BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
12 Eylül sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
12 Eylül sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

12 Eylül 2017 Salı

Ya 12 Eylül'ü Devlet Yapmadıysa!..

Biz 12 Eylül'le doğru dürüst hesaplaşmadık!

Bekir'i işkenceyle öldürenlerden, Ahmet'i, Mustafa'yı, Cengiz'i, Ali Bülent'i, Cevdet'i, Fikri'yi, Selçuk'u, Halil'i, İsmet'i asanlardan, darbe yapabilmek için sokağı kızıştıranlardan, sonra gelip ensemize dipçikle vuranlardan hesap sormadık.

Çünkü biz "12 Eylül'ü devlet yaptı" sanıyorduk.

Siyaset bölününce, basın bölününce, üniversite, öğrenci, öğretmen bölününce, memur, işçi, polis, bekçi bölününce geriye tek parça bir "asker" kalmıştı.

O yüzden, biz bu yalancı hakemi "devlet" belledik.

Öyle ya, sadece devletin tankı olurdu… 

İşte tanklar da sokaktaydı!

Böyle hem sağa, hem sola aynı anda vurmayı yapsa yapsa devlet yapardı!

Önce onlar bizi susturdular, sonra da biz kendimiz sustuk.
Çünkü karşımızda "devlet" var sanıyorduk!..

Oysa bize o dipçiği vuran devlet değildi!..

15 Temmuz 2016 öncesinde TSK'daki kritik noktaları nasıl FETÖ ele geçirdiyse, 12 Eylül 1980 öncesinde de TSK'yı Masonlar ele geçirmişti.

Bunlar sadece Carter'ın değil, aynı zamanda, o eli meşaleli dul kadının çocuklarıydı!

12 Eylül'de gafil avlanmıştık.

15 Temmuz'da ise tecrübeliydik, aynı delikten bir kez daha ısırılmadık.

Bir "mason" lafıdır döner dolaşır memlekette… 

Adına cilt cilt kitaplar yazılır.

İn midir, cin midir, gizli örgüt müdür, cinayet şebekesi midir? Mafya mıdır, değilse nedir?

Hiç sorgulanmaz!.. 

Sadece hikâyesi anlatılır.

Darbe olur, gizli açık bütün dernekler kapatılır. Onlara dokunan olmaz.

Memleket yıkılsa; onların burnu bile kanamaz!

Halktan yetki almamışlardır. Seçimlere katılmamışlardır. Bütçeleri hesapsızdır.

Kurultayları, tüzükleri, senetleri, ortada yoktur, kökleri dışardadır.

Üzerlerinde Emniyet'in, dernekler masasının denetimi de yoktur.

Atatürk Mason localarını boşuna mı kapatmıştır?

12 Eylül 1980'den sonra 67 Vilayeti "Atatürk… 

Atatürk" diye diye gezerek milleti Atatürk'ten soğutan "darbecilerin Masonluğu" neden hiç sorgulanmamıştır?

Bugün, kendisi de Bilgi Locasının sekreterliğini yapmış eski bir Mason olan ve sonradan uyanarak milletini uyandırmaya çalışan Yüce Katırcıoğlu'nun e-posta adresime gönderdiği bilgilere dayanarak "Masonluk-12 Eylül ilişkisi"ne değineceğim.

Yazdıklarını, kırk yıldır yaşadıklarımızla birleştirince: "Bizi Masonların vurduğu" net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Katırcıoğlu, askeri tesislerdeki Masonik semboller konusunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcılığına yaptığı başvuruda "Kenan Evren'in Masonluğu" hakkında ayrıntı vermektedir.

O'na göre: "Kenan Evren, Kore'deki Türk tugayında görev yaparken masonluğa girmiştir."

Suç duyurusunda ayrıca: "Kenan Evren'in 30 Ağustos 1980'de emekli olması gerekirken, Demirel'in bir dizi "emekliye ayırma" operasyonundan sonra 1977'de Kara Kuvvetleri Komutanı, 1978'de ise Genelkurmay Başkanı olduğu" anlatılıyor.

Süleyman Demirel'in Masonluğu sır değil… "Uykuda" veya uyanık… 

Bunu hepimizi az çok biliyoruz. Bizim için şurası daha mühim:
"12 Eylül 1980 darbesi öncesinde, Deniz Kuvvetleri Komutanı olması gereken Arif Akdoğanlar'ın yerine daha kıdemsiz; fakat üst düzey Mason olan Nejat Tümer, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına atanmıştır."

Tıpkı,15 Temmuz öncesinde Personel'deki FETÖ'cülerin yaptığı atamalar gibi...

Bir nevi "usta-çırak" ilişkisi!..

12 Eylül Başbakanı Bülent Ulusu'nun yüksek dereceli bir mason olması da tesadüf değil...

Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın 12 Eylül'e sayılı günler kala yaptığı ABD ziyareti de…

Kenan Evren'in "eyaletler"den bahseden ilk Devlet Başkanı olması, bizim "İsrail- Masonluk-12 Eylül ilişkileri"ni dikkate almamız için açık bir dayanak noktasıdır.

Evren'in, "eyalet" talebini PKK dan da önce dile getirmesi, vatanın selameti için unuttuğumuz 12 Eylül'ü, milletin bekası için yeniden sorgulamamızı bir zorunluluk haline getirmiştir.

Çünkü dün 12 Eylül'ü yapan Masonlar, bugün de İsrail Kürdistan'ına Türkiye'den parça koparmaya çalışmaktadır.
Terörle mücadele etmek başka, Masonla mücadele etmek başka şeylerdir.

FETÖ'nün PKK'yla aynı 12 Eylül döneminde büyümesi ve sonunda işbirliğine gitmesi, önemli bir karinedir.

PKK'nın 12 Eylül'den 2 yıl önce kurulup, 40 yıldır bitirilememesi de bu açıdan bakınca "daha anlaşılır" olmaktadır.

TSK'nın, 7.500 şehit verdiği halde PKK'yı bitirememesinin sebebi, memlekette bir "güç regülatörü"nün varlığıdır.

Bu regülatör, Masonluktur!
Masonlar, Türk devletinin gücünü baskılamış, enerjisini azaltmıştır.

Aksine hareket edenleri bir şekilde ortadan kaldırmış, sonra da güç tasfiye nöbetini, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla "Takkeli Masonlar"a, yani FETÖ'ye bırakmıştır!

12 Eylül'de bize o dipçiği vuranlar, MHP'yi Siyonist planlarının önündeki en büyük engel olarak gören Masonlardır!

Türkiye'nin 12 Eylül'le geldiği bu noktadan geriye dönüp bakınca, olanı biteni başka türlü izah etmenin imkânı yoktur.

Şükrü Alnıaçık / 2017-09-12 09:43:15

12 EYLÜL DARBESİNİN 37. YILI




Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olan 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 37 yıl geçti.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen son askeri darbesi olarak tarihe geçen 12 Eylül 1980 darbesinin başladığı, Cuma günü saat 03.59'da TRT radyosunun İstiklal Marşı ve sonrasında anons yapılmadan, Harbiye Marşı'nın çalınmasıyla anlaşıldı.
Marşın bitiminde Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzasıyla yayımlanan Milli Güvenlik Konseyi'nin bir numaralı bildirisi okunmaya başlandı. Bu bildiriyi 5 bildiri daha izledi.

"Kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek..."
Türk demokrasisine darbe yapıldığının en resmi açıklaması ve gerekçesi ise dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Evren tarafından duyuruldu.
Evren, darbenin gerekçesini, "... Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır." ifadeleriyle anlatmıştı.
Darbenin Evren dışındaki uygulayıcıları ise Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan komuta kademesiydi.
Darbe gerekçeleri
TSK'nın emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği darbenin en önemli gerekçesi "güvenlik" oldu.
TBMM'nin 22 Mart 1980'de ilk turunu yaptığı Cumhurbaşkanlığı seçimini, 114 tur oylama yaptığı halde darbe gününe kadar sonuçlandıramamasının da etkili olduğu süreçte birçok cinayet işlendi.
Gazeteci Abdi İpekçi, Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, DİSK ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, Eski Başbakan Nihat Erim, Adalet Partisi İstanbul Milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu, CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu, MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok ile eşi ve kızının öldürülmesi gibi çok sayıdaki siyasi cinayet, darbeci generallerin gerekçeleri olarak tarihe geçti.
6 Eylül'de Konya'da düzenlenen "Kudüs Mitingi" de darbe yönetimi tarafından "şeriatçı girişim" olarak gösterilmişti.
Hazırlıkları Genelkurmay Karargahı'nda yapıldı
Askeri darbenin hazırlıkları, Haziran 1980'den itibaren Genelkurmay Karargahı'nda yapılmaya başlandı.
Kod adı "Bayrak Harekatı" olan darbe, ilk olarak bütün ordu komutanlarına gönderilen emirle 11 Temmuz saat 04.00'te hayata geçirilmek istendi ancak 2 Temmuz'da Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki hükümetin güvenoyu almasıyla plan ertelendi.
Aynı plan, yine aynı isimle 12 Eylül sabaha karşı uygulamaya konuldu, artık sokaklara palet ve postal sesleri hakimdi.
Emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olarak tarihteki yerini aldı.
Siyasiler sürgüne gönderildi
12 Eylül askeri darbesi ile Süleyman Demirel'in başbakanı olduğu hükümet görevden alındı, TBMM lağvedildi. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı askeri dönem başladı.
Cuntacılar, 13 generali ülke genelinde ilan ettikleri 13 sıkıyönetim bölgesine komutan olarak atarken Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetleri de durduruldu.
Siyasi partileri de lağveden askeri yönetim, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne gönderdi. Siyasi yasaklar geldi.
Darbeye liderlik eden 5 generalin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'ya kurdurulan hükümet, 21 Eylül'de göreve başladı.
Darbenin ardından geçen 3 yıl içinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve askeri yönetimin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, yapılan "güdümlü" referandumla yüzde 92'lik "Evet" oyu aldı.
Halk oylamasında, Kenan Evren cumhurbaşkanı seçilirken askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, 2010'daki Anayasa değişikliği referandumuna kadar yürürlükte kaldı.
Yönetime el koyan cuntacı askerler, acısı yıllarca sürecek idamların kararını da verdi.
Darbeden sonra ilk idamlar, 7 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.
Milyonların hayatı etkilendi
Darbeden sonraki süreçte askeri yönetim, milyonlarca kişinin hayatını etkileyen kararların altına imza attı ve yıllar sürecek travmalara neden oldu.
Darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. Bunlardan 517 kişiye idam kararı verilirken kararların 50'si uygulandı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılırken yaklaşık 100 bin kişi, örgüt üyesi olma suçundan yargılandı, 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işten çıkarıldı.
İşkence ve faili meçhullerin çokça yaşandığı dönemde bine yakın film yine sakıncalı bulunduğu için yasaklandı, 4 bine yakın öğretmen, çok sayıda üniversite görevlisinin işine son verildi. Yüzlerce gazeteci için de binlerce yıla varan hapis cezaları istendi.
Yargılama yolu yine 12 Eylül'de açıldı
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yürürlüğe giren, "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağı"na dair Anayasa'nın geçici 15. maddesi, 12 Eylül 2010'daki referandumun ardından kaldırıldı.
12 Eylül darbesinin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkındaki suç duyurularının ardından, darbe döneminin Genelkurmay Başkanı, Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya 4 Nisan 2012'de, darbeden 32 yıl sonra yargılanmaya başlandı. Yargıtayda temyiz istemi görüşülen dava, iki ismin hayatını kaybetmesinin ardından düştü.
Referandumdan sonra yapılan anayasa değişikliğiyle "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanmayacağını düzenleyen Anayasa'nın geçici 15. maddesi" yürürlükten kaldırıldı. Türkiye genelinde birçok kişi ve örgüt, darbenin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkında soruşturma başlatılması için suç duyurusunda bulundu.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma kapsamında, Evren ile Şahinkaya hakkında hazırladığı iddianameyi, 10 Ocak 2012'de kabul etmesiyle Türkiye tarihinde ilk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıktı. İddianamede iki komutan, ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek'' ile suçlandı.
İlk duruşması, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinde, 4 Nisan 2012'de görülmeye başlanan davaların duruşmalarına, Evren ve Şahinkaya, sağlık durumlarını gerekçe göstererek katılmadı. Davanın bundan sonraki duruşmalarında her iki isim de savunmalarını, tedavi gördükleri hastanelerden sesli ve görüntülü iletişim sistemi üzerinden yaptı.
Evren ve Şahinkaya, savunmalarında, suçlamaları kabul etmeyerek, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını savundu.
AYM, başvurularını "kabul edilemez" buldu
Evren ve Şahinkaya 13 Şubat 2013'te, dava nedeniyle haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuruda da bulundu. İki eski komutan, davanın görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesine, ''12 Eylül iddianamesinin ve kamu davasının hukuken yok hükmünde olduğunun tespiti" için dilekçe verildiğini ancak mahkemece bu istemin reddedildiğini gerekçe gösterdi. AYM, 26 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'nın başvurusunu, olağan kanun yolları tüketilmediğinden kabul edilemez buldu.
Dava devam ederken Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la birlikte Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi kapatılınca dava, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.
Savcı müebbet istedi
Cumhuriyet Savcısı Erdinç Hakan Özdabakoğlu, 12 Eylül Davası'nda verdiği esas hakkındaki görüşte, sanıklar Evren ve Şahinkaya'nın, 765 sayılı TCK'nın "Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmalarını istedi.
Mahkeme Başkanı Oktay Saday'ın açıkladığı hükme göre Evren ve Şahinkaya, "21 Aralık 1979'da dönemin Başbakanı'na verdikleri muhtırayla Anayasa'yı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan, 12 Eylül 1980'de de cebren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men suçundan eylemlerine uyan 765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesi gereğince" ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Takdiri indirimle bu cezalar, "müebbet hapis cezası"na çevrildi.
Evren ve Şahinkaya hakkında, Askeri Ceza Kanunu'nun "askeri rütbelerin sökülmesi"ne ilişkin 30. maddesinin de uygulanmasına karar verildi.
Kararın ardından Evren ve Şahinkaya'nın avukatı, 24 Haziran 2014'de kararın bozulması istemiyle temyiz dilekçesini Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine verdi. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesi sürerken Evren, 10 Mayıs 2015'te tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisinde 98 yaşında, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Şahinkaya da 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında hayatını kaybetti.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.
Dosya, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderildi.

8 Şubat 2019 Cuma

MHP siyasette yarım asrı devirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türk siyasetinin yarım asrına damga vuran MHP, kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutluyor.



Türk siyasetinin yarım asrına damga vuran MHP, kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutluyor. 1969 yılının 8-9 Şubat tarihlerinde Adana'da yapılan büyük kurultayla Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CMKP) olan adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştiren parti, amblemini "üç hilal" olarak seçti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, MHP'nin kuruluşunun 50. yıl dönümüne ilişkin TDP  muhabirinin sorularını yanıtladı.

MHP 50 YAŞINDA FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

Yalçın, MHP'nin tarihinde özel bir yeri olduğunu için 50. yılı Adana'da kutlayacaklarını belirterek, "50. yılımızı hem Adana'nın bu hususi mevkisine hem de MHP'nin 50 yıllık kutlu beka, bağımsızlık, hürriyet, demokrasi mücadelesine yaraşır bir şekilde kutlamak istiyoruz. Bir bakıma Adana'da 1969'un ihtişamlı, heyecanlı ve coşkulu atmosferine geri dönmüş olacağız." ifadesini kullandı.


"TÜRK MİLLİYETÇİLERİ VATAN HAİNLERİYLE AYNI KEFEYE KONULDU"


Yalçın, MHP için bu 50 yıllık sürede Türk siyasetinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde en zor olayın 12 Eylül olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bu süre zarfında MHP'nin geçtiği en önemli dönemeç 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasıdır. 

Milliyetçi ülkücü hareket 12 Eylül öncesinde Türkiye'yi uydulaştırmayı ve hür dünyadan koparmayı amaçlayan komünist ve ayrılıkçı saldırıların odağındayken, her gün birkaçı şehit edilen ülküdaşlarımız ve parti mensuplarımızın mazlum ve mağdur addedilmesi gerekirken kıyamet MHP'nin başına koptu. 

Kurucu Genel Başkanımız Alparslan Türkeş dahil, MHP'nin ve ülkücü kuruluşların yöneticileri bir ihanet şebekesiymiş gibi toplanıp hapishanelere, zindanlara atıldı. Ülkesi uğruna canını vermekten kaçınmayan Türk milliyetçileri, vatan hainleriyle aynı kefeye konuldu."
Bir "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası" ihdas edilerek ülkücülerin yargılandığını belirten Yalçın, şunları söyledi: "Kimi idama kimi de yıllarca hapse mahkum edildi. 

Ülküdaşlarımız daha mahkum edilmeden en ağır işkencelere ve gaddarlıklara maruz kaldı. 12 Eylül öncesinin bütün hastalık ve problemlerinin hesabı bizden soruldu. Partimiz ve ülkücü kuruluşlar darmadağın edildi. 

Kısacası hepimizin iliklerimize kadar hissettiği 12 Eylül sonrası bizim için tam bir fetret dönemiydi. Bedeli camiamız için çok ağır olsa da bu menhus dönemi atlattık ama hepimiz çok acılar çektik, mağduriyetler yaşadık. Ben de o çileli günlerin yakın şahitlerinden ve fetreti yaşayanlardan biri olarak birkaç kez hapse girdim."


MHP'NİN KURULUŞU


Adana'da 8-9 Şubat 1969'da yapılan CKMP kurultayında partinin adı MHP oldu, genel başkanlığa Alparslan Türkeş getirildi. Kurultaydan sonra toplanan ilk genel idare kurulunda da partinin ambleminin "üç hilal" olması kararlaştırıldı. 

MHP'nin Gençlik Kolları (Ülkü Ocakları) için de "hilal içinde kurt" amblemi benimsendi.
12 Ekim 1969 seçimlerinde yüzde 3 oy alan MHP, oyunu artırmış olmasına rağmen milli bakiye sistemi kalktığı, yerine nispi temsil sistemi getirildiği için sadece kurucu lider Alparslan Türkeş'i Adana'dan milletvekili çıkardı.

14 Ekim 1973 seçiminde yüzde 3,4 oy alarak 3 milletvekili kazanan MHP, Süleyman Demirel'in başbakanlığında kurulan birinci Milliyetçi Cephe (MC) hükümetine 2 bakanlık alarak dahil oldu. Bu hükümette Alparslan Türkeş Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı, Mustafa Kemal Erkovan ise Devlet Bakanı oldu.
MHP, 5 Haziran 1977 seçimlerinde yüzde 6,4 oy alarak 16 milletvekili çıkardı ve yine Süleyman Demirel'in başbakanlığında ikinci MC hükümetinde 5 bakanlık aldı. Türkeş yine Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı oldu.


12 EYLÜL SÜRECİ


12 Eylül 1980 darbesinin ardından kapatılan MHP çizgisi, 1983 yılında yeni siyasal partiler kurulmasına izin verilince Mehmet Pamak tarafından kurulan Muhafazakar Parti tarafından temsil edildi. Bu parti 1985'de adını Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olarak değiştirdi. 

1987 referandumundan sonra Türkeş'in siyasi yasağı kalkınca, MHP'nin kurucu lideri, MÇP Genel Başkanı oldu. MÇP'nin 24 Ocak 1993'teki Genel Kurulu'nda delegelerin oy birliği ile partinin adı yeniden MHP oldu ve genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Alparslan Türkeş'in 4 Nisan 1997'de vefat etmesinin ardından 6 Temmuz 1997’de yapılan olağanüstü kurultayda Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş ile Devlet Bahçeli arasında yapılan seçim yarışını Devlet Bahçeli kazandı ve MHP Genel Başkanlığına seçildi.


BAHÇELİ DÖNEMİ


Bahçeli genel başkanlığında MHP, 1999 genel seçimlerin yüzde 17,98 oy alarak DSP'nin ardından en çok oy alan ikinci parti oldu ve 129 milletvekili çıkardı. Kurulan DSP-ANAP-MHP koalisyonunda, biri başbakan yardımcılığı olmak üzere 12 bakanlık alan MHP, ikinci büyük koalisyon ortağı oldu.

Bu dönemde Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit ile sorun yaşayan MHP, yine de koalisyonda uyumla çalıştı ancak yaşanan ekonomik kriz üzerine Dünya Bankası'ndaki görevinden ayrılarak Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Kemal Derviş ile uyuşamadı.

Bu süreçte Bahçeli'nin "3 Kasım'da seçim" çıkışı ile Türkiye 2002'de seçime gitti. MHP'nin, bu seçimlerde oy oranı yüzde 8,3'e düştü ve parti Parlamentoya giremedi.
2007 genel seçimlerinde yüzde 14,29 oy alarak 71 milletvekilliği kazanan MHP, TBMM'de yeniden grup kurdu. MHP, 2011 genel seçimlerinde yüzde 14,27 oy alarak Mecliste 53 milletvekili, Haziran 2015 genel seçimlerinde yüzde 16,29 oy alarak 80 milletvekili ile temsil edildi. 


 MUHALİFLER HAREKETE GEÇTİ


MHP'nin, yüzde 11,94 oy alarak 40 milletvekili çıkardığı 1 Kasım 2015 genel seçimlerinin ardından partide muhalif sesler yükselmeye başladı.
Bahçeli, 15 Kasım 2015'te seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere il başkanlarını Ankara'da topladı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada "birlik" mesajı verilmesine rağmen Sinan Oğan, Koray Aydın ve Meral Akşener, partide değişim istediklerini belirterek genel başkanlığa aday olduklarını açıkladı.

MHP tüzüğü, olağanüstü kongrelerde genel başkan seçimine izin vermediği için tüzük tadilatı kongresi düzenleyerek, arkasından genel başkan seçmek isteyen muhalifler, birlikte hareket ederek kayıtlı bin 232 delegeden imza toplamaya başladı.

Bahçeli ise parti içinden yükselen "olağanüstü kurultay taleplerini" reddederek, kurultayın 2018'de yapılacağını açıkladı.

Daha sonra yaşanan bir dizi hukuki süreç çerçevesinde, "Çağrı Heyeti"nin olağanüstü kongrenin yapılacağını duyurduğu tarih olan 15 Mayıs'ta, partililer Büyük Anadolu Oteli'ne gitmek üzere toplandı ancak polisin aldığı önlemler nedeniyle otele ulaşamadı.

Kongrenin yapılacağı otelin önüne Meral Akşener, Koray Aydın, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ aynı araçla geldi. Hazırlanan ortak basın bildirisi eski MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından okundu.

Bahçeli, muhaliflerin bu girişimini "tarla kongresi" olarak nitelerken, Akşener'in başını çektiği muhaliflerin bir kısmı daha sonra İyi Parti'yi kurdu.


CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ekim 2016'daki grup toplantısında yaptığı "Başkanlık sistemi" çıkışıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve 16 Nisan 2017'deki anasaya değişikliğine giden yolu açan isimlerden biri oldu. Türkiye, bu referandumda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçti.

MHP, 24 Haziran 2018'de erkene alınan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi'ne AK Parti ile kurduğu "Cumhur İttifakı" ile girdi. MHP bu seçimde yüzde 11,1 oy oranı ile 49 milletvekili çıkardı.





1 Mayıs 2018 Salı

Türkiye'de Siyasi Partiler MHP

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye siyaset sahnesinin milliyetçi partisi, Alparslan Türkeş tarafından kuruldu. 12 Eylül 1980'in ardından kapatılan parti, en yüsek oy oranına Devlet Bahçeli liderliğinde 1999'da ulaştı.

MHP'nin sembolleri

Partinin amblemi kırmızı zemin üzerine beyaz üç hilalden oluşuyor ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nu sembolize ediyor. Hilal içinde bozkurt ise MHP’nin gençlik kolları tarafından kullanılıyor. Ergenekon Destanı’nda bozkurtun Türklere Ergenekon’dan çıkarken yol gösterdiğine inanılıyor.
Türkiye’yi 12 Mart (1971) ve 12 Eylül’e (1980) götüren süreçte sağ-sol çatışmalarında ön saflarda bulunan önemli partilerden birisi olan Milliyetçi Hareket Partisi, siyasi söylemine komünizm karşıtlığı ile başladı. Türkiye’de 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından güçlenen milliyetçi taban, kurulduğu 1969 yılından itibaren MHP çatısı altında toplandı.
Komandoları ve ülkü ocaklarıyla, öğrenci eylemleri gibi toplumsal çatışmaların odağında yer alan MHP, onlarca kişinin ölümüne neden olan kanlı çatışmaları tetiklediği gerekçesiyle 12 Eylül 1980 darbesinin ardından kapatıldı.
Partinin yargılanan lideri Alparslan Türkeş, dört buçuk yıl süren tutukluluğun ardından 1985’te beraat etti. Kadro, Milliyetçi Çalışma Partisi adı altında 1987’de siyaset hayatında yeniden kendini gösterdi. Parti, 1992 yılında eski ismine tekrar kavuştu. Bugün, Türkiye’nin önde gelen partilerinden biri olan MHP’nin Genel Başkanlığını Devlet Bahçeli yürütüyor.

Dokuz Işık Doktrini

Günümüzde ılımlı bir milliyetçilik sergileyen MHP, zaman içinde çizgisinde çeşitli kaymalar yaşadı. Partinin yola çıkışında benimsediği ideoloji ise Türkçü-Turancı ideolojiydi.
Kurucu Alparslan Türkeş, ideolojisini Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlakçılık, İlimcilik, Toplumculuk, Endüstri ve Teknikçilik, Köycülük, Gelişmecilik ve Halkçılık, Hürriyet ve Şahsiyetçilik olmak üzere dokuz ilkeyle açıkladı.
Türkeş, MHP’nin öğretisini, “Türk milletinin özelliklerine uygun Müslüman ve Türk realitesini göz önünde bulunduran, modern ilim ve tekniği yol gösterici olarak kabul eden milli bir doktrin” olarak tanımladı.
MHP’nin kurucusu, Türklerin bir bayrak altında toplanmasının uzak ama mümkün olan bir hedef olduğu görüşündeydi.
MHP, emekli albay Alparslan Türkeş tarafından kuruldu.
[MHP]

Türkçü-Turancı ideoloji

Türkeş’in bu Türkçü-Turancı vizyonunun ilk yansımalarına, memleketi Kıbrıs’ta Türklerin azınlık muamelesi görmesine duyduğu tepkiye karşı kaleme aldığı yazılarda rastlanıyor.

Çeşitli dergilerde Pantürkist ideolojiyi savunan yazılar yazan Türkeş’in düşünceleri, 2. Dünya Savaşı sırasında öne çıkan radikal milliyetçilik akımından da etkilendi. Türkiye’de Türkçülüğün yükselişine büyük katkı sağlayan unsurlardan biri de Sovyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılacağı ve Türki cumhuriyetlerin bağımsız kalacağı düşüncesiydi.
Türkeş’in ideolojisinin gelişmesinde dönemin önde gelen yazar, şair ve tarihçisi Nihal Atsız’ın da büyük etkisi var. Cumhuriyet devri Türkçülüğü’nün öncüsü olan Atsız’ı takip eden Türkeş, 1944’te Atsız ve arkadaşlarıyla birlikte Türkçülük-Turancılık davasında yargılandı.
Türkeş’in ismi kamuoyunda ilk olarak bu davayla duyuldu. İlerleyen yıllarda ise önce darbecilerin arasında, daha sonra da sivil bir parti lideri olarak Türk siyaset sahnesinde yerini aldı. Lideri olduğu MHP ise yıllar içinde değişen iç ve dış konjonktüre göre şekil aldı.
TARİHÇE
Türkiye siyasetinde 1960’tan itibaren öne çıkan isimlerden biri olan Alparslan Türkeş’in kurduğu Milliyetçi Hareket Partisi, 1969 yılından itibaren siyasi yelpazenin sağ tarafında, milliyetçi bir parti olarak yerini aldı.
27 Mayıs 1960 darbesini Türkiye’ye duyuran bildiriyi okuyan isim olan Alparslan Türkeş, Türkçü-Turancı ideolojisini bu partiyle Türk siyasetine tanıttı.
Darbenin ardından yaşanan süreçte sürgüne gönderilen ve siyaset sahnesinden bir süre uzak kalan Türkeş, önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) üye oldu. 1965’te Osman Bölükbaşı’nın ölümüyle lidersiz kalan CKMP’nin başkanlık koltuğuna aynı yıl içinde oturmayı başardı. 1969’da partinin ismi MHP olarak değişti. Böylece, Türkiye’nin önde gelen milliyetçi partisinin temeli atılmış oldu.

12 Mart Muhtırası


Türkeş’in partisi CKMP’nin sözcüsü Rıfat Baykal, partinin kamplarda gençlere komando eğitimi vereceğini açıkladı. Bu dönemde sol ideolojideki gençler ise İsrail’e karşı gerilla yetiştiren Filistin kamplarında eğitim görüyordu.
1971’e giden dönemde sağcı ve solcu bu gruplar arasında çok sayıda çatışma yaşandı. Bunların ilki, 1969’da ABD Altıncı Filosu'nun ülkeye gelişini protesto etmek isteyen gruplar arasında yaşandı. Solcu gençler meslek kuruluşlarıyla birlikte İstanbul Taksim Meydanı'nda buluştu. Sağcılar ise Dolmabahçe Sarayı önünde toplandı. İki grup Gümüşsuyu’nda karşı karşıya geldi. Olaylarda iki kişi öldü, 114 kişi ise yaralandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 12 Mart 1971 muhtırasında MHP, nasyonal sosyalistlikle, ırkçılık ve faşistlikle suçlandı. Bu tarihte solcuların Dev-Genç örgütü ve sağcıların Ülkü Ocakları kapatıldı.
Türkeş, 1980'in ardından dört yıl, yedi ay hapis yattı. [AA]

Milli Cephe hükümetleri

Muhtıranın ardından MHP, 1977 yılına kadar oylarını yüzde yedinin üzerine çıkarmayı başardı. Parti, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi ile oluşturduğu koalisyon olan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetleriyle iki kez iktidar ortağı olma fırsatı yakaladı.
Alparslan Türkeş, 31 Mart 1975’te kurulan birinci MC hükümetinde Başbakan Yardımcısı oldu, MHP’li M. Kemal Erkovan ise Devlet Bakanı olarak görev aldı. Bu hükümet 21 Haziran 1977’ye kadar görevde kaldı.
Türkeş, 21 Temmuz 1977’de göreve başlayan ikinci MC hükümetinde de Başbakan Yardımcılığı görevini üstlendi ve bu kez MHP hükümete dört bakan daha gönderdi. 5 Ocak 1978’de ikinci MC hükümetinin dağılmasının ardından Türkiye’de sağ-sol çatışmaları hızla yükselişe geçti. Parti, toplumsal gerilimi tırmandırmakla suçlandı ve 1980 darbesinin önünü açan en önemli aktörlerden biri olarak görüldü.
Türkeş, darbe sonrası tutuklanarak dört yıl yedi ay 25 gün hapis yattı. Sağlık sebeplerinden ötürü 1985’te tahliye edildi ve 4 Ekim 1987’de Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Genel Başkanlığı'nı Abdülkerim Doğru’dan devralarak siyaset sahnesine geri döndü.

İslamcılarla görüş ayrılığı

MÇP, 1991 genel seçimlerinde Refah Partisi (RP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile ittifak kurdu. Sonuçlar, 19 MÇP üyesinin meclise girmeyi başardığını gösterdi, ancak parti mecliste grup kurmak için gerekli 20 sandalyeyi elde edemedi. Bu arada üyeler arasındaki ideolojik farklılıklar çeşitli bölünmelere yol açtı. Bunların en önemlisi 9 Aralık 1991’de yaşanan ayrılık oldu. Parti içindeki İslamcı kesim, Muhsin Yazıcıoğlu liderliğinde gruptan ayrıldı.
Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997'de hayatını kaybetti. [AA]
Türkeş’in partisi bu arada yeniden MHP ismini aldı ve 1995 seçimlerine tek başına katıldı. Ancak parti yüzde 8,18 oranında oy alarak yüzde 10 olan seçim barajının altında kaldı ve meclise giremedi. Partinin kurucusu Alparslan Türkeş ise 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Türkeş sonrası

Destekçileri tarafından ‘Başbuğ’ olarak adlandırılan Alparslan Türkeş’in ardından MHP’de yeni bir dönem başladı. 6 Temmuz 1995 Genel Kurultayı’nda Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ile yarışan Devlet Bahçeli partinin ikinci genel başkanı oldu.
Parti, 1999 yılında yapılan genel seçimlere Bahçeli liderliğinde girdi ve yüzde 17,98’la Demokratik Sol Parti’nin (DSP) ardından en çok oy alan ikinci parti oldu. 129 milletvekili çıkardı ve DSP-ANAP-MHP koalisyonunda 12 bakanlık elde ederek hükümetin ikinci büyük ortağı oldu.

İdam cezasının kaldırılması

Koalisyon, iktidarı süresinde Avrupa Birliği'ne adaylık statüsü kazanan Türkiye ile örgüt arasındaki müzakereler gereğince ilk üç uyum paketini yasalaştırdı. Bunlar uyarınca ana dilde öğrenim ve yayın hakkı ile idam cezasının kaldırılması uzun tartışmalara neden oldu, ancak MHP'nin muhalefetine rağmen kabul edildi. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın da bu kanundan yararlanarak idam edilememesi ise tartışmaları iyice tırmandırdı. Hükümet bu süreçte yaşanan sürtüşmeler nedeniyle zayıfladı.
MHP, 1999 seçimlerinde tarihindeki en yüksek oy oranına
ulaştı. [AA]
3 Kasım 2002’de yapılan erken seçim ise MHP’nin beklentisinin altında oranlarla sonuçlandı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) dışındaki partiler ile birlikte MHP, yüzde 10'luk seçim barajının altında kalarak meclise giremedi. AKP tek başına iktidar oldu.

Meclis'e geri dönüş

MHP, 2007 seçimlerinde ise oy oranını yüzde 6 civarında arttırarak yüzde 14,29 ile 71 milletvekilliği kazandı ve yeniden mecliste grup kurdu. Parti, 2009 yerel seçimlerinde ise biri büyükşehir, 10 ilin belediye başkanlığı ile toplam 490 belediye başkanlığı kazandı. MHP, 2011 seçimlerinde ise yüzde 13,01 oranında oy aldı. Partinin TBMM'deki şu anki sandalye sayısı ise 52.
4 Kasım 2012’de yapılan 10. Olağan Büyük Kurultay’da Devlet Bahçeli, 1241 delegeli seçimde 725 oy alarak en yakın rakibi Koray Aydın’ı geride bıraktı. Bahçeli daha önce 2000, 2003, 2006 ve 2009 yıllarındaki kurultaylarda da koltuğunu korumuştu.
PARTİNİN TEMEL KONULARDAKİ DURUŞU

Temel hak ve özgürlükler


MHP'nin kurucusu Alparslan Türkeş'e göre toplum ve birey arasındaki ilişkide milletin menfaatleri öne çıkar, bireyin hak ve özgürlükleri ikinci planda kalır. Bu düşünce totaliter ve hiyerarşik bir ideolojinin önünü açtığı gerekçesiyle çeşitli kesimler tarafından eleştirilmiştir.
MHP'nin parti programında yer alan açıklamada insan hak ve özgürlükleri “Her insanın insan olması sıfatından kaynaklanan, şahıslara bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez niteliklere sahip temel hak ve özgürlükleri bulunur" şeklinde ifade edilmiştir.
Ancak kişisel hak ve özgürlüklerin sınırı olması gerektiğinin altını çizen MHP, “Partimiz, bireyin haklarını kullanma özgürlüğünün sınırını aynı zamanda diğer bireylerin haklarını kullanma özgürlüğünün de sınırı olarak kabul eder” demektedir.
MHP, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almayı amaçlayan evrensel hukuki normların geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamayı benimsediğinin altını çizer. Parti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı davranış ve uygulamaları ise bu kişisel hak ve özgürlüklerin dışında tutuyor.

Hukuk ve adalet

MHP'nin parti programında haklıyı koruyan bir adalet sisteminin önemine vurgu yapılıyor. Parti, adaleti, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak gördüğünü ifade ediyor.
Bu bağlamda, MHP, hukukun üstünlüğü prensibinin hâkim kılınmasını, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını, çeşitli güç unsurlarının hukuk devleti kurallarına göre sınırlandırılmasını devletin temel görevi olarak görüyor.
MHP'ye göre hukuk ve adalet alanında yargı hizmetlerinde etkinlik, hızlı ve adil yargılanma, yargı bağımsızlığı, suç ve ceza arasında denge sağlanması, kesin hüküm olmadan suçlu gösterilmenin önlenmesi, suçlunun topluma kazandırılması gibi esaslar öne çıkmalı.

'Milli demokrasi'

'Milli demokrasi'yle her bireyin kendi sosyal sınıfı çerçevesinde temsil edileceğini söyleyen Türkeş'e göre Türk halkı için en uygun yönetim şekli ise başkanlık seçimi. Türkeş bununla ilgili olarak “Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık yetkileri tek şahısta toplanarak temelinde otorite, güven, disiplin olan bir hükümet doğacaktır" demişti.

Demokratikleşme ve sivil toplum

Parti programında MHP'nin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlükleri ile fikir, teşebbüs ve vicdan özgürlüğünün en geniş anlamda teminat altına alındığı bir sistem olarak gördüğü belirtilmekte. MHP'nin kurucusu Alparslan Tükeş, 'Türkiye'nin Meseleleri' adlı kitabında milli devlet ve milli demokrasi anlayışını anlatmıştır. Türkeş'e göre Batılı anlamda temsili demokrasi belirli bir sınıfı temsil etmesinden dolayı Türk milletine uygun değil. Ona göre, Türk milletine en uygun demokrasi, milli demokrasidir.
MHP'ye göre ideal bir demokrasi ancak vatandaşların hak ve menfaatlerinin korunması, siyasi ve sosyal katılımlarının sağlanması, fırsat eşitliği tanınması ve ekonomik değerlerin eşit paylaşımı halinde gerçekleşebilir.
MHP, yine parti programındaki açıklamalarına göre çoğunluk iktidarı prensibinin çoğunluk diktasına dönüşme ihtimalinin önlenmesi gerektiğini savunuyor.

Medya ve basın

MHP, tutuklu gazetecilerin de içinde bulunduğu sorunların tespit edilmesi için TBMM’ye CHP tarafından 2011 yılında sunulan araştırma önergesine destek verdi.
Önergede, tutuklu gazeteciler ve basın özgürlüğüne engel olan diğer sorunların tespiti, bunların ortadan kaldırılarak basın özgürlüğünün iyileştirilmesi için bir komisyon kurulması teklif edilmişti.
MHP'li Şandır Parlamento Muhabirleri Derneği'nde.[AA]
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, önergeyle ilgili mecliste yaptığı konuşmada Türkiye’de basın özgürlüğünün gittikçe gerilediğini savundu. Ergenekon Davası kapsamında tutuklanan gazetecilerle ilgili olarak, silahlı örgüt kurmak ve darbecilik yapmakla suçlanan gazetecilerin tutukluluklarının cezalandırmaya dönüşmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
Şandır, TBMM’de yaptığı konuşmada “Milletin iradesini savunalım, terörle mücadeleye koşulsuz destek verelim ama bu iki ortak değer adına biz basın özgürlüğünü kısıtlamayı bir yol olarak görürsek yanlış yapmış oluruz” ifadelerini kullandı. CHP tarafından sunulan bu önerge TBMM Genel Kurulu tarafından reddedildi.

Azınlıklar ve Kürt Sorunu

Dokuz Işık Doktrini'nin birinci ilkesi olan milliyetçilik Türkeş’in ideolojisinin temelini oluşturur. Bunun diğer parti programlarındaki milliyetçilikten farkı Türk’ün nasıl tanımlandığıyla alakalıdır.
Türkeş'e göre "Türküm diyen ve Türk milletinin çıkarları için çalışan herkes Türktür. Yine de Türküm demekle Türk olunmamaktadır, ona göre Türk milleti aynı tarihten gelen ve tarih bilincine sahip olan, aynı dinden olan, aynı kültürde yoğurulmuş, aynı devleti kurmuş ve yaşatmış, bugün de aynı devletin sahibi ve aynı bayrağın altında yaşayan insan topluluğudur."
Bu anlayışa göre farklı dinlerdeki Türkiye vatandaşları Türk olarak görülmez yani Türkiye’de yaşayan azınlıklar bu tanımlamanın dışında kalır.
Ancak Türkeş'in görüşünde katı İslamcı tutum yoktur. Türkeş'in İslamiyete mesafeli olmasının nedeni Türk milliyetçiliğini de içinde eriten ümmetçilik anlayışının İslamı benimsemesidir. Türkeş, almış olduğu askeri eğitimin de etkisiyle dinin siyasete karıştırılmasına karşıdır.

Türk azınlığa bakış

MHP, AB’nin Türkiye’ye tam üyelik müzakereleri süresince dayattığı tüm uygulamaların Yunanistan gibi Türk azınlığın yoğun olarak bulunduğu ülkelerde aynen uygunmasını istiyor. Bahçeli, Haziran 2012'de Batı Trakya’ya yaptığı ziyaret sırasında "Türkiye'ye [AB tarafından] dayatılan ne varsa, [aynı haklar] Batı Trakya'da da kabul edilmeli. Batı Trakya Müslüman Türk azınlığın hakları Yunanistan tarafından garanti altına alınmalı, geliştirilmeli" diye konuşmuştu.

Partinin günümüzdeki çizgisini ise şimdiki lideri Devlet Bahçeli'nin 4 Kasım 2012’de MHP 10. Olağan Kurultayı’nda Kürtlerle ilgili söylediği sözlere bakarak anlayabiliriz:
Bahçeli kurultayda, “Sözde Kürt Sorunu kanlı emperyalistlerin tuzağıdır. Sözde Kürt Sorunu bölücü terörün hain ve kanlı eylemlerini sakladığı ihanet kılıfıdır” diye konuştu.
Bahçeli ve MHP’nin bakış açısıyla Türkiye’de Kürtlerin durumu bir ‘sorun’ teşkil etmiyor. Aynı konuşmada Kürtlerin siyaset, iş hayatı, ticaret, spor, sanat gibi toplumun hiçbir alanında haklarının yenmediğini öne süren Bahçeli, hakkı yenen vatandaşlar için MHP’nin de sonuna kadar mücadele edeceğini söyledi.
Ancak Bahçeli, AKP hükümetinin 'demokratik açılım' konusunda attığı adımları da bu konuşmada sert şekilde eleştirdi. Kürtlerin silahlı örgütü PKK’nın İmralı Adası’nda ev hapsinde bulunan lideri Abdullah Öcalan için ‘İmralı canisi’ hitabını kullanan Bahçeli, Öcalan’ın ev hapsine alınması ve ardından serbest bırakılması ihtimalinden duyduğu kaygıyı dile getirdi.
Türkiye’nin yakın vadede Büyükşehir Belediyesi Kanun Tasarısı yoluyla federatif yapı kazanacağını ve anayasa değişikliğiyle Türklük kavramının tasfiye edileceğini söyleyen Bahçeli, bu şekilde ortaklık devleti tesis edileceğini öne sürdü. Anadilde eğitim hakkının verilmesinin ‘Türk milletinin kanını emecek’ bir adım olduğunu söyleyen Bahçeli, PKK üyelerini kapsayacak genel affın da Türkiye’yi karanlığa sürükleyeceğini öne sürdü.
Bahçeli “Ve nihayet sözde Kürt Sorunu yakıtıyla dört parçalı Kürdistan'ın kurulması kaçınılmaz olacaktır" ifadelerini kullandı.

Ekonomi

MHP’nin ekonomi programı içinde önem verdiği hususlar arasında, yerli üretimin desteklenmesi ve dış kaynaklara bağımlılığın azaltılması önde geliyor. MHP bunu, "ihracatın ithalat bağımlılığını azaltmak amacıyla ithal girdilerin yurtiçinde üretiminin teşvik edilmesi" olarak formüle ediyor.
Parti, “Türk Malı” imajının yerleşmesi için moda-marka oluşturulması ile tanıtım ve tasarım faaliyetlerinin desteklenmesini de istiyor.
Parti programında ekonomi hedefi olarak, kamu ve özel sektör borç stoğunu sürdürülebilir bir seviyeye indirmek, rekabetçi piyasa ekonomisini güçlendirmek, küçük yatırımcının korunması, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, tarım sektörünün modernize edilmesi, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması maddeleri yer alıyor.
Vergi siteminin de daha adaletli hale gelmesi gerektiğini savunan MHP, bu sistemin, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını dikkate alan dinamik bir yapıya kavuşturulmasını öngörüyor. Bu çerçevede yatırım yapanlara, istihdam, üretim ve ihracat artışı sağlayanlara yönelik vergi indirim ve kolaylıklarını içeren bir program uygulamaya konulmasını planlıyor.

Kamu yönetimi



MHP kadroları, yerel yönetimlerin hizmet kapasitesinin artırılması ile bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması, bunların kalitesinin ve etkinliğinin arttırılması gerektiğini düşünüyor. Parti, bu alanda denetimin daha iyi yapılması, alternatif politikalar üretilmesi, vatandaşın kendisiyle ilgili karar süreçlerine iştirakının sağlanması gerekliliğini öne çıkarıyor.
Uluslararası normlarda sendikalaşma, çalışanların uluslararası normlara uygun şekilde sendikal haklara sahip olması da MHP’nin bu alanda öngördüğü öncelikler arasında.
Bu bağlamda parti, nüfuz ve güç kullanımının önlenmesi ile yolsuzluk ve adam kayırmanın önüne geçilmesini istiyor ve sivil oluşumların kamu hizmetlerinin denetimine iştirakının gerekliliğine inanıyor.
Bahçeli, Ülkü Ocakları'nın yaptırdığı ilkokulun açılışında. [AA]

Eğitim

MHP’nin ideolojisi gereği eğitim alanında en fazla önem verdiği konu eğitim ve öğretim dilinin Türkçe olması. Parti programında bu, “Eğitimin her kademesinde eğitim dili Türkçe olup, Türkçe’den başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” şeklinde ifade ediliyor.
MHP’nin eğitim alanındaki hedefleri arasında okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, zorunlu temel eğitim süresinin arttırılması, mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilmesi var.
Parti, e-öğretim imkanlarının geliştirilmesi, şehit ve gazi çocuklarının eğitim harcamalarının devlet tarafından karşılanması, yurtdışındaki Türk çocukları için eğitim imkanlarının artırılmasını da istiyor.

Sağlık

MHP, sağlık ücretlerinin hizmetsiz olması ve bu alandaki hizmetlerin kolay ulaşılabilir, kullanılabilir ve hasta haklarına saygılı hale getirilmesini hedefliyor.
Aile hekimliği uygulamasının yaygınlaştırılmasını isteyen MHP, hastanelerin teknolojik alt yapısı ve insan gücünün arttırılarak tam gün tam kapasite çalışmasının sağlanmasını istiyor. Özel sağlık kurumlarının teşvik edilmesi gerektiğini savunan MHP, sağlık turizminin geliştirilmesi için serbest bölgeler oluşturulmasını da planlıyor.
Sağlık sigortasının bütün nüfusa yaygınlaştırılması ve tüm vatandaşların hastane ile hekim seçme hakkına sahip olması da MHP’nin hedeflerinden.
MHP, ilaç, aşı, serum ve tıbbi araç üretimine destek vererek, bunların Türkiye’de üretilmesi konusunda yapılacak AR-GE çalışmalarının teşvik edilmesi gerektiği görüşünde.

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik

MHP’nin çalışma hayatının düzenlenmesiyle ilgili önde gelen hedefleri arasında sosyal sigorta sistemini ‘uygulanabilir’, ‘sürdürülebilir’ ve ilgili taraflarca ‘kabul edilebilir’ hale getirmek başta geliyor.
Sigortasız çalışmayı ve kayıtdışı istihdamı önlemek ve ücret dengesizliğini gidermek isteyen MHP, sendikal haklar ile sosyal güvenlik sisteminin bilgi teknolojileri altyapısını çağa uygun hale getirmeyi hedefliyor.

Dış politika

‘Lider Türkiye Ülküsü’nden yola çıkan MHP, Türkiye’nin Kafkasya ve Balkanlar bölgesinde lider ülke olmasını hedefliyor. MHP’nin dış politika hedefleri ağırlıklı olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Kıbrıs, Kafkasya coğrafyasında kurulacak stratejik ve ekonomik ortaklık ile kültürel ve siyasi işbirliği yapılması üzerinde yoğunlaşıyor. MHP, Orta Doğu’da ise işbirliği ve istikrar sağlayıcı politika üretilmesini amaçlıyor.
Kıbrıs’ı ‘Türkiye’nin en önemli milli meselesi’ olarak değerlendiren parti, siyasi çözüm kapsamında Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sulandırılmasının kabul edilemez olduğunu belirtiyor. MHP, Kıbrıs’ta tek gerçekçi uygulanabilir ve yaşayabilir çözümün iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanma olduğu görüşünde.
Bahçeli 2012'de Batı Trakya'daki Türklerle bir araya geldi. [AA]
MHP, Türkiye-AB ilişkilerinin “kimlik ve kader sorunu” olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Parti, Türkiye’nin AB'nin yörüngesinde sürüklenmeye mecbur, mahkum ve muhtaç olmadığı görüşünde. Tam üyelik dışındaki yaklaşımların kabul edilmemesi gerektiğini savunan MHP, birliğin Kıbrıs, Yunanistan ve Ermenistan konularındaki yaklaşımının da Türkiye’nin çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini, ancak bu koşulla müzakerelerin sürdürülebileceğini söylüyor.
ABD ile ilişkilerde ‘karşılıklı çıkar’ ilkesini savunan MHP, ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında bu esasa bağlı kalınmasını hedefliyor.
Rusya ve İran gibi Karadeniz ve Hazar havzası ülkeleri ile Balkan ve Orta Doğu ülkeleriyle ortak projeler geliştirilmesini savunan MHP, Afrika, Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilerek ekonomik işbirliğinin sağlanmasını önemsiyor.
MHP, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve bu ülkedeki Türkmenlerin haklarının korunması gerekliliğine dikkat dikkat çekiyor. Parti, bu ülkeyle ilgili politikasının temelinin buradaki durumun Türkiye için güvenlik tehdidi oluşturmaması üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. MHP, Bu gibi tehditler karşısında Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanması gerektiğini savunuyor.
Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar








Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.

8 Ocak 2018 Pazartesi

Devlet Bahçeli medya buluşmasında

MHP Genel Başkanı Bahçeli, basın kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile bir araya geldi. 2019 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili aday göstermeyeceklerini ifade etti.
1
MHP lideri Devlet Bahçeli gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda, 2019 yılında gerçekleşecek seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceklerini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladı.

"CUMHURBAŞKANI ADAYI GÖSTERMEYECEĞİZ"

Bahçeli, "MHP Cumhurbaşkanı adayı göstermeyecektir. MHP'nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı adayı olmayacaktır.
Anayasada beraber hareket ettiğimiz parti ile beraber sonuç almak Türkiye'nin hayrına olacağı inancındayız. Herhangi bir sebeple sayın Recep Tayyip Erdoğan aday olmaktan vazgeçerse, başka türlü gerekçeler ortaya konulursa kendisinin bileceği iştir. 7 Ağustos'ta başlatılan ruha MHP sadıktır.
Yenikapı meselesini de iyi anlamak lazımdır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Yenikapı ruhuyla Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleyeceğiz." dedi.

Bahçeli: MHP Cumhurbaşkanlığına aday göstermeyecek VİDEO



MHP lideri Devlet Bahçeli'nin konuşmasından satır başları:

"HER ŞEYİ AÇIK AÇIK SORUN"

"Anında cevap verme imkanı her an mümkün olmuyor. Olsa da o toplantının havasını bozmamak için arkadaşlarımıza tavsiyemiz sessiz kalmasıdır. Yeri geldiğinde cevap verilir.
Olayları saptıran konuşmalar olmakta. Şimdi burada aklınızda ne varsa, neyi merak ediyorsanız açık açık sorun, dürüst ve ilkeli bir üslupla cevap verme niyetindeyim. Sözü size bırakıyorum, her şeyi sorabilirsiniz.
2018 siyasette çok hareketli olacak. 3 Kasım yeni bir dönemin başlangıcı olacak.

"CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE GÖRÜŞMEMİZ OLMADI"

SORU- AK Parti-MHP ittifakı
"MHP olarak şuan AK Parti'nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Bey ile ittifak konusunda ve siyasetin gelişmeleriyle ilgili herhangi bir görüşmemiz olmamıştır. Ancak kamuoyunda tartışılan konular Cumhurbaşkanının da bizim de gündemimize de düşmüştür. Bir görüşme talebi olduğunda görüşülür, olmadığı taktirde biz görüşlerimizi açıklayarak sorumluluğumuzu yerine getirme gayretinde olabiliriz.

SEÇİM BARAJI

12 Eylül ara rejimi sonrası veya darbe sonrası Türkiye'nin yeniden siyasi yapılanma sürecine girdiği ortamda seçim mevzuatı üzerinde görüşmeler olmuş ve bazı kararlar oluşmuştur. Arzulanan neydi? 12 Eylül ruh ve felsefesini edvam ettirebilecek bir siyasi yapının oluşması amacıyla bu düşünülmüştür. Bir matris düşünün, dikey kısmında 1977'nin TBMM'de temsil edilen partilerin adları yazılı; AP, CHP ve MHP. Yatay kısmında ise bilinen ve Türkiye'de uygulanan seçim sistemleridir.
Türkiye genelinde yüzde 10 barajı, seçim çevrelerinde ise yüzde 20-25 barajı öngören bir barajlı dHont sistemi uygulamaya geçirilmiştir.

"YÜZDE 10 TURGUT ÖZAL DÖNEMİNDE YÜKSEK GÖRÜLDÜ"

12 Eylül yönetiminin kadrosunda bulunan bir şahsiyet, merhum Turgut Özal Bey Anavatan Partisi'ni kurmak suretiyle siyasi hayata girmiştir. Seçim sonucunda MHP ve Milli Selamet Partisi dışında partilerle bir sonuç alma gayretine girilmiş ve sonuç alınmıştır. O zaman yüde 10 çok yüksek görülmüştür. Seçim çevrelerinde de 20-25 gibi çok ağır baraj konulmuştur. Siyaset bilimciler yorumlarlarsa çok değişik sonuçlar elde edildiği görülecektir. Partiler büyük oranda parlamentoda temsil edilememişlerdir. Seçim beyannameleri incelendiğinde birçok parti barajın aşağıya çekilmesi konusunda vaatlerde bulunmuşlardır.
91 yılında Refah Partisi, MHP ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) bir araya gelerek bir ittifak oluşturmuşlardır. Bu ittifak yasal olarak oluşamamıştır. Bu ittifak 62 vekil ile Meclis'te temsil edilmiştir. Sonuç itibarıyla seçimden Refah Partisi adıyla girildiği için seçim sonuçları Refah Partisi adına yazılmıştır. Hazine yardımından da mahrum kalmışlardır.
Siyasi bilimlerin analizlerinde de MHP ve IDP hiç konu edilmeden Refah Partisi oyları üzerinden siyasi yorumlar ve siyasetin geleceğini belirleme gayreti içine girmişlerdir. Bu tecrübeyi yaşayan biri olarak siyasi yapının normalleşmesi açısından bir deneyimi yaşamış bir kişi olarak özellikle önümüdeki yılları da göz önüne aldığımız takdirde MHP bir ittifak olayı söz konusu olacaksa bu yasal olmalıdır. Bugünkü imkanı nedir? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin uygulamaya geçeceği süreç içinde uyum yasalarından seçim ve siyasi partiler gibi kanunlar olacaksa o zamana siyasi partilere ittifak yapma imkanı, seçim sistemine de maddelerin konulması gerekmektedir. MHP çok pratik bir çözüm olarak üzerinde tartışılması mümkün olabilecek bir yaklaşımı ortaya koymuştur.
Seçim sisteminde ittifakın nasıl yapılacağına dair maddelerin konulması gerekir.

"15 GÜNLÜK PARTİ BARAJI AŞIYOR..."

Bir cümle sarfetmişizdir ve hala doğru bir cümledir. Yüzde 10 barajı ağır bir barajdır. Bu ifadeyi kullandığımız zaman basında yer alıralmaz televizyonda daimi personel halinde gelmiş yorumcular, 'MHP barajı aşamama endişesine sahiptir. Onun için yüzde 10 ağır' demektedirler. Sanki 15 günlük parti barajı aşıyor, muhtemelen olabilecek siyasi oluşumlar barajı aşabilecek ama MHP aşamayacak gibi ters bir yorum içerisine giriyor. Bu haksızlıktır.

"MHP'NİN BARAJ SORUNU YOKTUR"

MHP'nin baraj diye bir sorunu yoktur. Türkiye'nin içine düştüğü durumları dikkate alan yorumlar yaptığınızda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin uygulama sürecine girdiğimizde uyum yasaları da gündeme gelecekse MHP diyor ki, bugün veya yarın, bazı gelişmeleri de göz önüne alarak siyasi partiler ve seçim kanununda "Acaba bir 'ittifak' kavramı yer alabilir mi, nasıl olabilir?" sorusunu soruyor, tartışılmasını öneriyor.

"ALFABEDE 29 HARF VAR"

Buyurun Meclis'te bir ittifakın nasıl yapılabileceğine dair yasal ve ahlaki durumunu ortaya koyalım. A Partisi seçime girecek, B Partisi seçime girecek, C Partisi seçime girecek. diğer partilerden de varsa alfabe 29 istediğinizi koyabilirsiniz. A Partisi seçime girecekse, MHP, C Partisi'ni ittifak olarak takdim ediyor. A ve B partisi bir tarafta, bir tarafta da C ittifakı var. C ittifakının altında ittifakı oluşturan hangi parti var ise, bu E ve F Partisi olabilir. O zaman ittifak E ve F Partisi olarak gerçekleşecektir. Bahçeli olarak sandığa gittiğimde önce MHP'ye oyumu vereceğim, sonra da C ittifakına oyumu vereceğim. İki partinin aldığı oylar belli olacak ama ikisi ile beraber ittifakın oyu da belli olacak. Bu temsilde adalete bir kapı açmak demektir.
Bugün veya yarın bazı gelişmeleri de göz önüne alarak seçim kanununda acaba bir ittifak kavramı yer alabilir mi nasıl olabilir sorusunu soruyoruz.
Partilerin siyasi kimliği ortadan kalkmadan, seçim haklarını kaybetmeden ittifak olmalı.
Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi vardır. Cumhuriyet tarihinin 3. evresi oluşmuştur.

"MHP ADAY GÖSTERMEYECEK"

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi halk oylaması ile kabul edilmiştir. Bu süreç 3 Kasım 2019'daki seçimlerle uygulamaya bütün kurum ve kuralları ile beraber geçecektir. Böyle bir süreci gölgelemek, ayrımlarla her türlü kaosu davet etmek doğru bir şey değildir. Anayasayı değiştirip yeni sisteme geçmeye katkı sağlayanlar, siyasi şartlar değişti, ben şunu düşünüyorum deme şansına sahip değildir.
MHP, Cumhurbaşkanlığı adayı göstermeyecektir. Anayasada beraber hareket ettiğimiz parti ile beraber sonuç almak Türkiye'nin hayrına olacağı inancındayız. Herhangi bir sebeple sayın Recep Tayyip Erdoğan aday olmaktan vazgeçerse, başka türlü gerekçeler ortaya konulursa kendisinin bileceği iştir. 7 Ağustos'ta başlatılan ruha MHP sadıktır. Yenikapı meselesini de iyi anlamak lazımdır.

"DÜŞÜNCEMİZ CUMHUR İTTİFAKIDIR"

Türkiye'de yeni bir kapı açılmıştır. Bu uygulamalardan doğan aksaklıklardan özetlenerek gelinmiş olan bir yapıdır. Türkiye'nin geleceğini dikkate alarak, dirliğini, birliğini göz önüne alarak, kaosçu faaliyetlerini de göz önüne alarak, yeni sürecin başlaması tarihi 3 Kasım 2019 olacaksa o zaman MHP Cumhurbaşkanlığı seçimi veya milletvekilliği seçiminde bu yönü ile hareket edecektir.
Düşüncemiz Cumhur ittifakıdır. Bu partileri ilgilendiren bir konudur. Büyük bir birlik, yani anayasa değişikliğindeki birlik devam etmesi gözüküyorsa o zaman Cumhurbaşkanlığının ittifakı da bu olur. Artık o 5 televizyoncu bugün akşam birkaç programa başlıyorlar. Acaba Bahçeli ne dedi? Erdoğan kabul eder mi, etmez mi? Bunlara benim aklım ermez. Benim aklım Türkiye'dir.

"ERDOĞAN'I DESTEKLEYECEĞİZ"

MHP'nin Cumhurbaşkanı adayı yoktur, MHP Genel Başkanı aday olmayacaktır. MHP olursa ittifakla, olmazsa kendi partisi olarak milletvekilliği seçimine girer. Cumhurbaşkanı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleme kararı alır.
Yenikapı meselesini de iyi anlamak lazımdır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Yenikapı ruhuyla Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleyeceğiz.

FETÖ VE PKK TERÖRÜ İLE MÜCADELE

(Terörle mücadele) MHP, terörle kesintisiz mücadelenin gerçekleştirilmesi için bugünkü siyasi iktidara tam destek vermektedir. Terörün kökü kazınmalıdır. Bu PKK terörü için geçerli olduğu kadar FETÖ terörü olarak da geçerlidir. Terör odakları tamamen tüketilmek üzere yok edilmek gibi bir faaliyetin içinde sürdürülmektedir. Bunun sonucu mutlaka alınmalıdır. 15 Temmüz bir yüz karasıdır. Milletimizin kabul etmeyeceği bir davranıştır. Buna sebep olan her unsur tamamen yargı önünde hesap vermelidir. FETÖ'nün bütün unsurlarının yargı yolu ile cezalandırılması kararı sürdürülmektedir. ABD dost ve müttefik olarak Türkiye ile birlikte değerlendirmeler yapmayı tercih ediyorlarsa, 15 Temmuz felaketini anlayıp görüp Pensilvanya'yı Türkiye'ye göndermeli. Amerika'nın takip ettiği yol bunun haricinde yol değildir. Bu davranışlarla fazla bir huzur bulacağına da ihtimal vermiyorum. Suriye'yi, İran'ı, FETÖ'yü, terörü karıştıran Amerika.

"HOLDİNGLERE EL AÇAN BİR PARTİ OLMASIN"

Ben çok net ifade ediyorum. MHP'nin barajı aşma, aşamama gibi bir meselesi yoktur. İnandığı yolda yoluna devam etmektedir. Sadece bizimle alakalı değil, Türkiye'de barajın getirmiş olduğu, her partiye sıkıntısı var. Bazı ittifakların normal olması isteniyorsa o zaman ittifak yapılabilir diyoruz, geçmiş dönemde kaygılarımızı dile getiriyoruz.
Kendinin oyunun ne olduğu belli değil, bu belli olsun, bunda bir kötülük var mı? Arkadaşlarımız diyecek ki şu kadar oy aldım. Türkiye'de partiler hazineden yardım alıyor. Aldığı yardım da alınan oy oranına yaklaşmışsa o da hazineden yardım alsın. Holdinglere el açan bir parti olmasın. MHP bugüne kadar holdinglere el açmayan tek partidir. İYİ Parti gibi bir partiyi kurar, bir hanımefendinin koluna sepeti takar gönderir. İyiler onların olsun.

"MHP'NİN HÜKÜMETİN OLUŞMASI SIRASINDA BİR TALEBİ OLMAZ"

Bizim yüzde 7 gibi bir oy oranının ittifak içinde olsun olmasın, değişsin değişmesin gibi bir kaygısı yok. MHP pazarsa satılanmaz, pazarlanamaz bir partidir. Yüzde 5'le 3 gibi bir hazine yardımı talebimiz yok. Önceki anayasa değişikliği ile bu yüzde 3'e düşmüş. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildiği anda MHP kimin Cumhurbaşkanı olması ile alakalı, önceki sözlerinin arkasında durarak eğer Recep Tayyip Erdoğan veya herhangi birisi Cumhurbaşkanı olduğunda, kuracağı hükümetin içerisinde biz şu kadar bakan isteriz gibi bir ahlak dışı davranışın içinde olamaz. Seçilecek olan kişi yürütmeyi kendisi kurar, nasıl kuracaksa kendisinin bileceği iştir. Kendisine destek verdik diye ortaklık şeklinde, koalisyon devam edermiş gibi bir anlayışla sağdan soldan sapmaları kabul etmez.
Cumhurbaşkanı'ndan da bunu kabul etmemesini isterim. MHP'nin hükümetin oluşması sırasında bir talebi olmaz.

"ERKEN SEÇİM DOĞRU DEĞİL"

Biz her zaman hedefteyiz, hedefte olmaktan da zevk duyarız. O çevreler bizi hedef dışı tutarlarsa bir arıza var demektir. Bu süreci başlatmış olan kişi bu konuda bir hak elde etmek arzusu taşıyor, öyleyse Cumhurbaşkanı adayı olmak en tabii hakkıdır. Anayasa değişikliği, halk oylamasındaki, Yenikapı ruhu ile hareket ederek destek vereceğimizi söylüyoruz. Erken seçim zaten doğru değil. İran karışıyor, Suriye, Irak şu...

"SİSTEMİ NİYE ZEHİRLİYORSUN?"

Türkiye'nin normal sürece geçinceye kadar onu gölgeleyecek bir yola sapmak doğru değildir. Tekrar parlamenter sisteme döneceğim diyor. 400 vekile sahip olursan döneceksin. 400 vekile sahip olursan Cumhurbaşkanı sen ol, sistemi niye zehirliyorsun?
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile TBMM seçimi aynı gün olmakla beraber iki ayrı kurul, kavram, unsurdur. Milletvekilliği seçimlerinde MHP, TBMM'de anayasada yer alan temsilde adalet ilkesinin hayata geçirilebilecek bir konumda olmasını istiyor. Biraz sabırlı olalım. Bundan sonra bu konuyu tartışmaya açan kimse, bu kadar net ifadeye göre bu tartışmayı taşıyorsa hayatı boyunca soru işareti taşır.

"ABDULLAH GÜL DOLDURUŞA GELMEMELİ"

Abdullah Gül'ün Ak Parti'de özel ve önemli bir konumu var. Bugünkü konjoktürde herhangi bir yanlış yaşamamasında ve dolduruşa gelmemesinde fayda var.
Sayın Abdullah Gül Bey, AK Parti içinde özel ve önemli yeri olan bir şahsiyettir. Recep Tayyip Erdoğan ve parti kurucuları ile önemli çalışmaları olmuştur. Cumhurbaşkanı olmuştur. Bugünkü konjonktürde herhangi bir engelleyici yanlışı yaşamamasında fayda var. Adayım diye ortaya çıkması izah edilebilecek bir durum değildir. Sağın solun dolduruşuna gelmemesi lazım.

YEREL SEÇİMDE DE İTTİFAK GÜNDEMDE Mİ?

(Yerel seçimde ittifaklık olacak mı?) Henüz daha ittifak konusu seçimlerle alakalı olarak. Hayatın bundan sonra her alanında olacaktır anlamı taşımaz. Bunun yanına çok daha değişik şeyler ilave etmenin bugün için manası yoktur. İttifak olur ama ittihata doğru gidecek bir durum söz konusu hiçbir zaman olmaz.

"8 MİLİTAN VEKİLLE ORTALIĞI KARIŞTIRIYORSUNUZ"

Aşağılık davranışı 15 Temmuz'da karşı direniş ile durduranlardan hesap sordurabilecek bir konuma gelebileceklerini görmezlikten gelip bu sözü söyleyenler 4 Nisan 2012'deki paşalar davasını bir hatırlasın da. Devrimcileri yine yalnız bırakan o ana faktör denilen unsurdur. Kurun ayrı ayrı parti. Meclis'te temsil edin. Niye CHP'nin içine giriyorsunuz, 8 militan vekille ortalığı karıştırıyorsunuz?

"ÜLKÜCÜLERİN SOKAKTA OLMAMALARI GEREKİR"

Ülkücülerin sokakta olmamaları gerekir. Bu kesin bir talimattır. Bunun burnu dik olursa bozkurt, şöyle olursa heavy metalci olur. Ülkücü kadro bu işin içinde olmayacaktır. Sokağa dökmek isteyen hiçbir unsur uyumaz. 24 saat Türkiye uyanık kalmak mecburiyetindedir.
Tek tip kıyafet konusu daha sonra hülümetle yetkililer arasında konuşulur, karara bağlanır.
İttifaklaşma cepheleşmeyi de kutuplaşmayı da önler. Zaten çatışma olmaz. Onun için yasal zemine çekmekte yarar var.

"ABD SARRAF'I PAKETLEYİP BİZE YOLLASIN"

Suç ABD'de işlenmişse ABD, Türkiye'de işlenmişse Türk yargısı bakmalı. ABD elindeki delillerle paketleyip Sarraf'ı bize yollasın."
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html