BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Pentagon sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Pentagon sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

19 Ocak 2018 Cuma

"PYD/PKK'yı Eğitiyoruz" Diyen Pentagon, Kılıfını da Buldu: İstikrar Sağlama Gücü

Pentagon, PYD/PKK paravanı SDG'yi çatışma gücünden "istikrar sağlama gücü" ve "alan kontrol gücüne" dönüştürmek için eğitimden geçirdiklerini açıkladı.

Afrin'deki PYD/PKK unsurlarını desteklemediklerini ve onları DEAŞ ile mücadele operasyonlarının parçası olarak görmediklerini açıklayan Pentagon'dan yeni açıklama geldi. ABD Savunma Bakanlığı, PYD/PKK paravanı SDG'yi çatışma gücünden "istikrar sağlama gücü" ve "alan kontrol gücüne" dönüştürmek için eğitimden geçirdiklerini açıkladı.
EĞİTTİKLERİNİ SAKLAMADI
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Eric Pahon Suriye'de "sınır güvenliği gücünün" kurulması üzerine çıkan tartışmalara ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada (PYD/PKK'nın paravanı) SDG'yi "çatışma gücünden" "istikrar sağlama gücüne" veya "alan kontrol gücüne" dönüştürmeye yönelik eğitimden geçirdiklerini söyledi.
FARKLI AÇIKLAMALAR TARTIŞMALARA NEDEN OLDU
Koalisyonun geçen hafta açıkça "Sınır Güvenlik Gücü" olarak açıkladığı, sayısının 30 bini bulacağını ve (PYD/PKK paravanı) SDG'nin liderliğinde eğitimlerin verileceğini ifade ettiği güçle ilgili Pentagon ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın son açıklamaları tartışmalara neden oldu.
"YANLIŞ KARAKTERİZE EDİLDİ"
ABD'nin Suriye'de PYD/PKK'nın kontrol ettiği alanlarda bir güç eğittiğinden mi yoksa sadece eğitilen gücün "Sınır Güvenlik Gücü" isminden mi vazgeçtiği tam net değilken Pentagon açıklamasını yayınlayan Pahon konuyla ilgili AA muhabirine konuştu.

Suriye'de evlerine geri dönenler için yerel güvenliği sağlamak için tasarlanan bir eğitimin söz konusu olduğunu aktaran Pahon, "Suriye'de yerel güvenlik güçlerine verdiğimiz eğitim yanlış karakterize edildi" dedi.
Pahon şöyle devam etti:
"Bu (eğitim) aynı zamanda, DEAŞ'ın sonu gelmişken ve DEAŞ dağılmaya başlamışken DEAŞ teröristlerinin dışarı kaçmasını engellemeyi amaçlıyor. Bu anlatıldığı gibi bir ordu veya karakterize edildiği gibi bir sınır muhafız gücü değil"
SAYI VERMEDİ, SORUYU GEÇİŞTİRDİ
Eğitimin devam ettiğini ancak sayı veremeyeceğini ifade eden Pahon gerek Pentagon'un dünkü açıklaması gerekse Tillerson'un açıklamasının Koalisyon Sözcüsü Albay Ryan Dillon'ın yaptığı açıklama ile ters düştüğüne yönelik bir soruyu ise geçiştirmeye çalıştı.
"BİREYSEL GÜÇLERİN KÜÇÜK ALANLARI KORUMASI"
Söz konusu gücü polis gücü olarak tanımlayıp tanımlamayacağına yönelik bir soruya ise Pahon "Polis gücü olarak karakterize etmek istemem ama bu bir tür güvenlik ve istikrar gücü ya da bir tür alan kontrol gücüdür" dedi.
"Alan kontrol gücünden" kastının geniş bir alanı tutmak şeklinde olmadığını savunan Pahon söz konusu kontrol gücünü "bireysel güçlerin küçük alanları koruması" olarak nitelendirdi.
"İSTİKRARA GÖTÜRMEK İÇİN EĞİTİM VERİYORUZ"
Pahon şu ifadelere yer verdi:
"DEAŞ bitiyor ve bir sonraki adıma yönelik geleceğe bakıyoruz. Bizi bir sonraki adıma yani istikrara götürmek için eğitim veriyoruz. Bunu tam olarak karakterize etmek için erken çünkü daha çatışmalar devam ediyor. Bu geçişe başladık sayılır ancak çatışmalar devam ediyor ve bu hala bir çatışma operasyonudur. Çatışma güçleri boşa çıktıklarında çatışma eğitiminden güvenlik ve istikrar eğitimine yönelik bir değişim olacak."
Tüm amaçlarının DEAŞ'ın çıkarıldıkları alanlara geri içeri girmesini engellemek olduğunu iddia eden Pahon söz konusu güçle ilgili Türkiye'nin sunduğu kaygıları da anladıklarını söyledi.
PENTAGON "ORDU" İDDİALARINI REDDETMİŞTİ
Pentagon, Suriye'de terör örgütü PYD/PKK'nın paravanı SDG'ye kurdurmayı planladıkları "Sınır Güvenliği Gücü"nün "yeni bir ordu" veya "konvansiyonel sınır muhafız gücü" olmadığını iddia etmişti.
Pentagon açıklamasında, "ABD, Suriye'de yerel güvenlik güçlerini eğitmeye devam ediyor. Eğitim, toplumları yıkıma uğramış mültecilerin evlerine dönmeleri için güvenliği artırmak üzere tasarlanmıştır. DEAŞ'ın aynı zamanda yönetimsiz ve kurtarılmış olan yerlerde tekrar ortaya çıkmaması için gereklidir. Bu yeni bir 'ordu' veya 'konvansiyonel sınır muhafız gücü' değildir." ifadelerini kullanmıştı.
DIŞİŞLERİ BAKANI "TÜRKİYE'YE BORCUMUZ VAR" DEMİŞTİ
Dışişleri Bakanı Tillerson "Suriye'nin kuzeyinde sınır koruma birlikleri kurulacağı" haberlerine ilişkin, "Türkiye'ye bir açıklama borcumuz var. Bu, tamamen yanlış resmedilmiş ve yanlış tanımlanmış bir durum ve bazı kişiler yanlış konuşmuş. Herhangi bir sınır güvenlik gücü kurmuyoruz." yorumunu yapmştı.

12 Kasım 2019 Salı

Suriye petrolü ABD'yi yasal çıkmaza götürüyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Pentagon, El Kaide'ye karşı kullanılmak üzere 2001'de çıkarılan Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası'nı, Suriye'de YPG/PKK'nın işgali altındaki petrol bölgelerini koruma amacıyla kullanıyor.




ABD yönetiminin, Suriye'de petrol yataklarını korumak üzere ülkede asker bırakması, yasal çıkmaza doğru giderken, Rusya ve Esed rejiminin bu bölgelere ilerlemesi durumunda Washington'ın Suriye'de de büyük bir hezimet yaşaması kaçınılmaz olacak.

ABD'nin Suriye'de doğrudan müdahalesi eski Başkan Barack Obama'nın 22 Eylül 2014'te ABD'nin Suriye'deki DEAŞ hedeflerini hava saldırılarıyla vurma ermini vermesiyle başladı. 
Daha sonra Rusya'nın 2015'in sonlarına doğru Beşşar Esed rejimine destek vermek üzere Suriye'ye müdahale etmesiyle Obama yönetimi, Suriye'deki ılımlı muhaliflere desteği kesip ABD yardımlarını YPG/PKK terör örgütüne yönlendirdi.
Aynı dönemde de ABD Özel Kuvvetlerine bağlı 200 asker bölgeye konuşlandırıldı.

Trump'ın, petrol tesislerinin güvenliği sağlayacaklarını ve petrolün bir kısmının ABD tarafından alınacağını ifade etmesi ile hem içeride hem de dışarıda ABD'nin Suriye'deki varlığına ilişkin yasal tartışmaları beraberinde getiriyor.

Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası kılıfı


ABD Kongresi, bu adımların yasa dışı olduğunu çünkü ABD ordusunun başka bir ülkeye müdahale edebilmesi için Kongreden yetki alması gerektiğini savunuyordu.

Obama yönetimi ise 2001'de Afganistan için çıkarılan ve daha sonra 2002'de Irak için güncellenen ve yönetime El Kaide ile mücadele için güç kullanma yetkisi veren Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası'nı (AUMF) dayanak olarak gösteriyordu.
Obama DEAŞ'ın El Kaide'nin bir kolu olduğunu ve ABD yönetiminin söz konusu yasayı bu örgüte karşı da kullanabileceğini savunurken Kongrenin yasayı uygun şekilde güncelleştirmesini talep ediyordu.

Ancak Kongre bu yasada herhangi bir değişiklik yapmadı.
2017'de göreve gelen Donald Trump yönetimi de Obama'nın kurguladığı operasyonları aynen devam ettirirken, dayanak olarak yine Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası'nı kullandı.

Mattis'in açıklamaları yetki tartışmalarını tekrar gündeme getirdi


Eski Savunma Bakanı Jim Mattis, Mayıs 2017'de yaptığı açıklamayla yetki tartışmalarını gündeme getirdi.
Mattis, açıklamasında, tüm ülkelerin İran ve DEAŞ'ın yaptıkları konusunda kaygılı olduğunu belirterek "Diplomatlar, barışı sağlamadan oradan çıkmak istemiyoruz." ifadelerini kullandı.
Mattis'in bu çıkışı, daha sonra ABD'nin Suriye'deki misyonunun DEAŞ'ın yenilmesinin yanı sıra İran ile mücadeleye yönelik olduğu şeklinde yorumlandı ve Kongre kanadından yönetime sert tepkiler geldi.

Çok sayıda Kongre üyesi, mevcut yasal dayanağın Pentagon'a böyle bir yetki vermediğini belirterek tepki gösterdi ancak bu tartışmalar özellikle de Kongredeki kapalı oturumlarda bir şekilde yatıştırıldı.

Aynı yetki yasasını kullanan Pentagon ve ABD'nin bölgedeki muharip kuvveti olan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), YPG/PKK terör örgütüne ağır silah ve özel kuvvetler eğitimi verirken, eski Büyükelçi Brett McGurk'un liderliğindeki DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliği ise örgüte bölgede ayrılıkçı yerel yönetimler inşa etmesini sağlamaya devam etti.

Pentagon, şu anda da El Kaide'ye karşı kullanılmak üzere çıkarılan yasayı YPG/PKK'nın işgali altındaki petrol bölgelerini koruma amacıyla kullanıyor

Trump'ın emirleri akim bırakıldı


ABD Başkanı Trump ise Rakka şehrinin Ekim 2017'de alınmasının ardından, DEAŞ hilafetinin yıkıldığını ve terör örgütünün elindeki toprakların yüzde 100'nün geri alındığını ve çok yakında ABD askerlerinin ülkeye döneceğini duyurdu.

Ancak Trump'ın bu açıklaması her seferinde Pentagon tarafından DEAŞ'ın elindeki toprakların yüzde 95'in üzerindeki kısmının alındığı şeklinde düzeltildi çünkü Trump'ın çekilme açıklaması Pentagon'a verilen yetkiyi sona erdiriyordu.
Rakka ve Musul gibi büyük şehirleri DEAŞ'ın elinden birkaç ayda alan CENTCOM'un, Deyrizor'daki Hacin ve Bağus gibi küçük kasabaları örgütün elinden alması aylar sürdü.

Trump, geçen yıl aralık ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında Suriye'den çekileceğini açıklamasıyla üçüncü kez çekilecekleri talimatını vermiş oldu ancak bu açıklamaların gereği yerine getirilmedi.
Bu süreçte Trump, ABD'nin her halükarda bölgede küçük bir kuvvet bırakması gerektiği konusunda ikna edildi.

Pentagon, her toplantıda çekilme sürecinin devam ettiğini ifade etse de sahada durum değişmiyordu. Bilakis ABD bölgeye askeri ekipman yığınağına devam ediyordu.
Pentagon, Suriye'de kalma yetkisi konusunda ise DEAŞ hapishanelerini bahane ediyordu.

Barış Pınarı Harekatı Pentagon'un planlarını bozdu


Türkiye'nin YPG/PKK'ya yönelik Barış Pınarı Harekatı'nı başlatması ile ABD, Suriye'nin kuzeyindeki askerlerinin çoğunu çekmek zorunda kaldı.

DEAŞ'ın bittiği ve dolayısıyla yetki yasasının sona erdiği tartışması unutulurken, ABD Kongresi özellikle Trump yönetimine ani çekilme kararından dolayı tepki gösterdi.

Trump, Suriye'deki askerlerin çoğunu çekerken Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham ve emekli bir Orgeneral Jack Keane'in Suriye'deki petrol yataklarının haritasını göstererek Trump'ı ülkede 200 civarında asker bırakma konusunda ikna ettiği ortaya çıktı.

Trump’ın Suriye’nin kuzeyinde petrolü koruması için bir miktar asker bırakacağı iddiaları ilk kez The New York Times gazetesi tarafından 21 Ekim'de ortaya atılmıştı.

Gazete, üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberinde Trump’ın, asker bırakma planının iki nedene dayandığı ve bunların DEAŞ'la mücadele ve Suriye'nin doğusundaki petrol bölgelerinin Esed rejimi ile Rusya'nın eline geçmemesi olduğunu yazmıştı.

Nitekim Trump da Beyaz Saray'da yaptığı basın toplantısında planını şu sözlerle açıkladı:

"Şu anda bölgedeki ülkeler, Türkiye-Suriye sınırındaki polislik faaliyetlerine yardım etmek için tüm sorumluluğu üstlenmeli. Diğer ülkelerin de bu bölgeye dahil olmalarını istiyoruz. Petrolü güvence altına aldık bu nedenle de az miktarda ABD askeri, petrol olan alanlarda kalacak."

Yetki tartışmaları yeniden


Türkiye'nin Rusya ile anlaşma yaparak Suriye'nin kuzeydoğusundaki statükoyu değiştirmesi Pentagon'un kendi kurgusu ve yorumuyla devam ettirdiği ABD operasyonlarını daha da karmaşık hale getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Soçi'de vardığı Suriye'nin kuzeydoğusuna ilişkin mutabakatla Rusya ve Esed rejimi daha önce ABD tarafından kontrol edilen birçok bölgeye yerleşti.
Buna karşılık ise ABD, Irak'ta konuşlu mekanize birliklerini petrol yataklarının bulunduğu Deyrizor ve Haseke'nin Rimeylan bölgelerine sevk etti.

Bu gelişmeler kapsamında Washington da söz konusu sevkiyatın hangi yetkiye dayandırdığı soruları artmaya başladı.
Özellikle de Trump'ın petrol tesislerinin güvenliğini sağlayacaklarını ve petrolün bir kısmının ABD tarafından alınacağını ifade etmesi ile hem içeride hem de dışarıda ABD'nin Suriye'deki varlığına ilişkin yasal tartışmaları beraberinde getiriyor.
Ayrıca Rusya veya Esed rejiminin söz konusu petrol bölgelerine ilerlemesi durumunda ABD ordusunun vereceği tepki de merak konusu. Pentagon ise bu konudaki sorulara somut yanıtlar vermiyor.

ABD ordusunun Rus ordusu ile askeri bir angajmana girmesi yasa kapsamında sınırlandırılmışken, ABD ordusunun Rus birliklerine saldırma yetkisi de bulunmuyor.
Suriye politikasında iç savaşın başlamasından bu yana ülkedeki fiili durumlara ayak uyduran ABD'nin, Rusya ve Esed rejiminin petrol bölgelerine ilerlemesi durumunda o bölgeleri terk etmek zorunda kalacağı düşünülüyor.

Şayet Rusya ve rejim petrol bölgelerine ilerler ve ABD çekilmek zorunda kalırsa, ABD'nin askeri tarihine Vietnam, Afganistan ve Irak'tan sonra bir de Suriye hezimet olarak eklenmiş olacak.






13 Şubat 2018 Salı

Pentagon'dan YPG kararı!

Pentagon, 2019 bütçesinde, SDG adını kullanan PYD/PKK'ya eğit-donat için 300, örgüte kurdurulan sınır güvenlik gücü için de 250 milyon dolar olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 2019 yılı için hazırlanan bütçe tasarısında DEAŞ ile mücadele kapsamında, SDG ismini kullanan PYD/PKK'ya eğit-donat için 300 milyon, “DEAŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” için de 250 milyon dolar olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı.
Pentagon, 2019 mali yılı savunma bütçesi tasarısını açıkladı.
PYD/PKK'YA 550 MİLYON DOLAR
AA muhabirinin Pentagon’dan edindiği genel bütçe tasarı belgesinde ABD, 2018 mali yılında toplam 1,8 milyar dolar ayırdığı "DEAŞ karşıtı operasyonlar kapsamında Irak ve Suriye’de eğit-donat programına" 2019 mali yılı için 1.4 milyar talep etti.
Pentagon, 2018 mali yılı bütçesinde SDG ismini kullanan terör örgütü PYD/PKK’nın da aralarında bulunduğu ABD’nin Suriye’deki ortaklarına 500 milyon dolar ayırmışken, bu rakam 2019 mali yılı için 550 milyon dolara çıkarıldı. Irak’ta peşmerge ve Irak ordusunun eğitimi ve teçhizat yardımı için ise 850 milyon dolar ayrıldı.
PKK ORDUSUNA FON AYRILIYOR
ABD öncülüğündeki koalisyonun önce 30 bin kişiden oluşacak sınır güvenlik gücü olarak açıkladığı, ancak daha sonra "iç güvenlik ve istikrar gücü" olarak nitelendirdiği SDG kamuflajı altındaki PYD/PKK ordusu için de fon ayrılmış olması dikkat çekti.
Belgede Suriye için 300 milyon doların yanı sıra “DEAŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” için de 250 milyon dolar ayrıldığı ifade edildi.
TOPLAM BÜTÇEDE 80 MİLYAR DOLAR ARTIŞ
2018 mali yılı için Pentagon tarafından hazırlanan ilk tasarıda toplam bütçe 606 milyar dolar talep edilmişkenken, 2019 mali yılı için talep edilen rakam 80 milyar dolar artırılarak 686 milyar dolara çıkarıldı.
Kongre’nin Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası başlığı ile nihai tashihatlar yaptığı 2018 mali yılı savunma bütçesinin toplamda 692 milyar dolara çıkarıldığı göz önüne alındığında 2019 savunma bütçesinin 800 milyar dolara yaklaşacağı ifade ediliyor.
SAVAŞ FONUNDA 23 MİLYAR DOLAR ARTIŞ
ABD’de savaş fonu olarak da bilinen Savunma Bütçesinde Muhtemel Dış Operasyonlar Fonu için 2018 mali yılı için 65,8 milyar dolar ayrılmışken, 2019 mali yılı için talep edilen rakam 23.2 milyar dolar artırılarak 89 milyar dolara çıkarıldı.

1 Aralık 2017 Cuma

Pentagon: PKK'ya verdiğimiz silahları toplayacağız

Pentagon Sözcüsü, terör örgütüne "Türkiye'yi tehdit edebilecek silahlar" verdiklerini itiraf etti. PKK bu silahları Kandil'de depoluyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Ortadoğu Masası Sözcüsü Eric Pahon, ABD'nin, Türkiye'yi tehdit edebilecek tüm silahları PYD/PKK'dan geri alacağını söyledi.
Pahon, AA muhabirine, ABD'nin PYD/PKK'ya verdiği ağır silahları ve ağır zırhlı araçları geri almasına ilişkin açıklamalarda bulundu.
'TEHDİT EDİCİ SİLAH' İTİRAFI
Envanter ve rakam konusunda bilgi verme yetkisinin bulunmadığını ifade eden Pahon "Kategorik olarak, müttefikimiz Türkiye'yi tehdit edebilecek silahları toplayacağız. Bunların envanteri Türklerde var." dedi. Sözcü bu açıklamasıyla, terör örgütüne yaptıklarını silah yardımının boyutunu da ortaya koymuş oldu.
HUMVEELER TERÖR ÖRGÜTÜNÜN OLDU
Bir soru üzerine Sözcü, terör örgütü PYD/PKK'ya verilen ve çatışma malzemesi olmayan dozer, mayın ve el yapımı patlayıcı (EYP) kazıcıları ile Humvee olarak bilinen personel taşıyıcılarının geri alınmayacağını dile getirdi.
Pentagon: PKK'ya verdiğimiz silahları toplayacağız
ZIRHLI ARAÇLARA KARŞI KOYABİLECEK SİLAHLAR VAR
Pahon, bununla birlikte, MRAP tipi zırhlı araçların yanı sıra makineli tüfekler, roketatarlar ve "zırhlı araçlara karşı koyabilecek diğer silahları" toplayacaklarını kaydetti.
PENTAGON'UN NİYETİ
Pentagon, hafta başında basın toplantısında Pentagon Sözcüsü Albay Rob Manning’e bazı gazetecilerce sorulan sorulara yazılı cevap vermiş ve bir gazetecinin "dağıtılan silahların toplanması aşaması olacak mı?" şeklindeki sorusu üzerine, spesifik tehditler ortadan kaldırıldıktan sonra büyük araçlar ile ağır silahların toplanması niyetinde olduklarını açıklamıştı.

ABD, PYD/PKK'yı 2015 yılının başından itibaren dolaylı, bu yıl mayıs ayı itibarıyla da doğrudan silahlandırma kararı almıştı.

26 Kasım 2017 Pazar

ABD'nin terör projesi çöküyor

ABD'nin Suriye'yi terör örgütleri üzerinden parçalama planı Soçi'deki üçlü anlaşma ile suya düştü. DEAŞ bittikten sonra Pentagon'un tek müttefiki PKK/PYD kaldı.

Bölgede devre dışı kalacağını anlayan Trump, 'artık silah vermeyeceğiz' taahhüdünde bulundu. Türkiye ve dünya şimdi bu sözün tutulup tutulmayacağını test edecek.
ABD’nin başta Irak ve Suriye olmak üzere birçok ülkeyi terör aparatlarıyla dizayn etme konsepti çöküyor. 1991’deki Körfez Savaşı sonrası Irak’ı bölme girişimine 2003 yılındaki işgalle devam eden ABD, Suriye’ye de DEAŞ bahanesiyle yerleşti. Irak’ı Peşmerge ve PKK eliyle bölmek isteyen Pentagon/CIA, Türkiye’nin güney sınır hattını adeta terör vadisine çevirerek onlarca radikal örgütü ve onbinlerce militanı eğitti. George Bush, Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama dönemlerinde artarak devam eden bu faaliyetler Donald Trump’la da kesintiye uğramadı. Türkiye’nin güneyinde PKK eliyle kurulmaya çalışılan ancak yerinde müdahalelerle akim bırakılan terör koridoru, Pentagon’un son projesi oldu.
RİYAD İŞİ DE BOŞA ÇIKTI
Zira ABD’nin ‘böl-parçala’ taktiğine karşı Türkiye, Rusya ve İran arasında yükselen eşgüdüm, Washington’u bölgede iyice yalnızlaştırdı. 7 yıllık Suriye savaşının bitmesi için Astana ve Soçi’de atılan somut adımları baltalama uğraşında ABD’nin ‘Riyad’ hamlesi de boşa çıktı. Şam muhaliflerini Suudi Arabistan’ın başkentinde toplayıp direniş güçlerini kendi kontrolüne almaya çalışan Pentagon’un çabası ters tepti. ‘Astana sürecini sabote edin’ baskısı yapılan ve aralarında müzakere heyeti başkanı Riyad Hicab’ın da olduğu 11 Suriyeli muhalif, Riyad toplantısı öncesi görevlerinden istifa etti.
ABD İYİCE YALNIZLAŞTI
Bu gelişmeler sonrası, PKK-PYD ve Peşmerge dışında bölge genelinde müttefiği kalmadığını gören ABD Başkanı Donald Trump, 24 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak “PKK/PYD ittifakımız yanlıştı” itirafında bulundu. Uluslararası arenada yalnızlaşan ve bölgede terör örgütleriyle ittifak kurarak savaş suçlarına iştirak eden ABD, Erdoğan’a telefonda, “PKK/PYD’ye silah desteği sona erecek” sözü verdi. Bölge kaynakları, Trump’ın PYD itirafı ve Ankara’ya vaadini ‘işgal hamleleri için terör konseptinin çöküşü’ şeklinde yorumluyor. Trump’ın vaadini sahada Pentagon’un da uygulaması halinde ABD, terör örgütü PKK/PYD ile ittifakını bozmuş olacak.
OYALAMA UĞRAŞI MI
Suriye’de 2011 yılı mart ayında başlayan iç savaş süreci boyunca muhalif kanadı sürekli oyalayan ABD, 2014 yılı eylül ayından başlayarak 30 bin PKK’lı teröriste eğitim verdi. Ankara’yı uzun bir süre ‘eğit-donat’, ‘güvenli bölge’ gibi projelerle bekleterek zaman kazanan ve bu sırada DEAŞ tiyatrosuyla PKK’ya alan açan Washington, Musul, Telafer, Kerkük, Haseke, Rakka, Deyrizor, Halep, Hama, Dera, İdlib hattında 25 milyon sivilden arındırılan terör koridorunun da mimarı oldu. PKK/PYD’ye binlerce ton cephane, yüzlerce zırhlı araç ve bir orduya yetecek ölçüde silah sevk edildi. Cenevre’de 2012, 2014, 2016 yıllarında ABD öncülüğünde yapılan üç müzakere de fiyaskoyla sonuçlandı.
ASIL OYUN DAHA GÜNEYDE
Uzmanlara göre Pentagon; gelinen noktada Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan ve Ürdün üzerinden yeni bir bölgesel çatışma hattı oluşturmak için zaman kazanmak istiyor. Suud ile İran arasında Yemen’de hüküm süren vekalet savaşının ‘doğrudan savaşa’ evrilmesi için her hamleyi yapan Washington, Fırat Kalkanı sonrası Suriye kuzeyine Türkiye’nin yeni müdahalelerini önlemek için de PKK’dan vazgeçtiği mesajı veriyor. Irak’ı bölme planı olan 25 Eylül kışkırtması, Deyrizor, Rakka, Telafer ve Musul’da ABD’nin DEAŞ’la girdiği ilişkilerin deşifre olması, tüm yönetim kadrosu PKK-Kandil tarafından atanan PYD’nin tabela oyunları ile himaye edilmesinin getirdiği baskılar sonucu sıkıntılı bir döneme giren ABD yönetiminin şimdi sahada atacağı adımlar merak konusu.

11 Ocak 2018 Perşembe

Büyük tehlike! ABD eğitti Mehmetçiğe saldıracaklar

Uzun yıllardır Suriye'nin kuzeyinde PKK'ya devlet vadeden ABD şimdide teröristleri 'düzenli ordu'ya dönüştürmeye başladı.

DAEŞ bahanesiyle bölgeye yerleşen ve terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı PYD'yi silaha boğan ABD, çok tehlikeli bir adım attı.
ABD SON KOZUNU OYNUYOR

PKK-PYD’yi Akdeniz'e ulaştıracak terör koridorunda başarılı olamayan, DAEŞ ile kirli ilişkileri gün yüzüne çıkan ve Barzani'yi eliyle giriştiği referandum oyunundan istediği sonucu alamayan ABD son kozunu oynamaya başladı. Astana görüşmeleri sonrası Suriye masasında dışarıda kalan ABD, elindeki son koz olarak PYD'yi görüyor ve terör örgütünü güçlendirerek bölgede kalıcı olma çabasında.
Geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanı Mattis'in PKK/PYD işgalindeki bölgeyi resmen tanımak için bir ‘diplomat ekibi’ göndermesi sonrası ABD teröristleri 'düzenli ordu'ya dönüştürmeye başladı.
TÜRKİYE SINIRINDAKİ ABD ÜSLER PKK'LI DOLU
Türkiye sınırına 13 özel üs kuran ve çok sayıda ağır silah ve mühimmatı buralara yığan ABD, bu üsleri ABD askerleri koruması altında teröristlere teslim etti.

TERÖRİST 'KUZEY ORDUSU'
SDG-YPG-PYD-PKK-YPJ-HPG gibi üç harfli birçok isimler kullanan örgüt, ABD emriyle bu kez 'Kuzey Ordusu' adını alarak 'sınır muhafız birlikleri' oluşturdu.


EMRİ VOTEL VERDİ

Bu emir ise 15 Temmuz darbe girişimi sonrası FETÖ'cü hainlere sahip çıkan ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel'den geldi.
MEHMETÇİĞE SALDIRMAK ÜZERE GÖREVLENDİRİLEN 400 KİŞİ

Türkiye sınırında Mehmetçiğe saldırmak üzere görevlendirilen son 400 kişilik terör grubu, Haseke'nin güneyindeki Sabahu'l Hayr kampı ile Halep'in doğusunda Fırat nehri üzerindeki Tişrin barajı yakınlarında tüm eğitimlerini ABD'li askerlerden aldı.
ABD VE PKK ORTAK TATBİKAT YAPTI

Türkiye'ye söz vermesine PKK/PYD'ye desteğinden vazgeçmeyen ABD, PKK'lı teröristlere CIA eğitmenleri tarafından teorik ve teknik bilgiler sağlarken, Pentagon'un hava indirme birimleri ile özel kuvvetleri ise Kandil'den gelen teröristlerle ortak silahlı eğitim icra etti..
PENTAGON-CIA-PKK

Pentagon-CIA programlarıyla 'sınır muhafızları' adı altında büyütülen yapıya terör örgütü 'Kuzey Ordusu' adını verdi. Bölgedeki kaynaklar, 'kuzey' ifadesinin, sözde ordunun gelecekte Esed rejimi ile müzakere edilecek muhtemel bir özerk yönetimde korunabilmesi için özellikle seçildiğine dikkati çekiyor.
TÜRKİYE SINIRINA BAKAN BÖLGELER

Amerikalıların doğu Halep ve güney Haseke'de eğittiği teröristler, Ayn el-Arab, Tel Abyad, Resulayn ve Malikiye'de konuşlanacak. Halep'e bağlı bu noktalar, Türkiye sınırına bakmaları ile dikkati çekiyor.
AFRİNE YIĞINAK YAPIYORLAR

Pentagon, CIA ve Kandil kadrolarının ortaklaşa eğittiği teröristler, rejim kontrolündeki toprakları kullanarak ülkenin doğusundan Türkiye sınırındaki Afrin ilçesine de sevk edilebiliyor.
KARAKOLA TELEKULAK

Pentagon ve CIA, söz konusu programda, terör örgütünün 2014'te kurduğu 'YAT' adlı sözde anti-terör birlikleri ile HAT ismi verilen sözde özel harekat unsurlarını genişletiyor. Özel eğitim alan 400 terörist, YAT ve HAT isimli yapılara katıldı. Nisan 2016'dan beri örgüte silah ve mühimmat veren ABD, teknoloji desteğini de artırıyor. CIA ve Pentagon, yeni oluşum için PYD/PKK'ya son teknoloji telsiz, dinleme istasyonu ve sinyal istihbarat ekipmanları transfer ediyor. Ekipmanların eğitimi yine ABD'li uzmanlar tarafından veriliyor. Yerel kaynaklar, terör örgütüne bağlı YAT birimlerinin Türkiye sınırındaki sınır karakollarını dinleme faaliyetlerine başladığını iddia etti.
TÜRKİYE HAZIRLIKLARI TAMAMLADI

Sınırda oluşan bu büyük tehlikeye karşı Türkiye'nin bir an önce harekete geçmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir gece ansızın gelebiliriz diyerek operasyon sinyalini vermesi sonrası TSK bölgeye çok sayıda personel ve araç sevkiyatı gerçekleştirdi. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok uzak olmayan bir tarihte bu terör örgütünü o topraklardan tepeleyeceğiz. Kimse ayağımıza dolaşmaya kalkmasın” sözleri sonrası TSK bölgedeki birliklere 'HAZIR OL' emri verdi.
İHA'LAR 7/24 BÖLGEDE

Sınırın diğer tarafındaki gelişmeleri saniye saniye izleyen TSK, yerli üretim insansız hava araçlarını (İHA) bölgenin üzerinden indirmiyor.

14 Eylül 2017 Perşembe

ABD VE AVRUPANIN SÖZCÜLÜĞÜNÜ YAPANLAR İYİ OKUYUN

Defalarca yazdık buradan ABD Suriye'de PYD ve YPG'ye silahları DEAŞ'a karşı vermiyor.Suriye'de kurulmak istenen Pkk devletine olası Bir Türkiye müdehalesine karşı Türkiye ile savaşması için veriyor.Türkiye'deki sözüm ona siyasiler ise bunun farkında değil veya bilinçli olarak ABD planları desdekleniyor.Uyanık ol Türkiye....İşte size Amerikada iki bağımsız kuruluşunun açıkladığı belgeler.

Amerikan Foreign Policy Dergisi’nde yayımlanan iddiaya göre ABD, Suriye’de DEAŞ’a karşı YPG ve benzer örgütlere 700 milyon dolarlık silah yolladı. Eski Sovyet silahlarını Doğu blokunda suç örgütleriyle ilişkili şirketlerden alıp envantere sokan Pentagon'un, yardımı uluslararası denetimden saklayıp delil kararttığı öne sürülüyor.

"ABD, Suriye'deki grupları silahlandırmak için düğmeye bastığı yeni programda usulsüzlüklere imza atıyor."
İddiayı ortaya atan iki bağımsız kuruluş; Organize Suç ve Yolsuzluk Bildirim Projesi ve Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı. İki kuruluşun raporuna göre Pentagon, Suriye'de DEAŞ'la mücadele için aralarında YPG'nin de olduğu gruplara değeri 2.2 milyar dolara ulaşması beklenen silah yardımı yaptı. Fakat raporun en can alıcı noktası şu: ABD'nin yardımı kâğıt üzerinde yasal ancak uluslararası kurallara uygun değil. Çünkü silahların satın alındığı firmalar nereye gideceklerini ( Suriye) bilmiyor. Çünkü ABD resmi belgelerden bunu çıkarıyor.


"BELGELERİ DEĞİŞTİRİYOR"
Bağımsız araştırmacılar ve gazeteciler raporu; sızdırılan e-postalara, gemi taşımacılığı kayıtlarına, resmi raporlara ve içeriden bilgi sızdıran yetkililere dayanarak hazırladı. Raporun iddiasına göre Pentagon silah tedariğine dair belge niteliği taşıyan delilleri ortadan kaldırıyor. Bunun nedeni yardımların hangi ellere ulaştığını gizlemek. Raporu hazırlayan Ivan Angelovski "Pentagon silah aldığı ülkeleri kandırıyor, uluslararası kurallara uymuyor ve silah ticaretini kontrol eden düzenin altını oyuyor" dedi. Rapor yeni silah programının ılımlı muhalif gruplara yönelik "eğit-donat" projesinin çökmesinin ardından hazırlandığını hatırlatıyor. Yeni programa göre seçilen gruplara daha ucuz, "Sovyet tarzı" silahlar veriliyor. Bilindiği gibi, silah sağlanan gruplardan biri de, Türkiye'nin tüm itirazlarına rağmen PKK'nın Suriye uzantısı YPG. Anglovski hiçbir belgede silahların YPG'ye gittiğine dair bir ifade yok. Ama yaptığımız araştırmalara bakarak çoğunun YPG'ye verildiğini söyleyebiliriz. Fakat elimizde tam rakam yok" diye konuştu.

Rapora göre Pentagon, trafiğe dair belge niteliği taşıyan delilleri yok ediyor.

"DOĞU BLOKU ÜLKELERİ"
Peki iddiaya göre usulsüz yardım ağı nasıl örülüyor? ABD'deki silah üreticileri Pentagon'un "Sovyet silahı" talebine yetişemediği için devreye Doğu Avrupa ve diğer bazı eski Sovyet ülkelerindeki silah tedarikçileri devreye sokuldu. Ukrayna, Kazakistan, Gürcistan ve Ukrayna bazıları.
Rapor bu tedarikçilerin yasal şirketler olduğunu ancak bazılarının organize suç çeteleriyle bağı bulunduğunu öne sürüyor. Tedarikçilerden alınan silahlar ve mühimmat -Suriye'ye gideceği bilgisi karşı tarafa verilmeden- olağan yollardan bazı ülkelere ulaştırılıyor. Ancak daha sonra bu silahlar gizlice Suriye'ye gönderiliyor ve varış noktası raporların üzerinde yapılan oynamalarla gizleniyor. İddiaya göre geçtiğimiz mayısa kadar ulaştırılan Kalaşnikof, RPG gibi silah ve mühimmatın değeri 700 milyon dolar. 2022'ye kadar bu rakamın 2.2 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

30 Ocak 2018 Salı

Pentagon'dan çok konuşulacak YPG açıklaması

Pentagon başta olmak üzere ABD kurumları, Afrin'deki PYD/PKK unsurlarının ABD öncülüğündeki koalisyon ile ilişkili olmadığını ve ABD'nin Afrin'deki gruplara askeri destek vermediğini ifade ediyor. Ayrıca Pentagon, DEAŞ karşıtı operasyonlardan ayrılıp Afrin'de PYD/PKK saflarında savaşmaya giden gruplara ABD'nin desteğini kaybedecekleri uyarısında bulunuyor.

Böyle bir dönemde, daha önce ABD'nin SDG adı altında eğitim ve destek verdiği bazı "PYD/PKK unsurlarının Afrin'e geçtiği" yönündeki haberler ise tartışmalara neden oldu. Bunun yanı sıra ABD'nin resmi olarak desteklediğini belirttiği SDG, Afrin'de Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) karşı intihar saldırısı gerçekleştirdiği iddia edilen Avesta Habur adlı kadın teröristi öven yazılı bir açıklama yaptı. SDG'nin açıklamalarının altındaki "SDG Afrin Komutanlığı" imzası da dikkatlerden kaçmadı. Pentagon sözcülerinden Binbaşı Adrian Rankine-Galloway, konuyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

SDG AÇIKLAMASINI GEÇİŞTİRDİ

Türkiye'nin meşru kaygıları ve güvenli bir sınır vurgusuna dikkati çeken Binbaşı Galloway, ABD kuvvetlerinin varlığının bölgeyi istikrarsızlaştıracak durumları engellemeye yardımcı olacağını iddia etti. Ancak, SDG'nin açıklamalarını geçiştirmeyi tercih eden Galloway, "SDG ile ortaklığımız çerçeve itibarıyla DEAŞ'ı yenme operasyonlarıyla sınırlı." değerlendirmesini yapmakla yetindi. Galloway, "Son gerginliklere tepki olarak SDG'nin bazı kuvvetlerini kaydırdığının farkındayız ancak bu, koalisyonun yönlendirmesi ile olmadı" dedi. PYD/PKK'nın paravanı SDG'nin kuvvetlerini nereye kaydırdığı konusunda detay vermeyen Galloway, örgütün açıklamaları ile ilgili olarak ise "SDG adına konuşmuyorum ancak tüm tarafları DEAŞ'ın yenilmesine odaklanmaya, gerginliği azaltmaya, Suriye savaşını çözmeye ve sivilleri korumaya çağırmaya devam ediyoruz." dedi.

Ancak Galloway'in, SDG'nin "SDG Afrin Komutanlığı" şeklinde bir imza kullanması ve bombalı intihar saldırısı düzenleyen bir teröristi övmesi konusunda hiçbir açıklama yapmaması dikkati çekti.

Binbaşı Galloway, Avesta Habur isimli teröristle ilgili, "Afrin'de Kürt bir kadın savaşçının çatışmada öldüğünün farkındayız. Bu kişinin koalisyonun askeri eğitimini alan biri olduğuna dair şu anda yeterli bilgimiz yok. Afrin'deki Kürt gruplar DEAŞ karşıtı koalisyonun ortakları değil." açıklamasını yaptı. İntihar bombacısı olduğu iddia edilen terörist için "çatışmada öldü" ifadesi kullanmasının bir nedeni olup olmadığı şeklindeki soruyu ise Binbaşı Galloway, "Bu kişinin ölüm şekli konusunda önceki cevabımda da atıfta bulunduğum medyada çıkan haberler dışında elimde ek bir bilgi yok." şeklinde geçiştirdi. Buna karşılık, kadın teröristin intihar saldırısı gerçekleştirdiği iddiası medyanın yanı sıra ABD'nin ortaklık yaptığı SDG'nin basın ofisinden yapılan açıklamada da dille getirilmişti. Sözcünün bu açıklaması, intihar saldırısını bir “terör eylemi” olarak kabul eden ABD hükümetinin zor durumda kalmaması için "çatışmada öldü" ifadesini kullanmayı tercih ettiği değerlendirmesine neden oldu.

'MÜNBİÇ ASKERİ KONSEYİ' VURGUSU

Türkiye'nin Afrin'den sonra ABD'nin söz verip de Münbiç'ten çıkaramadığı PYD/PKK unsurlarına karşı operasyon yapacağı yönündeki açıklamalarını daha yüksek sesle dile getirmeye başlaması ABD'nin de Münbiç için "mazeret" arayışını hızlandırdı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel, birkaç gün önceki Ortadoğu seyahati sırasında, Türkiye'nin ABD'ye yaptığı "askerlerini Münbiç'ten çek" çağrısına karşılık "Şu anda böyle bir değerlendirmemiz yok." açıklamasını yapmıştı.

Pentagon Sözcüsü Albay Rob Manning de günlük basın toplantısında ABD'nin NATO müttefiki Türkiye ile yakın ve devamlı temaslarının olduğunu ve şu aşamada “ABD askerlerine yönelik bir tehlike hissetmediklerini” ifade etti. Ancak bu açıklamaların yanı sıra ABD'nin Münbiç'te yine paravan bir örgüt olan Münbiç Askeri Konseyi'ni öne çıkarması dikkatlerden kaçmadı.

'ANKARA İLE YAKIN TEMASTAYIZ'

Bu konuyla ilgili sorulara da yanıt veren Binbaşı Galloway, Türkiye ile Suriye sınırında tansiyonu düşürmek için Ankara ile yakın temas halinde olduklarını ifade etti. Bununla birlikte ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun resmi ilişkisinin sadece Münbiç Askeri Konseyi ile olduğunu iddia etmesi ise dikkati çekti.

Galloway, şöyle konuştu:

"Koalisyonun Münbiç'teki tek resmi ilişkisi, DEAŞ ile mücadele etmek için kurulan ve SDG ile bağlantılı çoğunluğu Arap kuvvetlerden oluşan Münbiç Askeri Konseyi’dir. SDG ile daha geniş ortaklığımız ise sadece DEAŞ'ı yenmek için yürüttükleri operasyon ve faaliyetlerle sınırlıdır."

6 Nisan 2018 Cuma

ABD'nin PKK planı ortaya çıktı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

'Çekileceğiz' diyen ABD'nin PKK planı ortaya çıktı ABD’nin Suriye’den çekilme takvimi netleşiyor. 6 aylık bir zaman diliminden bahsediliyor. Trump’ın çekilme planı ile Pentagon’un kalma planını toplayınca, ABD’nin yeni Suriye politikası da ortaya çıkmış oluyor.
ABD Başkanı Donald Trump Suriye’den çekilme konusunda ısrarlı.
Son birkaç haftada bunu iki kez gündeme getirdi.
İkisinde de Pentagon’dan aksi yönde açıklamalar geldi.
Aslında Trump’ın Suriye’de kalıcı olmak istemediğini açıklaması yeni bir durum değil.
Bunu başkan adayı olduğunda da söylemişti.
Dikkat çeken nokta ise Trump “çekileceğiz” dedikten sonra Pentagon’dan komutanların bu fikre katılmaması olmuştu.
Öyle ki Trump “çekileceğiz çünkü DAEŞ’le mücadele bitti” derken, Merkez Kuvvetler Komutanlığından General Joseph Votel ile Brett Mcgurk “hayır görev daha sona ermedi, bitene kadar Suriye’deyiz” ifadelerini kullanmıştı.
Beyaz Saray’da ulusal istihbaratın da katıldığı son toplantı ise Trump ile Pentagon arasında çekilme konusundaki görüş ayrılıklarının asgariye indiğini gösterdi.
Buna göre DAEŞ’le mücadele tam olarak bitmese de az kaldığı noktasında iki taraf anlaşmış. Sonrasında ise çekilme konusunda uzlaşma sağlanmış.

PEKİ ÇEKİLME NE ZAMAN OLACAK?

ABD’de Kasım ayında kongre ara seçimleri var. Trump seçime kadar ABD askerlerinin Suriye’den eve dönmesini istiyor.
Yani 6 aylık bir süreç var.

PEKİ 6 AY SONRA ÇEKİLME GERÇEKLEŞİRSE NE OLACAK?

Asıl mesele burada aslında.
Eldeki verilere bakınca, Trump’ın çekilme fikri ile Pentagonun kalma ısrarının toplandığını ve ortak bir sonucun çıkarıldığını görüyoruz.
ABD askeri Kasım’a kadar Suriye’den ayrılacak, bundan sonrası için ise ABD’nin bıraktığı yerler Beyaz Saray sözcüsünün söylediği gibi “yerel güçlere” bırakılacak.


PEKİ KİMDİR O YEREL GÜÇLER?

ABD’nin Suriye’de muhatap aldığı tek yerel güç var o da PKK-PYD teröristleri.
Yani Trump’ın dediği olur ABD askeri Suriye’den çıkarsa, yerleri PKK’lılara teslim edilecek.
Tabi bu ortak plan, Pentagon’un son birkaç gündür Münbiç’e yönelik askeri yatırımlarını da boşa çıkarmamış olacak.
Çünkü ABD en az 300 askerle Münbiç’e takviye yaptı. 2 de yeni üs inşa ediyor. Zaten bölgede 20’den fazla askeri üsleri var.
Çekilme planı bu son şekliyle işlerse, tüm bu askeri varlıklar PKK-PYD teröristlerine bırakılmış olacak.

Tabi işin bir de Fransa boyutu var.

Trump ikidir çekilme lafı ederken, ikisinde de Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la görüştü.
Fransa’nın Suriye’ye ve PKK’ya olan özel ilgili de zaten ortada.
Kasım sonrası eğer ABD çekilmesi gerçekleşirse, varis olarak bırakılan PKK’nın başına gözcü diye Fransız askerleri de eklenebilir.
Bu arada Trump, çekilme planını anlatırken, “Suudi Arabistan kalmamızı istiyor o halde parasını versin” demişti. Trump’la Kral Selman’ın Suriye’nin yeniden inşası adı altında 4 milyar dolara el sıkıştığı da iddia ediliyor.

1 Ağustos 2017 Salı

ABD'NİN FIRAT KALKANINA OPERASYON PLANI

Rakka operasyonu bahanesiyle PYD’ye silah yağdıran ABD, Suriye’nin kuzeyinde kuracağı taşeron devlete engel olarak gördüğü Fırat Kalkanı ile temizlenen bölgeyi ortadan kaldırmak için harekete geçti.

ABD Rakka'da terör örgütü DEAŞ'a gerçekleştirilen operasyon gerekçesiyle bölgedeki bir başka terör örgütü PKK/PYD'ye TIR'larla yaptığı zırhlı araç ve silah sevkiyatını kentte alınması gereken çok dar bir alan kalmasına rağmen hız kesmeden sürdürüyor. Önceki gün ABD tarafından askeri araç gereç ve mühimmat taşıyan 100 TIR daha Irak sınırından geçerek PYD kontrolündeki Haseke'ye girdi ve Rakka'nın kuzeyinde yer alan örgüt unsurlarına gönderildi. Böylelikle, ABD Savunma Bakanı James Mattis'in o dönemki Türk mevkidaşı Milli Savunma Bakan'ı Fikri Işık'a gönderdiği mektupta "DEAŞ yenildikten sonra silahlar geri alınacak" ifadesini kullandığı Haziran ayının başından bu yana PYD'ye ulaşan TIR sayısı tam 909 oldu. Tüm bu gelişmeler akla şu soruyu getirdi: Terör örgütü DEAŞ Rakka'da çok dar bir alanda sıkıştırılmasına, teröristlerin büyük çoğunluğunu kenti terk etmesine ve 2 Haziran'da başlayan operasyonun sonu yaklaşmasına rağmen; gönderilen her türlü askeri malzemeyi geri alma taahhüdü veren Pentagon PYD'ye olan silah sevkiyatını neden kesmiyor?
EL KAİDE YALANIYLA KUZEYDE OPERASYON
ABD Başkan'ı Donald Trump'ın DEAŞ'la mücadele özel temsilcisi Brett McGurk, 27 Temmuz'da Ortadoğu Enstitüsü'nün düzenlediği bir panelde konuşmuş ve burada Türkiye'nin mücadele ettiği Heyet Tahrir Şam'dan (HTŞ) bahisle El Kaide tehdidinden söz ederek bu örgütün İdlib'te Hatay sınırı üzerinden destek aldığı tezviratına sarılmıştı. PKK ağzıyla konuşan McGurk El Kaide'nin Türkiye üzerinden yardım aldığı şeklinde kirli bir imada bulunmuş ve bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Önal tarafından doğrudan aranarak kendisine "Beyanlarınız kabul edilemez ve bunları reddediyoruz. Amacınız provokasyon yaratmak değilse, beyanlarınızı bir an önce düzeltiniz" denilmişti. McGurk'ün bu çıkışı, "Terör koridorunu Akdeniz'e ulaştırmak için hayati bir önem taşıyan Fırat Kalkanı Bölgesi ve İdlib'e operasyon zemini hazırlanıyor" şeklinde yorumlandı. Temsilcinin iftirası, Irak ve Afganistan savaşlarının 'El Kaide bahanesiyle' başlatıldığı hesap edildiğinde de, saldırıların terör koridorunu engelleyen Fırat Kalkanı'na ve hatta Türkiye'ye uzanabileceği yönünde tehlikeli bir yön de barındırıyor. Bu gelişmeler PYD'ye bir türlü kesilmeyen askeri sevkiyatları daha bir önemli hale getiriyor.

SALDIRILAR DEYR EZ ZOR'A KADAR GENİŞLEYEBİLİR
Terör örgütü PYD'nin Rakka'dan sonra hedef haline getirdiği bir başka önemli merkezin Deyr Ez Zor olduğu biliniyor. Arap medyasına demeç veren sözde Rojava Asayiş Genel Komutanı Ciwan İbrahim, Deyr Ez Zor ile ilgili Arap medyasına şu ifadeleri kullandı: "Gerçek savaş Deyr Ez Zor'da olacak. Rakka'dan daha önemli bu alan petrol ve doğal kaynaklar bakımından zengin. Suriye'nin Irak'taki geçidi ve Araplar ile Kürtler arasındaki bağlantı. Aynı zamanda Irak ve Suriye arasındaki Sünnilerin kapısı. Şu anda en önemli alanlardan biri ve ABD›nin anlayacağı ve üzerinde çalıştığı şey bu". Terör örgütünün bu açıklamayla birlikte kuzeyde Fırat Kalkanı'na saldırı gerçekleştirirken güneyde de rejim ve İran etkisine karşı sözde kantonlarını genişletmek için Deyr Ez Zor hesabı yaptığı anlaşıldı. Durmayan silah sevkiyatları ve üst üste gelen açıklamalar, Pentagon'un söylediği gibi Rakka'nın aslında bir 'son' değil, başlangıç olabileceği riskini taşıyor. Tüm gelişmeler terör koridoru peşinde koşan PYD'nin ABD eliyle çatışma kabiliyeti olan profesyonel bir orduya sahip olacağı anlamına geliyor.
TANKSAVAR TÜFEK VE KALEŞNİKOF
ABD terör örgütü PKK/PYD'ye, DEAŞ'la mücadele gerekçesiyle üç günde 180 tır askeri yardım gönderdi. Böylelikle 5 Haziran'dan bu yana gönderilen tır sayısı 909 oldu. En sonki sevkiyatta, 12 bin kalaşnikof marka tüfek, 6 bin makineli tüfek ve 3 bin 500 ağır makineli tüfeğin yanı sıra 3 bin Amerikan yapımı RPG-7 ve bin Amerikan yapımı AT-4 veya Rus yapımı SPG-9 tanksavar yer aldı.
KONVOYDA JEEPLER DE VAR
Ayrıca aynı kapsamda değişik kalibreye sahip 235 havan topu, 100 keskin nişancı tüfeği, 450 PV-7 tipi gece görüş dürbünü ve 150 kızılötesi lazer aydınlatıcı dürbün terör örgütüne ulaştırıldı. Konvoyda, ABD ordusunun kullandığı yüksek hareket kabiliyetli zırhlı "Hummer"lar, 4x4 jipler ile vinçler de bulunuyor.
PENTAGON'DAN TERÖRE ÜSLERLE KORUMA
Suriye'nin Rakka kentini terör örgütü DEAŞ'tan temizlemek bahanesiyle bir başka terör örgütü PKK/PYD'ye silah ve mühimmat desteği sunan Pentagon, 'müttefikine' bölgeye kurduğu üslerle de sahip çıkıyor. PYD işgalindeki topraklarda 3 hava üssü ve 8 askeri merkezi bulunan ABD, bir yandan teröristlere eğitim hizmeti sağlarken diğer yandan da örgüt için fiili uçuşa yasak bölge oluşturuyor. Bölgede Rumeylan, Harap Işk ve Tabka'da hava üssü kuran Washington yönetiminin; Tel Beyder, Tel Temir, Şeddadi, Ayn Dadat, Uşariye, Miştanur Tepesi, Ayn İsa ve Sept beldesinde de askeri merkezleri bulunuyor. Pentagon bu bölgelerde dönüşümü kolay fabrikalar, konut alanları veya terör örgütü PKK/PYD'ye ait kampları kullanıyor. ABD ayrıca, Fırat Kalkanı Bölgesi ile PYD işgalindeki topraklar arasına yerleştirdiği devriye gücü sayesinde TSK destekli ÖSO'nun Münbiç'e yönelik saldırılarını da engellemeye çalışıyor.

İSRAİL'İN PKK STRATEJİSİ

Türkiye'nin Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallenine en sert tepkiyi veren ülke olarak öne çıkmasının ardından İsrail basınında 'bağımsız bir Kürt devletini destekleme' çağrıları yapılmaya başlandı. Ülkenin en büyük gazetelerinden Jerusalem Post gazetesinde yayımlanan ve zamanlaması dikkat çeken başyazıda İsrail'in Türkiye'ye karşı bir Kürt devletini desteklemesinin 'zorunluluk' olduğu iddia edildi.

29 Eylül 2017 Cuma

COĞRAFYAMIZDA NELER OLUYOR

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
“Türk halkı ikinci defa milli mücadeleye hazır olsun. Ruhlarıyla, akıllarıyla ve varlıklarıyla Anadolu topraklarında bin yıldır egemenliğini sürdüren devletimizin bekası için, ikinci milli mücadeleye hazır olsun. İstiklal Marşı’nı bir kez daha çok gür okuyacağımız bir noktaya doğru gidiyoruz”
"COĞRAFYANIN PARÇALANMASINA YÖNELİK BİR ADIM"
-Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tüm baskılara rağmen referandumu gayrı meşru bir şekilde gerçekleştirdi. Bundan sonraki süreçte bizi ne bekliyor?
Türk halkı ikinci kez milli mücadeleye hazır olsun. Ruhlarıyla, akıllarıyla ve varlıklarıyla Anadolu topraklarında bin yıldır egemenliğini sürdüren devletimizin bekası için ikinci milli mücadeleye hazır olsun. Gidişatın bir penceresi İstiklal Marşı’nı bir kez daha çok gür okuyacağımız bir noktaya doğru gidiyoruz. Bu referandum doğrudan coğrafyanın parçalanmasına yönelik bir adımın ayak sesleridir. Bundan sonraki aşama; Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan PKK üzerinden oluşturulan yapının yine kuzey Irak Kürt bölgesinde ki modele benzer bir şekilde bir referandum aldatmacasıyla orada bir fiili durum oluşturulması, bir diğer aşaması ise doğu ve batıyı birleştirerek Akdeniz’e çıkartıp Anadolu topraklarında birinci Dünya Savaşında tamamlayamadıklarını emperyalizmin tamamlamak istemesidir. Ancak burada Türkiye’den önce doğrudan hedef iki ülke var. Türkiye son halkası bunun. Türkye’nin son halka olmasının ilk sebebi bir kere Türkiye’nin çok güçlü bir ordusu var. Ayrıca Türk halkının çok yüksek bir duyarlılığı, millet bilinci var. Dolayısıyla bir devletin ayakta kalabilmesinin şartı önce güçlü ordusu ve millet bilincidir. Kuzey Irak referandumunun önünü açan 15 Temmuz darbe kalkışmasıdır.
"ORDUMUZA CİDDİ YARA ALDIRMIŞTIR"
-Neden?
Çünkü FETÖ işbirlikçisi işgal kuvvetleri üzerinden bu topraklardaki bekamızın en önemli sırrı olan ordumuz zayıflatılmak istenmiştir ve 15 Temmuz ile beraber, ordumuz ciddi yara aldırılmıştır. Dolayısıyla Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki referandumun önün açılmıştır. Önümüzdeki süreçte içerde Erdoğan’sızlaştırma operasyonu devam edecek. AK Parti’yi kontrol altında tutmak, güçsüzleştirmek, Erdoğan’ı kilitlemek ve milleti moralsizleştirmek için MHP’ye yapılanın bir benzeri AK Parti’ye yapılmak isteniyor. Bir taraftan ordumuz güçsüzleştirilmek istenirken diğer taraftan milletimiz ve siyasetimiz güçsüzleştirilmek istenmektedir. Bu projeksiyonda Türkiye son halkadır.
"SON HALKA TÜRKİYE'DİR"
-Diğer halkalar peki kim?
Türkiye son halkadır. İkinci halka İran ‘dır. İran’dan sonraki halka da Rusya’dır. Küresel sistem 1648 Westphalia sürecinin devamı olan gelişmelerde, sürecin devam edebilmesi için küresel sisteme doğrudan etki etme kabiliyeti olan ve medeniyet birikimleri yüksek olan merkezi güçleri tahkim edilmiş olan üç devletin küresel sistem açısından parçalanması gerekmektedir. Bu üç devlet Rusya’dır, İran’dır ve Türkiye’dir. Çünkü Mısır’ı teslim aldılar. Eğer 15 Temmuz’da Türkiye’yi teslim alabilselerdi ki; Türkiye’de dindar görünüp Türkiye’yi emperyalist güçlere teslim etmek isteyen içeride yerli ve milli olmayan ama dindar görünen çok siyasetçi var. Emperlayizmle işbirliği yapan bu kanat kimi zaman ümmetçilik kavramının arkasına ırkçılığı sıkıştırarak, kimi zaman neoliberalizmin arkasına işbirlikçilğini saklayarak anadolu topraklarına İstanbul’dan, Ankara’dan, Erzurum’dan, Diyarbakır’dan bakmak yerine, anadolu topraklarına Amerika’dan, Londra’dan, Berlin’den bakan ve de tıpkı 1. Dünya Savaşı sürecinde olduğu gibi mandatel bir akla sahip çok adam var. Bu adamların bir kısmını milliyetçilik görüntüsü altında, bir kısmı dindarlık altında, bir kısmı da radikallik şemsiyesi altında görüyoruz. Yıllarca ümmet kavramının arkasında ırkçılılarını sakladıklarını gördük. Oysa biz ümmet kavramının ırkları aşan ve ırkların farklılıklarını bir olup, beraber olabilmek için farklılıkların birliği ilkesi üzerinden akıl üretmek için bir fırsat olduğuna iman etmiş müslümanlarız.Yani ırki anlamda farklılığımız, ırk üzerinden birbirimizi tasviye etmeyi emretmez. Irk üzerinden kardeşliğimizi, mümin kimliğimiz, vatandaş kimliğimiz, komşuluk kimliğimiz, akrabalık kimliğimiz üzerinden birliği emreder. Yıllarca Türkiye’de bu topraklarda ki Selçuklu’dan, Osmanlı’dan gelen devlet geleneğine karşı sürekli eleştirel yaklaşan bir takım akılların aslında dillerinin altındaki baklayı görüyoruz. Dikkat etmeliyiz. Oysa şundan eminiz bu topraklarda Türklerin aleyhine ne varsa Kürtlerin aleyhinedir. Kürtlerinde aleyhine ne varsa yine Türklerin aleyhinedir. Bir adım daha ileri gidiyorum; Arapların aleyhine ne varsa yine kürtlerin aleyhinedir. Arapların lehine ne varsa yine türklerin lehinedir. O halde biz şunu bilmeliyiz, bu topraklar ümmete aittir. Emperyalizme ait değildir. Önce Türkler, Kürtler, Araplar şunu bilmeliyiz; “Bu coğrafya bizimdir.Ve bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginlikleri, kaynakları bizim.” Ne garip değil mi Amerika’nın conisini topraklarında alkışla karşılayan Irak şimdi ne durumda?
"TÜRKİYE'YE IRAK 2003 SENDROMU HAZIRLANIYOR"
Türkiye’ye 2003 Irak fotoğrafı hazırlanıyor. Bağdat caddesinin bazı sokaklarında Trump severler afişi asıldı. Yani bir el bu toprakların lideri Erdoğan’ı sevmekten nasipsizlenirken Trump severlikle boğulma noktasına gelenlerin Irak 2003 öncesi ve 2003 sonrasına bakmaları gerekir. Türkiye’ye 2003 Irak sendromu hazırlanmaktadır. Dikkali olmazsak. Bakın o işgal 1 milyon ıraklıya maloldu. Ve şimdi Barzani kürtleri, mazlum insanları, kardeşlerimizi bir büyük ateşe atıyor. Sevinen kim Netenyahu. Sevinen kim, kilometrelerce uzakta Kerküt’ün, Musul’un petrolüne göz dikmiş ve Çin’i kontrol etmek için buraları askeri üst haline getirmek isteyen güçler. Oysa bu coğrafya bizim değil mi? Bizim birbirimizden başka dostumuz yok ki. Eğer Kuzey Irak’ta katliam yapılırsa orada ki benim kürt kardeşlerim koşarak nereye gelecek? Türkiye’ye gelecek. Bu topraklar hepimizin toprakları. Bakın İran şu an doğrudan tehdit altında. Tehditin farkına varan İran, bu tehdite askeri operasyonla karşılık verdiğinde benim mazlum Kürt kardeşim nereye koşup gelecek. Peki bu sana söyleyen Türkiye’nin sözü yerine inatla bu referandumda ısrar edişin mantığı nedir? Kimi sevindirmektir? Bu coğrafyayı sevindirmiyorsun. O zaman bizim bu coğrafyayı sevindirecek işler yapmamız lazım.
"CONİ VE HANS'IN TÜRK, KÜRT, ARAP DERDİ YOK"
-Nasıl işler yapmalıyız?
Bir kere kardeşliğimizi diri tutmalıyız. Mesela en zor zamanında Türkiye seninde, sen Türkiye’nin yanında olmalısın. En zor durumunlarında Türkiye dışında kim yanlarında olacak bunu görebilmeleri lazım. Coni mi, Hans mı yanlarında olacak.? Coni’nin ve Hans’ın Türk, Kürt, Arap diye bir derdi yok. Onların derdi küresel güç mücadelesinde kendi gücünü tahkim etmek için yakmak ve yıkmak. 1.Dünya savaşından beri milyonlarca müslümanın kanı aktı. Arakan’da insanlar katlediliyor, hangisinin çıtı çıkıyor? Allah muhafaza yarın Kuzey Irak’ta katliam yapıldığında ki DAEŞ ve Haşbi Şabi yaptığında kimin umrunda oldu. Müslüman müslümanı katlediyor resmi çizip kenardan kahvelerini, viskilerini içip akan müslüman kanını seyrettiler. Bu coğrafya emperyalizmin değil ümmetindir. Bunu çok iyi bilmeliyiz. Bunu farkettiğimiz zaman bu toprakların yeraltı ve yer üstü kaynakları refahımız içinde, kardeşliğimiz içinde, adalet inşası içinde, barışımız içinde yeter. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok.
"RUSYA KENDİSİNİN HEDEF OLDUĞUNU GÖRMELİ"
Olamaz da… Ama Türkiye’yi yok sayarakta bririlerinin bir şey yapmazsına da Türkiye izin vermez. O nedenle doğrudan hedef üç ülke var. İran, Rusya ve Türkiye. Son olarak Rus Generalin öldürülmesi de tamamiyle Türk- Rus ittifakına zarar vermek içindi. Ve bu Rus generalin öldürülüş biçimi itibariyle Şam’ın parmağı vardır. Generali öldürerek Tükler ve Rusların bölgede sağlayacakları çatışmasız güvenli bölgeyi sabote etmek istemişlerdir. Dolasıyla Rusya’nın Sovyetler sonrası inşa ettiği yapının doğrudan hedef olduğunu bilmeli. 15 Temmuz ‘un da hedefi Rusya idi. Irak’ta, Suriye’de Daeş militanlarına biçilen rol bittiğinde Kafkaslara, Orta Asya’ya çıkmayacaklarının garantisi mi var? Garantisi olmayacağına göre senaryonun Rusya’ya dair yıkılmak istendiğini Rusya görmeli ve Kuzey Irak’ta yapılan referandum sonrasındaki sürecin doğrudan kendisinin hedef olduğunu görüp, bilmesi gerekmektedir.
-Referandum sonra Erbil’de fotağraflara yansıyan bir görüntü vardı. Kutlama yapan halktan bazılarının ellerinde İsrail bayrakları olduğunu gördük. Barzani’nin bu kadar baskılara rağmen referandumda ısrar edişinin arkasında İsrail’i kendisine güç olarak aldığını söyleyebilir miyiz?
Sadece İsrail’i değil, Pentagon ve Amerikan Merkez Bankası arasındaki mücadele de var. Dolayısıyla Pentagon Modern İpek Yolu ve Çin’i kontrol etmek istiyor. Aslında Amerika’nın Çin’in kontrol etme tezi, doğru bir tezancak bu tezin işleyiş biçimi yanlış.
"PENTAGON ÇİN'İN KONTROL KABİLİYETİNİ YOK EDİYOR"
-Bunun ne demek olduğunu biraz açar mısınız?
Amerika Pentagon, Ortadoğu coğrafyasını parçalayarak Çin’in kontrol edilebilme kabiliyetini yok ediyor. Yani bu coğrafya da türkleri, kürtleri, arapları birbirleriyle çatıştırarak Çin ve Modern İpek Yolu kontrol edilemez. Oysa dünya 2030 lar da 2050 ler de bir Çin istilasıyla karşı karşıya gelecek.
-Ekonomik anlamda mı?
Hem ekonomik, hem siyasi,hem de askeri anlamda. Bir başka anlamda da demogratif olarak 1.5 milyara yaklaşan nüfusun olduğu bir ülke. Aynı ülke 300 milyonun üzerinde 1 milyon üstü gelire sahip bir ülke. Bağımsız silah üretebilme kabiliyeti olan ve hepsini nüfusla besleyebilen bir ülke dünyanın her ülkesinde Çin Mahalleri kurarak istila yapmaya kalkarsa ne yapacaksınız? Önümüzdeki yüzyıllık sürecin en önemli meselesi insanlık için Çin’in kontrol edilmesi meselesidir. O zaman Amerika Pentagon bölgeyi kristalleştirmekten vazgeçip, Türkiye’nin liderliğinde islam dünyasının bir ve beraber olması tezini destekleyip Çin’e karşı Çin’i durduracak en önemli gücün Rusya ve Türkiye liderliğinde islam dünyası olduğunu bilmelidir. Pentagon bunu yapmak yerine bölgeki herkesi çatışmalı hale getirip rahat edeceğini düşünüyor.Türkiye’yi küçültmeye yönelik adımlar yerine, Türkiye’nin güçlülüğü küresel dengenin inşaasında önemli bir rol olduğunu fark edip coğrafyadaki herkesin bir olduğu bir güç ortaya çıkmalı ve Çin’in yükselişini böyle durdurmalıdır. Bunun yerine çatışmalı bir tablo oluşturulmaya çalışılırsa da bundan en çok Amerika zarar görecektir. Çünkü Türkler tarih boyunca savaçı bir millet olup, bağımsızlığı söz konusu olduğunda hiçbir zaman bağımsızlığından, devletin bekasından ödün vermemiştir ve vermeycektir. Bedel öder ama ödediği bedelin karşısında da devletin bağımsızlığı ve bekası için geri adım atmaz. Bunu herkes iyi bilmeli. Dolayısıyla bu coğrafyayı bir maceraya sürüklemek yerine bu coğrafyanın gücü üzerinden dünya sisteminin yeniden şekillenişinde Çin’e karşı yeni ittifak alanları oluşturmalı.
ABD’nin referandum sürecindeki açıklamaları hiçbirimize de inandırıcı gelmedi. Orada durumlar nasıldı?
Bir Amerika yok bir kere. Amerika’nın kendi içinde de Trump yanlızlaşmış bir lider.
"ABD'DE İKİ DERİN DEVLET VAR"
-Bu Amerikan Derin Devleti dedikleri yapıdan kaynaklı olarak mı?
Amerika’da iki tane derin devlet var. Bir parayı kontrol eden derin devlet var, bir de askeri gücü kontrol edip ulusal çıkarları üzerinden hareket eden bir derin devlet var. Trump ikisi arasında sıkışmış vaziyette dolayısıyla bu iki Amerika arasındaki güç mücadelesinin yansımasıdır aslında bizim coğrafyamızda da yaşananlar. ABD ‘de ki denklemin nereye döneceği, dünyadaki gelişmelerin de nereye döneceğini gösterir. Amerika’nın 20 trilyona yakın borcu var. Dolayısıyla borcun alındığı güç merkeziyle, borcu ödemek zorunda olan güç merkezi arasındaki bu mücadelenin dünyada yansımalarını yaşıyoruz.
-Türkiye bu mücadelede nerede duruyor?
İşte böyle bir güç mücadelesinde Türkiye çok stratejik bir güç. Bu denklem Türkiye’siz olmaz. Çok çetin bir yolda olduğumuzu da vatandaşlarımız bilmeli.
"TRUMP'I TRUMP OLARAK GÖRMEYİN"
-Trump’tan aynı zamanda çok uzun ömürlü değil, yakında gider diye konuşuluyor. Siz buna katılıyor musunuz?
Hayır katılmıyorum. Önemli olan Trump üzerinden kimlerin ne iş yaptığıdır. Yani Trump’ın üzerinden ne yapılıyor, ne konuşuluyor ona bakacaksınız. Trump’ı Trump olarak görmeyin. Trump bir anlamda mikrofon. Mikrofondan hangi seslerin, hangi cümlelerin çıktığına bakacaksınız.
"KÜRDİSTAN KÜRT KARDEŞLERİMİZE VERİLMİŞ BİR HAVUÇTUR"
-Tekrar Barzani’ye dönelim. Gelen tepkiler sonrasında son düzlükte şöyle bir açıklama yaptı.”Referandumdan evet çıksa da ertesi gün bağımsılığımızı ilan edecek değiliz.”Sizce Türkiye’ye rağmen bölgede ciddi olarak bir Kürdistan devleti kurulabilir mi? Kurulsa da bölgede yaşabilir mi?

Bir kere emperyalizmin Kürdistan diye bir derdi yok. Emperyalizm kendisi için sömürge bir yapı düşünüyor. Bu coğrafya da bir kontrol kulesi inşa etmek istiyor. Maalesef Barzani de 20. y.y da kalmış siyasi aklını 21.yy da ki zamana uyduramıyor. Uyduramadığı içinde geri de kalıyor. Oysa ki dünya bilgi iletişim teknolojileri üzerinden bambaşka bir yere evrilmiş vaziyette. Barzani Kuzey Irak’ta ki gençlerin ne istediğini anlamıyor. Aynı şeyi HDP de anlamıyor. Hakkari deki gençleri dağa çıkartırken üzerlerindeki psikolojik travmanın farkında değiller. Farkında olmadıkları için bu tarz etnik kimliğe dayalı, bugünü ve yni zamanı anlamayan her akıl kaybetmeye mahkumdur. Çünkü dünyada kontrol edebilme şansımızın olmadığı ancak yönetebilme şansımızın olduğu bir yeni durum var. Japonya’daki genç ile Türkiye’deki genç tarz olarak birbirine benzer hale geldi. New York’taki genç ile Sultanbeyli’deki genç birbirine tarz olarak benzer hale geldi. Bunu engelleyebilme şansınız yok çünkü Steve Job insanlığın hayatını akıllı telefonlarla değiştirdi. Saç telinden ince bir kablo insanlığın birbirine benzemesinin önünü açtı. Bunu durduramazsınız ama yönetebilmelisiniz. O zaman etnik kimlikler üzerinden üretilmiş bir akıl ile bunu yapabilmeniz mümkün değil. Bu kimliklerin hepsinin varlıklarını koruduğu bir adalet hakkı, eşitlik hakkı, hakkaniyet hakkı üretmek mecburiyetindesiniz. Bunun içinde Barzani ve HDP bunu görmediklerinden dolayı 25 yıl sonra ne ile karşılacaklarının farkında değiller. Bundan dolayı bu bölgede bir Kürdistan ilan edilirsede bu emperyalizmin kendi kontrollerinde hareket ettireceği bir Kürdistan olacaktır. Ve bu Kürdistan üzerinden İran’ı, Türkiye’yi, Rusya’yı, Çin’i, Akdeniz’i kontrol etmek istemektedirler. Bu Kürdistan ismi Kürt kardeşlerimize verilmiş bir havuçtur. Sopası ise sömürgeleşmektir. Yani kurulacak bir devlette emperyalizmin adamları Erbil’de valilik rolü üstlenecek. Kürt kardeşlerimizde zannedecek ki biz Erbil deki parlamentodan yönetiliyoruz. Biz Erbil’de ilan edilmiş hükümet tarafından yönetiliyoruz zannedecekler. Ve beraberinde İslamsızlaştırlacaklar. Nasıl, Baascılık üzerinden Araplar İslamsızlaştırılmaya çalışıldıysa bunu tekrar edecekler. Bir anlamda Netanyahu üzerinden sevinç gösteri yapmayı da Selahattin Eyyübi’ye, Mevlana Halid-i Bağdadi’ye, Ahmed-i Hani’ye, Seyyid Taha hazretlerine ihanet olarak görüyorum. Kürtlerin sağduyusunun buna müsaade etmeyeceğine inanıyorum. Kürtlerin içerisindeki seyyidlik geleneği buna rıza göstermeyecektir. Ama empertalizmin böyle bir planı var ve bu plan işlemektedir. İşleyen kürtlerin planı değil. Kürtlerin bu fotoğrafta özne olma ihtimali yok. Kürtler bu fotoğrafta nesne. Bundan dolayı hepimizin çok dikkatli bir dil kullanması gerekiyor. Bu coğrafyada Türkler ve Kürtler Yavuz’un Çaldıran öncesi ve sonrasında kurduğu ittifakları güncellerse tarihi yeniden biz yapılandırırız. Eğer güncellemezsek bu coğrafyayı hiç tereddütsüz hepimize mezar ederler.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html