BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
SDG sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
SDG sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

30 Ocak 2018 Salı

Pentagon'dan çok konuşulacak YPG açıklaması

Pentagon başta olmak üzere ABD kurumları, Afrin'deki PYD/PKK unsurlarının ABD öncülüğündeki koalisyon ile ilişkili olmadığını ve ABD'nin Afrin'deki gruplara askeri destek vermediğini ifade ediyor. Ayrıca Pentagon, DEAŞ karşıtı operasyonlardan ayrılıp Afrin'de PYD/PKK saflarında savaşmaya giden gruplara ABD'nin desteğini kaybedecekleri uyarısında bulunuyor.

Böyle bir dönemde, daha önce ABD'nin SDG adı altında eğitim ve destek verdiği bazı "PYD/PKK unsurlarının Afrin'e geçtiği" yönündeki haberler ise tartışmalara neden oldu. Bunun yanı sıra ABD'nin resmi olarak desteklediğini belirttiği SDG, Afrin'de Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) karşı intihar saldırısı gerçekleştirdiği iddia edilen Avesta Habur adlı kadın teröristi öven yazılı bir açıklama yaptı. SDG'nin açıklamalarının altındaki "SDG Afrin Komutanlığı" imzası da dikkatlerden kaçmadı. Pentagon sözcülerinden Binbaşı Adrian Rankine-Galloway, konuyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

SDG AÇIKLAMASINI GEÇİŞTİRDİ

Türkiye'nin meşru kaygıları ve güvenli bir sınır vurgusuna dikkati çeken Binbaşı Galloway, ABD kuvvetlerinin varlığının bölgeyi istikrarsızlaştıracak durumları engellemeye yardımcı olacağını iddia etti. Ancak, SDG'nin açıklamalarını geçiştirmeyi tercih eden Galloway, "SDG ile ortaklığımız çerçeve itibarıyla DEAŞ'ı yenme operasyonlarıyla sınırlı." değerlendirmesini yapmakla yetindi. Galloway, "Son gerginliklere tepki olarak SDG'nin bazı kuvvetlerini kaydırdığının farkındayız ancak bu, koalisyonun yönlendirmesi ile olmadı" dedi. PYD/PKK'nın paravanı SDG'nin kuvvetlerini nereye kaydırdığı konusunda detay vermeyen Galloway, örgütün açıklamaları ile ilgili olarak ise "SDG adına konuşmuyorum ancak tüm tarafları DEAŞ'ın yenilmesine odaklanmaya, gerginliği azaltmaya, Suriye savaşını çözmeye ve sivilleri korumaya çağırmaya devam ediyoruz." dedi.

Ancak Galloway'in, SDG'nin "SDG Afrin Komutanlığı" şeklinde bir imza kullanması ve bombalı intihar saldırısı düzenleyen bir teröristi övmesi konusunda hiçbir açıklama yapmaması dikkati çekti.

Binbaşı Galloway, Avesta Habur isimli teröristle ilgili, "Afrin'de Kürt bir kadın savaşçının çatışmada öldüğünün farkındayız. Bu kişinin koalisyonun askeri eğitimini alan biri olduğuna dair şu anda yeterli bilgimiz yok. Afrin'deki Kürt gruplar DEAŞ karşıtı koalisyonun ortakları değil." açıklamasını yaptı. İntihar bombacısı olduğu iddia edilen terörist için "çatışmada öldü" ifadesi kullanmasının bir nedeni olup olmadığı şeklindeki soruyu ise Binbaşı Galloway, "Bu kişinin ölüm şekli konusunda önceki cevabımda da atıfta bulunduğum medyada çıkan haberler dışında elimde ek bir bilgi yok." şeklinde geçiştirdi. Buna karşılık, kadın teröristin intihar saldırısı gerçekleştirdiği iddiası medyanın yanı sıra ABD'nin ortaklık yaptığı SDG'nin basın ofisinden yapılan açıklamada da dille getirilmişti. Sözcünün bu açıklaması, intihar saldırısını bir “terör eylemi” olarak kabul eden ABD hükümetinin zor durumda kalmaması için "çatışmada öldü" ifadesini kullanmayı tercih ettiği değerlendirmesine neden oldu.

'MÜNBİÇ ASKERİ KONSEYİ' VURGUSU

Türkiye'nin Afrin'den sonra ABD'nin söz verip de Münbiç'ten çıkaramadığı PYD/PKK unsurlarına karşı operasyon yapacağı yönündeki açıklamalarını daha yüksek sesle dile getirmeye başlaması ABD'nin de Münbiç için "mazeret" arayışını hızlandırdı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel, birkaç gün önceki Ortadoğu seyahati sırasında, Türkiye'nin ABD'ye yaptığı "askerlerini Münbiç'ten çek" çağrısına karşılık "Şu anda böyle bir değerlendirmemiz yok." açıklamasını yapmıştı.

Pentagon Sözcüsü Albay Rob Manning de günlük basın toplantısında ABD'nin NATO müttefiki Türkiye ile yakın ve devamlı temaslarının olduğunu ve şu aşamada “ABD askerlerine yönelik bir tehlike hissetmediklerini” ifade etti. Ancak bu açıklamaların yanı sıra ABD'nin Münbiç'te yine paravan bir örgüt olan Münbiç Askeri Konseyi'ni öne çıkarması dikkatlerden kaçmadı.

'ANKARA İLE YAKIN TEMASTAYIZ'

Bu konuyla ilgili sorulara da yanıt veren Binbaşı Galloway, Türkiye ile Suriye sınırında tansiyonu düşürmek için Ankara ile yakın temas halinde olduklarını ifade etti. Bununla birlikte ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun resmi ilişkisinin sadece Münbiç Askeri Konseyi ile olduğunu iddia etmesi ise dikkati çekti.

Galloway, şöyle konuştu:

"Koalisyonun Münbiç'teki tek resmi ilişkisi, DEAŞ ile mücadele etmek için kurulan ve SDG ile bağlantılı çoğunluğu Arap kuvvetlerden oluşan Münbiç Askeri Konseyi’dir. SDG ile daha geniş ortaklığımız ise sadece DEAŞ'ı yenmek için yürüttükleri operasyon ve faaliyetlerle sınırlıdır."

28 Şubat 2018 Çarşamba

ABD'li isim açıkladı: Suriye'deki kirli sır!

Amerikalı yazar Roy Gutman, Suriye'nin kuzeyindeki terör örgütü PYD/PKK yapılanmasıyla ilgili olarak, "Hem Obama hem de Trump yönetimi, bolca kanıta rağmen SDG'nin üst düzey Kürt liderlerinin PKK'dan bağımsız olduğunu iddia etti.'' ifadelerini kullanarak ABD'nin Esed ile fiili olarak ittifak içinde olduğunu söyledi.
Ünlü ABD'li yazar Roy Gutman, ''Suriye'nin kuzeyinde ve Afrin'de kontrolü elinde tutan Kürt unsurlar, PKK'nın Suriye'deki uzantılarıdır. Amerikan ordusunun isteğiyle adını YPG'den SDG'ye çevirmiştir ve bu yapı altındaki tüm unsurlar, Kandil'de yerleşik PKK liderliğine hesap vermektedir." değerlendirmesini yaptı.
Gutman'ın ABD'de yayın yapan Daily Beast adlı haber portalında "ABD'nin Suriye'deki kirli sırrı: Esed ile de facto ittifak" başlıklı bir makalesi yayımlandı.
Makalesinde ABD'nin PYD/PKK ile iş birliği üzerinden dolaylı olarak Beşşar Esed rejimi ile iş birliği yaptığını ifade eden Gutman, ABD'nin PKK'dan ayrı bir yapı olarak lanse etmeye çalıştığı PYD/YPG yapılanmasının ise açık bir şekilde "PKK'nın Suriye kolu" olduğunu vurguladı. Gutman, Afrin operasyonuyla birlikte sıkışan PYD/PKK unsurları için, "ABD'nin Suriye'de DEAŞ'a karşı beraber çalıştığı Kürt güçler Türkiye ile meydan muharebesine girişti ve yardım için şimdi gözünü Şam rejimine çevirdi." değerlendirmesini yaptı.

''AFRİN GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARDI''
PYD/PKK ile Esed arasındaki iş birliği Türkiye'nin Afrin operasyonunun, Pentagon'un uzunca bir süredir örtmeye çalıştığı bir gerçeği ortaya çıkardığını kaydeden Gutman, "ABD'nin DEAŞ'la mücadelede sırtını yasladığı Kürtlerin öncülüğündeki SDG, Beşşar Esed rejimi ile iş birliği yapıyor." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekatı kapsamında her geçen gün Afrin'de yeni alanları PYD/PKK unsurlarından aldığını belirten Gutman, tam da bu noktada SDG adını kullanan PYD/PKK'nın Esed rejiminden yardım istediğini ifade etti. Suriye'nin diğer bölgelerindeki SDG unsurlarının Afrin'e kaydığını vurgulayan Gutman, buna rağmen SDG militanlarının kayda değer bir başarı elde etmekten çok uzak olduklarını belirtti.
''KANDİL'DEKİ PKK LİDERLİĞİNE HESAP VERİYORLAR''
Gutman makalesinde şu ifadelere yer verdi:
"Hem Obama hem de Trump yönetimi, bolca kanıta rağmen SDG'nin üst düzey Kürt liderlerinin PKK'dan bağımsız olduğunu iddia etti. ABD yönetimi, SDG'nin farklı varyasyonları olduğunu savunabilmek için gerçeğin kendisine karşı sesini kısmak zorunda kaldı. Suriye'nin kuzeyinde ve Afrin'de kontrolü elinde tutan Kürt unsurlar, PKK'nın Suriye'deki uzantılarıdır. Amerikan ordusunun isteğiyle adını YPG'den SDG'ye çevirmiştir ve bu yapı altındaki tüm unsurlar, Kandil'de yerleşik PKK liderliğine hesap vermektedir." Gutman, 2012 yılında Esed rejiminin anahtar teslim bir şekilde Suriye'nin kuzeyindeki birçok bölgeyi Kürt unsurlara verdiğine dikkat çekerek, PKK/PYD ile Esed rejimi arasındaki eski iş birliğine dikkati çekti.
''MİNİ TOTALİTER DEVLET''
PYD'nin Suriye'nin kuzeyindeki kentlerde siyasi iktidarını sağlamak için her şeyi yaptığını kaydeden Gutman, "PYD kontrolü altındaki bölgelerden en az yarım milyon kişi Irak'ın kuzeyine, yüz binlercesi de Türkiye ve Doğu Avrupa'ya kaçtı. Hatta Obama döneminde görev yapan eski bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, PYD kontrolündeki yönetimi 'mini totaliter devlet' sözleriyle nitelendirmişti." değerlendirmesinde bulundu. Gutman ayrıca, PYD ile Esed rejimi arasındaki iş birliğine dair, "Esed rejimi de PYD'ye döndü çünkü sadece PYD (Suriye genelindeki) ulusal kalkışmaya katılmaya istekli Kürtleri bastırmaya gönüllü olmuştu." yorumunu da yaptı.
''ABD KENDİNİ ESED REJİMİYLE YAN YANA KOYDU''
Gutman, Afrin'deki PYD/PKK unsurlarının Türkiye için nasıl bir tehdit oluşturduğunu "Son iki hafta içinde Afrin'deki SDG unsurlarından Türk yerleşim birimlerine 83 roket ve havan topu atılmış durumda ve bunlardan dolayı, biri Suriyeli mülteci toplam 7 sivil hayatını kaybetti." sözleriyle betimledi. Türkiye'nin Afrin operasyonunun haklı gerekçelere dayandığını belirten Gutman, ABD'nin bölgedeki ittifak ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğine işaret etti.

15 Ocak 2018 Pazartesi

ABD'den TÜRKİYE sınırında PYD'ye ordu Kurdu

ABD öncülüğündeki Koalisyon, Suriye’nin kuzeyinde en büyük bileşenini terör örgütü PKK’nın kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarından ‘sınır gücü’ kurma sürecinin başlatıldığını açıkladı.
ABD öncülüğündeki Koalisyon, Suriye’nin kuzeyinde en büyük bileşenini terör örgütü PKK’nın kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarından ‘sınır gücü’ kurma sürecinin başlatıldığını açıkladı. Bu yeni silahlı oluşuma ‘Sınır Güvenlik Gücü’ (BSF) adı verildi. Söz konusu güç Türkiye ve Irak sınırı boyunca konuşlandırılacak. Yeni sınır gücü kuzeyde Türkiye sınırında, güneydoğuda Irak sınırında, ABD’nin desteklediği SDG ile Rusya’nın desteklediği Esad rejimi arasındaki hattı oluşturan Fırat Nehri Vadisi boyunca görev yapacak. Koalisyon Sözcüsü Ryan Dillon sınır gücü içindeki Kürtlerin daha çok kuzeyde Türkiye sınırında, Arapların ise Fırat Nehri Vadisi civarında ve güneyde konuşlanacağını söyledi. Gelişmeler üzerine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun salı günü Kanada’da ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile planlanan görüşmesi kritik önem kazandı. Ankara’nın Trump yönetimine son uyarılarını Çavuşoğlu iletecek.
KRİZ GÜNBEGÜN TIRMANDI
Geçen hafta ilk olarak Suudi medyasında ABD’nin SDG kontrolündeki bölgeyi diplomatik olarak tanıma yönünde adımlara hazırlandığı iddiası ortaya atıldı. Ardından ABD’nin YPG/PYD güçleriyle Suriye’nin kuzeyinde bir sınır ordusu kurduğuna ilişkin iddialar üzerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Philip Kosnett Türk Dışişleri’ne çağrılarak haberlerden duyulan rahatsızlık iletildi. Ertesi gün Suriye dosyasından sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı vekili David Satterfield, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki oturumda ülkesinin neden Suriye’den çıkmayacağına açıklık getirirken temel sebepleri şöyle sıraladı; ortağımız SDG’yi korumak ve o bölgede tüm Suriye’ye model olacak yeni bir siyasi yapının kurulmasına yardımcı olmak. Bütün bunların üzerine Anadolu Ajansı’nın Kamışlı’dan geçtiği haberle öğrendik ki ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet kuzey Suriye’ye yaptığı ziyarette YPG komutanlarıyla da görüştü. Yeni sınır gücü kuzeyde Türkiye sınırında, güneydoğuda Irak sınırında, ABD’nin desteklediği SDG ile Rusya’nın desteklediği Esad rejimi arasındaki hattı oluşturan Fırat Nehri Vadisi boyunca görev yapacak. 
ERDOĞAN’IN "AFRİN’E GİRERİZ" AÇIKLAMASININ HEMEN ERTESİNDE GELDİ 
 Ankara’nın gelişmelere yönelik tepkisi Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından güçlü uyarılarla dile getirildi. Erdoğan’ın TSK’nın Afrin’e girmeye hazırlandığı ima eden açıklamalarının ardından akşam saatlerinde ajanslar Türkiye sınırından Afrin’deki PYD mevziilerine top atışı yapıldığını geçmeye başladı. Sabahında ise ABD öncülüğündeki koalisyon ‘The Defense Post’taki sınır gücü haberini doğrulayan bir açıklama yaptı.
 Koalisyonun Bağdat’taki Sözcüsü Ryan Dillon, e-postayla Hürriyet’e gönderdiği açıklamada Suriye’de kurmakta oldukları ‘Sınır Güvenlik Gücü’nün (BSF) 30 bin kişilik bir silahlı güç olarak örgütlenmesinin planlandığını bildirdi.
 15 BİN SDG’Lİ SINIR GÜCÜNE GEÇECEK
 Komutası Suriye Demokratik Güçleri’nin altında olacak bu kuvvetin 15 bini halihazırda DEAŞ’la mücadele misyonunu tamamlamak üzere olan deneyimli SDG’li silahlı unsurlardan oluşuyor. Kalanı ise eğitim için toplanıyor. 230 kişinin eğitimine başlanmış durumda.

Yeni ‘ordu’nun eğitim fotoğrafları Twitter’da paylaşıldı.

TÜRKİYE SINIRINA KÜRTLER FIRAT VADİSİNE ARAPLAR

 Ryan Dillon, yeni sınır gücü içindeki Kürt-Arap dengesinin ne şekilde olacağına ise şu sözlerle açıklık getirdi; “Bu kişilerin yaşadıkları bölgelerde hizmet etmesi sağlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu gücün etnik kompozisyonu hizmet ettikleri alanlarla bağlı olacak. Suriye’nin kuzeyinde Kürtler daha fazla hizmet edecek. Fırat Nehir Vadisi boyunca uzanan bölgeler ve güneyde Irak ile sınır boyunca ise Araplar daha fazla görev yapacak”. Ancak Dilllon, 30 bin kişinin ne kadarının Kürt ne kadarının Arap olacağına ilişkin soruyu yanıtlamadı.

YİNE BİR KRİZ YİNE FEDERAL TATİL

Türkiye’nin sınır ordusuna yönelik ilk resmi tepkisi hızla Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından dile getirildi. Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nin de hafta başından itibaren ABD makamlarına çeşitli girişimlerde bulunmasını bekleyebiliriz. Tesadüf o ki aynı vize krizinde olduğu gibi sınır gücü açıklaması bir Pazar günü geldi ve bu Pazartesi de yine bir federal tatil (Martin Luther King Günü).

TİLLERSON’A SON UYARILAR SALI KANADA’DA

 En kritik görüşme ise salı günü (yarın) Kanada Vancouver’da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson arasında olacak. İki bakanın Kore Yarımadası’nda güvenlik konulu toplantıda marjında yapacakları ikili görüşme son kriz öncesinde planlandı ancak gelişmelerle birlikte farklı bir önem kazandı. Ankara’nın görüşmeye ültimatom niteliğinde son uyarılarla gitmesi muhtemel. ABD'nin YPG kararına uzmanlar ne diyor? ABD liderliğinde koalisyonun Suriye'de terör örgütü YPG öncülüğünde kurulan SDG komutası altında 30 bin kişilik bir sınır koruma gücü kurmak için çalıştığını açıklaması gündeme bomba gibi düştü.

Peki uzmanlar ne diyor? 

hurriyet.com.tr'ye konuşan emekli büyükelçi Uluç Özülker, Türkiye sınırında oluşturulacak Sınır Koruma Gücü'yle ABD'nin Suriye ve Irak'ta kalıcı olduğunu ilan ettiğini söylüyor. Özülker, "Suriye'nin kuzeyinde 40 bin milis, paramiliter güçlerin de hesaba katılmasıyla 70 bin kişi olduğu söyleniyor. ABD bunları düzenli orduya çevirmek istemektedir.
ABD Savunma Bakanlığı'nın bir mensubu kısa süre önce ABD'nin Suriye ve Irak'tan çekilmek gibi bir niyeti olmadığını söylemişti. Bu karar, Suriye ve Irak'ta ABD'nin kalıcı olacağının ilan edilmesidir.
Ancak ABD bu konuda bize ikircikli davranıyor" yorumunda bulundu.
Özülker, Rusya'nın İdlib'de oluşturulan çatışmasızlık bölgesindeki Esad rejimi saldırılarına sessiz kaldığını çünkü Esad'ı müzakere masasına daha güçlü taşımak istediğini söylerken, ABD'nin Kürtleri müzakere masasına taşımanın yollarını aradığını aktardı.
Türkiye, İran ve Rusya'nın anlaşmaya vardığı çatışmasızlık durumunda İdlib'in içindeki gözetimin Türkiye'ye, dışındaki gözetimin ise Rusya'ya bırakıldığını söyleyen Özülker, Rusya'nın Afrin'deki YPG varlığı konusunda sorunun asıl kaynağı olduğunu söyledi. (İlker SEZER - hurriyet.com.tr) NTV canlı yayına katılan uzmanlar ise şu görüşleri dile getirdi:
 ABDULLAH AĞAR (Güvenlik uzmanı) ABD böyle davranarak bir müttefikini kaybetme konusunda bir hamle yapmış durumda. Hem YPG’yi hem Türkiye’yi idare ederim düşüncesinde olabilir. Çok sıkıntılı bir fotoğraf var coğrafya açısından. Afrin veya olası diğer bölgelerde yapılacak harekatlar kendilerine özgü karakterler taşıyacak.
BORA BAYRAKTAR (Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi) Rusya’nın tavrı burada önemli. Eğer bir denge, güç paylaşımı değerlendirmesi yapılmadıysa Rusya’nın sıcak bakacağı düşünülmemeli. Rusya’nın tavrı etkili ve belirleyici olacak. Ciddi bir kriz kapıda gibi görülüyor. Türkiye bunu kolay kolay kabul edecek diye düşünmemek lazım. Afrin’de yapılacak operasyon başarılı olursa Fırat’ın doğusunda da bir takım operasyonlar söz konusu olabilir. Ama 5-10 yıllık bir çatışma ortamında sürüklenilmesi tehlikesi de söz konusu olabilir. BURHANETTİN DURAN - (SETA genel koordinatörü) ABD’nin YPG’ye desteği yeni bir aşamaya geçiyor. Bunun da Türkiye’nin terör koridoru olarak gördüğü bölgeyi bir devlete çevirmeye çalıştığını görüyoruz. Bugünlerde Afrin operasyonu konuşulurken ABD’nin bu ileri kararı almış olması yeni krizleri bekleme ihtimali yaratıyor.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Türklerin tanığı ABD'lileri utandırdı

Times, Tilo'nun Türklerin gözünde yıldız bir görgü tanığı olduğunu, Kürtlerin onun baskı altında olduğunu iddia ettiğini, Amerikalıları ise utandırdığını yazdı.
Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG'nin çoğunluğu oluşturduğu SDG'nin Türkiye'ye kaçan eski sözcüsü Talal Silo, YPG ile terör örgütü DEAŞ arasında Rakka'da yapılan anlaşmanın benzerinin Menbic'de de yapıldığını öne sürdü.
Terör örgütü YPG'nin ana gövdesini oluşturduğu SDG ile DEAŞ arasında Rakka'da yapılan anlaşma kapsamında, daha önce açıklanandan farklı olarak, çok sayıda teröristin şehir dışına çıkışına izin verildiği birçok yabancı savaşçının onlar arasında yer aldığı ve konvoylara cephane de yüklendiği ortaya çıktı.
Geçen ay Türkiye'ye kaçan, SDG'nin Türkiye tarafından tehdit edildiğini iddia ettiği Silo, Rakka'dakine benzer şekilde Menbic'de yapılan anlaşma kapsamında 2000 DEAŞ teröristinin kentten çıkış izni verildiğini öne sürdü.

2 BİN TERÖRİST KAÇTI
Tilo Times'taki röportajında, SDG'nin DEAŞ'lı teröristlere belge sattığını da iddia etti: "Menbic'den yaklaşık 2000 terörist kaçtı. Onlar ayrılırken oradaydım. SDG komutanlarından belge alabildiler".
Eski SDG sözcüsü, "SDG'nin alt seviyedeki DEAŞ'lı teröristlere, kendi kontrolündeki topraklarda serbestçe seyahat edebilmeleri için 200 dolara seyahat belgesi sattığını, üst düzey DEAŞ'lılarınse belgeler için çok daha fazla miktarlar ödediklerini" öne sürdü.
'ABD'Yİ UTANDIRIYOR'
Times, Tilo'nun Türklerin gözünde yıldız bir görgü tanığı olduğunu, Kürtlerin onun baskı altında olduğunu iddia ettiğini, Amerikalıları ise utandırdığını yazdı.
Gazete, ABD'nin Tilo'nun açıklamalarını yalanlamaya çalıştığını belirtti.

Tilo daha önceki röportajlarında, "YPG'nin, ABD'nin DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk'ün isteğiyle SDG olarak yapılandırılandırıldığını" öne sürmüştü.

19 Ekim 2017 Perşembe

PYD'nin Kürt Muhaliflere de Tahammülü Yok

İngiltere'de yayımlanan haftalık The Economist dergisi son sayısında Suriye'nin Rakka kentini DAEŞ'ten geri alan Suriye Demokratik Güçleri'nin bölünebileceğini yazdı. PKK'nın Suriye kolu PYD'nin baskıcı yönetimine dikkat çeken dergiye göre bu durum uzun vadede yeni bir DAEŞ yaratacak Sünni Arap yabancılaşmasına da neden olabilir.

"ABD'NİN EN ETKİLİ GÜCÜ"
DAEŞ'in 2014'teki "halifelik" ilanına atıfla "Halifelik sonrası Kürtler"in değerlendirildiği yazıda Rakka'nın IŞİD'den geri alınmasının, SDG nasıl son birkaç yıldaki en etkin Amerikan destekli güç olduğunu gösterdiği belirtiliyor.
SDG'nin omurgasını, PYD'nin silahlı kanadı olan Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.
Economist, Suriye Kürtlerinin Esad rejiminde kendi dillerini öğretemediğini ve yüzbinlercesinin "devletsiz" olduğunu belirtiyor. PYD'nin geçen yıl bölgede özerklik ilan ettiğini ekleyerek...


"ARAP KÖYLERİNİ DÜMDÜZ ETTİ"
Birçok kişinin özerk Rojava bölgesini "acımasız ayrımcılığın sonu" olarak gördüğünü söyleyen Economist şöyle devam ediyor;
"Ancak bölgenin otokratik yöneticileri, bir tür baskıyı bir diğeriyle değiştirmeye niyetli görünüyor. Son birkaç yılda Kürt milisler, Kuzey Suriye genelinde onlarca Arap köyünü dümdüz etti veya boşalttı. Ayrıca yüzlerce kişiyi SDG saflarında askere aldılar. BM, askere ya da gözaltına alınma korkusu yüzünden ülke içinde yerlerinden olmuş mültecilerin kaldığı kamplarda genç Arap erkeklerin çok az olduğunu söylüyor.

KÜRT MUHALEFETİNİN OFİSLERİ BASILIYOR
"PYD'nin diğer Kürtlerin muhalefetine de tahammülü yok. Geçen Mayıs'ta PYD'nin polis gücü Asayiş, Kamışlı'daki muhalefet partilerinin ofislerini bastı ve onlarca aktivisti tutukladı. Aktivistler, yarım milyona yakın Kürt'ün PYD'nin hakimiyeti altında yaşamak yerine komşu ülkelere kaçtığını söylüyor."
PYD OKULLARDA BASKICI BİR MÜFREDAT UYGULUYOR
Economist, nüfusunun çoğu Arap olan Rakka'daki okullarda, hala Esad ailesinin yırtılmış fotoğraflarının bulunduğu kitapların kullanıldığını belirtiyor.
Ancak bazı yerel Kürt yetkililerin PYD'nin kendi yönetimindeki alanlarda kullandığı yeni bir müfredatı önerdiğini vurgulayan dergi, yeni müfredatın fazla siyasi olduğunu, PYD'nin sol dünya görüşünü yansıttığını ve herhangi bir resmi üst kurul tarafından onaylanmadığını aktarıyor. Ayrıca Haseke'deki Arap öğretmenlerin, yeni müfredatı protesto ettiğini de hatırlatıyor.
TENİ BİR DAEŞ DOĞABİLİR
Yer yer görülen protestolar dışında PYD'ye karşı fazla bir iç muhalefet olmadığını aktaran Economist, "Asayiş insafsızca etkin bir güç ve bölge halkı savaştan yorgun düşmüş halde. Ancak uzun vadede, PYD'nin baskıcı yönetimi, aynı DAEŞ'in doğuşuna yol açan bir Sünni Arap dışlanışını ortaya çıkartacak" yorumunu yapıyor.
Dergiye konuşan bölgeden bir aktivist de, "Kürtler tarihi iyi öğrenememiş. Yaptıkları sadece diğer aşırılık yanlılarının geri gelmesini sağlayacak" şeklinde konuşuyor.
Economist, bu durumun SDG içinde de bölünmelere yol açabileceğini ve binlerce Arap'ın çoktan diğer güçlerin saflarına geçtiğini yazıyor.
ESAD'A DA GÖZ KIRPIYOR
Dergi, SDG'nin Amerikan desteği sayesinde rejim güçlerine ve Rus savaş uçaklarına karşı bir tür muafiyeti de olduğunu aktarıyor ancak Rakka'nın alınmasıyla birlikte, ABD'nin büyük ihtimalle özel güçlerini geri çekeceğini vurguluyor ve şöyle devam ediyor;
"SDG'den daha fazla kopuş olmasa bile, 50 bin kişilik grup tüm bölgeyi savunmak için çok az. Petrol rezervlerinin çoğu ülkenin doğusunda olduğundan, bu bölgelerin bir kısmı rejim için de önemli. Bazı SDG komutanları rejimle savaşmaktansa, müzakereye açık. SDG saflarına rejim yanlısı milisleri de aldı ve sesi fazla çıkan Esad karşıtı aktivistleri de tutukladı."

24 Aralık 2018 Pazartesi

Fırat'ın doğusundaki askeri operasyonunun stratejik boyutları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
"Verimli Suriye" olarak bilinen Fırat'ın doğusu aynı zamanda ABD'nin Ortadoğu'nun ortasında konuşlanmasına ve İsrail'e ilave himaye sunmasına imkan veren stratejik bir konumda.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Fırat'ın doğusuna yönelik askeri harekatla, terör örgütü YPG/PKK unsurlarının Suriye'nin doğusunda ve kuzey doğusunda ABD desteğiyle kontrol altına aldığı bölgelerde bağımsız bir oluşum kurma çabalarına son verilmesi amaçlanıyor. 
Bu adım birçokları için şaşırtıcı olsa da Türkiye'nin güvenliği için hayati bir önem taşıyor.

Son olarak ABD'nin Suriye'deki askeri varlığını sonlandırma kararı almasının ardından, Türkiye'nin Münbiç'e yapacağı askeri operasyona ilişkin beklentiler iyice arttı. 

ABD'nin çekilme kararı, Barack Obama'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 2016'da verdiği sözün geç de olsa bir şekilde yerine getirilmesi anlamına geliyor. Washington'ın terör örgütü YPG/PKK unsurlarına verdiği silah desteğine ve eğitime bakıldığında, yapılanların DEAŞ terör örgütüne karşı savaş için gereken miktarı çoktan aştığı görülüyor. 

ABD, YPG/PKK unsurlarına hafif, orta ve ağır silahlar ile bir orduyu tamamen donatmaya yetecek düzeyde mühimmat desteğinde bulunmuştu.

Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk devletinin elinde bulunan somut delillere dair yaptığı açıklamada, uluslararası koalisyonun DEAŞ'a karşı savaşıp yok etmesi gerekirken, DEAŞ'ın bazı liderlerini koruduğuna dikkatleri çekmişti. 

Bu durum, bir anlamda ABD'nin, DEAŞ tamamen yok oluncaya dek terörle mücadele amacıyla Suriye topraklarında bulunduğu sözlerini de boşa çıkarmıştı.

ABD'nin bir başka gerekçesi ise İran'ı Suriye'den çıkarmaktı. Ancak İsrail'in zaman zaman bazı kritik İran mevzilerini vurması dışında, şimdiye kadar İran'ı çıkarmaya yönelik ciddi bir çaba görülmedi. İranlı milisler Dera'dan Süveyda'ya, Halep'ten Hama'ya ve İdlib kırsalına kadar Suriye'nin her tarafına yayılmış durumda. İran'ın yayılma alanı genişlemesine rağmen, ABD'nin -İranlı milislerin Rus paralı milisleriyle iş birliği içinde gerçekleştirdiği T4 askeri üssü saldırısına karşı koymak dışında- hedef almak bir yana, İranlı milislerinin hareketlerini dahi önlediği görülmedi.

Washington ve Brüksel, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG), ABD'nin terör örgütleri listesinde bulunan PKK'nın militanlarından oluştuğunu biliyor. Amerikalı subaylar ayrılmadan önce, bu güçlerin sözcüsü olan Talal Silo'ya bunu söylemişti. 

Bu inkar edilemez gerçeğe rağmen Washington, Haseke'de ve Irak'ın kuzeyinde özel birlikler olarak bu militanları silahlandırmaya ve eğitmeye devam etmişti. Washington, ele geçirdikleri bölgelerde halkı zorla göç ettirme suçları işleyen, demografik yapıyı değiştiren bu militanlara destek vermeyi sürdürdü. 
Zorla göç ettirilen, evleri yıkılan milyonlarca Arap ve Türkmen için, ABD'nin Suriye'den çekilmesi hiç şüphesiz bir takım önemli sonuçlar doğuracaktır. ABD desteğinden yoksun kalan YPG/PKK terör unsurları, başta Münbiç olmak üzere birçok bölgeyi terk etmek durumunda kalabilir.


Fırat'ın doğusunun stratejik önemi


Fırat'ın doğusu doğal gaz ve petrol rezervlerinin yanı sıra, tarım ve su kaynaklarını barındırması bakımından "verimli Suriye" olarak bilinir. Bu durum ABD'nin buraya el atmasına neden oldu. Ayrıca bu bölge, ABD'nin Türkiye, Irak, İran ve Körfez'e yakın bir şekilde Ortadoğu'nun ortasında konuşlanmasına ve İsrail'e ilave himaye sunmasına imkan veren stratejik bir konumda.

Washington tarafından sözde teröre karşı savaşta stratejik ortak olarak seçilmesinin ardından, SDG ABD'nin bölgedeki kara gücü oldu. Bu da SDG'nin özerk bölge/devletçik kurma hayalinin peşinden gitmesinin yolunu açtı. SDG bu hayaline kavuşmak için Arap, Türkmen, Süryani ve diğer etnik gruplar ile ayrılıkçı/Öcalancı ideolojiyi reddeden Kürtler üzerinde baskı kumak ve demografik yapıyı değiştirmeye çalışmak gibi bir dizi etnik temizlik hareketlerine yöneldi.


Daha önce verilen sözler tutulmadı


ABD'nin bilinen oyalama taktikleri, sözleri yerine getirmeme ve anlaşmaları uygulamama tutumu, Ankara'da rahatsızlık oluşturuyordu. Eski ABD Başkan Yardımcısı, Suriye'de güvenli bölge oluşturulması hususunda Türkiye ile beraber çalışmayı vadetti ve bu konuda anlaşmaya imza attı. 

Bizzat kendisi ve onunla beraber dönemin Savunma Bakanı, SDG'nin Fırat nehrinin batısına geçmeyeceğini taahhüt etti. Ancak Türkiye'nin uyarılarına rağmen, SDG Fırat'ın batısına geçti ve Münbiç ile Tel Rıf'at'ı işgal etti. Sonra ABD, ABD-Türkiye ortak güçlerinin gözetiminde bu militanları bir takvime göre Münbiç'ten çıkaracağını vadetti. Ancak bunların çıkartılması ve anlaşmanın uygulanması yerine, bu güçler tüneller kazmaya başladı.
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara'daki son görüşmelerde Türkiye'nin sınır gözlem noktalarını boşaltma yönündeki talebini reddetti. 
Ama bardağı taşıran son damla, James Jeffrey'in ABD'nin askeri varlığının devam edeceği ve Washington'ın Fırat'ın doğusunda daha önce Irak'ın kuzeyinde yaptığı uygulamaları tatbik edebileceği yönündeki açıklamaları oldu. Jeffrey bu açıklamalarıyla askeri ve güvenlik tedbirlerini, uçuşa yasak bölge ilan edilmesini, gerektiğinde müttefiklerini savunmak için doğrudan askeri müdahale yapılmasını kastetti.


Trump'tan yeşil ışık


Erdoğan ile telefon görüşmesinde Trump, Türkiye'nin stratejik güvenliğini koruma çabalarını anladığını gösterdi. 
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, NATO önündeki konuşmasında, SDG'nin ABD ve uluslararası koalisyonun terör örgütü DEAŞ'la mücadelede ortağı olduğunu belirtti. Yani iki taraf arasındaki ortaklık bununla sınırlıydı ve ABD güçleri Fırat'ın doğusunda Türk güçleri tarafından gerçekleştirilecek bir operasyona müdahalede bulunmayacaktı.


Moskova Türkiye'nin operasyonunu memnuniyetle karşılayacak


Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD'nin Suriye'deki nüfuzunu zayıflatmak ve Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların şiddetini artırmak için Ankara'nın Münbiç ve Fırat'ın doğusunda operasyon yapmasını destekleme konusunda hiç tereddüt etmeyecektir. 
Bu durum, Rusya'nın Suriye ve Ortadoğu stratejisinin yararınadır ve Türkiye'nin Moskova'ya daha fazla yakınlaşması için de bir fırsat oluşturacaktır.

Fırat'ın doğusuna yönelik operasyon Türkiye için stratejik bir zorunluluk

Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yönelik askeri operasyonunun stratejik boyutunu ele almadan önce şu soruyu sormak gerekir: "Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları olmasaydı, (parçalanmamış) birleşik bir Suriye'den bahsetmek mümkün müydü?"

Farz edelim ki Türk ordusu sınırın öteki tarafında yapılanlara seyirci kalmış, bir anda milliyetçilik hisleri kabaran çevrelerin istediği gibi, hiç bir şey yapmadan PKK militanlarının kuzey Suriye'nin demografisini değiştirmesine engel olmamış ve Fırat Kalkanı ile Zeytin Dalı harekatlarını gerçekleştirmemiş olsun. Şu an Suriye'de durum ne olurdu?

En muhtemel, belki de tek senaryo şu olurdu: ABD ve onun müttefikleri PKK/PYD militanlarının varlığının ve operasyonlarının meşruiyet kazanması için, El-Bab kenti ve çevresi terör örgütü DEAŞ'ın elinde olacaktı, buna karşılık olarak da Suriye'nin kuzeyinin tamamı Akdeniz'e kadar Suriye Demokratik Güçleri'nin kontrolüne geçecekti. 
Böylece terör elebaşı Abdullah Öcalan'ın devletçiği Suriye'de emrivaki olarak kurulmuş olacaktı.

Bugün Fırat'ın doğu bölgesinde aynı senaryo tekrarlanıyor. Sincar dağı ikinci bir Kandil dağına dönüştü; ayrılıkçı militanlar için korunaklı bir sığınak teşkil etmeye başladı. PKK/PYD'li teröristler bugün "ikinci İsrail" anlamına gelen "Öcalan devletçiği"ni kurma aşamasına geldiler. Ya bu haksız duruma son verilecek ya da sadece Suriye'nin birliğini değil, istisnasız bölgedeki ülkelerin tamamını tehdit eden bir durum oluşacaktır.

İlginç olan ve hayrete düşüren şey ise bazı Arap ülkelerinin yıkıcı ve tehlikeli olan bu ayrılıkçı projeyi desteklediğini gizlememesidir. Bu devletler için -kardeş bir ülkenin parçalamasına katkı sağlasa dahi- Erdoğan'ın karşısında olmak yeterli bir gerekçedir.

Fırat'ın doğusundaki askeri operasyonun Türkiye için stratejik bir zorunluluk olduğu doğrudur. Ancak bu aynı zamanda ileride Suriye'nin birliği için de bir emniyet supabıdır.


21 Aralık 2018 Cuma

Böl ve yönet’ politikası Suriye’ye ne getirir?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Tamer Ashraf
Fırat’ın doğusuna yönelik askerî harekâtının her an başlayabileceğinin konuşulduğu günlerde Suriye’nin geleceğini etkileyecek önemli gelişmeler yaşanıyor. Cenevre’de biraraya gelen Astana Süreci ülkeleri, anayasa komisyonunun yapısı ve işleyişi hakkında ilerleme kaydetti. Suriye’de yeni siyasal düzeni belirleyecek anayasayı hazırlamakla görevli komisyonun 2019 Ocak’ta toplanması öngörülüyor. Anayasa komisyonunun kimlerden oluşacağı ve hangi usul ve esaslara göre çalışacağı, Suriye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğinde önemli bir etken olacak.

Diğer yandan, ABD ana unsurunu PKK/YPG terör örgütünün oluşturduğu SDG’yi desteklemekten vaz geçmiyor. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, 35-40 bin kişilik bir sınır gücünün oluşturulması için eğitim faaliyetlerinin sürdürüldüğünü ifade etti. 

TSK’nin muhtemel harekâtını engellemek için sınırda gözlem noktaları oluşturma planı da Türkiye’nin itirazına rağmen uygulanmaya devam ediyor. ABD, terör örgütüne verdiği silahları geri almadığı gibi daha fazlasını vererek Fırat’ın doğusunda bir devletçik kurmaya çalışıyor.

ABD’nin Türkiye’nin haklı ve meşru itirazlarına rağmen SDG ile kurduğu yakın ilişkinin nihai hedefi, Kuzey Irak’ta kurulan özerk bölgenin bir benzerinin de Suriye’de kurulması. 

ABD, Suriye’yi “böl ve yönet” politikası ile etki alanına almak için uğraşıyor. Bölünmüş ve bir parçası ABD tarafından ipotek altına alınmış bir Suriye’de İran ve Rusya’nın nüfuzu daha sınırlı olacaktır. ABD böylelikle, Suriye’de kendi çıkarlarına hizmet eden bir taşeron “devletçik” üzerinden Ortadoğu bölgesinde İran ve Rusya’nın etkisini dengelemek istiyor. 

Kısacası ABD’nin asıl derdi, “hasım” olarak nitelendirdiği bu ülkelere karşı stratejik bir kazanım elde etmek. PKK/YPG’ye verilen muazzam yardımlar ancak bununla açıklanabilir.

ABD’nin Türkiye’ye karşı SDG’yi savunur pozisyona düşmesinin bir diğer sebebi ise, SDG’ye yaptığı yatırımların karşılığını yeni Suriye anayasasında “özerklik” düzenlemesi ile almak istemesidir. 

ABD; SDG’nin Türkiye karşısında ezdirilmemesini anayasa sürecinde Kürtlerin elini güçlü kılmak için de önemsiyor. Zira TSK’nın olası operasyonu SDG’nin zannedildiği gibi bölgede meşru ve sağlam bir hâkimiyet kurmadığının ortaya çıkmasını sağlayacak ve bunun anayasa şekillenirken mutlaka yansımaları olacaktır.

Şüphesiz ki TSK’nın Fırat’ın doğusunu temizleme yeteneği ve iradesi var. Siyasî karar alıcılar da bu iradeyi sergiliyor. Suriye’nin doğusuna Irak’tan peşmergelerin sevk edilmesi de TSK’nın hedefine varmasını engellemeye yetmeyecektir. 

Nasıl Kerkük’ü işgal eden Barzani’nin peşmergeleri kurşun bile sıkamadan Kerkük’ü terk etmek zorunda kaldıysa benzer bir durumun Fırat’ın doğusunda da yaşanması muhtemel.
Türkiye, BM nezdinde tüm tarafların katılımıyla anayasanın hazırlanması, Suriye’nin toprak ne nüfus bütünlüğünün korunması, Suriyeli göçmenlerin ülkesine geri dönebilmesi ve Suriye’de kalıcı bir barış ve istikrar ortamının temin edilmesine odaklanmış durumda. 

ABD ise Suriye için böylesi idealleri savunmak yerine kendine mevzi kazanmak derdinde. Bunun yolunun da Suriye’nin bölünmesiyle ortaya çıkarılacak bir Kürt özerk bölgesinden geçtiğini sanıyor. Türkiye birleştirmeye ve uzlaştırmaya çalışırken, ABD bölmeye ve ayrıştırmaya çalışıyor.

Bu bölgede etnik ve dinî temelde ayrışmaların barış ve istikrar değil çatışma ve kan getirdiğini görmemenin tek açıklaması akıl tutulması olsa gerek. ABD’nin Suriye’ye böl ve yönet politikasıyla yaklaşması, ülkeye bölünme getirebilir ancak istikrarlı bir yönetim ve kalıcı barış getirmeyecektir.


ABD’ye ne kadar güvenebiliriz?


ABD’nin askerlerini Suriye’den çekme kararı bizim için çok önemli olsa da, orta yerde duran soru işaretlerini kaldırmaya yetmemiştir. Her şeyden önce kararı veren Trump’tır ve bu adamın sözlerine güvenebilmek mümkün değildir. Her an karar değiştirip, bugün söylediğini yarın tersine çevirebileceğini bütün dünya biliyor. Bunun içindir ki, Trump’ın kararları da, sözleri de ihtiyatla karşılanmalıdır.

ÇEKİLME ÖNEMLİ, AMA YETERLİ DEĞİL


Trump’ın bu siciline rağmen, çekilmenin şimdilik hayata geçildiğini görüyoruz. Gece karanlığında tır’ların Suriye’den çıkış yaptıkları medyaya yansıdı. 60 ile 100 gün arasında bir zaman verilmiş olsa da, çekilmenin hemen başlaması isabetlidir, fakat yeterli olduğunu söyleyemeyiz. 

ABD askerlerinin tamamının ve bütün unsurlarıyla çekilip çekilmeyeceği belli değildir. Rusya Devlet Başkanı Putin’in, ABD’nin Suriye’den çekildiğine dair henüz bir emare bulunmadığını söylemesi ve “ABD pek çok defa Afganistan’dan çekileceğini açıkladı ama hala oradalar” değerlendirmesi çok dikkat çekicidir. 

Bölgede başka ülkelerin askerleri de var ve Fransa orada kalmaya devam edeceğini açıklamıştır. İsrail’in çıkarlarının ABD için önemini ve anlamını biliyoruz. Bu çerçevede neler yapıldığını, hangi kararlar alındığı, hangi teminatlar verildiği belirsizdir.

SİLAHLAR TOPLANACAK MI?


Bütün bunların yanında, bizim için çok daha hayati bir mesele var. ABD, Suriye’nin kuzeyine çok büyük bir yığınak yapmış ve bunu tamamen terör örgütü PKK uzantısı YPG’ye tahsis etmiştir. 20 bin Tır, 5 bin uçak dolusu silahtan söz edilmektedir. Bunların içinde tanksavarlar, ağır makinalı tüfekler ve hatta füzelerin olduğu tespit edilmiştir. 

Bu silahların bölgeye taşınmasında DEAŞ’la mücadele bahane ediliyordu.  Bu mücadele tamamlandıktan sonra silahların toplanacağı söylenmiş ve Türkiye’ye söz verilmişti. Şimdi, DEAŞ’ın yenildiğini ve tehlike kalmadığını bizzat Trump söylüyor. Buna rağmen bu kadar silahın akıbeti konusunda hiçbir açıklama yapılmamıştır. “Silahlar toplanacak mı, kalacak mı?” Sorusunun cevabı çekilmeden çok daha önemlidir. 

Bu durum aynı zamanda, bu terör grubunu koruyan, kollayan, eğiten ve donatan ABD’nin başka planları da olabileceğinin göstergesidir.

ABD’nin çekilme kararından hemen sonra çok şey söylendi ve televizyonlarda yine saatler süren programlar yapıldı. Bu kararın bizim için bir zafer olduğunu ilan edenlere de, Trump’ın siciline bakarak, bunun bir oyun olduğu iddiasını ileri sürenlere de rastladık. Bizim kanaatimiz, kimin ne yaptığı, ne dediğine bakmadan menfaatlerimizin gereğinin yerine getirilmesi yönündedir ve çok net ve çok kesindir. ABD’nin çekilme açıklaması, menfaatlerinden vazgeçtiği, bölgedeki kanlı planlarını rafa kaldırdığı anlamanı asla gelmeyecektir. Tonlarla silah yığmış ve bölgeyi bir barut fıçısına döndürmüştür. 

ABD olsa da, olmasa da biz burnumuzun dibinde bir terör örgütünün yerleşmesine, palazlanmasına ve devletleşmesine asla izin veremeyiz. Bu silahlar bizim için tehdittir ve terör örgütünün elinde olmasını kabul edemeyiz. ABD ile kağıt üzerinde de olsa müttefikiz ve NATO’da birlikte yer alıyoruz. Bizim hassasiyetlerimizi dikkate almasını, taleplerimizi yerine getirmesini istemek en doğal hakkımızdır. Ancak, tam tersi olmuştur ve Türkiye’ye uzun süre düşmanca bir tavır gösterilmiştir. Son yıllarda kararlı bir duruş ortaya koyduk ve ABD’ye rağmen PKK-PYD terörüne hiçbir şekilde hayat hakkı tanımayacağımızı gösterdik.

BİZ OLMAZSAK HUZUR DA OLMUYOR



Bu kararlılığımızın ABD’nin çekilmesinde ne kadar etkisi olduğunu şu anda kestiremiyoruz, ama bize rağmen bölgede hiçbir oluşumun kalıcı olamayacağının anlaşılmasını sağladığımız muhakkaktır. Türkiye, bölgedeki her hangi bir ülke değildir. Bugün Ortadoğu olarak adlandırılan, terör örgütlerinin cirit attığı, kan ve gözyaşının sel olduğu coğrafya, bizim kontrolümüzden çıktıktan sonra bu hale gelmiştir. 

Bizim olmadığımız yerde huzur olmuyor. Bölge ülkelerinin huzuru ve geleceği de, dünyanın selameti de bizimle iyi geçinmeye, önceliklerimizi dikkate almaya bağlıdır. Tarih, bizim dışımızda her kim olursa olsun bölgenin kan ve gözyaşından başka bir akıbeti olamayacağını belgelemiştir. Temennimiz ve beklentimiz, herkesin bu kesin gerçeği fark etmesi ve adımını ona göre atmasıdır. ABD, Suriye’nin kuzeyinde var olsa da, çekilse de, terör örgütlerine verdiği silahları bıraksa da, toplasa da bizim tavrımızda bir değişiklik olmayacaktır. Ne terörün barınmasına, ne orada kukla bir terör devleti kurulmasına, ne de terör örgütleri üzerinden başka hesaplar yapılmasına izin veremeyiz ve artık harekete geçmenin zamanı gelmiştir.



19 Ocak 2018 Cuma

"PYD/PKK'yı Eğitiyoruz" Diyen Pentagon, Kılıfını da Buldu: İstikrar Sağlama Gücü

Pentagon, PYD/PKK paravanı SDG'yi çatışma gücünden "istikrar sağlama gücü" ve "alan kontrol gücüne" dönüştürmek için eğitimden geçirdiklerini açıkladı.

Afrin'deki PYD/PKK unsurlarını desteklemediklerini ve onları DEAŞ ile mücadele operasyonlarının parçası olarak görmediklerini açıklayan Pentagon'dan yeni açıklama geldi. ABD Savunma Bakanlığı, PYD/PKK paravanı SDG'yi çatışma gücünden "istikrar sağlama gücü" ve "alan kontrol gücüne" dönüştürmek için eğitimden geçirdiklerini açıkladı.
EĞİTTİKLERİNİ SAKLAMADI
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Eric Pahon Suriye'de "sınır güvenliği gücünün" kurulması üzerine çıkan tartışmalara ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada (PYD/PKK'nın paravanı) SDG'yi "çatışma gücünden" "istikrar sağlama gücüne" veya "alan kontrol gücüne" dönüştürmeye yönelik eğitimden geçirdiklerini söyledi.
FARKLI AÇIKLAMALAR TARTIŞMALARA NEDEN OLDU
Koalisyonun geçen hafta açıkça "Sınır Güvenlik Gücü" olarak açıkladığı, sayısının 30 bini bulacağını ve (PYD/PKK paravanı) SDG'nin liderliğinde eğitimlerin verileceğini ifade ettiği güçle ilgili Pentagon ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın son açıklamaları tartışmalara neden oldu.
"YANLIŞ KARAKTERİZE EDİLDİ"
ABD'nin Suriye'de PYD/PKK'nın kontrol ettiği alanlarda bir güç eğittiğinden mi yoksa sadece eğitilen gücün "Sınır Güvenlik Gücü" isminden mi vazgeçtiği tam net değilken Pentagon açıklamasını yayınlayan Pahon konuyla ilgili AA muhabirine konuştu.

Suriye'de evlerine geri dönenler için yerel güvenliği sağlamak için tasarlanan bir eğitimin söz konusu olduğunu aktaran Pahon, "Suriye'de yerel güvenlik güçlerine verdiğimiz eğitim yanlış karakterize edildi" dedi.
Pahon şöyle devam etti:
"Bu (eğitim) aynı zamanda, DEAŞ'ın sonu gelmişken ve DEAŞ dağılmaya başlamışken DEAŞ teröristlerinin dışarı kaçmasını engellemeyi amaçlıyor. Bu anlatıldığı gibi bir ordu veya karakterize edildiği gibi bir sınır muhafız gücü değil"
SAYI VERMEDİ, SORUYU GEÇİŞTİRDİ
Eğitimin devam ettiğini ancak sayı veremeyeceğini ifade eden Pahon gerek Pentagon'un dünkü açıklaması gerekse Tillerson'un açıklamasının Koalisyon Sözcüsü Albay Ryan Dillon'ın yaptığı açıklama ile ters düştüğüne yönelik bir soruyu ise geçiştirmeye çalıştı.
"BİREYSEL GÜÇLERİN KÜÇÜK ALANLARI KORUMASI"
Söz konusu gücü polis gücü olarak tanımlayıp tanımlamayacağına yönelik bir soruya ise Pahon "Polis gücü olarak karakterize etmek istemem ama bu bir tür güvenlik ve istikrar gücü ya da bir tür alan kontrol gücüdür" dedi.
"Alan kontrol gücünden" kastının geniş bir alanı tutmak şeklinde olmadığını savunan Pahon söz konusu kontrol gücünü "bireysel güçlerin küçük alanları koruması" olarak nitelendirdi.
"İSTİKRARA GÖTÜRMEK İÇİN EĞİTİM VERİYORUZ"
Pahon şu ifadelere yer verdi:
"DEAŞ bitiyor ve bir sonraki adıma yönelik geleceğe bakıyoruz. Bizi bir sonraki adıma yani istikrara götürmek için eğitim veriyoruz. Bunu tam olarak karakterize etmek için erken çünkü daha çatışmalar devam ediyor. Bu geçişe başladık sayılır ancak çatışmalar devam ediyor ve bu hala bir çatışma operasyonudur. Çatışma güçleri boşa çıktıklarında çatışma eğitiminden güvenlik ve istikrar eğitimine yönelik bir değişim olacak."
Tüm amaçlarının DEAŞ'ın çıkarıldıkları alanlara geri içeri girmesini engellemek olduğunu iddia eden Pahon söz konusu güçle ilgili Türkiye'nin sunduğu kaygıları da anladıklarını söyledi.
PENTAGON "ORDU" İDDİALARINI REDDETMİŞTİ
Pentagon, Suriye'de terör örgütü PYD/PKK'nın paravanı SDG'ye kurdurmayı planladıkları "Sınır Güvenliği Gücü"nün "yeni bir ordu" veya "konvansiyonel sınır muhafız gücü" olmadığını iddia etmişti.
Pentagon açıklamasında, "ABD, Suriye'de yerel güvenlik güçlerini eğitmeye devam ediyor. Eğitim, toplumları yıkıma uğramış mültecilerin evlerine dönmeleri için güvenliği artırmak üzere tasarlanmıştır. DEAŞ'ın aynı zamanda yönetimsiz ve kurtarılmış olan yerlerde tekrar ortaya çıkmaması için gereklidir. Bu yeni bir 'ordu' veya 'konvansiyonel sınır muhafız gücü' değildir." ifadelerini kullanmıştı.
DIŞİŞLERİ BAKANI "TÜRKİYE'YE BORCUMUZ VAR" DEMİŞTİ
Dışişleri Bakanı Tillerson "Suriye'nin kuzeyinde sınır koruma birlikleri kurulacağı" haberlerine ilişkin, "Türkiye'ye bir açıklama borcumuz var. Bu, tamamen yanlış resmedilmiş ve yanlış tanımlanmış bir durum ve bazı kişiler yanlış konuşmuş. Herhangi bir sınır güvenlik gücü kurmuyoruz." yorumunu yapmştı.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Fransa'ya Ne Oluyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ
Terör kuruluşlarına hamaset yapan, onları korumak için Mümbiçten çıkmayan Amerika ve SDG'e adına bizimle ortak bir çözüm masası oluşturmaya kalkan Macron'un Fransa'sı ne yaptığını, ne ile uğraştığını SDG'nin yanında durmanın ne demek olduğunu farkında değiller.
Amerikan Conileri yıllardır çöreklendiği Ortadoğu bölgesinden yıllarca çıkmamış o bölgeye çöreklenmişlerdir. Bu Amerika'nın askeri olanlar onunla beraber hareket ediyorlar, kendilerini dev aynasında görerek aynı zamanda kendilerini Amerika'nın emir eri olarak görenler onların koruması altına girmeyi kabul ediyorlardı. Böylece yepyeni bir Ortadoğu doğuyordu Amerika'nın kontrolünde yeni bir Ortadoğu…
Macron gibi bir devlet adamının SDG ile Türkiye arasında arabuluculuk teklif eden bu garip kılıklı gariban adamın ilginç açıklaması ile çalkalanan dünyada Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hak ettiği cevabı aldı: "Türkiye ile SDG arasında arabulucu olabiliriz lafı, doğruysa, bunu söyleyen kişinin haddini ve boyunu çok aşan bir beyandır."
Sincar Kandil'in alternatifi, kopyasıdır. İkinci Kandildir. SDG dediğiniz Demokratik Güçlerin bir terör örgütünün aynısıdır sadece adı biraz kibar tutulmuştur. Sanki Türkiye terör örgütüyle masaya oturmak gibi bir sorunu mu var ki terör örgütüyle masaya mı oturacaktı. Türkiye teröristlerle bir olamazdı. Peki Fransa bu durumu nasıl oluyor da masaya taşımaya kalkıyordu?  Ondan böyle bir masa kurmasını kim istemişti?
YPG'liler gibi eli kanlı, ahlaksız, en şerefsiz bir örgütle, centilmenlikle nam salmış Fransa nasıl oluyor da böyle bir kahpelikte bulunuyordu. Nasıl bir kahpeliktir ki terör örgütüyle koskoca Türk Devleti arasında bir bağlantı kuruyorsunuz, bu durum hangi akla hizmet bir durumdur?
Türkiye geçmişteki tarihine bakarak dosdoğru davranmalıdır. Bunun için Fransa'nın kayıt dışı hareketlerine takılmamalıdır. Avrupalı olsa da karşısında konuşan devlet kahpeliğin oyun oynadığı bir Fransa'nın dedikleri asla kabul edilemez. Zaten Fransa da bu işleri Coniyle yani Amerika'yla birlikte yapmaktadır. Bu yeni bir Haçlı ittifakıdır. Onun için her kes akıllı olmalıdır. Hıristiyan dünyasıyla hareket edenler şaşırmışlardır.
Macron Fransa'yı bu işin içine sokmuştur. Ancak bu durum Fransa'yla gerçekleşmiş ve yürümektedir. Anlaşılan odur ki bu işin içine İngiltere de karışacaktır. Bu kaçınılmaz sonu hep birlikte göreceğiz.
Türkiye'yi tanımayanlar, küçük gören Avrupalı devletler bu işin bu kadar kolay olmadığını görmüşlerdir. Biz Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında bize karşı kurmuş oldukları çağdaş Haçlı Organizasyonundan, Allah'ın inayetiyle anlımızın akıyla kurtulmuş olan bir milletiz.
Şunu bilsinler ki bizim savaşlarımız her zaman kurtuluş içindir. Şimdi de terörden kurtuluş için böyle bir işe kalkıştık sonunu da biz getirmeliyiz… Yani bize karşı kurulan ittifakları yerle bir edip terörü isteyenleri o topraklara gömmeliyiz. İçimizdeki işbirlikçiler bilmelidir ki düşmanların yaşam hakkı yoktur, olmayacaktır.
Sağlıcakla kalın!

13 Şubat 2018 Salı

Pentagon'dan YPG kararı!

Pentagon, 2019 bütçesinde, SDG adını kullanan PYD/PKK'ya eğit-donat için 300, örgüte kurdurulan sınır güvenlik gücü için de 250 milyon dolar olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 2019 yılı için hazırlanan bütçe tasarısında DEAŞ ile mücadele kapsamında, SDG ismini kullanan PYD/PKK'ya eğit-donat için 300 milyon, “DEAŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” için de 250 milyon dolar olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı.
Pentagon, 2019 mali yılı savunma bütçesi tasarısını açıkladı.
PYD/PKK'YA 550 MİLYON DOLAR
AA muhabirinin Pentagon’dan edindiği genel bütçe tasarı belgesinde ABD, 2018 mali yılında toplam 1,8 milyar dolar ayırdığı "DEAŞ karşıtı operasyonlar kapsamında Irak ve Suriye’de eğit-donat programına" 2019 mali yılı için 1.4 milyar talep etti.
Pentagon, 2018 mali yılı bütçesinde SDG ismini kullanan terör örgütü PYD/PKK’nın da aralarında bulunduğu ABD’nin Suriye’deki ortaklarına 500 milyon dolar ayırmışken, bu rakam 2019 mali yılı için 550 milyon dolara çıkarıldı. Irak’ta peşmerge ve Irak ordusunun eğitimi ve teçhizat yardımı için ise 850 milyon dolar ayrıldı.
PKK ORDUSUNA FON AYRILIYOR
ABD öncülüğündeki koalisyonun önce 30 bin kişiden oluşacak sınır güvenlik gücü olarak açıkladığı, ancak daha sonra "iç güvenlik ve istikrar gücü" olarak nitelendirdiği SDG kamuflajı altındaki PYD/PKK ordusu için de fon ayrılmış olması dikkat çekti.
Belgede Suriye için 300 milyon doların yanı sıra “DEAŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” için de 250 milyon dolar ayrıldığı ifade edildi.
TOPLAM BÜTÇEDE 80 MİLYAR DOLAR ARTIŞ
2018 mali yılı için Pentagon tarafından hazırlanan ilk tasarıda toplam bütçe 606 milyar dolar talep edilmişkenken, 2019 mali yılı için talep edilen rakam 80 milyar dolar artırılarak 686 milyar dolara çıkarıldı.
Kongre’nin Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası başlığı ile nihai tashihatlar yaptığı 2018 mali yılı savunma bütçesinin toplamda 692 milyar dolara çıkarıldığı göz önüne alındığında 2019 savunma bütçesinin 800 milyar dolara yaklaşacağı ifade ediliyor.
SAVAŞ FONUNDA 23 MİLYAR DOLAR ARTIŞ
ABD’de savaş fonu olarak da bilinen Savunma Bütçesinde Muhtemel Dış Operasyonlar Fonu için 2018 mali yılı için 65,8 milyar dolar ayrılmışken, 2019 mali yılı için talep edilen rakam 23.2 milyar dolar artırılarak 89 milyar dolara çıkarıldı.

1 Şubat 2018 Perşembe

ABD'li komutan Votel, YPG’ye destek vereceklerini açıkladı.

Merkez Kuvvetler Komutanlığı () Komutanı General Joseph Votel, ve 'a ziyaretinin ardından bölgeden bir grup gazetecinin sorularını telekonferansla yanıtladı.
General Votel, konuşmasına 'den hayli tepki çekecek bir açıklamayla başladı; aralarında 'nın Suriye kolu 'nin de yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri'nden () ölenleri andı. Votel, ölen SDG'lilerle ilgili şu ifadeleri kullandı:
"'la mücadelede ortaklarımızın gösterdiği inanılmaz fedakârlığın altını çizmeliyiz. Irak ordusundan ve SDG'den binlerce kişi önemli şehirleri özgürleştirirken ya öldü ya yaralandı. Birkaç gün önce 'daydım ve şiddetin boyutunu ilk elden gördüm. Bu çabanın çoğunu sahadaki ortaklarımız gösterdi ve kanlarını döktü. Hepimiz, küresel toplum onlara minnettar olmalı."
Votel'e Türkiye'nin Afrin'deki operasyonuna rağmen Suriye'de YPG'yle işbirliğinin sürüp sürmeyeceği soruldu. Votel, çok net bir şekilde "Evet" yanıtını verdi: "Onlar DEAŞ'la mücadeleyi sürdürdükçe ve bölgede istikrarı sağladıkça biz de onlara desteğe devam edeceğiz. Bu hükümetimizin politikası. Türkiye'nin sınırıyla ilgili haklı endişelerini anlıyoruz. Türkiye'yle bu konuda birlikte çalışmak bizim için önemli. Türkiye DEAŞ'la mücadelede çok önemli bir ortağımız oldu ve tabii ki müttefikimiz. DEAŞ'ın kalıcı olarak yenilmesi de bir diğer önemli amacımız. Bunu yapmak için sahadaki ortağımızsa SDG. Kanımızca DEAŞ'a karşı şimdiye kadarki en etkili güç onlar oldu."
Votel, geçtiğimiz günlerde Menbiç'teki ABD askerlerini çekmeyeceklerini açıklamıştı. CENTCOM Komutanı'na "Türk askerleriyle karşı karşıya kalırsanız ne olur?" sorusu da yöneltildi. Votel, bu soruyu: "Böyle bir çatışmanın olmaması için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Rutin olarak, her gün Türk partnerlerimizle iletişim kuruyoruz, bilgi veriyoruz" şeklinde yanıtladı.
Habertürk

18 Aralık 2017 Pazartesi

Türkiye Afrin'e giriyor

Korku dağları sardı! Ölüm kalım savaşı olacak
Türkiye, Afrin’e yönelik operasyon için gün sayarken, örgüt yönetimi teröristleri motive etmeye çalışıyor.
ABD’nin YPG’ye silah sevkiyatı sürerken, TSK da harekât için hazırlıklarında son aşamaya geldi. Operasyon yapılması planlanan noktaları belirleyecek keşif gücünün geçişi için Afrin sınırındaki 10 noktada beton bloklar kaldırıldı.
Fırat Kalkanı Harekatı’yla terör örgütü DEAŞ’ı tehdit unsuru olmaktan çıkaran Türkiye, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’nin silahlı gücüYPG’nin elinde bulundurduğu Afrin’e yönelik operasyon için gün sayıyor. Ocak ayında yapılması planlanan harekât için son hazırlıklar tamamlanıyor.
Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre, İdlib’e konuşlanan TSK unsurlarının güneyden çevirdiği, Fırat Kalkanı alanında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerinin gözetiminde olan Afrin bölgesinde hedef alınacak noktaların belirlenmesine başlandı. Bu kapsamda Türkiye’nin Afrin sınırında 10 norkada beton bloklar keşif gücünün geçişi için kaldırıldı. Bölgeye TSK unsurlarının giriş yaptığı belirtildi. ABD Başkanı Donald Trump’ın “YPG’ye silah vermeyeceğiz” açıklaması ve DEAŞ’ın bölgede temizlenmiş olmasına rağmen Afrin’deki YPG unsurlarına ağır silah sevkiyatının devam etmesinin operasyon hazırlıklarını hızlandırdığı belirtiliyor.
3 NOKTADAN GİRECEK
TSK’nın üç noktadan; Fırat Kalkanı, Türkiye sınırı ve İdlib bölgesinden Afrin’e girecek şekilde planlamalar yaptığı kaydedildi. Bu kapsamda kesin sonuç alacak harekattan önce Afrin’den gelecek taciz ateşlerine bölgedeki terör unsurlarını ve mevzilerini etkisiz hale getirecek şekilde karşılık verileceği öğrenildi.
'ÖLÜM KALIM SAVAŞI OACAK'
İstihbarat kaynaklarına göre ABD’nin sevkiyatlarıyla kente silah yığan YPG yönetimi ise ‘büyük savaşa hazırlık’ propagandasıyla teröristleri motive ediyor. Türkiye’nin operasyonunun örgüt için ‘ölüm kalım savaşı’ olacağı anlatılıyor.
Sınırımızda büyük tehlike!
ABD'nin terör örgütü PYD'ye verdiği 100 milyon $’lık üniforma, ABD'nin bölgeye gerçekleştirmek istediği planı ortaya koyuyor.
ABD’nin 2018’de terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye 500 milyon dolarlık silah, teçhizat, araç, mühimmat ve ekipman vereceğini ortaya çıkmasının ardından Pentagon’un Suriye bütçesinin detayları tartışılmaya devam ediyor. Uluslararası terörizmle mücadele uzmanı emekli albay ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı Erol Başaran Bural, 2017’ye göre 8 kat artan silah yardımının en önemli detaylarından birinin 100 milyon dolarlık üniforma ve kişisel teçhizat yardımı olduğunu belirtiyor.
100 MİLYON $’LIK ÜNİFORMA
Bural, “ABD askeri mevzuatına göre standart kıyafet paketi içerisinde; üniforma, bot, parka, sırt çantası, yağmurluk ve iç çamaşırı gibi arazide personelin giyeceği birçok kıyafet bulunuyor. Kişisel teçhizatlar içerisinde ise arazide üzerinde yatılacak mat, uyku tulumu, kompozit başlık, balistik koruyucu yelek ve koruyucu gözlük gibi malzemeler yer alıyor” dedi
Bural ana omurgasını YPG terör örgütünün oluşturduğu SDG’ye (Suriye Demokratik Güçleri) verilen teçhizatın örgüte değişik kabiliyetler kazandırdığını vurguluyor: SDG’ye personelin çatışmada başını koruyacak kompozit başlık ve vücudunu koruyacak balistik koruyucu yelek verilmiş ise; PKK/PYD’ye yeni bir imkân ve kabiliyet kazandırılmış demektir. 100 milyon dolar harcanacak 25 bin tek tip kıyafet sayesinde PKK/PYD sözde bir ‘ordu’ görünümüne kavuşacak. Silahların yanında tek tip üniforma önemsenmese de ABD tarafından PKK/PYD’ye yardımların ‘kapalı mesajı’ olarak değerlendirilmelidir. ABD tarafından Suriye kuzeyinde sözde bir Kürt ordusu yaratıldığı açıkça görülüyor.
10 TUGAY, 3 KOLORDU
Bural, SDG’nin silahlı gücünü şöyle değerlendiriyor: Pentagon’un 2018 bütçesinde 30 bin, 2017 bütçesinde ise 40 bin SDG mensubunun eğitildiği ve silahlandırıldığı belirtiliyor. Resmi olarak açıklanan sayıları ve bunların en düşük olanlarını değerlendirdiğimizde; PKK/PYD’nin yaklaşık 35 bin civarında silahlı bir gücü olduğu düşünülse Türkiye için büyük güvenlik tehdidi ortaya çıkıyor. Standart bir ordunun ‘tugay’ seviyesindeki gücü yaklaşık 3 bin-3 bin 500 kişiden oluşur. Yani yaklaşık 10 tugay kadar bir güç resmi olarak eğitilip donatılmış. Bu da yine yaklaşık 3 kolordu büyüklüğüne eşit gelir ki bu bile oldukça büyük bir rakam.
12 BİN KALAŞNİKOF
Emekli albay Bural, terör örgütüne yapılan silah yardımının ne kadar büyük olduğunu şöyle anlatıyor: ABD terör örgütüne 2018’de 12 bin AK47 kalaşnikof, 1.000 AT-4 ya da SPG-9 anti-tank füzesi, 5 bin 500 el bombası ve çeşitli çapta 235 havan verilecek. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2017’de (01 Ocak-11 Aralık) ele geçirilen toplam silah miktarı 3 bin 135. Ele geçirilen AT-4 tanksavar füzelerinin miktarı ise 21. Yakalanan el bombası sayısı 3 bin 302. Muhtelif çaplarda 21 adet havan da güvenlik güçlerimiz tarafından ele geçirildi. Bu rakamlara bakarak bile yapılan silah yardımının ne kadar büyük olduğunu anlamak mümkün.
EN CİDDİ TEHLİKE EĞİTİM

Erol Başaran Bural, örgüte verilen askeri eğitime dikkat çekiyor: ABD ile birlikte diğer batılı ülkelerin Özel Kuvvetleri’nce verilen eğitim ile hareket kabiliyeti yüksek, yerleşim birimlerinde savaşabilen, mayın ve el yapımı patlayıcı tehditlerine karşı koyabilen, zırhlı birliklere karşı anti tank silahlarını etkin kullanabilen, düşman gerisine sızarak lojistik ve komuta merkezlerini hedef alabilen birlikler yetiştiriliyor. İki hafta sürdüğü bilinen bu eğitimlerin öncesinde PKK/PYD tarafından eğitime katılanlara terör örgütünün klasik ideolojik eğitimi ile silah kullanma teknik ve taktikleri, çatışmada uygulanacak hareket tarzları, ilk yardım ve yaralılara tıbbi müdahale, keşif ve gözetleme konularında temel askeri eğitim verildiği biliniyor. ABD silahları geri alsa bile, verilen özel kuvvetler eğitimi geri alınabilir mi? ‘En etkin silah, eğitilmiş insandır’ prensibine göre verilen eğitimler sayesinde PKK/PYD’ye kazandırılan imkân ve kabiliyetler Türkiye için daha büyük bir ulusal güvenlik tehdidini içeriyor. Eğitim almamış ve etkin olarak kullanacak adam olmadığı sürece en teknolojik silahlar bile anlamsız kalır.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html