BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
SİHA sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
SİHA sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

12 Ekim 2017 Perşembe

Bir Kez daha Anlatalım....

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
Bu Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ile ilgili durumu net olarak bir ortaya koyalım. Öncelikle Türkiye olarak bunu kendimiz üretmeseydik SİHA’ları bize kimsenin parasıyla satacağı yoktu. Hatta ABD kongresi bunun satışına engel koymuştu. İstediğimiz SİHA sayısı zannetmeyin yüzlerceydi. Yalnızca iki adet istemiştik. Onu bile PKK ile mücadelede dengeleri değiştirecek diye vermek istemediler. Yalnızca iki tanesinin dengeleri değiştireceğini düşündüler. Peki SİHA terörle mücadelede ne avantajlar sağlıyor ki dengeleri bu kadar değiştirebiliyor.

1- Öncelikle bizim gibi dağlık alanlarda terörle mücadele ediyorsanız alan hakimiyetinin sağlanması birinci önceliktir. Bunu ya karakol kurarak sağlayabilirsiniz ya da bölgede sıklıkla operasyon yaparak. İkisi de içinde onlarca riski barındırır. Bugüne kadar terörle mücadele kapsamında verdiğimiz şehitlerin hayatlarını nasıl kaybettiği olay kayıtlarından incelendiğinde ortaya şu sonuç çıkmaktadır. Temas öncesi ilk ateş , karakol baskınları veya mayın. SİHA size bu ikisini de yapmadan kesintisiz bir alan hakimiyeti sağlamaktadır.

2- Bizim yaptığımız mücadele sınır ötesine dayanmaktadır. Buna benzer örnek ya güney Amerika’da ya da Afrika ülkelerinde olmaktadır. PKK eğitim, lojistik üslerini Irak ve Suriye topraklarında muhafaza etmektedir. Bu da güvenlik güçlerinin işini bir kat daha zorlaştırmaktadır. Önleyici operasyon yapamazsanız teröristle temas anında karşılaşmak zorunda kalırsınız. SİHA, güvenlik güçlerine 24 saat sınır ötesi operasyon yapma hizmeti sunabilmektedir. Bugünlerde neden sınır ötesi yapmıyoruz sorusunun doğru cevabı hep yapıyoruz olmalıdır.

3- Terörle mücadelede en büyük sıkıntı yol emniyetinin sağlanmasıdır. Aslında en büyük askeri güç de buna ayrılmaktadır. İHA ve SİHA bu görevi kesintisiz yapmaktadır.

4- SİHA’lar terörle mücadelenin en önemli unsuru olan bir operasyon şeklini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Temas sağlamak için geçiş güzergahları üzerine atılan pusu yöntemi tarihe karışmıştır. Her atılan 10 bin pusudan sadece birinde temas sağlanabilmiştir. Pusu atmak için ayrılan güçler arazinin ayrıntılı aranması ve nitelikli nokta operasyonlar için kullanılmaya başlanmıştır. Bu sayede PKK’ya ait büyük depolar bulunabilmiştir. Pusu görevini insansız hava araçları yapmaya başlamıştır.

5- SİHA’lar teröristler üzerinde büyük bir psikolojik üstünlük sağlamıştır. Duvar yazılarının şekli değişmiştir. Özel Kuvvetler için kullanılan tabirin üzerine bir de SİHA yazıları söylenmeye başlamıştır. “Mağaradan kafamızı çıkaramıyoruz, nereden vurulduğumuzu anlamıyoruz” sözleri telsizlerden duyulmaya başlanmıştır.

6- İşin bir de mali kısmı vardır ki bu herkes için önemli bir konudur. İster ABD olun ister Rusya, bu kriteri bir kenara koyamazsınız. SİHA’lar operasyon maliyetlerini inanılmaz bir ölçüde düşürmüştür. Bu da terörle etkin bir şekilde mücadele ederken diğer kaynaklara da ödenek ayrılmasına fırsat vermiştir. İki adeti vermeyenlere inat Türkiye her ay iki adet SİHA’yı envantere almaktadır. Şimdi sıra ANKA -S’ler sayesinde derinlikte örtülü operasyon yapma dönemidir. Kendini başka ülkelerde olduğu için güvende hisseden terör örgütü mensuplarının rahatını kaçırma  dönemidir. Hizmeti geçenlerden Allah razı olsun. 

Bu hizmet sayesinde Mehmetçiğin burnu bile kanamıyor. Geçen sene yaklaşık 10 bin terörist etkisiz hale getirildi. Bunların büyük bir kısmı gelişmiş teknoloji kullanılarak yapıldı. Teknoloji kullanımına uygun olarak yapılan operasyonlarda hiç şehit verilmedi. 

Şehitlerimizin büyük bir kısmı sınır ötesi operasyonlarda , Fırat Kalkanı’nda veya mayınlar yüzünden yaşamını yitirdi. Artan teknoloji kullanımı ve her SiHA üretimi şehit sayımızı da aşağıya çekmeye devam edecektir. İşte SiHA bu kadar önemli, anlamayana son kez tane tane anlattım.

13 Eylül 2020 Pazar

Rusya Ermenistan'a neden silah gönderiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı BMGK kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte.


Temmuz ayında Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşanan çatışmanın etkileri bölgede hâlâ sürüyor. Azerbaycan işgale maruz kalan taraf olarak işgalci Ermenistan’a karşı uluslararası alanda baskı yapılacağı beklentisi içindeyken, Ermenistan’ın silahlandırıldığı gerçeğinin ortaya çıkması Azerbaycan halkı arasında ciddi rahatsızlığa yol açtı.

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre, 17 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahası kullanılarak Rusya’dan Ermenistan’a büyük miktarda silah taşındı. Rusya tarafı bu taşınan yüklerin Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nün askerlerinin değiştirilmesi ve askerlerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi amacıyla inşaat malzemeleri olduğunu ifade etmesi Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Azerbaycan tarafına göre, yük taşımacılığında en kısa yol olan Gürcistan hava sahasının değil de, daha uzun yol olan Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahasının kullanılmasının nedeni bu yüklerin silah olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Azerbaycan’ın stratejik müttefiki Gürcistan, Ermenistan’a silah taşınmasına izin vermedi ve Rus uçakları daha uzun yolu kullanmak zorunda kaldı.

Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırmasının nedenleri

Son yaşananlar Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırılmasına dair ilk gelişme değil. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli olarak gündemi meşgul etmiştir. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a doğrudan silah hibe etmiş veya kredi ayırarak Rusya iç piyasası fiyatından satmıştır. Örneğin, 1997 yılında Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin alt kanadı olan Devlet Duma’sının Savunma Komisyonu Başkanı Lev Rokhlin’in hazırladığı raporla, 1993-1996 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 1 milyar dolarlık silah hibe ettiği ortaya çıktı. Öte yandan 2008 yılında da Rusya’nın yine Ermenistan’a 800 milyon dolarlık silah hibe ettiği basına yansıdı. Tovuz saldırılarından sonra 19 Ağustos’ta basın açıklaması yapan Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2010-2018 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 50 bin tondan fazla silah gönderdiğini açıklamıştı. İki ülke arasında 2015 yılında imzalanan kredi anlaşması ile Rusya silah alması için Ermenistan’a 200 milyon dolar kredi ayırmış ve bu kredi çerçevesinde Ermenistan Rusya’dan iç piyasa fiyatından silah almıştı. 2016’da yaşanan 4 günlük savaşta Azerbaycan’ın bazı stratejik üstünlüklerinin kendisini işgalden kurtarmasından sonra Rusya Ermenistan’a İskender-M füzelerini yerleştirdi. Rusya’dan özellikle bu silahları aldıktan sonra Ermeni yetkilileri Azerbaycan ve Türkiye’yi ortak enerji ve taşımacılık projelerini vurmakla tehdit etmeye başladılar.
Rusya-Ermenistan askeri ilişkileri bununla sınırlı değil. Ermenistan-Rusya arasında 1992 yılında yapılan anlaşma gereği, günümüzde de Türkiye-Ermenistan ve İran-Ermenistan sınırları Rus askerleri tarafından korunuyor. Bu da doğal olarak Ermenistan tarafının bütün askeri gücünü Azerbaycan’a karşı kullanmasına imkân veriyor. 1995 yılında taraflar arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın Ermenistan’daki Gümrü’de 5 bin kişilik bir askeri üssü bulunuyor ve ayrıca Ermenistan Rusya’nın önerisi ile kurulan Kolektif Güvenlik Örgütü’nün de üyesi.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.

Son silah sevkiyatının nedeni SİHA’lar mı?

İnsansız askeri araçların savaş vasıtası olarak kullanılmaya başlanması savaşın seyrini, savaşan tarafların kabiliyetini ve savaşın sonucunu derinden etkilemektedir. Toprakları işgal altında olan Azerbaycan da bunu dikkate alarak askeri envanterine İHA ve SİHA’ları dahil etmiş durumda. Bu silahlar 2016 Nisan ayında yaşanan dört günlük savaşta ve son Tovuz olaylarında kullanılarak işgalci tarafa karşı ciddi üstünlük sağladılar. Bu aslında ileride yaşanabilecek daha ciddi bir savaşta SİHA ve İHA’ların Azerbaycan’a üstünlük sağlayacağının da bir göstergesidir. Nitekim Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların elde ettiği başarılar birçok devlet gibi Azerbaycan’ın da dikkatini çekmekteydi. Türk SİHA’larının Suriye ve Libya’daki başarılarından sonra Azerbaycan basınında sık sık Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların önemine vurgu yapan haber ve değerlendirmeler yer aldı. Özellikle Suriye’de ve Libya’daki Rusya yapımı silahlara karşı SİHA’ların başarısı dikkat çekici oldu; çünkü Ermenistan da genellikle Rus yapımı silahlar kullanıyor.
Bu gelişme Azerbaycan-Türkiye arasında askeri işbirliği için yeni bir zemin oluşturdu. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında 25 Şubat 2020’de Bakü’de yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında taraflar arasında imzalanan Karşılıksız Askeri Yardım Anlaşması ile Türk SİHA’larının Azerbaycan’a geleceği şeklinde değerlendirildi. Temmuz ayında Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Ordu Komutanı Kerem Mustafayev ile Azerbaycan Savunma Bakan Yardımcısı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Ramiz Tahirov’un Türkiye’yi ziyaretlerinde Türkiye Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, “Savunma sanayimiz, SİHA’larımızdan mühimmatlarımız ve füzelerimize, elektronik harp sistemlerimize kadar bütün tecrübe, teknoloji ve kabiliyetleriyle her zaman Azerbaycan’ın emrindedir,” şeklinde bir açıklama yaparak Azerbaycan’ı modern teknolojiler bakımından desteklemeğe hazır oldukları mesajını açık bir şekilde verdi. Bu ziyaretin ardından SİHA’ların Azerbaycan’a verilmesi için taraflar arasında gerekli prosedürün tamamlandığına dair haberler basında yer aldı.
Tabii Türkiye’den gelecek SİHA’lar sadece daha geniş bir savaşta değil, aynı zamanda taktik savaşta da Azerbaycan’a işgalci Ermenistan karşısında üstünlük sağlayabilirdi. Bu haberler üzerine 23 Temmuz tarihinde Ermenistan’la Rusya arasında hava savunma alanında ortak eğitim kursu başlatıldı ve bu kapsamda İHA’lara karşı mücadele için Rus uzmanlar Ermenistan subaylarını eğitecekti. Bu kursun temel amacının olası bir çatışmada SİHA’lara karşı uzman yetiştirmek olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca aynı tarihlerde Azerbaycan basınında yer alan haberlerde Rusya’dan Ermenistan’a gönderilen 400 ton yükün içerisinde Krasukha elektronik harp sistemi, Avtobaza ve Nebo-M elektronik savunma sistemlerinin de bulunduğu yazıldı.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.
Bu haberlerin yayılması üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 12 Ağustos tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla arayarak Azerbaycan halkının bu haberlerden rahatsız olduğunu ve Rusya’dan Ermenistan’a yük taşımalarının nedenlerini öğrenmek istediğini söyledi. Putin’in İlham Aliyev’e ne cevap verdiği Rusya tarafından açıklanmadı ancak Rus basınının bu yüklerin Ermenistan’daki 102. Rus Askeri Üssü’ne gönderildiğini yazması Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Telefon konuşmasından bir gün sonra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Bakü’de yaptığı görüşmede şunları kaydetti: “Diğer alanlarda olduğu kadar askeri ve askeri-teknolojik alanda da işbirliğimiz hızla gelişmektedir. Türkiye’nin kuvvetli bir askeri-sanayi potansiyeline sahip olduğu gizli değildir ve biz bu potansiyelden faydalanıyoruz. Biz Türkiye’nin sofistike silahlar ve askeri ekipman geliştirmesinden memnunuz... Ben diğer alanlarda olduğu gibi askeri-teknolojik alanda da gelecekte Türkiye’nin Azerbaycan için bir numaralı ortak olacağından eminim.” Özellikle son cümle iki ülkenin askeri ilişkileri açısından oldukça önemli. Çünkü son beş yılda Azerbaycan’ın silah ticareti ortakları arasında Türkiye üçüncü sıradaydı ve taraflar arasında yeni işbirliği ile birinci sıraya yükseltilmesi hedefleniyor.

Azerbaycan Rusya’dan gelen açıklamadan tatmin olmadı

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Vladimir Putin’i araması ve sonrasında Hulusi Akar’la görüşmesinde Türkiye ile askeri-teknolojik işbirliğine yönelik açıklamaları Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun 25 Ağustos’ta Azerbaycan’a gelmesine neden oldu. Şoygu ziyareti sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’le görüştü. Görüşmede İlham Aliyev’in Rusya’yla ilişkilerden bahsederken sıklıkla kullandığı “stratejik ilişkiler” kavramını kullanmaması görüşmenin olumlu geçmediği şeklinde yorumlara neden oldu. Şoygu Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hasanov’la görüşmesinde Ermenistan’a neden silah gönderdiklerini şöyle açıkladı: “Ermenistan’a giden uçaklar silah değil, orada askerlerin değişimini gerçekleştirmek ve üsteki askerlerin durumunun iyileştirilmesi amacı taşıyor”. Azerbaycan basınına göre, Şoygu’nun ziyaretindeki en önemli amaçlardan biri de Azerbaycan’la askeri-teknolojik anlamda yeni anlaşmanın imzalanmasıydı. Böylece Rusya bir taraftan Ermenistan’ı silahlandırarak diğer taraftan Azerbaycan’a silah satarak bölgedeki silah pazarını da elinde tutmak istemekte.
Fakat Şoygu’nun Rusya-Ermenistan arasında yük taşımasına ilişkin açıklaması Azerbaycan’ı tatmin etmedi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev’e göre, Azerbaycan bu açıklamadan ikna olmadı ve Rusya’nın hâlâ hangi esaslarla Ermenistan’a silah gönderdiğinin izahı verilmeli. Bu anlamda Azerbaycan’da genel kanaat, Rusya tarafından Ermenistan’a gönderilen silahların Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nde kalsa da bir kısmı Ermenistan’a hatta Ermenistan aracılığı ile işgal altındaki Azerbaycan topraklarındaki yasadışı yapıya verildiği şeklinde. Bu ise işgalin ve işgalcinin desteklenmesi anlamına geliyor.
Sonuçta, Azerbaycan ve Türkiye son yıllarda Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına saygı duyarak Moskova’nın kırmızı çizgilerini gözetmekteler. Ayrıca, Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.


5 Eylül 2017 Salı

PKK'lı teröristlerin korkulu rüyası SİHA



Türk Silahlı Kuvvetleri, dağlarda yuvalanan teröristleri Silahlı İnsansız Hava Aracı ile tek tek avlaması, PKK destekçilerini rahatsız etti.
Türkiye'nin terörle mücadelede savunmadan taarruza geçmesiyle beraber son yıllarda çok önemli sonuçlar alınmaya başlandı.
Türkiye'nin yerli olarak üretilen ve terörle mücadele aktif rol alan İnsansız Hava Aracı (İHA) ve Silahlı İnsansız Hava araçları (SİHA) birçok başarılı operasyona imza atıyor.
2 AYDA 80 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
SİHA'ların göreve başladığı iki aylık sürede 80 terörist öldürüldü. SİHA'ların terör operasyonlarında etkili olması teröristlerin dışında PKK destekçilerini de rahatsız etmeye başladı. PKK'ya destek veren bazı siteler yalan haberler yayınlamaya başladı.
Son olarak CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da SİHA'lardan şikayetçi oldu.
CHP'li vekil Tanrıkulu SİHA'lardan şikayetçi
CHP İstanbul Milletvekili Tanrıkulu, terörle mücadelede kullanılan silahlı insansız hava aracını "Böyle yöntem olmaz." sözleriyle eleştirdi.
Sezgin Tanrıkulu TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, SİHA'ları (silahlı insansız hava aracı) eleştirerek, terörle mücadele edileceğini ancak bunun hukuk kuralları içinde, insanların yaşam hakkını gözetecek şekilde olması gerektiğini belirtti.
"BÖYLE YÖNTEM OLMAZ"
Tanrıkulu, "Eskiden JİTEM vardı, şimdi aynı görevi SİHA'lar yapıyor. Böyle yöntem hukuk devletinde olmaz ancak savaşta olur; savaşın da kuralları vardır. AKP Hükümeti, 2002'de seçim bildirgelerine, hükümet programlarına bakıldığında, adalet, özgürlük, eşitlik ve insan haklarına saygı iddiasıyla geldi. 15 yıl sonunda toma, dozer, SİHA iktidarına dönüştü. Bu iktidarın adı toma, dozer ve SİHA iktidarıdır." diye konuştu.
Peki sormak lazım Sayın Sezgin Tanrıkulu Terörislerle mücadele çelik çomaklamı yapılacak.ABD’den alınan 1100 Tır son model silahlara karşı sapanlamı bu ülkeyi savunacağız.
Daha açık bir şey Sen kime hizmet ediyorsun ?
CHP’li Bu Milletvekili gerçekten Atatürk’ün kurduğu partinin Milletvekilimi?
CHP kimin partisi?
CHP’li Milletvekilleri ne yapmaya çalışıyor?

Türk Milleti artık uyandı.Fitne fesat içinde olan ne medya ne milletvekili nede hiçbir parti rağbet görmüyor.Türk Milleti artık oyunu görüyor….

6 Eylül 2017 Çarşamba

Tek Derdi Teröristleri korumak olan milletvekili...

CHP'li Sezgin Tanrıkulu'na göre PKK'lı öldürmek alçaklık

Silahlı insansız hava araçlarının kullanımına karşı olduğunu ifade eden CHP'li vekil, devleti sivil vatandaşları öldürmekle suçladı.
CHP İstanbul Milletvekilli Sezgin Tanrıkulu, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında terörle mücadelede yeri oldukça önemli olan SİHA'lara karşı olduğunu söyledi.
Teröristlerin korkulu rüyası olan SİHA'lar hakkında yaptığı açıklamalarla Kandil'i sevindiren CHP'li vekil, gelen tepkiler üzerine Twitter hesabından kısa bir açıklama yaptı.
SİHA'ların sivilleri vurup öldürdüğünü savunan CHP'li vekil, bu konuda açıklamalarının devam edeceğini işaret etti.
"TEŞHİR ETMEYE DEVAM EDECEĞİM"
Sezgin Tanrıkulu, "BAYRAKTAR adlı Silahlı İnsansız Hava Araçları sivil yurttaşları vurdu, öldürdü. Bütün alçaklığınıza rağmen bunu teşhir etmeye devam edeceğim." dedi.
"SAVAŞIN KURALLARI VARDIR"

Tanrıkulu, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında "Eskiden JİTEM vardı, şimdi aynı görevi SİHA'lar yapıyor. Böyle yöntem hukuk devletinde olmaz ancak savaşta olur; savaşın da kuralları vardır. AKP Hükümeti, 2002'de seçim bildirgelerine, hükümet programlarına bakıldığında, adalet, özgürlük, eşitlik ve insan haklarına saygı iddiasıyla geldi. 15 yıl sonunda toma, dozer, SİHA iktidarına dönüştü. Bu iktidarın adı toma, dozer ve SİHA iktidarıdır." diye konuşmuştu.

12 Eylül 2017 Salı

CHP"Lİ MİLLETVEKİLLERİNİN , PKK"AYA HİZMETLERİ



Onu çok fazla hatırlamaya, kim olduğunu soğrulamaya,
Anlatmaya gerek yok.
Onun PKK"lı olmadığını da kimse söyleyemez.
Çünkü biz onu tanıyoruz.



Nereden mi?
40 Bin Kişinin katili Pkk lideri Öcalanın Avukatlığını yapmasından,
Mehmetçik katili PKK"lı azılı teröristin,
Leşinin konduğu tabutu omuzladığı andan.
Mehmetçik katili teröristlerin arkasından gözyaşı döktüğü andan,
Kılaçdaroğlu ile birlikte Uludere PKK taziye çadırına,
PKK paçavraları ile donatılan tünelden, geçip gittiği zamandan,
PKK kanallarının gedikli konuşmacısı destekçisi olduğu anlardan.
Öcalan"ın avukatlığından,
Açılım süreci denen ihanet süreci ile
Habur"dan Türkiye"ye sokulan PKK"lı teröristlerin avukatlığını üstlendiği yerden.
Türkiye"ye KÜRDİSTAN"I tanıması desteklemesi demecinden.
Şimdi bir daha tanıdık.
İnsansız hava araçlarının yaptığı operasyonlarda,
PKK"lıları KEKLİK gibi avlamasından,
Silahlı SİHA"ların yaklaşık 3 bin teröristi halletmesinden,
Monşer belli ki rahatsız olmuş.
Aynı eli kanlı PKK teröristi, alçağı Murat Karayılan gibi.
O da SİHA"lardan rahatsız olmuştu.
PKK destekçisi bu üstadımız,
Siviller öldürülüyor yaygarası ile batının, insan haklarının dikkatini çekmeye çalışıyor olabilir.
Peki, şimdilerde bu adam başka ne yapıyor.
Bir süre Mustafa Kemal Atatürk"ün Partisi CHP"de Başkan yardımcılığı görevini üstlendi.
Sözcülüğünü yaptı.
Kılıçdaroğlu"nun en yakınındaki isim.
Düşünün Atatürk"ün partisinde,
Atatürk"ün kurduğu partide, devleti yıkmaya çalışan bir kanlı örgütün sözcülüğünü yapmaktan,
Beis görmeyen bir milletvekili.
İnanın insanın kafası karışıyor, üzülüyor.
Bu nasıl iştir diye!
Siviller öldürülüyormuş(!)
Hangi sivil?
Nerede öldürüldü?
SİHA"ların görev yeri arazi, PKK"nın üstlendiği, dağ bayır mağara inler.
Silahlı bir sivilin oralarda ne işi var?
Bu arkadaşımızın bahsettiği siviller PKK"nın silahlı militanları olmasın sakın(!),
Hep soruyoruz?
Atatürk"ün partisi, CHP niçin iktidar olamıyor?
Niçin oyları bir türlü yüzde 25"leri aşamıyor diye!
İşte bu sebeplerden dostlar.
Uyguladıkları politikalarda bir tutarsızlık var.
Bakıyorsunuz hendeklere girip savaşmaktan bahsediyorlar.
Bakıyorsunuz PKK ile barikatlar arkasında savaşan Mehmetçiğe karşı savaşmaktan bahsediyorlar.
Bakıyorsunuz bazıları Tunceli"de bazıları DİYARBAKIR"DA, PKK bayraktarlığı yapıyorlar.
Vatan millet sevdalısı siyasetçilerimiz Diyarbakır"da hendek savaşı sürerken askerimizi valimizi ziyaret ederken,
CHP şürekası o hendekleri kazan bizzat destek olan belediye başkanını ziyaret ediyorlar.
İşte böyle bir açmazlık, aymazlık ve de gaflet içindeler.
Bu arkadaşımızından,
Siz, bu CHP Başkan Yardımcılığını yapmış üstattan, Güneydoğu"da batı taşeronlarının desteği ile süren bu pis terörle mücadelede,
Hiç PKK aleyhine Devlet lehine bir demeç duydunuz mu?
Duyamazsanız.
Çünkü katledilen asker, korucu, polis ve sivil Kürt vatandaşları onun için bir anlam ifade etmiyor.
Varsa yoksa PKK.
Varsa yoksa katil devlet.
Daha iki gün önce iki sivil silahsız KÜRT İnsanı elektrik hatları tamir ederken katledildi.
Tunceli"de öğretmekten başka bir amacı olmayan gencecik bir öğretmen katledildi.
Bunlar yakın zamanda olan acı örnekler.
Adama sorarlar onlar insan değil mi? Diye,
ŞAHSIN, CHP"de siyaset yapması da bence planlı bir düşüncenin ürünü.
Çünkü aynı açıklamaları PKK"a, partisi HDP" de yapamazdı.
Sonuç olara SİHA"lar, güvenlik güçlerimiz, askerimiz polisimiz korucularımız Güneydoğu"da muhteşem işler yapıyor.
Hakikaten PKK"ya gereken dersi veriyorlar.
Bakın artık o karakol baskınları, pusular, bombalamalar çok azaldı.
Bunun sebebi de ABD ve AB"nin büyük desteğine,
İç işbirlikçilerin büyük ihanet katkısına rağmen PKK"nın büyük bir kan kaybı yaşaması.
PKK yardım ve yatakçısı belediye desteğini de kaybetti.
Kim ne derse desin.
Ülke içinde ürüyenler olsa da kervan yürümekte.
PKK"nın kökünün kazınmasına hedefinde silahlı kuvvetlerimiz emin adımlarla ilerlemektedir.
Gazaları mübarek, moralleri yüksek, bilekleri pek olsun
 Tanrı onları korusun.


Türk Milleti de arkalarında. Bazıları da bunu iyi bilsin.

11 Ocak 2018 Perşembe

PKK, CHP'nin operasyonlara engel olmasını istedi

SİHA'LAR TERÖRİSTLERİN KORKULU RÜYASI OLDU

beseCHP'nin muhalefet tarzını eleştiren PKK elebaşı Bese Hozat, TSK'nın düzenlediği askeri operasyonlara engel olunamamasından şikayet etti.


Türk Silahlı Kuvvetleri, terör örgütü PKK'ya karşı düzenlenen operasyonlara kötü hava şartlarına rağmen ara vermedi.
Kullanılan SİHA ve İHA'larla terör örgütlerine karşı ağır darbeler vuruldu.
Zaman zaman muhalefet tarafından SİHA'ların kullanılmaması gerektiği konusunda çıkışlar gelse de SİHA'ların uçuş süreleri 2017'de bir önceki yıla göre yaklaşık 14 kat arttı, 405 terörist etkisiz hale getirildi.

KANDİL TUTUŞTU

Konuyla ilgili bir açıklama da zor günler geçiren PKK elebaşı Bese Hozat'tan geldi.

ERDOĞAN-BAHÇELİ İTTİFAKI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli'nin kurduğu ittifak doğrultusunda savaş politikalarının geliştirildiğini savunan teröristbaşı, operasyonların bir şekilde durdurulmasını istedi.

"CHP, PKK OPERASYONLARINA ENGEL OLSUN"

Konuşmasının büyük bir bölümünde CHP'yi eleştiren Hozat, "Dokunulmazlıkların kaldırılması, sınır ötesi operasyonlar, PKK'ya dönük operasyonlar... CHP bunların hiçbirine engel olamadı.
CHP içerisinde direnen, mücadele eden muhalefet eden bir kesim var. Şimdi tamamen bunları sindirmek için ve teslim almak için CHP'ye baskı yapılıyor." diye konuştu.

13 Eylül 2017 Çarşamba

Genelkurmay Başkanlığı'ndan SİHA açıklaması

Genelkurmay Başkanlığınca, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bu güne kadar hiç bir sivil ve masum vatandaşa zarar verecek uygulama içinde olmadığı, 31 Ağustos'ta Hakkari Oğulköy kırsalında silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile icra edilen operasyonda da aynı esas ve usullerin kullanıldığı bildirildi.
Genelkurmay Başkanlığından yapılan yazılı basın açıklamasında, Türk milletinin bağrından çıkan TSK'nın, vatan topraklarının güvenlik ve bekası, milletin bağımsızlık ve egemenliği için jandarma, polis, güvenlik korucusu, yargı, mülki makam mensupları ve vatandaşlarla yakın iş birliği ve koordinasyon içinde, gece gündüz demeden faaliyetlerini aralıksız sürdürdüğü belirtildi.
TSK'nın kahraman ve fedakar personelinin, ülkeye ve millete yönelik her türlü risk ve tehdide karşı, "ölürsem şehit, kalırsam gazi" anlayışıyla görev yaptığı aktarılan açıklamada, söz konusu faaliyetler sırasında milli ve yerli savunma sanayi ürünü silahlı, silahsız insansız hava araçları (SİHA/İHA) başta olmak üzere modern harp silah araç ve gereçlerinin etkinlikle kullanıldığı vurgulandı.
Tüm faaliyetlerin kanun, yönetmelik, yönerge ve direktifleriyle uluslararası hukuka uygun olarak yürütüldüğüne dikkati çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Operasyonların planlanmasında ve icrasında, özellikle şanlı tarihimize ve yüksek değerlerimize uygun bir şekilde masum tek bir vatandaşımıza, sivile ve çevreye zarar verilmemesi hususunda her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilmekte, terörle mücadele, hudut güvenliği ve kaçakçılığın önlenmesi ile ilgili operasyonlarda, sadece teröristlerin, kaçakçıların ve bunların destekçi ve iş birlikçilerinin etkisiz hale getirilmesi ve engellenmesi amaçlanmaktadır."
"TSK BUGÜNE KADAR HİÇBİR SİVİL, MASUM VATANDAŞIMIZA ZARAR VERECEK UYGULAMA İÇİNDE OLMADI"
Bu doğrultuda, TSK'nın bu güne kadar hiç bir sivil, masum vatandaşa yönelik zarar verecek uygulama içinde olmadığının altı çizilen açıklamada, 31 Ağustos'ta Hakkari Oğulköy kırsalında SİHA ile icra edilen operasyonda da aynı esas ve usullerin kullanıldığı bildirildi.
Yürütülen faaliyetler kapsamında, 1 Ocak-10 Eylül 2017 tarihleri arasında insansız hava aracı ve insanlı keşif uçağı (İHA/İKU) destekli toplam 562 kara ve hava operasyonu gerçekleştirildiği aktarıldı. Operasyonlar sonucu yurt içinde 986, sınır ötesinde 867 terörist olmak üzere toplam bin 853 teröristin etkisiz hale getirildiği belirtildi.
Operasyonlarda toplam 887 sığınak ve barınağın imha edildiği, bin 105 mayın, el yapımı patlayıcı (EYP), bin 943 değişik tipte silah ve 638 bin 462 muhtelif cins ve çapta mühimmatın ele geçirildiği kaydeildi.
"OPERASYONLARDA 127 PERSONEL ŞEHİT OLDU"
Açıklamada, "Yine bu operasyonlar sırasında asker, jandarma, polis ve güvenlik korucusu olmak üzere toplam 127 kahraman ve fedakar silah arkadaşımız şehitlik rütbesine, 356 kahraman ve fedakar silah arkadaşımız da gazilik rütbesine ulaşmıştır." denildi.
Bölücü terör örgütü tarafından gerçekleştirilen saldırılarda 19'u kamu görevlisi işçi, 13'ü sivil vatandaş olmak üzere toplam 32 masum vatandaşın alçakça katledilerek şehit edildiği, 22 kamu görevlisi işçi ile 40 sivil vatandaşın ise yaralandığı anlatılan açıklamada, "Bu vesileyle ülkemizin ve milletimizin birliği ve bütünlüğü için hayatını feda eden şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli aileleri ile TSK personeline başsağlığı diler, kahraman ve fedakar gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunarız." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, TSK tarafından terörle mücadele harekatına, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da "en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar" aynı azim ve kararlılıkla devam edileceği kaydedildi.AA

6 Kasım 2017 Pazartesi

PKK'YI İMHA VE BÖLGEDEN TASFİYE EDİLMESİ SÜRECİ

Tamer Ashraf
Geride bıraktığımız hafta Hakkâri'nin Şemdinli ilçesi'nde PKK terör örgütünce düzenlenen menfur bir saldırı sonrasında altısı asker, ikisi köy koruyucusu olmak üzere sekiz güvenlik görevlimiz şehit düştü.
Bu menfur eylem PKK terör örgütünün aylardan bu yana Irak sınırımızdan geçerek yapabildiği neredeyse tek eylem olarak değerlendirilebilir.
Bununla beraber terör eyleminin gerçekleştirildiği gün 50'nin üzerinde PKK'lı teröristin öldürülmesi de güvenlik güçlerimizin büyük bir fedakârlık ve başarı örneği sergilediğini göstermiştir.
Özellikle geride bıraktığımız yıl bırakın eylem düzenlemeyi, başlarını mağaralardan dahi çıkaramayan SİHA ve İHA'lar sayesinde yer tespitleri çok kolay yapılıp, güvenlik güçlerimizin akılcı ve üstün gayretleriyle yerinde imha edilen teröristlerin Şemdinli'deki askeri üs bölgesine yaptığı saldırının her yönüyle ele alınmasında fayda vardır.
Öncelikle teröristlerin yer yer bir metreye kadar düşen sisten faydalanarak sınırımıza yaklaştıkları anlaşılıyor. Bu durum da havadan SİHA ve İHA'larla yapılan izlemeleri zorlaştırdığı yönünde bilgiler mevcuttur.
PKK terör örgütü ne ilkbaharda ne de son baharda yurt içinde üslenme girişiminde bulunamamış, terörle mücadele anlamında son dönemlerde gerçekleştirilen etkin karşı koyma ve önleme faaliyetleri çerçevesinde büyük bir yara almıştır.
Gerek kırsalda, gerekse il ve ilçe merkezlerinde düzenlenen başarılı operasyonalar ile çok sayıda terörist ölü ya da sağ olarak ele geçirilirken, aynı zamanda çok sayıda silah, bomba ve diğer düzenekler de aynı operasyonlarda bulunarak imha edilmiştir.
PKK açısından 2017 yılı kayıplarla dolu bir yıl olurken, örgüt bu durumu kendi lehine çevirebilmek için son dönemlerde bazı sözde sorumluların yerlerini değiştirmiş, intikal faaliyetlerinde SİHA, İHA ve uydulara yakalanmamak için minimum mevcutla hareket etmeyi militanlarına talimatlarla iletmiştir.
Şemdinli eylemi bu çerçevede PKK'nın kış üslenmesine geçmek için denediği bir yol olarak göze çarparken, güvenlik güçlerimizle çatışan teröristlerin neredeyse tamamının imha edilmiş olması, amacına ulaşamayacağının yeni bir örneği olmuştur.
Diğer yandan PKK terör örgütü, Suriye uzantısı olan PYD'nin, TSK tarafından başlatılan İdlip'te çatışmasızlık bölgeleri ilan edilmesine yönelik gerçekleştirdiği operasyonun ardından Afrin bölgesindeki konumunun tehlikeye düştüğünden ve siyasi iradenin Afrin'deki PKK/PYD terör tehdidini yerinde bertaraf etme yönündeki kararlılığından haberdardır.
Suriye'de elde ettiği kazanımları tehlikeye atmak istemeyen ve Akdeniz'e ulaşacak bir koridor oluşturma hedefinden vazgeçmeyen PKK/PYD için Afrin'in temizlenmesi çok büyük bir yara olacağından, örgüt bir başka alana eylem düzenleyerek dikkatleri aynı sahaya kaydırmaya çalışmıştır.
Şemdinli'deki saldırının Suriye ile ilgili kısmında, örgütün kendince imha edileceğini bildiği halde bazı teröristleri bu alana göndermek suretiyle Suriye'deki hesaplarının rahatlayacağı düşüncesi yer almıştır.
Üçüncü olarak ise Irak'taki gelişmelerin yarattığı etkinin PKK'yı böylesi bir eylem düzenleme kararı alınması yoluna itmiş gözükmektedir.
Barzani'nin 25 Eylül'de yaptığı gayrimeşru ve korsan referandumun ardından Irak'ın kuzeyinde gücünü artırmak isteyen PKK varlığını kanıtlamak istercesine harekete geçmiş ve bölgede sözde Kürdistan'ın kurulmasını projelendiren çevrelerin gözüne girmeye çalışarak, ilerleyen süreçteki desteklerini almayı umut etmiştir.
TSK'nın Irak sınırları içerisinde bulunan Zaho bölgesine yaptığı operasyonlarda son derece başarılı sonuçlar elde etmesi ve en son Kokazer Dağı'na Türk Bayrağını dikmesinin ardından örgüt bünyesinde oluşan moral tahribatını ve korkuyu dindirmek de meselenin Irak boyutundaki bir başka ana konudur.
Dördüncü ve son olarak gösterilebilecek neden ise PKK'nın, Türkiye'nin iç siyasi atmosferini etkilemek üzere başka çevre ve güçlerce böylesi bir eyleme teşvik edildiği meselesidir.
15 Temmuz FETÖ merkezli askeri darbesi sonrasında oluşan milli birlikteliği hedef aldığı aşikar olan çok sayıdaki dış merkezli girişimlerde PKK taşeron olarak kullanılarak, Türkiye'de yeni bir siyasi dizayn yapma çabasının başarılı olması bazı karanlık çevrelerce arzulanmaktadır.
Bütün bunlara karşın Türkiye'nin terörle mücadelede son derece kararlı bir irade gösterdiği sadece iç siyasi kamuoyunun değil, diğer bölgesel ve uluslararası çevrelerin de malumudur.
Yakın bir süre içerisinde Kandil ve Sincar'da bulunan tüm terör yapılanmalarının yerinde imha edileceğinin en üst perdeden ilan edilmesi ise PKK terör örgütü açısından imha ve tasfiye sürecinin yakın olduğunu işaret etmektedir.
Irak ve Suriye'yi, Kandil ve Sincar dağlarını birleştirmek suretiyle birbirine bağlamaya çalışan ve bu yolda ABD başta olmak üzere diğer bazı çevrelerden de IŞİD'le mücadele bahanesiyle destek gören PKK'nın amacına ulaşması söz konusu dahi olmayacaktır.
PKK ve terör koridoru oluşturmaya çalışan çevreler açısından şuandaki en temel konu Irak ve Suriye bağlantısının kopmaması, bunun engellenmesidir.
ABD'nin Irak ve Suriye sınırında bulunan başta El Kaim olmak üzere, Til Koçer ve Semalka sınır kapılarının Irak ordusunca kontrol edilmesini engellemeye yönelik uğraşları aynı amacın somut hale dönüşmüş çabalarını yansıtıyor.
Türkiye ve İran'la olan sınır kapılarının Irak ordusuna devri konusunda destek veren ABD'nin, Suriye-Irak arasındaki sınır kapılarında kendisinin ve PKK'nın kontrolü sağlaması yönünde Irak merkezi hükümeti ile gerçekleştirdiği temas trafiğinin bugünlerde artmış olması dikkatlerden kaçmıyor.

Bölgede olağan üstü bir hareketlilik yaşanırken terör örgütü PKK'nın bazı elebaşlarının ölü, bazılarınınsa sağ olarak yakalanması, böylesi bir dönemde Türkiye'nin gücünü gösterme ve iradesini ortaya koyma anlamında her çevreye verilmiş önemli bir mesaj olacaktır.

26 Kasım 2018 Pazartesi

Türkiye artık bağımlı değil bağlı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Özal, Erbakan ve Erdoğan! Türkiye artık bağımlı değil bağlı
Tamer Ashraf
Türkiye'nin savunma sanayinde geldiği noktayı değerlendiren Güvenlik, Strateji ve İstihbarat Uzmanı, AYBÜ Öğr. Ü. Dr. Merve Seren, "Müttefiklerimizle politik çıkarlarımız uyuşmadığında silah ambargolarına maruz kalırdık. Artık durum öyle değil. Bugünün Türkiye’si güvenlik ve savunma politikasını bağımsız icra edebilecek düzeyde; ittifaklarına “bağlı” ama “bağımlı” değil." dedi.
Avrupa ülkeleri ABD ve İngiltere’den bağımsız ordu kurmayı tartışıyor. Yapalım diyen Fransa’nın caddeleri aniden alev aldı! Güçlü bir savunma sanayiine sahip olan İngiltere, ilk robot ordusuyla tatbikat gerçekleştirdi! Türkiye ise 103 şehidin katili 18 teröristi geçen hafta “eşek arısı” adlı mini dronla imha etti. Savunma Sanayiinde yaşanan büyük değişimde Türkiye'de yerini aldı. 2002'de 66 proje yürüten Türkiye, şu anda 553 projeyi yürütüyor, kendi İHA ve SİHA'sını üretiyor... Ancak iş bununla da bitmiyor...
“Stratejik İstihbaratın Güvenlik Stratejileri ve Politikaları Açısından Yeri ve Önemi” başlıklı teziyle doktora çalışmalarını tamamlayan, savaş, strateji, savunma yönetimi ve istihbarat konularında lisans ve lisansüstü dersler veren Seren Star'dan Fadime Özkan'a verdiği röportajda çarpıcı bilgiler aktardı: “Türkiye’nin İHA’da kat ettiği mesafe bir derinlik başarısıdır. Bunun ürün skalasına sirayeti gerek. 2002’de Türk savunma sanayiindeki proje sayısı 66 iken rakam 2016’da 553’e çıktı. Ciro da 6 milyar dolara yükseldi. Ancak yeterli değil”.
Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’ya karşı daha önce hiç olmadığı kadar başarılı operasyonlar yapıyor. Bunun arkasında siyasi bir netlik, bütünlük, kararlılık var elbette ama asıl önemlisi askeri bir kapasite de var. Bu kapasitede yerli üretim silahların etkisi ne kadar?
15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen akabinde 24 Ağustos 2016 günü Fırat Kalkanı Harekatı başlatıldı ve bu operasyon 27 Mart 2017’ye kadar sürdü. Böylesine vahim bir darbe senaryosunun ardından TSK’nın bu kadar kısa sürede toparlanıp başarılı bir operasyon yürütebileceğini kimse tahayyül etmiyordu. Kaldı ki TSK, 2018 Ocak’ında başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı namı diğer Afrin Operasyonu’nda sergilediği performans ile askeri kapasitesinin gücünü yeniden teyit etmiş oldu. Afrin Operasyonu, gerek TSK’nın gerekse savunma sanayiinin özgüvenini arttırdı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı aynı zamanda savunma sanayiinin eskiye nazaran çok daha pro-aktif bir yapıya kavuştuğunu gözler önüne serdi.
Ancak burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekiyor; biz askeri kapasite ile neyi kast ediyoruz? Sizin askeri gücünüz; haiz olduğunuz tüm imkan ve kabiliyetleri ihtiva eder. Bu salt ordu mevcuduyla yani istihdam edilen asker sayısıyla açıklanacak kadar basit bir mevzu değil. Keza terörle mücadeledeki başarınızı, sahip olduğunuz silah sistemlerine dayandırmak da bir o kadar indirgemeci bir yaklaşım olur. Zira TSK’nın muzaffer olmasının arkasında; mesleki tecrübe, profesyonellik, askeri teknolojiyi edinim ve kullanma becerisi, mobilizasyon, esneklik, harekat sahasına adaptasyon, kuvvetler arası koordinasyon, finansal yeterlilik, ulusal güvenlik mekanizması içerisinde yer alan kurum ve kuruluşların uyum ve işbirliği -MİT-TSK işbirliği- gibi, devlet-dışı silahlı aktörlere operatif yeterliliğin kazandırılması -Özgür Suriye Ordusu- gibi birçok unsur kritik rol oynar. Öte yandan maddi unsurların yanı sıra, manevi ve moral unsurları da hesaba katmak durumundasınız. Bu anlamda zafer, askeri taktik ve stratejiler kadar; ordunun moraline, azim ve cesareti ile kararlılığına da bağlıdır.


STRATEJİ Mİ SİLAH MI?


Zaferi getiren şey silah mıdır strateji mi?
Savaş Sanatı’nın iki duayen ismi var. Milattan önce beşinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan Çinli stratejistler Sun Tzu ile Zhuge Liang. Sun Tzu; “Taktikleri olmayan strateji, zafere giden en uzun yoldur. Stratejisi olmayan taktikler ise yenilgiden önceki gürültüdür” der. Liang’a göre ise; “...üzerinde fikir birliği olmayan bir strateji, elinizde bir milyon kişilik bir ordu bile olsa düşmana gerekli korkuyu veremez”. Günümüzde bu tezler halen geçerli. Kısaca ister konvansiyonel savaşta ister terörle mücadelede olsun, doğrulttuğunuz silahtan daha ziyade akılcı stratejiler ve doğru hamleler belirleyici bir üstünlük kazandırır. Dolayısıyla hem siyasi atmosferi hem de harekat sahasını çok iyi okuyarak analiz etmeli; müteakiben askeri strateji ve taktiklerinizi belirlemek durumundasınız. Silah sadece sizin stratejinize hizmet eden bir araçtır; önemli olan bu aracı nerede, ne zaman, kime karşı ve nasıl kullanacağınızı hesap edebilme yeteneğinizdir. Rakiplerinize karşı izleyebileceğiniz en akılcı yöntem ise, “savaşmadan zafer kazanmak” prensibidir.


İŞ İHA’DA BİTSEYDİ ABD AFGANİSTAN’DA SONUÇ ALIRDI


Son dönem yürütülen terörle mücadelede İHA ve SİHA’ların rolü çok mühim. Mesela 103 şehidin katili olan 18 terörist “eşek arısı” adı verilen bir mini drone sayesinde etkisiz hale getirildi. İHA’lar SİHA’lar nasıl bir avantaj sağladılar?
Silah, terörizmle mücadele ederken kullandığınız araçlardan birisidir. Halihazırda İHA’lar en fazla kullanılan platformlar olarak devredeler ve şüphesiz bir ‘oyun değiştirici’ konumundalar. Bu bağlamda BAYRAKTAR İHA sistemleri, TSK’nın sınır ötesi harekatlardaki en büyük vurucu gücü olarak görev yapıyor. Ancak unutulmamalıdır ki, İHA’nın tespit, gözetleme ve imha gibi tüm görev yazılımları ve en nihayetinde komuta ve kontrolü ‘insan’dadır. Açıkça; insan aklının yerini makinalarla ikame edemezsiniz. Dolayısıyla savunma sanayiinde ve operatif misyonlarda istihdam ettiğiniz ‘mühendis’ ve ‘asker’ en büyük yatırımınızdır. Zira bugün İHA’ların yerini yarın daha farklı otonom sistemler alabilir, harekat sahasındaki değişim ve ihtiyaçlara göre askeri teknoloji kendisini sürekli yenilemekte.
Yarın harp meydanlarında bahsettiğiniz “Eşek Arısı” yerine belki yürüyen ve uçan 16 gramlık mini piyadeler göreceğiz. Geçen hafta İngiltere otonom sistemlere dayalı bir tatbikat gerçekleştirdi. Robot askerlerin boyutu belki küçülecek. Eşek Arısı türündeki İHA’lar, ekseriyetle özel kuvvetler ve istihbarat örgütleri tarafından yüksek öncelikli hedefleri yakın gözetleme ve keşfi maksatlı kullanılan sistemlerdir.
Tabii bazı görevler kapsamında Kara Kuvvetleri ve Deniz Piyadeleri tarafından da kullanılır. Bu tür İHA’ların en büyük avantajları son derece hafif ve küçük boyutta olmaları, nesnelere/canlılara benzemeleri ve çok kolay kamufle oldukları için tespitlerinin zor olmasıdır.
Diğer taraftan terörle mücadele; son derece kapsamlı, derin ve yoğun bir güvenlik yaklaşımına ihtiyaç duyar. Şayet böyle olmasaydı İHA’ları en fazla kullanan ülkelerin başını çeken ABD, bugün Taliban karşısında çoktan zafer ilan etmiş olurdu. Oysa gelinen aşamada Taliban, Afganistan’ın yüzde 70’ini yeniden kontrol altına almış durumda. Bu örnek, yüksek teknoloji üreten devletlerin de terörle mücadelede yüzde yüz başarılı olamayacağının en somut tezahürü.


ARTIK PKK DA DRONE KULLANIYOR!


Terörle mücadelede Türkiye çok mühim aşama kaydetti İHA’lar bunda rol oynadı ama PKK da karşı taktikler geliştiriyor. İHA kullanıyor mesela?
Hukuki boyutta gelinen mevcut aşama uluslararası sivil havacılığa ilişkin düzenlemelerdir. Yakın gelecekte havaalanında uçaklarla İHA’ların yan yana kalkışına şahit olabiliriz. Sonuçta İHA üretimi o kadar hızlı artıyor ki, sadece bunların kalkış ve inişleri bile mevzuat düzenlemesi gerektiriyor. Türkiye’de bu tür konularda yetkili mercii Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’dür. SHGM’nin 22 Haziran 2016 tarihli “İHA Talimatı”, örneğin suç işlemenin önüne geçmek maksadıyla kişilere tescil ve kayıt zorunluluğu getirmiştir. Kısaca İHA’ların hava sahasına entegrasyonundan uçuşa elverişlilik standartlarına, tahsis edilen kontrol linki frekanslarından müşterek çalışabilirliğe birçok hukuki düzenleme önümüzde duruyor.
Geleceğin harekât konseptlerinde “sürü halinde harekâtlara tanıklık edeceğiz. Aslında bu şimdiden geçerli olmaya başladı. Tarihte ilk defa sürü halinde İHA kullanarak saldırı yöntemi devlet dışı silahlı aktörlerden tarafından yapıldı. DEAŞ, Irak’ta koalisyon unsurlarına ve Irak Güvenlik Güçlerine karşı saldırırken, HTŞ, Rusya’nın Tarsus ve Humeyyim üslerine saldırdı. Son olarak bu tarz saldırı yönteminin PKK tarafından kullanılmaya çalışıldığını gördük. Daha önce 2016 ve 2017 yıllarında PKK’nın tek bir İHA ile saldırı denemelerinde bulunduğunu görüyoruz. 10 Kasım 2018 tarihinde ise, Şırnak’ta 8 adet plastik patlayıcı yüklü İHA ile sürü saldırı girişiminde bulundu.
X-UAV Talon tipi İHA’lar ile tören alanlarına yaptığı kamikaze saldırılarda tören alanında bulunan jammerlar sayesinde EYP’ler patlamadı. Yakın gelecekte bu tarz saldırıların sayısında artış olabilir. Bu sebeple İHA konusuna dair en önemli mevzulardan birisi, terör örgütlerinin İHA teknolojisine adaptasyonları ve kullanımın yaygınlaşması olacaktır. Sürü harekatlarının yanı sıra “insansız sistemler odaklı hava savunması” ile “ağ merkezli komuta kontrol ve harekat” önemli başlıklar olacaklardır.


İTTİFAKLARA BAĞLI AMA BAĞIMLI DEĞİLİZ


Türkiye ne yapmalı?
Türkiye için önemli olan ise, kendi silahını üretmesinin her zaman için bir ‘çarpan etkisi’ yaratacağını unutmamasıdır. Doğu-Batı Almanya birleştikten sonra Doğu Almanya’nın elindeki kalaşnikoflar Türkiye’ye hibe edilmişti ama terörle mücadelede kullanmamıza izin çıkmadı, modifiye etmek zorunda kaldık. Keza aynı kullanım yasağı, Almanya’dan satın alınan tanklar için geçerli oldu. Daha eski zamanlara gittiğimizde, müttefiklerimizle dış politik çıkarlarımız uyuşmadığında silah ambargosuna maruz kaldık.
ABD Başkanı Johnson’ın mektubundaki NATO silahlarının kullanılamayacağına ilişkin tehditkar ve, sert üslup halen hafızalardadır. O dönemde Ankara, kimden mermi alabilirimin derdine düşmüştü. Fakat Türkiye artık 1970’lerin 1990’ların Türkiye’si değil. Artık İsrail’in İHA’larına muhtaç olmayan bir Türkiye var karşınızda. Bugünün Türkiye’si kendi güvenlik ve savunma politikasını bağımsız icra edebilecek bir düzeyde; ittifaklarına “bağlı” ama “bağımlı” değil.


ÖZAL, ERBAKAN, ERDOĞAN


Altay tankı, Milgem, İHA, SİHA…vd. Bu yerli üretim askeri araçlar, silahlar gerçekten sağlam, iyi, nitelikli araçlar silahlar mı, yoksa Türkün Türk’e propagandasına mı maruz kalıyoruz?
Aslında savunma sanayii değil; bilim-teknolojide ve buna bağlı olarak Ar-Ge ve Ür-Ge yatırımlarında geç kalınmışlık yaşandığı kabul edilmelidir. Bu geç kalınmışlık; siyasi konjonktür ve karar alıcı mekanizmayla doğrudan ilintili bir durum. Koalisyon dönemlerinde bütçe üzerinde yaşanan çetin tartışmaları düşünün; her partinin hedef kitlesi ve öncelik sıralaması farklıydı. Ancak geçmişte Erbakan ve Özal’ın teknoloji adaptasyonu konusunda son derece girişimci ve öngörülü oldukları aşikar. 2000’li yıllardan sonra savunma sanayiinde yaşanan sıçrama ise tamamen hükümetin bu alana öncelik tanıması ve ihtiyaç duyulan finansman kaynağını siyasi iradeyle beraber sunmasından kaynaklanıyor.


HAVADA, KARADA, DENİZDE OLMAK ARTIK YETMİYOR


Elbette geç kaldığımız için sıkıntılar yaşıyoruz; biz tam bir noktaya ulaştığımızda, diğer devletler bir üst basamağa çıkmış oluyor. Örneğin artık kara, deniz ve havada üstün olmanız yetmiyor. Eğer uzay ve siber-uzay imkan ve kabiliyetlerinizi geliştirmezseniz, girdiğiniz savaştan galip ayrılamazsanız. Trump, Haziran 2018’de “Uzay Kuvveti” kurulması talimatını verdi. Ancak biz kuvvet kurmak bir yana, halen Ulusal Uzay Ajansımızı devreye sokamadık. Diğer taraftan savunma sanayii zaman zaman gizli/örtülü ambargolara maruz kalabiliyor; ürünlerin alt sistemlerinde veya yedek parçalarda tedarik sıkıntısı yaşayabiliyoruz. Sertifikasyonlarda kasıtlı geciktirmelere maruz kalabiliyoruz. Bu durumu aşmak için şu anda SSB, ürünlerin yanı sıra alt sistem ve bileşenleri de yerlileştirme yönünde büyük çaba sarf ediyor.


TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VE DERİNLİK


Savunma sanayiimizin avantajları dezavantajları neler?Nerelerde sıkıntı var?
Türkiye’nin önceliği “teknolojik bağımsızlık” ve “teknoloji derinliği” kazanmak olmalı. Zira bu sadece savunmada değil; dış politikadaki elinizi de güçlendiriyor, sizi avantajlı konuma geçiriyor. Bağımsızlığınızı kazanacaksınız ama aynı zamanda teknolojik öngörüye sahip olacak, akılcı yatırımlar yapacaksınız. Ancak bu şekilde küresel pazarda rekabet edebilirlik seviyesine ulaşırsınız. Bu anlamda Türk savunma sanayiinin İHA’da kat ettiği mesafe, bir derinlik başarısıdır. Bunun diğer ürün skalasına da sirayet etmesi gerekiyor.
2002’de Türk savunma sanayiindeki proje sayısı 66 iken, bu rakam 2016’da 553’e çıktı. Yine, savunma sanayiinin cirosu 6 milyar dolara yükseldi. Ancak bu yeterli değil. Vakıf şirketlerinin TSK dışında müşteri portföyünü geliştirmesi lazım. Böylece tek kaynaklı beslenmenin önüne geçilmiş olacak; şirketler kendi kendilerini idame edebilecek mali yeterliliğe kavuşacaklardır.


VEKALET İÇİNDE VEKALET SAVAŞLARI


Savunma sanayii deyince sanki sadece savunma hali algısı oluşuyor, haliyle maruz kalma halini de çağrıştırıyor. Doğru mu formüle ediyorum bilemiyorum ama sorum şu, savunma sanayii taarruz silahlarını da kapsıyor mu, yoksa onun ayrı bir adı var mıdır?
Aslında “taarruz, saldırı” kelimeleri gerek diplomatik düzeyde gerekse literatürde hoş karşılanmadığından hep “savunma” konsepti üzerinden ilerliyoruz. Aslında “en iyi savunma, saldırıdır” diye bir motto var. Sizin savunmada kalabilmeniz için saldırı imkan ve kabiliyetlerine haiz olmanız şart. Geliştirdiğiniz silahı, füzeyi maksadınıza göre ister savunma için ister saldırı için kullanabilirsiniz. Gerisi sistemlerin yazılımları vd. ögeleriyle alakalı bir durum. Buradaki temel sav, saldırı yahut savunma fark etmeksizin “askeri teknoloji geliştirme yetkinliği” kazanmanız.
Şu anda 4. nesil savaşları yaşıyoruz. Bu nesilde, gayri nizami ve asimetrik unsurlar gittikçe daha fazla önem kazanıyor. Vekalet içinde vekalet savaşlarına şahit oluyoruz.
Bugün Suriye sahası, “hibrit harp” için en somut örneği teşkil ediyor. Bu savaşta devlet ve devlet-dışı silahlı aktörlerin her türlü yöntem ve araçlarına tanıklık ediyoruz. Suriye, devletlerin yanı sıra devlet-dışı silahlı aktörlerin de teknolojik adaptasyonlarının giderek güçlendiğinin gösteriyor. Dolayısıyla siz devlet olarak savunma ve saldırı yeteneklerinizi eş zamanlı olarak geliştirmek zorundasınız.
Bir parantez açıp, askeri teknolojilerin daha sonra sivil kullanıma girdiğini vurgulayalım. Bugün kullandığınız telefonlar, bilgisayarlar, İHA’lar hep askeri maksatlı geliştirilen ürünlerdir. Örneğin İHA’lar, sadece harp meydanlarında değil; sınır güvenliği, ulaştırma, haritalama, hava olaylarını izleme gibi birçok farklı görevde kullanılıyorlar.


F35 VE S-400 TAMAMEN FARKLI


Malum, F-35’lerle S400’lerle ilgili sorun yaşıyoruz ABD ile. Ne düşünüyorsunuz, Türkiye’nin bu iki silaha hayati önemde ihtiyacı mı var? F-35 ile S-400 konseptleri birbirinden tamamen farklıdır. Birisi savaş uçağı, diğeri ise hava savunma sistemi. Burada her iki sisteme ihtiyaç duymanız tamamen risk ve tehdit algınıza bağlı. Örneğin sınır ötesi harekatlar icra eden bir ülkenin elinde F-35 bulunması caydırıcılık gücü açısından son derece önemli. Keza etrafı balistik füze envanterleriyle çevrili bir Türkiye’nin güçlü bir hava savunma sistemine sahip olması da bir o kadar elzem. İkisini birbirinin yerine ikame edemezsiniz.


GELECEK TEKNOLOJİ, OTONOM SİLAHLAR


Dünyanın sayılı ordularından birine sahip olduğumuz söyleniyor. İnsan unsuruyla mı, silah unsuruyla mı?
En başta söylediğim gibi, Türkiye’nin askeri kapasitesini sadece TSK’nın mevcudu üzerinden analiz etmek hatalı olur. Aynı şekilde bir ordunun gücü de ne asker sayısına ne de elindeki silaha bağlıdır. Eğer böyle olsaydı; Suudi Arabistan, ABD’nin en büyük silah müşterisi olarak muazzam güçlü bir orduya sahip olurdu. Oysa Kraliyeti bugün, özel askeri güvenlik şirketleri (ekseriyetle ABD ve İngiltere) koruyor. Yine, Suudi Arabistan satın aldığı milyar dolarlık son teknoloji savaş uçaklarını kullanacak pilotları gidip İngiltere’den veya Pakistan’dan kiralıyor. Batıdan örnek verelim; İskandinav ülkeleri savunma finansmanı ve askeri teknoloji açısından son derece gelişmiş (örneğin bizim “eşek arısı” dediğimiz micro İHA, Norveç firmasıProx Dynamics tarafından geliştirildi) durumdalar. Zorunlu askerlik yerine tamamen profesyonel olsun dediler, bazı ülkelerdeki başvuru sayısı beklentilerin o kadar altında kaldı ki, askerlik mesleğini nasıl cazip hale getireceğiz derdine düştüler. Diğer Avrupa ordularını düşünün, ne kadarı NATO nezdindeki kinetik operasyonlarda görev aldılar? On yıllardır Avrupa ordusu kurulmalı mı diye tartışıyorlar, ancak kimse bu ordunun savaşma kabiliyetine ilişkin doğru düzgün bir fikir beyan edemiyor. Zira ABD ve İngiltere olmaksızın kurulacak bir Avrupa ordusunun “muharip yeteneği” üzerinde ciddi çekinceleri var. Türkiye’nin dünyanın sayılı ordularından birisi olarak referans gösterilmesinin arkasında bir sürü unsur var. En başta tarih ve kültür geliyor. Türklerin “savaşçı” karakterine dair yerleşik bir bilinç var. Aklıma ilk gelenler; Mete Han, Cengiz Han, Atilla, Timuçin,Bumin Kağan, Alparslan, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve daha nice efsaneleşmiş isimler... Ayrıca bir Osmanlı gerçekliği var. Bu anlamda genetik kodlarda saklı bir savaş tarihi ve kimliği yatıyor. Atatürk’ün askeri dehasının yanı sıra Türk halkının Kurtuluş Savaşı esnasında düşman karşısında verdiği mücadele en büyük ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Tarihsel ve kültürel kodların haricinde, mecburi askerlik önemli bir rol oynuyor. Böylece en kötü durum senaryosunda “savaşa hazırlık” seviyenizi arttırmış oluyorsunuz.


GÜÇLÜ DEVLET GÜÇLÜ ORDU


Bir başka husus ise Türkiye’nin tehdit algısı. Makyavelist söylem halen bizde geçerli; “güçlü devlet, güçlü ordu”. Batının tehdit algısı farklı olduğu için bunu “ölü bir yatırım” olarak görebiliyorlar. Ama bizim coğrafyamız, rahat nefes almamıza izin vermiyor. Biz sürekli “hazırlıklı” olmak durumundayız. Sadece devletler değil, devlet dışı silahlı aktörler de aynı oranda tehdit yöneltiyorlar. Türkiye kadar büyük bir tehdit skalasına sahip olup, ayakta durmayı becerebilen nadir ülke vardır. Eğer sizin silahlı kuvvetleriniz, emniyet güçleriniz, jandarmanız, sahil güvenliğiniz ve istihbaratınız güçlü olmasaydı, şu anda çok farklı bir ülkede beka mücadelesi veriyor olurduk.


ASKERİ POTANSİYEL BİLİNİR


Devletler birbirlerinin savunma-saldırı kapasitesini ve askeri sıkıntılarını bilir mi?
Eğer çok gizli askeri programlar yürütmüyorsanız, genelde evet bilirler. Fakat bir İsrail iseniz, en yakın müttefikiniz ve hatta hamisiniz ABD’den bile gizli programlar yürütmeniz kuvvetle muhtemel. Örneğin İsrail ne zaman nükleer silah programını başlattı, ne zaman bitirdi, nükleer arsenalinde kaç tane harp başlığı var bilinmiyor. ABD’de Rand Corporation tarafından yayımlanan bir raporda 65-85 arası deniyor. Oysa İran Dışişleri Bakanı Javad Zarif, P5+1 görüşmeleri esnasında İsrail’in 400 nükleer harp başlığına sahip olduğunu iddia etmişti.
Türkiye’nin bilinmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü siz bir NATO müttefikisiniz. Her yıl ne kadar askeri harcama yaptığınızı dahi bildiriyorsunuz. Mevcut envanteriniz de bilinir. Kaldı ki NATO devletlerinin askeri kapasiteleri, müşterek tatbikatlarda ortaya çıkar. Örneğin Türkiye’nin başarılı katılım gösterdiği, NATO’nun son yıllardaki en büyük askeri tatbikatı “Trident Juncture”, 15 Ekim-8 Kasım 2018 tarihleri arasında icra edildi. Bu tür tatbikatlar, sizin kazandığınız yeteneklerin sınanması açısından oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra sektöre ilgili biri iseniz, “The World Defense Almanac”ı takip edebilirsiniz, devletlerin kuvvet bazındaki girdileri tek tek listeleniyor. Keza literatürde devletlerin askeri güç endeksini ölçen “Military Balance” gibi farklı kaynaklar var. Ayrıca bölgesel yahut konuya odaklı bir sürü farklı fuar düzenleniyor, örneğin Türkiye iki yılda bir IDEF fuarına ev sahipliği yapıyor.


NATO ÜYELERİ BİRBİRLERİNİN SİBER YETENEKLERİNİ BİLMEZ


Ülkeler bu fuarlara gelerek hem kendi teknolojilerini ve caydırıcılık güçlerini sergiliyorlar hem de ürünlerini pazarlayarak müşteri kazanma yarışına giriyorlar. Ancak İran ve Kuzey Kore gibi bazı ülkelerin askeri yeteneklerini zaman zaman çok fazla abartıya kaçarak medyaya servis ettiklerini göz önünde bulundurmanız gerek. Fuarda 1970’lerdeki tankları modifiye edip yeni ürün gibi piyasaya tanıtanlar oluyor (!) Ancak bir not ekleyim; işler, “siber” alana gelince değişiyor. NATO kara, deniz, hava ve siber-uzay’dan sonra beşinci harekat alanı olarak “siber”e resmiyet kazandırdı. Fakat NATO’lu müttefikler dahi birbirlerinin siber yeteneklerini tam olarak bilemezler. Bunu göstermeniz demek, müdahaleye açık hale gelmeniz demek ve muhtemel bir siber saldırıdaya maruz kaldığınızda faili bulmanız ve bundan bir ülkeyi doğrudan sorumlu tutmanız epey zor. Siber-uzay konusunda en kapsamlı hukuki düzenleme “Tallinn Manual 2.0” ancak bu düzenleme herhangi biryaptırım içermiyor.


20 Mart 2018 Salı

Zeytin Dalı Harekatı: Kazananlar ve kaybedenler



Tamer Asharf
Zeytin Dalı Harekatı Türkiye ve TSK adına muazzam bir başarı olarak tarihe geçti. Terör örgütü, kuruluşundan bu yana en büyük militan kaybını bu kadar kısa bir sürede yaşamak zorunda kaldı.
Zeytin Dalı Harekatı 58. gününde Afrin şehir merkezinin Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolüne geçmesiyle birlikte son aşamasına girdi. Harekatın ilk üç aşaması planlandığı gibi giderken, harekatın son aşaması olan Afrin şehir merkezinin ele geçirilmesi beklentilerin aksine çok hızlı bir şekilde gerçekleşti.
Harekat sırasında yapılan değerlendirmeler, Afrin’de meskun mahal muharebesinin hem daha uzun süreceği hem de ilk üç aşamasına nazaran daha şiddetli geçeceği yönündeydi. Öyle ki siyasi kanattan yapılan açıklamalar, şehir merkezine ilişkin operasyonun tamamlanması konusunda mayıs ayına işaret etmekteydi. Ancak Afrin şehir merkezinin kuşatmaya alınmasının hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir-iki günlük bir süre içinde Afrin’in tamamen ele geçirileceği yönünde bir değerlendirmede bulunmuştu. Nitekim bu değerlendirme doğru çıktı ve şehir merkezi çok kısa bir sürede dikkate değer bir çatışma olmadan ele geçirildi.
Bu durum neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye ve TSK adına muazzam bir başarı olarak tarihe geçti. Elbette bu başarı Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkan PKK tehdidinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Şimdilik, PKK-YPG tehdidi, örgütün alan hakimiyetinin Fırat’ın batısında minimize edilmesiyle ortadan kalkmış oldu. Örgüt aynı zamanda, geçtiğimiz 58 günde kuruluşundan bu yana en büyük militan kaybını bu kadar kısa bir sürede yaşamak zorunda kaldı ve sahip olduğu silah kapasitesinin önemli bir kısmını kaybetti. Daha da önemlisi Türkiye’nin zaferi, örgütün bölgesel jeopolitik mücadelede kendisine biçtiği ve ona biçilen rolün yapısal olmadığını, aksine son derece konjonktürel ve pragmatik olduğunu bir kez daha görmesine neden oldu. Kaybedilen moral-motivasyon ise PKK-YPG’nin bundan sonraki hesaplarını alt-üst etti.

PKK neden kaybetti?
PKK-YPG’nin kaybetmesinin ve geri çekilmek zorunda kalmasının arkasında birçok sebebin varlığından bahsedilebilir. İlk ve en önemlisi, örgütün DEAŞ ile kazandığı sözde “uluslararası meşruiyetinin” nizami bir orduya sahip olan bir devlet karşısında kendisine avantaj sağlayacağına yönelik aşırıcı inancıydı. Bütün stratejisini, Türkiye’nin uluslararası alanda Afrin operasyonu sırasına “yalnızlaşacağı” varsayımı üzerine inşa etti. Ancak, Türkiye’nin yalnızlaşması beklentisinin aksine kendisi uluslararası alanda hızla yalnızlığa sürüklendi. Türkiye’nin harekatı derinleştikçe ve örgütün savunma hattı hızla çöktükçe, Türkiye’yi insan hakları üzerinden vurmaya çalıştı ancak hiçbir gerçekçi kanıt sunamadı ve uluslararası kamuoyunu ikna edemedi. Harekata karşı yürüttüğü karşı propaganda son derece ilkel yöntemleri kullanıyordu. Propagandayı “yalan" ile karıştırdı, hatta zaman zaman kendisinin neden olduğu sivil kayıplarını kanıt olarak kullanmaya kalktı. Dolayısıyla arzu ettiği moral üstünlüğü bir türlü dolaşıma sokamadı.

İkincisi ise, Türkiye’nin askeri kararlılığını hafife alması ve Türkiye’nin Suriye krizi ekseninde elde ettiği jeopolitik üstünlüğü görmezden gelmesiydi. Kendisini, Türkiye-ABD-Rusya üçgeninin merkezinde vazgeçilmez bir oyuncu olarak konumlandırdı. Bu varsayım yanlış bir şekilde, Türkiye’nin elinin zayıf olduğu üzerine inşa edilmişti. PKK’ya göre, Rusya ve ABD Türkiye’ye Afrin bağlamında “sınırlı bir rol” çizmişti ve örgütün Afrin’de kaybetmesine her iki aktör de günün sonunda izin vermeyecekti. Rusya’nın harekat başlamadan önce sunduğu “Afrin’i Suriye rejimine devretme’ teklifine bu yüzden karşı çıktı. Ancak daha sonra, kendisi bu teklifi hayata geçirmek için çabaladı; bu eksende İran’ı ve rejimi bir fırsat olarak gördü fakat ne İran’ın ne de rejimin Türkiye’yi durdurma kapasitesinin sınırlarını görebildi. Rejim ve İran destekli Şii milislerin askeri hamlesini coşkuyla karşıladı ancak Türkiye’nin caydırıcı hamlesi bu beklentiyi saatler içinde tersine çevirdi. Halbuki ABD’nin en “güvenilir müttefiki” olarak kendisini konumlandırdığı bir dönemde, İran ve rejimle işbirliği yaparak ABD’deki güvenlik bürokrasisinin güvenini kaybetti. En güçlü olduğunu düşündüğü zamanda İran ve rejimle taktiksel bir işbirliği yaparak ABD ile kurduğu stratejik angajmanın altını oydu. Öyle ki Washington’un itirazını ve biraz da görmezden gelmesini abartarak, ABD’nin kendisine verdiği silah ve mühimmatları Afrine taşıdı. Böylece ABD tarafını kullanmaya devam edebileceğini düşündü.

Üçüncüsü ise DEAŞ ile savaşın tempo olarak en düşük seviyede olduğu bir dönemde, bütün sermayesini bu rolünü oynamaya yatırdı. Rakka’nın düşmesinden sonra kendisine olan ihtiyacın hala askeri olduğunu varsayarak, vazgeçilmez bir ortak olduğunu düşünerek bu rolünü abartmayı ve devrimcilik oyununu oynamayı tercih etti.

Dördüncü ve en önemlisi, askeri kapasitesini abartmayı ve DEAŞ ile mücadelede kazandığı tecrübeyi Afrin’de Türkiye’ye karşı aynı şekilde tevarüs edeceğini düşündü. Daha da önemlisi, Rakka’yı, Ayn el-Arab’ı ve Münbiç’i tek bir askeri stratejinin parçası olarak okuyarak aynı durumun Afrin’de de geçerli olacağını varsaydı. Düzenli bir orduya karşı düzensiz bir savunma tahkimatı yapmak yerine hendek, tünel ve tahkimatı güçlü mevzilerle dayanabileceğini düşünerek hareket etti. Hibrid savaşın doğasını görmezden gelerek geleneksel bir savunma yöntemini uygulamayı tercih etti.

Öte yandan, TSK ve ÖSO’nün sekiz farklı yerden giriş yapması nedeniyle Türkiye’nin harekatının “sıklet merkezini” ne ilk aşamada ne de sonrasında doğru bir şekilde tahmin edebildi. Tek kullandığı yöntem, anti tank füzeleriyle TSK ve ÖSÖ unsurlarının ilerleyişini durdurmaktı ancak Türkiye’nin kara ve havadaki ateş üstünlüğü karşısında anti tank füzelerini kullanması oldukça sınırlı sayıda kaldı. Geceleri ise anti tank füzelerini hiç kullanamadı. Afrin’de zorunlu veya gönüllü olarak silah altına aldığı elamanlara sadece sayı olarak bakmayı tercih etmesi de en önemli askeri zaafı olarak belirdi. Öncelikli olarak, gücünün önemli bir kısmı savaş tecrübesi çok az olan gençlere dayandırmıştı. Öldürülen PKK-YPG militanların yüzde 70’inine yakını gençlerden oluştuğu örgütün kendi paylaştığı bilgilerden rahatlıklar görülüyordu. İkinci olarak, Afrin şehir merkezi olmak üzere diğer ele geçirilen bölgelerde sahip olduğu silah ve mühimmat envanterini etkin bir şekilde kullanamadığı gibi hassas olan teçhizatı kullanma konusunda askeri olarak yetersizdi. Diğer taraftan, zorla silah altına aldığı bir kısım militanın ideolojik motivasyonu zayıf denecek kadar azdı. Bu durum özellikle militanların çatışmalarda ya teslim olmasına ya da silah bırakarak sivillerin arasına karışmasına neden oldu.

Son olarak savunmayı sivil halk üzerine kurgulaması yaptığı en kritik hataydı. Afrin halkını son derece homojen okudu ve bütün sivillerin kendi yanında savunmaya katılacağını varsaydı. Afrin halkı, PKK-YPG’ye olan destek konusunda demografik olarak homojen olmadığı gibi, siviller PKK’yı nihai güç olarak görmüyordu. Öte yandan sivillerin kalkan olarak kullanılmaya çalışılması, şehri terk etmek istemeleri karşısında PKK-YPG tarafından engellenmeleri ve sivillerin yaşam alanlarını tuzaklamaları desteğin hızla azalmasına sebep oldu. Türkiye’nin siviller konusundaki hassasiyetini bir temenniden ibaret olmadığını bunun operasyonun karakterine yansıtılması ve sansasyonel sivil kayıplarının olmayışı de bu durumu hızlıca pekiştirdi.

Türkiye neden kazandı?
Türkiye ise birçok faktörün bir araya gelmesinin sonucunda kazandı. Bunları bir kaç başlık altında toplamak mümkün:

İlki, Suriye sahasında Fırat Kalkanı Harekatı ve sonrasında kazandığı siyasi ve askeri üstünlüğün Suriye’nin kuzeyindeki denklemi Türkiye lehine değiştirmiş olmasıydı. Bu durum Türkiye’ye, PKK tehdidinin minimize edilmesi konusunda stratejik bir kararlılık sağladı ve ABD faktörünü Afrin denklemi bağlamında etkisizleştirdi. Öte yandan Rusya ile Astana zirveleri üzerinden varılan uzlaşma ile Türkiye kendisini yeniden Suriye krizinde bir oyunca haline getirmişti. Bu konuda, İdllib’deki çatışmasızlık bölgesinin oluşturulmasının sorumluluğunun Türkiye’de olması Ankara’nın bu rolünü iyice pekiştirdi. Öte yandan Rusya, Türkiye-ABD arasındaki siyasi ayrışmanın derinleşmesini bir fırsat olarak görerek Afrin harekatının bunu daha da ileriye götüreceğini varsaydı. Türkiye ise bu denklem karşısında, Fırat Kalkanı ile değişikliğe gittiği terörle mücadele politikası bağlamında siyasi söylemini hem sertleştirerek hem de hiçbir pazarlığa açık olmayacağını yüksek sesle dile getirerek pozisyon aldı.

İkinci asal dinamik ise Türkiye’nin askeri gücünü yedekte tutmaktan vazgeçmesi ve bunu etkin bir şekilde kullanmayı başarmasıydı. Harekatın temposu, hızla ilerleyerek alan kontrolü sağlamak yerine, PKK’nın harekatın sıklet merkezini bulmakta zorlanacağı şekilde; çok fazla cepheden stratejik noktaların minimum TSK-ÖSO zayiatı maksimum PKK kaybı ile ele geçirilmesine göre belirlendi. Bu tempo, ateş üstünlüğü ile desteklenince PKK’nın açılan her cephedeki savunma hatları eşzamanlı olarak hızlıca kırılmış oldu. Sonrasında, ateş üstünlüğünün sağladığı avantajla açılan cephelerin birleşmesi daha da kolaylaştı. Bir diğer husus ise harekatın hem TSK içindeki hem de TSK-ÖSO ayağındaki koordinasyonun sorunsuz işlemesiydi. İkmal hattının derinleşmesi operasyonun temposunun sürekliliğini sağladığı gibi bütün kara unsurlarının etkin bir şekilde kullanılabilmesine imkan sağladı.
Harekatın askeri teknoloji ayağının ise yerli unsurlara bağlı olması operasyonun etkinliğinin artmasını sağladı. Burada özellikli, Silahlandırılmış İnsansız Hava Araçlarının (SİHA) etkinliği üç açıdan çok önemli hale geldi. Birincisi, SİHA gözetleme ve keşif faaliyetleri ile TSK’ya taktiksel ve operasyonel istihbaratın sağlanması konusunda hayati bir rol oynadı. Bu durum doğrudan sahada hedeflerin imha edilmesini daha da kolaylaştırdı. İkincisi olarak, SİHA’lar hedeflerin doğrudan etkisiz hale getirilmesinde ve teröristlerin mobilize olmasının engellenmesi konusunda hayati bir rol oynadı. Üçüncüsü ise SİHA’ların PKK-YPG’nin propaganda faaliyetlerinin etkisiz hale getirilmesinde adeta Türkiye’nin “ifşa eden” gözü haline gelmesiydi. Bununla birlikte, Türk Hava Kuvvetleri’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında “pilot yetmezliği” konusundaki eleştirilerin tam tersine, harekatın ilk gününden başlayarak hem kapsam hem tempo ve hem de hedeflerin etkisiz hale getirilmesi konusunda çok başarılı bir sınav vermesi, Türkiye’nin kazanmasının arkasından en önemli nedenlerin başında geldi.
Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, Türkiye’nin askeri ve siyasi kararlılığının dışsal faktörleri minimize edilmesi konusunda zamanlamayı çok dikkatli bir şekilde ayarlamış olmasıydı. ABD’nin eleştirisine aldırmadığı gibi, İran ve rejim eksenli girişimlerin operasyonun yavaşlatmasına da izin vermedi. Hatta bu tür girişimler, harekatın daha da hızlanmasına neden oldu. Öte yandan, Türkiye diplomasiyi aktif bir biçimde kullanarak, belirsizliği büyük ölçüde karşı tarafın üzerine yıktı ve kendi pozisyonundan hiç taviz vermedi. Bütün bu faktörlerin arkasında, Türkiye’nin sadece PKK karşısında değil aynı zamanda diğer aktörler karşısında da kazanmasını sağladı.
Afrin’in ötesine geçmek
Türkiye 58 günün sonunda PKK’nın şehir merkezini terk etmesini sağlayarak zaferini ilan etti. Bundan sonra iki konuda dikkatli olmak gerekir. Birincisi, PKK-YPG’nin Afrin’de terör stratejisini devreye sokarak Türkiye’yi yıpratmak için çaba sarf edecek olması. Bu bağlamda bu konuya ilişkin tarihsel örneklerin çok iyi incelenmesi gerekir. İkinci konu ise Türkiye’nin elde ettiği askeri ve siyasi üstünlüğün PKK’nın varlığına yönelik sürdürülmesi. Terörle mücadelede “temizleme, elde tutma ve inşa etme” kademeli bir şekilde Türkiye’nin kazanması için yeterli olabilir. Ancak bu kazanımı bölgesel jeopolitiğe teşmil etmek için askeri kararlılığın sürdürülmesi bir zorunluluktur. PKK Türkiye için askeri bir tehdittir. Bu tehdit PKK’nın ancak topraksızlaştırılması ile elimine edilebilir. Suriye stratejisini Irak stratejisine bağlayan ve PKK’yı Irak’ta da yalnızlaştırıp elimine edebilen bir Türkiye kazanmaya devam edecektir.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html