BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
PKK/YPG sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
PKK/YPG sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

30 Ocak 2018 Salı

ABD'den çok konuşulacak PKK/PYD raporu!

ABD'li Ortadoğu analistleri Andrew Self ve Jared Ferris tarafından kaleme alınan makalede, terör örgütü PKK ile PYD arasındaki bağ, çatışmalarda ölen teröristlere ait veriler üzerinden belgelerle ortaya konuldu.

ABD'li analistler, "Çatışma kaybı verileri HPG, PJAK ve YPG'nin silahlı unsurları arasında, emir ve komuta birliği olmadan elde edilemeyecek yüksek düzeyde bir askeri koordinasyon var" tespitine yer verdikleri makalede, "PJAK ve PYD sadece bir bağlı unsur ya da yan örgüt değil, aynı zamanda PKK'nın ayrılmaz birer parçasıdır" vurgusu yaptı.
''ÖLÜ İNSANLAR YALAN SÖYLEMEZ''
Türkiye ve Ortadoğu üzerine çalışmaları bulunan Andrew Self ile Suriye ve devlet dışı aktörler konusunda çalışmalar yapan Jared Ferris, "Ölü İnsanlar Yalan Söylemez: PKK'nın Bölgesel Kılıf Oyununu Açığa Çıkarmak İçin Ölü Dataları Kullanmak" başlığıyla kaleme aldıkları makalede, PKK'nın PYD ile ilişkisini verilerden yola çıkarak, gözler önüne serdi.
TERÖRİST TRANSFERİNİ BELGELER NİTELİKTE
PKK ve kendisine bağlı unsurlar arasındaki ilişkileri ve tarafların örgütsel düzeylerde zaman içerisinde nasıl etkileşime girdiğini inceleyen ABD'li analistler, PKK, PJAK ya da YPG'li 2 bin 500'den fazla teröristin ölüm verisini kullandı.
Çatışmada öldürülen teröristlere ait veriler başta olmak üzere ABD Hazine Bakanlığının PJAK analizi, Uluslararası Kriz Grubu'nun YPG raporu, üst düzey Türk askeri yetkililerle görüşmeler, Kandil'e giden gazeteciler ve araştırmacıların saha gözlemleri ve raporlarından faydalanılarak kaleme alınan makale, örgütler arasındaki terörist transferini de belgeler nitelikte.
BİRBİRİNDEN FARKLI DEĞİLLER
PKK ile bölgedeki bağlı unsurları arasında karşılıklı olarak destekleyici bir ilişki olduğuna dair kanıtlar sunan makale, tüm bu örgütlerin birbirinden farklı olduğuna dair iddiaların doğruluğunu da tartışmaya açıyor.
2 BİN MİLTANI SURİYE'YE GÖNDERDİLER
PKK, PYD ve PJAK'ın Suriye'deki iç savaşın başlamasına verdiği tepkinin bu örgütlerin Kandil'den yönetildiğine ve PKK ile aralarında stratejik bir fark olmadığına dair en kuvvetli kanıtı sunduğuna yer verilen makalede, şu ifadeler kullanıldı:
"2011 yılının Mart ayında Suriye'de protestoların başlamasından hemen sonra nisan ayında Suriye'ye dönen Salih Müslim, siyasi ve askeri faaliyetlere hemen başlamıştır. Birçok kaynak, PKK'nın bu esnada PYD'nin silahlı kanadı YPG'nin kuruluşuna destek vermek üzere bin hatta iki bin militanını Suriye'ye gönderdiği konusunda hemfikirdir.
DERİK, YPG'DEN ÖNCE PKK'NIN KURUCU ÜYESİYDİ
YPG'nin kurucu komutanı Khebat Derik de bu militanlar arasında yer almıştır. Kendisi YPG'den önce PKK'nın kurucu üyesi ve kıdemli bir komutanı olarak bilinmektedir.
PYD İNKAR ETSE DE GERÇEK ORTADA
PYD her ne kadar PKK militanlarının Suriye'ye gönderildiğini inkar etse de çatışmada ölüm verilerindeki iki gösterge, bir grup PKK'lının Suriye'ye gönderildiğini doğrulamaktadır."
RAKAMLAR HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR
Makalede, PJAK'ın kuruluşunda olduğu gibi HPG kayıplarındaki Suriyelilerin oranının 2010'da yüzde 14'ten 2011'de yüzde 9'a gerileyerek son 10 yılın en büyük düşüşünü sergilemiş ve iç savaş öncesi ortalama oran olan yüzde 16'dan, 2011'den 2015'e yüzde 9'a kadar düşmek suretiyle neredeyse yarı yarıya azaldığı ifade edilerek, şu görüşlere yer verildi:
"Aynı zamanda PJAK, İran cephesinde ateşkes çağrısında bulunmasının ardından HPG kayıpları arasında İranlıların oranı yüzde 4 artmış ve 2011'den 2015'e kadar ölen İranlıların sayısı neredeyse 2001-2010 arasındaki toplama ulaşmıştır. Bu rakamlar, PKK'nın YPG'nin çekirdek kadrosunu oluşturmak maksadıyla Suriyeli militanları Suriye'ye gönderdiği iddialarını desteklemektedir.
KAYIPLARI 'HPG' OLARAK DUYURDULAR
Suriye cephesinde terörist ihtiyacı hisseden PKK, PJAK'ın kuruluşundaki modeli takip ederek, çoğunlukla Suriyelilerden oluşan bir çekirdek kadroyu YPG birliklerini desteklemek üzere Suriye'ye yollamıştır.
Bu esnada, Türkiye cephesinde artan askeri baskıyla karşılaşan PKK, YRK bünyesindeki birimlerini HPG saflarına çekmiş ve kayıpları HPG kayıpları olarak duyurmuştur. Bu istatistiksel yükselişin Suriyelilerin azalmasıyla mı yoksa İranlıların artmasıyla mı alakalı olduğu konusunda belirsizliğe rağmen iki faktörün de etkili olduğu düşünülmektedir."
PKK İLE BAĞLANTILARINI ÖRTMEK İÇİN ELLERİNDEN GELENİ YAPIYORLAR
Makalede, Uluslararası Kriz Grubunun Kandil'deki PKK sözde lider kadrosunun YPG üzerinde sözünün geçtiği ve YPG'nin kendi kıdemli kadrosunun "Kandil'de eğitim görmüş, Türkiye'de çatışmış ve hatta Türkçe konuşan Suriye vatandaşı PKK'lı teröristlerden oluştuğu" tespiti paylaşılarak, "PYD ve YPG, PKK ile olan bağlantılarını örtmek üzere elinden geleni yapmaktadır. Bunun sebeplerinden birincisi, kendilerine olan uluslararası ve bölgesel desteği devam ettirmek; ikincisi ise Suriyeli kimliğini benimseyerek tabanlarını PKK destekçilerinin ötesinde de genişletebilmektir. PKK'nın adı 1990'larda kirlendiği için PYD kendini hakiki bir Suriyeli Kürt partisi olarak sunmak istemektedir." bilgisine yer verildi.
HİÇ BİR ÇATIŞMA KAYBI DUYURUNDA BULUNULMADI
DEAŞ'ın Ayn el-Arap bölgesine yönelmesinin ardından PKK'nın 2014'ün Eylül ayında açıkça bu bölgede YPG'yi desteklemek üzere Kandil'den 400 terörist gönderdiğinin vurgulandığı makalede, şunlar kaydedildi:
"Bunun yanı sıra YPG'nin çağrısı üzerine onlarca Türkiye vatandaşı Kürt'ün de sınırı geçip Ayn el-Arap'a gittiği tahmin edilmektedir. PKK'nın Ayn el-Arap'a yüzlerce mensubunu göndermesine rağmen, HPG Ayn el-Arap'ta gerçekleşen hiçbir çatışma kaybı duyurusunda bulunmamıştır. Bunun yerine Ayn el-Arap'taki kayıpların duyurusu YPG tarafından yapılmıştır. Dahası, PKK Suriye'ye eylülden önce militan göndermediğini açıklamakla birlikte Suriyeli olmayan çatışma kayıplarının yaklaşık yüzde 20'si temmuz ve ağustos aylarında gerçekleşmiştir. Bu durum, PYD'nin inkarına rağmen Suriye kökenli olmayan PKK militanlarının Ayn el-Arap kuşatmasından önce de bölgede bulunduğunu göstermektedir. Görüleceği üzere, bu olayda da PKK, bilinçli bir şekilde Türkiye dışındaki faaliyetlerini ve PYD-YPG ile yapısal bağlantısını karartmaya çalışmaktadır."
PKK'LI TERÖRİSTİ KANDİL'DEKİLER SURİYE'YE GÖNDERDİ
Terörist Arzu Adıgüzel vakasının PKK'nın Suriye'deki müdahalesini ve bunu gizleme girişimlerini gözler önüne serdiğine yer verilen makalede, şu ifadeler kullanıldı:
"Yivan Amed kod adlı Adıgüzel, Diyarbakır'da doğmuş bir YPG mensubudur. 14 Ağustos 2014'te Adıgüzel'in ölümü YPG tarafından duyurulmuştur. YPG'nin duyurusuna göre, Adıgüzel 17 Şubat 2011'de, yani PYD'nin Suriye'ye dönüp YPG birliklerini kurmasından birkaç ay önce Diyarbakır'da YPG saflarına katılmıştır. Diyarbakır'daki yerel medya, Adıgüzel'in hikayesiyle birlikte resimlerine de yer vermiştir. Adıgüzel bu resimlerde YPG/YPJ üniforması ve flamasıyla değil HPG flaması, üniforması ve Öcalan posteriyle birlikte poz vermektedir. Ayrıca kendisi Türkiye'de, YPG'nin katılım ofisleri olmadığı halde ve hatta YPG'nin kuruluşundan dahi önce örgüte katılan yegane örgüt mensubu değildir.
Esasında, YPG'nin çatışma kaybı duyurularına göre biri 1994'te ve biri de 1995'te olmak üzere, yani kuruluşundan yıllar önce dahi örgüte katılmış Suriyeli YPG mensupları mevcuttur. Suriyeli ya da Türkiyeli Kürtlerin PYD'nin Suriye'ye dönüşünden önce YPG'ye katılması gibi bir şeyin söz konusu olması hayli imkan dışıdır, zira ortada katılacak bir YPG mevcut değildir. En muhtemel senaryo, Adıgüzel'in HPG'ye katılması ve Kandil'deki lider kadro tarafından YPG saflarında çatışmak üzere Suriye'ye gönderilmesidir. Bu bakımdan, PYD ve YPG'nin PKK'dan özerklik iddiaları çelişkiye düşmektedir."
''YAN ÖRGÜT DEĞİL PKK'NIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR''
Makalenin sonuç bölümünde, geçmişine bakıldığında PKK'nın bölgede kendine bağlı unsurlar kurmasının sır olmadığı vurgulanarak, şu görüşler ve tespitlere yer verildi:
"PKK'nın kardeş yapılanmalarındaki mensuplarını, Türkiye ile mücadelesi bağlamında HPG saflarına geri getirmesi gözden kaçan önemli bir husustur. Bu bağlamda, son dönemde YPG'nin sayı ve kabiliyetlerindeki artış, 2012'deki ateşkesle birlikte Türkiye'nin askeri baskısından azade bir şekilde Suriye'ye yönelen PKK'nın, YPG ile birlikte güçleneceği ve tekrar Türkiye'ye saldıracağı yönündeki endişelere haklılık kazandırmaktadır. Çatışma kaybı verileri HPG, PJAK ve YPG'nin silahlı unsurları arasında emir ve komuta birliği olmadan elde edilemeyecek yüksek düzeyde bir askeri koordinasyonun var olduğunu göstermektedir. PJAK ve PYD sadece bir bağlı unsur ya da yan örgüt değil, aynı zamanda PKK’nın ayrılmaz birer parçasıdır.
''AMERİKA TEHLİKELİ BİR AKTÖRLE İŞBİRLİĞİ KURMUŞTUR''
Çatışma kaybı verileri, PKK'nın stratejik ve operasyonel yekpareliğini korurken isim değişiklikleri yoluyla bir 'bul karayı al parayı' peşinde olduğunu açığa çıkarmaktadır. Amerika, DEAŞ ve Esad rejimi ile mücadelesinde çaresiz bir şekilde stratejik ortak ararken tehlikeli bir aktörle işbirliği kurmuştur. ABD, PJAK'ı PKK kontrolü altında bir örgüt olarak tanıyıp yaptırımlara tabi tutarken, ayrı bir örgüt olarak gördüğü PYD'ye askeri destek sağlamaktadır. Amerika'nın PYD'nin gerçek karakterinden ne kadar haberdar olduğu ya da isim değişikliklerinin getirdiği anlam karmaşasını benimsemeye nereye kadar razı olacağı belirsizliğini korumaktadır.
''HER ŞEY ORTADA, TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLİYOR''
PKK'nın Suriye'ye çok yakından müdahil olduğu açık seçik ortadadır. PKK ile işbirliği yapmak için verilen stratejik kararın ABD'nin yararına olup olmadığı politika yapıcıların takdirindedir ve bu makalenin kapsamı dışındadır. Ancak bununla birlikte, ABD'nin farkında olması gereken gerçek şudur ki eğer Suriye'de PYD ile askeri alanda işbirliği yapmaya devam edecekse, uzun süredir terör örgütü listesinde yer alan bir örgütü, yani PKK'yı desteklediğinin bilincinde olması gerektiğidir."

17 Mart 2018 Cumartesi

YPG saflarındaki yabancı teröristler


Tamer Ashraf
Dünyanın birçok ülkesinden gelerek Suriye’deki savaşa katılan yabancı savaşçılar önemli sorunlara sebep oldular. Terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye de dünyanın birçok ülkesinden farklı motivasyonlarla yabancı teröristler katıldı.
Dünyanın birçok ülkesinden gelip Suriye’deki savaşa katılan yabancı savaşçılar önemli sorunlara sebep oldular. Terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ye de dünyanın birçok ülkesinden farklı motivasyonlarla yabancı teröristler katıldı. Bunları Kürt asıllı PKK sempatizanları veya PKK üyeleri, Türkiye’deki MLKP gibi örgütlere bağlı komünistler, Batı’dan gelen eski askerler, Batılı radikal solcular, maceracılar, savaş turistleri, psikopatlar ve suçlular diye sınıflandırmak mümkün.

YPG’ye katılan yabancı teröristlerin büyük çoğunluğu Suriye dışında yaşayan Kürt asıllılardan oluşuyor. Irak, İran, Türkiye, Almanya, Hollanda, Belçika ve diğer Avrupa ülkesi vatandaşı olan birçok Kürt asıllı PKK sempatizanı YPG’ye katıldı. YPG’nin yönetim kadrosunun büyük çoğunluğunu PKK kadroları oluşturduğu için, YPG’yi Kandil’de terör eğitimi almış Türkiye vatandaşı PKK’lılar yönetmektedir. YPG’nin, PKK’nın Suriye kolu olduğunu ortaya koyan en önemli verilerden birisi de YPG saflarındaki terör listesinde kayıtlı Türkiye vatandaşı PKK’lı teröristler. Diğer yandan Irak ve İran’dan YPG’ye katılan Kürt asıllı yabancı teröristler de var.

Yabancı teröristlerin profili

Avrupa ülkelerinden YPG’ye katılan Kürt asıllı yabancı teröristlerin büyük çoğunluğunun, Avrupa’da resmi izinle faaliyet yürüten PKK yanlısı STK’larla iletişim halinde olduğu biliniyor. Örneğin Almanya’da PKK ile ilişkileri ispatlanmasına rağmen faaliyet gösteren NAV-DEM gibi STK’lar sadece PKK adına propaganda amaçlı gösteriler düzenlemiyor, aynı zamanda PKK adına para topluyor ve Kürt asıllı gençleri radikalleştirerek PKK kadrolarına katılmalarını sağlıyor. Nitekim Alman istihbarat birimleri de PKK yanlısı STK’ların bu yöndeki faaliyetlerini raporladı. YPG’ye Batılı ülkelerden katılan Kürt asıllı yabancı teröristlerin çoğunluğunun Almanya’dan geldiği söyleniyor.
YPG’ye katılan yabancı savaşçıların diğer büyük bölümü ise yine Türkiye’den geliyor. MLKP gibi radikal sol terör örgütleri üzerinden YPG’ye katılan, terör listesinde kayıtlı birçok Türk vatandaşı var. MLKP’nin YPG bölgelerinde ofisleri ve eğitim kampları bulunuyor. Ayrıca YPG’ye bağlı kendilerine özgü askeri yapılanmaları faaliyet gösteriyor. Örneğin, Zeytin Dalı harekatı esnasında MLKP adına Afrin’de bulunan teröristlerin öldürüldüğü YPG kaynakları tarafından doğrulandı.
Batılı ülkelerden gelenlerin yanı sıra Asya ülkelerden gelen yabancı teröristler de YPG saflarında yer alıyor. Fakat Batılı ülkelerden gelen teröristlerin sayısı Asya’dan gelen yabancılardan çok daha fazla. YPG’ye katılan Batılı yabancı teröristlerin sınıflandırmasını yapmak mümkün.
YPG’ye katılan yabancı teröristlerin profilleri zaman içerisinde değişti. İlk yabancı terörist akımı 2014 senesinde Ayn el Arab (Kobani) çatışmaları sonrasında yaşandı. YPG’ye 2014 ve 2015 yılları arasında katılan yabancı teröristler, motivasyonlarını “DEAŞ ile mücadele” olarak açıklıyordu. YPG’ye katılanların çoğunluğu askeri eğitim almış eski askerlerden oluşuyordu. ABD ordusunda Irak’ta görev almış ve ABD’nin yarım bıraktığı işi tamamlamaya gelenler veya askeri eğitim almış ve bilgi birikimlerini YPG’ye DEAŞ ile mücadele kapsamında aktarmak bahanesiyle gelenler var.
ABD bu zaman zarfında YPG’ye hava desteği ve lojistik destek sağlıyordu ve silah sevkiyatı gerçekleştiriyordu. Fakat ABD Özel Kuvvetleri YPG’li teröristleri eğitmek ve yönlendirmek üzere henüz Suriye sahası içinde değildi. YPG’ye katılan Batılı eski askerlerin istihbarat elemanı ve paralı asker oldukları yönünde birçok iddia var. Fakat bu iddiaların hiçbirinin doğruluğunu tescillemek mümkün değil. Lakin YPG saflarında savaşarak ölen yabancı teröristlerin arasında eski askerlerin daha az görülüyor olması, daha çok cephe arkasında YPG’li teröristleri eğittikleri ve sıcak çatışmalara girmediklerini gösteriyor.

Özellikle 2016’dan sonra YPG’ye katılanların genel profili eski askerlerden radikal solculara doğru evrildi ve katılımlar sayısal anlamda arttı. “DEAŞ ile mücadele” geriye düşerken “Demokratik konfederalizm” projesi ön plana çıktı. Demokratik konfederalizm Marksist-Leninist siyaset içerisinde radikal bir yaklaşım olarak görülürken, Batılı üniversitelerde dahi, YPG’nin Suriye’nin kuzeyindeki “devletçiği”, radikal sol örgütler için adeta gelişmekte olan ütopya haline geldi. Bunun en çarpıcı örneği, Rahila Gupta tarafından kaleme alınan ve 12 Şubat tarihinde CNN’nin web sayfasında yayınlan “Dünyanın en ileri demokrasisi doğuyor; yok olmasına izin vermeyin” başlıklı yazıydı. Yönetim kadrosundaki karar vericilerin tamamının erkek olmasına rağmen, kadın hakları ve kadının özgürlüğü üzerinden etkili bir propaganda yürüten YPG’ye Batı’da sempati kazandırıldı. Fakat YPG’nin intihar saldırıları için genellikle kadınları kullanıyor olması, Batı kamuoyunda görülmek istenmeyen diğer bir gerçek.

Terör ideolojisi Batı'ya taşınıyor

YPG’ye Batı’dan katılan ve Kürt asıllı olmayan yabancı teröristlerin büyük çoğunluğu ise radikal solculardan oluşuyor. Radikal sol fikirlere sahip olmadığı halde YPG’ye katılan yabancı savaşçıların hepsi, YPG’ye katıldıktan sonra ideolojik endoktrinasyona maruz kalmış. YPG kendi saflarına katılan tüm savaşçılara askeri eğitimden çok ideolojik eğitim veriyor. Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın sözde “önderliği”, “demokratik konfederalizm” ve “gerilla” söylemleri YPG’ye katılan tüm militanlara aşılanıyor. Nitekim YPG’yi destekleyen ve eğiten ABD’li askerlerin de bu ideolojik eğitimler esnasında orada bulunduğu rapor edilmiş. YPG’nin ideolojik eğitimlerinin bir diğer ana başlığı ise Türkiye. YPG’ye katılan tüm teröristler Türkiye düşmanı olarak eğitiliyor.
Kevin Jochim isimli Alman militan YPG ile Almanya’daki radikal sol örgütler aracılığıyla temasa geçmiş ve YPG’ye katılmış. Fakat YPG saflarına katılan Batılı yabancı savaşçıların büyük çoğunluğu İngilizce konuşan ülkelerden geliyor. ABD ve İngiltere, diğer tüm Batı ülkeleri arasından YPG’ye katılımda öne çıkıyor.
YPG'ye radikal sol ideolojisinden farklı gerekçelerle katılan Batılı yabancı teröristler arasında iki grup görülüyor. Birinci kategoriyi “savaş turistleri” ve maceracılar oluşturuyor. Savaşı bir macera olarak gören birçok Batılı yabancı savaşçı, YPG’nin yabancı savaşçı alımında pek bir kritere sahip olmamasından faydalanarak YPG’ye katılmış. Örneğin 2015 senesinde YPG’ye katılan Patrick Maxwell, YPG’ye katılma sebebini “Macera yaşamak için gidiyorum” diye tanımlamış. İkinci kategori ise psikopatlar ve suçlular. Kendi ülkelerinde suç işlemiş olan ve hapsedilme ihtimaliyle karşı karşıya kalanlar, YPG’ye katılmayı mahkum olmaya tercih ediyor. YPG’ye katılan psikopatlar ise işledikleri savaş suçlarıyla öne çıkıyorlar. Örneğin YPG’ye katılan Brace Belden’in anlatımına göre, “Yamyam Tim” isimli bir yabancı savaşçı, operasyon esnasında bir DEAŞ militanını RPG ile vurmuş. DEAŞ militanının cesedi adeta “pişmiş” olduğundan, cesedin bir parçasını kesip yemeye başlamış.
YPG’ye Batılı ülkelerden katılımın hukuki boyutu belirsiz olsa da, DEAŞ’a katılmakla aynı şey olmadığı kesindir. Batılı ülkelerin birçoğu YPG’yi terörist olarak tanımlamadığından, YPG’ye katılan yabancılar, yabancı terörist savaşçı kategorisinde değerlendirilmiyor. Nitekim YPG’nin Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere, Çekya, Danimarka, Fransa, İsveç, Norveç ve Rusya’da ofisleri var. Fakat hukuki açıdan YPG’ye katılan yabancı teröristlerin statüsünü değiştirecek etken, YPG’ye katılan yabancı teröristlerin TSK’ya karşı savaşması. NATO ülkesi olan Türkiye’ye karşı savaşmak, YPG terör örgütü olarak görülmese bile hukuken suçtur. Nitekim YPG’ye katılan bazı radikal solcu yabancı teröristler Afrin bölgesinde TSK’ya karşı savaşacaklarını ilan etti.
YPG’ye katılan yabancı teröristlerin sayısı net olarak bilinmiyor. YPG birçok yabancı teröristi propaganda amacıyla kullanırken, birçoğu da değişik gerekçelerle kendisini gizliyor. YPG saflarındaki yabancı teröristlerin sayısı 700 ila 1200 olarak tahmin ediliyor.
[Ömer Özkizılcik Ortadoğu Vakfı'nda araştırma asistanı olarak çalışmaktadır] 

15 Aralık 2018 Cumartesi

Frat'ın Doğusuna operasyon yapılacak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Fırat'ın doğusundaki etnik terör yapılanması

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın askeri harekat düzenleneceğini açıkladığı Fırat nehrinin doğusunda, YPG/PKK devletleşme çabasını sürdürüyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın askeri harekat düzenleneceğini açıkladığı Fırat nehrinin doğusunda, YPG/PKK devletleşme çabasını sürdürüyor. Bölgede nüfus yapısını değiştirip ülkenin en zengin enerji kaynakları, tarım alanları ve su kaynaklarını kontrolüne alan örgüt, binlerce silahlı adamıyla tehdit düzeyini artırıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, dün "Fırat'ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekatımıza birkaç gün içinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz." açıklamasının ardından dikkatler bölgeye çevrildi.
Suriye'de YPG/PKK tarafından işgal edilen Fırat nehrinin doğusundaki coğrafya, 480 kilometre boyunca Türkiye’ye sınır oluşturuyor.
Sınırın Türkiye tarafındaki hatta Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illeri yer alıyor.
Fırat'ın batısı hariç, nehrin doğusu ile Irak sınırı arasındaki hattan güneye doğru derinleşen alan 45 bin kilometre karenin üzerinde.
AA'nın harita alan ölçümlerine göre, bu alan tüm Suriye topraklarının yaklaşık üçte birine karşılık geliyor.
YPG/PKK, ekim 2014'ten bu yana Fırat'ın doğusunda ABD'nin DEAŞ'a karşı hava saldırılarıyla verdiği yoğun destek ve silah yardımlarıyla yayıldı.

Teröristler nüfus yapısını değiştirdi
Fırat nehrinin doğusundaki en büyük yerleşim alanları Halep'in Aynularab, Rakka'nın Tel Abyad ve Tabka, Haseke'nin Kamışlı, Amude ve Rasulayn ilçeleri ile Deyrizor'un kuzey kesimlerinden oluşuyor.
Bu kuşakta nüfusun yaklaşık yüzde 70'ini halen Araplar oluşturuyor.
Örgüt, nüfus yapısını zorla değiştirerek, işgal ettiği alanı devletleşme sürecinde daha kolay kontrol edebilmeyi amaçlıyor.
Teröristler, çoğunluğu Arap olmak üzere Süryani, Kürt ve Türkmen sivilleri yerlerinden çıkarırken, özellikle Rakka ve Deyrizor'da DEAŞ'la çatışmalar sonrasında yerlerine dönmek isteyenleri engelliyor.
Suriyeli Aşiretler ve Kabileler Yüksek Meclisi'nin verilerine göre, YPG/PKK bugüne kadar 1 milyon 700 bin kişiyi zorla göç ettirdi.
Suriye'nin enerji kaynakları örgütün elinde
ABD destekli YPG/PKK, DEAŞ'la mücadele adı altında Suriye'nin en zengin enerji kaynaklarını ele geçirdi.

YPG/PKK'lı teröristler, 23 Eylül 2017'de petrol zengini Deyrizor ilinin kuzeydoğu kırsalındaki en büyük doğalgaz tesisi Konoko'yu ve bir ay sonra Cafra petrol sahasını ele geçirdi. Örgüt, 22 Ekim 2017'de Suriye'nin en büyük petrol sahası El Ömer'i işgal etti.
En verimli topraklar örgütte Terör örgütü, AA'nın harita alan hesaplamalarına göre, Suriye'deki tarım arazilerinin 30 bin kilometrekareye denk gelen yüzde 60’lık kısmını kontrol ediyor.
Bu araziler, Suriye'de savaş öncesinde en fazla ürünün alındığı verimli tarım arazileri olarak biliniyor.
YPG/PKK'nın ABD desteğiyle kendi ayakları üzerinde durabilecek bir devlet kurabilmesi halinde sahip olduğu bir diğer avantaj ise tarım arazilerini sulayacak kaynaklara da hükmetmesi.

En büyük su kaynakları ve elektrik üretimi teröristlerin elinde
Örgüt, ABD'nin hava desteğiyle ilerlediği Fırat'ın doğusunda Suriye'nin en büyük üç barajını aralık 2015-haziran 2017 döneminde ele geçirdi.
Fırat nehri üzerinde, Halep’in doğusundaki Tişrin, Rakka'nın batısındaki Tabka ve Baas barajları, ülkenin elektrik ve sulama ihtiyacının büyük kısmını sağlıyor.
Suriye'nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 70'i bu 3 barajdan karşılanıyor.

DEAŞ bitti ama PKK projesi sürüyor
ABD, bugüne kadar YPG/PKK'ya desteğinin DEAŞ'ı bitirme amaçlı kısa süreli taktik bir destek olarak gerekçelendirdi.
Ancak DEAŞ'ın Irak sınırında küçük bir alana sıkıştırılıp büyük ölçüde bitirildiği aşamada, "YPG/PKK ordusu" planını uygulamaya koydu.
ABD Genelkurmay Başkanlığı, YPG/PKK işgalindeki bölgede gerekli gördükleri 35-40 bin kişilik kuvvetin yüzde 20'sinin eğitimini tamamladıklarını duyurdu.
ABD Savunma Bakanlığı da daha öncesinde YPG/PKK üzerinden sınır muhafızları oluşturacaklarını açıklamıştı.
Son olarak ABD yönetimi, Fırat'ın doğusunda kuracağı gözlem noktaları ile YPG/PKK'yı Türkiye'nin "tacizlerinden" korumayı amaçladığını paylaşmıştı.
AA'ya değerlendirmede bulunan Türk güvenlik kaynakları, ABD'nin gözlem noktalarını örgütü Türkiye'den korumak amacıyla kurmaya başladığına dikkati çekti. Kaynaklar, ABD tarafının orta vadede YPG/PKK'yı "yerel güvenlik gücü" adı altında düzenli orduya dönüştürüp bölgede kalıcı hale getirmek istediğini vurguladı.
YPG/PKK işgalindeki topraklardan Türkiye'ye terör tehdidi
Suriye'nin kuzeyini işgal eden terör örgütü YPG/PKK'nın, Türkiye'ye yönelik terör faaliyetleri son zamanlarda artarak devam ediyor. Suriye'de yaşanan iç savaşı fırsata dönüştüren ve Türkiye-Suriye sınırının 480 kilometrelik bölümünü işgal eden terör örgütü YPG/PKK, Türkiye toprakları için ciddi tehdit oluşturuyor.

YPG/PKK'lı teröristler son 3 yılda, Türkiye tarafına çok sayıda taciz ateşinde bulundu. Türkiye içinde sansasyonel eylemler gerçekleştirmek isteyen teröristlerin çabası, güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları sonucu önlendi. Hatay, Kilis, Gaziantep, Mardin, Şanlıurfa gibi sınır kentlerinden ülkeye sokulmak istenen çok miktarda patlayıcı, güvenlik güçlerince ele geçirildi. Eylem için Türkiye'ye gönderilen terörist ise Gaziantep'te yakalandı.
Eli kanlı teröristlerin Türkiye'ye sızma girişimi için Mardin sınırında kazdığı 5 tünel de güven güçlerince belirlenerek imha edildi.

Zeytin Dalı Harekatı YPG/PKK'ya darbe vurdu
Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK) Afrin'e düzenlenen Zeytin Dalı Harekatı ise terör örgütü YPG/PKK'nın Suriye'nin kuzey batısındaki varlığını son erdirdi. Harekatın başladığı ve devam ettiği tarihlerde işgalleri altındaki bölgeden Hatay ve Kilis'teki sivilleri hedef alan teröristler, ateşledikleri roket ve havanlarla 7 kişinin ölümüne, 113 kişinin yaralanmasına neden oldu.
Teröristler, harekat süresince Hatay'a 60, Kilis'e ise 34 roket ve havan toplu saldırıda bulundu.

Hatay ve Kilis'te sivillerin hayatını kaybettiği terör saldırıları şöyle:
- YPG/PKK'nın Reyhanlı ilçesine yönelik ilk saldırısında, otomobili ile seyir halinde olan 51 yaşındaki Suriyeli sığınmacı Nadir El Fares hayatını kaybetti.
- Teröristlerin 22 Ocak'ta Hatay'ın Kırıkhan ilçesine yaptığı havan saldırısında ise bölgede trafo tamiri yapan TEDAŞ işçisi Şahin Elitaş yaşamını yitirdi.
- Terör örgütü YPG/PKK üyelerince Reyhanlı ilçesi Gültepe Mahallesi'ne gerçekleştirilen roket saldırısına uykuda yakalanan 17 yaşındaki lise öğrencisi Fatma Avlar hayatını kaybetti. Ağabeyi Bilgey Avlar yaralandı. - Reyhanlı ilçesine teröristlerin gerçekleştirdiği diğer saldırılarda da 7 çocuk babası 68 yaşındaki Ahmet Şanverdi ile 8 çocuk babası Rıfat Sinirli yaşamını yitirdi. Emekli olan Sinirli'nin saldırı esnasında yoldan geçmekte olduğu öğrenildi.

Camiyi hedef aldılar
Afrin bölgesindeki terör örgütü YPG/PKK mensuplarının, Kilis'te Çalık Camisi'ne gerçekleştirdiği roketli saldırıda esnaf Muzaffer Aydemir ile Suriyeli Tahir Tabbak öldü.
Teröristlerin Hatay ve Kilis'teki sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırılarında çok sayıda ev, araç ve iş yeri de hasar gördü ve kullanılamaz hale geldi.

Karakollara taciz ateşi
Terör örgütü YPG/PKK, 2015-2017 yıllarında Hatay ve Kilis sınırlarındaki hudut karakollarına 12 saldırı düzenledi. Bu saldırılarda 2 asker şehit düştü, 1 asker de yaralandı.
Teröristler, 2017 yılı Nisan ayında Şanlıurfa'nın Akçakale-Suruç ilçeleri arasındaki bir tanka havan topu ile saldırdı. Herhangi bir kaybın yaşanmadığı saldırıya misliyle karşılık verildi.
Aynı dönemde YPG/PKK'lı teröristler Mardin'deki hudut karakollarına da 5 kez saldırıda bulundu. 3 askerin hafif şekilde yaralandığı saldırılara anında karşılık veren güvenlik güçleri, terör hedeflerini etkisiz hale getirdi.
Teröristlerin, 2018 yılının Ocak ayında, Mardin'in Nusaybin ilçesindeki hudut karakoluna iki gün üst üste açtığı taciz ateşinde herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Şehirleri kana bulayacaklardı
Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Suriye'de terör örgütü YPG/PKK'nın işgal ettiği bölgeden Türkiye'ye geçen Suriyeli 8 şüpheli 146 kilogram patlayıcı ile yakalandı. Teröristlerden biri ifadesinde, patlayıcıların bir kısmını dedektör köpeklerin bulmaması için pul biberle kaplayarak toprağa gömdüklerini itiraf etti.
Hatay'dan Gaziantep'e giden bir aracı, 8 Ağustos 2018'de şüphe üzerine durduran güvenlik güçleri, araçta 25 kilogram patlayıcı ele geçirdi. Suriye'den Hatay'a girdikleri belirlenen Suriyeli teröristlerin evinde yapılan aramada da 5 kilogram patlayıcı bulundu. Gaziantep'te geçen ay terör örgütü YPG/PKK kontrolündeki Telabyad bölgesinden Türkiye'ye geçen ve canlı bomba eğitimi aldığı belirlenen bir terörist yakalandı. Mardin'de de bir araçta yapılan aramada 247 kilo 8 gram patlayıcı ve düzenek ele geçirildi. Patlayıcıları, YPG/PKK işgalindeki Suriye topraklarından Türkiye'ye sokan teröristlerin, Türkiye'deki metropol şehirlerde eylem hazırlığında olduğu tespit edildi.
Kilis'e bağlı Bulamaçlı köyü kırsalında, terör örgütü YPG/PKK'ya ait 8 anti personel roketatar mühimmatı başlığı, 275 elektrikli fünye, 9 sevk fişeği ve 67 kalaşnikof tüfeği şarjörü bulundu.

Türkiye'ye açılan 5 tünel bulundu
2016-2018 yıllarında da teröristlerce kazılan ve Mardin'in Nusaybin ilçesinden Suriye'nin Kamışlı bölgesine açılan 35 metre ile 400 metre uzunluklarındaki 5 tünel bulundu. Tüneller, güvenlik güçlerince kapatıldı.

26 Kasım 2017 Pazar

YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı arayarak YPG'ye artık silah vermeyeceklerini açıklamıştı.

ABD DESTEĞİ OLMADAN PKK BARINAMAZ

ABD'nin “YPG’ye artık silah vermeyeceğiz” sözünün pratikte nasıl karşılık bulacağı henüz net değil ancak PKK açısından ABD’nin hava, eğitim ve ağır silah desteği olmadan yerleştiği noktalarda askeri olarak kalıcı olabilmesi mümkün değil.
Trump’ın sözünün ülkelerin bulunduğu pozisyon açısından siyasi olarak tabii ki karşılığı var ancak, Habertürk'ten Bülent Aydemir'in haberine göre, sahadaki durum bize şunları söylüyor:
YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor

TAKTİK VE STRATEJİK SİLAHLAR

ABD’nin YPG/PKK’ya verdiği silahlar taktik ve stratejik olarak ikiye ayrılabilir. Taktik silahlar DEAŞ’la mücadelede, stratejik olanlar ise Suriye’nin geleceğinin şekillendirilmesi için siyasi çözüm müzakerelerinde; PYD için Türkiye sınırında otonom bir yönetim sağlamada baskıya dönük kullanılıyor.

3 BİNDEN FAZLA TIRLA GÖNDERİLEN SİLAHLAR

Pentagon’un açıkladığı resmi verilere göre; Suriye’de YPG’ye 3 binin üzerinde tırla gönderilen silahlar arasında Kalaşnikoflar, hafif ve ağır makineli tüfekler, RPG-7 roketatarlar, AT-4 ve SPG-9 tanksavarlar, havan topları, keskin nişancı tüfekleri, PV-7 gece görüş dürbünleri, kızılötesi lazer aydınlatıcı dürbünler bulunuyor.
YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor

ZIRHLI ARAÇLAR, AĞIR SİLAHLAR, FÜZELER, DRONE'LAR

Bunların dışında son dönemde YPG/PKK’lıların askeri hareket kabiliyetlerini artıran zırhlı araçlar, tahrip gücü yüksek ağır silahlar ile tank ve helikopterlere karşı füzelerin de verildiği biliniyor. Ele geçirilen silahlı drone’lar da cabası.

19 ÜLKEDEN YPG'YE DESTEK

Sadece ABD değil, DEAŞ’la mücadeleye destek veren çok uluslu koalisyona üye 19 ülkeden YPG’ye silah ve mühimmat gidiyor.
TSK’nın yurtiçi ve yurtdışı operasyonlarında bu silahların çoğu ele geçirildi ve bu ülkelerin ilgili makamlarına iletildi. Farklı mekanizmalarla teyit edilen bu verilere karşılık muhatap ülkeler tek bir adım atmadı.
YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor

TRUMP'IN SÖZLERİ YİNE İDARE ETME-OYALAMA OLABİLİR

Ankara’da Trump’ın sözlerine ihtiyatlı bir yaklaşım var. Daha önce de “idare etme/oyalama” anlamına gelebilecek sözler verildi. Beyaz Saray, dışişleri ve Pentagon’un aynı konularda farklı açıklamaları oldu.

DAHA ÖNCE VERİLEN SÖZLER TUTULMADI

ABD, daha önce Münbiç’te PKK’nın Fırat’ın doğusuna çekileceği ve YPG’ye verilen silahların seri numaralarının Türkiye ile paylaşılacağı yönündeki sözlerini tutmadı.
Dolayısıyla Türkiye; ulusal güvenliği ve çıkarları doğrultusunda aldığı stratejik ve taktik kararları uygulamaya devam edecek.
YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor

DENKLEMİ DEĞİŞTİRDİ

TSK’nın Kuzey Irak’ta düzgün koordinatlar belirleyerek terör hedeflerini vurma işi, denklemi değiştirdi.
Güvenlik birimleri kaynak noktayı tespit ettikten sonra uydudan hedefin fotoğrafı alınıyor ve yerli üretim HGK, LGK bombaları ile PKK hedefleri anında imha ediliyor.

TERÖR SALDIRILARI ÖNLENİYOR

TSK, Irak’ın kuzeyinden güneye doğru 30-35 kilometre derinliğe sarkarak, dağlık ve engebeli arazide değil, düz ovada PKK’yı baskılamayı/sınırlamayı amaçlıyor ve terör saldırılarını başarılı şekilde önlüyor.
YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor
Sınır boyunca ve çatışma bölgelerinin tamamına kurulan dinleme/kestirme istasyonları, aynı zamanda 24 saat havada sabit İHA, sınırda her türlü hareketliliği tespit edebiliyor. PKK’lılar hareketlendiği andan itibaren bilgiler ve koordinatlar operasyonel birliklere ulaşıyor.
Suriye’de geçiş noktası olan Derik-Karaçok Dağı bölgesinde önemli lojistiğini ve militanlarını bulunduran PKK, Türkiye’nin operasyon düzenleme ihtimaline karşılık, elemanlarını ABD üslerinin bulunduğu yerlere kaydırıyor. Suriye’nin güneyinden çizilen hatta ilerleyen PKK/YPG, ABD’nin hava desteği ve ağır silah desteğiyle ilerliyor. Bir yandan da Astana ve Cenevre süreçlerine müdahil olarak siyasi kazanımlarını artırmayı hedefliyor.
YPG'ye 19 ülkeden silah gönderiliyor

ZIRHLI ARAÇ GÖNDERİLMİŞTİ

ABD’nin YPG’ye gönderdiği son zırhlı araçlar, hafta içinde böyle görüntülenmişti.

RUSYA İSTEMİYOR

Rusya, bir yandan Türkiye ve İran’la Soçi Zirvesi’nde karar alınan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi gibi açılımlarla çözüm yolları ararken, diğer yandan ABD’ye kaptırmak istemediği YPG/PKK kozunu oynayarak askeri ve siyasi kazanımlarını en üst seviyeye çıkarmak istiyor.
Soçi’den sonra YPG’den Rus vatandaşı DEAŞ militanlarını teslim alan Rusya, Afrin civarındaki 5 askeri üssüyle çevrelediği YPG/PKK’yı Türkiye’nin olası bir operasyonuna karşı örtülü olarak koruyor.
Rusya, böylelikle Soçi Zirvesi’nde Türkiye ve İran’a karşı masada elini güçlü tutmaya çalıştı. İran’ın da PKK ile örtülü bir saldırmazlık mutabakatı bulunuyor. Kandil’deki PKK İran’ı rahatsız etmediği sürece, İran PKK’yı sistematik olarak vurmuyor.

HEDEFE İLERLİYOR

Türkiye, özellikle 15 Temmuz sonrası terör örgütü PKK ile mücadelede geliştirdiği teknik, sinyal ve insan istihbaratına dayalı kabiliyetlerin sonucunu net şekilde alıyor.
Geçen kış, sınırdaki kamplarda ve barınaklarda kış düzenine geçemeyen PKK’nın ideolojik/askeri eğitim veremediği militanları, TSK tarafından ağır yenilgiye uğratıldı. PKK’dan kaçışlar arttığı gibi örgüte Türkiye içinden katılımlar da azaldı.
PKK, Türkiye sahasındaki stratejik alanlara Delal Amed kod adlı Hülya Eroğlu gibi sözde üst düzey yöneticilerini gönderip toparlanmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Terörden arındırılan stratejik sahalara yerleşerek alan hâkimiyetini sağlayan TSK, Fırat Kalkanı Harekâtı ile tehdidi kaynağında yok ediyor. Suriye’deki hedeflerden sonra sırada Kandil var.

26 Şubat 2018 Pazartesi

PKK / YPG Konusunda Kim Neye Razı Olacak?

Ankara’nın tavrını net biçimde ortaya koymuş olmasına rağmen ABD’den gelen açıklamaların oldukça karmaşık olduğu görülüyor. Nitekim Mattis’in “YPG’yi PKK’ya karşı savaştırabiliriz” ifadesi Washington’un meseleden ne kadar uzak olduğunu gözler önüne serdi. Ancak bu karmaşıklığın bir kafa karışıklığına mı tekabül ettiği yoksa karmaşıklığın kendisinin stratejinin bir parçası mı olduğu Ankara tarafından henüz tam olarak anlaşılmış değil.
Türkiye’nin 20 Ocak’ta başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı (ZDH), Suriye’de bir süredir devam eden mücadeleyi bir ileri noktaya taşıdı. Ancak Türkiye’nin Ağustos 2016’de başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı (FKH) ile birlikte düşünüldüğünde, ZDH, Suriye’de Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki “oyun planını” daha net bir biçimde ortaya çıkarmış oldu. Askeri hareketliliğinin aktif olarak devam ettiği bölgelere İdlib’in de eklenmesi halinde, ZDH ve FKH ile birlikte Türkiye’nin Fırat’ın kuzey batısını kapsayacak şekilde askeri ve politik bir derinlik elde edeceği ve bunu yakın bir gelecekte elinden bırakmayacağı anlaşılıyor.
Eş zamanlı devam eden üç askeri operasyon bağlamında Türkiye’nin hedefleri oldukça net. Bir sıralama yapıldığında şöyle bir durum ortaya çıkıyor; a) Hatay’dan başlayarak Suriye ve Irak sınırı boyunca PKK’nın varlığını minimize etmek, PKK’nın alan kontrolü sağladığı bölgelerden çekilmesini sağlamak ve askeri kapasitesini minimize etmek, b) Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti altına almak, c) Rusya ile yakaladığı uzlaşıyı/ahengi konsolide etmek ve d) ABD’yi, PKK’nın hamiliği pozisyonundan vazgeçirmek ve Türk-Amerikan ilişkilerini çatışmacı eksenden çıkararak yeniden işbirliği eksenine oturtmak. Ancak bu hedeflere ulaşacak stratejinin ve bu stratejinin araçlarının ayrı ayrı neler olacağı konusunda Ankara’yı ciddi sınamalar bekliyor. Zira Türkiye’nin Afrin operasyonu, Türkiye’nin hedeflerinin muhatabı olan ana aktörlerin politika önceliklerini de ortaya çıkarmış durumda. Bu anlamda, ortada birbirine bağlı karmaşık bir denklem söz konusu. Türkiye’nin PKK’ya ilişkin hedeflerine ulaşması için strateji-sinin yüzde 30’u Rusya ile geriye kalan yüzde 70’i ise ABD ile ilgili bir denklem içinde şekilleniyor. Öte yandan Suriye’de istediği hedefe ulaşması, yani muhalifler daha fazla zayıflamadan siyasi bir çözüme ulaşılarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması bir tarafta büyük oranda Rusya ve ABD gibi sahada daha etkin güçlere, diğer tarafta İran ve İsrail gibi bölgesel aktörlerin önceliklerine bağlı. Yani, Suriye meselesi sadece rejim ile muhalifler arasındaki denklemden ibaret değil. Bu küresel ve bölgesel denkleme bir de yerel silahlı güçlerin arzuları eklendiğinde, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumanın çetin bir mücadeleyi gerektirdiği oldukça açık. Rusya ile İdlib-Afrin-PKK denkleminde ortaya çıkan uyumun ise siyasi düzeyde nasıl bir kazanıma doğru ilerleyeceğini şimdiden kestirmek zor. Ama yine de Moskova’yla sorunların, ABD’den daha hızlı bir şekilde çözülebildiği söylenebilir. Dolayısıyla, Ankara için Moskova ile varılan ilerlemeyi Suriye ve dışında pekiştirmek zor olsa da imkansız değil.
Denklemin değişkenliği

Geçtiğimiz haftalarda, önce Rus savaş uçağının düşürülmesi ile rejim ve Rus savaş uçaklarının artan saldırıları, sonrasında Türkiye’ye yönelik İdlib’te gerçekleştirilen bombalı saldırı, İran destekli Şii milislerin rejim kuvvetleriyle birlikte Deir ez-Zur’da YPG’yi hedef almasından sonra Amerikan hava saldırıyla karşılaşmaları ve son olarak İsrail savaş uçağının Suriye rejimi tarafından düşürülmesi, Suriye denkleminin yukarıda bahsedilen değişken doğasını göstermeye yetecek örnekler sunuyor.
Dolayısıyla, DEAŞ’ın Suriye’de minimize edilmesinden sonra Suriye savaşının sonuna gelindiğine yönelik beklentiler şimdilik gerçekleşmiş gözükmüyor. Tam tersine giderek vekalet savaşı olmaktan çıkan ve tarafları devletler düzeyinde askeri olarak karşı karşıya getiren bir sürecin içine girilmek üzere.
Bütün bu karmaşa içinde, askeri ve stratejik düzeyde maliyeti en fazla yüklenen ülkelerin başında Türkiye geliyor ve kendisi için hayati bir soruna dönüşen PKK eksenli Suriye meselesini öyle ya da böyle çözmek zorunda. Bu karmaşa içinde, Ankara’nın ABD-PKK işbirliğini sonlandırma hedefi ise bütün Suriye denkleminin kristalize olduğu bir soruna dönüşmüş durumda.
Türkiye’nin ilk ve en önemi önceliği arasında PKK’nın Suriye’den kovulması yer alıyor. PKK’yı Suriye’de sorun olmaktan çıkarmak için; alan kontrolünün sadece Fırat’ın batısında değil doğu yakasında, Irak’a kadar uzanan bölgedeki etkisinin de azaltılması, silah kapasitesinin minimize edilmesi ve ABD ile kurduğu ortaklığını sona ermesi gerekiyor. Fırat’ın batısında, PKK’nın Türkiye karşısından hangi denklemde yer alırsa alsın tutunabilmesi özellikle ZDH ile birlikte pek mümkün gözükmüyor. Fırat’ın batısında eğer Rusya ile diğer konularda bir yol kazası (özellikle İdlib sahası ile ilgili) yaşanmaz ise, Afrin konusu Türkiye için bir sorun olmaktan hızlıca çıkacaktır.
Ancak Türkiye’nin geriye kalan iki hedefini gerçekleştirmesi için ABD ile hem sahada hem masada çetin bir mücadele vermesi gerekiyor. Askeri müdahale yoluyla, PKK’nın etkinliğini Fırat’ın doğusunda minimize etmek seçeneklerin arasında yer alsa da bu seçeneğin ABD ile belirli bir uzlaşıya varmadan hayata geçirilmesi Türk-Amerikan ilişkilerinde bir tiren kazası yaşanması ihtimalini arttıracaktır. Menbiç’teki YPG/PKK varlığının ABD için ne kadar önemli olduğu ve Washington’un takdirini hangi yönde kullanacağı, bu aşamada son derece önemli. Eğer ABD Menbiç’i Türkiye destekli ÖSO’ya teslim ederse, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuyla ilgili öncelikleri askeri seçeneklerin dışında yeniden düzenlenebilir. Elbette bu Ankara’nın PKK’ya Fırat’ın doğusunda razı olacağı anlamına gelmiyor.
Fırat’ın batısında PKK’nın varlığını minimize etme konusunda Ankara’nın askeri kararlılığı işe yarasa da bu stratejik hedefe Fırat’ın doğusunda ulaşmak için hangi araçların devreye sokulacağı henüz netleşmiş değil. Zira Fırat’ın doğusunda, Türkiye’nin sadece PKK’yı güçsüzleştirmek değil aynı zamanda ABD-YPG arasındaki ilişkiyi de sona erdirmek için çaba göstermesi gerekiyor. Çünkü ABD’nin kendiliğinden, YPG’ye yönelik stratejisini değiştirmesini beklemek doğru olmayacaktır. Dolayısıyla ikincisini gerçekleştirmek, birinci hedefe yani PKK’yı toptan elimine etme hedefine ulaşmak için kolaylaştırıcı bir işlev görecektir. Bu stratejinin hedefine ulaşmasının kolay olup olmadığını anlamak için ABD’nin YPG’ye ilişkin planlarının neler olduğuna bakmak gerekiyor. ABD’nin öncelikleri arasında; DEAŞ’ın yeniden güçlenmesini engellemek, İran’ı Suriye sahasında etkisizleştirmek ve Suriye’de YPG aracılığıyla yeniden etkinlik kazanmak yer alıyor. Bu, bir stratejik hedef olarak makul görünse de YPG’nin varlığı üzerine bina edilmiş olması, DEAŞ’ın yeniden güçlenmesi ve İran’ın dengelememesinden daha büyük riskler taşıyor. Halbuki Türkiye, her üç hedef için ve muhtemel risklerin minimize edilmesinde kilit rol oynuyor. Bu nedenle, Türkiye’nin politikasına yaklaşmak ABD için daha az maliyetli bir seçenek olarak görünüyor.
Hem muğlak hem kötü niyetli
Ankara, PKK konusunda neleri kabul edebileceğinin çerçevesini net biçimde ortaya koymuş olmasına rağmen ABD tarafından gelen açıklamaların oldukça karmaşık olduğu görülüyor. Nitekim, Savunma Bakanı Mattis’in mevkidaşı Canikli ile Bürüksel’de yaptığı görüşmede; “YPG’yi PKK’ya karşı savaştırabiliriz” ifadesi Washington’un meseleden ne kadar uzak olduğunu gözler önüne serdi. Ancak bu karmaşıklığın, gerçekten Trump idaresinin kafa karışıklığına mı tekabül ettiği, yoksa karmaşıklığın kendisinin stratejinin bir parçası mı olduğu Ankara tarafından henüz tam olarak anlaşılmış değil. Bu durum ABD’nin stratejisini daha da muğlak bir hale büründürüyor. Son haftada yaşanan görüşme trafiğinde ise bu muğlaklık çözülmüş değil. Sırasıyla McMaster, Mattis ve Tillerson’ın görüşmelerine konu olan teklifler de Türkiye’yi ikna etmiş de gözükmüyor. Bu teklifler arasında YPG’yi PKK’dan koparmak var. Yani ABD, Suriye’de sadece isim değişikliği siyasetiyle Ankara’yı ikna edemeyeceğini görünce, PKK ile YPG arasındaki “organik bağı” ortadan kaldırabileceği bir “ikna stratejisini” devreye sokmuş durumda. Bu sırada, YPG’nin içindeki Arap unsurları artırmak suretiyle Türkiye’nin tepkisini yumuşatarak Fırat’ın doğusundaki alanı bütünüyle sorunsuz bir şekilde kontrol etmek için gerekli gördüğü askeri güce ulaşmayı hesap ediyor. Ancak bu planın, Ankara açısından “makyajdan” ibaret olduğu anlaşılmış durumda. Bu nedenle ABD’nin daha ciddi bir teklifle Türkiye’ye gelmesi gerekiyor. Öte yandan ABD, YPG ile arasındaki ilişkinin hasara uğramaması için Türkiye’yi Afrin şehir merkezine girmemeye iknaya çalışıyor. Böylece buradaki PKK/YPG unsurlarını güvenli şekilde Fırat’ın doğusuna naklederek örgütün “fazla ezilmesini” ve sahada YPG/PKK’nın ABD ile hareket etme motivasyonunu kaybetmesini engellemiş olacak. Zira ABD, PKK/YPG’nin kendisi olmaksızın hayatta kalamayacağını bildiği için bu opsiyonu örgüte kabul ettirebileceğini düşünüyor. PKK’nın Türkiye’ye karşı “tek taraflı bir ateşkese zorlanması” da seçeneklere dahil edilebilir.
Rusya-Esed-PKK denklemi
Bu tablo karşısında, Türkiye’nin geri adım atmayacağı ve ABD’yi YPG/PKK ile ilişkisini koparmaya zorlayacağı söylenebilir. Bunun için iki opsiyonu eş zamanlı devreye sokmak zorunda. Birincisi, askeri operasyonu devam ettirerek bu konuda ABD’ye karşı caydırıcılığını sürekli hale getirmeli. Afrin operasyonu öncesinde, Türkiye’nin askeri seçeneği devreye sokamayacağı kanaati, operasyonun başlamasıyla birlikte hızla değişti ve Washington peş peşe inisiyatif almaya başladı. Dolayısıyla Türkiye’nin askeri etkinliği ABD’yi Türkiye’nin isteklerini kabul etmeye daha fazla yaklaştırabilir. İkincisi ise Rusya ile İran’ın, Türkiye’nin PKK ile Suriye’deki mücadelesinde karşı tarafa geçmesinin önüne geçmek. Rusya Afrin konusunda Türkiye’ye destek verse de PKK konusunda hala muğlak bir tavır takınmakta. Operasyon derinleştikçe rejim ile PKK arasında bir anlaşma sağlayarak rejimin Afrin şehir merkezinde kontrolü devralması için çabaladığı yönünde değerlendirmeler söz konusu. İran’ın da bu opsiyon için çalıştığı dikkate alınırsa, Ankara’nın bu iki aktörü Türkiye’nin yanında tutması son derece kritik. Bu durumu kolaylaştıracak, aynı zamanda ABD’yi de sıkıştıracak asıl unsur ise, PKK’nın rejim ve İran destekli Şii milisler tarafından Deir ez-Zur’da hedef alınmaya devam edilmesi. Bu opsiyonun hayata geçmesi de elbette İdlib’deki muhalifler ile rejim arasındaki denkleme doğrudan bağlı gözüküyor.

11 Ocak 2019 Cuma

ABD-YPG birlikteliği Suriye'de nasıl kaybetti?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye'nin, "Fırat'ın doğusunu da vururuz" kararlılığı; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump'la telefon görüşmesinde teröre karşı verdiği net mesajlar sonucunda ABD Başkanı Trump, CENTCOM askerlerini Suriye'den çekme kararı aldı. Peki ABD-Türkiye ilişkileri bu noktaya nasıl geldi? ABD'nin askeri kurumları hangi hataları yaptı? ABD'nin terör örgütü PKK/YPG üzerinden yürüttüğü strateji nasıl çöktü? Daha önemlisi; Türkiye, Suriye sınırında terör örgütüyle oluşturulmaya çalışılan, "garnizon devlet" stratejini çökertmek için hangi hamleleri yaptı. Habertürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir'in analizi...
ABD'nin Suriye'de uygulamaya geçirmeye çalıştığı, terör örgütü PKK/ YPG'den oluşan "garnizon devlet" ya da "terör devletçiği" stratejisi Başkan Trump'ın askerlerini çekme kararıyla birlikte çöktü. Bu, ABD'nin elini-ayağını bölgeden çekeceği anlamına gelmiyor ancak Suriye'de hedeflerini hayata geçiremediği konusunda herkes hemfikir.
Türkiye'nin Suriye politikasında düzeltmeye gitmesi, diplomaside sergilediği başarı, her türlü bozma çabasına rağmen Astana sürecini sürdürme kararlılığı, bölgesel ittifaklarını çeşitlendirmesi, TSK'nın sınır içinde ve dışında terör örgütlerine karşı başarısı; istihbaratından, emniyetine; mülki idaresinden sivil kurumlarına kadar eşgüdüm içinde verilen mücadele bunda etkili oldu. Sahada varsanız masada etkili sonuç üretebiliyorsunuz; dolayısıyla bu noktaya gelinmesinde en büyük pay, siyasi iradeyi sahaya yansıtan Mehmetçiğin...
ABD'nin DEAŞ'la mücadele bahanesi altında PKK/YPG'yi koruyup kollayıp; eğitip donatarak bölge ülkelerine dayatmaya çalıştığı Suriye stratejisi niçin çöktü? Elbette Türkiye gibi NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye'yi denklemden çıkarmak, daha ötesi terör örgütüyle yan yana getirmek istemesi bunun temel nedeni. Siyasi sebepleri de bulunuyor ancak askeri olarak CENTCOM'un Suriye'de niçin kaybettiğinin somut nedenleri var... S Bilişim Danışmanlık'ın PKK ve ABD raporlamalarında çarpıcı tespitler ve veriler yer alıyor. Detaylı analize girersek:
ABD ÜZERİNDEN KÜRESEL AKTÖR: ABD'nin Suriye'de, "taktik ortaklık", "seküler özgürlük savaşçıları" diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı terör örgütüyle müttefiklik ilişkisi, Suriye'de DEAŞ ile mücadele adı altında işlerlik kazandı. 41 yıllık asimetrik terör örgütü PKK, son 4 yılında ABD ile küresel ittifaka yelken açtı. Daha önce de farklı ülkelerden dış destek alan PKK, Suriye'de açıktan askeri olarak sahada omuz-omuza birliktelik şeklinde ABD ve çok uluslu koalisyon desteği temin etti. PKK için sahada; uygun çatışma, silah yığınağı ve karmaşa ortamı zaten sağlanmıştı. Mali ve askeri yönden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve başkaca bölge ülkelerinden de destek temin edilmişti. PKK, süreçte Rusya ve Esad'a da sürekli işbirliği mesajları verdi.
LEJYONER MİLİTANLAR: PKK görünürde, DEAŞ'la mücadele gibi "ulvi" bir amaçla ABD'den görev almıştı ancak terör örgütünde de çok ciddi dönüşümler sağlandı. PKK tarihinde ilk kez terör örgütü mensuplarına düzenli maaş ödendi. Bu, aslında PKK'nın bugüne kadar ambalajlayıp sattığı, "ulvi" hedeflerinin de yitimi anlamına geliyordu. Bu tutarsızlıklar, CENTCOM ile girilen kirli ilişkiler, PKK ile Kürt halkı arasında meskûn mahal çatışmalarında açılmaya başlayan mesafeye etki etti.
İNSAN KAYNAĞI SURİYE'DEN: 2015-2016'da meskûn mahal çatışmaları sırasında terör örgütü yüksek hacimde insan kaynağı temin etmişti. PKK, bu kaynağın önemli bölümünü Suriye’ye transfer etti. Türkiye'de sınır içinde ve kırsalda verilen etkili mücadele, alınan önlemler, sınırda sıkılaştırma, yoğun teknoloji kullanımı, terör örgütünün orta-üst yönetici kadrosundaki imhalarla Türkiye'de il-ilçe merkezleri ve kırsalda silahlı ve eylem için bekleyen PKK'lı varlığı sert ölçüde düştü. Bu arada PKK, silahlı militan varlığının önemli bölümünü Suriye'ye kaydırdı.
TAMPON BÖLGE BAŞARISI: Irak'ın kuzeyinde TSK'nın tesis ettiği 35 km derinlikteki fiili tampon bölge kati sonuçlar doğurdu. Terör örgütünün irtibat, izci, keşifçi, kafile yönlendirici, barınma-aktarma istasyonları, buradan desteklenen operasyonlarla yok edildi. TSK tarihinde ilk kez tüm mevsim boyunca yüksek rakımlı tepelere üslendi. Örgütün yaz-kış üslenme kapasiteleri yıkıma uğratıldı.
ÖRGÜT YAYILDI-GÖRÜNÜR OLDU: ABD'nin eğitip donatmasıyla yarı-düzenli orduya dönüştürülmeye çalışılan terör örgütü, yine ABD korumasında belli-görünür coğrafyaya yayıldı. Yükselti olmayan Suriye coğrafyasında klasik gerilla taktikleri imkânsızlaştı. Coğrafi esneklik yitimi, maaşlı militanlar, lider kadroyla irtibat-temas mekanizmaları sınırlanmış terör örgütü, Irak'tan da baskılanmaya başlandı. Suriye'den militan devşirme kapasitesi de küçük çocuklar hariç tükenmeye başladı. Örgüt, Rakka ve Deyrizor'da zorunlu askerlik uygulaması başlattı.
SURİYE'YE YIĞINAK: CENTCOM olmadan havadan vurulmama kapasitesi olmayan PKK, Afrin'de tecrübe ettiği şekliyle, sahada tutunabilir olabilmesi için havadan hedef olmamak amacıyla insan ve silah teçhizatını ağırlıklı olarak Irak'tan Suriye'nin kuzeyine kaydırdı. Afrin'de ağır kayıplar verirken, Münbiç ve Tel Abyad'dan destek alamadı. CENTCOM müdahale etmediği gibi Rusya, Afrin Zeytin Dalı operasyonunda TSK'ya hava sahasını açtı. Afrin'deki terör örgütü tahkimatı yerle bir edildi. "Federal Suriye" hayalleri yıkılmaya başladı. Bu arada tabi ki PKK baskın eylem yetenek ve kapasitelerini yitirdi; Suriye'de ABD radar ve hava desteğiyle alan/bölge savunmasına yöneldi.
KAYIPLARINI GİZLEDİ: PKK, Afrin’de kaybedeceğini anladığında süratli tahliyeden uzak durdu; üstüne 2 bin kadar daha kayba yol açan çatışma bölgesine sevkıyat yaptı. Önceki yıl terörist cenazelerinde nispeten şaşaalı törenler yapılırken, bu yıl ölülerini ortada bıraktı. Daha önce Suriye'de kayıplarını abartan PKK, bu yıl bunları saklamak zorunda kaldı. Önceki yıl Suriye'de toplam 48 bin olarak tespit edilen PKK'nın silahlı militan varlığı, bu yıl 44 bin rakamına düştü. Afrin'deki 4 binin üzerinde kayıp bunda etkili oldu. Örgüt, DEAŞ karşısında da 2 bin kayıp verdi. Bu arada Türkiye'ye destek için gönderilen ve imha edilen dışında, kaçan militanlar oldu. Suriye’de temin edilen ek insan kaynaklarında da bariz düşüş gözlendi.
ABD DESTEĞİ YOKSA KOLAY HEDEF: CENTCOM'un PKK'ya transfer ettiği askerî yetenekler ancak havadan korumayla işletilebilir. PKK/YPG, ABD'nin kesintisiz havadan koruma yeteneğinden mahrum kaldığında, elindeki silah ve teçhizat, PKK'yı kolayca takip edilip vurulan, süratle tahrip edilebilen hedef haline getirir. Yani dönüştürüldüğü bu amorf yapı, terörist tabiriyle, "gerillayı, gerillalıktan çıkaracaktır."
İKMAL YOKSA KORUYAMAZ: CENTCOM’un PKK’ya verdiği silah-teçhizat ve araçlar ayrıca yüksek bakım ve başta akaryakıt olmak üzere ikmal gerektiren bir yapıda. Bu silah, teçhizat, mühimmat ve araçların uzun vadeli kullanımı, ancak kesintisiz hava-radar gözetleme ve süratle tetiklenen hava savuma sistemi gerektirir. Bunların kesintisiz temini, PKK için karşılanması çok ağır bir yüktür, komplikedir; imkânsıza yakındır. Ayrıca "silahın tetiği PKK'lıda, emniyet ve geri tepmesi CENTCOM'dadır."
ASİMETRİĞE DÖNÜŞ ZOR: CENTCOM’un PKK’yı başarısız ve yarım yamalak biçimde dönüştürdüğü yarı düzenli ordu şeklindeki formattan, düzenli ordu formatına geçişte kararlılık hangi düzeydedir şu anda bunu kestiremiyoruz ancak yeni duruma ilişkin tereddüt ve bu projeden vazgeçme gibi sinyaller görülüyor.
ZIRHLI-MEKANİZE TUGAYLAR: ABD/CENTCOM, PKK/YPG'yi istihkâm-topçu-zırhlı-mekanize-motorize silah, araç, teçhizatla donatırken, bunların bütünlüklü kullanım, koordinasyon bilgi ve becerisini kazandıramadı. Bununla birlikte düzenli ordu ve nitelikli askeri-teknik sınıfları PKK’ya kazandıramayacağını anlamış olmakla yetinecek mi? Yoksa başka yol ve yöntemler deneyecek mi? Belli değildir. ABD'nin, PKK/YPG'den tam olarak vazgeçmediğini, Bolton'un Ankara ziyaretinde gördük. Ancak PKK/YPG'yi kullanmaya devam edecekse, şimdi düşük sosyo ekonomik kesimlerden gelmiş, eğitimsiz ve becerisiz gençlere nitelikli silah, teçhizat ve aracı kullanmayı, bütünlüklü askeri sınıfları işletmeyi öğretmesi gerekecek. Buna yüksek muhabere kabiliyeti gerektiren iletişim, radar sistemlerini, sofistike silah sistemlerini eklediğinizde; dil, matematik, fizik, mühendislik; açı, mercek hesaplaması, basınç, integral, türev gibi konular da devreye giriyor ve durum daha karmaşık bir hal alıyor.
KAYNAĞIN SORGULANMASI: ABD'nin PKK/YPG’ye transfer ettiği kimine göre 15 milyar dolara ulaşan kaynağın tolere edilemez, açık hataya dayalı oluşu, er ya da geç ABD Kongresi tarafından hukuki, idari takibat konusu olacaktır. Suriye sınırını koruyacak konvansiyonel birlik düzeyini dahi yakalayamayan CENTCOM’un terör örgütüne aktardığı; silah, teçhizat ve yetenekleri boşa gitmiş oldu. Trump, "Askerler Suriye'den çıksın" dedikten sonra buraya aktarılan silah, teçhizat ve kaynağın toplanması kolay olmayacağı gibi PKK/YPG'nin hangi kuvvetle ikame edileceği de meçhul... CENTCOM'un omuz omuza mücadele etmeyeceği hangi kuvvet, nereden, nasıl yönlendirilecek ya da kontrol edilecek? Cevaplanması gereken soru bu. Kaldı ki sahayı doldurmak için bekleyen Rusya destekli yerel ittifak da gelişmeleri seyretmiyor.
PKK İNSAN KAYNAĞINDA GERİLEME: Türkiye’de içeride PKK insan varlığının il-ilçe merkezlerinde bulunan kısmı, kırsal ve ara-geçişli mekânlarda bulunanları, büyükşehirlere sevk edilen ve bekletilen kadrolar, kaçan ve uyuyan kadrolar, tasfiye olanlar, örgütten uzaklaşan ya da mesafe koyan gençler, örgüte katılmak için hevesli ya da isteksiz 13-14 yaş grubu, tümünde ciddi gerileme söz konusu. İçeride silahlı ya da silahlı olmaya yakın PKK insan kaynağı da büyük ölçüde gerilemiş haldedir. Sınır içinde 2017'de 11 bin olarak tahmin edilen silahlı PKK'lı terörist varlığı geçen yıl bin 600 olarak güncellendi. 9.400'lük azalmanın yaklaşık 2 bin 400'ü Kuzey Irak operasyonları dahil vurularak, yaralanarak, yakalanarak bertaraf edildi. 200'ü sağ yakalama, 180'i silahsız teslim olma, 40'ı silahlı teslim alma şeklindedir. 6 bin 600 kadarı Irak'a geçme, kaçma şeklinde dağıldı. İçişleri Bakanlığı, sınır içinde kalan terörist sayısını 750 olarak açıkladı. Suriye'ye geçişler ise tamamlanan güvenlik duvarı sayesinde sıfıra yaklaştı; PKK/YPG, Suriye insan kaynağında Türkiye’den beslenemez hale geldi.
GÜVENLİK YOLLARI: TSK, Bestler Dereler'e; güney-kuzey akslı, karakollara uğrayan veya teğet geçen asfalt güvenlik yolları inşa etti. Doğu istikamette Kato-Jirkiya (Beytüşşebap ve Kuzeyi),batıda Gabar ve Eruh-Siirt bölgelerine geçişi, güneyde iki çıkış/giriş, Şenoba (G. Doğu) ve Kasrik (G. Batı) yönlerini tıkadı. PKK için sahada çıkışa yönelmekten başka seçenek kalmadı. Terör örgütü, kırsalın yanı sıra; Türkiye genelinde il-ilçe meskûn mahallerde eylem koyamayacak şekilde ağır yitime uğradı. Irak'ta, Türkiye sınırına 35-40 kilometre derinlikte PKK, kış mevsiminde dahi sahayı kaybetti; TSK, bu aksta, boş alan bırakmayacak şekilde sahayı kontrolüne, gözetimine, denetimine aldı.
YANINDA PKK İLE KAYBEDEN ABD: Türkiye-ABD ilişkileri de PKK/YPG'ye doğrudan, açık, omuz omuza verilen destek nedeniyle ağır hasara uğradı. Türkiye'nin proje ortağı olduğu F-35, Patriot hava savunma sistemi başta olmak üzere mühimmat ve teçhizat tedariklerinde ABD, "müttefiki" Türkiye'ye karşı olumsuz sınav verdi. Yeni tekliflerle gelse de ABD, hâlâ, "S-400'leri almayın" gibi kabul edilemez şartlar öne sürüyor. Sürekli bir tavsatma ve işi yokuşa sürme ABD kurumlarında adet haline geldi. ABD, çeşitli sahalarda, Türkiye'nin askeri kapasitesini farklı metotlarla engellemeye çalıştı ya da TSK dışındaki askeri kapasite artışlarına vesile oldu.
IRAK'A YIĞINAK YAPIYOR: Önceki yıl CENTCOM üzerinden Barzani ile asker konuşlandırma anlaşması yapan ABD, Irak'la, 2008 Sofa Anlaşması'yla sağladığı konuşlanma/geçiş haklarının benzerini Kuzey Irak'a aktarmaya yöneldi. 20 yıl süreli anlaşmayla; Kerkük, Halepçe, Süleymaniye ve Erbil-Dohuk'a konuşlanma hakkı sağladı. CENTCOM, Suriye'den çıkacak askerlerini büyük ihtimalle Erbil'e çekecek. Halihazırda ABD'nin Suriye'den çekeceğini taahhüt ettiği 2 bin resmi üniformalı askeri bulunuyor. Yine Suriye'de sivil özel şirket kökenli 3 bin 600 askeri uzman mevcut. Irak'ta ise ABD'nin 5 bin 400 üniformalı askeri ile bin 100 sivil şirket kökenli askeri uzmanı var.
KURUMLAR ARASI İLİŞKİLERDE HASAR: Türk-Amerikan askeri bürokrasileri arasındaki ilişkilerin YPG/PKK nedeniyle bozulması, sadece iki ülkeyi değil, TSK'nın Rusya ile ilişkilerini de Rusya yönünde olumlu etkiliyor. Rusya ve önümüzdeki dönemde belki Çin ile artacak işbirliği ABD'nin bölgedeki askeri harcamalarını artıracak. Türk-Amerikan siyasi-bürokratik ilişkilerinde de farklı sorunlar devam ediyor. Özellikle FETÖ mensuplarının iadesinde ABD bürokrasinin nazlanması, adım atmaması, bunların korunması önümüzdeki dönemde de başlık olarak önümüze çıkacak. Münbiç yol haritası hayata geçirilmiş; Halkbank olayı da çözüme kavuşmuş değil. ABD henüz Ankara Büyükelçisi'ni atamadı; ilişkileri maslahatgüzar seviyesinde yürütüyor. Suudi gazetesi Cemal Kaşıkçı cinayetinde de Prens Selman'ı koruma/kollamadan vazgeçmiş değil ABD.
ABD-Türkiye ilişkilerinde en önemli nokta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump'ın doğru düzlemde eşleşmesi; meseleleri konuşup çözmek için telefon diplomasisi kanalını açık tutmaları. Belki Trump'ın bu yıl Türkiye'ye ziyareti söz konusu olabilecek. İki ülke ilişkilerinin geleceğini yine iki lider bizzat tayin edecek...

17 Aralık 2018 Pazartesi

Frat'ın Doğusuna Yapılacak Operasyonda Türkiye'nin önündeki en büyük engel!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Güvenlik ve terör uzmanı Abdullah Ağar, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yapmayı planladığı operasyonun 11 gerekçesini yazdı. ABD, İsrail ve Avrupa örgütü himaye etti için Türkiye'nin Suriye'de PKK/YPG'ye dokunamadığını belirten Ağar, küresel himayenin ortadan bu operasyon ile kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.









Milli Savunma Bakanı Akar: Kararlı mücadele sonucu terör faaliyetleri kısıtlandı
Milli Savunma Bakanı Akar, "Kararlı mücadele sonucu terör örgütünde ciddi kırılmalar meydana geldi, terör faaliyetleri son derece kısıtlandı." dedi.
16.12.2018


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Birkaç güne başlıyoruz" diyerek Fırat'ın doğusuna verdiği operasyon sinyali sonrası son günlerde Suriye'de sıcak gelişmeler yaşanıyor.
Güvenlik ve terör uzmanı Abdullah Ağar, Türkiye için önemli olan bu operasyonu 11 gerekçeyle Facebook hesabından yayımladığı bir yazı ile anlattı
İşte Abdullah Ağar'ın o yazısı;

FIRAT’IN DOĞUSUNA YAPILACAK HAREKATIN 11 GEREKÇESİ:


1-YPG/PKK’YA SAĞLANAN KÜRESEL VE BÖLGESEL “HİMAYENİN” ORTADAN KALDIRILMASI GEREKİYOR.

ABD, Kıta Avrupası ve İsrail ile bazı Körfez ülkeleri yıkıcı-bölücü terör örgütü YPG/PYD/PKK’yı:
a- Himaye ediyor, koruyor ve kolluyor,
b- Silahlandırıyor,
c- Fonluyor,
d- Donatıyor,
e- Eğitiyor,
f- Yönetiyor ve yönlendiriyor,
g- Meşrulaştıyor,
h- Etki ve nüfuz alanını genişletiyor ve derinleştiriyor,
i- Bir güç ve cazibe merkezine çeviriyor.
Türkiye için en büyük sorun SAĞLANAN HİMAYE. Terörle mücadelesinde en büyük sorunu kendisinden kaçan teröristleri aramak-tespit etmek-temas sağlamak ve etkisizleştirmek olan Türkiye, Suriye karasalında teröristler gözü önünde olduğu halde himaye edildikleri ve korunduğu için onlara dokunamıyor. Harekatın belki de en önemli amacı bu himayenin ortadan kaldırılması. Terörü fonlayanların, donatanların, eğitenlerin, yöneten ve yönlendirenlerin, bir güç ve cazibe merkezine dönüştürenlerin sağladığı bu himaye-koruma ve kollamanın ortadan kaldırılması Türkiye’nin varlığı ve bölgenin istikrarı adına jeopolitik bir zorunluluk taşıyor.

2- YPG/PKK BÖLGEDEKİ BÜTÜN ÜLKELERİN GÜVENLİKLERİ-TOPRAK BÜTÜNLÜKLERİ VE ÜNİTER YAPILARI İÇİN TEHDİT ÜRETİYOR:

Terör örgütü Türkiye, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlükleri ve üniter yapıları için tehdit üretiyor. Şu andaki haliyle Suriye YPG/PKK/DSG üzerinden ikiye bölünmüş durumda. Benzer bir fotoğraf Irak’ta da yaşanıyor. Mahmur, Sincar, Irak’ın kuzeyindeki dağlık bölgeler başta pek çok alanda Merkezi Irak ve Yerel Yönetim Güvenlik güçleri etki üretemiyor. YPG/PKK Irak tartışmalı bölgelerinde büyük bir hızla ve ihtirasla yayılıyor. Soran ve Behdinan’da da etki üretiyor.

3- ABD TARAFINDAN SURİYE’YE GÖNDERİLEN SİLAH ve MÜHİMMATLARIN TÜRKİYE’YE KARŞI KULLANILIYOR ve KULLANILACAK OLMASI:

ABD’nin Suriye’ye sevk ve YPG/PKK/DSG’ye tahsis ettiği 23 bin TIR’lık ve 3 bin sortilik (V-22 Osprey, C-130 Hercules ve C-17 Globemaster) silah, teçhizat, mühimmatın Türkiye’ye karşı kullanılacak olması.
Bu konu sadece bununla kalmıyor. Bu olağanüstü desteğin yanı sıra YPG/PKK en az altı farklı tedarik metodu üzerinden tank dahil, zırhlı-tırtıllı-gelişmiş ve karmaşık silah-silah sistemleri ve mühimmat elde edebiliyor.
Ve bütün bunların bir kısmını Türkiye’ye karşı kullanıyor, diğerlerini de kullanma niyet ve maksadı taşıyor.

4-FIRAT’IN DOĞUSUNDAN TÜRKİYE’YE YAPILAN SIZMA-BASKIN ve TACİZLERİN ENGELLENMESİ GEREKİYOR:

Şu ana kadar Fırat’ın doğusundaki alanlardan Türkiye’ye karşı sızma ve baskın girişimlerini yaşanıyor. Güdümlü, yüksek kalibreli ve gelişmiş silahlarla saldırılar yapılıyor, taciz ateşleri açılıyor.
Örneğin; 27 Ekim’de İstanbul’da düzenlenen Alm-Fr-Rus ve Tr arasındaki zirveden hemen sonra sınır bölgelerinde sızma taciz ve baskın girişimleri yaşandı. TSK, Zor Mağar’dan sonra Ayn el Arab (Kobani) ve Tel Abyad’ta karşılık verdi. Topçu atışlarında 16 PKK’lı öldürüldü. Şanlıurfa sınır hattından Suriye'nin Ayn el Arap bölgesine yapılan obüs atışlarında PYD/PKK'lı 4 terörist etkisiz hale getirildi, 6 terörist yaralandı. Sızma girişimleri akamete uğratıldı.

5-FK, ZDH ve İDLİB’teki İSTİKRARSIZLAŞTIRMA TERÖRÜNÜNÜN ÖNLENMESİ GEREKİYOR:

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgeleri başta olmak üzere Türkiye’nin etki ürettiği alanlardaki istikrarsızlaşma terörünü önlemek. YPG/PKK doğrusal ya da asimetrik olarak FK, ZDH ve İdlib bölgelerinde istikrarsızlık, korku-karmaşa-yıldırma ve sosyolojik (etnik-mezhebi) kırılma peşinde. En son Afrin’de pazar yerinde bombalı araç patlatıldı. Pek çok sivil ve Öso savaşçısı ölürken, PKK’ya yakın hesaplar 25 (!) kişiyi öldürdüklerini ilan ettiler ve saldırıyı YPG/PKK türevi ‘sözde’ Zeytin Gazabı Operasyon Odası üstlendi. Aynı gün Afrin’de bir başka bombalı araç bulundu.
YPG/PKK Erdoğan’ın sınır ötesinde üçüncü operasyon başlayacağını söylemesinin ardından Suriye'nin kuzeyinde askeri muhaliflerin kontrolündeki Azez ilçe merkezindeki hastane yakınında bomba yüklü araçla ve El Bab’ta saldırılar düzenledi. Kilis'in Elbeyli ilçesinin karşısında bulunan Suriye'nin El Rai kasabasında bomba yüklü motosikletin infilak ettirildi. Bu güncede pek çok bombalı araç etkisizleştirildi. Afrin’in doğusunda ÖSO ile PKK sıcak temasa girdi. Afrin bölgesinde görevli unsurlara, PYD/YPG/PKK’lı teröristler tarafından Tel Rıfat bölgesinden yapılan güdümlü tanksavar füzesi ve havanlarla yapılan saldırılar sonrasında üsteğmenimiz şehit oldu.

6-YPG/PKK SURİYE’DE ELDE ETTİĞİ SİLAH TEÇHİZAT-MÜHİMMAT ve TERÖRİST KAYNAĞINI TÜRKİYE’DE KULLANIYOR.

YPG/PYD kimliği taşıyan teröristler Türkiye içinde yapılan operasyonlarda ele geçti, geçirilmeye devam ediyor.
Bu süreçte ABD’nin verdiği veya ABD’nin neden olduğu avantajlarla elde ettiği silahlar da Türkiye içinden çıkıyor.
Örneğin; Güdümlü uçaksavar ve tanksavarlar, havanlar, yüksek kalibreli sofistike silahlar, profesyonel patlayıcılar, gelişmiş patlayıcı düzenekleri, taktik dronelar, gelişmiş keşif ve gözetleme araçları, termaller, teçhizatlar vs.
Türkiye terör bataklığını kurutmak, güvenliği için buralarda temizlik yapmak zorunda olduğu için üçüncü operasyonu gerçekleştirecek.

7- TÜRKİYE, ülkesinde yaşayan ve sayıları 3.5 milyonu aşan sığınmacıya SURİYE’de isteyerek dönebilecekleri “GÜVENLİ ve HUZURLU BİR YAŞAM ALANINI” açmak zorundadır.


8-SURİYE’DE YPG/PKK TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN DEMOGRAFİK- TOPOGRAFİK GASP VE BASKILARIN ENGELLENMESİ, MAĞRUMİYETLERİN GİDERİLMESİ GEREKİYOR.


9-GÖZLEM NOKTALARI:

Bu gözlem noktaları ‘sanıldığının- ABD’nin ifade ettiğinin aksine’ PKK’nın ABD’den Türkiye ile ilgili garanti istemesi üzerine kurulmaya başlandı. Menbiç-Sacur suyu örneğinde görüldüğü üzere ABD ne zaman Türkiye ile PKK arasına girse süreç PKK lehine Türkiye aleyhine gelişti, gelişiyor. Bu kontrol noktaları etkili olmaya başladığı andan itibaren çok hayati gerekçeler ortaya çıksa bile Türkiye YPG/PKK’ya müdahale edemeyecek.
10-YPG/PKK Suriye ve Irak’ta UYUŞTURUCU/AKARYAKIT üretimi-satışı ve transferi üzerinden milyarlarca dolar para kazanıyor. Bu kirli parayı TERÖRÜNÜ, LOBİ- MEDYA ÇALIŞMALARI, SİYASİ VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLENMELERİ, kendisine sağlanan küresel desteğin etkili ve yetkili figürlerini FONLAMAK İÇİN KULLANIYOR.
11-Son olarak!
YPG/PKK’nın kirlettiği Süleyman Şah Saygı Karakolunun ASLİ YERİ.

ORASI TÜRKİYE TOPRAĞIDIR.


NAMUSTUR.

4 Şubat 2018 Pazar

PYD/YPG işgal ettiği yerlerde insanlığı yok etti

PYD/YPG terör örgütünün işlediği insan hakları ihlalleri, azınlıklara dönük baskıları, savaş suçları ve uyuşturucu ticareti Suriye'de görev yapan uluslararası örgütlerin raporlarında yer aldı.
Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin uluslararası arenada "sivilleri hedef alan bir operasyon" algısı yaratma çabası içindeki PYD/YPG terör örgütünün işlediği insan hakları ihlalleri, azınlıklara dönük baskıları, savaş suçları ve uyuşturucu ticareti Suriye'de görev yapan uluslararası örgütlerin raporlarında yer aldı.

Türk Silahlı Kuvvetlerince, "hudutlar ile bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak, Suriye'nin Afrin bölgesinde PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ mensuplarını etkisiz hale getirmek, bölge halkını terör örgütü üyelerinin baskı ve zulmünden kurtarmak" amacıyla 20 Ocak'ta başlatılan Zeytin Dalı Harekatı sonrasında uluslararası arenada örgütün siyasi yapılanmaları, medya organları ve legal görünümlü sivil toplum örgütleri eliyle operasyonun sivilleri hedef aldığına dair algı çalışmasına başlandı.
PYD/YPG terör örgütünce algı propagandasını güçlendirmek için siviller canlı kalkan olarak kullanılmaya başlandı.
Terör örgütünün bu harekat tarzı, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye İnsani Koordinatörü Jan Egeland'ın açıklamasında da belirtildi.
AA muhabirinin, terör örgütü PKK/PYD/YPG'nin Suriye'de, insan hakları ihlalleri ve azınlık unsurlara dönük baskılarına ilişkin derlediği bilgilere göre, terör örgütü, işgal altında tuttuğu bölgelerde baskı ile taciz politikasını sürdürüyor.
Yıllardır farklı etnik ve dini unsurların iç içe yaşadığı ve şu anda PKK/PYD/YPG'nin işgal altında tuttuğu bölgelerde, azınlık unsurlara yaşam ile inanç hakkı tanınmıyor.
İnsanları zorla evlerinden ve yurtlarından eden, zorunlu askerlik adı altında kadınları, çocukları kullanan terör örgütünün insan hakları ihlalleri, raporlara yansıdı.
Süryani Ortodoks Kilisesi, Ermeni Apostolik Kilisesi, Cezire ve Fırat Ermeni Kilisesi Önderliği, Kamışlı’daki Suriye Keldani Kilisesi, Süryani Doğu Kilisesi, Kadim Süryani Doğu Kilisesi, Süryani Katolik Kilisesi, Süryani Ortodoks Sivil Barış Komitesi, Ulusal Evanjelik Kilisesi, Süryani Demokratik Organizasyonu, Arami Özgür Parti, Süryani Kırsal Tarım Arazileri Komitesi, Hristiyan Kent Birliği, Suriye Ana Gençlik Derneği, Ulusal Uzlaşma Gençlik Enstitüsü, Suriyeli Hristiyan Gençliği Merkezi tarafından 2015'in Kasım ayında terör örgütünün eylemlerine ilişkin bir bildiri yayınlandı.
Terör örgütünün, insan haklarını ihlal etmesi, özel mülkleri gasp etmesi, azınlık unsurlarını zorla silah altına alması, vergi adı altında haraç talep etmesi ve okul müfredatlarına müdahale etmesi söz konusu bildirinin ana noktalarını oluşturdu.

Hristiyanların evlerine yazılarla el koyuldu

Bununla birlikte Dünya Süryani Konseyinin internet sitesinden, Eddie Gabora Hanna isimli bir kişinin Kamışlı'da çektiği videoya yer verildi.
PKK/PYD/YPG'nin Hristiyanların evlerine el koyduğu, Hristiyanlara ait binalara "Kamışlı Yönetim Konseyi tarafından el koyulmuştur" yazılarıyla da açıkça görüldü.
Konseyin internet sitesindeki açıklamasında, terör örgütünün Kürtlerin yerel ve çoğunluk olmadığı bir coğrafyada, demokrasi ile özgürlük gibi kavramları kullanarak açıkça insan hakları ihlali yaptığı vurgulandı.

Arap ve Türkmenlere yaşam hakkı tanınmadı, evler yakıldı yıkıldı

PKK/PYD/YPG terör örgütünün etkinliğini artırmaya çalıştığı bölgelerde, çok sayıda Arap ve Türkmen'in yanı sıra Süryani, Ermeni gibi etnik gruplar da bulunuyor.
İşgal altında tuttuğu yerlerde kendi hakimiyetini sağlamaya çalışan terör örgütü, bölgede yaşayan insanları zorunlu göçe de tabi tutuyor. Terör örgütü, ayrıca bazı yerleşim yerlerini yıkarak demografiyi değiştirmeye çalışıyor.
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) tarafından Ocak 2016'da hazırlanan raporda, PYD/YPG'nin yerleşim yerlerine girerek buraları yağmaladıkları, Kürt nüfusun olmadığı yerlerde etnik temizlik yaptıkları, evlerin yakılıp yıkıldığı ve insanların göçe zorlandığı belirtildi.
Çoğunluğu Arap, on binlerce insanın PYD/YPG tarafından yerinden edildiği, düzinelerce köyün yıkıldığına dikkatin çekildiği raporda, tüm bu eylemlerin, Roma Sözleşmesi'nin 8. maddesi gereğince savaş suçu ve insanlığa karşı suç olduğu, yerleşik uluslararası insan hakları hukukunun ihlali anlamına geldiğinin altı çizildi.
Raporda, 9 yerleşim yerinin tamamının yıkıldığı ve sakinlerinin yerinden edildiği belirtilirken, 19 köyün ise parçalı olarak ortadan kaldırıldığı, istenmeyen kişilerin de buralardan sürgün edildiğine yer verildi. Bunun yanı sıra, PYD/YPG terör örgütünün ele geçirdiği köylerde, etnik temizlik yapmak maksadıyla tehdit ve şiddet yoluyla Kürt olmayan nüfusu, yerlerinden ettiği vurgulandı.
SNHR raporuna göre, en az 49 yerleşim yerinden on binlerce insan sürgün edildi. Raporda, sürgün edilenlerin de açıklamaları yer aldı.
PYD/YPG terör örgütünün, 26 Mayıs 2015’te, Haseke'nin güneyindeki 26 köyde yaşayanlara buraları boşaltmaları için 24 saat verdiği, Araplara yönelik saldırgan tutum içerisinde bulunduğu, sözde Kürdistan'da Araplara ve Türkmenlere yer olmadığı söylenerek birçok evin teröristlerce yakıldığı da rapora yansıdı.

Raporda, Türkmen ailelerin keyfi tutuklamalar ve çeşitli işkencelerle yerlerinden edildiği de yer aldı.

Köy yıkımları, uydu görüntüleriyle ortaya kondu

Uluslararası Af Örgütünün Ekim 2015'te görgü tanıklarının ifadeleri, uydu görüntüleri ve uzman gözlemlerine dayanarak "Gidecek Başka Yerimiz Yok" (We Had Nowhere Else to Go) başlıklı bir rapor yayımladı.
Raporda, PYD/YPG terör örgütünün işlediği etnik temizlik, sürgün ve yıkım suçları ortaya koyuldu.
Tel Hamis kırsalında yer alan Arapların yaşadığı Hüseyniye köyünde yapılan incelemeler ve yıkım sonrası geride kalan köylülerle gerçekleştirilen görüşmeler rapora yansıtıldı.
Köyün, Haziran 2014 ve Haziran 2015 tarihlerindeki durumları uydu fotoğraflarıyla karşılaştırmalı olarak aktarılan raporda, 225 binalık köyde bir sene içinde yaşanan yüzde 94 yıkımın bulunduğu ve sadece 14 binanın ayakta kaldığı tespiti aktarıldı.
Rapordaki bir tanık ifadesine göre, 22 Temmuz 2015'te Suluk'un 35 kilometre güneyinde, DEAŞ kontrolündeki en yakın alana 17 kilometre mesafedeki Asaylem köyüne gelen PYD/YPG'li teröristler, köylülere güvenlik sebebiyle köyü boşaltılmalarını ve üç gün sonra geri dönebileceklerini söyledi. Belirlenen zaman sonrasında geri dönen insanlar, 103 evin 100'nün yıkıldığını gördü.
PYD/YPG terör örgütünün, el-Ghbein, el-Maghat, Rneen, MelaBerho, Abdi Koy, Tel Diyab, Suluk ve Hammam el Türkmen köy ve kasabalarında yaşayanları da tehdit ederek bu bölgeleri boşaltması raporda anlatıldı.
Uluslararası Af Örgütü'nün raporunda, bahsi geçen zorla yerinden etme örneklerinin savaş suçu teşkil ettiği görüşü ifade edildi.

Kadınlara ve çocuklara şiddet

PYD/YPG terör örgütünün Suriye'de işgal ettiği bölgelerde hakimiyetini korumak, kendisine karşı çıkan halkı sindirmek ve eleman kazanmak maksadıyla kadınlara ve çocuklara karşı şiddete sıkça başvurduğu raporlarda yer buldu.
PYD/YPG'nin bu uygulamaları, SNHR'nin Ocak 2016'daki raporunda yayımlandı.
42 kadının 2011-2016 yılları arasında PYD/YPG'li teröristlerce öldürüldüğünü belgeleyen SNHR, bu kadınlardan Halep'e bağlı Say Ghoul köyünde yaşayan Nabiya El Salah'ın, 14 Ağustos 2015'te PYD/YPG'li teröristler tarafından Rakka-Tel Abyad yolunda üç kurşunla vurulduğunu rapor etti.
Tarfa Halil el Hasud isimli 58 yaşındaki kadının, kocasını öldüren PYD/YPG'lilerden saklanmaya çalışırken kendi evinin ahırında öldürüldüğü belirtilen raporda, PYD/YPG'nin, 2014 Ocak-2015 Ekim arasında Haseke, Kamışlı, Afrin gibi bölgelerde "zorunlu askerlik" adı altında 88 kadını alıkoyduğu belirtildi.

Üç yaşındaki çocuk keskin nişancı tarafından öldürüldü

SNHR'nin raporunda, PYD/YPG terör örgütü tarafından 2011-2015 yılları arasında 51 çocuğun öldürüldüğü ve 111 çocuğun alıkonduğu belgelendi. Haytham İsa el Şimali'nin, 23 Mayıs 2015'te henüz üç yaşındayken Ebu el Şakhat kasabasında PYD/YPG'li keskin nişancılar tarafından vurularak katledilmesi de raporda öne çıkan örneklerden oldu. Ayrıca, Ali Ahmed el Ahmed'in, 21 Haziran 2015'de kendisini yakalamaya çalışan PYD/YPG'li teröristlerden kaçarken vurularak öldürüldüğü de aktarıldı.
Amude kasabasında, 27 Haziran 2013'te gerçekleştirilen gösteriye ateş açan PYD/YPG'li teröristlerin, kalabalığın arasındaki iki çocuğu öldürdüğü ifade edilen raporda, Haseke'ye bağlı Şarmuk köyünde yaşayan 16 yaşındaki Cuma el Abuş'un 12 Aralık 2014'te PYD/YPG'li teröristlerce evinde yakalanarak alıkonulduğu, beş gün sonra ise Cuma'nın ailesinin oğulların cesedini, PYD/YPG'li teröristlerin kontrol noktasının yanında işkence edilmiş vaziyette bulduğu kaydedildi.

"PKK/PYD kendisine direnen kişileri sürgün ve katliamlarla yok etti"

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Alkan, PKK/PYD/YPG gibi terör örgütlerinin, ele geçirdikleri bölgelerde öncelikle tek silahlı güç olarak var olmayı amaçladıklarını, silah gücü kullanarak rakip gördükleri grupları silah zoruyla sindirip, sürgün ettiğini ya da muhalefet gösteren kişileri katletmeyi bir metot olarak yaygın şekilde kullandıklarını vurguladı.
Alkan, terör örgütlerinin, kendine itaatkar hale getirdiği toplumsal gruplara, kendi tanımladıkları kimlikler üzerinden sözde bir demokrasi tanımı yaptıklarını, benzerlerine tarihte çok rastlanılan halk komiteleri gibi yapılar kurdurarak baskı rejimi kurduklarını anlattı. Alkan, PKK/PYD'nin 1970'lerin sonlarından beri bu yöntemi kullandığını, kendisine direnen, karşı fikir üreten, kitleleri yönlendirebilecek kişileri de sürgün ve katliamlarla yok ettiğini dile getirdi.
Alkan, PKK/PYD'nin, işgal ettiği yerlerde insanları etnik kimliklerle ayırarak oluşturduğu komitelerden silah zoruyla kararlar çıkarttığını, bu yolla da terör örgütünün, insanların evlerine girdiğini, onları sorguladığını, komite kararlarına uymayanları da cezalandırdığını ifade etti.

"Bugün Türkiye için 'Zor, oyun bozar' günüdür"

PKK'nın işgal ettiği yerlerde, genellikle göstermelik bir çoğulculuk üzerinden, kendi meşruiyetini oluşturmaya çalıştığına dikkati çeken Alkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"ABD, bu tür bir grup ile kol kola girmiş durumda. Bunu herkesin görmesi gerekir. Bu yapıdaki bir örgütün yaptığı kamuoyu oluşturma çalışmaları bizi etkilememeli. Bugün, Avrupa'da ve Amerika'da örgütün yaptığı kamuoyu oluşturma çalışmalarına prim verenler, eskiden beri zaten bu örgütü destekleyen güçler. Amerika, Fransa ve diğer ülkelerin bu bölgede yapmak istedikleri şey belli. Bugün Türkiye için 'Zor, oyun bozar.' günüdür. Biz alana, sahaya çıktığımız için bunlar oluyor."

Terör örgütünün karapropagandası

Prof. Dr. Alkan, terör örgütü PKK/PYD'nin yıllar önce çekilmiş ya da başka yerlerden alınmış fotoğrafları Zeytin Dalı Harekatı'nda gerçekleşmiş gibi gösterdiğini, Avrupa'daki medya organlarının haberlerinde, parlamenterlerin de söylemlerinde ve sosyal medya hesaplarında bunlara yer verdiğine dikkati çekti.
Afrin operasyonu süresince bu yanlış algı oluşturma girişimlerine karşı, öncekilere karşı daha başarılı bir enformasyon çalışması yürütüldüğüne işaret eden Alkan, bilerek yürütülen algı operasyonlarına karşı propaganda mekanizmalarının mutlaka geliştirilerek üretilmesi gerektiğinin altını çizdi. Alkan, şunları kaydetti:
"Türkiye milli çıkarları doğrultusunda, kendi alanından çıkmaya başladığı zaman, önemli adımlar atmaya başladığı zaman zaten engelleyici mekanizmalar devreye girecektir. Önemli olan Türkiye'nin kendi milli çıkarları doğrultusunda bu adımları atmaktan, bu tür propagandalar dolayısıyla geri durmamasıdır."

"Terör örgütü kendisine muhalif gördüğü Kürtleri elimine etmeye çalıştı"

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Dış Politika Araştırmacısı Can Acun, 2011'deki Suriye devriminin başlamasıyla birlikte Esed rejimi ve PKK'nın Suriye kolu PYD arasında oluşan ilişkide Afrin, Ayn El Arap ve Haseke'nin önemli bir kısmını muvazaalı bir şekilde PKK'ya devredildiğini anımsattı.
Buralarda kontrol sağlamak isteyen PKK'nın, öncelikle kendi gücünü tahkim etmek istediğini ve ilk hedef olarak kendilerine muhalif gördüğü Kürtleri hedef aldığını dile getiren Acun, PKK/PYD'nin kendisine muhalif gördüğü Kürtleri elimine etmeye çalıştığını, onların tüm siyasal alt yapılarını yok ettiğini, yüz binlerce insanın bu bölgelerden cebren sürüldüğünü anlattı.
Acun, pek çok yerde rejimle birlikte hareket eden PKK/PYD terör örgütünün kendisine muhalif olanlara çatıştığını söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:
"Bunun ardından en belirleyici unsur ise 2014'te, Amerika ile birlikte kurdukları angajman. Amerika'nın hava desteği ve ateş gücü desteğini aldıktan sonra DEAŞ ile mücadele görüntüsü altında özellikle Arap bölgelerini hedef almaya başladı. Tel Abyad bunun en önemli örneklerinden birisi. Ben de o dönemde sahadaydım. Bölgede mültecilerle görüştüm. Temelde tehcir politikası izlediler. Çünkü demografik olarak kendilerinin yönetebilecekleri bir alan oluşturmak istiyorlardı; bu anlamda da Arap ve Türkmenleri tehdit olarak gördükleri için Tel Abyad başta olmak üzere işgal ettikleri yerlerde insanları zorla tehcir ettiler. Amerikan uçaklarına, sivillerin yerleşkelerini hedef göstereceklerini söyleyerek, insanları tehditlerle evlerinden, köylerinden kaçırdıklarını biliyoruz."
Terör örgütünün, işgal ettiği yerlerde insanların tüm mal varlıklarına el koyduğunu aktaran Acun, "Sadece Arap ve Türkmenlere yönelik değil farklı dini gruplara da baskılar oluşturuyorlar. Kendilerine biat etmeyeceğini, tahakküm altına alamayacağını düşündüğü her türlü grubu, etnisiteyi, dini oluşumu, azınlığı yok etmeye çalışıyorlar. Temel prensipleri bu. Öcalanizm'i bir şekilde insanlara eğitim sistemiyle, cebren dayatabilmek ve bunu karşısında olan grupları da yok etmeye çalışıyorlar." değerlendirmesini yaptı.
Amerika'nın yanı sıra Fransız, İngiliz özel kuvvetlerinin de uzun süredir PKK ile bölgede hareket ettiğini söyleyen Acun, yine İran’ın bölgede PYD'ye ciddi anlamda destek verdiğinin bilindiğini aktardı.

"Çocukları ellerinden alınan aileler kendilerini yaktı"

Ekonomik açıdan Avrupa ülkelerinin etkisinin bu örgüt üzerinde daha yüksek olduğunu, batılı ülkelerin terör örgütüne finansal kaynak aktardığına dikkati çeken Acun, şu ifadeleri kullandı:
"Terör örgütü başından beri, varlığı itibarıyla zaten savaş suçu işleyerek bu noktaya geldi. Amerika'nın desteğini arkasına alarak katliamlar yaptı. Tehcir politikası izledi. Küçük yaşta çocukları zorla ailelerinden uzaklaştırarak silah altına aldı. Onlara terör saldırıları yaptırdı. Çocukları zorla alınmış bir baba, PYD ofisi önünde kendisini yaktı. Hem Haseke'de hem de Süleymaniye'de çocukları kaçırılan aileler kendileri yaktı. Çocukları PKK tarafından zorla kaçılırmış aileler, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde çok uzun süre eylem yaptı."

"PYD'nin kontrol ettiği alanlarda ciddi anlamda uyuşturucu üretimi var"

Burseya Dağı'ndaki operasyonlarda çok sayıda uyuşturucu hap ele geçirilmesine de işaret eden Acun, "Burada iki tane temel mesele var. Bunlardan ilki küçük yaşlarda zorla silah altına aldıkları çocuklara hap içirerek cephe hatlarında onları savaşmaya götürüyorlar, intihar saldırıları yaptırtıyorlar. İkincisi ise PYD'nin kontrol ettiği alanlarda ciddi anlamda uyuşturucu üretimi yaptığı, uyuşturucu kaçakçılığı yöntemiyle Avrupa'ya, Batı dünyasına uyuşturucular sevk ederek gelir elde etmeye çalıştığını biliyoruz. Amerika, PKK'yı narkoterör örgütü olarak tanıyor. Liderlerini uyuşturucu kaçakçısı olarak tanımlamış durumda. Aynı Amerika, PYD ile direkt iş birliği de yapıyor." dedi.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html