BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Agit sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Agit sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

10 Şubat 2019 Pazar

İsrail ve Körfez: Bölgesel entegrasyon arayışı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail’in Körfez monarşileriyle ilişkilerinin yoğunlaşmasına yol açan başat neden, elbette ki İran'dan kaynaklanan tehdit algısı.


Aslına bakılırsa bölgesel entegrasyon tabiri, İsrail ve Körfez monarşilerinin güncel ilişkileri göz önüne alındığında, oldukça abartılı bir ifade olarak görünebilir. Nihayetinde bölgesel entegrasyon kavramıyla anılan en belirgin yapı, Avrupa Birliği’dir. Avrupa Birliği’nin ulaştığı bölgesel entegrasyon düzeyi, İsrail ve Körfez monarşileri için uzak bir hedef olarak belirse de son dönemde tanık olunan kimi gelişmeler aslında bölgesel bir kurumsallaşmanın hedeflendiğine işaret ediyor. Unutulmamalıdır ki Avrupa Birliği de ortak bir tehdide (Sovyetler Birliği) karşı, kontrolsüz silahlanmayı engelleyebilmek adına (kömür ve çelik anlaşması), düşman kardeşleri (Almanya-Fransa) barıştırarak ve bütün bu süreci finanse eden (Marshall Planı) bir hegemonla (ABD) yola çıkmıştır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, şimdilik gelecek vizyonu olarak da beliren ‘temenniler’, kurulmakta olduğu aşikâr olan bir takım askeri iş birliklerinin devamı niteliğinde olabilirler.
Söz konusu bölgesel entegrasyon sürecinin iki ayaklı yürüdüğünü gözlemleyebiliriz. Bunlardan biri, İran’ın ortak bir tehdit olarak algılanmasına yaslanarak, ittifak ilişkilerinin konsolide edilmesini sağlıyor. Dolayısıyla askeri/güvenlik sektörünü ilgilendiriyor. Bir diğeri ise şimdilik inşa edilmesine yönelik niyet beyanlarının yapıldığı entegre ulaşım sistemlerini kapsıyor. Bu da hem ticari hem de askeri opsiyonlara, Arap yarımadasını kabaca kuzey-güney hattında denetim altına alacak bir alan açıyor.

Askeri ittifak ve şerhleri

İsrail’in Körfez monarşileriyle ilişkilerinin yoğunlaşmasına yol açan başat neden, elbette ki İran'dan kaynaklanan tehdit algısı. İran’ın bir tehdit olarak ortak kabulü, söz konusu devletlerin birlikte hareket edebilmelerine zemin hazırlamış ve süreç, İran’a karşı ortak askeri kurumsallaşma seçeneklerinin değerlendirilmesine kadar varmıştır.
Söz konusu askeri kurumsallaşma ile bugün bir şekilde ayakta kalabilmiş NATO gibi ortak tehdit algısına yaslanan askeri ittifaklar kastediliyor. Hatta Ortadoğu Stratejik İttifakı olarak isimlendirilen muhayyel yapı, daha ziyade Arap NATO’su olarak anılıyor. Lakin NATO’nun tarihçesi, ortak tehdit algısına yaslanan askeri ittifakların işlevselliği ve kullanım ömrü hususunda soru işaretlerine de yol açıyor.
NATO, Soğuk Savaş sona erdiğinde temel misyonunu kaybetmiş bir yapı olarak, sorgulandığı bir evreye sürüklendi. Nihayetinde, Sovyetler ve dolayısıyla komünizm tehdidi ortadan kalkmış ve ‘hür dünyanın’ geleceğini tehlike altına sokabilecek rekabetçi potansiyel artık yok olmuştu. NATO’nun varlık sebebi de böylece ortadan kalkmış ve misyonunu kaybetmiş bir örgüt olarak yeni alanlara açılmak durumunda kalmıştı. Alan dışı müdahale doktrini, tam olarak bu sorgulama sürecinde ortaya atıldı. Üye ülkelerin savunma kapasitelerini geliştirmek, standardize etmek ve eşgüdümlü hale getirmek amacıyla inşa edilmiş yapı, bir süre sonra kendisini devlet dışı tehditlerle mücadele ederken buldu. 1990’lı yıllarda Balkanlarda ve 2000’li yıllarda da Afganistan’daki varlığının gerekçesi buydu.
Ortadoğu’da bölgesel bir güvenlik örgütü kurma hevesi, aslında hiç de yeni değil. Soğuk Savaş’ın dayattığı süper güçler arası rekabetin bölgesel yansımaları, Ortadoğu’da ortak tehdit olarak kodlanan Sovyetler Birliği ve komünizme karşı kurumsallaşma önerilerine sebep olmuştur. Bu minvalde, 1950’li yıllardan itibaren çeşitli önerilerin gündeme geldiği ve fakat hemen hiç birisinin başarılı olamadığı bilinmektedir. Söz gelimi Bağdat Paktı, yalnızca 3 sene ayakta kalabilmiş ve 1958 yılında Irak monarşisine karşı girişilen askeri bir darbe sonucu ismini aldığı başkenti kaybetmiş bir oluşum olarak anlamını yitirmiştir. Bölgesel güvenliğin kurumsal bir zemine çekilmesi, Ortadoğu’da arzu edilen ve fakat kotarılamamış bir hevese işaret eder.
Günümüzde de benzer bir yapılanmanın bu sefer İran tehdidine karşı ortak bir payda üretilmesiyle mümkün olabileceği konuşulmaktadır. En son Ortadoğu Stratejik İttifakı olarak isimlendirilen girişim, İsrail’in de bir ihtimal parçası olacağı bir askeri ittifakı imlemektedir. Özellikle Suudi Arabistan monarşisinin İsrail perspektifindeki radikal dönüşümü, söz konusu kurumsallaşmanın gerçekleşebileceğine dair beklentileri de güçlendirmektedir.
1990’lı yılların panoramasını inşa eden küresel ve bölgesel gelişmeler, yine İsrail tarafında bölgesel bir organizasyon kurulması ihtimaline yönelik beklenti yaratmıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılması, revizyonist Saddam rejiminin geriletilmesi ve Madrid Barış Konferansı ve devamındaki Oslo süreciyle oluşan barışçıl atmosfer, İsrail’in bölgesel bir yapılanmayı gündeme getirmesine vesile olmuştur. Bu dönemdeki tahayyül, daha ziyade karşılıklı diplomatik tanınmaya dayalı AGİT benzeri gevşek bir organizasyondur. Özellikle de Araplar arası rekabet, bölgesel düzeyde askeri bir ittifak kurulabilmesinin önündeki başlıca engel olarak görülmektedir.

Muhtemel senaryo AGİT benzeri gevşek yapılanma

Konjonktürel olarak günümüzün politiği ise biraz farklı bir mecrada ilerlemektedir. Öncelikle Araplar arasındaki dengeler radikal biçimde dönüşmüştür. Mısır’da iktidarı elinde tutan darbeci Sisi rejimi, Körfez monarşileri tarafından finanse edilmektedir. Bu da doğal olarak Mısır’ın tarihsel iddialarından feragat edebileceğini göstermektedir. Ayrıca Suudi Arabistan’da yaşanan taht oyunları neticesinde oldukça güçlü bir pozisyona kavuşan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, fazlasıyla iddialı ve agresif bir profil sunmaktadır. Arabistan yarımadasını bölgenin merkezi olarak konumlandıracak finansal kaynaklara sahip olmakla birlikte, askeri harcamalarının devasa ölçeğine rağmen Yemen’de ‘başarılı’ olamamış ve bir dönem Arap milliyetçiliğinin öncüsü olarak kabul edilen Mısır Devlet Başkanı Nasır’la aynı kaderi paylaşıyor görünmektedir. Bu bağlamda Yemen, panarabizmin tarihsel turnusol kâğıdıdır.
İsrail açısından Körfez monarşileriyle kurulacak askeri bir ittifak, tarihinde bir benzeri olmadığından, olası gözükmemektedir. Sıkça tartışılan yapılanma, NATO benzeri bir savunma örgütünü önermektedir. Lakin İsrail, ABD ile dahi resmi bir ittifak ilişkisi içerisinde olmamıştır. Bu durumun istisnası, İsrail’in Türkiye ile imzaladığı 1996 anlaşması olmakla birlikte, söz konusu anlaşmanın kapsamı, NATO’nun 5. maddesi gibi askeri savunmayı ortaklaştıracak bir düzenleme içermemektedir. Kaldı ki bu madde, üyelerden birine yönelecek herhangi bir tehdide topyekûn savunmayı vurgular. Ortadoğu’daki devletlerin çok çeşitli düzeylerde yaşadıkları sorunlar göz önünde bulundurulursa NATO benzeri bir ittifak, bölge devletlerinin bir biçimde devamlı savaş halinde olmasına yol açabilir. Bu bağlamda İsrail’in, bölgedeki Arap devletleriyle de benzer bir ilişki biçimi geliştirme ihtimali oldukça yüksektir. Askeri istihbarat ve eğitim faaliyetleri, İsrail’in olası bir Arap ittifakına verebileceği maksimum katkıyı simgelemektedir.
Ayrıca Arap devletlerini anakronik bir monarşinin öncülüğünde çağdaş bir panarabizme sevketmek anlamına da gelebilecek olan ittifak, uzun vadede İsrail açısından son derece olumsuz sonuçlara yol açabilir. Günümüzde İran tehdidi dolayısıyla ortak bir payda yakalayan bölge devletleri, İran’daki rejimin olası düşüşüyle birlikte farklı arayışlara sahne olabilir. NATO örneğinde de görülebileceği üzere, bu tipolojideki askeri ittifaklar yeterli ödeneklere ve belirgin bir hegemona sahiplerse bir biçimde ayakta kalmak için uğraş vermektedirler. Böylesi bir durumda İsrail’in yeniden hedef tahtasına konmayacağına dair bir garanti yoktur. Her ne kadar karşılıklı diplomatik tanınma şartı bir ön koşul olarak yerine gelecekse de bu da yeterli bir koruma sağlamayacaktır.
Bir diğer negatif görünüm ise Arap ordularının yetenekleriyle alakalıdır. Yukarıda da ifade edilen Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesindeki askeri başarısızlığı, bölgedeki Arap devletleri arasında askeri anlamda başat güç olduğu kabul gören Suudilerin de aslında o denli güçlü olmadıklarına delalet etmektedir. Kaldı ki Suudiler askeri yapılanmalarına milyarlarca dolar harcamaktadırlar. Bölgesel bir güvenlik örgütünün lideri pozisyonuna talip olduğu bilinen Suudilerin Yemen’deki performansı, askeri ittifakın ilerleyen dönemlerdeki olası performansına dair de fikir verebilir.
İsrail açısından bölgenin askeri entegrasyonu, yukarıda anılan olumsuzluklara rağmen gerçekleştirilebilir görünmektedir. Özellikle de ABD’nin dışarıdan vereceği kuvvetli destek, bölge devletlerini hiyerarşik bir dizilime zorlayacaktır. Böylece başarısız olacağına yönelik güçlü belirtiler olsa da ittifak, belki AGİT benzeri gevşek bir yapılanma kurgulanarak, bölge devletlerinin istişare mekanizması işlevi üstlenecektir. Zira İsrail açısından gevşek bir yapılanma, tercihe şayan olandır. Böylece Arap devletlerinin bir düzeyde entegrasyonu gerçekleştirilmiş olacak ve cari görünümde İran tehdidine karşı ortak bir duruş sergilenmiş olacaktır. Ayrıca üst politika (high politics) girdisi olarak belirecek yapılanma, alt politika (low politics) girdisi olarak belirecek ulaşım ağıyla ve dolayısıyla Arabistan yarımadasının jeostratejik entegrasyonuyla desteklenecektir.

Yol ve tahakküm: Arabistan yarımadasının entegrasyonu

Klişe bir ifadeyle otorite, kontrol/denetim sağlanabildiği ölçüde mümkün olur. Kontrol edilemeyen coğrafyalar, insanlar vb. otoriteye tabi değildir. Bir otorite kurgulamanın başat kuralı, ulaşabilmekten geçer. Ancak ulaşılabilir kılınan coğrafyalar ve insanlar, tahakküm altına alınabilir. Bu bağlamda devletin geçirdiği tarihsel dönüşüm ve çağdaş ulus devletin çekirdek değeri, kontrol/denetim mekanizmalarına yaslanır.
Demiryolları, esasa odaklanıldığında, sivil taşımacılığından çok daha ötede imkanlar sağlamaktadır. Sivil taşımacılığı, demiryolları üzerinden yapılan ulaşım faaliyetlerinin oldukça cüzi bir kısmını karşıladığı gibi, stratejik amaçlı kullanımı sayesinde devletlerin askeri ve ekonomik faaliyetlerini kolaylaştırmaktadır.
Devletler, inşa ettikleri demiryolları aracılığıyla, stratejik ulaşım hatları tesis ederler ve bu hatları, olağanüstü hallerde devreye sokarak, askeri/güvenlik sektöründeki hamlelerini somutlaştırırlar. Söz gelimi, güncel ve tanıdık bir örnek olarak, Türkiye’nin Kuzey Suriye’de yürüttüğü askeri operasyonların hazırlık süreci, bu bağlamda oldukça açıklayıcıdır. Özellikle demiryolları (duble yolların da benzer bir stratejik işlevi vardır) vasıtasıyla, askeri birlikler ve silah sistemleri oldukça kısa bir süre içerisinde sınır bölgelerine transfer edilebilmiş ve demiryollarının stratejik kullanımına rafine bir örnek oluşturmuştur.
Arabistan yarımadasının jeostratejik entegrasyonuna vesile olacak demiryolu projeleri, Doğu Akdeniz’i Umman Denizi’ne bağlamayı hedeflemektedir. Arabistan yarımadasını, Yemen hariç tutulacak şekilde, kuzey-güney ekseninde entegre edecek projeler, Ürdün’ü de ulaşım merkezi olarak tasarlamaktadır. Suudi Arabistan’ın planladığı projesi itibariyle, Riyad’ı Ürdün sınırındaki El Hadisa’ya bağlayacak demiryolu hattı da benzer bir kazanım sağlayacaktır. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nin de hem Suudi Arabistan hem de Umman sınırlarına kadar geliştireceği demiryolu hatları, bölgeyi örümcek ağı gibi saracak stratejik bir araç olacaktır.
Bunlara ek olarak, Suudi Arabistan Kralı Selman’ın Mısır’ın darbeci lideri Sisi’yle 2016 yılında anlaşmaya vardığı ve devraldığı Tiran ve Sanafir adalarına dair projeleri de ilgi çekicidir. Akabe körfezinin girişinde konumlanan Tiran ve Sanafir adaları, 1950 yılında Mısır’a gönüllü bir şekilde terk edilmiş ve bu adaların, İsrail’e karşı geliştirilecek saldırı/savunma hamlelerinde işlevselleştirilmeleri öngörülmüştür. Tiran boğazının Mısır tarafından kapatılabilmesi, söz konusu adalardaki tahkimat sayesinde mümkün olabilmiştir. Hatta öyle ki 1956’daki Süveyş krizinin sonrasında İsrail, Sina yarımadasından çekilmekle birlikte, Tiran boğazını tutabilmesini sağlayacak teritoryal bir şeridi işgale devam etmiştir. Günümüzde adaların egemenliği, Suudi Arabistan’a devredilmiş ve bölgeye yönelik yeni projeler de gündeme gelmiştir. Bu projelerin başında ise Tiran ve Sanafir adalarını, Suudi Arabistan ve Mısır arasında inşa edilecek köprüye payanda kılmak gelmektedir. Böylece Suudi anakarası, Sina yarımadasıyla karayolu marifetiyle birleştirilmiş olacak ve tıpkı Bahreyn ile sağlanan bağlantı benzeri bir entegrasyonun önü açılacaktır. Böylece Sina yarımadasında kendiliğinden gelişecek Suudi etkisinden söz etmek hatalı bir çıkarım olmayacaktır.
Özellikle Umman’ın demiryolu projeleri, bu bağlamda ilgi çekicidir. Umman’ın açıklanan projelerine göre ülke, kuzey-doğu ve kuzey-güney akslarında demiryollarıyla birbirlerine bağlanacaktır. Kuzeyde, Birleşik Arap Emirlikleri sınırında yer alan El Buraimi’den başlayacak hat, ülkenin doğusunda konumlanmış Sohar limanına ulaşacak. Sohar’dan başlayacak bir diğer hat ise ülkenin coğrafi merkezine doğru yol alarak, İbri’ye uğrayacak ve buradan da güney kıyılarında yer alan El Dukm limanına stratejik bir yay çizecektir. Arabistan yarımadasının diğer bölgelerinde inşa edilecek diğer hatlarla birlikte düşünüldüğünde, yarımadanın kuzey-güney aksında stratejik bir ulaşım/denetim imkanına kavuşacağını söylemek, abartılı bir çıkarım olmayacaktır.
Umman’da inşaatı planlanan demiryollarının varış noktaları da ayrıca stratejik bir tercihe işaret ediyor. Ülkenin doğusundaki Sohar limanı ve güneyindeki El Dukm limanı, Hürmüz boğazını by-pass etmeleri hasebiyle, olası istikrar bozucu hamlelerin etkisini de minimize etmiş olacaktır. Bu noktada, İran’ın mütemadiyen Hürmüz boğazını uluslararası geçişlere kapatma tehdidinde bulunduğu düşünüldüğünde, söz konusu hatlar hem ticari faaliyetleri stabilize edecek hem de olası bir politik istikrarsızlık halinde ilgili devletlere müdahale imkanını kolaylaştıracaktır. Bu bağlamda, Arap Baharı sürecinde Bahreyn’de gerçekleşen gösterilere, Suudi Arabistan önderliğindeki Körfez İşbirliği Konseyi’ne ait askeri birliklerin Kral Fahd köprüsünü kullanarak müdahale ettiklerini akılda tutmakta fayda var.
Söz konusu demiryolu ve karayolu projeleri, orta ve uzun vadede Arabistan yarımadasının stratejik entegrasyonuna kapı aralayacağı için oldukça mühim gelişmelerdir. Her ne kadar kısa vadede bir sonuç üretemeyecek olsa da İsrail’in Hayfa kentini hem askeri hem de ticari bağlamlarıyla Arabistan yarımadasına ve Umman denizine çıkartacak bir projeler silsilesi söz konusudur. Geniş bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, ABD’nin değil belki ama İsrail’in ‘yüzyılın anlaşmasını’ ele almış olabiliriz.


25 Haziran 2018 Pazartesi

TÜRKİYE SEÇİMİNİ YAPTI

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Recep Tayyip Erdoğan ilk turda Cumhurbaşkanı seçildi. MHP, bütün kamuoyu yoklamalarını bir defa daha yanıltarak Meclis'in kilit partisi oldu



CUMHURBAŞKANLIĞ'ı Hükümet sisteminin ilk seçimi Cumhur İttifakı'nın büyük başarısına sahne oldu. İttifakın adayı Erdoğan, ilk turda yüzde 50'yi geçerek Cumhurbaşkanı seçildi. MHP, üzerinde oynanan bütün oyunları, kamuoyu yoklamaları ile oluşturulmak istenen algı operasyonlarını yerle bir ederek Meclis'te kuvvetli bir temsil imkanı kazandı. Cumhur İttifakı Meclis'te ezici bir çoğunluk kazandı. MHP Lideri Erdoğan'ı arayarak tebrik etti.

56 milyon 322 bin 632 seçmen Türkiye genelinde kurulan 180 bin 65 sandıkta oylarını kullandı. Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri'nde güvenliği sağlamak amacıyla 264 bin 526 polis, 195 bin 695 jandarma, 50 bin 793 güvenlik korucusu, 19 bin 993 gönüllü güvenlik korucusu olmak üzere 531 bin 7 güvenlik personeli görev yaptı. 34 ülkeden 635 yabancı gazeteci ve uluslararası 8 kuruluştan 415 kişi, seçimi izledi.

AĞRI, Şırnak, Batman ve Diyarbakır'da seçime ilişkin akreditasyonu bulunmadığı ve AGİT gözlemcisi olmadığı halde kendisini gözlemci olarak tanıtarak seçimlere müdahale girişiminde bulundukları belirlenen 20 yabancı hakkında yasal işlem başlatıldı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin ilk seçimi Cumhur ittifakının büyük başarısına sahne oldu. İttifakın adayı Recep Tayyip Erdoğan ilk turda yüzde 50'yi geçerek Cumhurbaşkanı seçildi. MHP üzerinde oynana bütün oyunları, kamuoyu yoklamaları ile oluşturulmak istene algı operasyonlarını yerle bir ederek mecliste kuvvetli bir temsil imkanı kazandı. Cumhur ittifakı mecliste ezici bir çoğunluk kazandı.

CUMHURBAŞKANI ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri'nde dün yurt içinde 56 milyon 322 bin 632 seçmen, 180 bin 65 sandıkta oy kullandı ve  Cumhurbaşkanı ile Meclis'in yeni üyelerini seçti.

 Cumhurbaşkanlığı seçimi için 6 aday, 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için 8 siyasi parti yarıştı. AK Parti ve MHP'nin kurduğu "Cumhur İttifakı" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, CHP Muharrem İnce'yi, HDP ise Selahattin Demirtaş'ı cumhurbaşkanı adayı olarak göstermişti. Seçmenlerin imzasıyla cumhurbaşkanı adayı olmak üzere başvuran ve gerekli 100 bin imzayı toplayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de cumhurbaşkanı olabilmek için yarıştı. Vatandaşlar, bu seçimde 550 yerine 600 milletvekili için oy kullandı.. 

Seçime AK Parti, CHP, HDP, HÜDAPAR, İYİ Parti, MHP, Saadet Partisi ile Vatan Partisi katıldı. BBP'nin adayları AK Parti, DP'nin adayları ise İYİ Parti listelerinden seçime girdi.Siyasi partilerin ittifak yaparak seçime katılmasına olanak tanıyan yeni yasa değişikliği sayesinde ittifaklar da kuruldu. AK Parti ve MHP "Cumhur İttifakı", CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ise "Millet İttifakı" adı altında oy pusulasında yer aldı. Seçmenler, iki oy pusulasını tek zarfa koyarak seçimini yaptı.

531 BİN 7 GÜVENLİK PERSONELİ GÖREV YAPTI



Seçimde güvenliği sağlamak amacıyla 264 bin 526 polis, 195 bin 695 jandarma, 50 bin 793 güvenlik korucusu, 19 bin 993 gönüllü güvenlik korucusu olmak üzere 531 bin 7 güvenlik personeli görev yaptı.

34 ÜLKEDEN 635 YABANCI GAZETECİ SEÇİMLERİ TAKİBETTİ

 Öte yandan 34 ayrı ülkeden 635 yabancı basın mensubu, dün yapılan Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'ni izlemek için Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'ne (BYEGM) akreditasyon yaptırdı.Yabancı basın mensuplarının seçim sonuçlarını takip edebilmesi için BYEGM tarafından Ankara, İstanbul ve Diyarbakır'da basın merkezleri de kuruldu. Buralardaki ekranlardan, BYEGM ve Anadolu Ajansı (AA) iş birliğiyle sağlanan bilgilerle seçim sonuçları anlık takip edilebildi. BYEGM, gazetecilerin alandaki faaliyetlerini kolay yürütebilmesi için de ekipler oluşturdu.

SEÇİMİ 415 ULUSLARARASI GÖZLEMCİ İZLEDİ

Uluslararası 8 kuruluştan 415 kişi, dün yapılan Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'ni izlemek üzere görevlendirildi.
Seçimler için 8 uluslararası kuruluş ve parlamenter oluşumdan toplam 415 gözlemcinin Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) akreditasyonu sağlandı.
Seçimlerin adil, özgür ve şeffaf bir ortamda yürütülüp yürütülmediğini gözlemlemek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'ndan (AGİT) 234, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi'nden (AGİTPA) 72, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nden (AKPM) 35, Akdeniz Parlamenter Asamblesi'nden (AKDENİZPA) 10, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi'nden (KEİPA) 5, Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi'nden (TÜRKPA) 15, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi'nden (Türk Konseyi) 21 ve Şanghay İşbirliği Örgütü'nden (ŞİÖ) 23 olmak üzere 415 kişi süreci takip  etti.

Akreditasyonu sağlanan gözlemciler, özellikle seçim günü oy verme ve oyların sayım-döküm ve tutanaklara geçirme işlemlerini sandık kurulunun görevini aksatmayacak şekilde izleyebildi. Gözlemciler, seçimlerde uluslararası seçim standartlarının sağlanıp sağlanmadığını, propaganda sürecini, seçime katılımı, seçim iş ve işlemlerini izleyerek, bu çalışmalar hakkında rapor hazırlayacak.

YENİ SİSTEM NELER GETİRİYOR?



Dünkü seçimle birlikte vekil sayısı 600'e çıktı. Ülkede tüm yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu'nda olacak. Cumhurbaşkanı bürokrasiden uzak, hızlı çalışabilecek nitelikli yöneticileri bakan olarak görevlendirecek. Kamu yönetimi mimarisi, bu temelle yenilenecek.
Bakanlar da Cumhurbaşkanı yardımcıları da Meclis dışından olacak.

 Kaç yardımcı atayacağına Cumhurbaşkanı karar verecek. Onunla ilgili bir sayı anayasaya koyulmadı. 
Tarihi Başbakanlık binası ve Bakanlar Kurulu toplantıları tarihe karıştı. Yeni sistemde ekonomi, güvenlik, adalet gibi temel alanlarda 3 ila 5 Cumhurbaşkanı yardımcısı olması öngörülüyor. Şu anda 26 olan bakanlık sayısı da azaltılacak.

YENİ SİSTEMDE KABİNE

Yeni sistemde bakanlar, Meclis dışından seçilecek. Milletvekili olan birinin bakan yapılması gerekirse vekillikten istifa etmesi gerekecek.  Bazı bakanlıkların birleştirilmesi hedefleniyor. Parlamenter sistemde kabine Başbakan'a bağlı olarak çalışıyordu. Yeni sistemde kabinenin başı Cumhurbaşkanı olacak. Bir de ABD'deki gibi ofis yönetimi planlanıyor. Bakanların dışında Cumhurbaşkanı'na bağlı birimer olacak. Tüm bu değişiklikler için Cumhurbaşkanı, kararname yetkisini kullanacak.

28 Eylül 2020 Pazartesi

Ermenistan güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlayan çatışmalar sürüyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında sabah saatlerinde Ermenistan güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlayan çatışmalar sürüyor.



Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında sabah saatlerinde Ermenistan güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlayan çatışmalar sürüyor.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, Ermenistan ordusunun, saat 06.00 sıralarında cephe hattı boyunca geniş kapsamlı provokasyonda bulunarak Azerbaycan ordusunun mevzilerine ve sivil yerleşim birimlerine büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla ateş açtığını belirtti.

                    

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, saldırının ardından yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, "Ermenistan'ın başlattığı saldırı neticesinde şehit ve yaralılarımız var. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Ermenistan ordusuna ait askeri araçları imha ettik." diye konuştu.

Söz konusu saldırıların sürekli hale geldiğine işaret eden Aliyev, "Temmuzda Ermenistan-Azerbaycan devlet sınırında, Tovuz istikametinde, yeniden top ateşleri neticesinde sivillerimiz ve bir hane zarar görmüştür. Bu Ermeni faşizminin gelecekteki göstergesidir." dedi.

Azerbaycan, cephe hattında karşı saldırı başlattı

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Azerbaycan ordusu komutanlığının sivil halkın güvenliğini sağlamak için tüm cephe boyunca bir karşı saldırı başlatmaya karar verdiği ifade edildi.

"Kara birliklerinin, tank birimlerinin, füze ve topçu birliklerinin, insansız hava araçlarının desteğiyle cephede ve savunmanın derinliklerinde bulunan çok sayıda Ermeni askerini, tesis ve askeri araçlarını tespit ederek imha ettiği" aktarılan açıklamada, cephe hattının farklı yönlerinde Ermenistan'a ait 12 adet OSA uçaksavar füze sisteminin de imha edildiği belirtildi.

Azerbaycan'dan Ağdere'deki Ermeni askeri birliğinin komutasına "teslim olun" çağrısı

Azerbaycan Askeri Komutanlığı, işgal altındaki Ağdere bölgesindeki Ermeni silahlı kuvvetlerinin garnizon komutanına, can kayıplarının artmaması için "direnmemeleri ve teslim olmaları" çağrısında bulundu.

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Ermeni garnizonun teslim olduğu takdirde, savaş esirleri ve sivil rehinelere yönelik muamelenin, Cenevre Sözleşmesi ve diğer uluslararası hukuk normlarına uygun yürütüleceği kaydedildi.

Azerbaycan ordusu, 6 köyü Ermeni işgalinden kurtardı

Azerbaycan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Yarbay Anar Eyvazov, düzenlediği basın toplantısında, Ermeni güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlatılan karşı saldırıda, uzun yıllardır işgal altında olan Fuzuli bölgesinin Karahanbeyli, Gervend, Köy Gerediz, Yukarı Abdurrahmanlı köyleri ile Cebrayıl bölgesinin Büyük Mercanlı ve Nüzgar köylerinin Azerbaycan ordusunun kontrolüne geçtiğini bildirdi.

Azerbaycan ordusu, Murovdağ zirvesinde de kontrolü ele geçirdi.

Ermenistan'da "savaş durumu" ilan edildi

Ermenistan hükümeti, Dağlık Karabağ’daki vaziyet nedeniyle ülkede "savaş durumu" ve "genel mobilizasyon" ilan etti.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ermenistan hükümetinin Dağlık Karabağ’daki vaziyet nedeniyle ülkede "savaş durumu" ve "genel mobilizasyon" ilan ettiğini bildirdi.

Azerbaycan'da "savaş hali" ilan edildi

Azerbaycan Milli Meclisi, ülkenin bazı şehir ve bölgelerinde "savaş hali" ilan edilmesi kararı aldı.

Milli Meclis, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in, Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında yaşanan çatışmalar nedeniyle ülkenin bazı bölgelerinde "savaş hali" ilan edilmesi yönündeki kararını onayladı.

Olağanüstü toplantıda kabul edilen karar gereği, "savaş hali" devam ettiği sürece Azerbaycan vatandaşlarının ve ülkedeki yabancıların anayasal hak ve özgürlükleri ile mülkiyet hakları kısmen ve geçici olarak kısıtlanacak.

Türkiye'den tepkiler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Azerbaycan'a yönelik saldırılarına bir yenisini ekleyen Ermenistan, bölgede barışın ve huzurun önündeki en büyük tehdit olduğunu bir kere daha göstermiştir. Türk milleti her zaman olduğu gibi bugün de tüm imkanlarıyla Azerbaycanlı kardeşlerinin yanındadır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ermenistan'ın tahrikkar saldırganlığı karşısında gerekli ve yeterli bir tepki ortaya koyamayan uluslararası toplum, çifte standardını bir kez daha göstermektedir. Yaklaşık 30 yıldır ihmalkar tutumunu sürdüren Minsk üçlüsü de çözüm odaklı davranmaktan maalesef çok uzaktadır. Ermeni halkını, kendilerini felakete sürükleyen yönetimlerine ve onları bir kukla gibi kullananlara karşı geleceklerine sahip çıkmaya davet ederken tüm dünyaya işgale ve zulme karşı verdikleri mücadelede Azerbaycan'ın yanında yer alma çağrısı yapıyoruz.

Bugün yaptığımız telefon görüşmesinde dirayetli ve kararlı duruşuna bir kez daha şahit olduğum Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşim İlham Aliyev'e ifade ettiğim gibi Türkiye 'tek millet, iki devlet' anlayışıyla, Azerbaycanlı kardeşleriyle dayanışmasını güçlendirerek sürdürecektir."

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "Çözümsüzlükten fayda sağlayacağını düşünen Ermenistan yine haddini aşmıştır, bu defa yanıtını sahada almaktadır. Sahada ve masada can Azerbaycan’ın yanındayız." ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Ermenistan’ın bu sabah Azerbaycan’a karşı başlattığı saldırı hakkındaki soruya verdiği yazılı cevapta şu ifadeleri kullandı:

''Uluslararası hukukun açık ihlali olan ve sivil kayıplara da yol açan Ermeni saldırısını şiddetle kınıyoruz. Azerbaycan, halkını ve toprak bütünlüğünü korumak için meşru müdafaa hakkını elbette kullanacaktır. Bu süreçte, tek yürek olarak Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği tamdır. Azerbaycan nasıl isterse, o şekilde yanında olacağız. ''

Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı gerçekleştirdiği saldırılara siyasi partilerden tepkiler

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Ermenistan'ın saldırılarını kınayarak Türkiye'nin bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da Azerbaycan'ın yanında olacağını vurguladı.

Ermenistan'ın bölge barışını tehdit ettiğini belirten Çelik, ''Bu saldırılar Ermenistan'ın uluslararası hukuku tanımadığını bir kere daha gösterdi. Uluslararası toplum Ermenistan'ı mahkum etmelidir." ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı Ünal Çeviköz, yaptığı yazılı açıklamada, Ermenistan tarafından uluslararası hukuka aykırı gerçekleştirilen ateşkes ihlalini, sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan Azerbaycan'a yönelik saldırısını kınadıklarını bildirdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırısını kınayarak "Yegane gayesi Türk düşmanlığı olan Ermenistan'ın ve kiralık silahlı unsurlarının Türk milleti karşısında tutunma ihtimali yoktur." ifadesini kullandı.

Bölgede artan gerilimlerin sıcak çatışmaya dönüştüğünü, zulüm ve terör yöntemlerinin kimin tarafından kullanıldığının iyice netleştiğini vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

''Ermenistan'ın alçak saldırısını Akdeniz ve Ege'de oynanan şirret oyunlardan, Libya, Suriye ve Irak'ta sahnelenen emperyalist projelerden ayrı düşünmek, ayrı değerlendirmek, geldiğimiz bu aşamada imkansızdır. Türk düşmanlarının farklı coğrafyalarda husumet nöbetine girdiği ortadadır."

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Azerbaycanlı ve Rus mevkidaşlarıyla telefonda görüştü

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile telefon görüşmeleri yaptı.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Çavuşoğlu ile mevkidaşları arasındaki görüşmede "Ermenistan'ın saldırganlığı" konusu ele alındı.

Uluslararası toplumdan tepkiler

Rusya Dışişleri Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların durdurularak taraflara müzakerelere başlama çağrısında bulundu.

Açıklamada, Dağlık Karabağ’da durumun ani şekilde kötüleştiğine dikkat çekilerek "Durumu istikrara kavuşturmak için tarafları derhal ateşkese ve müzakerelere başlamaya çağırıyoruz." ifadesi yer aldı.

AB, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerginlikten endişeli

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmaların ciddi endişe kaynağı olduğunu belirterek taraflara askeri hareketliliğin durdurulması çağrısında bulundu.

Gerginliğin daha fazla tırmanmasını önlemek için öncelikle askeri hareketliliğin acilen durması gerektiğini söyleyen Michel, tek çözüm yolunun ön şartsız müzakerelere dönmek olduğunu aktardı.

AB'den, "Azerbaycan-Ermenistan cephe hattında çatışmaların durdurulması" çağrısı

AB, Azerbaycan-Ermenistan cephe hattında çatışmaların acilen durdurulması için çağrıda bulundu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptığı yazılı açıklamada, Dağlık Karabağ'daki cephe hattında çıkan çatışmalarda asker ve sivil can kayıpları olmasından üzüntü duyduklarını belirtti.

"AB, çatışmaların acilen durdurulması, gerginliğin düşürülmesi ve ateşkesin sıkı şekilde gözlenmesi çağrısında bulunmaktadır." ifadesini kullanan Borrell, tarafların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu himayesinde ön şartsız olarak müzakerelere dönmesinin acil önem taşıdığını kaydetti.

Gürcistan'dan Azerbaycan ve Ermenistan'a "barış" çağrısı

Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, Twitter'dan yaptığı paylaşımda, "Ermenistan ile Azerbaycan arasında çatışmaların yeniden başlamasından büyük endişe duyuyoruz. Biz (taraflara) barış çağrısında bulunuyoruz. Bölgemizde istikrar ve barış ortak işimiz olmalı." dedi.

Gürcistan Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, "Umuyoruz ki ateşkes anlaşmasına varılacak, taraflar arasında müzakere moduna geçilecek ve tüm bölgenin güvenliğini ciddi şekilde olumsuz etkileyecek büyük çaplı düşmanlıklardan kaçınılacaktır." ifadelerine yer verdi.

Ukrayna'dan Dağlık Karabağ'daki çatışmalara ilişkin diyalog çağrısı

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların durdurulması ve diyalog çağrısı yaptı.

Bakanlığın Twitter hesabından yapılan paylaşımda, yaşanan çatışmalar sebebiyle derin endişe duyulduğu belirtilerek "Çatışmaya yol açan nedenleri inceliyoruz, tarafları diyaloğa dönmeye ve anlaşmazlığı barışçıl yollarla çözmeye çağırıyoruz." denildi.

KKTC Başbakanı Tatar: "Azerbaycan asla yalnız değildir"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ersin Tatar, Ermenistan'ın bu sabah Azerbaycan'a karşı başlattığı saldırıya ilişkin, "Azerbaycan asla yalnız değildir ve Ermenistan'la onu saldırıya teşvik edenler hayallerine ulaşamayacaktır." ifadesini kullandı.

Tatar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Ermenistan'ın, kardeş Azerbaycan'a yönelik saldırılarını şiddetle kınıyor, şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Belli ki birileri bölgeyle ilgili emellerini gerçekleştirme hayaliyle Ermenistan'ı da piyon olarak kullanmaktadır. Ancak şu bilinsin ki; Azerbaycan asla yalnız değildir ve Ermenistan’la onu saldırıya teşvik edenler hayallerine ulaşamayacaktır." dedi.

Lavrov, Azerbaycanlı mevkidaşı Bayramov ile Dağlık Karabağ'daki durumu görüştü

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Dağlık Karabağ'daki durumu ele aldı.

Görüşmede, Lavrov, sivil halk arasında da can kaybına yol açan temas hattındaki çatışmalarla ilgili endişelerini dile getirerek ateşkesin acilen sağlanması gerektiğini ve Rusya’nın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu'nun diğer eş başkanlarıyla birlikte durumu istikrara kavuşturma yönünde ara buluculuk girişimlerini sürdüreceğini dile getirdi.

İran'dan Azerbaycan ve Ermenistan'a çatışmaları durdurma çağrısı

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade de Azerbaycan ve Ermenistan'a, çatışmaları durdurmaları ve müzakerelere başlamaları çağrısında bulundu.

İran olarak Azerbeycan ve Ermenistan'ı sağduyuya davet ettiklerini belirten Hatibzade, "İran, çatışmaların bir an önce durdurulmasını ve iki ülke arasında müzakerelerin başlamasını talep ediyor. İran, ateşkesin sağlanması ve taraflar arasında diyaloğun başlaması için tüm imkanlarını kullanmaya hazırdır." ifadelerini kullandı.



13 Eylül 2020 Pazar

Rusya Ermenistan'a neden silah gönderiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı BMGK kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte.


Temmuz ayında Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşanan çatışmanın etkileri bölgede hâlâ sürüyor. Azerbaycan işgale maruz kalan taraf olarak işgalci Ermenistan’a karşı uluslararası alanda baskı yapılacağı beklentisi içindeyken, Ermenistan’ın silahlandırıldığı gerçeğinin ortaya çıkması Azerbaycan halkı arasında ciddi rahatsızlığa yol açtı.

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre, 17 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahası kullanılarak Rusya’dan Ermenistan’a büyük miktarda silah taşındı. Rusya tarafı bu taşınan yüklerin Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nün askerlerinin değiştirilmesi ve askerlerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi amacıyla inşaat malzemeleri olduğunu ifade etmesi Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Azerbaycan tarafına göre, yük taşımacılığında en kısa yol olan Gürcistan hava sahasının değil de, daha uzun yol olan Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahasının kullanılmasının nedeni bu yüklerin silah olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Azerbaycan’ın stratejik müttefiki Gürcistan, Ermenistan’a silah taşınmasına izin vermedi ve Rus uçakları daha uzun yolu kullanmak zorunda kaldı.

Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırmasının nedenleri

Son yaşananlar Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırılmasına dair ilk gelişme değil. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli olarak gündemi meşgul etmiştir. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a doğrudan silah hibe etmiş veya kredi ayırarak Rusya iç piyasası fiyatından satmıştır. Örneğin, 1997 yılında Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin alt kanadı olan Devlet Duma’sının Savunma Komisyonu Başkanı Lev Rokhlin’in hazırladığı raporla, 1993-1996 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 1 milyar dolarlık silah hibe ettiği ortaya çıktı. Öte yandan 2008 yılında da Rusya’nın yine Ermenistan’a 800 milyon dolarlık silah hibe ettiği basına yansıdı. Tovuz saldırılarından sonra 19 Ağustos’ta basın açıklaması yapan Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2010-2018 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 50 bin tondan fazla silah gönderdiğini açıklamıştı. İki ülke arasında 2015 yılında imzalanan kredi anlaşması ile Rusya silah alması için Ermenistan’a 200 milyon dolar kredi ayırmış ve bu kredi çerçevesinde Ermenistan Rusya’dan iç piyasa fiyatından silah almıştı. 2016’da yaşanan 4 günlük savaşta Azerbaycan’ın bazı stratejik üstünlüklerinin kendisini işgalden kurtarmasından sonra Rusya Ermenistan’a İskender-M füzelerini yerleştirdi. Rusya’dan özellikle bu silahları aldıktan sonra Ermeni yetkilileri Azerbaycan ve Türkiye’yi ortak enerji ve taşımacılık projelerini vurmakla tehdit etmeye başladılar.
Rusya-Ermenistan askeri ilişkileri bununla sınırlı değil. Ermenistan-Rusya arasında 1992 yılında yapılan anlaşma gereği, günümüzde de Türkiye-Ermenistan ve İran-Ermenistan sınırları Rus askerleri tarafından korunuyor. Bu da doğal olarak Ermenistan tarafının bütün askeri gücünü Azerbaycan’a karşı kullanmasına imkân veriyor. 1995 yılında taraflar arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın Ermenistan’daki Gümrü’de 5 bin kişilik bir askeri üssü bulunuyor ve ayrıca Ermenistan Rusya’nın önerisi ile kurulan Kolektif Güvenlik Örgütü’nün de üyesi.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.

Son silah sevkiyatının nedeni SİHA’lar mı?

İnsansız askeri araçların savaş vasıtası olarak kullanılmaya başlanması savaşın seyrini, savaşan tarafların kabiliyetini ve savaşın sonucunu derinden etkilemektedir. Toprakları işgal altında olan Azerbaycan da bunu dikkate alarak askeri envanterine İHA ve SİHA’ları dahil etmiş durumda. Bu silahlar 2016 Nisan ayında yaşanan dört günlük savaşta ve son Tovuz olaylarında kullanılarak işgalci tarafa karşı ciddi üstünlük sağladılar. Bu aslında ileride yaşanabilecek daha ciddi bir savaşta SİHA ve İHA’ların Azerbaycan’a üstünlük sağlayacağının da bir göstergesidir. Nitekim Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların elde ettiği başarılar birçok devlet gibi Azerbaycan’ın da dikkatini çekmekteydi. Türk SİHA’larının Suriye ve Libya’daki başarılarından sonra Azerbaycan basınında sık sık Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların önemine vurgu yapan haber ve değerlendirmeler yer aldı. Özellikle Suriye’de ve Libya’daki Rusya yapımı silahlara karşı SİHA’ların başarısı dikkat çekici oldu; çünkü Ermenistan da genellikle Rus yapımı silahlar kullanıyor.
Bu gelişme Azerbaycan-Türkiye arasında askeri işbirliği için yeni bir zemin oluşturdu. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında 25 Şubat 2020’de Bakü’de yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında taraflar arasında imzalanan Karşılıksız Askeri Yardım Anlaşması ile Türk SİHA’larının Azerbaycan’a geleceği şeklinde değerlendirildi. Temmuz ayında Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Ordu Komutanı Kerem Mustafayev ile Azerbaycan Savunma Bakan Yardımcısı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Ramiz Tahirov’un Türkiye’yi ziyaretlerinde Türkiye Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, “Savunma sanayimiz, SİHA’larımızdan mühimmatlarımız ve füzelerimize, elektronik harp sistemlerimize kadar bütün tecrübe, teknoloji ve kabiliyetleriyle her zaman Azerbaycan’ın emrindedir,” şeklinde bir açıklama yaparak Azerbaycan’ı modern teknolojiler bakımından desteklemeğe hazır oldukları mesajını açık bir şekilde verdi. Bu ziyaretin ardından SİHA’ların Azerbaycan’a verilmesi için taraflar arasında gerekli prosedürün tamamlandığına dair haberler basında yer aldı.
Tabii Türkiye’den gelecek SİHA’lar sadece daha geniş bir savaşta değil, aynı zamanda taktik savaşta da Azerbaycan’a işgalci Ermenistan karşısında üstünlük sağlayabilirdi. Bu haberler üzerine 23 Temmuz tarihinde Ermenistan’la Rusya arasında hava savunma alanında ortak eğitim kursu başlatıldı ve bu kapsamda İHA’lara karşı mücadele için Rus uzmanlar Ermenistan subaylarını eğitecekti. Bu kursun temel amacının olası bir çatışmada SİHA’lara karşı uzman yetiştirmek olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca aynı tarihlerde Azerbaycan basınında yer alan haberlerde Rusya’dan Ermenistan’a gönderilen 400 ton yükün içerisinde Krasukha elektronik harp sistemi, Avtobaza ve Nebo-M elektronik savunma sistemlerinin de bulunduğu yazıldı.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.
Bu haberlerin yayılması üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 12 Ağustos tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla arayarak Azerbaycan halkının bu haberlerden rahatsız olduğunu ve Rusya’dan Ermenistan’a yük taşımalarının nedenlerini öğrenmek istediğini söyledi. Putin’in İlham Aliyev’e ne cevap verdiği Rusya tarafından açıklanmadı ancak Rus basınının bu yüklerin Ermenistan’daki 102. Rus Askeri Üssü’ne gönderildiğini yazması Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Telefon konuşmasından bir gün sonra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Bakü’de yaptığı görüşmede şunları kaydetti: “Diğer alanlarda olduğu kadar askeri ve askeri-teknolojik alanda da işbirliğimiz hızla gelişmektedir. Türkiye’nin kuvvetli bir askeri-sanayi potansiyeline sahip olduğu gizli değildir ve biz bu potansiyelden faydalanıyoruz. Biz Türkiye’nin sofistike silahlar ve askeri ekipman geliştirmesinden memnunuz... Ben diğer alanlarda olduğu gibi askeri-teknolojik alanda da gelecekte Türkiye’nin Azerbaycan için bir numaralı ortak olacağından eminim.” Özellikle son cümle iki ülkenin askeri ilişkileri açısından oldukça önemli. Çünkü son beş yılda Azerbaycan’ın silah ticareti ortakları arasında Türkiye üçüncü sıradaydı ve taraflar arasında yeni işbirliği ile birinci sıraya yükseltilmesi hedefleniyor.

Azerbaycan Rusya’dan gelen açıklamadan tatmin olmadı

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Vladimir Putin’i araması ve sonrasında Hulusi Akar’la görüşmesinde Türkiye ile askeri-teknolojik işbirliğine yönelik açıklamaları Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun 25 Ağustos’ta Azerbaycan’a gelmesine neden oldu. Şoygu ziyareti sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’le görüştü. Görüşmede İlham Aliyev’in Rusya’yla ilişkilerden bahsederken sıklıkla kullandığı “stratejik ilişkiler” kavramını kullanmaması görüşmenin olumlu geçmediği şeklinde yorumlara neden oldu. Şoygu Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hasanov’la görüşmesinde Ermenistan’a neden silah gönderdiklerini şöyle açıkladı: “Ermenistan’a giden uçaklar silah değil, orada askerlerin değişimini gerçekleştirmek ve üsteki askerlerin durumunun iyileştirilmesi amacı taşıyor”. Azerbaycan basınına göre, Şoygu’nun ziyaretindeki en önemli amaçlardan biri de Azerbaycan’la askeri-teknolojik anlamda yeni anlaşmanın imzalanmasıydı. Böylece Rusya bir taraftan Ermenistan’ı silahlandırarak diğer taraftan Azerbaycan’a silah satarak bölgedeki silah pazarını da elinde tutmak istemekte.
Fakat Şoygu’nun Rusya-Ermenistan arasında yük taşımasına ilişkin açıklaması Azerbaycan’ı tatmin etmedi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev’e göre, Azerbaycan bu açıklamadan ikna olmadı ve Rusya’nın hâlâ hangi esaslarla Ermenistan’a silah gönderdiğinin izahı verilmeli. Bu anlamda Azerbaycan’da genel kanaat, Rusya tarafından Ermenistan’a gönderilen silahların Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nde kalsa da bir kısmı Ermenistan’a hatta Ermenistan aracılığı ile işgal altındaki Azerbaycan topraklarındaki yasadışı yapıya verildiği şeklinde. Bu ise işgalin ve işgalcinin desteklenmesi anlamına geliyor.
Sonuçta, Azerbaycan ve Türkiye son yıllarda Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına saygı duyarak Moskova’nın kırmızı çizgilerini gözetmekteler. Ayrıca, Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.


15 Şubat 2018 Perşembe

100 Dolara Eleman Temin Ediyorlar

Afrin'de Yakalanan Teröristlerden Olay Yaratacak İtiraf: 100 Dolara Eleman Temin Ediyorlar

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından yürütülen Zeytin Dalı Harekatı sırasında Afrin'de yaralı olarak yakalanan 17 yaşındaki terörist A.S.T, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında verdiği ifadede örgütte yaşananları anlattı. Terörist "YPG/PKK, Afrin'de kullanmak için 100 dolar karşılığında eleman temin ediyor." diye konuştu.
15 YAŞINDA ÖRGÜTE KATILMIŞ
A.S.T, örgüte iki yıl önce 15 yaşındayken katıldığını, YPG'nin Suriye'deki Derik bölgesinde bulunan eğitim kampında yaklaşık 3 ay siyasi ve askeri eğitim aldığını belirtti. Kampta silah eğitiminin "Agit", siyasi eğitimin de "Renans" kod adlı teröristler tarafından verildiğini bildiren A.S.T, eğitimlerin ardından örgüt mensuplarının Türkiye sınırına yakın bölgelere gönderildiğini aktardı.
Menbiç'te ise örgüt mensuplarına suikast, sabotaj ve bomba eğitimlerinin verildiğini dile getiren A.S.T, eğitimlerin verildiği bölgelerde ABD askerlerini gördüğünü söyledi.
TÜRKİYE'YE KAÇMAYA ÇALIŞAN SİVİL HALKI ENGELLEME STRATEJİSİ

Türkiye'ye kaçmaya çalışan sivil halkı engelleme stratejisi
Teröristin ifadesiyle, Türkiye'ye kaçmaya çalışan sivillerin örgüt tarafından engellenmeye çalışıldığı da belirlendi.
Bu konuda yapılanları anlatan A.S.T, "Türkiye'ye kaçmaya çalışan Kürt ve Arap halkın önünü kapatıp, onları geri çevirmek üzere görev yaptık." dedi.

Zeytin Dalı Harekatı'nın başlamasının ardından Menbiç'ten Suriye rejiminin kontrolünde bulunan yollar kullanılarak Afrin'e geçiş yaptıklarını belirten A.S.T, burada örgüt mensuplarının deşifre olmamak için sığınaklarda gizlendiğini söyledi.
"KEŞİF SIRASINDA TÜRK ASKERLERİ BİZİ FARK ETTİ"
Belirlenen zamanlarda keşif amaçlı TSK'nin ve Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) bulunduğu bölgelere gittiklerini anlatan A.S.T, şunları kaydetti:
"Gece Türk askerinin ve ÖSO'nun bulunduğu bölgeye sızmak için plan yaptık. Amacımız Afrin kırsalından şehir merkezine doğru ilerleyen ÖSO ve Türk askerlerini durdurmaktı. Keşif yapıp, askerin bulunduğu yerleri tespit ediyorduk. Keşiften sonra da saldırabilirsek saldıracaktık ancak keşif sırasında Türk askeri bizi fark etti. Tank ve top atışlarının ardından yanımda bulunan 7 kişi öldü. Sadece ben sağ kaldım. Daha sonra da yakalandım."
"ÖRGÜTE KATILANLARA AYLIK 100 DOLAR VERİYORLAR"
YPG'nin Kürtleri Batılı devletlerin istekleri doğrultusunda kullandığını savunan A.S.T, örgütün para karşılığında eleman temin ettiğini de aktardı. Terörist A.S.T, örgüte katılanlara aylık 100 dolar para verildiğini, sonra da bu kişilerin YPG içerisinde yer aldığını bildirdi.
A.S.T'nin Zeytin Dalı Harekatı'nda yaşananları anlattığı ifadeleri, Türk askerinin, teslim olana herhangi bir zarar vermediğini, hukuk içerisinde operasyonu yürüttüğünü de ortaya koydu.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Yeni sisteme geçiş günü 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın TBMM'deki yemin töreninin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilecek tören, katılımcı sayısı ve çeşitliliği bakımından dünyada öne çıkan törenler arasında yer alacak.





Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki (TBMM) yemin töreninin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilecek tören, katılımcı sayısı ve çeşitliliği bakımından dünyada öne çıkan törenler arasında yer alacak.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini 26 milyon 330 bin 823 oy ile kazanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'de yapılacak yemin töreninin ve Anıtkabir ziyaretinin ardından, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne Süvari Birliği eşliğinde giriş yapacak ve mehter marşlarıyla karşılanacak.
Erdoğan'ın süvari birliğiyle Külliye'ye girişi sırasında 101 pare top atılışı yapılacak. Ayrıca hava, kara ve deniz komutanlıklarına bağlı ordu karargahlarında da 101'er pare top atışı gerçekleştirilecek.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenecek tören, katılımcı sayısı ve çeşitliliği bakımından dünyadaki en önemli devlet başkanlığı törenlerinden biri olacak.

Törene 22 devlet başkanı katılacak

Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugün Beştepe'de düzenlenecek "Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni"ne 22 devlet başkanı, 28 başbakan ve parlamento başkanı ile 6 uluslararası örgütün genel sekreteri iştirak edecek.
Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, saat 16.30'da TBMM Genel Kurulu'nda yemin edecek, ardından Anıtkabir'i ziyaret edecek.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, saat 18.00'de çok sayıda yabancı devlet, hükümet, meclis ve heyet başkanlarının yanı sıra Türkiye'nin tüm kesimlerini temsilen davet edilen hazirunun katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni yapılacak.
Bu törenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, misafiri olan devlet, hükümet ve meclis başkanlarına akşam yemeği daveti verecek.
Aynı gece düzenlenecek basın toplantısıyla Cumhurbaşkanlığı Kabinesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kamuoyuna ilan edilecek.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro da gelenler arasında



Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın göreve başlaması münasebetiyle düzenlenecek törene, 22 devlet başkanı iştirak edecek.
Bu kapsamda, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev, Gürcistan Cumhurbaşkanı Giorgi Margvelashvili, Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov, Moldova Cumhurbaşkanı Igor Dodon, Bosna Hersek Başkanlık Konseyi Başkanı Bakir İzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi, Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamad El Sani, Pakistan Cumhurbaşkanı Memnun Hüseyin, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooranbay Jeenbekov, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El Beşir, Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde, Zambiya Cumhurbaşkanı Edgar Lungu, Gine Bissau Cumhurbaşkanı Jose Mario Vaz, Ekvator Ginesi Cumhurbaşkanı Teodoro Obıang, Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullahi Muhammed Farmajo, Moritanya Cumhurbaşkanı Mohamed Ould Abdel Aziz, Gabon Cumhurbaşkanı Ali Bongo Ondimba, Çad Cumhurbaşkanı Idriss Deby Itno, Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Türkiye'ye gelecek.

Devlet başkan yardımcıları ve başbakanlar da hazır bulunacak

Törene katılacaklar arasında, devlet başkan yardımcıları, parlamento başkanları ve başbakanlar olmak üzere toplam 28 ülkeden üst düzey isim de bulunuyor.
Bun göre, Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdusselam Kejman, Afganistan Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Orgeneral Raşid Dostum, Afganistan Cumhurbaşkanı İkinci Yardımcısı Server Daniş, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi, Özbekistan Ali Meclis Senatosu Başkanı Nigmatilla Yuldşev, Azerbaycan Başbakanı Nevruz Memedov, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Selim Cuburi, Kuveyt Meclis Başkanı Marzouq Al-Ghanim, Fas Meclis Başkanı Habib El Malki, Belarus Millet Meclisi Cumhuriyet Konsey Başkanı Mihail Misanikovich, Gambiya Ulusal Meclis Başkanı Mariam Jack Denton, Kongo Cumhuriyeti Meclis Başkanı Isidore Mvouba, Rusya Federasyonu Başbakanı Dmitry Medvedev, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Ukrayna Başbakanı Vladimir Grosyman, Kazakistan Başbaşkanı Bakitjan Sagintayev, Filistin Başbakanı Rami Hamdallah, Cezayir Başbakanı Ahmed Ouyahia, Senegal Başbakanı Mahammed Dionne, Nijer Başbakanı Brigi Rafini, Moldova Gökoğuz Yeri Özerk Bölgesi Başkanı İrina Vlah, Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, İtalya Eski Başbakanı Silvio Berlusconi, Almanya Eski Şansölyesi Gerhard Schröder, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi, Kırım Tatar Türkleri Milli Lideri Mustafa Kırımoğlu, Yunanistan Eski Dışişleri Bakanı Theodora Bakoyannis, Libya Dışişleri Bakanı Muhammed Tahir Siyala da törende hazır bulunacak.
Öte yandan Agit Genel Sekreteri Thomas Gremınger, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Halil İbrahim Akça, D-8 Genel Sekreteri Ku Jaafar Ku Shaarı, Türk Konseyi Genel Sekreteri Ramil Hasanov, Türksoy Genel Sekreteri Düsen Kaseınov ve AB Göç İşleri Komiseri Dımıtrıs Avramopoulos'ın bulunduğu 6 uluslararası örgütün temsilcisi de törene katılacak.

Misafirlere, özel bastırılan "1 Lira" hediye edilecek

Görevli ve davetlilerle yaklaşık 10 bin kişinin katılım sağlayacağı törene öğretmen, itfaiye eri, muhtar, esnaf, maden işçisi, diş hekimi gibi toplumun değişik kesimlerinden vatandaşlar da davet edildi.
Dini cemaatlerin ruhani liderlerinin de katılacağı törende, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Cumhurbaşkanlığı Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Armoni Mızıkası, TSK Mehteran Takımı ile TSK Tarihi Birlik de yöresel kıyafetlerle hazır bulunacak.
Misafirlere, darphane tarafından özel bastırılan ve arka yüzünde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve törene ilişkin enstantanelerin bulunduğu 1 liralardan hediye edilecek. Bu özel paraların bir kısmı da tedavüle sokulacak. Ayrıca, tören gününe özel pul bastırılacak.
Konuk devlet başkanları onuruna verilecek akşam yemeğinde, eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder ve Tunus Nahda Hareketi Lideri Raşid Gannuşi gibi Erdoğan'ın özel dostları da yer alacak.
Törene ayrıca Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'dan soydaş ve akraba toplulukların siyasi ve dini temsilcileri de iştirak edecek.

Cumhurbaşkanlığı törenine katılacak yabancı konuklar gelmeye başladı



"Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni"ne katılacak yabancı konuklar, Ankara'ya gelmeye başladı.
Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenecek "Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni"ne katılacak yabancı konuklar, Ankara'ya gelmeye başladı.
Törene katılmak için Türkiye'ye gelen ilk devlet başkanlarından biri Ekvator Ginesi Cumhurbaşkanı Teodore Obiang oldu.
Ceiba Intercontinental adlı uçakla saat 08.35'te Ankara'ya varan Obiang, Esenboğa Havalimanı'nda askeri törenle karşılanarak havalimanının şeref salonunda misafir edildi.
Kongo Cumhuriyeti Meclis Başkanı Isidore Mvouba da törene katılmak için sabahın erken saatlerinde Ankara'ya ulaştı.
Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugün Beştepe'de düzenlenecek Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni'ne 22 devlet başkanı, 28 başbakan ve parlamento başkanı ile 6 uluslararası örgütün genel sekreterinin iştirak etmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, saat 18.00'de çok sayıda yabancı devlet, hükümet, meclis ve heyet başkanlarının yanı sıra Türkiye'nin tüm kesimlerini temsilen davet edilenlerin katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni yapılacak.

6 Mayıs 2018 Pazar

Pkk'ya Türkiye'den darbe üstüne darbe!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Güvenlik güçleri, terör örgütü YPG/PKK'ya yönelik yurt içi ve yurt dışında düzenlediği operasyonlarda, 150 sözde sorumlu teröristi etkisiz hale getirdi.

Güvenlik güçlerince terör örgütü YPG/PKK'ya yönelik son 20 ayda düzenlenen operasyonlarda, aralarında İçişleri Bakanlığının "Aranan Teröristler Listesi"nde yer alanların da bulunduğu yaklaşık 150 sözde sorumlu etkisiz hale getirildi.
Türkiye'nin barış ve huzur ortamını bozmayı hedefleyen ve hain saldırılarında sivilleri de katleden terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlarını aralıksız sürdüren güvenlik güçleri, PKK'nın üs olarak kullanmak istediği Hakkari, Bitlis, Tunceli, Şırnak ve Diyarbakır kırsalı başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile sınır ötesinde yoğun şekilde operasyonlar yürüttü.
Teröristleri amansız takibe alan güvenlik güçleri, havadan savaş uçakları, helikopterler, silahlı ve silahsız insansız hava araçları, karadan da top atışları, termal kameralar ve zırhlı araçlarla örgüte yönelik başarılı operasyonlar düzenledi.
Operasyonlarda, gerek mühimmat gerekse üye bakımından büyük kayıp veren PKK, uzun yıllar örgütte bulunan bazı teröristlerin de pişmanlık duyarak teslim olmasıyla taktik değişikliğine gitti.
Terör örgütü, kanlı eylemlerini sürdürmek ve tükenmişliklerini yansıtmamak adına genç ve tecrübesiz olanları adeta ölüme terk etti. Durumun farkına vararak sözde örgüt yöneticilerine karşı çıkan birçok terörist bu süreçte infaz edildi.
Örgütün sözde grup sorumlularının telsiz konuşmalarında da operasyonlarda çok zayiat verdikleri ve yeni katılımların olmadığını söyledikleri belirlendi.

150 SÖZDE SORUMLU ÖLDÜRÜLDÜ

Katılımın azalması ve üst üste çok sayıda kayıp verilmesiyle örgüt içinde panik yaşandı. Eylemlerini gerçekleştirecek eleman bulamayan terör örgütü, uzun yıllar silahlı çatışmaya girmeyen sözde sorumlularını sahaya sürdü.
Şehir ve kırsalda operasyonlarını kararlılıkla sürdüren güvenlik güçleri, gece gündüz, şehir merkezi kırsal demeden hem yurt içi hem de yurt dışında PKK'lı teröristleri amansız takibe aldı.
Haftalarca arazide kalarak operasyonlara devam eden güvenlik güçleri, 1 Eylül 2016-30 Nisan 2018'de terör örgütü PKK'ya son yılların en ağır darbesini indirerek, örgütün sözde bölge, cephe, alan ve grup sorumlularından oluşan, aralarında İçişleri Bakanlığının "Aranan Teröristler Listesi"nde yer alanların da bulunduğu yaklaşık 150 sözde sorumluyu etkisiz hale getirdi.

SÖZDE SORUMLULARIN YERİNE GELENLER DE ÖLDÜRÜLDÜ

Öldürülen sözde sorumluların yerine getirilen teröristlerin de birçoğunu yakalayan güvenlik güçleri, 20 aylık süreçte, Şırnak Bestler-Dereler'de Kasım 2017'deki operasyonda, "Aranan Teröristler Listesi"nde adına 4 milyon lira ödül konulan kırmızı kategorideki sözde PKK/KCK Beşli Yürütme Konseyi üyesi "Gülbahar" kod adlı Hülya Eroğlu'nun da aralarında bulunduğu 31 teröristi etkisiz hale getirdi. Eroğlu'nun söz konusu dönemde kırmızı kategoride yer alıp yurt içinde bulunan tek terörist olduğunu belirlendi.
Tunceli'nin Kutudere bölgesinde Mart 2017'deki operasyonda etkisiz hale getirilen teröristlerden birinin, gri kategoride yer alan, 6 yıl önce kent merkezindeki halı sahada futbol oynayan komiser Cem Kerman ile eşi Dilay Turan Kerman'ın şehit edilmesi, 8 polisin yaralanması ve bir vatandaşın kaçırılmasının faili olduğu saptandı.
Diyarbakır ve Bingöl'de 7 bini aşkın güvenlik personelinin katılımıyla Mart 2017'de düzenlenen operasyonda etkisiz hale getirilen teröristler arasında ise "yeşil kategori"de yer alan "Erhan Siser" kod adlı Edip Yetüt'ün de bulunduğu belirlendi.

TURUNCU VE "GRİ" KATEGORİDEKİ TERÖRİSTLER ÖLDÜRÜLDÜ

Şırnak'ta geçen yıl nisan ayında etkisiz hale getirilen 40 teröristten birinin, Bestler-Dereler bölgesinin sözde cephe sorumlusu İran asıllı "Saro" kod adlı Salar Acem olduğu tespit edildi.
Bitlis'in Balcılar köyü bölgesindeki operasyon kapsamında İl Jandarma Komutanlığınca Nisan 2017'de yürütülen arama tarama faaliyetlerinde belirlenen sığınakta turuncu kategorideki sözde grup lideri "Bahoz" kod adlı Ahmet Tekin'in cesedi bulundu.
Tunceli'nin Pülümür ilçesi Kızılmescit bölgesinde geçen yıl mayısta etkisiz hale getirilen 7 teröristten birinin, turuncu kategorideki "Roni" kod adlı Mehmet Füdeyil Aydın olduğu anlaşıldı. Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı Kırım köyü Kel Tepe mevkisinde öldürülen PKK'lı teröristin ise ilçenin güney ve kuzeyini kapsayan sözde "Ape Musa" alanı sorumlusu "Roger Helbis" kod adlı Akif Abay olduğu belirlendi.

SÖZDE ÇATI ÖRGÜT SORUMLUSU ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ



Kahramanmaraş'ın Nurhak ilçesinde geçen yıl ağustosta 5 teröristin ölü ele geçirildiği operasyonda yaralı yakalanan "Azat Çüngüş" kod adlı Gürbüz Topçu'nun, PKK'nın bazı sol örgütlerle kurduğu sözde çatı örgüt HBDH'nin Türkiye sorumlusu olduğu tespit edildi.
Batı medyasınca terör örgütü DEAŞ ile mücadele eden YPJ'li olarak lanse edilen "Zozan Cudi" kod adlı Zozan Temir'in, 15 Kasım 2017'de Şırnak'taki hava harekatında ölü ele geçirilen teröristlerden olduğu saptandı. DEAŞ'a karşı ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon içerisinde faaliyet gösterdiği belirlenen kadın terörist Temir, Kobani olayları sırasında Avrupa ve ABD medyasınca "20 yaşında olan Suriye Kamışlı doğumlu 'Zozan Cudi' DEAŞ'ı bitirmeye yeminli YPJ'li" olarak lanse edilmişti.
Tunceli'nin Pülümür ilçesi kırsalında 16 Aralık 2017'de etkisiz hale getirilen 8 teröristten birinin, yeşil kategoride yer alan ve 1 milyon lira ödülle aranan örgütün sözde "Pülümür Bağır Gücü sorumlusu" ve "Ferhat Yılmaz" kod adlı Murat Dağ olduğu saptandı.

ŞEHİTLERİN KANI YERDE KALMADI

Hava ve arazi şartlarındaki olumsuzluklara rağmen terörle mücadeleyi kararlılıkla yürüten güvenlik güçleri, birçok terör eyleminde yer alan ve çok sayıda ocağa ateş düşüren teröristleri de etkisiz hale getirerek, şehitlerin kanını yerde bırakmadı.
Güvenlik güçleri, bu yıl ise 1 Şubat'ta Diyarbakır'ın Lice ilçesinde otomobille kaçmaya çalışırken beraberinde sözde bölge sorumlusu Veli Taşkıran'ın da olduğu 3 terörist ile mavi kategoride yer alan PKK'nın sözde "Amed" eyalet sorumlusu "Eylül" kod adlı Murat Üçer'i etkisiz hale getirerek örgüte bir darbe daha vurdu.
Batman'ın Sason ilçesinde 22 Mart'ta etkisiz hale getirilen İran uyruklu "Agit" kod adlı teröristin, örgütün bombacısı olduğu belirlendi. Bu teröristin, Batman'ın Kozluk ilçesinde öğretmen Şenay Aybüke Yalçın ve Çukurca Jandarma Karakol Komutanı Jandarma Astsubay Üstçavuş Yakup Akdağ ile 4 asker ve bir sivilin şehit düştüğü saldırılardaki bomba düzeneklerini hazırladığı tespit edildi.

KIRMIZI KATEGORİDEKİ TERÖRİSTLERE AĞIR DARBE

Güvenlik güçlerince Tunceli kırsalında 5 Nisan'da düzenlenen operasyonda etkisiz hale getirilen 7 terörist arasında, Aranan Teröristler Listesi'nde kırmızı kategorideki "Panzer Kemal" kod adlı Medeni Sayılgan (40) ile gri kategoride yer alan "Soro Amed" kod adlı Mehmet Reber Çetin ve "Harun Munzur" kod adlı Maşallah Malazgirt'in yer aldığı saptandı.
PKK'nın sözde Erzurum saha sorumlusu olan ve 4 milyon lira ödülle aranırken etkisiz hale getirilen Sayılgan'ın, örgütün sözde Hatay-Amanos saha sorumlusuyken 8 yıl önce İskenderun'da 7 askerin şehit düşürülmesi ve Osmaniye'deki saldırıda 47 gün önce evlenen Teğmen Cumhur Akdağ'ın lojmanın balkonundaki eşi Pınar Akdağ'ın (23) şehit edilmesinin de aralarında yer aldığı 16 terör olayına karıştığı belirlendi.
Irak'ın kuzeyine 21 Mart'ta düzenlenen hava harekatında, Aranan Teröristler Listesi'nin kırmızı kategorisinde yer alan terör örgütü PKK'nın sözde Hakurk eyaleti yürütmesinde görevli "Agiri Mazlum Pirdoğan" kod adlı Birdal Burhanlı etkisiz hale getirildi.

SÖZDE AMANOS SAHA SORUMLULARI ÖLDÜRÜLDÜ



Hatay'ın Dörtyol ilçesi kırsalında, 6 Nisan'da düzenlenen hava destekli operasyonda ölü ele geçirilen 6 teröristten birinin, kırmızı kategoride yer alan sözde Amanos saha genel sorumlusu "Wedat-Amed" kod adlı Seyithan Sinet olduğu tespit edildi. Böylece örgütün eski ve yeni sözde Amanos saha sorumluları etkisiz hale getirilmiş oldu.

ÖRGÜTÜN YURT İÇİNDEKİ EN AKTİF SORUMLULARI ETKİSİZLEŞTİRİLDİ

Ağrı Dağı bölgesinde 7 Nisan'daki operasyonda etkisiz hale getirilen 16 teröristten birinin, 23 ayrı terör eyleminden aranan, terör örgütü PKK'nın sözde Serhat eyaleti genel sorumlusu "Yaşar" kod adlı Yusuf Şek olduğu belirlendi.
Kırmızı kategoride yer alan bu teröristin yanı sıra aynı operasyonda etkisiz hale getirilen örgüt mensuplarından birinin, PYD'nin sözde Kobani genel sorumlusuyken PKK/KCK üst yönetimince sözde Erzurum eyaleti genel sorumlusu olarak görevlendirilen Suriyeli Sultan Mahmut, bir diğerinin de örgütün sözde Serhat eyaleti kadın yapılanması genel sorumlusu Seyran Çomak olduğu anlaşıldı.
Şek, Mahmut ve Çomak'ın, örgütün yurt içindeki en aktif sorumlularından olduğu tespit edildi.

17 Kasım 2017 Cuma

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan gündeme dair açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Rusya, Kuveyt ve Katar’ı kapsayan üç günlük ziyaret turunun sonunda aralarında Doğan TV Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in de arasında bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, son günlerde yaşanan Atatürk tartışmaları için, "Konuşmamda bu ülkede tabular oluşturulmaması gerektiğini vurguladım. Atatürk’ü sevmek başka bir şeydir, Atatürkçülük yapmak başka bir şeydir. Bizim anlatmak istediğimiz budur. Anlattığımız da budur" dedi. Bahçeli'nin 'ittifak' açıklamasını da değerlendiren Erdoğan, "Seçim öncesi düşünülebilir. Biz adım atmaya hazırız" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 gün süren Rusya, Kuveyt ve Katar ziyaret turunun ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Doğan TV Ankara Temsilcisi Hakan Çelik, Erdoğan'ın gündeme dair değerlendirmelerini şöyle aktardı:
"Rusya'da süreç hızla ilerliyor"
Rusya ile başlayan Kuveyt, Katar ile devam eden üç günlük bu ziyaretlerimizi şu an itibariyle tamamlamış bulunuyoruz. Rusya’da ikili ilişkilerde bütün kısıtlamaların kaldırılması süreci hızla ilerliyor. Özellikle Rusya ile tabii şu an itibarıyla geldiğimiz nokta turizmde çok çok hassastı. Turizmde de onuncu ayın sonu itibarıyla 4,5 milyona varan Rus turist sayısı var. Bu yıl sonu itibariyle daha da artacağa benziyor. Hedefimiz Rusya ile yüz milyar dolarlık ticaret hacmini yakalamak. Bu konuda her iki tarafta bu irade mevcut; bunu hedefleyelim ve bu hedeften de taviz vermeyelim anlayışı var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Abdullah Gül'e taziye telefonu

"Türk Akımı'nda 448 km tamamlandı"
Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili olarak temel beton atma törenini istiyoruz ki bu ay sonuna kadar yapalım. Bununla ilgili hazırlıklar sürüyor. Türk akımında şu anda Rusya deniz altında boru döşeme çalışmalarında 448 km’lik bölüm tamamlanmış vaziyette. Türk akımında gerçekten Rusya çok yoğun bir çalışma sürdürüyor. Türkiye tarafındaki hazırlıklar da devam ediyor. Buradan Avrupa’ya bu Türk akımı hattının geçmesi önem arz ederken, ikinci bir hattın yapımı ile ilgili çalışma konusunda Enerji bakanımıza gereken talimatı oradaki müzakereden sonra verdik. İkinci hatla ilgili çalışmalarımız devam edecek. Türk akımı hattı çift hat olarak devam etme imkanının yakalamış olacak. Burada ikinci hat ağırlıklı olarak Türkiye’ye hizmet veren bir hat olmuş olacak.
"Suriye konusu etraflıca ele alındı"
Suriye’de savaşın sona erdirilmesi ve siyasi geçiş konusunu da etraflıca ele aldık. Türkiye, Rusya ve İran Türkiye olarak Astana sürecini devam ettirmek istiyoruz. Ayın 22’sinde liderler düzeyinde bir araya geleceğiz. Bizden bir gün önce dışişleri bakanlarımız birayaya gelecek, ön hazırlıkları yapacaklar. Başta İdlib, Afrin olmak üzere son gelişmeleri ele alma imkanımız olacak. Malum, özellikle İdlib’deki 12 gözlem noktası hususu hassasiyet taşıyor. Bu gözlem noktaları konusunda Türkiye olarak bizler, Rusya hatta hatta İran’ın da burayla ilgili talebi var ise biz orada esnek davranıyoruz. Ancak Afrin konusunda İran’ın oraya kendisinin de böyle bir şeyi arzu etmesi konusunda Afrin’e sıcak bakmıyoruz. Çünkü oradan çekilme konusunda Hamburg’taki G 20 zirvesinde Rusya’nın bize verdiği sözleri var. Rusya’nın oradan çekilmesi, oradan bize yönelik muhtemel tehdit ve tacizlerden duyduğumuz rahatsızlıklarla alakalı olarak Türkiye’ye gerekli anlayışın gösterileceği hususlarında bize söz verilmişti. Afrin olayını biz bu çerçevede değerlendiriyoruz. Afrin’de demografik yapının korunması bizim hassasiyetlerimiz arasındadır. Orada son zamanlardaki yerleşmelerle beraber yüzde 55 gibi bir Arap nüfusun, yüzde 30-35 gibi bir Kürt nüfusun oluştuğunu görüyoruz; orada nüfusun geri kalan bölümünün de Türkmenlerden oluştuğu bir demografik yapı söz konusu.

"PYD konusundaki tavrımız çok net"
Orada atılacak adımlarda, tüm bunların göz önüne alınmasından yanayız. Astana süreci dışında burada Cenevre ile de bir eşgüdüm söz konusu. Astana ve Cenevre süreçlerinin eşgüdümlü biçimde devamı konusunda mutabık kaldık. Bizim PYD konusundaki tavrımız çok açık ve net. Bundan taviz veremeyiz. Bunda kararlılığımızı da ifade ettik. Suriye ulusal diyalog kongresi ile ilgili çalışmalar hep birlikte yürüyecek. Ama biz kendilerine şunu söyledik yani Suriye’deki muhalif grupları yok farz ederek orada bir yere varmak mümkün değil. Şu ana kadar Suriye’deki muhalif gruplar hem ılımlı muhalifler olarak, buradaki mağdur, mazlum insanların bir yerde haklarının korunması mücadelesini verdiler. Bunları yok farz etmek mümkün değil, bu değerlendirmenin çok çok iyi yapılması lazım. PYD-YPG, PKK üçlüsüne de dikkati çektik; meseleyi ele alırken oralarda bu tür terör örgütlerinin de hukuku vardır diye bir anlayış söz konusu olamaz. Zira bu tür bir anlayışla zaten mesafe de alınamaz.
"ABD DEAŞ'a karşı terör gruplarını kullanıyor"
ABD’nin DEAŞ’a karşı attığı adımlarda PYD-YPG gibi terör gruplarını kullandığı biliniyor. Bunlara çok ciddi ödemeler yapılmıştır. Bunlar Rakka’da, Münbiç’te bu tür gruplar kullanılmıştır. Münbiç, oranın asıl sakinleri olan Arapların şehirden kovulmasına, oranın PYD-YPG’ye peşkeş çekilmesine sahne olmuştur. Ayni şey Rakka için de geçerlidir. Kendilerinden yararlandıkları o terör gruplarının Rakka’yla hiçbir alakası yoktur. Dolayısıyla Rakka’nın da şehrin gerçek sakinlerine teslim edilmesi için bir çalışma yapılması gerekiyor.
Suriye’deki gelişmeleri bizim dikkatle ele almamız lazım ki, sağlıklı neticeye varalım. Bunun için bu ayın 22’sinde ben, Putin ve Ruhani, liderler olarak bir araya geleceğiz. Yapacağımız bu görüşmenin önem arz ettiğine inanıyorum. Bizden bir gün önce dışişleri bakanlarımız, hatta aynı gün genelkurmay başkanlarımız bir araya gelmek suretiyle hazırlık yapacaklar.


Erdoğan'dan Trump ve Putin'e tepki: Dünya ahmak değil

"Putin ile Yukarı Karabağ konusunu görüştük"
Sayın Putin ile Yukarı Karabağ konusunu da görüştük. Süreç neredeyse 30 yıldır işliyor, bu hassas meselenin Rusya tarafından ele alınması gerektiğini ifade ettik. Çünkü Rusya’nın bölgede Ermenistan üzerinde de ağırlığı var. ‘Rusya olarak bu işe önem vermeniz faydalı olacaktır’ dedik. Yedi reyondan beş tanesi ile ilgili daha önce çıkan karar var. Bu kararlara uyulması gerekliliği üzerinde durduk.
İkinci ziyaret noktamız Kuveyt idi. Ticaret ,turizm, savunma sanayi ve diğer alanlardaki işbirliğimizi ele aldık. Bu konularda ilgili arkadaşlarımızın birbirleriyle görüşmeleri devam edecek. Katar krizinin çözümü için Kuveyt Emiri’nin girişimlerini bugüne kadar nasıl desteklediysek, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğimizi belirttik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar'da Türk askeri üssünü ziyaret etti

"Katar'da barış ve istikrar için bulunuyoruz"
Katar’da, Yüksek Stratejik Komite toplantısını yaptık; ikili ilişkilerimizi kapsamlı şekilde ele aldık. Ticaret, sanayi, tarım gibi muhtelif alanlardaki işbirliğimizin yanı sıra Katar’da biliyorsunuz bir de üssümüz var. Bunların değerlendirmesini yaptık. Askeri üssümüzü ziyaret ettik. Bizim askerimiz orada barış, güven ve istikrar için bulunuyor. Askerlerimiz bundan sonraki süreçte de aynı kararlılıkla oradaki görevlerini yapmaya devam edecekler. Askerlerimizin konuşlandıkları Tarık bin Ziyad kışlasının modernize edilmesi, genişletilmesi, büyütülmesi için çalışmalar sürüyor. Bu yapıldığı anda, parlamentoda aldığımız karar gereği neyse bunu yapmaya devam edeceğiz.
Katar’a yönelik yaptırımların artık kaldırılması gerekiyor. Bu krizin kimseye artık faydası olmadığı ortada. Bölgemiz zaten terör, iç savaşlar, mezhep gerginliği ile uğraşıyor. Yeni krizler çıkarmak kimseye fayda sağlamaz. Bunun yerine Suriye, Irak, Filistin, Somali, Myanmar gibi hepimizi ilgilendiren sorunlar üzerinde yoğunlaşmamız, mevcut meselelerin çözümüne odaklanmamız gerekiyor. Bunlar üzerinde durduk. Katar ile bu konularda fikir birliği içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Libya konusunu da ele aldık.
Temennim odur ki, başta körfez olmak üzere bölgede bir an önce aklıselim hakim olsun, bir an önce olumlu bir neticeye varılsın.

Kuveyt Kuleleri'ne Erdoğan için Türk Bayrağı yansıtıldı

- DEAŞ’lı militanların Rakka’dan çıkarılması, Amerikan basınında değil, BBC haberiyle gündeme geldi, çok tartışma yarattı. İki terör örgütünün anlaşmasını ve bunun ABD’nin gözetiminde olmasını nasıl karşılıyorsunuz? Amerikalı koalisyon Sözcüsü Albay Ryan 3500 sivil, 300 potansiyel teröristin tahliye edildiğini söyledi. Bunlar nereye gitti, bunlar potansiyel tehlike değil mi? Türkiye’ye sızma tehlikesi var mı? Bir de yine aynı albay Afrin’de YPG’ye karşı Türkiye’nin olası müdahalesine ilişkin, ‘DEAŞ ile mücadele eden ortaklarımızı her kim olursa olsun koruruz’ dedi. ABD’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Amerikalı koalisyon sözcüsünün olaylara ne kadar vakıf olduğunu bilemiyorum. Rutin asker mantığı ile yapılmış bir açıklama gibi görünüyor. İşin siyaseti başka bir şeydir. Önemli olan onları oralarda görevlendiren siyasetçinin ne dediğidir. Orada kaç DEAŞ’lı olduğunu, kaçının çıktığını bildiğini de zannetmiyorum. Rakka, DEAŞ’ın Suriye’deki ana merkeziydi; en sonda ana merkezleri de düşmüştür. Biz oralarda DEAŞ’la mücaledele konusunda Amerikalılara şunu söyledik: ‘Rakka operasyonunu, Münbiç de dahil olmak üzere gelin beraber yapalım’. Ama onları ikna edemedik. ABD, orada, bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle yok etmenin hesabı içine girdi. ‘Biz oralarda yokuz; havadan müdahale ediyoruz, sadece lojistik destek sağlıyoruz’ diyorlar ama, gerçek tam öyle değil. Amerikalı komandolardan tutunuz, değişik güvenlik güçlerine varıncaya kadar YPG ile o bölge içinde o mücadelenin içinde bizzat yer alanlar var. YPG elemanlarına para verdiklerine dair duyumlar var. Tüm bunları bir kenara koyalım, Irak üzerinden Suriye’ye 3500 tır, zırhlı taşıyıcı, silahlar, tank, top vesaire sevk ettiler. ABD’nin orda beş hava üssü var, sekiz de diğer üsleri var. Şimdi bir de Rakka’da üs kuruluyor. Tırlarla sevk edilen silah, mühimmat, araç gereç hepsi oralara serpiştiriliyor. Hal böyle iken, ABD’nin, ‘Ben bu işin içinde yokum, ben bu işi sadece izliyorum, havadan takip ediyorum’ demesi ne kadar inandırıcı? Gerçek ortada. Yaşananlar, ABD’nin oralarda kara planlamasında da yer aldığını çok açık net ortaya koymaktadır.


Son dakika: Rusya'da üçlü zirve

"Terör örgütünün olduğu masada olmayız"
- Putin ile görüşmenizden sonra siyasi çözüm konusunda açıklamanız olmuştu. Acaba PYD-YPG’nin masaya davet edilmeyeceği konusunda güvence aldınız mı?
Türkiye olarak biz, terör örgütlerinin olduğu masada kesinlikle olmayız. Bu, Cenevre için de geçerli Astana için de. Buralara bir terör örgütünün katılmasını kabul edemeyiz. Dolayısıyla bir masada terör örgütü olacaksa, hiç kimse bizim de oraya oturmamızı beklemesin. İki kere iki dört. Siyasetin namusu vardır, biz siyasetin namusundan taviz veremeyiz.
Ben bu hususu Sayın Putin’e de söyledim. O tür bir adım atılamayacağını ifade ettim.
Ayın 22’sinde liderler düzeyinde yapacağımız toplantıda nereye varılabileceğini çok daha açık ve net biçimde göreceğiz.
Tabii Trump ile Vietnam’da yaptıkları açıklamada doğrusu bu şeyleri çok açık net görmüyorum, böyle bir çağrıyı görmüyorum. ‘Siyasi çıkış yolu’ ifade olarak doğru da, peki yedi senedir bu işin siyasi çıkış yolu yok muydu, böyle bir imkan yok muydu? Var idiyse niye bu yola başvurulmadı da yüz binlerce insan öldürüldü? Yüz binlerce insanın öldürülmesi olayındaki aktörler kimlerdi? Bunların bir düşünülmesi lazım. Yüzbinlerce insan öldürülecek, buna neden olanlar hiç bu işi yok kabul edecekler ve siyasi çıkış yolu..

ABD'li sözcüden Rakka açıklaması


"İş sadece siyasi çözümle bitmeyecek"
Siyasi çıkış yolu deniliyorsa o zaman hadi tüm silahlar, toplar, tanklar hepsi araziden çekilsin; o zaman AGİT vs. kimleri sokacaksak devreye, bunları sokalım devreye hemen burada siyasi çıkış yolunu arayalım. Türkiye olarak biz de siyasi çözüm için üzerimize ne düşecekse yapalım. Birleşmiş Milletler üzerine ne düşecekse, o da üzerine düşeni yapsın. Atalım adımları. Siyasi olarak hemen bu işlerin üzerine gidelim..
Kaldı ki iş sadece siyasi çözümle bitmeyecek. Karşımızda artık yerle bir olmuş bir Suriye var. Kuru kuruya bir şeyler söylenmesi yetmiyor. Yerle bir olmuş Suriye’yi de bir taraftan yeniden ayağa kaldırmak gerekecek. Tarih, kültür, medeniyet, her şey yerle bir olmuş. Bunları etraflıca düşünmek gerekiyor.
Bu meseleden en büyük zararı gören de biziz. Niye? Çünkü bizim Suriye’ye 911 km’lik sınırımız var. Suriye meselesiyle ilgilenen diğer ülkeler arasında bu kadar uzun sınırı olan bir başka ülke var mı? Yok. 3,5 milyon Suriyeli benim ülkemde. Onların bakımı, eğitimi, sağlığı, a’dan z’ye her şeyi bizim üzerimizde. Biz bize düşeni yapıyoruz. Başta ABD olmak üzere dünya bu konuda ne kadar destek verdi Türkiye’ye? AB ne gibi destek verdi? Sözde üç artı üç 2016 içinde bize mali destek vereceklerdi. Şu ana kadar AB’den gelen destek 850 milyon avro. Nerede desteğiniz? Yok! Konuştuğumuz zaman, ‘Kararı alındı’ diyebiliyorlar sadece. Önemli olan kararı almak değil, alınan kararı uygulamaktır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden gelen yardım da, zannediyorum, 600’ü falan bulmamıştır.
Dünya bu şekilde davranırken biz ise üzerimize düşeni en iyi biçimde yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Mülteciler konusunda tüm dünyayı duyarlı olmaya çağırıyoruz. En güçlü olarak ABD’yi, Rusya’yı, Çin’i, hatta daimi üyeleri, bu hususta duyarlı olmaya davet ediyoruz. Temenni ederim ki bu duyarlılığı gösterirler.

DEAŞ-SDG anlaşmasının ortaya çıkmasının ardından PYD'den ilk açıklama


"Putin Karabağ sorununda umutlu değil"
-Putin’le Karabağ sorununu konuştuğunuzu söylediniz. Bu hususta Rusya acaba Astana süreci tarzında bir adım atar mı? Çözüm için olumlu bir yaklaşımı var mı Putin’in?
-Kendisi olumlu bakıyor ama, gördüğüm kadarıyla çok umutlu değil. Tarafların tutumu nedeniyle ümitsiz, onu gördüm. Ben kendisine, ‘Beş reyon meselesinde olumlu neticeler alınmıştı, buradan çıkacaklardı’ dedim. Bu konuda BM’nin almış olduğu karar da var, bu karara rağmen Ermeniler buraları boşaltmadı. Buraların işgal altında olduğunu BM Güvenlik Konseyi kabul etti. Buna rağmen Ermenistan oraları terk etmiyor, boşaltmıyor. Buralar boşaltılmış olsa, o zaman tabii buraların gerçek sahipleri gelip topraklarına yerleşebilirler. Tüm bunları görüştük. Ama gördüm ki bir ümitsizlik var yani.



NATO'dan Türkiye ve S-400 açıklaması

"S-400'lerde görüşmeler sürüyor"
- S-400’lerin alımı konusunda gelişme var mı, yeni işbirliği var mı?
Öncelikli olarak görüştüğümüz S-400. Anlaşma imzalandı, detaylar üzerinde savunma sanayi müsteşarımızla muhatapları görüşmeleri sürdürüyor. Avanslar meselesi var, kredi meselesi var. Ödemelerdeki faiz noktasında bu görüşmemizde biz kendisiyle mutabakat sağladık. Hatta bakanlar olarak da mutabık kalındı, teyit ettik. Alttaki bürokratların yaklaşımı ile ikimizin ortaya koyduğu yaklaşımın farklı olduğu ortaya çıktı. Arkadaşların yoğun çalışmaları olursa, 22’sinde de bir araya geldiğimizde önemli mesafe katetmiş oluruz. Akkuyu ve Türk akımı da işbirliğimizin önemli konuları arasında yer alıyor. Türk akımında Rusya’nın çok çok hızlı bir şekilde giderek 448 km’yi tamamlamış olması manidardır. Şimdi artık bizim kara topraklarındaki adımları Kıyıköy’den itibaren atacağız. İnşallah bunların olması, hele hele bir hat değil, iki hat olarak da devam etmesi bizimle ilgili olması stratejik önemi haizdir.

- Vize konusunda bir gelişme var mı?
Vize meselesinde ciddi anlamda bir yumuşama söz konusu. Bunları da o noktada ele aldık.

Rus basını: Türkiye'ye alacağı S-400'lerin şifreleri verilmeyecek

- Lübnan Başbakan’ın istifa etmesinin, ettirilmesinin yankıları sürüyor. Suudi Arabistan içindeki güç kavgaları, ‘ılımlı İslam’ açıklamasının yankıları sürüyor. Değerlendirmenizi alabilir miyiz bu konularda?
Sayın Hariri’yle ilgili süreci takip ediyoruz. Birkaç gün içinde Lübnan’a döneceği yönünde bir açıklaması olmuş. Dolayısıyla şu an için birkaç gün beklemekte fayda var. ‘Ilımlı İslam’ tartışmasıyla alakalı olarak ben öteden beri aynı şeyi söylüyorum: İslam, İslam’dır. Batılı liderlerle görüşmelerimde de, ABD’de STK’larda yaptığım konuşmalarda da defalarca söyledim: Biz Ilımlı Hristiyanlık, Ilımsız Hristiyanlık gibi ifadeler kullanıyor muyuz? Kullanmıyoruz. İslam için de bu tarz ifadeler kullanılması; dinimizin şiddetle özdeşleştirilmeye kalkışılması yanlıştır. Bu açıdan, ılımlı İslam, ılımsız İslam tarzındaki ifadeleri doğru bulmuyoruz. İslam’ın ilkeleri bellidir; İslam, İslam’dır.

Bahçeli: MHP'nin baraj maraj sorunu asla yoktur


"MHP ile biz her türlü adımı atmaya varız"
- Bahçeli’nin ‘MHP, Ak parti ile sonuna kadar birlikte mücadele etmeye kararlıdır’ şeklinde bir açıklaması oldu. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Ben Bahçeli’nin şu cumhurbaşkanlığım dönemi içinde yerli ve milli olarak vatanseverlik konusundaki tüm yaklaşımlarını aynen paylaşmışımdır, paylaşıyorum. Bundan sonraki süreçte de vatanseverlik noktasında, ülkemizin değerleri noktasında milli yerli olacak her konuda; hele hele terör örgütleriyle dayanışma içinde olan bir ana muhalefet partisi karşısında biz yerli ve milli olarak vatanımızın çıkarları tüm milletimizin çıkarları noktasında MHP ile biz her türlü adımı atmaya varız. Bu konuda tereddüdümüz dahi yoktur.



Cumhurbaşkanı Erdoğan: Adım atmaya hazırız



Bahçeli: Atatürk'e saldırmak vatan hainliğidir


"Seçim sistemi, baraj, ittifak tartışmaları için erken"
- Seçim sistemi, ittifak, baraj tartışılıyor. Bu konuda bir çalışma var mı?
Bu konuda bir çalışma yok. Bana göre şu an için bu, erken sayılabilecek bir tartışma. Ancak ülke olarak baraj meselesinde tecrübemiz, deneyimimiz fazlasıyla var. Olaya ekonomik ve mali istikrar olarak bakmamız lazım. 50 artı 1 ile siyasi istikrar geliyor. Dolayısıyla bütün bunları göz önüne aldığımızda belki bir seçim öncesi ittifak düşünülebilir, onun üzerinde durulabilir. Bu da yetkili kurullarımızın çalışması, gerekli değerlendirmeleri yapması gereken bir iştir. Nasıl bir adım atılabileceği bilahare düşünülebilir. Bunlar da bu ülkenin evlatlarının birbirleriyle neler yapabildiğini göstermesi açısından çok çok önemlidir.



Son dakika... Ekim ayı enflasyonu açıklandı


"Enflasyon vatandaşı inletiyor"
- Çift hane enflasyon... Faizlerin arttırılması için baskı var. Piyasalarda kur kaynaklı stres var sanki... Nasıl bir oyun bu, nasıl bozulacak?
Benim tezimi biliyorsunuz: Enflasyon faizle doğru orantılıdır. Enflasyonla faiz arası ilişki sebep netice ilişkisidir. Sebep faizdir netice enflasyondur, bugüne kadar bu dediğim de hep çıkmıştır. Bugün de aynı tezi savunuyorum. Sebeptir faiz. Netice enflasyondur. Faiz yükseldikçe enflasyon yükselecektir. Asla düşmeyecektir. Ama ne yazık ki biz bunu ilgili arkadaşlara anlatamıyoruz. Hepsi ‘Ben bankayım, daha yüksek kar nasıl elde edeceğim ona bakarım’ diyor. Daha yüksek kar elde etmek için ne yapması lazım? Faizi yükseltmesi lazım. Faizi yükselterek kendi karını artırmanın gayreti içerisinde ama öbür tarafta enflasyon milleti, vatandaşı inim inim inletiyor. O onun umurunda değil. Şu anda maalesef bu süreç hala devam ediyor. Belki önümüzdeki hafta sayın başbakan, ilgili bakanlar, bazı devlet bankaları bir araya gelmek suretiyle bu konuyu müzakere edip bu konuda çok kararlı adım atıp, bu faiz lobisinin de bu faizlilerin de üzerine gitmekte kararlıyız. Bu faiz lobisinin üzerine gidilmezse, bu faizlerin üzerine gidilmezse ne olur? Birincisi, enflasyon aşağıya çekilemez, ikincisi yatırımlar artmaz, üçüncü olarak da istihdam artmaz. Ama biz bunu halledersek, enflasyon düşecektir, yatırım artacaktır, istihdam artacaktır. Bu işi başarmamız lazım.



Enflasyon beklentisi değişti! İşte yeni rakamlar


- Suriye konusunda 22 Kasım’da Türkiye, Rusya ve İran’ın liderler düzeyinde yapacakları toplantının yeri belli mi?
Evet, belli. Toplantı, 22 Kasım’da Soçi’de olacak.

"Atatürk'ü sevmek başka, Atatürkçülük yapmak başka bir şey"
- 10 Kasım itibariyle başlayan gündem var. Belki de partiniz gençlik kolları çağrısıyla da... Partinizin Atatürk başlığında yeni bir hassasiyeti mi var? Eleştirilere ne dersiniz?Gençlerin dediğiniz türden bir şey yapması genel merkez gençlik kolları kaynaklı bir şey değil. Gençlerimizin kendilerinin serbest hareket etmesi suretiyle attıkları adım. Benim konuşmam zaten onlarla bağlantılı bir konu değil.. Benim konuşmamda, bu ülkede tabular oluşturulmaması gerektiğini vurguladım. Atatürk’ü sevmek başka bir şeydir, Atatürkçülük yapmak başka bir şeydir. Bizim anlatmak istediğimiz budur. Anlattığımız da budur. Ülkemizde maalesef böyle bir durum yaşanıyor. Mesela neymiş, efendim ben Atatürk ifadesini kullanmıyormuşum! Ya, yok öyle bir şey. Kullandığım yerler vardır, kullanmadığım yerler vardır. Bu matematik bir olay değil ki. Atatürk’ün imzasına bakarsınız, bazı yerlerde K. Atatürk diye imzası vardır, bazı yerlerde Gazi Mustafa Kemal diye imzası vardır. Ben şimdi Gazi Mustafa Kemal de diyorum, Atatürk de diyorum. Ama adamın derdi bağcı ile olduğu için, ne deseniz kusur buluyor. Sıkıntı burada. Düşünün artık, kimlerin eline diline düştü ya. Marksistlerin, affedersin PKK’lıların, HDP’lilerin, şunların bunların eline düştü. Onlarla birlikte yürüyen kim? Sözde Atatürkçü Kılıçdaroğlu. Beraber bunlarla yürüyor. Oradan eleştiriler yapıyor. Önce işine bak. Bu ülkeye ne kazandırıyorsun ona bak. Buralara kadar bu işi düşürmedik, düşürmeyeceğiz. Kaldı ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, biliyorsunuz, kendisini putlaştırmaya çalışanlara yönelik aleyhte çok veciz ifadeleri var. Al biraz da onları oku. Bak bakalım ne diyor. ‘Vatan için ne yaptınız, bu millet için ne yaptınız?’ diye soruyor. ‘Bana öyle gelin’ diyor. Biz, bu cümlenin şu andaki muhatapları olarak, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşıyoruz, yaptığımız budur.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html