BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Mit sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Mit sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

7 Aralık 2017 Perşembe

Kılıçdaroğlu'nun MİT raporu iddiası FETÖ kaynaklı

Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi, CHP Lideri'nin FETÖ'cülerin hazırlayıp, FETÖ'cü gazetecinin yayınladığı raporun üzerine atladığını esas büyük bombanın bu olduğunu yazdı.
Gazeteci yazar Abdülkadir Selvi bugünkü köşesinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun  “Rıza Sarraf’ı da izleyen bu devletin saygın kurumları var. 18 Nisan 2013 tarihinde dönemin başbakanı Erdoğan’ın önüne bilgi notu bırakılır, konusu Rıza Sarraf’tır. MİT, 3 sayfalık bilgi notu bırakılır” sözleriyle gündeme getirdiği MİT raporlarına değindi.
"KOKMUŞ BALIK"
Selvi konuya ilişkin şöyle yazdı:
"Kemal Bey’in gündeme getirdiği MİT iddiası, yeni bir haber değil, tam aksine bayat bir yemekmiş.
Gazetecilik deyimiyle kokmuş balık.
KAYNAK FETÖ'CÜ FİRARİ BİR GAZETECİ
Haber, 5 Ocak 2014 tarihinde T24 haber sitesinde, “MİT 8 ay önce yazmış; bakanların Zarrab’la ilişkisi ortaya çıkarsa!...” başlığıyla yayınlanmış. 17-25 Aralık’tan 10 gün sonra. Hem de Arzu Yıldız imzasıyla.
Arzu Yıldız kim? Telefonunda ByLock çıkan, FETÖ’nün firari gazetecilerinden. Şu sıralarda ABD’deki Zarrab davasını yayınlamakla meşgul. Adem Yavuz Arslan, Tuncay Opçin ve Fuat Avni ya da Said Sefa gibi. Kemal Bey hatırlamaz ama Ergenekon mağdurlarının Taraf gazetesindeki operasyonel haberlerinden tanıdığı bir gazeteci. Yani demem o ki, Kemal Bey’in “büyük bomba”sının kaynağı FETÖ’cü firari bir gazetecinin haberi.
MİT’E SORULDU: SİZE Mİ AİT?
Aslında Kemal Bey’in de çok iyi hatırlaması gerekiyor. Bir ipucu vereyim; Kılıçdaroğlu ile Zarrab arasındaki İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen “tazminat davası”na MİT 3 sayfalık resmi bir yazı gönderiyor. MİT’in yazı göndermesinin nedeni, tam da bugün bizim tartıştığımız büyük bombayla ilgili. Kılıçdaroğlu’nun avukatları MİT’in 18 Nisan 2013 tarihinde Başbakanlığa gönderdiği yazıyı delil olarak sununca, mahkeme yazının MİT’e ait olup olmadığını tespit etmek üzere MİT’e bir yazı yazıyor.
MİT'İN YANITI: BÖYLE BİR RAPORUMUZ YOK
MİT’ten gelen 3 sayfalık cevap 10 Aralık 2015 tarihindeki duruşmada mahkeme başkanı tarafından açıklanıyor. MİT tarafından mahkemeye gönderilen cevabi yazıda, “18 Nisan 2013 tarihli Reza Zarrab’ın suç işlediğine dair tespitler içeren teşkilatımız tarafından hazırlanarak Başbakanlık makamına sunulan rapor bulunmamaktadır.” deniliyor.
BÜYÜK BOMBA BU!
2 yıl önce yaşanan bu durumu en iyi Kemal Bey’in bilmesi lazım. Peki bile bile niye kullandı? Orasını bilmem. Ama Kemal Bey’e bir tüyo vereyim. MİT tarafından Başbakanlığa gönderildiği iddia edilen yazı, MİT’ten ihraç edilen FETÖ’cüler tarafından hazırlanmış. Biliyorsunuz, MİT’ten 250 FETÖ’cü ihraç edilmişti. Bu yazıyı hazırlayanlar da ihraç edilenler arasında. Yani MİT’teki FETÖ’cü hazırlamış, FETÖ’cü gazeteci yayınlamış, Kemal Bey de bunun üstüne atlamış.

Büyük bomba doğrusu..."

15 Temmuz 2018 Pazar

Türkiye'nin en uzun gecesi 15 Temmuz'da yaşananlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Başkent, FETÖ mensubu askerlerin 15 Temmuz 2016'da düzenlediği ve yurt genelinde 251 vatandaşın şehit olduğu darbe girişimi sırasında olayların merkez üssü oldu.



Ankara, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi askerlerin 15 Temmuz 2016'da düzenlediği ve ülke genelinde 251 vatandaşın şehit olduğu darbe girişimi sırasında olayların merkez üssü oldu.

Milli İstihbarat Teşkilatına (MİT) 15 Temmuz'da gelen ihbarla başlayan süreçte Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın da arasında bulunduğu birçok komutan darbecilerce Akıncı Üssü'nde alıkonuldu.
Birçok birlikteki tank ve zırhlı araçlar kışla dışına çıkarken Ankara üzerinde FETÖ mensubu pilotların kullandığı savaş uçakları TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Emniyet ve TÜRKSAT'ı bombaladı, çok sayıda vatandaşın şehadetine neden oldu. Vatandaşların kahramanca direnişine sahne olan başkentteki olaylar, ertesi gün öğle saatlerinde tamamen sona erdi.
Darbe girişimi günü saat 16.16'da Kara Havacılık Komutanlığında görevli subayın MİT Müsteşarlığına giderek FETÖ üyesi askerlerin Müsteşar Hakan Fidan'ı almak üzere kuruma saldırıda bulunacağını ihbar etmesinin ardından MİT yetkilileri, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'i telefonla bilgilendirdi. Sonrasında bir MİT Müsteşar Yardımcısı ve MİTMüsteşarı Hakan Fidan da ayrı ayrı Genelkurmay Başkanlığına geldi.
Karargahtaki hareketliliğin dikkatlerini çektiği FETÖ mensupları paniğe kapılarak, 16 Temmuz saat 03.00'te başlamasını planladıkları girişimi 15 Temmuz saat 20.30'a çekme kararı aldı.
MİT Müsteşarı Fidan'ın Genelkurmaydan ayrılmasından bir dakika sonra karargahtan yaklaşık 50 kilometre uzaktaki Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığında darbe hazırlıkları için toplanan 33 Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) personeli Genelkurmaya doğru otobüsle yola çıktı.
Karargaha dönen dönemin Genelkurmay Stratejik Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli, saat 21.00'de makam odasına girdiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'a, "Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar tugaylar yola çıktı." sözleriyle darbeyi tebliğ etti. Söylenenlere tepki göstererek, girişimi desteklemeyeceğini belirten Akar'ın ağzı ve burnu içeri giren diğer darbecilerce kapatıldı, elleri plastik kelepçeyle bağlandı.
Akıncı Üssü'nden gelen darbeci ÖKK personeli, karargaha dönen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, beraberindeki Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar ve emir subayı Yunus Can'ı derdest etti. Çolak'ın koruma astsubayı Piyade Başçavuş Bülent Aydın, olaya müdahale etmeye çalışırken şehit edildi.
Hemen hemen aynı dakikalarda darbeci pilotların havalandırdığı uçaklar, Ankara semalarında alçak uçuşa başladı.
Ankara'daki Polatlı 58. Topçu Er Eğitim Tugayı ve Topçu Füze Okulu, Mamak 28. Mekanize Piyade Tugayı, Beytepe Jandarma Eğitim ve Okullar Komutanlığı, Kara Havacılık Komutanlığı, Harp Okulları Komutanlığı, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayındaki darbeciler de aktif olarak harekete geçti. Birçok tank, zırhlı personel taşıyıcı ve diğer araçlarla binlerce asker kışlaların dışına çıktı. Kuvvet Komutanlıklarındaki darbeciler de hareketlendi.

Yıldırım, kalkışmayı duyurdu

Ankara'da herkes olan biteni anlamaya çalışırken, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, saat 23.02'de televizyon kanallarına bağlanarak, "Bir kalkışma ihtimali üzerinde durduklarını" bildirdi ve "Bu kanunsuz eylemin içerisinde olanlar en ağır şekilde bedelini ödeyecekler." dedi.
Darbenin başına geçme önerilerini reddeden GenelkurmayBaşkanı Akar, saat 23.03'te Genelkurmay Başkanlığı bahçesinde bulunan helikopterle Akıncı Üssü'ne götürüldü.
Darbecilerin çeşitli planlarıyla derdest ettikleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga ile Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Kamil Başoğlu'nun da arasında bulunduğu birçok general Ankara, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal ve bazı komutanlar ise İstanbul'dan alınarak Akıncı Üssü'ne götürüldü ve alıkonuldu.
TSK içinde hareketlilik olup olmadığını öğrenmek için akşam saatlerinde Jandarma Genel Komutanlığına giden Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan ve koruması da derdest edilerek komutanlıkta tutuldu.
Şehirde bombalar
Ankara'da bu gelişmeler yaşanırken, Gölbaşı ilçesi dolaylarından patlama sesi yükseldi. FETÖ mensubu darbecilerin kullandığı F-16'dan saat 23.18'de Gölbaşı'ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Daire Başkanlığına atılan bomba 7 kişiyi şehit etti, 5 kişiyi yaraladı.
Vakit gece yarısını 33 saniye geçtiği sırada bu kez Gölbaşı'ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanlığı bombalandı. Burada da 44 polis şehit oldu, yaralanan 36 kişi hastaneye kaldırıldı.
Darbecilerin bulunduğu helikopterler, Yenimahalle'deki MİT yerleşkesini tararken Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'ndan TRT'ye giden darbeciler saat 00.13'te canlı yayında zorla darbe bildirisi okuttu.

Erdoğan'ın çağrısı karşılık buldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan saat 00.24'te CNN Türk kanalına bağlanarak, "Bu gelişme gerçekten Türk Silahlı Kuvvetlerimizin içindeki bir azınlığın, ne yazık ki kalkışma hareketidir ve bu malum yapıya ait paralel yapılanmanın teşvik ettiği üst akıl olarak onların kullandığı bir harekettir." dedi. Erdoğan, milleti, darbecilere karşı durmak üzere meydanlara çağırdı.

Çağrının ardından Ankara'nın her semtinden vatandaşlar 

Genelkurmay Başkanlığının çevresindeki İnönü Bulvarı ve Milli Müdafaa Caddesi ile Kızılay Meydanı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, AK Parti Genel Merkezi ve Jandarma Genel Komutanlığı civarı başta olmak üzere meydan ve caddelerde toplanmaya başladı. Vatandaşlar, darbe girişimi için kışladan çıkan askerlere tepki gösterdi, hatta mücadeleye girişti.



Polatlı'da kışlalarından çıkarak Ankara'ya doğru hareket eden askeri araçların önü vatandaşlarca kesildi. Bunların bir kısmı kışlalarına döndü. Aynı sıralarda Erdoğan'ın çağrısını duyan Kazan halkı da Akıncı Üssü çevresinde toplanmaya başladı. Ancak FETÖ mensubu darbecilerin kullandığı ateşli silahlarla 8 vatandaş şehit oldu.
Darbenin yönetim merkezi Akıncı Üssü'nden mühimmat yüklü halde kalkan uçaklar, sonik patlamalarla vatandaşları ürkütmek için ses hızının üzerinde seyretmeyi sürdürdü. Darbeciler bir yandan da Kara Harp Okulunda eğitim gören kursiyer askerleri helikopterlerle Genelkurmay Başkanlığına taşıdı.
Ankara Emniyet Müdürlüğü bombalandı
Bu sıralarda, uydu yayınlarını durdurmak isteyen ve arasında sivillerin de olduğu darbeci grup, helikopterle TÜRKSAT'ın Gölbaşı'ndaki tesislerine gitti. Darbecilere karşı tedbir amacıyla kuruma gelen 2 TÜRKSAT görevlisi, FETÖ mensubu darbecilerce ateş açılarak şehit edildi.
Yenimahalle'deki Ankara Emniyet Müdürlüğü binasına saat 00.56'da 2, 01.08'de ise bir bomba daha atıldı. Saldırı sonucunda 2 vatandaş şehit oldu, 39 kişi yaralandı. Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde zırhlı araçlarda bulunan darbecilerin faaliyetleri sonucu da 8 vatandaş şehit oldu.
Darbe faaliyetleri için Özel Kuvvetler Grup Komutanı Tuğgeneral Semih Terzi ve beraberindeki ÖKK askerlerini Diyarbakır'dan taşıyan uçak, saat 01.13'te Etimesgut Havalimanı'na indi. Terzi ve ekibi, buradan helikopterlerle Gölbaşı'ndaki ÖKK karargahına hareket etti.
Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'nın, "Sana tarihi bir görev veriyorum. Semih Terzi darbeci bir haindir, vatan ve millet adına Semih Terzi'yi öldür. Bunun sonunda şehadet var. Hakkını helal et." dediği ÖKK'da görevli Astsubay Ömer Halisdemir, beraberindeki askerlerle Ankara'ya ulaştıktan sonra ÖKK karargahına gelen Tuğgeneral Semih Terzi'yi vurarak öldürdü. Ancak Halisdemir de Terzi'nin ekibindeki darbeci askerlerce şehit edildi.

TBMM toplandı

TBMM'de temsil edilen tüm siyasi partilerden milletvekilleri, demokrasi ve Meclise sahip çıkmak üzere TBMM Genel Kurul salonunda saat 01.39'da toplandı.
Darbe girişimine karşı çıkmak üzere Genelkurmay önünde toplanan, tanklar ve zırhlı araçların önüne kesen ve üstlerine çıkan vatandaşlar, saat 02.21'de Genelkurmaya girdi. Ancak darbeciler, vatandaşlara ateş açtı.
Genelkurmay Başkanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı civarında seyreden helikopterlerden de vatandaşlara ateş açıldı. Genelkurmay Başkanlığının içi ile karargah çevresinde darbecilere karşı koymaya çalışan 38 kişi ateşli silah ve helikopter saldırıları sonucu şehit oldu.
Ayrıca Akay Kavşağı'nda tankın üzerinden düşen 2, Dikimevi'nde ise ateşli silahla vurulan bir vatandaş hayatını kaybetti.
Havada bulunan F-16'ların birinden saat 02.35'te Genelkurmaya birkaç yüz metre mesafedeki TBMM'ye bomba atıldı.
Aynı dakikalarda, TRT Genel Müdürlüğü binasını ele geçirmeye çalışan FETÖ mensubu askerler gözaltına alınmaya başlandı. Kurumun yayını saat 03.00'te normale döndü.
Darbeci pilotlarlar Gölbaşı'ndaki TÜRKSAT tesislerine 4, TBMM'ye 2 bomba daha attı. TBMM'ye atılan bombalar 32 kişiyi yaraladı. Darbe girişiminin ardından yapılan tespite göre, Meclis'te yaklaşık 20 milyon liralık hasar meydana geldi.
Bu sırada Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Meclis kürsüsünden, "Meclis burada dursun, burayı kapatıp aşağıya (sığınağa) gidersek bu millet meydana gelmez, bu millet 'Meclis bunlardan korktu' der. Bizim burada yapacağımız şey burada ölmektir." dedi.
Jandarma Genel Komutanlığı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve AK Parti Genel Merkezi civarındaki eylemler sırasında biri tankın üzerinden düşen, diğerleri ateşli silahlarla vurulan 14 vatandaş şehit oldu.
Darbeci askerlerden bir kısmı gözaltına alınmaya başlanırken, darbenin idare merkezi konumundaki Akıncı Üssü'nün elektrikleri saat 04.29'da kesildi.

Külliye yakını bombalandı

Günün aydınlanmasıyla darbecilerin hedefi bu kez Cumhurbaşkanlığı Külliyesi oldu. Darbe girişimi içinde yer alan pilotların kullandığı F-16'ların birinden saat 06.19'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınındaki köprülü kavşak ve otoparka 2 bomba atılarak 15 kişi şehit edildi. Darbecilerin saldırısında 7 kişi yaralandı.
Darbeci pilotların Ankara üzerindeki uçuşlarının sabah saatlerinde de devam etmesi üzerine darbe girişiminde yer almayan uçaklar, üsteki çeşitli noktaları vurarak darbecilerin uçaklarının kalkışının önüne geçti.
Halk ve polisin mücadelesi sonucu darbecilerin mukavemetlerinin kırılmasının ardından Akıncı Üssü'nde tutulan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar, saat 08.26'da helikoptere binerek, Çankaya Köşkü'ne hareket etti.
Özel harekat polisleri sabah saatlerinde Jandarma Genel Komutanlığını ele geçirdi. Ancak bundan kısa süre önce, akşam saatlerinden o saate kadar burada alıkonulan Turgut Aslan ve koruması Hasan Gülhan, yemekhane bölgesinin arka tarafında başlarından vuruldu. Gülhan şehit olurken, Aslan ağır yaralandı.
Darbe girişiminin başarısız olacağını anlayan askerler, sabah saatlerinde Genelkurmay karargahından çıkarak polise teslim olmaya başladı. Kısa süre sonra özel harekat polisleri de Genelkurmay kışlasına girdi.
Başbakan Binali Yıldırım, saat 12.57'de Çankaya Köşkü'ne geldi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile kameraların karşısına geçen Yıldırım, teşebbüsün bastırıldığını resmen duyurdu.

İstanbullular, FETÖ üyelerine, adeta diz çöktürdü

Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY mensubu ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8 binin üzerinde askeri personelin, savaş uçakları da dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank 246 zırhlı aracın ve 4 bine yakın hafif silahın kullanıldığı kanlı darbe girişiminde örgüt, İstanbul'da stratejik bölgeleri hedef aldı.
Bir grup asker Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerini saat 22.00 sıralarında tek taraflı trafiğe kapattı. Anlam verilemeyen askeri hareketlilik, televizyon kanallarında haber oldu. Sosyal medyada Ankara ve İstanbul başta olmak bazı şehirlerde patlama ve silah sesleri duyulduğu haberleri yer aldı.
Diyanet İşleri Başkanlığının emriyle camilerden selalar okutuldu. Darbeci askerlerin yönetimindeki uçaklar kent üstünde alçak uçuş yaparak sonik patlamalarla halkı sindirmeye ve halkın dışarıya çıkmasını engellemeye çalıştı.
Buna karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısı üzerine binlerce kişi Boğaziçi Köprüsü'ne adeta akın etti. Bazı darbeci askerler, köprüyü geçmeye çalışan vatandaşların üzerine ateş açtı. Tankın da kullanıldığı saldırılarda aralarında polis memurları Münür Alkan, Kemal Tosun, reklamcı Erol Olçok, 16 yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip Olçok'un da bulunduğu 34 kişi şehit oldu. Halkın direncini kıramayan askerler, sabaha karşı teslim olmak zorunda kaldı.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün Anadolu Yakası tarafı giriş kısmında meydana gelen olaylarda ise Hasan Kaya ateşli silahla mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı, İsmail Kefal kafa travması sonucu, Şükrü Bayrakçı Ümraniye Çakmak Köprüsü civarında tankla ezilme nedeniyle genel beden travması sonucu şehitlik mertebesine ulaştı.

Çengelköy'de darbeciler polisle çatıştı



Kuleli Askeri Lisesi'nde saat 20.00 sıralarında alarm verildi. Hazırlıkların ardından 2 unimog 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne, 2 unimog Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne hareket etti. Bir grup darbeci asker de Kandilli-Beykoz istikametine gitti. Okul önünden yaya olarak geçen bazı vatandaşları darbeci askerler derdest etti. İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan'ın kolluk kuvvetlerine bulundukları noktaları korumaları, darbecilere direnç göstermeleri konusundaki talimatı üzerine Çengelköy Polis Merkezi Amirliğindeki görevli polisler, polis otolarıyla karakolun kapısını kapatacak ve yolu kesecek şekilde park ederek tertibat aldı.
Çengelköy Polis Merkezinden kalkışmanın hukuksuz olduğu yönündeki çağrılara rağmen çöp konteynerlerini siper alan darbeciler, ihtilal yaptıklarını belirterek polislere teslim olmalarını isteyip ateş açtı. Polisler de ateşe karşılık verdi.
Darbeciler, Çengelköy Işıklar Bölgesi'nde sivil vatandaşlara uzun namlulu silahlarla ve etkili mesafeden ateş etmeye devam etti. Polis ve vatandaşın direnci ile darbeciler, darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını anlayınca saat 05.48 sıralarında geri çekilme kararı aldı. Kelepçelenen vatandaşlar polisler tarafından serbest bırakıldı. Olaylar sonucunda gazeteci Mustafa Cambaz, Kader Sivri, Burak Cantürk, Fatih Dalgıç, Gökhan Esen, Halil Kantarcı ve Osman Yılmaz şehit oldu, 62 kişi de yaralandı.

11 Ekim 2017 Çarşamba

PKK'yı NATO kurdu, yeni patronu Amerika olacak


Abdullah Öcalan yakalanıp Türkiye'ye getirildiğinde kendisinin avukatlığını üstlenen Ahmet Zeki Okçuoğlu, PKK ve Öcalan hakkında ezber bozacak iddialarda bulundu. PKK'nın NATO tarafından kurulan bir Kürt Gladyosu olduğunu söyleyen Okçuoğlu, Karar.com'a konuştu. Okçuoğlu, "PKK YPG’leştirilecek, yeni patron Amerika olacak" dedi.
PKK taşerondur diyorsunuz. Hatta bunu Öcalan'ın kendisi söylüyor diyorsunuz? Neyin kimin taşeronu?
Abdullah Öcalan'ın 
Almanya'da yaşayan 
eski Avukatı 
Ahmet Zeki Okçuoğlu,
Açıklamaları 
01 Eylül 2015 Salı

Evet, “PKK taşerondur" sözü onun kurucusu ve halen lideri olan Abdullah Öcalan'a ait. Öcalan bunu, İmralı’ya getirildikten sonra, sorgulama adı altında çekilen ve Aydınlık Gazetesi tarafından deşifre edilen video kayıtlarından birinde söylüyor. Ancak ben bu sözü, Türk yönetim çevrelerinin yıllardır tekrarladığı, PKK'nin TC'ye karşı bazı dış mihrakların taşeronluğunu yaptığı anlamında ifade etmedim. Tam tersine PKK kurulduğu günden beri TC devletinin güdümünde. PKK kurulduğu günden beri Kürdistan'ı kolonileştirerek paylaşan bölgesel ve milletlerarası güçlerin taşeronluğunu yapıyor.
PKK'yı NATO kurdurdu
PKK'nın kuruluşu nasıl oldu bu durumda? Öcalan kimdir?
PKK’nin kuruluşuyla ilgili iki resmi, bir de gayrı resmi üç hikaye var... Resmi hikayelerden biri TC'ye ait. Bu hikayede PKK, bölücü ve terörist bir organizasyon olarak tarif ediliyor. Bu organizasyonun amacı son Türk devletini bölerek yok etmek. İkinci resmi hikaye PKK’ye ait… Bu hikayede PKK, klasik bir milli kurtuluş organizasyonu olarak tarif ediliyor. Hikayeye göre, parçalanan ve milletlerarası koloni statüsüne mahkum edilen Kürdistan'ı kurtarmak ve bağımsız-birleşik Kürdistanı kurmak amacıyla kurulan PKK, bu amacı gerçekleştirmek için TC devletine karşı silahlı mücadele başlatıyor. Karşıt gibi görünse de bu iki resmi hikaye aşağı yukarı aynı.
Gerçek hikaye nedir sizce?
PKK’nin gayrı resmi hikayesi ise tamamen farklı. Bu hikayenin de müellifi yine Abdullah Öcalan. Öcalan, kitaplaştırılan konuşmalarında (Erkeği Öldürmek, Devrimin Dili ve Eylemi) ve Türk gazetecileriyle yaptığı muhtelif röportajlarda PKK’yi MİT’in talimatı ve onun verdiği paralarla kurduğunu açıklıyor. PKK'nin ikinci adamı Cemil Bayık, gazeteci İsmet İmset'in "PKK" adlı kitabında yer verdiği beyanında, PKK’yi kurmak için MİT’in kendilerine verdiği süreyi geçirdiklerini ve bu yüzden MİT mensubu Ağrılı Abdurrahman’ın yanlarına gelerek kendilerini azarladığını ve kendilerine altı aylık ek bir süre verdiğini ve kendilerine, "Bu süre zarfında da kurmazsanız öldürülülürsünüz!” dediğini söylüyor. 12 Mart askeri darbesinin ünlü savcısı Baki Tuğ, 12 Mart’ta bir bildiri nedeniyle tutuklanan Öcalan’ı, MİT’ten gelen “Elemanımızdır!” yazısı üzerine serbest bıraktıklarını müteaddit defa açıkladı. Bu derin ilişkinin derin bir arka boyutu daha var: NATO… Abdullah Öcalan MİT’le ilişkisinden söz ederken NATO’dan da söz eder.
Bu konuyu biraz açar mısınız?
Bu gibi durumlarda NATO deyince akla GLADIO gelir. Geçmişte Gladio, Kontr Gerilla adıyla anılıyordu. Öcalan’ın verdiği bilgilerden yola çıkarak PKK için, NATO’nun Kürdistan planı çerçevesinde evrensel Gladio sistemi içinde Türk Gladio’suna bağlı olarak oluşturulan bir birim (Kürt Gladiosu) olduğunu söyleyebiliriz. PKK’nin Batı dünyasında gördüğü büyük hoşgörü, Öcalan'ın bu beyanını desteklemektedir. PKK, NATO’ya bağlı Türk Gladiosu tarafından kurulduktan sonra Kürdistan’ı bölüşen diğer bölge devletleri ve Barzaniler (PDK) ve daha sonra da Talabani (YNK) bu projeye dahil edildi. PKK lideri bu büyük mutabakata bağlı olarak Suriye'ye, ondan sonra da Güney Kürdistan’a yerleştirildi. Daha sonra yine aynı mutabakatla Suriye’den çıkarılarak TC’ye getirildi. Şu günlerde ise PKK için, tarihinin yeni bir döneminin hazırlıkları yapılıyor.
Taşeronun amacı olmaz
PKK'nın amacı nedir peki?
PKK'nin bir amacı yok, onu kuranların amacı var. Taşeronun amacı olmaz. Patronu önüne ne koyarsa o, onu yapmakla mükelleftir. Yap der yapar, yık der yıkar. Bu yüzden de PKK zaman zaman farklı (hatta tamen zıt) şeyler savunuyor. Bu organizasyon, Kürt milliyetçisi ve Marksist bir kimlikle sahneye çıkarıldı ve Kuzey Kürdistan’da 15 yıl bu kimlikle silahlı faaliyet yürüttü. Abdullah Öcalan TC’ye getirildikten bir süre sonra, sözde Kürt milliyetçisi ve Marksist PKK’nin siyasi çizgisi Türk milliyetçiliğine, Ergenekon’un tasfiyesinden ve AKP iktidara hakim olmasından sonra da İslamcılığa evrildi.
Hedef düşük yoğunlukta çatışmaydı
Öyleyse şöyle sorayım, PKK’yi kuranların amacı nedir?
ABD Kürt milliyetçiliğini 1960 ve 1970'li yıllarda Mustafa Barzani vasıtasıyla kontrol ediyordu. 1975’te Güney Kürdistan’da Mustafa Barzani liderliğinde silahlı direniş hareketi tasfiye edilince ABD'nin kontrol mekanizması çöktü ve Kürt milliyetçiliği hızla Sovyetler Birliği'ne yönelmeye başladı. Jeopolitik bakımdan Ortadoğu'nun en önemli ve en dinamik bölgesi olan Kürdistan’daki bu gelişme bölgede güç dengesini ABD aleyhine çevirecek bir nitelikteydi. Bunun önüne geçmek için bir dizi tedbirin yanında PKK projesi devreye kondu. PKK vasıtasıyla Kuzey Kürdistan’da (gerektiğinde Kürdistan’ın diğer parçalarında da) “düşük yoğunlukta çatışma” ortamı yaratılacak ve bu sayede bu coğrafya kontrol altına alınacaktı. O dönemde ABD ve NATO’nun “düşük yoğunlukta çatışma” stratejisiyle Kürdistan'da ulaşmak istediği bir başka hedef de, bu çatışmaya bağlı olarak bu coğrafyada nüfus göçü, ekonomik ve sosyal çöküntü yaratarak Kürdistan meselesinin çapını küçültmekti. Proje NATO gözetimi altında TC tarafından uygulamaya kondu. Bu, TC'nin arayıp da bulamadığı bir şeydi. 12 Eylül askeri darbesiyle start verildi. Askeri darbeden kısa bir süre sonra Kuzey Kürdistan’da “düşük yoğunluklu çatışma” ortamının psikolojik şartları yaratıldı. Geriye PKK'nin "ilk kurşun"u patlatması kalıyordu. O zaman henüz çok zayıf olduğu için PKK, Barzani peşmergesinin de yardımıyla, 14-15 Ağustos 1984'te "ilk kurşun"u patlattı. PKK'nin ilk kurşunu patlattığı gün PDK'nin kuruluşu ve Mesut Barzani'nin doğum gününe denk geliyordu.
Soğuk Savaş'tan sonra Batı çözüme odaklandı
Peki ya Soğuk Savaş'tan sonra?
PKK'nin kurulması ve Kürdistan'da "düşük yoğunlukta çatışma" stratejisinin uygulanması Soğuk Savaş politikasıydı. Soğuk Savaş bitince, bu politikaya da ihtiyaç kalmadı. Başka bir deyişle Amerika ve AB, Körfez Savaşı’ndan sonra, Kürdistan için güvenlikçi politika yerini çözüm yanlısı bir politika izlemeye başladı. Ancak bunu TC’ye kabul ettirmek kolay değildi. Daha doğrusu TC onların her dediğine tamam diyordu, ama uyulamaya gelice ipe un seriyor ve verdiği sözlerden hiçbirini yerine getirmiyordu. PKK, TC'nin geleneksel politikasını sürdürmesi için ele geçmez bir enstrümandı ve bu mesele var oldukça onu yitirmek istiyordu. Kürdistan konusunda ABD ve AB'nin TC’den istediği bir şey de, Körfez Savaşı’ndan sonra yarı bağımsız bir statü kazanan Güney Kürdistan’ın federal bir statüyle TC’ye bağlanmasıydı. TC buna da yok demiyordu, ama bu konuda da bugüne kadar kayda değer bir adım atmadı. Türk yönetiminin ipe un serme politikasını uygulamasında Abdullah Öcalan ve PKK bugüne kadar ona paha biçilmez yardımlarda bulundu. TC devleti, Abdullah Öcalan ve PKK’nin kendisine sunduğu bu fırsatlar sayesinde “çözüm süreci”ni yirmiyedi yıl sürüncemede bırakma imkanına sahip oldu.
PKK'nın dış mihraklarca Türkiye'yi zayıflatmak için kullanıldığına katılıyor musunuz?
PKK'nin sahneye çıkarıldığı günden beri söylenen bu sözün gerçekle bir alakası yok. TC devleti Lozan statükosunun aynen devam etmesini istiyor. Bu yüzden de Kürdistan meselesi konusunda herhangi bir çözüm önerisini, varlığına yönelik bir komplo olarak görüyor. PKK’nin yukarda gerçek öyküsünü anlattım. PKK NATO’nun icazetiyle Türk Gladio’su tarafından kuruldu ve halen de ipleri Türk yönetiminin elinde. “Düşük yoğunlukta çatışma” tamamen Kürdistan’la sınırlı bir proje. Kürdistan’ın ötesi PKK’nin askeri faaliyetlerine yasaklıydı. Otuz yıl süren bu savaş süresince PKK Kürdistan dışında Türklere yönelik infial uyandıracak kanlı bir eylem gerçekleştirmedi.
HDP kirli kimliğini demokrasi ile gizliyor
HDP'yi denklemin neresinde tutuyorsunuz?
HDP, adında "demokrasi" olan bir parti. Parti programının neredeyse her satırında "demokrasi" sözcüğü var. Üstelik diğer partilerden farklı olarak demokrasiyi, tavandan değil, tabandan inşa etmekte söz ediyor. HDP'de demokrasi aşkı, ultra demokratik “öz yönetim”i savunacak kadar ileri bir boyuta. Şüphesiz bu tamamen sahte bir görüntü. HDP’nin gerçek zihniyetinde demokrasinin "d"si bile yer yok. Terörizm yardakçısı, hileli ve gizli servis güdümlü olan HDP, demokrasi kavramıyla bu kirli kimliğini gizlemeye çalışmaktadır.
Öcalan'ın avukatı oldum, çünkü...
Sizin Öcalan'ın avukatlığını üstlenmeniz nasıl oldu? O zamanlar kendisine inanıyor muydunuz?
Öcalan'ın devlet görevlisi olduğunu silah patlattığı ilk günden beri söylüyorum. Bu nedenle ona karşı hep sert bir muhalefet yürüttüm. Öcalan beni açıkça ölümle tehdit etti. Bunlara rağmen rağmen Öcalan TC'ye getirildiğinde iki nedenle onun avukatlığını üstlendim… Birincisi, o günlerde herkes gibi bende de TC'nin Öcalan'ı artık gözden çıkardığı kanaati hakimdi. Onun bu durumundan yararlanarak mahkemede en azından Kürt karşıtı bir tutum izlemekten onu alıkoymayı umuyordum. Çünkü getirilirken uçakta sözler ve video kayıtları çok ürkütücüydü. Gerçek kimliği ne olursa olsun Öcalan mahkemede Kürtleri temsil edecekti. Onun göstereceği olumsuz bir tutum hem Kürtler arasında büyük bir moral çöküntüsü yaratacaktı, hem de onların dünya alem nezdinde Küçük düşmesine neden olacaktı. Beni onun avukatlığını üstlenmeye sevk eden ikinci ve asıl neden, PKK'nin onun ve Türk gizli servislerinin güdümünden kurtulmasına katkıda bulunmaktı. Şüphesiz benimkisi ham bir hayaldi. Mahkeme tiyatroydu ve senaryosu çok önceden hazırlanmıştı. Beni de oyuna dahil etmek istiyorlardı. Bunu farkettiğim an Öcalan'ın avukatlığını bıraktım.
Bağımsız Kürdistan'ı destekliyorsunuz. Bunun Kürtlere ve bölgeye ne katkısı olabilir sizce?
Bağımsızlık her milletin hakkıdır. Kürtler de bir millet olduğu için doğal olarak onların da hakkı. Üstelik Kürtler Ortadoğunun en kadim halkı. Çağımız millet-devlet çağı. Bağımsızlık mücadelesinde hukukun sınırları içinde kalınmalı. Kürtler büyük bir millet. Barışçıl yöntemlerle bu hakkı elde etmesi çok daha rahat olacaktır.
PKK YPG’leştirilecek, yeni patron Amerika olacak
Peki PKK'nın bundan sonrası ne olacak? Tahmininiz var mı?
PKK ile ilgili gelişmeleri sadece bu organizasyonla TC arasında ilişkilerle sınırlı ele alırsanız doğru sonuçlara ulaşamazsınız. Gelişmeler daha çok kapalı kapılar arkasında cereyan ediyor. Bize yansıyan devede kulak. Ayrıca bu ilişkinin bir de milletlerarası boyutu var. Gelişmeleri değerlendirirken Amerika’yı ve Avrupa Birliğini mutlaka hesaba katmanız gerekiyor. Son yıllarda TC'nin PKK siyasetinde çok önemli bir değişim oldu ve hiç kimse bunun üzerinde durmadı. Türk yönetimi eskiden, PKK’nin silah bırakması, kendisini feshetmesi ve üyelerinin teslim olmasını istiyordu. Son yıllarda Türk yönetimi bu şartlarından vazgeçti ve yerine, PKK'nin TC’ye karşı silahlı faaliyetlerini sona erdirmesi ile sınırlı bir talepte bulunmakla yetindi. Başka bir ifadeyle Türk yönetimi PKK'ye, "Bana dokunma, nereye gidersen git beni ilgilendirmez” diyordu. PKK öyle nereye gidersen gitsin denecek bir organizasyon değil. Ayrıca TC de bunu kolay kolay söyleyecek bir devlet değildi. Rolü gereği PKK, "Türkün karşı durulmaz gücü" karşısında bir kez daha diz çökecek ve sonra da silahlı güçlerini Kuzey Kürdistan’dan (muhtemelen Güney Kürdistan’dan da) Batı Kürdistan'a kaydırılacak. Bu PKK için hem bir son, hem de yeni bir başlangıç. Rojava’da PKK tarihinin yeni bir dönemi başlıyor. PKK, YPG’leştirilecek. Yeni oluşumun patronu ise NATO adına Amerika olacak.
HDP’ye ne olacak sizce?
PKK’nin silahlı gücünün Kuzey Kürdistan’dan çıkarıldıktan sonra TC’nin elinde ondan geriye, lideri Abdullah Öcalan ve onun legal boyutu olan HDP kalacak. Abdullah Öcalan liderliğinde devletin Kürt partisi olarak Türk siyaset sahnesine katılacak. Bunun için de Öcalan “ev hapsi”ne alınacak ve oradan partisini ve Kürtleri yönetmeye devam edecek.

29 Temmuz 2020 Çarşamba

Gündemi yorumlayan yazarlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Libya, Doğu Akdeniz ve Yunanistan gerilimine dair son durum raporu








Mehmet Acet
                                                                                                                                                                        MEHMET ACET

Geçen hafta Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi’nin Antalya’nın Kaş ilçesinin karşısındaki Meis Adası’nın bulunduğu bölgede arama-tarama faaliyetine girişeceğinin duyurulmasının ardından Yunanistan’ın “Oralar bize ait” diyerek çıngar çıkartması üzerine yeni bir gerilim patlak vermişti.

Cumartesi günü bu köşede anlattık.

Atina’nın biraz da Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un fitillemesiyle Avrupa’yı Türkiye’ye karşı ayağa kaldırmaya çalışması üzerine Almanya Başbakanı Merkel Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak gerilimi yatıştırmak adına araştırma faaliyetlerinin ertelenmesini talep etmişti.

Erdoğan o görüşmede bağlayıcı bir taahhütte bulunmadı ama gelinen nokta itibarıyla Ankara’da krizin bir çatışma ortamına sürüklenmeden ‘diplomatik yöntemlerle’ yönetilmesi anlamında bir iradenin ortaya çıktığı anlaşılıyor.

👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩

Türk mucizesi! Okyanusa açılan iki kapıyı tutmak!






İbrahim Karagül
                                                                                                                   İBRAHİM KARAGÜL

Dört yıl önce, Türkiye’yi içeriden işgal etmek için harekete geçmişlerdi. Daha dün, şehirlerimizde bombalar patlıyor, her hafta onlarca insanımız hayatını kaybediyordu.

Türkiye hem sınırlarının sıfır noktasında hem de şehirlerinde, sokaklarında kendini savunmaya çalışıyordu.

Ama bugün şehirlerimiz güven içinde. Sınırlarımız güven içinde. Tehdit sıfır noktasına gelinceye kadar da gereken neyse yapılıyor, yapılacak.

Türkiye coğrafyayı direnç merkezleriyle donatıyor..

👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩


MİT niçin başarılı?

Ahmet Kekeç

                                                                                            AHMET KEKEÇ


Cumhurbaşkanı Erdoğan MİT’in başarılarını övüyormuş...

Bunu bile eleştiri konusu yapıyorlar.

Ne olacaktı peki?

Kendileri nasıl bir MİT özlüyorlar?

Hakan Fidan MİT Müsteşarlığı’na getirildiğinde İsrailli Ehud Barak şöyle demişti: “İran ajanıdır, tehlikeli bir adamdır, ben uyarmış olayım da…”

Sonra da, “bazı önemli sırlar”dan bahsetmişti.

Barak’a göre bu “bazı önemli sırlar” her an İran’ın eline geçebilirdi.

Hemen tahmin ettiniz:   

👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩


CHP'nin dostları ve iktidar planları

Fadime Özkan

                                                                                           FADİME ÖZKAN

CHP’nin 37. Olağan Kurultayında 10 yılda 11 seçim kaybetmesine rağmen pozisyonunu koruyan Kemal Kılıçdaroğlu “pek olağan” şekilde 6. kez genel başkan oldu.

“Tek adam”, “diktatör” yakıştırmalarının yapıldığı Kılıçdaroğlu 80 il başkanının imzasıyla tek aday gösterildi gösterilmesine ama karşısında parti yönetimine sert eleştiriler yönelten üç rakibi daha vardı aslında.

İlhan Cihaner, Aytuğ Yazıcı ve Tolga Yarman. Lakin tüzük gereği 1352 delegeden 68’inin imzasını alamadıkları için genel başkanlığa aday olamadılar.   👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩


Dost siyaseti-Yoldaş siyaseti…

Yalçın Akdoğan

                                                                                      YALÇIN AKDOĞAN


CHP 37’inci Kurultayını ‘iktidar’ sloganıyla gerçekleştirdi. 2010’da yüzde 40 hedef koyarak koltuğa oturan ama yüzde 25’i geçemeyen Kemal Kılıçdaroğlu dokuz seçim kaybetmesine rağmen oturduğu koltuğu korumayı başardı.

Bu kurultay üzerine söylenenlerden iki spot çıkarılabilir:

Birincisi, CHP’nin yüzde 25’i geçme şansı CHP’li yorumculara göre bile mümkün görünmüyor.

İkincisi, CHP’nin tek başına iktidar olma şansı CHP yandaşlarının bile imkân dâhilinde görmediği bir durum.

Bu iki somut siyasi gerçeği CHP destekçisi gazeteciler de ifade ediyorlar.👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩

Uluslararası siyasal sistemde Türkiye’nin yeri neresi?

Kemal İnat

                                                                                               KEMAL İNAT

Covid-19 salgını öncesinde uluslararası siyasal sistemin lideri konumunda olan ABD’nin salgın sonrasında bu konumunu koruyup koruyamayacağı sorusu çok soruldu. Salgının ne kadar süreceği, tahribatının hangi boyutlarda olacağı ve ABD’nin krizi yönetme becerisi bu sorunun cevabı konusunda temel belirleyicisi olacaktı.

Gelinen noktada, salgının başlamasının üzerinden yedi ay geçtiğine göre bir ara değerlendirme yapmanın mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Öyle görünüyor ki, salgın zannedildiğinden uzun sürecek, tahribatı büyük oluyor ve ABD’nin krizi yönetme becerisi oldukça kötü.

IMF’in tahminlerine göre, 2020 yılı sonunda Amerikan ekonomisi yüzde 5,9 küçülecekken kriz döneminde bile Çin ekonomisi büyümeye devam edecek ve 2020’yi yüzde 1,2 büyüme ile kapatacak.

Bu, ABD ile Çin arasındaki GSYH büyüklüğü makasının daha da daralacağı ve Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi olma hedefine bir adım daha yaklaşacağı anlamına geliyor.

👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩

Kılıçdaroğlu dostlarıyla iktidara yürüyecekmiş?!..

Hikmet Genç

                                                                                           HİKMET GENÇ

İlhan Cihaner ve Aytuğ Atıcı’yı tanıyoruz. Bir de Tolga Yarman adında bir aday varmış. İlk defa duydum ismini. Delege imzalarında yüzde 5’in altında kaldılar. (Beni de aday gösterselerdi o kadar toplardım yahu!)

Hacı Muharrem olsaydı biraz heyecanlı olurdu. O da n’apsın. ‘Yenmiş de yenmiş’.., nereye kadar?!..

Değişen de bi’şey olmayacağı için bu sefer kurultaya bir isim uydurdular.

‘İktidar kurultayı…’

Hani sanırsın CHP’yi iktidara götürecek kurultayı yapıyorlar… Bu kurultayla, yüzde 20-25’ler, 45’lere, 50’lere falan çıkacak CHP?!

Öyle değilmiş. ‘Dostlarla’ birlikte ‘iktidara’ yürüyeceklermiş…

İyi fikir.., biz de arkadaşlarla yürüyoruz bazen, iyi geliyor!..

👆YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN⏩






20 Ekim 2017 Cuma

ABD Dünyadaki Başta Gelen Terörist Devlettir

O entelektüel dünyanın süper starı, üretken bir yazar ve kendini anarşist olarak ilan eden bir kişi, 86 yaş onu hiç yavaşlatmış görünmüyor. Hala kendi ateş hattı olan Batı’da adaletsizliğe karşı ağzına geleni söylüyor. Onunla, Noam Chomsky ile tanışmak üzre Amerika Birleşik Devletleri’ne geldim ve Massachusetts Institute of Technology’deki (MIT) ofisinde bir araya geldik. Karşınızda Global Conversation’daki konuğum.
Noam Chomsky kimdir?
Noam Chomsky 7 Aralık 1928 tarihinde ABD’nin Philadelphia kentinde dünyaya geldi
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) çalışmaya 1955 yılında başladı
O ünlü bir dilbilimci, filozof ve politik aktivist
1950’lerden itibaren eserleri dilbilimi alanında devrim yarattı
Vietnam Savaşı karşıtlığıyla göze çarptı
İktidardaki elitlere karşı çıkıyor ve ABD ile Batı’nın dış politikasını keskin bir dille eleştiriyor
Yazdığı yüzlerce kitabı bulunuyor
Bizimle olduğunuz için çok teşekkürler. 2015 yılında dünya huzursuz bir yer gibi gözüküyor. Fakat büyük resme bakarsak oyunun genel durumu hakkında iyimser misiniz, kötümser mi?
Noam Chomsky: Küresel sahnede görüntü: Hayatta kalma şansını azaltacak keskin bir uçurumdan düşmek yolunda kararlı bir şekilde ilerliyoruz.
Bu uçurum nedir?
Aslında iki tane var. Birincisi çevresel felaket ve bizim onunla başa çıkmak için yeterli zamanımız yok ve yanlış yöne doğru gidiyoruz. Diğeri ise 70 yıldan bir süredir devam ediyor, gittikçe yükselen nükleer savaş tehdidi. Kayıtlara bakarsanız hayatta kalmamız bir mucize.
Çevresel konulara bakalım. İzleyicilerimizden sosyal medyadan sorularını göndermelerini istedik. Çok sayıda soru var. Enoa Agoli’den şu soruyu aldık, çevre konusuna baktığınızda ve bir filozof bakış açısıyla, iklim değişikliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
İnsan türü yaklaşık 100 bin yıl yaşında ve şu anda tarihteki çok ender anlardan biriyle karşı karşıya. Bu tür çok yakında karar vereceği bir noktada. Belki önümüzdeki bir kaç jenerasyon ya zeki yaşam denilen deneylerine devam edecek veya onu yok etmeli miyiz yönünde karar verme durumunda. Demek istediğim bilim insanları ezici bir çoğunlukla kabul ediyor ki eğer torunlarımıza umut dolu bir yarın bırakmak istiyorsak fosil yakıtlarımızın çoğunluğunu toprak altında bırakmalıyız. Ama bizim toplumsal kurumlarımız her damlasını damıtmak için baskı yapıyor. Bunun etkileri, insanların neden olduğu sonuçların iklim değişikliğine etkileri çok uzak olmayan bir gelecekte felakete neden olacak ve biz bu uçuruma doğru yarışıyoruz.
Nükleer savaş açısından İran konusunda bir ön anlaşmaya varıldığını görüyoruz. Bu dünyanın potansiyel olarak daha güvenli bir yer olabileceği yönünde size bir umut ışığı veriyor mu?
Ben İran ile müzakerelerden yanayım ama derinden kusurlu olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu da azgınlık yapan, şiddetini taşıyan, terör eylemleri gerçekleştiren, sürekli yasadışı eylemler yürüten iki devlet var. İkisi de büyük nükleer silahlı devletler ve nükleer silahları var. Ve onların nükleer silahları kaile alınmıyor.
Ve kimi tam olarak kastediyorsunuz?
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail. Dünyanın ana nükleer devletleri. Demek istediğim Uluslararası araştırmaların neden Amerikan araştırma kurumları tarafından yapıldığının nedeni var. Birleşik Devletler ezici bir farkla dünyadaki en büyük tehdit olarak kabul edilir. Başka bir ülke yanına bile yaklaşamaz. İşin ilginci Amerikan medyası bunu yayınlamayı reddetti. Ama böyle gitmez.
“Amerikan Başkanı Obama’yı itibarlı bulmuyorsunuz. Fakat bu anlaşma sizi biraz daha iyi yönünden düşündürmüyor mu? Nükleer savaş tehdidini azaltmak için çalışıyor olması?”
Aslında çalışmıyor. O, daha yeni ABD’nin nükleer silah sisteminin modernizasyonu için 1 trilyon Dolarlık bir programı başlattı. Bu yüzden Nükleer Bilim Adamlarının Bülteni tarafından oluşturulan ünlü Kıyamet Günü Saati bir kaç hafta önce gece yarısına iki dakika kalaya yaklaştırıldı. Gece yarısı bir son. Şimdi üç dakikada. Büyük bir savaş korkusunun yaşandığı Regan döneminin başından bu yana yani son 20 yıldan bu yana en yakını.
“İran açısından ABD ve İsrail’e değindiniz. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açıkça İran ile nükleer anlaşmanın hayata geçmesini istemiyor. Ve şunu diyor…
Bu ilginç, neden olduğunu ona sormalıyız.
Neden?
Neden olduğunu biliyoruz. İran’ın bölgenin standartlarıyla karşılaştırdığınızda bile düşük askeri harcamaları var. Birleşik Devletler orada dursun. İran’ın stratejik doktrini savunma. Bir saldırıyı, diplomasinin başlatılabilmesine kadar durdurmak için dizayn edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, iki haydut devlet, bu caydırıcılığa tahammül etmek istemiyor. Beyniyle düşünen hiçbir strateji uzmanı İran’ın nükleer silah kullanacağını tahayyül edemez.. Buna hazırlanmış bile olsa, ülkeleri buharlaşacak. Ne düşünürseniz düşünün yönetimdeki din adamları bile her şeyin yok olduğunu görmek istemez.
Bu konu hakkında bir soru daha sosyal medyadan, Morten A. Andersen’dan geliyor. İlk etapta ABD’nin İsrail’e tehlike oluşturabilecek bir anlaşmaya ulaşacağına inanıyor musunuz?
Amerika Birleşik Devletleri İsrail’e tehlike oluşturacak çok ciddi sürekli eylemler gerçekleştirmekte. Bunu İsrail politikasını destekleme adı altında yapıyor. Son 40 yılda İsrail için en büyük tehlike kendi politikaları oldu. 40 yıl önceye giderseniz, 1970’lere İsrail dünyada en çok saygı duyulan ve beğenilen ülkelerden biriydi. Çok olumlu tutumları vardı. Şimdi ise dünyada en az sevilen ve korkulan ülkelerden biri. 70’lerin başında İsrail bir karar verdi. Bir seçenekleri vardı ve onlar güvenliği genişletmede karar verdiler ve bu tehlikeli sonuçları beraberinde getirdi. Benim ve tabii başka kişilerin yazdığı gibi eğer güvenliği genişletmek isterseniz bu iç dejenerasyonu, öfkeyi, muhalefeti, izolasyonu ve muhtemel nihai yıkımı beraberinde getirir. Ve bu politikaları destekleyerek Amerika Birleşik Devletleri İsrail’in karşı karşı kaldığı tehditlere katkı sunmaktadır.
“Bu beni terörizm konusuna getiriyor. Çünkü bu küresel bir yıkım ve bence sizi de içine alırsak bir çok kişi bunu Amerika’nın dünya çevresindeki terör politikasının geri yansıması olarak görüyor. ABD ve müttefikleri dünyada gördüğümüz terör saldırılarından ne kadar sorumlu?”
Bugüne kadarki dünyanın en kötü terörist harekatını hatırla, bu Washington tarafından yönetildi. Bu küresel suikast kampanyası. Bu ölçekte bir terörist kampanya var olmamıştır.
Küresel suikast kampanyası derken?

İHA (İnsansız Hava Aracı) kampanyası. Bu tam olarak olan şey. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın büyük bölümünde sistematik olarak, halka açık olarak, – bu söylediklerimle ilgili gizli hiçbir şey yok , hepimiz biliyoruz – Amerikan hükümetine bir gün zarar verebilir şüphesiyle kişilere düzenli suikast operasyonları yapıyor. Bahsettiğiniz gibi gerçekten de bu terör yaratıyor. Yemen’de bir köyü bombaladığınız ve belki eğilimli belki değil bir kişiyi öldürdüğünüz zaman, yaşanan yere komşu diğer insanların nasıl tepki vereceğini düşünüyorsunuz? İntikam alacaklar

Chomsky: ABD dünyadaki başta gelen terörist devlettir

Amerikalı akademisyen Noam Chomsky Press TV'ye eğer uluslararası kanunlar uygulansa Amerika Birleşik Devletleri başta gelen terörist devlet olarak tanımlanacak, diyor.
Chomsky Salı günü Press TV ile yaptığı röportajda, “Terörizmin resmi tanımlarını yaptım ki bunlar çok iyiydi, yaptığım bu tanım Amerika Birleşik Devletleri ve İngiliz kanununda yer aldı, iyi bir tanımdır ama bir kusuru vardır; eğer bunu uygularsanız, bu, ABD dünyada en başta gelen terörist devletlerden birisidir, sonucunu verir”, dedi.
Akademisyen kendisinin, Ronald Reagan'ın 1980'lerde başkan olduğunda Amerika Birleşik Devletleri tarafından sürdürülen sözde teröre karşı savaşı haber verdiğini de sözlerine ekledi.
Chomsky, “ 1981'den bu yana terörizm hakkında yazıyorum, Ronald Reagan Beyaz Saray'a gelip teröre karşı savaş Amerikan politikasının en önemli öğesi olacak dediğinden bu yana”, şeklinde konuştu.
Chomsky, “Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere saldırı için ince bir yasal örtü sağlamaya çalıştı. Yasal örtü, bildiğiniz gibi, Saddam kitle imha silahları programlarına son vermedi (demekti)”, diyerek 2003 yılında Irak'ın Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde işgalinin meşruiyetini sorguladı.
Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki kuvvetler 2003 yılında Irak'a saldırdı ve kitle imha silahlarına sahip olduğu bahanesiyle Saddam Hüseyin'i devirdiler. Ancak Irak'ta hiçbir zaman kitle imha silahı bulunmadı.
Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki operasyonun zirvesinde Irak'ta 170 bin Amerikan askeri ve 500'den fazla üs bulunuyordu.
ABD öncülüğündeki müdahalenin ve ülkenin devam eden işgalinin sonucu olarak bir milyondan fazla Iraklı öldürüldü.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

İyi Sol - Kötü Sol ve Hedefteki Altın Gol!

Birbirine rakip, hatta düşman görünen pek çok Solcu parti, dernek ve örgütün "derin bir koordinasyonla" hareket ettiği iddiası, zaman zaman gündeme gelmiştir.
Bazen bu koordinasyona,aşırı sertlik içerenbir analizle PKK da dâhil edilmiştir.
Sertlikten kastım, aklı başında adamların, siyasi neticeler elde etmek için binlerce Mehmetçiğin kanına ekmek doğranabileceğine inanmasıdır.
PKK'yı MİT kurmuş olabilir. Olmayabilir de…
Ama Sosyalist 9 Mart cuntasıyla PKK arasında samimi bir hedef birliği olduğukesindir.
Hedef birliğine sahip olanlar da kolayca koordine edilebilir.
Bizim için meselenin bu tarafı mühimdir.
Çünkü Alparslan Türkeş'in başlattığı Milliyetçi Hareket, hem 1960'ların sonunda anarşistlerle birlikte yol alan cuntacılarla, hem de Mehmetçiğe kurşun sıkan bütün devrimci gruplarla kavgalıdır.
Mevcut CHP yürüyüşünün, PKK dâhil devrimci yüreklerde yarattığı ilk etkiden hareketle Türkiye'de solun son kırk yılına bakıyorum.
Sandık umudu her seferince boşa çıkmış üç değişikmerkez görüyorum.
1-Bunlardan birincisi, Atatürk sevdalısı kesimleri ve Alevileri,irtica tehdidiyle sürekli korkutarak "kadrolu sandıkproletaryası" halinde getiren CHP'dir.
1950'lerde muhalefete düşmüş kaygılı kitleleri muhafaza etme görevi CHP'ye verilmiştir.
Şeriat ve irtica tehlikesi karşısında her türlü seküler devrime taban olacak ana kitleyi, bir süredir "Dersimli"Kılıçdaroğlukonsolide etmektedir.
2-Türkiye'de solun bugüne kadar ürettiği "en parlak" düşünce olan "yüz işçi yerine bir albay" tekniğinin bugünkü teknisyeni ise Doğu Perinçek'tir.
Perinçek'teki asker sevgisi, 12 Mart 1971'de MİT'in akim bıraktığı 9 Mart cuntasının işini, bir şekilde tamamlamaya çalışmasından kaynaklanmaktadır.
Doğan Avcıoğlu'nun "Denizleri, Mahirleri" öncü kuvvet olarak kullanıp, harcayan "Ulusal Demokratik Devrim" düşüncesinin yaşayan üç oyuncusundan biriPerinçek'tir.
3-Bir diğer oyuncu "Dev-Genç çizgisini terk etmediğini" her fırsatta dile getiren Öcalan'dır.
Derin Sol, 12 Eylül'den sonrasilahlıeylemi, kentlilere göre "hayatı daha değersiz olan insanların yaşadığı"taşraya kaydırmış;Öcalan'a teslim etmiştir.
Sonra da gitmiş, Bekaa'da, Şam'da ve Kandil'de kirli ve kanlı elleri öpmüştür.
Sol değerlere ve Sosyalizme bakış açılarında her ne kadar teoriknüanslar varsa da tarihi dönemeçlerde bu üç yapının birbirleriyle koordineli hareket etmelerine mani olacak herhangi bir ilkesel zorunluluk yoktur.
Bu üç unsurun, çapakları ve çakıldaklarıyla birlikte, AKP hükümetine ve onu destekleyenlere karşı 15 Temmuz'da oluşan zaaftan da istifade ederek koordine olmaları, imkânsız değildir.
Nitekim Kılıçdaroğlu, bulduğu ilk fırsatta Yenikapı'da oluşan darbe karşıtı birlik ekseninden ayrılarak, Yenikapı'yı baştan reddedenHDP'yle yakınlaşma yoluna girmiştir.
Kendisine 16 Nisan'dan önce Bandırma'da Havacıların yaptığı, teamülleri zorlayan resmi karşılama töreniyle verilen mesaj da açıktır.
FETÖ'nün vurduğu Ergenekon ve Balyoz davalarımağdurlarının,FETÖ'cüler için umut olan bu "Adalet" yürüyüşüne destek olmaları da"manidar"dır!
Bugüne kadar "yürüyüş"le ilgili yaşanan tekciddi vukuat, Maçka parkında, halka "Çoluğuyla çocuğuyla sokağa dökülme" çağrısı yapan CHP üyesi Şenay Günaydın'ın tutuklanmasıdır.
Günaydın'ın oğlu, 15 Temmuz'dan sonra FETÖ suçlamasıyla işinden atılanlardandır.
Türkiye'de askeri derinlikleri olan Sol-Seküler cephenin, Sağ'da 15 Temmuz'da ortaya çıkan bütünlük ve istikrar sorunundan güç alarak başlatacağı bir toplu hücumda, 40 yıllık birikimleriyle birlikte kolayca koordine olabileceğinin belirtileri, son bir yıl içinde artmıştır.
DEAŞ'tan kurtulmak için PKK'yla, AKP'den kurtulmak için FETÖ'yle rahatça işbirliği yapabilen ABD'nin, Erdoğan'a karşı böyle"uzun yürüyüşler" yapabilen bir ekibi, seve seve koordine edebileceği degün gibi ortadadır.
Perinçek ekibinin elindeki asker koleksiyonu ve Rusya kartıyla bu koordinasyona girip girmeyeceği ise hepimiz için merak konusudur.
Kolay darbe ve hazır devrim ekipmanları konusunda uzman olan Perinçek'in FETÖ gibi global bir aparatı, Atlantik'ten çıkarıp Avrasya'nınhizmetine sokma hayali kurduğundan hiç şüphem yoktur.
Bu durumda, bir süre daha "iyi sol"u oynayıp; sonunda "erkân-ıharbiye"siyle birlikte, Erdoğan'a karşı kurulan "isyan cephesi"nde yer alması sürprizolmayacaktır.
Çünkü yemini, kini, fırsatı ve zemini vardır; ilkesi ve sorumluğu ise yoktur.
Hislerim beni yanıltmıyorsa,şampiyonluktan uzak geçen 70 yılın sonunda demokrasiye olan inancını tamamen kaybeden "derin sol" koordineli bir hücuma kalkarak, uzatmalardaki "altın vuruşu" yapmaya hazırlanmaktadır.
Bir renk körünün ardından giden bizim muhalifler de formaları karıştırmış olmalılar ki!..

Kendi kalemize girecek bu ofsayt kokulu gole,peşinenalkış tutmaktadır!

5 Temmuz 2018 Perşembe

24 Haziran'da Millet Neyi Önledi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

AKP 2002 seçimlerinde: "% 34,42" oy oranıyla 365, 2007 seçimlerinde: "% 46,58" oy alarak 341, 2011seçimlerinde "% 49,85"'le 327 milletvekilliği kazandı. Barış Süreci, Gezi tertibi, PKK hendeği, Asayiş timi, MİT TIR'ları, DEAŞ etiketi, Kobani kundakçıları, Rus uçağı derken… 2015'teki 7 Haziran seçimlerinde "fındık kurdu" Davutoğlu "% 40,9"la 258 Milletvekili çıkardı. AKP iktidardan düşmüştü... Ama "düşmekten düşmeye" fark vardı!

KAFAYA OYNAYARAK ÜLKEYİ BÖLME STRATEJİSİ!

Dönemin Başbakanı ve Bakanları, rüşvet, suiistimal, görevini ihmal ve devlet imkânlarını kötüye kullanmaktan, El Kaide'ye silah transferine varıncaya kadar pek çok suçlamayla karşı karşıya kalabilir ve Sırp Miloseviç gibi savaş suçlusu olarak yargılanabilirdi!
ABD, İngiltere, İsrail üçlüsünün "Kürdistan'ı kurabilmek" için Türkiye'nin kafa bölgesinde bu büyüklükte bir travmaya ihtiyaçları vardı.
Sudan'da "kafaya oynayarak ülkeyi bölme" stratejisi başarılı olmuştu.
Aslında Irak ve Libya'da da aynı şeyler yaşanmıştı. Bu işlerin kod adı "bahar"dı!..
Gül'ü, Arınç'ı ve bütün ılımlı dostlarını atlayıp da Erdoğan'a yönelen bu düşürme operasyonu, cemaatin işine pek benzemiyordu.
Müslüman Müslüman'a bunu yapmazdı! Ortada bir "gâvur kokusu" vardı.
El Beşir'i radikal İslamcılık üzerinden vurarak Sudan'ı ikiye bölen ABD, şimdi Türkiye'yi de Erdoğan'ın "derin" Ortadoğu politikasından dolayı "Kürdistan"la cezalandırmak istiyordu.
Yani Erdoğan'ı düşürmek isteyenlerin asıl hedefi "vatan"dı!..

CUMHUR İTTİFAKINA GİDEN SÜREÇ…

"% 40,9"la alınan "258 Milletvekilliği" Erdoğan'ı ve ailesini ipe götürecek bir sonuçtu.
Yenilginin sebepleri arandı, politikadaki zaafın sebepleri sorgulandı. Saha tarandı, FETÖ'cü ekipler devlete çalışmıyordu.
Uçaklar havalandı, Kandil vuruldu, hendekler kapatıldı Sur, Cizre, Şırnak, Silopi, Nusaybin PKK'dan geri alındı.
2015 - 1 Kasım seçimlerinde: "% 49,5" oy oranıyla 317 milletvekilliği kazanan AKP, mecliste salt çoğunluğu fazlasıyla sağladı.
AKP, yine "tek başına iktidar" olarak yoluna devam ediyordu ama bir kez altı oyulmuştu. Yargıda, Poliste, MİT'te kime güveneceğini bilemiyordu.
İşte tam bu sırada 15 Temmuz "darbe girişimi" oldu.
15 Temmuz 2016 tarihi, ABD'nin kurşun askeri olan FETÖ'nün kader anıydı. "Darbe oldu-olmadı!.. Darbe erken tetiklendi; hedef unsur yanıltıldı…"
Her ne olduysa oldu!..
Olay, akıl almaz, hatta inanılmaz ve büyük bir olaydı.
Asker kellesi almaya hevesli psikopatlar, varoşlardan "kafa çıkarmaya" başlamıştı.
Eski Marksistler, Sol liberaller, açıktan devleti hedef alıyor, "kafaya" oynayanlar düşman ajanlığını meşrulaştırıyordu.
Ortaya çıkan boşluğu doldurmak için "Avrasya'cılar" pusuda bekliyordu!
Artık bu doludizgin giden atın dizginlerini tutmanın zamanı gelmiş de geçiyordu!
Yenikapı ruhu, böyle doğdu.
Anayasa değişikliği bu şartlarda yapıldı.
Seçimler bu yüzden erkene alındı.
Cumhur İttifakı böyle kuruldu.
Hepsinin altında da Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin imzası vardı.

ŞİMDİ GELELİM 24 HAZİRAN'A…

AKP bu seçimde  "% 41,85" oy oranıyla 7 Haziran 2015'teki "kabus seçim"den sadece bir puan fazla aldı ve 295 milletvekiliyle mecliste salt çoğunluğu yine alamadı.
Bu "295" rakamının, 550 üyeli eski meclisteki sayısal karşılığı "269"du.
Yani AKP açısından durumun 7 Haziran akşamından pek de farkı yoktu.
Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan o kuşatılmışlığın, "Saddamlaştırılma" kaygısının, yüce divan korkusunun etkisiyle 2015'te yaptığı gibi neden bir "yeniden seçim" çağrısı yapmadı?..
Çünkü tam da bizim 28 Kasım 2016 tarihli yazımızda "Ya İntikam Ya Düşmanlık" başlığı altında:
"AKP için 'devr-i sabıka karşı' önlem teşkil edecek 'koalisyonlu' bir geçiş döneminden sonra iktidarı MHP'ye bırakmak, ani bir düşüşe nazaran şayan-ı tercih olacaktır."
Cümlesiyle ifade etmeye çalıştığımız gibi bir destek, sığınma ve "yumuşak geçiş" fırsatı bulmuştu.
Erdoğan'ın birinci hedefi AKP'deki postunu FETÖ'ye kaptırmamak, ikinci hedefi de FETÖ'nün intikamına vasıta olacak CHP-İP-SP-HDP koalisyonuna karşı güvenilir bir destek bulmaktı.
Çünkü "zeval" halinde Erdoğanların bazı bakanların, bürokratların ve iş adamlarının can ve mal güvenliği ortadan kalkıyordu.
2002'den beri emanet alınmış iktidarı, ümmetin abisi hatta "Osmanlısı" olmaya doğru kat ettiği için "acayip işler" yapan Erdoğan'ın böyle bir yumuşak geçişe, üzerindeki "yargılanma" korkusunu izale etmeye ihtiyacı vardı.
İşte "Devlet Baba" da zaten bunu yapıyordu!
Aksi takdirde elindeki 15 yıllık "kamu kudreti"ne, 15 Temmuz'da "sokak asabiyetini" de ekleyen Erdoğan, ülkenin "1 Numaralı" koltuğuna "zamkla olmazsa tankla" yapışırdı!
Milletin MHP'ye verdiği "denge ve denetleme" görevine bu yüzden ihtiyaç vardı.
Bilge lideri anlamak için iyi gören bir çift gözle, tabii bir de "düşünen kafa" lazımdı!..

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html