ihtimali yoktur. İnsan şerefini yaşatmak için de bir o kadar önemlidir. Sayın Başbakan 'Geciken adalet vicdanları yakan ateştir' derken haksız mıdır? Mağdurların mahkumiyet yaşaması adalet duygularını köreltecek, devlete güveni zedeleyecektir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır.
BAHÇELİ'DEN 5 KRİTİK SORU
1- FETÖ ile mücadelede devlet aklı topyekün devrede midir? Yoksa kısıtlı sayıda devlet adamının çabası ile mi süreç yürütülmektedir.
2- FETÖ ile mücadelenin bir stratejisi var mıdır?
3- Fikri temelleri, milli hedefleri, hukuki sınırları berrak bir zihinle belirlenmiş midir?
4- Bu terör örgütü ile mücadelenin sınırları nedir?
5- Biriken sosyal maliyeti, mağduriyetleri nasıl bertaraf edeceğiz.
'ADALET KURUMLARININ KAN KEYBETMESİ ÇARPIKLIKTIR'
İnanıyorum ki, Sayın Cumhurbaşkanı da bunları düşünüyor, üzerinde kafa yoruyordur. TRT baskını ile ilgili dava, Kocaeli baskını davası, Ömer Halisdemir'in şehit edilmesi ile ilgili dava süreci hala devam etmektedir. Yargı organları arasında karmaşa, çekişme hakimdir. Birisinin verdiği kararı diğeri bozmaktadır. Adalet kurumlarının kan kaybetmesi çarpıklıktır. Bu tablo yanlıştır. Şüphe ve endişeleri artıracaktır. Toplum ve devlet hayatına korku sinmiştir.
'İTİRAFÇILIK YARIŞININ KUŞKULU YANLARI FAZLADIR'
FETÖ davaları artık süratle karara bağlanmalı, mahkeme safahatları nihai hükmünü açıklamalarıdır. Kripto damarının aktif müdahalesi ile Türkiye'nin önü kesilmeye çalışılmakta, millet adalet kurumlarına inancını sorgulamaya başlamaktadır. Bir gün kahraman ilan edilen diğer gün hain olmaktadır. Bir yüzbaşı sıkıyı görünce 'FETÖ'cüyüm' diyerek teslim olmuştur. 11 Ocak 2018'de Gölcük'te görevli bir yarbay ve 2 astsubay itirafçı olmak istediklerini söylemiştir. İtirafçılık yarışının kuşkulu yanları fazladır, birdenbire ortaya çıkmaları manidardır. FETÖ düşmandır, haindir. Üzerinden silindir gibi geçilmeli ve nihai olarak yok edilmelidir. Bunun arası, ortası, başı, sonu, aması, ancağı yoktur. Haine hoşgörü insan haysiyetine darbedir. Mazlumların ahını almak bir insan hak ve hukukunu hiçe saymak büyük bir vebaldir. Devlet gururu, şuuru böyle bir vebale ortak olmaz, asla olmamalıdır.
'ABD LAFA GELİNCE MÜFFEFİLİMİZ, STRATEJİK ORTAĞIMIZDIR'
FETÖ'nün mağdurlar üzerinden kurduğu istismar oyunu tutmayacak, Türk milleti varlığına kastetmiş namussuzları asla affetmeyecektir. Bu rezilleri artık tamanen hayat ve gündemimizden kuyumcu titizliği ile çıkaralım. Türkiye'nin önünde mutlaka aşması gereken 3 ayaklı terör sorunundan ikincisi elbette PKK'dır. Üçüncüsü ise güney sınırlarımızda, PYD-YPG'dir.
Sınırlarımızın hemen dibi PKK'nın Suriye ayağından ibaret değildir. Türkiye'nin kiralık terör örgütleri ile teslim alınması, boyun eğdirilmesi dayatılmaktadır. Karanlık operasyonların sebebi budur. ABD, Suriye'nin kuzeyindeki PKK-PYD-YPG ile gayri meşru birliktelik içindedir. ABD lafa gelince müttefikimiz, stratejik ortağımızdır. ABD Suriye'de terörü ve teröristleri himaye etmektedir. Devlet olma vasfını terör örgütleri ile aynı seviyeye düşürürerek dinamitlemektedir.
'ABD, KUYRUĞA GİREN KATİLLERİN GEÇİM KAPISI HALİNE GELMİŞTİR'
Sayın Erdoğan ile Trump telefonda görüşmüş, YPG'ye silah verilmeyeceği duyurulmuştur. ABD'nin YPG aşkı kara sevdaya dönüşmüştür. Yazıklar olsun ki ABD kuyruğa giren katillerin geçim kapısı haline gelmiştir. Bu namertlik ABD'nin tutunduğu siyasi zemini çatlatacaktır. Bu ülkenin her tarafta bezi, her taşın altında eli vardır. Terör örgütlerine sözde ordu kurdurulması ne demektir? ABD böyle bir kepazeliğe nasıl onay vermiştir? Bundan sonra dünyanın huzur ve istikrarından kimler, nasıl bahsedecebileceklerdir. ABD'nin beli silahlı kovboylardan müteşekkil çete mantığından kurtulamaması ahlaksızlıktır. Kandil'den gelen canilere eğitim verildiği gazete sayfalarındadır. ABD komutanı IŞİD'in canlanmasını önleme gerekçesi ile sınır muhafız birlikleri kurulmasını duyurması ile bölgede tansiyon yükselmiştir. Terör örgütü PKK-PYD Suriye'nin yüzde 25'ini kontrol altına almış bulunmaktadır. ABD, Suriye'de 12 askeri üs kurmuştur. Kirli emelleri ile simsiyah kesilen Beyaz Saray yönetimi terörist ortakları ile 30 bin kişilik sözde kuzey ordusu kurmak için kolları sıvamıştır. Sözde sınır birliklerinin komutası, SDG'nin olacaktır. İddialar böyledir. Peki, SDG ne demektir? Canavarların kamuflajıdır. Sözde birliğin Türkiye ve Irak sınırlarını kontrol edeceği dile getirilmektedir. Sınır demek devlet demektir, egemenlik alanlarının çizildiği yer demektir. ABD, PKK'ya devlet kurmuştur da bizim mi haberimiz olmamıştır. Gelişmeler karşısında sözde kuzey ordusunun kurulması ile ilgili haberlerin ifşa olması nedeniyle ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Dışişleri Bakanlığı'na çağrılacak izahat talep edilmiştir. ABD, terör örgütleri ile suç üstü basılmıştır.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html