BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Anap sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Anap sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

29 Nisan 2019 Pazartesi

Kızgın demiri soğutalım da kızgın ihaneti ne yapacağız?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
Kızgın demiri soğutalım soğutmasına da, aklı kiralık, vicdanı karanlık, değerleri bulanık olan çevrelerle sırf arıza çıkarmasınlar bahanesiyle Türkiye ortak paydasında nasıl buluşacağız?

Sayın Cumhurbaşkanının, “Türkiye ittifakı” ve “Kızgın demiri soğutma zamanı” sözleri siyaset bezirganlarının gündemine oturdu. Sayın Cumhurbaşkanı açıklık getirmiş olmasına rağmen, malum mihrakların bu iki cümleyi çekmedikleri alan, yüklemedikleri anlam kalmadı. CHP ile ittifaktan tutun da, yeni bir çözülme süreci işareti sayanlara kadar her şeyi duyduk. Sanki seçim analizi yapıyormuş havası ile bu cümleler üzerinden Cumhur ittifakını hedefe koyuyor, özellikle MHP’ye hücum ediyorlar.

SEÇİLMİŞ OLMAK YETMEZ

         Milletimizin verdiği karara kuşkusuz her şeyin üzerindedir. Hiç kimse buradan bir yere varamaz. Demokrasi elbette olmazsa olmazdır. Ancak, seçilmiş olmak, sicillerdeki karanlığı ortadan kaldırmadığı, yapılan ve yapılacak yanlışlara da meşruiyet kazandırmaz. Mesela, Edirne’ye belediye seçilmiş olması, bu şansın 15 Temmuz gecesi hainlerin lehine kadeh kaldırdığı gerçeğini değiştirmez. Aynı şekilde Tunceli Belediye Başkanı olan TKP’linin bozuk sicilini düzeltmez. HDP’den seçilenlerin Kandil bağlantılarını ortadan kaldırmaz.  

Sayın Bahçeli’de Antalya toplantısında bu duruma dikkat çekmiş ve “Biz bu aziz vatanı sandıkta değil savaş meydanlarında kurtardık. Bilfarz, Damat Ferit, Gazi Mustafa Kemal ile seçime girseydi ve oyların kahir ekseriyetini almış olsaydı, ne yapacaktık, ne diyecektik, ihanet ödüllendirilip ibra edildi diye suskun mu kalacaktık?”  diyerek, seçilmiş olmanın kiri ve ihaneti ortadan kaldırmayacağını net olarak ilan etmiştir.

BÖLÜCÜLÜR SEVİNİYOR

         Cumhur ittifakı milletten kesin bir onay almıştır. Buna rağmen, kimlerin bazı belediyelerin el değiştirmesini fırsat bilerek harekete geçtiğini ibretle izliyoruz. 

FETÖ’sünden, PKK’sına bütün bölücü ve hainler sevinç naraları atıyorlar. Diğer taraftan malum siyaset eskileri hemen sahne almış, manifesto yayınlamış ve CHP’yi siper olarak kullanmaya başlamışlardır. Alayının ortak noktası, Türkiye’yi kötülemek, Cumhur ittifakına fitne sokmak ve bir kriz ve kaos ortamı oluşturmaktır.

BU YANLIŞLARI GÖRMEYELİM Mİ?

         Bütün bu gerçekler orta yerde durmaktadır ve muhataplardan birisi de elbette AK Parti’dir. Kızgın demiri soğuturken, bunları görmeyelim mi, bunları söyleyelim mi? 

Nitekim, sayın Bahçeli de aynı şeye dikkat çekmektedir: “Kızgın demiri soğutalım soğutmasına, ama demlenen ihanetin, demir alan melanetin ısınan tuzak ve tertiplerini de ağırdan almayalım. Kimseyi dışlamayalım, kimseyi öteki görmeyelim, buna varız, bugüne kadar söylediklerimiz ise bunlardır. 

Ortak akıl, ortak vicdan, ortak vizyon, ortak değerler vazgeçemeyeceğimiz milli ilke ve inançlarımızdır. Bunlara diyecek bir şey olmayacaktır. Fakat aklı kiralık, vicdanı karanlık, değerleri bulanık olan çevrelerle sırf arıza çıkarmasınlar bahanesiyle Türkiye ortak paydasında nasıl buluşacağız? Bunu nasıl başaracağız?”

HESAP KARANLIK

         Dikkatli olmak, gelişmeleri doğru okumak, oynanan oyunu fark etmek ve ona göre hareket etmek gerekiyor. Yine sayın Bahçeli’nin işaret ettiği gibi, karşımızdaki operasyon küreseldir, mazisi iki asra dayanmaktadır. 

Bize göre tüm hesaplar 2023’e göre yapılmıştır. Eğer Cumhur İttifakı ayakta kalamazsa, bundan sonra yerel yönetimler kanalıyla palazlanan PKK’lılar, FETÖ’cüler, geziciler, çukurcular, Sorosçular, teslimiyetçiler daha da güçlenerek Türkiye’nin boğazına sarılacaklardır. Hesap kirlidir. Hesap karanlıktır. Hesap vandaldır.

Bunu görmek, bunu bilmek lazımdır.

ÜLKE BAZLI İTTİFAK OLMAZ

         MHP’nin duruşu bellidir ve sözü senettir. Duruma göre vaziyet almaz, küçük hesaplar yapmaz. Doğal olarak muhataplarından da aynı ciddiyeti, aynı samimiyeti, aynı kararlılığı bekler. “Türkiye ittifakı” sözü ile anlatılmak isteneni, biz milletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün sağlanması olarak anlıyoruz. 

82 milyon Türk vatandaşının inancı birdir, irfanı birdir, acısı birdir, ahlakı birdir, adı birdir. Bu sözden başka türlü anlamlar çıkarmak, başka türlü değerlendirmeler yapmak zaten siyasetin tabiatına aykırıdır. İşi milli ittifaka kadar götürenler oldu. 

Ülke bazlı, coğrafya tabanlı siyasi bir ittifak siyasi partilerin kendi varlıklarını inkar olur. Milli ittifak ancak, Allah muhafaza savaş gibi, çok olağanüstü şartlarda düşünülebilecek bir durumdur. Türkiye’nin seçilmiş meclisi iş başındadır. 

Seçilmiş Cumhurbaşkanı görevini sürdürmektedir ve 4,5 yıl seçimsiz ve sorunsuz bir zaman dönem vardır.

AMACIMIZ BEKAYI YAŞATMAK

         Sayın Bahçeli’nin söylediği nettir ve her türlü spekülasyonu bitirmektedir. Bir defa daha hatırlatalım: “Bizim ittifakımız cumhurladır. Bizim ittifakımız vatan ve millet sevgisinde erimiş AK Partili kardeşlerimledir. Milli beka mücadelesinde siyasi görüş ayrılıklarımızı elbette kenara itmeliyiz. Biteviye söylediğimiz de budur. 

Cumhur İttifakı siyasi kaygı ve gayelerle kurulmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye ittifakıyla neyi kastettiğini elbette bilemeyiz. Ancak konunun başta gazeteler ve televizyonlar olmak üzere, her zeminde, özellikle zillet ittifakı tarafından istismar edildiğini de görüyor ve çok yakından takip ediyoruz. Bizim bildiğimiz Cumhur İttifakı’dır. Bizim inandığımız milli birlik ve beraberliktir. Bizim amacımız milli bekayı sonsuza kadar yaşatmaktır. Öncelikli gündemimiz Cumhur İttifakı’na yönelik sabotajlara asla fırsat vermemektir.”








Şehit cenazesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yediği yumruk ve linçten zor kurtulmasının tartışmaları yanında, bir başka tartışılan konu da olay yerinden kaçıp giden CHP’lilerin varlığıdır. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şehidimizin cenaze töreninin yapıldığı alana geldiği andan itibaren büyük öfke ve tepki gördü. Alana adım attıkça yuhalamalar, hakaretler arttı. Olayların büyüyeceği ilk andan itibaren belliydi. Böyle bir atmosferde CHP’lilerin ne yapması beklenir. Kendi genel başkanları etrafında etten duvar olması beklenir değil mi?


Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında koskoca alanda 2-3 yönetici kalmış, geri kalan CHP’liler topuklamış kaçmıştır. Bu kaçanların başında da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş gelmektedir.

Kendi de kalabalıktan çok büyük tepki alan Mansur Yavaş, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında durmak yerine arkasına bile bakmadan kaçmıştır. Hatta kaçarken sivil araç bile aradığı iddialar yanındadır. Yanında da CHP’nin devşirdiği eskiden Ülkücülük sıfatını taşımış kişiler varmış…

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli olaylara yönelik açıklamasında “Gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalıdır. Provokasyon varsa, oyun varsa, tuzak varsa, organize bir tertip ve tezgâh kurulmuşsa mutlaka deşifre edilip sonuçlar milletimizle paylaşılmalıdır. 

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın olay mahallinden Genel Başkanı’nı bırakıp kaçması titizlikle araştırılmalı, olayların içinde parmağının olup olmadığı analiz edilmelidir.” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Şehidimizin cenaze töreninde olan, olaylar başladığında Kemal Kılıçdaroğlu’nun eve sığınması anında, evden çıkarılma anında hep sağduyulu yönlendirmeler yapan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanından hiç ayrılmayan, olayların büyümemesi için elinden geleni yapan MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mevlüt Karakaya da “Sayın Kılıçdaroğlu’yla Mansur Yavaş cenaze namazında yan yanaydı ardından resmi geçit töreni için Kılıçdaroğlu yalnız geldi yanında Sayın Yavaş yoktu. 

Mansur Yavaş orada hiç görüntülerde yok nereye kaçtı?" açıklamasını yaparak MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin dikkat çektiği konuya canlı şahit olarak katkılarda bulunmuştur.

Daha sonra da ANAP Genel Başkanı İbrahim Çelebi de olaylar esnasında şahit olduklarını “O esnada sivil bir arkadaş Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın yanına gelerek "Başkanım seni buradan çıkarmamız lazım" dedi. Biz buna bizzat şahidiz. 

Mansur Yavaş genel başkanını bıraktı, onu uyaran kişiyle beraber kalabalığın içerisinden tabiri caizse sıvıştı" sözleriyle ifade etmiştir.
“Kaçma ve sıvışma” haline olay yerinde olanların hepsi şahit…
Mansur Yavaş’ın kendi kaçması ve sıvışması hakkında "Kemal Bey ile o anda ayrılmamızın sebebi, onu arabanın arkasına koydular. Cenazeyle beraber oraya götürdüler. 

Benim etrafımda da Çubuklular vardı. Biz geçemedik. Daha sonra beni fark ettiklerinde biz geçtik ama aramızda 40-50 metre mesafe oldu. 

Toz toprak kalktı. Sol taraf boştu. Yani sağ taraftan götüreceklerine soldan götürse vatandaşa daha uzak olurdu diye düşünüyorum.” Şeklinde tuhaf ve tekrardan izaha muhtaç açıklama yapması da herkesi hayrete düşürmüştür.

“Genel Başkanını niye bırakıp kaçıp gittin?” sorusunun cevabı bu mudur?

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin kendisiyle ilgili tespitleri sorulduğunda ise “Bahçeli'ye cevap vermeyeceğim, polemiğe girmeyeceğim” diyebilmiştir. 

Nasıl bir cevap vereceksin ki?
Seni Beypazarı Belediye Başkanlığından alıp, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapmış, daha sonra MHP MYK üyesi yapmış MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi bir yıl içinde hançerlemiş birisinin Kemal Kılıçdaroğlu için ne yapmasını bekleyebiliriz ki?

 O Kılıçdaroğlu ki, “Maneviyatsız CHP” diye hakaret ettiğin halde seni önce 2014, sonra da bu seçimlerde aday yaparak belediye başkanı olmanı sağlamıştır. Senin vefan linç ortamında genel başkanın olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu olay yerinde bırakıp kaçmak mıdır?

Bir insan öleceğini bilse bile, genel başkanını böyle bir ortamda bırakıp kaçar mı? Bırakıp kaçmak delikanlılığın kitabında yazar mı?

Gerçi biz Mansur Yavaş’ın korkaklığını, HDP’li Hasip Kaplan’ın "Mansur Yavaş, Seni öyle bir rehabilite ederiz ki feleğin şaşar. Aklın tavana vurur, Edepsiz..!" tehditleri sorulduğunda “HDP’liler rehabilite edilmeli” derken dilim sürçmüş olabilir.” Şeklinde attığı geri adımda bir kez daha görmüştük. Böyle biri kaçmış, sıvışmış onu konuşuyoruz…

Onun huyudur yavaş yavaş kaçar ve sıvışır…
Gün gelecek mahkemelerde köşeye sıkıştığında da “CHP, İP, HDP yükünü kaldıramıyorum” diye CHP’den de nasıl kaçtığına ve sıvıştığına şahit olacağız. Zübük serisi devam ediyor.
  

15 Nisan 2019 Pazartesi

Bu hayalet milliyetçiler hangi fabrikada üretiliyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ









Bu isimlerin tamamı bu seçimlerde oyunu CHP’ye vermiş ve
CHP’nin başarısı için çalışmış kişiler… Hepsinin ortak özelliği MHP’de siyasete başlaması ve daha sonra parti parti gezmeleridir. Bu öyle sıradan bir gezme değil, pervaneyi bunlarla yarıştırsan pervane bunların hızına erişemez. Bu isimler içinde biri televizyonda konuşsa, gazete ve dergide yazı yazsa yahut bir röportaj verse direkt diğer dördü gözümün önüne gelir. Hep de kendi kendime sorarım. ‘Acaba bunlar bir fabrikada tek tip özel mi üretildiler?’ diye… Önce MHP’ye sızdırılmışlar, sonra hepsi Türkeş düşmanı olmuş ve ömürlerinin büyük bölümünü MHP düşmanı olarak geçirmişlerdir. Bunları tek yahut toplu gördüğümde aklımdaki oluşan kanaat budur. “Yanlış düşünüyorsun” diyen de varsa buyursun bu konuda atomu parçalamaktan daha zor bir işe girişsin…

Hepsinin ortada “kutsanmış ağabey” gibi dolaşmasını sağlayan da MHP’de kazandıkları eski kimliklerdir. Aslında bunların ideolojisi, siyasi kimlikleri bir hayaletten ibarettir. Parti parti gezen adamın bir ideolojisi, kimliği mi olur? Sadi Somuncuoğlu: MHP, ANAP, MHP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Namık Kemal Zeybek: MHP, ANAP, DYP, MHP, DP, BBP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Yaşar Okuyan: MHP, Anavatan, DYP, MHP, Hürriyet ve Değişim Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, Vatan Partisi, CHP Agâh Oktay Güner: MHP, ANAP, DYP, Doğu Perinçek yanaşması, #İP, CHP Yılma Durak: MHP, ANAP, DYP, İP, CHP Hayatımızın son demlerinde “edebimizle, adabımızla oturalım” da demiyorlar. “Ne yaparız, ne ederiz de son nefesimizi MHP düşmanlığı yaparak veririz” diye çırpınıyorlar. Geçmişte “MHP ve Alparslan Türkeş düşmanlığı” bunları motive ediyordu, günümüzde de “MHP-Devlet Bahçeli düşmanlığı” motivasyonlarını sağlıyor. MHP’ye zarar verecek hangi oluşum varsa anında zehirli ot gibi orada yeşeriyorlar, Devlet Bahçeli düşmanlığı için de, o ne yaparsa tersini yaparak misyonlarını yerine getiriyorlar.
Bir zamanlar gördüğü düşmanlıklar yüzünden Başbuğ Türkeş’in bile “Sadi Somuncuoğlu’nu genel başkan yardımcısı yapan benim. Sadi Somuncuoğlu yanlış yoldadır” diye tarif ettiği Sadi Somuncuoğlu’nun düşünme sağlığı nasıl bir perişan haldeyse Yeniçağ gazetesinde “CHP-İP güzellemesi, MHP düşmanlığı yapacağım” diye “Ancak MHP’yi, Türkiye sıralamasında İYİ Partinin gerisine, 4. Sıraya düşmekten kurtaramadı.” gibi cümleler kurarak yine malum misyonunu sürdürmüştür. Oysa yağlama ve güzelleme yaparak şişirdiği İP isimli parti, Türkiye genelinde hiçbir Büyükşehir ve il belediyesi kazanamamış, toplamda 21 ilçe ve belde belediyesi kazanmış partidir. MHP ise 1 Büyükşehir, 10 il, 125 ilçe, 89 belde belediyesi kazanmış bir partidir. MHP İl Genel Meclisinde 1.976. 353 oyla % 18.81 oy oranıyla AKP’den sonra Türkiye’nin en yüksek oyu alan ikinci partisi iken, Sadi Somuncuoğlu’nun şişirmeye çalıştığı İP isimli parti 852.630 bin oyla % 8.12 oy oranıyla CHP’den sonra dördüncü partidir. Sadi Somuncuoğlu bu bilgileri vermeden aklınca kurnazlık yapıyor. MHP’nin başarısını gösteren asıl bu bilgidir.
“MHP 4. Sıraya düştü” diyen Sadi Somuncuoğlu’nun karakteri MHP düşmanlığı uğruna 80 yaşında yerlere düştükçe düşüyor. Sadi Somuncuoğlu’nun Başbuğ Türkeş’ten bugüne MHP düşmanlığı yapması huyudur. Sadi Somuncuoğlu’nun 6 Ekim 1992 tarihinde Tercüman’a verdiği demeçte; “Türkiye’nin en güçlü kadrolarına sahipken, bunların küçük bir kısmını çatısı altında bulundurabilmek. Sayıca üstün, vasıfça yüksek değerde olan milliyetçi kadroların bir araya gelemeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroların bir araya gelmeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroları, sırf kendileriyle beraber değil diye hain, satılmış, ajan gibi haksız, yakışıksız ve ağır sözlerle itham etmek. Suçlamadan, asılsız ithamda bulunmadan konuşamaz bir ruh halinde bulunmak. Yüzde 2.9’luk oy oranıyla #Türkiye’nin en küçük partisi olmak” cümleleriyle nasıl Başbuğ Türkeş düşmanlığı yaptığını hafızalarımız unutmadı. O günlerde Başbuğ Türkeş’e düşmanlık zemini hazırlamaya çalışan Sadi Somuncuoğlu’na cevabı MÇP Genel Sekreteri olan Sayın Devlet Bahçeli “MÇP’nin oyları 1989 yerel seçimlerinde 4.1’e çıkmıştır. Hali hazırda yüzde 7 ile 8 arasındadır. Somuncuoğlu ve arkadaşları mücadele azim ve kararlılığından yoksun kişilerdir.” cümlesiyle vermişti.
Yıl 2019 Sadi Somuncuoğlu yine aynı… Son nefesine kadar da öyle olacaktır. Sadi Somuncuoğlu ve diğerlerini üreten fabrikanın bir ürünü de Namık Kemal Zeybek isimli şahıstır. Onun ismini ne zaman duysam kusasım gelir. Böyle basit adamlar nasıl olur da ortada “kutsanmış ağabey” olarak dolaşır aklım almaz. O da Sadi Somuncuoğlu’ndan geri kalır mı? Seçim değerlendirmesinde “MHP diye bir parti kalmadı” demiş… %18.81 oy oranıyla il genel meclisinde Türkiye’nin ikinci partisi olmuş, toplamda 235 belediye kazanmış MHP’ye bunu diyen bir adamın sizce çalışan beyin hücresi kalmış mıdır?
Gerçi Namık Kemal Zeybek’in özelliği budur. 3 Temmuz 1988 günü “Pazar Sohbeti” adı altında Emin Çölaşan’la yapmış olduğu bir söyleşide de “MHP bitti, misyonunu tamamladı ve tarihteki yerini aldı diye bakıyorum. Bugün artık MHP diye bir şey olduğuna inanmıyorum.
MHP belli bir görev yapmıştır ve tarihteki yerine intikal etmiştir.” cümlesini de kuran aynı Namık Kemal Zeybek idi. 31 yıl önce bu cümleyi kurmuş, bugün o cümlesini tekrarlıyor. Dün Başbuğ #Türkeş zamanı MHP düşmanlığı yapıyordu, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli zamanı bu düşmanlığı sürdürüyor. Beynine ne yükledilerse 31 yıl geçse de değişen bir şey yok… Kamuoyuna bu tür açıklamalar yapıyor ama yüz yüze geldiğin vakitte çok değişik bir kimliğe bürünüyor. 2014 yılında Ankara kalesinde tesadüfen karşılaşıp, tanıştığım ve 15 dakikalık sohbetimizde bana “Devlet Bey milli her konuda haklı çıktı.
Biz onu anlayamadık. Bol bol selamlarımı götür” diyen de bu Namık Kemal Zeybek’ti. Bu sözlerinden sonra televizyon ve gazetelerde #MHP ve Sayın Devlet Bahçeli hakkında yine abuk sabuk açıklamalar yapmaya devam etti. Bakın tek tornadan çıkmış, aynı fabrika ürünü bu isimlere bir tanesi bile #CHP-PKK ittifakı hakkında bir kelime eleştiri yapamadılar. Yapamadıkları gibi hepsi oyunu CHP’ye verdi, CHP’ye çalıştı. Yaşar Okuyan ise bizzat CHP’ye katıldı.
Agâh Oktay Güner 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce “MHP’li akrabalarım HDP’ye oy verdi” diye MHP’nin niye HDP ile beraber hükümet kurmadığını sorguluyor ve saldırıyordu. Şimdi böyle bir adamdan CHP-PKK ittifakına yönelik tepki beklemek de elbette gereksizdir. Bunlar asla “kutsanmış ağabey” değil, ömürleri MHP, Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli düşmanlığıyla geçmiş elma kurtlarıdır. Sürekli kin, nefret, takıntı ve saplantıları sadece bu düşmanlıkları için diridir. Bunların milliyetçiliği hayalettir. Dün Başbuğ Türkeş’i beğenmiyorlardı, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin milliyetçiliğini, Ülkücülüğünü beğenmiyorlar. Ama PKK ile ittifak yapan, YPG avukatı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si başarılı olsun diye birbiriyle yarışıyorlar.
Bunları tek tip üreten fabrika bulunmalı ve imha edilmelidir. Aksi halde yine Sadi Somuncuoğlu, Namık Kemal Zeybek, Yaşar Okuyan, Agâh Oktay Güner, Yılma Durak gibi benzerlerinin üretilmesi demek Türk milliyetçileri içinde fitne, Ülkücü Hareket içinde fesat olacaktır. Biz bunların fitnesi, fesatı ve düşmanlıklarıyla uğraştık bizden sonraki Ülkücü nesilleri koruyalım bari… Hayalet milliyetçiler, hayalet avcılarından kaçamazsınız siciliniz ve arşiviniz ortadadır.

İktidar düşürmek için, vatan düşürmeye razı olanlar


31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrası bazı il ve ilçeler dışında neredeyse belediye başkanlarının büyük çoğunluğu mazbatasını alarak görevine başladı. İstanbul’da, bazı il ve ilçelerde ise itiraz odaklı yargı süreci devam ediyor. İlk defa bir yerel seçim, bu derece de terör örgütü pkk odaklı ve onun siyasi taşeronu HDP’nin gölgesinin düştüğü bir seçim olmuştur. Türk milletini bu konuda çok uyardık. Özellikle İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Mersin, Antalya özelinde uyarı yazılarımızla tehlikelere dikkat çekmeye çalıştık. Ama sonuç itibarıyla bu illerde HDP ile ittifak yaparak sonuç elde eden CHP olmuştur. Bu illere yönelik “Biz yöneteceğiz” mesajını seçimlerden önce veren HDP, bu illerin belediyelerinde nasıl konumlandırılacak onu da zamanla göreceğiz.
Aslında bu seçimin özetini, merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme pahasına, vatanı düşürmeye razıdır” sözü özetlemiştir. Şu an terör örgütü PKK’nın, teröristbaşı Öcalan’dan sonraki sözde önderi durumunda olan teröristbaşı Murat Karayılan seçimlerden önce “Türkiye’deki ‘demokrasi güçleri’ (CHP-SP-HDP-İP) demokratik kimseler, çevreler, sanatçılar, yazarlar Erdoğan ve Bahçeli’ye karşı durmaları gerekiyor” açıklamasını yaparak; Cezaevindeki HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş “Sizi tarihin çöp sepetine göndermek için batıda CHP ve İYİ Parti’ye rağmen onların adaylarını destekleyeceğiz” açıklamasını yaparak; HDP Eş başkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batıda da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” ve “Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu seçilmişse bilecek ki HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak siyaset yapamaz” açıklamasını yaparak; PKK ve HDP’nin alacağı konumu göstermişti.
Kemal Kılıçdaroğlu da seçimlerden 3 ay önce Ahmet Türk ile gizlice buluşarak bu konumda kendi rolünü üstlenmişti. Sonradan deşifre olan görüşme için Ahmet Türk, “Sayın Kılıçdaroğlu’nu biliyorsunuz, çok açık konuşmaz ama söylediklerimi onayladı. Karşı çıkışı olmadı. Yerel seçimlerde doğru adaylarla daha başarılı olunacağının kaçınılmaz olduğunu herkesin görmesi gerekir. Ortak bazı çözümler olması gerekir” açıklamasını yapmıştı. Bu kirli ittifakı ortaya seren daha o kadar örnek var ki, yaz yaz gazetenin sayfaları yetmez. Bu kirli iş birliği her yönüyle deşifre olduğu halde CHP, İP, SP hala inkâr etmeye çalışıyor. Bu ittifakı gizlemeden, saklamadan PKK’lılar, HDP’liler ve CHP’den Barış Yarkadaş çok net bir şekilde itiraf etmektedir.
Seçimlerden sonra CHP’li Barış Yarkadaş “Sağolsunlar CHP’ye Küçükçekmece’de 65 bin oy, Esenyurt’ta 106 bin oy vererek iki belediyeyi de kazanmamızı sağladılar. Adana’da, Mersin’de, İstanbul’da ve Ankara’da bütün siyasi ayrımları bir kenara bırakarak iktidara da bir uyarıda bulundular. (...) Bu seçimlerin en etkili aktörlerinden birisi Selahattin Demirtaş’tır” açıklamasıyla; HDP Eş Başkanı Sezai Temelli “Batı’daki hedeflerimizde başarılı olduk” diyerek; kayyum atanarak görevden alınan HDP’li Batman Belediye Başkanı Sabri Özdemir “HDP olarak beş büyükşehire kayyum atadık. Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Adana” sosyal medya paylaşımıyla; HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz de “Kobani düşmedi. İstanbul düştü düşecek” mesajıyla, HDP eski Eş Başkanı terörist Selahattin Demirtaş “Muhalefet bloğu bu seçimlerle birlikte demokratik bir seçeneği ete kemiğe büründürmeyi başardı” açıklamasıyla tavırlarını netleştirdiler ve CHP, İP, SP gibi siyasi dansözlük yapmadılar.
İlginçtir 16 Nisan referandumunda kendileri yanında “Hayır cephesinde” yer aldığı için “üst düzey yöneticileri hapiste olmasına rağmen HDP’ye” şeklinde teşekkür eden Kemal Kılıçdaroğlu seçimlerden bu yana yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen, CHP’ye İstanbul( belli değil) Ankara, Antalya, Adana, Mersin, Hatay gibi illeri kazandırmasına rağmen hala HDP’ye teşekkür etmedi. Biliyorsunuz sinsi bir siyasetçi olan Kemal Kılıçdaroğlu, HDP ile ittifak kurma tezgâhını 2014 tarihinde de denemişti. Bunu da şu an cezaevinde bulunan HDP’li Sırrı Süreyya Önder, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bizi destekleyin ama kimse görmesin kamuya açık olmasın, bu bize zarar verir” dediğini söyleyerek zaten yıllar önce deşifre etmişti. Velhasıl “Mustafa Kemal’in askerleri” olarak yanlış bildikleriniz yıllar önce “Öcalan’ın siyasi militanları” haline dönüşmüştür. Bu konu gerçekten çok uzun değerlendirilecek bir konudur. Yaz yaz bitiremeyiz. Ama çok açık ve net olarak 2014 yılından bugüne CHP’nin terör örgütü PKK güdümüne girdiği, içine HDP’nin kaçtığı tartışılmaz bir gerçektir. Gelelim asıl konumuza… Kendisine Türk milliyetçisi, ülkücü, eski MHP’li diyen, MHP’nin milliyetçiliğini, ülkücülüğünü beğenmeyerek ayrılanlar böyle bir CHP’nin güdümüne nasıl girmiştir? HDP, Kandil’den ve cezaevinden aldıkları talimatla oylarını CHP’ye akıtarak tavizsiz bir duruş sergilerken, Meral Akşener’in adı İYİ olan ama kötü projelerin taşeronu partisinin Genel Sekreteri Cihan Paçacı seçim sonuçlarını değerlendirirken diyor ki: “CHP’ye ilk kez sağdan oy akışı sağladık.”
Yani PKK’nın siyasi taşeronu HDP ile ittifak yapan CHP’ye oy akışı sağladığını söyleyerek bununla övünen ve HDP’li Sezai Temelli’nin “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” sözüne omuz veren eski bir DYP’li, eski MHP’li yeni İP’li... Utanmıyorlar, yüzleri kızarmıyor… Bir tane il belediyesi kazanamadılar ama AKP ve MHP’ye kaybettirmekle övünüyorlar. Gerçi kazanmalarının önündeki engeli “Partimizin sarı güneş amblemi siyah göründü. Vatandaş gitmiş, siyah güneşin altına değil de üstüne mühür basmış” açıklamasıyla komedyen üretkenlikle izah yapıyorlar. Terör örgütünün güdümündeki HDP ile aynı hedefte, aynı partiye oy toplamakla görevlendirilmiş bu İP’in gerçek yüzü budur. Bu yüzü tanıyan herkes, tanımayanlara anlatsın…
HDP’lilerin, PKK’lıların bayram havası estirdiği bazı büyükşehir belediyelerinin CHP’ye geçmesi demek, HDP’nin buralarda hücre evi oluşturacağının ön sinyalidir. Zaten seçimlerden önce bunu da çok açık herkese duyurdular. Bu İP’çilerde işte buna garsonluk yapmıştır. Ölmek ve öldürmek için kurulmuş bir terör örgütünün kurduğu bir parti olan HDP neyin karşılığında CHP’ye kendini adak etti? Önümüzdeki günlerde bunun kokusu her boyutuyla ortaya çıkacaktır. HDP’nin gücünü arttırmak için elimden gelen desteği vereceğim” diyen Tunç Soyer İzmir’de ne yapacak? “İttifakımızda HDP de var” diyen Ekrem İmamoğlu (eğer kazanırsa) İstanbul’da ne yapacak?

“Ajans izin verirse HDP ile görüşürüm” diyerek yola koyulan, HDP’nin tehdidi karşısında anında “Dilim sürçtü” duruşuna geçen Mansur Yavaş Ankara’da ne yapacaktır? Ne yapacaklar, hepsi HDP’ye diyet ödeyecektir… PKK’nın en büyük şansı ve umudu Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kemal Kılıçdaroğlu diyetini ödeyecek kadar gönlü geniştir, HDP de CHP’den diyetini alacak kadar CHP’nin içine girmiştir.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Samimi Ülkücülük riyasız siyaset

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. O artık Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in koltuğunda oturacaktı. Başbuğ’un, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin” talimatına, o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, kirletmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir.
 MİLLİYETÇİ-ülkücü hareketin, Türk dünyasının efsanevi Başbuğu, MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 Cuma günü beka âlemine irtihal etti. 8 Nisan 1997 Salı günü yapılan cenaze törenine milyonlar katıldı. Atatürk’ün cenaze töreninden sonra, karlı ve soğuk havaya rağmen Türkiye’nin gördüğü en kalabalık cenaze töreniydi. Lakin hayat devam edecek, MHP kendisine bir genel Başkan seçerek siyasi hayatını sürdürecekti. 18 Mayıs 1997’de toplanan kurultayda, başlangıçtaki diğer adayların sonradan Devlet Bahçeli lehine adaylıktan çekilmeleri üzerine iki aday kaldı: Devlet Bahçeli ve Tuğrul Türkeş. Devlet Bahçeli’nin kazanacağı belli olmuştu. Siyaset mühendisleri bir kere daha devreye girdiler. Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından Azmi Karamahmutoğlu, “Kongreyi tanımıyoruz” diyerek kürsüyü devirtti. Kongre ertelendi. 6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. Başbuğun, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.” talimatına o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, her şeyden önce bir Ülkücü olarak, Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin lideri olarak, bayrağı lekelemeyecek, kirletmeyecek, yere düşürmeyecek daima gönderde tutacaktır. Bayrağı lekelemeye, kirletmeye ve düşürmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir. 23 Kasım 1997’de yapılan Başbuğsuz ilk olağan kongre olan 5. Olağan MHP Kurultayı’nda dört adayla yarışan Bahçeli ikinci turda 671 oyla yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Tuğrul Türkeş ise 483 oy almıştı. Bu kongrede söylenen bir slogan, bundan sonraki süreci de, Bahçeli’nin liderliğini de devlet adamlığını da işaret ediyor, Ülkücülerin iktidara yürüyüşünü haykırıyordu: “Devletin Başına Devlet Gelecek!” Lider Devlet Bahçeli, Kurultay konuşmasını, “Ben sizleri ülkemizin zenginliklerini ortaya çıkarmaya, önce dürüst, ilkeli, seviyeli siyaseti inşa etmeye çağırıyorum. Ben sizleri 21. yüzyılın güçlü Türkiyesi’ni kurmaya çağırıyorum” diyerek tamamladı. (s. 35) Semih Yalçın’ın ifadesi ile, “MHP lideri Devlet Bahçeli, burada verdiği sözü daima tuttu; dürüst, ilkeli ve seviyeli siyaseti şiar edindi… O zaman (bu iki kurultayda A. G.) Devlet Bahçeli’nin karşısında yer alan isimlerin çoğu, partiden kopsalar da sonraları yine Devlet Bahçeli’nin onayıyla MHP’ye katıldılar. Bununla birlikte bazı muhalif isimler her fırsatta Devlet Bahçeli’nin liderliğini içlerine sindirememiş olmalarının sevkiyle muhalefetten geri durmadılar. Zaman zaman partinin altını oyan gizli ve açık faaliyetlerde bulundular; nifak, tefrika ve fitne saçan adımlar atmaktan geri durmadılar.” (s. 35). Evet, Başbuğ sonrasında onun koltuğuna oturmak da kolay olmadı. Devlet Bahçeli, hareketin hafızasına sahip bir akademisyen-siyasetçi olarak her Başbuğ’un emanetine sahip çıkacak, milliyetçi Hareket gemisini en sıkıntılı, en çalkantılı günlerde dahi sağ salim karaya demirlemesini bilecektir.

DEVLET BAHÇELİ LİDERLİĞİNDE

MHP İKTIDAR OLUYOR Semih Yalçın’ın eserinde ağırlıklı bölümlerden biri de Devlet Bey liderliğinde MHP’nin iktidar ortağı olduğu “57. Hükümet”le ilgili gelişmelerin anlatıldığı bölümdür. (s. 37-84). Türkiye’nin 80 öncesi ve sonrasındaki kutuplaşma, gerilim ortamından çıkması, 28 Şubat sürecinde siyasete, siyaset dışı müdahalenin yarattığı tahribat ve ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi, toplumun normalleşmesi için önemli bir fırsatın hayata geçirildiği 57. Cumhuriyet Hükümeti’nden bahsediyoruz. 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri’nde Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, önemli bir hamle yapmış, yaklaşık %18 oy alarak 129 milletvekili çıkarmıştır. %22.2 oy alarak 136 milletvekili çıkaran Merhum Bülent Ecevit’in DSP’sinin ardından 2. parti olmuştur. “Türkiye’nin cepheleşmeye değil, güçlü bir hükümete ihtiyacı var.” mesajını veren Bahçeli, seçimlerden iki gün sonra (20 Nisan 1999) Hürriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, MHP’nin DSP’den gelebilecek bir koalisyon teklifine açık olduğunu ortaya koyuyordu. Devlet Bey, o söyleşi ve daha sonra mayıs ayı başında (1 Mayıs 1999) yaptığı basın toplantısında, 28 Şubat süreci dahil toplumsal yarılmayı, kutuplaşmayı besleyen ordu-siyaset ilişkileri, demokrasinin geleceği, irtica konusu, türban meselesi, MHP’nin Türk siyasetindeki konumu, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması gibi temel konularda çok açık ve samimi değerlendirmelerde bulundu. Devlet Bahçeli, sonraki yıllarda “vesayet tartışmaları” olarak önümüze gelecek olan ordunun konumu ve “demokrasinin işletilmesi” konularında 28 Şubat tartışmalarını merkeze alarak, bugün de önem taşıyan şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“28 Şubat sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Tabii, 28 Şubat süreci belli kurum ve çevrelerin hassasiyetlerini ifade ettiği bir süreçtir. Burada ölçü önemlidir. Eğer irticai faaliyeti yakın bir tehdit olarak değerlendiriyorlarsa, irticanın tarifi ve kapsamı ve bu kapsam içine girenlerle samimi, inançlı kitleyi ayırmak lazım. Samimi Müslüman kitleyi incitecek, kıracak davranışları tasvip etmemek lazım. Bunu artık Türkiye’nin gündeminden çıkarmak lazım…

İrtica tehdidi konusunda hemfikirsiniz, ama bunun tarifinin iyi yapılmasını istiyorsunuz…

Evet. cumhuriyetin temel nitelikleri üzerinde MHP’nin hassasiyeti var.

Siz ordunun Türkiye’de oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?

Ordunun bu rolü herkes tarafından biliniyor. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlerliği noktasında da bir toplumsal talep var. Artık bu talebin karşılanması lazım. Demokrasiyi de tam işler hale getirmek lazım. Bu işlediği takdirde ordu kendi mevziine çekilir zaten.” (s. 42-43). Bahçeli, basın toplantısında MHP’nin siyaset ve fikir hayatımızdaki duruşunu, misyonunu ve ekonomik konulara bakışını da şu şekilde açıklıyordu: “Bu çerçevede sık sık gündeme getirilen ‘MHP değişti mi, değişmedi mi?’ sorusunu da anlamlı bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Milliyetçiliğimizi besleyen, şekillendiren ve var eden vatan ve millet sevgimiz, milli kültürümüzü ve değerlerimizi koruma anlayışımız, dünyada etkin ve saygın bir ülke olma hedefimiz değişmemiştir. Tabii ki, her canlı organizma gibi partimiz de yeni ihtiyaçlara, yeni sorunlara yeni cevaplar ve çözümler üretmekte, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmektedir… Partimiz Türkiye’de kardeşliğin, barışın karşılıklı anlayış ve hoşgörünün hâkim olmasını, demokratik hukuk devletinin standardının mutlaka yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır. Milletimizin her mensubunun refah ve mutluluk içinde yaşamasını arzulamaktadır. Sosyoekonomik gelişmesini, rekabetçi piyasa ekonomisi çerçevesi içinde sürdürmesinin gerekliliğine inanmaktadır. MHP’nin farkı, rekabetin sağlanması ile toplumsal duyarlılıkların göz önünde bulundurulmasıdır. Dünyanın her yerinde kalıcı bir istikrar ve iş birliğinin hâkim olmasını savunmaktadır. MHP, içe kapanmacı değil, bilakis dünya ile rekabet edebileceğimiz alanların tespitini ve yatırımların bu yönde teşvikini öngören bir yaklaşıma sahiptir. Zaten lider ülke Türkiye hedefimiz, kendi milli kimliğini ve onurunu koruyarak dünyaya açılmış, güçlü, etkin bir Türkiye’yi inşa etmektir.” (s. 46). Aslında MHP’nin temel meselelere bakışını özetleyen bu konuşma, Türkiye’nin o zamana kadar olan siyasi hayatı içinde nasıl bir rol oynadığını ve bundan sonraki siyasi hayatı içinde nasıl bir misyon üstleneceğini de göstermekteydi. Devlet Bahçeli ve onun liderliğindeki MHP, demokratik Parlamenter sistem ne zaman içeriden ve dışarıdan veya iç-dış mihrakların birlikteliği ile sıkıntıya girse, demokrasimiz ne zaman tıkansa, vesayet odakları ne zaman Türk milletine tasalluta yeltense, devreye girecek ve millet iradesi esaslı demokratik sistem işletilecektir. Bu misyon, ülkenin ve milletin beka sorunları ne zaman gündeme gelse harekete geçecek ve Türk milletinin var olma mücadelesi Devlet Bahçeli ve MHP tarafından başarıya ulaştırılacaktır. MHP, DSP ve ANAP arasında yürütülen ve 40 gün süren koalisyon görüşmeleri, bütün engellemelere rağmen nihayet başarıya ulaşmış ve üç parti 28 Mayıs 1999’da 57. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuşlardır. 57. Hükümet, 1999-2002 yılları arasında ekonomi, bölücü terör, anayasa kitapçığı krizi, ABD’nin Irak’ı işgali gibi Türkiye’nin çok temel sorunları ile mücadele etmiştir. Sonuçta, “MHP’siz bir hükümet” senaryolarının dayatıldığı, yeni bir siyaset mühendisliğinin uygulamaya konulduğu bir ortamda Sayın Devlet Bahçeli bütün oynanmak istenen oyunları bozacak bir çıkış yapmıştır. 7 Temmuz 2002 günü Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda yaptığı konuşmada milletin iradesini işaret etmiş, 3 Kasım 2002 tarihini vererek erken seçim çağrısı yapmıştır. Devlet Bahçeli, bazıları tarafından sonradan çok eleştirilen bu çıkışı ile aslında partisinin baraj altında kalması riskini de üstlenerek Türk demokrasisini kurtarmıştır. O zaman anlaşılamayan bu Devlet Bahçeli tavrı, bugün için milletimizin vicdanında küresel mahfillerin ve yerli uzantıları olan vesayet odaklarının “oyunlarının bozulduğu, milletin iradesinin kurtarıldığı” şeklinde saygın yerini almıştır. Millete rağmen siyaset yapmaya çalışanlar, iradesini, siyasetini kendilerini var eden milletin iradesine değil, küresel sisteme ve taşeronlarına bağlayanlar her siyaset mühendisliği faaliyetlerinde karşılarında Devlet Bahçeli ve MHP misyonunu bulacaklardır. Semih Yalçın Bey eserinde 57. Hükümet döneminde MHP ve Sayın Bahçeli’ye yöneltilen en önemli eleştirilerden biri olan bebek katili A. Öcalan’ın idamı meselesini, “Bölücübaşı Öcalan’ın İdam Meselesi ve Devlet Bahçeli” başlığı altında ayrıntıları ile anlatmaktadır. (s. 73-84).

ÖNCE ÜLKEM VE MİLLETİM, SONRA PARTİM VE BEN

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Devlet Bahçeli” (Berikan Yayınevi, Ankara, 2019, 1-110 s.) isimli eser de bundan sonraki yazılarımızda tanıtacağımız eserler arasında olacaktır. Bu vesile ile Sayın E. Semih Yalçın Bey’i tebrik ediyor, teşekkürlerimizi iletiyorum. Yazımızı Semih Hoca’nın şu satırları ile bitirmek istiyorum: “MHP lideri Devlet Bahçeli; hayatı boyunca gösterişsiz bir mücadeleyi, riyasız bir siyaseti, samimi ama sade bir ülkücülüğü tercih etti. Peygamber Efendimizin, ‘Dinini gösterişten uzak tut. Az amel sana yeter’ sözüyle çerçevesini çizdiği gibi; Müslümanlıkta da ülkücülükte de ihlas, dürüstlük, tevazu ve sadeliği seçti. Müslümanlıkta işlediği hayrı Allah için başkalarından gizlediği gibi, siyasette de yaptığı başarılı işleri, muvaffakiyetleri çevresinin ve başkalarının görüp idrak ve takdir etmesini yeğledi; bunu insanların gözüne sokmaktan daima imtina etti. ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ sloganını, hem MHP’nin prensibi hem de ülkücü hareketin ideolojik umdesi haline getirdi. Bu kuvvetli ilkenin toplum bilincine, maşeri vicdana sirayeti sayesinde; Türkiye’nin zorlu, badireli günlerinde MHP’nin fedakârlıkları milletimize ilham, ümit, ışık ve şevk kaynağı oldu. Bu yönleriyle Devlet Bahçeli, klasik siyasi parti lideri tanımlamasının ötesinde hususi evsaf ve hasletlere sahip olduğunu ispatladı…” BİTTİ

‘VER ELİNİ ÖPECEĞİM, DEVLETİN SAHİBİ GELDİ’

Devlet Bey, 24 Haziran 2018 seçimleri sırasında bir yere giderken veya Ankara’ya dönerken mola yerlerinin birinde çay içmek için duruyor. Tesisin kapısında yaşlıca, başı örtülü bir Anadolu kadını Devlet Bey’i görüyor. Merdivenlerde kenara çekilerek, “Devletin sahibi geldi. Ver elini öpeceğim” diyor. Devlet Bey her zamanki tevazuu içinde “olmaz, öptürmem” diyerek takılıyor. Teyzemiz, parmağını da sallayarak, “olmaz, öpeceğim” diyor.
Devlet Bahçeli ve liderliğini en iyi anlatan sözlerden biri bu Türk anasının sözlerdir: “Devletin sahibi.” Türk milletinin Devlet Bahçeli ile ilgili bu algısı nasıl oluştu? Diye merak edenlerin Semih Bey’in kitabını okuması lazımdır.

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Davaya Adanmış Bir Ömür: Devlet Bahçeli” isimli kitabı bundan sonraki yazılarımızda tanıtmaya devam edeceğiz. Burada şunu söyleyelim ki, Semih Bey’in çalışması şimdiye kadar yazılmış en iyi Devlet Bahçeli biyografisi olma özelliğini taşıyan bir eserdir. Bu eser aynı zamanda MHP tarihi bakımından da önemli bir eserdir.


8 Şubat 2019 Cuma

MHP siyasette yarım asrı devirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türk siyasetinin yarım asrına damga vuran MHP, kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutluyor.



Türk siyasetinin yarım asrına damga vuran MHP, kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutluyor. 1969 yılının 8-9 Şubat tarihlerinde Adana'da yapılan büyük kurultayla Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CMKP) olan adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştiren parti, amblemini "üç hilal" olarak seçti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, MHP'nin kuruluşunun 50. yıl dönümüne ilişkin TDP  muhabirinin sorularını yanıtladı.

MHP 50 YAŞINDA FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

Yalçın, MHP'nin tarihinde özel bir yeri olduğunu için 50. yılı Adana'da kutlayacaklarını belirterek, "50. yılımızı hem Adana'nın bu hususi mevkisine hem de MHP'nin 50 yıllık kutlu beka, bağımsızlık, hürriyet, demokrasi mücadelesine yaraşır bir şekilde kutlamak istiyoruz. Bir bakıma Adana'da 1969'un ihtişamlı, heyecanlı ve coşkulu atmosferine geri dönmüş olacağız." ifadesini kullandı.


"TÜRK MİLLİYETÇİLERİ VATAN HAİNLERİYLE AYNI KEFEYE KONULDU"


Yalçın, MHP için bu 50 yıllık sürede Türk siyasetinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde en zor olayın 12 Eylül olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bu süre zarfında MHP'nin geçtiği en önemli dönemeç 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasıdır. 

Milliyetçi ülkücü hareket 12 Eylül öncesinde Türkiye'yi uydulaştırmayı ve hür dünyadan koparmayı amaçlayan komünist ve ayrılıkçı saldırıların odağındayken, her gün birkaçı şehit edilen ülküdaşlarımız ve parti mensuplarımızın mazlum ve mağdur addedilmesi gerekirken kıyamet MHP'nin başına koptu. 

Kurucu Genel Başkanımız Alparslan Türkeş dahil, MHP'nin ve ülkücü kuruluşların yöneticileri bir ihanet şebekesiymiş gibi toplanıp hapishanelere, zindanlara atıldı. Ülkesi uğruna canını vermekten kaçınmayan Türk milliyetçileri, vatan hainleriyle aynı kefeye konuldu."
Bir "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası" ihdas edilerek ülkücülerin yargılandığını belirten Yalçın, şunları söyledi: "Kimi idama kimi de yıllarca hapse mahkum edildi. 

Ülküdaşlarımız daha mahkum edilmeden en ağır işkencelere ve gaddarlıklara maruz kaldı. 12 Eylül öncesinin bütün hastalık ve problemlerinin hesabı bizden soruldu. Partimiz ve ülkücü kuruluşlar darmadağın edildi. 

Kısacası hepimizin iliklerimize kadar hissettiği 12 Eylül sonrası bizim için tam bir fetret dönemiydi. Bedeli camiamız için çok ağır olsa da bu menhus dönemi atlattık ama hepimiz çok acılar çektik, mağduriyetler yaşadık. Ben de o çileli günlerin yakın şahitlerinden ve fetreti yaşayanlardan biri olarak birkaç kez hapse girdim."


MHP'NİN KURULUŞU


Adana'da 8-9 Şubat 1969'da yapılan CKMP kurultayında partinin adı MHP oldu, genel başkanlığa Alparslan Türkeş getirildi. Kurultaydan sonra toplanan ilk genel idare kurulunda da partinin ambleminin "üç hilal" olması kararlaştırıldı. 

MHP'nin Gençlik Kolları (Ülkü Ocakları) için de "hilal içinde kurt" amblemi benimsendi.
12 Ekim 1969 seçimlerinde yüzde 3 oy alan MHP, oyunu artırmış olmasına rağmen milli bakiye sistemi kalktığı, yerine nispi temsil sistemi getirildiği için sadece kurucu lider Alparslan Türkeş'i Adana'dan milletvekili çıkardı.

14 Ekim 1973 seçiminde yüzde 3,4 oy alarak 3 milletvekili kazanan MHP, Süleyman Demirel'in başbakanlığında kurulan birinci Milliyetçi Cephe (MC) hükümetine 2 bakanlık alarak dahil oldu. Bu hükümette Alparslan Türkeş Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı, Mustafa Kemal Erkovan ise Devlet Bakanı oldu.
MHP, 5 Haziran 1977 seçimlerinde yüzde 6,4 oy alarak 16 milletvekili çıkardı ve yine Süleyman Demirel'in başbakanlığında ikinci MC hükümetinde 5 bakanlık aldı. Türkeş yine Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı oldu.


12 EYLÜL SÜRECİ


12 Eylül 1980 darbesinin ardından kapatılan MHP çizgisi, 1983 yılında yeni siyasal partiler kurulmasına izin verilince Mehmet Pamak tarafından kurulan Muhafazakar Parti tarafından temsil edildi. Bu parti 1985'de adını Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olarak değiştirdi. 

1987 referandumundan sonra Türkeş'in siyasi yasağı kalkınca, MHP'nin kurucu lideri, MÇP Genel Başkanı oldu. MÇP'nin 24 Ocak 1993'teki Genel Kurulu'nda delegelerin oy birliği ile partinin adı yeniden MHP oldu ve genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Alparslan Türkeş'in 4 Nisan 1997'de vefat etmesinin ardından 6 Temmuz 1997’de yapılan olağanüstü kurultayda Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş ile Devlet Bahçeli arasında yapılan seçim yarışını Devlet Bahçeli kazandı ve MHP Genel Başkanlığına seçildi.


BAHÇELİ DÖNEMİ


Bahçeli genel başkanlığında MHP, 1999 genel seçimlerin yüzde 17,98 oy alarak DSP'nin ardından en çok oy alan ikinci parti oldu ve 129 milletvekili çıkardı. Kurulan DSP-ANAP-MHP koalisyonunda, biri başbakan yardımcılığı olmak üzere 12 bakanlık alan MHP, ikinci büyük koalisyon ortağı oldu.

Bu dönemde Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit ile sorun yaşayan MHP, yine de koalisyonda uyumla çalıştı ancak yaşanan ekonomik kriz üzerine Dünya Bankası'ndaki görevinden ayrılarak Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Kemal Derviş ile uyuşamadı.

Bu süreçte Bahçeli'nin "3 Kasım'da seçim" çıkışı ile Türkiye 2002'de seçime gitti. MHP'nin, bu seçimlerde oy oranı yüzde 8,3'e düştü ve parti Parlamentoya giremedi.
2007 genel seçimlerinde yüzde 14,29 oy alarak 71 milletvekilliği kazanan MHP, TBMM'de yeniden grup kurdu. MHP, 2011 genel seçimlerinde yüzde 14,27 oy alarak Mecliste 53 milletvekili, Haziran 2015 genel seçimlerinde yüzde 16,29 oy alarak 80 milletvekili ile temsil edildi. 


 MUHALİFLER HAREKETE GEÇTİ


MHP'nin, yüzde 11,94 oy alarak 40 milletvekili çıkardığı 1 Kasım 2015 genel seçimlerinin ardından partide muhalif sesler yükselmeye başladı.
Bahçeli, 15 Kasım 2015'te seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere il başkanlarını Ankara'da topladı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada "birlik" mesajı verilmesine rağmen Sinan Oğan, Koray Aydın ve Meral Akşener, partide değişim istediklerini belirterek genel başkanlığa aday olduklarını açıkladı.

MHP tüzüğü, olağanüstü kongrelerde genel başkan seçimine izin vermediği için tüzük tadilatı kongresi düzenleyerek, arkasından genel başkan seçmek isteyen muhalifler, birlikte hareket ederek kayıtlı bin 232 delegeden imza toplamaya başladı.

Bahçeli ise parti içinden yükselen "olağanüstü kurultay taleplerini" reddederek, kurultayın 2018'de yapılacağını açıkladı.

Daha sonra yaşanan bir dizi hukuki süreç çerçevesinde, "Çağrı Heyeti"nin olağanüstü kongrenin yapılacağını duyurduğu tarih olan 15 Mayıs'ta, partililer Büyük Anadolu Oteli'ne gitmek üzere toplandı ancak polisin aldığı önlemler nedeniyle otele ulaşamadı.

Kongrenin yapılacağı otelin önüne Meral Akşener, Koray Aydın, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ aynı araçla geldi. Hazırlanan ortak basın bildirisi eski MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından okundu.

Bahçeli, muhaliflerin bu girişimini "tarla kongresi" olarak nitelerken, Akşener'in başını çektiği muhaliflerin bir kısmı daha sonra İyi Parti'yi kurdu.


CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ekim 2016'daki grup toplantısında yaptığı "Başkanlık sistemi" çıkışıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve 16 Nisan 2017'deki anasaya değişikliğine giden yolu açan isimlerden biri oldu. Türkiye, bu referandumda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçti.

MHP, 24 Haziran 2018'de erkene alınan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi'ne AK Parti ile kurduğu "Cumhur İttifakı" ile girdi. MHP bu seçimde yüzde 11,1 oy oranı ile 49 milletvekili çıkardı.





25 Haziran 2018 Pazartesi

Devlet Bahçeli'nin Türkiye'de Son 16 Yılda Siyasete Yön Veren Kararları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen Devlet Bahçeli, bu yıl da erken seçim isteyerek siyasetin seyrini değiştirdi. İşte Bahçeli'nin 16 yılda siyasete yön veren kararları.. 

 

24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı. MHP de Meclis'teki sandalye sayısını artırırken Bahçeli'nin son 16 yılda Türk siyasetine yön veren kararlarını BBC derledi.

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu yıl da beklenmedik şekilde erken seçim çağrısı yaptı. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Haziran'da erken seçime gidileceğini duyurdu.

2002'DE KOALİSYON BİTTİ AK PARTİ İKTİDARA GELDİ

Devlet Bahçeli, 1999 seçimlerinde DSP ve ANAP'la kurulan koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
Koalisyon hükümetinde ilk kırılma, 13 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinden sonra "idam tartışması" ile başladı.

ÖCALAN'IN İDAM CEZASI İÇİN DİRETTİ

Avrupa Birliği müzakere süreci nedeniyle Türkiye idam cezasını kaldırmaya hazırlanırken, Bahçeli Öcalan'ın idamı için diretti ancak dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in yoğun çabaları sonucu göstermelik olarak idam cezası verilse de bu sonra bu ceza müebbete çevrildi.
Koalisyon idam tartışması sınavını verse de, görünür gerekçesi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatması olan 2001 ekonomik krizi ve arkasından da Mayıs 2002'de Ecevit'in artan sağlık sorunları koalisyon için sonun başlangıcını hazırladı.
Tartışmaların DSP içine de yansımasıyla Temmuz ayı içinde DSP grubunun sayısı, Ecevit'in görevden çekilmemesine tepki gösteren milletvekillerinin istifasıyla yarı yarıya düşmüştü.
Bu gelişmeler sırasında koalisyon hükümetinin ikinci büyük ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 7 Temmuz 2002 günü, partisinin Bursa'nın Keles ilçesinde düzenlediği 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı'nda yaptığı açıklamada 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçim yapılmasını istedi.
16 Temmuz 2002'de koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin genel başkanları arasında yapılan zirve toplantısında 3 Kasım'da erken seçim yapılması kararı alındı ve bu karar TBMM'de 31 Temmuz 2002'de onayladı.
Türkiye, böylece 3 Kasım'da 16 yıldır iktidarda olan AK Parti iktidarıyla tanıştı.

2007'DE ABDULLAH GÜL'E CUMHURBAŞKANLIĞI YOLUNU AÇTI

Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın karşısına aday çıkma olasılığı ve KHK'lare yönelik eleştirileri nedeniyle bugün sert sözlerle eleştirdiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 2007'de Cumhurbaşkanlığı yolunu açan isim oldu.
Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Genel Kurul'da 367 milletvekilinin bulunması gerektiği yönündeki kararı sonrası Köşk seçimi yapılamayınca genel seçime gidildi.
Barajı aşarak Meclis'e giren MHP'nin lideri Bahçeli seçimden kısa süre sonra yaptığı açıklamada, "Eğer konu Anayasa Mahkemesi'nin son kararına göre 367 sayısı açısından değerlendiriliyorsa MHP cumhurbaşkanlığı seçiminde orada olacaktır" dedi.
MHP'nin Genel Kurul'daki oylamaya katılma kararı, Gül'e o zaman Cumhurbaşkanlığı'na temsil eden Çankaya Köşkü'nün yolunu açtı.
Gül, 28 Ağustos 2007'de 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

2015'TEKİ HÜKÜMETİ REDDETTİ YİNE AK PARTİ KAZANDI

AK Parti hükümeti, 7 Haziran 2015'de yapılan genel seçimlerde, iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra ilk kez, tek başına hükümet kuracak oy oranına ulaşamadı.
Devlet Bahçeli, daha resmi sonuçlar açıklanmadan, 7 Haziran akşamı kendisinin "hiçbir hükümet formülü içinde olmayacağını" ilan edip, kendilerine "ana muhalefet görevi verilmesini" talep etti.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle, dönemin başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu koalisyon için arayışlara başladı.
Kapısı çalınan Bahçeli, AK Parti'nin koalisyon teklifini reddederken, koalisyon formülleri de önerdi.
Bahçeli, "Birinci koalisyon modeli, baştan bu yana birliktelikleri devam eden AK Parti-HDP arasında olması lazımdır. 2. bir koalisyon modeli. AK Parti-CHP ve HDP" diyerek, bir kez daha hiçbir hükümet formülünde yer almayacağını ilan etti.
AK Parti'nin ilk istediği formül olan "AK Parti-MHP koalisyonu"nun olmayacağı anlaşılınca, Erdoğan'ın hiç istemediği formül olan "AK Parti ile CHP koalisyonu" konusunda günlerce görüşmeler sürdü ancak sonuçsuz kaldı.
Erdoğan CHP'ye hükümeti kurma görevi vermeyince, geçici hükümet kurularak 1 Kasım 2015'te erken seçim kararı alındı.
Temmuz 2015'de PKK'nin çözüm sürecini bitirdiğini açıklaması ve arkasından Ankara, İstanbul gibi büyük kentlerde yaşanan ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği IŞİD ve PKK saldırıları ülkede büyük bir kaos ortamı yarattı.
"Güven" arayışındaki seçmen yüzde 49,5 oyla AK Parti'yi bir kez daha tek başına iktidara taşıdı.

2016'DAKİ ÇIKIŞIYLA PARLEMENTER SİSTEMİN SONUNU HAZIRLADI



Devlet Bahçeli 15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişimi sonrasında yapılan Yeni Kapı Mitingi'ne katılarak iktidara koşulsuz destek açıkladı.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra gündeme getirdiği Başkanlık Sistemi'ne karşı olan Bahçeli, 15 Temmuz'dan sonra ise tutum değiştirdi. 11 Ekim 2016'da grup toplantısında yaptığı "sürpriz" açıklamayla, AK Parti'ye, dolayısıyla Erdoğan'a "başkanlık önerisini Meclis'e sunması" çağrısı yaptı.
Bahçeli, "Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek" diyerek başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Bundan sonraki süreç hızla ilerledi,
Ocak 2017'de adına iki partinin "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" dediği, "Türkiye tipi başkanlık sistemini" içeren anaysa değişikliği TBMM'den geçti.
Referandum aralığında kabul edilen değişiklik 16 Nisan 2017'de halkoylamasına sunuldu.
Bahçeli, anayasa referandumda "Evet" diyeceklerini açıkladı ve anayasa değişikliği yüzde 51,4 "Evet" oyuyla kabul edildi.
Bahçeli, Türkiye'de "sistem değişikliği"nde de kilit rol oynadı.

MUHALEFETTEN CUMHUR İTTİFAKI'NA

15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi öncesi Erdoğan'a en sert eleştiriler yönelten, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'a karşı, CHP ile birlikte çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyen Bahçeli, darbe girişimi sonrasında başlayan başkanlık anayasası ortaklığını, yine kritik bir hamle ile "ittifaka" taşıdı.
Anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından Türkiye gündemine erken seçim tartışması girdi.
Bahçeli, 8 Ocak 2018'de medya temsilcilerine partisinin cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini ve Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladı. Yapılacak uyum yasaları düzenlemesi ile önce yüzde 10'luk seçim barajının düşürülmesini talep eden Bahçeli, Erdoğan'la yaptığı görüşmeler sonrasında ittifak yapabileceklerini açıkladı ve bunun "cumhur ittifakı" olabileceğini bildirdi.
AK Parti'den de olumlu yanıt gelince, siyasi partilerin isimlerinin oy pusulalarında yer alacağı resmi ittifak düzenlemesi TBMM'de kabul edildi.
Düzenleme, ittifak yapan siyasi partilerden birinin yüzde 10'un üzerinde oy alması halinde "barajı geçmiş sayılacağı" hükmü içerdiği için, Bahçeli partisini TBMM'ye sokmayı da garantilemiş oldu.

2018'DE BİR KEZ DAHA ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI



Devlet Bahçeli, son kritik çıkışını da yine partisinin grup toplantısında ve 16 Nisan 2017 referandumunun yıldönümünden bir gün sonra yaptı.
Tıpkı 2002'de olduğu gibi, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık 1,5 yıl kala, seçimlerin 26 Ağustos 2018'e alınması çağrısında bulundu.
Bahçeli'nin bu kararında, Mart 2019'da yapılacak olan yerel seçimlerden çıkabilecek olumsuz sonuç ve AK Parti ile seçim kampanyası sürecinde tabanda yaşanabilecek kırılmaların yaklaşık 7 ay sonra yapılacak olan genel seçim ittifakına "olumsuz yansıyabileceği" endişesinin yattığı belirtiliyordu.
MHP beklentilerin aksine seçimden sandalye sayısını artırarak çıkmayı başardı.
24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken MHP de kesin olmayan sonuçlara göre Meclis'teki sandalye sayısını 35'ten 50'ye çıkardı ve Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı.
Kesin olmayan sonuçlara göre AK Parti'nin 293 milletvekiliyle temsil edileceği Meclis'te çoğunluğu bulunmayacak. Bu yüzden AK Parti yeni dönemde TBMM'de yasa çıkarmak için MHP'nin desteğine ihtiyaç duyacak.

1 Mayıs 2018 Salı

Türkiye'de Siyasi Partiler MHP

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye siyaset sahnesinin milliyetçi partisi, Alparslan Türkeş tarafından kuruldu. 12 Eylül 1980'in ardından kapatılan parti, en yüsek oy oranına Devlet Bahçeli liderliğinde 1999'da ulaştı.

MHP'nin sembolleri

Partinin amblemi kırmızı zemin üzerine beyaz üç hilalden oluşuyor ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nu sembolize ediyor. Hilal içinde bozkurt ise MHP’nin gençlik kolları tarafından kullanılıyor. Ergenekon Destanı’nda bozkurtun Türklere Ergenekon’dan çıkarken yol gösterdiğine inanılıyor.
Türkiye’yi 12 Mart (1971) ve 12 Eylül’e (1980) götüren süreçte sağ-sol çatışmalarında ön saflarda bulunan önemli partilerden birisi olan Milliyetçi Hareket Partisi, siyasi söylemine komünizm karşıtlığı ile başladı. Türkiye’de 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından güçlenen milliyetçi taban, kurulduğu 1969 yılından itibaren MHP çatısı altında toplandı.
Komandoları ve ülkü ocaklarıyla, öğrenci eylemleri gibi toplumsal çatışmaların odağında yer alan MHP, onlarca kişinin ölümüne neden olan kanlı çatışmaları tetiklediği gerekçesiyle 12 Eylül 1980 darbesinin ardından kapatıldı.
Partinin yargılanan lideri Alparslan Türkeş, dört buçuk yıl süren tutukluluğun ardından 1985’te beraat etti. Kadro, Milliyetçi Çalışma Partisi adı altında 1987’de siyaset hayatında yeniden kendini gösterdi. Parti, 1992 yılında eski ismine tekrar kavuştu. Bugün, Türkiye’nin önde gelen partilerinden biri olan MHP’nin Genel Başkanlığını Devlet Bahçeli yürütüyor.

Dokuz Işık Doktrini

Günümüzde ılımlı bir milliyetçilik sergileyen MHP, zaman içinde çizgisinde çeşitli kaymalar yaşadı. Partinin yola çıkışında benimsediği ideoloji ise Türkçü-Turancı ideolojiydi.
Kurucu Alparslan Türkeş, ideolojisini Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlakçılık, İlimcilik, Toplumculuk, Endüstri ve Teknikçilik, Köycülük, Gelişmecilik ve Halkçılık, Hürriyet ve Şahsiyetçilik olmak üzere dokuz ilkeyle açıkladı.
Türkeş, MHP’nin öğretisini, “Türk milletinin özelliklerine uygun Müslüman ve Türk realitesini göz önünde bulunduran, modern ilim ve tekniği yol gösterici olarak kabul eden milli bir doktrin” olarak tanımladı.
MHP’nin kurucusu, Türklerin bir bayrak altında toplanmasının uzak ama mümkün olan bir hedef olduğu görüşündeydi.
MHP, emekli albay Alparslan Türkeş tarafından kuruldu.
[MHP]

Türkçü-Turancı ideoloji

Türkeş’in bu Türkçü-Turancı vizyonunun ilk yansımalarına, memleketi Kıbrıs’ta Türklerin azınlık muamelesi görmesine duyduğu tepkiye karşı kaleme aldığı yazılarda rastlanıyor.

Çeşitli dergilerde Pantürkist ideolojiyi savunan yazılar yazan Türkeş’in düşünceleri, 2. Dünya Savaşı sırasında öne çıkan radikal milliyetçilik akımından da etkilendi. Türkiye’de Türkçülüğün yükselişine büyük katkı sağlayan unsurlardan biri de Sovyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılacağı ve Türki cumhuriyetlerin bağımsız kalacağı düşüncesiydi.
Türkeş’in ideolojisinin gelişmesinde dönemin önde gelen yazar, şair ve tarihçisi Nihal Atsız’ın da büyük etkisi var. Cumhuriyet devri Türkçülüğü’nün öncüsü olan Atsız’ı takip eden Türkeş, 1944’te Atsız ve arkadaşlarıyla birlikte Türkçülük-Turancılık davasında yargılandı.
Türkeş’in ismi kamuoyunda ilk olarak bu davayla duyuldu. İlerleyen yıllarda ise önce darbecilerin arasında, daha sonra da sivil bir parti lideri olarak Türk siyaset sahnesinde yerini aldı. Lideri olduğu MHP ise yıllar içinde değişen iç ve dış konjonktüre göre şekil aldı.
TARİHÇE
Türkiye siyasetinde 1960’tan itibaren öne çıkan isimlerden biri olan Alparslan Türkeş’in kurduğu Milliyetçi Hareket Partisi, 1969 yılından itibaren siyasi yelpazenin sağ tarafında, milliyetçi bir parti olarak yerini aldı.
27 Mayıs 1960 darbesini Türkiye’ye duyuran bildiriyi okuyan isim olan Alparslan Türkeş, Türkçü-Turancı ideolojisini bu partiyle Türk siyasetine tanıttı.
Darbenin ardından yaşanan süreçte sürgüne gönderilen ve siyaset sahnesinden bir süre uzak kalan Türkeş, önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) üye oldu. 1965’te Osman Bölükbaşı’nın ölümüyle lidersiz kalan CKMP’nin başkanlık koltuğuna aynı yıl içinde oturmayı başardı. 1969’da partinin ismi MHP olarak değişti. Böylece, Türkiye’nin önde gelen milliyetçi partisinin temeli atılmış oldu.

12 Mart Muhtırası


Türkeş’in partisi CKMP’nin sözcüsü Rıfat Baykal, partinin kamplarda gençlere komando eğitimi vereceğini açıkladı. Bu dönemde sol ideolojideki gençler ise İsrail’e karşı gerilla yetiştiren Filistin kamplarında eğitim görüyordu.
1971’e giden dönemde sağcı ve solcu bu gruplar arasında çok sayıda çatışma yaşandı. Bunların ilki, 1969’da ABD Altıncı Filosu'nun ülkeye gelişini protesto etmek isteyen gruplar arasında yaşandı. Solcu gençler meslek kuruluşlarıyla birlikte İstanbul Taksim Meydanı'nda buluştu. Sağcılar ise Dolmabahçe Sarayı önünde toplandı. İki grup Gümüşsuyu’nda karşı karşıya geldi. Olaylarda iki kişi öldü, 114 kişi ise yaralandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 12 Mart 1971 muhtırasında MHP, nasyonal sosyalistlikle, ırkçılık ve faşistlikle suçlandı. Bu tarihte solcuların Dev-Genç örgütü ve sağcıların Ülkü Ocakları kapatıldı.
Türkeş, 1980'in ardından dört yıl, yedi ay hapis yattı. [AA]

Milli Cephe hükümetleri

Muhtıranın ardından MHP, 1977 yılına kadar oylarını yüzde yedinin üzerine çıkarmayı başardı. Parti, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi ile oluşturduğu koalisyon olan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetleriyle iki kez iktidar ortağı olma fırsatı yakaladı.
Alparslan Türkeş, 31 Mart 1975’te kurulan birinci MC hükümetinde Başbakan Yardımcısı oldu, MHP’li M. Kemal Erkovan ise Devlet Bakanı olarak görev aldı. Bu hükümet 21 Haziran 1977’ye kadar görevde kaldı.
Türkeş, 21 Temmuz 1977’de göreve başlayan ikinci MC hükümetinde de Başbakan Yardımcılığı görevini üstlendi ve bu kez MHP hükümete dört bakan daha gönderdi. 5 Ocak 1978’de ikinci MC hükümetinin dağılmasının ardından Türkiye’de sağ-sol çatışmaları hızla yükselişe geçti. Parti, toplumsal gerilimi tırmandırmakla suçlandı ve 1980 darbesinin önünü açan en önemli aktörlerden biri olarak görüldü.
Türkeş, darbe sonrası tutuklanarak dört yıl yedi ay 25 gün hapis yattı. Sağlık sebeplerinden ötürü 1985’te tahliye edildi ve 4 Ekim 1987’de Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Genel Başkanlığı'nı Abdülkerim Doğru’dan devralarak siyaset sahnesine geri döndü.

İslamcılarla görüş ayrılığı

MÇP, 1991 genel seçimlerinde Refah Partisi (RP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile ittifak kurdu. Sonuçlar, 19 MÇP üyesinin meclise girmeyi başardığını gösterdi, ancak parti mecliste grup kurmak için gerekli 20 sandalyeyi elde edemedi. Bu arada üyeler arasındaki ideolojik farklılıklar çeşitli bölünmelere yol açtı. Bunların en önemlisi 9 Aralık 1991’de yaşanan ayrılık oldu. Parti içindeki İslamcı kesim, Muhsin Yazıcıoğlu liderliğinde gruptan ayrıldı.
Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997'de hayatını kaybetti. [AA]
Türkeş’in partisi bu arada yeniden MHP ismini aldı ve 1995 seçimlerine tek başına katıldı. Ancak parti yüzde 8,18 oranında oy alarak yüzde 10 olan seçim barajının altında kaldı ve meclise giremedi. Partinin kurucusu Alparslan Türkeş ise 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Türkeş sonrası

Destekçileri tarafından ‘Başbuğ’ olarak adlandırılan Alparslan Türkeş’in ardından MHP’de yeni bir dönem başladı. 6 Temmuz 1995 Genel Kurultayı’nda Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ile yarışan Devlet Bahçeli partinin ikinci genel başkanı oldu.
Parti, 1999 yılında yapılan genel seçimlere Bahçeli liderliğinde girdi ve yüzde 17,98’la Demokratik Sol Parti’nin (DSP) ardından en çok oy alan ikinci parti oldu. 129 milletvekili çıkardı ve DSP-ANAP-MHP koalisyonunda 12 bakanlık elde ederek hükümetin ikinci büyük ortağı oldu.

İdam cezasının kaldırılması

Koalisyon, iktidarı süresinde Avrupa Birliği'ne adaylık statüsü kazanan Türkiye ile örgüt arasındaki müzakereler gereğince ilk üç uyum paketini yasalaştırdı. Bunlar uyarınca ana dilde öğrenim ve yayın hakkı ile idam cezasının kaldırılması uzun tartışmalara neden oldu, ancak MHP'nin muhalefetine rağmen kabul edildi. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın da bu kanundan yararlanarak idam edilememesi ise tartışmaları iyice tırmandırdı. Hükümet bu süreçte yaşanan sürtüşmeler nedeniyle zayıfladı.
MHP, 1999 seçimlerinde tarihindeki en yüksek oy oranına
ulaştı. [AA]
3 Kasım 2002’de yapılan erken seçim ise MHP’nin beklentisinin altında oranlarla sonuçlandı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) dışındaki partiler ile birlikte MHP, yüzde 10'luk seçim barajının altında kalarak meclise giremedi. AKP tek başına iktidar oldu.

Meclis'e geri dönüş

MHP, 2007 seçimlerinde ise oy oranını yüzde 6 civarında arttırarak yüzde 14,29 ile 71 milletvekilliği kazandı ve yeniden mecliste grup kurdu. Parti, 2009 yerel seçimlerinde ise biri büyükşehir, 10 ilin belediye başkanlığı ile toplam 490 belediye başkanlığı kazandı. MHP, 2011 seçimlerinde ise yüzde 13,01 oranında oy aldı. Partinin TBMM'deki şu anki sandalye sayısı ise 52.
4 Kasım 2012’de yapılan 10. Olağan Büyük Kurultay’da Devlet Bahçeli, 1241 delegeli seçimde 725 oy alarak en yakın rakibi Koray Aydın’ı geride bıraktı. Bahçeli daha önce 2000, 2003, 2006 ve 2009 yıllarındaki kurultaylarda da koltuğunu korumuştu.
PARTİNİN TEMEL KONULARDAKİ DURUŞU

Temel hak ve özgürlükler


MHP'nin kurucusu Alparslan Türkeş'e göre toplum ve birey arasındaki ilişkide milletin menfaatleri öne çıkar, bireyin hak ve özgürlükleri ikinci planda kalır. Bu düşünce totaliter ve hiyerarşik bir ideolojinin önünü açtığı gerekçesiyle çeşitli kesimler tarafından eleştirilmiştir.
MHP'nin parti programında yer alan açıklamada insan hak ve özgürlükleri “Her insanın insan olması sıfatından kaynaklanan, şahıslara bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez niteliklere sahip temel hak ve özgürlükleri bulunur" şeklinde ifade edilmiştir.
Ancak kişisel hak ve özgürlüklerin sınırı olması gerektiğinin altını çizen MHP, “Partimiz, bireyin haklarını kullanma özgürlüğünün sınırını aynı zamanda diğer bireylerin haklarını kullanma özgürlüğünün de sınırı olarak kabul eder” demektedir.
MHP, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almayı amaçlayan evrensel hukuki normların geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamayı benimsediğinin altını çizer. Parti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı davranış ve uygulamaları ise bu kişisel hak ve özgürlüklerin dışında tutuyor.

Hukuk ve adalet

MHP'nin parti programında haklıyı koruyan bir adalet sisteminin önemine vurgu yapılıyor. Parti, adaleti, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak gördüğünü ifade ediyor.
Bu bağlamda, MHP, hukukun üstünlüğü prensibinin hâkim kılınmasını, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını, çeşitli güç unsurlarının hukuk devleti kurallarına göre sınırlandırılmasını devletin temel görevi olarak görüyor.
MHP'ye göre hukuk ve adalet alanında yargı hizmetlerinde etkinlik, hızlı ve adil yargılanma, yargı bağımsızlığı, suç ve ceza arasında denge sağlanması, kesin hüküm olmadan suçlu gösterilmenin önlenmesi, suçlunun topluma kazandırılması gibi esaslar öne çıkmalı.

'Milli demokrasi'

'Milli demokrasi'yle her bireyin kendi sosyal sınıfı çerçevesinde temsil edileceğini söyleyen Türkeş'e göre Türk halkı için en uygun yönetim şekli ise başkanlık seçimi. Türkeş bununla ilgili olarak “Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık yetkileri tek şahısta toplanarak temelinde otorite, güven, disiplin olan bir hükümet doğacaktır" demişti.

Demokratikleşme ve sivil toplum

Parti programında MHP'nin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlükleri ile fikir, teşebbüs ve vicdan özgürlüğünün en geniş anlamda teminat altına alındığı bir sistem olarak gördüğü belirtilmekte. MHP'nin kurucusu Alparslan Tükeş, 'Türkiye'nin Meseleleri' adlı kitabında milli devlet ve milli demokrasi anlayışını anlatmıştır. Türkeş'e göre Batılı anlamda temsili demokrasi belirli bir sınıfı temsil etmesinden dolayı Türk milletine uygun değil. Ona göre, Türk milletine en uygun demokrasi, milli demokrasidir.
MHP'ye göre ideal bir demokrasi ancak vatandaşların hak ve menfaatlerinin korunması, siyasi ve sosyal katılımlarının sağlanması, fırsat eşitliği tanınması ve ekonomik değerlerin eşit paylaşımı halinde gerçekleşebilir.
MHP, yine parti programındaki açıklamalarına göre çoğunluk iktidarı prensibinin çoğunluk diktasına dönüşme ihtimalinin önlenmesi gerektiğini savunuyor.

Medya ve basın

MHP, tutuklu gazetecilerin de içinde bulunduğu sorunların tespit edilmesi için TBMM’ye CHP tarafından 2011 yılında sunulan araştırma önergesine destek verdi.
Önergede, tutuklu gazeteciler ve basın özgürlüğüne engel olan diğer sorunların tespiti, bunların ortadan kaldırılarak basın özgürlüğünün iyileştirilmesi için bir komisyon kurulması teklif edilmişti.
MHP'li Şandır Parlamento Muhabirleri Derneği'nde.[AA]
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, önergeyle ilgili mecliste yaptığı konuşmada Türkiye’de basın özgürlüğünün gittikçe gerilediğini savundu. Ergenekon Davası kapsamında tutuklanan gazetecilerle ilgili olarak, silahlı örgüt kurmak ve darbecilik yapmakla suçlanan gazetecilerin tutukluluklarının cezalandırmaya dönüşmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
Şandır, TBMM’de yaptığı konuşmada “Milletin iradesini savunalım, terörle mücadeleye koşulsuz destek verelim ama bu iki ortak değer adına biz basın özgürlüğünü kısıtlamayı bir yol olarak görürsek yanlış yapmış oluruz” ifadelerini kullandı. CHP tarafından sunulan bu önerge TBMM Genel Kurulu tarafından reddedildi.

Azınlıklar ve Kürt Sorunu

Dokuz Işık Doktrini'nin birinci ilkesi olan milliyetçilik Türkeş’in ideolojisinin temelini oluşturur. Bunun diğer parti programlarındaki milliyetçilikten farkı Türk’ün nasıl tanımlandığıyla alakalıdır.
Türkeş'e göre "Türküm diyen ve Türk milletinin çıkarları için çalışan herkes Türktür. Yine de Türküm demekle Türk olunmamaktadır, ona göre Türk milleti aynı tarihten gelen ve tarih bilincine sahip olan, aynı dinden olan, aynı kültürde yoğurulmuş, aynı devleti kurmuş ve yaşatmış, bugün de aynı devletin sahibi ve aynı bayrağın altında yaşayan insan topluluğudur."
Bu anlayışa göre farklı dinlerdeki Türkiye vatandaşları Türk olarak görülmez yani Türkiye’de yaşayan azınlıklar bu tanımlamanın dışında kalır.
Ancak Türkeş'in görüşünde katı İslamcı tutum yoktur. Türkeş'in İslamiyete mesafeli olmasının nedeni Türk milliyetçiliğini de içinde eriten ümmetçilik anlayışının İslamı benimsemesidir. Türkeş, almış olduğu askeri eğitimin de etkisiyle dinin siyasete karıştırılmasına karşıdır.

Türk azınlığa bakış

MHP, AB’nin Türkiye’ye tam üyelik müzakereleri süresince dayattığı tüm uygulamaların Yunanistan gibi Türk azınlığın yoğun olarak bulunduğu ülkelerde aynen uygunmasını istiyor. Bahçeli, Haziran 2012'de Batı Trakya’ya yaptığı ziyaret sırasında "Türkiye'ye [AB tarafından] dayatılan ne varsa, [aynı haklar] Batı Trakya'da da kabul edilmeli. Batı Trakya Müslüman Türk azınlığın hakları Yunanistan tarafından garanti altına alınmalı, geliştirilmeli" diye konuşmuştu.

Partinin günümüzdeki çizgisini ise şimdiki lideri Devlet Bahçeli'nin 4 Kasım 2012’de MHP 10. Olağan Kurultayı’nda Kürtlerle ilgili söylediği sözlere bakarak anlayabiliriz:
Bahçeli kurultayda, “Sözde Kürt Sorunu kanlı emperyalistlerin tuzağıdır. Sözde Kürt Sorunu bölücü terörün hain ve kanlı eylemlerini sakladığı ihanet kılıfıdır” diye konuştu.
Bahçeli ve MHP’nin bakış açısıyla Türkiye’de Kürtlerin durumu bir ‘sorun’ teşkil etmiyor. Aynı konuşmada Kürtlerin siyaset, iş hayatı, ticaret, spor, sanat gibi toplumun hiçbir alanında haklarının yenmediğini öne süren Bahçeli, hakkı yenen vatandaşlar için MHP’nin de sonuna kadar mücadele edeceğini söyledi.
Ancak Bahçeli, AKP hükümetinin 'demokratik açılım' konusunda attığı adımları da bu konuşmada sert şekilde eleştirdi. Kürtlerin silahlı örgütü PKK’nın İmralı Adası’nda ev hapsinde bulunan lideri Abdullah Öcalan için ‘İmralı canisi’ hitabını kullanan Bahçeli, Öcalan’ın ev hapsine alınması ve ardından serbest bırakılması ihtimalinden duyduğu kaygıyı dile getirdi.
Türkiye’nin yakın vadede Büyükşehir Belediyesi Kanun Tasarısı yoluyla federatif yapı kazanacağını ve anayasa değişikliğiyle Türklük kavramının tasfiye edileceğini söyleyen Bahçeli, bu şekilde ortaklık devleti tesis edileceğini öne sürdü. Anadilde eğitim hakkının verilmesinin ‘Türk milletinin kanını emecek’ bir adım olduğunu söyleyen Bahçeli, PKK üyelerini kapsayacak genel affın da Türkiye’yi karanlığa sürükleyeceğini öne sürdü.
Bahçeli “Ve nihayet sözde Kürt Sorunu yakıtıyla dört parçalı Kürdistan'ın kurulması kaçınılmaz olacaktır" ifadelerini kullandı.

Ekonomi

MHP’nin ekonomi programı içinde önem verdiği hususlar arasında, yerli üretimin desteklenmesi ve dış kaynaklara bağımlılığın azaltılması önde geliyor. MHP bunu, "ihracatın ithalat bağımlılığını azaltmak amacıyla ithal girdilerin yurtiçinde üretiminin teşvik edilmesi" olarak formüle ediyor.
Parti, “Türk Malı” imajının yerleşmesi için moda-marka oluşturulması ile tanıtım ve tasarım faaliyetlerinin desteklenmesini de istiyor.
Parti programında ekonomi hedefi olarak, kamu ve özel sektör borç stoğunu sürdürülebilir bir seviyeye indirmek, rekabetçi piyasa ekonomisini güçlendirmek, küçük yatırımcının korunması, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, tarım sektörünün modernize edilmesi, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması maddeleri yer alıyor.
Vergi siteminin de daha adaletli hale gelmesi gerektiğini savunan MHP, bu sistemin, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını dikkate alan dinamik bir yapıya kavuşturulmasını öngörüyor. Bu çerçevede yatırım yapanlara, istihdam, üretim ve ihracat artışı sağlayanlara yönelik vergi indirim ve kolaylıklarını içeren bir program uygulamaya konulmasını planlıyor.

Kamu yönetimi



MHP kadroları, yerel yönetimlerin hizmet kapasitesinin artırılması ile bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması, bunların kalitesinin ve etkinliğinin arttırılması gerektiğini düşünüyor. Parti, bu alanda denetimin daha iyi yapılması, alternatif politikalar üretilmesi, vatandaşın kendisiyle ilgili karar süreçlerine iştirakının sağlanması gerekliliğini öne çıkarıyor.
Uluslararası normlarda sendikalaşma, çalışanların uluslararası normlara uygun şekilde sendikal haklara sahip olması da MHP’nin bu alanda öngördüğü öncelikler arasında.
Bu bağlamda parti, nüfuz ve güç kullanımının önlenmesi ile yolsuzluk ve adam kayırmanın önüne geçilmesini istiyor ve sivil oluşumların kamu hizmetlerinin denetimine iştirakının gerekliliğine inanıyor.
Bahçeli, Ülkü Ocakları'nın yaptırdığı ilkokulun açılışında. [AA]

Eğitim

MHP’nin ideolojisi gereği eğitim alanında en fazla önem verdiği konu eğitim ve öğretim dilinin Türkçe olması. Parti programında bu, “Eğitimin her kademesinde eğitim dili Türkçe olup, Türkçe’den başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” şeklinde ifade ediliyor.
MHP’nin eğitim alanındaki hedefleri arasında okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, zorunlu temel eğitim süresinin arttırılması, mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilmesi var.
Parti, e-öğretim imkanlarının geliştirilmesi, şehit ve gazi çocuklarının eğitim harcamalarının devlet tarafından karşılanması, yurtdışındaki Türk çocukları için eğitim imkanlarının artırılmasını da istiyor.

Sağlık

MHP, sağlık ücretlerinin hizmetsiz olması ve bu alandaki hizmetlerin kolay ulaşılabilir, kullanılabilir ve hasta haklarına saygılı hale getirilmesini hedefliyor.
Aile hekimliği uygulamasının yaygınlaştırılmasını isteyen MHP, hastanelerin teknolojik alt yapısı ve insan gücünün arttırılarak tam gün tam kapasite çalışmasının sağlanmasını istiyor. Özel sağlık kurumlarının teşvik edilmesi gerektiğini savunan MHP, sağlık turizminin geliştirilmesi için serbest bölgeler oluşturulmasını da planlıyor.
Sağlık sigortasının bütün nüfusa yaygınlaştırılması ve tüm vatandaşların hastane ile hekim seçme hakkına sahip olması da MHP’nin hedeflerinden.
MHP, ilaç, aşı, serum ve tıbbi araç üretimine destek vererek, bunların Türkiye’de üretilmesi konusunda yapılacak AR-GE çalışmalarının teşvik edilmesi gerektiği görüşünde.

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik

MHP’nin çalışma hayatının düzenlenmesiyle ilgili önde gelen hedefleri arasında sosyal sigorta sistemini ‘uygulanabilir’, ‘sürdürülebilir’ ve ilgili taraflarca ‘kabul edilebilir’ hale getirmek başta geliyor.
Sigortasız çalışmayı ve kayıtdışı istihdamı önlemek ve ücret dengesizliğini gidermek isteyen MHP, sendikal haklar ile sosyal güvenlik sisteminin bilgi teknolojileri altyapısını çağa uygun hale getirmeyi hedefliyor.

Dış politika

‘Lider Türkiye Ülküsü’nden yola çıkan MHP, Türkiye’nin Kafkasya ve Balkanlar bölgesinde lider ülke olmasını hedefliyor. MHP’nin dış politika hedefleri ağırlıklı olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Kıbrıs, Kafkasya coğrafyasında kurulacak stratejik ve ekonomik ortaklık ile kültürel ve siyasi işbirliği yapılması üzerinde yoğunlaşıyor. MHP, Orta Doğu’da ise işbirliği ve istikrar sağlayıcı politika üretilmesini amaçlıyor.
Kıbrıs’ı ‘Türkiye’nin en önemli milli meselesi’ olarak değerlendiren parti, siyasi çözüm kapsamında Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sulandırılmasının kabul edilemez olduğunu belirtiyor. MHP, Kıbrıs’ta tek gerçekçi uygulanabilir ve yaşayabilir çözümün iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanma olduğu görüşünde.
Bahçeli 2012'de Batı Trakya'daki Türklerle bir araya geldi. [AA]
MHP, Türkiye-AB ilişkilerinin “kimlik ve kader sorunu” olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Parti, Türkiye’nin AB'nin yörüngesinde sürüklenmeye mecbur, mahkum ve muhtaç olmadığı görüşünde. Tam üyelik dışındaki yaklaşımların kabul edilmemesi gerektiğini savunan MHP, birliğin Kıbrıs, Yunanistan ve Ermenistan konularındaki yaklaşımının da Türkiye’nin çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini, ancak bu koşulla müzakerelerin sürdürülebileceğini söylüyor.
ABD ile ilişkilerde ‘karşılıklı çıkar’ ilkesini savunan MHP, ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında bu esasa bağlı kalınmasını hedefliyor.
Rusya ve İran gibi Karadeniz ve Hazar havzası ülkeleri ile Balkan ve Orta Doğu ülkeleriyle ortak projeler geliştirilmesini savunan MHP, Afrika, Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilerek ekonomik işbirliğinin sağlanmasını önemsiyor.
MHP, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve bu ülkedeki Türkmenlerin haklarının korunması gerekliliğine dikkat dikkat çekiyor. Parti, bu ülkeyle ilgili politikasının temelinin buradaki durumun Türkiye için güvenlik tehdidi oluşturmaması üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. MHP, Bu gibi tehditler karşısında Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanması gerektiğini savunuyor.
Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar








Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html