BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Justin Trudeau sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Justin Trudeau sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

13 Şubat 2019 Çarşamba

Huawei: Başarı hikayesi mi, Truva atı mı?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Küresel çapta 180 bin çalışanı, 2018'de 100 milyar doları aşan geliri ile Huawei bugün ABD-Çin ticaret savaşının unsurlarından biri değil, bilakis Anglo-Sakson dünyası ile Çin arasında ilan edilmemiş savaşın merkezi.



Uluslararası ilişkilerin gidişatını anlamlandırma gayreti içerisinde olan ve yaklaşan jeopolitik fırtınalardan toplumları haberdar etme iddiasına sahip "stratejistlerin" son 10 yıldır kristal kürelerine bakarak haber verdikleri Çin-ABD çatışması beklenenin aksine Güney Çin Denizi’nde değil, dijital düzlemde ve telekomünikasyon uydularının cirit attığı dünyanın alçak irtifa yörüngesinde, hatta sıradan cep telefonu satış bayilerinde patlak vermiş bulunmakta. İstihbarat merkezli bu yeni çatışmada, nükleer denizaltıların taşıdığı füzeler yerine, casusluk suçlamaları havada uçuşuyor, düşman askerleri değil şirket yöneticileri, aktivistler ve hatta akademisyenler esir ya da bir nevi rehine durumuna düşüyor. Çin ve ABD... Bu iki süper güç arasındaki çatışma bir cephe hattında değil, Çin Komünist Partisi'nin gözbebeği, 1996 yılından bu yana Pekin yönetiminin ve Çin Halk Ordusu'nun güvenilir partneri Huawei telekomünikasyon şirketinin küresel hacmi ile doğru orantılı bir şekilde uluslararası bir satıhta cereyan etmekte.


Hedef ülke kuvvetli sektörlerinden vuruluyor


2019 yılı ile beraber, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik ekibinde eski başkan Reagan döneminin mirası şahinlerin sayısındaki artışla birlikte, ABD'nin tehdit olarak algıladığı ülkelere yönelik çok sayıda cephede eş zamanlı bir taarruzun başladığını izliyoruz. Cepheler şimdilik Rusya, İran, Venezuela ve Çin’le sınırlı. Önümüzdeki bir hafta içerisinde Varşova'da düzenlenecek İran ve Ortadoğu konulu toplantıda ve Münih Güvenlik Konferansı'nda verilecek mesajlar, bu cephelerdeki yeni Amerikan harekat planına dair bize bazı ipuçları verecek. Ancak, ABD'nin şu ana kadarki saldırı stratejisi, görebildiğimiz kadarıyla, hedef ülkeleri güçlü oldukları sektörlerden vurmaya odaklanmış durumda. Rusya, İran ve Venezüella'nın enerji gelirlerini hedef alacak yaptırımlar ve diplomatik manevralar peş peşe devreye sokulurken, söz konusu Çin Halk Cumhuriyeti olduğunda, düşük maliyetli teknoloji ürünleri ve telekomünikasyon altyapısında sağladıkları ilerlemelerle uluslararası pazarlarda hakimiyetlerini giderek pekiştiren Huawei ve ZTE gibi Çin markaları hedef tahtasına oturtuluyor. Tam da bu süreçte, ‘düşünce kuruluşu’ adı altında faaliyet gösteren ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi terk ettiği yönünde bilgiler yayan Stratfor’un Türkiye'nin tekstil ve sivil havacılık sektörlerinin hedef alınması gerektiğine yönelik tavsiyelerde bulunması da tesadüfe yer bırakmayacak şekilde bu bakış açısının bir parçası olarak değerlendirilebilir.
ABD'nin Huawei'yi hedef alan yaptırım ve hukuki operasyon süreci, 2018 yılında uluslararası basında ve Türk basınında yer bulmuş olsa da, Çin markasının casusluk şüphesiyle izlemeye alınması 2012 yılına uzanıyor. Burada bir parantez açarak Huawei'nin 5. nesil mobil telekomünikasyon sistemlerinin ülkelerine girişini yasaklayan ya da Huawei yöneticilerine yönelik casusluk suçlamalarını gündeme getirerek adli süreç başlatan ülkelere de değinmekte fayda var. Kronolojik olarak kısa bir özet yapmak gerekirse ilk hamle 2018 yılında Huawei marka cep telefonlarının ABD ordusu mensupları tarafından kullanılmasının yasaklanmasıyla geldi. Bunu ABD Başkanı Trump'ın Huawei ve ZTE şirketlerine Amerikan üretimi teknolojik ekipman satışının yasaklanmasına yönelik bir tasarıyı gündeme getirmesi izledi. 2018 Ağustos ayında Avustralya ve Kasım ayında Yeni Zelanda Huawei'nin 5. nesil mobil telekomünikasyon altyapısının ülkelerinde kullanılmasını yasakladılar. Aralık ayında ise Huawei'nin üst düzey yöneticisi, şirketin kurucusu Ren Zhengfei'nin kızı Meng Wanzhou Kanada'da İran'a yönelik ambargoları ihlal ettiği suçlamasıyla gözaltına alındı. Meng, kefaletle şartlı olarak serbest kaldı ancak ABD'ye teslim edilmesinin de ihtimaller arasında bulunduğu hukuki süreç devam ediyor. Çin Halk Cumhuriyeti ise Meng'in ABD'ye iade ihtimaline karşılık ülkesindeki bazı Kanada ve Avustralya vatandaşlarını çeşitli sebeplerle tutukladı. İngiltere de 7 Aralık 2018'de harekete geçerek ülkedeki 3. ve 4. nesil mobil iletişim sistemlerinin Huawei tarafından üretilmiş ekipmanlardan arındırılacağını, 5. nesil teknolojilerin ise ülkeye hiçbir şekilde sokulmayacağını ilan etti.

‘Susam parçası’ mı savaşın merkezi mi?


Huawei şirketinin kurucusu Ren Zhengfei bu gelişmeleri, “İki büyük gücün mücadelesinde araya sıkışmış bir susam parçasıyız,” sözleriyle tanımlasa da, Huawei'nin 1980'lerde Çin ordusu ve bürokrasisinin ulusal güvenliği için kriptolu telefon imal etmek için çıktığı yolculukta bugün ulaştığı hacim, basit bir susam tanesinin ötesinde konumlandığına işaret ediyor. Küresel çapta 180 bin çalışanı, 2018 yılında 100 milyar doları aşan geliri, 2017 yılında araştırma ve geliştirme için tahsis ettiği 13 milyar dolarlık bütçesi ile Huawei bugün ABD-Çin ticaret savaşının unsurlarından biri değil, bilakis Anglo-Sakson dünyası ile Çin arasında ilan edilmemiş savaşın merkezi haline gelmiş durumda.


‘Beş Göz’


Peki bu beş üyeli Anglo-Sakson ittifakı nasıl olup da Çin Halk Cumhuriyeti'ne karşı Asya-Pasifik pazarından başlayıp bugün Avrupa'ya kadar uzanan bu hamleyi bu kadar koordineli bir şekilde başlatabildi? Bu sorunun yanıtı İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve Nazi Almanya’sının haberleşme sistemini izlemek için ABD ile İngiltere arasında oluşturulan ittifakta yatıyor. ABD ve İngiltere'nin bu ittifakı Soğuk Savaş ile beraber Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya'yı da kapsayacak şekilde genişleyerek “Five Eyes” (Beş Göz) adını aldı. 11 Eylül saldırıları ve küresel terörizmin tırmanışı “Beş Gözün” dijital dünyayı daha yakın takibe almasını da beraberinde getirdi. İşte Huawei'ye yönelik küresel operasyon da, Yeni Zelanda basınında yer alan iddialara göre, 2018 yılının Temmuz ayının 17'sinde Kanada'nın Nova Scotia bölgesinde, Ottawa kenti yakınlarında başlatıldı. Renkli çoraplarının yaydığı sempatik kişiliği ile ülkesinin önemli bir halkla ilişkiler figürü haline gelen Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun beş ülkenin istihbarat birimlerinin ( ABD-NSA, İngiltere-GCHQ, Avustralya-ASD, Kanada-CSEC ve Yeni Zelanda-GCSB) başkanları ile buluştuğu toplantı, Huawei'ye yönelik operasyonun da başlama vuruşu oldu. Kanada'daki toplantının üzerinden bir ay geçmeden ABD'den başlayarak Huawei'yi hedef alan soruşturmalar ve yaptırımlar peş peşe devreye sokuldu.
Pekin yönetimi, önce bu hamleyi, ticaret savaşlarını sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerde ABD'nin avantaj sağlamasına yönelik bir girişim olarak değerlendirse de, Şubat'ın ilk haftasında yaşanan gelişmeler Çin firmasının mobil iletişim pazar hakimiyetini sarsmaya yönelik saldırının Asya-Pasifik bölgesi ile sınırlı kalmayacağına işaret etti. “Beş Gözler” Huawei'nin yeni nesil mobil iletişim ekipmanlarının casusluk amacıyla kullanıldığını öne sürerek, bu markanın Avrupa genelinde de yasaklanması için baskıya başladı. Çin'e karşı dijital ve elektronik mecrada kurulan bu ittifak bir yandan da Japonya ve Almanya'yı da “Beş Gözlere” dahil etmek için girişimlerde bulunmakta. Çin Halk Cumhuriyeti'nin ‘Kuşak ve Yol İnisiyatifinin’ Avrupa kapılarına dayanması ile Çin'in Avrupa'da teknolojik hakimiyet kurmasının önlenmesine yönelik çabanın eş zamanlı bir şekilde ilerlediğini söyleyebiliriz. Keza Çin Halk Cumhuriyeti ABD yönetiminin son iki yıldaki ulusal güvenlik ve strateji belgelerinde askeri açıdan bölgesel bir tehdit olarak tanımlanırken, ekonomik gücü ile de Washington ve müttefikleri için Avrupa ve Afrika'da ciddi bir tehdit haline geldiğinin vurgulandığını da hatırlatalım.


‘NATO müttefiklerine bir tehdit’


Huawei'nin mobil iletişim sistemlerinin Avrupa'da yasaklanmasına ilişkin tartışmalar, bu hafta Varşova'da ve Münih'te düzenlenecek uluslararası konferansların kulislerinde önemli gündem maddelerinden biri olacak. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Macaristan, Slovakya ve Polonya'ya bu hafta yapacağı ziyaretlerde Çin kaynaklı bir iletişim sistemini kullanmanın NATO müttefikleri için oluşturacağı tehdidi gündeme getireceğini ilan etti. Çekya Dışişleri Bakanı Tomas Petriçek de Washington'a yapacağı ziyarette bu konunun ele alınacağını söyledi. Petriçek'in açıklamalarının satır araları, Polonya gibi, Çekya'nın da kısa vadede Huawei'ye karşı önlem alan ülkeler arasına katılmaya meyilli olduğuna işaret ediyor.


Tek çatlak ses İtalya’dan


Son bir haftada, Huawei'nin engellenmesine karşı Avrupa'dan yükselen tek aykırı ses ise İtalya'dan geldi. Fransa-Almanya ikilisine karşı sesini giderek yükselten Roma'daki popülist iktidarın Huawei'yi yasaklamayacaklarına yönelik söylemi ne kadar sürdürebileceği ise meçhul. Sicili endüstriyel casusluk ve siber saldırılar konusunda pek de parlak olmayan Çin Halk Cumhuriyeti'nin önde gelen bir teknoloji markasının NATO ve Avrupa Birliği eliyle Avrupa genelinden tasfiyesinin kaçınılmaz şekilde gündeme geleceğini kabul etmek gerekiyor.


Türkiye’yi uzun soluklu bir maraton bekliyor


Telekomünikasyon cephesinde şiddeti giderek artan bu savaşın kısa vadede Türkiye'nin kapısını çalabileceği gerçeğini de hesap etmemek mümkün değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Teknokent'i ziyaretinde yaptığı konuşmada verdiği mesajlar da yaklaşan bu teknoloji savaşında Türkiye'nin alması gereken pozisyon konusunda ipuçları içeriyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, “Nasıl topraklarımıza hükmetmeden bağımsız olamazsak, teknolojiye hakim olmadan da bağımsızlığımızı sürdüremeyiz. Veri üretiminden güvenliğine, savunma, sağlık, eğitim, bilişim teknolojilerinden yapay zekaya kadar her alanda kendi ayaklarımızın üzerinde durmak mecburiyetindeyiz,” sözleri, Türkiye'nin milli savunma alanında son üç yılda zirveye taşıdığı yerlileşme hamlesinin daha geniş bir perspektife yayılmasının hayati önemine işaret ediyor. ABD ve kimi müttefiklerinin dahi casusluk yapıldığı şüphesiyle yaklaştığı yabancı kaynaklı mobil iletişim sistemlerinin millileştirilmesi konusunda Türkiye’yi cep telefonu üretiminden, füze ve uydu teknolojisine kadar uzanan geniş bir yelpazede hızla mesafe kat etmesi gereken uzun soluklu bir maraton bekliyor.


27 Temmuz 2018 Cuma

Trump ve ABD

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Trump'ın twitleri dünyayı şaşkına çeviriyor 

Paylaşımlarında iç meselelerin yanı sıra birçok ülkeye sert mesajlar veren ya da övgüler yağdıran Trump'ın özellikle Kuzey Kore, Rusya ve Almanya hakkında yaptığı yorumlar, küresel çapta tepkilere neden oldu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve geldiğinden bu yana sosyal medya hesabında yaptığı bazı paylaşımları dünyayı şaşkına çevirdi.
Paylaşımlarında iç meselelerin yanı sıra birçok ülkeye sert mesajlar veren ya da övgüler yağdıran Trump'ın özellikle Kuzey Kore, Rusya ve Almanya hakkında yaptığı yorumlar hafızalara kazındı.
ABD Başkanı'nın bazı atamaları ve görevden almaları Twitter üzerinden duyurması da hayretle karşılandı.
Bunlardan en dikkat çekicileri eski Dışişleri Bakanı RexTillerson ve eski Özel Kalem Müdürü Reince Priebus'ı görevden aldığını duyurduğu paylaşımları oldu.
Trump, Tillerson'ın görevden alındığını Twitter hesabında "CIA Başkanı Mike Pompeo, yeni dışişleri bakanımız olacak. Şahane bir iş yapacak! Hizmetleri için Rex Tillerson'a teşekkürler. Gina Haspel, CIA'nin yeni direktörü, bu göreve seçilen ilk kadın olacak. Hepsine tebrikler!" ifadeleriyle duyurdu.
ABD Başkanı, özel kalem müdürlüğüne Pierbus'un yerine John Kelly'nin atandığını da Twitter hesabından kamuoyuyla paylaştı.
Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesi konusunda da çok sayıda twit atan Trump'ın en dikkat çekici paylaşımlarından biri, Özel Yetkili Savcı Robert Mueller ile ilgili olandı.
Mueller'in kendisine karşı ön yargılı olabileceğini savunan Trump, "Mueller'in ekibinde neden 13 katı Demokrat, bazı büyük, sahtekar Hillary destekçileri var da hiç Cumhuriyetçi yok? Geçenlerde bir diğer Demokrat da katıldı. Bunun adil olduğunu düşünen var mı?" ifadesini kullandı.
Rusya soruşturmasıyla ilgili rakibi Hillary Clinton'a çattığı bir başka twitinde Trump, Clinton ve Demokrat Partiyi istihbarat şirketi GPS Fusion'a gerçekleri yansıtmayan bir dosya hazırlaması için para vermekle suçladı.
Twitter'da ABD basınına da sert eleştiriler yönelten Trump, bu konuda en fazla yankı uyandıran paylaşımında "Yalan haberler medyası (@nytimes, @NBCNews, @ABC, @CBS, @CNN) benim değil, Amerikan halkının düşmanı." değerlendirmesine yer verdi.
Kuzey Kore ile "nükleer düğmenin büyüklüğü" atışması
Kuzey Kore ile haziran ayında Singapur'daki zirveyle nükleer silahsızlanma müzakerelerini başlatmadan önce Trump'ın, Pyongyang yönetiminin lideri Kim Jong-un'un yeni yıl konuşmasında "nükleer düğmenin masasında olduğu" açıklamasına karşı attığı twit çok konuşuldu.
ABD Başkanı, twitinde "Bitip tükenmiş ve açlıktan kıvranan rejimden birileri, lütfen ona benim de nükleer düğmem olduğunu söylesin. Bu düğme onunkinden çok daha güçlü ve büyük. Ve benim düğmem çalışıyor." ifadesini kullandı.
Donald Trump, kendisine yaşlı diyen Kim için de Twitter'da "Ben ona hiç kısa ve şişmansın dedim mi? Pekala, onun dostu olmak için çok uğraşıyorum, belki bir gün bu olur!" yorumunu yapmıştı.
"Hazır ol Rusya, akıllı füzeler gelecek"
Twitter'da Rusya için de kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz yorumlar yapan, özellikle Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesi soruşturması hakkında Rusya'yı aklayan yorumlar paylaşan Trump'ın, dikkat çekici paylaşımlarından biri Rusya'yı Suriye üzerinden tehdit ettiği twiti oldu.
Trump, bu twitinde "Rusya, Suriye'de herhangi bir füzeyi vurup indirme sözü veriyor. Hazır ol Rusya çünkü yeni, nazik ve akıllı füzeler gelecek. Halkını gazla öldüren ve bundan da zevk alan bir hayvanla ortak olmamalısın." ifadesini kullandı.
ABD Başkanı, bir diğer paylaşımında da "Rusya ile ilişkilerin, ABD'nin yıllardır sürdürdüğü aptalca politikalar nedeniyle hiç bu kadar kötü olmadığını" ileri sürerek şimdi de kendi yönetimine yönelik hileli bir cadı avı yürütüldüğü değerlendirmesini yaptı.
"Avrupa'yı koruyoruz, sonra da ticarette adaletsizce pataklanıyoruz"
Trump, Twitter'da en fazla yüklendiği ülkelerden Almanya'yı göçmen politikası ve NATO bütçesi konusunda sert bir dille eleştirdi ve yakın gelecekte AB ülkelerine uygulayacağı ek gümrük vergilerinin işaretini verdi.
"Almanya'da göçmenler kabul edildikten sonra suç yüzde 10 arttı (yetkililer bu suçları bildirmek istemiyor). Diğer ülkeler daha da beter. Akıllı ol Amerika!" paylaşımını yapan Trump, "ABD, NATO için herhangi bir ülkeden çok daha fazla ödeme yapıyor. Bu ne adil ne de kabul edilebilir. Almanya, NATO için gayri safi yurt için hasılasının yüzde 1'ini öderken biz gayri safi yurt içi hasılamızdan çok daha fazla olarak yüzde 4 ödeme yapıyoruz. Bunun mantıklı olduğuna inanan var mı? Büyük finansal kayıpla Avrupa'yı koruyoruz, sonra da ticarette adaletsizce pataklanıyoruz. Değişim geliyor!" dedi.
Konuyla ilgili başka bir twitinde de "Geçen yılki ziyaretimden bu yana talebim üzerine NATO ülkeleri tarafından fazladan milyarlarca dolar harcanıyor ancak bu yeterli değil. ABD çok harcıyor. Avrupa'nın sınırları perişan. Boru hattı için Rusya'ya milyarlarca dolar verilmesi kabul edilemez." paylaşımını yaptı.

İran'a "Dikkatli olun!" tehdidi

Ülkesinin İran ile varılan nükleer anlaşmadan çekilmesini sağlayan Trump, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'yi hedef alan bir twitinde de büyük harflerle, "Bir daha asla ama asla ABD'yi tehdit etme. Yoksa sonuçları, tarihte acı çeken bazıları gibi olur. Biz artık sizin kaçıkça şiddet ve ölüm içeren sözlerinize katlanacak bir ülke değiliz. Dikkatli olun!" ifadesini kullandı.
ABD Başkanı, sosyal medyada son dönemde ek gümrük vergileri nedeniyle karşı karşıya geldiği komşusu Kanada'nın Başbakanı Justin Trudeau'yu da hedef aldı. Trump, "Kanada Başbakanı Justin Trudeau, G7 toplantılarında çok nazik ve uysal. Benim ayrılmamdan sonra düzenlediği basın toplantısına kadar. Çok sahtekarca ve çaresizce. Bizim vergilerimiz, onun süt ürünlerine getirdiği yüzde 270'e yanıt." dedi.
Pakistan'ı da terörle mücadele etmemekle itham eden Trump, Twitter'da "ABD'nin son 15 yılda aptal gibi Pakistan'a 33 milyar dolar verdiğini, Pakistan'ın ise karşılığında yalandan, Amerikan liderlerini aptal yerine koymaktan başka bir şey yapmadığını, Afganistan'da peşine düştükleri teröristlere sığınak sağladığını" savundu.
Trump'ın ulusal basını hedef alan bir twitinde İngilizce "coverage" yerine hiçbir anlama gelmeyen "covfefe" kelimesini kullanması da ülkede tartışmalara yol açtı. Kelimeyle ilgili video klipler çekildi ve esprili paylaşımlar yapıldı.

Trump etkisi AB ile Çin'i yakınlaştırıyor



ABD-AB arasında yaşanan gerilim ile ABD-Çin arasında yaşanan gerilimin üreteceği muhtemel sonuçlardan biri, AB-Çin arasındaki ilişkilerin, daha güçlü bağlarla şekillenmesi olabilir.
Çin 2013 yılında Kuşak ve Yol Girişimi adı altında, dış pazarların kilidini açmaya yönelik bir rekabetçi bağlantı stratejisini başlatmıştı. Bu girişim, süreç içerisinde bütünsel olarak Çin’in stratejik ve dış politika planlamasında en önemli araç haline dönüştü.
Çin bu girişim kapsamında gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere son otuz yılda kendisinin başardığı kalkınma planını altyapı yatırımları yolu ile ihraç ederken, kendisinin merkezinde olduğu bir ticaret ağı oluşturmayı planlıyor. Ancak bu girişimin uzun vadede sürdürülebilir olabilmesi için, mevcut teknolojilerini girişim kapsamındaki ülkelere transfer ederken, kendi üretim teknik ve teknolojilerini de bir üst noktaya taşımak durumunda. İşte bu bağlamda Çin liderleri, Kuşak ve Yol Girişimi’nin açıklanmasından iki yıl sonra, 2015 yılında, “Made in China 2025” adı altında yeni bir strateji daha ortaya koydu.
Bugün ABD ve Çin arasında başlayan ticari anlaşmazlıkların altında yatan en önemli sebeplerden biri de Made in China 2025 stratejisidir. ABD-Çin arasındaki ekonomik rekabet henüz bir ticaret savaşına dönmese de hızla bu yöne doğru evrilmektedir. Bu çerçevede Çin’in Avrupa Birliği (AB) ile gelişen ilişkileri, Pekin'in ABD’ye karşı ortaya koymaya çalıştığı alternatifler bağlamında önem taşıyor.

Çin’in yeni ekonomik kalkınma stratejisi

Çin Başbakanı Li Keqiang 2015 yılında “Made in China 2025” stratejisini kamuya açıklarken, stratejinin tanımını inovasyon odaklı bir gelişim arayışı olarak özetlemişti. Uygulanacak stratejinin amaç ve kapsamını ise akıllı teknolojilerin uygulanabilirliği ile ilgili olarak temellerin güçlendirilmesi, yeşil kalkınmanın önemi ve Çin’in üretimini miktardan ziyade kaliteli ve katma değerli ürüne yükseltme çabası olarak belirtmişti. Strateji; siber güvenlik dahil olmak üzere yeni nesil bilgi teknolojileri, üretim verimliliği sağlayan yüksek kaliteli sayısal kontrol araçları ve robot teknolojileri, havacılık ve uzay teknolojileri, okyanus mühendisliği ekipmanları ve yüksek gemicilik teknolojileri, gelişmiş demiryolu ekipmanları, enerji tasarrufu sağlayan yeni araç teknolojileri, temiz enerji hedefleri kapsamında yeni teknolojili güç ekipmanları, tarım ve tarım makineleri, grafen ve nano malzemeler gibi yeni teknoloji içeren ürünler, biyomedikal ve yüksek performanslı tıbbi cihazlar olmak üzere 10 sektörü kapsıyor.
Çin hükümeti, yerli yüksek teknoloji işletmelerini desteklemek ve daha fazla Çinli firmanın denizaşırı ülkelerde genişlemesini teşvik etmek için sübvansiyonlar, krediler ve tahviller de dahil olmak üzere geniş kaynaklarla yatırım yapıyor. Made in China 2025 stratejisi kapsamında merkezi hükümetin planladığı harcama toplamı 1,5 milyar doların üzerinde olmakla birlikte, yerel hükümetler de toplamda 1,6 milyar dolar harcama yapacaklarını taahhüt etmişlerdi. Bunun yanında Çin hükümeti beş ulusal üretim inovasyon merkezi ve 48 yerel üretim inovasyon merkezi kurdu. Çin, 2025 yılına kadar ulusal üretim inovasyon merkezi sayısını 40’a çıkarmayı amaçlıyor.
Çin, günümüzde ülkenin büyümesini sağlamak için giyim, ayakkabı ve tüketici elektroniği gibi temel tüketim malları üretmeye ve ihraç etmeye devam ediyor. Bu açıdan bakıldığında, bu düşük katma değerli sektörlerde, Çin, başta Meksika, Brezilya, Hindistan gibi diğer gelişmekte olan ülkelerle rekabet ediyor. Yani dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olmasına rağmen Çin, günümüzde gelişmekte olan bir ülke olarak adlandırılıyor. Çin ekonomik kalkınmayı teşvik ve yoksulluğun azaltılması gibi en önemli konularda kayda değer başarılar elde etmiş olmasına rağmen, gelir seviyesi yüksek ekonomilerin seviyesine ulaşabilmek konusunda hala büyük zorluklarla karşı karşıya. Kişi başına düşen milli gelir, ABD'deki 59 bin dolara kıyasla sadece 8 bin dolar düzeyinde. Bu bağlamda “Made in China 2025” stratejisi, gelişmekte olan birçok ülkeyi rahatsız eden orta gelir tuzağından kaçmak için Çin'in ileri teknoloji sektörlerine doğru hareket etmesini hedeflemesi açısından da çok önemli.
Ancak dünyada yükselen ekonomiler ve ekonomik küreselleşme süreçleri de dikkate alındığında Çin’in “Made in China 2025” stratejisinin yalnız olmadığı görülebilir. Geçtiğimiz haziran ayında Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, 2018 yılına ait Dünya Yatırım Raporu’nu yayınladı. Raporda gelişmiş ve gelişmekte olan 101 ekonominin sanayi politikaları incelenmiş ve küresel gayrisafi milli hasılanın yüzde 90’ını oluşturan 84 ülkenin özellikle son 10 yılda endüstriyel kalkınma stratejilerini benimsediği ve son 5 yılda da bu stratejilerini hızlandırdıkları sonucuna varılmış. Raporda Hindistan, Güney Afrika, Bangladeş, Vietnam’dan Almanya, Japonya ve elbette Çin’e kadar uzanan çok sayıda sanayi politikasının ayrıntılı olarak incelemeleri bulunmakta. Hükümetler doğal olarak teknolojik yeniliğe odaklanmış durumdalar ve yatırımcı davranışlarını temel altyapıya yönlendirme konusunda mesai harcamaktalar. Günümüzde temel alt yapıdan anlaşılan ise teknolojik ve dijital altyapının hazırlanması.

“Made in China 2025” ABD’yi neden endişelendiriyor?

Bu noktada, Trump yönetiminin bu kadar fazla kalkınma planı arasından Çin’in Made in China 2025 stratejisini ticaret savaşlarının merkezine yerleştirip, ABD’de uygulanan tarife değişikliklerinin Made in China 2025 programını engellemek için tasarlandığını açık bir şekilde ifade etmesi ilginç olsa da sürpriz değil. Almanya’nın ulusal stratejisi olan Endüstri 4.0'ın Çin versiyonu olarak değerlendirilen bu strateji, ana kıta Çin’deki önde gelen üretici ve tedarikçilerin bir dizi teknolojiyi ithal etmekten vazgeçmesini hedef almakta. Dolayısıyla bu durum ABD ve AB’de, yani günümüz teknolojilerinin lider bölgelerinde endişelere neden olmaktadır.
Zaten Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomisi durumuna yükselmesi ve devam eden ekonomik kalkınması, kaçınılmaz olarak ABD ile doğrudan rekabete girmesine neden olacaktı. Özellikle 2008 yılındaki ekonomik kriz ile birlikte Doha Kalkınma Gündemi müzakerelerinin sonuçsuz kalması, Amerika liderliğindeki neo-liberal küreselleşme projesinin içinde bulunduğu bir krizi işaret etmiş ve Çin’in küresel ekonomi üzerindeki etkisini, belirleyici bir aktör olarak iyice ortaya çıkartmıştı. Ancak ABD’nin bu rekabeti korumacı stratejiler ile engellemeye çalışması hem kendi kurduğu düzenin kontrolünü artık kaybettiğine dair bir itiraf niteliği taşımakta hem de ABD ekonomisi özelinde düşünüldüğünde, kendi üretimini artırmaktan ziyade zayıflatma riskleri de taşımakta.
Çin halen yüksek teknoloji içeren endüstrilerde yaptığı atılımlara rağmen, kendi teknoloji ve inovasyon gündemini ve yeni nesil üretim hedeflerini ilerletmek için yabancı teknoloji transferine ihtiyaç duyuyor. Örneğin Çin havacılık endüstrisi Amerikan uçak üreticisi Boeing ile potansiyel olarak rekabet edebilecek ticari jetler geliştirmekten çok uzak. Çin günümüzde Boeing firmasının büyük bir müşterisi olmaya devam ediyor. Günümüzde ABD, Çin'den sınırlı yüksek teknolojili ürünler ithal etmekle birlikte, yüksek teknolojili ürünlerin üretiminde kullanılan birçok parçayı Çin’den ithal ediyor. Yani ABD, Çin’den uçak satın almıyor ve uzunca bir süre de alması olası görünmüyor. Ancak ABD'de uçak üretmek için kullanılan parçaları Çin’den ithal ediyor ve daha sonra bitmiş ürünlerini Çin'e ve diğer yabancı alıcılara ihraç ediyor. Bu durumda Çin’den ithal edilen yüksek teknoloji kapsamındaki ürünlere uygulanacak olan yüzde 25’lik gümrük tarifesi Boeing firmasının üretim maliyetlerine yansıyacak ve rekabet gücünü özellikle Avrupalı rakiplerine karşı (Airbus) zayıflatacaktır. Kısacası Trump’ın başlattığı ticaret savaşları, eğer ki Çin, misilleme olarak ABD malları üzerinde gümrük tarifeleri uygulamaya karar verirse, ABD'li üreticileri artan üretim maliyetleri ile ve birçok ABD'li ihracatçıyı da kendileri için en büyük pazar olan Çin pazarına erişimin azalması tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak. Ayrıca Çin'in kendi iç piyasası, endüstriyel iyileştirme için kendi kendine katalizör olabilecek dinamikliğe sahip görünüyor.
Çin’in ABD’ye muhtemel cevabı: Güçlü ve etkin alternatifler yaratmak
Aslında büyük bir karmaşayı da içeren bu ekonomik rekabet aynı zamanda bir dönüşümün de eşiğinde olduğumuzun bir göstergesi. Trump’ın neredeyse İngiliz merkantilizmini hatırlatan korumacı politikaları yeni bir dönüşümün eşiğinde olan dünya ekonomisi için bir çözümden ziyade daha çok engeller ve sınırlandırmalar içeriyor. Tam da bu sebeple, Trump ile temsil edilen değişim ve dönüşüme karşı güçlü muhafazakâr direnç, değişeme açık ve küreselleşme yanlısı bir karşı kutup oluşturabilir. Bu durum yapay değil aslında oldukça doğal bir tepki olarak gelişmeye devam ediyor. Sorulması gereken en önemli soru da burada ortaya çıkıyor: Bu karşı tepkiyi koymaya çalışan aktörler bu direnci kırabilecek mi?
ABD-Çin arasında başlayan ve yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan ekonomik rekabetin bir diğer ayağı da ABD-AB arasında, NATO bünyesinde güvenlik sorunlarının ele alındığı toplantılarda ortaya çıktı. ABD-AB arasında yaşanan gerilim ile ABD-Çin arasında yaşanan gerilimin üreteceği muhtemel sonuçlardan biri, AB-Çin arasındaki ilişkilerin daha güçlü bağlarla şekillenmesi olabilir.
Aslında Çin bu alternatif arayışını sadece AB ile değil muhtemelen Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika gibi 90’lardan bu yana gittikçe daha aktif ve sofistike dış politika geliştirdiği bölgelerde de deneyecektir. Ancak ekonomik büyüklük açısından AB-Çin ilişkileri ayrı bir öneme sahip. Örneğin daha geçen hafta Pekin’de toplanan yıllık AB-Çin zirvesi bu zamana kadar yapılan zirvelerdeki itidalli havanın aksine her iki tarafın da birbirine karşı oldukça olumlu mesajlar verdiği bir zirve oldu. AB tarafı Çin’in serbest ticarete ve küreselleşmeye katkısını methederken Çin ise AB ile daha yakın ilişkiler önerdi. ABD yaptırımlarının ve tehditlerinin hedefinde olan iki aktör için böyle bir yakınlaşma belki de kaçınılmaz.
Çin’in AB ile ticareti yaklaşık 460 milyar dolar civarındayken, AB’nin ABD ile ticareti 660 milyar dolar civarında. ABD’nin tarife engelleri ve korumacı politikalarından sonra aradaki farkın yer değiştirmesi ortaya ilginç bir tablo çıkartabilir. Bu zamana kadar AB’nin daha çok insan hakları ve demokrasi gibi siyasi ve sosyal değerleri önceleyerek oluşturduğu Çin politikası da böylece ekonominin merkeze alındığı bir politika ile yer değiştirebilir. Ya da karşılıklı müzakere ile bir yandan ekonomi diğer yandan siyasi ve sosyal değerler konusunda bir uzlaşma sağlanabilir.
Çin açısından alternatif oluşturmak ve Trump’ın korumacı ekonomik politikalarına böylece direnmek kısa vadeli bir çözüm olabilir. Ancak benzer esnekliği AB’nin göstermesi çok kolay değil. Zira AB’nin, hele de Brexit ile başı beladayken, korumacı bir ekonomik düzende varlığı bile sorgulanır hale gelebilir. Dolayısıyla AB için ABD’nin ekonomi ve güvenlik konularında oluşturduğu baskı ortamını kırmak ve yeni bir küreselleşme sürecini, en güçlü adaylardan biri olan Çin ile beraber ilerletmek bir çözüm olabilir. AB’nin taşıyıcı gücü olan Almanya uzun süredir Çin ile ekonomik ve siyasi mesafeyi yakınlaştırmıştı. AB de Çin’in ekonomik ve siyasi anlamdaki meydan okumalarına rağmen yeni dönemde Çin ile yeniden temellendirmeyi deneyecektir. Zira diğer ihtimaller çok da iç açıcı değil.

Çin ticaret ağını yeniden kuruyor



Batılı, yani Portekizli, İspanyol, Hollandalı ve ardından İngiliz denizciler ticaret amacı ile 15’inci yüzyılda Güneydoğu Asya’ya ilk geldiklerinde Çinlilerin kurduğu muhteşem bir ticaret ağı ile karşılaşmışlardı. Ancak Batılıların gelmesi ile birlikte Çin kademeli olarak kurduğu bu ticaret ağının kontrolünü kaybetmiş ve Doğu ve Güneydoğu Asya’da sürdürdüğü 2000 yıllık merkez ve yönetici ülke konumunu 17. yüzyılın ortalarında kaybetmişti. Bilinen tarihi boyunca üreten ve kendi içine kapalı bir coğrafya olan Çin, yine üreterek biriktirdiği serveti ile hep dış tehditlere açık olmuştur. Bir bakıma Çin’in dış tehditlere karşı kendi içine kapanması 19’uncu yüzyılın başında gerçekleşen sanayi devrimini kaçırmasına ve coğrafyada çalkantılı geçen iki asra neden olmuştur. Yine aynı dönemde İngilizler, Hindistan’dan getirdikleri afyonu illegal yollarla Çin’e satmış ve bu uyuşturucu maddeye alışan Çin toplumunda sosyal sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Afyon satışını kontrol almaya çalışan Çin imparatorluk yönetimi, 19’uncu yüzyıl içerisinde İngilizlerle iki defa savaşmış ve bu iki savaşı da kaybederek İngilizlere ticari imtiyazlar tanımak zorunda kalarak afyon ticaretinin kontrolünü de kaybetmiştir. Yani afyon, İngilizler için Çin pazarına nüfuz edebilmelerinin anahtarı olmuştur.
Şimdi görülen o ki Çin, Kuşak Yol Girişimi (Yeni İpek Yolu) ile birlikte özellikle kendi bölgesindeki ticaret ağını tekrar kurarken, Made in China 2025 stratejisi ile birlikte, Kuşak Yol Girişimi’nin sürdürülebilirliğini sağlayarak bölgedeki liderliğini kaybetmesine neden olan Sanayi Devrimini kaçırma hatasını, 21’inci yüzyılın dijital devrimini kaçırarak tekrarlamak istemiyor. Muhtemelen Trump ve kurmayları da kendilerini gümrük tarifelerine getirdikleri ek vergilerle kısa dönemli korumaya alırken, 21. yüzyılın afyonunun ne olabileceği konusundaki çalışmalarını sürdürüyorlardır.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html