BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Pyd/Pkk sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Pyd/Pkk sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

15 Şubat 2018 Perşembe

ABD, Türkiye'nin güvenini neden kaybetti?

Tamer Ashraf
ABD, Türkiye'nin bekasını tehdit eden terör örgütleri PYD/PKK ve FETÖ'yü koruyup güçlendirerek, Türkiye'nin güvenini kaybetti.
ABD, Türkiye'nin bekasını tehdit eden terör örgütleri PYD/PKK ve FETÖ'yü koruyup güçlendirerek, Türkiye'nin güvenini kaybetti. Türkiye'nin eğittiği Suriyeli ılımlı muhaliflere sırtını dönen ABD, Suriye'nin dörtte birini PYD/PKK'ya kazandırdı. 

ABD, darbe tezgahlayan FETÖ elebaşının hamiliğini üstlenirken, bu örgütün Türkiye'ye yönelik yeni kumpaslarına alet oluyor. 

ABD'nin Türkiye'nin güvenini kaybetme süreci, Washington yönetiminin Suriye politikasındaki dönüşümle başladı.
Amerikalı karar alıcılar, terör örgütü DEAŞ ile mücadele üzerinden Suriye'de nüfuz alanı kurma peşine düştü. Bunun için de PYD/PKK'ya yöneldi.


2014'ün sonunda ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin desteğiyle Türkiye ve Ürdün'de ılımlı askeri muhaliflere yönelik eğit-donat programının hazırlıkları başladı. Bu sırada ABD, Aynularab'ın (Kobani) DEAŞ'tan kurtarılması için terör örgütü PYD/PKK'ya yoğun hava desteği sağladı.
Aynularab'taki (Kobani) işbirliği, "büyük ortaklık" için ilk adım oldu. Aynularab PYD/PKK'nın eline geçtikten sonra, ABD-PYD/PKK ortaklığının ikinci sahnesi, Tel Ebyad'da yaşandı. Eğit-donat'ın Türkiye ayağının devreye girdiği mayıs 2015'in sonunda PYD/PKK, Tel Ebyad'ı ele geçirerek, işgal alanını genişletmeye başladı.

Ilımlılara sırt dönüp, PYD/PKK'yı ana müttefik edindi
Ekim 2015'te Obama, ılımlı muhaliflere yönelik eğit-donat programının başarısız olduğunu ve PYD/PKK ile ilişkileri geliştireceklerini duyurdu.

Türkiye'nin tepkisini önlemek için PYD/PKK unsurlarına SDG adı koyarak paravan bir örgütlenme oluşturan ABD'nin Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, Temmuz 2017'de "SDG oyunu"nu Türkiye'den çekindikleri için icat ettiklerini itiraf etti.
Ankara'nın tüm uyarılarına rağmen, ABD ordusu PYD/PKK'nın büyümesine ve yayılmasına tüm imkanlarıyla yardımcı oldu.

Fırat'ın batısı ve Menbiç yalanları


ABD, örgütün Fırat Nehri'nin batısına yayılmayacağı sözünü verdi. Ancak sözünde durmayıp örgütü, 2016 yazında nehrin batısına ilerletti. DEAŞ'ın Menbiç'ten çıkartılmasıyla PYD/PKK'nın buradan çekileceği şeklinde Türkiye'ye yeni güvence verdi. Ancak bu güvencesi de boşa çıktı.
Bununla yetinmeyen ABD, Fırat Kalkanı Harekatı'nın dayandığı Menbiç sınırlarında örgütü korumak adına kendi güçlerini konuşlandırdı.

Örgüte destek için üsler kurup binlerce tır silah verdi


ABD, terör örgütüne desteğini artırmak için Haseke ve Aynularab'ta iki hava üssü kurdu. 10 kadar askeri noktada konuşlandı. Nisan 2016'dan itibaren bu üslere inen kargo uçakları ve kuzey Irak'tan giren binlerce tır, PYD/PKK'ya silah ve mühimmat taşıdı.

Amerikalı yetkililerin PYD/PKK'ya doğrudan yardım yapmadıklarını iddia etmesine rağmen yoğun desteğinin sürmesi, Washington'a güveni hızla azalttı.
Obama'nın görevden ayrılmasıyla Türkiye-ABD arasındaki güven ilişkisinin onarılması için dikkatler Donald Trump yönetimine çevrildi.

"DEAŞ bitince destek kesilecek" sözü de yalan çıktı


Ocak 2017'de yönetimi devralan Trump, Obama'nın DEAŞ ve PYD/PKK meselelerinden sorumlu ekibini korudu. Amerikan güvenlik bürokrasisi, 2017'de PYD/PKK'nın Rakka ve Deyrizor'daki operasyonlarını yoğun biçimde destekledi.
Suriye'nin doğusundaki Rakka'nın tamamı ile Deyrizor'un doğusu DEAŞ'tan kurtarıldı ancak topraklar PYD/PKK'ya bırakıldı.

ABD, Suriye-Türkiye sınırının yüzde 65'ini, Suriye topraklarının yüzde 25'ten fazlasını PYD/PKK'ya teslim etti.
ABD, Menbiç için olduğu gibi örgütün Rakka'da da kalıcı olmayacağı sözünü verdi. Verilen silahların geri alınacağını açıkladı.
Ancak Trump yönetimi "DEAŞ'ın geri dönüş tehlikesi" söylemine sarılıp yalanlarını sürdürdü.

PYD/PKK'yı ordulaştırma süreci


ABD, DEAŞ'ın büyük ölçüde ortadan kaldırılmasının ardından PYD/PKK'yı Suriye'nin kuzeyinde kalıcı bir yapıya dönüştürme yoluna girdi.
ABD'nin "sınır güvenliği gücü" ve PYD/PKK'nın "kuzey ordusu" oluşumu dediği yapı, Türkiye ile yeni krizi tetikledi.
Amerikalı yetkililer, ilk olarak AA'nın haberiyle ifşa olan terör ordusu planına dair, içine düştükleri zor durumu izah etmeye çalışan çok sayıda açıklama yaptı.
Fakat ABD yönetiminin, 2019 bütçesinde PYD/PKK'nın ordulaştırmasıyla sonuçlanacak girişimlere 550 milyon dolar ayırdığının ortaya çıkmasıyla Washington'un gerçek niyeti ayan beyan görüldü.

ABD topraklarında FETÖ "karargahı"


Türkiye'nin stratejik müttefik olarak ABD'ye duyduğu güvene büyük darbe vuran diğer neden, Amerikan yönetiminin FETÖ'yü ısrarla himaye etmesi.
ABD'nin, FETÖ'nün Türkiye'deki 15 Temmuz 2016 darbe girişimine oldukça geç ve düşük dozda tepki vermesi Türk halkının kuşkularını artırmıştı. Darbe sırasında "bekle ve sonuca göre davran" duruşu gösteren ABD'li yetkililer, ancak girişimin başarısız kalacağını anlamalarından sonra seçilmiş hükümete destek demeçleri verebilmişti.

Darbe girişiminin ardından FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in ABD'den iadesiyle ilgili süreç başlatıldı. Türkiye, ABD'ye Gülen hakkında gerekli iade dosyalarını gönderdi. Tüm belgeler paylaşıldı. Gülen'in darbe girişimi nedeniyle geçici tutuklanması talebi de iletildi.
Türkiye ile arasındaki suçluların iadesine ilişkin anlaşmayı hiçe sayan ABD, darbe tezgahlayan FETÖ elebaşını iade etmek bir yana, ifadesine dahi başvurmayarak himaye ettiğini açıkça gösterdi.

FETÖ'yü Türkiye'ye karşı kullanmaya devam etti


2017'nin sonuna doğru ABD-Türkiye ilişkilerindeki güven bunalımını perçinleyen bir diğer gelişme de New York'taki Mehmet Hakan Atilla davası oldu.
Atilla'yı Halkbank Genel Müdür Yardımcısı görevinde bulunduğu dönemde ABD ziyaretinden Türkiye'ye dönüşü sırasında tutuklayan Amerikalı yetkililer, FETÖ üzerinden Türkiye'yi hedef aldı.

Davanın, başında ortaya atılan iddialar ile gelişimi, ABD'nin FETÖ'yü Türkiye'ye karşı yeniden kullanabileceğini gösterdi.
İş adamı Rıza Sarraf'ın sanıkken ABD'li makamların baskı ve teşvikiyle tanık konumuna geçirilmesi, FETÖ'cü firari komiser yardımcısı Hüseyin Korkmaz'ın davanın en önemli tanıklarından kabul edilmesi FBI'dan 50 bin dolar alması, davanın hakimi Richard Berman'ın FETÖ'yü destekleyen ve Türkiye karşıtı açıklamalarıyla bilinen kimliği, hadisenin FETÖ-ABD işbirliğinin yeni bir ürünü olduğunu netleştirdi.

27 Kasım 2019 Çarşamba

PKK/PYD ile mücadele bağlamında Türkiye'nin Rusya ve ABD ilişkileri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye’nin terör tehdidi olarak gördüğü PKK/PYD, ABD için Suriye’de ayrılıkçı bir aktörken, Rusya için Suriye rejimine entegre edilmesi gereken siyasi/askeri bir unsur.



Suriye iç savaşı yerel, bölgesel ve küresel birçok aktörü farklı gündemlerle küçük bir jeopolitik alanda bir araya getirerek devletler ile devletler, devletler ile devlet dışı aktörler arasındaki münasebetleri karmaşıklaştırdı. Devletlerin devlet dışı aktörlerle ilişki geliştirmeyi tercih ettiği Suriye çatışma çevresinde, geleneksel devlet-devlet ilişkileri düzensizleşerek çatışma dinamiklerinin de derinleşmesine neden oldu. Türkiye de derinleşen çatışma dinamiklerinden bir kısmının doğrudan muhatabı olarak, zaman zaman tek taraflı inisiyatiflerle, maruz kaldığı terör tehditlerine müdahale etti. Türkiye-PKK/PYD çatışması ve Türkiye-DEAŞ çatışması bu dinamiklerden sadece ikisi. Türkiye’nin Suriye’deki çatışma iklimine sürüklenmesinde ABD ve Rusya’nın rolü ise genel olarak bu devletlerin PKK/PYD ile açık ve kapalı etkileşimiyle belirginleşti.
PKK/PYD meselesi, Türkiye, ABD ve Rusya arasında cereyan eden ilişkilerde, en fazla iki aktör arasında konjonktüre bağlı müştereklik imkânı sağlarken, uzun dönemde bir istikrarsızlığa işaret etmektedir.
PKK/PYD’ye yükledikleri anlam bakımından farklar bulunmasına rağmen, her iki ülkenin de, Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit olarak gördüğü bu örgütü aktörleştirme, topraklaştırma ve araçsallaştırmaları bakımından benzer yaklaşımlar sergiledikleri ve Suriye’deki çatışma denkleminde diğer aktörlere karşı müzakere veya tehdit unsuru olarak kullandıkları birçok durumda görüldü. Türkiye’nin terör tehdidi olarak gördüğü PKK/PYD, ABD için Suriye’de ayrılıkçı bir aktörken, Rusya için Suriye rejimine entegre edilmesi gereken siyasi/askeri bir unsur. PKK/PYD meselesi, Türkiye, ABD ve Rusya arasında cereyan eden ilişkilerde, en fazla iki aktör arasında konjonktüre bağlı müştereklik imkânı sağlarken, uzun dönemde bir istikrarsızlığa işaret etmektedir.

Barış Pınarı harekâtı ve değişen koşullar

ABD ile yürütülen müzakerelerin sahada işe yaramaması üzerine Türkiye’nin 9 Ekim tarihinde tek taraflı olarak başlattığı Barış Pınarı harekâtı, ABD ve Rusya ile daha az koordinasyonla belirli bir alanın terör örgütünden tamamen temizlenmesini hedefleyerek icra edilmiştir. Bu anlamda, Barış Pınarı harekâtı tek taraflılık ve minimum koordinasyon bakımından Fırat Kalkanı harekâtıyla, belirli bir alanının terör örgütünden temizlenmesi bakımından ise Zeytin Dalı harekâtının koşul ve hedefleriyle benzerlikler göstermiştir. Barış Pınarı harekâtını Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’ndan ayıran temel farklardan biri de harekâtı icra eden Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) sahip olduğu harbe hazırlık kapasitesiydi. Bu kapasite, harekâtın temposundan ve elde ettiği askeri ve siyasi sonuçlardan da anlaşıldı. Harekâtın oluşturduğu durum, PKK/PYD’nin (ABD’ye rağmen) Fırat nehrinin doğusunda "dokunulabilir" olduğunu göstermiş, örgütün kontrol ettiği topraklardan bir kısmını kaybetmesini sağlamış, daha da önemlisi PKK/PYD’nin açık devlet desteği olmaksızın hayatta kalamayacağını göstermiştir.
Bu sonuçların Türkiye açısından taktik kazanım anlamında değeri şüphesiz ki büyüktür. Fakat harekât sonuç olarak ABD askerlerinin Türkiye sınırına yakın belirli bölgelerden çekilmesini sağlasa da, aynı bölgelere Rus silahlı kuvvetleri unsurlarının yerleşmesine de olanak sağlamıştır. Bu bakımdan, harekât öncesindeki duruma kıyasla değişiklik, PKK/PYD’nin belirli bölgelerde artık ABD değil Rusya tarafından himaye ediliyor olmasıdır. Bu durum, örgütün durumsal bağışıklığında bir sendroma neden olsa da PKK/PYD’nin pragmatik angajmanlarının, süreci örgüt lehine sonuçlandırma riski de mevcut. Bu noktada Türkiye için yönetilmesi gereken durum, PKK/PYD’nin Rusya’dan ne istediği değil, Rusya’nın PKK/PYD’yi nasıl ve neye dönüştüreceğidir. Her iki şekilde de Rusya-PKK/PYD ilişkisinin uzun dönemli olması beklenmelidir.
Öte yandan, Barış Pınarı harekâtı sürecinde ve sonrasında ABD silahlı kuvvetleri unsurlarının Fırat nehrinin doğusundaki Rumeylan ve Deyrizor hattında Suriye-Irak sınırı boyundaki askeri üslerden bir kısmına tekrar dönmesini müteakip, ABD-PKK/PYD münasebetinin kalıcı bir şekilde devam edeceğine dair önemli göstergeler bulunuyor. Bunlara ek olarak, Barış Pınarı harekâtının sonuçlarından bir diğeri, Türkiye’nin PKK/PYD diasporasıyla ABD ve Avrupa’da da mücadele etmesi gerektiği gerçeğidir.
O halde özetle, harekâtın taktik kazanımlarının yanı sıra Türkiye, PKK/PYD ile mücadele alanını ABD himayesindeki PKK/PYD ile mücadele, Rusya himayesindeki PKK/PYD ile mücadele ve PKK/PYD diasporasıyla mücadele şeklinde boyutlandırmıştır.

Türkiye’nin PKK/PYD eksenli ABD ve Rusya ilişkilerindeki süreç yönetimi ve sınamalar

Türkiye-ABD ve Türkiye-Rusya ilişkileri, Suriye’deki tecrübeler üzerinden müzakere, koordinasyon ve işbirliği alanlarında kıyas edildiğinde, bundan sonra nasıl ilerleyeceğine dair ipuçları sunmaktadır. Türkiye’nin hem ABD hem de Rusya’yla müzakerelerde belirleyici bir rol oynadığı, müzakerelerdeki etkinliğini de liderler seviyesindeki diplomasiyle sağladığı görülüyor. Rusya ile yürütülen Astana-Soçi müzakerelerinin, uzlaşıya varılabilmesi bakımından, ABD ile yürütülen Menbiç müzakerelerine üstünlük sağladığı görülmüştür. Aynı zamanda her iki ülkeyle sürdürülen, Fırat nehrinin doğusundaki güvenli bölge müzakerelerinde de, Rusya ile yapılan görüşmelerde, ABD ile yürütülenlere göre daha çabuk uzlaşı sağlanmıştır. ABD ile yürütülen müzakerelerin uzlaşıyla sonlanamamasındaki temel sebebinin ABD’deki güvenlik bürokrasisindeki direnç olduğu görülmüştür.
Türkiye’nin ABD ve Rusya ile yürüttüğü koordinasyon süreçlerinde de, Rusya’nın ABD’ye oranla daha pratik davrandığı dikkat çekmektedir. Muhaliflerin 2018 yılında Doğu Guta’dan İdlib’e çekilme sürecindeki Türkiye-Rusya koordinasyonuna benzer bir uygulama, Türkiye-ABD ekseninde hiçbir alanda görülmemiştir.
Öte yandan, Fırat Kalkanı harekâtı sırasında, harekâtın Dâbık’ın güneyine doğru ilerlemeye başlamasıyla birlikte hem ABD hem de Rusya ile askeri koordinasyon problemleri yaşanmıştır. ABD ile Suriye’de sürdürülemeyen askeri işbirliğinin yerini de güçlenerek devam eden Türk-Rus işbirliği almaktadır. Rusya ile yürütülen İdlib’deki gözlem noktaları uygulamaları ile Fırat’ın doğusundaki ortak kara devriyeleri, etkinlik sorunlarına rağmen sahada, ABD’nin ortaya koyduğu “Güvenlik Mekanizması” uygulamasından daha net fiili durumlar yaratabilmiştir.
Bütün bunlarla birlikte, Türkiye için ABD ile Suriye’deki ilişkilerin güvensiz ve çekişmeli bir şekilde devam edeceği, Rusya ile olan ilişkilerin de taktiksel olumlayıcılıkla sınırlı kalabileceği değerlendirilebilir. ABD ile ilişkilerin güvensizliğini, Rusya’yla ilişkilerin de sınırlılığını belirleyen temel gerekçe, ABD’nin PKK/PYD ile devam eden askeri-siyasi angajmanı, bunun yanında Rusya’nın PKK/PYD’ye duyduğu potansiyel ilgidir. Her iki ülkeyle süregiden ilişkiler açısından bakıldığında, Türkiye’nin PKK/PYD mücadelesinde yöntem bağlamında duyduğu temel ihtiyaç da ortaya çıkmaktadır. ABD güdümlü PKK/PYD ile mücadele sadece Türkiye ve Irak’ta değil, Suriye’de de ayrılıkçı terörle mücadele paradigmaları gerektirecekken, Rusya güdümlü bir PKK/PYD Suriye’ye iliştirileceğinden, tıpkı Hafız Esed döneminde olduğu gibi entegre terörle mücadele paradigmalarını zorunlu kılacaktır.

ABD’nin PKK/PYD merkezli politikası

ABD’nin Suriye’den çekilme kararı, sahadaki durumu PKK/PYD, Rusya ve Suriye rejimi için muğlaklaştırırken, Türkiye’nin PKK/PYD’ye karşı Fırat nehrinin doğusundaki Re’sülayn ve Tel Abyad arasında sınırlı bir harekât başlatmasının da önünü açmıştı. Böylelikle Türkiye’nin güvenli bölge talebi ABD tarafında dolaylı da olsa karşılık bulmuştu. ABD Türkiye’nin güvenli bölge talebiyle PKK/PYD’nin hayatta kalma talebi arasında, seri halde tutarsız politikalar izleyerek, önce Suriye’nin kuzeydoğusundan çekildiğini, sonra da bu bölgeye tekrar döndüğünü açıklamıştı. ABD Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilirken, güvenli bölge konusunda Türkiye’yi Rusya ile baş başa bırakıp, bir şekilde sorumluluktan da uzaklaşmış oldu. Suriye’nin kuzeydoğusuna tekrar döndüğünü ilan etmekle de, PKK/PYD’nin hayatta kalabilmesini sağlamak adına, PKK/PYD’nin sosyolojik zeminin bulunmadığı bir alanda bu örgüte bir yaşam alanı vaadinde bulundu. ABD böylelikle, Türkiye’ye karşı kuzeyden güneye iki farklı PKK/PYD kuşağı oluşturma çabası içine girdi. Kuzeydeki kuşak Rusya ile varılan mutabakat çerçevesindeki güvenli bölge sınırlarıyla belirlenmiş Rusya güdümlü PKK/PYD kuşağı, ikincisi de güvenli bölgenin de güneyindeki ABD güdümlü PKK/PYD kuşağıdır. ABD kendi güdümündeki PKK/PYD’yi Türkiye sınırından uzaklaştırarak bu örgütü TSK’nın menzilinin de dışına çıkartmayı hedefliyor. Böylece Türkiye sınırına yakın riskli PKK/PYD kuşağını Rusya’ya bırakıyor. ABD’nin Suriye-Irak sınırı boyunca, kuzeyden güneye, Fişhabur, Rabia ve Bukemal bölgelerindeki sınır kapılarını da PKK/PYD kontrolünde bulunduracağı değerlendirilebilir. Bu bağlamda, ABD açısından Irak ve Suriye arasındaki PKK/PYD geçişkenliği devam ederek örgütün transnasyonal tehdit kabiliyeti de muhafaza edilmiş olacaktır.

Rusya’nın PKK/PYD merkezli politikası

Türkiye ve Rusya arasındaki taktik işbirliği Suriye’de iki temel duruma evrilmek üzeredir. Bunlardan birincisi İdlib-Fırat'ın doğusu ekseninde bağlamsal bir denkleme tekabül ederken, ikincisi ise Türkiye’nin terörle mücadelesinde yeni problem alanlarıdır. Bilindiği gibi, şimdiye kadar Türkiye, İdlib’deki radikal ve ılımlı muhaliflerin ayrıştırılması ve dönüştürülmesi konusunda Rusya tarafından sorumlu muhatap olarak görüldü. Türkiye bu süreçte kısmen başarılı oldu; fakat İdlib’deki temel radikal grupların genel muhalif kütleden ayıklamasının da mümkün olmadığı geçtiğimiz birkaç yılda görüldü. Bu bakımdan, Rusya’nın Fırat'ın doğusuna girişiyle PKK/PYD üzerinde bir etki yarattığı görülmekle birlikte, Türkiye’nin, Rusya’nın bu etkisini PKK/PYD’yi yerel Kürt nüfustan ayrıştırmak için kullanmasını talep etmesi beklenebilir. Bu anlamda, İdlib’deki radikaller ile Fırat nehrinin doğusundaki PKK/PYD’lilerin ayrıştırılması için, Türkiye ve Rusya arasında bir mütekabiliyet bağlamı oluşmaktadır. Fakat Rusya’nın PKK/PYD’yi ayrıştırma sürecini arzulu bir şekilde yürütmesini beklemek yanıltıcı olabilir.
Öte yandan, Rusya’nın Fırat nehrinin doğusundaki varlığını yavaş yavaş arttırırken, Kamışlı’daki hava üssünü hava savunma sistemleri ve muharip hava kuvveti unsurlarıyla kuvvetlendirip, Türkiye sınırına paralel olacak şekilde, Suriye’nin kuzeydoğundaki hava sahasının kontrolünü ele geçirmesi de beklenebilir. Böylelikle Rusya’nın sadece Suriye’nin kuzeydoğusunda değil, Irak’ın kuzeybatısındaki hava sahasında da rezerv bulunduracağı düşünülebilir. Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusundaki hava sahası kontrolü, Türkiye’nin bu bölgede PKK/PYD’ye yönelik terörle mücadelesine olumsuz tesir edebilecektir. Hatta Türkiye’nin Irak’ın kuzeybatısındaki Sincar ve Karacak gibi bölgelere düzenleyeceği hava harekâtlarında da Rusya’nın sınırlayıcı bir tehdit olabileceği değerlendirilebilir. Bu bakımdan, Zeytin Dalı harekâtıyla birlikte Suriye’de gelişen Türkiye-Rusya işbirliğinin, İdlib-Fırat'ın doğusu denklemi ve Türkiye’nin PKK/PYD terörüyle mücadele ekseninde, mütekabiliyet ve samimiyet sınamalarının yapılacağı yeni bir aşamasının başladığı da söylenebilir.
Barış Pınarı harekâtının ortaya koyduğu sonuç, Türkiye’nin Suriye’de ABD ve Rusya’yı dengeleme siyasetinin son bulacağına işaret ederken, iki ülkenin de PKK/PYD’ye atfettiği önemde bir azalma görülmemektedir. Suriye’nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırında, kuzeyden güneye Rusya-ABD tandeminde PKK/PYD varlığı devam etmektedir. PKK ile mücadele fiziki anlamda bu tandeme göre pozisyonlanarak derinleştirilmeli, buna göre de yeni mücadele paradigmaları bulunmalıdır. Harekât sonrası meydana gelen koşullar Türk-Rus, Türk-Amerikan ilişkilerinin kendi mecralarında denge ve önleme yöntemleri geliştireceği yeni bir döneme girileceğini göstermektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin, PKK/PYD’nin bu ülkelerle olan ilişkiye tahakküm etmesinin önüne geçmek için ayrıca gayret göstermesi gerekmektedir. Türkiye-ABD ve Türkiye-Rusya ilişkileri sadece PKK/PYD ile mücadele alanına indirgenmemeli, enerji, ticaret ve güvenlik alanlarındaki karşılıklı bağımlılık paradigmalarının değişmesi engellenmelidir.




30 Ocak 2018 Salı

ABD PKK DEASH ORTAKLIĞI ;Afrin'de sıkışan teröristlere 'destek' geldi!

PYD/PKK, Afrin'e Fırat Nehri’nin doğusundan yeni DEAŞ’lı gruplar getirdi. Terör örgütünün, yeni gelenleri Afrin hapishanelerinden bıraktığı DEAŞ'lılarla birleştirip TSK ve ÖSO'ya karşı kullanacağı öngörülüyor.

Suriye’de terör örgütleri PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki kirli pazarlıklara yönelik yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. PYD/PKK’nın, gidecek yeri kalmayan DEAŞ’lılardan faydalanmak için kendilerine yeni bir hayat vaat ettiği ve bir kısım DEAŞ’lıyı Fırat Nehri’nin doğusundan Afrin’e taşıdığı öğrenildi.
PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki pazarlıklara dair istihbarat çalışması yürüten Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) özel operasyonlar komutanı Cemil Karmo, PYD/PKK’nın bombalı suikastinden yaralı kurtulduktan sonra, elindeki bilgileri AA’yla paylaştı.
Karmo, PYD/PKK’nın DEAŞ’lıların kaçacak ve yaşayacak yer konusunda çaresiz kalması üzerine bu fırsatı değerlendirdiğini anlattı. ÖSO’nun özel operasyonlar komutanı Karmo, şunları kaydetti:
“PKK, özellikle (ABD desteğiyle) Rakka’yı işgal ettikten sonra genel ilişkiler bürosu kurdu. Birçok yabancı DEAŞ elemanına PKK saflarına katılmaları karşılığında cezadan kurtulacaklarını, vatandaşı oldukları ülke tarafından takip edilmeyeceklerini ve isimlerinin terör listesinden kaldırılacağını vaat etti. Hatta tanınmış DEAŞ’lıları da kurtarma sözü verdi. PKK, kendilerini özel görevle örgüte (casus olarak) soktuğunu ilan edip söz konusu isimleri temize çıkarmayı teklif etti. Seçme şansları olmayan DEAŞ’lı teröristler bu teklife umut bağladı.”
PYD/PKK’nın getirdiği teklifin DEAŞ tabanında çok etkili olduğuna dikkati çeken Karmo, “PKK saflarına katılan yabancı teröristler şimdi kendi ülkelerindeki diğer DEAŞ’lı teröristlere mesajlar gönderip, PKK’ya katılarak kurtulma çağrısı yapıyor.” dedi.
DEAŞ’tan ayrılarak PYD/PKK’ya katılan teröristlerin bir kısmının yaklaşık bir hafta önce Afrin’e dağlık ve ormanlık alandaki kamplara getirildiğini ifade eden Karmo, Fırat Nehri’nin doğusundan taşınan DEAŞ’lıların geçişi Beşşar Esed rejiminin kontrolündeki topraklardan yaptıklarını söyledi.
ÖSO komutanı, Afrin'e taşınan DEAŞ'lıların PYD/PKK tarafından TSK ve ÖSO'nun önüne sürüleceğini dile getirdi.
Karmo, “Suriyeli ve yabancı teröristlerin Fırat’ın doğu bölgesinden seçilmelerinin sebebi, Afrin’i bilmiyor olmaları. Afrin’in yabancısı olunca PKK’nın tam kontrolünde kalacaklar.” diye konuştu.
Terör örgütü PYD/PKK’nın Afrin hapishanelerindeki DEAŞ’lıları, Zeytin Dalı Harekatı nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri ve ÖSO'ya karşı savaşmaları şartıyla serbest bıraktığı daha önce AA tarafından haberleştirilmişti.
-“PKK, DEAŞ’tan bomba tekniklerini öğrendi”
ÖSO özel operasyonlar komutanı Karmo, DEAŞ’lıların PYD/PKK’ya katılımının ardından bombalı yüklü araçla saldırılarda artış yaşandığına işaret etti. Karmo, “PKK, DEAŞ’tan kendi saflarına kattığı elemanlardan özellikle bombalı araç hazırlamayı, bomba yapma ve suikast düzenleme tekniklerini öğrendi. Bu bölgede bir süredir bomba yüklü araçlardan ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bu saldırıları DEAŞ üstlenmedi. Daha sonra saldırıları düzenleyenlerin PKK olduğunu tespit ettik ve bazı hücrelerini yakaladık. Bizzat ben iki hafta önce PKK tarafından bomba yüklü bir motorsikletle hedef alındım. Halen tedavi görüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
- PKK’ya alınmayan DEAŞ’lılar Türkiye’ye yönlendirildi
PYD/PKK’nın bünyesine almadığı DEAŞ’lıların durumuna da değinen Karmo, “PKK’ya almadıkları DEAŞ’lıları da örgüte bağlı bir kaçakçılık şebekesi aracılığıyla para karşılığı Türkiye’ye soktular. (Suriyeli olmayan) DEAŞ’lıların bir şekilde ülkelerine (Türkiye üzerinden) dönüşünü kolaylaştırarak Türkiye’nin teröre destek verdiği algısını yaratmayı amaçlıyorlar. Bazı DEAŞ’lılar Fırat Kalkanı bölgesinden kaçırılmaya çalışıldı ama bazıları ÖSO tarafından yakalandı. Aralarında DEAŞ’ın eski Cerablus sorumluları gibi önemli isimler vardı. Bunların hepsi PKK bölgesinden geldiler.” ifadelerini kullandı.
- Münbiç’te ABD unsurları yakınında DEAŞ ekibi
Karmo, Münbiç’teki istihbarat çalışmalarında rastladıkları ilginç bir bilgiyi de paylaştı. ÖSO komutanı Karmo, “Şu an Münbic’e bağlı Arima beldesindeki bir ABD üssü yakınlarında, bir evde farklı uyruklardan 25 DEAŞ militanı var. Orada yaşıyorlar ve aileleri ile irtibat kurmak dahil her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Kaldıkları tam adresi biliyoruz. Neden orada tutuldukları ise meçhul.” dedi.
- “DEAŞ-PKK savaşı kurguydu”
Karmo, iki terör örgütü arasındaki savaşın birtakım istihbarat örgütleri tarafından kurgulandığına dikkat çekerek, “DEAŞ, önceden planlanmış ve hazırlanmış bir örgüttür. DEAŞ’ın kurulmasının hedefi Suriye devrimine darbe vurmaktı. DEAŞ’ın işgal ettiği alanların çoğu muhaliflerin elindeki bölgelerdi.” şeklinde konuştu.
“PKK ile DEAŞ arasında gerçek bir savaş yoktu. Genel anlamda DEAŞ'ın geri çekilmesinden ibaret bir süreçti.” diyen Karmo, “Son zamanlarda DEAŞ’ın birçok liderinin istihbarat elemanı olduğu ve bu kişilerin sıkıştıkları zamanda uçaklarla bölgeden alındığı ortaya çıktı. Belki sonradan başka ülkelerde ortaya çıkacaklar.” dedi.
- Afrin’deki elebaşları dışardan geldi
Karmo, Afrin’deki istihbarat çalışmalarında, yanlarında tercümanla gezen çok sayıda yabancı terörist tespit ettiklerini, ayrıca örgütün merkezi yapısının bulunduğu Kandil Dağı’ndan Afrin’e birçok elebaşının geldiğini bildirdi.
ÖSO komutanı, örgütün Afrin’de (sığınmacı) Arapların desteğini kazanmak için, “Afrin ile Münbiç’i birleştirdikten sonra İdlib’e girip orayı teslim alacağız ve size vereceğiz” vaadinde bulunduğunu kaydetti.

29 Ocak 2018 Pazartesi

PKK ile DEAŞ Arasında Kirli Pazarlık!

PKK ile DEAŞ Arasında Kirli Pazarlık! İsimlerinin Terörist Listesinden Kaldırılacağı Vaat Edildi

Terör örgütü PKK, gidecek yeri kalmayan DEAŞ'lı teröristleri 'İsimleriniz terörist listesinden çıkarılacak' vaadinde bulunarak Afrin'e taşımaya başladı.


 

Suriye'de terör örgütleri PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki kirli pazarlıklara yönelik yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. 

PYD/PKK'nın, gidecek yeri kalmayan DEAŞ'lılardan faydalanmak için kendilerine yeni bir hayat vaat ettiği ve bir kısım DEAŞ'lıyı Fırat Nehri'nin doğusundan Afrin'e taşıdığı öğrenildi.

ÖSO KOMUTANI, ELİNDEKİ BİLGİLERİ PAYLAŞTI

PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki pazarlıklara dair istihbarat çalışması yürüten Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) özel operasyonlar komutanı Cemil Karmo, PYD/PKK'nın bombalı suikastinden yaralı kurtulduktan sonra, elindeki bilgileri AA'yla paylaştı.

TERÖRİSTLER ARASINDA KİRLİ PAZARLIK

Karmo, PYD/PKK'nın DEAŞ'lıların kaçacak ve yaşayacak yer konusunda çaresiz kalması üzerine bu fırsatı değerlendirdiğini anlattı. ÖSO'nun özel operasyonlar komutanı Karmo, şunları kaydetti:

"PKK, özellikle (ABD desteğiyle) Rakka'yı işgal ettikten sonra genel ilişkiler bürosu kurdu. Birçok yabancı DEAŞ elemanına PKK saflarına katılmaları karşılığında cezadan kurtulacaklarını, vatandaşı oldukları ülke tarafından takip edilmeyeceklerini ve isimlerinin terör listesinden kaldırılacağını vaat etti. 

Hatta tanınmış DEAŞ'lıları da kurtarma sözü verdi. PKK, kendilerini özel görevle örgüte (casus olarak) soktuğunu ilan edip söz konusu isimleri temize çıkarmayı teklif etti. Seçme şansları olmayan DEAŞ'lı teröristler bu teklife umut bağladı."

''PKK'YA KATILARAK KURTULMA ÇAĞRISI YAPIYOR''

PYD/PKK'nın getirdiği teklifin DEAŞ tabanında çok etkili olduğuna dikkati çeken Karmo, "PKK saflarına katılan yabancı teröristler şimdi kendi ülkelerindeki diğer DEAŞ'lı teröristlere mesajlar gönderip, PKK'ya katılarak kurtulma çağrısı yapıyor." dedi.

DEAŞ'tan ayrılarak PYD/PKK'ya katılan teröristlerin bir kısmının yaklaşık bir hafta önce Afrin'e dağlık ve ormanlık alandaki kamplara getirildiğini ifade eden Karmo, Fırat Nehri'nin doğusundan taşınan DEAŞ'lıların geçişi Beşşar Esed rejiminin kontrolündeki topraklardan yaptıklarını söyledi.
ÖSO komutanı, Afrin'e taşınan DEAŞ'lıların PYD/PKK tarafından TSK ve ÖSO'nun önüne sürüleceğini dile getirdi.

SERBEST BIRAKTILAR

Karmo, "Suriyeli ve yabancı teröristlerin Fırat'ın doğu bölgesinden seçilmelerinin sebebi, Afrin'i bilmiyor olmaları. Afrin'in yabancısı olunca PKK'nın tam kontrolünde kalacaklar." diye konuştu.

Terör örgütü PYD/PKK'nın Afrin hapishanelerindeki DEAŞ'lıları, Zeytin Dalı Harekatı nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri ve ÖSO'ya karşı savaşmaları şartıyla serbest bıraktığı daha önce AA tarafından haberleştirilmişti.

"PKK, DEAŞ'TAN BOMBA TEKNİKLERİNİ ÖĞRENDİ"

ÖSO özel operasyonlar komutanı Karmo, DEAŞ'lıların PYD/PKK'ya katılımının ardından bombalı yüklü araçla saldırılarda artış yaşandığına işaret etti. Karmo, "PKK, DEAŞ'tan kendi saflarına kattığı elemanlardan özellikle bombalı araç hazırlamayı, bomba yapma ve suikast düzenleme tekniklerini öğrendi. 

Bu bölgede bir süredir bomba yüklü araçlardan ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bu saldırıları DEAŞ üstlenmedi. Daha sonra saldırıları düzenleyenlerin PKK olduğunu tespit ettik ve bazı hücrelerini yakaladık. Bizzat ben iki hafta önce PKK tarafından bomba yüklü bir motorsikletle hedef alındım. Halen tedavi görüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

PKK'YA ALINMAYAN DEAŞ'LILAR TÜRKİYE'YE YÖNLENDİRİLDİ

PYD/PKK'nın bünyesine almadığı DEAŞ'lıların durumuna da değinen Karmo, "PKK'ya almadıkları DEAŞ'lıları da örgüte bağlı bir kaçakçılık şebekesi aracılığıyla para karşılığı Türkiye'ye soktular. (Suriyeli olmayan) DEAŞ'lıların bir şekilde ülkelerine (Türkiye üzerinden) dönüşünü kolaylaştırarak Türkiye'nin teröre destek verdiği algısını yaratmayı amaçlıyorlar. 

Bazı DEAŞ'lılar Fırat Kalkanı bölgesinden kaçırılmaya çalışıldı ama bazıları ÖSO tarafından yakalandı. Aralarında DEAŞ'ın eski Cerablus sorumluları gibi önemli isimler vardı. Bunların hepsi PKK bölgesinden geldiler." ifadelerini kullandı.

MÜNBİÇ'TE ABD UNSURLARI YAKININDA DEAŞ EKİBİ

Karmo, Münbiç'teki istihbarat çalışmalarında rastladıkları ilginç bir bilgiyi de paylaştı. ÖSO komutanı Karmo, "Şu an Münbic'e bağlı Arima beldesindeki bir ABD üssü yakınlarında, bir evde farklı uyruklardan 25 DEAŞ militanı var. 

Orada yaşıyorlar ve aileleri ile irtibat kurmak dahil her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Kaldıkları tam adresi biliyoruz. Neden orada tutuldukları ise meçhul." dedi.

"DEAŞ-PKK SAVAŞI KURGUYDU"

Karmo, iki terör örgütü arasındaki savaşın birtakım istihbarat örgütleri tarafından kurgulandığına dikkat çekerek, "DEAŞ, önceden planlanmış ve hazırlanmış bir örgüttür. DEAŞ'ın kurulmasının hedefi Suriye devrimine darbe vurmaktı. DEAŞ'ın işgal ettiği alanların çoğu muhaliflerin elindeki bölgelerdi." şeklinde konuştu.

"PKK ile DEAŞ arasında gerçek bir savaş yoktu. Genel anlamda DEAŞ'ın geri çekilmesinden ibaret bir süreçti." diyen Karmo, "Son zamanlarda DEAŞ'ın birçok liderinin istihbarat elemanı olduğu ve bu kişilerin sıkıştıkları zamanda uçaklarla bölgeden alındığı ortaya çıktı. 

Belki sonradan başka ülkelerde ortaya çıkacaklar." dedi.

AFRİN'DEKİ ELEBAŞLARI DIŞARDAN GELDİ

Karmo, Afrin'deki istihbarat çalışmalarında, yanlarında tercümanla gezen çok sayıda yabancı terörist tespit ettiklerini, ayrıca örgütün merkezi yapısının bulunduğu Kandil Dağı'ndan Afrin'e birçok elebaşının geldiğini bildirdi.
ÖSO komutanı, örgütün Afrin'de (sığınmacı) Arapların desteğini kazanmak için, "Afrin ile Münbiç'i birleştirdikten sonra İdlib'e girip orayı teslim alacağız ve size vereceğiz" vaadinde bulunduğunu kaydetti.

16 Ocak 2018 Salı

Türkiye'nin operasyon planladığı Afrin'de kaç PYD/PKK'lı terörist var?.



Suriye'nin Türkiye sınırındaki Afrin'de 8-10 bin arası /'lı terörist barınıyor. Türkiye'nin Afrin'i hedef göstermesinin ardından kamplarını boşaltan teröristler, sivil yerleşimlere gizlendi, hendek ve sığınaklara saklandı.

Suriye'nin kuzeybatı ucundaki Afrin, Halep'in Türkiye'nin Hatay ve Kilis illerine sınır ilçesi.

Yaklaşık 2 bin 290 kilometrekarelik alan üzerine kurulu ilçenin merkezinde, iç savaştan önceki son nüfus sayımına göre 178 bin kişi yaşıyordu. Yerel kaynaklar, 2012'den itibaren başlayan göçle ilçe nüfusunun 750 bine dayandığı belirtiliyor.
Doğusunda Arap çoğunluğun yaşadığı ancak terör örgütü /'nın işgal ettiği Tel Rıfat ilçesi ve muhaliflerin kontrolündeki Azez yer alıyor. Güneyinde de muhaliflerin hakimiyetindeki İdlib bulunuyor.
İlçe, güneydoğu ucundan ise Esad rejim güçlerine bitişik durumda.

İDLİB İLE AZEZ ARASINDA

Afrin, muhaliflerin kalesi İdlib ile Halep'in kuzeybatısında, Türkiye sınırında kontrol ettikleri Azez ilçesinin arasında kalmasıyla önem taşıyor.

PKK'nın Afrin ile Aynularab'ı birleştirerek, terör koridorunu Türkiye sınırı boyunca yayabilme hedefi için Azez'i de ele geçirmesi gerekiyor.

Örgüt zaman zaman, Afrin'den Azez'e, ağırlıklı olarak Türkmenlerin yaşadığı Azez - Halep - Cerablus üçgenine baskı yapıyor. Azez'deki siviller, sık sık PYD/PKK'nın Afrin'den havan topu saldırılarına maruz kalıyor.

PYD/PKK'NIN İLK YUVASI

Hafız Esad iktidarında, diğer Kürt siyasi hareketler, Haseke ve civarında örgütlenirken, elebaşı Abdullah Öcalan Afrin'i hedef seçmişti.

İlçede, PKK'nın mali desteğiyle, özellikle zeytin, zeytinyağı sektörlerinde birçok ticari müessese ve imalathane kurulmuştu.

Afrin, Esad rejiminin Temmuz 2012'de çatışmadan devretmesiyle, PYD/PKK'nın ilk toprak kazanımları arasında yer aldı ve Kandil Dağı'ndan sonraki yuvası oldu.
Suriye'de rejim karşıtı halk hareketlerinin başladığı 2011 yılı ve ardından gelen iç savaş döneminde, Afrin terör örgütü PYD/PKK'nın en fazla yuvalandığı sahalardan oldu.
Örgüt, Afrin'de, Haseke'nin Amude ve Halep'in Aynularab (Kobani) ilçeleriyle, Ocak 2014'te özerk yönetim ilan etti ve "kanton" ismini verdi.

AA'nın güvenilir yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre, halihazırda Afrin'de 8-10 bin PYD/PKK'lı terörist barınıyor. İlçede ABD askeri bulunmazken, yüz civarı Rus askeri polisi Afrin'in batı kesimindeki Tel Rıfat, Tel Acar, Kefer Cenne ve Minniğ havaalanı bölgelerinde konuşlu durumda.
Afrin'deki terör örgütü varlığı, Beşşar Esed rejimi ve Rusya'nın taktik destekleri ile Fırat Nehri'nin doğusunda ABD'nin yardımları sayesinde zaman içinde daha da güçlendi.

TERÖRİSTLERE DOĞAL KORUMA

Güney ve doğudan muhaliflerin kuşatmasında kalmasına rağmen dört yanı kara ile çevrili Afrin'in dağlık coğrafyası, PYD/PKK'ya doğal koruma sağlıyor.
İlçedeki vadide bulunan meyve bahçeleri, üzüm bağları ve zeytinlikler ile kısmen tarım arazileri ve 1980-90'lardan kurulan sanayi altyapısı da örgütün kendi kendine yetebilmesine neden oluyor.
Afrin'deki sanayi ve ticaret altyapısı, terör örgütünün ilçede tutunabilmesinin önemli sebebi.

AMANOS DAĞLARINA AÇILAN KAPI

Hatay'ın Amanos dağlarına açılan ilçe, PYD/PKK'nın sınırdan militan, silah ve mühimmat sızdırarak, Türkiye'deki terörü beslediği en önemli merkezler arasında.
Güvenlik kaynakları, Afrin'den Amanoslar'a sızdırılanlar arasında tanksavar silahı, roket ve ağır makineli tüfekler gibi ağır silahlar ile uçaksavar mermisi türünde mühimmatların yer aldığını ifade ediyor.
Örgütün bu silah ve mühimmatları, özellikle Ekim 2015'ten itibaren Esed rejiminin yardımıyla edindiği biliniyor.
Bu tarihten itibaren PYD'nin, ana gövdesi PKK'ya da silah ve mühimmat aktarımının arttığı görülüyor.

ÖRGÜTÜN SİLAH YUVASI

ABD'nin Nisan 2016'dan bu yana ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'ye sevk ettiği askeri yardımlar da belli ölçüde örgüt militanlarınca Afrin'e ulaştırılıyor.

Bu yardımlar kapsamında Javelin anti-tank sistemleri, ısı güdümlü roketatar ve çok namlulu roket rampalarının Esed rejimi aracılığı ile Afrin'e taşındığı iddia ediliyor.
Afrin'de genel olarak M16 Amerikan piyade tüfeği ile donatılan teröristler, aynı zamanda kaleşnikof, doçka, çeşitli ebatlarda (60, 80 ve 120 milimetre) havan, çeşitli roketatar, top ve az sayıda tanka sahip.
Geçen hafta içinde ise bazı Suriyeli kaynaklar ABD'nin terör örgütüne Türkiye'ye karşı kullanılmak üzere omuzdan atılan hava savunma füzelerinden verdiğini öne sürmüştü.
Ayrıca birkaç ay önce ABD'nin Rümeylan hava üssüne gönderdiği 40'a yakın ısı güdümlü uçaksavarın bir kısmı Afrin'e yollandı.

SİVİLLERE ZULMUN ADRESİ

Afrin, Halep ilinde en yoğun Kürt nüfusun yaşadığı ilçe olsa da iç savaş boyunca çatışmasız kalan bölge yoğun göç aldı. Halihazırda Afrin'in yüzde 60'ı Arap nüfustan oluşuyor.
Bunun haricinde PYD/PKK, ilçenin doğusunda Arap ve Türkmenlerin yaşadığı birçok yerleşimi işgal ediyor.
Afrin'i Aynularab ile birleştirme hedefindeki örgüt, Azez'e doğru yayılmış durumda. PYD/PKK, Afrin'in doğusundaki Deyr Cemal, Meryemeyn, Malikiye, Ziyara, Ayn Dakna, Şeyh İsa beldeleri, Şehba bölgesi ile Tel Rıfat ilçesini kontrolünde tutuyor.

Afrin, PYD/PKK'nın işgal ettiği diğer yerleşimlere kıyasla en sıkı kontrol ettiği, sivillere en büyük zulmü yaptığı ilçe.
PYD/PKK, ilçedeki Arap çoğunluğu ve Kürt sivilleri, keyfi tutuklama, zorla silah altına alma, esnaftan haraç alma gibi uygulamalara tabi tutuyor.
Örgüt, kendisine muhalif herhangi bir siyasi parti ya da sivil toplum örgütü kurulmasına da kesin şekilde izin vermiyor.
Silah zoruyla susturduğu muhalefet içerisinde kendisine boyun eğmeyen Abdurrahman Abo ve İdris Ali gibi isimler cezaevinde tutuluyor.

ÖRGÜT SON BİR YILDIR ALARMDA
2017 yılının başında Fırat Kalkanı Harekatı'nın sona ermesini takiben Türkiye'nin Afrin ile Münbiç'i hedef göstermesi, PYD/PKK'da büyük panik yarattı.
Terör örgütü militanlarını gizlemek için Afrin'i çevreleyen yüksek dağların içlerine açılan ve mukavemeti yüksek askeri sığınaklara yöneldi.
PYD/PKK'lı teröristler ayrıca örgütün askeri noktaları arasında gidiş geliş imkanı sağlayan üstü kapalı hendeklere gizlendi.

Sivilleri kalkan olarak kullanmayı da amaçlayan teröristler, kentteki binalara da yerleşti.

ABD'NİN DONATTIĞI TERÖRİSTLERDEN TAKVİYE

PYD/PKK'nın genelde Haseke, Rakka ve Deyrizor'daki operasyonlarında kullandığı HAT ve YAT isimli sözde anti terör birlikleri, eğitimlerinin bir kısmını Afrin'de alıyor.
Terör örgütünün propaganda araçlarında çok kez yer alan Afrin'deki HAT ve YAT'ın sözde mezuniyet törenlerinde terör örgütü elebaşının fotoğrafları da yer alıyor.
Pentagon, CIA ve Kandil Dağı'ndan gelen örgüt elebaşlarının da eğitim verdiği terör birliklerinin Türkiye sınırındaki sınır karakollarını dinleme faaliyetlerine başladığı iddia ediliyor.
Yaklaşık 15 gün önce ABD'nin donattığı 50 HAT unsuru, Afrin'e intikal ederken, önceki gün de Münbiç'ten 100 terörist Afrin'e geçti.

Bu geçiş, Münbiç'in güneyindeki Esed rejimi noktalarından gerçekleşiyor.
PYD/PKK'nın geçen yıl boyunca Afrin'deki genç kız ve erkekleri zorla silah altına alması da ilçedeki terörist sayısının 10 bine yaklaşmasına neden oldu.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin geçen cumartesi yoğunlaşan topçu atışlarının ardından terör örgütü, şehir dışındaki kamplarının bir kısmını boşaltıp hendeklere ve şehir içi gizli kamplara yerleşmeye özen gösterdi.
Bu gizli kamplar ayrıca silah depoları olarak kullanılıyor.

15 Kasım 2018 Perşembe

İran-PKK anlaşmasının resmi belgesi ortaya çıktı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


ABD’den PYD’ye ültimatom geldi, “PKK ile ayrışın” denildi ardından ABD Fırat’ın doğusunda PYD’nin sınır hattından çekilmesini içeren yeni bir plan hazırladı. 

Tam bu süreçte PKK terör örgütü ile İran arasındaki işbirliğinin belgesi ortaya çıktı.




ABD Münbiç’te PKK-PYD teröristlerine karşı Türkiye ile mutabakatta.

PKK elebaşlarına yönelik ödül kararları da aldılar.

Üstüne bir de ABD’li üst düzey bir yetkili, “PYD-YPG ile ilişkimiz taktiksel ve geçici” dedi.

Bitmedi, ABD Fırat’ın doğusu için de Türkiye’ye yeni bir öneri hazırladı.

Amerika’nın Suriye’deki özel temsilcisi James Jeffrey’e bağlı heyet geçtiğimiz günlerde PYD terör örgütünün elebaşlarını ziyaret etti.

PYD’lilere, “PKK ile aranıza mesafe koyun” denildi. Amerika PKK elebaşları için ödül kararı aldığında PYD teröristlerinden PKK’yı savunan açıklama gelmişti. ABD heyetinin ziyaretinde o açıklamaya da tepki gösterildi, “PKK’nın etkisinden uzaklaşın” talimatı verildi.



Türkiye için PYD-PKK fark etmez, ikisi de terör örgütü. O nedenle daha önce “PYD, PKK’nın unsurudur” deyip sonra “ikisi ayrı” diyen James Jeffrey’e itibar edilmez. Türkiye’nin duruşu net.


ABD’NİN TÜRKİYE İÇİN HAZIRLADIĞI “FIRAT’IN DOĞUSU” ÖNERİSİ


Belki de bu nedenle ABD ekstra bir paket daha hazırladı.
PKK ile PYD’yi tamamen ayrıştırmaya yönelik planın maddeleri şöyle;

-PYD Türkiye sınırından uzak duracak, terör örgütü daha güneye çekilecek.
-Sınırdaki ABD askerleriyle PYD teröristlerinin devriyelerine son verilecek.
-Keşif uçakları sınırda gözlem uçuşu yapacak, Türkiye’nin sınır güvenliği sağlanacak.
-Bu önlemler sayesinde Türkiye’nin Fırat’ın Doğusuna yönelik askeri operasyonuna gerek kalmayacak.

ABD’nin planı ve önerisi böyle.
Tabi ne kadar güvenilir orası ayrı.
Zira “PYD’liler sınır hattından çekilecek” deniliyor ama PYD-YPG gidip yerine Suriye Demokratik Güçleri adını verdikleri isim değiştirilerek oluşturulan PKK çatılı farklı terör örgütleri gelirse, ne olacak?

Yani ABD’nin planına masada güvenilmez, sahada karşılığını mutlaka görmek lazım. ABD 2016’da da “Münbiç’e PYD’liler girmeyecek” demişti ama girdiler. 

Türkiye ABD’nin sözlü garantilerine güvenmeyi bırakalı yıllar oldu, sahada neticeyi almadan, operasyon planını Amerikalılar söz verdi diye rafa kaldırmaz.

Ama net olan bir durum var.
ABD, Türkiye’nin Suriye’deki gücünün farkında.
PYD uğruna Türkiye’yi kaybetmek istemiyorlar. PYD krizine çözüm bulamazlarsa, Türkiye Fırat’ın doğusuna girecek diye de endişeliler.


İRAN İLE PKK ARASINDAKİ İŞBİRLİĞİNİN RESMİ BELGESİ ORTAYA ÇIKTI


Tam bu aşamada Irak medyasında ilginç bir belge ortaya çıktı.
İran Devrim Muhafızlarıyla PKK terör örgütü arasındaki işbirliğinin belgesi.

İran ile PKK arasında yıllardır anlaşma olduğu biliniyor. Ama belgesi ilk kez görüldü. Hem de anlaşmanın İran kanadı, devrim muhafızları.

Üzerinde Farsça “çok gizli” ibaresi yer alan belge resmi nitelikte ve belgenin İran devrim muhafızları tarafından İran Parlamentosu Milli Güvenlik Komisyonuna gönderildiği anlaşılıyor.

O anlaşmaya göre İran, muhalif Kürtlere karşı PKK’yı kullanıyor.

PKK teröristlerine lojistik destek sağlanıyor, radar desteği veriliyor. İki taraf arasında çatışma olmayacağı taahhüt ediliyor. 

Tüm bunlar karşılığında İran sınır güvenliğini PKK’nın sağlaması isteniyor.

İran-PKK işbirliğinin belgesi Kuzey Irak medyasında yayınlandı, ABD’nin etkin olduğu bir bölgede. Türkiye İran’a PKK konusunda güvenmez, o belge çıkmasa da Türkiye, ikisi arasındaki işbirliği zaten biliyordu.

Ama ABD son günlerde PKK’yı öteleyip, PYD için de Türkiye’ye “şimdilik ona dokunmayalım” mesajı veriyor. 

İran-PKK belgesi de tam bu süreçte medyaya sızdırılıyor. Belgede İran’la işbirliğine imza atanların, PYD değil PKK’lılar olduğu vurgulanıyor.

ABD’nin “PKK ile PYD’yi ayrıştırma” stratejisiyle, İran’la PKK’yı resmiyette yan yana gösteren belgenin ortaya çıkması arasında bir bağ var mı, burası önemli bir husus. 

Yani Amerika, “ben senin için PKK’yı dışlarken, İran onlarla ortaklık imzalıyor” mesajı vererek, Fırat’ın Doğusunda Türkiye ile oluşturmak istediği anlaşma zeminine altlık mı yapıyor?



11 Kasım 2018 Pazar

ABD, PKK/PYD ve Ortadoğu jeopolitiği

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD'nin terör örgütü PKK'nın üç liderinin yakalanması için ödül koyma kararının arkasında, önümüzde günlerde Fırat'ın doğusunda derinleşecek olan PKK/PYD krizini hafifletmek için Türkiye’ye karşı ön almak olduğu söylenebilir.
ABD’nin İran’a dönük yaptırımlarını yeniden hayata geçirdiği şu günlerde, Türkiye ile bozulan ilişkilerini de “kontrollü kaos” yöntemiyle idare etmeye çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. ABD Suriye karasalında Türkiye ile terör örgütü PYD arasındaki sıkışmışlığını ortadan kaldırabilmek için öncelikle Münbiç Anlaşması kapsamında Türk ve Amerikan askerlerinin ortak devriyelerin başlamasına yeşil ışık yakıp, ardından da PKK’lı üç teröristi arananlar listesine ekleyerek Türkiye’ye iyi niyet gösterisinde bulunmaya çalışıyor. Fakat asıl niyetin, önümüzde günlerde Fırat nehrinin doğusunda derinleşecek PKK/PYD krizini hafifletmek için, Türkiye’ye karşı ön almak olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, ABD’nin İran’a karşı PKK’nın mobilizasyon direncini kırmak için örgüte sopa gösterdiğini de göz ardı etmemek gerekir.
ABD’nin Suriye’deki varlığını DEAŞ ile mücadeleye endeksleyip bunu da terör örgütü PKK/PYD üzerine inşa etmesi, bölgesel jeopolitik denklemde bir takım anomalilere neden olurken, ortaya çıkan durumun meydana getirdiği güvenlik ikileminin öncelikli mağdurlarından biri Türkiye oldu. Öyle ki Türkiye’nin PKK kaynaklı geleneksel terör tehdidi, 2014’ten itibaren başkalaşarak, ülke güvenliğini daha gelişmiş kapasiteyle ve daha geniş cephelerde hedef aldı. PKK’nın Türkiye toprakları içindeki kırsal saldırılarına güneydoğu illerindeki kentsel terör eylemleri, Irak’ın kuzeyinden yaptığı saldırılara Suriye’nin kuzeyinden yapılan saldırılar da eklendi.
ABD’nin üç PKK liderinin başlarına ödül koyması ne anlama geliyor?
Şüphesiz ABD PYD ile PKK arasındaki organik makası açıp PKK’yı terör kimliğiyle anarken PYD’yi de dönüşmüş bir aktör olarak, başta Türkiye olmak üzere, bölge devletlerine kabul ettirmeye çalışıyor. Türkiye’nin terörle mücadelesini PKK kimliği üzerinden destekleyerek terörü destekleyen ülke imajından kurtulmaya çalışan ABD’nin, bunu yaparken gözden kaçırdığı ise PKK ile PYD arasındaki ideolojik bağının ne kadar kuvvetli olduğu. Bunu KCK sözleşmesinde, PYD parti tüzüğünde ve ABD’li askerlerle birlikte hareket eden YPG’li teröristlerin kıyafetlerinde, davranışlarında ve söylemlerinde, PKK’nın hükümlü liderine olan bağlılık deklarasyonlarında görmek mümkün.
ABD’nin PKK’yı terör örgütü tanımlarken PYD’yi terörist bir örgüt olarak görmediğini ifade etmesi, Obama ve Trump yönetimlerinin ortak söylemi oldu. Oysa PKK ile PYD arasındaki ideolojik ve organik bağın, El Kaide ile Nusra arasındaki bağdan daha kuvvetli olduğu gerçeği, varlığını hep korudu. PYD’nin PKK’dan bağımsız bir örgüt olduğunu, PKK ve PYD mensupları değil, sadece ABD’liler ifade etti. Hatta ABD’liler bunu dillendirirken kendileriyle de sıkça çeliştiler. ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey TRT Haber’de 16 Şubat 2018’de yayınlanan röportajında, PKK ile PYD arasındaki bağı şu şekilde dile getirmişti: “Türkiye’nin güneyinde üç tehdit var: PKK, DEAŞ, Rusya ve İran. PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğu şüphesiz”.
Jeffrey PYD’ye neden ihtiyaç duyduklarını ve Türkiye’nin buna anlayış göstermesini ise şu şekilde ifade etmişti: “Türkiye’nin şunu anlamasını bekliyoruz. ABD ve Türkiye DEAŞ’a karşı bir savaş içindeydi. Bu savaş neredeyse bitti. İşte sorun da bu noktada ortaya çıkıyor. ABD Suriye’de kalmaya devam etmek istiyor. Sebebi DEAŞ’ın geri dönmesini engellemek. ABD Irak’ı terk ettiğinde DEAŞ ortaya çıktı. Daha önemli diğer sebep ise Cenevre sürecini Suriye’nin geleceği için bir baskı olarak uygulamak istiyor. Aynı zamanda İran’ın Suriye’de yayılımını durdurmak istiyor. İyi haber, Türkiye’nin de bu kaygıları paylaşması. Kötü haber ise ABD’nin Suriye’de kalabilmesi için bir platforma ihtiyacı var. Bunlardan biri kuzeydoğuda müttefikimiz PYD. Türkiye’nin söyledikleri ve kaygıları çok anlaşılır. ABD Suriye’yi terk etmeye hazır değil. Türkiye buna tepkili”.
Jeffrey’nin 7 Kasım 2018’de yaptığı açıklama ise hem özel temsilci olmadan önce yaptığı açıklamayla çelişti hem de ABD’nin PYD projesinden vazgeçme niyetinde olmadığını bir kez daha gösterdi. Jeffrey “PKK’ya karşı yaklaşımız belli ama YPG’yi PKK gibi bir terör örgütü olarak değerlendirmiyoruz. Bunu daha önce de yapmamıştık; Suriye konusuna müdahil olmaya başladıktan sonra da yapmadık. Türkiye’nin güvenlik konusundaki endişelerini ve PKK ile PYD arasındaki bağlantıya ilişkin kaygılarını anlıyoruz. Bu sebeple de birçok noktada son derece dikkatli davranıyoruz. Öncelikle Türkiye’ye bölgedeki faaliyetlerimiz konusunda bilgi veriyoruz. Ayrıca Türkiye Menbiç konusundaki ve Suriye Demokratik Güçleri ve PYD güçlerinin Fırat’ın batısında bulunmasına ilişkin kaygılarını dile getiriyor. Bu noktada da Türklerle ortak devriye görevi gerçekleştiriyoruz ve PYD’nin Menbiç’ten Fırat nehrinin karşı tarafına çekilmesini öngören yol haritası olarak adlandırdığımız plan üzerinde de devam ediyoruz. Tüm bunları bölgeden DEAŞ’ın temizlenmesi adına yapıyoruz. Bu bizim bölgedeki ana hedefimiz ve Türkiye de DEAŞ’a karşı koalisyonun bir parçası” dedi.
ABD’nin, PYD’nin değerini büyütürken, PKK’yı terör örgütü olarak görmesinin ve üç PKK’lının başına ödül koymasının nedenlerinden en önemlisi ise PKK’lıların PJAK’ı İran’a karşı mobilize etmemeleriyle ilişkilendirilmelidir. Zira PKK böylesine bir durumda, hayatta kalma sorunuyla karşı karşıya kalacaktır. PKK’nın farklı isimlerle Türkiye, Suriye ve Irak’ın yanı sıra İran’da da silahlı faaliyetler yürütmesi, hem örgütü dört farklı ülkenin ortak tehdidi haline getirecek hem de örgüt elde ettiği kapasiteyi hızla tüketecektir.
Bununla birlikte, PKK’nın tamamen ABD güdümüne girmesine KCK yöneticilerinin karşı çıktığı da dile getirilmekte. PKK 2007’den bu yana İran ile geliştirdiği karşılıklı anlayışa dayalı ilişkiyi de ortadan kaldırma niyetinde değil. Olası bir rejim değişikliği geçirmiş İran’dan sonra, PKK’nın nasıl bir strateji takip edeceğine dair ne bir öngörüsü ne de bir hazırlığı var. Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın başına ödül konulurken Suriye’de faaliyet gösteren PKK’lı Fehman Hüseyin’in bu listenin dışında tutulması, ABD’nin Suriye’de kimleri İran’a karşı mobilize edeceği, kimleri Irak kuzeyinden İran’a karşı mobilize edemeyeceğiyle ilgili olarak değerlendirilebilir.
Ortadoğu’da yeni model: Üniter ulus devletçilik yerine federatif bölünmeler
ABD’nin Ortadoğu’daki varlığının iki temel gerekçesi enerji ve çatışmadır. Körfez ile doğu Akdeniz arasındaki enerji kaynaklarının jeopolitik koridorlarla birleştirilmesi, dünyadaki enerji arzının kontrolünü daha mümkün hale getirebilecek, bu da ABD’nin ekonomik hegemonyasını arttırarak devam ettirmesini sağlayacaktır.
Öte yandan, ABD bölgesel ve yerel çatışma dinamikleri içinde doğrudan rol almak kaydıyla, Ortadoğu jeopolitiğinin en önemli aktörü olarak etkinlik paradigmalarını sürekli canlı tutmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, ABD’yi Ortadoğu’daki bu çatışmaların başlatıcısı, hızlandırıcısı, müdahili veya arabulucusu olarak, Arap-İsrail (İslam-Siyonizm) çatışmasından dünya ekseninde gelişen medeniyetler çatışmasına, İslam-İslam (Sünni-Şii) çatışmasından Sünni-Sünni (Ilımlı-Radikal) çatışmalarının tamamına kadar her yerde görmek mümkün.
Bütün bunlarla birlikte, medeniyet ve inanç temelli çatışmalara etnik çatışma boyutunun da eklendiğini göz ardı etmemek gerekir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imparatorlukların sona ermesi ve İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sömürgeciliğin ortadan kalkmasıyla birlikte, Ortadoğu’da birçok ulus devlet meydana geldi. ABD ortaya çıkan devletlerin otoriteryen yönetimleriyle bugüne kadar ya sağlam ittifak ilişkileri geliştirdi ya da düşmanlaştı. İttifak ettiği ülkeleri post-modern sömürgecilik uygulamalarıyla, düşmanlaştığı ülkeleri de uluslararası sitemin dışında tutarak idare edebildi. Fakat bu ülkelerde meydana gelen sosyal dönüşümler, otoriter rejimleri değişime zorlarken ABD’yi de yeni paradigmalarla müdahale alanı oluşturmaya mecbur bıraktı.
Bu bakımından ABD, 2005 yılında Irak’taki kurduğu iki hükümetli federal yapıya benzer şekilde, Suriye’de de federal bir devlet sistemi içinde etnik temelli otonom bir aygıta ihtiyaç duyuyor. Maksadı İsrail yayılmacılığının önünü açmak olan benzer bir projenin, Doğu Kudüs’ün otonom Filistin olarak Ürdün’e bağlanması ve Ürdün’ün de federal bir sistemle yönetilmesi için geliştirildiğine dair duyumlar da var. Ortadoğu’daki federatif yapılar, ülkeleri daha kırılgan hale getirmekle birlikte, ABD’nin müdahale alanlarının önünü açıyor. Aynı zamanda devlet ve meşru olmayan devlet-dışı aktörlerle ilişkilerin meşruiyet kazanması için de zemin hazırlıyor. ABD’nin Suriye’de PKK/PYD’ye yaptığı yatırımın temel nedeni, bölgesel müdahale alanı oluşturmak ve otonom bir müttefik meydana getirmektir.
ABD’nin Ortadoğu politikasındaki jeopolitik üçgenler ve kuşaklar Ortadoğu jeopolitiği ABD’nin angajmanları açısından bölgesel aktörler üzerinden haritalandırılırsa, üçgenlerden ve kuşaklardan bahsedilebilir. Bölgenin jeopolitik üçgenleri Türkiye, İran ve Mısır’ın oluşturduğu büyük üçgen; İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) oluşturduğu küçük üçgen olarak çizilebilir. Bunlardan geniş alana hâkim ilk üçgenin aktörleri, farklı etnik yapılarından dolayı birbirinden ayrışırken, İslam medeniyeti altında birleşebilecek potansiyele sahiptir. Ekonomik ve bürokratik uygulamalar açısından birbirine benzerlik gösteren Türkiye ve Mısır’ın aksine İran hem yeraltı zenginlikleriyle hem de yönetim biçimi bakımından farklıdır. Geniş alandaki bu üç aktörün (birlikte ya da en az ikisinin birlikte) bölgesel konularda ortak politika geliştirdiklerini görmek pek mümkün olmamıştır. Yakınlaşmaların olduğu dönemlerde, ülke yönetimleri 2013’te Mısır’da, 2016’da Türkiye’de olduğu gibi ya darbeyle ya da bugünlerde İran’da olduğu gibi ekonomik ve siyasi yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalmışlardır. ABD tarafından hayata geçirilen bu strateji, geçmişte Türkiye’de ve Mısır’da yönetim değişikliklerine neden olmuş ancak İran rejim değişikliği konusunda 1979’dan bu yana bir direnç göstermiştir. ABD’nin bu ülkelerin yönetimlerini hedef alan stratejisi, üç benzerin birbirinden uzaklaşmasını kronikleştirmektedir.
Küçük üçgende ise İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi üç benzemezin siyasi ittifakının geçtiğimiz son birkaç yılda zorlandığı görülmektedir. İsrail faydasına gelişen bu ittifakın, Arap ve İslam dünyasında modernite üzerinde bir dip dalga etkisi oluşturarak Arap dünyasını, derinde ise İslam dünyasını daha kırılgan hale getirmeye gayret ettiği, siyasi ittifak kuşaklarından rahatlıkla görülebilmektedir.
Ortadoğu’daki ittifak kuşaklarından birincisi, güneyde BAE-Suudi Arabistan-Mısır-İsrail ekseninde gelişen ve ABD’nin de doğrudan müdahil olduğu ittifaktır. Bu ittifakın temel hedeflerinin Sünni-Şii, Sünni-Sünni çatışmasını ve etnik çatışmaları derinleştirerek bölgesel aktörlerin etkinliğini kırmak ve Körfez ile Doğu Akdeniz eksenindeki enerji kontrolünü sağlamak olduğu söylenebilir.
Bu ittifakın karşısında yer alan İran-Irak-Suriye hattındaki Şii kuşağının, tam da ABD’nin arzu ettiği seviyede agresif bir yapıya sahip olduğu ve güneydeki ittifak kuşağıyla, kuzeyde İran-Türkiye-Irak-Suriye hattındaki KRG/PKK/PYD kuşağını meşrulaştırmak için rol oynadığı görülebilir. ABD’nin PKK/PYD’ye ihtiyacı işte bu noktada kendini göstermektedir: Düşmanlaştırdığı İran rejimi için Suriye ve Irak’ta önleyici bir araç, muhtemel İran operasyonu için de kullanışlı yerel bir aktör. Aynı zamanda PYD (Türkiye’nin PKK ile mücadelesinin geleneksel cephesi olan Irak’ın kuzeyine ilave olarak Suriye cephesini de ekleyerek) Türkiye’nin güney sınırlarındaki etkinliği önlemek için oldukça etkili bir aktöre dönüşebilecektir.
ABD’nin Suriye’deki anlaşılmaz siyasetiyle, devrimin tamamlanmasının önüne geçip, İran ve Rusya’nın Ortadoğu’da kendilerine alan açmasına müsaade etmesi, çözümü mümkün olamayan sorunlara neden oldu. Öte yandan, devlet-dışı silahlı aktörlerin çoğalmasına izin verip bunların büyümesine sebep olarak, bölgesel istikrarsızlığın da kaynağı oldu. Sonrasında ise ABD, güvenilirliğini sorgulatan bir aktör olarak neden olduğu sorunları, geleneksel müttefiklik ilişkilerini zayıflatarak, PYD/PKK üzerinden çözmek için indirgeyici bir üslup geliştirdi. ABD PKK/PYD’yi araçsallaştırarak, yukarıda ifade edilen Türkiye-İran-Mısır üçgeninde bulunan Türkiye ve İran’a, İran-Irak-Suriye ittifak kuşağında bulunan aktörlerin tamamına bir tehdit olarak kullanmaya, BAE-Suudi Arabistan-İsrail-Mısır ittifak hattına da payanda olmasını sağlamaya çalışmaktadır.
ABD’nin üç PKK’lının başına ödül koyması, Washington’ın PYD/PKK ile ittifakını sonlandırma etkisine sahip olmamakla birlikte, ittifak dinamiklerini sarsacak ve PKK’yı ABD için daha kullanışlı bir aktör haline gelmesi için zorlayacaktır. ABD PKK’yı PYD üzerinden yeniden formatlayarak pazarlamaya çalışmaktadır.




google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html