BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
AK Parti Genel Başkanı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
AK Parti Genel Başkanı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Başkan Erdoğan, 1380 Oyla Yeniden AK Parti Genel Başkanı Oldu!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Son dakika! AK Parti 6. Olağan Kongresi'nde Başkan Erdoğan, 1380 oyla yeniden Genel Başkan oldu.
AK Parti 6. Olağan Kongresi Ankara'da yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 1380 oyla altıncı kez genel başkan oldu. Kongrede AK Parti'nin yeni MKYK, disiplin kurulu, etik kurulu belli oldu.



ERDOĞAN, 1380 OYLA YENİDEN GENEL BAŞKAN SEÇİLDİ


Ankara Spor Salonun'da gerçekleştirilen AK Parti 6. Olağan Kongresi sona erdi. Kongrede kayıtlı bin 457 delegeden bin 381 delege oy kullandı, 1 oy geçersiz sayıldı. Buna göre Başkan Erdoğan1380 oyla yeniden AK Parti Genel Başkanı seçildi. Kongrede aday gösterilen yeni MKYK, Disiplin Kurulu, Etik Kurulu üyeleri de belli oldu.

AK PARTİ'DE YENİ YÖNETİM BELLİ OLDU


AK Parti'nin yeni Merkez Karar Yönetim Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu, Parti içi Demokrasi Hakem Kurulu ve Siyasi Erdem ve Etik Kurulu belli oldu. AK Parti 6. Olağan Kongresi Ankara'da yapılıyor. Kongre'de AK Parti'nin yeni kurulları da belli oldu. Buna göre, 50 kişilik MKYK listesinde 15 kadın, 29 yeni üye yer aldı.Listedeki 42'si 27'nci dönem milletvekili ve milletvekili olmayan 8 isim yer aldı.
ERDOĞAN 6. KEZ GENEL BAŞKAN SEÇİLDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçerli oyların tamamını alarak, 1380 oyla yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi. Erdoğan kongrede meydan okudu! 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti 6. Olağan Kongresi'nde önemli mesajlar verdi. Partililer salonda yerlerini alırken, 9 partiden temsilciler ile yabancı devlet adamları da kongreye katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçerli oyların tamamını alarak, 1380 oyla yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.

AK Parti 6. Olağan Büyük Kongresi başladı. Kongre dolayısıyla binlerce partili, sabahın erken saatlerinden itibaren Ankara Spor Salonu önünde toplandı. Ak Parti 6'ncı Olağan Büyük Kongresi'nin gerçekleşeceği Ankara Arena Spor Salonu çevresinde polis ekipleri güvenlik önlemi aldı. Spor salonuna çıkan yollar araç trafiğine kapatıldı.Türkiye'nin farklı noktalarından gelen binlerce Ak Partili, güvenlik noktalarından geçerek salona giriş yaptı. Dışarıda kalan binlerce kişi ise kongreyi salon dışında takip etmek için beklemeye başladı.

AK Parti'nin merakla beklenen 6. Olağan Kongresi bugün Ankara'da Başkan Erdoğan'ın da katılımıyla gerçekleştiriliyor. Başkan Erdoğan, kongrede vatandaşlara hitap etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçerli oyların tamamını alarak, 1380 oyla yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.

Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları:
"Milletimize verdiğimiz sözü tutmanın bahtiyarlığıyla karşınızda bulunuyorum. AK Parti teşkilatında görev almış herkese şükranlarımı sunuyorum. Türkiye'de teşkilatın faaliyetlerinde her seviyedeki kadrolarına hanımlara ve gençlere özel önem veren tek parti AK Parti'dir. AK Parti sizlerle bugünlere geldi. Nice 17 yıllara sizlerle ulaştıracağız.
AK Parti kağıt üzerinde 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulmuş bir partidir. Kağıt üzerinde 60 kurucu üyeyle kurulmuş bir partidir. AK Parti'nin asıl kurucu milletimizin bizatihi kendisidir. AK Parti'nin en olduğunu anlayabilmek için önce medeniyetimize ve tarihimize vakıf olabilmek gerekir. AK Parti başlangıçtır. AK Parti hicrettir.

BİZİ DOLARLA TEHDİT ETMEYE KALKIYORLAR


Birileri bizi güya ekonomi, yaptırım, kur, döviz, faiz, enflasyonla tehdit ediyor. Onlara diyoruz ki oyununuzu gördük ve meydan okuyoruz. Biliyoruz ki iman varsa, imkan da vardır. Milletimiz bugüne kadar nice ihanetleri, nice tuzakları hep imanıyla boğmuştur. Kısa çöpün uzun çöpten hakkını bir gün mutlaka alacağına inandık, inanmayı sürdüreceğiz. Dünyayı sömürerek kendilerine refah düzeni kuranlara boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Hem cesareti hem aklı olan bu milletin karşısında duracak hiçbir fani güç tanımıyoruz. Hiç kimse bu milletle, bu ülkeyle oynamaya kalkmasın. 'Ya olacağız, ya öleceğiz' diyerek hedeflerimize doğru yürüyen bir milletiz.

ABD'YE GÖNDERME


Hayatlarını ve geleceklerini kurtarmak isteyen masum insanlara çelme takanlardan olmayacağız. Zahirde bize stratejik ortak gibi gözüken ama stratejik hedef haline getirenlere teslim olmayacağız.

"BİZİ PARÇALAYAMAYACAKSINIZ..."


Bir kez daha haykırıyoruz; başaramayacaksınız, milletimizi bölemeyeceksiniz, ezanlarımızı susturamayacaksınız, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, devletimizi yıkamayacaksınız, Türkiye'nin yükselişini durduramayacaksınız, hedeflerimize ulaşmamıza engel olamayacaksınız. Çünkü biz Türkiye'yiz, çünkü biz Türk milletiyiz, çünkü biz Müslümanız, çünkü biz insanlığın ortak sesi ve vicdanıyız."

OPERASYONLAR GENİŞLEYECEK


Türkiye'nin sınır güvenliğinin sınır ötesinden başladığı inancıyla yürüttüğümüz operasyonları genişleterek devam ettireceğiz. Suriye ve Irak'tan ülkemize yönelen tehditleri ne pahasına olursa olsun kaynağında kurutmakta kararlıyız.

ERDOĞAN TEKRAR ADAY GÖSTERİLDİ


Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanlığına yeniden aday gösterildi.  Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 6. Olağan Büyük Kongresinde oyunu kullandı. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, teşekkür konuşmasını yapıp kongrenin yapıldığı spor salonundan ayrıldı.

ERDOĞAN YENİDEN GENELBAŞKAN


Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçerli oyların tamamını alarak, 1380 oyla yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.

13 Ağustos 2020 Perşembe

Erdoğan: Doğu Akdeniz'de çözümün yolu, diyalog ve müzakeredir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu.

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısına katıldı. 
Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, yarın AK Parti'nin kuruluşunun 19'uncu yılına hep birlikte ulaşacaklarını, bu akşam partinin 19'uncu yaşını Ankara'da yine büyük bir coşkuyla heyecanla kutlayacaklarını söyledi. Tam 19 yıldır heyecanlarından hiçbir şey kaybetmeden aşk ile çalışan yorulmaz inancıyla aziz millete hizmet için koşturduklarını ifade eden Erdoğan, köprüler, hastaneler, yollar ve okullarla ülkenin dört bir yanına mühürlerini vurduklarını belirtti.
Erdoğan, 81 vilayetin her birinde projelerin, 922 ilçenin her birinde yatırımların olduğunu, köylerde, mahallelerde kendileriyle anılacak eserlerin bulunduğunu ifade etti.


"Karşımızda vesayeti, CHP'yi bulduk"

Türkiye'yi demokrasiden sağlığa, eğitimden adalete, güvenlikten ekonomi, ticaret ve üretime kadar her alanda adeta şaha kaldırdıklarını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sadece yatırımlarda değil özgürlüklerde de Türkiye'yi dünyanın en ileri ülkelerinden birisi haline getirdik. Geçmişte vatanperver, milliyetperver bütün devlet adamları taş üstüne taş koymaya çalıştıkça karşılarında sürekli olarak CHP zihniyetini bulmuştu. Merhum Menderes'ten, Rahmetli Özal'a, Erbakan ve Türkeş'e kadar bütün liderler CHP'nin sabotajlarına maruz kalmıştı. Biz de attığımız her adımda, hayata geçirdiğimiz her reformda karşımızda ilk önce CHP'yi ve ortaklarını bulduk. Darbe dönemlerinin insanımızın gönlünde bıraktığı izleri temizlemek istedik. Karşımızda vesayeti, CHP'yi bulduk. Başörtüsü, kılık kıyafet üzerindeki antidemokratik kısıtlamaları kaldırmak istedik, karşımızda yasakçı CHP'yi bulduk. Ekonomimizi büyütmek, ihracatımız artırmak, 81 vilayetimizi yollarla barajlarla hastanelerle donatmak istedik karşımızda yine CHP'yi bulduk ama onlara rağmen biz bunları yaptık ve yapmaya devam ediyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hızlı treni, köprüleri dünyanın en büyük havalimanlarından birini, Avrasya Tüneli'ni, Marmaray gibi asrın projesini yaptıklarını ama karşılarında yine CHP'yi bulduklarını aktardı.
"Şimdiye kadar ne yaptıysak, neyi başardıysak CHP'nin takoz ve gerilim siyasetine rağmen başardık." diyen Erdoğan, Allah'ın yardımı ve milletin desteğiyle demokrasiye, ekonomiye, birlik ve beraberliğe yönelen tüm girişimleri boşa çıkardıklarını dile getirdi.

"Onlar çapulcuların yanında ve arkasında yer aldılar"

Gezi olaylarında, milletin iradesine kast eden çapulculara meydanları boş bırakmadıklarına dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
"Onlar o çapulcuların yanında ve arkasında yer aldılar. 17-25 Aralık'ta hükümetimize saldıran alçaklara, 15 Temmuz'da bağımsızlığımıza hamle yapan FETÖ'cü teröristlere boyun eğmedik. Hendek terörü ile vatanımızı parçalamak isteyenleri açtıkları çukurlara Allah'ın izniyle biz gömdük. Afrika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kadar dünyanın dört bir yanında ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırdık.
FETÖ paçavraları önünde sabahlara kadar nöbet tutanlar, 15 Temmuz gecesi tankların arasından kaçıp belediyesine sığınanlar, milletin direnişine 'kontrollü darbe' iftirası atanlar, her defasında kaybettiler, karşılarında bizi buldular. Terörle, şiddetle, gazete manşetleriyle iktidar hayali kuranlar, AK Parti'nin çelikten iradesi karşısında gayelerine ulaşamadılar."
Erdoğan, 19 yıl önce kefen giyerek çıktıkları kutlu yolda alınları ak, başları dik bir şekilde yürümeyi sürdürdüklerini ifade etti.
Türkiye'ye hizmet etme, eserler, projeler kazandırma şerefi bahşettiği için Allah'a hamd ettiklerini belirten Erdoğan, bu dava için ter döken ve ahirete göç eden yol arkadaşlarına Allah'tan rahmet diledi.
Kuruluş yıl dönümü kutlamaları konuşmasında nereden nereye gelindiğini, hangi mücadeleleri verdiklerini, nasıl bir Türkiye hayal ettiklerini aziz millet ile paylaşacaklarını söyleyen Erdoğan, son 19 yılın bir muhasebesini yapacaklarını, partinin başta kadın ve kadın kolları meselesi olmak üzere farklı alanlardaki vizyonunu ortaya koyacaklarını açıkladı.
Allah ömür, millet de destek verdikçe Türkiye'ye hizmet sancağını daha yukarılara taşımaya devam edeceklerini ifade eden Erdoğan, son toplantılardan bu yana çalışmaları, açılış, kabul, ziyaret programlarını yoğun bir şekilde devam ettirdiklerini dile getirdi.

Merkel ile telefonla görüşecek

Astana formatındaki zirve toplantılarının 6'ncısını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile video konferans yoluyla gerçekleştirdiklerini, ardından bölgesel meseleleri ve ikili ilişkileri ele almak üzere Katar'a günübirlik bir ziyaret düzenlediklerini hatırlatan Erdoğan, "Bu dönemde Merkel'den Trump'a, Putin'den Aliyev'e kadar pek çok liderle telefon diplomasisi yürüttük. Nitekim bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile görüşmem olacak." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapımı tamamlanan sağlık yatırımlarını, hidroelektrik santrallerini, sulama tesislerini, çevre yollarını, köprüleri, tünelleri, kurumlara ait hizmet binalarını devreye aldıklarını vurguladı.

"Enerjisini 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak için harcadı"

15 Temmuz direnişini, 4. yıl dönümünde farklı programlarla anlamına ve önemine uygun şekilde milletçe idrak ettiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şehitlerimizin destansı mücadelelerini, gazilerimizin fedakarlıklarını bu vesileyle bir kez daha hatırlattık. CHP Genel Başkanı, 15 Temmuz'da milletin gururuna ortak olmak yerine yine kışkırtma ve yalan siyasetiyle bunu gölgelemeye çalıştı. Aradan 4 yıl geçmesine rağmen o gece darbecilerin kendisine ne için yol verdiğini halen açıklığa kavuşturamadı. Kimlerle hangi pazarlıkların döndüğü 4 yıl sonra bile milletimize izah edilmedi. CHP Genel Başkanı, milletin huzuruna çıkıp o geceye dair karanlık noktaları aydınlatmak varken, tüm enerjisini 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak, darbeci alçakları aklamak için harcadı. Ancak hakikatlerin er ya da geç gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır. CHP Genel Başkanı ne kadar kaçarsa kaçsın eninde sonunda bu gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Kendisine tavsiyemiz, 15 Temmuz sendromunu sağa sola çamur atarak değil şüphe bulutlarını ortadan kaldırarak aşmasıdır."
Erdoğan, abideleşen mücadeleleriyle ülkeyi FETÖ'ye teslim etmeyen tüm kahramanları rahmetle yad etti, gazilere şükranlarını sundu.

"Rabbim bunu bizlere nasip etti"

Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllarca tasarımı, üretimi kendisine ait bir otomobilin hayalini kurduğunu belirterek, 'Devrim' arabası gibi bu yönde yapılan bazı girişimlerin ya sabote edildiğinin ya da son derece basit sebeplerle rafa kaldırıldığının altını çizdi.
Erdoğan, aralık ayında Türkiye'nin otomobillerini tanıtarak, örnek modelleri kamuoyuyla paylaştıklarını, 18 Temmuz'da ise otomobillerin mühendislik, tasarım ve üretim tesislerinin tören atma töreninin de Gemlik'te gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
86 senelik uzun bir tahassürün ardından Ayasofya-i Kebir Camii'ni cuma namazı ile yeniden ibadete açtıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hamdolsun, gençlik yıllarımızın bir rüyası olan bu hedef önünde yıllarca yaptığımız mitinglerle, 'Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın' diye sloganlar attığımız Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılmasının milletimize, ümmete ve tüm insanlığa tekrar hayırlı olmasını diliyorum. Rabbime bize tekrar Ayasofya'yı yeniden Kur'an'la namazla buluşturma imkanı bahşettiği için hamdediyorum. Bu fiili, rüyamızı gerçekleştirdiği için defalarca hamdediyoruz. Önünde o Sultanahmet Meydanı buna şahit. Orada yaptığımız mitingler buna şahit. On binlerle yaptığımız o mitinglerde, o haykırışlarımız buna şahit. Elhamdülillah, 86 yıllık aradan sonra tekrar buranın ibadete açılmış olması, bizler için mutlulukların en büyüğü. Rabbim bunu bizlere nasip etti."
Erdoğan, Ayasofya'nın ibadete açılmasıyla tüm İslam aleminin ayrı bir mutluluğun içerisinde olduğunu belirterek, "Geri dönüşlerden de bunu görüyoruz, okuyoruz. Kimler memnun, kimler değil o da bu işin en önemli yanı. Onlar da bu işin değerinin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı kabinesinin ikinci yılında böyle bir gerçek, böyle bir fiili ortaya koymak bizler için ayrı bir mutluluk vesilesi." dedi.
Türk siyasetine ilk defa kendilerinin kazandırdığı bir geleneği devam ettirdiklerine dikkati çeken Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sisteminin ikinci yılında değerlendirme toplantısı yaptıklarını söyledi.
Erdoğan, bakanlıklar ve kurumların iki yıllık icraatlarını, ana hatlarıyla paylaşma noktasında önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek, böylece AK Parti'nin eser ve hizmet siyasetini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Türkiye'ye kazandırdıklarını tekrar görmüş olduklarına işaret etti.

"Lübnan halkının yanında olduğumuzu gösterdik"

Kurban Bayramı'nı tıpkı Ramazan Bayramı gibi koronavirüs salgınının gölgesi altında biraz buruk geçtiğini ifade eden Erdoğan, bayram sonrasında dost ve kardeş ülke Lübnan'dan gelen acı haberle yüreklerin dağlandığını belirtti.
Beyrut Limanı'nda meydana gelen ve büyük bir yıkıma sebep olan patlama sonrasında AFAD, TİKA, Kızılay ve Sağlık Bakanlığını seferber ettiklerini anlatan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun geniş bir ekiple Beyrut'a gittiklerini ve bütün yetkililerle görüşmeler yaptıklarını anlattı.
Sivil toplum kuruluşlarının da aynı şekilde Beyrut'a giderek, gerekli ihtiyaçları yerinde tespit ettiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımız, ülkemizin dostluk eli olarak hemen Lübnanlı kardeşlerimize yardıma koştular. Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımızı Beyrut'a göndererek, bu zor günlerinde Lübnan halkının yanında olduğunu gösterdik. Sağlık Bakanlığımızın tıbbi malzeme yardımlarıyla TİKA'mızın tedarik ettiği 400 ton buğday, bu ziyaret vesilesiyle Beyrut'a ulaştırıldı." diye konuştu.
Erdoğan, AFAD ekiplerinin de bölgede arama kurtarma enkaz kaldırma çalışmalarına devam ettiğini belirterek, Kızılay'dan görevlendirilen uzman ekiplerden oluşan heyetin ise hastanelerde sağlık hizmeti verdiğini söyledi.

"Mezhep taassubundan kurtulamayan İslam ülkeleri var"

Başbakanlığı döneminde Sayda'da modern bir hastane yaptıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mezhebi bazı taassup sebebiyle o günden bugüne hastanedeki bütün araç, gereç paketlerinin, sandıklarının içinde duruyor. Hastane hizmete hala açılmadı. Şimdi, sözünü aldık. Bu hastane, modern bir hastane, hemen hizmete açılır. Biz kendilerine söyledik. Gerekirse biz size doktorları da göndermek suretiyle hem burada doktor yetiştiririz hem de belli bir süre bizim doktorlarımız belli bir süre bu hizmeti sizlere verirler.
Birileri gibi bizim derdimiz fotoğraf çektirmek, kameralar karşısında şov yapmak değil. Ezeli ve ebedi kardeşliğimizin gereği olarak biz Lübnan'dayız. Giden arkadaşlarımız, Macron'un yaptıklarını değil tam aksine insanlığımızın gereğini yerine getirdik. Macron filan bunların derdi tekrar sömürgeci yapıyı ayağa kaldırmak. Bizim öyle bir derdimiz yok. Biz insani ve İslami görevimizi yerine getirdik, getiriyoruz. Saad Hariri'nin döneminde oraya gitmiş ve orada bir konuşmam vardı. Bizim inancımızda, Şia, Sünni, şu veya bu böyle bir mezhebi taassup yok. Biz yaratılanı, yaradandan ötürü sevdik. Bugün Lübnan'da bunun için 'varım' demiştik. Şimdi yine aynı anlayışla biz ordayız. Maalesef, bu mezhep taassubundan kurtulamayan İslam dünyasında hala nice ülkelerimiz var."
Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İslamiyet'te ırk ve mezhep bağnazlığı olmadığına dikkati çekti.
Lübnan makamları ve Lübnan halkı tarafından Türk heyetine gösterilen iyi karşılamanın en büyük ispatının Türk ve Lübnan bayraklarının bir arada bulunması olduğunu belirten Erdoğan, "Bu, çabalarımızın adeta karşılığı olmuştur. Farklı dini, mezhebi ve etnik gruplardan tüm Lübnanlılar, Türk heyetini büyük bir hasretle bağrına basmıştır. Türkiye hiçbir ayrım yapmadan, çıkar ve hesap peşinde koşmadan Lübnan halkının yanında olmaya bundan sonra da devam edecektir." ifadelerini kullandı.

"Adeta bir turnusol kağıdına dönüşmüştür"

Türkiye'nin dış siyasette daha aktif, daha kararlı bir tavır takınmasının birilerini rahatsız ettiğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bölgemizi kardeş kavgasına sürüklemeye çalışanlar, Türkiye'nin barışı ve adaleti savunan politikalarından rahatsız oluyor. Sadece dışarıda değil, içeride de rahatsız oluyorlar. Ülkemizi, enerji rekabetinin dışında bırakmak isteyenler, bizim haklarımıza sahip çıkmamızdan da rahatsız oluyor. Özgüven yoksunu bir Türkiye hayali kuranlar, bizim diklenmeden dik duruşumuzdan rahatsız oluyorlar. Ülkemizin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini garantiye almaya yönelik adımları hem iç politikada hem dış politikada adeta bir turnusol kağıdına dönüşmüştür."
CHP'li bazı siyasetçilerin ve CHP medyasının, milli bir meselede dahi devlete destek vermek yerine Yunan medyasının ağzıyla konuşmayı tercih ettiğini dile getiren Erdoğan, CHP'li vatandaşların, oy verdikleri partinin bu kadar savrulmasının hesabını sandıkta soracağını söyledi.
Erdoğan, önemli olanın CHP'nin ve rakiplerinin savundukları tezler değil, milletin konuya nasıl baktığı olduğunu vurguladı.

"Rum kesimi, Ada'yı adeta tapulu malı gibi görüyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Başkalarının etki ajanlığını yapan marjinaller dışında, 83 milyonun tamamı, devletimizin uluslararası hukuk çerçevesinde attığı adımları güçlü bir şekilde desteklemektedir. Doğu Akdeniz'de Türkiye, bugüne kadar ne yaptıysa meşruiyet temelinde ve Libya ile olan mutabakat muhtıralarına göre yapmıştır. Akdeniz'de gerginliği artıran Türkiye değil, Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yok saymaya çalışan Rum-Yunan zihniyetidir. Rum kesimi, 2003 yılından beri Ada'yı adeta tapulu malı gibi görüyor, hiçbir hakkı olmadığı Ada'nın deniz yetki alanlarında petrol/doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunmaya yönelik imtiyaz ruhsatları veriyor.
Rum kesiminin sözde ruhsat sahalarından bazıları ise Türkiye'nin kıta sahanlığıyla açıkça çakışıyor. Yunanistan ve Rum yönetimi, Kıbrıs Türklerinin bu coğrafyadaki hidrokarbon kaynakları üzerindeki haklarını gasp etmeye çalışıyor. Hukuksuz adımların bir başka amacı da Akdeniz'e en uzun kıyı şeridi olan ülkemizi Antalya Körfezi'ne hapsetmektir. Tüm bunlar, Türkiye'yi denizden çevrelemeye dönük hamlelerdir. Biz, daha önce defalarca, böyle bir oyuna asla gelmeyeceğimizi ilan ettik. Hiçbir yabancı ülke, şirket veya geminin deniz yetki alanlarımızda izinsiz olarak arama/çıkarma faaliyetinde bulunamayacağını dile getirdik. Ancak son dönemde, Doğu Akdeniz'e sahildar olmayan bir ülkenin de kışkırtmalarıyla, Yunanistan ve Rum yönetiminin yanlış adımlar attığını görüyoruz. Kimse kendini dev aynasında görmemeli, çok açık, net konuşuyorum, şov peşinde de koşmamalıdır."
Türkiye'nin şimdiye kadar Yunanistan'la sorunların çözümünü hep diplomaside, müzakere masasında aradığına dikkati çeken Erdoğan, "Kimi zaman karşılık bulamasak da komşuluk hukukumuzu gözeten bir anlayışla hareket ettik. Buradan şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum. Bizim kimsenin hakkında gözümüz yok, ancak hiçbir ülkeye de hakkımızı yedirtmeyiz. Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini dışlayan, hak ve hukuku çiğneyen hiçbir girişim ve anlaşmanın başarı şansı yoktur." diye konuştu.

"Oruç Reis, 23 Ağustos'a kadar sismik araştırma faaliyetlerini yürütecek"

Oruç Reis'in pazartesi günü başlattığı çalışmanın Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler'e bildirdiği kıta sahanlığının sınırları içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, bu sahanın 2012'de Türkiye Petrollerine verilen ruhsat sahalarında yer aldığını söyledi.
Ruhsatları Resmi Gazete'de yayımlayarak Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Oruç Reis gemimiz, bölgede 23 Ağustos'a kadar sismik araştırma faaliyetlerini yürütecektir. Yunanistan'ın, Ege ve Akdeniz'de ortaya koyduğu tavır ise art niyetlidir. Türk kıyılarına 2 kilometre, Yunan ana karasına 580 kilometre uzaklıktaki Meis Adası üzerinden deniz yetki alanı talep etmek, akılla ve sağduyu ile izah edilemez. 10 kilometrekarelik bir adanın 40 bin kilometrekare deniz alanına sahip olduğu iddiası, uluslararası hukuk açısından hem komik hem temelsizdir. Buradan Yunanistan'ı, Türkiye'nin hak ve hukukuna riayet etmeye tekrar davet ediyorum.
Doğu Akdeniz'de çözümün yolu diyalog ve müzakeredir. Sağduyu ve aklıselimle hareket edilirse, herkesin hakkını koruyan, kazan-kazan temelli bir formül bulunabilir. Biz asla gereksiz macera peşinde değiliz, gerilim de aramıyoruz. Ancak benim batı Trakya'daki soydaşlarıma, kardeşlerime saldıranlar da şunu bilmeli ki, bunun uluslararası hukukta da, diğer yöntemlerle de hesabını verecek. Buradan Avrupa Birliği'ni de uyarıyorum. Avrupa Birliği olarak üyeniz olan bir ülke, Avrupa Birliği hukukuna göre azınlıkların hukukunu koruma sorumluluğunu yerine getiriyor mu, getirmiyor mu? Bunun hesabını Avrupa Birliği'nin, Yunanistan yönetimine sorması lazım. Nitekim bugün yapacağımız görüşmelerde her iki siyasetçiye de bunu hatırlatacağım. Biz sadece adalet istiyoruz, hakkaniyet istiyoruz, soydaşlarımızın hukukunu korumak da bizim görevimizdir. Bunu da hatırlatmak istiyorum. Tüm muhataplarımızın da ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı göstermelerini bekliyoruz."

"Temizlik, maske ve mesafe üçlüsüne sahip çıkın"

Erdoğan, koronavirüs salgının hayattaki pek çok şeyi kökten değiştirdiğini belirterek, gerek AK Parti'de gerekse diğer çalışmalarla birlikte süreçleri virüs gerçeğine göre yeniden dizayn ettiklerini söyledi.
Her kim hastaneye düşer veya vefat ederse bunların kendilerini yaralayacağını ifade eden Erdoğan, "temizlik, maske ve mesafe" üçlüsüne milletin sahip çıkmasını istedi, bunlara sahip çıkılması halinde Türkiye'nin bu konudaki derdinin azalacağını dile getirdi.
"Temizlik, maske ve mesafe"nin öneminin altını çizen Erdoğan, "Bakıyorsunuz maskeyi taktığını söyleyen, maskeyi çenesinin altına koymuş. Bu olmaz. Bunları dikkatle uygulamamız lazım. Hastanelerimiz, yeterli sayıda, hatta dünyaya göre çok daha fazla bir konumdayız. Böyle olduğuna göre bizler, burada maskeye, mesafe ve temizliğe dikkat edeceğiz ki öbür tarafta, zaten hastanelerimiz en modern anlamda var. Hamdolsun doktorlarımız büyük çabalarla, gayretler sarf ettiler, sarf ediyorlar." diye konuştu.
Ambulanslar, ambulans helikopterleri ve ambulans uçakların seferberlik halinde olduğunu aktaran Erdoğan, bütün bunlarla dünya ile yarışıldığını ve ilkler arasında bulunulduğunu söyledi.

"Hastane yataklarında komada yatmaktansa, eğlenceye ara vermek daha evladır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ama halkımız da bizi anlasın. Yani toplu yerlerdeki birçok yapılan eğlenceler, şunlar, bunlar vesaire, ara verin. Bu dönemde de eğlencelere vesaire ara verin. Herhalde hastane yataklarında komada yatmaktansa, eğlenceye ara vermek daha evladır. Bunları yapmayalım. Aileleri üzmeyelim. Bunun için tedbirle hareket edelim. Tedbir bizden, takdir Allah'tan. Buna dikkat edelim. Şu anda attığımız adımlarla biz çok daha iyi bir hedefe ulaşalım diyoruz. Sizlerin de illerinizde ve görev alanlarınızda aynı hassasiyetle çalıştığınıza inanıyorum."
Erdoğan, virüs sebebiyle oluşan atmosferin asla rehavete ve karamsarlığa sürüklememesi gerektiğini vurguladı.

"Salgının sebep olduğu sıkıntıları ancak dayanışma ile aşabiliriz"

Öncelikli görevlerinin her şart altında şehirlere ve insanlara hizmet olduğunu belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Salgının sebep olduğu sıkıntıları ancak dayanışma ile aşabiliriz. Bilhassa bu zorlu süreçte hem virüsle ilgili önlemlerimizi en üst düzeyde alacağız hem de vatandaşlarımızın yanında olacağız. Açta, açıkta her kim varsa onun imdadına önce biz koşacağız. Bu bakımdan teşkilatıma güveniyorum, sizlere inanıyorum. İnanıyorum ki hangi kapının arkasından bir hıçkırık geliyorsa, bir ses, bir nida geliyorsa, ona ilk ulaşacak olan AK Parti'nin ana kademesidir, kadın kollarıdır, gençlik kollarıdır. Sizler hemen telefonlarınıza sarılmak suretiyle ilgili birimlerinizi ayağa kaldıracak ve imdada ilk önce biz yetişeceğiz."
Belediyelerle, belediye meclis üyeleriyle ve il genel meclis üyeleriyle imdada yetişeceklerini söyleyen Erdoğan, bu yaklaşımın ihmal edilmemesini istedi.

AK Parti'ye 8 belediye başkanı katıldı

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda 4 ilden, 5'i ilçe 3'ü belde belediye başkanı olmak üzere 8 belediye başkanı AK Parti'ye katıldı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'ndaki hitabının ardından partiye katılımlar gerçekleşti.
AK Parti'ye 4 ilden 5 ilçe ve 3 belde belediye başkanı olmak üzere 8 belediye başkanı katıldı.
AK Parti'ye katılalan belediye başkanları şu şekilde:
"Ağrı Eleşkirt Belediye Başkanı - Ramazan Yakut
Ağrı Eleşkirt / Yayladüzü Belde Belediye Başkanı - Selami Demirtaş
Ağrı Eleşkirt / Yücekapı Belde Belediye Başkanı - Nurettin Öztürk
Batman Kozluk Belediye Başkanı Ayhan Eren
Batman Kozluk / Bekirhan Belde Belediye Başkanı - Fırat Karabulut
Erzurum Oltu Belediye Başkanı Necmettin Taşcı
Erzurum Tortum Belediye Başkanı Muammer Yiğide
Trabzon Hayrat Belediye Başkanı Mehmet Nuhoğlu"
31 Mart 2019 yerel seçimlerimden sonra bugüne kadar 15 farklı ilden, 16 ilçe, 15 belde belediye başkanı olmak üzere 31 belediye başkanı AK Parti'ye geçiş yaptı. Böylelikle AK Parti'li belediye sayısı toplam 794 oldu.



1 Mayıs 2018 Salı

Türkiye'de Siyasi Partiler AKP

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Adalet ve Kalkınma Partisi 

2002'den bu yana tek başına iktidar olan AKP, 'muhafazakâr demokrat' kimliğiyle ülkenin temel meseleleriyle ilgili radikal değişikliklere imza attı. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Davutoğlu'nun tek aday olduğu olağanüstü kongreyle yeni döneme başladı. Ancak Davutoğlu, genel başkanlık görevinde iki yılı tamamlayamadan yine olağanüstü bir kongre ile koltuğunu devrediyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik açıdan son derece çalkantılı bir dönemi olan 2000’li yılların başında kuruldu.
Önderliğini Necmettin Erbakan’ın yaptığı 'Milli Görüş' hareketinin, 28 Şubat süreci ve sonrasında peş peşe gelen parti kapatma kararlarının ardından zayıflamasıyla, oluşum içindeki yenilikçi kanat daha merkez tabanlı bir siyasi parti arayışına girdi.
Bu arayışın sonucunda, Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde, ağırlığını Milli Görüş tabanının oluşturduğu ancak merkez sağ siyasetçilerinin de yer aldığı bir çalışmayla yeni bir teşkilat oluşturuldu.

Parti, kurulduktan yalnızca bir yıl sonra 2002’de yapılan genel seçimleri kazanarak, cumhuriyet tarihinin çok partili döneminde tek başına iktidarı elde eden dördüncü parti olmayı ve devam eden süreçte girdiği tüm seçimleri kazanmayı başardı.
Siyasi duruşunu, ‘muhafazakâr demokrat’ olarak belirleyen partinin amblemindeki ampul, ışığı, aydınlığı ve şeffaf yönetimi temsil ediyor.
AK Parti’nin 12 yıldır devam eden iktidarında, ekonomik istikrar, darbe davaları, Kürt Sorunu, laiklik tartışmaları ve sivil-asker ilişkileri gibi konular ön plana çıktı.
TARİHÇE
Türkiye’de 2002’den bu yana tek başına iktidar olan AKP, 14 Ağustos 2001’de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kuruldu.
AKP, 1972’de kurulan ve Necmettin Erbakan’ın liderliğini yaptığı Milli Selamet Partisi’nin (MSP) ardından, ‘Milli Görüş’ hareketini temsil eden Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi’nin (FP) ‘yenilikçi mirasçısı’ olarak ortaya çıktı.
Erdoğan, partinin kuruluş çalışmalarına, okuduğu bir şiirden dolayı aldığı hapis cezasının infaz edildiği Kırklareli Pınarhisar Cezaevi'nde başladı.
Fazilet Partisi’nin 2000’de, Refah Partisi’nin devamı olduğu gerekçesiyle kapatılmasının ardından, partinin içindeki ‘yenilikçi’ kanat yeni siyasi parti arayışının parçası oldu.
AKP, 2001'de Erdoğan'ın önderliğinde kuruldu. [AA]
Erdoğan hapisten çıktıktan sonra 'Milli Görüş'ün yanı sıra, farklı görüşlerden insanları bir araya getirecek bir siyasi parti kurmayı hedefledi. Aralarında Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Hayati Yazıcı gibi isimlerin yer aldığı grup, Anadolu'nun farklı bölgelerinde yeni oluşum için halkın nabzını yoklamaya başladı.
Bu yeni oluşum, uzun süren planlama sürecinin sonunda, 14 Ağustos 2001’de partinin kurulduğunu ilan etti. Parti içinde Milli Görüş’ün yenilikçi yüzlerinin yanı sıra, özellikle merkez sağ ve Anavatan Partisi kökenli isimler yer aldı. Yeni çizgisini ‘muhafazakâr demokrat’ olarak belirledi.
Partinin 16 Ağustos 2001’deki ilk genel kongresinde Erdoğan genel başkan seçildi.
Bu dönemde iktidarda olan koalisyon hükümetinde yaşanan siyasi kriz ve ekonomik bunalım nedeniyle, AK Parti, 2002 Genel Seçimleri için kısa süre içinde anketlerde öne çıkan parti konumuna geldi.
Seçimlerden 10 gün önce, dönemin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ‘Siyasi Partiler Yasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle AKP’nin kapatılması istemiyle dava açtı.
Ancak davaya rağmen kuruluşunun üzerinden yaklaşık 14 ay geçtikten sonra 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlere katılan AKP, yüzde 34,29 oyla tek başına iktidar oldu.
İş başına geldikten sonra ekonomik gelişime ağırlık veren parti, bu alanda önemli bir ilerleme sağladı. 2001 ekonomik krizinin etkileri zamanla hafiflerken işsizlik ve enflasyonda düşüş yaşandı.
Ekonomide sağlanan bu ilerleme sonrasında AK Parti, 2004’te yapılan yerel seçimlerde de sandıktaki başarısını sürdürdü.
Parti, kritik seçimlerde oy oranını yüzde 42’ye yükselterek, İstanbul, Ankara ve Adana gibi önemli şehirlerde belediye başkanlıklarını elde etti. Üst üste ikinci seçimi de kazandıktan sonra ekonomi ve dış politika ağırlıklı siyasetini sürdürdü.
Bu süreçte laiklik tartışmaları, siyasette askerin rolü gibi konular, partinin özellikle ilk döneminde sık sık gündeme geldi; AKP bu konularda yoğun biçimde eleştirildi.
Siyasi taraflar arasındaki gerginlik 2007’de en üst noktaya ulaştı. Geniş katılımla farklı şehirlerde gerçekleştirilen Cumhuriyet mitinglerinde hükümete sert tepki gösterilirken, Erdoğan ve Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkıldı.
Aynı yılki genel seçimler öncesinde 'e-muhtıra' olarak bilinen, 27 Nisan tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde hükümete karşı yayınlanan bildiri seçimleri farklı bir boyuta taşıdı.
Erdoğan liderliğinde AKP, bu gergin ortamda 22 Temmuz 2007 yılındaki genel seçimlerde de zafer kazandı ve oylarını yüzde 47'ye yükseltme başarısı gösterdi.
Parti için kritik eşiklerden biri 2007'deki 'Köşk krizi' oldu. [AA]
2007’deki seçim zaferinin ardından da laiklik tartışmaları devam etti. 2008’de ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’ gerekçesiyle AK Parti’nin kapatılması istemiyle dava açıldı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, kapatılması ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianameyi Anayasa Mahkemesi'ne sundu.
Mahkeme, 30 Temmuz 2008 tarihinde açıkladığı kararında, partinin kapatılmasını 5'e karşı 6 oyla reddetti, ancak hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesine hükmetti.
2008 yılının kapatma davası dışındaki diğer önemli gelişme başta ABD olmak üzere çok sayıda ülkeyi etkileyen küresel mali kriz oldu.
Krizin etkileri Türkiye’ye belirgin bir şekilde yansımadı, ancak 2009 yerel seçimlere söz konusu krizin gölgesi altında gidildi.
AK Parti bu seçimde, daha önce sürdürdüğü oy artışını kaybetti ve seçim sonuçlarına göre oyların yüzde 39’una ulaştı.
Buna rağmen iktidar partisi, seçimlerde birincilik unvanını korurken, büyükşehirlerdeki belediyeleri de korumayı başardı.
AKP, 2010’da bazı anayasal değişikliklerini öngören paketi gündeme getirdi. Anayasa Mahkemesi ve Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısını değiştiren, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getiren, askerlerin sivil mahkemede yargılanmalarını sağlayan ve daha birçok değişiklik içeren paket referadumdan yüzde 58 oyla geçti. (Anayasa değişikliğinin tam metni)
Eylül 2012’de, iki yıllık siyasi geçmişi olan Halkın Sesi Partisi (HAS Parti), AKP’ye katılma kararı aldı.
2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleri AK Parti iktidarının karşılaştığı en büyük toplumsal hareket oldu.
Erdoğan liderliğindeki AKP, daha önce kendisine destek veren Gülen Cemaati ile 2012 yılından itibaren ayrışmaya başladı. Hükümet ile Cemaat arasındaki kavga 17 Aralık 2013'te yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla iyice su yüzüne çıktı. Erdoğan ve AK Parti, operasyonu "komplo" ve "darbe girişimi" olarak niteledi. Cemaati de devlet içinde "paralel yapı" olarak adlandırılan Erdoğan, hükümet olarak bu yapıyla sonuna kadar mücadele edeceklerini söyledi. Bu dönemde AKP'den yedi milletvekili istifa etti.

AK Parti, Hükümet-Cemaat kavgası gölgesinde gidilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yüzde 45 oy alarak yine birinci çıktı.
2014'teki cumhurbaşkanı seçimi AKP için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos'ta yapılan ilk turda yüzde 51,8 oy alarak Türkiye'nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.
AK Parti yönetimi, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından yeni genel başkan seçimi için olağanüstü kongre kararı aldı. Erdoğan, 21 Ağustos'ta yapılan Merkez Yönetim Kurulu'nun ardından yeni genel başkan ve başbakan adayının Dışişleri Bakanı ve Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu olduğunu açıkladı.
Davutoğlu, 27 Ağustos 2014'te yapılan yapılan 1. Olağanüstü Kongre'ye tek aday olarak girdi, geçerli 1382 oyun tamamını alarak AK Parti'nin ikinci genel başkanı oldu. Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan da AK Parti'ye bu kongre ile veda etti.
Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan'ın AK Parti'ye veda ettiği kongrede 
Davutoğlu geçerli oyların tamamını alarak genel başkan seçildi.
[[Fotoğraf: AFP/Getty Images]]
Erdoğan Cumhurbaşkanlığı yeminini ettikten bir kaç saat sonra Davutoğlu'na yeni hükümeti kurma görevi verdi. 29 Ağustos2014’te de, Davutoğlu başkanlığındaki 62. hükümet kuruldu.
Ahmet Davutoğlu, Erdoğan sonrası dönemin ilk kabinesinde ve partinin üst yönetimi olan MYK'da sınırlı sayıda değişiklik yaptı.

9 aylık ilk Başbakanlık döneminde 'farklı' bir Cumhurbaşkanı olacağını söyleyen Erdoğan'ın pek çok konudaki müdahalelerine en azından kamuoyu önünde sessiz kaldı.
Şeffaflık Tasarısı'nın rafa kaldırılması, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın AK Parti milletvekili olmak için istifa edip sonra istifası geri almak zorunda kalması, Merkez Bankası yönetimi ve faiz politikası konusunda görüş ayrılığı, yolsuzlukla suçlanan bakanların Yüce Divan'da yargılanmaları konusunda Cumhurbaşkanı’yla yaşanan görüş ayrılığı, Çözüm Süreci'nin unsurlarından İzleme Kurulu'nun Cumhurbaşkanı’nın itirazıyla hayata geçirilememesi, 2005 Eylül ayında toplanan AK Parti 5.Olağan Kongresi'nde parti yönetimine girecek isimlerde Erdoğan ile yaşanan görüş ayrılıkları Beştepe-Çankaya ilişkilerinde ortaya çıkan belli başlı sıkıntılar oldu.

AK Parti, 7 Haziran 2015 seçimlerine ilk kez başında kurucu genel başkan Tayyip Erdoğan olmadan Davutoğlu'nun genel başkanlığında girdi. Bu seçimden AK Parti bir önceki genel seçime göre dokuz puan kayıpla yüzde 41 oyla çıktı. AK Parti, 2002 yılından beri girdiği seçimlerde ilk kez tek partili hükümet çoğunluğunu kaybetti. Bu sonuçla bile AK Parti, en yakın rakibinin 19 puan önündeydi, ancak seçim sonucu hükümet ancak bir koalisyon ile mümkündü.
Ahmet Davutoğlu, en çok oyu alan partinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı’ndan aldığı hükümeti kurma göreviyle MHP ve CHP ile koalisyon arayışlarına girdi. Ancak MHP en başından itibaren bir koalisyon içinde yer almama kararından geri dönmedi.
AK Parti, haftalarca süren 'istikşâfi' görüşmelerden sonra CHP'ye 'kısa süreli' bir koalisyon önerdi. CHP'liler, bunun iş yapacak bir 'koalisyon' hükümeti değil, 'üç aylık' bir seçim hükümeti olduğunu belirterek, reddettiler. O dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'koalisyon' kurulması yerine yeniden seçime gidilmesini talep ettiği, koalisyon hükümetinin bu yüzden kurulamadığına dair yorumlar yapıldı.
7 Haziran seçimlerinden sonra bir hükümet kurulamayınca, Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı ülkeyi doğrudan seçimlere götürme yetkisini devreye soktu. Anayasa’nın belirlediği bakanlık kotalarına göre oluşan 'seçim hükümeti'nin başında en fazla oyu alan partinin genel başkanı olarak yine Ahmet Davutoğlu yer aldı.
Davutoğlu 1 Kasım 2015 seçimlerinden yaklaşık 40 gün önce yapılan AK Parti 5. Olağan Kongresi'nde geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi. Genel başkan seçildi ama bunun karşılığında parti yönetimini oluşturan Merkez Karar Yönetim Kurulu ( MKYK) onun kontrolü dışında Erdoğan'ın yönlendirmesiyle şekillendi . Parti yönetimine kimlerin gireceğine dair tartışmalarda Eski Ulaştırma Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın o sıradaki başdanışmanı Binali Yıldırım'ın Davutoğlu'na karşı aday olabileceği haberleri yayıldı. Hatta Binali Yıldırım'ın 900 delegeden imza topladığı, Davutoğlu'nun MKYK listesinde inisiyatifi tümüyle Erdoğan'a bırakması üzerine adaylıktan vazgeçtiği şeklinde değerlendirmeler yapıldı.
Bu süreç Davutoğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında o zamana kadar yaşanan en önemli görüş ayrılığı olarak görüldü.

Kongre sonrasında yapılan 1 Kasım seçimlerinden AK Parti yüzde 49 oyla büyük bir zaferle çıktı. MHP ve HDP iki seçim arasında geçen dört ayda büyük oy kaybına uğradı. İki partiden de kaçan oylar AK Parti'ye geldi. Böylece Davutoğlu başkanlığındaki AK Parti yeniden 'tek başına iktidar' imkânına kavuştu.
1 Kasım seçimlerinden sonra 24 Kasım 2015'te “Üçüncü Davutoğlu hükümeti” kuruldu.
Bu dönemde de Cumhurbaşkanı’yla ilişkiler kamuoyuna yansıtmamaya gayret etseler de sıkıntılı şekilde devam etti. 29 Nisan 2016'da toplanan MKYK, Cumhurbaşkanı - Başbakan ilişkilerinde yeni bir kırılmaya sahne oldu. Çoğunluğu Erdoğan'a yakın MKYK üyeleri, teşkilatlara atama yapma yetkisinin ilgili genel başkan yardımcısından alınıp yeniden MKYK'ya devredilmesini talep ettiler. Bu genel başkana yönelik bir darbe olarak nitelendirildi. Talebin altında Genel Başkan dışındaki 50 MKYK üyesinden 47'sinin imzası yer aldı. Metinde imzası olmayan üç isimden ikisi AK Parti'nin Davutoğlu'nun hemşehrisi olan iki Konya milletvekili Selçuk Öztürk ve Mehmet Babaoğlu ile Cemil Çiçek idi.
4 Mayıs 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1 saat 40 dakika süren bir görüşme yaptı. Bu görüşmenin ardından AK Parti tarihindeki ikinci olağanüstü genel kurul kararını aldı. Davutoğlu da 5 Mayıs 2016’da parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısı ile genel başkan adayı olmayacağı kongrenin 22 Mayıs 2016’da gerçekleştirileceğini duyurdu.
Davutoğlu yaptığı duygusal konuşmada “Her cephede üzerimize düşeni yaptık. Amacım üzerimdeki bu ağır yükün hakkını vermekti. Cumhurbaşkanımız “Emanetçi bir başbakan istemiyorum” demişti. Son derece haklıydı. Emanetçi olmadım” dedi. Ahmet Davutoğlu kararını şu sözlerle duyurdu:
"'Er refik kable't tarîk', yoldan önce yol arkadaşı yani. Yola çıktığım arkadaşlarımızın benimle olup olmadığını bilmek isterim. Son MKYK’da ilk imzayı ben attım ama takip edilen yöntemi refik olmakla bağdaştıramadım. Bu anlamda hem refiklerin hem benim bir muhasebe yapması gerekiyordu.
Cumhurbaşkanım ile yaptığım görüşmede AK Parti’nin birliği için refik yerine genel başkanın değişmesinin doğru olacağına karar verdim. Onun içi aday olmayı düşünmüyorum."
Davutoğlu bu açıklamanın ardından veda ziyaretlerine, parti yönetimi de kongre hazırlıklarına başladı.
Partinin genel başkanlığına ve başbakanlığa gelecek isim konusunda karar verici olanın, kurucu genel başkan yani Cumhurbaşkanı Erdoğan olacağı kesin olmasına karşın, teşkilatta temayül yoklamaları yapıldı. Süreçte iki isim ön plana çıktı: Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Parti teşkilatı ve milletvekillerinin ağırlıklı tercihi ise Yıldırım yönünde oldu.
PARTİNİN TEMEL KONULARDAKİ DURUŞU

Temel hak ve özgürlükler


AKP’nin programındaki temel hak ve özgürlükler bildirisinde laiklik, dini değerler ve etnisitenin istismar edilerek siyaset malzemesi yapılmasının engellenmesi, işkence, gözaltında ölüm, kayıp, faili meçhul cinayetler gibi eylemlerin üzerine gidilmesi öne çıkıyor.
Parti, demokrasinin vazgeçilmez ilkesi olarak tanımladığı laikliğin, ‘din düşmanlığı şeklinde yorumlanmasına ve örselenmesine’ karşı olduğunu kaydediyor.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ''Kürtaj dediğimiz zaman, bir canlının,
anne rahminden kazınıp alınmasını, organlarının vücudunun kesil-
mesini konuşmuş oluyoruz'' demişti. [AA]
Kamu hizmetlerinden eşit yararlanma hakkı ve basın özgürlüğü de parti programında vurgu yapılan diğer unsurlar.
AK Parti döneminde, uzun yıllar Türkiye’de siyasetin temel tartışma konularından biri olan türban meselesinde de önemli ölçüde ilerleme sağlandı.
Türbanlı üniversite öğrencilerinin okula alınmamaları, dersten çıkarılmaları ve haklarında tutanak tutulması gibi uygulamalar sona erdi.
Kamuda çalışanların türban giymesi önündeki engellerin kaldırılması için de bazı çalışmalar başlatıldı.
Bunun yanı sıra özgürlükler konusunda Türkiye’de ve dünya kamuoyunda tartışılan girişimler de yaşandı.
Başbakan Erdoğan başta olmak üzere bazı bakanlar ve parti üyelerinin kürtajın yasaklanması yönündeki açıklamaları tepki çekti. Ancak kürtaj konusunda sınırlama ya da yasak getiren yasal bir mevzuat yürürlüğe sokulmadı.

Hukuk ve adalet

Partinin kuruluş programında Türkiye’nin hukuk devletinden ziyade kanun devleti görüntüsü verdiği eleştirisi yapılıyor. Bu durumda ‘Devletin Hukuku’ yerine ‘Hukuk Devleti’ anlayışının esas olması gerektiği öne sürülüyor.
Bu ilke çerçevesinde, evrensel hukuk ilkelerine uygun yeni bir anayasanın yürürlüğe girmesi gerektiğini kaydediyor.
2004 yılındaki anayasa değişikliği ile devlete karşı işlenen suçlarla ilgili yargılamanın yapıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi kaldırıldı.
Yargının yürütme üzerindeki kısıtlayıcı etkisini ülke yönetimi açısından önemli bir sorun olarak gören parti, 12 Eylül 2010 referandumuyla kritik önemde yeni anayasa değişikliklerine imza attı.
Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştay’ın yapısı değiştirildi.
Bunun yanı sıra, yargı paketleriyle uzun bir süre boyunca yoğun eleştiri alan bazı ağır cezalarda indirim ve anadilde savunma gibi konularda adım atıldı.
Ancak partiya yönelik, uzun tutukluluk süreleri, milletvekillerinin tutukluluk hali ve yargılamada usüllerle gibi bazı konularda eleştiriler devam ediyor.

Demokratikleşme ve sivil toplum

Parti programında, "vatandaşların siyasete katılımlarında asli işlevi gören ve demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak" tanımlanan siyasi partilerin hareket alanının genişletilmesi gerektiği belirtiliyor.
Demokratikleşme önündeki hukuki engellerin AB üyelerinin uyması gereken Kopenhag Kriterleri esas alınarak kaldırılmasının yanı sıra, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için gerekli anayasal ve yasal tüm düzenlemelerin yapılacağı öne sürülüyor.
Askeri vesayetin geriletilmesiyle ilgili önemli adımlar atılırken, çok uzun süredir TSK’nın siyasete müdahale etme durumu ortadan kaldırıldı.
Milli Güvenlik Kurulu’nda askerin ağırlığı azaltılırken, genel sekreter ve diğer bazı personelin siviller arasından seçilmesi uygulaması başladı.
Askeri mahkemelerin yetkileri daraltılırken, askeri harcamalara Sayıştay denetimi getirildi.

Medya ve basın

Basın özgürlüğü ve medya, AKP’nin 10 yıllık iktidar döneminde en çok eleştirildiği konulardan biri oldu.
İktidar, programında, yazılı ve görsel medyanın özgürlüklerinin titizlikle korunacağı ve "tekelleşmeye fırsat tanınmayacağı" ifade ediliyor.
Programda ayrıca, toplumun ihtiyaçlarını ön planda tutan yayınlar yapmasının ve "art niyetli" yayınların "doğal bir toplumsal muhalefet sayesinde kontrol edilmesinin özendirileceği" kaydediliyor.
Ancak basın özgürlüğü Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda en fazla eleştirildiği konulardan birisi haline geldi.
New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Ekim 2012’deki raporunda, "Türkiye'nin, gazeteci hapseden ülkeler arasında en kötüsü" olduğunu açıkladı ve 76 gazetecinin tutuklu olduğunu duyurdu. CPJ raporu, bu gazetecilerin 61'inin doğrudan, yayınlanan yazıları ya da gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hapiste olduğu sonucuna vardı. (raporun Türkçe metni)
Uluslararası örgütler ayrıca, Türkiye’de gazetecilerin sansüre maruz kaldıklarını ve işlerini kaybettiklerini öne süren raporlar da hazırladı.

Azınlıklar ve Kürt Sorunu

AK Parti, programında 'Kürt Sorunu'na 'Doğu ve Güneydoğu' başlığı altında değiniyor.
Parti, sorunun, Türkiye’nin bütünlüğü ve üniter devlet yapısını zaafa uğratmayacak şekilde çözülmesi gerektiğini savunuyor. "Resmi dil ve eğitim dilinin Türkçe olması şartıyla," Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesine sıcak bakılıyor.
AKP hükümeti, Aralık 2012'de PKK lideriyle görüşüldüğünü resmen
açıklamıştı. [AA]
"Terörün" uzun süredir dış destek sayesinde ayakta durduğu belirtilirken, sorunun bir "iç mesele" olarak ele alınması ve çözülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Parti, "teröre tepki olarak maksadını aşan ve bölge halkını rahatsız eden bazı uygulamaların terk edilmesi ve yıllardır devam eden olağanüstü hal uygulamasının tamamen kaldırılması" hedefini de ortaya koyuyor.
AKP hükümeti 2009’da başlayan, kamuyounda 'Kürt Açılımı' ve/veya 'Demokratik Açılım' olarak da bilinen politikalar kapsamında, sorunun çözümünde yol katedilmesi amacıyla bazı hamleler yaptı.
TRT bünyesinde ilk kez 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT Şeş kanalı yayına girerken, daha önce 'olağanüstü hal' (OHAL) uygulanan bölgelerde güvenlik politkaları hafifletildi.
Ancak Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yapan PKK’lıların karşılanması sonrası yaşananlar ve örgütün Silvan saldırısı üzerine açılım politikalarında ilerleme sağlanamadı.
2012’nin Aralık ayında ise İmralı Adası’ndaki örgüt lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler ve dolayısıyla müzakere süreci yeniden başlatıldı.

Ekonomi


Seçim bildirgesinde "Sürekli ve Sürdürülebilir Ekonomik Gelişim" programının uygulanacağı belirtilirken, pazar ekonomisi ilkeleri doğrultusunda, özel teşebbüsün teşvik edilmesi ve dış ticaret hacminin genişletilmesi üzerinde duruluyor.
Devletin ekonomide sadece düzenleyici ve denetleyici bir rol oynaması gerektiği de ifade edilen parti programında, özelleştirme polikalarının önemine de vurgu yapılıyor.
Parti, uluslararası bilgi birikimi ve tecrübenin transferinde önemli rol oynayan yabancı sermayenin, Türk ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunacağına inanıyor.
Ekonomide istikrarın sağlanması için önceliğin siyasi istikrar olduğunu kaydeden AKP, özellikle Anadolu'daki küçük ve orta ölçekli sermaye gruplarının yükselişini önemsiyor.
Altyapı çalışmaları ve yatırımları da ekonomi politikalarının önemli bir parçası niteliğinde.
Partinin ekonomi politikalarında kritik eşiklerden biri de, 2008'de tüm dünyayı etkileyen küresel mali krizden Türkiye'nin büyük oranda darbe almadan çıkması oldu.

Kamu yönetimi

AKP’nin parti programında kamu yönetimiyle ilgili temel prensipleri, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, bürokrasinin işleyişindeki hantal yapının ortadan kaldırılması ve yolsuzlukla mücadele olarak ön plana çıkıyor.
Sosyal devlet anlayışının benimsenerek, sosyal güvenlik, sosyal yardım ve sosyal hizmet programlarının etkin bir şekilde hayata geçirilmesi de partinin vaatleri arasında yer alıyor.
Kamu yönetimi anlayışını, demokratikleşme, yerelleşme ve sivilleşme eksenine oturtma hedefi de parti programında belirtiliyor.
İktidar süresi boyunca bürokratik işleyişin hızlanması ve devletin pratik bir şekilde hizmet sunması konularında başta sağlık olmak üzere çok sayıda alanda önemli gelişmeler sağladı.
AK Parti, Aralık 2012’de çıkardığı büyükşehir yasasıyla, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda kısmi bir adım atarken, belediye yetkilerinin daha da genişletilmesi için yeni anayasa kapsamında düzenlemeler yapılması planlanıyor.
Türkiye’nin yeni anayasayla beraber AKP’nin talep ettiği üzere başkanlık sistemine geçmesi halinde, kamu yönetimi anlayışı ve işleyişinin de temelden değişmesi bekleniyor.
Fatih Projesi kapsamında ilköğretim öğrencilerine tablet bilgisayar
dağıtımı Şubat 2012'de başlamıştı. [AA]

Eğitim

Parti programında eğitimde fırsat eşitliği, "kademeli, tercih ve yönlendirmeye imkan sağlayan eğitim sistemi," meslek okullarına özel önem verilmesi ve okullarda teknolojik imkanların arttırılması gibi vaatler yer alıyor.
Bu doğrultuda okula başlama yaşını öne çeken 4+4+4 eğitim sistemi, meslek okullarından üniversiteye girişte katsayının kaldırılması, okullarda tablet bilgisayarın dağıtılması ve kıyafet serbestisinin getirilmesi gibi adımlar atıldı.

Sağlık

Sağlık sisteminin "sosyal güvenlik şemsiyesi tüm halkı kapsayacak şekilde düzenlenmesinin" öngörüldüğü parti programında, sağlık çalışanları ve hasta haklarının yeniden düzenlenmesi, devletin özel sektörle işbirliği yaparak halka sağlık hizmeti sunması, sağlık sektörünün tek merkezden kontrol edilmesi ve sağlık hizmetinin bilgi işlem esasına göre hızlı bir şekilde sağlanması gerektiği vurgulanıyor.
Parti, sağlık hizmetlerinde rekabetin kuralları belirlenmesi ve bunlarla ilgili yasal düzenlemeler yapılmasını vurgularken, kalite rekabeti teşvik edilmesinin ve sağlık sektöründe ISO kalite standardı çalışmalarına tüm yurt genelinde uygulanması gerektiğini öne sürüyor.
SGK'lıların özel hastanelerde tedavi olması, hastanelerde rehin kalınmasının sonlanması, Genel Sağlık Sigortası, randevu sistemiyle tedavi görmek gibi adımlar partinin sağlık alanında attığı adımlar oldu.
AKP'nin sağlık reformları arasında aile hekimliği ve performans sistemiyle daha fazla hastaya bakılması da yer alıyor.

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik

AKP, sosyal politikalar sisteminin dağınıklığına vurgu yaparak, tüm alt sektörlerin tek bir bakanlığın çatısı altında toplanan ve konsolide bir sosyal güvenlik yapısı oluşturulması gerektiği vurgulanıyor.
Soma'da 13 Mayıs 2014'teki maden faciasında 301 işçi öldü.[Güray Ervin/AJT]
Özel sağlık ve hayat sigortası şirketlerinin yaygınlaştırılması; sosyal sigorta primlerinin düzenlenerek kayıtdışı çalışan sayısının azaltılması; işçi, işveren ve hükümet arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve işsizlik sigortasının sağlanması gibi konular parti programında yer alan vaatler arasında.
AK Parti, çalışma ve sosyal güvenlik alanında atılmayan bazı adımlar ve icraatlar nedeniyle sıklıkla eleştiriliyor.
Özellikle devlet kurumlarının taşeron şirketleriyle anlaşarak, sosyal güvenlikten, iş güvenliğinden ve kıdem hakkından mahrum işçileri çalıştırması söz konusu alandaki en büyük sorunlardan biri.
Hükümet, özellikle tersaneler ve maden ocaklarında iş güvenliği konusundaki büyük eksiklikler ve ölümlerin önüne geçilememesi nedeniyle eleştiri alıyor.

Dış Politika

AKP’nin dış politikadaki temel hedefleri, Türk dış politikasının temellerini uzun vadeli bir hedef doğrultusunda bölgesel konjonktüre uygun hale getirmek olarak ön plana çıkıyor.
Parti programında Türkiye çevresindeki kriz bölgelerinde daha fazla inisiyatif alınması ve krizlerin çözümüne daha somut katkı sağlanmasına özel önem veriliyor.
Programda ayrıca, Avrupa ülkeleri ile ilişkilere üst düzey önem verilmesi ve ABD ile süren stratejik işbirliğinin farklı alanlarda daha da güçlendirilmesi ön plana çıkıyor.
AK Parti döneminde Türkiye özellikle Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerini sıkılaştırdı. Ankara, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı'nda farklı ülkelerdeki gelişmeleri yakından takip etti ve gelişmelerle ilgili BM gibi uluslararası örgütlerin çalışmalarının parçası oldu.
AB üyeliğinde adaylık statüsü elde edilirken, son yıllarda Avrupa ülkelerinde baş gösteren ekonomik krizlerin de etkisiyle müzakereler kapsamında başlıkların açılması durduruldu.
Kaynak: Al Jazeera ve ajanslar


Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.

25 Haziran 2018 Pazartesi

Devlet Bahçeli'nin Türkiye'de Son 16 Yılda Siyasete Yön Veren Kararları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen Devlet Bahçeli, bu yıl da erken seçim isteyerek siyasetin seyrini değiştirdi. İşte Bahçeli'nin 16 yılda siyasete yön veren kararları.. 

 

24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı. MHP de Meclis'teki sandalye sayısını artırırken Bahçeli'nin son 16 yılda Türk siyasetine yön veren kararlarını BBC derledi.

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu yıl da beklenmedik şekilde erken seçim çağrısı yaptı. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Haziran'da erken seçime gidileceğini duyurdu.

2002'DE KOALİSYON BİTTİ AK PARTİ İKTİDARA GELDİ

Devlet Bahçeli, 1999 seçimlerinde DSP ve ANAP'la kurulan koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
Koalisyon hükümetinde ilk kırılma, 13 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinden sonra "idam tartışması" ile başladı.

ÖCALAN'IN İDAM CEZASI İÇİN DİRETTİ

Avrupa Birliği müzakere süreci nedeniyle Türkiye idam cezasını kaldırmaya hazırlanırken, Bahçeli Öcalan'ın idamı için diretti ancak dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in yoğun çabaları sonucu göstermelik olarak idam cezası verilse de bu sonra bu ceza müebbete çevrildi.
Koalisyon idam tartışması sınavını verse de, görünür gerekçesi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatması olan 2001 ekonomik krizi ve arkasından da Mayıs 2002'de Ecevit'in artan sağlık sorunları koalisyon için sonun başlangıcını hazırladı.
Tartışmaların DSP içine de yansımasıyla Temmuz ayı içinde DSP grubunun sayısı, Ecevit'in görevden çekilmemesine tepki gösteren milletvekillerinin istifasıyla yarı yarıya düşmüştü.
Bu gelişmeler sırasında koalisyon hükümetinin ikinci büyük ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 7 Temmuz 2002 günü, partisinin Bursa'nın Keles ilçesinde düzenlediği 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı'nda yaptığı açıklamada 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçim yapılmasını istedi.
16 Temmuz 2002'de koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin genel başkanları arasında yapılan zirve toplantısında 3 Kasım'da erken seçim yapılması kararı alındı ve bu karar TBMM'de 31 Temmuz 2002'de onayladı.
Türkiye, böylece 3 Kasım'da 16 yıldır iktidarda olan AK Parti iktidarıyla tanıştı.

2007'DE ABDULLAH GÜL'E CUMHURBAŞKANLIĞI YOLUNU AÇTI

Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın karşısına aday çıkma olasılığı ve KHK'lare yönelik eleştirileri nedeniyle bugün sert sözlerle eleştirdiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 2007'de Cumhurbaşkanlığı yolunu açan isim oldu.
Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Genel Kurul'da 367 milletvekilinin bulunması gerektiği yönündeki kararı sonrası Köşk seçimi yapılamayınca genel seçime gidildi.
Barajı aşarak Meclis'e giren MHP'nin lideri Bahçeli seçimden kısa süre sonra yaptığı açıklamada, "Eğer konu Anayasa Mahkemesi'nin son kararına göre 367 sayısı açısından değerlendiriliyorsa MHP cumhurbaşkanlığı seçiminde orada olacaktır" dedi.
MHP'nin Genel Kurul'daki oylamaya katılma kararı, Gül'e o zaman Cumhurbaşkanlığı'na temsil eden Çankaya Köşkü'nün yolunu açtı.
Gül, 28 Ağustos 2007'de 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

2015'TEKİ HÜKÜMETİ REDDETTİ YİNE AK PARTİ KAZANDI

AK Parti hükümeti, 7 Haziran 2015'de yapılan genel seçimlerde, iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra ilk kez, tek başına hükümet kuracak oy oranına ulaşamadı.
Devlet Bahçeli, daha resmi sonuçlar açıklanmadan, 7 Haziran akşamı kendisinin "hiçbir hükümet formülü içinde olmayacağını" ilan edip, kendilerine "ana muhalefet görevi verilmesini" talep etti.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle, dönemin başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu koalisyon için arayışlara başladı.
Kapısı çalınan Bahçeli, AK Parti'nin koalisyon teklifini reddederken, koalisyon formülleri de önerdi.
Bahçeli, "Birinci koalisyon modeli, baştan bu yana birliktelikleri devam eden AK Parti-HDP arasında olması lazımdır. 2. bir koalisyon modeli. AK Parti-CHP ve HDP" diyerek, bir kez daha hiçbir hükümet formülünde yer almayacağını ilan etti.
AK Parti'nin ilk istediği formül olan "AK Parti-MHP koalisyonu"nun olmayacağı anlaşılınca, Erdoğan'ın hiç istemediği formül olan "AK Parti ile CHP koalisyonu" konusunda günlerce görüşmeler sürdü ancak sonuçsuz kaldı.
Erdoğan CHP'ye hükümeti kurma görevi vermeyince, geçici hükümet kurularak 1 Kasım 2015'te erken seçim kararı alındı.
Temmuz 2015'de PKK'nin çözüm sürecini bitirdiğini açıklaması ve arkasından Ankara, İstanbul gibi büyük kentlerde yaşanan ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği IŞİD ve PKK saldırıları ülkede büyük bir kaos ortamı yarattı.
"Güven" arayışındaki seçmen yüzde 49,5 oyla AK Parti'yi bir kez daha tek başına iktidara taşıdı.

2016'DAKİ ÇIKIŞIYLA PARLEMENTER SİSTEMİN SONUNU HAZIRLADI



Devlet Bahçeli 15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişimi sonrasında yapılan Yeni Kapı Mitingi'ne katılarak iktidara koşulsuz destek açıkladı.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra gündeme getirdiği Başkanlık Sistemi'ne karşı olan Bahçeli, 15 Temmuz'dan sonra ise tutum değiştirdi. 11 Ekim 2016'da grup toplantısında yaptığı "sürpriz" açıklamayla, AK Parti'ye, dolayısıyla Erdoğan'a "başkanlık önerisini Meclis'e sunması" çağrısı yaptı.
Bahçeli, "Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek" diyerek başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Bundan sonraki süreç hızla ilerledi,
Ocak 2017'de adına iki partinin "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" dediği, "Türkiye tipi başkanlık sistemini" içeren anaysa değişikliği TBMM'den geçti.
Referandum aralığında kabul edilen değişiklik 16 Nisan 2017'de halkoylamasına sunuldu.
Bahçeli, anayasa referandumda "Evet" diyeceklerini açıkladı ve anayasa değişikliği yüzde 51,4 "Evet" oyuyla kabul edildi.
Bahçeli, Türkiye'de "sistem değişikliği"nde de kilit rol oynadı.

MUHALEFETTEN CUMHUR İTTİFAKI'NA

15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi öncesi Erdoğan'a en sert eleştiriler yönelten, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'a karşı, CHP ile birlikte çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyen Bahçeli, darbe girişimi sonrasında başlayan başkanlık anayasası ortaklığını, yine kritik bir hamle ile "ittifaka" taşıdı.
Anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından Türkiye gündemine erken seçim tartışması girdi.
Bahçeli, 8 Ocak 2018'de medya temsilcilerine partisinin cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini ve Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladı. Yapılacak uyum yasaları düzenlemesi ile önce yüzde 10'luk seçim barajının düşürülmesini talep eden Bahçeli, Erdoğan'la yaptığı görüşmeler sonrasında ittifak yapabileceklerini açıkladı ve bunun "cumhur ittifakı" olabileceğini bildirdi.
AK Parti'den de olumlu yanıt gelince, siyasi partilerin isimlerinin oy pusulalarında yer alacağı resmi ittifak düzenlemesi TBMM'de kabul edildi.
Düzenleme, ittifak yapan siyasi partilerden birinin yüzde 10'un üzerinde oy alması halinde "barajı geçmiş sayılacağı" hükmü içerdiği için, Bahçeli partisini TBMM'ye sokmayı da garantilemiş oldu.

2018'DE BİR KEZ DAHA ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI



Devlet Bahçeli, son kritik çıkışını da yine partisinin grup toplantısında ve 16 Nisan 2017 referandumunun yıldönümünden bir gün sonra yaptı.
Tıpkı 2002'de olduğu gibi, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık 1,5 yıl kala, seçimlerin 26 Ağustos 2018'e alınması çağrısında bulundu.
Bahçeli'nin bu kararında, Mart 2019'da yapılacak olan yerel seçimlerden çıkabilecek olumsuz sonuç ve AK Parti ile seçim kampanyası sürecinde tabanda yaşanabilecek kırılmaların yaklaşık 7 ay sonra yapılacak olan genel seçim ittifakına "olumsuz yansıyabileceği" endişesinin yattığı belirtiliyordu.
MHP beklentilerin aksine seçimden sandalye sayısını artırarak çıkmayı başardı.
24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken MHP de kesin olmayan sonuçlara göre Meclis'teki sandalye sayısını 35'ten 50'ye çıkardı ve Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı.
Kesin olmayan sonuçlara göre AK Parti'nin 293 milletvekiliyle temsil edileceği Meclis'te çoğunluğu bulunmayacak. Bu yüzden AK Parti yeni dönemde TBMM'de yasa çıkarmak için MHP'nin desteğine ihtiyaç duyacak.

18 Mart 2018 Pazar

Bahçeli, MHP Genel Başkanlığına yeniden seçildi

MHP'nin 12. Olağan Büyük Kurultayında, Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanlığına yeniden seçildi.

"Milli Duruş, Şühedaya Vefa Millete Beka" temasıyla düzenlenen kurultayı izlemek için gelenler, yoğun güvenlik önlemleri altında salona alındı. Salon dışında atlı polisler de güvenlik önlemlerine eşlik etti.
Kurultayın gerçekleştirileceği salona, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile MHP'nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in fotoğrafları asıldı.
Balonlarla süslenen salonda, Türk bayraklarının yanı sıra "Yüreğin, vatan olsun", "Vatanımız, var olsun", "MHP'nin sevdası, milletin bekası", "Milliyetçi Hareket, beka için var elbet", "Vefası olmayanın, bekası olmaz", "Milli duruş, şühedaya vefa, millete beka" pankartları asıldı.

Tek liste ile gidilmesi planlanıyor

Bahçeli'nin tek aday olacağı kurultayda, MHP'yi 2019 seçimlerine taşıyacak yönetim kadroları şekillenecek.
Bin 207 delegenin oy kullanması beklenen kurultayda, önce Genel Başkan ardından Merkez Yönetim Kurulu üyeleri seçilecek. Kurultaya, tek listeyle gidilmesi planlanıyor.
Seçimlere, AK Parti ile yapılacak "Cumhur İttifakı" adı altında girme kararı alan Bahçeli'nin, partisinin hem MYK'de hem de Başkanlık Divanında yeni isimlere yer vermesi bekleniyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin salona gelişinde "Türkiye seninle gurur duyuyor" sloganları atıldı.
Devlet Bahçeli, "bozkurt" işareti ile salondakileri selamlamasının ardından kendisi için ayrılan yere oturdu.



Divan Başkanlığına Semih Yalçın seçildi

Kurultayda, Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin salona gelmesinin ardından, MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin, kurultayın açılışını yaptı.
Açılışın ardından Divan Başkanlığı için seçim yapıldı. MHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın, divan başkanlığına seçildi.
MHP kurultaylarında şimdiye kadar farklı isimler divan başkanlığı yaparken, Semih Yalçın bu görevi ikinci kez üstlendi.
Divan Başkanlığı seçiminin ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Kuran-ı Kerim tilavetinden sonra dua okundu.

"Ederi 1 dolar olan şerefsizlere verilecek bir karış toprağımız yok"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kurultayda yaptığı konuşmada, "Ederi 1 dolar olan şerefsizlere verilecek ne bir karış toprağımız ne de bir tek insanımız vardır." dedi.

"12. Olağan Büyük Kurultayımıza gelesiye kadar ne kadar kepazelik, ihanet, skandal, travma varsa maruz kaldık. Hamdolsun hepsinden alnımızın akıyla çıktık, oyunları tümden bozduk." diyen Bahçeli, "CHP’nin Çin malı başbakanlık teklifini kabul etmiş olsaydık, HDP’yi yanımıza yöremize kazara alıp FETÖ’nün tuzağına düşseydik, bilinsin ki Türkiye iç savaşa sürüklenecek, bekamız hepten, tümden çökecek, çürüyecekti. Düşman evin içine girecek, kaleyi içten yıkacaktı." şeklinde konuştu.
"CHP, İP, HDP, PKK, FETÖ, PYD, YPG, IŞID, DHKP-C ve küresel cinayet şebekesinden müteşekkil ihtilaf ve ihanet bloku, cumhurun karşısında tel tel dağılacak, kaybetmekten başka seçeneği olmayacak." ifadelerini kullanan Bahçeli, konuşmasında şunları kaydetti:
MHP Genel Başkanı Bahçeli: "Baraj altında kalacakmışız, bu nedenle kurtarılmışız. Tabanımız kaymış, bu sebeple can simidi uzatılmış. MHP dağılmış, ciddi sorunlarımız varmış. Harici destekle toparlanmamız için çaba sarf ediliyormuş. Hep aynı masal, hep aynı hava hep aynı ezber. Kim bu müfteriler? CHP, İP, HDP ve Perinçekgiller familyası. Bir lafa bakın laf mı diye bir de söyleyene bakın adam mı diye?"
"Cumhurbaşkanı seçiminde adayımız aksi ve arızi gelişme olmadıktan sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır." diyen Bahçeli, "Cumhur ittifakı Türkiye Cumhuriyeti'ni kuruluş felsefesine müzahir biçimde geleceğe taşıyacaktır. Hiçbir odak, hiçbir mahfil, hiçbir güruh, hiçbir siyasi düşük, Cumhur İttifakını çatlatamayacaktır." şeklinde konuştu.

"Bu CHP ki FETÖ'nün yörüngesindedir, PKK'nın hizasındadır"

Bahçeli, "Bu CHP ki FETÖ'nün yörüngesindedir, PKK'nın hizasındadır, PYD'nin emeline hizmetle meşguldür. Çiftlik Bank dolandırıcılığıyla CHP'nin tevatür, tezgah ve tezviratları birdir, aynıdır." dedi.
"Anamuhalefet, anavatana ihanet içindedir. 'Cumhur' diyoruz, CHP'nin kafası bozuluyor, şaftı kayıyor, şanzımanı dağılıyor. 'İttifak' diyoruz, milli iradeye hürmet gösterin ikazını yapıyoruz, CHP çıldırıyor, İP ve HDP ile birlikte patırtı gürültü çıkarıyor." ifadelerini kullanan Bahçeli, şöyle konuştu:
"MHP yürür, CHP sürünür. MHP yapar, alayı birden ölü balık gibi bakar. Bugünkü CHP'nin Atatürk’ün kurduğu siyasi parti ile hiçbir benzerliği, hiçbir ilgisi, hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Bunlar hayırsız mirasyedidir. Miras sonunda tükenmiştir."
Devlet Bahçeli, "Önümüzdeki dönemde, AB üyelik sürecinin, ABD'yle devam eden sancılı seyrin, yaralı NATO ittifakının milli hassasiyetler kapsamında yeniden değerlendirilmesi kaçınılmaz olabilecektir. MHP buna vardır, devlet ve milletiyle bir ve bütündür." şeklinde monuştu.
FETÖ ile ilgili olarak da Bahçeli şunları kaydetti:
"Bu terör örgütünün kripto damarı kesilmeli, iyi organize edilmiş devlet aklıyla, etkili planlanmış mücadele stratejisiyle bu musibet gündemden çıkarılmalıdır. Suçluyla suçsuz ayırt edilmelidir. Hukukun üstünlüğüne, adalet ilkelerine riayet gösterilmelidir."
Bahçeli, "Bundan yüz yıl sonra, yani 2123'de, Türkiye Cumhuriyeti, uzay araştırmaları yapan, genetik ve teknolojik kalkınmayı başarmış, her vatandaşını insanca yaşatan, dünyada hükmü geçen ilk üç devletten birisi olmalıdır, bizler göremesek de imanla söylüyorum ki bu uzak hedef gerçekleşecektir. Gelecek Türk asrı, geleceğin gücü Türkiye'dir." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın mesajı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP'nin 12. Olağan Büyük Kurultayına mesaj gönderdi. Erdoğan'ın mesajını Semih Yalçın okudu.
Kurultayın MHP ile birlikte ülke, millet ve demokrasi için de hayırlara vesile olması temennisinde bulunan Erdoğan, mesajına şöyle devam etti:
"Kurultaya teşrif etmiş tüm delegelere, Milliyetçi Hareket Partisine gönül vermiş bütün vatandaşlarımıza, yurt içinden ve yurt dışından gelerek heyecanınızı paylaşan tüm misafirlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin kurucusu, Türk siyasi hayatının saygıdeğer ismi, Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerimin başbuğu merhum Alparslan Türkeş'i de bu vesileyle rahmetle yad ediyorum."
Erdoğan, Türkiye'nin en köklü siyasal geleneklerinden birini temsil ettiğini belirttiği MHP'nin 15 Temmuz darbe teşebbüsü başta olmak üzere terörle mücadelede ve ülkenin bekasına yönelik tüm saldırılara karşı milli birlik ve dayanışmaya ihtiyaç duyulan her dönemde devletin ve demokrasinin yanında saf tuttuğunu vurguladı.
MHP'nin ülkenin menfaatlerini siyasi farklılıkların üzerinde tutan tavrını daima takdirle karşıladığının altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Nitekim 7 Ağustos 2016 tarihinde Yenikapı Meydanı'nda vücut bulan dayanışma ve ardından 16 Nisan halk oylamasında kabul edilen cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi, ülkemizin önünde yepyeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Uzlaşmayı, kenetlenmeyi, ortak değerler etrafında buluşabilme erdemini gerektiren bu yeni süreç, 2019 seçimlerine yönelik başlatılan Cumhur İttifak ile bir adım daha öteye taşınmıştır. 2019 seçimleri ve seçimde ortaya konulacak birlik ve beraberlik ruhu ülkemizin 2023 hedefleriyle 2053 ve 2071 vizyonu doğrultusunda yapması gereken atılımlar bakımından da son derece önemlidir. İnşallah Türkiye bu kritik süreci başarıyla atlatacak, çok daha güçlü, çok daha müreffeh, çok daha kararlı bir şekilde kutlu yürüyüşünü devam ettirecektir. Bu duygularla, 12. Olağan Büyük Kurultayınızın hayırlara vesile olmasını diliyor, şahsınızda kurultay salonunda bulunan tüm Milliyetçi Hareket Partisi mensuplarına en kalbi selam, hürmet ve muhabbetlerimi iletiyorum."
Erdoğan'ın mesajı salonda bulunanlar tarafından uzun süre alkışlandı.
MHP 12. Olağan Büyük Kurultayı
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara Spor Salonu'nda gerçekleştirilen MHP 12. Olağan Büyük Kurultayı'na katılarak konuşma yaptı. ( Fatih Aktaş - Anadolu Ajansı )

Bahçeli tek aday

Bahçeli'nin konuşmasının ardından, genel başkanlık seçimlerine geçildi.
Divan Başkanı Semih Yalçın, Devlet Bahçeli'nin, MHP'nin 12. Olağan Kurultayı'nda, salonda hazır bulunan 1176 delegenin tamamının imzasıyla genel başkanlığa tek aday gösterildiğini duyurdu. Daha sonra Merkez Yönetim Kurulunun (MYK) faaliyet ve mali raporları okundu, ardından oylamaya sunularak ibra edildi.
Kurultaya, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Nuri Efe, BBP Genel Sekreteri Üzeyir Tunç partilerini temsilen katıldı.
Öte yandan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay başkanlığında partililerden oluşan bir heyet, Anıtkabir ve Alparslan Türkeş'in mezarını ziyaret etti.


Afrin sevinci

Bahçeli'nin konuşmasının ardından Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın'ın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Afrin şehir merkezinde kontrolü sağladığı yönündeki anonsu salonda sevinçle karşılandı.
Partililer, Ankara Spor Salonu dışına kurulan dev ekrandan da Bahçeli'nin konuşmasını izledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kurultaya gönderdiği mesaj, salondakiler tarafından alkışlarla karşılandı. Öte yandan, Genel Başkanlık seçimi için salonda sandıklar kurulmaya başlandı.

Oy verme işlemi başladı

MHP'nin 12. Olağan Büyük Kurultayı'nda oy verme işlemi başladı.
Ankara Spor Salonu'ndaki kurultayda, Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin konuşmasının ardından delegelerin oy kullanacağı kabinler kuruldu.
Daha sonra seçim işlemine geçildi. Kurultayda, tek aday olan Bahçeli de oyunu kullandı.
Bahçeli'nin oy kullanması sırasında partililer, "Lidere sadakat şerefimizdir", "Hareketin lideri Devlet Bahçeli", "Devletin başına Devlet gelecek", "Vur de vuralım, öl de ölelim", "Durma ilerle, evlatların seninle", "Türkiye seninle gurur duyuyor" şeklinde sloganlar attı.

Devlet Bahçeli, genel başkanlığa yeniden seçildi

MHP'nin 12. Olağan Büyük Kurultayı'nda, Devlet Bahçeli, genel başkanlığa yeniden seçildi.
Ankara Spor Salonu'nda gerçekleştirilen kurultayda, sandıkların kapanmasından kısa süre sonra oy sayımı tamamlandı.
Seçimlere tek aday olarak giren Devlet Bahçeli, kullanılan bin 169 oyun, geçerli olan bin 167'sinin tamamını olarak Genel Başkanlığa yeniden seçildi.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html