BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
İHA sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İHA sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

26 Kasım 2018 Pazartesi

Türkiye artık bağımlı değil bağlı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Özal, Erbakan ve Erdoğan! Türkiye artık bağımlı değil bağlı
Tamer Ashraf
Türkiye'nin savunma sanayinde geldiği noktayı değerlendiren Güvenlik, Strateji ve İstihbarat Uzmanı, AYBÜ Öğr. Ü. Dr. Merve Seren, "Müttefiklerimizle politik çıkarlarımız uyuşmadığında silah ambargolarına maruz kalırdık. Artık durum öyle değil. Bugünün Türkiye’si güvenlik ve savunma politikasını bağımsız icra edebilecek düzeyde; ittifaklarına “bağlı” ama “bağımlı” değil." dedi.
Avrupa ülkeleri ABD ve İngiltere’den bağımsız ordu kurmayı tartışıyor. Yapalım diyen Fransa’nın caddeleri aniden alev aldı! Güçlü bir savunma sanayiine sahip olan İngiltere, ilk robot ordusuyla tatbikat gerçekleştirdi! Türkiye ise 103 şehidin katili 18 teröristi geçen hafta “eşek arısı” adlı mini dronla imha etti. Savunma Sanayiinde yaşanan büyük değişimde Türkiye'de yerini aldı. 2002'de 66 proje yürüten Türkiye, şu anda 553 projeyi yürütüyor, kendi İHA ve SİHA'sını üretiyor... Ancak iş bununla da bitmiyor...
“Stratejik İstihbaratın Güvenlik Stratejileri ve Politikaları Açısından Yeri ve Önemi” başlıklı teziyle doktora çalışmalarını tamamlayan, savaş, strateji, savunma yönetimi ve istihbarat konularında lisans ve lisansüstü dersler veren Seren Star'dan Fadime Özkan'a verdiği röportajda çarpıcı bilgiler aktardı: “Türkiye’nin İHA’da kat ettiği mesafe bir derinlik başarısıdır. Bunun ürün skalasına sirayeti gerek. 2002’de Türk savunma sanayiindeki proje sayısı 66 iken rakam 2016’da 553’e çıktı. Ciro da 6 milyar dolara yükseldi. Ancak yeterli değil”.
Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’ya karşı daha önce hiç olmadığı kadar başarılı operasyonlar yapıyor. Bunun arkasında siyasi bir netlik, bütünlük, kararlılık var elbette ama asıl önemlisi askeri bir kapasite de var. Bu kapasitede yerli üretim silahların etkisi ne kadar?
15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen akabinde 24 Ağustos 2016 günü Fırat Kalkanı Harekatı başlatıldı ve bu operasyon 27 Mart 2017’ye kadar sürdü. Böylesine vahim bir darbe senaryosunun ardından TSK’nın bu kadar kısa sürede toparlanıp başarılı bir operasyon yürütebileceğini kimse tahayyül etmiyordu. Kaldı ki TSK, 2018 Ocak’ında başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı namı diğer Afrin Operasyonu’nda sergilediği performans ile askeri kapasitesinin gücünü yeniden teyit etmiş oldu. Afrin Operasyonu, gerek TSK’nın gerekse savunma sanayiinin özgüvenini arttırdı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı aynı zamanda savunma sanayiinin eskiye nazaran çok daha pro-aktif bir yapıya kavuştuğunu gözler önüne serdi.
Ancak burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekiyor; biz askeri kapasite ile neyi kast ediyoruz? Sizin askeri gücünüz; haiz olduğunuz tüm imkan ve kabiliyetleri ihtiva eder. Bu salt ordu mevcuduyla yani istihdam edilen asker sayısıyla açıklanacak kadar basit bir mevzu değil. Keza terörle mücadeledeki başarınızı, sahip olduğunuz silah sistemlerine dayandırmak da bir o kadar indirgemeci bir yaklaşım olur. Zira TSK’nın muzaffer olmasının arkasında; mesleki tecrübe, profesyonellik, askeri teknolojiyi edinim ve kullanma becerisi, mobilizasyon, esneklik, harekat sahasına adaptasyon, kuvvetler arası koordinasyon, finansal yeterlilik, ulusal güvenlik mekanizması içerisinde yer alan kurum ve kuruluşların uyum ve işbirliği -MİT-TSK işbirliği- gibi, devlet-dışı silahlı aktörlere operatif yeterliliğin kazandırılması -Özgür Suriye Ordusu- gibi birçok unsur kritik rol oynar. Öte yandan maddi unsurların yanı sıra, manevi ve moral unsurları da hesaba katmak durumundasınız. Bu anlamda zafer, askeri taktik ve stratejiler kadar; ordunun moraline, azim ve cesareti ile kararlılığına da bağlıdır.


STRATEJİ Mİ SİLAH MI?


Zaferi getiren şey silah mıdır strateji mi?
Savaş Sanatı’nın iki duayen ismi var. Milattan önce beşinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan Çinli stratejistler Sun Tzu ile Zhuge Liang. Sun Tzu; “Taktikleri olmayan strateji, zafere giden en uzun yoldur. Stratejisi olmayan taktikler ise yenilgiden önceki gürültüdür” der. Liang’a göre ise; “...üzerinde fikir birliği olmayan bir strateji, elinizde bir milyon kişilik bir ordu bile olsa düşmana gerekli korkuyu veremez”. Günümüzde bu tezler halen geçerli. Kısaca ister konvansiyonel savaşta ister terörle mücadelede olsun, doğrulttuğunuz silahtan daha ziyade akılcı stratejiler ve doğru hamleler belirleyici bir üstünlük kazandırır. Dolayısıyla hem siyasi atmosferi hem de harekat sahasını çok iyi okuyarak analiz etmeli; müteakiben askeri strateji ve taktiklerinizi belirlemek durumundasınız. Silah sadece sizin stratejinize hizmet eden bir araçtır; önemli olan bu aracı nerede, ne zaman, kime karşı ve nasıl kullanacağınızı hesap edebilme yeteneğinizdir. Rakiplerinize karşı izleyebileceğiniz en akılcı yöntem ise, “savaşmadan zafer kazanmak” prensibidir.


İŞ İHA’DA BİTSEYDİ ABD AFGANİSTAN’DA SONUÇ ALIRDI


Son dönem yürütülen terörle mücadelede İHA ve SİHA’ların rolü çok mühim. Mesela 103 şehidin katili olan 18 terörist “eşek arısı” adı verilen bir mini drone sayesinde etkisiz hale getirildi. İHA’lar SİHA’lar nasıl bir avantaj sağladılar?
Silah, terörizmle mücadele ederken kullandığınız araçlardan birisidir. Halihazırda İHA’lar en fazla kullanılan platformlar olarak devredeler ve şüphesiz bir ‘oyun değiştirici’ konumundalar. Bu bağlamda BAYRAKTAR İHA sistemleri, TSK’nın sınır ötesi harekatlardaki en büyük vurucu gücü olarak görev yapıyor. Ancak unutulmamalıdır ki, İHA’nın tespit, gözetleme ve imha gibi tüm görev yazılımları ve en nihayetinde komuta ve kontrolü ‘insan’dadır. Açıkça; insan aklının yerini makinalarla ikame edemezsiniz. Dolayısıyla savunma sanayiinde ve operatif misyonlarda istihdam ettiğiniz ‘mühendis’ ve ‘asker’ en büyük yatırımınızdır. Zira bugün İHA’ların yerini yarın daha farklı otonom sistemler alabilir, harekat sahasındaki değişim ve ihtiyaçlara göre askeri teknoloji kendisini sürekli yenilemekte.
Yarın harp meydanlarında bahsettiğiniz “Eşek Arısı” yerine belki yürüyen ve uçan 16 gramlık mini piyadeler göreceğiz. Geçen hafta İngiltere otonom sistemlere dayalı bir tatbikat gerçekleştirdi. Robot askerlerin boyutu belki küçülecek. Eşek Arısı türündeki İHA’lar, ekseriyetle özel kuvvetler ve istihbarat örgütleri tarafından yüksek öncelikli hedefleri yakın gözetleme ve keşfi maksatlı kullanılan sistemlerdir.
Tabii bazı görevler kapsamında Kara Kuvvetleri ve Deniz Piyadeleri tarafından da kullanılır. Bu tür İHA’ların en büyük avantajları son derece hafif ve küçük boyutta olmaları, nesnelere/canlılara benzemeleri ve çok kolay kamufle oldukları için tespitlerinin zor olmasıdır.
Diğer taraftan terörle mücadele; son derece kapsamlı, derin ve yoğun bir güvenlik yaklaşımına ihtiyaç duyar. Şayet böyle olmasaydı İHA’ları en fazla kullanan ülkelerin başını çeken ABD, bugün Taliban karşısında çoktan zafer ilan etmiş olurdu. Oysa gelinen aşamada Taliban, Afganistan’ın yüzde 70’ini yeniden kontrol altına almış durumda. Bu örnek, yüksek teknoloji üreten devletlerin de terörle mücadelede yüzde yüz başarılı olamayacağının en somut tezahürü.


ARTIK PKK DA DRONE KULLANIYOR!


Terörle mücadelede Türkiye çok mühim aşama kaydetti İHA’lar bunda rol oynadı ama PKK da karşı taktikler geliştiriyor. İHA kullanıyor mesela?
Hukuki boyutta gelinen mevcut aşama uluslararası sivil havacılığa ilişkin düzenlemelerdir. Yakın gelecekte havaalanında uçaklarla İHA’ların yan yana kalkışına şahit olabiliriz. Sonuçta İHA üretimi o kadar hızlı artıyor ki, sadece bunların kalkış ve inişleri bile mevzuat düzenlemesi gerektiriyor. Türkiye’de bu tür konularda yetkili mercii Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’dür. SHGM’nin 22 Haziran 2016 tarihli “İHA Talimatı”, örneğin suç işlemenin önüne geçmek maksadıyla kişilere tescil ve kayıt zorunluluğu getirmiştir. Kısaca İHA’ların hava sahasına entegrasyonundan uçuşa elverişlilik standartlarına, tahsis edilen kontrol linki frekanslarından müşterek çalışabilirliğe birçok hukuki düzenleme önümüzde duruyor.
Geleceğin harekât konseptlerinde “sürü halinde harekâtlara tanıklık edeceğiz. Aslında bu şimdiden geçerli olmaya başladı. Tarihte ilk defa sürü halinde İHA kullanarak saldırı yöntemi devlet dışı silahlı aktörlerden tarafından yapıldı. DEAŞ, Irak’ta koalisyon unsurlarına ve Irak Güvenlik Güçlerine karşı saldırırken, HTŞ, Rusya’nın Tarsus ve Humeyyim üslerine saldırdı. Son olarak bu tarz saldırı yönteminin PKK tarafından kullanılmaya çalışıldığını gördük. Daha önce 2016 ve 2017 yıllarında PKK’nın tek bir İHA ile saldırı denemelerinde bulunduğunu görüyoruz. 10 Kasım 2018 tarihinde ise, Şırnak’ta 8 adet plastik patlayıcı yüklü İHA ile sürü saldırı girişiminde bulundu.
X-UAV Talon tipi İHA’lar ile tören alanlarına yaptığı kamikaze saldırılarda tören alanında bulunan jammerlar sayesinde EYP’ler patlamadı. Yakın gelecekte bu tarz saldırıların sayısında artış olabilir. Bu sebeple İHA konusuna dair en önemli mevzulardan birisi, terör örgütlerinin İHA teknolojisine adaptasyonları ve kullanımın yaygınlaşması olacaktır. Sürü harekatlarının yanı sıra “insansız sistemler odaklı hava savunması” ile “ağ merkezli komuta kontrol ve harekat” önemli başlıklar olacaklardır.


İTTİFAKLARA BAĞLI AMA BAĞIMLI DEĞİLİZ


Türkiye ne yapmalı?
Türkiye için önemli olan ise, kendi silahını üretmesinin her zaman için bir ‘çarpan etkisi’ yaratacağını unutmamasıdır. Doğu-Batı Almanya birleştikten sonra Doğu Almanya’nın elindeki kalaşnikoflar Türkiye’ye hibe edilmişti ama terörle mücadelede kullanmamıza izin çıkmadı, modifiye etmek zorunda kaldık. Keza aynı kullanım yasağı, Almanya’dan satın alınan tanklar için geçerli oldu. Daha eski zamanlara gittiğimizde, müttefiklerimizle dış politik çıkarlarımız uyuşmadığında silah ambargosuna maruz kaldık.
ABD Başkanı Johnson’ın mektubundaki NATO silahlarının kullanılamayacağına ilişkin tehditkar ve, sert üslup halen hafızalardadır. O dönemde Ankara, kimden mermi alabilirimin derdine düşmüştü. Fakat Türkiye artık 1970’lerin 1990’ların Türkiye’si değil. Artık İsrail’in İHA’larına muhtaç olmayan bir Türkiye var karşınızda. Bugünün Türkiye’si kendi güvenlik ve savunma politikasını bağımsız icra edebilecek bir düzeyde; ittifaklarına “bağlı” ama “bağımlı” değil.


ÖZAL, ERBAKAN, ERDOĞAN


Altay tankı, Milgem, İHA, SİHA…vd. Bu yerli üretim askeri araçlar, silahlar gerçekten sağlam, iyi, nitelikli araçlar silahlar mı, yoksa Türkün Türk’e propagandasına mı maruz kalıyoruz?
Aslında savunma sanayii değil; bilim-teknolojide ve buna bağlı olarak Ar-Ge ve Ür-Ge yatırımlarında geç kalınmışlık yaşandığı kabul edilmelidir. Bu geç kalınmışlık; siyasi konjonktür ve karar alıcı mekanizmayla doğrudan ilintili bir durum. Koalisyon dönemlerinde bütçe üzerinde yaşanan çetin tartışmaları düşünün; her partinin hedef kitlesi ve öncelik sıralaması farklıydı. Ancak geçmişte Erbakan ve Özal’ın teknoloji adaptasyonu konusunda son derece girişimci ve öngörülü oldukları aşikar. 2000’li yıllardan sonra savunma sanayiinde yaşanan sıçrama ise tamamen hükümetin bu alana öncelik tanıması ve ihtiyaç duyulan finansman kaynağını siyasi iradeyle beraber sunmasından kaynaklanıyor.


HAVADA, KARADA, DENİZDE OLMAK ARTIK YETMİYOR


Elbette geç kaldığımız için sıkıntılar yaşıyoruz; biz tam bir noktaya ulaştığımızda, diğer devletler bir üst basamağa çıkmış oluyor. Örneğin artık kara, deniz ve havada üstün olmanız yetmiyor. Eğer uzay ve siber-uzay imkan ve kabiliyetlerinizi geliştirmezseniz, girdiğiniz savaştan galip ayrılamazsanız. Trump, Haziran 2018’de “Uzay Kuvveti” kurulması talimatını verdi. Ancak biz kuvvet kurmak bir yana, halen Ulusal Uzay Ajansımızı devreye sokamadık. Diğer taraftan savunma sanayii zaman zaman gizli/örtülü ambargolara maruz kalabiliyor; ürünlerin alt sistemlerinde veya yedek parçalarda tedarik sıkıntısı yaşayabiliyoruz. Sertifikasyonlarda kasıtlı geciktirmelere maruz kalabiliyoruz. Bu durumu aşmak için şu anda SSB, ürünlerin yanı sıra alt sistem ve bileşenleri de yerlileştirme yönünde büyük çaba sarf ediyor.


TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK VE DERİNLİK


Savunma sanayiimizin avantajları dezavantajları neler?Nerelerde sıkıntı var?
Türkiye’nin önceliği “teknolojik bağımsızlık” ve “teknoloji derinliği” kazanmak olmalı. Zira bu sadece savunmada değil; dış politikadaki elinizi de güçlendiriyor, sizi avantajlı konuma geçiriyor. Bağımsızlığınızı kazanacaksınız ama aynı zamanda teknolojik öngörüye sahip olacak, akılcı yatırımlar yapacaksınız. Ancak bu şekilde küresel pazarda rekabet edebilirlik seviyesine ulaşırsınız. Bu anlamda Türk savunma sanayiinin İHA’da kat ettiği mesafe, bir derinlik başarısıdır. Bunun diğer ürün skalasına da sirayet etmesi gerekiyor.
2002’de Türk savunma sanayiindeki proje sayısı 66 iken, bu rakam 2016’da 553’e çıktı. Yine, savunma sanayiinin cirosu 6 milyar dolara yükseldi. Ancak bu yeterli değil. Vakıf şirketlerinin TSK dışında müşteri portföyünü geliştirmesi lazım. Böylece tek kaynaklı beslenmenin önüne geçilmiş olacak; şirketler kendi kendilerini idame edebilecek mali yeterliliğe kavuşacaklardır.


VEKALET İÇİNDE VEKALET SAVAŞLARI


Savunma sanayii deyince sanki sadece savunma hali algısı oluşuyor, haliyle maruz kalma halini de çağrıştırıyor. Doğru mu formüle ediyorum bilemiyorum ama sorum şu, savunma sanayii taarruz silahlarını da kapsıyor mu, yoksa onun ayrı bir adı var mıdır?
Aslında “taarruz, saldırı” kelimeleri gerek diplomatik düzeyde gerekse literatürde hoş karşılanmadığından hep “savunma” konsepti üzerinden ilerliyoruz. Aslında “en iyi savunma, saldırıdır” diye bir motto var. Sizin savunmada kalabilmeniz için saldırı imkan ve kabiliyetlerine haiz olmanız şart. Geliştirdiğiniz silahı, füzeyi maksadınıza göre ister savunma için ister saldırı için kullanabilirsiniz. Gerisi sistemlerin yazılımları vd. ögeleriyle alakalı bir durum. Buradaki temel sav, saldırı yahut savunma fark etmeksizin “askeri teknoloji geliştirme yetkinliği” kazanmanız.
Şu anda 4. nesil savaşları yaşıyoruz. Bu nesilde, gayri nizami ve asimetrik unsurlar gittikçe daha fazla önem kazanıyor. Vekalet içinde vekalet savaşlarına şahit oluyoruz.
Bugün Suriye sahası, “hibrit harp” için en somut örneği teşkil ediyor. Bu savaşta devlet ve devlet-dışı silahlı aktörlerin her türlü yöntem ve araçlarına tanıklık ediyoruz. Suriye, devletlerin yanı sıra devlet-dışı silahlı aktörlerin de teknolojik adaptasyonlarının giderek güçlendiğinin gösteriyor. Dolayısıyla siz devlet olarak savunma ve saldırı yeteneklerinizi eş zamanlı olarak geliştirmek zorundasınız.
Bir parantez açıp, askeri teknolojilerin daha sonra sivil kullanıma girdiğini vurgulayalım. Bugün kullandığınız telefonlar, bilgisayarlar, İHA’lar hep askeri maksatlı geliştirilen ürünlerdir. Örneğin İHA’lar, sadece harp meydanlarında değil; sınır güvenliği, ulaştırma, haritalama, hava olaylarını izleme gibi birçok farklı görevde kullanılıyorlar.


F35 VE S-400 TAMAMEN FARKLI


Malum, F-35’lerle S400’lerle ilgili sorun yaşıyoruz ABD ile. Ne düşünüyorsunuz, Türkiye’nin bu iki silaha hayati önemde ihtiyacı mı var? F-35 ile S-400 konseptleri birbirinden tamamen farklıdır. Birisi savaş uçağı, diğeri ise hava savunma sistemi. Burada her iki sisteme ihtiyaç duymanız tamamen risk ve tehdit algınıza bağlı. Örneğin sınır ötesi harekatlar icra eden bir ülkenin elinde F-35 bulunması caydırıcılık gücü açısından son derece önemli. Keza etrafı balistik füze envanterleriyle çevrili bir Türkiye’nin güçlü bir hava savunma sistemine sahip olması da bir o kadar elzem. İkisini birbirinin yerine ikame edemezsiniz.


GELECEK TEKNOLOJİ, OTONOM SİLAHLAR


Dünyanın sayılı ordularından birine sahip olduğumuz söyleniyor. İnsan unsuruyla mı, silah unsuruyla mı?
En başta söylediğim gibi, Türkiye’nin askeri kapasitesini sadece TSK’nın mevcudu üzerinden analiz etmek hatalı olur. Aynı şekilde bir ordunun gücü de ne asker sayısına ne de elindeki silaha bağlıdır. Eğer böyle olsaydı; Suudi Arabistan, ABD’nin en büyük silah müşterisi olarak muazzam güçlü bir orduya sahip olurdu. Oysa Kraliyeti bugün, özel askeri güvenlik şirketleri (ekseriyetle ABD ve İngiltere) koruyor. Yine, Suudi Arabistan satın aldığı milyar dolarlık son teknoloji savaş uçaklarını kullanacak pilotları gidip İngiltere’den veya Pakistan’dan kiralıyor. Batıdan örnek verelim; İskandinav ülkeleri savunma finansmanı ve askeri teknoloji açısından son derece gelişmiş (örneğin bizim “eşek arısı” dediğimiz micro İHA, Norveç firmasıProx Dynamics tarafından geliştirildi) durumdalar. Zorunlu askerlik yerine tamamen profesyonel olsun dediler, bazı ülkelerdeki başvuru sayısı beklentilerin o kadar altında kaldı ki, askerlik mesleğini nasıl cazip hale getireceğiz derdine düştüler. Diğer Avrupa ordularını düşünün, ne kadarı NATO nezdindeki kinetik operasyonlarda görev aldılar? On yıllardır Avrupa ordusu kurulmalı mı diye tartışıyorlar, ancak kimse bu ordunun savaşma kabiliyetine ilişkin doğru düzgün bir fikir beyan edemiyor. Zira ABD ve İngiltere olmaksızın kurulacak bir Avrupa ordusunun “muharip yeteneği” üzerinde ciddi çekinceleri var. Türkiye’nin dünyanın sayılı ordularından birisi olarak referans gösterilmesinin arkasında bir sürü unsur var. En başta tarih ve kültür geliyor. Türklerin “savaşçı” karakterine dair yerleşik bir bilinç var. Aklıma ilk gelenler; Mete Han, Cengiz Han, Atilla, Timuçin,Bumin Kağan, Alparslan, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve daha nice efsaneleşmiş isimler... Ayrıca bir Osmanlı gerçekliği var. Bu anlamda genetik kodlarda saklı bir savaş tarihi ve kimliği yatıyor. Atatürk’ün askeri dehasının yanı sıra Türk halkının Kurtuluş Savaşı esnasında düşman karşısında verdiği mücadele en büyük ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Tarihsel ve kültürel kodların haricinde, mecburi askerlik önemli bir rol oynuyor. Böylece en kötü durum senaryosunda “savaşa hazırlık” seviyenizi arttırmış oluyorsunuz.


GÜÇLÜ DEVLET GÜÇLÜ ORDU


Bir başka husus ise Türkiye’nin tehdit algısı. Makyavelist söylem halen bizde geçerli; “güçlü devlet, güçlü ordu”. Batının tehdit algısı farklı olduğu için bunu “ölü bir yatırım” olarak görebiliyorlar. Ama bizim coğrafyamız, rahat nefes almamıza izin vermiyor. Biz sürekli “hazırlıklı” olmak durumundayız. Sadece devletler değil, devlet dışı silahlı aktörler de aynı oranda tehdit yöneltiyorlar. Türkiye kadar büyük bir tehdit skalasına sahip olup, ayakta durmayı becerebilen nadir ülke vardır. Eğer sizin silahlı kuvvetleriniz, emniyet güçleriniz, jandarmanız, sahil güvenliğiniz ve istihbaratınız güçlü olmasaydı, şu anda çok farklı bir ülkede beka mücadelesi veriyor olurduk.


ASKERİ POTANSİYEL BİLİNİR


Devletler birbirlerinin savunma-saldırı kapasitesini ve askeri sıkıntılarını bilir mi?
Eğer çok gizli askeri programlar yürütmüyorsanız, genelde evet bilirler. Fakat bir İsrail iseniz, en yakın müttefikiniz ve hatta hamisiniz ABD’den bile gizli programlar yürütmeniz kuvvetle muhtemel. Örneğin İsrail ne zaman nükleer silah programını başlattı, ne zaman bitirdi, nükleer arsenalinde kaç tane harp başlığı var bilinmiyor. ABD’de Rand Corporation tarafından yayımlanan bir raporda 65-85 arası deniyor. Oysa İran Dışişleri Bakanı Javad Zarif, P5+1 görüşmeleri esnasında İsrail’in 400 nükleer harp başlığına sahip olduğunu iddia etmişti.
Türkiye’nin bilinmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü siz bir NATO müttefikisiniz. Her yıl ne kadar askeri harcama yaptığınızı dahi bildiriyorsunuz. Mevcut envanteriniz de bilinir. Kaldı ki NATO devletlerinin askeri kapasiteleri, müşterek tatbikatlarda ortaya çıkar. Örneğin Türkiye’nin başarılı katılım gösterdiği, NATO’nun son yıllardaki en büyük askeri tatbikatı “Trident Juncture”, 15 Ekim-8 Kasım 2018 tarihleri arasında icra edildi. Bu tür tatbikatlar, sizin kazandığınız yeteneklerin sınanması açısından oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra sektöre ilgili biri iseniz, “The World Defense Almanac”ı takip edebilirsiniz, devletlerin kuvvet bazındaki girdileri tek tek listeleniyor. Keza literatürde devletlerin askeri güç endeksini ölçen “Military Balance” gibi farklı kaynaklar var. Ayrıca bölgesel yahut konuya odaklı bir sürü farklı fuar düzenleniyor, örneğin Türkiye iki yılda bir IDEF fuarına ev sahipliği yapıyor.


NATO ÜYELERİ BİRBİRLERİNİN SİBER YETENEKLERİNİ BİLMEZ


Ülkeler bu fuarlara gelerek hem kendi teknolojilerini ve caydırıcılık güçlerini sergiliyorlar hem de ürünlerini pazarlayarak müşteri kazanma yarışına giriyorlar. Ancak İran ve Kuzey Kore gibi bazı ülkelerin askeri yeteneklerini zaman zaman çok fazla abartıya kaçarak medyaya servis ettiklerini göz önünde bulundurmanız gerek. Fuarda 1970’lerdeki tankları modifiye edip yeni ürün gibi piyasaya tanıtanlar oluyor (!) Ancak bir not ekleyim; işler, “siber” alana gelince değişiyor. NATO kara, deniz, hava ve siber-uzay’dan sonra beşinci harekat alanı olarak “siber”e resmiyet kazandırdı. Fakat NATO’lu müttefikler dahi birbirlerinin siber yeteneklerini tam olarak bilemezler. Bunu göstermeniz demek, müdahaleye açık hale gelmeniz demek ve muhtemel bir siber saldırıdaya maruz kaldığınızda faili bulmanız ve bundan bir ülkeyi doğrudan sorumlu tutmanız epey zor. Siber-uzay konusunda en kapsamlı hukuki düzenleme “Tallinn Manual 2.0” ancak bu düzenleme herhangi biryaptırım içermiyor.


4 Şubat 2018 Pazar

Geleceğin savaşlarında 'drone/İHA takımı' saldırıları

Tamer Ashraf
Gelecekteki savaşlar açısından, diğer teknolojik gelişmelerin ve diğer elektronik alt sistemlerin de nasıl gelişeceğine bağlı olarak drone/İHA’ların savaş/çatışma sahasını nasıl şekillendireceği değişkenlik gösterebilir
Kamuoyunda birbiri ile karıştırılan iki kavram var. Bunlar ‘Drone’lar ile İHA-mini İHA’lar. ‘Drone’lar 30 cm civarında, çoğunlukla pervaneli hava araçları iken, İHA ve mini İHA’lar daha çok sabit kanatlı ve boyları 1-2 m’den başlayıp 20 m'ye kadar ulaşabilen araçlardır. Dolayısıyla gazetelerde yazıldığı üzere geçtiğimiz yılın son günlerinde Rus üssüne yapılan saldırı, ‘drone’ saldırısı değil, bir mini İHA saldırısıdır.

Gelecekteki savaşlar açısından, diğer teknolojik gelişmelerin ve diğer elektronik alt sistemlerin de nasıl gelişeceğine bağlı olarak drone/İHA’ların savaş/çatışma sahasını nasıl şekillendireceği değişkenlik gösterebilir. Fakat büyük kırılma, bu sistemlerin yapay zekâ ve ağ merkezli harp konseptleriyle bir arada uygulanmasıyla gerçekleşecek. Yani hava aracının, bir unsurun dost mu düşman mı olduğuna karar verme aşamasında karargâha ortak olması, yahut bir başka tabirle "şirk koşması", insan merkezli karar alma konseptinden, algoritmik karar alma konseptine geçiş sürecini hızlandıracaktır ki bu süreç 1991’de başlamıştı.
Elektronik harp birliklerinin önleme kabiliyetlerinin, bu silahları önleme imkân-ihtimali var mı diye soracak olursanız, teknik olarak evet, var. 

Fakat elektronik önleme veya elektronik karıştırma yapabilmesi için önce ‘drone’ların tespit edilebilmesi lazım. Bu da şu andaki radarlarla çok ama çok zor. Sadece X Band gibi çok yüksek kabiliyetli radarlar bunu yapabiliyor. Ama bu radarları da bu gibi küçük hava aracı saldırıları ihtimali olan her yere koymak çok zordur. Dağ, tepe, her yere bu radarı kuramazsınız. 

Bu da harbin sürdürülebilirliğinin bu anlamda önünü kesiyor. Ayrıca elektronik harp yapabilmeniz için drone/İHA’ların hedefe dalış anında (terminal fazı) GPS vericilerini kapatması durumunda elektronik önleme veya karıştırma da yapamazsınız. Pekala hedefine çok yaklaşan drone sürüsü, radar ikazı algıladığı zaman GPS’ini kapatıp, birlikte hareket ettiği drone ve karargâhla olan irtibatını kesip hedefe dalışını da gerçekleştirebilir. GPS’yi kapattığı için de sinyal yaymayı kestiğinden, ‘drone’u radarla tespit etmek imkânsız hale gelebilir.

Diğer taraftan birkaç bin dolarlık bir mini hava filosu için milyonlarca dolar tutan bir füzeyi kaldırıyorsunuz. Bu 1,5 milyon dolarlık bir füzenin, başarılı bir şekilde birkaç bin dolarlık drone sürüsünü vurmasını başarı olarak mı kabul edeceksiniz yoksa başarısızlık olarak mı? İşte bu soru kritik, asimetrik güçlerin elini kuvvetlendiren bir desantralizasyon etkisi sözkonusu.


Bir başka husus da bu gibi gelişmelerin geleceğin savaşlarını nasıl etkileyeceği hususu. ‘Drone’lar ya da modifiye edilmiş drone’larla yapılacak filo saldırılarıyla gelecekteki savaşların seyrinin değişip değişmeyeceği, daha çok savaş meydanında kurmayların aldıkları kararlara bağlıdır. 

İnsanoğlu top teknolojisinin karşısında duramayacağını anladığı zaman, buna daha yüksek bir teknoloji ile cevap vermek yerine, daha maliyet-etkin bir karar alarak toprağa metrisler (siper) kazdı. Bu teknik, 17. yüzyılda sık karşımıza çıkar mesela. Fakat yine aynı insanoğlu, bu siperlere yapılacak olan saldırı için top teknolojisinden daha da düşük bir teknoloji ile işi kotardı. 

Elle fırlatıldığı zaman yuvarlanarak siperin içine düşen ve orada patlayan, son derece basit ama topun yapamadığını yapan bir silah: El bombası. Dolayısıyla mühendislik, yapay zekâ ve komuta kademesinin bu sektörden beklentilerinin verimli bir şekilde karşılanıp karşılanamaması, savaş meydanında temel belirleyicilerdendir. 

Drone-İHA’lara karşı, tankların etrafına yapılan kafes zırhlar gibi uygulamaların sabit karargâhlar için de ileride uygulanabileceği kanaatindeyim. Yani drone veya İHA karargâha kadar gelecek, ama ağa takılacak. Daha sonra ‘drone’ teknolojisi de gelişecek, belki de ‘drone’ların önüne, helikopterlerdeki tel kesme makasları gibi ağı kesen makaslar yapılacak. Daha sonra gerileyen teknoloji yerine gelişen radarlar ve radar güdümlü drone-savarlar bu işi çözecek, ki şu anda da ‘drone’ları fırlattıkları ağlarla durdurup etkisiz hale getiren ‘drone-savar’ları es geçmeyelim. Bu, ‘drone’lar için şimdilik en etkili silahlardan biri.

Diğer taraftan “çivi çiviyi söker” anlayışı ile, ‘drone’ları havada karşılayan kontra-drone şeklinde bir sistem üzerinde de durulabilir. Savaşta bazen “bi’l-misl-i mukabele” metodunu uygulama yoluna gidilebilir. Bu anlayış Hz. Muhammed’in hadisinde geçen ve Türk ordularının bazı savaşları kazanmasına sebep olan bir anlayıştır: “Düşmanın silahı ile silahlanınız.” Tabii burada “silah”tan anlamamız gereken sadece silah değil; hem düşmanın silahı, hem de düşmanın yöntemi. Nitekim uzunca bir süre Osmanlı ordusunun en başarılı yaptığı işlerden biri de buydu.

Yine 'drone'larla alakalı bir diğer husus yapay zekâ meselesi. Drone’lara yapay zeka ile kısmen serbestlik verilerek hedefini seçmesi sağlanabilir. Çok da uzak olmayan bir vadede, bu mini hava araçlarının ileride özellikle düşmanı belirleme inisiyatifini devralacağı düşünülüyor. Tabii bu husus çok tartışma götürecek. 

Yani “Ya drone yanlış bir hedefi düşman olarak tanımlarsa?” sorusu, bizden olmayan herkesi düşman olarak tanımlama sorununu beraberinde getiriyor. Sadece karargâh ve binaları düşünmeyelim. Mesela, “üzerindeki kamuflajdan dost birliği tanımlayan ‘drone’, üzerinde bizim dost birlik üniforması taşımayan küçük bir çocuğu da düşman olarak tanımlayacak mı?” gibi sorular, bu araçları yapay zekâ ile mücehhez hale getirmenin ilk aşamasında karşılaşılacak olan sorunlar. Diğer taraftan, özellikle Çin’in son yıllarda büyük yatırımlar yaptığı uzay platformlarının da, ileride drone-İHA tipi hava silahlarının ağ merkezli harp entegrasyonu ve güdüm teknolojileri bakımından da büyük önemi olacağı muhakkaktır.

Rus üssüne yapılan saldırının bir başka yönü de Rusların ima yoluyla ABD’yi suçlaması. Drone saldırısı öncesinde havada bir ABD predatörünün kuyruk izinin olduğu söyleniyor. Bu iddia, drone’ların bir ABD uçağının yönlendirmesi ile uçup uçmadığı sorusunu akla getiriyor.
Hatırlanacağı üzere Humeymîm'deki Rus üssüne saldırıda Ruslar ABD'lileri suçlamıştı ve 'drone' saldırısı öncesinde de havada bir ABD predatorunun kuyruk izinin olduğu söylendi.

Burada iddia edilen şu: ABD, bu 'drone'ları bir uçaktan mı fırlattı? 
Bu mümkün mü? 

Bu soru özelinde bu hususa net cevap verebilmemiz için radar görüntülerini bizzat görüp teyit etmek lazım ama genel olarak şunu söylemeliyiz ki bu mini hava araçlarının uçaktan, hedefe yakın bir konumda bırakılması ve bu araçların hedefe kendilerinin angaje olma konsepti, daha önceden beri var. Zaten bu küçük hava araçlarının 1 saatin bile altında havada kaldıklarını kabul edersek çok uzak mesafelerden hedeflerine gelemedikleri için başka bir araçla getirilmeleri lazım. 

Nitekim ABD’de Stratejik Kabiliyet Ofisi (Strategic Capabilities Office/SCO) ve Deniz Havacılığı Sistemleri Komutanlığı’nın (Naval Air Systems Command) ortaklığında, California’daki Çin gölünde bir test yapılmıştı. 2016 yılının Ekim ayında yapılan bu testte mikro drone sürüsü, Amerikan F/A 18 Super Hornet jetinden bırakılmıştı. Dolayısıyla ‘drone’ların hedefe yaklaştırılarak uçaktan bırakılması metodu, başlangıçtan beri var. 

Öteki türlü çok küçük hacimli bir ‘drone’un yakıt deposu da o nispette olacağı için büyük mesafeleri kat etmesi imkânsızdır. Bahsettiğimiz testte F/A 18 Super Hornet jeti 103 adet mikro ‘drone’u (Perdix drone kullanıldı) başarılı bir şekilde bırakıyor ve ‘drone’lar, uçaktan bırakılma şokunu atlatabilerek hedefe angaje oluyorlar. Burada bu ‘mikro drone’lar, neredeyse bitişik bir şekilde birbirlerine çarpmadan uçarak ortak karar alma, kol düzeninde uçuş, beklenmedik durumlarda kendi başına hareket edebilme kabiliyeti gibi sürü davranışları göstererek başarıyla testi geçtiler. Fakat Rusya-ABD veya başka rakipler arasında yapılan bu tip suçlamalar, askerî anlamda yayınlanan radar izi, kalıntı-buluntu vs. gibi deliller ortaya konulursa yüzde yüz bir hükme varılabilir.

[A. Sefa Özkaya harp tarihi-askerî strateji ve İstanbul uzmanıdır]

Afrin'de Mikro İHA'lar Devreye giriyor!

Artık Teröristler Gözden Kaçamayacak

Bordo bereliler Afrin'de meskun mahal çatışması için hazırlıklarını sürdürürken 18 gramlık mikro İHA'lar da ilk kez burada kullanılacak.

Zeytin Dalı Harekatı 16. gününe girerken Bordo Bereli ve Özel Harekat'ın Afrin'de meskun mahal operasyonları için hazırlıkları da sürüyor.
SEVKİYATA HIZ VERİLDİ
Afrin kent merkezindeki yerleşim alanlarında teröristlere karşı 'Kirpi', 'Kobra 1', 'Kobra 2' ve 'Ejder' gibi zırhlı, silahlı araçlar da kullanılacağı için bu araçların da bölgeye sevkıyatına hız verildi.
MİKRO İHA'LAR RADARA GİRMİYOR
Özel Kuvvetler, Afrin sokaklarında teröristlerin tuzaklarına karşı ve saklandıkları yerleri bulmak için 'mikro insansız hava araçlarını da (İHA)' kullanacak. Uzunluğu 10, genişliği 2.5 santimetre, ağırlığı 18 gram olan 'mikro İHA'nın 3 kamerası var. Kameralardan biri normal görüntüde yüksek kalite sağlarken, bir diğeri termal, üçüncüsü ise gece görüş sistemine sahip. Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Radarlar tarafından fark edilmeyen, sesi duyulmayan 1.6 kilometre menzile sahip 'Mikro İHA' 25 dakika havada kalabiliyor.

9 Mart 2018 Cuma

YPG'nin sivilleri katlettiği anlar kamerada!

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) ait insansız hava aracının geçen pazartesi görüntülediği anlarda, terör örgütü YPG/PKK mensubu iki kişinin Afrin'de Kurayriyah köyü çıkışında Ramadiyeh köyüne giden yola el yapımı patlayıcı (EYP) yerleştirdikleri görülüyor.
Sırtlarında Kalaşnikov marka silahlar taşıyan iki terörist, çok sayıda EYP'yi yolun kenarlarına tuzakladıktan sonra, biraz daha ilerleyerek bir miktar daha patlayacı yerleştiriyor.
İHA'ların takibi, TSK karargahında değerlendiriliyor. Hava unsurları harekete geçiyor. İki teröristin etkisiz hale getirildiği anlar İHA görüntülerine yansıyor.
Bu arada İHA'nın kadrajına, bir kamyonetle köylerinden çıkmak isteyen siviller giriyor.
Tuzaklanan yolda ilerleyen araç, teröristlerin döşediği patlayıcıya çarpıyor. Hasar gören araç az ileride duruyor.
Kamyonetteki siviller, önceki patlamanın paniğiyle aracın kasasından aşağı atlayarak çevreye kaçışmaya başlıyor.
İHA görüntülerinde, bazı sivillerin araziye kaçtığı esnada EYP'ye basılması üzerine patlama meydana geliyor.
Hadisenin yaşandığı pazartesi günü terör örgütü YPG/PKK işgalinde bulunan Kurayriyah köyü, ertesi gün TSK ve Özgür Suriye Ordusu tarafından ele geçirildi.
3 ÇOCUĞUNU KAYBETTİ
Olaydan yaralı kurtulan 60 yaşlarındaki Muhammed Nur Alo, Kurayriyah köyünün ÖSO kontrolüne girmesinin ardından bölgeye ulaşan AA muhabirine açıklamada bulundu. 
Alo, hadisenin yaşandığı gün amaçlarının kamyonetle daha güvenli buldukları Ramadiye köyüne geçmek olduğunu anlattı.
Alo, "Evimden 100 metre ilerde ilk mayına yakalandık ancak araç durmadı.15 metre sonra ikinci mayının üzerinden geçtik ve patladı. O an olan oldu." diye konuştu.
Araçta 36 kişi olduklarını söyleyen Alo, şöyle konuştu:
"Kafirler, 150 metre ileriye bomba döşemişler. Araçtakilerin çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyordu. Yazık değil mi? 2 oğlum ve beraberlerinde bir kızım şehit oldu. Bir de genç vardı. Şu an hastanede durumu nasıl bilmiyoruz. Mayınları sivillerin geçtiği asfalt yola yerleştirmişlerdi. Bombayı gizledikleri yer asfalt. Bunun günah olduğunu bilmiyorlar mıydı? Bak, burada gitti çocuklarım. Yazık değil mi? Kız çocuğum daha 3 aylık bebekti. Ne suçu vardı?" şeklinde konuştu.
Terör örgütü YPG/PKK'ya tepki gösteren Alo, "Yazık değil mi? Kızımı iki parça halinde bulduk. Allah onları bildiği gibi yapsın onları hiç affetmesin. Ne bu dünyada ne de ahirette." ifadelerini kullandı.
Çocuklarının mezarı başında da güçlükle konuşan acılı baba Alo, şunları kaydetti: 
"Çocuklarım Hüseyin ve Mahmut ve kızımı nasıl çıkardılar, nasıl buraya getirdiler bilmiyorum. Kafamdan ve kolumdan yaralanmıştım. Defin esnasında onlarla beraber değildim." 
Türkiye, Afrin'de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı'nda sivillerin insani erişimine gereken kolaylığı sağlıyor. Kızılhaç, Türkiye'nin verdiği güvenceler sayesinde Suriye içinden Afrin'e insani yardım ulaştırabiliyor. Terör örgütü YPG/PKK'nın kentten çıkışlara izin vermediğini vurgulamayı sürdürüyor.

6 Kasım 2017 Pazartesi

PKK'YI İMHA VE BÖLGEDEN TASFİYE EDİLMESİ SÜRECİ

Tamer Ashraf
Geride bıraktığımız hafta Hakkâri'nin Şemdinli ilçesi'nde PKK terör örgütünce düzenlenen menfur bir saldırı sonrasında altısı asker, ikisi köy koruyucusu olmak üzere sekiz güvenlik görevlimiz şehit düştü.
Bu menfur eylem PKK terör örgütünün aylardan bu yana Irak sınırımızdan geçerek yapabildiği neredeyse tek eylem olarak değerlendirilebilir.
Bununla beraber terör eyleminin gerçekleştirildiği gün 50'nin üzerinde PKK'lı teröristin öldürülmesi de güvenlik güçlerimizin büyük bir fedakârlık ve başarı örneği sergilediğini göstermiştir.
Özellikle geride bıraktığımız yıl bırakın eylem düzenlemeyi, başlarını mağaralardan dahi çıkaramayan SİHA ve İHA'lar sayesinde yer tespitleri çok kolay yapılıp, güvenlik güçlerimizin akılcı ve üstün gayretleriyle yerinde imha edilen teröristlerin Şemdinli'deki askeri üs bölgesine yaptığı saldırının her yönüyle ele alınmasında fayda vardır.
Öncelikle teröristlerin yer yer bir metreye kadar düşen sisten faydalanarak sınırımıza yaklaştıkları anlaşılıyor. Bu durum da havadan SİHA ve İHA'larla yapılan izlemeleri zorlaştırdığı yönünde bilgiler mevcuttur.
PKK terör örgütü ne ilkbaharda ne de son baharda yurt içinde üslenme girişiminde bulunamamış, terörle mücadele anlamında son dönemlerde gerçekleştirilen etkin karşı koyma ve önleme faaliyetleri çerçevesinde büyük bir yara almıştır.
Gerek kırsalda, gerekse il ve ilçe merkezlerinde düzenlenen başarılı operasyonalar ile çok sayıda terörist ölü ya da sağ olarak ele geçirilirken, aynı zamanda çok sayıda silah, bomba ve diğer düzenekler de aynı operasyonlarda bulunarak imha edilmiştir.
PKK açısından 2017 yılı kayıplarla dolu bir yıl olurken, örgüt bu durumu kendi lehine çevirebilmek için son dönemlerde bazı sözde sorumluların yerlerini değiştirmiş, intikal faaliyetlerinde SİHA, İHA ve uydulara yakalanmamak için minimum mevcutla hareket etmeyi militanlarına talimatlarla iletmiştir.
Şemdinli eylemi bu çerçevede PKK'nın kış üslenmesine geçmek için denediği bir yol olarak göze çarparken, güvenlik güçlerimizle çatışan teröristlerin neredeyse tamamının imha edilmiş olması, amacına ulaşamayacağının yeni bir örneği olmuştur.
Diğer yandan PKK terör örgütü, Suriye uzantısı olan PYD'nin, TSK tarafından başlatılan İdlip'te çatışmasızlık bölgeleri ilan edilmesine yönelik gerçekleştirdiği operasyonun ardından Afrin bölgesindeki konumunun tehlikeye düştüğünden ve siyasi iradenin Afrin'deki PKK/PYD terör tehdidini yerinde bertaraf etme yönündeki kararlılığından haberdardır.
Suriye'de elde ettiği kazanımları tehlikeye atmak istemeyen ve Akdeniz'e ulaşacak bir koridor oluşturma hedefinden vazgeçmeyen PKK/PYD için Afrin'in temizlenmesi çok büyük bir yara olacağından, örgüt bir başka alana eylem düzenleyerek dikkatleri aynı sahaya kaydırmaya çalışmıştır.
Şemdinli'deki saldırının Suriye ile ilgili kısmında, örgütün kendince imha edileceğini bildiği halde bazı teröristleri bu alana göndermek suretiyle Suriye'deki hesaplarının rahatlayacağı düşüncesi yer almıştır.
Üçüncü olarak ise Irak'taki gelişmelerin yarattığı etkinin PKK'yı böylesi bir eylem düzenleme kararı alınması yoluna itmiş gözükmektedir.
Barzani'nin 25 Eylül'de yaptığı gayrimeşru ve korsan referandumun ardından Irak'ın kuzeyinde gücünü artırmak isteyen PKK varlığını kanıtlamak istercesine harekete geçmiş ve bölgede sözde Kürdistan'ın kurulmasını projelendiren çevrelerin gözüne girmeye çalışarak, ilerleyen süreçteki desteklerini almayı umut etmiştir.
TSK'nın Irak sınırları içerisinde bulunan Zaho bölgesine yaptığı operasyonlarda son derece başarılı sonuçlar elde etmesi ve en son Kokazer Dağı'na Türk Bayrağını dikmesinin ardından örgüt bünyesinde oluşan moral tahribatını ve korkuyu dindirmek de meselenin Irak boyutundaki bir başka ana konudur.
Dördüncü ve son olarak gösterilebilecek neden ise PKK'nın, Türkiye'nin iç siyasi atmosferini etkilemek üzere başka çevre ve güçlerce böylesi bir eyleme teşvik edildiği meselesidir.
15 Temmuz FETÖ merkezli askeri darbesi sonrasında oluşan milli birlikteliği hedef aldığı aşikar olan çok sayıdaki dış merkezli girişimlerde PKK taşeron olarak kullanılarak, Türkiye'de yeni bir siyasi dizayn yapma çabasının başarılı olması bazı karanlık çevrelerce arzulanmaktadır.
Bütün bunlara karşın Türkiye'nin terörle mücadelede son derece kararlı bir irade gösterdiği sadece iç siyasi kamuoyunun değil, diğer bölgesel ve uluslararası çevrelerin de malumudur.
Yakın bir süre içerisinde Kandil ve Sincar'da bulunan tüm terör yapılanmalarının yerinde imha edileceğinin en üst perdeden ilan edilmesi ise PKK terör örgütü açısından imha ve tasfiye sürecinin yakın olduğunu işaret etmektedir.
Irak ve Suriye'yi, Kandil ve Sincar dağlarını birleştirmek suretiyle birbirine bağlamaya çalışan ve bu yolda ABD başta olmak üzere diğer bazı çevrelerden de IŞİD'le mücadele bahanesiyle destek gören PKK'nın amacına ulaşması söz konusu dahi olmayacaktır.
PKK ve terör koridoru oluşturmaya çalışan çevreler açısından şuandaki en temel konu Irak ve Suriye bağlantısının kopmaması, bunun engellenmesidir.
ABD'nin Irak ve Suriye sınırında bulunan başta El Kaim olmak üzere, Til Koçer ve Semalka sınır kapılarının Irak ordusunca kontrol edilmesini engellemeye yönelik uğraşları aynı amacın somut hale dönüşmüş çabalarını yansıtıyor.
Türkiye ve İran'la olan sınır kapılarının Irak ordusuna devri konusunda destek veren ABD'nin, Suriye-Irak arasındaki sınır kapılarında kendisinin ve PKK'nın kontrolü sağlaması yönünde Irak merkezi hükümeti ile gerçekleştirdiği temas trafiğinin bugünlerde artmış olması dikkatlerden kaçmıyor.

Bölgede olağan üstü bir hareketlilik yaşanırken terör örgütü PKK'nın bazı elebaşlarının ölü, bazılarınınsa sağ olarak yakalanması, böylesi bir dönemde Türkiye'nin gücünü gösterme ve iradesini ortaya koyma anlamında her çevreye verilmiş önemli bir mesaj olacaktır.

13 Eylül 2020 Pazar

Rusya Ermenistan'a neden silah gönderiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı BMGK kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte.


Temmuz ayında Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşanan çatışmanın etkileri bölgede hâlâ sürüyor. Azerbaycan işgale maruz kalan taraf olarak işgalci Ermenistan’a karşı uluslararası alanda baskı yapılacağı beklentisi içindeyken, Ermenistan’ın silahlandırıldığı gerçeğinin ortaya çıkması Azerbaycan halkı arasında ciddi rahatsızlığa yol açtı.

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre, 17 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahası kullanılarak Rusya’dan Ermenistan’a büyük miktarda silah taşındı. Rusya tarafı bu taşınan yüklerin Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nün askerlerinin değiştirilmesi ve askerlerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi amacıyla inşaat malzemeleri olduğunu ifade etmesi Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Azerbaycan tarafına göre, yük taşımacılığında en kısa yol olan Gürcistan hava sahasının değil de, daha uzun yol olan Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahasının kullanılmasının nedeni bu yüklerin silah olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Azerbaycan’ın stratejik müttefiki Gürcistan, Ermenistan’a silah taşınmasına izin vermedi ve Rus uçakları daha uzun yolu kullanmak zorunda kaldı.

Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırmasının nedenleri

Son yaşananlar Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırılmasına dair ilk gelişme değil. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli olarak gündemi meşgul etmiştir. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a doğrudan silah hibe etmiş veya kredi ayırarak Rusya iç piyasası fiyatından satmıştır. Örneğin, 1997 yılında Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin alt kanadı olan Devlet Duma’sının Savunma Komisyonu Başkanı Lev Rokhlin’in hazırladığı raporla, 1993-1996 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 1 milyar dolarlık silah hibe ettiği ortaya çıktı. Öte yandan 2008 yılında da Rusya’nın yine Ermenistan’a 800 milyon dolarlık silah hibe ettiği basına yansıdı. Tovuz saldırılarından sonra 19 Ağustos’ta basın açıklaması yapan Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2010-2018 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 50 bin tondan fazla silah gönderdiğini açıklamıştı. İki ülke arasında 2015 yılında imzalanan kredi anlaşması ile Rusya silah alması için Ermenistan’a 200 milyon dolar kredi ayırmış ve bu kredi çerçevesinde Ermenistan Rusya’dan iç piyasa fiyatından silah almıştı. 2016’da yaşanan 4 günlük savaşta Azerbaycan’ın bazı stratejik üstünlüklerinin kendisini işgalden kurtarmasından sonra Rusya Ermenistan’a İskender-M füzelerini yerleştirdi. Rusya’dan özellikle bu silahları aldıktan sonra Ermeni yetkilileri Azerbaycan ve Türkiye’yi ortak enerji ve taşımacılık projelerini vurmakla tehdit etmeye başladılar.
Rusya-Ermenistan askeri ilişkileri bununla sınırlı değil. Ermenistan-Rusya arasında 1992 yılında yapılan anlaşma gereği, günümüzde de Türkiye-Ermenistan ve İran-Ermenistan sınırları Rus askerleri tarafından korunuyor. Bu da doğal olarak Ermenistan tarafının bütün askeri gücünü Azerbaycan’a karşı kullanmasına imkân veriyor. 1995 yılında taraflar arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın Ermenistan’daki Gümrü’de 5 bin kişilik bir askeri üssü bulunuyor ve ayrıca Ermenistan Rusya’nın önerisi ile kurulan Kolektif Güvenlik Örgütü’nün de üyesi.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.

Son silah sevkiyatının nedeni SİHA’lar mı?

İnsansız askeri araçların savaş vasıtası olarak kullanılmaya başlanması savaşın seyrini, savaşan tarafların kabiliyetini ve savaşın sonucunu derinden etkilemektedir. Toprakları işgal altında olan Azerbaycan da bunu dikkate alarak askeri envanterine İHA ve SİHA’ları dahil etmiş durumda. Bu silahlar 2016 Nisan ayında yaşanan dört günlük savaşta ve son Tovuz olaylarında kullanılarak işgalci tarafa karşı ciddi üstünlük sağladılar. Bu aslında ileride yaşanabilecek daha ciddi bir savaşta SİHA ve İHA’ların Azerbaycan’a üstünlük sağlayacağının da bir göstergesidir. Nitekim Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların elde ettiği başarılar birçok devlet gibi Azerbaycan’ın da dikkatini çekmekteydi. Türk SİHA’larının Suriye ve Libya’daki başarılarından sonra Azerbaycan basınında sık sık Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların önemine vurgu yapan haber ve değerlendirmeler yer aldı. Özellikle Suriye’de ve Libya’daki Rusya yapımı silahlara karşı SİHA’ların başarısı dikkat çekici oldu; çünkü Ermenistan da genellikle Rus yapımı silahlar kullanıyor.
Bu gelişme Azerbaycan-Türkiye arasında askeri işbirliği için yeni bir zemin oluşturdu. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında 25 Şubat 2020’de Bakü’de yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında taraflar arasında imzalanan Karşılıksız Askeri Yardım Anlaşması ile Türk SİHA’larının Azerbaycan’a geleceği şeklinde değerlendirildi. Temmuz ayında Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Ordu Komutanı Kerem Mustafayev ile Azerbaycan Savunma Bakan Yardımcısı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Ramiz Tahirov’un Türkiye’yi ziyaretlerinde Türkiye Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, “Savunma sanayimiz, SİHA’larımızdan mühimmatlarımız ve füzelerimize, elektronik harp sistemlerimize kadar bütün tecrübe, teknoloji ve kabiliyetleriyle her zaman Azerbaycan’ın emrindedir,” şeklinde bir açıklama yaparak Azerbaycan’ı modern teknolojiler bakımından desteklemeğe hazır oldukları mesajını açık bir şekilde verdi. Bu ziyaretin ardından SİHA’ların Azerbaycan’a verilmesi için taraflar arasında gerekli prosedürün tamamlandığına dair haberler basında yer aldı.
Tabii Türkiye’den gelecek SİHA’lar sadece daha geniş bir savaşta değil, aynı zamanda taktik savaşta da Azerbaycan’a işgalci Ermenistan karşısında üstünlük sağlayabilirdi. Bu haberler üzerine 23 Temmuz tarihinde Ermenistan’la Rusya arasında hava savunma alanında ortak eğitim kursu başlatıldı ve bu kapsamda İHA’lara karşı mücadele için Rus uzmanlar Ermenistan subaylarını eğitecekti. Bu kursun temel amacının olası bir çatışmada SİHA’lara karşı uzman yetiştirmek olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca aynı tarihlerde Azerbaycan basınında yer alan haberlerde Rusya’dan Ermenistan’a gönderilen 400 ton yükün içerisinde Krasukha elektronik harp sistemi, Avtobaza ve Nebo-M elektronik savunma sistemlerinin de bulunduğu yazıldı.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.
Bu haberlerin yayılması üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 12 Ağustos tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla arayarak Azerbaycan halkının bu haberlerden rahatsız olduğunu ve Rusya’dan Ermenistan’a yük taşımalarının nedenlerini öğrenmek istediğini söyledi. Putin’in İlham Aliyev’e ne cevap verdiği Rusya tarafından açıklanmadı ancak Rus basınının bu yüklerin Ermenistan’daki 102. Rus Askeri Üssü’ne gönderildiğini yazması Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Telefon konuşmasından bir gün sonra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Bakü’de yaptığı görüşmede şunları kaydetti: “Diğer alanlarda olduğu kadar askeri ve askeri-teknolojik alanda da işbirliğimiz hızla gelişmektedir. Türkiye’nin kuvvetli bir askeri-sanayi potansiyeline sahip olduğu gizli değildir ve biz bu potansiyelden faydalanıyoruz. Biz Türkiye’nin sofistike silahlar ve askeri ekipman geliştirmesinden memnunuz... Ben diğer alanlarda olduğu gibi askeri-teknolojik alanda da gelecekte Türkiye’nin Azerbaycan için bir numaralı ortak olacağından eminim.” Özellikle son cümle iki ülkenin askeri ilişkileri açısından oldukça önemli. Çünkü son beş yılda Azerbaycan’ın silah ticareti ortakları arasında Türkiye üçüncü sıradaydı ve taraflar arasında yeni işbirliği ile birinci sıraya yükseltilmesi hedefleniyor.

Azerbaycan Rusya’dan gelen açıklamadan tatmin olmadı

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Vladimir Putin’i araması ve sonrasında Hulusi Akar’la görüşmesinde Türkiye ile askeri-teknolojik işbirliğine yönelik açıklamaları Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun 25 Ağustos’ta Azerbaycan’a gelmesine neden oldu. Şoygu ziyareti sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’le görüştü. Görüşmede İlham Aliyev’in Rusya’yla ilişkilerden bahsederken sıklıkla kullandığı “stratejik ilişkiler” kavramını kullanmaması görüşmenin olumlu geçmediği şeklinde yorumlara neden oldu. Şoygu Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hasanov’la görüşmesinde Ermenistan’a neden silah gönderdiklerini şöyle açıkladı: “Ermenistan’a giden uçaklar silah değil, orada askerlerin değişimini gerçekleştirmek ve üsteki askerlerin durumunun iyileştirilmesi amacı taşıyor”. Azerbaycan basınına göre, Şoygu’nun ziyaretindeki en önemli amaçlardan biri de Azerbaycan’la askeri-teknolojik anlamda yeni anlaşmanın imzalanmasıydı. Böylece Rusya bir taraftan Ermenistan’ı silahlandırarak diğer taraftan Azerbaycan’a silah satarak bölgedeki silah pazarını da elinde tutmak istemekte.
Fakat Şoygu’nun Rusya-Ermenistan arasında yük taşımasına ilişkin açıklaması Azerbaycan’ı tatmin etmedi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev’e göre, Azerbaycan bu açıklamadan ikna olmadı ve Rusya’nın hâlâ hangi esaslarla Ermenistan’a silah gönderdiğinin izahı verilmeli. Bu anlamda Azerbaycan’da genel kanaat, Rusya tarafından Ermenistan’a gönderilen silahların Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nde kalsa da bir kısmı Ermenistan’a hatta Ermenistan aracılığı ile işgal altındaki Azerbaycan topraklarındaki yasadışı yapıya verildiği şeklinde. Bu ise işgalin ve işgalcinin desteklenmesi anlamına geliyor.
Sonuçta, Azerbaycan ve Türkiye son yıllarda Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına saygı duyarak Moskova’nın kırmızı çizgilerini gözetmekteler. Ayrıca, Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.


2 Ekim 2017 Pazartesi

Amerika Türkiye’yi kuşatıyor! Türkiye Müdehale Etmeli

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER

Tamer Ashraf
Doğruyu, gerçeği bütün açıklığı ile ortaya koymak zorundayız. Ne kadar acı verici olsa da, ne kadar tehdit içerse de, ne kadar moralimizi bozsa da bizim için gerçeği bilmekten daha önemli bir savuma kalkanı hiçbir zaman olmayacaktır.
Türkiye, tarihinin en ciddi tehditleriyle yüzleşiyor. Ülkemiz, içeriden ve dışarıdan saldırı altında. Bunu gizlemenin, yokmuş gibi davranmanın artık bir anlamı da, imkanı da kalmadı. Bu aşamadan sonra süslü cümlelerin arkasına sığınıp, entelektüel patinaj yaparak bir tür körleştirme operasyonuna zemin hazırlamak, söz konusu saldırılara ortak olmakla eş değerdir.
ABD ve Avrupa Türkiye'yi vuruyor
Tehlike çok büyüktür; ülkemizin ve milletimizin bir geleceği olup olamayacağı ile ilgilidir. Yeni tehditlerden, saldırılardan kastettiğim, dar anlamda terör ya da bir başka ülke ile siyasi krizlerin tetiklediği iç güvenlik sorunlarıyla sınırlı bir durum değildir.
Türkiye içinde ya da yakın çevremizde, iç iktidar hesaplaşmasıyla ya da güç çatışmasıyla da sınırlı bir şey değildir. Öyle; Suriye'de ABD ile ayrı düşmemizle, Rusya ve İran'la ayrı düşmemizle ya da Türkiye-İsrail krizleriyle ölçülebilecek bir tehdit de değildir.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana ilk kez doğrudan iç savaşla, işgalle tehdit edilmektedir. Tehdit, açıkça, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde Türkiye'nin müttefiklerinden gelmektedir. Tehdit doğrudan Washington merkezlidir, Brüksel merkezlidir.
15 Temmuz iç savaş ve işgal saldırısıydı
Coğrafyanın haritasını yeniden çizmeye çalışanlardan, Birinci Dünya Savaşı sonrası bölgesel statükoyu belirleyen güçlerin Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme planından kaynaklanmaktadır.
Irak'ı işgal edip parçalayanlardan, Suriye krizini çıkmaza sürükleyenlerden, mezhep savaşı planlayanlardan, Türkiye ile İran'ı kapıştırma senaryosu servis edenlerden, coğrafyamızdaki bütün ülkeleri parçalayıp yeni devletçikler kurmaya girişenlerden kaynaklanmaktadır.
15 Temmuz Türkiye'yi işgal planıydı. Ülkemizi ABD ve Avrupa vesayetinden kurtarıp ilk kez bağımsız, özgür, kendisi ve coğrafyasıyla barışmış halde yeniden kurma hedefimizi ebediyyen yok etme, diz çöktürüp rehin alma saldırısıydı. Bizleri Anadolu'ya hapsetme, ardından da beş parçaya ayırma projesiydi.
Gülen ve teröristleri üzerinden içeriden işgal edilecek ve ABD'ye teslim edilecekti. Ardından onlar nasıl bir Türkiye planlamışlarsa öyle bir Türkiye şekillenecekti. Etnik savaşların mezhep savaşlarının yaşandığı bir Suriyeleşme planı uygulanacaktı.
'B Planı': Terör fırtınası ve iç savaş
Cumhurbaşkanı Erdoğan devreden çıkarılacak, Türkiye'yi birarada tutan o düğüm çözülecek, işgali direnecek bütün kesimler tasfiye edilecek, tarih yapıcı ana omurganın beli kırılacak, bir yıl içinde ülke sokak çatışmalarına sürüklenmiş olacaktı.
15 Temmuz içeriden işgal girişimi, tarihin görmediği bir feraset ve direnişle bertaraf edildi. Bunu beklemiyorlardı. Plan kusursuz işleyecekti çünkü! Şok oldular. Suçüstü yakalandılar. Başarısızlık beklemedikleri için de başarısızlık sonrası ne tür açıklama yapacaklarını belirlememişlerdi. Dikkat edin, o günden bu yana mantıklı tek cümle kuramadılar.
Hemen B Planı devreye sokuldu. Terörle iç savaşa sürükleme planı… Gülen'in terör örgütü ile PKK ortak saldırıları başladı. Emniyet binaları hedef alınıyor şimdi. Ardından başka hedeflere de yönelecekler. Siyasilere, medyaya, camilere, cemaatlere yönelecekler. Son olarak da 15 Temmuz'u boşa çıkaran milleti cezalandıracaklar. Terör saldırılarını alabildiğine tırmandırıp, Türkiye'yi nefes alamaz hale getirecekler. Hesapları bu!
ABD Türkiye'yi kuşatıyor, imha etmeye çalışıyor..
İçeride yeni terör fırtınası başlatanlar, aynı zamanda Suriye'nin Kuzeyi'nde “PKK Devleti" kurma planlarını hızlandırdılar.
Münbiç'i alıp PYD'ye verdiler. IŞİD dün Cerablus'u boşaltmaya başladı. Burayı da PYD'ye verecekler. Suriye'nin kuzeyindeki haritanın tamamlanmasına sadece kırk kilometre kaldı.
Bu plan, Türkiye'yi kuşatma planıdır. Bu plan başarılı olduğu anda bizi içeride boğmaya başlayacaklar. Ne yapıp edip, gerekirse savaşı göze alıp bu planı boşa çıkarmak zorundayız. Geç kalmak ölümdür, sonuçları ölümcül olacaktır. Sonra bunun geri dönüşü olmayacaktır. Dikkat edin, Kafkaslardan Akdeniz'e kadar bütün sınırlardan kuşatma altına alınıyoruz.
Bu plan, Irak'ın işgalinden daha büyük bir plandır. Türkiye'nin İslam dünyasıyla bütün bağlarını kesme planıdır. Tam bir çevreleme, yok etme planıdır. İçeride Gülen'in teröristlerini kullananlar, PKK'yı kullananlar, sınırın diğer tarafında PYD'yi ve IŞİD'i kullanıyor. Dört örgüt üzerinden Türkiye'yi imha etmeye çalışıyor.
FETÖ gibi PYD'nin de beli kırılmalı..
Daha ilk günden bu yana Kuzey Koridoru için çağrılar yaptık. İşin vahametini anlatamadık. 15 Temmuz sonrası içeride yapılan temizlik, iç işgalcilere yönelik operasyon kesintisiz devam etmelidir. Ama sınırın diğer tarafına da acil müdahale gerekmektedir. Bugüne kadar FETÖ'nun TSK içindeki teröristleri buna izin vermedi. PYD ile Kandil'le ortak çalıştı ve Türkiye'yi mahvetti. Yüzlerce şehit onların bu kirli ortaklığının kurbanı oldu. Ama artık bu gerçek ortadadır.
Türkiye'nin PYD'nin belini kırılması için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Güneydoğu ilçelerinde yürütülen operasyonun benzeri Suriye'nin kuzeyine yapılmalıdır. Çünkü ABD, içeride yapılan operasyonlara misilleme yaparak Suriye'den Türkiye'yi vurmaktadır. Tehditle, şantajla içerideki müttefiklerini kurtarmaya çalışmaktadır.
Unutmayın, sınırın hemen dışında bu operasyonu yapamazsanız savaş Türkiye'nin içlerine, Sivas'a kadar gelecektir!
Türkiye çevreleniyor, kuşatılıyor, boğuluyor
Türkiye, Rusya ve İran arasındaki son diyalog bu tür operasyonlar için imkan sağlayabilir. Suriye yönetimi dün şaşırtıcı biçimde Kamışlı'da, Haseke'de PYD'lilere saldırı başlattı. Bu, söz konusu operasyonlar için kapı aralayabilir. Suriye'nin toprak bütünlüğü ancak bu tür operasyonlarla sağlanabilir. Aksi takdirde ABD'nin Akdeniz'e ulaştırmaya çalıştığı koridor hem Suriye'ye hem Türkiye'yi bölecektir!
Tarihe not düşüyorum: 15 Temmuz saldırısı ABD tarafından planlanmış ve uygulanmıştır. Washington yönetimi Türkiye'de doğrudan darbe planlamış, bu amaçla Gülen ve teröristlerini kullanmış, ülkeyi içeriden işgale yeltenmiştir. Aynı ABD yönetimi, Suriye'de PYD eliyle, IŞİD eliyle Türkiye'yi vurmakta, kuşatmaktadır.
Bu bir çevreleme, boğma harekatıdır. Bu plan ABD ve Avrupa tarafından ortak yapılmıştır. İki taraf da, bütün unsurlarıyla; istihbaratıyla, diplomasisiyle, medyasıyla bu işin içindedir. Erdoğan'ı yok etme, Türkiye'ye dağıtma planı, Birinci Dünya Savaşı sonrası en büyük saldırıdır.
ABD terör örgütleriyle stratejik ortak oldu
Yıllardır gözlerimizi kör ettiler. Sinsi sinsi Türkiye'yi köşeye sıkıştırdılar. Türkiye'yi teslim almak için ne gerekiyorsa yaptılar. Özellikle son yirmi yıldır ABD'nin bölgede uyguladığı bütün planlar, politikalar Türkiye'yi hedef almıştır. Bundan sonra ABD yönetiminin taahhütlerinin hiç biri inandırıcı olmayacaktır.
Türkiye, açık biçimde müttefikleri tarafından vurulmaktadır. Müttefikleri, Türkiye'ye karşı terör örgütlerini tercih etmiş, onlarla stratejik ortaklık kurmuştur! ABD Türkiye'ye karşı terörü desteklemiş, terör örgütleri kurup üzerimize salmıştır.
Şimdi dört örgütle: FETÖ ile, PKK ile, PYD ile, IŞİD ile saldırıyorlar. Hem içeriden hem de sınırın güneyinden bizi vuruyorlar. Bir sonraki aşamada doğrudan saldırı girişimleri olacaktır.
İçeride de dışarıda da ABD terörüyle yüzleşmek
Biz, 15 Temmuz saldırısını savuşturduğumuz gibi, bunları da savuşturacağız. Acımasız direnişi bu ülkenin her yerine, toplumun her kesimine hatta sınırın diğer taraflarına da yayacağız. İçeride FETÖ ile nasıl mücadele ediliyorsa sınırın diğer tarafında da PYD ile öyle mücadele edilmesi için çaba harcayacağız. İçeride FETÖ kriptoları olduğu gibi görünmeyen PYD kriptoları da var, onları da deşifre edeceğiz.

Asla umutsuz değiliz. Endişeliyiz, dikkatliyiz, hazırlıklıyız ama korkmuyoruz. Bu oyunu da bozacağız. 15 Temmuz çokuluslu müdahalesi nasıl bozulduysa, güneyden saldırı planı da öyle bozulacak. İçeride de dışarıda da ABD terörüyle, onun iç savaş senaryolarıyla mücadele edeceğiz.
ABD'den Kuzey Irak'a askeri sevkiyat.
ABD, Kuzey Irak’a asker, silah ve cephane sevkiyatını son 3 günde artırdı. Fırat Kalkanı’da PYD/PKK’yı koruyan ABD’liler bu kez muhtemel Türkiye, İran ve Irak operasyonuna karşı Barzani’yi korumak istiyor..
Fırat Kalkanı Harekâtı sırasında Münbiç'e ilerleyen Türk askerine karşı PKK/PYD'yi korumak için mevzilere ABD bayrağı çeken Pentagon, benzer bir kalkan projesine Barzani için hazırlanıyor. ABD, 25 Eylül'de korsan referanduma imza atan Mesud Barzani'nin işgalindeki bölgelere yönelik Irak-Türkiye ortak operasyonuna karşı hazırlıklarını artırdı. Mahmur, Zaho, Zemmar, Kerkük ve Kesik bölgelerine asker, cephane ve zırhlı sevk eden Pentagon, Harir ve Hevler üslerine ise füze, helikopter ve insansız hava aracı (İHA) yüklü konteynerler gönderdi.
İHA'LAR SÜREKLİ UÇUYOR
ABD ordusu Erbil ve Soran civarındaki Hevler ve Harir'e TIR'lar dolusu cephane ve mühimmat istifliyor. Gönderilen silahlar arasında tanksavar ve uçaksavarların yanında füze ve helikopter bile var. Bunlara ek olarak Pentagon, bölgeye üzerinde roket de taşıyabilen insansız 'Predator' araçlarından da bol miktarda sevk etti. Kuzey Irak'a yönelik bir harekât ihtimaline karşı ABD'ye ait İHA'lar da sürekli gözlem uçuşu yapıp istihbarat topluyor.
BÖLGESEL SAVAŞ HAZIRLIĞI
Kuzey Irak merkezli ABD yığınağını değerlendiren Irak ordusundan emekli bir general, "Bu çapta bir sevkiyat ancak bölgesel savaş hazırlığı olabilir" dedi. "Suriye'de PYD'yi 2,5 yıldır silahlandıran ABD, Irak'ta ise Türkiye ve İran sınırlarına kendi askerlerini yerleştirecek" diyen Iraklı general, ABD'in ayrıca Kerkük'e de özel önem atfettiğini söyledi. ABD'nin 2011 yılında çekilme kararı aldığı Irak'a 2014 yılında DEAŞ'la mücadele bahanesiyle yeniden asker gönderdiğini hatırlatan general, 8 ay önce 3 bin 700 civarında olan ABD'li asker sayısının son sevkiyatlarla 3 katına çıkarılarak 10 bini geçtiğini kaydetti.
İşte Açık ve Seçik bir şekilde Yapılmak istenen gözümüzün içine baka baka İç oyunlar ile Kontrol edemediği Türkiye'yi çevreleyip Kandırdıklerı  Kürtler İle İşgal etmeyi Planlıyor.
 Bugün Geç kalınmış değil,Askeri ve Ve siyasi müdahaleler ile bu engellenebilir.
Kürtle Türkiye'ye karşı silahlı bir eylem ve Çatışmaya girmez,Acilen Irak ve Suriye Kürtleri Türkiye ve İran Kürtleri Bilgilendirilmeli,Asıl amacın bir Kürt devleti değil İsrailin güvenliği İçin İsrail Karakolu olarak kurulmak isteniyor.Zayıf yenilmiş bir Türkiye,Bölge için bir felakettir.Güçlü Türkiye Bölgede İstikrar ve Kardeşlik demektir.
İşte Asıl oyunda burada başlıyor;
Türkiye Düşerse,Türkiye Biterse Bölgede istedikleri gibi hareket edip Afrika ülkeleri gibi halklar savaşa turtuşur,Abd yeraltı zenginliklerini alır,İsrail Toprakları işgal eder.
Uyanın artık yoksa yarın çok geç olacak.

12 Şubat 2018 Pazartesi

İsrail'de büyük korku! "Kaybediyoruz"

İsrail'in, Suriye'deki İran hedeflerine saldırı düzenlemesi ve bir F-16 uçağının bu saldırılar sırasında düşürülmesinin ardından "caydırıcılık" teorisinin tehlikede olduğu belirtiliyor.

Suriye'den kalkan ve İran'a ait olduğu belirtilen bir insansız hava aracını düşürdüğü görüntüleri ve İHA'nın enkaz fotoğraflarını cumartesi akşamı ülkedeki tüm haber ajanslarına servis eden ancak düşen kendi F-16 uçağına dair tek bir kare yayınlamayan İsrail ordusunun, düşmanlarına karşı kurmaya çalıştığı "askeri üstünlük" algısının başarısız olmasından endişe duyduğu ifade ediliyor.
İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth konuyla ilgili haberinde 1982'deki İsrail-Lübnan savaşından bu yana ilk kez bir İsrail savaş uçağının düşürüldüğünü yazdı.

- "İsrail caydırıcı gücünü kaybediyor"
AA muhabirine konuşan askeri analist, emekli Tuğgeneral Vasıf Ureykat, "İsrail'in, İHA düşürdüğünü ön plana çıkarması ve düşürülen uçağını görmezden gelmesi, "caydırıcılık" teorisiyle ilgili." değerlendirmesinde bulundu.
İsrail'in, her zaman "caydırıcı" olduğunu belirttiği gücüyle övündüğünü ve hava gücünün "nitelikli üstünlüğünden" söz ettiğini belirten Ureykat, şunları söyledi:
"İsrail ayrıca uçaklarının herhangi bir cezai karşılığı olmadan istediği her yere ulaşabileceğini iddia ediyordu. İsrail yenik düştüğünde tehditlerinin de içi boş oluyor. F-16 uçağının düşürülmesiyle İsrail caydırıcı gücünü kaybediyor. Bu durum ülkenin iç durumunu da etkiliyor. İsrail, başarı elde ettiği zaman kendi içinde birlik sağlıyor ancak herhangi bir zayıflık gösterdiğinde iç ayrışma yaşıyor.".
F-16'nın düşürülmesinin, eski tip bir füzeyle vurulması açısından da büyük bir olay olduğunu dile getiren Ureykat, "Denklem bozuldu. İsrail'in caydırıcılık gücünün eskisi gibi olduğuna iç cepheyi inandırmak zorlaştı." ifadelerini kullandı.
Ureykat, İsrail'in yaşananların ardından, zayıf olduğu için gerginliği tırmandırmak istemediğini ancak güçlü hissettiğinde bu tırmandırmayı yapacağını vurguladı.
İsrail'in son zamanlarda bölgedeki hiçbir ülkenin sahip olmadığı ABD yapımı F-35 tipi savaş uçakları satın aldığı belirtiliyor.
- "İranlıların, Tel Aviv yönetimini çıkmaza sokmanın mümkün olduğu yönündeki duyguları güçlendi"
Yedioth Ahronoth'ta kaleme aldığı yazıda söz konusu gelişmeleri değerlendiren askeri analist Alex Fishman da F-16 uçağının düşürülmesinin, Suriyelilere, özellikle de İranlılara karşı gerçekleştirilmesi gereken siyasi-caydırıcı başarıyı erittiği değerlendirmesinde bulundu.
Fishman "Bu gibi olaylar nedeniyle İranlıların İsrail'in tehditlerini görmezden gelmenin ve Tel Aviv yönetimini çıkmaza sokmanın mümkün olduğu yönündeki duyguları güçlendi. Halbuki bu olayın İranlıları bölgedeki gelecekleri hakkında düşünmek zorunda bırakması gerekiyordu." ifadesini kullandı.
İsrail ordusu, Suriye'den kalkan ve İran'a ait olduğu belirtilen bir insansız hava aracının, İsrail hava sahasını ihlal etmesi üzerine düşürüldüğünü duyurmuş, buna karşılık Suriye'de İran'a ait hedeflere hava saldırısı düzenlendiğini açıklamıştı.
İsrail ayrıca, Suriye'de bulunan "İran hedeflerine" saldırı düzenlerken jetlerinin uçaksavar ateşiyle hedef alındığını ve bir F-16'nın düştüğünü bildirmişti.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html