BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Dsp sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Dsp sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

19 Şubat 2019 Salı

CHP'de DSP paniği!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

CHP'de DSP paniği! Kılıçdaroğlu'nu korku sardı
Kılıçdaroğlu’nun CHP’de uyguladığı tek adam rejimi ve mezhepçi politika sol siyaseti yeni arayışlara itti. Aday belirlemede yaşanan taraflı tutum parti vitrinindeki önemli siyasetçileri solda yeni cazibe merkezi haline gelen DSP’ye yöneltti.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaset kumpası sonrasında göreve gelmesi sonrasında CHP’de sık sık ‘mezhepçi, kimlik’ siyaseti eleştirileri yaşandı. Terör örgütü PKK’nın siyasi direktifleriyle hareket ettiği ifade edilen HDP ile yaşanan seçim ittifakları ise parti içi tartışmaları ayyuka çıkardı. 31 Mart yerel seçimlerinde HDP ile açıktan yürütülen ittifak ve bazı adayların yolsuzluk iddiaları ise CHP’nin önemli isimlerini başka bir adrese yönlendirdi. DSP, CHP ve başka partilerden gelen isimlerle solda yeni bir yere oturdu.

ESKİLERE YENİ ADRES

DSP, şu ana kadar yerel seçimlerde 50 il ve 300 ilçede aday belirledi. Belirlenen isimlerin önemli bir kısmını CHP’li belediye başkanları oluşturdu. En önemli isimler arasında; Şişli’den Mustafa Sarıgül, Gaziantep’te Celal Doğan, Silivri’de Selami Değirmenci, Avcılar’da Handan Toprak ve Marmaris’te Ali Acar DSP’li oldu. DSP’nin, İstanbul Büyükşehir adaylığı için de eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sevigen’e teklif götürdüğü ifade edildi. 

CHP EGE'DE ERİYOR

CHP, oy deposu olarak gördüğü Ege Bölgesinde adeta eridi. CHP’den istifa eden Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar da DSP’ye geçti. Muğla’da Sevgi Küpelioğlu, İzmir’de Selçuk Karakülçe, İzmir-Tire’de Tayfur Çiçek, İzmir-Karaburun’da Dinçer Özlüoğlu, İzmir-Çeşme’de Muhittin Dalgıç, Bursa-Yıldırım’da Bahattin Kuşoğlu, Balıkesir-Edremit’te Kamil Saka, Balıkesir-Bandırma’da Dursun Mirza, CHP’ye küsüp DSP listelerine giren isimler oldu. Bandırma’da ayrıca CHP İlçe Başkanı Niyazi Yeloğlu ve parti yönetimi tüm görevlerinden istifa etti.

GAZİANTEP’TE DOĞAN

Adana’da Selami Gördebil, Mersin’de Emrah Küçükkaptan, Yalova-Subaşı’da Ersöz Zümbül, Ankara-Çankaya’da Haydar Yılmaz bir bir DSP saflarına katıldı. Bir dönem CHP ve HDP saflarında siyaset yapan Celal Doğan ise Gaziantep’te DSP çatısı altında sol oylara talip oldu. CHP’nin Şahinbey Belediye Başkan adayı Sezgin Sönmez adaylıktan çekildi. Sönmez, çalışma arkadaşlarından, örgütten enerji alamadığını, enerji düşüklüğü gördüğünü belirtti.

ANKARA'DA DSP'NİN ADAYI HAYDAR YILMAZ

DSP Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olduğu açıklayan eski Çankaya Belediye Başkanı Haydar Yılmaz ‘’Ben kimsenin oyunu bölmeyeceğim çünkü soldan tek adayım’’ dedi. Eski Çankaya Belediye Başkanı Haydar Yılmaz, DSP Genel Merkezine gelerek, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’la görüştü.

KILIÇDAROĞLU SÜREKLİ YANILTIYOR

Kılıçdaroğlu’nun seçimlerde ittifak için DSP’ye ittifak teklifi götürdüklerini fakat bunun kabul edilmediği açılamasına değinen Aksakal ise “Bu külliyen doğru olmayan bir açıklamadır. Oğuz Kaan Salıcı ve Seyit Torun, 8 Ocak 2019’da genel merkezimizde mevkidaşı arkadaşlarımızı ziyaret etti ve bu konu gündeme gelmedi. Daha sonra edindiğimiz bilgiler çerçevesinde, CHP’den istifa ederek DSP’ye gelmeye çalışan arkadaşları kabul etmeyin ricasıyla buraya geldiklerini öğrendik. Eğer oyların bölünmesi gibi bir olay varsa bu oy bölünmesini kendi seçmenlerine cemaatçi, dinci, ülkücü, sağcı aday dayatması yaparak ‘tıpış tıpış oy vereceksiniz’ zihniyetindeki CHP yöneticilerinin bizzat kendileri yapıyor” dedi.

DSP’YE GEÇİŞLERİN SEBEBİ CHP'NİN BECERİKSİZLİĞİ

CHP’den istifa ederek DSP’den yerel seçim yarışına gireceğini açıklayan isimlerin peş peşe gelmesi, muhalefet cephesinde ‘DSP yeni adres mi oluyor?’ tartışmasını beraberinde getirirdi. Bu duruma DSP Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Erdinç Özdil, DSP’ye yönelmenin asıl sebebinin “CHP yönetiminin basiretsiz ve beceriksiz davranışı” olduğunu söyledi.

Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş…


Terör Partisi HDP’nin Eşbaşkanı olan Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” dedi! Terör örgütünün uzantısı olarak bölücülük temelinde siyaset yapan HDPKK’nın Başı’na hak ettiği cevabı MHP lideri Devlet Bahçeli şu sözlerle verdi:
“Türkiye’de Kürdistan diye bir yer yoktur. Tarihin hiçbir döneminde de olmamıştır. Eş Genel Başkan’ın çürük sözü, skandal bir beyan olmasının yanı sıra ihanet ve işbirlikçiliğin alenileşmesidir.”
“Ağzındaki baklayı çıkaran” Sezai Temelli’nin işte bu sözleri; aynı zamanda, -Zillet İttifakı’nın bir parçası olan HDPKK’nın Cumhurİttifakı’na seçimi kaybettirebilmek için nasıl konuşlandırıldığının da açığa vurulmasıdır…
ABD’nin patronajındaki terör örgütleri PKK ile FETÖ; Zillet İttifakı’nı oluşturan CHP/HDP/İP üçlüsünün “ağırlık merkezinde” yer alıyor!

TERÖR PARTİSİ İLE “GÖNÜL İTTİFAKI”

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel “HDP ile gönül ittifakımız var” demişti! (1 Ekim 2018) Bu gibi durumlarda, “Çocuktan al haberi!” denildiğini biliyorsunuz…
Şu sıralar, HDPKK ile birlikteliklerini –akıllarınca saklamaya yeltenen CHP ile İP; Terör Partisi HDP’nin belli yerlerde kendilerine vereceği “tam destek”ten pek memnunlar…
Geçenlerde, CHP’nin İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer; Akşener’in Partisi’nin İzmir İl Örgütü’nü ziyaret etti: Orada HDP’yi savundu; İP’liler de kendisini alkışladı!
HDPKK’nın İzmir İl Eş Başkanı ise partisinin aday çıkarmayıp destekleme kararı aldığı Tunç Soyer için “Profilimize en uygun adaydır” tanımlamasını yaptı!
Yani, nedir?
Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!

 2011’DE CONRAD OTEL’DEKİ HILLARY MASASI

Tam da burada; sekiz yıl öncesine gidelim ve Hillary Clinton’ın Türkiye ziyaretindeki bazı malum görüşmeleri hatırlayalım!
O dönemde ABD’nin Dışişleri Bakanı sıfatını taşıyan Bayan Hillary Clinton; İstanbul’da (Conrad Oteli) Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş ve Meral Akşener ile ayrı ayrı görüşmüştü!

MHP lideri Bahçeli ise Hillary’nin görüşme talebini reddetmişti!

Hillary Clinton ile görüşmelerinden bugüne kadar geçen sekiz sene zarfında neler oldu? Kılıçdaroğlu yine CHP’nin başında; cezaevindeki Demirtaş’ın yerine Sezai Temelli geçti; o vakitler MHP’de yer alan Akşener ise FETÖ’nün “Bahçeli’siz MHP” projesinde sahneye çıkıp başarısız oldu ve de sonrasında kurduğu İyi (Rol Yapan) Parti’nin genel başkanlığını sürdürüyor…
Yani, nedir?
Haydut Devlet’in Dışişleri Bakanı’nın Conrad Otel’de görüştüklerinden sekiz yıl sonra siyasetimizde “Zillet İttifakı” çıktı!
O görüşmelerde dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Francis Riccardone de yer almıştı…
CHP’li Şafak Pavey, 8 Mart 2012’de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Cesur Kadın” ödülünü Washington’da Hillary Clinton ile Michelle Obama’nın ellerinden almıştı!
Bu Riccardone, 22 Mart 2012’de ABD’nin Ankara’daki elçiliğinde Pavey’in “Cesur Kadın!” ödülü münasebetiyle bir resepsiyon verdi!
Konukları arasında Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Gürsel Tekin ve Hikmet Çetin de vardı.
HDPKK’nın öncülü olan BDP’nin elemanları Hasip Kaplan ile Sırrı Sakık da resepsiyonun baş konukları arasındaydı!
7 Haziran 2015 seçiminden bir gün sonra ise CHP’li Şafak Pavey, havalimanında karşılaştığı HPDKK’nın Başı Demirtaş’a “AKP iktidarını, birlikte iyi salladık” demişti!
Ezcümle, günümüzdeki Zillet İttifakı’nın kilometre taşlarındanbahsediyoruz!

KEMAL BEY, ARTIK SUFLEYİ ONDAN ALACAK

Kılıçdaroğlu, Francis Ricciardone ve sonradan onun yerini alan John Bass ile “derin kontak” içindeydi: “Uncle Sam”in Ankara’daki elçilerinden Kapalı Kapılar Ardında “sufleler” alıyordu!
Bir buçuk senedir ABD’nin Ankara’da elçisi yok…
Haydut Devlet’in başındaki Sarı Şeytan Trump, bu koltuk için “kıdemli kariyer diplomatı” David Satterfield’ı aday gösterdi: Eğer, ABD Senatosu onaylarsa Satterfield Türkiye’ye “büyükelçi” atanacak!
Bir başka deyişle; “Benim Adım Kemal” artık sufleyi yahut talimatları işte bu Satterfield denilen diplomattan alacak!

BURAYA DİKKAT

Satterfield mı; 11 Ocak 2018’de ABD Senatosu’nun Dışişleri Komitesi’ndeki oturumda PKK’ terör örgütünün Suriye’deki kolu YPG’ye sahip çıkmış ve şöyle demişti:
“Suriye’den zafer ilan ettikten sonra, öylece çekip gitmeyeceğiz! Bu benim fikrim değil; Bay Başkan’ın stratejik kararıdır!”


30 Ocak 2019 Çarşamba

Kılıçdaroğlu bunu hiç hesap edemedi! Büyük korku...

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
CHP’nin geçtiğimiz günlerde açıkladığı ve toplumun büyük bir kesiminin tepki gösterdiği aday listesindeki isimleri gazeteci yazar Emin Pazarcı, MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ve MHP Genel Sekreteri Engin Büyükataman'a sorduk…

CHP Parti Meclisi geçtiğimiz günlerde Kemal Kılıçadaroğlu başkanlığında ‘yerel seçim’ gündemiyle parti genel merkezine toplantı düzenledi.


ART ARDA İSTİFALAR


Gergin geçen ve yaklaşık 18 saat süren toplantı sonrası CHP'de 145 kişilik bir aday listesi açıklandı ve bu listedeki adı geçen isimlerin çoğu toplumun büyük bir kesiminin yanı sıra hem İYİ Parti hem de CHP tabanından sert tepki gördü.
Öyle ki aday listesinin açıklamasının hemen ardından art arda istifa sesleri geldi.
* CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan PM’deki görevinden istifa etti,
* Menemen İlçe Teşkilatı CHP’den topluca istifa etti,
* CHP’nin Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar, 15 belediye meclis üyesi ile birlikte CHP'den istifa etti,
* CHP İstanbul Sancaktepe Teşkilatı da toplu şekilde istifa ettiklerini duyurdu,
* İttifak ortağı İyi Parti’nin Manisa milletvekili Tamer Akkal, sert bir açıklama yaparak partiye istifasını sundu,
* MHP 21. Dönem Erzurum Milletvekili olan İYİ Parti'nin kurucu üyelerinden Cezmi Polat partiden istifa ettiğini açıkladı,
*CHP Keşan İlçe Başkanı Salim Yatıkçı geçen yıl, Mayıs ayından bu yana yürüttüğü görevinden istifa ettiğini belirten dilekçesini CHP İl Başkanlığı'na sundu.
İstifaların ve tepkilerin ortaya çıkmasında açıklanan listedeki birçok isim etkili olurken bu isimlerin en çarpıcı ve ön plana çıkan ismi CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer oldu.
CHP'nin tartışmalara yol açan İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Tunç Soyer'in PKK'yı açık açık desteklemekten kaçınmadığı ortaya çıktı. Tunç Soyer'in 25 HDP'li belediyeye kayyum atanmasının ardından yaptığı "Darbeye karşı asıl şimdi tankların üstüne çıkılmalı. Sur’a bizi almıyorlar, bir şey yapamamak bizi kahrediyor. HDP’nin yanındayım" şeklindeki açıklamalar teröre verdiği desteği gözler önüne seriyor.
CHP'nin resmi olarak ittifak kurduğu İP, Soyer ismine 12 Eylül darbesi döneminde ülkücüleri yargılayan askeri savcı babası Nurettin Soyer nedeniyle karşı çıkarken HDP'den ise destek geldi. Bu süreçte HDP'nin İzmir için Tunç Soyer ismini istediği ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nunda bu talebi kabul ettiği gelen bilgiler arasında.
Tüm bu tartışmaların ve gergin ortamın arasında Haber7.com bu skandal listeyi farklı isimler ile değerlendirdi.
Konuyla ilgili konuşan Akşam Gazetesi yazarı Emin Pazarcı, şu ifadeleri kullandı;
Tunç Soyer’in İzmir’den aday gösterilmesi bir utançtır. Çünkü Tunç Soyer 12 Eylül 1980 darbesinin Ankara Başsavcısı Nurettin Soyer'in oğludur. Şimdi denilebilir ki suçlar şahsidir. Babadan dolayı oğullar suçlanamaz ama Tunç Soyer’in kendi beyanları var. Diyor ki ''Ben babamla gurur duyuyorum, babam gerekeni yapmıştır.'' Babasının o dönemdeki hukuka saygısından bahsediyor.
O dönemde işkence ile öldürülen insanlar var. Ankara'da pek çok insan var. Öldürülen insanların bulunduğu yerde bir işkencehane kurulmuştur 'C-5' diye. Bunu kurduran bu talimatları veren Nurettin Soyer'dir. Cezaevlerinde öldürülenler oldu. Onların sorumlusu da odur.

'BU SAĞ-SOL MESELESİ DEĞİLDİR, İNSANLIK SUÇUNA ÖVGÜLER DİZEN BİRİ İZMİR'DEN ADAY YAPILDI'


Solun sürekli istismar ettiği, 'yaşı büyütülerek öldürüldü' dediği Erdal Eren'in infazı da bunların döneminde gerçekleştirilmiştir. Yani bu sağ-sol meselesi değildir bir insanlık suçu ortadadır. Ve bu insanlık suçuna övgüler dizen birisi İzmir'den aday yapılmıştır.

'GİZLİ BİR ANLAŞMA VAR, PARTİ MECLİSİNDEN BAZI İSİMLERİ GEÇİREMEDİ'


Kılıçdaroğlu'nun HDP ile bir gizli anlaşma yaptığından bahsediliyor. HDP'nin bastırması sonucu Tunç Soyer ve bazı isimler var şimdi onları ben açıklamak istemiyorum önümüzdeki günlerde art arda gelecek. Çünkü parti meclisinden bazılarını geçiremedi. Ve bu isimleri CHP'ye rağmen CHP'deki tepkilere rağmen Kemal Kılıçdaroğlu aday gösteriyor. HDP ile ciddi anlamda bir gizli ittifak var. Diğer taraftan da iyi Parti ile ittifak var. İyi Parti'deki pek çok isimde ayağa kalmış durumda. Böyle sıkıntılı bir durum var.

MERAL AKŞENER'İN 'SOYER' AÇIKLAMASI


Yani 'babadan oğula suç geçmez' doğrudur ama ortada babasına övgüler düzen o dönemde yapılanları kutsayan bir Tunç Soyer var. Babasının suçuna ortak oluyor. Sıkıntı burada yani Meral Akşener'in bu söylediklerini ülkücüler nasıl kabul edecek. İzmir İYİ Parti İl Başkanlığı sert bir açıklama yaptı desteklemeyeceği yönünde.

'ONLARIN OY VERMEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM'


Yani İYİ Partililerin oyları, Meral Akşener'in cebinde değildir. Ben o dönemde zulüm gören insanların çoğunun bunu değerlendirip bu adaylara oy vermeyeceğini düşünüyorum.

'KILIÇDAROĞLU, DSP'Yİ CANLANDIRIYOR'


DSP ölmüş bir parti bitmiş bir parti. Ama Kılıçdaroğlu, DSP'yi bu aday tercihiyle canlandırıyor. CHP'de istemediği birtakım isimleri belediye başkanlarını yok etmeye çalışıyor. Onlarda istifa ediyorlar. Önümüzdeki günlerde DSP'den aday olacaklar. Pek çok yerde de DSP'li adaylar öne çıkacak ve bu adayların patlama yapacağını düşünüyorum. Sadece Şişli değil yani Bodrum, Marmaris... Buralarda zannediyorum Kılıçdaroğlu'nun attığı bu adımların DSP'ye giden oylar olarak döneceğini göreceğiz önümüzdeki dönemde.

CEMAL ENGİNYURT: AK PARTİ İLE BİRLİK OLMAK BİZİM İÇİN ŞEREFTİR


MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ise konuyla ilgili sert açıklamalar yaparken, ''Elinde ülkücü kanı olanlara oy vermektense AK Part'nin adayları elinde ülkücü kanı olmayan, milliyetçi ve muhafazakar insanlardır. Onlarla birlik olmak bizim için bir şereftir.'' ifadelerini kullandı.
Cemal Enginyurt'un açıklamaları şu şekilde;
''MHP olarak liderimiz Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakına sadık kalma kaydıyla 31 Mart’ta AK Parti ile 30 vilayette ittifak yapmamız Türkiye’de en fazla CHP ve İYİ Parti tarafından eleştirildi. Bize gerek sosyal medyada gerekse farklı platformlarda ağır eleştiriler yönetenler özellikle CHP aday listelerini açıkladığında gördük ki Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı yine en doğru olanı yine ülkücüler için başı dik duracak bir anlayış ortaya koymuştur.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayları Tunç Soyer, 12 Eylül mahkemelerinde Mustafa Pehlivanoğlu’nun şahadeti başta olmak üzere ülkücülere zulmeden ülkücülere haksız iddianame hazırlayan bize göre kanlı katil Nurettin Soyer’in oğludur.
Meral Akşener, ‘Nurettin Soyer’in oğlu olması suçun babadan oğula geçmesini gerektirmez’ diyerek savunma mekanizması geliştirmiş kendine göre. Sanki bir katilin oğlunu savunmak ona düşmüşçesine CHP’nin HDP destekli adayını savunurken biz ülkücüler olarak liderimiz Devlet Bahçeli’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz. Elinde ülkücü kanı olanlara oy vermektense AK Parti’nin adayları elinde ülkücü kanı olmayan, milliyetçi ve muhafazakar insanlardır. Onlarla birlik olmak bizim için bir şereftir.

'OYNANAN OYUNU GÖRÜN' UYARISI


CHP’nin adaylarını tartışmaya bile gerek duymuyorum layık görmüyorum. Ama İYİ partili olup da MHP’den ayrılırken ‘MHP ülkücülükten uzaklaştı’ diyenler ‘MHP milliyetçilikten uzaklaştı’ diyenler ‘MHP Türk milliyetçiliğini terk etti’ diyenlere HDP destekli bir CHP ile nasıl bir olacaklarını vicdanlarına havale ediyorum. Bütün Türk milletine bütün MHP’lilere ve ülkücülere oynanan oyunu iyi görmeleri gerektiğini bir tezgah kurulduğunu Devlet Bahçeli'nin 'beka sorunu var' derken buna 'zeka sorunu var' diyen beyinlerin peşinden gitmemelerinin memleket ve millet hayrına olacağını ifade ediyorum.

'HDP'NİN OYUNA MUHTAÇ GÖRENLERİN LİSTE DEĞİŞİKLİĞİ YAPACAĞINA İNANMIYORUM'


Kendi partilerini HDP'nin vereceği oya muhtaç görenlerin ben aday listelerinde hiçbir değişiklik yapacağına inanmıyorum. HDP-CHP-İP bir ittifak kurmuştur bu ittifak milletin hayrına bir ittifak değildir. Bu ittifak dışarıda bağlantısı olan dışarıdan talimat alınmış bir ittifaktır. Bu ittifakı Türk milletinin bildiğini görüyorum. İYİ Parti ve CHP içerisinde vatan, devlet, millet diyen insanlarında bu ittifakın ne anlama geldiğini görmesiyle istifalar başlamıştır. CHP de bundan geri atmaz İP de bundan geri adım atmaz. Çünkü talimatları kendileri vermiyorlar.

BÜYÜKATAMAN: BETER OLSUNLAR!


MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman da CHP'nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na Tunç Soyer'i aday göstermesine tepki gösterdi.
Büyükataman, ''Ancak adaylığı açıklanan zatın babası, hukuku katletmiş bir kişidir. Milliyetçi-Ülkücü Hareketi kendi hastalıklı ideolojik penceresinden yorumlayarak hiç aynaya bakmadan devletin yılmaz bekçileri olan Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i anayasal düzeni yıkmakla suçlayan ve bir çete olarak yorumlayan savcının oğlu, geçmişiyle gurur duyduğunu ifade ederek vicdanları titretmiş, küllenmiş öfkeleri yeniden alevlendirmiştir.
Hukukun üstünlüğünü ve evrensel hukuku hiçe sayıp, ideolojik bulaşıkları içerisinden Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i adeta yok etmek, vicdanı ve insanlığı dar ağacına çekmek isteyen iddia makamının ve babasının bu vicdan kasaplığıyla övünen oğlunun Türkiye'nin üçüncü büyük şehrine, Gazi MustafaKemal Atatürk'ün kurduğu parti tarafından aday gösterilmesi cumhuriyet tarihine kara bir leke olarak düşmüştür.

Partilerin tabanlarından tepkiler yağıyor daha da beter olsunlar.'' ifadelerini kullandı.


10 Mart 2019 Pazar

31 Mart Yerel Seçimlerine Giderken Partilerden Haber Var

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

DSP'li adaydan Süleyman Soylu'ya çağrı: Bu işe el atın!

DSP'nin Ankara Adayı Haydar Yılmaz, CHP'nin kendilerine saldırmaya başladığını söyleyerek, 'kimlerin yaptığını biliyorum, Sayın Süleyman Soylu'ya seslenmek istiyorum, bunun tedbirinin Sayın Bakanımızın emriyle alınacağına inanıyorum' dedi.
CHP'den birçok önemli ismin DSP'ye geçmesiyle birlikte iki parti arasında tansiyon yükseldi. Özellikle CHP'nin daha da hırçınlaşmasıyla aradaki gerginlik fiziksel saldırılara dönüşüyor.

"PANKARTLARIMIZI YIRTIYORLAR, SEÇİM OTOBÜSÜMÜZE SALDIRIYORLAR"

NTV canlı yayınında Funda Görey'in sorularını yanıtlayan DSP'nin Ankara Adayı Haydar Yılmaz CHP'nin kendilerine yönelik saldırılarının arttığını ifade ederek "her taraftaki pankartlarımızı kesiyorlar. Dün gece de seçim otobüsümüze saldırdılar. Yakalandı bu çocuklar. Dördü de Çankaya Belediyesi'nde çalışan işçi. Bu çocukları tanıyorum, böyle bir şey yapacak insan değiller. Bunları yaptıran kim?

"SAYIN SÜLEYMAN SOYLU'YA SESLENİYORUM"

Bundan sonra afiş yırtmayı, otobüse saldırmayı kabul etmiyoruz, ben buradan İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu'ya da seslenmek istiyorum. Çünkü 3-5 gün oldu biz sahaya çıkalı, bir tedirginlik başladı bunlarda ve hem pankart yırtmalar hem otobüse saldırmalar başladı. Bunun tedbirinin Sayın Bakanımızın emriyle alınacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı.




CHP'li adaydan büyük skandal!

CHP Balıkesir Edremit Belediye Başkan Adayı Selman Hasan Arslan ve CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin çok büyük bir skandala imza attı.
Her defasında terör örgütü PKK'nın siyasi uzantısı HDP ile yaptıkları kirli ittifakı inkar eden CHP, bu kez fena yakalandı. CHP Balıkesir Edremit Belediye Başkan Adayı Selman Hasan Arslan ve CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin çok büyük bir skandala imza attı.

SELADAN RAHATSIZ OLDU

Cuma günü yaptıkları miting esnasında Cuma selası okunmasıyla konuşmasını sonlandıran Ensar Aytekin, mikrofonu açık unuttu. Seladan rahatsız olan partili imama ağza alınmayacak laflar etti. Bir süre sonra mikrofonun açık olduğunu fark eden bir partili kapatmayı denese de başarılı olamadı.

"BİZİM OY KÜRDİSTAN'A"

Bir diğer skandalın sahibi ise, Selman Hasan Arslan... CHP'li aday, yanına gelen bir iş adamıyla sohbet etmeye başladı. Skandal diyalogda ele alınanlar ise 'Kürdistan'dı. Sözde iş adamı, "Bizim oy Kürdistan'a" ifadesini kullandı. Selman Hasan Arslan ise, "Bize verecek demektir." diyerek HDPKK ile yaptıkları ittifakı bir kez daha kanıtladı..




Erdoğan'dan Akşener'e sert sözler: Kaçacak yeri yok, hesaplaşacağız...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Elazığ mitinginde halka hitap etti. Erdoğan, Denizli'deki sözleri sebebiyle İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'e sert tepki göstererek, ''Hanımefendinin kaçacak deliği de yok. Çünkü o milletvekili de değil. İftiraları nedeniyle onunla hemen hesaplaşacağız. Hesabı ağır olacak. Şaka bahanesiyle önlerine çıkan herkese terörist damgası vurmaya devam edecekler'' dedi.
Başkan Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları;
31 Mart'ta iftiracı müptezellere ahlak dersi, edep dersi vermeye hazırlanan bir Elazığ var. Dörtlü yalan çetesine dürüstlük dersi vermeye can atan Gakkoşlar var. 31 Mart'ta Kandil'in mızıkacılarına sandıkta milli şamarı indirmeyi iple çeken bir El Aziz var. Bu meydanda yalan yok. Bu meydanda zillet yok, sadece beka var. Bu meydanda, bölücüleri demir yumruk olup ezen yiğitler var.

''CENNET ANNELERİN AYAKLARI ALTINDADIR''

Dün malum dünya kadınlar günüydü. Ama bizim için dünya kadınlar günü bunların, batının bir anlayışıdır. Bizim için kadınlar günü her gündür. Niye? Ana her gün var mı? Var. Ana yoksa insan yok. Ana varsa insan var. Sevgililer sevgilisi Peygamberimiz ne buyuruyor? "Cennet annelerin ayakları altındadır" diyor.

''AÇIK SÖYLÜYORUM ONLAR BU MİLLETE İHANET İÇİNDEDİR''

Siyaset özünde bir yarıştır, rekabettir. İnsanları ortak idealler etrafında bir araya getirme sanatıdır. Siyaset kutuplaştırmak için değil gönülleri buluşturmak için yapılır. Her kim siyaseti insanımızı birbirimizi kırdırmanın aracı haline getiriyorsa; PKK'nın desteklediği HDP gibi. Açık söylüyorum onlar bu millete ihanet içindedir.

''BU MİLLET YALANCIYA DERSİ VERİR''

Her kim miting meydanlarını iftira kürsüsüne çeviriyorsa, o sadece kendi itibarını değil siyasetin itibarını da yok ediyor demektir. Geçmişte Türkiye bu tarz çok siyasetçi görmüştür. Bu millet siyaseti kirleten, lekeleyen bir çok kifayetsiz görmüştür. Bu ülke CHP'nin milletvekili pazarlığı yaptığı Güneş Motel rezaletini, parti değiştiren fırıldaklarını görmüş, yaşamıştır. Günlük hayatta yalancının mumu yatsıya kadar yanar, siyasette ise en fazla seçime kadar yanar. Seçim sandığı önüne gelince bu millet yalancıya dersi verir.
Darbecilere direneni de, tankların arasından sıvışanları da gördük; Bay Kemal gibi. Biliyorsunuz o gece 15 Temmuz 23.15'te beyefendi Atatürk Havalimanı'na geliyor İstanbul'da. Tanklar orada, millet orada. Ve o tankların arasından FETÖ'cülerin müsaadesiyle çıkıyor gidiyor, Bakırköy Belediyesi'ne. Kim bu adam? Darbecilerin karşısına tankların önüne ben çıkarım diyen Bay Kemal; yalancı, yalancı.

''14 KEZ SANDIĞA GÖMDÜK''

İşte bana da attığı iftiraları biliyorsunuz. Ve açtım davaları baya kazanıyorum. Şimdi en son Man Adası diye bir şey tutturdu. Çıkardı grubunda kağıtları salladı. Oradan da bir 2.5 milyon kazandık. Şimdi itirazlarını yapıyor. Ve 2.5 milyonu aldığımda onu Mehmetçik Vakfı'na hibe edeceğim. Hiç olmazsa Kılıçdaroğlu'nun da bir hayrı olur.
3-5 oy için terör örgütlerine taşeron yapanları da gördük. Yasaklar sürsün diye AYM kapılarında nöbet tutanları da gördük. Bu tiplerin hepsini son 17 senede, 14 kez sandığa gömdük. Ne dediler? Muhtar bile olamaz. Bize ömür biçenleri de Allah'ın lütfuyla hezimete uğrattık.

''DAĞDAN EMİR GELİYOR HEMEN ERTESİ GÜN...''

Biliyorsunuz biz CHP'nin başındaki zatın yalanlarıyla uğraşıyoruz. Akşam başka, sabah başka yalanlarıyla uğraşmaktan bıktık. Atalarımız ne diyor? Üzüm üzüme baka baka kararır diyor. Bay Kemal'in yalan furyasına son günlerde ittifak ortakları da katıldı. Hanımefendi de katıldı, bir diğeri de katıldı. HDP'li eş başkanlar bir taraftan, hanımefendi bir taraftan sürekli iftira. Dağdan emir geliyor, hemen ertesi gün Kandil'in mızıkacıları bize saldırıyorlar.

''ŞAKADAN DA OLSA TERÖRİST DENMEZ''

Denizli'de ortak miting düzenliyorlar. Millete yaptıklarını, yapacaklarını anlatmak yerine bize ve halkımıza bühtan ediyorlar. ''Cumhurbaşkanı'nın teröristler dediği Denizlililer'' diyor. Anlaşılan bu mızıkacılar 21 gün boyunca gittikleri her şehri, vatandaşımızı teröristler diye selamlayacaklar. Şaka bahanesiyle önlerine çıkan herkese terörist damgası vurmaya devam edecekler. İnşallah Elazığ'a gelirler mi bilmiyorum. Geldiklerinde aynı hataya burada da düşmezler. Denizli'deki Aydın'daki rezaleti inşallah tekrarlamaz. Yiğitler otağı Elazığ'da inşallah sizleri teröristler diye selamlamazlar. Tıpkı Denizlili, Aydınlı kardeşlerim gibi Gakkoşlar da hassastır. Şakalaşacak, gülecek eğlenecek diye terörist yaftasına benim Gakkoşlarım tahammül etmez. Şakadan da olsa terörist denmez.

''ONUNLA HEMEN HESAPLAŞACAĞIZ''



Bunun adı şaka değil, komiklik değil, olsa olsa hadsizliktir, edepsizliktir. İftiralarla, bühtanla mahkemeye verdim. Oradan da hesaplaşacağız. Fakat hanımefendinin kaçacak deliği de yok. O milletvekili de değil. Onunla hemen hesaplaşacağız. Onun hesabı ağır olacak. 31 Mart günü millet bunlara şaka nasıl olurmuş sandıkta gösterecek.
Hatay'da saldırıyor. Ne diyor? Oy yoksa hizmet yok. Kim diyor? CHP'li belediye başkanı. Böyle bir belediye başkanından hanımefendi niye bahsetmiyorsun? Böyle siyaset olur mu?

''BEĞENDİN Mİ HANIMEFENDİ? BAK KÜRDİSTAN DİYOR''

Şimdi hanımefendi nasıl beğendin mi? Bak Kürdistan diyor. Onunla omuz omuza yürüyorsun hanımefendi. Sen Erdoğan'ın ağzından kalkıp da halkına terörist ifadesini kullandığını asla ispat edemezsin. Bunun bedelini ödeyeceksin. Senin ortağın ödüyor işte, sen de ödeyeceksin. HDP ödüyor ödüyor zaten bitmiyor. Birileri cezaevinde süre dolduruyor, FETÖ'cüler dolduruyor, aynı yolda sen de düşebilirsin.
Niye? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı'na iftira atamazsın. Yalan söyleyemezsin. Türkiye yol geçen hanı değildir. Bir hukuk devletidir. Ne diyor? Biz arkamızı YPG'ye PKK'ya dayadık. Ben de buradan sesleniyorum, biz de arkamızı Gakkoşlara dayadık.

''BU ÇAPSIZLAR HANGİ İFTİRAYI ATARSA ATSIN...''

Bay Kemal'in söyleyecek hiçbir şeyi yok, diğerlerinin de yok. Bunlara tavır almak yerine her defasında hakaret, hakaret, hakaret. Benim CHP'ye, sözde İyi Parti'ye, Saadet'e gönül vermiş kardeşlerime bu gerçekleri hiç anlatamıyorlar. Kandil'e laf edemiyorlar, Pensilvanya'ya tek kelime söylemiyorlar, YPG'ye tek bir eleştiri getiremiyorlar. Bu çapsızlar hangi iftirayı atarsa atsın bizim tek bir gündemimiz var, bizim derdimiz millet, hedefimiz hizmet.

'' 'MARDİN'İN HIZLI TRENE İHTİYACI MI VARMIŞ...' DİYOR''


Bu Kürdistan'dan bahseden terbiyesiz var ya ne diyor biliyor musunuz? Buraya geldi cumhurbaşkanı, buraya hızlı tren gelecekmiş diyor. Mardin'in hızlı trene ihtiyacı mı varmış diyor... Benim milletim bu adamlara niçin oy veriyor diye şaşırıyorum. Biz hizmet götürüyoruz. Hızlı tren, benim Kürt kardeşime çok mu ya? Niçin hızlı trene binmesin?


25 Haziran 2018 Pazartesi

Devlet Bahçeli'nin Türkiye'de Son 16 Yılda Siyasete Yön Veren Kararları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen Devlet Bahçeli, bu yıl da erken seçim isteyerek siyasetin seyrini değiştirdi. İşte Bahçeli'nin 16 yılda siyasete yön veren kararları.. 

 

24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı. MHP de Meclis'teki sandalye sayısını artırırken Bahçeli'nin son 16 yılda Türk siyasetine yön veren kararlarını BBC derledi.

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu yıl da beklenmedik şekilde erken seçim çağrısı yaptı. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Haziran'da erken seçime gidileceğini duyurdu.

2002'DE KOALİSYON BİTTİ AK PARTİ İKTİDARA GELDİ

Devlet Bahçeli, 1999 seçimlerinde DSP ve ANAP'la kurulan koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
Koalisyon hükümetinde ilk kırılma, 13 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinden sonra "idam tartışması" ile başladı.

ÖCALAN'IN İDAM CEZASI İÇİN DİRETTİ

Avrupa Birliği müzakere süreci nedeniyle Türkiye idam cezasını kaldırmaya hazırlanırken, Bahçeli Öcalan'ın idamı için diretti ancak dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in yoğun çabaları sonucu göstermelik olarak idam cezası verilse de bu sonra bu ceza müebbete çevrildi.
Koalisyon idam tartışması sınavını verse de, görünür gerekçesi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatması olan 2001 ekonomik krizi ve arkasından da Mayıs 2002'de Ecevit'in artan sağlık sorunları koalisyon için sonun başlangıcını hazırladı.
Tartışmaların DSP içine de yansımasıyla Temmuz ayı içinde DSP grubunun sayısı, Ecevit'in görevden çekilmemesine tepki gösteren milletvekillerinin istifasıyla yarı yarıya düşmüştü.
Bu gelişmeler sırasında koalisyon hükümetinin ikinci büyük ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 7 Temmuz 2002 günü, partisinin Bursa'nın Keles ilçesinde düzenlediği 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı'nda yaptığı açıklamada 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçim yapılmasını istedi.
16 Temmuz 2002'de koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin genel başkanları arasında yapılan zirve toplantısında 3 Kasım'da erken seçim yapılması kararı alındı ve bu karar TBMM'de 31 Temmuz 2002'de onayladı.
Türkiye, böylece 3 Kasım'da 16 yıldır iktidarda olan AK Parti iktidarıyla tanıştı.

2007'DE ABDULLAH GÜL'E CUMHURBAŞKANLIĞI YOLUNU AÇTI

Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın karşısına aday çıkma olasılığı ve KHK'lare yönelik eleştirileri nedeniyle bugün sert sözlerle eleştirdiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 2007'de Cumhurbaşkanlığı yolunu açan isim oldu.
Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Genel Kurul'da 367 milletvekilinin bulunması gerektiği yönündeki kararı sonrası Köşk seçimi yapılamayınca genel seçime gidildi.
Barajı aşarak Meclis'e giren MHP'nin lideri Bahçeli seçimden kısa süre sonra yaptığı açıklamada, "Eğer konu Anayasa Mahkemesi'nin son kararına göre 367 sayısı açısından değerlendiriliyorsa MHP cumhurbaşkanlığı seçiminde orada olacaktır" dedi.
MHP'nin Genel Kurul'daki oylamaya katılma kararı, Gül'e o zaman Cumhurbaşkanlığı'na temsil eden Çankaya Köşkü'nün yolunu açtı.
Gül, 28 Ağustos 2007'de 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

2015'TEKİ HÜKÜMETİ REDDETTİ YİNE AK PARTİ KAZANDI

AK Parti hükümeti, 7 Haziran 2015'de yapılan genel seçimlerde, iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra ilk kez, tek başına hükümet kuracak oy oranına ulaşamadı.
Devlet Bahçeli, daha resmi sonuçlar açıklanmadan, 7 Haziran akşamı kendisinin "hiçbir hükümet formülü içinde olmayacağını" ilan edip, kendilerine "ana muhalefet görevi verilmesini" talep etti.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle, dönemin başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu koalisyon için arayışlara başladı.
Kapısı çalınan Bahçeli, AK Parti'nin koalisyon teklifini reddederken, koalisyon formülleri de önerdi.
Bahçeli, "Birinci koalisyon modeli, baştan bu yana birliktelikleri devam eden AK Parti-HDP arasında olması lazımdır. 2. bir koalisyon modeli. AK Parti-CHP ve HDP" diyerek, bir kez daha hiçbir hükümet formülünde yer almayacağını ilan etti.
AK Parti'nin ilk istediği formül olan "AK Parti-MHP koalisyonu"nun olmayacağı anlaşılınca, Erdoğan'ın hiç istemediği formül olan "AK Parti ile CHP koalisyonu" konusunda günlerce görüşmeler sürdü ancak sonuçsuz kaldı.
Erdoğan CHP'ye hükümeti kurma görevi vermeyince, geçici hükümet kurularak 1 Kasım 2015'te erken seçim kararı alındı.
Temmuz 2015'de PKK'nin çözüm sürecini bitirdiğini açıklaması ve arkasından Ankara, İstanbul gibi büyük kentlerde yaşanan ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği IŞİD ve PKK saldırıları ülkede büyük bir kaos ortamı yarattı.
"Güven" arayışındaki seçmen yüzde 49,5 oyla AK Parti'yi bir kez daha tek başına iktidara taşıdı.

2016'DAKİ ÇIKIŞIYLA PARLEMENTER SİSTEMİN SONUNU HAZIRLADI



Devlet Bahçeli 15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişimi sonrasında yapılan Yeni Kapı Mitingi'ne katılarak iktidara koşulsuz destek açıkladı.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra gündeme getirdiği Başkanlık Sistemi'ne karşı olan Bahçeli, 15 Temmuz'dan sonra ise tutum değiştirdi. 11 Ekim 2016'da grup toplantısında yaptığı "sürpriz" açıklamayla, AK Parti'ye, dolayısıyla Erdoğan'a "başkanlık önerisini Meclis'e sunması" çağrısı yaptı.
Bahçeli, "Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek" diyerek başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Bundan sonraki süreç hızla ilerledi,
Ocak 2017'de adına iki partinin "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" dediği, "Türkiye tipi başkanlık sistemini" içeren anaysa değişikliği TBMM'den geçti.
Referandum aralığında kabul edilen değişiklik 16 Nisan 2017'de halkoylamasına sunuldu.
Bahçeli, anayasa referandumda "Evet" diyeceklerini açıkladı ve anayasa değişikliği yüzde 51,4 "Evet" oyuyla kabul edildi.
Bahçeli, Türkiye'de "sistem değişikliği"nde de kilit rol oynadı.

MUHALEFETTEN CUMHUR İTTİFAKI'NA

15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi öncesi Erdoğan'a en sert eleştiriler yönelten, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'a karşı, CHP ile birlikte çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyen Bahçeli, darbe girişimi sonrasında başlayan başkanlık anayasası ortaklığını, yine kritik bir hamle ile "ittifaka" taşıdı.
Anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından Türkiye gündemine erken seçim tartışması girdi.
Bahçeli, 8 Ocak 2018'de medya temsilcilerine partisinin cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini ve Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladı. Yapılacak uyum yasaları düzenlemesi ile önce yüzde 10'luk seçim barajının düşürülmesini talep eden Bahçeli, Erdoğan'la yaptığı görüşmeler sonrasında ittifak yapabileceklerini açıkladı ve bunun "cumhur ittifakı" olabileceğini bildirdi.
AK Parti'den de olumlu yanıt gelince, siyasi partilerin isimlerinin oy pusulalarında yer alacağı resmi ittifak düzenlemesi TBMM'de kabul edildi.
Düzenleme, ittifak yapan siyasi partilerden birinin yüzde 10'un üzerinde oy alması halinde "barajı geçmiş sayılacağı" hükmü içerdiği için, Bahçeli partisini TBMM'ye sokmayı da garantilemiş oldu.

2018'DE BİR KEZ DAHA ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI



Devlet Bahçeli, son kritik çıkışını da yine partisinin grup toplantısında ve 16 Nisan 2017 referandumunun yıldönümünden bir gün sonra yaptı.
Tıpkı 2002'de olduğu gibi, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık 1,5 yıl kala, seçimlerin 26 Ağustos 2018'e alınması çağrısında bulundu.
Bahçeli'nin bu kararında, Mart 2019'da yapılacak olan yerel seçimlerden çıkabilecek olumsuz sonuç ve AK Parti ile seçim kampanyası sürecinde tabanda yaşanabilecek kırılmaların yaklaşık 7 ay sonra yapılacak olan genel seçim ittifakına "olumsuz yansıyabileceği" endişesinin yattığı belirtiliyordu.
MHP beklentilerin aksine seçimden sandalye sayısını artırarak çıkmayı başardı.
24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken MHP de kesin olmayan sonuçlara göre Meclis'teki sandalye sayısını 35'ten 50'ye çıkardı ve Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı.
Kesin olmayan sonuçlara göre AK Parti'nin 293 milletvekiliyle temsil edileceği Meclis'te çoğunluğu bulunmayacak. Bu yüzden AK Parti yeni dönemde TBMM'de yasa çıkarmak için MHP'nin desteğine ihtiyaç duyacak.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Samimi Ülkücülük riyasız siyaset

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. O artık Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in koltuğunda oturacaktı. Başbuğ’un, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin” talimatına, o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, kirletmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir.
 MİLLİYETÇİ-ülkücü hareketin, Türk dünyasının efsanevi Başbuğu, MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 Cuma günü beka âlemine irtihal etti. 8 Nisan 1997 Salı günü yapılan cenaze törenine milyonlar katıldı. Atatürk’ün cenaze töreninden sonra, karlı ve soğuk havaya rağmen Türkiye’nin gördüğü en kalabalık cenaze töreniydi. Lakin hayat devam edecek, MHP kendisine bir genel Başkan seçerek siyasi hayatını sürdürecekti. 18 Mayıs 1997’de toplanan kurultayda, başlangıçtaki diğer adayların sonradan Devlet Bahçeli lehine adaylıktan çekilmeleri üzerine iki aday kaldı: Devlet Bahçeli ve Tuğrul Türkeş. Devlet Bahçeli’nin kazanacağı belli olmuştu. Siyaset mühendisleri bir kere daha devreye girdiler. Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından Azmi Karamahmutoğlu, “Kongreyi tanımıyoruz” diyerek kürsüyü devirtti. Kongre ertelendi. 6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. Başbuğun, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.” talimatına o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, her şeyden önce bir Ülkücü olarak, Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin lideri olarak, bayrağı lekelemeyecek, kirletmeyecek, yere düşürmeyecek daima gönderde tutacaktır. Bayrağı lekelemeye, kirletmeye ve düşürmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir. 23 Kasım 1997’de yapılan Başbuğsuz ilk olağan kongre olan 5. Olağan MHP Kurultayı’nda dört adayla yarışan Bahçeli ikinci turda 671 oyla yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Tuğrul Türkeş ise 483 oy almıştı. Bu kongrede söylenen bir slogan, bundan sonraki süreci de, Bahçeli’nin liderliğini de devlet adamlığını da işaret ediyor, Ülkücülerin iktidara yürüyüşünü haykırıyordu: “Devletin Başına Devlet Gelecek!” Lider Devlet Bahçeli, Kurultay konuşmasını, “Ben sizleri ülkemizin zenginliklerini ortaya çıkarmaya, önce dürüst, ilkeli, seviyeli siyaseti inşa etmeye çağırıyorum. Ben sizleri 21. yüzyılın güçlü Türkiyesi’ni kurmaya çağırıyorum” diyerek tamamladı. (s. 35) Semih Yalçın’ın ifadesi ile, “MHP lideri Devlet Bahçeli, burada verdiği sözü daima tuttu; dürüst, ilkeli ve seviyeli siyaseti şiar edindi… O zaman (bu iki kurultayda A. G.) Devlet Bahçeli’nin karşısında yer alan isimlerin çoğu, partiden kopsalar da sonraları yine Devlet Bahçeli’nin onayıyla MHP’ye katıldılar. Bununla birlikte bazı muhalif isimler her fırsatta Devlet Bahçeli’nin liderliğini içlerine sindirememiş olmalarının sevkiyle muhalefetten geri durmadılar. Zaman zaman partinin altını oyan gizli ve açık faaliyetlerde bulundular; nifak, tefrika ve fitne saçan adımlar atmaktan geri durmadılar.” (s. 35). Evet, Başbuğ sonrasında onun koltuğuna oturmak da kolay olmadı. Devlet Bahçeli, hareketin hafızasına sahip bir akademisyen-siyasetçi olarak her Başbuğ’un emanetine sahip çıkacak, milliyetçi Hareket gemisini en sıkıntılı, en çalkantılı günlerde dahi sağ salim karaya demirlemesini bilecektir.

DEVLET BAHÇELİ LİDERLİĞİNDE

MHP İKTIDAR OLUYOR Semih Yalçın’ın eserinde ağırlıklı bölümlerden biri de Devlet Bey liderliğinde MHP’nin iktidar ortağı olduğu “57. Hükümet”le ilgili gelişmelerin anlatıldığı bölümdür. (s. 37-84). Türkiye’nin 80 öncesi ve sonrasındaki kutuplaşma, gerilim ortamından çıkması, 28 Şubat sürecinde siyasete, siyaset dışı müdahalenin yarattığı tahribat ve ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi, toplumun normalleşmesi için önemli bir fırsatın hayata geçirildiği 57. Cumhuriyet Hükümeti’nden bahsediyoruz. 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri’nde Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, önemli bir hamle yapmış, yaklaşık %18 oy alarak 129 milletvekili çıkarmıştır. %22.2 oy alarak 136 milletvekili çıkaran Merhum Bülent Ecevit’in DSP’sinin ardından 2. parti olmuştur. “Türkiye’nin cepheleşmeye değil, güçlü bir hükümete ihtiyacı var.” mesajını veren Bahçeli, seçimlerden iki gün sonra (20 Nisan 1999) Hürriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, MHP’nin DSP’den gelebilecek bir koalisyon teklifine açık olduğunu ortaya koyuyordu. Devlet Bey, o söyleşi ve daha sonra mayıs ayı başında (1 Mayıs 1999) yaptığı basın toplantısında, 28 Şubat süreci dahil toplumsal yarılmayı, kutuplaşmayı besleyen ordu-siyaset ilişkileri, demokrasinin geleceği, irtica konusu, türban meselesi, MHP’nin Türk siyasetindeki konumu, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması gibi temel konularda çok açık ve samimi değerlendirmelerde bulundu. Devlet Bahçeli, sonraki yıllarda “vesayet tartışmaları” olarak önümüze gelecek olan ordunun konumu ve “demokrasinin işletilmesi” konularında 28 Şubat tartışmalarını merkeze alarak, bugün de önem taşıyan şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“28 Şubat sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Tabii, 28 Şubat süreci belli kurum ve çevrelerin hassasiyetlerini ifade ettiği bir süreçtir. Burada ölçü önemlidir. Eğer irticai faaliyeti yakın bir tehdit olarak değerlendiriyorlarsa, irticanın tarifi ve kapsamı ve bu kapsam içine girenlerle samimi, inançlı kitleyi ayırmak lazım. Samimi Müslüman kitleyi incitecek, kıracak davranışları tasvip etmemek lazım. Bunu artık Türkiye’nin gündeminden çıkarmak lazım…

İrtica tehdidi konusunda hemfikirsiniz, ama bunun tarifinin iyi yapılmasını istiyorsunuz…

Evet. cumhuriyetin temel nitelikleri üzerinde MHP’nin hassasiyeti var.

Siz ordunun Türkiye’de oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?

Ordunun bu rolü herkes tarafından biliniyor. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlerliği noktasında da bir toplumsal talep var. Artık bu talebin karşılanması lazım. Demokrasiyi de tam işler hale getirmek lazım. Bu işlediği takdirde ordu kendi mevziine çekilir zaten.” (s. 42-43). Bahçeli, basın toplantısında MHP’nin siyaset ve fikir hayatımızdaki duruşunu, misyonunu ve ekonomik konulara bakışını da şu şekilde açıklıyordu: “Bu çerçevede sık sık gündeme getirilen ‘MHP değişti mi, değişmedi mi?’ sorusunu da anlamlı bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Milliyetçiliğimizi besleyen, şekillendiren ve var eden vatan ve millet sevgimiz, milli kültürümüzü ve değerlerimizi koruma anlayışımız, dünyada etkin ve saygın bir ülke olma hedefimiz değişmemiştir. Tabii ki, her canlı organizma gibi partimiz de yeni ihtiyaçlara, yeni sorunlara yeni cevaplar ve çözümler üretmekte, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmektedir… Partimiz Türkiye’de kardeşliğin, barışın karşılıklı anlayış ve hoşgörünün hâkim olmasını, demokratik hukuk devletinin standardının mutlaka yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır. Milletimizin her mensubunun refah ve mutluluk içinde yaşamasını arzulamaktadır. Sosyoekonomik gelişmesini, rekabetçi piyasa ekonomisi çerçevesi içinde sürdürmesinin gerekliliğine inanmaktadır. MHP’nin farkı, rekabetin sağlanması ile toplumsal duyarlılıkların göz önünde bulundurulmasıdır. Dünyanın her yerinde kalıcı bir istikrar ve iş birliğinin hâkim olmasını savunmaktadır. MHP, içe kapanmacı değil, bilakis dünya ile rekabet edebileceğimiz alanların tespitini ve yatırımların bu yönde teşvikini öngören bir yaklaşıma sahiptir. Zaten lider ülke Türkiye hedefimiz, kendi milli kimliğini ve onurunu koruyarak dünyaya açılmış, güçlü, etkin bir Türkiye’yi inşa etmektir.” (s. 46). Aslında MHP’nin temel meselelere bakışını özetleyen bu konuşma, Türkiye’nin o zamana kadar olan siyasi hayatı içinde nasıl bir rol oynadığını ve bundan sonraki siyasi hayatı içinde nasıl bir misyon üstleneceğini de göstermekteydi. Devlet Bahçeli ve onun liderliğindeki MHP, demokratik Parlamenter sistem ne zaman içeriden ve dışarıdan veya iç-dış mihrakların birlikteliği ile sıkıntıya girse, demokrasimiz ne zaman tıkansa, vesayet odakları ne zaman Türk milletine tasalluta yeltense, devreye girecek ve millet iradesi esaslı demokratik sistem işletilecektir. Bu misyon, ülkenin ve milletin beka sorunları ne zaman gündeme gelse harekete geçecek ve Türk milletinin var olma mücadelesi Devlet Bahçeli ve MHP tarafından başarıya ulaştırılacaktır. MHP, DSP ve ANAP arasında yürütülen ve 40 gün süren koalisyon görüşmeleri, bütün engellemelere rağmen nihayet başarıya ulaşmış ve üç parti 28 Mayıs 1999’da 57. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuşlardır. 57. Hükümet, 1999-2002 yılları arasında ekonomi, bölücü terör, anayasa kitapçığı krizi, ABD’nin Irak’ı işgali gibi Türkiye’nin çok temel sorunları ile mücadele etmiştir. Sonuçta, “MHP’siz bir hükümet” senaryolarının dayatıldığı, yeni bir siyaset mühendisliğinin uygulamaya konulduğu bir ortamda Sayın Devlet Bahçeli bütün oynanmak istenen oyunları bozacak bir çıkış yapmıştır. 7 Temmuz 2002 günü Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda yaptığı konuşmada milletin iradesini işaret etmiş, 3 Kasım 2002 tarihini vererek erken seçim çağrısı yapmıştır. Devlet Bahçeli, bazıları tarafından sonradan çok eleştirilen bu çıkışı ile aslında partisinin baraj altında kalması riskini de üstlenerek Türk demokrasisini kurtarmıştır. O zaman anlaşılamayan bu Devlet Bahçeli tavrı, bugün için milletimizin vicdanında küresel mahfillerin ve yerli uzantıları olan vesayet odaklarının “oyunlarının bozulduğu, milletin iradesinin kurtarıldığı” şeklinde saygın yerini almıştır. Millete rağmen siyaset yapmaya çalışanlar, iradesini, siyasetini kendilerini var eden milletin iradesine değil, küresel sisteme ve taşeronlarına bağlayanlar her siyaset mühendisliği faaliyetlerinde karşılarında Devlet Bahçeli ve MHP misyonunu bulacaklardır. Semih Yalçın Bey eserinde 57. Hükümet döneminde MHP ve Sayın Bahçeli’ye yöneltilen en önemli eleştirilerden biri olan bebek katili A. Öcalan’ın idamı meselesini, “Bölücübaşı Öcalan’ın İdam Meselesi ve Devlet Bahçeli” başlığı altında ayrıntıları ile anlatmaktadır. (s. 73-84).

ÖNCE ÜLKEM VE MİLLETİM, SONRA PARTİM VE BEN

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Devlet Bahçeli” (Berikan Yayınevi, Ankara, 2019, 1-110 s.) isimli eser de bundan sonraki yazılarımızda tanıtacağımız eserler arasında olacaktır. Bu vesile ile Sayın E. Semih Yalçın Bey’i tebrik ediyor, teşekkürlerimizi iletiyorum. Yazımızı Semih Hoca’nın şu satırları ile bitirmek istiyorum: “MHP lideri Devlet Bahçeli; hayatı boyunca gösterişsiz bir mücadeleyi, riyasız bir siyaseti, samimi ama sade bir ülkücülüğü tercih etti. Peygamber Efendimizin, ‘Dinini gösterişten uzak tut. Az amel sana yeter’ sözüyle çerçevesini çizdiği gibi; Müslümanlıkta da ülkücülükte de ihlas, dürüstlük, tevazu ve sadeliği seçti. Müslümanlıkta işlediği hayrı Allah için başkalarından gizlediği gibi, siyasette de yaptığı başarılı işleri, muvaffakiyetleri çevresinin ve başkalarının görüp idrak ve takdir etmesini yeğledi; bunu insanların gözüne sokmaktan daima imtina etti. ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ sloganını, hem MHP’nin prensibi hem de ülkücü hareketin ideolojik umdesi haline getirdi. Bu kuvvetli ilkenin toplum bilincine, maşeri vicdana sirayeti sayesinde; Türkiye’nin zorlu, badireli günlerinde MHP’nin fedakârlıkları milletimize ilham, ümit, ışık ve şevk kaynağı oldu. Bu yönleriyle Devlet Bahçeli, klasik siyasi parti lideri tanımlamasının ötesinde hususi evsaf ve hasletlere sahip olduğunu ispatladı…” BİTTİ

‘VER ELİNİ ÖPECEĞİM, DEVLETİN SAHİBİ GELDİ’

Devlet Bey, 24 Haziran 2018 seçimleri sırasında bir yere giderken veya Ankara’ya dönerken mola yerlerinin birinde çay içmek için duruyor. Tesisin kapısında yaşlıca, başı örtülü bir Anadolu kadını Devlet Bey’i görüyor. Merdivenlerde kenara çekilerek, “Devletin sahibi geldi. Ver elini öpeceğim” diyor. Devlet Bey her zamanki tevazuu içinde “olmaz, öptürmem” diyerek takılıyor. Teyzemiz, parmağını da sallayarak, “olmaz, öpeceğim” diyor.
Devlet Bahçeli ve liderliğini en iyi anlatan sözlerden biri bu Türk anasının sözlerdir: “Devletin sahibi.” Türk milletinin Devlet Bahçeli ile ilgili bu algısı nasıl oluştu? Diye merak edenlerin Semih Bey’in kitabını okuması lazımdır.

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Davaya Adanmış Bir Ömür: Devlet Bahçeli” isimli kitabı bundan sonraki yazılarımızda tanıtmaya devam edeceğiz. Burada şunu söyleyelim ki, Semih Bey’in çalışması şimdiye kadar yazılmış en iyi Devlet Bahçeli biyografisi olma özelliğini taşıyan bir eserdir. Bu eser aynı zamanda MHP tarihi bakımından da önemli bir eserdir.


24 Ekim 2017 Salı

AKŞENER'İN PARTİSİNDE ÜLKÜCÜLERE YER YOK

Yeni partide ülkücüler OUT, solcular, Sorosçular, siyasi atıklar İN: "Değişim dedik, nerelere geldik?"Ülkücü bir parti kurmayacaklarını açıklayan Akşener’in yeni partisi, taşıyıcı kolon olacakları söylenen ve çantada keklik gibi gördükleri ülkücülerden de ilişkisini kesiyor. Akşener’i destekleyen ülkücüler soruyor: “Değişim dedik, nerelere geldik?”

Meral Akşener’in yeni partisi 25 Ekim’de Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde kuruluşunu ilan edecek. MHP’den ihraç edilenlerin başlattığı “hareket”, Akşener’in başkanlığında siyasi hayatına ilk adımını atacak.MHP Genel Başkanlığı’na adaylığını koyan ancak, MHP’den ihraç veya istifa ederek yeni bir parti kurma girişimini başlatan Meral Akşener “yeni oluşumu” yarın kuruluşunu ilan edecek.

ÜLKÜCÜLERE YER YOK
Akşener’in partisine kurucu olacağı açıklanan isimlere bakıldığında Ümit Özdağ’ın “ülkücü bir parti kurmuyoruz” sözünün gerçekten anlamını bulduğu görülüyor.Akşener’in yeni partisinde siyaset yapacağını ilan edilenlerinden bazıları şöyle:Aytun Çıray, CHP İzmir Milletvekili, DYP Kökenli, 15 Temmuz’dan sonra kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu Üyesi.Taylan Yıldız, Google’ın reklam pazarlama müdürü, Kardeş Türkülerin darbukacısı “dahi” Türk. Abdullah Gül’e Cumhurbaşkanlığında Obama gibi tanıtım hazırlamaya çalışmış.Onur Aydın, solcu gömleğini çıkarmayan yönetmen. Akşener’in partisinin kurucularından.Ömer Kayır, ANAP döneminde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, 28 Şubat sürecinde Başbakanlık Takip Kurulu'nda önemli görevler üstlenmiş. Halen Başbakanlık Müşavirliği gibi kızak bir kadroda görev yapan Kayır, bugün Meral Akşener’in yeni partisinin programını hazırlayan ekibin başında.Yaşar Yazıcıoğlu, ANAP döneminde Başbakanlık Müsteşarı, Hurşit Tolon’un Ankara koordinatörü, Abdurrahim Karslı’nın Genel Başkanlığını yaptığı Merkez Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı.Suat Çağlayan, Siyasi ömrünü tamamlamış DSP’nin eski Bakanı.Aydın Tümen, DSP’nin bakanı, Abdurrahim Karslı’nın Genel Başkanlığını yaptığı Merkez Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı.Murat İde, eski tüfek solcu, MHP’nin kanalı olan Bengü Türk’ün eski genel yayın yönetmeni. Şimdi ise Meral Akşener’in basın danışmanı.Ayfer Yılmaz, İktisatçı 21. Dönem'de DYP'den İçel Milletvekili seçildi. Yılmaz, 53 ve 54. hükümette devlet bakanı olarak görev yaptı.Ahad Andican, tıp doktoru, 20 ve 21. dönemde ANAP'tan İstanbul Milletvekili 1997-1999 yılları arasında da devlet bakanı olarak görev yaptı.
MÜCADELEYE DEĞİL CV’YE BAKIYORLAR
Meral Akşener’in yeni partisine katılmak için Türkiye’nin pek çok yerinde çok sayıda kişi MHP’den istifa etti. Ancak, partinin kurucular kurulunda ve yönetiminde istifa eden ve destek veren ülkücülere pek yer bırakılmadığı hemen göze çarpıyor. Siyaseten tasfiye olmuş, ismi namı unutulmuş pek çok isim Akşener’in yeni partisinde “merkeze” geliyoruz söylemiyle yer buluyor.MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin CV düşkünlüğünün yeni partiye de sirayet ettiği görülüyor. Ülkücüler, sokakta, üniversitede hayatın her alanında verdikleri mücadele ile “sicili bozulurken”, etliye sütlüye karışmayan baba parasıyla yurt dışında okuyan, sicili temiz olanların CV’leri baba kontenjanından yeni partinin kadrolarını dolduruyor.
ÜLKÜCÜLERDEN “PARLAK ÇOCUK” ÇIKMIYOR
MHP’de ve ocaklarda mücadele vermiş bugün Akşener’i “değişim” sloganıyla destekleyen pek çok ülkücü şu soruyu soruyor:“Bizler okullarda, sokaklarda, hayatın içinde Türk Milliyetçiliği için mücadele verdik. Sicilimizi inandığımız, ömrümüzü verdiğimiz davamız için bozduk. Mesela, Dün Dil Tarih Fakültesinde 150 tane PKK’lıya 8 ülkücü ile okulu dar ettik. Bu 8 ülkücünün hakkını, hukukunu bugün kim savunacak? Gençler yeni partiye dolacak diyorlar ama partiye doldurdukları etliye sütlüye karışmamış, CV’leri dolu ‘parlak’ çocuklar. Ne yapalım, biz ülkücülerden ‘parlak’ çocuk çıkmıyor işte.
”“DEĞİŞİM DEDİK NEREYE GELDİK?”
MHP’de değişim adıyla yola çıkan, Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyenler bugün kuracakları yeni partiyi “merkeze” konumlandırırken, Türk Milliyetçiliğini de “vatanseverlik” sloganına indirmiş durumdalar. Vatanseverlik, Türkiye’nin siyaset üstü kavramı ve ortak bileşkesi iken, siyasi bir kimliğe büründürmenin vereceği tahribatı görmezden gelmek mümkün değil. Bugün merkeze gelmek için Türk Milliyetçiliğinden vazgeçenlerin yarın hedeflerine ulaşmak için vatanseverlik kavramını da gündemlerinden çıkartmayacaklarının garantisi var mı?Hayatında hiçbir bedel ödememiş, altlarında arabaları, sırtlarında evleri, ceplerinde paralarından başka yükü olmayanların; Türk Milliyetçilerini ve ülkücüleri, bostanında karpuz gibi görmelerine oluşan tepki giderek büyüyor. Akşener’in “değişim” sloganıyla peşine düşen birçok ülkücü, tepkilerini ortaya koymaya başladı. Facebook ve Twitter gibi sanalda yapılan paylaşımlara bakıldığında artan rahatsızlık çok net şekilde görülüyor. Akşener’i destekleyen ülkücüler artık açıkça soruyor: “Değişim dedik nereye geldik?”Ancak, bu çıkışlar şimdilik bir ortak tepkiye de dönüşmemiş durumda. Bunun en önemli nedeni ise, "ülkücü kimliklerine" güvendikleri kişilerin Akşener’in yeni partisinin kuruluşunun öncesinde ortalarda gözükmemesi. Akşener’e ümit bağlayan ülkücü tabanda, yaşanan bu sahipsizliğin sonuçlarının yeni partinin kuruluşunun ardından büyük bir tepkiye dönüşeceği çok kesin.
SİYASİ ATIKLARLA “UMUT” OLMAK
Görülen o ki, Türk Milliyetçilerinin ve ülkücülerin büyük umutlarla başlattığı “değişim” hareketi bugün Meral Akşener’in liderliğinde çok farklı bir kulvara savrulmuş durumda.Siyasi atıklarla ülkenin geleceğinde söz sahibi olması da oldukça zor gözüküyor. Türkiye’nin gerçeklerinden uzak, "hazırlanmış" veya "servis" edilmiş "paket" programlarla siyaset yapmak, Türk Milletine yeni bir ufuk açmak mümkün değil.Sonuç olarak, Akşener’in yeni partisi de girdiği yeni kulvarda "vazifesini" tamamlayıp, siyasi partiler mezarlığında yerini şimdiden garantilemiş.Bugün eleştirilere, değerlendirmelere kızan, köpürenler yarın ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklar.

Meral Akşener'den HDP bombası!

Meral Akşener ve yeni partisi gündemden düşmüyor. Akşener'le ilgili bugün ilginç bir iddia ortaya atıldı. CHP'den bir milletvekili transfer eden Akşener'in bu kez HDP için hamle yapmaya hazırlandığı konuşuluyor. Meral Akşener ise yarın partisinin kuruluşunu ve adını duyuracak. Peki Akşener'in görüştüğü sürpriz isim kim?
Meral Akşener'in ekibinden etkin bir isim, HDP'de siyaset yapan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biriyle görüştüğü iddia edildi.
Meral Akşener ekibi yeni partinin kuruluş hazırlıklarını yaparken HDP ile de temasa geçti. Yeni partinin kurucuları arasında bulunan etkin bir isim, HDP'de siyaset yapan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biriyle görüştü.

HDP'DE SİYASET YAPAN KÜRT SİYASETÇİYLE GÖRÜŞÜYOR

Akşener ekibinin görüş alışverişi yaptığı isimlerin içinde içinde Kürt 
siyasetinde yer almış öne çıkan bazı isimler de yer aldı. Kulislere göre yeni partinin kurucuları arasında bulunan etkin bir isim, HDP'de siyaset yapan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biriyle görüştü.

HDP'Lİ SİYASETÇİNİN CEVABI NE OLDU?

Görüşmenin yeni partiye bir davet olmadığının altı çizilirken bölgedeki gelişmeler ve kurulacak partiyle ilgili görüş alışverişi yapıldığı kaydedildi. HDP'li siyasetçinin detaylı bir değerlendirme için partinin programının ortaya çıkması gerektiği görüşünü ilettiği öğrenildi.

9 Kasım 2017 Perşembe

CHP’li Yılmaz: Kafamda Deli sorular

CHP’li Yılmaz: Cumhuriyet, Mustafa Kemal’in eliyle İngilizlere teslim edildi
12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde CHP'ye katılan eski DSP'li Mehmet Ali Yılmaz, CHP'ye yönelik kaleme aldığı 29 Ekim yazısında 'Cumhuriyet, Mustafa Kemal eliyle emperyalistlerin ve İngilizlerin eline teslim edildi' dedi.
Ayda 68,000 lira!
Sadece bu küçük numarayı bilmek yeterli..
90'lı yıllarda Demokratik Sol Parti (DSP) adına Bursa İl ve Yıldırım İlçe Başkanlığı görevini yürüten, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde CHP'ye katılan Mehmet Ali Yılmaz, 29 Ekim için dikkat çekici bir yazı kaleme aldı. CHP'lilere "Bizler yani, ömürleri boyunca dünyaya sol pencereden bakanlar o kadar çok yanıltılıp kandırıldık ki!" diye seslenen Yılmaz, Cumhuriyet'in 'ecnebi paralarıyla' kurulduğunu, "Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün memleketi kapitalist ve emperyalistlere teslim ettiğini" söyledi.

İşte Yılmaz'ın Yeni Marmara Gazetesi'nde kaleme aldığı yazısı:
“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan;
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan…”
Hadi len!
Tabuları yıkalım, gerçekleri görelim; Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarında ellerinde bayraklarla bu marş eşliğinde mısır patlağı gibi zıp zıp zıplayan abilerim, ablalarım ve dahi Ce He Pe’li kardaşlarım, hiçbir şey öyle göründüğü, gösterildiği gibi değil alemde, özellikle Hayrünisa ablanın oğlan Güven, sana da sesleniyorum, iyi oku, sonra da araştır bi bak bugün anlatacaklarımı!
Gavurların, özellikle de İngilizlerin üstümüze saldığı Yunan’ın, Anadolu’yu istilası sırasında kahramanlık destanı yazanların yanı sıra üstelik de yanlarında tüfekleriyle birlikte ordunun en az yarısının cepheden kaçtığını, sonra da bunlardan bulunabilenlerin yakalandıkları yerde kurşuna dizildiklerini biliyor muydun mesela?
Peki, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Atatürk’ün Kağnısı isimli şiirinde “Yediyordu Elif kağnısını kara geceden geceden” diye anlattığı Kastamonu’nun İnebolu kazasından yola çıkan Elif’in o “top mermisi taşıma işini” vatan millet aşkıyla değil de Ankara Hükümetinden alacağı para karşılığı yaptığı gerçeğini?
O top mermileri nereden geliyordu sence?
O mermiler, o bombalar, o tüfekler?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Rusların verdiği para, silah ve mühimmatla kurulduğunu da bilmiyorsun muhtemelen sen!
Osmanlı’nın son döneminde Alman kucağına oturan devletin sonradan “Mustafa Kemal eliyle” emperyalistlerin ama özellikle de İngilizlerin eline teslim edilip, Londra’yla küçük yaşta evlendirildiğinden de haberin yoktur muhtemelen!
Ne oldu?
“Mustafa Kemal” deyince tüylerin mi kabardı birden şu mübarek bayram gününde?!.
Bizler yani, ömürleri boyunca dünyaya sol pencereden bakanlar o kadar çok yanıltılıp kandırıldık ki, mesela Anadolu aydınlanmasında büyük iş başaran köy enstitülerini Adnan Menderes’in yani, Demokrat Parti’nin kapattığını sanır pek çoğumuz; oysa İsmet İnönü’nün başında bulunduğu CHP Hükümeti tarihe gömmüştür onları da!
Adnan Menderes’in vatana ihanet ettiği, Marshall yardımlarını alarak ülkeyi Amerika’ya peşkeş çektiği için filan milliyetçi Türk subayları tarafından asıldığını sanırız örneğin, şimdilerde Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi memleketin yüzünü doğuya çevirip, Rusya’yla işbirliğine yöneldiği için Sam Amcanın Türkiye’deki iş birlikçileri tarafından örnek olsun diye cezalandırıldığını bilmeyiz mesela?
Cahiliz çok!
Pek çoğumuz en az bir softa kadar tutucu ve yobaz üstelik!
Emperyalizme, kapitalizme karşıyızdır; Atatürkçüyüzdür pek çoğumuz, Atatürk’ü de gerçek yanıyla hiç bilmeyiz, tapacak düzeyde severiz onu, ne toz kondururuz, ne de laf üzerine.
On yılda on milyon genç yaratmış, kendi “öz sermayesiyle” çalışarak sıfırdan yepyeni bir ülke kurmuşuzdur ulu önderimiz sayesinde.
Hadi len!
Oysa asıl gerçek hiç de öyle değildi biliyor musunuz?!
Yeni Türkiye Cumhuriyeti yabancıların onay ve para yani, sermaye vermesiyle kurulmuş, faizi yani, rantı daima Türk halkına ödetilen, İngiliz gizli hükümranlığında vücut bulmuş, batılılar eliyle acımasız bir şekilde yıllarca sömürülen bir garip devletti aslında!
Ve memleketi emperyalistlere yani kapitalistlere üstelik de anahtar teslimi elden ilk verenler de Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’den başkası değildi!
Can Ertan, bundan sonra yazacaklarımı özellikle sen oku dikkatlice, ondan sonra da Facebook’a yaz yine “sol, sol, sol” diye; sana söylüyorum Can Ertan, Hayrünisa ablanın oğlan sen anla!
Tarih 22 Ocak 1923’tür.
Aslında yeni Türk devletinin dünya devleri tarafından tanınması için tavizlerin verilip, anlaşmaların yapıldığı toplantı dizilerinden oluşan "Lozan görüşmelerinin" kesintiye uğramasına artık ramak kalmıştır.
Mustafa Kemal Bursa’da bir konuşma yapar ve bu açıklama Anadolu Ajansı marifetiyle tüm dünyaya duyurulur.
Atatürk’ün üzerinde durduğu konu “yabancı sermayedir”!..
Yabancı sermayeye “gel gel” yaparak, şunları söyler Kemal:
“Maatteessüf memleketimiz baştan nihayete kadar harabezardır, yoldan mahrumdur, şehirler haraptır.
Köyler perişandır.
Sanayimiz geridir.
Limanlarımız yoktur.
Madenlerimizi işletemiyoruz.
Bu memleket insanlarının medeniyet yolunda ne kadar geri kaldıklarını, maişet seviyelerinin ne kadar acınacak halde olduğunu düşünürsek, bütün bu noksanları telafi için neler yapmağa mecbur olduğumuzu suhuletle takdir edebiliriz.
Bu vasi memleketi bir mamureye çevirmek lazımdır.
Bu halk zengin olmaya mecburdur.
Memleket mamur olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hâlâ yaşamak imkanından bahsederlerse, inanmayınız.
Maddeten düşünelim:
Bütün bu şeyleri yapmak kolay değildir.
Memleketimizi medeniyet-i hazıranın icap ettirdiği dereceye bir an evvel isal için yalnız milletin sermayesi, milletin ilmi ve fenni teşebbüsleri kafi gelmez.
Haricin sermayesine, ihtisasına da ihtiyacımız vardır.
Bu noktada dar bir milliyetperverlikten çıkıyoruz.
Biraz daha geniş milliyetperver oluyoruz:
“Ecnebi sermayesinden istifade edeceğiz.“
Az zaman içinde memleketimizin mühim merkezlerini şimendiferle birbirine raptetmek lazımdır.
Memlekette metfun olan maden hazinelerini işletmek lâzımdır.
İktisadi faaliyetin, servet haline inkılâp etmesi için en lüzumlu şeyler yollardır, seri vesait-i nakliyedir, şimendiferlerdir.”
Ve Lozan görüşmeleri kesintiye uğruyor.
Bu kez de İzmir’de “İktisat Kongresini” düzenliyor Mustafa Kemal.
Şunları söylüyor orada da kendisini tanımaları için can attığı kapitalistlere mesaj olarak:
“İktisadiyat sahasında düşünür ve konuşurken zannolunmasın ki, ecnebi sermayesine hasımız; hayır bizim memleketimiz vasi’dir.
Çok say ve sermayeye ihtiyacımız var.
Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeğe her zaman hazırız.
Ecnebi sermayesi bizim say’imize inzimam etsin ve bizim ile onlar için faideli neticeler versin…”
“Gel” diyor Atatürk batılı ülkelere “gel, yeter ki ülkemi ve beni tanı, kim olursan ol, buyur, yeter ki hemen gel!..”
Bu kongreden tam 51 gün sonra ve 23 Nisan 1923’te yeniden başlayacak olan Lozan görüşmelerinden iki hafta önce Mustafa Kemal’in onayıyla Amerikalı bir grupla adına “Chester Projesi” denilen bir “imtiyaz sözleşmesi” imzalar Türk hükümeti.
Bu anlaşmaya göre Samsun-Trabzon-Mersin ve İskenderun limanlarını Amerikalılar yapıp işletecek, Süleymaniye-Kerkük ve oradan da Musul’a uzayacak demiryolunun yapılıp 99 yıllığına işletilmesi hakkı sadece Amerika’nın olacaktı!
Sadece bununla da sınırlı değildi sözleşme, demiryolu hattına paralel 40 kilometrelik şerit içindeki maden ve petrol aranması, bulunduğu takdirde yine 99 yıllığına işletme hakkı da Amerikalılara verilmişti!
Sultan Abdülhamit vermedi böyle bir yetkiyi Almanlara!
Bağdat demiryolu hattı için onun sunduğu teklif 20 kilometrelik bir alanı işaret ediyordu sadece!
Hoş, daha sonra Musul eyaleti İngiliz manda rejimine bırakılınca bu anlaşma suya düşmüştü ama tüm gerçekliğiyle vaki olduğu gibi birileri yeni yeni kapitülasyonlar oluşturuyor, yeni Cumhuriyetle birlikte yurdum toprakları birilerine peşkeş çekilmeye devam ediliyordu!
Kızdın mı bana şimdi?
Daha dur, yeni başladık!
1923 yılında Türkiye’deki şirket ve bankaların tamamı yabancı sermayeliydi.
Yeni devletten her türlü yardımı görüyor, Anadolu halkını sömürmek için ortalıkta cirit atıyorlardı.
Dünya ekonomik krizi 1929’da yakaladı Türkiye’yi.
Türk lirasının değerinin astronomik şekilde düşmesinin ardından dış ticaret açığı inanılmaz bir düzeyde arttı.
Bu arada, biliyor musun Hayrünisa ablanın oğlan Güven, BAĞIMSIZ Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi parasını basma yetkisi yoktu o yıllarda!
Üzerinde Atatürk resmi olan banknotlar dışarıda Londra’da, Yahudi sermayeli finans kuruluşları tarafından basılıp getiriliyordu ülkeye!
Bir devlet bankasının kurulması elzemdi artık.
Bu yapı güya hem ekonomiye denge getirecek, hem de ileride Türk parasını basma görevini üstlenecekti.
1930 yılında “kibrit tekelini” bir Amerikan şirketine devrederek 10 milyon dolar kredi almakta hiçbir sakınca görmedi Atatürk!
Ve TC Merkez Bankası'na da o parayla ortak oldu devlet!
Nizamnamesi yani, ana sözleşmesi 1 Eylül 1931’de kabul edildi Merkez Bankası’nın.
Hisse senetleriyse 4 gruba ayrıldı.
A sınıfı hükümet kuruluşlarının, B sınıfı milli bankaların, C sınıfı yabancı bankalarla, imtiyazlı şirketlerin, D sınıfıysa Türk ticaret kuruluşlarıyla, Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin olacaktı.
A sınıfı hisselerde ta 1931’den, 1970 yılına dek yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin payı ne kadardı biliyor musun Güven, sadece yüzde 15; evet, milli bankamız olan ve para basma yetkisine sahip Merkez Bankası’ndaki hissemiz sadece yüzde 15’ti ve bu durumu sokakta gezen normal vatandaşın bilmesine de hiç mi hiç gerek yoktu!
Söylemeye lüzum var mı bilmiyorum, Merkez Bankası’nın asıl hisselerinin yüzde 85’i yabancıların elindeydi ve bugün bunların kimler oldukları hâlâ açıklanmış değil üstelik!
Devletin payı 1970’te zar zor yüzde 51’e, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarıyla da 2002’de yüzde 55’e çıkarıldı.
O gün bu gündür Recep Tayyip Erdoğan onlara artık kâr payı dağıttırmıyor, zıbık zıbık ötüyorlar medyadaki adamları vasıtasıyla!
Yani bugün hâlâ milli bankamızın yüzde 45’i yabancıların elinde haberimiz yok, yaşasın Cumhuriyet!
Bakın kağıt paraların üzerine, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” yazar hâlâ, “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası” değil!
Tekrar 1930 senesine döndüğümüzde Atatürk’ün “yabancı sermayeye” verdiği sözleri muntazaman yerine getirdiğini görüyoruz.
Zaten 1923’ten itibaren hazine bonosu ihraç edip yine Türkiye’de üstlenmiş yabancı finans kuruluşlarına satarak yüz milyonlarca lira kredi kullanan devlet aynı zamanda ilave olarak dış borçlanmalara da yöneliyor oralardan da paralar alıyordu Cumhuriyet’in ilk yıllarında.
Kendi yağımızla kavrulduğumuz hikayesi tam bir resmi yalandır aslında yani!
Örnek mi?
1934 Sovyet Kredisi: 8 milyon dolar
1937 – İngiliz kredisi: 2 745 000 sterlin
1938 – İngiliz Kredisi: 16 milyon sterlin
1938 – Alman Kredisi: 150 milyon Reichsmark
Sadece 1938 yılında alınan kredilerin parasal değeri aynı sene içindeki devlet bütçesinin tam yüzde 58’ine denk geliyordu.
Türkiye 1938 dışında başka hiçbir yıl bu kadar yük altına girmemiş, girememişti.
Az zamanda çok işler yapılmış, astronomik faizlerle Türk halkı yabancı sermayeye peşkeş çekilip, sömürü düzenine kesintisiz devam edilmişti.
Limanlar, demir çelik, petrol ve kimya tesisleri…
Evet, bunlar yapılmıştır yapılmasına elbette ama daha çok yabancı şirketlerin semirip daha da büyüyebilmeleri için ve onların istekleri sonucu!
Adına KİT denilen ve alınan dış kredilerle devlet eliyle yapılan iktisadi kuruluşların yükünü, kamburunu yıllarca nasıl sırtımızda taşıdığımızı anımsayın bir kere?
Yaşamı boyunca sadece askerlik yapmış biri olan Mustafa Kemal’in o çok çok büyük serveti, sahip olduğu büyük arazileri, pek çok çiftliği, bira, pastörize süt ve tereyağı fabrikalarını, onca gayrı menkulünü ölümüne yakın bir zamanda devlete bağışlamasıyla açıklayamaz hiç kimse bana!
Aklımla dalga geçmek olur bu!
“Niye o zaman en baştan beri tapularını kendi üzerine yaptı” diye sorarım o zaman da?
Bir 29 Ekim günü çok can sıkıcı değil mi tüm bunları duymak?
Sokrat’ın filozoflar için dillendirdiği gibi “bir at sineği gibi olmalıdır gazeteci” de, sürekli rahatsız etmelidir, tedirgin etmelidir etrafı!
Uzun yıllar boyunca ne yazık ki ben de aksini düşündüm ama gerçekte Atatürk’ün geride emanet bıraktığı CHP’nin de bir hayrı yoktu bu memlekete!
Tarihinde hiçbir zaman halkın partisi olmadı çünkü, ülkeyi tek tabanca yönettiği dönemlerde elit kesimi semirtti, hep göbekçilerdi taraftarları, insanları ezdi, zulüm yaptı.
Şimdi de güya sol, sosyal demokrat bir parti olarak geziyorlar ya ortalıkta, k.çımın kenarı, bu partiye şu an hakim olan kesimde solun, solculuğun zerresi bile yok!
“Özgür Şahin” diye babyface bir çocuk var, kokpit boyuyor Nilüfer’de.
Bunun karısı, hayvan dostu, hayvan sever, evine bir hayvan alıp besleyen Veteriner Melike Baysal’ın meslektaşı ve yakın arkadaşı.
Geçen, bir dönem eski ilçe başkanı Metin Çelik’in yol vermesiyle CHP Nilüfer İlçe Başkanlığı yaptı bu çocuk; bir işe yaradığını da hiç görmedik doğrusu.
Daha geçenlerde “Zaten benim param yok, eşim izin vermiyor, eğer yeniden çıkarsam beni boşar” diye ortalıkta gezen bu Özgür Şahin ne oldu da dün adaylığını açıkladı dersiniz?
Size biraz CHP manzaraları anlatayım da gülün acık!
Bülent Yaşar ve emekli hemşire Neşe Özçelik sponsor olup destekliyorlar bunu, seçildiği vakit tüm masrafları bunlar ödeyecek, Nilüfer’de partinin ipini de akıllarınca bunlar ellerinde tutacak!
Emekli hemşire Neşe Özçelik öyle bildiğiniz gibi biri değil, iş gadını!
Hatun altında BMW X5’lerle filan geziyor!
Hali hazırda CHP’nin İl Yönetim Kurulu Üyesi ve kurultay delegesi!
Şadi Özdemir’in listesine kim yazmış, nereden gelmiş, hangi emeği sarfetmiş bilen, gören, duyan hiç kimse yok!
Anadolu Hastanesi'nin hem ortağı, hem de kurucusu Neşe Özçelik.
Gadın müteahhitlik de yapıyor aynı zamanda.
Ortağı Mehmet Aydoğan.
Mehmet Aydoğan’sa aynı zamanda İlhan Arslan’la ortak işler yapıyor.
İlhan Arslan kim mi?
Bursa’nın müstafi belediye başkanı Recep Altepe’nin dünürü, kim olacak!
Neşe Özçelik’in Misi Köyü’nde ayrıca bir hafriyat döküm sahası filan varmış, Nilüfer’de Magazin Outlet’in karşısında “kentsel dönüşüm” projesi yapmaya hazırlanıyorlar işi yukarıdan bitirip.
Çok solcu biri canım, çok!
Eve sol ayağıyla girer, bardağı sol eliyle tutar, sürekli sol kulağını kaşır, acayip bir şekilde “sol, sol, sol” yani sizin anlayacağınız!
CHP’nin “Piranası” Güler Buğday bile bunun haline gülerek “Dünya Güzeli” lakabını takmış!
(N’oldu kız Güler, hiç sesin soluğun çıkmadı bir daha, içine mi kaçtın yoksam?!.)
Özgür Şahin’in sponsor ve destekçilerinden biri bahsettiğim bu hatun işte.
Diğer taraftan başta CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir, Milletvekili Orhan Sarıbal ve Mudanya’nın hayırsız belediye başkanı Hayri olmak üzere, Büyükşehir’e önermek suretiyle Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in ayağını kaydırıp, kapağı oraya atmayı planlayanlar da var partide onu da söyleyeyim.
Sen bir İl başkanı olacaksın, belediye başkanıyla danışıp konuşmadan gidip genel başkana “onu büyükşehirde görmek istiyoruz” diyeceksin, hiç olacak şey mi?
Akıl, mantık alıyor mu bu durumu?
Özgür Şahin’i destekleyen ikinci kişi, Bülent Yaşar kim peki?
Tam anlamıyla solcu postuna bürünmüş bir komprodor!
CHP’ye ailecek sızmışlar.
Bunun babası Ankara Yeni Mahalle’nin CHP’li Belediye Başkanı Fethi Yaşar.
Fethi Yaşar bugün CHP’nin Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl’e, “Şuraya gel s.ç” desin, yapmazsa ne olayım!
Peki, Tekin Bingöl’ün kardeşleriyle birlikte ortak olduğu şirket hangi işi yapıyor?
“İnşaat.”
Fethi Yaşar ne işleri veriyor belediyeden?
“İnşaat.”
Bingöl kardeşler Ankara’nın müstafi Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten hangi işleri almışlardı?
“İnşaat.”
Sarıbal, Özdemir ve Türkyılmaz triosunun Nilüfer’i ele geçirmek istemelerinin sebebi ne?
“İnşaat.”
Fethi Yaşar’ın oğlu Bülent Yaşar’sa Prestij Tekstil’in sahibi, döşemelik kumaş yapıyorlar, döşüyorlar, tatil köyleri var, mobilya, çok büyük ölçekli seracılık yapıyorlar filan.
Peki, onun CHP’de bulunma sebebi ne?
“Domatis.”
Şaka şaka!
Solculuk yaparak boş zamanlarını değerlendiriyor, kafa dağıtıyor Bülent Yaşar, meze yani politika onun için bir Amerikan salatası, bir borani, bir acılı ezme gibi örneğin, haşlanmış dil, beyin, rakının yanında.
İşin aslı, Özgür Şahin’i aday çıkarmasının, onu desteklemesinin asıl sebebi şimdiki CHP Nilüfer İlçe Başkanı Mehmet Turan Tansal’ın, Bülent Yaşar’a daha şimdiden açıkça, “seni yeni yönetim kurulu listeme yazmayacağım” demiş olması!
Aferin len Tansal, harbi adammışın, kutluyorum seni, keraneci!
Hiçbir şey göründüğü gibi değil sizin anlayacağınız.
CHP bildiğiniz, oy verdiğiniz gibi bir parti hiç değil, ben de farklı sanıyordum geçmişte, değilmiş.
Bayramınız kutlu olsun bu arada…
Güya Cumhuriyet geldi memlekete…
Düzen değişti Türkiye’de güya ama…
Düzülenler hiç değişmedi farkında mısınız?!.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html