BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Yargı Reformu sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Yargı Reformu sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

30 Mayıs 2019 Perşembe

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yargı Reformu Stratejisi Belgesini açıkladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Yargı Reformu Stratejisi Programı'nda konuştu.


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Yargı Reformu Stratejisi Programı'nda konuştu.
Erdoğan, konuşmasına, toplantının ülkeye, millete, adalet teşkilatına ve yargının tüm taraflarına hayırlı olması temennisiyle başladı. 
Uzun ve emek isteyen bir hazırlık döneminin ardından strateji belgesini kamuoyunun huzuruna getiren Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve ekibi ile hazırlık sürecinde strateji belgesine katkı sağlayan herkese teşekkürlerini ileten Erdoğan, "Adalet mülkün temelidir' diyerek, devleti adalet üzerinde inşa eden ve yaşatan bir medeniyetin temsilcileri olarak, bu mesele bizim önceliklerimiz arasında hep ilk sıralarda yer almıştır. Milletimiz 2002 yılında ülkeyi yönetme sorumluluğunu bize tevdi ettiğinde Türkiye'yi eğitim, sağlık, adalet, emniyet üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik." diye konuştu. 
Geçen 17 yılda en büyük yatırımları ve en büyük reformları yine bu alanlarda yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, "Hayatın bizatihi kendisinin kesintisiz bir değişim süreci olduğu gerçeği bize bu alanlardaki reformları da sürekli devam ettirmemiz gerektiğine işaret ediyor. Bu sebeple şimdi milletimizle paylaşacağımız Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni aynı zamanda sonraki reform hazırlıklarının da başlangıcı olarak görebiliriz. " ifadesini kullandı.
Adalet Bakanı Gül'ün reform belgesinin hazırlık sürecine ilişkin bilgi verdiğini aktaran Erdoğan, "Reform belgesinde yer alan kimi uygulamaları, açıklamayı beklemeden hayata geçirmeye başladık. Türkiye Adalet Akademisi'nin kuruluşu, nöbetçi noterlik uygulaması, hakim ve savcıların uyacakları etik kuralların belirlemesi gibi hususlar bunlardan bir kısmıdır. Reform belgesinde yer alan diğer başlıkların uygulamaya geçebilmesi sürecini de bizzat yakından takip edeceğiz." diye konuştu. 

"Güçlülerin de adaletli olduğu toplumlar hızla büyür, kalkınır, zenginleşir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecindeki en büyük kazanımlarından birinin reform çalışmalarını özellikle sistematik bir şekilde hazırlama, tartışma ve hayata geçirme kabiliyetini geliştirmiş olmasına işaret ederek, şöyle devam etti: 
"Bunun için birliğe tam üyeliğimiz haksız bir şekilde engellendiğinde reformlar konusundaki kararlılığımızı 'Kopenhag kriterlerinin adını Ankara kriterleri yapar yolumuza devam ederiz' diye ifade etmiştik. Çünkü biz bu reformlara Avrupa Birliği istediği, dayattığı, takip ettiği için değil, milletimizin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz. Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin hazırlığında da Avrupa Birliği kriterlerinin elbette gözetilmiş olmakla beraber asıl milletimizin demokrasi, insan hakları ve adalet talepleri göz önüne alınmıştır. Tarih bize gösteriyor ki adaletin güçlü, güçlülerin de adaletli olduğu toplumlar hızla büyür, kalkınır, zenginleşir. Buna karşı adalet temeli çürük olan hiçbir toplumun ve devletin uzun süre ayakta kalma şansı yoktur. Ecdadımız yüreğinin ve bileğinin gücüyle ele geçirdiği coğrafyaları adaleti sayesinde asırlar boyunca yönetmeyi başarabilmiştir."

"Adaletin küçüldüğü yerde zulüm büyüyor demektir"

Kanuni Sultan Süleyman'ın, "Kılıcın yapamadığını adalet yapar" sözünü hatırlatan Erdoğan, "Adaletin küçüldüğü yerde zulüm büyüyor demektir. Bunun için adaleti, insan haklarını, özgürlükleri geliştirmek için atılan her adım bizim için değerlidir, kıymetlidir, önemlidir. Yeni nesillere bırakacağımız en büyük miras da işte bu anlayış olacaktır." dedi.
Erdoğan, Aliya İzzetbegoviç'in "Biz savaşı öldüğümüzde değil, düşmanlarımıza benzediğimizde kaybederiz." sözünü asla unutmayacaklarını belirterek, "İster ekonomik zenginlik ister askeri güç ister toplumsal düzen olsun her alanda kendi medeniyetimizin kodlarına, özellikle adalet anlayışına göre hareket etmeyi bıraktığımız gün, kaybettiğimiz gün olacaktır. Bugün Türkiye, maruz kaldığı onca saldırıya, önüne konulan onca tuzağa rağmen dimdik ayakta ise bunu değerlerine, özellikle de ekonomik ve sosyal adaleti sağlama konusundaki hassasiyetine borçludur. Elbette eksikliklerimiz var, elbette bozulmalar yaşadığımız alanlar var, elbette sıkıntıya düştüğümüz konular var ama her şeye rağmen kendi medeniyetimize, kültürümüze, tarihimize olan bağlarımızı muhafaza ediyoruz." diye konuştu. 
"Yitik kaybedildiği yerde aranır." sözünü anımsatan Erdoğan, "Biz de kaybettiğimiz değerlerimizi yine kendi coğrafyamızda, kendi içimizde bulacağız." değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün tanıtım toplantısını yaptıkları reformların bu arayışta kendilerine ışık tutacağını ve yol göstereceğini ifade etti. 
Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'nin eskiden beri devam eden reformların güncellenmesiyle ortaya çıktığını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu belge güven veren ve erişilebilir bir adalet vizyonuyla hazırlanmıştır. Amacımız tüm kurumlarımızın mülkiyet hakkına, salahiyet hürriyetine, hukuki güvenliğe, ifade özgürlüğüne ve özgürlükleri kısıtlayan diğer tüm uygulamalara karşı duyarlı olmalarını sağlamaktır. Özellikle mevzuattan kaynaklanan sıkıntıları ve uygulamadaki aksaklıkları süratle çözmekte kararlıyız. Bunun için her alanda ayrı ayrı çalışmalar yürütüyoruz. Yargı reformu belgesi, içerdiği birçok amaç ve hedefle hem vatandaşlarımızın sisteme duydukları güveni artıracak hem de daha öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı olacaktır.
Bu reform belgesiyle, her ne kadar bize verilen sözler tutulmuyorsa da Avrupa Birliği tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz. Her şeye rağmen 2005 yılından bu yana süren müzakere sürecinin bir an önce tamamlanmasının en az bizim kadar Avrupa içinde önem taşıdığına inanıyoruz. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz reformlar ve uyum çalışmaları daha özgürlükçü ve katılımcı demokrasiye ulaşma konusundaki irademizin eseridir. Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni de insan odaklı hizmet, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ve yargıya güvenin artırılması ilkeleri çerçevesinde hazırladık. Yargı reformu stratejisinde 2 temel perspektif, 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet bulunuyor. Her bir başlık uzun çalışmaların, emeklerin ve hazırlıkların ürünüdür." 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, belgenin tam metninin hem kitap olarak hem de internet mecrasında ilgilenenlerin erişimine açıldığını bildirdi.

"Belge iki temel anlayış, iki temel perspektif üzerine oturuyor"

Belgedeki perspektif, amaç, hedef ve faaliyetleri ana hatlarıyla aktarmak istediğini belirten Erdoğan, belgenin iki temel anlayış, iki temel perspektif üzerine oturduğunu söyledi.
Bunlardan birincisinin hak ve özgürlükler olduğunu ifade eden Erdoğan, bu perspektifin özünde demokrasinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha da geliştirilmesi hedefi bulunduğunu dile getirdi.
Hükümete geldikleri 2002'den itibaren Türkiye'nin önceliklerini bu başlıklar etrafında şekillendirmeye gayret ettiklerini anlatan Erdoğan, her alanda özgürlüklerin genişletilmesi için yaptıkları mevzuat değişiklikleri ve yapısal reformların burada tek tek sayılamayacak kadar çok olduğunu vurguladı.
İfade özgürlüğünü demokrasinin en önemli şartı olarak gördüklerinin altını çizen Erdoğan, bilhassa son 6 yıllık süreçte ifade ve medya özgürlüğünün geliştirilmesine yönelik önemli adımlar atıklarını kaydetti. 
Erdoğan, Anayasa başta olmak üzere mevzuatta köklü değişiklikler yaptıklarını, bu belgeyle ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve daha ileriye taşınması konsunda yeni yaklaşımlar ortaya koyduklarını ifade etti.
Türkiye'nin, işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışını belirlemiş bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, geçmişte hep tartışılan sistematik işkence ya da kötü muamele iddialarının artık geride kaldığını, bu alandaki kazanımları korumakta kararlı olduklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca, "Tutuklama tedbirinin ölçülü kullanılmasına yönelik yeni adımlar atıyoruz." ifadesini kullandı.
İnternet üzerinden ifade özgürlüğü konusunun günün önemli tartışma alanlarından biri haline geldiğine işaret eden Erdoğan, bu konuda da yeni yaklaşımlar geliştirdiklerine değindi.
Erdoğan, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının güvence altına alınması, adil yargılanma hakkının temini gibi bir çok konuda önemli yenilikler getirdiklerini dile getirdi.

"Daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz"

Belgede ikinci temel perspektifin adalet sisteminin işleyişi olduğunu aktaran Erdoğan, "Önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz." diye konuştu.
Aynı şekilde vatandaşların adalet hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılmasının öncelikler arasında olacağına dikkati çeken Erdoğan, bu kapsamda adliyelerde vatandaşların işlerinin kolaylaştırılmasına yönelik birtakım hedefler ve faaliyetler belirlediklerine değindi.
Ayrıca mevzuatın sadeleştirilmesi, adli yardım sistemi ve savunma hakkının güçlendirilmesi hususlarında da atacakları adımlar bulunduğunu bildiren Erdoğan, "Yargıda sadeleştirilmiş süreçlerin oluşturulması, uyuşmazlıkların mümkün olduğunca ve öncelikle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle çözülmesi önleyici ve koruyucu hukuk uygulamalarının sisteme kazandırılması da önceliklerimiz arasındadır." şeklinde konuştu.
Strateji belgesinde bulunan 9 amaçtan ilkinin "hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi" başlığını taşıdığına vurgu yapan Erdoğan, hak ve özgürlüklere ilişkin standartları yükseltmek üzere mevzuatı gözden geçirmeye devam ettiklerini aktardı.
Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi, Venedik Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bu konuda çeşitli değerlendirmeleri bulunduğunu aktaran Erdoğan, bunları da gözetmek suretiyle hak ve özgürlüklere ilişkin standartların yükseltilmesine yönelik mevzuat paketleri hazırladıklarını kaydetti.
Erdoğan, "İfade özgürlüğüne ilişkin mevzuatta yapılacak düzenlemelerle bu konudaki davalarda kanun yolu güvencesinin artırılmasını sağlayacağız. Daha önce ifade özgürlüğünün en önemli kriterlerinden biri olan 'eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz' düzenlemesini zaten mevzuatımıza dercetmiştik. Şimdi de ifade özgürlüğüne ilişkin kararların istinaf aşamasından sonra bir de Yargıtay tarafından incelenmesini sağlayacağız." değerlendirmesinde bulundu.

"Tutuksuz yargılamayı asıl yöntem olarak görüyoruz"

Tutuklamayı istisnai tedbir, tutuksuz yargılamayı asıl yöntem olarak gördüklerini belirten Erdoğan, ancak zorunlu hallerde başvurulmasını sağlayacak değişiklikler yapacaklarını anlattı.
Mevzuatta tutukluluğun azami süresi belirlenmiş olmakla birlikte bu sürenin tüm safahatı kapsadığının altını çizen Erdoğan, "Bu kapsamda tutukluluk sürelerinin soruşturma ve kovuşturma aşamaları için ayrı ayrı düzenlenmesini planlıyoruz." şeklinde konuştu.
İnternet erişim engelleme usüllerini gözden geçirdiklerine işaret eden Erdoğan, "Bu çerçevede bir internet sitesinin tamamına değil sadece engellenmesine karar verilen kısmına erişimin sınırlanmasına imkan verecek bir düzenleme yapılacaktır. Böylece uluslararası standartlara uygun bir mevzuat altyapısına da kavuşmuş olacağız." dedi.
İnsan hakları eylem planının ilkinin 2014'te hazırlandığını anımsatan Erdoğan, içerisinde ayrıntılı düzenlemelerin yer alacağı yeni insan hakları eylem planı hazırlıklarının kısa süre içinde tamamlanacağını bildirdi.
Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin ikinci amaç başlığının "Yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığının geliştirilmesi" olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hakim ve savcılar için coğrafi teminat getiriyoruz. Mevcut tayin sistemi mesleki verimliliği olumsuz etkiliyor. Coğrafi teminat hakim ve savcıların isteği olmaksızın çalıştığı yerden başka bir yere tayin edilememesi anlamına geliyor. Bu düzenlemeyle hakim ve savcıların mesleki teminatlarının daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz. Hakim ve savcılığa girişteki mülakat heyetini genişletiyoruz. Halihazırda mülakat kurulu Adalet Bakanının görevlendireceği bakan yardımcısı başkanlığında, teftiş kurulu başkanı, ceza işleri, hukuk işleri ve personel genel müdürlerinden oluşuyordu. Mülakat kurulunda Hakimler ve Savcılar Kurulu ile yüksek mahkemelerden de temsilciler bulundurulmasını planlıyoruz.
Belirli görevler için mesleki liyakati ve tecrübeyi artırmak gayesiyle mesleki kıdem şartlarını yeniden belirliyoruz. Özellikle Yargıtay ve Danıştay üyelikleri, İstinaf Mahkemesi Başkanlığı ve üyelikleri, Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Komisyonu Başkanlığı, Mahkeme Başkanlığı atamalarında bu çok çok önemlidir. Aynı şekilde Adalet Bakanlığı Hakimler ve Savcılar Kurulu tetkik hakimliğiyle müfettişlikleri, yüksek mahkemelerin savcılık ve tetkik hakimliklerine atanma kriterlerini de yeniden belirliyoruz. Hakimler ve savcılar hakkındaki disiplin prosedürlerini yeniden yapılandırıyor kurulun disiplin kararlarına karşı yargı yolunu genişletiyoruz. Böylece Hakimler ve Savcılar Kanununun uyarma, aylıktan kesme, kınama ve kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme, meslekten çıkarma cezalarıyla ilgili tartışmaları ortadan kaldırıyoruz. Ayrıca disiplin işlemlerinin etkinliğinin artırılması için disiplin cezalarını da yeniden belirliyor, disiplin prosedüründeki güvenceleri artırıyoruz. 2010'da gerçekleştirilen anayasa değişikliğiyle meslekten ihraç kararlarına karşı yargı yolu zaten açılmıştı. Bu düzenlemeyle diğer disiplin kararlarına karşı da itiraz ve yeniden değerlendirme yollarına başvurmak mümkün hale gelecektir."
Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde üçüncü amaç başlığının "İnsan kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılması" olduğunu açıklayan Erdoğan, hukuk fakültelerinin eğitim süresi ve kontenjanlarıyla fakülteye girişte aranan başarı sıralaması ölçütünü yeniden belirlediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Eğitim süresinin 5 yıla çıkartılması, kontenjanların azaltılması, başarı sıralamasının 190 binden 100 bine yükseltilmesi gibi düzenlemeler planlıyoruz. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı önümüzdeki dönemin en önemli yeniliklerinden biri olacaktır. ÖSYM tarafından yapılacak bu sınavda belli puan alanlar avukatlık stajına başlayabilecek. Hakim, savcı ve noter olabilmek için ise bunun yanında ayrıca özel meslek sınavlarına girilmesi gerekecek. Bu sınavla devlet ve vakıf üniversitelerini kalite ekseninde bir rekabete ve oto kontrole sevke etmeyi hedefliyoruz."

Erdoğan, bu yöntemin yargıdaki hizmetlerin nitelikli verilmesine ve mesleki yetkinliklerini artırılmasına katkı sağlayacağına inandıklarını ifade etti.

Hakim ve savcılar, eğitimin ardından doğrudan kürsüye çıkmayacak

Hakim ve savcı yardımcılığı müessesinin getirildiğini bildiren Erdoğan, hakim ve savcıların eğitimin ardından doğrudan kürsüye çıkmayacağını söyledi.

Erdoğan, hakim ve savcıların önce yardımcı olarak görev başlayacaklarını, bu sürenin sonunda ikinci bir sınavla hakimlik ve savcılık mesleğine geçeceklerini dile getirdi.

Mesleğe kabullerin sadece yardımcı kadrolar arasından yapılacağını açıklayan Erdoğan, "Bu uygulamanın gayesi bir yandan mesleğe hazırlık döneminin daha etkin geçirilmesini temin etmek diğer yandan da hakim ve savcılara çalışmalarında daha fazla destek sağlayabilmektir." ifadesini kullandı.

Erdoğan, Türkiye Adalet Akademisini, reform belgesiyle ilgili hazırlık süreçlerinin tamamlanmasını beklemeden bu ayın başı itibariyle yeniden kurduklarını hatırlattı.

Yargıda Performans Ölçüm ve Takip Merkezi kurulacak

Dördüncü amaç başlığının "performans ve verimliliğin artırılması" olduğunu bildiren Erdoğan, bunun için Hakimler ve Savcılar Kurulu bünyesinde Yargıda Performans Ölçüm ve Takip Merkezi kuracaklarını söyledi.

Uzun süren soruşturma ve davaların bu merkezde oluşturulacak bir sistem vasıtasıyla takip edileceğini belirten Erdoğan, gerekiyorsa yargı bağımsızlığı ilkesine halel getirilmeden davaların uzamasına sebebiyet veren sorunların çözümünün sağlanacağını vurguladı.

Yargıda hedef süre uygulamasını daha da geliştireceklerini ifade eden Erdoğan, "Uzun süren soruşturma ve davaları takip etmek için 2019 yılı başı itibarıyla zaten başlamıştık. Bunun dışında makul sürede yargılanma hakkının sağlanması gayesiyle mahkemeler ve savcılıklar için farklı performans kriterleri oluşturmayı planlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu. 

"Çevre, imar ve enerji gibi alanlarda özel mahkemeler kuruyoruz"

"Hakimleri, ceza ve hukuk hakimi olarak ihtisaslaştırıyoruz." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Halihazırda 6 bin 52 faal mahkemenin 3 bin 67'si hukuk, 2 bin 985'i ise ceza mahkemeleridir. Reform düzenlemesiyle birlikte mesleğin başında hakimleri ceza ve hukuk hakimleri olarak ayıracak ve alanlarında uzmanlaşmalarını sağlayacağız. Çevre, imar ve enerji gibi alanlarda davaların daha hızlı ve etkin yürütülmesini sağlamak için özel mahkemeler kuruyoruz. Bu tür davaların uzaması hem vatandaşlarımızın hem de devletin çok büyük zararlara uğramasına yol açıyor.

İstinaf mahkemelerini güçlendiriyoruz. Halen ülkemizde Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Samsun, Sakarya ve Konya illerimizde olmak üzere, 11 istinaf mahkemesi bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Diyarbakır, Kayseri, Trabzon ve Van illerinde dört bölge adliye mahkemesi daha faaliyete geçirilecektir. Adalet teşkilatımızın bilişim sisteminin yurt dışı temsilciliklerimizle entegrasyonunu sağlıyoruz. Böylece yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın hukuk davalarında bilişim sistemi üzerinden beyanlarının alınabilmesini ve dilekçe sunabilmelerini temin edeceğiz. Adliye bulunmayan ilçelerde ve büyük havalimanlarında uzaktan görüntülü olarak ifade alınabilmesine imkan sağlayan SEGBİS kuruyoruz. Mahkeme nöbet sistemini geliştirerek, ceza mahkemelerinin 24 saat esasıyla hizmet vermesini planlıyoruz."

"Sınavla girebilecekleri bir kariyer mesleği haline dönüştürüyoruz"

Mahkeme yazı işleri müdürlüklerini güçlendirerek, yazı işleri müdürlüğünü kariyer meslek olarak yeniden yapılandıracaklarını bildiren Erdoğan, "Yazı işleri müdürlüğünü görevde yükselme usulüyle gelinen değil, hukuk eğitimi almış olanların en başta sınavla girebilecekleri bir kariyer mesleği haline dönüştürüyoruz. Bu uygulama, yargılamaların daha etkili ve eksiksiz yürütülmesine katkıda bulunacaktır." dedi.

Vasilik kararları başta olmak üzere yabancı mahkemelerce verilen kararların karar ve tenfizinin basitleştirilmesini sağlayacaklarının altını çizen Erdoğan, "Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, özellikle yabancı ülke makamları tarafından verilen vasilik kararlarının tanınmasıyla ilgili önemli sorunlar yaşayabiliyor. Bu reform belgesiyle yurt dışındaki vatandaşlarımızın bu sıkıntılarını da çözüyoruz." diye konuştu.

"Vekalet ücretinin KDV oranını indirmeyi planlıyoruz"

Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin beşinci amaç başlığının "savunma hakkının etkin kullanımının sağlanması" olduğunu bildiren Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu strateji belgesiyle savunma hakkı ilk defa ayrı bir amaç başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Ülkemizde, 2002 yılı itibarıyla 46 bin 552 olan avukat sayısı bugün itibarıyla 135 bine yaklaşmıştır. Bunun için avukatlık stajına başlamak için hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olma şartı getireceğimizi daha önce ifade etmiştik. Ayrıca savunmanın yargılamalara etkin katılımını sağlayacak düzenlemeler yapıyoruz. Bu çerçevede avukatların bilgi ve belge temin etmelerine ilişkin yasal yetkilerini de genişletiyoruz. Koruyucu hukuk anlayışı kapsamında vatandaşlarımızın mağduriyetlerini önlemek için bazı iş ve işlemlerin avukat aracılığıyla yapılmasını sağlıyoruz. Kira ve eser başta olmak üzere belirli değerin üzerindeki bazı sözleşmelerin bağış ve ölüme bağlı işlem gibi tek taraflı tasarrufların avukat yardımıyla hazırlanması zorunlu olacaktır. Avukatlık hizmetlerinin vergilenmesi konusunda da iyileştirici düzenlemeler yapıyoruz. Çocuk mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda olduğu gibi aile hukuku ve tüketici uyuşmazlıklarında da vekalet ücretinin KDV oranını indirmeyi planlıyoruz."

"Avukatlara da yeşil pasaport hakkı"

Kamuda görev yapan avukatların farklı statülerde çalışmaları, denetimleri, mali ve özlük hakları ile ilgili konuların yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, maaş ve özlük haklarının yetersiz olması nedeniyle kamuda nitelikli avukat çalıştırabilmenin güç olduğunu söyledi.

Statülerini ve özlük haklarını yeniden düzenleyerek, kamuda görev yapan avukatlarla ilgili sorunları çözeceklerini açıklayan Erdoğan, "Türk avukatlık camiası, uluslararası alanda da mesleki faaliyet gösterecek şekilde hızlı bir gelişim içindedir. Avukatlarımızın uluslararası davalarla ilgili mesleki kapasiteleri hızla gelişiyor. Bunun bir gereği olarak, avukatlara da belli kriterler dahilinde, bunu Barolar Birliği Başkanımızla da arkadaşlarımız görüştüler, görüşüyorlar. Biz de kabinede bunları görüştük. Avukatlara da yeşil pasaport hakkı vererek, uluslararası faaliyetlerini kolaylaştırmayı planlıyoruz." diye konuştu.

Recep Tayyip Erdoğan'ın "Tüm avukatlara değil di mi?" diye sorması, salonda gülüşmelere neden oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargı reformu strateji belgesinin altıncı amaç başlığının "adalete erişimin kolaylaştırılması ve adalet hizmetlerinden memnuniyetin artırılması" olduğunu söyledi.
Usül kanunlarında dava açma ve kanun yoluna başvuruda bir hafta, iki hafta bazen 7, 10, 15, 30 ve 60 gün gibi farklı sürelerin bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, sürelerin farklı olmasının sadece karışıklara neden olmakla kalmadığını, mağduriyetlere de yol açtığını vurguladı.

Bu sorunu sürelerin yeknesak hale getirilmesi suretiyle çözeceklerini bildiren Erdoğan, 2018 yılı istatistiki verilerine göre Cumhuriyet savcılıklarında yüzde 13,5, ceza mahkemelerinde yüzde 7 ve hukuk mahkemelerinde ise yüzde 4,2 oranında görevsizlik ve yetkisizlik kararı verildiği bilgisini paylaşarak, ayrıca görevsizlik ve yetkisizlik sebebiyle bozma kararı verilme oranının da oldukça yüksek olduğuna işaret etti.

Bu durumun yargılama sürecini uzattığının altını çizen Erdoğan, yeni bir sistem kurarak bu tür olumsuzların önüne geçmeyi planladıklarına değindi.

Tanıklık uygulamasının, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve adaletin tecellisine doğrudan etki eden bir yöntem olduğunu vurgulayan Erdoğan, yargı süreçlerinde tanığa özgü uygulamaların geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.

Erdoğan, bunun için tanıklığı zorlaştıran uygulama ve yaklaşımların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılacağına dikkati çekerek şöyle devam etti:

"Mesela bazı ülkelerde tanıklar için özel bekleme odaları oluşturularak davaların taraflarıyla yüz yüze gelmeleri ve psikolojik olarak yıpranmaları engelleniyor. Benzer uygulamaların yapılmasına olanak sağlayacak önemli değişiklikler bizde de yapılacaktır. Ayrıca mevzuatta yer alan tanıklık ücretinin yeniden belirlenmesi gerekiyor. Reform çalışmaları kapsamında tanıklara yaklaşımla ilgili standartların yükseltilmesi için gereken adımlar atılacaktır."

"Cumhuriyet savcılarının takdir yetkileri genişletilecek"

Recep Tayyip Erdoğan, strateji belgesinin yedinci amaç başlığının "ceza adaleti sisteminin etkinliğinin artırılması" olduğuna değinerek, bu kapsamda Cumhuriyet savcılarının takdir yetkisinin genişletileceğini kaydetti.

Mevzuata göre, yeterli şüphenin varlığı halinde kamu davası açılmasının zorunlu olduğuna işaret eden Erdoğan şöyle devam etti:

"Buradaki 'yeterli şüphe' kavramı, uygulamada basit şüphe olarak tatbik edilmektedir. Bu durum da açılan dava sayısını ne yazık ki artırmaktadır. Şüpheli hakkında mahkumiyet kararı verilmesi ihtimali çok düşük olan soruşturmalarda dahi Cumhuriyet savcılarınca dava açılmaktadır.

Neticeye baktığımızda 2018 yılında şüphelilerin yüzde 52,6'sı hakkında 'kovuşturmaya yer olmadığına' dair karar verilmiştir. Açılan davalardaki mahkumiyet oranı ise yüzde 48,1'dir. Sistemi mahkumiyet ihtimali az olan davaların açılmaması yönünde geliştirmemiz gerekiyor. Bunun yolu da Cumhuriyet savcılarına takdir hakkını genişletmekten geçiyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya genelinde adalet sistemlerinin, uyuşmazlıkların öncelikle soruşturma aşamasında çözülmesi ve önemli konularda dava açılması yönünde reformlara yöneldiğini bildirdi.

Ülkede de ön ödeme ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi uygulamalarının genişletilmesine ihtiyaç bulunduğuna işaret eden Erdoğan, "Savcılık aşamasında ne kadar çok sorun çözebilirsek mahkemelerdeki yargılamaları o derece sağlıklı hale getiririz." diye konuştu.

"Mağdurun rızası ve mahkemenin onayı mutlaka aranacak"

Erdoğan, halen ön ödeme müessesesinin sadece adli para cezasını gerektiren veya üst sınırı 6 ayı aşmayan suçlar için uygulandığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ancak şikayete bağlı ve üst sınırı bir yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda devreye giriyor. Uzlaşma ise şikayete bağlı suçlar ve kanunda öngörülen diğer bazı suçlar için düzenlenmiştir. Her 3 konuda da bu sınırlı uygulamayı genişletmeyi hedefliyoruz.

Bazı fiillere yönelik soruşturmaların fail ile savcı arasında anlaşmayla sonlandırılabileceğini özellikle sağlayacağımıza inanıyorum. Bu hususun uygulama örnekleri yurt dışında zaten var. Önceden belirlenecek belli suçlarda, suçunu ikrar eden şüphelinin hemen mahkemeye sevk edilmesi ve kanunda yer alan indirimden faydalanarak cezalandırılması sistemi rahatlatacaktır. Bu uygulama cezada pazarlık yönteminin aslında bir modelidir. Türkiye'de bu yöntemi kanunda yüksek ceza öngörülmeyen suçlar için getirmeyi planlıyoruz. Ayrıca bu süreçte mağdurun rızası ve mahkemenin onayı da mutlaka aranacaktır."

"İade edilen iddianamelerin oranı yüzde 2,6"

Nitelikli yargılamanın ancak yeterli bir soruşturmayla mümkün olacağına dikkati çeken Erdoğan, bunun sağlanması için mevzuatta iddianamenin iadesi usulünün düzenlendiğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Soruşturması eksik yürütülmüş bir iddianameyse savcılığa iade ediliyor. Aksi takdirde mahkemelerin soruşturma sırasında tamamlanması gereken işlemleri yapması ya da yapılmış işlemleri tekrar etmesi gerekiyor. Sonuçta ortaya hem önemli bir verimlilik sorunu çıkıyor hem de taraflar örseleniyor. Cumhuriyet savcılıklarının ve adli kolluğun güçlendirilmesine, aynı zamanda iddianamenin iadesi müessesesine de işlerlik kazandırılmasına ihtiyaç vardır. Halihazırda iade edilen iddianamelerin oranı yüzde 2,6'dır. Bunun için iade kapsamı yeniden belirlenecektir. Soruşturmaların kalitesinin artırılması için hukuk fakültesi mezunlarının adli kollukta istihdam edilmesi sağlanacaktır."

Emniyet hizmetleri sınıfında görev yapacak hukukçuların çoğalmasının ceza mevzuatı ile kolluk kuvvetlerine verilen görev ve yetkilere katkı sağlayacağını vurgulayan Erdoğan, birçok ülkede de bu doğrultuda uygulamalar olduğunu söyledi.

Erdoğan, Kabahatler Kanunu'nda yer alması ve "kabahat" olarak tanımlanması gereken bazı fiillerin halen suç olarak ceza mevzuatında yer aldığına işaret ederek, "Mevzuatın bu açıdan taranarak bazı fiillerin idari yaptırıma dönüştürülmesi mahkemelerin iş yükünü de azaltacaktır. Şahsa karşı işlenen özellikle basit yaralama ve tehdit gibi suçların nitelikli hallerinin şikayete bağlı hale getirilmesi planlanıyor." diye konuştu.

Konusu suç teşkil eden bazı basit fiillere ilişkin süreçlerin kısaltılması için yeni usuller getireceklerini anlatan Erdoğan, "Basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usulünün birçok ülkede farklı uygulamaları bulunmaktadır. Suç teşkil eden bazı fiillerde daha hızlı ve basit bir usulle sanıkların doğrudan mahkeme önüne getirilmesi bir an önce yargılamaların başlamasını sağlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, Türkiye'de 12-15 yaşındaki çocuklar hakkında geçen sene itibarıyla yaklaşık 40 bin dava açıldığını hatırlatarak, şunları kaydetti:

"Bazı ağır suçlar hariç olmak üzere 15 yaşından küçük çocukların ilk defa işledikleri fiiller soruşturmaya ve kovuşturmaya konu edilmeden çocuklara özgü koruma mekanizmaları içerisinde değerlendirilecektir. Bu tür çocukların durumlarının sosyal tedbirlerle takip edilmesi kendilerine daha iyi bir gelecek kurma şanslarını da güçlendirecektir. Mevcut uygulamada kamu davasının açılmasının ertelenmesi, yetişkinler ve çocukları için aynı hükümlere tabiidir. Bu uygulamanın çocuklara yönelik kısmı genişletilecektir. Ayrıca çocuklar hakkındaki davaların ilk derece yargılamalarıyla istinaf ve temyiz incelemeleri öncelikli olarak yapılacaktır. Şiddet içermeyen bazı suçlardan hükümlü olan yaşlı, hamile ve çocukların cezalarının elektronik izleme merkezi aracılığıyla evde infazına imkan tanınacaktır. Bu durum bir yandan sosyal fayda sağlarken diğer yandan ceza infaz kurumlarının maliyetlerinde tasarruf yapılmasını temin edecektir."

"Hukuk yargılaması ile idari yargılamanın sadeleştirilmesi"

Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'nde sekizinci amaç başlığının "Hukuk yargılaması ile idari yargılamanın sadeleştirilmesi ve etkinliğinin artırılması" olduğuna değinen Erdoğan, özellikle küçük miktarlı talep ve davalarda basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usülü ile çözüm yoluna gidileceğini anlattı.

Erdoğan, bu konuyla ilgili AB Konseyi'nin de tavsiye kararının bulunduğunu hatırlatarak, "Diğer ülkelerdeki uygulamalarda incelenerek yeni bir usul ihdas edilecektir. Mal varlığı haklarına ilişkin küçük miktarlı talep ve davalarda yazılı ya da sözlü yargılama usullerine benzer yöntemler kullanılacaktır. Bunun için uyuşmazlığın basitleştirilmiş ve hızlı bir yargılama usulü içerisinde çözümlenebilmesine yönelik bir yargılama usulü ihdas edilecektir." diye konuştu.

Yargı harçlarının hesaplanmasında karışıklıklar olduğunu ve mahkemelerin iş yükününün ciddi bir şekilde arttığını vurgulayan Erdoğan, verimliliğin artırılması ve yargılamaların hızlandırılması için yargı harçlarında da basit ve sadelik sağlayacak düzenlemeler yapılacağını aktardı.

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Çocukla kişisel ilişki kurulması yönündeki mahkeme kararlarının icra müdürlükleri vasıtasıyla infaz edilmesi ciddi sorunlara yol açıyor. Bu yöntem çocuğun sosyal ve psikolojik yapısını bozmanın yanında mahşeri vicdanı sızlatan görüntülere de sebebiyet verebiliyor. Çocukla şahsi münasebet kurulmasına yönelik kararların infazında daha insani ve çocuğa uygun yöntemler geliştirilecektir. Bu kapsamda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı ortak bir birim kuracaktır. Bu birim vasıtasıyla çocukla ilgili kararların icra edilmesi hem masrafları azaltacak hem de çocuğun menfaatlerini gözetecek bir yöntem olacaktır."

Noterliğin bir kariyer mesleği haline dönüşeceğini, sayılarının artacağının bilgisini veren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ülkemizde 1931 noterlik bulunmaktadır. Geçtiğimiz 17 yılda noterliklerin sayısı yüzde 56 oranında artmıştır. Sayının artması vatandaşların işlerini kolaylaştırmıştır. Yeni noterlikler Türkiye Noterler Birliği'nin görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından açılıyor. Her asliye hukuk mahkemesinin yargı çevresinde bir noterlik kurulması zorunlu hale geliyor. Bazı çekişmesiz yargı işlerinin noterlikler tarafından da yapılabilmesine imkan sağlanarak bu kurumun daha işlevsel hale gelmesi temin edilecektir. Yargının iş yükünü azaltacak şekilde tevdi mahalli tayini, iddet müddetinin kaldırılması, vasiyetnamenin açılması, mirasçı atama belgesinin verilmesi, mirasın reddi beyanının tespit edilmesi ve delil tespiti talepleri gibi işlerin noterlikler tarafından yürütülmesini hedefliyoruz."

"Uyuşmazlıkların derinleşmeden çözülmesine imkan sağlayacak"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yargı Reformu Stratejisi'nin 9'uncu ve son amaç başlığının "Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinin Yaygınlaştırılması" olduğu ve bunun için cezada uzlaştırmanın kapsamının genişletileceğini aktardı.

Uzlaşmanın, şikayete bağlı suçların ve kanunda öngörülen diğer bazı suçlar için düzenlediğini bildiren Erdoğan, geçen yıl uzlaşma bürolarına gönderilen dosya sayısının 380 bin, uzlaşmayla sonuçlanan dosya sayısının ise 150 bin olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mahkeme temelli aile arabuluculuğu uygulaması getirilecek. Şiddet içermeyen uyuşmazlıklarda aile arabuluculuğu getirilmesi, uyuşmazlıkların derinleşmeden çözülmesine imkan sağlayacaktır. Uygulama, mahkeme temelli olarak yapılandırılacaktır. Yani açılan dava hakim tarafından arabuluculara havale edilecektir. Halihazırda zorunlu arabuluculuk iş uyuşmazlıklarında ve ticari uyuşmazlıklarda uygulanıyor. Tüketici uyuşmazlıkları gibi alanlarda da arabuluculuğa başvuran dava şartı haline getirilmesi planlanıyor. Kamunun taraf olduğu davalarda ihtiyari sulh yönteminin kapsamı genişletilecektir."

Dokuz amaç başlığı altında 63 hedef ve 256 faaliyeti kapsayan Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni özetlediklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu belge, Bakanlığımızın barolardan hukuk fakültelerine, akademisyenlerden medya mensuplarına kadar geniş bir yelpazede gerçekleştirdiği istişareler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın yasal düzenleme gerektiren konularının muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. İdari tasarruf gerektiren konularının muhatabı da Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlardır. Amacımız milletimizin adalet duygusunu güçlendirecek, beklentilerine cevap verecek, vicdanları mutmain ve hukuka güveni tahkim edecek bir yargı uygulamasını hayata geçirmektir. Bunu da hem kendi medeniyetimize olan bağlılığımızı koruyacak hem de günümüz dünyasının uygulamalarıyla uyumlu olacak bir yaklaşımla gerçekleştirmemiz gerekiyor. Sizlerle paylaştığımız Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin bu doğrultuda atılmış önemli bir adım olduğuna inanıyorum. Bu belgede yer alan hususların kanun veya diğer düzenlemeler vasıtasıyla hayata geçirilmesi aşamalarında da sizlerin özellikle katkılarını almayı sürdüreceğiz."


11 Eylül 2017 Pazartesi

CHP nereye gidiyor?

Cumhuriyetin kurulmasından itibaren ülke yönetimini ellerinde tutan güçlerin siyasî partilere verdikleri bir görevin ve bu göreve bağlı olarak bir görev alanının olduğuna inanırım.
Tek partili dönemde bu görevin, hâkim gücün isteği doğrultusunda sadece CHP tarafından yürütüldüğü, hem de başarıyla yürütüldüğü açıktır.
Dünyadaki gelişmelere paralel olarak, daha doğrusu bu gelişmelerden haberdar olunduğu ölçüde ülke insanının talepleri arttıkça hâkim güç tarafından yeni görev alanları belirlenmiş ve o alanda görev yapacak olan partilere kapı aralanmıştır. Başlangıçta aralanan kapı sadece biraz özgürlük ve biraz da ülke ekonomisinin pastasından pay alma olduğu için CHP’nin işi çok da zor olmamıştır.
Çünkü ülkenin kaymakla beslenen tabakası hep yanındadır ve herşeye rağmen kendilerine cumhuriyetin kurdurulduğu hâkim gücün ilk göz ağrısıdır. Bu yola beraber çıkmışlardır ve milletin büyük çoğunluğuna rağmen bu yollarda beraber yürüyeceklerdir.
Yeri gelmişken belirtmekte fayda var: Sadece kendilerine açılan yollarda el ele, kol kola, omuz omuza yüründüğü zamanlar, ülkenin büyük çoğunluğunun Kızılay gibi kamusal alanlara sokulmadığı dönemlere rastlar.
Gerçekten de bu yollarda beraber yürüme azmi o denli bir sevda derecesindedir ki ülke insanının büyük çoğunluğu kamusal alan bahanesiyle paşazadelerin yollarına sokulmadığı hâlde…
Söz gelimi…
Koca koca yolların yoldaşlarına iyice daraldığı ya da yolların çıkmaz sokaklarda kaybolduğu dönemlerde, zaten hiçbir zaman devreden çıkmayan hâkim güç daha da kendini göstermiş ve bu gösterişin sonucu kendi halkının paşazade partisine yollar olabildiğince açılmıştır.
Fakat sürekli olarak kaymakla beslendiği için olmalı, kolesterollü damarlar kısa zamanda yeniden kapanmış; her defasında hâkim güç kendi usulünce yoldaşının daralan yollarını yeniden açmak zorunda kalmıştır.
“Taşıma suyla değirmen dönmez” sözüne uygun olarak, bu yol açışlar CHP’ye kısa dönemli faydalar sağlasa da uzun dönemde kendi halkının önemli bir kısmının bile kendisinden yüz çevirmesine ve uzaklaşmasına neden olmuştur. Bunu farkeden CHP ortanın solu, halkın yolu gibi sloganlarla hiç olmazsa kendi halkını yanında tutmaya, yanından biraz uzaklaşanları yanına çekmeye çalışmış ve bunda belli ölçüde başarılı olmuşsa da, hiç bir zaman istediği ve umduğu başarıyı elde edememiştir.
Hâkim gücün imtiyazlı partisi, mevcut durumda bile, olanca desteğe rağmen kendi varlığını korumakta güçlük çekerken…
Toplumun değişik kesimlerinden yeni yeni talepler gelmeye başlamıştır.
Bu taleplerin sonucu, mevcut siyasî terminolojiyle ifade edecek olursak, en solundan en sağına irili ufaklı birçok parti ülke genelinde teşkilatlarını kurarak kendilerine yer açmaya çalışmışlardır.
Böyle bir gelişme ister istemez CHP’nin görev alanını iyice daralttığı gibi, belli ölçüde de olsa onu hiç de alışık olmadığı bir rekabet ortamına sokmuştur.
Kuruluşundan 1946’ya kadar tek tabanca olarak siyasetin bütün alanlarını kapatmış olan bir parti için rekabete alışmak elbette çok zor olmuştur.
Nitekim içinde yaşanılan durum gereği, hâkim güçlerce siyasetin belli ölçüde de olsa kendi seyrinde gitmesine göz yumulduğu dönemlerde cumhuriyetin yaşıtı olmakla övünen bu partinin payına hep ikincilikler, üçüncülükler düşmüş; kimi zaman daha da kötüsü olmuş; anlı şanlı CHP hiç dereceye giremeyerek küme düşmüş ve TBMM’nin dışında kalmıştır.
CHP’nin geçmişe yönelik kısa hikâyesi budur ve şimdilerde bir ana muhalafet olarak TBMM’de görev yapmaktadır.
Kendileri ana muhalefet olmalarına rağmen, oldum olası hiçbir zaman analık şefkatinden pay almamış oldukları için, ülkenin değişik bölgelerindeki anaların özene bezene büyütüp üniversitelere gönderdikleri kızlarımızın başörtülerine kafayı takmışlar ve başörtülü genç kızlarımızın üniversite kapılarından geri döndürülmelerini sadizme varan bir hazla seyretmişlerdir.
CHP’nin yakın geçmişteki en kısa hikâyesi, daha doğrusu bu partiyi en bariz davranışıyla özetleyen öz geçmişi ise budur.
Bütün bunlar ortadayken; CHP, iktidara yürüyebilmek için geçmişini unutturacak hamleler peşinde olması gerekirken Netekim Paşa’nın 1982 Darbe Anayasası’nın delinmesini önleme peşinde olmuş; bunun için TBMM’de barikatlar kurup, kürsüler kırmayı tercih etmiştir.
Bu, elbet CHP’nin kendi tercihidir.
Milletin tercihi ise şöyledir:
“Türkiye’de iktidarı belirleyen CHP’dir. Bu milletin çoğunluğu, CHP’ye karşı kendisini hangi partinin koruyacağına inanırsa, oyunu o partiye vermekte ve ülke yönetimini ona teslim etmektedir.”
CHP nereye gidiyor?
Balyoz davasında kumpas iddialarıyla ilgili haklarında yargı süreci başlatılan gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Altan, Yasemin Çongar ilk kez hâkim karşısına çıktı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya sanık Tuncay Opçin ise gelmedi. 276 sayfalık iddianamenin özeti okunduğu duruşmaya
CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, gazeteci Perihan Mağden ve bazı ülkelerin konsolosluklarından gelen temsilciler duruşmaya izleyici olarak katıldı…
Mehmet Baransu, Ahmet Altan, Yasemin Çongar…
Bu üç isim tarih önünde, vicdan önünde, adalet önünde daha çok hesap verecek bilinmeli. ABD’den valiz dolusu kumpas dokümanlarını gazetecilik kisvesi altında malum yerlere servis eden kişi Mehmet Baransu. Ahmet Altan ise tıpkı babası ve diğer kardeşi gibi 2. Cumhuriyetçiler adlı uyduruk kaydırık isimle Türkiye Cumhuriyeti değerlerine(Atatürk Devrimlerine)savaş açan zat…
Bu isimlerle ilgili uzun uzadıya yorum yapmama bile gerek yok aslında. Dediğim gibi vicdanlarda gereken hüküm verilmiştir bu her daim şaibeli insanlarla ilgili olarak. Tarih sayfalarında “çocuklarının yüzüne bakamayan ebeveynler” olarak yerlerini almışlardır zaten daha hayatta iken…
Benim sözüm yalpalamaktan bir türlü kurtulamayan CHP’yedir.
Ve onun yöneticilerinden biri olan(her türlü suçlama ithamlarına karşın tek bir yanıt veremeyenlerden biri olan) Sezgin Tanrıkulu’na yöneliktir. Bu şaibeli(Atatürk’ten adeta nefret eden isim olan)Ahmet Altan’ın duruşmasında onun yanında olmak ne demektir, ne anlama gelmektedir? Gelin birbirimizi enayi yerine koymaya kalkmadan içten yanıtlar verelim ister misiniz? Yani şu lakırdılara hiç gerek kalmaksızın; yahu biz bu ülkede koca bir ana muhalefet partisiyiz. Demokrasi adına, gazetecilere özgürlük adına tabii ki onların duruşmalarında yanlarında olacağız…
Heeey, heyyy!
Dedim ya gelin birbirimizi enayi yerine asla ve asla koymayalım!
Bu boş, bu kifayetsiz lakırdılara karnımız tok beyler bayanlar!
Soner Yalçın bu konu ile ilgili olarak; Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve diğerleri(Baransu’yu kastediyor); hem okuyucu hem cemaat kışkırtmalarının kurbanı oldu. Tezgâha gelerek Cumhuriyet tarihinin en büyük gazetecilik skandalına imza attılar. Altan ve Çongar'ın bize yaptığını onlara yapmayacağız diyor yazısında. Zaten hep bu “demokratlık” takıntısı yüzünden çekiyoruz ne çekiyorsak.
Onların yaptığını biz onlara yapmayacağız lakırdılarından elli yıldır vazgeçmediğimiz için çekiyoruz. Oysa onlar dediğiniz güruh Cumhuriyetin altını gıdım gıdım oyarak, Atatürk’e savaş açarak bu vahamete imza atanlar değil mi kardeşim? Ne demek biz onlar gibi yapmayacağız! Bu kafayla giderseniz zaten yapmak isteseniz dahi yapmaya ne takatiniz ne de zamanınız kalmayacak merak etmeyin!
Sözü yine CHP’ye getirelim ister misiniz?
Her türlü suçlamalara tek bir yanıt dahi getirmeyen(getirilmeyen) Sezgin Tanrıkulu’na mı kaldı bu kişilere sahip çıkmak? Yere göğe sığdıramadığınız, fotoğraf karelerinde onunla görünmek adına can paraladığınız Can Dündar nerede peki şu an? Can Dündar nerede sorum sizedir bazı milletvekili arkadaşlarım! Onu da Atatürk’e, Cumhuriyet değerlerine sahip çıktığı için mi sahiplenmiştiniz canhıraş? Bu yüzden mi yurt dışına kaçmakta buldu selameti afaCan?
CHP nereye gidiyor diye soruyoruz!
Yanıt kimden gelecek peki? Hiç kimseden gelmeyecek, bunu bilmiyor muyum sanıyorsunuz! Ama çok yakında bir seçim var ufukta, belki de apar topar tabir edilen türden olasılıklı. Bize bu sorunun yanıtını asla ve asla vermeyerek tribünlere oynayanların akıbetini ben sizlere şimdiden söyleyeyim mi?
Hüsran.
Hüsran.
Hüsran.
Bu hüsranı sadece kendileri yaşasalar iyi ama Allah biliyor ya hala aymaz biçimde böyle bir seçime girerlerse, bu son seçim olur sayelerinde bakın da görün…
İnançla ve inatla bir kez daha söylüyorum; Atatürk’ün kurduğu bu köklü partiye küsmek yerine hepimizin sahip çıkması, bizzat bu parti içerisine girip elini taşın altına koyması yurttaşlık (yurtseverlik) görevidir. Küsmenin, kırmızı dipli mumla davet beklemenin zamanı değil bu zaman! CHP, topluma UMUTSUZLUK yüklemek adına parti içinde özel konumlandırılmışlardan ivedi olarak arındırılmalıdır. Bu arındırmada bizler de olmalıyız, bizzat üye olarak başlamalıyız işe…
Batı Asya'da yaşanan olayların odağında, Barzani'nin 25 Eylül'de, sözde Kürdistan'ın bağımsızlığı için aldığı referandum kararı bulunuyor. “Bu kararı ABD ve İsrail destekliyor” demenin ötesinde, bu kararı aldırtan, doğrudan Amerika ve İsrail'dir.
Bugün Batı Asya'da ve Türkiye'de yaşanan gelişmeler, ancak “Kürdistan reformu” konusu merkeze alınarak anlaşılabilir. Katar olayı da yine bu eksende anlamlıdır. ABD, Katar üzerinden mazlumlar dünyasına karşı bir atak yapmıştır. Suriye'nin başarılarına yine ABD'nin bir takım askeri hazırlıklarla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrasya ise Hindistan ve Pakistan'ın Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılımıyla kendisini pekiştirmiştir. Almanya, Kürdistan planına karşı tavır almıştır. Dünya, bu Kürdistan girişimi etrafında cepheleşmektedir.

GAYRI MEŞRU İLANI

CHP'nin Anayasa'yı gayrimeşru ilan etmesi ve bu Anayasa'ya göre yapılacak her iş gayrimeşru gördüğünü açıklaması de yine bu eksende anlam kazanmaktadır. ABD, Kürdistan'ı kurarken, Türkiye'yi iç cephede bölmek zorundadır. Kürdistan'ın bağımsızlığını önleyecek asıl kuvvet Irak ve Türkiye'nin beraberliğidir. Irak kendi toprak bütünlüğü açısından, Türkiye de kendisine yönelen tehdit açısından konunun birinci muhattabıdır.

İÇ KARGAŞA FAKTÖRÜ

Bu süreçte Türkiye'nin iç cephesinin zaafa uğraması, ABD ve İsrail açısından anlamlıdır ve CHP'nin her işi gayrimeşru ilan etmesi, Türkiye'de bir iç kargaşa faktörüdür. Gayrimeşru ilanı ile hukuki zemin ortadan kalkmaktadır. Anayasa ve buna uygun yapılacak her iş gayrimeşru ise devlet faaliyetinin durması gerekir. CHP'nin aldığı karar hangi amacı taşırsa taşısın, Türkiye'yi kilitleyen bir girişimidir. Dolayısıyla "Kürdistan" referandumuyla kaçınılmaz olarak bağlantılıdır.

TUTUKLAMA HUKUKSUZDUR

Enis Berberoğlu bu ortamda tutuklanmıştır. Tutuklama kararı kanunsuzdur. Anayasa'nın Yasama Dokunulmazlığı başlığını taşıyan 83. maddesinin 3. fıkrasında; "TBMM üyesi hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır. Üyelik süresince zaman aşımı işletilmez" denilmektedir. Henüz Berberoğlu hakkındaki hüküm kesinleşmemişken, tutuklama verilmesi doğru değildir. Dokunulmazlığın kalkması da buna izin vermemektedir. Öncelikle Yargıtay'da ceza hükmü kesinleşmeli, Meclis'e yazı yazılarak vekillik sıfatı sona erdirilmelidir. Ancak ondan sonra infaz başlayabilir.

CHP'NİN UCM ÇIKIŞI

Bu uygulamanın arkasında bir kötü niyet bulunmaktadır. Türkiye'de iç kargaşalık için bir zemin yaratılmaktadır. Bazı güçlerde bu zemine uygun adım atmaktadırlar. Sayın Kılıçdaroğlu yürüyüşe başlarken ilk cümlesinde, Türkiye'ye değil dünyaya seslenmektedir. Yine önceki gün CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'ın “Tayyip Erdoğan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak” açıklaması da aynı zemindedir. Türk yargısı, Türk mahkemesi varken, neden Uluslararası Ceza Mahkemesi göreve davet edilmektedir? Hem CHP'nin Genel Başkanı Türkiye'nin işlerine dünyayı davet etmekte, hem de Grup Başkanvekili Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'de değil uluslararası mahkemede yargılanmasını istemektedir. ABD ve İsrail'in Kürdistan'ı kurma hamlesi ortadayken, dış güçler Türkiye'ye gelmek için davet beklemektedir. Pentagon'un psikolojik savaş elemanlarından Michael Rubin'in, “Bugün Katar, yarın Türkiye” diyerek ülkemizi açıkça hedef alması da durumun önemini açıkça göstermektedir.

ABD'YE KATKIDA BULUNAN TAVIRLAR

Bugün ülkemizde dış tertiplere zemin hazırlayan çeşitli tavırlar bulunduğunu gözlemliyoruz. Bu tavırlar bir Hükümet'ten, iki Berberoğlu'nu hukuksuzca tutuklayan yargıdan, üç HDP'yle omuz omuza yürüyen CHP'den gelmektedir. Hepsi sonuç itibariyle "Kürdistan'ı ilan edeceğim" diyen ABD'ye katkıda bulunan tavırlardır. Türkiye'de herkesin bu konuda çok dikkatli olması gerekmektedir.

TEMEL MESELE İÇ CEPHEYİ SAĞLAM TUTMAK

Bugün en temel mesele, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü hedef alan dış müdahalelere karşı iç cepheyi sağlam tutmaktır. İkincisi, Türk devletinin yapacağı uygulamaların meşruluğu konusunda bir tartışma olmamalıdır. Bu Anayasa'ya göre atılacak her adımı gayrimeşru saymak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Türk Polisi'nin, korucularımızın PKK ve FETÖ'ye karşı yürüttüğü kahramanca mücadeleyi de gayrimeşru saymaktır. Aynı zamanda "Kürdistan"ın bağımsızlığının ilan edilmesine karşı, Türkiye'nin devlet olarak her düzlemde yapacağı savunma uygulamalarını gayrimeşru saymaktır.

ADALET YÜRÜYÜŞÜ

Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı "Adalet Yürüyüşü"nde, kendi içinde bulunduğu karelerde tek bir Türk bayrağı görülememektedir. Bunun yanında yürüyüşe HDP'nin de yoğun bir şekilde katılması ve Kılıçdaroğlu'nun önceki akşam bir televizyon kanalında "Demirtaş'ı ziyaret edeceğim" açıklaması da bu tablo içinde düşünülmelidir. CHP'nin demokrasi mücadelesini HDP/PKK'yla birlikte yürütmeye karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu da, hedeflenen sitemin ne kadar demokraik olduğunu özetliyor.
Kısaca CHP Bugün Demokratik yollar ile halkın desdeğini alarak iktidar olamayacağını gayet iyi biliyor.
Biliyor bilmesine ama buna rağmen halktan uzaklaşıyor.Avrupa,Abd,İsrail’in istediği ne varsa yapıyor.1 numaralaı terör desdekcileri ile aynı söylem ve kolkola yürüyor.Ülkede kaos ortamı yaratmanın halkın kendi içinde çatışma zemini oluşturmanın peşinde.
Chp,Hiçbir projesi olmayan,vizyonu,hedefi,ideali olmayan bir parti konumuna geldi.Ülkesine ve Milletinin değerlerine yabancı bir parti oldu.24 saat Dillerinden düşürmedikleri Atatürk’ün idealleri devrimleri ve hayellerinin tersine bir parti konumuna geldi.
Ülkesini ve devletini avrupaya şikayet eden,Ülkesini karalayan,Terör ile mücadele eden güvenlik güçlerini sivil katliamlarla anacak kadar vatan haini Ülke düşmanı olan bir parti konumunda.
Burada tek tek açıklamayacağım,dileyen internetten araştırabilir.Chp Milletvekilleri açıklama ve beyanatlarını,her cümlesi şer kokan açıklamalar.Her kelimesi ülke düşmanı devlet düşmanı açıklamalar.
Yorum ve değerlendirmeyi siz takipçilerime bırakıyorum.

Sağlıcakla kalın….

27 Mayıs 2018 Pazar

MHP ADAY TANITIM TOPLANTISI / SEÇİM BEYANNAMESİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Aziz milletimizin hür iradesinin tecelli etmesini sağlayan serbest ve âdil seçimler, demokrasinin temel ve vazgeçilmez kurumlarındandır.
Türk milleti, 24 Haziran 2018’de kararlılık içinde sandı- ğa gidecek, engin feraseti ve eşsiz sağduyusu ile iradesini bir kez daha ortaya koyacaktır.
Türk milletinin hakemliğine inancımız tamdır ve sağduyusuna güvenimiz sonsuzdur. Türkiye, 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği halkoylamasıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiştir.
Yeni sistemle birlikte, yürütme yetkisi halkımızın doğrudan seçerek belirleyeceği cumhurbaşkanına, yasama yetkisi ise münhasıran TBMM’ye ait olacaktır. 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, “kuruluş dönemi” olarak kabul edilebilecek 23 yılın ardından 1946’da çok partili siyasî hayata geçerek yeni bir döneme girmiştir.
Ardından geçen 72 yılın biriktirdiği sorunlara çare arayan Türkiye, “Cumhurbaşkanlığı Hükü- met Sistemi” ile kuruluş ilkelerini güçlendirecek üçüncü dönemine 24 Haziran 2018’de girecektir.
Bu dönem Cumhurbaşkanlığı Hükü- met Sisteminin bütünüyle devreye girerek Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023’te Türkiye’nin lider ülke ve kudretli bir devlet olmasının yolunu açacaktır. Türk milleti 15 Temmuz 2016’da Türk tarihinin en büyük ihanetlerinden birisi ile karşı karşıya kalmıştır.
Türkiye’yi kaosa sokmak, bir iç savaş çıkararak ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyenlerin işgal girişimi, aziz Türk milletinin devletine, demokrasisine ve millî iradeye sahip çıkmasıyla engellenmiştir.
Demokrasi ve ülke sevdalısı cesaret timsali vatandaşlarımızın tankların altına yatarak “dur” dediği hain darbe girişimi, Türkiye için her bakımdan olduğu gibi siyasî olarak da bir milat olmuştur.
O tarihten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve olamayacağı açıktır. Nitekim hiçbir siyasî mülahazanın devletin varlığından daha öncelikli ve önemli olmadığı bu süreçte anlaşılmış ve millî menfaatleri önceleyen siyaset anlayışı “Yenikapı Ruhu” ile Türk siyasetindeki hâkimiyetini pekiştirmiş, siyasi sistemin yeniden şekillenmesine giden yol açılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhuriyet tarihimizdeki en önemli yönetim reformu, şartlara ve gelişmelere cevap veren en dinamik demokratik tercihtir. Çok partili siyaset hayatımızda bu haliyle 16 Nisan Halkoylaması bir milat, hatta demokratik bir misak olmuştur.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, siyasî ve toplumsal uzlaş- manın ön plana çıktığı, millî iradenin doğrudan tecelli ve temerküz ettiği bir yönetim yapısıdır. Güçlü devlet, güçlü yönetim ve demokratik istikrar gayeleri yeni sistemin ana omurgasıdır. Yasama, yürütme ve yargı organlarının kendi içinde bağımsız ve güçlü, denge ve denetleme mekanizmalarının ise daha etkin bir yapıya kavuşması yeni hükümet sisteminin temel özelliğidir.
Bu şekliyle, ülkemiz yönetimde istikrarın tesis, temsilde adaletin temin edileceği bir yönetim sistemine kavuşturulmaktadır. Yeni hükümet sistemi millî bekanın sigortası, husumet ve hı- yanete karşı güvencedir.
Bu sistemle, Türk milletinin köklü devlet geleneğini, tarihî ve kültürel birikimini, millî ve manevî değerlerini çağdaş gelişmelerle buluşturan bir yönetim yapısı tesis edilerek geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşa edileceğine inancımız tamdır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin önüne aydınlık ufuklar açarak ülkemizi ve milletimizi güvenli bir geleceğe taşımaya kararlıdır. Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, özgürlüğü, barışı ve güven içinde gelişimi amaçlayan
Türk Milliyetçiliği anlayışı, Partimizin sorunlara bakışının ve çözüm önerilerinin temelini oluşturmaktadır. MHP, Türk siyasetinde yerini aldığı günden bu yana şartlar ne olursa olsun “önce ülkem ve milletim” düsturuyla, Türkiye’nin millî varlığına ve tarihî misyonuna sahip çıkmıştır.
Nasıl ki 15 Temmuz sonrası süreçte Türk milletinin varoluş mü- cadelesinde en ön safta yerini almış, siyasî uzlaşının en güzel örne- ğini hayata geçirerek millî sorumluluk anlayışının gereğini yerine getirmişse, bundan sonra da bedeli ne olursa olsun bu uğurda mü- cadele etmeye ve millet varlığına sahip çıkmaya devam edecektir.
Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi, “devlet ebed müddet, millet ebed müddet” ülküsünün, “İ’lâ-yı Kelimetullah” davasının yılmaz, yıkılmaz, ele geçirilmez siyasî burcudur.
“Tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek dil” anlayışı- nı hâkim kılma ve yaşatma iradesi; ahlâk, mukaddesat ve Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inşa etme hareketi, millî birlik ve kardeşlikte uzlaşmaya açılan siyaset penceresidir.
İnanıyoruz ki tüm gelişmelerin şahidi olan aziz milletimiz izanıyla, irfanıyla ve ferasetiyle bunların ayırdını yapacak ve Milliyetçi Hareket’e hak ettiği güçlü desteği verecektir.
Partimiz, milletimizin maruz kaldığı ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesi ve topyekûn kalkınmanın sağlanması için gerek hükümet tasarruflarının denetlenmesi ve değerlendirilmesinde gerekse parlamento faaliyetlerinde şu temel ekonomik, siyasî ve sosyal hedeflere ulaşmayı öngörmektedir:
• Ekonomide toparlanma ve canlanma,
• Devlet ve yönetimde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uygun onarım ve yeniden yapılanma,
• Karşılıklı güveni esas alan vatandaş odaklı bir yönetim,
• Adaletine inanılan bir yargı sistemi,
• Devlet ve toplum hayatında ahlâk ve kalite,
• Terörün kökünün kazınması,
• Yolsuzluk ve usulsüzlüklerin önüne geçilmesi,


• Temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alındığı ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir düzenin tesis edilmesi,
• Uluslararası düzeyde saygınlık ve sözü dinlenir olma.
Ülkemizin her yerinde huzur ve güvenin temin edilmesi, vatandaşımızın canından ve malından emin kılınması, birlik ve beraberliğimizin tahkim edilmesi, geleceğimizin teminat altına alınarak ufkumuzun aydınlatılması, insanımızın yaşatılması ve devletimizin ilelebet payidar olması öncelikli hedefimizdir.
Türk milletinin ve bütün insanlığın barış ve mutluluk içinde insanca yaşayacağı bir dünya idealinin Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inşasıyla mümkün olabileceğine inanmakta ve bu doğ- rultuda siyaset yapmaktayız. Bu çerçevede, kaos ve kargaşadan ibaret hale gelen küreselleşme sürecinin insanî bir mecraya sokulmasını ve küresel ölçekte bir adalet hareketine dönüşmesini arzu etmekteyiz.
Demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün egemen olduğu, dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve üslubun törpülendiği, Türkiye’nin millî ve manevî değerlerinin ortak payda olarak kabul edildiği bir siyaset anlayışının hâkim kılınmasını önemli bulmaktayız.
Demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan şeref ve haysiyetinin, fikir, teşebbüs, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak kabul etmekte; sosyal ve siyasî ilişkilerde, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilmesini asgari bir gereklilik olarak görmekteyiz.
Egemenliğin yegâne sahibinin millet olduğuna, sağlıklı bir demokrasinin tesis edilebilmesinin bireysel hakların geliştirilmesine bağlı bulunduğuna inanmaktayız.
Ekonomik,siyasîvesosyalhayatta,sağlıklıgelişmelerinönünün açılabilmesinin ancak fikri hür, vicdanı hür bireylerin yetişmesine fırsat vermekle mümkün olabileceğini düşünmekteyiz.
Türkiye’nin içinden geçtiği bu süreçte meselelere “siyasî duruş”, “ilke”, “amaç ve hedefte uzlaşma” çerçevesinden bakılmasının mecburiyet haline geldiğini değerlendirmekteyiz. Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğe taşınması için benzer hassasiyetleri paylaşan tüm kesimlerin böyle bir bütünleşme ideali etrafında toplanmasını zorunlu görmekteyiz.
Cumhur İttifakı’nın temel dayanağı da bu anlayışın açık bir tezahürü; 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonraki süreçte oluşturulan ortak millî duruşun, Yenikapı’daki millî diriliş ruhunun ve 16 Nisan 2017 Halkoylamasındaki millî şahlanış şuurunun do- ğal bir sonucu, “2023 Lider Ülke Türkiye” hedefini gerçekleştirme ülküsüdür.
Cumhur İttifakı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka ve birliğini yüksek bir sadakat ve yürekli bir mücadele ruhuyla savunacak, ülkemizin geleceğini millet iradesinden aldığı güçle güvenceye kavuşturacaktır.
Cumhur İttifakı; düşmana karşı millî bekayı esas alan ahlakî ve siyasî uzlaşmanın bir mahsulü, Türk milletinin karar ve iradesidir. İhanete ve Türkiye düşmanlarına karşı dirilen millî ruh, Cumhur İttifakı ile Türkiye’yi ileriye taşıyacaktır.
Cumhur İttifakı, Türkiye’yi hür, demokratik ve müreffeh bir geleceğe kavuşturma azmi, Türk milletinin hainlere, işbirlikçilere, Türkiye’nin hasmı küresel güçlere karşı verdiği millî tepkinin adıdır.
Cumhur İttifakı, dünyaya vurulacak Türk mührünün müjdecisi, millî istiklâlin namusu, millî istikbâlin müdafaa ruhu ve nihayet “Millet Aklı”dır.
Bu çerçevede;
• Vatana, millete, devlete, ezana ve bayrağa sadakate yeminli olanları,
• Devletin ve milletin bekasını düşünenleri,
• Yönetimin hakkaniyetli, adaletli, yetim hakkını koruyan bir anlayışla denetlenmesini bekleyenleri,
• Demokrasinin güçlenmesini, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün egemen olmasını talep edenleri,
• Türkiye’nin milletler camiasında itibarlı ve sözü dinlenir olmasını, devletimizin kudretli kılınmasını arzu edenleri,
• FETÖ, PKK, IŞİDve tüm terör örgütlerine, onların hamilerine, işbirlikçilerine ve Türkiye’ye hasım odaklara hak ettikleri dersi vermek isteyenleri,
• Siyasetin ahlakî ilkelerden uzaklaşmasından ve seviyesizleştirilmesinden rahatsız olanları,
• Namusuyla çalışan, helal lokma için ter döken ve bunun sonucunda emeğinin karşılığını görmeyi bekleyenleri,
• Gelecek nesillere doğal ve beşerî kaynaklarına sahip güçlü ve kalkınmış bir Türkiye bırakma arzusunda olanları,
• Bireysel hakların en geniş anlamda kullanılabildiği, temel hakların güvence altına alındığı, huzur ve refahın arttığı, müreffeh bir Türkiye inşasına katkı vermeye hazır bulunanları,
• Vatan ve millet sevgisi ile Türkiye’nin onurlu ve huzurlu geleceği ortak paydasında aynı duyguları, hassasiyetleri ve endişeleri paylaşanları, Türkiye’nin teminatı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne güç ve omuz vermeye çağırıyorum.
Türk milletinin birlik ve bekasını esas alan, demokrasinin erdemine inanan, “tam bağımsız Türkiye” ve barış içinde bir 9 vatan arzulayan herkesi Milliyetçi Hareket Partisi’nin gücüne güç katmaya davet ediyorum.
İnanıyoruz ki Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Haziran 2018’de yapılacak olan Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçiminde milletimizin takdir ve teveccühüne mazhar olacak; Allah’ın izniyle hem Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilmesini sağlayacak, hem de Partimizin TBMM’de çoğunluğu elde etmesini ve güçlü bir grup kurmasını temin edecek desteği verecektir.
Aziz milletimiz emin olsun! Milliyetçi Hareket, zifiri karanlıkta doğru yolu gösteren “millî fener”, kararan kalplere “nur”, karanlık emellere “sur”dur.
Sağduyunun ve millî vicdanın sarsılmaz sesi, Türk milliyetçiliğinin yarım asırlık “siyasî çınarı”, “ülkenin geleceği, millî bekanın teminatı”dır.
Bu doğrultuda, “Millî Diriliş Kutlu Yükseliş” adını taşıyan Seçim Beyannamemizi Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılında Türkiye’yi “Lider Ülke” yapma hedefi doğrultusunda Milliyetçi Hareket’in inanç, ilke ve ülküsü olarak aziz milletimizin değerlendirmesine ve onayına sunuyoruz.
Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhur İttifakı’nın seçim zaferi için geceyi gündüze katacaktır. Gayret bizden, destek milletimizden, takdir ve himaye Cenab-ı Hak’tandır.
Sevgi ve saygılarımla,
Devlet BAHÇELİ
Genel Başkan



YENİ DÖNEMDE “GÜÇLÜ MHP” GÜÇLÜ TÜRKİYE

Milliyetçi Hareket Partisi yarım asra varan siyasî birikiminin yanı sıra, Türkiye’nin fırsat ve tehditlerine yönelik isabetli tespit ve politikaları ile milletimizin refahı ve huzurunun teminatıdır.
Önümüzdeki dönemde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin öngördüğü çerçevede milletimizin verdiği destek doğrultusunda vatandaşlarımızın beklentilerine uygun olarak politikalarını tatbik edecek, denetim görevini lâyıkıyla yerine getirecektir.
15 Temmuz hain darbe girişiminden sonraki süreçte Partimiz hem demokrasinin güçlenmesi, hem de güçlü hükümet, etkin TBMM’yi esas alan dengeli bir hükümet sisteminin tesisi adına önemli katkılar sağlamıştır.
Bazı mahfillerce “Türk”süz bir anayasanın dillendirildiği ortamda Cumhuriyetin temel nitelikleri ile devletin kuruluş esaslarının düzenlendiği Anayasa’nın ilk dört maddesi, MHP’nin teminatı altında olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine, insan haklarının teminat altına alınmasına ve Türk devletinin bölünmez bir bütün olarak yaşamasını sağlam teminatlara bağlayan bir yapı- nın esasları oluşturulmuştur.
Yasamanın yürütmeyi daha etkin denetleyebilmesi, yürütmenin gücünün yasamaya verilen yetkilerle sınırlandırılması, denge ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi hususlarda önemli katkılar sağlayarak, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin temel niteliğinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Bu şekilde, Türkiye’nin siyasî, sosyal ve ekonomik sorunlarının çözümünü kolaylaştıracak, ülkemizin bekasını ve milletimizin refahını temin edecek bir sistem oluşturulmuştur. Yürütmedeki iki başlılık giderilmiş, yasama ve yürütme katı biçimde birbirinden ayrılmış, TBMM’nin yürütmeyi denetleme fonksiyonu etkinleştirilmiştir.
Partimizin TBMM’de etkin konumda olması, bir yandan yü- rütmenin adalet ve hakkaniyet anlayışı içinde denetlenmesini, bir yandan da ekonomik ve sosyal politikalara yön vermesini sağlayacaktır.
Cumhuriyetimizin 100. yılına gittiğimiz süreçte önemli bir kavşak olan 24 Haziran seçimleri, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bütünüyle hayata geçeceği bir seçim olacaktır. Yeni hükümet sisteminin en önemli özelliklerinden olan denge ve denetimin teminatı olmak, bunun için de TBMM’nde etkili bir temsil gücü elde etmek azmimiz, gayretimiz ve aziz milletimizden beklentimizdir. Unutulmamalı ki;
• MHP güçlü ise Türkiye güçlü olacaktır.
• MHP güçlü ise Türkiye güvende kalacaktır.
• MHP güçlü ise milletimiz refah ve huzur bulacaktır.
• MHP güçlü ise vatandaşımızın karnı tok, başı dik olacaktır.
• MHP güçlü ise demokrasi teminat altında olacaktır.
• MHP güçlü ise hak, hukuk ve adalet sağlanacaktır.
• MHP güçlü ise Türk devleti ve milleti istiklal içinde istikbale taşınacaktır.
• MHP güçlü ise milletimiz emin olacaktır.
• MHP güçlü ise “Lider Ülke Türkiye”inşa edilecektir.
Her ne kadar ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sosyal, siyasî ve ekonomik meseleler ile jeopolitik riskler bulunsa da; Türkiye’nin hukukun üstünlüğüne dayanan yönetim kültürü ve demokrasi tecrübesi yanında kültürel birikimi, doğal ve beşeri kaynakları ile jeopolitik avantajları ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için önemli fırsatlar da sunmaktadır.
16 Nisan 2017’de milletimizin takdiriyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağlıklı bir şekilde uygulamaya geçmesini Türkiye’nin öncelikli hedefi olarak kabul eden Partimiz, bu sistemin hayata geçmesi halini aynı zamanda ayağındaki prangalardan kurtulmak suretiyle devletimizin bir üst fazda yeniden inşası için bir fırsat olarak değerlendirmektedir.
Aziz milletimizin Milliyetçi Hareket Partisi’nin hiçbir siyasî mü- lahazaya dayanmayan devlet ve millet sevdasını, ülkemizi büyü- tüp dünyada sözü dinlenir bir ülke haline getirecek öngörülerini, program, politika ve stratejilerini takdirle değerlendirdiğinden şüphemiz yoktur. 49 yıllık siyasî hayatında Türkiye’nin ve Türk milletinin bekası, huzur ve güvenliği için hep en ön safta mücadele eden MHP bundan sonraki süreçte de bu kutlu mücadelesini sürdürecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi;
• Türkiye’nin millî varlığına ve tarihî misyonuna sahip çıkmanın ve bütün mazlum milletleri kendi ayakları üzerinde başı dik yaşatacak kutsal bir görevin adıdır. • Ülkemizin kalkınması, milletimizin refah ve huzurunun temin edilmesi için verilen sonsuz emektir.
• Yenilikçiliğe, demokratikleşmeye ve özgürleşmeye, kardeşlik ve barışa açılan siyaset penceresidir.
• Millî duruşun, millete saygının, şühedaya vefanın, vatana, devlete ve mukaddesata sadakatinin eşsiz bir sembolüdür.

ÜLKÜMÜZ: TÜRKİYE MERKEZLİ YENİ BİR MEDENİYET



MHP bölgesel ve küresel, siyasî ve ekonomik gelişmeleri tarihî ve kültürel derinlik içinde, stratejik bir anlayış ve Türkçe bakış açı- sıyla değerlendiren köklü bir partidir.
Sadece bugünü değil geleceğin güçlü Türkiye’sini hayal etmekte, ufkun ötesini hesap etmektedir. Yeni dünya düzeninin şekillendiği günümüzde, Türk milletinin ve bütün insanlığın barış, huzur ve mutluluk içinde insanca yaşayacağı bir dünya ideali, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet projesinin hayata geçirilmesiyle gerçekleşebilecektir.
Bu projenin temeli, Türk’ün yüzyıllar boyunca hükmettiği coğrafyalarda tavizsiz uyguladığı hak ve adalet anlayışında kaynağını bulduğu Türk-İslam kültürü olacaktır.
Sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile tarihî, kültürel, beşerî değer ve kaynakları sayesinde Türkiye, Türk ve İslam dünyasının çekim ve cazibe merkezi olabilecektir.
Türk milletinin türedi bir topluluk olmadığı, Türkiye’nin de sadece bir ülkenin adı değil, görkemli bir medeniyetin ve zengin Türk-İslam geleneğinin mirasını barındıran toprakların adı olduğu; ayrıca bu toprakların Batı dışı dünyada yeni buluşma ve uzlaşmalar için bir sembol değeri taşıdığı bir gerçektir.
Bize göre, Türkiye’nin bu güne kadar yaşadığı sorunların temelinde ve ekonomik, sosyal ve siyasî açıdan hak ettiği seviyede bulunmamasında; ana çerçevesi çizilmiş, ayrıntıları üzerinde dü- şünülmüş, devletin ve milletin geleceğe dönük yol haritası olarak müştereken benimsediği bir medeniyet projesinin bulunmaması ve ruh köküne uygun bir yönetim yapısının inşa edilememesi önemli bir sebep olmuştur.
Türk-İslam medeniyetinin temsil ettiği ruhu ve kök değerleri yeni bir başlangıç noktası yapmak, Türkiye’yi içinde bulunduğu kafa karışıklığından ve kısır döngüden çıkaracağı gibi mazlum milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacak, onlar için bir umut ışığı olacaktır.
Bunu başarmak için, Türk milletinin özünü temsil eden değerlere yönelmesi şarttır. Yaşadığımız sorunlar karşısında Türkiye’nin; neredeyse bir asırdır süregelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir kenara bırakması, enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası ve yüksek değerlerle donanmış yeni bir medeniyetin oluş- turulması hedeflerine yöneltmesi gereklidir.
Hiç şüphemiz yoktur ki Türk milleti, sahip olduğu engin tarihî tecrübeye ve kültürel derinliğe, demokratik değerlerle teçhiz edilmiş evrensel kazanımları da eklemleyerek, yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkân ve kabiliyetine sahiptir.
Türk milletinin başlatacağı yeni bir medeniyet yürüyüşü; manevî iklimini Türk-İslam kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Bu yürüyüş, öncelikle Türkiye’yi kendisine güvenen, kendi gücüyle ayakta duran, başı dik, karnı tok ve özgür insanların yaşadığı onurlu bir ülke hâline getirme yürü- yüşüdür.
Bu yürüyüş, aynı zamanda giderek acımasızlaşan küreselleşme olgusunun insanî bir nitelik kazanmasını, adaletsizliklerin azaltılmasını ve milletler arasındaki dayanışmanın artırılmasını hedefleyen insan merkezli, barışçıl bir yürüyüş olacaktır.
Böylesi bir anlayışa dayanan “Lider Ülke Türkiye” ülküsü, kökleri Türk milletinin tarihi ve kültürel gerçekliklerine dayanan ve geleceği kucaklayan bir yaklaşımın ifadesidir.
Bunu gerçekleştirebilmek ise öncelikle ortak bir millî tavır belirlemek suretiyle bütün millî imkân ve kaynakların bu hedefe yönlendirilerek topyekûn gelişme seferberliğinin başarıya ulaşmasına bağlıdır.
Bu ortak tavrın omurgası devletimizin kuruluş ilkelerinin, Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin, bizi bir millet yapan tarihî ve kültürel mirasımızla birlikte millî ve ahlakî değerlerimizin ortak payda yapılması olacaktır.
Biliyor ve inanıyoruz ki, geride bıraktığımız yüzyılın başında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde verdiği millî kurtuluş mücadelesiyle yeniden dirilişe geçen Türkiye, yeni yüzyılda da aynı ruh, azim ve heyecanla harekete geçerek “Lider Ülke Türkiye” ülkü- süne en kısa zamanda ulaşacaktır.
Böyle bir inançla yeni ufuklara koşan Milliyetçi Hareket Partisi’nin meselelere bakışında ve meselelerin çözümü için öngördü- ğü fikir ve eylem plânının temelinde; Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, barışı ve güven içinde bir gelişimi amaçlayan Türk Milliyetçiliği anlayışı bulunmaktadır.
İnsan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü ve adalet gibi değerler, Türk Milliyetçiliği’nin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin temel referanslarıdır. Tarihten geleceğe giden yolculuğun son elli yılına damgasını vurmuş olan Milliyetçi Hareket Partisi, gücünü mukaddesattan, inançlarından, ilkelerinden ve Türk milletinden almakta, Türkiye’nin iyiliğine olmadığına inandığı her hareket karşısında tek ba- şına da olsa sonuna kadar durmaktadır.
Partimiz, Türkiye merkezli ve Türk-İslam kültürüne dayanan bir medeniyet inşa etme ve aziz Türk milletini lâyık olduğu seviyeye yükseltme kararlılığındadır. Şüphesiz ki dünyaya nizam verecek kudrette bir Türkiye’nin inşası, ancak ve ancak Türk-İslam kültüründen feyzini almış, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletini bir bedende buluşturmuş millî güçlerin eseri olabilecektir.
Türkiye’nin millî menfaatlerine aykırı davranan, milletimizin birlik, beraberlik ve kardeşliğini bozmaya çalışanlarla amansız mücadele ise Partimiz için hayatî önemdedir. Türkiye’nin bu arzusunu gerçekleştirmesi, bütün sosyal kesimlerin tarih, din, kültür ve benzeri ortak değerler ekseninde müş- terek bir anlayış ve dayanışma içinde bulunmalarına, geleceğe birlikte yürüme azim ve kararlılığına sahip olmalarına ve devletin kurumları arasında bu yönde uyum ve anlayış birliğinin bulunmasına bağlıdır.
İnanıyoruz ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin uzlaşmayı zorunlu kılan, güçlü yönetim ve parlamento yapısı ile millî birlik ve dayanışma ruhu içinde kök değerlerimiz esasında Türk milleti kadim ve kutlu yürüyüşünü devam ettirecektir.

GAYEMİZ: DEVLETİN BEKASI, MİLLETİNİN REFAHI

Ülkemizin, 21’inci yüzyılda, bölgesinde barış ve istikrarın teminatı olan, uluslararası ilişkilerde söz ve itibar sahibi güçlü bir ülke konumuna gelmesi için gerekli bütün şartların hazırlanması, Milliyetçi Hareket Partisi’nin stratejik hedefidir.
Bu çerçevede Partimiz 90’lı yıllardan itibaren uzun vadeli stratejisinin bir hedefi olarak topyekûn millî kalkınmayı gerçekleştirerek Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 2023’te Türkiye’yi “Lider Ülke” haline getirmeye yönelik program ve politikalar belirlemiş ve uygulamıştır.
MHP’nin varlık sebebi ve şaşmaz gayesi Türklüğün ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasını temin etmek, Türk milletini lâyık olduğu noktaya taşımaktır.“Önce Ülkem ve Milletim, Sonra Partim” ilkesi çerçevesinde ve demokratik sorumluluk kültürüne sahip bir anlayışla siyaset yapan Milliyetçi Hareket Partisi, milletinden aldığı destek sayesinde azim ve kararlılıkla “Lider Ülke Türkiye”nin inşası- na yönelik gayret sarf etmektedir.
Millî birlik ve bütünlüğünü tesis ederek, kültürel değerleri ve sosyal yapısını güçlendiren, güçlü bir ekonomiye sahip olan toplumlar; küresel düzenin belirleyici aktörleri olabilmekte ve dünya refahından daha fazla pay alabilmektedirler. Siyasî istikrarı sağlanmış, ekonomik ve sosyal açıdan güçlü bir Türkiye’nin de uluslararası ilişkilerde belirleyici rol üstlenmek suretiyle ülke ve dünya barış ve refahına katkı sağlaması mümkün olabilecektir.
Türkiye’nin, sahip olduğu maddî ve manevî değerler ve köklü devlet tecrübesiyle ortaya koyacağı vakur duruş, her zaman itibar görmesini ve sözünün dinlenir olmasını sağlayacaktır. Türkiye; güçlü bir ekonomik yapıya kavuştuğu, modern, caydırıcı, teknoloji kapasitesi yüksek güvenlik gücüne sahip olduğu, adaletle yönetildiği, toplumsal dokusunu sağlamlaştırdığı, kardeşlik ve dayanışma kültürünü geliştirerek imkân ve kabiliyetlerini büyük Türkiye hedefi doğrultusunda seferber ettiği takdirde, bölgesel güç olmanın ötesine geçecek ve küresel bir güç haline gelecektir.
Bunun gerçekleştirilebilmesi ve yeni bir bin yılın yakalanabilmesi ise, geçmiş bin yılların acı ve tatlı tecrübelerini özümseyerek, kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak suretiyle, bü- yük ve köklü devlet geleneğini ve tarihî birikimlerini yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlamaktan, çağdaş gelişmelerle buluş- turmaktan geçmektedir.
Türkiye’nin jeostratejik konumu, tarihî yükümlülükleri, ekonomik, sosyal ve siyasî menfaatleri, yakın coğrafyasındaki gelişmelere kayıtsız kalınmaması gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Türkiye şüphe yok ki kendisini merkeze alıp yakın ve uzak çevresinde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasî gelişmelerde söz sahibi olmalıdır.
Türkiye, asırlardır süren mazlum milletlerin sömürülmesine yönelik oyunları görmezden gelmeyecek, kültür coğrafyasındaki emperyalist emellerin tarihi şark meselesinde olduğu gibi Anadolu’dan Türklüğü çıkarma planlarına tepkisiz kalmayacaktır. Başka bir deyişle Türkiye, başkalarının ortaya koyduğu bölgesel ve küresel projelerin uygulayıcısı değil, kendi özgün projelerinin senaristi, yapımcısı, yönetmeni ve başrol oyuncusu olacaktır.
MHP dün olduğu gibi bugün de yarın da Türkiye’nin ve Türk milletinin bekasının teminatı olacaktır. Partimizin siyasî sahnedeki varlığı, nasıl geçmişte demokratik standartların yükseltilmesine ve uzlaşı kültürünün tesis edilmesine katkı sağladıysa, gelecekte de siyaset kurumunun saygınlığının, demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güvencesi olacaktır .

TEMEL İLKE VE GÖRÜŞLERİMİZ



1)Temel İlkelerimiz
MHP olarak siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikaların geliştirilmesinin yolu olarak görmekte, bunun için, devlet hizmetlerinin, vatandaşların beklentilerine uygun nitelikte sunulmasını, kurum ve kurallarının bu anlayışa göre şekillenmesini öngörmekteyiz.
Devlet idaresinde, milletin en iyi şekilde temsil edildiği rejim olan demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlüklerinin en geniş anlamda teminat altına alındığı bir sistem olarak benimsemekte ve demokrasinin kurumsallaşmasının hayati önemine inanmaktayız.
Demokratik siyasî kültürü, uzlaşma ve sorumluluk ahlakını önde tutan bir anlayışla siyaset yapan Partimiz; bu anlayışın Türk siyasi hayatına hâkim olmasına da öncülük etmeye devam edecektir. Vatandaşların inançlarına saygı duyan, din ve vicdan özgürlü- ğünü esas alan bir laiklik anlayışını, millî birlik ve bütünlüğün gü- vencesi olarak görmekteyiz.
Türk milletinin tarihinden, kültüründen, geleneklerinden ve inanç dünyasından feyiz alarak şekil bulan milliyetçilik anlayışımız; gelenekten geleceğe uzanan çizgide Türk milletinin sahip olduğu millî ve manevî değerlerin varlığını anlamlandırarak sürekli kılmayı ifade etmektedir.
Yaşadığımız topraklarda bin yıllık güçlü devlet yapısının, kültü- rel birikimimizin, basiretsiz ve teslimiyetçi bir anlayış ile tüketilmesi, kirletilmesi, itibarsızlaştırılması ve nihayetinde bölücü unsurlara ve menfaat çetelerinin buyruklarına terk edilmesini asla kabul edilemez görmekteyiz.
Milliyetçilik anlayışımızın manevî temelini oluşturan “yaşa ve yaşat” ilkesi; tarihin imbiğinden süzülüp gelen ve milletimizin hayat kaynağı olan değerlerimizin bütün benliğimizi kuşatacak şekilde yaşamımıza anlam kazandırmasını, yaşanarak zenginleşen ve kurumsallaşan bu değerler hazinesinin gelecek nesillere aktarılmasını ifade etmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi beşerî ilişkilerde sevgi, hoşgörü ve adaleti tesis etmeyi hedef alan bir ahlak anlayışını benimsemektedir. Bu anlayışın, bütün kurum ve kurallarıyla toplumun her kesiminde hâkim kılınması için, yozlaşma eğiliminin önüne geçecek ilke ve standartların hayata geçirilmesini savunmaktayız.
Toplumsal dayanışma ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesi suretiyle barış, huzur ve refah içinde topyekûn kalkınmanın gerçekleştirilmesini öngörmekteyiz.
Adalet, liyakat, hakkaniyet ve kurumsallaşmayı sağlamanın önemine, bireysel yeteneklerin ancak kurumsallaşmış bir ortamda üretim ve değere dönüşeceği ve bunun da sadece adil bir toplumda mümkün olduğu gerçeğine inanmaktayız.
Tarih, kültür ve inanç temelinde derinliği olmayan yapay farklılıkların ayrıştırıcılığı yerine, zengin ortak değerlerin bütünleştiriciliğini esas alan bir anlayışla, ekonomik ve sosyal birikimlerimizin ortak hedeflere seferber edilmesini millî birlik ve bütünlüğümü- zün teminatı saymaktayız.
Hukukun üstünlüğünü, demokratik sistem içerisinde düzeni sağlayan bir kanunilikten öte, insanın yüce değerini ve temel haklarını tanımak, kabul etmek ve bunları güvence altına almak şeklinde değerlendirmekteyiz. Hiçbir kişi ya da kurumun hukukun üstünde olamayacağı gerçeğinden hareketle hukuku, Cumhuriyetin temel niteliklerinin ve evrensel değerlerin de güvencesi olarak görmekteyiz.
Sağlıklı bir demokrasinin ancak hoşgörü, dürüstlük, tutarlılık, samimiyet gibi ahlakî değerlerle bezenmiş bir siyasi kültür zemini üzerinde yükselebileceğine inanmakta ve ilkeli, seviyeli ve temiz siyaseti demokrasinin teminatı olarak görmekteyiz.
Toplumun demokrasiye ve devlete olan güven duygusunun zaafa uğramasına neden olan siyasetteki yozlaşmanın önüne ge- çilmesinin; milli, ahlakî ve toplumsal duyarlılığa sahip bir anlayışı hâkim kılmakla mümkün olabileceğini savunmaktayız.
Her insanın dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri bulunduğuna; bu hakların kullanma yetki ve özgürlüğünün kutsallığına, bunları her türlü istismardan korumanın, teminat altına almanın ve işlerlik kazandırmanın vazgeçilmezliğine inanmaktayız.
Toplumsal huzur ve barışın pekiştirilmesi için gelir dağılımını adaletli ve dengeli bir biçimde gerçekleştirmeyi, toplumun millî duyarlılıklarını yaşatmayı, dayanışma kültürünü geliştirmeyi, bencillik ve vurdumduymazlığa karşı feragat ve fedakârlık gibi güzel hasletleri yüceltmeyi öngörmekteyiz.
Devlet idaresinde güçlü bir yönetim yapısı ile kudretli bir devlet inşasının mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Devlet hizmetinde verimlilik ve kaliteyi esas alan bir yönetim kültürünün yerleştirilmesini, halka güveni esas alan ve halkın güvenini kazanmayı hedefleyen şeffaf, katılımcı, hesap verebilir, kollayıcı ve koordine edici bir anlayışın ve bunlara yönelik idarî yöntemlerin hâkim kılınmasını gerekli görüyoruz.
Serbest teşebbüsün esas olduğu, üretimin teşvik edildiği, rekabetçi ve hakkaniyetli bir ekonomi politikasını savunmakta, Türk girişimcisinin dünya ekonomisinde söz sahibi olabilmesi için Türk firma ve markalarının küresel düzeyde rekabet gücü kazanmasına stratejik bir önem atfetmekteyiz.
Bilgi toplumu altyapısının hızla oluşturulmasını, yapay zekâ, bilgi ve teknoloji üretimi, kullanımı ve ihracını mümkün kılacak politikaların uygulanmasını ve bu yönde toplumsal bilincin geliştirilmesini hedeflemekteyiz.
Dış politikada siyasî eşitlik zemininde; karşılıklılık esası ve millî çıkarların gözetilmesi doğrultusunda, etkin ve saygın devlet anlayışıyla, sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkileri zenginleştirmeyi hedeflemekteyiz.
Milliyetçi Hareket Partisi, her insanı mukaddes bir varlık ve emanet olarak kucaklamak ve onların gönlünü, sevgisini ve saygısını kazanmak suretiyle bir gönül seferberliği anlayışı içerisinde hareket etmektedir.
Bu anlayışı, yurt ve dünya barışına katkı sağlayacak vicdani bir sorumluluk olarak da kabul etmekte olan Partimiz, Türkiye’yi geleceğe taşıma ideali için belirlenecek ortak tavrın ve onu gerçekleş- tirme arzusunun tüm gönüllerde yer bulması ile bu hedefe daha hızla ulaşılabileceğine inanmaktadır.
Gücünü milletten alan Partimiz; ülkemize ve vatandaşlarımıza hizmet etmenin, içinde bulunduğumuz bölgede ve dünyada barış, huzur ve kardeşliği hâkim kılmanın ve “Lider Ülke Türkiye” idealini gerçekleştirmenin demokratik düzen içerisinde temel yolunun, siyaset kurumu olduğuna inanmakta ve bu anlayış doğrultusunda siyaset yapmaktadır.
Aziz milletimizin iradesiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile inanıyoruz ki Türkiye, lider ülke ve küresel bir güç olmasını sağlayacak alt yapıyı inşa edecektir.
2) Demokrasi ve İnsan Haklarına İlişkin Temel Görüşlerimiz
Başta yaşama hakkı olmak üzere, insanın dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi devletin başta gelen görevlerinden biri olup bu hak ve özgürlüklerin tanınması ve teminat altına alınması özgürlük, adalet ve barışın temelidir.
Hukukun üstünlüğünün, insan şeref ve haysiyetinin; fikir, te- şebbüs, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak demokrasiyi sadece bir siyasî rejim değil, aynı zamanda bir hayat tarzı olarak gören Partimiz, sosyal ve siyasî ilişkilerde, demokrasinin bütün kurum ve kuralları ile işletilmesinin gereğine inanmaktadır.
MHP olarak sağlıklı bir demokrasinin tesis edilebilmesinin, bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması ile bu hakların en geniş anlamda kullanımının teminini gerekli kıldığını değerlendiriyoruz.
Devletimizin kuruluş ilkelerinin düzenlendiği ilk dört maddesi üzerine inşa edilecek millî ve demokratik yeni bir anayasanın mümkün olabildiğince geniş bir uzlaşmaya dayanmasını, genel sı- nırlama hükümlerinden daha çok genel koruma hükümlerine yer vermesini ve özgürlükleri esas almasını savunmaktayız.
Egemenliğin yegâne sahibinin kayıtsız şartsız millet olduğuna, siyasi iktidarların meşruiyetinin millî iradeye dayandığına, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde millî iradenin hem Türkiye Büyük Millet Meclisi hem de Cumhurbaşkanlığı makamında tecelli ettiğine inanmaktayız.
Partimiz; hangi düşünce ve gerekçeyle olursa olsun demokratik rejime ve parlamentonun anayasal yetkilerine dışarıdan her türlü müdahalenin gayri meşru ve kabul edilemez olduğuna inanmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef almaması, terör ve şiddeti siyasî amaç ve araç olarak görmemesi kaydıyla, her siyasi görüşün partileşerek bu görüşlerini Anayasal çerçevede, demokratik platformlarda açıklama, savunma ve yayma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini savunmaktadır.
Siyasî partilerin sadece Türk milleti tarafından ve seçim sandığı yoluyla tasfiye edilebileceğine inanan Milliyetçi Hareket Partisi, terör ve şiddeti siyasî amaç ve araç olarak gören ve destekleyen partiler dışında siyasi partilerin kapatılmasına karşı olup parti kapatma yerine bireysel sorumluluk esasını öngörmektedir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı olmamak üzere basın, yayın ve diğer iletişim araçları üzerinde kısıtlama konulmaması, bunların sansür edilmemesi ve hür olması gerektiğine inanmaktayız.
Milliyetçi Hareket Partisi, ülkemizde sağlıklı işleyen bir sivil toplum yapısının güçlendirilmesi için, vatandaşların birey olmanın sorumluluğunu taşıyarak içinde yer alacağı sivil oluşumların kamu hizmetlerinin denetimine iştirakini öngörmektedir.
Partimiz, sivil toplum kuruluşlarının ve faaliyetlerinin gelişmesini birey-devlet arasındaki ilişkinin güçlenmesi ve siyasete sivil katılımın artırılması açısından önemsemektedir. Demokratik sistemin varlığını tehdit eden ve devlet kurumlarına olan güveni sarsan ahlakî kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkili mücadele edilmesi “temiz siyaset-temiz yönetim” anlayışımızın gereğidir.
Milliyetçi Hareket Partisi, yolsuzlukla mücadeleyi siyaset anlayışının temel unsurlarından birisi olarak görmektedir. Bu doğ- rultuda, siyasette ve kamu yönetiminde, sivil toplum kuruluşları, medya ve iş dünyasında, sporda ve sanatta toplumsal tüm alanda yaşanan yozlaşma ve yolsuzluklara karşı etik kuralları aktif bir şekilde gündelik hayatımıza sokacak düzenlemelerin aciliyetine inanmaktayız.
Partimiz; her türlü işkence ve eziyet ile insanlık dışı ve aşağılayıcı davranış ve uygulamalara şiddetle karşı olup, herkesin yaşama, maddi ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğuna, her bireyin kişisel özgürlüğü ve güvenliğinin sağlanması ve hayatının güvence altına alınması gerektiğine inanmaktadır.
Millî birlik ve bütünlüğü, kamu yararı ve genel ahlâkı zedelememek kaydıyla, herkesin düşünce ve kanaat, düşünceyi ifade etme ve inandığı gibi yaşama hürriyetine sahip olması düşünce ve kanaat özgürlüğü anlayışımızın esasını oluşturmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağına inanmakta, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını temel insan hakkı olarak görmekte ve konut dokunulmazlığının esas olduğu kabulü ile yasalarla belirlenen hallerde usulüne göre alınmış hâkim kararı olmadan kimsenin konutuna girilemeyeceğini temel bir ilke olarak benimsemektedir.
Haberleşme özgürlüğünün temel insan hakkı olduğunu, engellenemeyeceğini ve gizliliğine dokunulamayaca- ğını savunmaktayız. Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Toplum ve devlet hayatında din ve vicdan özgürlüğünün engellenmemesi, insanların inançları ve ibadetlerinden dolayı kınanmaması, tenkit edilmemesi, hor görülmemesi, hangi gerekçe ile olursa olsun din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlanmaması, din ve vicdan özgürlüğü anlayışımızın esasını oluşturmaktadır.
Partimiz herkesin eğitim ve öğrenim hakkına sahip olduğuna ve bu hakkın her ne suretle olursa olsun engellenemeyeceğine, eğitim ve öğretimin devletin gözetim ve denetimi altında yapılması gerektiğine inanmakta ve Türkçe’ den başka bir dilde anadilde eğitim yapılmasını reddetmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi; Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; örgütlenme, toplantı ve gösteri düzenleme hakkının özüne uygun olarak kullanılmasının esas olduğuna inanmaktadır.
Partimiz kadınlara karşı her türlü fiilî ve hukukî ayrımcılığa ve kadın istismarına karşı durmakta, ailelerinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere çocukların her türlü hak ihlaline ve istismarına karşı korunmasını gerekli görmektedir.
Herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde adil yargılanma hakkına sahip olduğuna, hiçbir eylem ve işlemin yargı denetimi dışında bırakılamayacağına 38 inanmaktayız.
Partimiz herkesin kanun önünde eşitliği ilkesi uyarınca, Anayasa ve kanunlarımızdaki dokunulmazlıkların kaldı- rılmasını, herkesin hak arama özgürlüğüne sahip olmasını gerekli görmektedir.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE UZLAŞMA



Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde yapay kutuplaşmalar maalesef toplumsal yarılmalara, millî birlik ve beraberliğin örselenmesine sebep olmuştur.
Küresel oyun kurucuların emperyalist hedefleri çerçevesinde dizayn edilen, zamana ve şartlara göre yöntemi, araçları ve aktörleri değişse de esas hedefi değişmeyen kaos ve çatışma senaryoları devletimize ve milletimize çok şey kaybettirmiştir.
Türkiye’nin kendi kabuğunu yırtabilme ve mazlum milletlere medeniyet yapıcı değerleri ulaştırma gücünü yakalayabilmesi, siyasî, toplumsal ve ekonomik uzlaşının tesis ve temin edilmesini gerekli kılmaktadır.
Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar neticesinde, devletimizin kuruluş ilkeleri ve Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ile millî ve manevî ortak değerlerimiz üzerinde varılacak bir uzlaşı ihtiyacı giderek artmıştır.
Demokratik bir siyaset ortamının tesisi ve uzlaşı kültürünün siyasette, ekonomide ve toplumsal ilişkilerde hâkim kı- lınmasıyla Türkiye’ye zarar veren kısır tartışmalar sona erdirilecek, Türkiye’nin elini zayıflatan ve Türk milletinin huzur ve refahını azaltan siyasi ve ekonomik operasyonların önüne geçilecektir.
1) Millî Birliğin Temini Milliyetçi Hareket Partisi;
Türk milletinin birliğini ve beraberli- ğini koruyarak, toplumsal huzursuzluk alanlarının cepheleşmeye dönüşmesini önlemeyi ve herkesin inancına saygı duyarak birlikte yaşama ideali etrafında kenetlenip toplumsal sıkıntı ve sorunları çözmeyi amaçlamaktadır.
Bu çerçevede, millî ve manevî değerlerimizin toplumsal çatış- ma konusu yapılmaması, inanç, etnik ve kültür temelli sorunlarınmillî birlik ve bütünlük anlayışıyla çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Farklılıkların öne çıkarılması yerine ortak değerlerin bütünleştiriciliğinde millî bir bakış açısının kamuoyuna yansıtılması; bu kapsamda müşterek değerlerimizin din adamları, eğitimciler, sosyologlar, kanaat önderleri, medya kuruluşları tarafından anlatılması ve işlenmesi sağlanmalıdır.
Çağdaş dünya nimetlerinden bütün vatandaşların hakça yararlandığı bir kalkınma modelinin gerçekleştirilmesi, devletin şefkatinin ülkenin en ücra köşesindeki vatandaş tarafından hissedilmesi, kimsenin aç ve açıkta bırakılmaması, adaletle hükmedilmesi, huzur ve güvenin tam olarak sağlanması devletin aslî görevidir.
Bu kapsamda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ekonomik büyümeyi, sosyal gelişmeyi ve toplumsal uzlaşmayı sağlayarak millî birlik ve bütünleşmeyi temin edecek “Doğu ve Gü- neydoğu Anadolu Bölgesini Kalkındırma Programı”nın uygulamaya geçirilmesini önemli buluyoruz.
2) Toplumsal Dayanışma ve Uzlaşmanın Önemi
Türkiye Cumhuriyeti birleşme ve kucaklaşma ülküsü etrafında şekillenmiş ve dönemin kadrolarınca millî devlet, millî kimlik, millî dil ve Türk milleti varlığı üzerinde ittifak edilerek yeni devletin dayanakları inşa edilmiştir.
Devletimizin kurucu iradesi Türk Milliyetçiliğine dayanmakta, Partimizin siyasî misyonu olan Türk Milliyetçiliğinin manevî temelini de “yaşa ve yaşat” ilkesi oluşturmaktadır. Ülkemizin küresel rekabette ayakta kalabilmesi için bütün toplumu ve her alanı kapsayan bir zihniyet dönüşümünü gerçekleş- tirmesi gerekmektedir.
Geleceğin birlikte inşası için; yönetim katmanları, toplumsal kesimler, siyasî aktörler ve vatandaşlar arasında ekonomik, sosyal, siyasî alanlarda diyalog ve birliktelik zemininin oluşumuna ihtiyaç vardır.
Bahse konu kesimler arasında bu tür bir uzlaşma kültürü tesis edilemediği müddetçe, ülkemizin çağın meydan okumasına sağlıklı bir cevap vermesi mümkün değildir.
Temel millî ve insanî değerler ile millî ülküler ve hedefler konusunda sağlanacak bir toplumsal uzlaşma, Türkiye’nin hayatî meselelerde görüş birliği içinde olmasını mümkün kılacak ve geleceğe dönük plân ve programların işbirliği içinde uygulamaya konulmasını kolaylaştıracaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi, en geniş boyutta sağlanacak toplumsal uzlaşma ve mutabakat ile Türkiye’nin büyük hedeflere yönelmesini, bütün imkân, kaynak ve kabiliyetlerini “Lider Ülke Türkiye” hedefi doğrultusunda harekete geçirmesini öngörmektedir. 3) Sosyal Uzlaşma Anayasamızda da ifade edildiği üzere, Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes, eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir.
Demokrasinin temeli olan bireylerin eşitliği ilkesi de hiçbir etnik ya da dinî gruba ayrıcalık ya da imtiyaz verilmemesini öngörmektedir. Partimiz, tüm vatandaşlarımızı etnik, mezhebi ya da dinî kökenine bakmadan bir ve eşit görmekte, yapay gerekçelerle farklılıklarının körüklenmesine şiddetle karşı çıkmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi; Cumhuriyetin temel nitelikleri, Türk millî kimliği, demokratik rejim ve temel insan hakları gibi değerleri vaz geçilmez olarak kabul etmekte ve bunların tartışılmasını dahi doğru bulmamaktadır.
Zira Partimiz bu ilke ve değerleri, toplumsal huzur ve refahımızın, birlik ve beraberliğimizin temel yapı taşları olarak görmektedir.
Yerel ve yöresel farklılıkların Türk kültürünün zenginliği içinde ve onun tamamlayıcı renkleri olarak görüldüğü bir anlayış üzerinde sağlanacak genel bir uzlaşmanın, toplumsal barış ve huzur için önemli katkı sağlayacağına şüphe yoktur.
Bize göre siyaset, daha çok oy almaya odaklı bir yarışma değil, milletimizin bütün fertleri ve devletimizin menfaatini artırmak için sosyal bütünlüğü koruma ve yüceltme çabasıdır. Cumhuriyet ve demokrasinin birbirini tamamlayan iki kavram olduğu, bunları birbirine zıtmış gibi gösteren anlayışların her iki kavramı zedelediği görüşünü taşıyan Partimiz, Cumhuriyetimizin geliştirilerek yaşatılması ve demokratik yapı ve kültürümüzün zenginleştirilmesini zarurî görmektedir.
4) Siyasî Uzlaşma
Siyasetin ahlakî bir temele dayandığı, aşırılıkların törpülendiği, demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün egemen olduğu, Türkiye’nin millî ve manevî değerlerini ortak payda olarak kabul eden bir siyaset anlayışının hâkim kılınmasını gerekli görüyoruz.
Partimiz, siyasi uzlaşma arayışlarında “önce ülkem ve milletim, sonra partim” anlayışının hâkim olması gerektiğine inanmaktadır.
Bunun gereği olarak da tıkanan ve yıpranan siyasetin önünü açarak devletin kudretini yeniden tesis etmek amacıyla hükümet sistemi değişikliğini öngören anayasa reformuna öncülük etmiştir. Şüphesiz ki 15Temmuz’daki darbe girişimisonrasında oluşan siyasî uzlaşma ve Yenikapı millî diriliş ruhunu canlı tutmak, millî birlik ve beraberliğimizin temini açısından büyük önem taşımaktadır.
Yapıcı olmayan siyasî çekişmelerin sona erdirilmesi, milletimizin refah seviyesine olumsuz yansıyan yapay tartışmaların önüne geçilmesi, devletin güçlü, etkin ve şeffaf hale getirilerek devlet idaresinin ve otoritesinin tahkim edilmesi için siyasî kaygıların bir kenara bırakılması gerektiği açıktır.
Bu ihtiyacın karşılanması için 16 Nisan 2017 Halkoylaması ile aziz milletimizin onayını alan yeni hükümet sisteminin ruhuna uygun bir şekilde siyasette uzlaşı kültürünün pekiştirilmesi bizim için öncelikli bir meseledir.
Partimiz ile Adalet ve Kalkınma Partisi’ni bir araya getiren “Cumhur İttifakı” millî duruşun, siyasî uzlaşmanın, birlikte hareket ederek Lider Ülke Türkiye’yi kurma azim ve kararlılığının vücut bulduğu uzlaşmanın en güzel örneği olmuştur.
5) Ekonomik Uzlaşma
Türkiye’de, ekonomik sorunların çözüme kavuşturulması için ilgili taraf ve aktörlerce bir uzlaşma vasatının oluşturulması zorunludur. Ekonomik kararların alınmasında, politika tercihlerinde meslek kuruluşları aracılığıyla halkın ve çeşitli sosyal kesimlerin görüşlerinin alınması, sorunlara mevcut şartlar içinde akılcı çözümler bulunmasına yardımcı olacaktır.
Ancak böyle bir katılım ve diyalog ortamı içinde bütün sosyal kesimlerin memnuniyeti ve uygulanacak programlara rızası temin edilebilecektir. Ekonomik sorunların aşılmasında çeşitli toplumsal kesimler, siyasî aktörler, yönetim katmanları ve halk arasında güven sorunlarının aşılması, tereddütlerin giderilmesi ve şüphelerin karşılıklı güvene dönüştürülmesi, nimetin ve külfetin hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde bölüşülmesi, hiçbir kesimin tahammül gücünü aşacak yük altına sokulmaması, üretime katılanların katkıları ölçüsünde adil pay almalarının sağlanması “ekonomik uzlaşma” kültürünün esasını teşkil etmektedir.


6) Toplumsal Uzlaşmanın Dinamikleri:
Milliyetçilik ve Demokrasi Partimiz; Türk milletinin kardeşlik içinde yeni atılım ve hedeflere hazırlanmasında milliyetçilik ve demokrasiyi birbirinden ayrılamaz kavramlar olarak görmektedir. Bir milletin dayanışma, ilerleme, çağı yakalama gibi hedeflere ulaşmasını sağlayacak en önemli fikrî kuvvetin milliyetçilik olduğuna inanıyoruz.
Demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlüklerinin en geniş anlamda teminat altına alındığı, devlet idaresinde, milletin en iyi şekilde temsil edildiği bir sistem olarak görmekte ve benimsemekteyiz.
Demokrasinin kurumsallaşmasının hayati önemine inanmakta olan Partimiz, demokratik siyasi kültürün, uzlaşma ve sorumluluk ahlakını önde tutan bir anlayışla Türk siyasi hayatına hâkim olmasına öncülük etmeye devam edecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin hem meselelere bakışında hem de çözüm önerilerinin temelinde; Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, özgürlüğü, barışı ve güven içinde bir gelişimi amaçlayan Türk milliyetçiliği anlayışı bulunmaktadır. Partimiz; Türk milletinin barış, huzur ve kardeşlik içinde yeni atılım ve hedeflere hazırlanmasında, milliyetçilik ve demokrasiyi, siyasî ve kültürel çerçevenin iki anahtar kavramı olarak kabul etmektedir.
Milliyetçilik anlayışımız; en başından beri ırkçılık ve ayrımcılığa şiddetle karşı olmuş, kültürel ve toplumsal birlik ve beraberliği huzur ve refah içinde yaşama ülküsünün ön şartı olarak kabul eden uzlaşmacı bir şuurun ifadesi olmuştur.
Milliyetçiliğimiz Türk milleti namıyla tarih boyunca terkip olunan mükemmel millî kimliğin ve kapsayıcı millî kültürden beslenen yapıcı, kaynaştırıcı, uzlaştırıcı ve birleştirici bir millî kuvvet unsuru olmuştur.
Bu itibarla, hem 49 yıllık siyaset tecrübesi ile Milliyetçi Hareket Partisi hem de Türk Milliyetçiliği fikri asla ayrımcı ve dışlayıcı bir nitelik taşımamıştır. İnsanoğlunun keşfettiği en iyi yönetim biçimi olarak temayüz eden demokrasi ise, toplum içindeki farklı düşüncelerin, kardeşlik yaklaşımı ve birbirine saygıyı esas alan bir anlayış içerisinde yaşamasının vazgeçilmez şartıdır.
Bütün toplumsal kesimlerin demokrasiyi sadece siyasî boyutuyla değil, kültürel ve sosyal boyutuyla anlayarak özümsemesi de bu açıdan son derece önemlidir. Bu sebeple Milliyetçi Hareket Partisi, toplumsal dayanışma ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesine büyük önem vermektedir.
Bin yıldır kardeşçe yaşadığımız bu ülkede hiçbir sebebin ayrıştıramayacağı kadar kaynaşmış olan aziz Türk milleti; ortak geçmişine, kültürüne, kaderine ve geleceğine sahip çıkacak ve kardeşliğini sonsuza kadar yaşatacak, “Herkes Eşittir Türkiye” diyecektir. Nitekim 15 Temmuz hain kalkışmasına “Dur!” diyen aziz Türk milleti, bekasına yönelik tehditlerin tekrar yeşeremeyeceği yeni bir döneme geçmek istediğini, “Yenikapı Ruhu” ile dosta ve düşmana ilân etmiş, 16 Nisan Halkoylamasıyla da hukukî zemine kavuşturmuştur.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html