BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Astana Süreci sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Astana Süreci sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

9 Ekim 2017 Pazartesi

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden İdlib açıklaması



Türk Silahlı Kuvvetleri, 8 Ekim'de Türk askerinin sınırı geçerek keşif çalışmalarına başladığını bildirdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, İdlib'de güvenliği sağlamak için harekete geçti.



8 EKİM'DEN İTİBAREN...


CHP ve HDP tarafından istenmeyen harekata ilişkin açıklama yapan TSK, 8 Ekim'de Türk askerinin sınırı geçerek keşif çalışmalarına başladığını açıkladı.

ASTANA SÜRECİ


Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgedeki görevlerini Astana sürecinde garantör ülkelerce mutanık kalınan angajman kuralları çerçevesinde sürdürdüğü de açıklamada belirtildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi;

"30 Aralık 2016 tarihinde Suriye’de ilan edilen ateşkes rejiminin sürdürülmesi maksadıyla, Türkiye, Rusya Federasyonu ve İran garantörlüğünde Astana Süreci başlatılmıştır.

Süreç kapsamında; ateşkes rejiminin etkinliğinin artırılması, çatışmaların sona erdirilmesi, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönüşü için uygun şartların sağlanması ve ihtilafın barışçıl yollarla çözülmesi için uygun koşulların oluşturulmasına destek sağlamak maksadıyla, Suriye’de “Gerginliği Azaltma Bölgeleri / Çatışmasızlık Bölgeleri” belirlenmiştir.

Gelinen aşamada, ateşkes rejiminin takibi maksadıyla, garantör ülkelerin silahlı kuvvetlerine mensup birliklerden oluşan Gerginliği Azaltma Kontrol Gücü’nde yer alan Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları, İdlib Bölgesinde icra edeceği harekât kapsamında, gözlem noktaları tesis etmek üzere 08 Ekim 2017 tarihinden itibaren keşif faaliyetlerine başlamıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları bölgedeki görevlerini Astana sürecinde Garantör ülkelerce mutabık kalınan angajman kuralları çerçevesinde sürdürmektedirler.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

11 Ocak 2018 Perşembe

Türkiye-Rusya ve İran'ı karşı karşıya getiren ABD oyunu

Türkiye, Rusya ve İran'ın kurduğu üçlü ittifakı ve attığı adımları hazmedemeyen ABD, bölgede yeni oyunlar peşinde.

Astana süreci ile Suriye masasının dışında kalan ABD, bölgede kalıcı olabilmek için her türlü adımı atmaktan kaçınmıyor. Bölgedeki varlığını terör örgütü PYD üzerinden sürdürmeye çalışan ABD şimdi de Türkiye-Rusya ve İran ittifakını bozma derdinde.

Astana süreci ile sağlanan ittifak ve Suriye'de oluşan çatışmasızlık durumunu bozacak adımlarla Türkiye'nin İdlib ve Afrin operasyonunu engelleme ve geciktirme derdinde olan ABD, kazandığı zamanda da PYD'yi düzenli ordu haline getirmeye ve bu sayede de terör örgütü PYD'nin bölgede otorite olarak kabul edilmesini sağlamak istiyor.

Rusya'nın Suriye'deki Hmeymim Üssü'ne yapılan saldırı sonrası Suriye rejimine ait uçakları Rus uçakları desteğiyle İdlib'teki çatışmasızlık bölgelerine yaptığı saldırı Türkiye, Rusya ve İran arasında bir anlık gerginliğe neden oldu ve Türkiye, İran ve Rusya'ya nota verdi. Rusya ise üsse yapılan saldırının Türkiye'nin gözetlediği bölgeden yapıldığını iddia etti.
'HAYALET' SALDIRI


Peki Suriye'deki savaşı bitirmek adına bu denli ciddi adımlar atan ülkeler nasıl bir anda karşı karşıya getirildi... Olaylar ilk olarak Rusya'nın Suriye'de bulunan askeri üssüne 13 Drone ile yapılan saldırı ile başladı. Kimse tarafından üstlenilmeyen saldırılar bir anda muhaliflerin üzerine atıldı. Ancak bu 'hayalet saldırının' yapılış şekline ve imkanlarına bakılacak olursa; saldırının ABD ve ABD ekseninde hareket eden ülkeler tarafından hazırlanmış bir tezgah olma ihtimali de yüksek. Çünkü saldırı direkt olarak 3'lü mekanizmayı hedef alıyordu ve bu tarz İHA saldırıların daha önce terör örgütleri PYD ve DAEŞ tarafından kullanıldığı biliniyor.

3 Temmuz 2020 Cuma

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'sosyal medya' açıklaması

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, video konferans yöntemiyle düzenlenen 138. AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda katılımcılara hitap etti.


Bugün AK Parti Genel Merkezi'ndekilerle bir arada olmak istediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Fakat toplantının hemen ardından Astana Süreci ile ilgili olarak Rusya-İran-Türkiye üçlüsü olarak bir araya geliyoruz. Astana Süreci'ni devam ettirecek bu görüşmemizi de aynı şekilde, özellikle İdlib'de, Suriye'de ve bölgedeki gelişmeleri etraflıca ele alacağımız bir görüşmeyi bugün yapacağız. Üçlü lider olarak bu toplantıyı yapmak durumundayız" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin corona virüs salgını dönemini başarıyla geçiren bir ülke olduğunu ve dünyada takdirle izlendiğini vurgulayarak, temizlik, maske ve mesafe kurallarına daha sıkı riayet edilmesiyle başarıları taçlandıracaklarını ifade etti. Ortadaki bu açık başarıya rağmen Avrupa başta olmak üzere kimi ülkelerin Türkiye'ye yönelik kısıtlayıcı politikalar izlemesinin sağlık değil siyasi sebepli olduğunu dile getiren Erdoğan, "Bugüne kadar ülkemizin önüne çıkarılmış her engeli nasıl adım adım aştıysak bunların da üstesinden geleceğiz" ifadesini kullandı.

Normalleşme takvimiyle salgın sürecinde ara verilen tüm ticari faaliyetlerin kademeli olarak başladığını anımsatan Erdoğan, üretim ve istihdamı desteklemek için devletin imkanlarını sonuna kadar kullandıklarını söyledi.

Her ne kadar içeride ve dışarıda birileri kötümserlik havası estirse de Türkiye'ye güvendiklerine ve hedeflere ulaşacaklarına inandıklarına dikkati çeken Erdoğan, "Haziran ayıyla ilgili ilk veriler bu doğrultuda ümit verici gelişmelere işaret ediyor. Temmuz ayıyla birlikte çok daha büyük bir sıçrama içine gireceğimizden şüphe duymuyoruz. Yıl sonuna ulaştığımızda Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada kayıp olarak görülen 2020'yi inşallah bir kez daha herkesi şaşırtan bir büyüme oranıyla kapatacağız" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanın Erdoğan, salgın döneminde dahi açılıştan açılışa koşmalarının, Türkiye'nin potansiyeli ve gücünün ifadesi olduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şu anda önümüzde yılın tamamına yayılan yoğun bir açılış takvimi var. Bu açılışların bir kısmını bizzat yerine giderek, bir kısmını telekonferansla iştirak ederek gerçekleştireceğiz. Mesela cuma günü Konya Ovası Sulaması'nın, cumartesi günü Kartal Devlet Hastanesi ile Gelir İdaresi Başkanlığı Ataşehir Hizmet Binası'nın, pazar günü yapımı tamamlanan hidroelektrik santrallerinin açılışını yapıyoruz. Polemik değil eser siyaseti, yalan değil hizmet siyaseti, iftira değil hak ve hakikat siyaseti yaparak yolumuza devam edeceğiz."

"HİÇBİR VATANDAŞIMIZIN VE GÜVENLİK GÖREVLİMİZİN KANINI YERDE BIRAKMADIK"

Sınırların içinde ve dışında Türkiye'nin güvenliğini sağlamaya yönelik operasyonları salgın döneminde de kesintisiz sürdürdüklerini anlatan Erdoğan, bölücü terör örgütüne tarihinin en büyük darbesini vurduklarını bildirdi.

Şehit edilen hiçbir vatandaşın ve güvenlik görevlisinin kanını yerde bırakmadıklarını belirten Erdoğan, "Irak sınırlarımızda ülkemize yönelik saldırılar için neredeyse 40 yıldır üs olarak kullanılan bölgeleri birer birer teröristlerden temizliyoruz. Aynı şekilde Suriye'de terör örgütünü adım adım takip ediyor, kimin ardında saklanırlarsa saklansınlar gerektiğinde kafalarını eziyoruz. Hiçbir bölgesel hesabın ülkemizin güvenlik önceliklerinin önüne geçemeyeceğini muhataplarımıza her fırsatta söylüyoruz" değerlendirmesini yaptı.

Benzer bir mücadeleyi Doğu Akdeniz ve Libya'da da verdiklerini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Libya'nın meşru hükümetinin ülkenin birliği, bütünlüğü ve geleceği için yürüttüğü mücadeleyi destekliyoruz. Lafa geldiğinde de demokrasi, insan haklarını, hukuku kimseye bırakmayan kimi devletlerin darbecilere kol kanat germesini de ibretle takip ediyoruz. Türkiye, Libya halkını darbecilerin insafına bırakmayacak, uluslararası meşruiyet sınırları içinde hareket etmeyi sürdürecektir. Salgın döneminde kendi vatandaşlarının yardım çığlıklarına kulak tıkayanların, Türkiye'nin insan hakları ve hukuk alanındaki duruşunu sorgulama hakkı yoktur. Dünya 21. yüzyılın ilk çeyreğini, özellikle de tamamlamaya doğru giderken, bazılarının hala sömürgeci reflekslerinden kurtulamamış olması ise kendi ayıplarıdır. Biz, medeniyetimizden ve tarihimizden aldığımız ilhamla kendimiz ve dostlarımız için doğru olanları yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz."

"İSTİŞARE KANALLARINI HEP AÇIK TUTMAYA ÖZEN GÖSTERDİK"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti'nin kurulduğu günden beri tüm yönetim mekanizmalarında istişareyi esas alan, bunu kurumsal düzeyde periyodik ve etkin şekilde işleten bir parti olduğunu söyledi.

Üyelerden mahalle temsilcilerine, ilçe ve il teşkilatlarından genel merkeze kadar uzanan istişare kanallarını hep açık tutmaya özen gösterdiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Parti politikalarımızı oluştururken kendi içimizde her seviyede görüşlerimizi serbestçe ifade ettik. Değerlendirmelerimizi yaptık ve bunun ardından karara vardık. Politika tespitini genel merkezimizde, yürütmeyi Cumhurbaşkanı Kabinesi'nde, yasama çalışmalarını da Meclis grubumuz bünyesinde sürdürüyoruz. AK Parti, işte bu sac ayağı üzerinde yükseliyor. Aldığımız her kararda, attığımız her adımda, yaptığımız her icraatta 83 milyon vatandaşımızın sorumluluğunu omuzlarımızda hissediyoruz. Seçimlerde aldığımız oyun, potansiyelimizin sadece bir bölümünü oluşturduğunu asla unutmuyoruz.

Ülkesine, milletine, değerlerine, tarihine düşman bir avuç mankurdu bir kenara bırakacak olursak, AK Parti'nin bu ülkede yeterince gayret göstermesi halinde ulaşamayacağı ve gönlünü kazanamayacağı hiç kimse yoktur. Daha da önemlisi, küresel düzeyde özellikle de savunduğumuz misyon ve ilkelerle kendi vatandaşlarımız yanında tüm ümmeti ve insanlığı kuşatan bir mesuliyetin de altında bulunuyoruz. Hep söylediğim gibi, özellikle partimizin kaderi Türkiye'nin kaderiyle bütünleşmiştir. Her zaafımız, her kaybımız, her eksiğimiz, her hatamız sadece partimize değil, Türkiye'ye zarar veriyor. Aynı şekilde, Türkiye kaybettiğinde umudunu bize bağlamış, yüz milyonlarca dostumuzun, kardeşimizin de yüreğine ateş düşüyor."

Türkiye'nin, dünyadaki tüm mazlumlar ve mağdurlar için güven, huzur, adalet, refah ve umudun adı olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Mersin'e ülkemizin dört bir yanındaki teşkilatlarımızda görev alan her bir kardeşimizin meseleye bu şekilde bakmasını istiyorum. Milletin, ümmetin ve insanlığın yükünü omuzlarında, vebalini yüreğinde hissetmek demek gözümüze uyku girmemesi demektir. Bu tabloda kişisel hesaplara, kaprislere, kibre, enaniyete, haksızlığa, adaletsizliğe ve kayırmacılığı yer yoktur" diye konuştu.

Erdoğan, her an ve her yerde insanların gönül kapılarını açma gayreti taşıma mecburiyetinde olduklarını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

"Aksi takdirde milletimize mahcup olmanın yanında koskoca bir medeniyet davasına zarar vermiş duruma düşeriz. Genel Başkanından üyesine kadar AK Parti'nin tüm mensupları bu şuurla hareket etmekle mükelleftir. Diğer türlü bulunduğumuz yerlerin hakkını verememiş oluruz. Bu konuda en büyük vebal sahiplerinden biri kendi şehirlerimizin baş sorumlusu olan siz il başkanlarımızsınız. Sizlere düşen hem parti bünyesinde hem halk nezdinde derleyen, toparlayan, motive eden ve ileriye taşıyan mevkiinde bulunmaktadır. Herkesi kucaklamayan, herkesin gönlünü kazanmayan ve herkesi çalıştırmayan bir il başkanı tasavvur edemiyorum. Hele hele halktan kopuk, kapısı 24 saat insanlara açık olmayan, herkesin derdi ile dertlenmeyen, çözülebilecek her meseleyi önüne katıp neticelendirmeyen bir il başkanı asla AK Parti'ye yakışmaz."

Klasik ve sosyal medya ile dijital imkanların önemli olduğunu ancak hiçbirinin yüz yüze iletişimin yerini tutamayacağını ifade eden Erdoğan, "Bir insana dokunmadan, gözlerine bakmadan yüreğindeki sıkıntıyı veya sevincini hissetmeden siyaset yapılamaz. Halka tepeden bakarak siyaset yapmak tek parti CHP'sinin ve onun izinden giden faşistlerin yöntemidir. CHP geleneği 'halka rağmen' siyaseti üzerine kuruludur. Bizim siyaset geleneğimiz ise 'millet için ve millet ile birlikte' esasına dayanır" şeklinde konuştu.

"HENÜZ GÖNLÜNÜ KAZANAMADIĞIMIZ İNSANLARIMIZ BULUNUYOR"

Erdoğan, hakkın ve halkın rızasını gözetmeyen hiçbir hususun kendi siyasetlerinde yer bulamayacağına işaret ederek şöyle konuştu:

"Bu şekilde davrandığımız, hizmet verdiğimiz, mücadele ettiğimiz ve çalıştığımız sürece Allah'ın izniyle AK Parti'nin önünü kimse kapatamaz. Başarılarımızı elbette kendi çabamızla elde ettik ama kaybettiklerimizin de sorumlusu biziz. Bu kayıpların sebebi rakiplerimizin mahareti değil kendi beceriksizliğimiz veya hatalarımızdır. Zaferin hikmetini kendinde, hezimetin sorumluluğunu başkasında gören yanlış yapar. Biz çalışırken hasbi olduğumuz kadar muhasebe yaparken de samimiyeti elden bırakmayacağız. Seçimler siyasi partilerin adeta karne günleridir. Önümüzde 2023 yılına kadar istediğimiz şekilde çalışabileceğimiz geniş bir vakit var. Bu süreyi en verimli, en iyi ve en etkili şekilde kullanarak seçim günü milletimizin karşısına kalbimiz mutmain bir şekilde çıkmalıyız. Aslında ülkemizde AK Parti'ye ve yaptığı hizmetlere gerçek manada karşı kimse yoktur. En azılı muhaliflerimiz bile dile getirmeseler de kendi içlerinde AK Parti'nin başarılarını takdir ediyor. Sadece bizim henüz gönlünü kazanamadığımız insanlarımız bulunuyor. İşte bu anlayışla durmadan, dinlenmeden çok daha büyük başarılar için gece gündüz çalışacağız. Büyük kongre sürecimizi bu doğrultuda enerjimizi ve azmimizi yenileme fırsatı olarak görüyorum."

"YARIŞIMIZ SADECE HİZMETLER KONUSUNDA OLABİLİR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyük ve güçlü Türkiye heyecanını paylaşan, ülkenin yetişmiş tüm değerlerini özellikle de gençleri ve kadınları partisinde görev almaya davet ederek, kuruluşundan bugüne AK Parti'ye hizmet etmiş tüm teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

"Bugün dünyanın gıpta ile baktığı bir ülke haline gelmişsek bunda her birinizin emeği ve alın teri vardır. Bizim davamızda eski yeni ayrımı yoktur" diyen Erdoğan, AK Parti çatısı altında sorumluluk üstlenmiş herkesin bu davanın asli sahibi olduğunun altını çizdi.

Erdoğan, "Daha önceki dönemlerde ve yeni yapılan kongrelerimizde görev alan da görevi bırakan da partinin ayrılmaz bir parçasıdır, hep öyle kalacaktır. Yarışımız sadece hizmetler konusunda olabilir. Bunun dışında herkes büyük AK Parti ailesinin aynı kıymette birer mensubudur. Yolunu şaşıranlar, kibrine esir düşenler, hırsını aklının ve benliğinin, davasının önüne koyanlar dışında AK Parti ailesinden tek bir ferdin bile eksilmesine gönlümüz rıza göstermez" diye konuştu.


"BİZ AHLAKI YÜCE, MEDENİYET DEĞERLERİ YÜCE BİR MİLLETİN TORUNLARIYIZ"

Benzer saldırıları farklı vesilelerle daha önce de yaşadıklarını anımsatan Erdoğan, son yıllarda bu tür ahlaksızlıkların artmasında hem mecraların kontrolsüzlüğünün hem de organize saldırıların kolaylaşmasının rolü olduğuna dikkati çekti.

"Niçin YouTube, niçin Twitter, niçin Netflix, niçin şu, bu gibi sosyal medyalara karşı olduğumuzun ne demek olduğunu anlıyor musunuz İşte bu ahlaksızlıkları ortadan kaldırabilmek için" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Sevgili vatandaşlarım, bunlar ahlak sahibi değil. Akif diyor ya, 'Ahlakın izmihlali ne müthiş izmihlal, ne millet kurtulur zira, ne milliyet, ne istiklal'. Evet, biz ahlakı yüce, medeniyet değerleri yüce bir milletin torunlarıyız, evlatlarıyız. Bu millete layık olmayan bu gelişmeleri yaşamak istemiyoruz, görmek istemiyoruz. Burada üzerinde durmamız gereken asıl konu, medya ve özellikle sosyal medya mecralarının nasıl olup da böyle bir kokuşmuşluğun aracı haline dönüştükleridir. Yalanın, iftiranın, kişilik haklarına saldırının, itibar suikastlerinin alıp başını gittiği bu mecraların bir düzene sokulması şarttır. Bu millete, bu ülkeye bu tür mecralar yakışmıyor. Onun için de bir an önce biz bunları parlamentomuza getirip, parlamentomuzdan bu tür sosyal medya mecralarının tamamen kaldırılmasını, kontrol edilmesini istiyoruz."

"İNTERNET MECRALARINI KULLANANLAR SUÇ İŞLEME KONUSUNDA LAYÜSEL DEĞİLDİR"

Erdoğan, sosyal medya mecralarını kontrol eden küresel firmaların Batılı ülkelerdeki temsilcilikleriyle içerikle ilgili her türlü hukuki ve mali sorumluluğu üstlendiğinin ama Türkiye'nin de aralarında olduğu bazı ülkelerde bu sorumluluktan ısrarla kaçındığının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Unutulmamalıdır ki bizim ailemizin başına gelenleri ülkemizin tüm bireyleri yaşayabilir. Hiç kimsenin izzetinefsini koruma hakkı elinden alınamaz. Bir kişinin yüzüne karşı ifa edildiğinde suç olan her şey, medya ve sosyal medya mecralarında yapıldığında da aynı sonuçla karşılaşmalıdır. İnternet mecralarını kullananlar suç işleme konusunda layüsel değildir. Cinsel istismar, müstehcenlik, kumar, dolandırıcılık, suça teşvik, terör propagandası, hakaret başta olmak üzere kanunların suç saydığı her konuda hak arama ve önleme yolları açık olmalıdır. Milletimize karşı sorumluluklarımız bu doğrultuda gereken mekanizmaları kurmayı ve işletmeyi gerektiriyor. Amerikalısı Avrupalısı, Çinlisi bu imkana sahipken, 83 milyon Türk vatandaşının sosyal medya terörü karşısında eli kolu bağlı kalmasını kabul edemeyiz. Bu konuda kapsamlı bir hukuki düzenleme üzerinde çalışıyoruz. İnternet ve sosyal medya mecralarının ülkemizde bir an önce hukuki ve mali muhataplık tesis etmeleri için ne gerekiyorsa yapmakta kararlıyız."

"İDARİ VE ADLİ KURUMLARINI HİÇE SAYANLARI BİZ DE HİÇE SAYARIZ"

Hukuki düzenleme tamamlandığında erişim engeli ile adli ve mali yaptırımlar dahil her türlü yöntemin devreye sokulacağını belirten Erdoğan, "Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir. Bu ülkenin idari ve adli kurumlarını hiçe sayanları biz de hiçe sayarız" dedi.

"Hukuk devleti ilkesi, demokrasinin vazgeçilmez şartıdır. Asıl bu konuda gerekeni yapmazsak demokrasiye ve hukuka aykırı davranmış oluruz" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Buradan Adalet Bakanlığımıza, Meclis grubumuza ve ilgili tüm kurumlarımıza konuyla ilgili düzenlemenin süratle hazırlanması ve yürürlüğe sokulması çağrısında bulunuyorum. Yasama dönemi bitmeden bu meseleyi halletmiş olacağımızı ümit ediyorum. Artık bu tür konularda 'kim, ne der' yerine 'ülkemizin neye ihtiyacı var' sorusuna cevap arayacağız. Türkiye'ye karşı çifte standart uygulayanları da kendi ilkesizlikleri ve onursuzluklarıyla baş başa bırakacağız."

28 Ocak 2019 Pazartesi

Rusya'nın Türkiye'ye sunduğu tehlikeli Esed planı!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Rusya "güvenli bölge" meselesini Rejim ile Türkiye arasında "sınır güvenliği" noktasına indirgemek istiyor. Hal bu ki Esed’in sınırlarımızın dibine gelmesi demek hem rejim üniforması giymiş YPG demek, hem de Türkiye'de ikamet eden 3 buçuk milyon Suriyelinin geri dönmemesi demek.



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova'da gerçekleşen ikili görüşmesi Suriye’nin geleceği açısından sizce nasıl geçti?
Rusya, İran ve Türkiye; Suriye coğrafyasına elle tutulur anlamda katkı sunan yegâne oluşumun paydaşı olan üç ülke. Bu hiç kuşkusuz üç ülkenin Suriye siyasetinde kusursuz bir fikir birliği içerisinde olduğu anlamına gelmiyor, fakat farklılıklar korunurken Türkiye hem Zeytin Dalı Harekatı’nda, hem Fırat Kalkanı Harekatı’nda, hem de İdlib’deki çatışmasızlığı önleme ve gözlem misyonunun ihdas edilmesinde Astana sürecinin ana öznesi olan bu iki ülke ile sürekli diplomatik ilişkisini sürdürdü.
Bu perspektiften baktığımızda yaşanan uçak krizine rağmen Putin ve Erdoğan geliştirdikleri diplomasi yoluyla önce bu uçak krizini aşmayı başardılar, sonrasında da stratejik diyebileceğimiz iş birliğini her alanda sahada somut kazanımlara tahvil edebildiler. Bir taraftan Türkiye – Rusya ticaret hacminin 2018 yılında 20 milyar doların üzerine çıkması, diğer taraftan küresel ölçekte geliştirilen projeler iki ülkeyi Suriye siyasetinde birlikte hareket etmeye zorluyor dersek yanlış söylemiş olmayız.

RUSYA’NIN SURİYE’DEKİ TEK GEREKÇESİ ESED


En son Moskova’da Sayın Erdoğan ve Putin’in Suriye’deki çözüm sürecine yönelik baş başa yapmış oldukları görüşmede yapılan açıklamalar dikkate alınırsa, Putin’in bir taraftan PYD kartını elinden bırakmamaya niyetli olduğu, diğer taraftan da Türkiye ile geliştirdiği ikili stratejik ilişkilerin önemini bilen bir ikilemde siyaset geliştirmeye çalıştığı aşikardır. Ayrıca Suriye’de meşru bir şekilde bulunabilmesinin yegâne mihenk noktasının Esed’in iktidarını koruması yoluyla mümkün olduğunu bildiği için, sürekli Esed adına da siyaset üretmeye çalışan bir ruh hali ile basına açıklamalarını yaptı Putin.
Ben en son Moskova zirvesini, Fırat’ın doğusunda oluşturulacak güvenli bölgenin ihdas edilmesi için Rusya ile diplomatik anlamda yapılması zaruri olan bir zirve olarak görüyorum çünkü Fırat’ın doğusuna yönelik yapılacak bir harekatta Rusya tek başına siyaset üreten ülke pozisyonunda değil, bu diplomasinin bir diğer önemli ayağı da ABD malumunuz. Bu açıdan bölgenin bu iki en önemli aktörü ile bir diplomasi geliştirmeden bir askeri harekat icra edilmesi zaten çok akıllıca olmazdı.

TÜRKİYE’NİN HER HAL İÇİN PLANI VAR


Ankara duymak istemediği şeyler mi duydu Moskova’da?
Açıkçası Ankara’nın diplomasi geliştirirken bir diğer ülkeden lütuf bekler konumda bir ülke olmadığını zikretmekte fayda var. Bu zaviyeden baktığımızda; Türkiye, Suriye’de ABD’nin boşaltacağını duyurduğu alana yönelik öngördüğü modeli Rusya ile paylaştı. Bu paylaşım değişmez bir plan değil elbette, planlar değişebilir, gelişebilir ya da direkt mutabık da kalınabilir. Bu anlamda Rusya’nın pozisyonu kuşkusuz çok önemli lakin Ankara’nın Rusya ile hayati gördüğü noktalarda mutabık olmadığı takdirde gücünün limitlerinin de farkında olarak tek başına da olsa göğüsleyebileceği alternatif plan ya da planları var. Zaten çok uzun bir zamandan bu yana Türkiye’ye yönelik olarak devam ettirilen hibrit harbin de en önemli gerekçesi, şartlar gerektirdiğinde Türkiye’nin bağımsız kararlar alabilen ve aldığı kararları da hiçbir tereddüde mahal bırakmaksızın uygulayabilen bir ülke oluşudur.

TÜRKİYE’NİN ŞANSI: REKABET-İ DÜVELİYE


Rusya ile ilişkiler işin aslı başka bir boyut da taşıyor. Çekilme kararıyla kısmen-tedbirli bir olumlu havaya geçen Ankara-Washington diyalogu Moskova’yı sizce nasıl etkiliyor?
Türkiye’yi Rusya nezdinde değerli kılan birçok parametre sayabiliriz. Bunlar Türkiye’nin coğrafi konumu, askeri gücü, G20 içerisinde olan güçlü bir ekonomi oluşu, NATO üyeliği, karşılıklı geliştirilen ticaret hacmi ve burada uzun uzun sayamayacağımız birçok parametre. Ama en önemlisi Türkiye’nin; başlangıçların, bitişlerin ve geçişlerin sembolü olan ve dualitenin günümüzdeki en önemli ikonası olan eski Roma tanrısı Janus gibi, Batı ile de Rusya dahil Doğu ile de etkileşim kurabilen ve siyaset üretebilen bir ülke oluşu. Bu eskilerin rekabet-i düveliye dediği ülkeler arasındaki rekabetten istifade eden bir ülke siyasetinin çok dışında bir nitelik ve sanırım yeteri kadar analiz edilmeden bir köprü benzetmesiyle haksızca geçiştirilen bir durum.


HEM MOSKOVA HEM WASHİNGTON


Türkiye bir taraftan yıllardır uyguladığı yoğun diplomasi ve sahaya sürdüğü sert gücü ile ABD’nin askerlerini bu bölgeden çekmesinde en önemli rolü oynayan ülke olurken, diğer taraftan Rusya ile geliştirdiği ikili ilişkilerinin bir tezahürü olarak da, Suriye coğrafyasının en etkin aktörlerinden birisi konumuna gelmiştir. Belki bu sualin şu şekilde sorulması da bizi hiç şaşırtmayacaktır: Ankara – Moskova diyaloğu Washington yönetimini acaba nasıl etkiliyordur?
Dolayısı ile Türkiye’nin bu coğrafyada üretebileceği siyasetin çok boyutlu olduğunu ve Türkiye’nin Rusya nezdinde de, Washington nezdinde de üreteceği bu etkinin sindirilmesinin kolay bir etki olmayacağını, özellikle 15 Temmuz sonrasında her iki başkent de farkında diye düşünüyorum.

RUSYA SURİYE’DE NE İSTİYOR?


Rusya Suriye’de ne istiyor?
Çok klişe bir cevap olacak belki ama Rusya, Suriye’de önce Akdeniz’i istiyor, sonra buradaki varlığını teminat altında tutacak bir yönetimi istiyor, daha sonra da ona tüm bu iki hedefini sağlayacak aktörler ile sürdürülebilir bir ilişki istiyor. Tüm bu hususlar sağlanırsa Rusya bu malzeme ile Ortadoğu ve Doğu Akdeniz coğrafyasında güzel bir menü hazırlayabileceğini çok iyi biliyor. Tartus deniz üssünü, Hımeymim hava üssünü, Esed ile olan ilişkisini, PYD ile kopartıp atmak istemediği ilişkisini de, işte tüm bu amaçları gerçekleştirebilmek adına istiyor.
Ayrıca Rusya’nın Libya’da Khalife Haftar üzerinden, Mısır ve Cezayir’de yine iş başındaki yönetimler üzerinden geliştirdiği siyaset de, açıkçası Suriye’de elde etmiş olduğu bu alanın da bir tezahürüdür dersek çok da mübalağa etmiş olmalıyız. O yüzden Rusya Suriye’de şartlar ne olursa olsun tüm bu kazanımlarını sağlama alabileceği ana unsurun Suriye coğrafyası olduğunun da pekala farkında.

PKK’DAN RUSYA DA FAYDALANMAK İSTER


Putin, “Rusya olarak Suriye hükümeti ile Kürt gruplar arasındaki görüşmelerin başlamasını istediklerini” ifade etti. Bu ifade Türkiye’nin arzu edebileceği bir gelişme değil. PKK-PYD’ye “Kürtler” denmesi ve meşruiyet tanınması konusunda ABD ile Rusya aynı yerde mi duruyor?
Hegemon güç olma konumlarını dünyanın birçok noktasında sürdüren iki ülkeden bahsediyoruz. Rusya ve ABD.
Bu iki ülkede şartlar ne olursa olsun belirli bir coğrafya üzerinde kullanmak isteyecekleri aktörleri hakikat ne olursa olsun buruşturup bir köşeye atmak ve sonra da unutmak istemezler. Bu konu PYD ve YPG için de geçerlidir. ABD ve Rusya bu terör ile hemhal olmuş örgütlerin Kürtlerin temsilcisi olamayacaklarını elbette biliyorlar. Ama, hem bu coğrafyada taşeron bir gücü elde tutmak, hem de sınırsız kullanabilecekleri bu güç ile her türden kanı akıtarak hegemonyalarını sürdürmek bu işin doğasında var ve iki ülkenin de sicilleri bu anlamda epeyce kirli.

TÜRKİYE SERT GÜCÜNÜ GÖSTERMELİ


Türkiye’nin bu konuda diplomasinin bir uzantısı olarak sert gücünü her daim masada göstermekten başka her iki ülkeyi de ikna edecek argümanları elbette mevcuttur. Lakin hegemon güç romantik anlayıştan ziyade, hedeflerini gerçekleştirecek realist hedeflerin peşinde olacaktır ve açıktır ki iki ülke ile kazan-kazan anlayışı kapsamında elde edilebilecek birçok kazanım potansiyeli mevcut olduğu gibi, çıkarlarımızın çatıştığı birçok hususun varlığı da bir hakikattir

PUTİN’İN GÜVENLİ BÖLGE HESABI


ABD’nin güvenli bölgeden ne anladığı henüz anlaşılamadı ama biz Rusya bağlamında devam edelim. Rusya güvenli bölgeden ne anlıyor?
Rusya güvenli bölgeyi Türkiye’nin sınır güvenliği gibi dar bir kapsama hapsederek biraz evvel zikrettiğim Suriye coğrafyasında elde etmek istediği hedefleri gerçekleştirmek ve bu konuda kendi siyaseti için engel olma potansiyeli olan Türkiye’yi de belirli bir pozisyonda sınırlamak istiyor. Bu sebepten, bir taraftan Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlıyoruz derken, diğer taraftan da Adana Mutabakatını gündeme getirerek olayı Rejim ile Türkiye arasında bir sınır güvenliği noktasına indirgemek istiyor. Oysa Türkiye, Esed tarafından korunan Suriye sınırında kendisini terörden arındırılmış ve rahat hissedemez. Ayrıca, Esed’in sınırlarımızın hemen dibine gelmesi demek hem rejim üniforması giymiş YPG demek, hem de Türkiye’de ikamet eden 3 buçuk milyon Suriyeliden hiç birisinin ilanihaye Suriye’ye dönmemesinin garantisi demek.

RUSYA DA BİLİYOR Kİ PKK TERÖR ÖRGÜTÜDÜR


PKK Trump’ın çekilme açıklamasından sonra hemen kendine yeni sahip arayışına girmiş ve Şam yönetimiyle de görüşmüştü. Rusya PKK hakkında nasıl bir siyaset ve gelecek öngörüyor?
Rusya da ABD de PKK’nın nasıl taşeronlaşmış bir örgüt olduğunun son derece farkında. Trump açıkça PKK için “bir taraftan bizim ile DEAŞ’a karşı mücadele ediyorlar lakin diğer taraftan da bizim mücadele içerisinde olduğumuz İranlı milislere silah satıyorlar” dediği husus aslında işte tam bu husus.
Ne zamana kadar bu hegemon güçler bu tür örgütler için gelecek biçerler? Bence Ortadoğu’daki işletme hesap defteri açık olduğu sürece devam ettirirler. Çok büyük bir baskı ile karşı karşıya kalırlar ise, ya da kullandıkları maşa Türkiye’de olduğu gibi ters çevrilerek örgütün kafasına geçirilir ise, o ülkeye yakın bir bölgede farklı bir isim ile tekrar bu örgütleri dizayn ederler. El Kaide’den Taliban, Saddam’ın eski askerlerinden ve paralı askeri firma personellerinden DEAŞ çıkarttıkları gibi, bugün PKK’dan YPG’yi, yarın YPG’den başka bir örgütü türetebilirler.
Sanırım soğuk savaşın bitimiyle bu türden vesayet savaşlarında maşa olacak örgütlere bolca ihtiyaç var. Bu yüzden sürekli dile getiririm, Allah bu coğrafyadaki Kürtleri Türkiye’den değil, bu coğrafyanın tüm halklarını, Kürt’ü, Türk’ü, Arab’ı, Farsi’yi emperyal ve hegomon kan dökücülerden korusun.

PKK-PYD’NİN RUSYA’YA SUNDUĞU 11 MADDELİK ÇÖP


PKK-PYD’nin Moskova’ya 11 maddelik sözde yol haritası sunduğu yansıdı basına. Olumsuz cevap aldıklarını okuduk ama yine de satranç tahtası üzerindeki olasılıklar nedeniyle sormak isterim: Karşılık bulur mu bir biçimde?
Türkiye ve Rusya arasındaki stratejik diyebileceğimiz birçok noktada ve alanda yoğun işbirliği varken, Rusya’nın sadece taşeron olarak sahada kullanmak ile iktifa etmek zorunda kalacağı bir terör unsuruna karşı Türkiye’yi karşısına almak istemeyecektir. Lakin, hegemon bir güç olarak PYD’yi elinin tersi ile bir köşeye de itmeyecektir. Şartlara ve ortama bağlı olarak her daim kullanışlı bir kan dökücünün emperyal için anlamı adeta bir İsviçre çakısı gibidir.
PYD’nin Rusya’ya 11 maddelik bir plan sunabilecek boyuta gelmesinin yegane sebebi, ABD ile Suriye coğrafyasında yaptığı ortaklıktır. PYD’ye bir terör unsuru olarak hem ABD’nin, hem Batı’nın, hem de Rusya’nın ortaklaşa sağlayabilecekleri siyasi alan, Türkiye’nin sahada bırakacağı boşluk ile direkt orantılıdır. Türkiye bu anlamda bir vakumu ne kendi sınırları içinde bıraktı, ne de Afrin’deki sözde ilan ettikleri kantonda. Şimdi de Türkiye, hem Menbiç’te hem de Fırat’ın doğusunda kendisi açısından son derece tehlike arz edebilecek bu terör örgütüne alan bırakmama konusunda son derece kararlıdır.

İDLİB’E KARŞILIK MÜNBİÇ VE DOĞU FIRAT MI?


Putin ile Erdoğan'ın Moskova'daki zirvesine ilişkin bir analiz hazırlayan Kommersant Gazetesi, Ankara'nın Menbiç ve Fırat'ın doğusundaki çıkarlarının gözetilmesi karşılığında İdlib'in Suriye ordusunun kontrolüne girmesi konusunda tavizler verebileceğini yazdı. Katılır mısınız?
Diplomasi masasında bu türden al-ver’lerin olamayacağını söylemek kuşkusuz naif bir yaklaşım olur. Ama burada Türkiye açısından en önemli husus, adeta Türkiye’nin emanetine bırakılmış milyonlarca masum insanın hayat garantisinin sağlanması, Türkiye sınırına doğru düzensiz bir göç hareketinin önüne geçilmesi ve İdlib’teki radikal unsurların Türkiye sınırından uzak tutulması gibi garantilerin sağlanmasıdır. Takdir edersiniz ki tüm bu unsurların sağlanması ve sorunun çözülmesi o kadar da kolay bir husus değildir.

SURİYE’DE TERÖR İÇİN VAHA YARATILDI


İdlib mutabakatında sorun mu var?
İdlib mutabakatı icrası kolayca sahaya yansıtılamayacak bir mutabakat oldu. Neden zor bir mutabakat? Çünkü Suriye’de iç savaşın başlaması sonrasında rejimin hiçbir uluslararası hukuk kuralına uymayacak şekilde kendi vatandaşlarını dünyanın gözü önünde katletmesi ve topraklarından sürmesi, Suriye coğrafyasında radikalleşme süreçlerine adeta motor gücü oluşturdu. Özellikle 2013 yılından sonra Suriye her türden radikal örgütler için adeta emniyetli bir vaha haline getirildi. Getirildi diyorum, zira bu istenilen sonuçları almanın da bir yoluydu. Nedir bu? Bir taraftan YPG gibi bir terör örgütü Batı kamuoyuna bu radikal terör örgütleri sayesinde pazarlandı ve DEAŞ’a karşı kanıyla ve canıyla mücadele eden ve Batı’yı DEAŞ ve NUSRA’nın şerrinden koruyan yegane seküler güç algısı yaratıldı. Diğer taraftan İslamafobik ve ırkçı dalganın her köşeyi esir aldığı Batı’da yaratılan bu algı, şu anda İdlib kırsalında yaşanılanlar ile tahkim ediliyor.

İDLİP’DEKİ RADİKALLER BATI İSTİHBARATIYLA İÇİÇE


Evet, İdlib bölgesinde kontrolü epey güç olan radikal örgütler mevcut ve açıkçası bu örgütlerin lider kadrolarının da Batı istihbarat örgütleri ile içli dışlı olduklarını biliyorum. Şimdi bu yapılar ve ilişkiler yumağı kullanılarak İdlib’te mutabakat metninin şartlarının yerine getirilmediği ileri sürülüyor. Böylece muhalifler açısından çok değerli bu son noktanın da rejime devredilmesi ve Türkiye’nin Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekatlarında kendi sınırlarının güvenliği açısından elde ettiği kazanımları zor durumda bırakma yönünde olaylar köpürtülüyor. Bir diğer önemli sebep de, İdlib’e yönelik hedef gözetmeksizin yapılacak bir askeri harekat Türkiye’ye yönelik bir düzensiz göç hareketini de tetikleyeceği için başta Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki alanda yoğunlaşmış Türkiye’nin dikkati başka bir noktaya çekilmek ve enerjisi sömürülmek isteniyor.

ASTANA SÜRECİ ÜÇ ÜLKE İÇİN KAZAN KAZAN


ABD’nin Türkiye-Rusya arasındaki yakınlaşmayı kontrol etmek, Türkiye’yi kaybetmemek ve Suriye’deki çözüm için çalışan tek mekanizma olan Astana sürecini akamet uğratmak istediğini anlıyoruz. Fakat Rusya nasıl değerlendiriyor bunu? Türkiye’nin bunu kendisine karşı “fırsat”a çevirmesi ihtimalini/iddiasını (-ki bunu iddia edenler var) ciddiye alıyor mu?
Suriye’de Astana’nın fişini çekme konusunda son derece azimli bir ABD ve Batı ayağı olduğunu Rusya pekala iyi biliyor, zaten bu husus açıkça da zikrediliyor. Astana süreci ve bölgenin en dinamik üç ülkesinin ortaya koyduğu vizyon çökertilir ise, sanırım bu husustan en fazla zararı en başta Rusya görür. Zira Astana sürecinin fişinin çekildiği bir yerde Türkiye ve İran olmaksızın Rusya’nın Suriye coğrafyasındaki kazanımlarını sadece Esed ile sürdürebilmesi de pek mümkün gözükmemektedir.
Kuşkusuz her ülke bu türden dışarıdan yapılan açıklamaları kendi çıkar perspektifinden değerlendiriyor. Mesela Rusya’ya ait bir savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi sadece Türkiye’yi Suriye coğrafyasında güçten düşürmedi, Rusya’yı da Türkiye olmaksızın bir siyaset geliştirmeye zorladı. Dolayısıyla Astana süreci, Rusya’nın İran ve Türkiye’ye sunduğu bir lütuf değil karşılıklı kazan-kazan ilişkisine dayanan bir modeldir. Fiş çekilir ise her üç ülkenin de bu kazan-kazan noktasından siyaset üretemeyecekleri anlamı da çıkar.

TRUMP’IN AÇIKLAMASI CİDDİYE ALINMALI MI?


Dış politik gelişmelerin ABD ayağına geçelim isterim. ABD Başkanı Trump Suriye’den çekileceklerini açıklayalı bir aydan fazla oldu ama bu çekilmenin ne takvimi, ne yöntemi netleşmedi. Ne de “güvenli bölge”den ne anladıkları anlaşılabildi. Trump’ın kararlılık açıklamalarına ve yaşanan istifalara rağmen çok sayıda çatlak ses ve çelişkili ifade var hala. Ne oluyor sizce?
Suriye’den çekilme kararı konusunda ABD Başkanı’nın kararına rağmen Amerikan savunma sanayisinin başını çektiği savaş lordları, özel askeri firmalar ve bunlar ile iç içe geçmiş Pentagon’un generalleri ile Ortadoğu’da İsrail merkezli yeni yapılanmaları hayata geçirmeye yeminli NeoCon tayfanın Trump’a karşı son derece sert bir direnç gösterdiğini söylemek asla mübalağa sayılmaz.
Aslında Trump hala muktedir olamamış bir iktidarın başı olarak, Suriye’den çekilmeyi uzun süredir düşünmesine rağmen bunu hayata geçirme gücüne sahip değildi. Şimdi Trump’ın aldığı geri çekilme kararı, bu grupları epey zora sokmuş olmalı ki, hem Savunma Bakanı Mattis hem de çağdaş Lawrence olarak gördüğüm Brett McGurk istifa etmek zorunda kaldı. Özellikle McGurk’ün o günden bu yana Amerikan medyasında Türkiye’ye karşı kinini kusacak açıklamalar yapması Trump’ın aldığı kararı ciddiye almamızın bir gerekçesi sayılabilir.

NEOCONLARIN ÇEVRELEME PLANI İFLAS ETTİ


Bir de şu husus unutulmamalıdır ki, bölgedeki 2000 Amerikan askerinin Irak coğrafyasına çekilmesi, ABD’nin Suriye’den çekilmesi anlamına gelmez. Suriye’ye yönelik istediği anda kapsamlı bir hava harekâtı icra etme yeteneği varken ve bölgede her an dengeleri değiştirecek askeri üstlenmesi varken, ABD Suriye’den çekiliyor demek çok akıllıca bir tespit değil. Peki o zaman neden bu kadar gürültü kopuyor ABD içerisinde? Çünkü PYD ve YPG denilen terör yapılanmasının mızraklarının ucuna takabileceği ABD bayrağı bölgeden çekiliyor. Bu ABD’nin uzun bir zamanda bu yana Suriye’de Türkiye’yi çevrelemeye çalışan siyasetinin de çöktüğünün tescili olacak. İşte bu husus derin ABD aklını ve İsrail lobisini son derece rahatsız eden ana unsur.

“DEAŞ PATLATIR, PKK-PYD BAKAR” TİYATROSU


Başkan Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ne zaman konuşsa tuhaf şekilde bir saldırı oluyor Suriye’de. 14’ündeki telefon görüşmesinin ardından Münbiç saldırısı oldu, 20’sindeki görüşmeden sonra da Haseke’de. Elbette manidar ama siz ne anladınız bundan? Mesaj kimden kime gidiyor? Etkisi şiddeti sonucu ne olur?
Aslında Trump’ın çekilme kararının hemen sonrasında uzun bir süreden beri patlama olmayan bölgelerde birden patlamaların olması, bu işin ne kadar kontrolde götürüldüğünün de bir ispatı. Ama doğrusunu söylemek de gerekirse çok iptidai bir yöntem. Bu şekildeki patlamalar ile DEAŞ’ın hala diri olduğu ve PYD’ye ne kadar ihtiyaç duyulduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Ama şu unutulmamalıdır ki bu patlamalar aynı zamanda PYD’nin bir terör örgütü olarak diğer terör örgütleri ile mücadelede ne kadar yetersiz olduğunun da ispatıdır. Erdoğan’ın Moskova ziyaretinde bu patlamaların ipinin kimin elinde olduğuna yönelik zikrettiği cümleler bizim dillendirdiğimiz görüşleri de desteklemektedir.

AVRUPA PKK’YI DESTEKLEMENİN BEDELİNİ ÖDER


Doğrusunu söylemek gerekirse kısa bir zaman dilimi içerisinde Avrupa’da tekrardan bu türden saldırıların olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü sadece bu yöntemler ile Suriye dahil Ortadoğu’da varlıklarını meşru hale getirebileceklerini iyi biliyorlar ve öteki olmadan yaşama şansı bulunmayan Batı medeniyetinin 11 Eylül sonrası sahaya sürdüğü İslamafobik öteki algısının güçlenmesi için buna ihtiyaçları var.

FIRAT’IN DOĞUSU ÖNCEKİLER GİBİ


Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağını ilan ettiği ve tahkimatını da yaptığı askeri harekat etkileniyor mu bu süreçlerden? Harekatın gecikmesi felaket olur diyenler var?
Hem Fırat Kalkanı Harekatı hem de Zeytin Dalı Harekatı diplomasinin tüm olanakları sonuna kadar kullanılmadan sahaya yansıtılmadı. Sanırım burada da aynı vizyon ve felsefe ile hareket ediliyor. Aslında çok da doğru hamleler, zira bugüne kadar ne ABD’nin bölgeden çekilmesi gerçekleşti, ne de sahada oluşabilecek boşluğu doldurabilecek halihazırda bir güç var ortada. Bu şartlarda belirli bir optimum sürenin beklenmesinde diplomasi anlamında bir beis yok. Lakin sahada şartlar değişmeye, farklı güçlerin sahadaki pozisyonlarını bizim aleyhimize değiştirmeye başlandığı istihbarat raporlarına yansımaya başlarsa daha fazla gecikmenin telafisi zor şartlar ortaya çıkarabileceğini düşünüyorum.

MAVİ VATAN TATBİKATI TÜRKİYE’NİN KUDRETİ


TSK aynı zamanda ilk kez Türkiye etrafındaki tüm denizleri kaplayan dev bir tatbikata hazırlanıyor. 462 bin kilometre alanda yapılacak “Mavi Vatan” tatbikatına kara ve hava birlikleri de katılacak. Bu hazırlık ve elbette meydan okuma kime karşı ve ne amaçlı?
Bir tarafta Fırat’ın doğusu, diğer tarafta Menbiç, bir diğer tarafta İdlib ile ilgili gündem güvenlik perspektifinden olanca sıcaklığı ile ortada dururken, öbür yandan Doğu Akdeniz’de artık uluslararası donanmaların pruvalarının bir diğerine temas edecek kadar kesafet arz etmesi Türkiye’nin dikkatini dağıtmadan izlediği bir başka konu.
Kuşkusuz Doğu Akdeniz söz konusu olunca Ege de dahil tüm Türk karasularının yakın periferini irdelemek ve analiz etmek gerekir. Karadeniz de bugün uluslararası güç mücadelesine tanıklık eden bir başka bölge. İşte “Mavi Vatan Tatbikatı” Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tüm denizlerimizi kapsayacak şekilde Suriye’de ve terör ile mücadelede yoğun bir gayret verirken aynı zamanda denizlerimiz üzerinde de ne kadar dikkatimizin yoğun olduğunun tüm bölge ülkelerine gösterilmesi anlamına geliyor.
Ayrıca bu tatbikat esnasında yenilenen Türk Donanması, milli gemilerimiz ve bu donanma üzerindeki platformlara monte edilen yeni silah sistemleri ile teknik kapasitemizin de test edilmesi sağlanacaktır. Hatırlayacak olursak tam Afrin Harekatı devam ederken Yunanlıların yine en ufak bir boşluğu değerlendirecek tarzda Ege’de gerginliği arttırmaları üzerine eş zamanlı olarak Genelkurmay Başkanı’nın Ege’de savaş gemileri eşliğinde verdiği mesajlar vardı. Bu Türkiye’nin eş zamanlı olarak birden fazla hatta savunma faaliyetini en etkin bir şekilde icra edebileceğinin de ispatı aslında.

29 Ocak 2018 Pazartesi

Suriye'nin geleceği Soçi'de mi Cenevre'de mi belirlenecek?

Tamer Ashraf
Soçi’de çıkacak kararlar, Cenevre’de gündeme gelmez veya kabul edilmez ise uluslararası meşruiyet kazanmayacaktır düşüncesi olsa da Rusya-Türkiye işbirliği bu durumu değiştirebilir.
Suriye’de barışın tesisi için Türkiye, Rusya ve İran koalisyonunun gayretleri, önemli gelişmelere yol açtı. Bu üç ülke 'Astana Görüşmeleri'ni başlatarak, barışın garantörü sıfatıyla Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri oluşturarak siyasi barışa fırsat tanıdılar.
Suriye Ulusal Diyalog Kongresine giden süreç, bundan bir yıl önce Rusya’nın ortaya koyduğu sivil anayasa taslağı ile başlamıştı. Kazakistan'ın başkenti Astana'da 23-24 Ocak 2017 tarihinde gerçekleşen toplantıda, Suriye'deki taraflar, ateşkes ve barışın nasıl sağlanacağına dair Türkiye, Rusya ve İran'ın garantörlüğünde temel prensiplerde anlaşmışlardı. Fakat ateşkes konusunda bir uzlaşma sağlanmışken, Rusya'nın önceden hazırladığı Suriye anayasasını gündeme taşıması, küçük bir krize yol açmıştı. Rusya'nın sunduğu yeni Suriye anayasasında en dikkat çekici nokta ise ateşkes mutabakatında “Suriye Arap Cumhuriyeti” vurgusu yapılmışken yeni anayasa taslağında “Arap” ibaresinin çıkarılmasıydı. Ayrıca kültürel özerklik vurgusuyla, Suriye'de Araplar dışında Kürtlere de geniş bir özerklik veriliyordu.
Rusya her ne kadar yeni anayasada yazılı olan özerkliğin yönetimsel değil kültürel bir özerklik olduğunu söylese de, anayasa içeriğinde yerel parlamentolara yer veriliyor olması, gelecekte Suriye'nin parçalanmasına yönelik bir detay olarak algılandı. Rusya'nın hazırladığı yeni anayasa henüz Astana'dayken ÖSO temsilcileri tarafından reddedilmişti. Ayrıca Kürtleri temsilen Astana'da bulunan ENKS de Rusya'nın yeni anayasayı görüşme amaçlı Moskova davetini reddetmişti.

Soçi sürecinde PYD ısrarı güvensizliğe yol açıyordu

Suriye barışında masada olan taraflar, yeni anayasaya dair görüşlerini ortaya koyabilmek için Tahran, Moskova, Ankara ve Şam'da birbirinden bağımsız olarak hazırlıklarını tamamlamışlardı. ÖSO ve diğer muhalefeti temsilen 3 Şubat 2017’de Ankara'da toplanan temsilciler Müzakere Yüksek Kurulu (MYK) Genel Koordinatörü Riyad Hicab, Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Enes Abde, Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Emin Bozoğlu, Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı ile Astana toplantısına iştirak eden askeri gruplardan oluşuyordu.
Suriye'nin geleceğiyle ilgili Rusya'nın anayasa taslağında ön plana çıkarmaya çalıştığı 'özerklik', 'federalizm' gibi söylemlerin benimsenmesi, bazı çevrelerin tek taraflı gündemlerine hizmet etme tehlikesi taşıdığı gerekçesiyle doğru bulunmamıştı. Bu toplantılarda Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden PYD/YPG gibi unsurların Cenevre'de temsil edilmemesi gerektiği vurgulandı. Fakat bir yıl geçmesine rağmen Rusya’nın PYD/YPG’nin müzakerelere katılmasında ısrar etmesi ülkeler arasındaki güvenin kaybolmasında etkili oldu denilebilir. Rusya’nın bir yıl önce hazırladığı sivil anayasa taslağı üzerinde fazla değişiklik yapmadan Suriye Ulusal Diyalog Kongresinde de gündeme getireceği anlaşılıyor. Rusya'nın hazırladığı yeni anayasada etnik çoğunluğun olduğu bölgelerde yerel parlamentonun kurulması ve 'diğer kuvvetler' adı altında etnik temelli silahlı unsurların varlığı Türkiye’nin kabul edebileceği unsurlar değil.
Rusya’nın sivil anayasa taslağının Obama döneminde Rusya-ABD arasında yapılan görüşmelerde de müzakere edildiği anlaşılıyor. Obama döneminde Rusya ve ABD'nin PYD'ye geniş bir askeri ve siyasi özerklik tanınması konusunda fikir alışverişinde bulunduklarını biliyoruz. Rusya uzun süre PYD'ye özerklik teklifinin kendilerinin planı olmadığını, aslında Obama döneminde ABD'nin planı olduğunu ifade etti. Rusya'ya göre kültürel özerk yapıda konseyler Suriye’de varlığını koruyabilir. Bu konseylerin etkinlik alanının ise yerel olması planlanmış. Ruslar, PYD'nin silahlı unsurları için ise Türkiye'deki ‘korucu' sistemini örnek gösteriyor. Rusya her ne kadar yeni sivil anayasanın görüşüleceği Soçi zirvesine Afrin Operasyonundan sonra PYD’yi davet etmeyeceğini açıklasa da yeni Suriye anayasasına dair PYD ile uzun görüşmeler yaptığı da anlaşılıyor.
Rusya’nın yeni Suriye anayasası adıyla önceden belirlediği 85 maddelik bir metinde revizyona giderek Esed merkezli bir sistemi tüm taraflara kabul ettirme planı, aslında çatışmaları yeniden başlatabilecek riskler taşıyor. Esed’in kontrolündeki yeni anayasa ve değişiklikler sebebiyle birçok muhalif grup Soçi’ye gitmeyeceklerini duyurdular. Burada Rusya, İran ve Esed yönetimi birlikte hareket ederken Türkiye’nin tek başına muhaliflerin haklarını korumaya çalıştığı görülüyor. İran’ın Suriye’de Esed’in hâkimiyetini zayıflatacak bir teklife sıcak bakmadığını dile getirmesi, Rusya’nın Esed’siz bir çözüm sunamaması Suriye barışının Rusya’nın istediği gibi sonlanmayacağının bir işareti olarak okunabilir. ABD’siz bir Suriye barışını Türkiye’yi sürece ortak ederek kısa sürede gerçekleştirmek isteyen Rusya için Esed’siz bir çözüme imkân tanımayan tavır, barışın önündeki en önemli engel gibi duruyor.

Muhaliflerin müzakerelere katılmama kararı

29-30 Ocak 2018’de yapılması kararlaştırılan Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin devamı açısından önemli. Suriye Yüksek Müzakere Komitesi (HNC) Soçi’ye katılma konusunda kararını verdi. Suriye Müzakere Heyeti Başkanı Nasr el-Hariri, SMH’nın BM öncülüğündeki siyasi süreçlere bağlı olduğunun altını çizerek Soçi’ye katılmama kararı aldıklarını 27 Ocak’ta açıkladı. Viyana’da gerçekleştirdiği basın toplantısında konuşan Hariri, “Siyasi süreçte ilerleme kaydetmek için uluslararası bir çaba vardı, bu çabalar çerçevesinde siyasi süreci kolaylaştıracak iyi fikirler ortaya çıktı. Moskova görüşmesi herkesin çıkarlarına uygun siyasi çözüme ilişkin ortak paydaya ulaşmak için iyi bir fırsattı” açıklamasını yaptı. Aslında bu karar sürpriz olmadı. Çünkü Riyad-2 adıyla Suudi Arabistan ve ABD desteğini alan Suriye Müzakere Heyeti’nin Soçi’ye katılmayarak süreci Cenevre’ye taşımak istediği, bu sayede ABD ve Suudi Arabistan’ın Suriye’de kontrolü Rusya-Türkiye-İran bloğuna kaptırmak istemeyeceği aşikârdı.
SMH Başkanı Hariri’nin Esed rejiminin siyasi çözüme inanmadığının altını çizmesi ve 2254 sayılı kararın uygulanması için uluslararası bir çabaya ihtiyaç olduğunu, bunun için de uluslararası bir irade olması gerektiğini savunması gelecek açısından da ipuçlarını veriyor. Buna göre Esed’li bir çözümü SMH asla kabul etmeyecek. Hatta Esed’li çözümü savunan ülkeleri bahane ederek (Rusya ve İran’ı hedef alarak) siyasi barışın engellenmesinde suçlu olarak ilan edebilecektir. Hariri’ye göre Suriye’de siyasi çözüm Esed’in kent, kasaba ve köylere yönelik tüm kuşatmaları kaldırması, tutukluların serbest bırakılması ile başlayabilecektir. Hariri’nin konuşmasının satır aralarını incelediğimizde Cenevre’nin siyasi çözümün tek adresi olduğunu vurguladığını görüyoruz. Hariri aslında Soçi’de yapılacak kongrede katılımcılar, gündem ve hedefler hakkında önceden bilgilendirildi. Hariri’nin son dakikaya kadar katılım durumunu bildirmeyerek süreçten haberdar olmak istediği de anlaşılıyor. Hariri’nin siyasi çözümün Birleşmiş Milletler'in 2254 sayılı kararı ve siyasi geçiş sorunu üzerine kurulu Cenevre süreci dışındaki oluşumların faaliyetlerine dair kaygılarını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve yardımcısı Jeffrey Feltman’na aktardığı bilgisi de var.

Kürt gruplar PYD tehdidiyle Soçi’ye gelemiyorlar

Rusya’ya göre Suriye Müzakere Heyetinin Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'ni boykot etmesinin kongrenin gerçekleştirilmesini etkilemeyecek. Soçi’deki kongre için 1500'ü aşkın kişiye davetiye gönderildi. Bu kişiler arasında Suriye’deki siyasi gruplar yanında aşiret liderleri de bulunuyor. Daha önceden kongreye davet edilen Kürt grupların ise Afrin operasyonundan sonra PYD’nin tehditleri dolayısıyla kongreye katılamayacakları düşünülüyor. Kurucuları arasında PYD'nin de bulunduğu Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Yürütme Kurulu Eş Başkanı Aldar Halil’in Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, Kürt yetkililerin muhtemelen toplantıya katılmayacağını belirterek, katılabilecek olanları da tehdit etmesi, durumun özeti gibidir. Rusya’ya göre Suriye'deki Kürt gruplar gelecekteki siyasi süreçte önemli bir rol üstlenebilirler. Zaten Rusya’nın PYD’yi gözden çıkarmasının nedenleri arasında da diğer Kürt grupları etkileyerek, tehdit ederek veya tutuklayarak siyasi barışa giden yolu tıkıyor olması vardır. Ruslara göre PYD ile Suriye’de siyasi barış olması şu an için mümkün görünmüyor.
Bu haliyle Soçi Kongresi iki güçlü kanattan mahrum toplanıyor. ABD’nin istediği de buydu zaten. ABD, bu haliyle Suriye’nin bütünlüğünü savunanların zamanla fikirlerinden vazgeçerek bölünmeye ikna olacaklarını düşünüyor olabilir. Fakat ABD’nin planlarını Afrin operasyonu tümden bozabilecek durumdadır. PYD daha önce hem Rusya hem de ABD arasında bir denge sağlayarak gücünü artırmayı başarmıştı. Şimdi ise Rusya ile köprüleri attı. ABD de zaten Rusya’nın PYD politikasından rahatsızdı. Afrin operasyonunun diğer bir sonucu ise Türkiye’nin İdlib’teki etkinliğini pekiştirecektir. Türkiye, İdlib’de siyasi bir yapılanma kurabilirse o zaman da Suriye Müzakere Heyetinin varlığı tartışmalı hale gelebilir. Çünkü SMH’nin etkin olduğu bir saha kalmayacak. Türkiye, Afrin’den sonra operasyonlarını Münbiç, Resulayn vb. devam ettirirse, ABD’nin PYD kozunun da zayıflayabileceğini söylemeliyiz. O zaman ABD’nin kullandığı iki unsur da tehlikeye girmiş olur. Peki ABD, bu durumdan nasıl sıyrılabilir? ABD’nin etkinliğini korumak için Türkiye ile anlaşarak ÖSO ile işbirliğine girmesi muhtemeldir. Hatta PYD’yi yalnız bırakarak ÖSO üzerinden Suriye’de yeni bir strateji de kurabilir. O zaman da Esed-PYD işbirliği ve devamında Rusya-İran’ın da buna destek olması üzerinden dünya kamuoyunu terörle mücadele etmeye karar vermiş ülke olarak piyasaya yeni ABD’yi de sunabilir. Bu formül üzerinde ABD'li bazı uzmanların basına yansıyan görüşleri var. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın "müzakereye açığız" ifadesi de aslında PYD’den vazgeçip yeniden Türkiye ile Suriye’de yola devam edebiliriz niyetinin tezahürü olarak yorumlanabilir.

Türkiye, Soçi’nin uluslararası meşruiyeti için kilit ülke

Rusya, konseyi oluşturmak için siyasi, kültürel, ekonomik, dini ve askeri çevrelerden birçok ismi konferansa davet etti. Esed yönetimi kongrede alınacak kararları 2012 anayasasında yapılacak bazı değişiklerle sınırlandırarak, konferansı kendi lehine sonlandırmak istiyor. Rusya, Soçi’de düzenlenecek konferansı tüm uluslararası tarafların katılımı ile meşru bir süreç olarak kabul ettirerek Soçi’nin Cenevre görüşmelerinin bir parçası olmasını sağlamayı amaçlıyor. BM ise halen Cenevre’nin Soçi Konferansı’ndan daha iyi şartlara sahip olduğunu düşünüyor. Soçi’de çıkacak kararlar Cenevre’de gündeme gelmez veya kabul edilmez ise uluslararası meşruiyet kazanmayacaktır düşüncesi olsa da Rusya-Türkiye işbirliği bu durumu değiştirebilir. Cenevre konferansları, Birleşmiş Milletler himayesinde yapılıyor, dolayısıyla uluslararası meşruiyeti var. Türkiye’de bulunan 3,5 milyon mülteci ve terör tehdidi siyasi barışı her platforma taşımasına imkan veriyor.
Suriye rejimini kontrol eden ve istedikleri gibi yönlendiren ülkelerin Esed ısrarının şu an için Suriye’de barış isteyenleri iki farklı kutba böldüğü görülüyor. Beşşar Esed’in Suriye'nin geleceğinde rolü olmadığını sürekli duyuran Türkiye ise bu gruplardan farklı bir konumda. Türkiye, Suriye’de güven duyulan bir ülke olarak muhaliflerin desteğini almış durumda. Rusya Devlet Başkanı Putin’in de sıkça Suriye’nin bütünlüğüne vurgu yapması Türkiye ile iletişimi kolaylaştıran etkenlerden. Putin ve Trump’ın Hamburg’daki buluşması sonrasında Suriye’de İran nüfuzuna karşı İsrail’in serbestçe bombardıman yapmasına izin verildiğini İsrail gazeteleri yazıyor. Bu görüşmeden sonra Rusya, Hmeymim ve Tartus’ta süresiz kalınacağını açıkladı. ABD ise Irak-Suriye sınırında yoğunlaşarak İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a kadar olan hattı korumaya çalıştığı gözlemleniyor. İsrail, Golan’daki sınır şeridini koruyarak ABD’nin oluşturduğu hattan İran’ın etkinliğini kıracağını hesaplıyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 10 Ocak 2018’de Moskova’da yaptıkları görüşmede, Moskova’nın Suriye’de çözüme yönelik önemli kararların alınacağını söylediği Soçi Kongresini değerlendirdiler. İranlı uzmanlara göre bu görüşme sonrası Soçi’den çıkacak kararların Cenevre için geçerli olmasına çalışılacak.
ABD, Rusya ve İsrail’in şu an için Suriye’de istediklerini aldıkları görülüyor. Geriye Türkiye ve İran kalıyor. Türkiye İdlib’de nüfuzunu sağlamlaştırdıktan sonra Afrin başta olmak üzere güneyindeki sınırında terör oluşumlarına izin vermek istemiyor. ABD’nin Türkiye ile güney sınırının terörden arındırılması karşılığında Suriye-Irak-Lübnan hattını korumaya almayı garantilemek istemesi muhtemeldir. Bu planlar içerisinde Esed ise her an herkesin elinde patlayabilecek bir bomba gibi duruyor.
Rusya Devlet Başkanı Putin ve Dışişleri Bakanı Lavrov sıklıkla “Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verir.” söylemini dile getiriyorlar. Bu duruma sadık kalınırsa siyasi barışın gelmesinde bir sorun bulunmuyor. Fakat "Esed başta kalsın gerisine halk karar versin" denilirse durum içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

17 Kasım 2017 Cuma

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan gündeme dair açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Rusya, Kuveyt ve Katar’ı kapsayan üç günlük ziyaret turunun sonunda aralarında Doğan TV Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in de arasında bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, son günlerde yaşanan Atatürk tartışmaları için, "Konuşmamda bu ülkede tabular oluşturulmaması gerektiğini vurguladım. Atatürk’ü sevmek başka bir şeydir, Atatürkçülük yapmak başka bir şeydir. Bizim anlatmak istediğimiz budur. Anlattığımız da budur" dedi. Bahçeli'nin 'ittifak' açıklamasını da değerlendiren Erdoğan, "Seçim öncesi düşünülebilir. Biz adım atmaya hazırız" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 gün süren Rusya, Kuveyt ve Katar ziyaret turunun ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Doğan TV Ankara Temsilcisi Hakan Çelik, Erdoğan'ın gündeme dair değerlendirmelerini şöyle aktardı:
"Rusya'da süreç hızla ilerliyor"
Rusya ile başlayan Kuveyt, Katar ile devam eden üç günlük bu ziyaretlerimizi şu an itibariyle tamamlamış bulunuyoruz. Rusya’da ikili ilişkilerde bütün kısıtlamaların kaldırılması süreci hızla ilerliyor. Özellikle Rusya ile tabii şu an itibarıyla geldiğimiz nokta turizmde çok çok hassastı. Turizmde de onuncu ayın sonu itibarıyla 4,5 milyona varan Rus turist sayısı var. Bu yıl sonu itibariyle daha da artacağa benziyor. Hedefimiz Rusya ile yüz milyar dolarlık ticaret hacmini yakalamak. Bu konuda her iki tarafta bu irade mevcut; bunu hedefleyelim ve bu hedeften de taviz vermeyelim anlayışı var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Abdullah Gül'e taziye telefonu

"Türk Akımı'nda 448 km tamamlandı"
Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili olarak temel beton atma törenini istiyoruz ki bu ay sonuna kadar yapalım. Bununla ilgili hazırlıklar sürüyor. Türk akımında şu anda Rusya deniz altında boru döşeme çalışmalarında 448 km’lik bölüm tamamlanmış vaziyette. Türk akımında gerçekten Rusya çok yoğun bir çalışma sürdürüyor. Türkiye tarafındaki hazırlıklar da devam ediyor. Buradan Avrupa’ya bu Türk akımı hattının geçmesi önem arz ederken, ikinci bir hattın yapımı ile ilgili çalışma konusunda Enerji bakanımıza gereken talimatı oradaki müzakereden sonra verdik. İkinci hatla ilgili çalışmalarımız devam edecek. Türk akımı hattı çift hat olarak devam etme imkanının yakalamış olacak. Burada ikinci hat ağırlıklı olarak Türkiye’ye hizmet veren bir hat olmuş olacak.
"Suriye konusu etraflıca ele alındı"
Suriye’de savaşın sona erdirilmesi ve siyasi geçiş konusunu da etraflıca ele aldık. Türkiye, Rusya ve İran Türkiye olarak Astana sürecini devam ettirmek istiyoruz. Ayın 22’sinde liderler düzeyinde bir araya geleceğiz. Bizden bir gün önce dışişleri bakanlarımız birayaya gelecek, ön hazırlıkları yapacaklar. Başta İdlib, Afrin olmak üzere son gelişmeleri ele alma imkanımız olacak. Malum, özellikle İdlib’deki 12 gözlem noktası hususu hassasiyet taşıyor. Bu gözlem noktaları konusunda Türkiye olarak bizler, Rusya hatta hatta İran’ın da burayla ilgili talebi var ise biz orada esnek davranıyoruz. Ancak Afrin konusunda İran’ın oraya kendisinin de böyle bir şeyi arzu etmesi konusunda Afrin’e sıcak bakmıyoruz. Çünkü oradan çekilme konusunda Hamburg’taki G 20 zirvesinde Rusya’nın bize verdiği sözleri var. Rusya’nın oradan çekilmesi, oradan bize yönelik muhtemel tehdit ve tacizlerden duyduğumuz rahatsızlıklarla alakalı olarak Türkiye’ye gerekli anlayışın gösterileceği hususlarında bize söz verilmişti. Afrin olayını biz bu çerçevede değerlendiriyoruz. Afrin’de demografik yapının korunması bizim hassasiyetlerimiz arasındadır. Orada son zamanlardaki yerleşmelerle beraber yüzde 55 gibi bir Arap nüfusun, yüzde 30-35 gibi bir Kürt nüfusun oluştuğunu görüyoruz; orada nüfusun geri kalan bölümünün de Türkmenlerden oluştuğu bir demografik yapı söz konusu.

"PYD konusundaki tavrımız çok net"
Orada atılacak adımlarda, tüm bunların göz önüne alınmasından yanayız. Astana süreci dışında burada Cenevre ile de bir eşgüdüm söz konusu. Astana ve Cenevre süreçlerinin eşgüdümlü biçimde devamı konusunda mutabık kaldık. Bizim PYD konusundaki tavrımız çok açık ve net. Bundan taviz veremeyiz. Bunda kararlılığımızı da ifade ettik. Suriye ulusal diyalog kongresi ile ilgili çalışmalar hep birlikte yürüyecek. Ama biz kendilerine şunu söyledik yani Suriye’deki muhalif grupları yok farz ederek orada bir yere varmak mümkün değil. Şu ana kadar Suriye’deki muhalif gruplar hem ılımlı muhalifler olarak, buradaki mağdur, mazlum insanların bir yerde haklarının korunması mücadelesini verdiler. Bunları yok farz etmek mümkün değil, bu değerlendirmenin çok çok iyi yapılması lazım. PYD-YPG, PKK üçlüsüne de dikkati çektik; meseleyi ele alırken oralarda bu tür terör örgütlerinin de hukuku vardır diye bir anlayış söz konusu olamaz. Zira bu tür bir anlayışla zaten mesafe de alınamaz.
"ABD DEAŞ'a karşı terör gruplarını kullanıyor"
ABD’nin DEAŞ’a karşı attığı adımlarda PYD-YPG gibi terör gruplarını kullandığı biliniyor. Bunlara çok ciddi ödemeler yapılmıştır. Bunlar Rakka’da, Münbiç’te bu tür gruplar kullanılmıştır. Münbiç, oranın asıl sakinleri olan Arapların şehirden kovulmasına, oranın PYD-YPG’ye peşkeş çekilmesine sahne olmuştur. Ayni şey Rakka için de geçerlidir. Kendilerinden yararlandıkları o terör gruplarının Rakka’yla hiçbir alakası yoktur. Dolayısıyla Rakka’nın da şehrin gerçek sakinlerine teslim edilmesi için bir çalışma yapılması gerekiyor.
Suriye’deki gelişmeleri bizim dikkatle ele almamız lazım ki, sağlıklı neticeye varalım. Bunun için bu ayın 22’sinde ben, Putin ve Ruhani, liderler olarak bir araya geleceğiz. Yapacağımız bu görüşmenin önem arz ettiğine inanıyorum. Bizden bir gün önce dışişleri bakanlarımız, hatta aynı gün genelkurmay başkanlarımız bir araya gelmek suretiyle hazırlık yapacaklar.


Erdoğan'dan Trump ve Putin'e tepki: Dünya ahmak değil

"Putin ile Yukarı Karabağ konusunu görüştük"
Sayın Putin ile Yukarı Karabağ konusunu da görüştük. Süreç neredeyse 30 yıldır işliyor, bu hassas meselenin Rusya tarafından ele alınması gerektiğini ifade ettik. Çünkü Rusya’nın bölgede Ermenistan üzerinde de ağırlığı var. ‘Rusya olarak bu işe önem vermeniz faydalı olacaktır’ dedik. Yedi reyondan beş tanesi ile ilgili daha önce çıkan karar var. Bu kararlara uyulması gerekliliği üzerinde durduk.
İkinci ziyaret noktamız Kuveyt idi. Ticaret ,turizm, savunma sanayi ve diğer alanlardaki işbirliğimizi ele aldık. Bu konularda ilgili arkadaşlarımızın birbirleriyle görüşmeleri devam edecek. Katar krizinin çözümü için Kuveyt Emiri’nin girişimlerini bugüne kadar nasıl desteklediysek, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğimizi belirttik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar'da Türk askeri üssünü ziyaret etti

"Katar'da barış ve istikrar için bulunuyoruz"
Katar’da, Yüksek Stratejik Komite toplantısını yaptık; ikili ilişkilerimizi kapsamlı şekilde ele aldık. Ticaret, sanayi, tarım gibi muhtelif alanlardaki işbirliğimizin yanı sıra Katar’da biliyorsunuz bir de üssümüz var. Bunların değerlendirmesini yaptık. Askeri üssümüzü ziyaret ettik. Bizim askerimiz orada barış, güven ve istikrar için bulunuyor. Askerlerimiz bundan sonraki süreçte de aynı kararlılıkla oradaki görevlerini yapmaya devam edecekler. Askerlerimizin konuşlandıkları Tarık bin Ziyad kışlasının modernize edilmesi, genişletilmesi, büyütülmesi için çalışmalar sürüyor. Bu yapıldığı anda, parlamentoda aldığımız karar gereği neyse bunu yapmaya devam edeceğiz.
Katar’a yönelik yaptırımların artık kaldırılması gerekiyor. Bu krizin kimseye artık faydası olmadığı ortada. Bölgemiz zaten terör, iç savaşlar, mezhep gerginliği ile uğraşıyor. Yeni krizler çıkarmak kimseye fayda sağlamaz. Bunun yerine Suriye, Irak, Filistin, Somali, Myanmar gibi hepimizi ilgilendiren sorunlar üzerinde yoğunlaşmamız, mevcut meselelerin çözümüne odaklanmamız gerekiyor. Bunlar üzerinde durduk. Katar ile bu konularda fikir birliği içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Libya konusunu da ele aldık.
Temennim odur ki, başta körfez olmak üzere bölgede bir an önce aklıselim hakim olsun, bir an önce olumlu bir neticeye varılsın.

Kuveyt Kuleleri'ne Erdoğan için Türk Bayrağı yansıtıldı

- DEAŞ’lı militanların Rakka’dan çıkarılması, Amerikan basınında değil, BBC haberiyle gündeme geldi, çok tartışma yarattı. İki terör örgütünün anlaşmasını ve bunun ABD’nin gözetiminde olmasını nasıl karşılıyorsunuz? Amerikalı koalisyon Sözcüsü Albay Ryan 3500 sivil, 300 potansiyel teröristin tahliye edildiğini söyledi. Bunlar nereye gitti, bunlar potansiyel tehlike değil mi? Türkiye’ye sızma tehlikesi var mı? Bir de yine aynı albay Afrin’de YPG’ye karşı Türkiye’nin olası müdahalesine ilişkin, ‘DEAŞ ile mücadele eden ortaklarımızı her kim olursa olsun koruruz’ dedi. ABD’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Amerikalı koalisyon sözcüsünün olaylara ne kadar vakıf olduğunu bilemiyorum. Rutin asker mantığı ile yapılmış bir açıklama gibi görünüyor. İşin siyaseti başka bir şeydir. Önemli olan onları oralarda görevlendiren siyasetçinin ne dediğidir. Orada kaç DEAŞ’lı olduğunu, kaçının çıktığını bildiğini de zannetmiyorum. Rakka, DEAŞ’ın Suriye’deki ana merkeziydi; en sonda ana merkezleri de düşmüştür. Biz oralarda DEAŞ’la mücaledele konusunda Amerikalılara şunu söyledik: ‘Rakka operasyonunu, Münbiç de dahil olmak üzere gelin beraber yapalım’. Ama onları ikna edemedik. ABD, orada, bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle yok etmenin hesabı içine girdi. ‘Biz oralarda yokuz; havadan müdahale ediyoruz, sadece lojistik destek sağlıyoruz’ diyorlar ama, gerçek tam öyle değil. Amerikalı komandolardan tutunuz, değişik güvenlik güçlerine varıncaya kadar YPG ile o bölge içinde o mücadelenin içinde bizzat yer alanlar var. YPG elemanlarına para verdiklerine dair duyumlar var. Tüm bunları bir kenara koyalım, Irak üzerinden Suriye’ye 3500 tır, zırhlı taşıyıcı, silahlar, tank, top vesaire sevk ettiler. ABD’nin orda beş hava üssü var, sekiz de diğer üsleri var. Şimdi bir de Rakka’da üs kuruluyor. Tırlarla sevk edilen silah, mühimmat, araç gereç hepsi oralara serpiştiriliyor. Hal böyle iken, ABD’nin, ‘Ben bu işin içinde yokum, ben bu işi sadece izliyorum, havadan takip ediyorum’ demesi ne kadar inandırıcı? Gerçek ortada. Yaşananlar, ABD’nin oralarda kara planlamasında da yer aldığını çok açık net ortaya koymaktadır.


Son dakika: Rusya'da üçlü zirve

"Terör örgütünün olduğu masada olmayız"
- Putin ile görüşmenizden sonra siyasi çözüm konusunda açıklamanız olmuştu. Acaba PYD-YPG’nin masaya davet edilmeyeceği konusunda güvence aldınız mı?
Türkiye olarak biz, terör örgütlerinin olduğu masada kesinlikle olmayız. Bu, Cenevre için de geçerli Astana için de. Buralara bir terör örgütünün katılmasını kabul edemeyiz. Dolayısıyla bir masada terör örgütü olacaksa, hiç kimse bizim de oraya oturmamızı beklemesin. İki kere iki dört. Siyasetin namusu vardır, biz siyasetin namusundan taviz veremeyiz.
Ben bu hususu Sayın Putin’e de söyledim. O tür bir adım atılamayacağını ifade ettim.
Ayın 22’sinde liderler düzeyinde yapacağımız toplantıda nereye varılabileceğini çok daha açık ve net biçimde göreceğiz.
Tabii Trump ile Vietnam’da yaptıkları açıklamada doğrusu bu şeyleri çok açık net görmüyorum, böyle bir çağrıyı görmüyorum. ‘Siyasi çıkış yolu’ ifade olarak doğru da, peki yedi senedir bu işin siyasi çıkış yolu yok muydu, böyle bir imkan yok muydu? Var idiyse niye bu yola başvurulmadı da yüz binlerce insan öldürüldü? Yüz binlerce insanın öldürülmesi olayındaki aktörler kimlerdi? Bunların bir düşünülmesi lazım. Yüzbinlerce insan öldürülecek, buna neden olanlar hiç bu işi yok kabul edecekler ve siyasi çıkış yolu..

ABD'li sözcüden Rakka açıklaması


"İş sadece siyasi çözümle bitmeyecek"
Siyasi çıkış yolu deniliyorsa o zaman hadi tüm silahlar, toplar, tanklar hepsi araziden çekilsin; o zaman AGİT vs. kimleri sokacaksak devreye, bunları sokalım devreye hemen burada siyasi çıkış yolunu arayalım. Türkiye olarak biz de siyasi çözüm için üzerimize ne düşecekse yapalım. Birleşmiş Milletler üzerine ne düşecekse, o da üzerine düşeni yapsın. Atalım adımları. Siyasi olarak hemen bu işlerin üzerine gidelim..
Kaldı ki iş sadece siyasi çözümle bitmeyecek. Karşımızda artık yerle bir olmuş bir Suriye var. Kuru kuruya bir şeyler söylenmesi yetmiyor. Yerle bir olmuş Suriye’yi de bir taraftan yeniden ayağa kaldırmak gerekecek. Tarih, kültür, medeniyet, her şey yerle bir olmuş. Bunları etraflıca düşünmek gerekiyor.
Bu meseleden en büyük zararı gören de biziz. Niye? Çünkü bizim Suriye’ye 911 km’lik sınırımız var. Suriye meselesiyle ilgilenen diğer ülkeler arasında bu kadar uzun sınırı olan bir başka ülke var mı? Yok. 3,5 milyon Suriyeli benim ülkemde. Onların bakımı, eğitimi, sağlığı, a’dan z’ye her şeyi bizim üzerimizde. Biz bize düşeni yapıyoruz. Başta ABD olmak üzere dünya bu konuda ne kadar destek verdi Türkiye’ye? AB ne gibi destek verdi? Sözde üç artı üç 2016 içinde bize mali destek vereceklerdi. Şu ana kadar AB’den gelen destek 850 milyon avro. Nerede desteğiniz? Yok! Konuştuğumuz zaman, ‘Kararı alındı’ diyebiliyorlar sadece. Önemli olan kararı almak değil, alınan kararı uygulamaktır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden gelen yardım da, zannediyorum, 600’ü falan bulmamıştır.
Dünya bu şekilde davranırken biz ise üzerimize düşeni en iyi biçimde yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Mülteciler konusunda tüm dünyayı duyarlı olmaya çağırıyoruz. En güçlü olarak ABD’yi, Rusya’yı, Çin’i, hatta daimi üyeleri, bu hususta duyarlı olmaya davet ediyoruz. Temenni ederim ki bu duyarlılığı gösterirler.

DEAŞ-SDG anlaşmasının ortaya çıkmasının ardından PYD'den ilk açıklama


"Putin Karabağ sorununda umutlu değil"
-Putin’le Karabağ sorununu konuştuğunuzu söylediniz. Bu hususta Rusya acaba Astana süreci tarzında bir adım atar mı? Çözüm için olumlu bir yaklaşımı var mı Putin’in?
-Kendisi olumlu bakıyor ama, gördüğüm kadarıyla çok umutlu değil. Tarafların tutumu nedeniyle ümitsiz, onu gördüm. Ben kendisine, ‘Beş reyon meselesinde olumlu neticeler alınmıştı, buradan çıkacaklardı’ dedim. Bu konuda BM’nin almış olduğu karar da var, bu karara rağmen Ermeniler buraları boşaltmadı. Buraların işgal altında olduğunu BM Güvenlik Konseyi kabul etti. Buna rağmen Ermenistan oraları terk etmiyor, boşaltmıyor. Buralar boşaltılmış olsa, o zaman tabii buraların gerçek sahipleri gelip topraklarına yerleşebilirler. Tüm bunları görüştük. Ama gördüm ki bir ümitsizlik var yani.



NATO'dan Türkiye ve S-400 açıklaması

"S-400'lerde görüşmeler sürüyor"
- S-400’lerin alımı konusunda gelişme var mı, yeni işbirliği var mı?
Öncelikli olarak görüştüğümüz S-400. Anlaşma imzalandı, detaylar üzerinde savunma sanayi müsteşarımızla muhatapları görüşmeleri sürdürüyor. Avanslar meselesi var, kredi meselesi var. Ödemelerdeki faiz noktasında bu görüşmemizde biz kendisiyle mutabakat sağladık. Hatta bakanlar olarak da mutabık kalındı, teyit ettik. Alttaki bürokratların yaklaşımı ile ikimizin ortaya koyduğu yaklaşımın farklı olduğu ortaya çıktı. Arkadaşların yoğun çalışmaları olursa, 22’sinde de bir araya geldiğimizde önemli mesafe katetmiş oluruz. Akkuyu ve Türk akımı da işbirliğimizin önemli konuları arasında yer alıyor. Türk akımında Rusya’nın çok çok hızlı bir şekilde giderek 448 km’yi tamamlamış olması manidardır. Şimdi artık bizim kara topraklarındaki adımları Kıyıköy’den itibaren atacağız. İnşallah bunların olması, hele hele bir hat değil, iki hat olarak da devam etmesi bizimle ilgili olması stratejik önemi haizdir.

- Vize konusunda bir gelişme var mı?
Vize meselesinde ciddi anlamda bir yumuşama söz konusu. Bunları da o noktada ele aldık.

Rus basını: Türkiye'ye alacağı S-400'lerin şifreleri verilmeyecek

- Lübnan Başbakan’ın istifa etmesinin, ettirilmesinin yankıları sürüyor. Suudi Arabistan içindeki güç kavgaları, ‘ılımlı İslam’ açıklamasının yankıları sürüyor. Değerlendirmenizi alabilir miyiz bu konularda?
Sayın Hariri’yle ilgili süreci takip ediyoruz. Birkaç gün içinde Lübnan’a döneceği yönünde bir açıklaması olmuş. Dolayısıyla şu an için birkaç gün beklemekte fayda var. ‘Ilımlı İslam’ tartışmasıyla alakalı olarak ben öteden beri aynı şeyi söylüyorum: İslam, İslam’dır. Batılı liderlerle görüşmelerimde de, ABD’de STK’larda yaptığım konuşmalarda da defalarca söyledim: Biz Ilımlı Hristiyanlık, Ilımsız Hristiyanlık gibi ifadeler kullanıyor muyuz? Kullanmıyoruz. İslam için de bu tarz ifadeler kullanılması; dinimizin şiddetle özdeşleştirilmeye kalkışılması yanlıştır. Bu açıdan, ılımlı İslam, ılımsız İslam tarzındaki ifadeleri doğru bulmuyoruz. İslam’ın ilkeleri bellidir; İslam, İslam’dır.

Bahçeli: MHP'nin baraj maraj sorunu asla yoktur


"MHP ile biz her türlü adımı atmaya varız"
- Bahçeli’nin ‘MHP, Ak parti ile sonuna kadar birlikte mücadele etmeye kararlıdır’ şeklinde bir açıklaması oldu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Ben Bahçeli’nin şu cumhurbaşkanlığım dönemi içinde yerli ve milli olarak vatanseverlik konusundaki tüm yaklaşımlarını aynen paylaşmışımdır, paylaşıyorum. Bundan sonraki süreçte de vatanseverlik noktasında, ülkemizin değerleri noktasında milli yerli olacak her konuda; hele hele terör örgütleriyle dayanışma içinde olan bir ana muhalefet partisi karşısında biz yerli ve milli olarak vatanımızın çıkarları tüm milletimizin çıkarları noktasında MHP ile biz her türlü adımı atmaya varız. Bu konuda tereddüdümüz dahi yoktur.



Cumhurbaşkanı Erdoğan: Adım atmaya hazırız



Bahçeli: Atatürk'e saldırmak vatan hainliğidir


"Seçim sistemi, baraj, ittifak tartışmaları için erken"
- Seçim sistemi, ittifak, baraj tartışılıyor. Bu konuda bir çalışma var mı?
Bu konuda bir çalışma yok. Bana göre şu an için bu, erken sayılabilecek bir tartışma. Ancak ülke olarak baraj meselesinde tecrübemiz, deneyimimiz fazlasıyla var. Olaya ekonomik ve mali istikrar olarak bakmamız lazım. 50 artı 1 ile siyasi istikrar geliyor. Dolayısıyla bütün bunları göz önüne aldığımızda belki bir seçim öncesi ittifak düşünülebilir, onun üzerinde durulabilir. Bu da yetkili kurullarımızın çalışması, gerekli değerlendirmeleri yapması gereken bir iştir. Nasıl bir adım atılabileceği bilahare düşünülebilir. Bunlar da bu ülkenin evlatlarının birbirleriyle neler yapabildiğini göstermesi açısından çok çok önemlidir.



Son dakika... Ekim ayı enflasyonu açıklandı


"Enflasyon vatandaşı inletiyor"
- Çift hane enflasyon... Faizlerin arttırılması için baskı var. Piyasalarda kur kaynaklı stres var sanki... Nasıl bir oyun bu, nasıl bozulacak?
Benim tezimi biliyorsunuz: Enflasyon faizle doğru orantılıdır. Enflasyonla faiz arası ilişki sebep netice ilişkisidir. Sebep faizdir netice enflasyondur, bugüne kadar bu dediğim de hep çıkmıştır. Bugün de aynı tezi savunuyorum. Sebeptir faiz. Netice enflasyondur. Faiz yükseldikçe enflasyon yükselecektir. Asla düşmeyecektir. Ama ne yazık ki biz bunu ilgili arkadaşlara anlatamıyoruz. Hepsi ‘Ben bankayım, daha yüksek kar nasıl elde edeceğim ona bakarım’ diyor. Daha yüksek kar elde etmek için ne yapması lazım? Faizi yükseltmesi lazım. Faizi yükselterek kendi karını artırmanın gayreti içerisinde ama öbür tarafta enflasyon milleti, vatandaşı inim inim inletiyor. O onun umurunda değil. Şu anda maalesef bu süreç hala devam ediyor. Belki önümüzdeki hafta sayın başbakan, ilgili bakanlar, bazı devlet bankaları bir araya gelmek suretiyle bu konuyu müzakere edip bu konuda çok kararlı adım atıp, bu faiz lobisinin de bu faizlilerin de üzerine gitmekte kararlıyız. Bu faiz lobisinin üzerine gidilmezse, bu faizlerin üzerine gidilmezse ne olur? Birincisi, enflasyon aşağıya çekilemez, ikincisi yatırımlar artmaz, üçüncü olarak da istihdam artmaz. Ama biz bunu halledersek, enflasyon düşecektir, yatırım artacaktır, istihdam artacaktır. Bu işi başarmamız lazım.



Enflasyon beklentisi değişti! İşte yeni rakamlar


- Suriye konusunda 22 Kasım’da Türkiye, Rusya ve İran’ın liderler düzeyinde yapacakları toplantının yeri belli mi?
Evet, belli. Toplantı, 22 Kasım’da Soçi’de olacak.

"Atatürk'ü sevmek başka, Atatürkçülük yapmak başka bir şey"
- 10 Kasım itibariyle başlayan gündem var. Belki de partiniz gençlik kolları çağrısıyla da... Partinizin Atatürk başlığında yeni bir hassasiyeti mi var? Eleştirilere ne dersiniz?Gençlerin dediğiniz türden bir şey yapması genel merkez gençlik kolları kaynaklı bir şey değil. Gençlerimizin kendilerinin serbest hareket etmesi suretiyle attıkları adım. Benim konuşmam zaten onlarla bağlantılı bir konu değil.. Benim konuşmamda, bu ülkede tabular oluşturulmaması gerektiğini vurguladım. Atatürk’ü sevmek başka bir şeydir, Atatürkçülük yapmak başka bir şeydir. Bizim anlatmak istediğimiz budur. Anlattığımız da budur. Ülkemizde maalesef böyle bir durum yaşanıyor. Mesela neymiş, efendim ben Atatürk ifadesini kullanmıyormuşum! Ya, yok öyle bir şey. Kullandığım yerler vardır, kullanmadığım yerler vardır. Bu matematik bir olay değil ki. Atatürk’ün imzasına bakarsınız, bazı yerlerde K. Atatürk diye imzası vardır, bazı yerlerde Gazi Mustafa Kemal diye imzası vardır. Ben şimdi Gazi Mustafa Kemal de diyorum, Atatürk de diyorum. Ama adamın derdi bağcı ile olduğu için, ne deseniz kusur buluyor. Sıkıntı burada. Düşünün artık, kimlerin eline diline düştü ya. Marksistlerin, affedersin PKK’lıların, HDP’lilerin, şunların bunların eline düştü. Onlarla birlikte yürüyen kim? Sözde Atatürkçü Kılıçdaroğlu. Beraber bunlarla yürüyor. Oradan eleştiriler yapıyor. Önce işine bak. Bu ülkeye ne kazandırıyorsun ona bak. Buralara kadar bu işi düşürmedik, düşürmeyeceğiz. Kaldı ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, biliyorsunuz, kendisini putlaştırmaya çalışanlara yönelik aleyhte çok veciz ifadeleri var. Al biraz da onları oku. Bak bakalım ne diyor. ‘Vatan için ne yaptınız, bu millet için ne yaptınız?’ diye soruyor. ‘Bana öyle gelin’ diyor. Biz, bu cümlenin şu andaki muhatapları olarak, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşıyoruz, yaptığımız budur.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html