- Özgürlük
- Eşitlik
- Dayanışma
- Emeğin üstünlüğü
- Gelişmenin bütünlüğü
- Halkın kendini yönetmesi
Kutuplaşma ve büyük ekonomik buhran
Ülkede ideolojik kutuplaşmanın zirveye çıktığı bir dönem yaşanıyordu; sokak çatışmaları, üniversite olayları ülke gündeminin birinci sırasındaydı. Böyle bir dönemde CHP’nin seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti.
26 Nisan 1977'de Ecevit'in seçim otobüsü Niksar'da kurşunlandı. 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda düzenlenen 1 Mayıs mitinginde kalabalığın üzerine çevredeki binalardan ateş açıldı, 37 kişi öldü. 29 Mayıs günü İzmir’de uçaktan inen Ecevit'in bulunduğu gruba ateş edildi.
2 Haziran 1977 günü Başbakan Demirel, 3 Haziran'da yapılacak CHP'nin Taksim mitinginde Ecevit'e suikast düzenleneceğini, CHP Genel Başkanı'na bir mektupla iletti. Ecevit ise mitingden vazgeçmeyeceğini bildirdi. 3 Haziran günü CHP, tarihinin en görkemli mitinglerinden bir tanesi İstanbul Taksim Meydanı'nda gerçekleştirildi. Yüz binlerce insan CHP mitingine katıldı ve Ecevit'e destek verdi.
Bu ortamda 5 Haziran 1977 günü yapılan seçimlerden CHP zaferle çıktı. Sosyal demokratlar Meclis'e 213 milletvekili göndermeye hak kazandı. Ancak Ecevit’in kurduğu azınlık hükümeti Meclis'te güvenoyu alamadı.
Demirel çoklu koalisyonla bir hükümet kurdu, ancak Türkiye büyük bir darboğazdan geçiyordu. En basit ihtiyaç maddeleri bile karaborsaya düşmüş, zamlar, devalüasyonlar birbirini izliyordu. Enerji sıkıntısı had safhadaydı; ithal ürünlerin parası ödenemiyor, ülkede döviz bulunamıyordu. Diğer yandan sokaklardaki çatışmalar da devam ediyordu.
Demirel hükümeti düşürüldü
11 Aralık 1977’de yapılan yerel seçimler de CHP’nin birinciliğiyle sonuçlandı. Seçimlerde aldığı başarının güveniyle Ecevit 22 Aralık günü hükümet hakkında gensoru verdi, yapılan oylamada hükümet düşürüldü. Yeni bir hükümet kuran Ecevit başbakanlık görevini 14 Ekim 1979’da ara seçimlere kadar sürdürdü. Seçimlerden beklediği sonucu alamayan Ecevit istifa ederek, görevi bir kez daha Demirel’e devretti.
4 Kasım 1979'da ara seçim yenilgisinin ardından CHP 8. Olağanüstü Kurultayı toplandı. Parti içi muhalefetteki Deniz Baykal ve Ali Topuz grupları yönetimi çok sert bir biçimde eleştirdi.
Partide bunlar olurken 1980 yılı, ekonomik önlemler içeren 24 Ocak Kararları ile başladı. Cinayetler, boykotlar ve ekonomik zorluklarla dolu günler birbirini izledi. Mayıs ayında Çorum'da olaylar çıktı ve 48 kişi hayatını kaybetti. Ülkede şiddet had safhaya ulaştı. Resmi kayıtlara göre 1980 yılında meydana gelen 10 bin 'terör olayında' yaklaşık 2 bin insan hayatını kaybetti.
Mayıs ayında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak öldürüldü. Eski CHP önderlerinden ve eski başbakan Nihat Erim, 19 Temmuz 1980'de bir suikasta kurban gitti. 22 Temmuz’da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) eski genel başkanı Kemal Türkler öldürüldü. Meclis'teki çekişmeler ise görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün yerine yeni bir ismin seçilmesine engel oluyordu.
Siyasete ara
12 Eylül 1980 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yönetime el koydu. TBMM, hükümet ve anayasa feshedildi. Tüm yurtta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Siyasi partiler, dernekler ve sendikalar kapatıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisinin ilk dönemi böylece sona erdi.
Askeri yönetim seçimlerin yeniden, 6 Kasım 1983’te yapılacağını duyurdu ve 1983 ortalarında siyasi faaliyetler serbest bırakıldı. Ancak askeri yönetim, partilerin kurucularını veto etme yetkisini elinde bulunduruyordu. Bu yüzden kapatılan CHP'nin tabanına hitap eden Erdal İnönü'nün kurduğu Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) seçimlere katılamadı. Öte yandan Adalet Partisi'nin ardılları olarak kurulan Büyük Türkiye Partisi (BTP) ve Doğru Yol Partisi (DYP) de vetolardan nasibini aldı.
Seçimleri, Turgut Özal'ın başında bulunduğu Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 45 oyla kazandı, Türkiye’de yeni bir dönem başladı.
Tabanın çatı arayışı
CHP tabanı varlığını ve kimliğini 1992’ye kadar SODEP’le Halkçı Parti’nin (HP) birleşmesiyle kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) altında sürdürdü.
19 Haziran 1992'de 12 Eylül rejiminin ürünü eski siyasi partilerin aynı adla tekrar açılmasını engelleyen yasa kaldırıldı. 9 Eylül’de 1992’de yapılan 25. Kurultay’da Deniz Baykal yeniden doğan CHP’nin dördüncü genel başkanı oldu.
SHP ve Ecevit’in lideri olduğu Demokratik Sol Parti’den (DSP) ayrılan 21 isim CHP saflarına katıldı, parti böylece Meclis'te grup kurma sayısına ulaştı.
 |
1980 darbesiyle kapatılan CHP'nin aynı çatı altında tekrar buluşması 1992 yılında gerçekleşti. Deniz Baykal (solda) CHP'nin 4. Genel Başkanı olurken, darbe sonrası CHP tabanına SODEP aracılığıyla seslenen Erdal İnönü, bir süre CHP'nin dışında faaliyet gösterdi. [AA] |
Sosyal demokratların birleşmesi
26 Mart 1994'te yapılan yerel seçime SHP, DSP ve CHP'nin ayrı ayrı girmesi sol açısından büyük bir yenilgi oldu. Üç sol parti toplam yüzde 25 oy alabildi. Şubat 1995’te SHP, CHP çatısı altına girmeyi kabul etti. Yapılan kurultayda partinin yeni lideri Hikmet Çetin oldu.
9 Eylül 1995'deki kurultayda ise Deniz Baykal genel başkanlığa tekrar seçildi. DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in kurduğu azınlık hükümeti TBMM'de güvenoyu alamayınca, 30 Ekim'de DYP ve CHP ülkeyi seçime götürecek yeni bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu hükümette CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak yer aldı.
24 Aralık 1995 genel seçimlerinde CHP yüzde 10 barajını kıl payı aşarak TBMM'ye girdi. Seçimlerin galibi ise Necmettin Erbakan'ın başında bulunduğu Refah Partisi oldu.
CHP Meclis dışında
18 Nisan 1999 günü yapılan genel ve yerel seçimlerde CHP yüzde 10 barajını aşamayarak, askeri darbeler dönemi dışında ilk defa Meclis dışında kaldı.
Baykal seçim yenilgisinden kendisinin sorumlu olduğunu belirterek 22 Nisan 1999'da genel başkanlıktan istifa etti. 22 Mayıs 1999'da toplanan olağanüstü kurultayda Altan Öymen genel başkanlığa seçildi.
Deniz Baykal'ın CHP'den ayrı kalması kısa sürdü. Yaklaşık bir buçuk sene sonra genel başkanlığa yeniden seçildi.
Uzun muhalefet maratonunun başlangıcı
Mayıs 2002'de Başbakan Ecevit’in rahatsızlanması üzerine TBMM erken seçim kararı aldı. 3 Kasım günü yapılan seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidara geldi. AKP seçimlerde yüzde 34,4 oy oranıyla 363 milletvekilliği kazanırken, CHP yüzde 19'la 178 sandalyede kaldı.
28 Mart 2004’teki yerel seçimlerde AKP yüzde 41 oy alırken, CHP 1999 yerel seçimlerinde yüzde 13 olan oyunu yüzde 18'e çıkardı. İllerin büyük çoğunluğunda belediye başkanlıklarını AKP kazandı.
Alınan bu yenilgi parti içi muhalefeti arttırıp bazı kopmalara neden olsa da, 2005’teki kurultayda Baykal geçerli oyların tamamını alarak koltuğunu korumayı başardı.
CHP iç çalkantılar yaşarken bir yandan da AKP iktidarına karşı da sert muhalefet yapıyordu; Baykal’la Başbakan Erdoğan arasında büyük çekişme yaşanıyordu. 2006 yılı sonunda seçimlerin yenilenmesi konusunda CHP çaba gösterse de iktidar partisi buna yanaşmadı.
Baykal'dan TSK'ya destek
CHP 2007 Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın adaylığına şiddetle karşı çıktı ve bu yolda bütün anayasal haklarını kullanacağını belirtti. 24 Nisan 2007 günü AKP cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül'ü belirleyince CHP bu konuda uzlaşılmadığı için TBMM'de yapılacak seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğini açıkladı.
 |
Dönemin CHP lideri Deniz Baykal, Abdullah Gül'ün AKP tarafından cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesine karşı çıkmıştı. [AA] |
27 Nisan 2007 günkü oylamada 367 milletvekili yeter sayısı bulunamayınca CHP mahkemeye başvurdu. Aynı gece Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde, cumhurbaşkanı seçiminde laiklik hassasiyetine vurgu yapan bir bildiri yayımladı.
CHP, sonradan e-muhtıra olarak adlandırılan bu bildiriye destek verdi. Partinin itirazını yerinde bulan Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine ise cumhurbaşkanının yeni meclis tarafından seçilmesinde uzlaşıldı.
Bu koşullar altında gidilen 22 Temmuz 2007 seçimlerinde CHP'nin oyları yüzde 21’e çıktı. Buna karşın iktidardaki AKP, oyların yüzde 46’sını alarak 341 milletvekilliği kazandı. Bu sonuç bir kez daha eleştiri oklarının Baykal’a yönelmesine neden oldu, ancak CHP lideri istifa etmeyeceğini açıkladı.
28 Ağustos 2007’de ise CHP’nin boykot ettiği oylamada, AKP’nin adayı Abdullah Gül, MHP’nin desteğiyle Cumhurbaşkanı seçildi.
Parti içi muhalefet filizleniyor
Mart 2008’de yapılan CHP 32. Olağan Kurultayı öncesinde bir önceki dönemin grup başkanvekili, Samsun Milletvekili Haluk Koç genel başkan aday adaylığını açıkladı. Ancak bunun için delegelerden gerekli olan 253 imzayı toplayamayınca Baykal bir kez daha seçimlere tek aday olarak girerek görevini sürdürdü.
2009 yerel seçimlerinde CHP, iktidar partisinin arkasında kalsa da bir önceki yerel seçimlere göre oyunu artırdı.
CHP Grup Başkanvekili'yken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olan Kemal Kılıçdaroğlu, istediği sonucu alamasa da, seçim sürecinde birlikte çalıştığı CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'le birlikte kamuoyunda ön plana çıktı, adı partinin liderliği için geçmeye başladı.
Kemal Kılıçdaroğlu dönemi
23 Mayıs 2010 tarihinde toplanacak olan CHP 33. Olağan Kurultayı'na iki haftadan az bir süre kala Genel Başkan Deniz Baykal'ın, CHP Milletvekili Nesrin Baytok'la birlikte beraber olduğu öne sürülen görüntüler internete sızdı.
Baykal 10 Mayıs 2010'da, yaklaşık 16 yıldır sürdürdüğü CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Kurmayları aracılığıyla parti liderliği için gönlünden geçen ismin Kılıçdaroğlu olduğu mesajını verdi. Ancak Kılıçdaroğlu mesaja olumlu yanıt vermedi ve aday olmayacağını açıkladı.
 |
| Kemal Kılıçdaroğlu 2010'da CHP'nin 7. Genel Başkanı seçildi. [AA] |
Kurultay takvimi hızla işlerken, adaylık krizi bir türlü aşılamadı. CHP yönetimi toplantı üstüne toplantı yaptı, hatta Genel Sekreter Önder Sav, Baykal'ın geri getirilmesinden yana ısrarcı oldu.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun fikri değişti, kurultaya beş gün kala partinin hâlâ genel başkan adaysız kalmasından rahatsız olan birçok partilinin isteğini ve halkın desteğini göz önünde bulundurarak, aday olacağını açıkladı.
Yapılan 33. Olağan Kurultay'da Kılıçdaroğlu bin 249 delegenin bin 200'ünün imzasıyla tek aday olarak seçime girdi ve kullanılan bin 197 oyun geçerli olan bin 189'unu alarak CHP'nin 7. Genel Başkanı seçildi.
Kılıçdaroğlu parti lideri olarak ilk sınavını dört ay sonra, 12 Eylül 2010'da anayasa değişikliği için yapılan referandumda verdi. Anayasa'da öngörülen değişikliklere karşı olan CHP'de Kılıçdaroğlu, yurt gezisine çıkarak halkın nabzını tuttu ve oylamada 'hayır' oyu kullanılması çağrısı yaptı. Ancak sandıktan yüzde 58 oranında 'evet' oyu çıktı.
Genel başkanlık koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu için sonraki aşama, köklü geleneğe ve sert bürokratik yapıya sahip olan parti yönetiminde hakimiyeti sağlamak oldu. Bu, partideki kemikleşmiş elitist yapıyı değiştirecek ve Kılıçdaroğlu'nun zihnindeki, halka daha yakından temas eden 'Yeni CHP'yi inşa etmenin yolunu açacaktı.
Kasım 2010'da Kılıçdaroğlu, halen önceki genel başkan Baykal'ın gölgesinin hissedildiği parti yönetimini feshetti. Yerine, tüzük gereğince Genel Başkan, Genel Başkan yardımcıları ve Genel Sekreter'den oluşan yeni Merkez Yönetim Kurulu'nu (MYK) açıkladı. Yeni MYK'da Önder Sav'a yer verilmedi. Böylece Sav'ın 10 süren genel sekreterlik görevinin sona ermesiyle CHP'de bir devir de kapandı.
17 Kasım 2010 tarihinde Parti Meclisi'ni belirlemek için yapılan olağanüstü kurultayda CHP'nin birçok eski ismi liste dışında kaldı.
Son genel seçim
12 Haziran 2011 genel seçimlerinde CHP üçüncü kez AKP'yle karşı karşıya geldi. İktidar olmak için kolları sıvayan Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde 81 ilin tamamında seçmene seslendi.
Ekonomide düzelme, adaletli gelir dağılımı, alt sınıfları koruyan sosyal politikalar, güneydoğudaki şiddete ve Kürt Sorunu'na demokratik çözüm vadeden Kılıçdaroğlu, toplumda ve partide yarattığı rüzgarla CHP'nin oylarını yükseltse de, iktidar partisi karşısında kaybetti. Yüzde 26 oya ulaşan sosyal demokratlar Meclis'e 135 milletvekili gönderdi, ana muhalefet görevini devam ettirdi.
Bu seçimlerde CHP'den milletvekili seçilen, cezaevindeki Ergenekon davası sanıkları Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal'in tahliyelerinin reddedilmesi yemin krizine neden oldu.
TBMM'de yeni dönemin ilk oturumu ve yemin töreni 28 Haziran'da yapıldı. Ancak CHP'liler, Balbay ve Haberal'ın durumuna tepki olarak kürsüde yemin etmediler. Kriz iki hafta sonra AKP ile yapılan görüşmeler neticesinde aşıldı ve CHP milletvekilleri 11 Temmuz'da yemin ederek görevlerine başladı.
CHP'deki değişim parti tüzüğünün yenilenmesiyle devam etti. 30 Mart 2012 tarihinde yapılan Olağanüstü Tüzük Kurultayı'nda, ön seçim zorunlu hale getirilerek örgütün milletvekili adaylarını belirleme gücü arttı. Yüzde 33 kadın kotası getirilerek yönetimde kadınların etkin görev almasının yolu açıldı. Yüzde 10 gençlik kotasıyla da genç nesilin teşkilatta tecrübe kazanmasına imkan tanındı.
Partide iyiden iyiye hakimiyet sağlayan Kılıçdaroğlu Temmuz 2012'deki 34. Olağan Kurultay'da degelerin geçerli bin 164 oyunun tamamını alarak yeniden genel başkanlığa seçildi.
| PARTİNİN TEMEL KONULARDAKİ DURUŞU |
|
Temel hak ve özgürlükler
Programında, demokrasinin en önemli öğesinin özgür birey olduğunu savunan CHP, temel amacının bireyi özgürleştirmek, bireyin kendisini geliştirmesinin önündeki ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel engelleri kaldırmak ve bireyin özgürlüklerini bilinçli olarak kullanmasını sağlamak olduğunu bildiriyor.
İnsan haklarının, çağın gereklerine uygun olarak süreklilik içinde geliştirilmesinin gereğine inandığını belirten CHP, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak uzere, insan hakları
alanında Türkiye’nin taraf olduğu tüm uluslararası sözleşmelere eksiksiz uyacağını vaat ediyor.
Düşünce özgürlüğünün örgütlenme ile bütün olduğunu açıklayan parti, şiddeti teşvik etmediği sürece bunun hiçbir şekilde kısıtlanamayacağını savunuyor. Din, inanç ve vicdan özgürlüğünün de eksiksiz şekilde uygulanmasını isteyen CHP, bu konudaki baskılara karşı duracağını ilan ediyor.
Hukuk ve adalet
CHP, hukuk devleti ilkesine ve hukukun üstünlüğüne parti programında geniş yer ayırıyor. Anayasanın evrensel hukuk devleti normlarıyla uyuşmayan maddelerini değiştirmeyi amaçladığını açıklayan parti, belirli konulardaki kırmızıçizgilerinden taviz vermiyor. Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç maddesine yönelik doğrudan ya da dolaylı hamlelere karşı çıkılacağını bildiriyor.
Yargının siyasallaşmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunan parti, hukuk ve yargı sisteminin, hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığı kuralları çerçevesinde yeniden yapılandırılmasını ve yargıç güvencesinin koşulsuz sağlanmasını istiyor.
Uzun tutukluluk ve yargılama sürelerini eleştiren parti, özellikle kamuoyu tarafından yakından bilinen Ergenekon ve Balyoz gibi davaları yakından takip ediyor.
Demokratikleşme ve sivil toplum
1982 Anayasası’nın siyasi partilerin çalışma ve örgütlenme koşullarına sınırlamalar getirdiğini savunan CHP, demokratikleşme adına bu kısıtlamanın kaldırılmasını talep ediyor. Gençlerin ve kadınların siyasi partilerde ve siyasette aktif olarak yer almaları planlayan CHP, ülkenin demokratikleşmesinin ön koşulu olarak, siyasi partilerin işleyişinde ve örgüt yapılanmalarında parti içi demokrasinin ve katılımcılığın yaşama geçirilmesini hedefliyor.
Güçlü bir sivil toplumunun demokratikleşmenin zorunluluğu olduğu ilkesini benimseyen parti, meslek odaları, okul aile birlikleri, sendikalar, yöresel dayanışma dernekleri, çevre ve tüketici dernekleri gibi örgütlenmelerin özendirilmesini istiyor.
Bunun, yurttaşların sivil toplum örgütleri aracılığıyla ülkede etkin bir konuma gelmesinin önemli bir yolu olduğunu benimsiyor. Özellikle tarımda üretkenliğin arttırılmasını ve üretici emeğinin değerlendirilmesi açısından kooperatifçiliğin en yaygın şekilde desteklenmesini de hedefliyor.
Medya ve basın
Türkiye’de basına uygulanan baskıyı ve çok sayıda gazetecinin tutuklu olmasını sık sık gündeme getiren CHP, basın özgürlüğünün demokratik sistemin temel koşullarından biri olduğunu savunuyor.
Tutuklu gazetecilerin bir çoğunun 'terörle mücadele' kanunundan yargılanması sebebiyle, CHP sözkonusu kanunun yeniden düzenlenmesi için 2012’de TBMM’de girişimlerde bulundu. Türkiye’de basın özgürlüğün giderek azaldığını savunan parti, bu konuda meclis araştırması açılmasını talep etti. Medyanın güçlü ve tarafsız bir şekilde görev yapabilmesinin güvence altına alınmasını isteyen parti, sansüre karşı mücadele edilmesini istiyor.
Azınlıklar ve Kürt Sorunu
CHP, Türkiye’de etnik azınlıkları Lozan Anlaşması’na dayanak alarak tanımlıyor. Bu anlaşmaya göre tanınmış dini ve kültürel hakların eksiksiz karşılanması gerektiğini savunuyor. Yeni azınlıklar yaratılması fikrine karşı çıktığını parti programında açıkça ilan ediyor.
CHP, Türkiye’de demokratikleşme, istikrar sağlama, güvenliğe kavuşma yolundaki en büyük engel olan Kürt Sorunu'na tarihi süreç içerisinde farklı yaklaşımlarda bulundu. Uzun süre Kürt Sorunu'na 'güvenlik ve terör' sorunu olarak yaklaşan parti, 1989 yılından beri meselenin askeri yöntemlerle çözülemeyeceği görüşünü taşıyor. Kürtlerin hakları için silahlanan PKK örgütüne karşı mücadelenin devam etmesi gerektiğini hep savunmuş olan parti, diğer yandan Kürtlerin temel taleplerinin ve kültürel haklarının dikkate alınması ve bunun için yasal zeminin oluşturulması gerektiğini, bugüne kadar hazırladığı çok sayıda raporunda dile getirdi.
 |
CHP genel başkan yardımcıları Sezgin Tanrıkulu (solda) ve Faruk Loğoğlu (sağda), Mayıs 2012'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret etmiş ve Kürt Sorunu'nun çözümü için toplumsal mutabakat komis- yonu kurulması çağrısı yapmışlardı. [AA] |
CHP’nin bu konudaki temel hassasiyeti ise üniter yapı ve ulus devlet temeline zarar gelmemesi. Kürtlerin ve diğer azınlıkların anadilini özgürce konuşabilmesini ve özel kurslar açabilmesini savunan CHP, bu nedenle anadilde eğitime ise kesin olarak karşı çıkıyor.
Kesintisiz 11 yıldır siyasette ana muhalefet görevini sürdüren CHP, iktidara en çok yüklendiği konuların başında Kürt Sorunu ve güneydoğudaki şiddet geliyor. Kadrosunda Kürt milletvekilleri barındıran parti çözüme dair siyasal yaklaşımlarına rağmen Kürtlerin ağırlıkta yaşadığı kentlerden beklediği seçim başarısını elde edemedi. Partinin tabanında ciddi etkiye sahip olan ulusalcı tabanın söylemleri bunun başlıca nedeni olarak düşünülüyor.
Parti, hükümetin Aralık 2012’de PKK’nın silah bırakması için örgütün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan’la başlattığı diyalog sürecine ise temkinli yaklaşıyor. Sürecin doğru yürütüldüğü takdirde sorunun barışçıl yollarla çözülebileceğini belirten CHP yönetimi, başlangıçta hükümetin arkasında olduğunu açıklamıştı. Ancak süreci yakından takip eden parti, daha sonra 'net bir stratejisi' olmadığı gerekçesiyle hükümete yönelik eleştirilerini yükseltti.
CHP, çalışmaları devam eden yeni anayasaya ise, 'etnik köken' kavramı eklemek istiyor. Anayasanın eşitlik maddesine 'hiç kimseye etnik kökeninden dolayı ayrımcılık yapılamayacağı' ifadesinin yazılmasını talep eden parti bu konuda, iktidardaki AKP ve milliyetçi tabanı temsil eden MHP ile henüz uzlaşma sağlayamadı.
Ekonomi
CHP, mevcut iktidarın ekonomi politikalarını en çok özelleştirme, işsizlik, bütçe açığı ve fırsat eşitliği konularında eleştiriyor. Türkiye’nin üretime dayalı bir ekonomi olmaktan giderek uzaklaştığını savunan parti, hızlı ve dengeli kalkınmayı öngören, aynı zamanda sosyal politikaları ön planda tutan devletin denetleyici ve düzenleyici olarak daha fazla rol aldığı bir ekonomi programının benimsenmesini istiyor.
Parti ayrıca, Türkiye’nin kendi kaynaklarının yeterince değerlendirilmediğini, bu nedenle istikrarlı bir büyüme sağlanamadığını ve dışa bağımlılıktan kaynaklı cari açığın oluştuğunu savunuyor. Kısa ve orta vadede Türkiye ekonomisinin bu bağımlılıktan kurtarılması gerektiğini belirten parti; tarımda, sanayide ve hizmetlerde dış dünyayla rekabet edebilen kalıcı çözümler öngörüyor.
Kamu yönetimi
CHP, ulus devlet, üniter yapı ve laik cumhuriyet ilkelerinden ödün verilmemesini savunuyor. Bu ilkeler ışığında hükümetin gündeme getirdiği, valilerin seçimle işbaşına gelmesini öngören reforma karşı çıkıyor.
Türkiye’nin kamu yönetimi reformuyla kapsamlı bir yeniden yapılanmaya gitmesi gerektiğine inanan CHP, yapısal değişikliklerle, vatandaşların hayatını güçleştiren, yatırımları geciktirip engelleyen gereksiz formalitelerin kaldırmasından yana. Bu çalışmaları yönlendirmek için bir Devlet Reformu Bakanlığı’na gerek olduğunu savunuyor.
Bakanlıkların sayısı ve görev alanlarının yeniden düzenlenmesini isteyen parti, bölgesel kalkınma ve yerleşim sorunları, bilişim ve bilgi toplumu, Avrupa Birliği ile İlişkiler, KOBİ, göçmen sorunları gibi yeni sorumluluk alanlarında ve çalışma ve sosyal güvenlik alanlarına yönelik bakanlık düzeyinde yeni yapılanmalar öngörüyor.
Yerel yönetimde ise parti, ağırlaşan kent sorunlarının çözümü için belediyelere makul ölçülerde yeni yetkiler verilmesi gerektiğini savunuyor. Yurttaşların daha fazla söz sahibi olacağı bir karar alma sürecinin hayata geçirilmesinden yana olan parti, merkezi ve yerel idareler arasındaki görev ve kaynak paylaşımının yeniden düzenlenmesini planlıyor.
İstanbul için yeni bir yönetim modeli de planlayan parti, bunun için GAP benzeri Kuzey Marmara Metropolitan Bölge Planı hazırlanmasını öngörüyor. Bu planın uygulanması için güçlü bir yasal çerçeve, kurumsal altyapı ve finansman modelinin oluşturulması gerektiğini belirtiyor.
Eğitim
CHP, mevcut iktidarı eğitimi siyasallaştırdığı ve laiklik ilkesinden saptığı gerekçesiyle sıkça eleştiriyor. İktidarın 2012 yılında hayata geçirdiği kademeli 4+4+4 sistemine, imam hatip okullarının önünü açtığı gerekçesiyle karşı çıkan parti, sosyal demokrat yapısı gereği bir çok konuda olduğu gibi eğitimde de fırsat eşitliğini savunuyor.
 |
Parti Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, 4+4+4 yasasının iptali için Nisan 2012'de Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını açıklamıştı. [AA] |
Türkiye’nin çağdaş bir eğitim reformuna hızla ihtiyaç duyduğunu savunan CHP, demokrasi, insan hakları ve hoşgörü kültürünün yeni nesillere aşılayacak bir sistemin inşa edilmesini istiyor.
Tarikat ve cemaatlerin eğitimdeki etkisini eleştiren parti, din dersleri müfredatının da yeniden düzenlenmesini öngörüyor. Temel eğitimi kesintisiz bir şekilde 10 yıla çıkarmayı amaçlayan CHP, okul öncesi iki yıllık hazırlık eğitiminin de tüm ülkede zorunlu hale getirilmesini hedefliyor.
Bölgesel ihtiyaçlara göre mesleki ve akademik liselerin programların yeniden düzenlenmesini öngören partinin eğitimdeki en önemli hedefi ise yüksek öğretime giriş sağlayan Öğrenci Seçme Sınavı’nın kaldırılması. CHP, yüksek öğretime geçişin 9. ve 10. sınıflarda uygulanacak 'mesleki yönelim' programı ve 'yetenek ölçme ve değerlendirme' sınavlarıyla sağlanmasını öngörüyor.
Sağlık
BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne atıfta bulunan CHP, sosyal demokrat bir parti olmanın sorumluluğuyla da, sağlık hizmetlerinin, tüm yurttaşlara, doğum öncesinden ölüme kadar kesintisiz olarak verilmesini savunuyor.
Bu hizmetin, yeterli, kaliteli, kolay ulaşılabilir, eşitlikçi, adaletli ve verimli nitelikte olması gerektiğini belirten parti, sağlık hizmetinin yurttaşların ödeme gücüyle sınırlı olmayacağı ilkesini benimsiyor.
Toplam sağlık harcamalarının milli gelire oranının Avrupa ülkeleri ortalaması düzeyine çıkarılmasını hedefleyen CHP, sağlık politikalarının tek elden oluşturulmasını ve uygulamasında hizmet odaklı bir politika oluşturulmasını benimsiyor. Her yurttaş için ‘Ulusal Sağlık Sigortası’ öngören parti, ödeme gücü olmayanların primlerinin devlet tarafından karşılanmasını hedefliyor.
Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik
CHP’nin çalışma hayatına ilişkin en önemli önceliği, tüm çalışanların sendikal örgütlenme haklarının güvence altına alınması. Emekten yana bir anlayış benimsediğini savunan parti, çalışma sürelerinin kısaltılmasını ve aşamalı olarak AB ülkeleri düzeyine indirilmesini hedefliyor.
Çalışma yaşamı normlarının, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına yükseltilmesini savunan parti, sendikalar yasasıyla toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yasasının değiştirilmesini hedefliyor.
CHP ayrıca, çalışma yaşamı ile ilgili olarak, gerek bireysel iş hukuku, gerekse toplu iş hukuku alanlarında mevcut aksaklıkların giderilmesi amacıyla, reform boyutlu köklü yasal düzenlemelerin yapılmasını öngörüyor.
Dış politika
CHP, dış politika önceliğini AB ile ilişkiler ve Türkiye’nin birliğe tam üyelik hedefi olarak ortaya koyuyor. AB vizyonunu, modernleşme projesinin doğal uzantısı olarak görüyor ve bunu toplumsal değişimin katalizörü olarak değerlendiriyor.
Bazı AB ülkelerinin coğrafi veya kültürel farklılıklar gibi nedenlerle Türkiye’yi tam üyelikten dışlamayı ve Türkiye’ye özel bir statü vermeyi öngören politikalarının AB’nin resmi görüşü haline dönüştürülmesi halinde parti, başta Gümrük Birliği olmak üzere mevcut taahhütlerin gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.
CHP Kıbrıs Sorunu'nun, ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs halkının kazanılmış haklarının korunmasını taahhüt eden, adadaki her iki tarafın egemen eşitliğine dayanan bir yaklaşımla çözülebileceğini belirtiyor. Güney Kıbrıs'ı, tüm adayı temsil eden tek meşru devlet sayan yaklaşıma kesinlikle karşı çıkıyor.
Türkiye’nin NATO ile ilişkilerini güçlendirerek devam ettirmesini savunan CHP, 'Büyük Ortadoğu Projesi'yle uluslararası arenada Türkiye’ye biçilen ‘ılımlı İslam’ rolüne ise karşı çıkıyor.
ABD ile stratejik işbirliğinden yana olan CHP, Türkiye’nin yakın coğrafyası Orta Doğu bölgesine dışarıdan müdahalelere karşı çıkıyor. Geçtiğimiz on bir yıl boyunca dış politika konusunda AKP’yle en çok Suriye konusunda ters düşen ana muhalefet partisi, komşu ülkede yaşanan isyana Ankara’nın müdahil olmasını eleştiriyor. Özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu hedef alan CHP, hükümetin politikaları nedeniyle Türkiye’nin neredeyse bütün komşularıyla sorun yaşadığını savunuyor.
Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun bağımsız bir dış politika benimsemesini isteyen CHP, hükümeti ABD ve Batı çıkarları ekseninde hareket etmekle suçluyor.