BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Ak Parti sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Ak Parti sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

10 Kasım 2020 Salı

Türkiye kamuoyu ve Doğu Akdeniz krizi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Vatandaşların gündeme ilişkin düşüncelerini tespit etmek amacıyla geçtiğimiz ay yapılan araştırma, Türkiye kamuoyunun Doğu Akdeniz krizi hakkında ne düşündüğü hakkında önemli sonuçlar barındırıyor.



Dış politika denildiğinde genellikle hükümetlerin resmî kanallar aracılığıyla yürüttükleri politikalar anlaşılır. Ancak bir dış politika kararı belli bir sürecin çıktısı olarak ete kemiğe bürünür. Devletlerin siyasal yapısı, örgütleniş biçimleri, karar alma mekanizmaları, vatandaşların siyasal tutum ve davranışları, medyanın dış politika konularını takdimi gibi birçok faktörün veyahut bileşenin bu sürecin bir parçası olduğu görülür. Bunlar içerisinde kamuoyunun ayrı bir yeri ve önemi vardır. Nitekim demokratik rejimlerde hükümetler takip ettikleri dış politika konusunda vatandaşların düşünce ve kanaatlerinin ne olduğunu öğrenmek isterler. Zira yönetenler ve yönetilenler arasındaki karşılıklı ilişki ve etkileşimin tam olarak anlaşılması ve siyasal karar alma süreçlerinin ona göre belirlenmesi demokrasinin ana karakteridir.

Hükümetler iç politikada olduğu gibi dış politikada da temsil ettikleri halka karşı büyük bir sorumluluk taşırlar. O nedenle kamuoyunun tepkisine yol açacak dış politika kararları almaktan uzak durmaya çalışırlar. Hükümet iktidara doğal olarak seçimle gelmiştir ve alacağı kararlarda kamuoyunu dikkate almak mecburiyetindedir. Başka bir ifadeyle seçimle işbaşına gelmiş her hükümet, aldığı veya alacağı dış politika kararları karşısında kamuoyunun desteğine büyük bir ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bir hükümet, beklediği desteği ardına alabilmek amacıyla dış politika kararları öncesinde veya sonrasında kamuoyunu kararın içeriğine dair aydınlatmak ve ikna etmek mecburiyetindedir.

Diğer taraftan ise, gündelik hayatın telaşıyla meşgul olan vatandaşların tümünün dış politika meseleleriyle ilgili ortaya çıkan çeşitli sorunlar hakkında, bilgi sahibi olmasına imkân yoktur. Hatta büyük kriz anları dışında, halk kitlelerinin büyük bir kısmının bu sorunların farkında olmadığı bile söylenebilir. Yine kamuoyu konusu üzerine bilimsel çalışma yapan uzmanlar kamuoyundaki kanaatlerin oluşumunda iş ve meslek gruplarının, sosyal çevrenin, ailenin, kanaat önderlerinin, kitle iletişim araçlarının ve okulun önemine dikkat çekerler. Ayrıca tüm bunlara günümüzde etki gücü giderek artan sosyal medya araçlarını da eklemek uygun düşecektir. Araştırmalar, kişilerin etkileşim içinde bulunduğu bu kurumlardan bilhassa gündemdeki konular hakkında sürekli ve kalıcı bilgiler, değer yargıları ve kanaatler edindiğini gösteriyor. Ancak bu edinimlerin sonradan değişebildiği de araştırmalara yansıyan bir gerçektir.

Kamuoyunun şekillenme sürecinde en etkili aracın kitle haberleşme araçları (radyo, televizyon, gazete, dergi, sosyal medya, sinema) olduğu, bazı tartışmaları beraberinde getirse de genellikle kabul edilen bir durumdur. Nitekim gelişen teknolojiyle birlikte bu araçların haberleri, yorumları, analizleri büyük kitlelere çok kısa bir süre zarfında ulaştırması mümkün hale gelmiştir. Özellikle teknolojiyle iç içe yaşanılan akıllı telefon çağında bir olaya ilişkin haberlerin anında milyonlara ulaştığı gözlemlenmektedir. Ancak bilginin bu süratli yayılımına rağmen kişilerin yayımlanan haberler ve yorumlar arasından sadece kendi ilgisini çekenleri veya kendince önem taşıyanları dikkate aldığı bilinmektedir. Kişinin kendi ilgisini ve dikkatini cezbetmeyen olaylar veya haberler hakkındaki yorum ve değerlendirmelere katılımı ise kendisinde yer etmiş fikir ve kanaatler ölçüsündedir.

Bununla birlikte günümüzde daha görünür bir hale gelen, sosyal medya grupları üzerinden aktarılan ve bir konu hakkında fikir içeren mesajlar, görseller şeklindeki bilgiler kişinin kanaatinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle kişi bağlı olduğu sosyal medya grubunun bir konu hakkındaki kolektif yargılarına ters düşen haberlere, yorumlara ve kanaatlere karşı bir refleks gösterme eğilimi taşır.

“Doğu Akdeniz’de hükümetin tavrını doğru buluyor musunuz?”

Kamuoyuna ilişkin bu genel bilgilerin takdiminin ardından, “Türkiye kamuoyu Doğu Akdeniz krizi hakkında ne düşünüyor?” konusuna giriş yapılabilir. Araştırma Danışmanlık Medya Organizasyon (ADAMOR) Toplum Araştırmaları Merkezi Türkiye’de yaşayan vatandaşların Türkiye gündemine ilişkin düşüncelerini tespit etmek amacıyla 1-15 Ekim tarihleri arasını kapsayan “Türkiye Endeksi” adlı araştırmasını geçtiğimiz hafta kamuoyuyla paylaştı. Söz konusu araştırma dahilinde 76 ilde örneklem olarak seçilen bin 317 kişiye iç politikadan dış politikaya gündemi meşgul eden konular üzerinden bir dizi soru yöneltildi. Yapılan ankette dış politikaya ilişkin, “Doğu Akdeniz’de hükümetin tavrını doğru buluyor musunuz?”, “Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünüyor musunuz?”, “Türkiye, Doğu Akdeniz krizinin çözümü için Libya ve İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapmalı mı?” ve “Türkiye’nin AB üyeliğini yeniden gündemine almasını ister misiniz?” şeklinde dört soruya yer verildi. Soruların üçünün Türkiye kamuoyunun gündemini şu sıralar en çok meşgul eden Doğu Akdeniz meselesine ayrılması isabetli bir tercih olmuştur. Biz de yazımızda bu üç soruya yer vereceğimizi hemen belirtelim.

Zira Türkiye, Doğu Akdeniz’de 2003 yılından bu yana gayrimeşru bir dayatmayla Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinin gasp edilmesiyle karşı karşıya ve bu oldubittilere karşı meşru ve yasal bir mücadele vermekte. Diğer taraftan ise Ankara, Yunanistan’ın maksimalist karasuları ve kıta sahanlığı talepleri karşısında Antalya Körfezi’ne hapsolmamak için yoğun bir diplomatik mücadele veriyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Avrupa Birliği (AB) üyesi olmanın sağladığı siyasi avantajı Türkiye ve Kıbrıs Türklerine karşı bir baskı aracına dönüştürme gayreti içerisindeyken, Türkiye, krizin başından beri, Doğu Akdeniz'de hem kendisinin hem Kıbrıs Türklerinin meşru haklarının güvence altına alınacağı, adalet ve hakkaniyet temelinde bir çözüm için diyalog ve işbirliği çağrısı yapıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ekim ayı başında AB liderlerine gönderdiği mektubunda, “Doğu Akdeniz politikamızın iki ana hedefi, deniz yetki alanlarının uluslararası hukuka uygun, adil sınırlandırılması ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs Adası’nın enerji kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarının garanti altına alınmasıdır” ifadeleriyle Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin neler olduğunu muhataplarına iletirken, diğer taraftan AB’nin nüvesini oluşturan Kömür ve Çelik Topluluğu’na benzer bir modelin Doğu Akdeniz’de uygulanabileceğini ve böyle bir işbirliği modelinin hem Kıbrıs meselesinin çözümüne hem de büyük AB’nin oluşumuna temel oluşturabileceğini belirtmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan mektubunun devamında, arzusunun Türkiye-AB ilişkilerin ilerletilmesi olduğunu da ayrıca ifade etmiştir. Buna rağmen Türkiye, Yunanistan-GKRY propagandasının esir aldığı Batı basınının genelinde “bölgede barış ve güvenliği tehdit eden ülke” olarak takdim edilmektedir. Bu, adil olmadığı kadar açıkça ikircikli bir tutumdur.

Bu kısa özetin ardından araştırmaya yeniden dönecek olursak, “Türkiye Endeksi” araştırmasında kamuoyu yoklamasına katılanların yüzde 66’sı Doğu Akdeniz’de hükümetin politikasını doğru bulduğunu, yüzde 22’si de hükümetin tavrını doğru bulmadığını ifade etmiştir. Yüzde 12’lik kısım ise, Doğu Akdeniz’de hükümetin politikasıyla ilgili herhangi bir fikri olmadığını beyan etmiştir. Ankete göre bugün genel seçim olsa MHP’ye oy vereceklerin yüzde 97,2’si ve AK Parti’ye oy vereceklerin yüzde 96,8’i, İYİ Parti’ye oy vereceklerin yüzde 63,9’u, diğer partilere oy vereceklerin (Saadet, DEVA, Gelecek, Vatan Partisi vb.) yüzde 61,1’i ve CHP’ye oy vermeyi düşünenlerin yüzde 46,8’i hükümetin Doğu Akdeniz’de tavrını doğru bulduklarını belirtmişlerdir. HDP’ye oy vermeyi düşünen seçmenlerin ise sadece yüzde 18,2’si Doğu Akdeniz’de hükümetin tavrını desteklediğini söylemişlerdir.

Bir başka açıdan bakıldığında HDP seçmenlerinin yüzde 70,5’i ile CHP seçmenlerinin yüzde 35,3’ü hükümetin Doğu Akdeniz’de izlediği politikayı doğru bulmadığını belirtmiştir. Hükümetin Doğu Akdeniz politikasını desteklemeyen seçmenlerin neden bu kanaate sahip olduklarını tespit edebilmek için detaylı yeni bir araştırmaya ihtiyaç duyulduğunun altını çizmek gerekiyor. Bunun yanında yukarıdaki oy dağılımları genel olarak dikkate alındığında milliyetçi ve/veya muhafazakâr seçmenin hükümetin Doğu Akdeniz politikasına açık bir destek verdiğini söylemek mümkün. Hükümetin haklı tezler öne sürmesinin yanı sıra bu açık desteğin önemli nedenlerinden biri de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs bağlamında Türkiye, Yunanistan, Fransa ve AB arasında yaşanan gerilimin, Türkiye’nin Akdeniz’deki doğal ve tarihi haklarının emperyalist bir saldırıya uğradığı düşüncesinin Türk kamuoyunun milliyetçi refleksini harekete geçirmiş olmasıdır.

“Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünüyor musunuz?”

Araştırmada yer alan, “Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünüyor musunuz?” sorusuna verilen yanıtlar bir hayli ilginç sonuçlar içeriyor. Buna göre Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünenlerin oranı yüzde 39 iken, Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkmayacağını düşünenlerin oranı yüzde 48’dir. Bu konuda herhangi bir fikri olmayanların oranı ise yüzde 13’e tekabül ediyor. Burada dikkate alınması gereken önemli bir veri ise katılımcıların yaşıyla ilgili. Katılımcıların yaşındaki artış, genel olarak Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkmayacağını düşünme temayülüyle paralellik gösteriyor.

Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünenlerin en fazla 25-34 yaş diliminde (yüzde 48,7) yoğunlaşması dikkat çekici bir durum. Bir diğer kayda değer tespit ise eğitim düzeyinin artmasıyla birlikte (ön lisans ve üzeri) Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünenlerin oranlarının artmasıdır. İlkokul mezunu ve altı eğitim düzeyine sahip katılımcıların çoğunluğu, Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünmemektedir.

İleri yaşa mensup seçmenlerle eğitim düzeyi düşük seçmenler arasında yaygın görülen bu “ümitsizliğin” nedenlerinden birinin, “sahada kazanıp, masada kaybetme” endişesi olduğu tahmin edilmektedir. Parti bazında bakıldığında bugün genel seçim olsa AK Parti’ye oy vereceklerin yüzde 82,9’u ve MHP’ye oy vereceklerin yüzde 80,3’ü Doğu Akdeniz’deki krizden Türkiye’nin lehine sonuç çıkacağını düşünürken, HDP seçmenlerinin yüzde 79,5’i ve CHP seçmenlerinin yüzde 74,4’ü ve İYİ Parti seçmenlerinin yüzde 57,8’i Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin lehine bir sonuç çıkacağını düşünmemektedir. Destek verme ile kazanım konusundaki öngörülerin arasında bu denli bir farkın ortaya çıkmasını sağlayan faktörlerin detaylı bir şekilde araştırılması, Türk kamuoyunun dış politika algısını ölçmek ve anlamak açısından büyük önem arz ediyor.

“Türkiye, Doğu Akdeniz krizinin çözümü için Libya ve İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapmalı mı?”

Ankette yer alan bir diğer başlık, “Türkiye, Doğu Akdeniz krizinin çözümü için Libya ve İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapmalı mı?” sorusu. Buna göre katılımcıların yarısı Doğu Akdeniz krizinin çözümü için Türkiye’nin Libya ve İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapması gerektiğini düşünürken, yüzde 34’ü işbirliğine taraftar olmadığını beyan etmiştir. MHP seçmenlerinin yüzde 71,8’i, HDP seçmenlerinin yüzde 61,4’ü, İYİ Parti seçmenlerinin yüzde 55,2’si ve AK Parti seçmenlerinin yüzde 42,2’si Türkiye’nin Doğu Akdeniz krizinin çözümü için Libya ve İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapması gerektiğini belirtmiştir. İlginç olan ise AK Parti seçmenlerinde yaşanan düşüştür. Belki de bu düşüş, soruda İsrail’in geçiyor olmasından ileri gelmektedir. Bu noktada tek bir soru sormak yerine ayrı ayrı “Mısır”, “Libya”, “İsrail” ve hatta “Yunanistan”a yer verilmesi kamuoyunun hangi ülkelerle işbirliği yapılmasına taraftar olduğunu tespit etmede daha sağlıklı bir fikir sağlayabilirdi. Bu eksikliğe rağmen soruya verilen yanıtlardan, eğitim düzeyinin artması ile birlikte Türkiye’nin Doğu Akdeniz krizinin çözümü için Libya ve İsrail gibi ülkelerle işbirliği yapması gerektiğini düşünenlerin oranlarının artmakta olduğu izlenmektedir.

Genel değerlendirme

Araştırmadan genel hatları itibarıyla üç önemli sonuç çıkıyor. Bunlardan birincisi, kamuoyunun büyük çoğunluğunun Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de takip ettiği politikayı doğru ve yerinde bulmasıdır. İkincisi, “sahada kazanıp masada kaybetme” endişesinin kamuoyunun kanaati üzerindeki etkisidir. Bu durum haliyle, Doğu Akdeniz krizinin Türkiye’nin lehine sonuçlanabileceği konusunda, kamuoyunu karamsarlığa itmektedir. Üçüncüsü ise Doğu Akdeniz krizinde hükümeti destekleyenlerin baskın çoğunluğunun milliyetçi ve/veya muhafazakâr seçmenlerin olmasıdır.

Şurası çok açıktır ki, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesi, partiler üstü milli bir meseledir. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinin korunması ve güvenceye alınmasıyla ilgili bir konudur. O yüzden iç siyasi hesaplar üzerinden bu iki meseleyi değerlendirmenin ve ona göre siyasi bir yaklaşım benimsemenin, Türkiye’nin Ege denizinden Doğu Akdeniz’e uzanan hak ve menfaatlerini tehlikeye atmaktan öte bir kazanım sağlamayacağı çok aşikârdır.

[Çalışmalarını Türk dış politikası, Kıbrıs meselesi, enerji güvenliği ve Doğu Akdeniz krizi konularında yoğunlaştıran Doç. Dr. İsmail Şahin, Ankara Hacı Bayram Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Türkiye Diriliş Postası’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.


28 Eylül 2020 Pazartesi

Ermenistan güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlayan çatışmalar sürüyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında sabah saatlerinde Ermenistan güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlayan çatışmalar sürüyor.



Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında sabah saatlerinde Ermenistan güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlayan çatışmalar sürüyor.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, Ermenistan ordusunun, saat 06.00 sıralarında cephe hattı boyunca geniş kapsamlı provokasyonda bulunarak Azerbaycan ordusunun mevzilerine ve sivil yerleşim birimlerine büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla ateş açtığını belirtti.

                    

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, saldırının ardından yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, "Ermenistan'ın başlattığı saldırı neticesinde şehit ve yaralılarımız var. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Ermenistan ordusuna ait askeri araçları imha ettik." diye konuştu.

Söz konusu saldırıların sürekli hale geldiğine işaret eden Aliyev, "Temmuzda Ermenistan-Azerbaycan devlet sınırında, Tovuz istikametinde, yeniden top ateşleri neticesinde sivillerimiz ve bir hane zarar görmüştür. Bu Ermeni faşizminin gelecekteki göstergesidir." dedi.

Azerbaycan, cephe hattında karşı saldırı başlattı

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Azerbaycan ordusu komutanlığının sivil halkın güvenliğini sağlamak için tüm cephe boyunca bir karşı saldırı başlatmaya karar verdiği ifade edildi.

"Kara birliklerinin, tank birimlerinin, füze ve topçu birliklerinin, insansız hava araçlarının desteğiyle cephede ve savunmanın derinliklerinde bulunan çok sayıda Ermeni askerini, tesis ve askeri araçlarını tespit ederek imha ettiği" aktarılan açıklamada, cephe hattının farklı yönlerinde Ermenistan'a ait 12 adet OSA uçaksavar füze sisteminin de imha edildiği belirtildi.

Azerbaycan'dan Ağdere'deki Ermeni askeri birliğinin komutasına "teslim olun" çağrısı

Azerbaycan Askeri Komutanlığı, işgal altındaki Ağdere bölgesindeki Ermeni silahlı kuvvetlerinin garnizon komutanına, can kayıplarının artmaması için "direnmemeleri ve teslim olmaları" çağrısında bulundu.

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Ermeni garnizonun teslim olduğu takdirde, savaş esirleri ve sivil rehinelere yönelik muamelenin, Cenevre Sözleşmesi ve diğer uluslararası hukuk normlarına uygun yürütüleceği kaydedildi.

Azerbaycan ordusu, 6 köyü Ermeni işgalinden kurtardı

Azerbaycan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Yarbay Anar Eyvazov, düzenlediği basın toplantısında, Ermeni güçlerinin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine başlatılan karşı saldırıda, uzun yıllardır işgal altında olan Fuzuli bölgesinin Karahanbeyli, Gervend, Köy Gerediz, Yukarı Abdurrahmanlı köyleri ile Cebrayıl bölgesinin Büyük Mercanlı ve Nüzgar köylerinin Azerbaycan ordusunun kontrolüne geçtiğini bildirdi.

Azerbaycan ordusu, Murovdağ zirvesinde de kontrolü ele geçirdi.

Ermenistan'da "savaş durumu" ilan edildi

Ermenistan hükümeti, Dağlık Karabağ’daki vaziyet nedeniyle ülkede "savaş durumu" ve "genel mobilizasyon" ilan etti.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ermenistan hükümetinin Dağlık Karabağ’daki vaziyet nedeniyle ülkede "savaş durumu" ve "genel mobilizasyon" ilan ettiğini bildirdi.

Azerbaycan'da "savaş hali" ilan edildi

Azerbaycan Milli Meclisi, ülkenin bazı şehir ve bölgelerinde "savaş hali" ilan edilmesi kararı aldı.

Milli Meclis, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in, Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında yaşanan çatışmalar nedeniyle ülkenin bazı bölgelerinde "savaş hali" ilan edilmesi yönündeki kararını onayladı.

Olağanüstü toplantıda kabul edilen karar gereği, "savaş hali" devam ettiği sürece Azerbaycan vatandaşlarının ve ülkedeki yabancıların anayasal hak ve özgürlükleri ile mülkiyet hakları kısmen ve geçici olarak kısıtlanacak.

Türkiye'den tepkiler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Azerbaycan'a yönelik saldırılarına bir yenisini ekleyen Ermenistan, bölgede barışın ve huzurun önündeki en büyük tehdit olduğunu bir kere daha göstermiştir. Türk milleti her zaman olduğu gibi bugün de tüm imkanlarıyla Azerbaycanlı kardeşlerinin yanındadır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ermenistan'ın tahrikkar saldırganlığı karşısında gerekli ve yeterli bir tepki ortaya koyamayan uluslararası toplum, çifte standardını bir kez daha göstermektedir. Yaklaşık 30 yıldır ihmalkar tutumunu sürdüren Minsk üçlüsü de çözüm odaklı davranmaktan maalesef çok uzaktadır. Ermeni halkını, kendilerini felakete sürükleyen yönetimlerine ve onları bir kukla gibi kullananlara karşı geleceklerine sahip çıkmaya davet ederken tüm dünyaya işgale ve zulme karşı verdikleri mücadelede Azerbaycan'ın yanında yer alma çağrısı yapıyoruz.

Bugün yaptığımız telefon görüşmesinde dirayetli ve kararlı duruşuna bir kez daha şahit olduğum Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşim İlham Aliyev'e ifade ettiğim gibi Türkiye 'tek millet, iki devlet' anlayışıyla, Azerbaycanlı kardeşleriyle dayanışmasını güçlendirerek sürdürecektir."

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "Çözümsüzlükten fayda sağlayacağını düşünen Ermenistan yine haddini aşmıştır, bu defa yanıtını sahada almaktadır. Sahada ve masada can Azerbaycan’ın yanındayız." ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Ermenistan’ın bu sabah Azerbaycan’a karşı başlattığı saldırı hakkındaki soruya verdiği yazılı cevapta şu ifadeleri kullandı:

''Uluslararası hukukun açık ihlali olan ve sivil kayıplara da yol açan Ermeni saldırısını şiddetle kınıyoruz. Azerbaycan, halkını ve toprak bütünlüğünü korumak için meşru müdafaa hakkını elbette kullanacaktır. Bu süreçte, tek yürek olarak Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği tamdır. Azerbaycan nasıl isterse, o şekilde yanında olacağız. ''

Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı gerçekleştirdiği saldırılara siyasi partilerden tepkiler

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Ermenistan'ın saldırılarını kınayarak Türkiye'nin bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da Azerbaycan'ın yanında olacağını vurguladı.

Ermenistan'ın bölge barışını tehdit ettiğini belirten Çelik, ''Bu saldırılar Ermenistan'ın uluslararası hukuku tanımadığını bir kere daha gösterdi. Uluslararası toplum Ermenistan'ı mahkum etmelidir." ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı Ünal Çeviköz, yaptığı yazılı açıklamada, Ermenistan tarafından uluslararası hukuka aykırı gerçekleştirilen ateşkes ihlalini, sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan Azerbaycan'a yönelik saldırısını kınadıklarını bildirdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırısını kınayarak "Yegane gayesi Türk düşmanlığı olan Ermenistan'ın ve kiralık silahlı unsurlarının Türk milleti karşısında tutunma ihtimali yoktur." ifadesini kullandı.

Bölgede artan gerilimlerin sıcak çatışmaya dönüştüğünü, zulüm ve terör yöntemlerinin kimin tarafından kullanıldığının iyice netleştiğini vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

''Ermenistan'ın alçak saldırısını Akdeniz ve Ege'de oynanan şirret oyunlardan, Libya, Suriye ve Irak'ta sahnelenen emperyalist projelerden ayrı düşünmek, ayrı değerlendirmek, geldiğimiz bu aşamada imkansızdır. Türk düşmanlarının farklı coğrafyalarda husumet nöbetine girdiği ortadadır."

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Azerbaycanlı ve Rus mevkidaşlarıyla telefonda görüştü

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile telefon görüşmeleri yaptı.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Çavuşoğlu ile mevkidaşları arasındaki görüşmede "Ermenistan'ın saldırganlığı" konusu ele alındı.

Uluslararası toplumdan tepkiler

Rusya Dışişleri Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların durdurularak taraflara müzakerelere başlama çağrısında bulundu.

Açıklamada, Dağlık Karabağ’da durumun ani şekilde kötüleştiğine dikkat çekilerek "Durumu istikrara kavuşturmak için tarafları derhal ateşkese ve müzakerelere başlamaya çağırıyoruz." ifadesi yer aldı.

AB, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerginlikten endişeli

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmaların ciddi endişe kaynağı olduğunu belirterek taraflara askeri hareketliliğin durdurulması çağrısında bulundu.

Gerginliğin daha fazla tırmanmasını önlemek için öncelikle askeri hareketliliğin acilen durması gerektiğini söyleyen Michel, tek çözüm yolunun ön şartsız müzakerelere dönmek olduğunu aktardı.

AB'den, "Azerbaycan-Ermenistan cephe hattında çatışmaların durdurulması" çağrısı

AB, Azerbaycan-Ermenistan cephe hattında çatışmaların acilen durdurulması için çağrıda bulundu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptığı yazılı açıklamada, Dağlık Karabağ'daki cephe hattında çıkan çatışmalarda asker ve sivil can kayıpları olmasından üzüntü duyduklarını belirtti.

"AB, çatışmaların acilen durdurulması, gerginliğin düşürülmesi ve ateşkesin sıkı şekilde gözlenmesi çağrısında bulunmaktadır." ifadesini kullanan Borrell, tarafların Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu himayesinde ön şartsız olarak müzakerelere dönmesinin acil önem taşıdığını kaydetti.

Gürcistan'dan Azerbaycan ve Ermenistan'a "barış" çağrısı

Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, Twitter'dan yaptığı paylaşımda, "Ermenistan ile Azerbaycan arasında çatışmaların yeniden başlamasından büyük endişe duyuyoruz. Biz (taraflara) barış çağrısında bulunuyoruz. Bölgemizde istikrar ve barış ortak işimiz olmalı." dedi.

Gürcistan Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, "Umuyoruz ki ateşkes anlaşmasına varılacak, taraflar arasında müzakere moduna geçilecek ve tüm bölgenin güvenliğini ciddi şekilde olumsuz etkileyecek büyük çaplı düşmanlıklardan kaçınılacaktır." ifadelerine yer verdi.

Ukrayna'dan Dağlık Karabağ'daki çatışmalara ilişkin diyalog çağrısı

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların durdurulması ve diyalog çağrısı yaptı.

Bakanlığın Twitter hesabından yapılan paylaşımda, yaşanan çatışmalar sebebiyle derin endişe duyulduğu belirtilerek "Çatışmaya yol açan nedenleri inceliyoruz, tarafları diyaloğa dönmeye ve anlaşmazlığı barışçıl yollarla çözmeye çağırıyoruz." denildi.

KKTC Başbakanı Tatar: "Azerbaycan asla yalnız değildir"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ersin Tatar, Ermenistan'ın bu sabah Azerbaycan'a karşı başlattığı saldırıya ilişkin, "Azerbaycan asla yalnız değildir ve Ermenistan'la onu saldırıya teşvik edenler hayallerine ulaşamayacaktır." ifadesini kullandı.

Tatar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Ermenistan'ın, kardeş Azerbaycan'a yönelik saldırılarını şiddetle kınıyor, şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Belli ki birileri bölgeyle ilgili emellerini gerçekleştirme hayaliyle Ermenistan'ı da piyon olarak kullanmaktadır. Ancak şu bilinsin ki; Azerbaycan asla yalnız değildir ve Ermenistan’la onu saldırıya teşvik edenler hayallerine ulaşamayacaktır." dedi.

Lavrov, Azerbaycanlı mevkidaşı Bayramov ile Dağlık Karabağ'daki durumu görüştü

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Dağlık Karabağ'daki durumu ele aldı.

Görüşmede, Lavrov, sivil halk arasında da can kaybına yol açan temas hattındaki çatışmalarla ilgili endişelerini dile getirerek ateşkesin acilen sağlanması gerektiğini ve Rusya’nın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu'nun diğer eş başkanlarıyla birlikte durumu istikrara kavuşturma yönünde ara buluculuk girişimlerini sürdüreceğini dile getirdi.

İran'dan Azerbaycan ve Ermenistan'a çatışmaları durdurma çağrısı

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade de Azerbaycan ve Ermenistan'a, çatışmaları durdurmaları ve müzakerelere başlamaları çağrısında bulundu.

İran olarak Azerbeycan ve Ermenistan'ı sağduyuya davet ettiklerini belirten Hatibzade, "İran, çatışmaların bir an önce durdurulmasını ve iki ülke arasında müzakerelerin başlamasını talep ediyor. İran, ateşkesin sağlanması ve taraflar arasında diyaloğun başlaması için tüm imkanlarını kullanmaya hazırdır." ifadelerini kullandı.



26 Ağustos 2020 Çarşamba

Türkiye'nin En büyük kaybı dışa bağımlı Muhalefetin olması

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İNSANLIK DERSİ

Ama muhalefetin bu patolojik hali benim için artık bir yazı konusu olamayacak kadar banal ve kötücül. Oturup bunları bir de ben sayıp vaktinizi öldürmeye niyetim yok.
Herkes konuştu, ben sustum.
Aslına bakarsanız söylenecek çok şey de yoktu.
Oturdum ve bu büyük müjdeyi içime çektim.
Yüz yıllık sorunu enerji olan bir ülkenin insanı olarak ülkemde bir anda hatırı sayılır miktarda doğal gaz bulunmasının mutluluğunu yaşadım.
Daha güzel ne olabilirdi? Buna sevinmeyecek aklı başında bir Türk olabilir miydi?
Tabii ki o kadar naif değilim. Muhalefetin bu kadar büyük bir müjdeyi bile hazmedemeyeceğini biliyordum.
Nitekim “doğal gaz bir paket çikolata etmiyor”dan, “doğal gaz halka yaramaz”a kadar yüzlerce karın ağrısı dinledik. Maduro göndermesi yapan ahlaksız profesör elbet bulur müstehakını..
Ama muhalefetin bu patolojik hali benim için artık bir yazı konusu olamayacak kadar banal ve kötücül. Oturup bunları bir de ben sayıp vaktinizi öldürmeye niyetim yok.
İçimden tam “Allah kimseyi milletinin sevinciyle sevinemeyecek kadar fesat etmesin” diyordum ki, hepimizin tercümanı yine Sayın Cumhurbaşkanı oldu.
“Rabbim kimseyi teröriste terörist diyemeyen, darbeye darbe diyemeyen, düşmana düşman diyemeyen, milletinin sevinci ile sevinemeyen, üzüntüsüyle üzülemeyen mankurtlardan eylemesin diliyorum.” dedi.
Ben Sayın Cumhurbaşkanının bu konuşmasının önemli bir kırılma noktası olduğunu düşünüyorum.
Anlayana oldukça radikal ama bir o kadar da insani bir konuşmaydı.
Zaten Sayın Cumhurbaşkanı hiçbir zaman retorik özentisine düşmemiş, politikacı ağzıyla konuşmamıştır. Kendisine sunulan tüm konuşma taslaklarına rağmen eninde sonunda konuşmayı kendi insani diline çevirir.
Bu konuşmada “Bak beyim, sana bir çift sözüm var” diyen Yaşar Usta’nın samimiyeti, insaniyeti vardı ama onun ezikliğinden eser yoktu.
Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı hayatının hiçbir döneminde Batı’yı büyük görmedi. Ama aşağılamadı da. Onların “standart” saydıkları tüm reformları gerçekleştirmekte bir an bile tereddüt etmedi. Çünkü Türk insanının da bu standartları hak ettiğini çok iyi biliyordu. Türkiye bu hükümet döneminde AB’ye girmeye geçmişte hiç olmadığı kadar yakınlaştı.
Bakmayın siz yıllardır “muasır medeniyet” diye ağlaşanlara. O seviyeye ulaşmak için en ufak bir şey yapmayıp, darbe üstüne darbe ile ülkeyi demokraside patinaj yaptırdılar.
Bu hükümet döneminde ise AB’nin tüm kurum ve kuruluşlarına üye olduk, bir tek AB hariç…
Sayın Cumhurbaşkanının bu konuşmasından anlıyorum ki; artık bu yolun sonuna geldik. Muasır medeniyet üyesi olmaktan vazgeçtiğimiz için değil, bugüne kadar “muasırın” ne olduğunu belirleyenlerin artık tüm foyaları ortaya çıktığı için. Osmanlı'dan itibaren 200 yıldır içinde yer almaya çalıştığımız “…

Batı’nın bize hiçbir zaman aynı yaklaşmadığını da kabul edelim, hangi adımı atarsak atalım bizi hiçbir zaman kendisi gibi görmedi…”
Bu çok ağır bir laftır ve ciddi bir kırılma noktasıdır. Gerçi Sayın Cumhurbaşkanı buna benzer cümleleri ilk kez kurmuyor ama konuşmanın tamamına bakarsanız bunun artık “sepeti koluna, herkes kendi yoluna” olduğunu sonuna kadar hissedersiniz. “Türkiye’ye karşı sergilediği bu ikiyüzlü tavır AB’nin sonunun da ilanı olmuştur” cümlesinden bizim için AB’nin bittiği dışında başka ne anlam çıkar?
Beni duygusal olarak en çok etkileyen cümlesi Joe Biden’e yönelik “Ya, dostluğumuz var ya! En azından oturup çay içmişliğimiz var ya!” cümlesi oldu. Bu cümleyi hiçbir uluslararası jargonda duyamazsınız, tıpkı “one minute”i duyamayacağınız gibi.
Ha, Biden Türkler için beraber bir çay içmenin anlamı nedir, kahvenin hatırı ne kadardır bilir mi? Bilmez elbette, tercüme edenler de epey bir güçlük çekecektir.
Ama biz biliyoruz.
Ne mi biliyoruz? Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Biden’a insanlık dersi verdi.
Tabi en ağır dersi de muhalefete verdi:
“Hayatlarının hiçbir döneminde umutlarını millete bağlamamış, gözleri hep dışarıya dönük olan bu siyasi anlayış Türkiye’nin en büyük ayıbı ve kaybıdır. (…)  Türkiye için kalplerinde hiçbir hayali, kafalarında projesi olmayanların tek yapabildikleri onun külahını buna bunun külahına ona giydirmek suretiyle illüzyon peşinde koşmaktır. Harbi olun, hasbi olun, mert olun, delikanlı olun, yenileceksiniz, şerefinizle yenilin be!”
Ben muhalefet adına utandım… Şerefin ne anlama geldiğini bilen her insan gibi…
CHP doğalgaz aramasını maliyetli ve gereksiz bulmuştu Karadeniz'den tarihi müjde geldi
Başkan Recep Tayyip Erdoğan Fatih Sondaj Gemisi'nin Karadeniz'de 320 milyar metreküplük doğalgaz rezervi bulduğunu açıkladı. Tarihi müjdenin ardından akıllara CHP'li Ali Mahir Başarır'ın sözleri geldi. CHP'li Başarır, Akdeniz'deki çalışmaları maliyetli göstererek yapılmasını gereksiz bulmuştu.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "cuma günü sürpriz açıklayacağım" dedikten sonra dünyanın gözleri Türkiye'ye dönmüştü.

CHP DİNLENSEYDİ DOĞALGAZ BULUNAMAYACAKTI

Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde basın karşısına çıkan Başkan Erdoğan, Karadeniz'de çalışan Fatih Sondaj Gemisi'nin doğalgaz bulduğunu açıkladı. Başkan Erdoğan'ın duyurduğu müjdenin ardından akıllara CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır'ın sözleri geldi.
Türkiye'ye damga vuran birçok projeye karşı çıkan CHP, aramalara da karşı çıkmıştı. Akdeniz ve Karadeniz'deki çalışmaların maliyetli olduğun dile getiren CHP'nin sözleri dinlenseydi, Türkiye bugün Karadeniz'de doğalgaz bulamamış olacaktı.

CHP yandaşı Yılmaz Özdil'in tarihi keşif hazımsızlığı! Karadeniz'de bulunan doğalgaza inanmadı
Dünya Türkiye'nin Karadeniz'de keşfettiği doğalgaz rezervini konuşurken CHP yandaşlığı ile bilinen Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'den skandal bir yorum geldi.
Türkiye, Karadeniz'de 320 milyar metreküplük doğalgaz rezervi keşfetti.
Fatih sondaj gemisinin yaptığı keşif, Türkiye tarihinin en büyük keşfi olarak kayıtlara geçti.
Müjdeli haberi Başkan Recep Tayyip Erdoğan verdi.
Erdoğan'ın bu açıklaması dünya medyasında da geniş yer buldu.
Yaz aylarının ilk günlerinde Bodrum'daki kaçak villasıyla gündeme gelen Yılmaz Özdil de konuya ilişkin açıklamalar yaptı.

"10 SENE DESEYDİ İNANDIRICI OLURDU"
Bir televizyon kanalının konuğu olan Özdil, "Karadeniz'de doğalgaz bulunduğunu 2002'den beri neredeyse açıklamayan enerji bakanı yok. Petrol ve doğalgaz dünya çapında ses getiren ve dünyada teyidi çok kolay bilgiler. 'Doğalgazı buldum' dediğinde iki tane seçenek var ya doğalgazı bulmuş oluyorsun gerçekten, ya da dünyada alay konusu oluyorsun. Dolayısıyla 2023 yılında dedi sayın Cumhurbaşkanımız. 2023 demeseydi, yani 'biz bulduk bunu çıkarması da deniz imkanlarında minimum 10 senedir. Biz bütün imkanlarımızı zorlayacak ve bunu 10 senede çıkaracağız' bile deseydi bana göre daha inandırıcı olurdu." ifadelerini kullanarak skandala imza attı.

CHP'li Selin Sayek Böke'den Türkiye'nin Karadeniz'deki doğalgaz rezervleri ile ilgili şok sözler
CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Karadeniz'de doğalgaz bulunmasının Türkiye'ye hiç bir faydasının olmayacağını iddia etti.

CHP'li Gökçen: Karadeniz'de bulunan doğalgazı çıkarmadan yüzde 11'ini kaybettik
CHP'li Gökçe Gökçen, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘doğalgaz bulundu’ açıklamasının ardından doların 7.19 kuruştan 7.39 kuruşa yükseldiğini belirtti, “Gazı daha çıkarmadan yüzde 11’ini kaybettik" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘gaz bulundu’ açıklamasının ardından doların 7.19 kuruştan 7.39 kuruşa yükseldiğine dikkati çekti. Gökçen, “Gazı daha çıkarmadan yüzde 11’ini kaybettik. Müjdenin açıklandığı günden bugüne kadar 20 kuruş artan dolar, bize kabaca 86 milyar lira kaybettirdi" dedi.
Gökçen, döviz kurunu hızla arttığını ve artan döviz karşısında Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın konuyla ilgili şov yapmak yerine önlem alması gerektiğini belirtti. "Şimdiden çıkaracağımız doğalgazdan kazanacağımız 65 milyar doların yaklaşık 7.1 milyar dolarını kaybettik bile" diyen Gökçen, "Bu gidişle de daha doğalgazı çıkarmadan, doğalgazdan gelecek parayı kaybedeceğiz gibi görünüyor. Sayın Berat Albayrak’ı bu içi boş şovlardan kurtulup bir an önce geleceğimizi erimekten kurtarmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

CHP'de Türkiye'nin doğal gaz keşfini görmezden gelme talimatı! AK Parti'den tepki geldi
Başkan Erdoğan, Karadeniz'deki sondajda 320 milyar metreküp doğal gaz rezervinin keşfedildiğini belirterek, "Yani bu ilk kuyuda bulunan rezerv, çok daha zengin bir kaynağın bir parçasıdır. İnşallah devamı da en kısa sürede gelecek." dedi. Türkiye bu açıklama ile sevince boğulurken, CHP sessizliğe büründü. Sessizliğin nedeni daha sonra ortaya çıktı. Partililere konuyla ilgili görüş bildirmeme, açıklama yapmama talimatı gönderildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da, tarihi keşfi görmezden geldi

Türkiye, tarihinin en büyük doğal gaz rezervini Karadeniz'de keşfetti. Başkan Erdoğan, müjdeyi "Karadeniz'de 320 milyar metreküp doğal gaz keşfettik. Araştırmalar devamının da geleceğini gösteriyor. Bu keşif çok daha zengin enerjinin yalnızca bir parçası..." sözleri ile duyurdu.

Türkiye'ye sevince boğan haber bazı illerde davul zurna ile kutlandı, bazı illerde ise mutluluk gözyaşları karşılandı. CHP'nin milletin değerlerinden ne denli uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne serildi.
ÖNCE İTİBARSIZLAŞTIRMAK İSTEDİLER
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın müjdeyi açıklamasına saatler kala CHP'nin kanalı Tele1'de Gökhan Çapoğlu isimli profesör bilimden ve gerçeklikten uzak ekonomi yorumları ile Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef aldı ve istifası ile doların 5 TL'ye düşeceği gibi küstah sözler kullandı.

Yine CHP'nin diğer kanalı Halk TV'de ise Parti Genel Sekreteri Selin Sayek Böke benzer bir yola başvurdu. Böke, doğal gaz çıkarılmasının Türkiye'ye hiçbir faydası olmayacağını savunarak halkın tepkisini çekti.

MÜJDE SONRASI SESSİZLİK

CHP, milleti sevince boğan, mutluluk gözyaşları döktüren doğal gaz müjdesini sessizlik ile karşıladı. Konuşanlar da itibarsızlaştırma yoluna başvurdu.


24 Ağustos 2020 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye Oruç Reis ve donanma faaliyetlerinden geri adım atmayacak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye ne Oruç Reis gemimizin ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır." dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye Oruç Reis ve donanma faaliyetlerinden geri adım atmayacak

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu.


Erdoğan, konuşmasına, başta Giresun olmak üzere Karadeniz'in bazı illerini etkileyen afette hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek başladı.
Millete, bölge halkına ve vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Erdoğan, halen arama çalışmaları süren vatandaşlardan bir an önce mutlu haberler almayı temenni etti.
Erdoğan, afetin duyulduğu andan itibaren devletin tüm kurumları ve imkanlarıyla halkın yanında yer aldığını belirterek, bugünkü Kabine Toplantısında da bölgede yürütülen çalışmaları ve durumu etraflıca değerlendirdiklerini aktardı. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Vatandaşlarımızın yükünü daha da hafifletmek amacıyla, Giresun'daki vergi mükelleflerimizi, 22 Ağustos 2020'den 30 Kasım 2020 tarihine kadar mücbir sebep hali kapsamına alıyoruz. Bu tarihler arasında verilmesi gereken beyanname ve bildirimlerin süresini 15 Aralık 2020'ye, yine bu bildirimlere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süresini de 31 Aralık 2020'ye kadar uzatıyoruz. 22 Ağustos tarihi öncesinde tahakkuk etmiş olup vadesi bu tarihten sonrasına rastlayan ya da resen veya idarece tarh edilen her türlü vergi, ceza, geçici veya gecikme faizinin ödeme sürelerini de 31 Aralık 2020'ye erteliyoruz. Sigortalıların mücbir sebep dönemine ilişkin prime esas kazanç ve hizmet bilgilerinin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile bildirilmesinin zorunlu olması durumunda, bu beyannamelerin vergi kesintilerine ilişkin kısmının beyan ve sürelerini de uzatıyoruz. 2020 yılı 3'üncü geçici vergi dönemine ilişkin geçici vergi beyannamelerinin de alınmamasını kararlaştırdık. Yine mücbir sebep hali kapsamındaki amme borçlularından 29 Ocak 2021 tarihine kadar başvuruda bulunanların, her türlü amme alacaklarını faizsiz bir şekilde 24 ay süreyle erteliyoruz."
Giresun'daki faal mükelleflerin vergi daireleri ile mal müdürlüklerine olan borçlarına da tecil ve taksit imkanı getirdiklerini ifade eden Erdoğan, "Hasar tespit çalışmalarının ardından hemen temizleme ve yeniden inşa faaliyetlerine başlayacağız. Gerek altyapıda gerek ev ve iş yeri gibi yerlerde gerekse üretim alanlarında ortaya çıkan kayıpları en kısa sürede telafi edeceğiz. Rabb'im ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin." dedi.

"Yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin pek çok yeri gibi Karadeniz'de de geçmişte şartların zorlamasıyla yaşanılan, coğrafyanın gerçeklerini yeteri kadar dikkate almayan bir yapılaşma ortaya çıktığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"İrademizi ve gücümüzü aşan deprem, sel, heyelan gibi afetler bizi önceliklerimizi değiştirmeye mecbur bırakmıştır. Bir süredir bu konudaki hassasiyetimizi hem kentsel dönüşüm çalışmaları hem yeni imar planları hem estetik önceliği ile zaten hayata geçiriyorduk. Yaşadığımız her afet, bizi bu konuda daha kararlı hareket etmeye yöneltmektedir. İnşallah hep birlikte bizden sonraki nesillere her bakımdan daha güvenli ve yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız. Ülkemizdeki 83 milyon vatandaşımızın her birinin de aynı anlayış ve kararlılıkla hareket edeceğine inanıyorum. Özellikle ekranlarda izlediğimiz Giresun Dereli tamamıyla.... Dereli'nin merkezinin nasıl kayalarla dolup taştığını, bütün mağazaların, dükkanların ne durumda olduğunu gördük. Aynı şekilde Espiye, aynı şekilde merkez..."
Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un olay olur olmaz afet bölgesine geçtiğini, burada Giresun milletvekilleri ile çalışmaları yerinde izlediklerini, atılması gereken adımları attıklarını söyledi.

"Giresun'a iki bakan daha gidecek"

Jandarmalardan şehit olanların, sivil vatandaşlardan hayatını kaybedenlerin bulunduğunu, yaralılar olduğunu belirten Erdoğan, bunların takibinin yapıldığını ifade etti.
Bakan Pakdemirli'nin çıkan yangın nedeniyle Giresun'dan Adana'ya geçtiğini dile getiren Erdoğan, şimdi de Giresun'a Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez'i de göndereceklerini anlattı.
Erdoğan, bakanların, kara yollarında, enerjide bir sıkıntı olup olmadığını yerinde takip edeceğini, Karayolları Genel Müdürü orada olmasına rağmen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun da orada bulunmasını istediğini aktardı.
Altyapı ile ilgili sıkıntıların bir an önce giderileceğini belirten Erdoğan, "Çöken köprüler var. Bu köprülerin yeniden inşası ve bununla birlikte atılacak başka ne gibi adımlar varsa bu adımların atılması Bakanlarımızın nezaretinde olsun istiyoruz." ifadelerini kullandı.

Karadeniz'deki doğal gaz rezervi

Erdoğan, Türkiye'nin kalkınma mücadelesindeki en büyük sıkıntılarından birinin enerjideki yüksek oranlı dışa bağımlık olduğunu ifade etti.
Erdoğan, Türkiye her ne kadar ufak tefek petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olsa da bunların, ihtiyacın yanında adeta devede kulak misali kaldığına işaret ederek, "Büyüyen bir ülke olarak enerji ihtiyacımızın sürekli yükselmesi, dışarıya ödediğimiz kaynağın da hep artması anlamına geliyordu. İhracatımızı fevkalade artırmamıza rağmen enerjideki bu yapısal sıkıntı sebebiyle cari açığımızı bir türlü kapatamıyorduk." diye konuştu.
Önce yerli ve milli imkanları seferber ederek enerjideki bu dev açığa kısmi de olsa bir çözüm getirmeye çalıştıklarını, elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynak oranını üçte ikinin üzerine çıkardıklarını ancak petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığın bulunduğunu belirten Erdoğan, milli enerji ve maden politika belgesini 2017'de kamuoyu ile paylaşarak bu çerçevede yeni bir dönemi başlattıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, derin deniz aramaları için ilk sondaj gemisini alarak "Bismillah" dediklerini, ardından ikinci sondaj gemisini, bu yılın başlarında da üçüncü sondaj gemisini aldıklarını anlattı.
"Fatih, Yavuz, Kanuni adını verdiğimiz bu derin deniz sondaj gemileriyle dünyanın en büyük filolarından birine sahip olduk." diyen Erdoğan, bunlarla birlikte de Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemilerini hizmete soktuklarını anlattı.
Doğu Akdeniz'de yürüttükleri çalışmaları engellemek isteyenlere karşı gerektiğinde zor kullanma pahasına Türkiye'nin haklarına sahip çıkacaklarını gösterdiklerine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yetki alanları yanında Libya ile yaptığımız anlaşmanın ülkemize tanıdığı imkanları sonuna kadar kullanmak üzere harekete geçtik. Akdeniz'in en uzun kıyısına sahip devleti olarak ülkemizin hakkının, hukukunun, çıkarlarının gereğini tereddütsüz bir şekilde yerine getirdik. Bunlarla yetinmedik. Karadeniz'i de arama alanımıza dahil ettik. Azim ve kararlılıkla bu çalışmaları hayata geçiren eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Berat Albayrak ile halihazırdaki bakanımız Fatih Dönmez beylere buradan bir kez daha şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum."

"Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı 2, 3, 4 devam edecek"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nihayet 9. sondajda ülkenin bugüne kadar tespit ettiği en büyük rezervi bularak emeklerinin karşılığını aldıklarını belirtti.
Karadeniz'de Sakarya Gaz Sahası adını verdikleri bölgede 320 milyar metreküp rezerve sahip doğal gaz kaynağı keşfettiklerini dile getiren Erdoğan, ülkenin geleceği açısından hayati öneme haiz bu müjdeyi geçen cuma günü milleti ile paylaştıklarını hatırlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Tespit edilen rezervin çok daha büyük bir kaynağın ilk habercisi olduğu yönünde kuvvetli bulgular var, inşallah bu müjdenin devamı gelecek. Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı 2, 3, 4 devam edecek. Bu kuyuların sayısının tabi fazla oluşu, oradaki ümitlerimizi çok daha artırıyor. Gazın fiilen milletimizin hizmetine sunulması 2023 yılını bulacak. Önümüzdeki süreçte, Akdeniz'de de benzer müjdeli haberler alacağımızı ümit ediyoruz. Ülkemiz, artık enerji liginde en üst basamağa çıkmış bulunmaktadır. Elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynaklarla bağımsızlığını ilan eden Türkiye, doğal gaz ve petrolde de benzer bir seviyeye ulaştığında Allah'ın izniyle önünde yepyeni bir dönem başlayacaktır.
Bu vesileyle güneş enerjisi konusunda büyük bir hamle başlatıp hem yerli ve yenilenebilir enerji potansiyelimizi yükselteceğimizi hem de atıl kaynakları ekonomiye kazandıracağımızı belirtmek istiyorum. Yıllardır dışarıya oluk oluk akıttığımız kaynaklarımızı artık kendi ülkemizin kalkınması, milletimizin zenginleşmesi, hedeflerimizin gerçekleşmesi için kullanacağız."

"İnsanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz"

Erdoğan, Türkiye'nin geleceğin yüksek teknolojiye dayalı dünyasında yer alınmasını sağlayacak çalışmaları da ihmal etmediklerini belirterek, savunma sanayinden ticari kullanımlara kadar her alanda Türkiye'yi hak ettiği seviyeye çıkartacak çalışmaları desteklediklerini, teşvik ettiklerini anlattı.
Kazandıkları her başarının milletin özgüvenini yükselttiğini, daha büyük projelere yönelmesini sağladığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Yıllarca bu milletin önünü kesenlerin kullandığı araçların tümünü yerle yeksan ediyor, insanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz. 'Yapılamaz' denilen ne varsa yaptık, 'cesaret edilemez' denilen ne varsa cesaret ettik. 'İzin vermezler' denilen ne varsa izin istemeden yapılabileceğini gösterdik. 'Bedel ödetirler' dedikleri ne varsa gerektiğinde bedelini ödeyerek başardık. Bize 'yıkılmaz kaleler' olarak gösterilen sırça köşkleri harekatlarımızla tuzla buz ettik. Bize 'aşılmaz bentler' olarak gösterilen kilden duvarları cesaretimiz ve atılganlığımızla yıktık geçtik. Bize önünde ayakta kalınamaz seller gibi gösterilen yaptırım tehditlerini sağlam duruşumuzla birer birer boşa çıkardık. Maruz kaldığımız çifte standartlara, çiğnenen teamüllere, ihanet edilen değerlere, ayaklar altına alınan ilkelere rağmen girdiğimiz yoldan geri dönmedik. Siyasette, ekonomide, askeri alanda kendi kararlarını kendi alan, kendi hedeflerini kendi belirleyen, kendi projelerini kendi uygulayan bir Türkiye inşa ettik. İnşallah en zorlu dönemi geride bıraktık. Artık ektiğimiz tohumların hasadını toplamanın, verdiğimiz emeklerin karşılığını görmenin, yaptığımız fedakarlıkların bedelini almanın vaktidir. Bu zorlu mücadelede ülkemizin ve milletimizin yanında yer alan herkesten Allah razı olsun diyorum. Yine bu süreçte kendi halkının safında yer almak yerine gavurun kılıcını çalmayı, Amerika'da, Avrupa'da, Körfez'de hazırlanan senaryoların figüranlığına soyunmayı tercih edenleri de milletimize havale ediyoruz. Rabbim kimseyi teröriste terörist diyemeyen, darbeye darbe diyemeyen, düşmana düşman diyemeyen, milletinin sevinci ile sevinemeyen, üzüntüsüyle üzülemeyen mankurtlardan eylemesin diyorum. Siyasi rekabetle ülkesinin ve milletinin çıkarları arasındaki farkı göremediği için kin, nefret, husumet çukurunda boğulanları kendi akıbetleri ile baş başa bırakıyoruz. Biz 83 milyon milletimizle birlikte daha güçlü, daha büyük, daha huzurlu, daha müreffeh, daha güvenli bir geleceğe doğru başlattığımız bu kutlu yürüyüşü sürdüreceğiz. Bu kutlu yolda bize destek olan, bizimle yürüyen herkesten Allah razı olsun."

"Ülkemiz, toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer alanlarda ülkeye diş geçiremeyenlerin hep yaptıkları gibi yine ekonomiye saldırdıklarını vurgulayarak, "Klasik hale gelen döviz kuru, faiz, enflasyon şer üçgenini bir kez daha başımıza musallat etmek için tüm güçleriyle yükleniyorlar. Halbuki ülkemiz, toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır. Merkez Bankamızın mevcut rezervinin 45,4 milyar doları döviz ve 42,8 milyar doları da altın cinsindedir." bilgisini verdi. 2016 yılında altın rezervinin sadece 14 milyar dolar seviyesinde olduğuna işaret eden Erdoğan, "Hem yurt dışındaki altını ülkemize getirerek hem ülkemizde çıkan tüm altını Türk Lirası üzerinden alarak altın rezervimizi yaklaşık üç kat artırdık." dedi.
Türkiye'nin, döviz ve altın kıymetleri bakımından gerçekten önemli bir güce sahip olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:
"En büyük rezervi de Karadeniz'in altında bulduğumuzu tekrar hatırlatmak isterim. İnşallah bu müjdenin de devamı gelecek. Diğer alanlardaki çalışmalarımızla Türkiye çok yakında doğal gazda dünyanın en büyük rezervlerinden birine inşallah sahip olacaktır. Buradan elde edilen her kuruş kazanç, doğrudan milletimizin hayat kalitesinin yükselmesini sağlayacak çalışmalara gidecektir. Doğal gazın ucuzlamasıyla konuttan sanayiye kadar her alanda milletimizin cebine ilave kaynak girişi sağlayacağız. Yani burada afaki bir buluştan değil, ülkemizi ve milletimizi gerçek anlamda zenginleştirecek somut bir kaynaktan bahsediyoruz. Bu hakikate rağmen ülkemizle ilgili olumsuz hava pompalayanların bir kısmı bunu zaten doğrusuna yanlışına bakmaksızın taammüden yapıyor. Amaçları aslında siyasi sonuç almaktır. Ekonomiyi bir araç olarak kullanıyorlar. Türkiye aleyhinde pozisyon alanların bir kısmı ülkemizde yanlış mecralardan beslendikleri için yanıltılmak suretiyle böyle bir konuma sürükleniyorlar."

Koronavirüs salgınıyla mücadele

Erdoğan, Türkiye'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı en başarılı mücadele yürüten ülkelerden biri olduğunu söyledi.
Buna rağmen Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlarının Türkiye'yi en kötüler arasına sokma çabasında olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Aynı şekilde tüm dünyanın takdirini kazanan bir doğal gaz rezervi keşfinin ardından ekonomi notumuzu olumsuza çevirenlerin de bu aklı nereden aldığını, ülkemizdeki kimi manşetlerden ve beyanatlardan görebiliyoruz. Tüm dünyanın borç batağına sürüklendiği, sürekli para basarak ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye kendi değerleri üzerinde kararlılıkla yoluna devam ediyor. Özellikle gelişmiş ülkeler milli gelirlerine göre yüzde 90,7 ortalamayı bulan borçluluk oranlarıyla ekonomilerini çevirmeye çalışıyor. Türkiye bu bakımdan kamu borcunun milli gelire oranında yüzde 35,6 ile gerçekten çok iyi bir yerde duruyor. Faiz ödemelerimizin toplam harcamalara oranı da yüzde 10'u aşmıyor. Bunlar gerçekten çok önemli ve ülkemizin güçlü duruşunu gösteren rakamlardır."
Erdoğan, Türkiye'nin maruz kaldığı onca saldırıya rağmen dimdik ayakta kalmasını hazmedemeyenlerin yeni oyun, tuzak ve senaryolar peşinde koşmalarının şaşırtıcı olmayacağını dile getirerek, "Dışarıda yazılan senaryolara içeride figüranlık yaparak sürekli ülkesi aleyhine malzeme üretenler, gerçekleri ters yüz edip anlatarak önümüze engeller dizenler istedikleri kadar uğrasınlar başaramayacaklar. Herkesin bir hesabı vardır ama hiç şüphesiz en büyük hesap sahibi Allah'tır. Biz Rabbimizin hesabına ram olmuşuz. Onun dışındaki her şeyin üstesinden Allah'ın izni ve milletimizin desteğiyle geliriz. Ülkemizin son 7 yılı bunun sayısız örneğiyle doludur." dedi.

"Oruç Reis çok daha kararlı hareket edecektir" 

Oruç Reis gemisiyle yürütülen sismik araştırmalarla ilgili Navtex adı verilen duyurunun süresinin 27 Ağustos'a kadar uzatıldığını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Nokta mı, virgül mü? Buraya ben şimdi bir virgül koyayım. Çünkü bundan sonrası da bunun var. Türkiye'nin Uluslararası Denizcilik Örgütü kurallarına uygun şekilde yürüttüğü bu faaliyetlere karşılık Yunanistan yetkisiz şekilde ve şımarıkça bir edayla kendi Navtex mesajını yayınlamıştır. Her şeyden önce Yunanistan'ın bölgede böyle bir Navtex ilanına hakkı yoktur. Yapılan bu açıklama bölgede bulunan tüm gemilerin kıyı ve seyir emniyetini tehlikeye atan bir şımarıklıktır. Uluslararası hukukta, iyi niyete, komşuluk ilişkilerine aykırı bu tutumuyla Yunanistan kendi kendini içinden çıkamayacağı bir kaosun içine atmıştır. Bundan sonra bölgede yaşanabilecek her olumsuzluğun tek müsebbibi Yunanistan, tek zarar gören de yine bu ülkenin kendisi olacaktır. Yunanistan'ı Türk donanmasının önüne atanların, yarın yaşanacak bir sıkıntıda asla ortada gözükmeyeceklerini bizim kadar Yunanlı komşularımızın da bilmesinde fayda mülahaza ediyorum. Türkiye, ne Oruç Reis gemimizin ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır. Tam tersine bu bölgede hakkını ve hukukunu koruma konusunda çok daha kararlı hareket edecektir. Bundan sonrasını düşünecek ve ortaya çıkacak sonuçlara katlanacaklar, Navtex ilan ettiğimiz bölgede karşımıza çıkacak olanlardır."

"AB'nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş" 

Türkiye'nin yaklaşık 200 yıldır demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi Batı merkezli doğup gelişen ve fakat evrensel değerler haline dönüşen bir çizginin takipçisi olduğunu ifade eden Erdoğan, bu değerlerin önemli bir kısmının ve çok daha ilerisinin milletin medeniyet ve kültür tarihinde mevcut olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin, yaşanılan kayıplara ve acılara rağmen bu değerleri sonuna kadar korumayı yaşatmayı başardığını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Öyle ki Batı toplumlarının tamamının sömürge peşinde koştuğu bir dönemde biz dost ve kardeş olarak gördüğümüz halkların güvenliği ve esenliği için kendi canımızı vermeye devam ediyorduk. Petrol kaynakları için insan canının hiçe sayıldığı dönemlerde, biz önceliğimizi daima yaşamaya ve yaşatmaya vermiş bir milletiz. Bu erdemli duruş Batı'nın kurduğu demokratik ve ekonomik sistemin dünya çapında egemen olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Nitekim biz de Osmanlı'dan itibaren aşama aşama bu sistem içinde yerimizi almanın gayreti içinde olduk. Cumhuriyetin ilanıyla bu doğrultuda çok daha keskin ve geri dönüşü olmayan bir tercihte bulunduk. Gerçi biz bu tercihi yaptık ama Batı'nın bize hiçbir zaman aynı niyetle yaklaşmadığını da kabul etmek durumundayız."
"Hangi reformu yaparsak yapalım, hangi adımı atarsak atalım, hangi değerlerimizden taviz verirsek verelim Batı bizi hiçbir zaman kendisi gibi görmedi." diyen Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu gerçeği Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde bizzat yaşamış bir kişiyim. Avrupa Birliği ile olan görüşmelerin hep içindeydim. Ama Avrupa Birliği liderlerinin hep tutarsızlıklarıyla karşı karşıya olduk. Hiçbir zaman dürüst olmadılar. Hiçbir zaman sözlerinin arkasında durmadılar. Ülkemizin tam üyeliği için hangi şartları önümüze getirdilerse 'tamam' dedik, ne dedilerse yaptık, ne istedilerse taahhüt ettik. Fakat sonuçta ortaya çıktı ki Avrupa Birliği'nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş. O güne kadar önümüze getirilen her şey oyalama taktiğinden ibaretmiş."

"Fırat Kalkanı Harekatımıza bile bu ülke destek vermedi" 

Söz konusu süreçte Avrupa Birliği'nin bir değerler ve ilkeler bütünü değil, bir grup ülkenin saplantılarının esiri bir yapı olduğunu gördüklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hala da aynı saplantıyla bize yaklaşıyorlar. Ülkemize karşı teröristleri destekliyorlar. İşte Yunanistan'dan teröristler giriyor, FETÖ'sü giriyor, PKK'sı giriyor. Gittiği yer neresi Almanya. Almanya'da bunlara oturum da veriyorlar. Bir diğer kısmı da bakıyorsunuz Fransa'ya gidiyor. Bir diğer kısmı bakıyorsun bir başka yere gidiyor ve onlara buralarda ev sahipliği yapıyorlar. Dostluk bu mu? Bunlarla baş başa oturup konuştuğumuz zaman maalesef bunları inkar da ediyorlar. Her türlü marjinal grubu destekliyorlar, her türlü sapkınlığı destekliyorlar. Bir tek bu ülkenin istiklali ve istikbali uğrunda gerektiğinde hayatını feda etmeyi göze alan milletine saygı duymuyor, onun yanında yer almıyorlar. Türkiye'ye karşı sergilediği iki yüzlü tavır Avrupa Birliği'nin sonunda ilanı olmuştur. Artık dünyada hiç kimse bu birliğe bir değerler ve ilkeler manzumesi olarak bakmıyor."
Erdoğan, Amerika'daki kimi çevrelerden de benzer bir yaklaşıma maruz kaldıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Bu ülke yıllarca NATO ittifakının doğu kanadının en önemli üyesi olan Türkiye'yi terör örgütleri ile mücadelesinde yalnız bırakmıştır. DEAŞ'a karşı Suriye'de başlattığımız ve bugün dördüncü yıl dönümü olan Fırat Kalkanı Harekatımıza bile bu ülke destek vermedi. Ne yazık ki bir terör devleti kurulmasını da önünü açtılar. Bu terör devletinin kurulması ile ilgili olarak da her türlü silah desteğini binlerce kamyonlarla, evet Fırat'ın doğusuna yığdılar. Bunları konuştuğumuz zaman kendileriyle 'yok böyle bir şey' dediler. Hepsi var. Kayıtlarımızda var, istihbari bilgilerimiz de var, var oğlu var. Hatta bununla kalmamış PKK/YPG terör örgütüyle bir olup ülkemize karşı pozisyon almışlardır. Demokratik hukuk devleti yerine terör örgütleriyle hareket etmeyi tercih eden bu hastalıkta zihniyet Amerikan siyasetini esir almıştır. Ülkemiz, terör örgütlerinin saldırılarına uğradığında kafasını çeviren, darbeye maruz kaldığında heyecanla neticeyi bekleyen, darbeciler yenilince hepsine kucak açan bu zihniyet demokrasinin yüz karasıdır. Daha acısı, Amerika'daki politikacıların Türkiye'yle ilgili faşist planlarını, niyetlerini, hesaplarını gizleme gereği dahi duymadan ifşa edebilmesidir."

ABD Başkan Adayı Biden'ın açıklamaları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkan Adayı Joe Biden'ın açıklamalarına tepki gösterdi.
"Türkiye'de darbeyle yapamadıklarını muhalefeti destekleyerek gerçekleştirmeyi düşündüklerini' kameralar önünde söylemekten çekinmiyorlar. Ya dostluğumuz var, oturup konuşmuşluğumuz var, en azından bir oturup çay içmişliğimiz var. Böyle bir ifadeyi bizim için nasıl kullanırsın ama kullandılar." değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, bu hezeyana cevap vermesi gerekenin kendilerinden önce muhatap olarak gösterilen muhalefet olduğunu vurguladı.
Kendisinin bu açıklamalara cevap vermediğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ülkemiz muhalefeti, bu ağır ithama tepkisini tüm şiddetiyle ortaya koymak yerine konunun niye aylar sonra gündeme geldiği gibi bir zırvanın arkasına sığınmayı tercih etmiştir. Çünkü bunların kafasında askeri darbeden hukuk ve emniyet darbesine, siyasi darbeden toplumsal kaosa ve teröre kadar her türlü faşist yol ve yönteme yer vardır. Hayatlarının hiçbir döneminde umutlarını millete bağlamamış, gözleri hep dışarıya dönük olan bu siyasi anlayış Türkiye'nin en büyük ayıbı ve kayıbıdır. Seçimlerde delikanlıca milletin karşısına çıkıp yarışmaya bile cesaret edemiyorlar. Bunun yerine şeytana pabucunu ters giydirmeyi hedefleyen binbir alavere dalavere ile siyaset mühendisliği oyunu oynuyorlar. Türkiye ve Türk milleti için kalplerinde hiçbir hayali, kafalarında hiçbir projesi olmayanların tek yapabildikleri onun külahını buna, bunun külahını ona giydirmek suretiyle illüzyon peşinde koşmaktır. Biz, 'harbi olun, hasbi olun, mert olun, delikanlı olun, yenileneceksiniz, öyleyse şerefinizle yenilin', bunu söylüyoruz. Onlar Amerika'dan Avrupa'ya, terör örgütlerinden marjinal gruplara kadar gördükleri her melanete sarılıyorlar. Kin, husumet ve bağnazlıkla kararan gönüller gözleri de kör ediyor. Hem de öyle bir kör ediyor ki kimlerle yürüdüklerine, kimlerden destek aldıklarına, kimlere hizmet ettiklerine dahi bakmıyorlar."
Erdoğan, Türkiye siyasetinin tek mottosunun "Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin" haline dönüşmesinin yüreklerini acıttığına işaret etti.
"Biz milletimizin desteğiyle sandıkla geldik, gideceksek de öyle gideriz." diyen Erdoğan, bunun kararını, terör örgütlerinin, marjinal sapkın grupların, ABD'nin, Avrupa'daki husumet odaklarının veremeyeceğini, tek karar merciinin millet olduğunu vurguladı.
Milletin iradesi dışında yol ve yöntem arayanların Türkiye'ye tek verebildiklerinin, vesayet, cunta, darbe, terör, kaos, fakirlik ve huzursuzluk olduğunu belirten Erdoğan, AK Parti'nin bu çarkı milli iradenin üstünlüğüyle kırdığı için 18 yıldır iktidarda bulunduğunu, çareyi millette değil de dışarıda arayanlar için bundan daha büyük örnek ve ibretin olmayacağını söyledi.

"Karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz"

Allah'ın izni ve milletin desteğiyle 2023'te de Türkiye'ye hizmet etmeyi sürdüreceklerini bildiren Erdoğan, muhalefetin ısrarla sarıldığı faşist kafayı değiştirmediğinde de 2028 seçimlerinde aynı şeylerin konuşulacağını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yeni nesillere 2053 ve 2071 vizyonlarını emanet ediyoruz derken karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz. Bu tarihlerin afaki, hayal değil, her geçen gün yaklaşan menzil olduğunu da hatırlatmak istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Dünyayla birlikte Türkiye'yi de etkisi altına Kovid-19'la mücadelenin sürdüğünü anlatan Erdoğan, son dönemde bu konuda olumsuz bir görünümle karşı karşıya kalındığına değindi. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Düğün, cenaze, taziye ve tatil gibi toplu etkinlikler, virüsün yayılma alanları haline dönüştü. Hele hele plajlar, buralar ayrı bir felaket. Buralarda yayılma alanı çok çok fazla. Can kaybında küçük de olsa bir artış yaşanıyor. Bundan dolayı üzüntülüyüz. Milletimizden bir kez daha, 'TMM' diye ifade ettiğimiz, temizlik, maske ve mesafe kurallarına sıkı şekilde riayet etmesini istiyoruz. Bunlar rastgele ifade edilen, laf olsun diye tekrarlanan kurallar değildir. Her bir kuralın gerisinde çok büyük tecrübe, emek, bedel ve acı vardır."
Temizliğe dikkat etmeyen, maskesini takmayan, fiziki mesafeye uymayan her kişinin kendisiyle birlikte temas ettiği herkes için sonu ölüme kadar varan bir tehdit kaynağı haline dönüştüğünü unutmamasını isteyen Erdoğan, bazılarının taşıyıcı oldukları için hastalığın ağır etkilerini hissetmeyebileceğini vurguladı.
Bu kişilerin, virüs bulaştırdıkları insanların büyük acılar çekmesine, hayatını kaybetmesine yol açtıklarını hiçbir zaman akıllarından çıkarmaması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, kendi ailesine, sevdiklerine veya hiç tanımadıklarına böylesine bir kötülük yapmanın, akıl ve vicdan sahibi hiçkimsenin altına giremeyeceği vebal olduğunu dile getirdi.

"Sigaralarınızı çöpe atın"

"Milletimden bir kez daha rica ediyorum, Türkiye şu illeti yenene kadar lütfen kurallara uyalım, uymayanları ikaz edelim." ifadesini kullanan Erdoğan, "Lütfen, şu sigaralarınızı artık çöpe atın. Biliniz ki en büyük tehdit unsurlarından biri de o sigaradır. Kendi kendinize adeta ölüm fermanını imzalıyorsunuz, o sigaranın dumanıyla. Bunu da bir kenara koymanız lazım. Her türlü toplu etkinliğe bu sürede ara verelim. Düğünlerimizi az sayıda katılımla ve kısa sürede yapmanın bize hiçbir maliyeti olmaz." şeklinde konuştu.
Erdoğan, bu süreçte sevdiklerinin düğünlerine gitmediğini, kendilerini makamında ağırlayarak hediyelerini takdim ettiğini belirtti.
"Taziyelerimizi telefonla bildirmek, Fatiha'mızı uzaktan okumak aynı sonucu verir. Tatilimizi kısa tutmak ve izole şekilde yapmak bizi aynı şekilde dinlendirir." diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizin normalleşme adımlarını daha ileriye taşımak için bu mücadeleyi başarıya ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Hasta, yoğun bakım ve vefat sayılarını belirli bir çizginin altına düşürmeden hiçbirimiz rahata, huzura ve güvene kavuşamayız. Türkiye'nin, üretimde, istihdamda, ihracatta hedeflerine ulaşabilmesinin yolu da salgının seyrinin düşüşünden geçiyor. Libya'dan Suriye'ye, Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e kadar geniş bir alanda tarihi mücadele yürüten bir ülke olarak gücümüze, dikkatimize, enerjimize sahada ihtiyacımız var. Bu büyük potansiyeli salgına kurban vermeyelim. Denizi geçtiğimiz bir yerde derede boğulmamak için hep birlikte çok daha dikkatli, dirayetli, kararlı hareket edelim."


13 Ağustos 2020 Perşembe

Erdoğan: Doğu Akdeniz'de çözümün yolu, diyalog ve müzakeredir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu.

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısına katıldı. 
Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, yarın AK Parti'nin kuruluşunun 19'uncu yılına hep birlikte ulaşacaklarını, bu akşam partinin 19'uncu yaşını Ankara'da yine büyük bir coşkuyla heyecanla kutlayacaklarını söyledi. Tam 19 yıldır heyecanlarından hiçbir şey kaybetmeden aşk ile çalışan yorulmaz inancıyla aziz millete hizmet için koşturduklarını ifade eden Erdoğan, köprüler, hastaneler, yollar ve okullarla ülkenin dört bir yanına mühürlerini vurduklarını belirtti.
Erdoğan, 81 vilayetin her birinde projelerin, 922 ilçenin her birinde yatırımların olduğunu, köylerde, mahallelerde kendileriyle anılacak eserlerin bulunduğunu ifade etti.


"Karşımızda vesayeti, CHP'yi bulduk"

Türkiye'yi demokrasiden sağlığa, eğitimden adalete, güvenlikten ekonomi, ticaret ve üretime kadar her alanda adeta şaha kaldırdıklarını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sadece yatırımlarda değil özgürlüklerde de Türkiye'yi dünyanın en ileri ülkelerinden birisi haline getirdik. Geçmişte vatanperver, milliyetperver bütün devlet adamları taş üstüne taş koymaya çalıştıkça karşılarında sürekli olarak CHP zihniyetini bulmuştu. Merhum Menderes'ten, Rahmetli Özal'a, Erbakan ve Türkeş'e kadar bütün liderler CHP'nin sabotajlarına maruz kalmıştı. Biz de attığımız her adımda, hayata geçirdiğimiz her reformda karşımızda ilk önce CHP'yi ve ortaklarını bulduk. Darbe dönemlerinin insanımızın gönlünde bıraktığı izleri temizlemek istedik. Karşımızda vesayeti, CHP'yi bulduk. Başörtüsü, kılık kıyafet üzerindeki antidemokratik kısıtlamaları kaldırmak istedik, karşımızda yasakçı CHP'yi bulduk. Ekonomimizi büyütmek, ihracatımız artırmak, 81 vilayetimizi yollarla barajlarla hastanelerle donatmak istedik karşımızda yine CHP'yi bulduk ama onlara rağmen biz bunları yaptık ve yapmaya devam ediyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hızlı treni, köprüleri dünyanın en büyük havalimanlarından birini, Avrasya Tüneli'ni, Marmaray gibi asrın projesini yaptıklarını ama karşılarında yine CHP'yi bulduklarını aktardı.
"Şimdiye kadar ne yaptıysak, neyi başardıysak CHP'nin takoz ve gerilim siyasetine rağmen başardık." diyen Erdoğan, Allah'ın yardımı ve milletin desteğiyle demokrasiye, ekonomiye, birlik ve beraberliğe yönelen tüm girişimleri boşa çıkardıklarını dile getirdi.

"Onlar çapulcuların yanında ve arkasında yer aldılar"

Gezi olaylarında, milletin iradesine kast eden çapulculara meydanları boş bırakmadıklarına dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
"Onlar o çapulcuların yanında ve arkasında yer aldılar. 17-25 Aralık'ta hükümetimize saldıran alçaklara, 15 Temmuz'da bağımsızlığımıza hamle yapan FETÖ'cü teröristlere boyun eğmedik. Hendek terörü ile vatanımızı parçalamak isteyenleri açtıkları çukurlara Allah'ın izniyle biz gömdük. Afrika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kadar dünyanın dört bir yanında ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırdık.
FETÖ paçavraları önünde sabahlara kadar nöbet tutanlar, 15 Temmuz gecesi tankların arasından kaçıp belediyesine sığınanlar, milletin direnişine 'kontrollü darbe' iftirası atanlar, her defasında kaybettiler, karşılarında bizi buldular. Terörle, şiddetle, gazete manşetleriyle iktidar hayali kuranlar, AK Parti'nin çelikten iradesi karşısında gayelerine ulaşamadılar."
Erdoğan, 19 yıl önce kefen giyerek çıktıkları kutlu yolda alınları ak, başları dik bir şekilde yürümeyi sürdürdüklerini ifade etti.
Türkiye'ye hizmet etme, eserler, projeler kazandırma şerefi bahşettiği için Allah'a hamd ettiklerini belirten Erdoğan, bu dava için ter döken ve ahirete göç eden yol arkadaşlarına Allah'tan rahmet diledi.
Kuruluş yıl dönümü kutlamaları konuşmasında nereden nereye gelindiğini, hangi mücadeleleri verdiklerini, nasıl bir Türkiye hayal ettiklerini aziz millet ile paylaşacaklarını söyleyen Erdoğan, son 19 yılın bir muhasebesini yapacaklarını, partinin başta kadın ve kadın kolları meselesi olmak üzere farklı alanlardaki vizyonunu ortaya koyacaklarını açıkladı.
Allah ömür, millet de destek verdikçe Türkiye'ye hizmet sancağını daha yukarılara taşımaya devam edeceklerini ifade eden Erdoğan, son toplantılardan bu yana çalışmaları, açılış, kabul, ziyaret programlarını yoğun bir şekilde devam ettirdiklerini dile getirdi.

Merkel ile telefonla görüşecek

Astana formatındaki zirve toplantılarının 6'ncısını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile video konferans yoluyla gerçekleştirdiklerini, ardından bölgesel meseleleri ve ikili ilişkileri ele almak üzere Katar'a günübirlik bir ziyaret düzenlediklerini hatırlatan Erdoğan, "Bu dönemde Merkel'den Trump'a, Putin'den Aliyev'e kadar pek çok liderle telefon diplomasisi yürüttük. Nitekim bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile görüşmem olacak." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapımı tamamlanan sağlık yatırımlarını, hidroelektrik santrallerini, sulama tesislerini, çevre yollarını, köprüleri, tünelleri, kurumlara ait hizmet binalarını devreye aldıklarını vurguladı.

"Enerjisini 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak için harcadı"

15 Temmuz direnişini, 4. yıl dönümünde farklı programlarla anlamına ve önemine uygun şekilde milletçe idrak ettiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şehitlerimizin destansı mücadelelerini, gazilerimizin fedakarlıklarını bu vesileyle bir kez daha hatırlattık. CHP Genel Başkanı, 15 Temmuz'da milletin gururuna ortak olmak yerine yine kışkırtma ve yalan siyasetiyle bunu gölgelemeye çalıştı. Aradan 4 yıl geçmesine rağmen o gece darbecilerin kendisine ne için yol verdiğini halen açıklığa kavuşturamadı. Kimlerle hangi pazarlıkların döndüğü 4 yıl sonra bile milletimize izah edilmedi. CHP Genel Başkanı, milletin huzuruna çıkıp o geceye dair karanlık noktaları aydınlatmak varken, tüm enerjisini 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak, darbeci alçakları aklamak için harcadı. Ancak hakikatlerin er ya da geç gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır. CHP Genel Başkanı ne kadar kaçarsa kaçsın eninde sonunda bu gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Kendisine tavsiyemiz, 15 Temmuz sendromunu sağa sola çamur atarak değil şüphe bulutlarını ortadan kaldırarak aşmasıdır."
Erdoğan, abideleşen mücadeleleriyle ülkeyi FETÖ'ye teslim etmeyen tüm kahramanları rahmetle yad etti, gazilere şükranlarını sundu.

"Rabbim bunu bizlere nasip etti"

Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllarca tasarımı, üretimi kendisine ait bir otomobilin hayalini kurduğunu belirterek, 'Devrim' arabası gibi bu yönde yapılan bazı girişimlerin ya sabote edildiğinin ya da son derece basit sebeplerle rafa kaldırıldığının altını çizdi.
Erdoğan, aralık ayında Türkiye'nin otomobillerini tanıtarak, örnek modelleri kamuoyuyla paylaştıklarını, 18 Temmuz'da ise otomobillerin mühendislik, tasarım ve üretim tesislerinin tören atma töreninin de Gemlik'te gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
86 senelik uzun bir tahassürün ardından Ayasofya-i Kebir Camii'ni cuma namazı ile yeniden ibadete açtıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hamdolsun, gençlik yıllarımızın bir rüyası olan bu hedef önünde yıllarca yaptığımız mitinglerle, 'Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın' diye sloganlar attığımız Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılmasının milletimize, ümmete ve tüm insanlığa tekrar hayırlı olmasını diliyorum. Rabbime bize tekrar Ayasofya'yı yeniden Kur'an'la namazla buluşturma imkanı bahşettiği için hamdediyorum. Bu fiili, rüyamızı gerçekleştirdiği için defalarca hamdediyoruz. Önünde o Sultanahmet Meydanı buna şahit. Orada yaptığımız mitingler buna şahit. On binlerle yaptığımız o mitinglerde, o haykırışlarımız buna şahit. Elhamdülillah, 86 yıllık aradan sonra tekrar buranın ibadete açılmış olması, bizler için mutlulukların en büyüğü. Rabbim bunu bizlere nasip etti."
Erdoğan, Ayasofya'nın ibadete açılmasıyla tüm İslam aleminin ayrı bir mutluluğun içerisinde olduğunu belirterek, "Geri dönüşlerden de bunu görüyoruz, okuyoruz. Kimler memnun, kimler değil o da bu işin en önemli yanı. Onlar da bu işin değerinin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı kabinesinin ikinci yılında böyle bir gerçek, böyle bir fiili ortaya koymak bizler için ayrı bir mutluluk vesilesi." dedi.
Türk siyasetine ilk defa kendilerinin kazandırdığı bir geleneği devam ettirdiklerine dikkati çeken Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sisteminin ikinci yılında değerlendirme toplantısı yaptıklarını söyledi.
Erdoğan, bakanlıklar ve kurumların iki yıllık icraatlarını, ana hatlarıyla paylaşma noktasında önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek, böylece AK Parti'nin eser ve hizmet siyasetini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Türkiye'ye kazandırdıklarını tekrar görmüş olduklarına işaret etti.

"Lübnan halkının yanında olduğumuzu gösterdik"

Kurban Bayramı'nı tıpkı Ramazan Bayramı gibi koronavirüs salgınının gölgesi altında biraz buruk geçtiğini ifade eden Erdoğan, bayram sonrasında dost ve kardeş ülke Lübnan'dan gelen acı haberle yüreklerin dağlandığını belirtti.
Beyrut Limanı'nda meydana gelen ve büyük bir yıkıma sebep olan patlama sonrasında AFAD, TİKA, Kızılay ve Sağlık Bakanlığını seferber ettiklerini anlatan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun geniş bir ekiple Beyrut'a gittiklerini ve bütün yetkililerle görüşmeler yaptıklarını anlattı.
Sivil toplum kuruluşlarının da aynı şekilde Beyrut'a giderek, gerekli ihtiyaçları yerinde tespit ettiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımız, ülkemizin dostluk eli olarak hemen Lübnanlı kardeşlerimize yardıma koştular. Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımızı Beyrut'a göndererek, bu zor günlerinde Lübnan halkının yanında olduğunu gösterdik. Sağlık Bakanlığımızın tıbbi malzeme yardımlarıyla TİKA'mızın tedarik ettiği 400 ton buğday, bu ziyaret vesilesiyle Beyrut'a ulaştırıldı." diye konuştu.
Erdoğan, AFAD ekiplerinin de bölgede arama kurtarma enkaz kaldırma çalışmalarına devam ettiğini belirterek, Kızılay'dan görevlendirilen uzman ekiplerden oluşan heyetin ise hastanelerde sağlık hizmeti verdiğini söyledi.

"Mezhep taassubundan kurtulamayan İslam ülkeleri var"

Başbakanlığı döneminde Sayda'da modern bir hastane yaptıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mezhebi bazı taassup sebebiyle o günden bugüne hastanedeki bütün araç, gereç paketlerinin, sandıklarının içinde duruyor. Hastane hizmete hala açılmadı. Şimdi, sözünü aldık. Bu hastane, modern bir hastane, hemen hizmete açılır. Biz kendilerine söyledik. Gerekirse biz size doktorları da göndermek suretiyle hem burada doktor yetiştiririz hem de belli bir süre bizim doktorlarımız belli bir süre bu hizmeti sizlere verirler.
Birileri gibi bizim derdimiz fotoğraf çektirmek, kameralar karşısında şov yapmak değil. Ezeli ve ebedi kardeşliğimizin gereği olarak biz Lübnan'dayız. Giden arkadaşlarımız, Macron'un yaptıklarını değil tam aksine insanlığımızın gereğini yerine getirdik. Macron filan bunların derdi tekrar sömürgeci yapıyı ayağa kaldırmak. Bizim öyle bir derdimiz yok. Biz insani ve İslami görevimizi yerine getirdik, getiriyoruz. Saad Hariri'nin döneminde oraya gitmiş ve orada bir konuşmam vardı. Bizim inancımızda, Şia, Sünni, şu veya bu böyle bir mezhebi taassup yok. Biz yaratılanı, yaradandan ötürü sevdik. Bugün Lübnan'da bunun için 'varım' demiştik. Şimdi yine aynı anlayışla biz ordayız. Maalesef, bu mezhep taassubundan kurtulamayan İslam dünyasında hala nice ülkelerimiz var."
Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İslamiyet'te ırk ve mezhep bağnazlığı olmadığına dikkati çekti.
Lübnan makamları ve Lübnan halkı tarafından Türk heyetine gösterilen iyi karşılamanın en büyük ispatının Türk ve Lübnan bayraklarının bir arada bulunması olduğunu belirten Erdoğan, "Bu, çabalarımızın adeta karşılığı olmuştur. Farklı dini, mezhebi ve etnik gruplardan tüm Lübnanlılar, Türk heyetini büyük bir hasretle bağrına basmıştır. Türkiye hiçbir ayrım yapmadan, çıkar ve hesap peşinde koşmadan Lübnan halkının yanında olmaya bundan sonra da devam edecektir." ifadelerini kullandı.

"Adeta bir turnusol kağıdına dönüşmüştür"

Türkiye'nin dış siyasette daha aktif, daha kararlı bir tavır takınmasının birilerini rahatsız ettiğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bölgemizi kardeş kavgasına sürüklemeye çalışanlar, Türkiye'nin barışı ve adaleti savunan politikalarından rahatsız oluyor. Sadece dışarıda değil, içeride de rahatsız oluyorlar. Ülkemizi, enerji rekabetinin dışında bırakmak isteyenler, bizim haklarımıza sahip çıkmamızdan da rahatsız oluyor. Özgüven yoksunu bir Türkiye hayali kuranlar, bizim diklenmeden dik duruşumuzdan rahatsız oluyorlar. Ülkemizin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini garantiye almaya yönelik adımları hem iç politikada hem dış politikada adeta bir turnusol kağıdına dönüşmüştür."
CHP'li bazı siyasetçilerin ve CHP medyasının, milli bir meselede dahi devlete destek vermek yerine Yunan medyasının ağzıyla konuşmayı tercih ettiğini dile getiren Erdoğan, CHP'li vatandaşların, oy verdikleri partinin bu kadar savrulmasının hesabını sandıkta soracağını söyledi.
Erdoğan, önemli olanın CHP'nin ve rakiplerinin savundukları tezler değil, milletin konuya nasıl baktığı olduğunu vurguladı.

"Rum kesimi, Ada'yı adeta tapulu malı gibi görüyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Başkalarının etki ajanlığını yapan marjinaller dışında, 83 milyonun tamamı, devletimizin uluslararası hukuk çerçevesinde attığı adımları güçlü bir şekilde desteklemektedir. Doğu Akdeniz'de Türkiye, bugüne kadar ne yaptıysa meşruiyet temelinde ve Libya ile olan mutabakat muhtıralarına göre yapmıştır. Akdeniz'de gerginliği artıran Türkiye değil, Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yok saymaya çalışan Rum-Yunan zihniyetidir. Rum kesimi, 2003 yılından beri Ada'yı adeta tapulu malı gibi görüyor, hiçbir hakkı olmadığı Ada'nın deniz yetki alanlarında petrol/doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunmaya yönelik imtiyaz ruhsatları veriyor.
Rum kesiminin sözde ruhsat sahalarından bazıları ise Türkiye'nin kıta sahanlığıyla açıkça çakışıyor. Yunanistan ve Rum yönetimi, Kıbrıs Türklerinin bu coğrafyadaki hidrokarbon kaynakları üzerindeki haklarını gasp etmeye çalışıyor. Hukuksuz adımların bir başka amacı da Akdeniz'e en uzun kıyı şeridi olan ülkemizi Antalya Körfezi'ne hapsetmektir. Tüm bunlar, Türkiye'yi denizden çevrelemeye dönük hamlelerdir. Biz, daha önce defalarca, böyle bir oyuna asla gelmeyeceğimizi ilan ettik. Hiçbir yabancı ülke, şirket veya geminin deniz yetki alanlarımızda izinsiz olarak arama/çıkarma faaliyetinde bulunamayacağını dile getirdik. Ancak son dönemde, Doğu Akdeniz'e sahildar olmayan bir ülkenin de kışkırtmalarıyla, Yunanistan ve Rum yönetiminin yanlış adımlar attığını görüyoruz. Kimse kendini dev aynasında görmemeli, çok açık, net konuşuyorum, şov peşinde de koşmamalıdır."
Türkiye'nin şimdiye kadar Yunanistan'la sorunların çözümünü hep diplomaside, müzakere masasında aradığına dikkati çeken Erdoğan, "Kimi zaman karşılık bulamasak da komşuluk hukukumuzu gözeten bir anlayışla hareket ettik. Buradan şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum. Bizim kimsenin hakkında gözümüz yok, ancak hiçbir ülkeye de hakkımızı yedirtmeyiz. Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini dışlayan, hak ve hukuku çiğneyen hiçbir girişim ve anlaşmanın başarı şansı yoktur." diye konuştu.

"Oruç Reis, 23 Ağustos'a kadar sismik araştırma faaliyetlerini yürütecek"

Oruç Reis'in pazartesi günü başlattığı çalışmanın Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler'e bildirdiği kıta sahanlığının sınırları içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, bu sahanın 2012'de Türkiye Petrollerine verilen ruhsat sahalarında yer aldığını söyledi.
Ruhsatları Resmi Gazete'de yayımlayarak Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Oruç Reis gemimiz, bölgede 23 Ağustos'a kadar sismik araştırma faaliyetlerini yürütecektir. Yunanistan'ın, Ege ve Akdeniz'de ortaya koyduğu tavır ise art niyetlidir. Türk kıyılarına 2 kilometre, Yunan ana karasına 580 kilometre uzaklıktaki Meis Adası üzerinden deniz yetki alanı talep etmek, akılla ve sağduyu ile izah edilemez. 10 kilometrekarelik bir adanın 40 bin kilometrekare deniz alanına sahip olduğu iddiası, uluslararası hukuk açısından hem komik hem temelsizdir. Buradan Yunanistan'ı, Türkiye'nin hak ve hukukuna riayet etmeye tekrar davet ediyorum.
Doğu Akdeniz'de çözümün yolu diyalog ve müzakeredir. Sağduyu ve aklıselimle hareket edilirse, herkesin hakkını koruyan, kazan-kazan temelli bir formül bulunabilir. Biz asla gereksiz macera peşinde değiliz, gerilim de aramıyoruz. Ancak benim batı Trakya'daki soydaşlarıma, kardeşlerime saldıranlar da şunu bilmeli ki, bunun uluslararası hukukta da, diğer yöntemlerle de hesabını verecek. Buradan Avrupa Birliği'ni de uyarıyorum. Avrupa Birliği olarak üyeniz olan bir ülke, Avrupa Birliği hukukuna göre azınlıkların hukukunu koruma sorumluluğunu yerine getiriyor mu, getirmiyor mu? Bunun hesabını Avrupa Birliği'nin, Yunanistan yönetimine sorması lazım. Nitekim bugün yapacağımız görüşmelerde her iki siyasetçiye de bunu hatırlatacağım. Biz sadece adalet istiyoruz, hakkaniyet istiyoruz, soydaşlarımızın hukukunu korumak da bizim görevimizdir. Bunu da hatırlatmak istiyorum. Tüm muhataplarımızın da ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı göstermelerini bekliyoruz."

"Temizlik, maske ve mesafe üçlüsüne sahip çıkın"

Erdoğan, koronavirüs salgının hayattaki pek çok şeyi kökten değiştirdiğini belirterek, gerek AK Parti'de gerekse diğer çalışmalarla birlikte süreçleri virüs gerçeğine göre yeniden dizayn ettiklerini söyledi.
Her kim hastaneye düşer veya vefat ederse bunların kendilerini yaralayacağını ifade eden Erdoğan, "temizlik, maske ve mesafe" üçlüsüne milletin sahip çıkmasını istedi, bunlara sahip çıkılması halinde Türkiye'nin bu konudaki derdinin azalacağını dile getirdi.
"Temizlik, maske ve mesafe"nin öneminin altını çizen Erdoğan, "Bakıyorsunuz maskeyi taktığını söyleyen, maskeyi çenesinin altına koymuş. Bu olmaz. Bunları dikkatle uygulamamız lazım. Hastanelerimiz, yeterli sayıda, hatta dünyaya göre çok daha fazla bir konumdayız. Böyle olduğuna göre bizler, burada maskeye, mesafe ve temizliğe dikkat edeceğiz ki öbür tarafta, zaten hastanelerimiz en modern anlamda var. Hamdolsun doktorlarımız büyük çabalarla, gayretler sarf ettiler, sarf ediyorlar." diye konuştu.
Ambulanslar, ambulans helikopterleri ve ambulans uçakların seferberlik halinde olduğunu aktaran Erdoğan, bütün bunlarla dünya ile yarışıldığını ve ilkler arasında bulunulduğunu söyledi.

"Hastane yataklarında komada yatmaktansa, eğlenceye ara vermek daha evladır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ama halkımız da bizi anlasın. Yani toplu yerlerdeki birçok yapılan eğlenceler, şunlar, bunlar vesaire, ara verin. Bu dönemde de eğlencelere vesaire ara verin. Herhalde hastane yataklarında komada yatmaktansa, eğlenceye ara vermek daha evladır. Bunları yapmayalım. Aileleri üzmeyelim. Bunun için tedbirle hareket edelim. Tedbir bizden, takdir Allah'tan. Buna dikkat edelim. Şu anda attığımız adımlarla biz çok daha iyi bir hedefe ulaşalım diyoruz. Sizlerin de illerinizde ve görev alanlarınızda aynı hassasiyetle çalıştığınıza inanıyorum."
Erdoğan, virüs sebebiyle oluşan atmosferin asla rehavete ve karamsarlığa sürüklememesi gerektiğini vurguladı.

"Salgının sebep olduğu sıkıntıları ancak dayanışma ile aşabiliriz"

Öncelikli görevlerinin her şart altında şehirlere ve insanlara hizmet olduğunu belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Salgının sebep olduğu sıkıntıları ancak dayanışma ile aşabiliriz. Bilhassa bu zorlu süreçte hem virüsle ilgili önlemlerimizi en üst düzeyde alacağız hem de vatandaşlarımızın yanında olacağız. Açta, açıkta her kim varsa onun imdadına önce biz koşacağız. Bu bakımdan teşkilatıma güveniyorum, sizlere inanıyorum. İnanıyorum ki hangi kapının arkasından bir hıçkırık geliyorsa, bir ses, bir nida geliyorsa, ona ilk ulaşacak olan AK Parti'nin ana kademesidir, kadın kollarıdır, gençlik kollarıdır. Sizler hemen telefonlarınıza sarılmak suretiyle ilgili birimlerinizi ayağa kaldıracak ve imdada ilk önce biz yetişeceğiz."
Belediyelerle, belediye meclis üyeleriyle ve il genel meclis üyeleriyle imdada yetişeceklerini söyleyen Erdoğan, bu yaklaşımın ihmal edilmemesini istedi.

AK Parti'ye 8 belediye başkanı katıldı

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda 4 ilden, 5'i ilçe 3'ü belde belediye başkanı olmak üzere 8 belediye başkanı AK Parti'ye katıldı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'ndaki hitabının ardından partiye katılımlar gerçekleşti.
AK Parti'ye 4 ilden 5 ilçe ve 3 belde belediye başkanı olmak üzere 8 belediye başkanı katıldı.
AK Parti'ye katılalan belediye başkanları şu şekilde:
"Ağrı Eleşkirt Belediye Başkanı - Ramazan Yakut
Ağrı Eleşkirt / Yayladüzü Belde Belediye Başkanı - Selami Demirtaş
Ağrı Eleşkirt / Yücekapı Belde Belediye Başkanı - Nurettin Öztürk
Batman Kozluk Belediye Başkanı Ayhan Eren
Batman Kozluk / Bekirhan Belde Belediye Başkanı - Fırat Karabulut
Erzurum Oltu Belediye Başkanı Necmettin Taşcı
Erzurum Tortum Belediye Başkanı Muammer Yiğide
Trabzon Hayrat Belediye Başkanı Mehmet Nuhoğlu"
31 Mart 2019 yerel seçimlerimden sonra bugüne kadar 15 farklı ilden, 16 ilçe, 15 belde belediye başkanı olmak üzere 31 belediye başkanı AK Parti'ye geçiş yaptı. Böylelikle AK Parti'li belediye sayısı toplam 794 oldu.



google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html