Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.
Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.
Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…
ABD'de üst düzey bir yetkili, Afrin'de gerçekleştirilen terör karşıtı operasyonun Münbiç'e doğru ilerlemesinden endişe duyduklarını belirtti.
Zeytin Dalı Harekatı tüm hızıyla devam ediyor. Afrin'de etkili bir operasyon gerçekleştiren TSK ve ÖSO birlikleri bir yandan bölgedeki terör unsurlarını yok ederken, diğer yandan da yeni operasyonlara hazırlanıyor. En son Azez kolunu açan TSK'nın buradan Münbiç'e ilerlemesi hedefleniyor. Ancak bu durum ABD'yi endişeye sevk ediyor.
ABD 'ORTAKLARINININ' GÜVENLİĞİNDEN ENDİŞELİ
Amerikalı üst düzey bir yetkili, Afrin'deki terör unsurlarına yönelik Zeytin Dalı Harekatı'nın Münbiç'e doğru ilerlemesinden bölgedeki ABD güçlerinin güvenliği nedeniyle endişe duyduklarını, bu endişenin Ankara'ya iletildiğini belirtti. Amerikalı yetkili, Türkiye'nin Afrin'deki harekatın doğudaki Münbiç'e doğru devam etmesi ihtimalinden endişeli olduklarını kaydetti. Yetkili, bu endişenin Ankara'da salı günü iki ülke heyetleri arasında yapılan görüşmelerde Türk tarafına iletildiğini söyledi.
"MÜNBİÇ'TEN ENDİŞE DUYUYORUZ"
Yetkili, "Münbiç civarında Amerikan güçleri var. Sahadaki güçlerin güvenliği bizim bir numaralı endişemiz. Bu endişe Türkiye'ye iletildi." dedi. Amerikalı yetkili, ABDyönetiminin, daha önce yaptığı "YPG güçleri Fırat’ın doğusuna gidecek" taahhüdünü yerine getirmediği hatırlatılarak Münbiç'i Münbiç halkının idare etmesi gerektiğine yönelik açıklamalara karşın YPG/PKK'nın buradan çıkmamasının tutarsızlık olup olmadığı sorusu üzerine, "Münbiç’in geleceği nasıl şekillenecek bunu bilemem ama Münbiç’i kontrol eden Münbiç halkı olmalı. Türk yetkililer, YPG’yi Fırat’ın doğusunda görmek istediklerini bize söylediler. Bu da Washington’a iletildi." ifadesini kullandı.
SİLAHLAR ABD ASKERLERİNE GİTMİŞ
ABD'li yetkilinin değindiği bir diğer konu da Türkiye'ye taahhüd ettiği YPG'ye verilen silahların toplanması oldu. Türkiye'nin terör örgütü olarak gördüğü YPG'ye ABD'nin silah yardımı yaptığı ve bunları toplama sözü verdiği hatırlatılan yetkili, "Bu taahhüdümüzü yerine getirmeye niyetli olduğumuzu Türk tarafına söyledik." dedi. "Hala silah vermeye devam ediyor musunuz?" sorusu yöneltilen yetkili, buna ABDSavunma Bakanlığı'nın cevap verebileceğini, bu zamana kadar yapılan sevkiyatların büyük çoğunluğunun ABD askerlerine gittiğini ve bunların çoğunun da gıda, mühimmat, yaşam malzemesi ve diğer malzemelerden oluştuğunu savundu.
SINIR GÜÇLERİ YOK PYD İLE DEVAM
Türkiye'nin tepkisine neden olan "YPG/PKK'lılara eğitim verilmesi" konusuna değinen ABD'li üst düzey yetkili, "Suriye sınır gücü" adlı bir oluşumun bulunmadığını, "bunun kamuoyuna yanlış aktarıldığını" savundu. Bir sınır gücü oluşturma planlarının da bulunmadığını belirten Amerikalı yetkili, "DEAŞ üyelerinin komşu ülkelere kaçmasını engellemek için Suriye Demokratik Güçleri (PYD/PKK) ile çalışmaya devam ediyoruz." ifadesini kullandı. "Suriye sınır gücü" yerine doğru tanımlamanın ne olacağını sorusu üzerine yetkili, bu sorunun ABDSavunma Bakanlığına (Pentagon) sorulması gerektiğini belirterek "Yanlış aktaranlar onlardı." dedi.
Zeytin Dalı Harekatı’nın Kuzey Suriye’de ortaya çıkardığı
yeni güç dengesi, Suriye krizinin siyasi çözüm aşamasını da etkileyecektir.
Türkiye’nin Afrin bölgesindeki YPG varlığını ortadan
kaldırmaya dönük Zeytin Dalı Harekatı sona erdi. Harekatın ilk ayı nispeten
zorlu geçse de sınır bölgesindeki YPG direnişinin kırılması ile birlikte
operasyon hız kazandı ve kısa süre içinde Afrin kuşatması tamamlandı. Bu
süreçte YPG’liler kırsal alanları boşaltarak, Afrin merkeze doğru çekildi.
Beklenti YPG'nin Afrin merkezde şehir savaşına hazırlandığı yönündeydi. Ancak
bunun aksine YPG şehir merkezinde de hiçbir direniş sergileyemedi ve Afrin
neredeyse hiçbir çatışma yaşanmadan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür
Suriye Ordusu (ÖSO)’nun kontrolüne geçti.
Zeytin Dalı Harekatı’nın askeri boyutuna ilişkin
değerlendirmeler sıklıkla yapıldı. Ancak bunun kadar önemli olan Afrin’in
Türkiye kontrolüne geçişinin bundan sonra Suriye krizinin seyri, Türkiye’nin
YPG ile mücadelesi, Suriye’de Türkiye-ABD rekabeti ya da işbirliğine olası
etkileri, YPG’nin ulusal ve uluslararası ittifakları üzerindeki etkilerinin
neler olacağıdır.
Zeytin Dalı Harekatı’nın Türkiye açısından en önemli sonucu
askeri caydırıcılığının tesisi olmuştur. Fırat Kalkanı Harekatı ile
kıyaslandığında çok daha zorlu bir coğrafyada çok daha fazla sayıda militan ile
mücadele etmek durumunda kalan TSK çok kısa bir süre içinde ve çok daha az
kayıp vererek operasyonu tamamladı. Askeri kapasitesini ortaya koyan ve bunu
kullanma iradesi olduğunu gösteren Türkiye’nin Münbiç ve Fırat’ın doğusunda YPG
ile mücadelede elinin güçleneceği açık. Her şeyden önce ABD, TSK karşısında
hiçbir direnç sergileyemeyen YPG’yi nereye kadar ve nasıl koruyabileceği
konusunda sorgulama içine girebilir. Bu yeni durum ABD’yi iki şekilde hareket
etmeye zorlayacaktır. ABD ilk seçenek olarak Türkiye’yi tatmin etmek için
Münbiç konusunda bazı tavizler vermeye yönelebilir. İkinci seçenek ise
Münbiç’te YPG’ye sağladığı koruma kalkanını güçlendirme yoluna gidebilir.
ABD’nin ikinci seçeneği tercih etmesi daha yüksek ihtimal. Zira ABD Afrin’de
korumayı başaramadığı YPG’yi kendi askeri koruması altındaki Münbiç’te de
koruyamazsa örgütü kaybedeceğini biliyor. YPG gerçekten de Münbiç’te olası bir
Türkiye-ABD uzlaşısı halinde İran/rejim ittifakına yönelmeyi düşünebilir.
Arap nüfusun YPG tepkisi
Zeytin Dalı harekatı, YPG’nin Münbiç ve Fırat’ın doğusunda
Araplarla işbirliğini de kırılgan hale getirecektir. YPG’nin Suriye Demokratik
Güçleri (SDG) bünyesinde Arap unsurlarla kurduğu ittifaklar zaten çıkar ve Arap
aşiretlerin yerel güvenliklerini garantiye alma motivasyonuna dayanıyor.
YPG’nin Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde, meşruiyetinin neredeyse hiç
olmadığı biliniyor. Özellikle Münbiç, Suriye krizinin başından bu yana rejim
muhalifi kimliği ile öne çıkmış bir şehir ve halen ÖSO içinde de Münbiçliler
ağırlıkta. Dolayısıyla YPG’nin Zeytin Dalı harekatı ile ortaya çıkan zaafiyeti,
Münbiç içindeki algıları değiştirecektir. Zaten uzun zamandır Münbiç’te halkın
bir kısmı, YPG karşıtı gösteriler düzenliyor. Önümüzdeki dönemde bu olaylarda
artış yaşanabilir. Münbiç’te YPG’ye karşı harekete geçmek için fırsat kollayan
kesimler, Türkiye’nin Münbiç konusunda ciddi olduğunu görmek ve ona göre
pozisyonlarını belirlemek istiyor. Zeytin Dalı, Türkiye’nin söylemin ötesinde
askeri gücünü kullanma iradesinde olduğunu ortaya koyması ve YPG’nin hiçbir
direnme şansının olmadığını göstermesi açısından önemli. Uluslararası
baskıların da Türkiye’ye engel olamayacağı ortaya çıkmıştır.
YPG’nin Afrin’de kaybetmesi kadar kaybetme şekli de önemli.
Zeytin Dalı’nın ilk aşaması sayılmayacak olursa, neredeyse hiçbir direniş
sergileyemeyen, savaşma iradesi kalmamış ve şehir merkezini dahi kaçarak terk
eden bir örgüt görüntüsü ortaya çıkmıştır. Bu durum YPG içindeki Suriyeli
unsurları, kendilerini PKK’nın bölgesel hedeflerine kurban etmeme yönünde bir
sorgulamaya itebilir. Bu durumun doğal sonucu önümüzdeki dönemde YPG içinde PKK
kadroları ve Suriyeli unsurlar şeklinde bir ayrışmanın ortaya çıkmasıdır. Bu
argümanı destekleyen bir veri, Afrin merkezde YPG’nin nasıl hareket temesi
gerektiği konusunda PKK kadroları ile yerel militanlar arasında çıkan görüş
ayrılığıdır. PKK liderleri, son güne kadar Afrin’de direnme çağrısı yaparken,
Afrin’deki Kandil kadroları savaş seçeneğini zorlarken, yerel militanlar buna uymayıp
kaçmayı tercih etmiştir.
Rusya-Türkiye işbirliği daha da artabilir
Zeytin Dalı Harekatı’nın Kuzey Suriye’de ortaya çıkardığı
yeni güç dengesi, Suriye krizinin siyasi çözüm aşamasını da etkileyecektir. TSK
ile birlikte Suriyeli muhalifler de kuzeyde giderek güçlenen bir aktör olarak
öne çıkıyor. İdlib’de Zeytin Dalı harekatının sonlanması ile yedinci gözlem
noktası kuruldu. 12 gözlem noktasının tamamlanması ile İdlib’de en azından orta
vadede muhaliflerin kontrolü güvence altına alınmış olacak. Böylece
Cerablus’tan başlayarak Cisr eş-Şugur’a kadar uzanan bir alanda ÖSO bölgesi
ortaya çıkacak. Türkiye koruması altındaki bu alan siyasi çözüm masasında
rejimin taviz vermeye daha açık olmasını sağlayacaktır.
Afrin sonrasında Suriye’deki Türkiye-Rusya işbirliğinin de
güçlenmesi beklenebilir. Türkiye, ABD ile Münbiç konusunda anlaşma
sağlanamaması halinde kademeli olarak bu şehir üzerindeki baskısını artıracak.
Afrin sonrası süreçte Türkiye’nin YPG ile mücadele konusundaki adımları artık
daha fazla Rusya desteği alabilir. Zira artık hedefte olan YPG alanları, aynı
zamanda ABD nüfuz bölgeleri. Rusya, rejim ve İran ile birlikte Suriye’nin
doğusunda ABD ile giderek çatışmacı bir hal alan rekabet içinde. Rejim yanlısı
güçler, Deyr ez Zor bölgesinde birkaç kez SDG bölgelerine müdahale etmek istese
de ABD’nin sert cevabı ile karşılaştı. Ancak Türkiye’nin de Münbiç üzerindeki
baskıyı artırması, ABD’nin daha fazla sıkışması sonucu doğuracağı için söz
konusu aktörler tarafından da olumlu karşılanabilir.
YPG’nin Afrin’i kaybetmesi ile Rusya’ya askeri bağımlılığı
kalmadı ve örgüt tamamen ABD koruması altına girdi. Ayrıca YPG, Zeytin Dalı
harekatına yeşil ışık yakması nedeniyle Rusya’yı da sorumlu tutuyor. Bu nedenle
yakın vadede Rusya-YPG ilişkilerinde de kırılma yaşanması muhtemel ve bu da
Türkiye’nin Rusya ile işbirliği zeminini güçlendirecek, Türkiye-ABD
gerginliğini artıracaktır.
Rusya Afrin konusunda Türkiye’ye karşı büyük ölçüde
destekleyici bir tavır aldı. Ancak aynı durumun Suriye’deki müttefikleri İran
ve rejim açısından da geçerli olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta İran’ın
Afrin konusundaki tavrı nedeniyle Rusya’ya tepkili olduğu söylenebilir. Bunun
en net işareti Zeytin Dalı Harekatı devam ederken rejim yanlısı ve İran
destekli milis güçlerin YPG’ye destek olmak için Afrin’e girmesi oldu.
Muhtemelen bu adım Rusya’nın bilgisi dahilinde ancak onayı ve desteği ile
gerçekleşmedi. Rusya’nın Türkiye ile İran/rejim arasında tarafsız kalması
askeri üstünlüğü elinde bulunduran Türkiye’yi öne çıkardı ve Türkiye
YPG’lilerin yanı sıra ona destek veren Şii milis unsurları da hedef aldı.
Dolayısıyla İran’ın hamlesi tamamen boşa çıktı. Rusya’nın bu tavrında Türkiye
ile Suriye dışında da sürdürülen işbirliğinin rolü önemli. Ancak Rusya
muhtemelen Suriye’de güçlenen İran’a karşı Türkiye’nin dengeleyici gücüne de
ihtiyaç duyuyor. Zira Afrin’deki tablonun bir benzeri İdlib’de yaşanıyor.
İdlib’de gözlem noktalarını kurmak için ilerleyen Türk ordusu İran destekli
milislerin saldırılarına maruz kalırken Rusya’nın gözlem noktalarının kurulmasını
desteklediği görülüyor.
Suriye'nin kuzeyinde yeni güç dengeleri
Zeytin Dalı Harekatı’nın sonuçları muhtemelen İran ve
rejimin kaygılarını daha da artıracaktır. Artık Türkiye ÖSO ile birlikte
Halep’teki rejim bölgeleri üzerinde daha fazla baskı uygulyabilir konuma geldi.
Astana süreci nedeni ile taraflar arasında çatışma beklentisi bulunmasa da her
iki taraf birbirlerinin niyetlerine güvenmiyor. İran özellikle kendisine bağlı
milis güçlerin kontrolündeki Nubul ve Zehra yerleşimlerinin tehdit altına girdiği
düşüncesi içinde olabilir.
İran ve rejimin YPG/PKK’ya dönük tavrında ise örgütün bundan
sonra Münbiç ve Fırat’ın doğusunda nasıl bir yol takip edeceği belirleyici
olacak. Mevcut ittifaklar üzerinden bakıldığında Türkiye’nin Münbiç ve Fırat’ın
doğusunda baskısını arttırması, bu aktörler tarafından olumlu karşılanacaktır.
Ancak ABD tehdidinin başka bir tehdit olarak gördüğü ÖSO ile ikamesi de tercih
edilmeyecektir. Münbiç ve Fırat’ın doğusunda ABD-YPG ittifakının devamı
Türkiye-İran koordinasyonu için zemin hazırlayabilir. Ancak İran ve rejim
bundan ziyade YPG’yi kendi kamplarına çekmek isteyebilir. Bu işbirliği imkanı
olduğu Afrin’de görüldü. ABD’nin Suriye’de öncelikli tehdit olarak gördüğü Şii
milislerin YPG’li militanlarla birlikte fotoğraf vermesi, ABD’de bazı şüpheler
uyandırmıştır. ABD, YPG’yi Münbiç’te de koruyamazsa örgütün İran eksenine
kayması olasılığının farkında olabilir. Böylesi bir senaryo Türkiye-ABD
yakınlaşmasını beraberinde getirecektir. Türkiye ise ittifaklarını nasıl
belirleyeceği konusunda çok net. Türkiye açısından YPG ile birlikte hareket
eden her aktör tehdit olarak değerlendirilecek.
ABD terör ve teröristlerle kol kola Orta Doğu'da çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye'nin tüm uyarılarına rağmen tarafını bir türlü seçemeyen ABD, yine teröristlerin yanında yer alacağını beyan etti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Generali Joseph Votel Münbiç'ten ayrılmayacaklarını açıkladı.
"ÇEKİLMEYİ DÜŞÜNMÜYORUZ"
ABD'li General Joseph Votel, Afrin konusunu da değerlendirdiği açıklamasında Münbiç'in de durumuna işaret ederek, bölgeden çekilmeyi düşünmediklerini, YPG ile bölgede kalacaklarını belirtti. Konuya ilişkin "Planlarımız dahilinde şu anda bölgeden çekilme görülmüyor." diyen Votel, koalisyonun Münbiç'in de koalisyonun operasyon alanlarından biri olduğuna dikkat çekti.
ABD BASINI YPG POLİTİKASINI ELEŞTİRİYOR
Amerikan hükümetinin, müttefiki Türkiye ile sürtüşme yaşamasına rağmen YPG'yi bölgede tercih etmesine ilişkin ABD basınından tepki geldi. Washington Post gazetesi, "ABD YPG'yi seçerse Türkiye'yi kaybeder" konulu bir analiz haber yaptı. Haberde, Suriye politikası nedeniyle eleştirilen Trump yönetimi "Amerika'nın Suriye stratejisi başarısızlığa mahkum. Trump yönetimi hem YPG ile hem de Türkiye ile iş birliği içerisinde. Afrin operasyonu ile bu sürdürülemez bir duruma geldi Şimdi daha da kritik bir duruma gelindi bu da Münbiç'e operasyon söylentisi... ABD ile Türkiye ile karşı karşıya gelirse Trump seçim yapmak zorunda. YPG seçilirse ABD kaybedecek." dedi.
ABD'YE MÜNBİÇ UYARISI
Türkiye sınırının yaklaşık 40 kilometre ötesinde konuşlanan teröristler ve ABD Türk hükümetince defalarca uyarılmış ve bölgeden çekilme gerçekleşmemesi durumunda Afrin'in ardından Münbiç'e operasyon yapılacağı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanmıştı. ABD'li general Joseph Votel, ABD'nin Münbiç'ten ayrılmayı düşünmediğini açıkladı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD'nin terör örgütüyle bağının derhal kopması gerektiğini ve Münbiç'ten çekilmeleri gerektiğini ifade etmişti.
Suriye sınırını terör unsurlarından temizlemek için askeri gücünü sınır ötesi operasyonlarla sahaya süren Türkiye, kritik ve başarılı adımlarıyla teröristlerle ittifak kuran ABD’nin Münbiç hesaplarını altüst etti.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla birlikte güneyde
Suriye sınırı boyunca uzanan terör kantonlarının belini kıran Türkiye’nin
hamlesi bölgedeki küresel güçlerin kendine çeki düzen vermek zorunda bıraktı.
Zira PKK’lı teröristlerle gözü kapalı ittifak kuran ABD ile örgüte zaman zaman
havadan destek veren Rusya güvenlik tehdidiyle burun buruna getirdikleri
Türkiye’nin eskide olduğu gibi yaşadığı olumsuzluklar karşısında artık pasif
kalmayacağını gördü. Münbiç’te teröristlerle birlikte karargâh kuran ABD başta
Türkiye’nin bölgeye müdahalesine yanaşmasa da üst üste kazanılan askeri
operasyonlar karşısında uzlaşmak zorunda kaldı.
ÖRGÜTÜN SABOTAJ ÇABASI
Bu uzlaşma sonrası Mehmetçik 18 Haziran sabahı Avn Dedet
bölgesinden Münbiç’e girdi. Şehirdeki aşiretlerin seviçle karşıladığı Türk
askerinin bölgede konuşlanmasından saatler önce PKK unsurları buradan
gönderildi. Giderayak bölgede devriye gezmeye başlayan Mehmetçik’i protesto
etmeleri yönündeki baskılarına ise aşiretler kulak asmadı. Bu da gittiği
bölgeye barış ve huzur götüren askerimize olan itimadın ne kadar yüksek
olduğunu gösteriyor. Zaten bölgeden gelen haberler ilk devriye görevi için Avn
Dedet bölgesinden Munbiç’e giren Türk askeri konvoyu büyük sevgi gösterileri eşliğinde
karşılandığını duyurdu.
PLANLARI SUYA DÜŞTÜ
Böyle bir ortamda PKK’nın Suriye sivil yapılanması mevcut
tabloda ortaya çıkan Afrin, Tel Rıfat, Münbiç ve Kandil’deki Türkiye’nin
kazanımlarını vakit kaybetmeden ABD, Rusya ve Avrupa ülkelerinin yeni bir
ihaneti olarak nitelendirdi. Türkiye’nin hamlesi sonucu Batı ile kurduğu şer
ittifakının akamete uğramasından rahatsızlık duyan PKK unsurları boş durmadı
tabi. Örgüt Aynel Arap, Kamışlı ve Resul Ayn bölgelerine yönlendirdiği
provokatörleri üzerinden sokakları hareketlendirerek süreci bir kez daha sabote
etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Çünkü burada da Münbiç halkı baskı ve
zulmünden bıktığı teröristlere karşı net tavrını değiştirmedi.
ABD’NİN "ÜÇ KÂĞIT" STRATEJİSİ
Münbiç uzlaşmasıyla geri adım atmak zorunda kalan ABD, bir
yandan Türkiye'yi teskin etmeye çalışırken diğer yandan her fırsatta kol kanat
gerdiği PKK’yı elde tutmak için perde gerisinde türlü manevralar yaptı.
Özellikle Türkiye’nin Kandil’e düzenlediği hava destekli kara harekâtında sonuç
vermeye başlayınca ABD, kirli piyonlarının yeni terör merkezi olarak
nitelendirilen Sincar’a sevkiyata geçti. Hatta iddialara göre Mehmetçik’in operasyonlarının
devam etmesi durumunda sınırın İran tarafında saklanan terör elebaşlarının
Sincar ve Suriye’ye götürülmesi noktasında ABD bir dizi hazırlık yapıyor.
ABD’nin bölgedeki ayak oyunları bu kadarla sınırlı değil. Çünkü süreci sabote
etmeye dönük bir başka adımı ABD, kendisine bağlı hareket eden PKK’lıları
doldurduğu sözde yerel meclis üzerinden kollamaya çalışarak Münbiç’te sözde
Yerel Meclis’in faaliyetlerine devam edeceği yönünde açıklamalarda bulundu.
Ancak PKK’nın askeri ve siyasi tüm unsurlarının bölgeyi terk etmesi dışında
hiçbir seçeneğin kabul edilmeyeceği duyurusunu yineleyen Türkiye bu oyunda
gelmedi.
ABD UZLAŞMAK ZORUNDA KALDI
Perde gerisinde yaşananlar ABD’nin terörle kurduğu kirli
işbirliğinden vazgeçmeyeceğini gösterse de Türkiye’nin teröre karşı aldığı
haklı ve kararlı tavrın bölgedeki huzur ve barışın teminatı olduğu gerçeği bir
kez daha gözler önüne serildi. Ancak bundan daha da önemlisi Türkiye özellikle
15 Temmuz darbe girişimi sonrası teröre karşı gösterdiği bu net duruşuyla
ABD’yi geri adım atmaya mecbur bıraktı. Dahası yedi yıllık iç savaş sürecinde
ABD ilk kez Türkiye ile bir konuda uzlaşabildi. Sürecin başından bu yana her
seferinde Türkiye’yi aldatarak saf dışı bırakma çabası içinde olan ABD bu kez
bunu yapamadı. Bölgedeki müttefiki terör örgütü PKK/PYD’nin temizlenmesine
müsaade etmek zorunda kaldı. İki tarafın belirlediği yol haritası doğrultusunda
ABD ve Türkiye’nin askeri güçlerinin ortaklaşa kontrol altına alacağı bölgenin
güvenliği sağlanmış olacak. Uzmanlara göre Türkiye için bu bir ara yol. Çünkü
Türkiye daha ilk günden bu yana bölgede ne Amerikan güçlerinin ne PYD/PKKunsurlarını istiyor. Hatta Türkiye her iki tarafa ait unsurların Münbiç’e
girmesine son derece sert bir şekilde karşı çıkıyor. Öyle ki Türkiye,
PYD/PKK’lı unsurların Fırat’ın doğusuna geçişini her zaman en öncelikli
tehditlerden biri olarak görüyor ve her şartta bunu engellemenin çabasını gösteriyor.
Hal böyleyken terör örgütü DAEŞ’i bahane eden ABD bir başka terör örgütü olan
PYD/ PKK’nin Münbiç’e geçişini bir oldubittiye getirmişti. Bu durum iki ülke
arasındaki ilişkileri en gergin seviyeye taşırken Türkiye’nin üst üste
gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, ABD’yi tabir yerinde
ise şah mat etti. Türkiye bu hamlesiyle ABD’nin ve müttefiki terör örgütlerinin
Fırat’ın doğusunda gayri meşru kantonlarını birleştirme planını yerle bir etti.
Ortada birleştirilecek kanton kalmadığı gibi terör örgütü PKK/PYD’nin önünde
Fırat’ın doğusunda ilerleyecek yol da kalmadı.
SÜRECİ NELER BEKLİYOR?
Türkiye teröre karşı koyduğu kırmızı çizgilerini vurgulamaya
devam ederken sadece savunma amaçlı değil terör örgütü PYD/ PKK’nın bölgedeki
etkinliğini bütünüyle ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atabilir. Hali hazırda
savunma hattını kuran Türkiye, teröristlerin Batı’ya doğru ilerlemesinin önünü
tamamen kesti. Gün gelip Münbiç’ten tamamen çıkarıldıklarında terör örgütü
PYD/PKK ister istemez Fırat’ın doğusuna sıkışacak. Aslında böylece Türkiye için
Fırat’ın doğusuna geçisin kapısı da aralanmış olacak. Bu aşamaya gelindiğinde
sıra Süleyman Şah Türbesi’ne gelecek. Sanırım tüm bunlar Münbiç uzlaşının ne
kadar önemli olduğunu izah etmeye yetiyor.
ABD MECBUR KALDI
Suriye iç savaşında Türkiye ilk kez ABD ile bir uzlaşı
sağladı. Sürecin başından bu yana yaptığı gibi Türkiye’yi aldatmaya çalışan ABD
uzlaşma kararını güle oynaya alamadı elbette. Çünkü 15 Temmuz darbe
girişiminden bu yana kritik ve başarılı adımlar atarak terör konusunda net bir
duruş sergileyen Türkiye ABD’yi buna mecbur bıraktı. Böylece geçmişte
"Eğit-donat", "uçuşa yasak bölge", "silahları geri
alacağız" gibi yalanları uyduran, sahada Rusya ve İran ile saf tutarak
Türkiye’yi yalnızlaştıran, dahası DAEŞ’le mücadele bahanesi ile PYD/PKK
unsurları üzerinden sınırımıza gayrimeşru terör ordusu kurarak bütün güney
sınırlarımızı ele geçirmeye çalışan ABD’nin kirli planları bozuldu.
ABD’nin Suriye sınırında sözde güvenli bölge önerisinin ardındaki kirli plan deşifre oldu. Amaç PKK/PYD koridorunu koruma altına almak.
ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Türkiye’nin güvenliğine yönelik “Suriye sınırında 30 kilometre derinliğinde güvenlik koridoru oluşturma” teklifinin altından da bu ülkenin Akdeniz’e ulaşan PKK/PYD koridoru projesi ve ‘PKK/YPG sınır birliği için oyalama’ çıktı. Zeytin Dalı harekatının hedefindeki Münbiç’in tamamının ve Afrin’in büyük bir bölümünün 30 km’lik hat dışında dolayısıyla kaldığına dikkat çeken diplomasi ve askeri strateji kaynakları, bu teklifin hayata geçmesi durumunda ‘Türkiye güvenlik koridoruna hapsedilirken, ABD’nin Akdeniz’e açılan PKK koridorunun ise önü açılacağına’ ve PKK ordusu için ABD’nin zaman kazanacağına dikkat çekti. TILLERSON’UN TEKLİFİ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD’li mevkidaşlarıyla yaptıkları görüşmeler ve sonrasında kamuoyuna yansıyan açıklamaları analiz eden uzmanlar, yeni bir ‘Türkiye’yi oyalayıp zaman kazanma hamlesinin’ söz konusu olduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Afrin için 30 kilometrelik bir güvenli hat oluşturulmasını önerdiğini ve bunun teknik heyetler arasındaki görüşmenin ardından tekrar ele alınacağı yanıtı verdiğini aktardı. DIŞINDA KALIYOR Suriye konusunda ABD’nin Türkiye’ye verdiği sözlerin hiçbirinin tutulmadığına dikkat çeken ASSAM strateji uzmanı emekli Albay İbrahim Keleş ve Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, PKK/PYD’nin elinde bulunan Münbiç’in tamamının ve Afrin’in büyük bir bölümünün bu 30 km’lik derinliğin dışında kaldığına dikkat çekti. Türkiye’nin yıllar önce gündeme getirdiği ‘güvenli bölgeyi’ ABD’nin şimdi gündeme getirmesinin arka planındaki amacına dikkat çeken Orakoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanımız, yıllarca ‘tampon bölge’ dedi ama dinletemedi. Şimdi onlar ‘güvenli bölge’ diye teklifle geliyor çünkü Akdeniz’e açılan terör koridorunu korumak istiyorlar. TSK ve ÖSO, Suriye’de Zeytin Dalı harekatıyla PKK/PYD’yi Afrin’den süpürmeye başladı, sıranın Münbiç olduğu anlaşıldı. Türkiye’nin güvenliği için Suriye topraklarında 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturmak demek, hemen altında bu hattın dışında kalan ve Türkiye’yi hedef alan PKK/PYD koridoru kurulması demek. Türkiye’de etnik iç savaş çıkarmaya ve ülkeyi bölmeye çalışan bir terör örgütünün koridor devletinin oluşturulmasından bahsediyoruz... Türkiye bu oyalama taktiklerine kanmaz çünkü ulusal güvenliği için ciddi bir tehdit ile karşı karşıya” diye konuştu. ABD SÖZÜNÜ TUTMADI Türkiye’nin, 26 Ağustos 2016’da Suriye’de başlattığı Fırat Kalkanı harekatını bu tarihten çok önce başlayarak DEAŞ’ı ve PKK/PYD’yi sınırlarından temizlemeyi amaçladığına dikkat çeken emekli Albay İbrahim Keleş, “ABD daha önce Türkiye’nin ‘DEAŞ’a karşı birlikte mücadele edelim’ teklifini kabul etmeyip PYD ile hareket etti. DEAŞ’la mücadele sonrasında PYD’nin Münbiç’ten çekileceğine ve DEAŞ temizlendikten sonra PYD’nin ellerindeki ağır silahların toplanacağına söz verdi ama bu sözü de tutmadı. Türkiye şimdi neden 30 kilometrelik güvenlik koridoru sözüne inansın. Bunlar hep oyalama taktiği” diye konuştu. PKK SINIR BİRLİĞİ ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılan bir PKK/PYD koridoru planını hala Fırat Kalkanı bölgesinin güneyinden gerçekleştirme olasılığı olduğuna ve amacın bu planı diri tutmak olduğuna dikkat çeken Keleş, şunları söyledi: “Türkiye sınırından 30 kilometre derinliğe kadar güvenli bölge oluşturulması demek, bu 30 km dışında kalan Münbiç’teki PKK/PYD’yi Türkiye’nin askeri operasyonuna karşı koruma altına alınması anlamına gelir. PKK/PYD kontrolündeki Afrin’in güneyi de bu güvenli bölgenin dışında kalıyor. Bizi oyalıyor ama bu sırada teröristleri bize karşı güçlendiriyorlar. Şimdi PKK/PYD’yi temizlemezsek, önce 30 bin kişilik PKK/PYD sınır birliğiyle sınırdaş oluruz. Şimdi Afrin harekatı başlayınca, bu oyalama taktiğini yapıyorlar ama DEAŞ bittiğine göre ABD önce YPG’ye verdiği silahları toplasın.” ÖNCE GÜVENİ TESİS ETMELİYİZ Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, soruları cevaplarken ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un 911 km’de 30 km’lik ‘tampon bölge’ oluşturulması için beraber çalışılabileceğini söylediği kaydetti. Çavuşoğlu, “Güvenli bölgeden ne anlıyoruz? Bizim anladığımız şey farklı, onlarınki farklı olabilir. Ama her şeyden önce bizim ABD ile güvenli bölge veya başka bir konuyu, yani ciddi bir konuyu samimi bir şekilde bırakın kabul etmeyi, görüşebilmemiz için önce güveni yeniden tesis etmemiz lazım. Bir güven bunalımı oldu. Güveni tesis edebilmek için de ABD’den somut adımlar görmemiz gerektiğini söyledik. Bizim neden güven duymadığımızı kendileri de biliyor, halkımız da biliyor” diye konuştu. MÜNBİÇ MESAJI ABD’nin teklifi ve Erdoğan-Trump görüşmesinin içeriğinin Beyaz Saray’ca çarpıtılmasının ‘hedefine’ dikkat çeken SETA Uluslararası İlişkiler uzmanı Doç. Dr. Murat Yeşiltaş şunları söyledi: “Afrin harekatı ABD için beklenen gelişmeydi ama sıranın Münbiç olduğu yönündeki açıklamalar karşısında ABD’nin ‘Güvenli bölge’ projesi Türkiye’yi yumuşatmak ve zaman kazanmak amaçlı taktiksel teklif gibi duruyor. 30 kilometre derinliğindeki güvenli bölgenin kimlerca oluşturulacağı, ABD’nin PKK/PYD ile ilişkisinin ne olacağı ve örgütün elindeki ağır silahların toplanması konusunda bir şey söylemiyor. Beyaz Saray açıklamasında yer alan, Trump-Erdoğan görüşmesinde yer almayan konu başlıkları ise, Türkiye’nin Münbiç’i de hedef alması durumunda ABD’nin Türkiye’ye karşı kullanacağı argümanların mesajı yer alıyor. Trump, Türkiye ile çalışmak istiyor ama Türk-Amerikan ilişkilerini sağlayacak ekibi yok. Alt kadroların bu tip çarpıtmaları olabiliyor. Tillerson ve Trump açıklamalarında, Türkiye’nin Münbiç’i hedef almaması, Fırat’ın Doğusu’nu ise hiç hedef almaması mesajı içeriyor.” AÇIKLAMA GÖRÜŞME ÖNCESİ YAZILMIŞ Beyaz Saray açıklamasındaki bazı unsurların yalanmasına açıklık getiren Çavuoğlu, “ABD’nin açıklaması (görüşmeden) önceden yazılmış” dedi. Beyaz Saray açıklamasında, “Afrin operasyonunda tırmanan şiddetten kaygı duyuyoruz” denilirken, Cumhurbaşkanlığınca yalanlanan bu açıklamaya dair “Operasyonla ilgili ‘tırmanan şiddetten kaygı’ diye bir şeyden söz etmedi. Operasyonla ilgili görüş teatisinden öte bir şey konuşulmadı” denildi. Görüşmeye dair “ABD tarafı, operasyonun belirli zaman dilimiyle sınırlı tutulması; Münbiç’te az da olsa ABD askerinin mevcudiyetinden bahisle oralarda sıcak çatışma ihtimaline mahal verilmemesi gerektiğine değindi” denilen açıklamada, “Türk tarafı PYD/YPG unsurlarının söz verildiği üzere Fırat’ın doğusuna çekilmeleri gerektiğini; çekilme gerçekleştiğinde Münbiç’in olası DEAŞ tehdidine karşı Türk askeri desteğindeki ÖSO tarafından korunabileceğini belirtti” denildi. Beyaz Saray açıklamasındaki gibi Trump’ın ‘Türkiye’deki OHAL koşullarından’ bahsetmesinin ve ‘Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemler’ şeklinde ifadesinin olmadığı belirtilirken, konuşmalarda ‘ABD’nin açıkça eleştirilmesinin rahatsızlık uyandırdığına değinildiği kaydedildi.
Pentagon başta olmak üzere ABD kurumları, Afrin'deki PYD/PKK unsurlarının ABD öncülüğündeki koalisyon ile ilişkili olmadığını ve ABD'nin Afrin'deki gruplara askeri destek vermediğini ifade ediyor. Ayrıca Pentagon, DEAŞ karşıtı operasyonlardan ayrılıp Afrin'de PYD/PKK saflarında savaşmaya giden gruplara ABD'nin desteğini kaybedecekleri uyarısında bulunuyor. Böyle bir dönemde, daha önce ABD'nin SDG adı altında eğitim ve destek verdiği bazı "PYD/PKK unsurlarının Afrin'e geçtiği" yönündeki haberler ise tartışmalara neden oldu. Bunun yanı sıra ABD'nin resmi olarak desteklediğini belirttiği SDG, Afrin'de Türkiye destekli Özgür
Suriye Ordusu'na (ÖSO) karşı intihar saldırısı gerçekleştirdiği iddia edilen Avesta Habur adlı kadın teröristi öven yazılı bir açıklama yaptı. SDG'nin açıklamalarının altındaki "SDG Afrin Komutanlığı" imzası da dikkatlerden kaçmadı. Pentagon sözcülerinden Binbaşı Adrian Rankine-Galloway, konuyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı. SDG AÇIKLAMASINI GEÇİŞTİRDİ Türkiye'nin meşru kaygıları ve güvenli bir sınır vurgusuna dikkati çeken Binbaşı Galloway, ABD kuvvetlerinin varlığının bölgeyi istikrarsızlaştıracak durumları engellemeye yardımcı olacağını iddia etti. Ancak, SDG'nin açıklamalarını geçiştirmeyi tercih eden Galloway, "SDG ile ortaklığımız çerçeve itibarıyla DEAŞ'ı yenme operasyonlarıyla sınırlı." değerlendirmesini yapmakla yetindi. Galloway, "Son gerginliklere tepki olarak SDG'nin bazı kuvvetlerini kaydırdığının farkındayız ancak bu, koalisyonun yönlendirmesi ile olmadı" dedi. PYD/PKK'nın paravanı SDG'nin kuvvetlerini nereye kaydırdığı konusunda detay vermeyen Galloway, örgütün açıklamaları ile ilgili olarak ise "SDG adına konuşmuyorum ancak tüm tarafları DEAŞ'ın yenilmesine odaklanmaya, gerginliği azaltmaya, Suriye savaşını çözmeye ve sivilleri korumaya çağırmaya devam ediyoruz." dedi. Ancak Galloway'in, SDG'nin "SDG Afrin Komutanlığı" şeklinde bir imza kullanması ve bombalı intihar saldırısı düzenleyen bir teröristi övmesi konusunda hiçbir açıklama yapmaması dikkati çekti. Binbaşı Galloway, Avesta Habur isimli teröristle ilgili, "Afrin'de Kürt bir kadın savaşçının çatışmada öldüğünün farkındayız. Bu kişinin koalisyonun askeri eğitimini alan biri olduğuna dair şu anda yeterli bilgimiz yok. Afrin'deki Kürt gruplar DEAŞ karşıtı koalisyonun ortakları değil." açıklamasını yaptı. İntihar bombacısı olduğu iddia edilen terörist için "çatışmada öldü" ifadesi kullanmasının bir nedeni olup olmadığı şeklindeki soruyu ise Binbaşı Galloway, "Bu kişinin ölüm şekli konusunda önceki cevabımda da atıfta bulunduğum medyada çıkan haberler dışında elimde ek bir bilgi yok." şeklinde geçiştirdi. Buna karşılık, kadın teröristin intihar saldırısı gerçekleştirdiği iddiası medyanın yanı sıra ABD'nin ortaklık yaptığı SDG'nin basın ofisinden yapılan açıklamada da dille getirilmişti. Sözcünün bu açıklaması, intihar saldırısını bir “terör eylemi” olarak kabul eden ABD hükümetinin zor durumda kalmaması için "çatışmada öldü" ifadesini kullanmayı tercih ettiği değerlendirmesine neden oldu. 'MÜNBİÇ ASKERİ KONSEYİ' VURGUSU Türkiye'nin Afrin'den sonra ABD'nin söz verip de Münbiç'ten çıkaramadığı PYD/PKK unsurlarına karşı operasyon yapacağı yönündeki açıklamalarını daha yüksek sesle dile getirmeye başlaması ABD'nin de Münbiç için "mazeret" arayışını hızlandırdı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel, birkaç gün önceki Ortadoğu seyahati sırasında, Türkiye'nin ABD'ye yaptığı "askerlerini Münbiç'ten çek" çağrısına karşılık "Şu anda böyle bir değerlendirmemiz yok." açıklamasını yapmıştı. Pentagon Sözcüsü Albay Rob Manning de günlük basın toplantısında ABD'nin NATO müttefiki Türkiye ile yakın ve devamlı temaslarının olduğunu ve şu aşamada “ABD askerlerine yönelik bir tehlike hissetmediklerini” ifade etti. Ancak bu açıklamaların yanı sıra ABD'nin Münbiç'te yine paravan bir örgüt olan Münbiç Askeri Konseyi'ni öne çıkarması dikkatlerden kaçmadı. 'ANKARA İLE YAKIN TEMASTAYIZ' Bu konuyla ilgili sorulara da yanıt veren Binbaşı Galloway, Türkiye ile Suriye sınırında tansiyonu düşürmek için Ankara ile yakın temas halinde olduklarını ifade etti. Bununla birlikte ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun resmi ilişkisinin sadece Münbiç Askeri Konseyi ile olduğunu iddia etmesi ise dikkati çekti. Galloway, şöyle konuştu: "Koalisyonun Münbiç'teki tek resmi ilişkisi, DEAŞ ile mücadele etmek için kurulan ve SDG ile bağlantılı çoğunluğu Arap kuvvetlerden oluşan Münbiç Askeri Konseyi’dir. SDG ile daha geniş ortaklığımız ise sadece DEAŞ'ı yenmek için yürüttükleri operasyon ve faaliyetlerle sınırlıdır."
Münbiç’i ziyaret eden DEAŞ karşıtı koalisyonun komutanı Korgeneral Paul E. Funk, burada PKK ile ilişkili bir şey görmediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan salı günü AK Parti grup toplantısında Suriye'de YPG'nin kontrolünde bulunan Münbiç'teki ABD askerlerinin varlığına işaret ederek "Hadi çıkın. Münbiç'e geleceğiz" mesajını vermişti. Erdoğan'ın mesajının ardından ABD'li üst düzey iki komutan Münbiç'i ziyaret etti.
Milliyet'te yer alan habere göre; Suriye'de operasyon yapan ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun en üst düzey komutanı Korgeneral Paul E. Funk ve özel operasyonlar komutanı Tümgeneral Jamie Jarrard, ABD basınını yanlarına alarak Münbiç'teki ABD askerleri ve Fırat Kalkanı güçlerinin karşısındaki YPG mevzilerini denetledi. Korgeneral Funk Münbiç'te ABD askerlerinin Türkiye'nin desteklediği Fırat Kalkanı'na bağlı ÖSO güçlerinin hemen karşısında yer alan mevzilerinde poz verdi. 'KARŞILIK VERİRİZ' Burada bir de basına demeç veren Funk, şunları söyledi: Kimse yapamazken onlar Rakka'yı geri aldı. Bence bu onlara masada bir sandalye kazandırdı. Biz DEAŞ'ın kalıcı yenilgisinin sürmesini sağlama alma amacıyla bu bölgedeyiz. Funk, 'Türkiye'nin tehditlerinden çekinip çekinmediğine' ilişkin soruyu da "Benim iş tanımımda endişelenmek yok. Benim işim savaşmak. Bizi vurursanız, agresif şekilde karşılık veririz. Kendimizi savunacağız" şeklinde yanıtladı. PKK İZİ GÖRMEMİŞ! ABD'li komutanla el sıkışan Münbiç Askeri Konseyi sözcüsü Şervan Derviş, 'Biz tüm dünyanın düşmanı olan DEAŞ ile savaşıyoruz. Türkiye bize Afrin'de saldırıyor. Tabi ki DEAŞ'la savaşımızı minimize edip Afrin'de kendimizi savunmaya odaklandık' dedi. ABD'li General Jamie Jarrard ise New York Times'a, 'Onların PKK olduğunu söylüyorlar. Ama ben ilişkimiz süresince bunu gösterecek bir şey görmedim' ifadesini kullandı. Gazetenin muhabiri ise Derviş'in odasında dev bir Abdullah Öcalan posteri olduğuna dikkat çekti. HER YERDEN O ÇIKIYOR! ABD'li komutanın elini sıkıp, "Ben PKK izi görmüyorum" dediği Derviş'in YPG bayrağı ve Öcalan posterlerinin altında çok sayıda fotoğrafı var. Örgütün sözcülüğünü yapan Derviş, YPG ve PKK'ya yakın kanallara Suriye'nin farklı yerlerinden bağlanarak katılıyor. Batılı gazetecilerin 'etkili' bir sözcü dediği Derviş, örgütün birçok noktada kullandığı 'joker' isimler arasında yer alıyor. YPG'nin Derviş'i basının önüne çıkardığı ilk görev 2015'te getirildiği Burkan El Fırat (Fırat Volkanı) Güçleri'nin sözcülüğü oldu. Daha sonra ABD'nin Türkiye'den gelen tepkileri göğüslemek için YPG'ye isim değiştirerek kurdurduğu DSG'nin (Demokratik Suriye Güçleri) sözcülüğüne getirildi. Derviş son olarak terör örgütünün Münbiç'te kurduğu Münbiç Askeri Meclisi'nin sözcüsü yapıldı.
Suriye’de DEAŞ’ın yüzde 96 oranında bittiğini açıklayan
Pentagon Haseke’de PKK/PYD’ye verdiği silahları şimdi Türkiye’nin operasyon
hazırlığı yaptığı Afrin’e taşıyor.
ABD’nin Suriye ve Irak’taki müttefiki PKK, Türkiye’nin
operasyona hazırlandığı Afrin’de ‘savaş’ hazırlıklarına hız verdi. Teröristler
son birkaç gündür yüzlerce araçlık konvoylar eşliğinde Afrin’e silah ve cephane
taşıyor. Suriye’de DEAŞ’ın yüzde 96 oranında bittiğini açıklayan Pentagon,
PKK/PYD’ye Haseke-Münbiç hattından mühimmat sevk ediyor. Münbiç’e gelen
konvoylar buradan rejimin kontrol ettiği Halep-Sifira-Nubbul ve Zehra koridoru
üzerinden Hatay doğusundaki Afrin’e ulaşıyor. Son bir hafta içerisinde yüzlerce
araçtan oluşan 3 konvoy bu yolla Afrin’e vardı. Terör örgütü ise bölgeye giden
konvoylara ilişkin görüntülerin Suriye içerisinde çeşitli mecralarda
yayınlanması üzerine “Afrin’e giden konvoylar Rakka’dan dönen PKK’lılar”
yalanına sarıldı.
Terör örgütü PKK-PYD, işgali altında tuttuğu Afrin,Tel
Abyad, Münbiç ve Ayn el-Arab’da 8 Ekim Pazar günü eşzamanlı toplantılar
düzenleyerek toplantılarda Afrin başta olmak üzere Türkiye sınırının sıfır
noktasındaki tüm bölgelere militan takviyesi kararı alan örgüt, 'Türkiye'ye
saldırıya hazır olun' talimatı verdi.
2 BİNİ AŞKIN TERÖRİST
ABD’nin Erbil-Haseke-Münbiç ikmal hattından taşıdığı araç,
silah ve cephane yüklü konvoylarla son bir haftada içerisinde 2 binden fazla
terörist Afrin’e giriş yaptı. Terör örgütü işgalindeki Afrin’e giden ABD
silahları arasında çok namlulu roketatarların da bulunması dikkat çekiyor. PKK
konvoyunda uzun menzilli roketlerin yanında uçaksavar silahlarının monte
edildiği araçlar da yer alıyor. Yaklaşık 180 kilometrelik yolu kat ederek
bölgeye ulaşan konvoylardaki üzeri brandalı kamyonlarda ise bol miktarda
cephane olduğu belirtiliyor.
‘BÜYÜK SAVAŞ İÇİN’
PKK tarafından ilan edilen sözde İdlib Askeri Meclisi’ne
başkan seçilen Ahmed Sultan, bölgedeki örgüt üyeleri için bir bildiri
yayınladı. Teröristbaşı, tüm hazırlıkların ‘belki de aylarca sürecek ve
Türkiye’ye karşı verilecek büyük savaş için yapıldığını’ itiraf etti. Haseke,
Kamışlı, Ayn el-Arab ve Münbiç’te ilan ettiği seferberlik kararı ile 18-36 yaş
arası sivilleri zorla silah altına alan PKK, topladığı kişileri terör
kamplarında verdiği 3 haftalık silahlı eğitimin ardından Afrin’e sevk ediyor.
Afrin’e gelen PKK’lılar, örgüt tarafından geçtiğimiz günlerde ilan edilen sözde
İdlib Askeri Meclisi emrine giriyor. ABD destekli PKK, işgal altında tuttuğu
bölgelerden zorla topladığı kişileri Türkiye’ye karşı girişecekleri savaş için
topladığını yayınladığı bildiri ile duyurdu.
HALK AYAKLANDI
Evlatları ‘zorunlu askerlik’ adı altında PKK tarafından
alıkonulan aileler, başta Münbiç ve Afrin olmak üzere Suriye kuzeyindeki birçok
bölgede ayaklandı. Her aileden en az bir genci Türkiye’ye karşı savaşmak için
terör saflarına katmaya çalışan PKK’ya karşı Münbiç’te protesto gösterileri
yapıldı. Terör örgütü son 10 günde 70’ten fazla sivili, ‘asker kaçağı’ olduğu
gerekçesiyle hapsetti. PKK zorbalığına karşı Münbiç’te esnaf, dükkanlarını 3
gündür açmıyor. Yasiti, Hud Hud, Hazanu, Halep Yolu, Sanayi bölgesi ve Ayn
Nahil’de sokaklara dökülen kalabalıklar PKK’nın işgale son vermesi gerektiğini
belirten dövizler taşıdı. PKK’nın şiddet kullanarak bastırmaya çalıştığı
gösterilerde 7 kişi yaralandı. Örgüt üyeleri, boykot uygulayan işyerlerinden
bazılarını yaktı, dükkan sahiplerinden bazısını da gözaltına aldı.
ABD öncülüğündeki terör örgütü DEAŞ karşıtı koalisyon komutanlarından Felix Gedney, Türkiye ve ABD arasında son dönemde yaşanan diplomatik sorunların askeri ilişkileri etkilemediğini bildirdi
Gedney, ABD Savunma Bakanlığı'nda (Pentagon) düzenlenen basın toplantısında, kendisine yöneltilen sorular üzerine Türkiye ve ABD ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Türkiye ve ABD arasında devam eden diplomatik sorunlar askeri olarak Türkiye ile ilişkinizi etkiledi mi? İncirlik Üssü'nün kullanımı konusunda bir değişiklik gözlemliyor musunuz?" şeklindeki bir soru üzerine Gedney, "Hayır, Türkiyeli müttefiklerimizle ilişkimizde bir değişiklik görmüyoruz." yanıtını verdi. AA'nın haberine göre, Türkiye'nin koalisyon içerisinde önemli bir role sahip olduğuna işaret eden Gedney, "Onlar (Türkiye) askeri koalisyona, askeri birlikle destek veren bir ülke ve kıymetli bir NATO müttefiki ve aynı zamanda önemli bir bölgesel müttefik. Stratejik seviyede yaşananlar var, fakat profesyonel ilişkimizde operasyonel ve taktiksel anlamda bir değişiklik görmüyoruz." değerlendirmesini yaptı.
"ORTAK DEVRİYELERİ UYGULAMAYA GEÇECEĞİZ"
Gedney, Münbiç'teki son duruma ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Münbiç'teki sürecin planlandığı gibi devam ettiğini anlatan Gedney, "Türk güçleri, Münbiç sınırındaki bağımsız koordineli devriyelerine devam ediyorlar ve bu devriyeler oldukça başarılı geçiyor." dedi. Münbiç'teki devriyelerin artık rutin hale geldiğini kaydeden Gedney, "Ortak devriyeler için eğitimler yakında başlayacak. Hazır olduğumuzda ve (devriyeler için) eğitimler yapıldığında ortak devriyeleri uygulamaya geçeceğiz." ifadelerini kullandı. Pentagon Sözcüsü Eric Pahon, 18 Haziran'da yaptığı açıklamada, Türk ve Amerikan birliklerinin, Münbiç Yol Haritası ve Güvenlik Prensipleri uyarınca koordineli ancak bağımsız şekilde devriye faaliyetlerine başladığını bildirmişti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Amerikalı mevkidaşı Mike Pompeo, 4 Haziran'daki görüşmelerinde, ilçede güvenlik ve istikrarın sağlanmasını da içerecek bir yol haritasını onaylamıştı.
Terör örgütü YPG/PKK, Halep iline bağlı Münbiç ilçesini Ağustos 2016'da ABD'nin desteğiyle terör örgütü DEAŞ'tan alarak işgal etmişti. Terör örgütü DEAŞ'a karşı mücadele bahanesiyle YPG/PKK'ya desteğini sürdüren ABD, ilçe merkezinin DEAŞ'tan temizlenmesinin ardından YPG/PKK'nın Münbiç'ten çıkacağı konusunda Türkiye'ye garanti vermiş ancak bunu yerine getirmemişti.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Yunanistan'da darbeci askerlerin tahliye edilmesine ilişkin, "Yunanistan ile ikili geri kabul anlaşmamız var. Şu anda o geri kabul anlaşmasını durdurduk." dedi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından bir otelde Antalya, Isparta ve Burdur bölgesi gazetecilerinin katılımıyla düzenlenen "Yerel Medya Buluşmaları" toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Suriye'de ABD ile varılan yol haritasıyla ilgili soru
üzerine Çavuşoğlu, Münbiç'ten sonra yol haritasını Fırat'ın doğusunda da
uygulamaya başlayacaklarını, bunu YPG/PKK'nın kontrol ettiği tüm bölgeler için uygulayacaklarını
dile getirdi.
Mutabakatın bu yönde olduğuna değinen Çavuşoğlu,
teröristlerden arındırılan şehirleri gerçek sahibi olan yerli halka teslim
edeceklerini, burada da kriterin nüfus yapısı olacağını ifade etti.
Münbiç'ten teröristlerin çıkması konusunda ABD'nin
sorumluluğu olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
"Buraya bu teröristleri ben getirmedim. Ben de destek
vermedim. Silah da vermedim. Bu teröristlerden Suriye'yi temizlemek lazım. Yol
haritasının amacı bu. Bu bölgeyi istikrara kavuşturmamız lazım. YPG olduğu
sürece de istikrar olmaz. Neden Türkiye'deki 400 bin Kürt bu bölgeye dönemiyor?
Biz 2 bin kilometre kareyi DAEŞ'den aldıktan sonra 170 bin civarında Suriyeli
Türkiye'den döndü. YPG şu anda Suriye topraklarının yüzde 25'ine yakınını
kontrol ediyor. Ve bir tane Kürt veya Arap dönemiyor. Zaten YPG, PKK tarafından
etnik temizlik yapmaları için sürgüne gönderilmiş. O yüzden de buralardan temizlenmesi
lazım. Kandil'de operasyonlar yapıyoruz, temizleyeceğiz. Orada zaten PKK kendi
başına. Ama dışarıdan destek alıyor ama Suriye'de ABD'nin kontrolünde. Burada
esasen ABD'nin sorumluluğu var. Dolayısıyla ABD YPG terör örgütlerini buradan
gönderecek. Temizleyecek. Nereye gideceği de ciddi bir soru. Tabii Münbiç'ten
sonra yol haritası diğer yerlerde de uygulanmaya başlandığı zaman, şu anda
istihbaratımızın ve askerlerimizin görüşmeye başladığı bir konu ama önce şu
Münbiç yol haritasını bir uygulayalım. Ondan sonra nereye gidecekleri şu anda
konuşulmaktan olan konular."
"Kapıları kapatırım, ölürse ölsün' denilmez"
Muhalefetteki partilerin cumhurbaşkanı adaylarının
seçilmeleri halinde Türkiye'deki Suriyelileri ülkelerine gönderecekleri
yönündeki açıklamalarına ilişkin Çavuşoğlu, adayların insani duygulardan uzak
bir şekilde popülizm yaptıklarını söyledi.
Çavuşoğlu, bu
insanların savaştan kaçarak Türkiye'ye sığındığını belirterek, şöyle konuştu:
"Bunları nereye göndereceksiniz? Nasıl göndereceksiniz?
Rejime mi teslim edeceksiniz? CHP alışık. CHP vaktinde Azerbaycanlı askerleri
Sovyetlere teslim etti. Hem de o Azerbaycanlılar 'Bizi siz öldürün, bunlara
teslim etmeyin' dedikleri halde teslim etti. CHP alışık kardeşlerimizi satmaya.
YPG'nin eline mi teslim edeceksiniz, PKK'ya...Nereye göndereceksiniz, nasıl
göndereceksiniz? Bizim yaptığımız gibi göndereceksiniz. Fırat Kalkanı
operasyonundan sonra 170 bin Suriyeli döndü. Suriye içerisinden de oraya en az
150 bin kişi döndü. Afrin operasyonu el yapımı patlayıcılar dahil tüm
temizlikler yapılıyor, hayat normale dönüyor. Şimdi buraya Türkiye'den de
Suriyeliler dönecek, başka yerden de dönecek. Münbiç yol haritası uygulandığı
zaman, yine Münbiç'i terk etmek zorunda kalanlar Türkiye'de epeyce var. Onlar
buraya dönecekler. ABD ile anlaşmamız bu yol haritasının içinde. Münbiç
bittikten sonra Fırat'ın doğusunda PKK'nın ve YPG'nin kontrol ettiği alanları
da istikrara kavuşturduğumuz zaman bu insanlar dönmeye başlayacak. Buraları
insanların döneceği şekilde bazı yardımlar yapmamız lazım. Su, elektrik önemli.
Cumhurbaşkanımız 'Bunları oluşturalım' dedi. Cumhurbaşkanımız geleceği gören
bir lider. Ne diyor 'Gelin buralarda güvenli bölgeler oluşturalım, evlerini
yapalım. Ekonomik gelir sağlayıcı bir şeyler yapalım.' diyor. Bizden başka
duyarlı olan yok ki? 'AB tamam yapalım ama önce siyasi çözümü görelim.' diyor.
Diğer ülkeler söylüyoruz, bazıları söz veriyor. 'Veririz' diye söz veriyorlar.
Keza Almanya 'Veririz' diyor. Keza bir mültecinin maliyeti Almanya'da
Suriye'dekinden 10 kat daha fazla. İnşallah Suriye'de güven ve istikrar
oluştukça geri göndeririz. 'Al hepsini, orada ölürsen öl olmaz." İdlib
bölgesinde 2 milyon insan var ama aynı zamanda terörist gruplarda var. Bunları
gönderdiğin zaman doğrudan kendi bünyesine katacak. Ne olacak bir de onlar
tehdit olacak. Şimdi İdlib bölgesinde gözlem noktalarımızı oluşturduk. Burada
da insanlar dönmeye başladı. Seçim öncesinde vicdansız bir şekilde 'Kapıları
kapatırım, ölürse ölsün' denilmez."
Yunanistan'la geri kabul anlaşması durduruldu
Yunanistan'da 15 Temmuz darbe girişimine katılan darbeci
askerlerin tahliye edilmesiyle ilgili soru üzerine Çavuşoğlu, Yunanistan'ın
yaptığının kabul edilebilir olmadığını dile getirdi.
Yunanistan'ın darbelerden en çok çeken ülkelerden biri
olduğuna değinen Çavuşoğlu, "Yunanistan'da hükümet gerçekten bu konuyu
çözmek istiyor. Fakat aynı zamanda görüyoruz ki Yunanistan'a batıdan çok ciddi
baskı var. Hele hele Yunan yargıçlara. Onlar diyor ki Yunan yargıçlar bağımsız.
Ama biz biliyoruz ki onlara batıdan çok baskı var. AB ile bir göçmen anlaşması
var. Bu uygulanıyor. Bir de Yunanistan ile ikili geri kabul anlaşmamız var. Şu
anda o geri kabul anlaşmasını durdurduk. Son mahkeme kararından sonra da Yunanistan'a
yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz." diye konuştu.
Terör örgütü PYD/PKK’nın son dönemde Rusya ve Suriye yönetimlerini yok sayarak ABD ile politika yürütüyor olması, Rusya’nın PYD politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu. ABD'nin Türkiye'yi terör örgütleriyle karşı karşıya getiren politikaları, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yürütülen Fırat Kalkanı Harekatı ile yavaş yavaş etkisini kaybettiği söylenebilir.
24 Kasım uçak kriziyle Türkiye-Rusya ilişkileri en kritik dönemlerini yaşadığı devrelerde bile ABD ve NATO’nun Türkiye’yi yalnız bırakması güvensizliğin artmasında etkili oldu. Rusya-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi ve Suriye’de siyasi çözüme yönelik işbirliği ABD başta olmak üzere Batılı müttefiklerin politikalarını etkiledi. Türkiye’den Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi sorgusuz bir itaat bekleyen ABD ve Batı ülkeleri, Türkiye’nin bağımsız politikalarına karşı zorlayıcı argümanlar sahaya sürmeye başladı. Bu argümanlardan birincisi olan FETÖ unsurunun başarısız olmasıyla ikinci unsur olan PYD faktörü uzun süre siyaseten ülkenin gündeminde oldu. ABD’nin Türkiye politikalarında Pentagon ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki farklılık, tutarsız davranmasında da etkili oldu. Bu tutarsızlık Suriye başta olmak üzere birçok sahada Türkiye-ABD anlaşmazlığının sebepleri arasındadır.
Afrin operasyonu dönüm noktası
Türkiye'nin Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekatı, Suriye'de yedi yıldır devam eden savaşta önemli bir aşamayı temsil ediyor. PYD/YPG olarak nitelendirilen PKK’nın devamı niteliğindeki güçlerin Suriye’de oluşturmaya çalıştığı terör koridoru ve terör ordusunun yok edilmesi Türkiye’nin temel politikasıdır. ABD, PKK'yı terör örgütü olarak tanımasına rağmen YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamamaktadır. ABD, 2015'te DEAŞ ile mücadelede müttefik olarak PYD/YPG’yi ilan etmiştir. PYD, 2003 yılında PKK'nın uzantısı olarak kurulmuştur. Bu örgütün parti tüzüğünde, elebaşı Abdullah Öcalan'ın "felsefesinden gurur duymak ve bu felsefeye bağlı olmak, Öcalan'ın esaretten kurtarılması için milli, ahlaki ve insani bir görev olarak mücadele etmek" vardır. PYD'nin askeri kolu YPG ise "Kuzey Suriye Federasyonu'nun" resmi ordusu olarak ilan edilmiştir. 2004 yılında teşkilatlanmaya başlayan bu oluşum resmi olarak YPG ismiyle 2011 yılında kurulmuştur. YPG'nin kadın savaşçıları tanımlamak için YPJ adıyla 2013 yılında kurduğu oluşum ise daha çok propaganda amacıyla kullanılmaktadır. YPG'nin toplamda 60 bin civarında savaşçıya sahip olduğu tahmin edilmekle birlikte ABD’nin bu sayıyı 100 bine çıkarmak için planlar yaptığı iddiası vardır. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise Türkiye’nin terör vurgusu sonrası Ekim 2015'te ABD tarafından oluşturulmuştur. SDG yapısında PYD ve YPG temeldir. Bunun dışında göstermelik de olsa Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen birlikler de vardır. Bu oluşumların genel gayesi Suriye’nin kuzeyinde ABD’ye bağımlı yeni bir devlet kurulmasıdır. ABD’nin askeri yardımlarıyla güçlenen PYD, Haseke-Amude ilçesi, Halep-Afrin ilçesi ve Kobani ilçesini Ocak 2014’te kanton ilan ederek özerk yönetim kurduğunu duyurdu. Mart 2016’da üç kantonu içeren bölgede Kuzey Suriye Federasyonu ilan edildi. Aralık 2016’da Rimeylan’da federal bir yönetimi tarif eden anayasa taslağı duyuruldu. Toplumsal Sözleşme olarak adlandırılan bu anayasa, 22 Eylül 2017 tarihinde seçimleri öngören sistemin ilk adımı oldu. Kantonlarda mahalle yönetimleri belirlendi. 3 Kasım 2017’de kasaba ve belde icra konseylerinin üyeleri seçildi. 19 Ocak 2018’de ise her bir kanton için ayrı meclis ve ortak parlamento seçimi yapılması öngörülüyordu. Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı bu süreç, ABD’nin kuracağı milli ordu ile tamamlanacaktı.
Harekat, Rusya açısından beklenen bir gelişme
Türk ordusunun Afrin'deki operasyonu öncesinde ve sonrasında Rusya’nın tavrı sıkça gündeme geldi. İlk operasyon belirtileri geldiğinde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Rus askerlerinin geri çekildiğine dair yalanlaması bir anda ilgi çekmişti. Fakat Rusya Genelkurmay Başkanlığının Rus askerlerinin güvenli alanlara çekildiğini açıklamasıyla da tartışma sona erdi. Türkiye’nin Afrin operasyonu Rusya açısından uzun süredir beklenilen bir askeri gelişmedir. Çünkü Putin-Erdoğan görüşmelerinde Türkiye, Afrin konusunu her görüşmede masaya getirmiştir. Rusya ilk zamanlar Afrin konusunda ihtiyatlı davranmışsa da PYD’nin son dönemdeki politikalarını gördükten sonra PYD için Türkiye ile bir krize girmeyi tercih etmemiştir. Rusya, Afrin operasyonundan bir gün önce askerlerini Tel-Rifat bölgesindeki geçiş gözlem yerine konuşlandırmıştır. Afrin operasyonu başladıktan sonra PYD unsurlarının Rusya’ya karşı sert açıklamalarını gördük. Hatta bu açıklamalar arasında PYD ile Esed arasında yapılan görüşmelere Rusya’nın aracılık ettiğini de anlamış olduk. Şöyle ki YPG'nin sözde genel komutanı Sipan Hamo’nun bundan sonra Esed ile görüşmelerde Rusya’yı aracı olarak kullanmaya ihtiyaçlarının olmadığını açıklaması, bu sürecin özeti niteliğindedir. ABD’nin politikaları ve destekleri, PYD’yi doğrudan ABD’nin bağımlısı bir örgüt haline getirmiştir. PYD, aldığı silah yardımı ve destekle hem Esed hem de Rusya ile mücadele edebileceği düşüncesine kapılmıştır. Rus yetkililer ile Kamışlı’da yapılan görüşmelerde, PYD’nin bağımsızlık, milli ordu taleplerinin aslında ABD’nin talepleri olduğu Rusya tarafında anlaşılmıştır. Rusya son Suriye Ulusal Diyalog Kongresi hazırlıkları devam ederken PYD’nin diğer Kürt gruplara yaptığı baskıdan da rahatsız olmuştur. PYD, Rusya’nın davet ettiği Kürt aşiret liderlerini tehdit ederek kongreye katılmaları engellenmeye çalışmıştır. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin PYD tarafından bu şekilde sabote edilmeye çalışılması, tabiri caizse bardağı taşıran son damla olmuştur. PYD’nin son dönemde Rusya ve Suriye yönetimlerini yok sayarak ABD ile politika yürütüyor olması, Rusya’nın PYD politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu. Örneğin Rakka ve Deyri Zor bölgesinde Esed ve Rus unsurlarına saldırı düzenleyen unsurların PYD ile bağlantıları vardı. Rakka’nın DEAŞ’tan temizlenmesinden sonra şehrin Arap aşiretlere veya Esed’e teslim edilmesi gerektiğine dair Rusya görüşüne de PYD karşı çıkmıştır. Yani PYD’nin son altı ayda yapmış olduğu faaliyetlerin büyük çoğunluğu Rusya çıkarlarına aykırıdır. Rusya açısından PYD’nin hedef olmasında ABD’nin aktif olarak Kürtler arasında ayrılıkçı fikirleri teşvik etmesi ve etmeyi sürdürüyor olması da etkili olmuştur. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, "ABD ya durumu anlamıyor, ya da yaptığı kesinlikle bilinçli bir provokasyon" ifadesi PYD-ABD işbirliğine yapılan bir vurgudur. Rusya’nın 2015 yılında Suriye’ye müdahalesinde, PYD ile ilişkileri olumlu ilerlemişti. Afrin bölgesinde "gözlemci uzman" adıyla Rus askeri yerleştirilirken yine Münbiç bölgesinde DEAŞ ile mücadelede Rus ordusu ile PYD unsurlarının birlikte hareket ettiklerini basından biliyoruz. Günümüzde Münbiç bölgesinde de Rus askeri gözlem noktaları mevcuttur. Yine Kamışlı bölgesinde, Rus askeri uzmanların görev yaptığı tahmin ediliyor. Türkiye’de ne zaman Afrin konusu gündeme gelse, bu operasyonun Rusya tarafından engellendiği dile getiriliyordu. Bu durum iki ülke için kırılma noktalarından birisiydi. Türkiye’nin Afrin operasyonu, bu bakımdan bir belirsizliği de ortadan kaldırmış oldu. Suriye’deki güçlü işbirliği, Türkiye-Rusya arasında Türk Akımı başta olmak üzere enerji alanındaki işbirliği ve askeri işbirlikleri de PYD’nin tercih edilmemesinde önemli faktörlerdir. Türkiye ve Rusya arasında Afrin-İdlib değişimine dair bir anlaşma olduğu iddialarının ise Türkiye’nin yaptığı açıklamalarla doğru olmadığı anlaşılmıştır.
Zeytin Dalı Harekatı Soçi sürecini etkiler mi?
Türkiye’nin Afrin'de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı'nın Soçi’de toplanması planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ni etkileyebileceğine dair görüşler sıkça gündeme getirilmekte. Bu haliyle kongreye katılmamak kararındaki bazı muhalif güçlerin, Afrin operasyonuyla birlikte görüşlerinin olumlu yönde değiştiğini görüyoruz. Tek fark PYD’nin kongreye katılacak Kürt aşiret temsilcilerini tehdit etmesidir. Bu nedenle kongrenin Kürt temsilciler olmadan toplanması ihtimali bulunuyor. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nde yeni anayasa üzerindeki çalışmaların başlatılması planlandığına göre PYD’nin görüşleri dikkate alınmadan bir anayasanın hazırlanması mümkün olabilir. PYD/YPG'nin kontrolündeki SDG'nin, Afrin harekatı başladıktan sonra ''Soçi Konferansı ve sonuçlarını reddediyoruz. Ruslar pozisyonlarını tekrar değerlendirmeli” açıklaması bir tavır olarak kabul edilebilir. Afrin operasyonu öncesi birçok görüşmede, Rusya’nın PYD’yi de kongreye bir şekilde dâhil etme çabaları mevcuttu. Fakat bu operasyonla birlikte PYD'nin kongreye çağrılmayacağı kesinleşmiş oldu.
Münbiç’e operasyon ihtimali
2016 Ağustos ayında Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Münbiç'in PYD kontrolüne geçmesinde ABD’nin politikaları etkili olmuştur. Türkiye, YPG'nin Fırat Nehri'nin batısına geçmesini "kırmızı çizgi" olarak ilan etmesine rağmen ABD tarafından oyalanmıştır. Fırat Kalkanı operasyonu ile ABD’nin terör koridoru oluşturma planına set çeken Türkiye’nin Afrin’den sonra Münbiç’i de özgürleştireceğine dair açıklama ABD’yi endişelendirmektedir. Rusya ve Türkiye’nin Afrin’den sonra Münbiç, Resulayn, Tel-Abyad bölgesine yapılacak bir operasyonda işbirliği yapması, ABD’yi çaresiz bırakabilir. Türkiye eğer Münbiç’e operasyon yapmaz ise ABD ve Rusya’nın PYD üzerinden karşı karşıya gelmesi muhtemeldir. Türkiye eğer Münbiç’e operasyon yaparsa Rusya, ABD ile mücadelesinde iyi bir müttefik bulabilecektir. Ayrıca Türkiye’nin sınır güvenliği dolayısıyla, BM’nin 51. Maddesi'ni ABD’ye karşı silah olarak kullanabilecektir. Rusya’nın bu maddeyi öne sürerek Türkiye ile hareket etmesi sonucu ABD, BM’de terör örgütüne destek olan ülke konumuna getirilebilir. Rusya, Suriye’de uzun süre kalmak için Esed’i vekil olarak kullanırken ABD'nin ise Suriye’de yıllarca kalabilmek için PYD’yi etki altına aldığı görülüyor. Bu şartlarda Rusya-Türkiye bloğunun PYD’yi etkisiz hale getirerek, ABD’yi Suriye’de hukuki mesnedi kalmayan bir ülke konumuna düşürmeleri muhtemel duruyor.
Esed yönetimi Rusya’sız bir varlık gösteremez
Türkiye’nin Afrin operasyonu aynı zamanda Esed’in doğrudan Rusya’ya bağımlı olduğunu da gösterdi. ABD’nin asıl amacı da bunu ortaya koyabilmekti. Afrin operasyonunda Esed hükümetinin sözlerinin bir anlam ifade etmemesi ve tüm dünya ülkelerinin Esed’i dikkate almadan Türkiye’nin operasyonuna destek açıklamaları bir bakıma Esed’siz Suriye tezini de güçlendirdi. Türkiye ve Rusya kim ne derse desin birçok konuda aynı doğrultuda hareket etmeye başladılar. Suriye’de bazı meselelerde ciddi görüş ayrılıkları olsa da sonuç itibarıyla anlaşabiliyorlar. Türkiye’nin ihtiyacı olan askeri teknoloji başta olmak üzere nükleer enerji konusunda Rusya desteği varken Türkiye de Türk Akımı konusunda Rusya’yı destekliyor. Bu haliyle özellikle genelkurmay başkanlıkları arasındaki ilişki birçok sorunun hızlı çözülmesine imkan veriyor. Nitekim bu dönemde, Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un Türkiye ile ilişkilerde politikaları belirlemede oldukça etkili olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatı'nı Rusya ile koordine halinde yürüttüğü söylenebilir. Rusya ve Türkiye’yi Suriye konusunda birleştiren en önemli nokta ise Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda fikir birliğinde olmalarıdır. Türkiye’nin terör koridoru ve terör ordusu planına izin vermemek adına yürüttüğü Afrin operasyonu bittiğinde, bölgede güvenli bir tampon bölge kurması düşünülebilir. Ayrıca PYD tarafından zorla yerlerinden göç ettirilen halkın da kendi yurtlarına dönmesi sağlanacaktır. Türkiye’nin şu anda El-Bab’da uyguladığı yerel yönetim biçiminin bir benzeri Afrin’de de uygulanabilir. [Rusya ve Avrasya alanlarında çalışmalar yürüten Prof. Dr. Salih Yılmaz, Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesidir]
NTV-Star TV ortak yayınında soruları yanıtlayanMHP lideri Bahçeli, "Türkiye yepyeni bir sisteme geçiyor. Bu 94 yıllık Cumhuriyet tarihimizde üçüncü evredir" diye konuştu. Türk askerinin Münbiç'te göreve başlamasına da değinen Bahçeli, "Münbiç sorununun diplomasiyle çözümü olumlu, arkası gelmelidir" ifadesini kullandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NTV-Star TV ortak yayınında Nazlı Çelik'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Nazlı Çelik: Bir
yandan Kandil operasyonu gelirken bir yandan da bugün Münbiç gündeme geldi.
Türk askerleri Amerikan askerleri ile Münbiç’teler.
Devlet Bahçeli:
Öncelikle Star ve NTV televizyonuna teşekkürlerimi sunuyorum. Tabi ülkemizin
gündemi çok ağır. Sorunlar gittikçe derinleşerek geliyor. Fakat son yıllarda
özellikle bölücü terörle, FÖTE ile mücadelede ve Türkiye’yi yakından tehdit
eden komşu ülkelerdeki gelişmeler karşısında bugünkü siyasi iktidar TSK ile
birlikte çok azimli ve karralı bir tavır içine girmişlerdir ve bazı tehditleri
ortadan kaldırmışlardır. Bunlardan birisi Afrin’dir. En son Menbiç bir çıban
başı olarak durmaktaydı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle bir askeri
müdahaleye gerek kalmaksızın diplomasi ile olayları takip etmek suretiyle ABD
ile bugüne kadar aykırı bir politika takip eden ABD’yi ikna etmek suretiyle
Münbiç’te Amerikalı askerlelr Türk askerlerinin güvencesini sağlayarak YPG’yi
oradan uzaklaştırmışlardır. Bunlar önümüzdeki günlerde dış politikanın gelişimi
sürecinde temel taşlar olarak tarihe kayıt düşecektir. O bakımdan ben tebrik
ediyorum. Çok hayırlı bir teşebbüstür. Münbiç sorununun diplomasiyle çözümü
olumlu, arkası gelmelidir diye düşünüyorum.
Nazlı Çelik:
Kandil operasyonu sürerken muhalefet adayları zamanlamasını manidar buldular bu
operasyonun ve bir seçim yatırımı olarak değerlendirdiler.
Devlet Bahçeli:
Her biri Cumhurbaşkanlığı adayı olarak toplumun huzuruna çıkan şahsiyetler.
Bazı konular vardır ki bunlar beka meselesidir, milletin temel güvenlik
meselesidir ve önemli bir köklü sorunun çözümünde atılan hayırlı adaımlardır.
Bunları 4 günlük seçimle ilişkilendirerek Türkiye’nin mücadelesinin önünü
kesmeye kalkmak caydırıcı bir vasıfla bazı dış güçlere hoş görünmek, PKK’ya
taviz vermek çok yanlış bir hareketttir. Bu tür davranışların gereği yoktur.
Seçim olsa da olmasa da Kandil’e Türk bayrağı dikilmelidir. Bundan niye
rahatsız oluyorlar. 4 gün daha sabretsinler seçim nasıl olsa olacak. Bunu
Kandil’le ilişklendirerek caydırıcılık görevini üstlenmiş bir takım zumreler
olmaları çok dikkat çekicidir. Milletimiz bunları affetmeyecektir.
Nazlı Çelik: Bir
grup toplantısında erken seçim teklifinizi açıkladınız ve bir tarih verdiniz.
Dönüp baktığımızda yaptığınız çıkışlarla hep kritik bir rol oynadınız. Belki de
ülkenin kaderini tayin eden çıkışlar oldu bunlar hep. Neden bu erken seçime gerek
duydunuz acaba?
Devlet Bahçeli:Erken seçim ihtiyacın ötesinde zaruri hale gelmişti. Onun için Türkiye’nin
bekası, güvenliği, geleceği, açısından bir erken seçim uygulaması bana göre
doğru bir yaklaşım olacağı kanaatini taşıdım. Arkadaşlarımla da bunu paylaştım.
Yeni bir anayasa değişikliği arkasından halk oylamasıyla anayasa değişikliğinin
milletçe kabulü dikkate alındığında önümüzde üç önemli siyasi olay
bulunmaktaydı. Bunlardan birisi Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kurulması,
31 Mart 2019 tarihinde mahalli idareler seçimleri, üçüncüsü de 3 Kasım 2019’da
Cumhurbaşkanlığı ve meclisin seçimine dayalı bir siyasi faaliyet. Bunları
dikkate aldığımızda Türkiye’nin geçirmiş olduğu süreçler, terörle mücadele,
FETÖ ve kalıntılarıyla sürdürülen mücadele ve çevremizdeki ateş çemberi dikkate
alındığı vakit seçimin erkene alınması ve güçlü bir iktidarın ve güçlü bir
meclisin oluşması ve bazı kararların daha etkin ve verimli şekilde alınmasının
yolunun açılması gerekiyordu. Yerel seçimler nereden bakarsanız bakın 23-24 bin
insanla ilişkili bir seçimdir. 11 partinin yerel seçimlere girme ihtimalini
dikkate aldığınız vakit Türkiye’de neredeyse 200 bine yakın kişinin aktif
siyasetle meşguliyeti söz konusudur. Her partiden insanın bulunduğu çevreden
etkileme ve etkilenme gücünü dikkate aldığınızda Türkiye’deki siyasi
kutuplaşmayı, kaosu, kargaşayı arttırabilecek bir konuma gelebilirdi. O
sebepten bu sistem oturduktan sonda mahalli idareler seçimlerinin yapılması
daha doğru olur düşüncesi ile hareket edilmiştir. 26 Ağustos 2018 tarihinde bir
erken seçimi yapılması düşüncemizi kamuoyuyla paylaşmış olduk.
Nazlı Çelik:
Neden 26 Ağustos efendim?
Devlet Bahçeli:
Bir zaferin devamı, yenibir sistemin
oturması, onu bir zaferle taçlandırmak, tarihimizdeki hem 1071 hem 26 Ağustos’u
dikkate alarak bir anlam yüklemek için bu yapılmıştı. Bu önerimiz tabi biraz
daha ayrıntılı şekilde düşündükleri takdirde Kurban Bayramı’nın sonuna veya
önüne geliyor o tarihler. 100 bini aşkın bir hacca gitme arzusu taşıyan
milletimizin evlatları var. Onları da dikkate aldığınız takdirde 26’sı belki de
seçimlere katılım oranı açısından bir zafiyet yaratır düşüncesiyle bunun erkene
alınması siyasi iktidar ve sayın Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirmelerde
bulunmuşlar. Sonra bizi davet ettiler erken seçim kararımızla ilgili çok yönlü
araştırdıklarını, düşündüklerini fakat bunun belli sebeplere dayalı olarak 24
Haziran’da olmasının yararlı olduklarını ifade ettiler. Ben de, “Bu takdirinizi
saygıyla karşılıyorum, bugün isterseniz hemen kamuoyuna duyurabilirsiniz”
diye...
Nazlı Çelik: Siz
ilk Salı günü yaptığınızda açıklamayı Cumhurbaşkanının haberi var mıydı
efendim?
Devlet Bahçeli:
Hayır haberi yoktu. Daha önceki görüşmeler sırasında seçimlerin ne zaman
yapılması gerektiği konusunda karşılıklı görüş alışverişi oluyor. Zaten
kamuoyunda da bu tartışılıyor. Televizyonlarda 60 günden buyana hiç değişmeyen
bir kadro var. Bunlar Türkiye’nin, dünyanın bütün gelişimini yorumlayan,
takdirini önceden bildiren ve Türkiye’de de zaman zihni kargaşalara sebebiyet
veren bir zümre bu. Bunlar erken seçim olabilir, ittifaklar şöyle olabilir,
ittifaklar bozulabilir, barajı aşıp aşmayacakları şüphelidir, bunlar şöyledir
bunlar böyledirler zaman eritiyorlar. Bunu önlemek lazım. Şimdi 24 Haziran’da
bütün 60 günlük düşünce birikimini beklesinler 25 Haziran’da ne kadar doğru ne
kadar yanlış olduklarını anlasınlar.
Nazlı Çelik:
Bugüne kadar olan sürece baktığınızda iyi ki erken seçim çağrısını yapmışım
diyor musunuz yoksa belki de beklenebilir mi diyorsunuz?
Devlet Bahçeli:
İsabet olduğu kanaatindeyim. Bu kararımızı olgunlukla karşılayan ve
zamanlamasını da tabi devleti yöneten kişiler olarak sahip oldukları bilgiler
ışığında değerlendirerek bizim 26 Ağustos düşüncemizi öne alma ihtiyacını da
saygı ile karşıladık. Zannediyorum 24 Haziran Türkiye için hayırlı bir sonuç
elde edecektir.
Nazlı Çelik:
Acaba ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum aldığınız bu kararda etkisi var
mı?
Devlet Bahçeli:
Tabii ekonomik yönden de dikkate alınmıştır bu. Terör yönünden, uluslararası
ilişkiler boyutunda dikkate alınmıştır, toplumsal kargaşa için, kaos için her
şey dikkate alınarak seçimin yapılmasında yarar gördüğümüz kanaati bizde hakim
olmuştur.
Nazlı Çelik: Siz
bu Cumhur İttifakı’nı hangi gereklilikle kuruldu?
Devlet Bahçeli:
Şimdi ittifak konusu geçmişten bu yana siyasi hayatımızın gündeminde olan bir
konu. Fakat meşru ve yasal değil. Yine ittifak çalışmaları örtülü ve gizli
şekilde gerçekleştirme yolu tercih ediliyor fakat kim kiminle kim ne kadar
beraber belli olmuyor. Bunun yasal bir yola girmesinde yarar vardır diye
düşündük. İttifak kurulması ve yasal bir çerçevede ele alınması ülkemiz için daha
hayırlı olacağı düşüncesiyle bu Cumhur ittifakı kavramını toplumla paylaşmaya
gayret gösterdik. Şu anda da gayet isabetli olduğu kanaatindeyim.
Nazlı Çelik: Peki
hangi koşulda bozulur? Terörle mücadele farklı bir boyuta tanışırsa, çözüm
süreci yeniden başlarsa bir ihtimal olarak o zaman Cumhur İttifakı riske girer
mi?
Devlet Bahçeli:
Cumhur İttifakı’nın iki tüzel kişiliği ve kendi dünya görüşüne sahip partilerle
oluştuğunu dikkate aldığınız takdirde her partinin kendisine göre bir önceliği,
hassasiyeti vardır. Onları dikkate aldığımız vakit ben geçmişteki açılım ve
çözüm süreci yaşanarak bugünlere gelindiği için tekrar bunun gündeme taşınması
çok zordur, hele hele terörün belinin kırıldığı, kökten kazındığı bir ortamda
bunu gündeme taşımak, yeniden teröre bir umut bağlamak cesaretlendirmek anlamı
taşır. Çok yanlış olur.
Nazlı Çelik: Kürt
seçmene Cumhur İttifakı ve Milliyetçi Hareket Partisi genel başkanı olarak
vereceğiz mesaj ne olur?
Devlet Bahçeli:
İşte malum televizyonlardaki konuşmacı arkadaşlarımız seçim sürecine girildiği
günden itibaren bazı çok akıllıca, sinsice kavramları arka arkaya koymak
suretiyle Türkiye’deki kaosu, krizi, kargaşayı, kavgayı körükleyen hatalar
işlemişlerdir. Bunlardan bir tanesi de Kürt oylarının eğer Cumhur İttifakı’nda dikkate
alındığında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy kaybına uğrayacağını, çünkü
Güneydoğu ve diğer bölgelerde yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizin Milliyetçi
Hareket Partisi’ne destek vermeyecekleri ve dolayısıyla Cumhur İttifakı’na
destek vermeyecekleri şeklinde bir kavramı çok sık işlediler. Buradaki amacın
ne olduğu bence malumdur. Bu insanlar bu anlayışın ne kadar yanlış ve sakat
olduğunu bir gün anlayacaklar ve gereği geldiğinde de hesabını verecekler. PKK
başka şey Kürt kökenli kardeşlerimiz başka şey. Milliyetçi Hareket Partisi
PKK’ya karşıdır. PKK’nın bütün varlığını reddeder ve Türkiye üzerindeki tüm
etkisini sıfırlayarak yok etmek ister. Ama Kürt kökenli kardeşlerimiz bizim
partimizde de var. Teşkilatlarımız var. Toplumun içerisinde önemli şahsiyetler
olarak var. Bunları Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy vermek diyerek ötelemek
bir gruplaşmaya zemin hazırlamak ve PKK’yı sivil hayatta da destek veren bir
zümre ile buluşturma çabalarıdır. Bu hatalıdır, bu ihanettir.
Nazlı Çelik: Size
göre ilk turda bu işin biteceğini mi düşünüyorsunuz yoksa ikinci tura gidecek
midir?
Devlet Bahçeli:
Şimdi bunu çok yönlü değerlendirmemizde yarar var. Bir defa Adalet ve Kalkınma
Partisi, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine inanmış ve hayata geçirilmesini çok
arzulamaktadır. İkincisi, kendilerinin büyük kurultay süreciyle yaptıkları
çalışmalar vardır. Bütün bunlarla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üst yönetici
kadrosuyla sayın başbakan ve sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’ye bugüne kadar siyasi
hayatımızda görülmemiş şekilde açık hava toplantılarıyla düşüncelerini
kamuoyuyla paylaştılar. Bu önemli bir çalışmadır. Onun haricinde yapılmış olan
muhtarlar, STK’larla ilgili çalışmaları da dikkate aldığınızda bugüne kadar
seçimi gerçekleştiremeyecek bir zafiyet içerisinde görülmediği anlaşılıyor.
Milliyetçi Hareket Partisi ise Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini Cumhurİttifakı bünyesi içinde savunan ve bu konuda da üzerine düşen ne varsa yapmaya
çalışan bir siyasi kurum olarak çok sayıda miting yapmadık. Kapalı
toplantılarla meselenin özünü anlatmaya çalıştık. Yüz yüze temaslarla da
kamuoyunda insanlarımıza ulaşma gayreti içinde olduk. Birlikte de miting
yapmadık. Birlikte miting yapma bugünkü zemin içinde çok tartışmalara yol
açabilir. Böyle tartışmalara sebebiyet vermemek lazım. Cumhur İttifakı iki
siyasi partinin tüzel kişiliklerini koruyarak dünya görüşlerini koruyarak
yaptıkları bir amaca yönelik faaliyettir. Bu ilerde gelişebilir, çok daha
birbirlerini tamamlayan hale gelebilir. Ama şimdiki halde sanki Milliyetçi
Hareket Partisi birilerinin söyledi gibi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin arka
lastiği, hiçbir şey yapmıyorlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mitinglerinde
boy göstererek değerlendiriyorlar, baraj korkularını bu şekilde yeniyorlar,
şunlar bunlar gibi bizim her şeyi çok yönlü düşünen fakat her düşüncesinde
fitne yatan bir zümre bunu kullanabilir. Şimdi İstanbul’da muhteşem bir miting
yapıldı. Bu mitinge eğer biz konuyu kendi partimiz açısından istismara yönelmiş
olsak çok güzel bir zemin var. Cumhur İttifakı adı altında bizde orada
bulunuruz, milletin huzuruna çıkarız bir miktar da alkış alırız. Ertesi gün,
“Şunlara bak geldiler Adalet ve Kalkınma Partisi’ni yalnız bırakmadılar”
derler. Ama biz bir partinin imkanları, çalışmalarından yararlanarak kendi
geleceğini belirleyecek kadarda alçalmadık. Her koyun kendi bacağından asılsın
ondan sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hayata geçirildiği vakit daha
yapılacak çok çalışmalarımız var bizim. 24 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı hükümet
sistemi milletçe kabul edilirse o zaman sistem bütün unsurlarıyla hayata
geçmesi gerekir. Yürütmeyi oluşturan Cumhurbaşkanı ve hükümeti, yasamayı
oluşturan milletvekilleri ve partiler ve ayrıca bağımsız yargıyı da dikkate
aldığınızda Türkiye yepyeni bir sisteme geçiyor. Bu 94 yıllık Cumhuriyet tarihimizde
üçüncü evredir. Bunun birinci evresi cumhuriyetin kuruluşudur. İkinci evresi
çok partili hayata geçiş dolayısıyla parlamenter sistemin 71 yıldan beri
uygulanmasına sebebiyet veren bir süreçtir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi
yeni bir sistemdir. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek 21.yüzyılda lider ülke
olmasına yol açabilecek bir etkenliği, kararlığı, azmi ortaya koyabilecek bir
sistemdir. Bu sistemin hayata geçirilmesi 24 Haziran seçimlerine bağlıdır.
Bunları dikkate aldığımız vakit ben şu an için halkımızla olan temasları da
dikkate alarak herhangi büyük bir hata olmadığı takdirde sistem hayata geçer ve
sayın Cumhurbaşkanı da görevine devam eder.
Nazlı Çelik: B
planına bakarsak eğer Erdoğan’ın karşısında rakip olarak Muharrem İnce’nin mi
Meral Akşener’in mi kalacağını düşünüyorsunuz?
Devlet Bahçeli:
Onlara hiç şans tanımıyorum ben. Muharrem İnce bey çok hareketli bir mesajla
toplumun huzuruna çıkıyor. Başka şeyler yaparken sürekli çatışmacı, kavgacı,
üslubu sert ve karşılıklı atışmadan da zevk duyan, atışmalardan kendisine prim
sağlayacağına inanan bir yapıda davranıyor. Her gün yeni bir şey ortaya koyuyor
ve bazılarında da abartıyor. Milletimiz bu tür şeyleri çok sevmez. Şimdi durup
dururken mesela sayın Cumhurbaşkanı kendisine göre bir toplumsal kurum olarak
kıraathane açacağım diyor. Orada çay ile kek. Bunun içerisine dünya kadar şey
ilave ediyor. Bunlarla hem olayı küçültüyor hem bir müesseseyi zedeliyor hem de
toplumu bu konuyla kendisine çekeceğini zannediyor. Şuraya Muharrem İnce’yi
şuraya sütlaca koysanız 18 yaşındaki çocuk hayatında yemediği sütlaca gelir. Bu
da kıraathanede bedavaysa kuyruk olur. Siyaseti böyle seviyesini aşağı çeken
tartışmalardan uzak tutmak lazımdır. Cumhurbaşkanlığı yeni bir sistemdir bu
sistem takip olan kişinin de ağır başlı olması lazımdır. Programlarını çok
yönlü ortaya koyması lazım. Halkla bütünleşmede bir takım bağırtı gürültüyle
birtakım toplantılarla sonuç alacağını zannetmesin. Çünkü toplum bunu geçmişte
hep yaşadı. O bakımdan ben şu an için kanaatim Recep Tayyip Erdoğan rakipsiz
gözüküyor. 16 yıllık icraatının içinde yaptıklarını halkla paylaşıyor,
yapacaklarını paylaşıyor. Şimdi ben bunu söylüyorum ama Recep Tayyip Erdoğan
bey hem Adalet ve Kalkınma Partisi genel başkanı hem başbakan olarak en fazla
eleştiren, sert eleştirilerde bulunan kişilerden birisiyim. Ne söylemişsem
aynısını muhafaza ediyorum altından imzamı da çekmiyorum. Ama 15 Temmuz’dan
sonra çok şey değişmiştir Türkiye’de.
Nazlı Çelik:
Aslında çok ağır eleştirilerde bulundunuz geçmişte gerek Adalet ve Kalkınma
Partisi’ne gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve hatta seçim sürecinde de yeni
Muharrem İnce meydanlarda sizin geçmişte kullandığınız bu kelimeleri de
gösterdi. Ama şimdi baktığınızda bir ortaklık söz konusu.
Devlet Bahçeli:
Geçmişte ne söylemişsem onun arkasında olduğumu söylüyorum. Bir yönetimdeki
aksaklıkları, yanlışlıkları söylemek muhalefetin görevidir. Dün öyle söyledin
diye bugün onları inkar ederek bugünkü Cumhur İttifakı’nda hepimiz kanka olacak
halimiz yok. Onun için olayları doğru anlamak lazım. 15 Temmuz Türkiye’de herkesi
bir araya getirebilecek çok büyük bir darbedir, çok büyük bir işkencedir, çok
büyük bir ihanettir. Bu olaylar karşısında 15 Temmuz’u görüp, 251 şehidimiz 2
bin 194 yaralımız gazimizin olduğu bir dönemde hala kalkıp filan tarihte şunu
söylemiştik filan tarihte bunu söylemiştik diye bir birlerimize husumeti
geliştirmeni bir manası yoktur. Bu devlet adamlığı ile bağdaşmaz bu siyasetle
de bağdaşmaz. Ama dün söylediklerimizi şimdi yanlıştır demiyoruz. O günkü şartlarda
geçerli eleştirilerdir.
Nazlı Çelik: O zaman
15 Temmuz’da sizin için ne değişti de bugünkü Cumhur İttifakı’nı ve bu
birlikteliği ortaya koydu?
Devlet Bahçeli:
15 Temmuz milletimizin beka meselesini korumaya vesile olmuştur. Milli direnç,
karşı duruş. Ayrıca Türkiye’de birçok gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır. Ayrıca
bütün bu olaylar karşısında Türkiye’de yeni bir sistemin uygulama ihtiyacı
kendisine hissettirmiştir. Dolayısıyla 15 Temmuz bir milattır. Bundan sonraki
çalışmalarda geçmiştekileri de göz önüne alarak karşılıklı sevgi, saygı, üslup güzelliği
içerisinde hem eleştirilerimizi yağmalıyız hem de birbirilerimize olan güzel projelerde
de destek vermeliyiz.