BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Esad rejimi sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Esad rejimi sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

28 Ocak 2019 Pazartesi

Adana mutabakatı neden gündeme geldi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

1998 yılında, Ekim ayının yarısını genç bir televizyon muhabiri olarak Türkiye’nin Suriye sınırını dolaşarak geçirmiştim
Urfa’dan Hatay’a kadar elimizde mikrofon gezmiş, sınırı belirleyen paslanmış tel örgülerin hizasında yolculuklar yapmış, her ne hikmet idiyse, bizim kadar savaş telaşı yaşamayan köylülerin bakır kaplarda ikram ettikleri ayranlardan içmiş ama yine de ‘Suriye sınırında alarm’ haberleri geçmiştik.
Yalan haber geçmiyorduk tabi.
Sınırdaki köylülerin pek ilgisini çekmese de, Ankara’dan gelen beyanatlar, psikolojisi fiili halinden daha güçlü olan ‘Askeri yığınaklar’ gündemin bir numaralı başlığı haline gelmişti.
Neticede Suriye yönetiminin PKK’ya verdiği desteği sona erdirmeyi amaçlayan o baskı sonuç verdi ve İran ile Mısır’ın girişimleriyle Hafız Esad rejimi Türkiye’nin taleplerini karşılama noktasına geldi.
Abdullah Öcalan’ın Suriye’den gönderilmesi gibi fiili bir sonuç üreten o sürecin bir başka ‘çıktısı’ Adana Mutabakatı olarak bilegeldiğimiz anlaşma oldu.
Adana Anlaşması 21 yıl aradan sonra, 23 Ocak’ta Moskova’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ortak basın toplantısı yapan Rusya Devlet Başkanı Putin’in sözleriyle yeniden gündeme geldi.
Putin’in Adana Mutabakatı önerisine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sıcak bir yaklaşımla karşılık verdiğini düşünecek olursak, meselenin ciddi bir nitelik kazandığı görülebiliyor.

ANKARA, ADANA MUTABAKATINA NEDEN SICAK BAKIYOR? HEDEF NE?

21 yıl önce Adana’da iki ülkenin yetkili isimleri tarafından imzaya bağlanan anlaşmanın özünü, Şam yönetiminin Türkiye’ye dönük PKK kaynaklı fiili tehditleri önleme taahhütleri oluşturuyor.
Peki, bu anlaşmanın bugün hatırlanmasının gerekçeleri neler olabilir?
Böyle bir zeminde ilerlenilmesi halinde karşımıza ne tür senaryolar çıkabilir?
Bunlar, önümüzdeki dönem itibarıyla önemli hale gelmiş sorular.
Sorduğumuz sorular üzerinden iz sürmeye başlamadan önce, şunun altını çizelim:
Mutabakatın Putin tarafından basın önünde hatırlatılmasını, Ankara’nın bu formüle sıcak baktığını en üst düzeyden ilan etmesini, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı ile başlayan Ankara/Washington müzakerelerinin bir alternatifi olarak değerlendirmeye almak doğru olacaktır.
Bilindiği üzere, ABD açısından Türkiye ile yürütülen pazarlıkların, PKK/YPG’yi koruma altında tutan bir anlaşma ortaya çıkmadan Türkiye’nin askeri harekata girişmemesi gibi bir hedefi bulunuyor.
Erdoğan’ın Putin ile yaptığı anlaşmanın ise, Rusya destekli Şam rejiminin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını yatıştırma niyetiyle PKK’nın üzerine yürümesi gibi bir perspektife sahip olduğu anlaşılıyor.
Putin’in önerisini Ankara için cazip hale getiren nokta tam da burası.

ŞAM REJİMİ PKK’NIN ÜSTÜNE YÜRÜR MÜ?

Aylar önce Ankara’da Suriye meselelerini konuştuğumuz bir güvenlik yetkilisi, nihai senaryoda bir Esad/PKK savaşı öngördüğünü dile getirince, bunu pek inandırıcı bulmamış, “Bu mümkün mü” anlamında arka arkaya sorular sormuştum.
Sözü edilen senaryoyu destekleyen her gelişme, aklıma aylar önce yaptığımız o konuşmayı getiriyor.
Perşembe günü İranlı bir yetkili ile yaptığımız görüşmeden aldığım nabzı bu köşeye taşımıştım.
Oradan yola çıkarak baktığımızda, Adana Mutabakatı konusunda Ankara ile Moskova arasında sağlanan eşgüdüme Tahran’ın da dahil olabileceği görülebiliyor.
Tabi, bu anlaşmanın hayata geçmesi için bir takım zorlukların aşılmasını beklemek gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, rejimin eli kanlı diktatörü Beşar Esad ile yeni bir ilişki tesis etmeme kararlılığını Moskova dönüşünde de tekrarladı.
Bu, son derece haklı bir yaklaşım ve aksi halde Türkiye’nin ahlaki üstünlüğünü zora sokacak riskler taşıyor.
Ama her ülke gibi Türkiye’nin de gerektiğinde ‘yılanla bile’ görüşme kanallarını açık tutan birimleri var.
Mesela Milli İstihbarat Başkanlığı.
Suriye meselesinde istihbarat diplomasisini kullanarak Türkiye’nin kazanımlarına önemli katkılar sağlayan MİT’in ortak hedefler için Şam rejimiyle temasa geçtiğini/geçebileceğini düşünebiliriz.
Önemli olan istenilen hedefler doğrultusunda mesafe alınabilmesi.
Şam rejiminin, Türkiye’nin Rusya ile vardığı anlaşma doğrultusunda PKK/YPG’nin üstüne yürümesi ve bu örgütün yaşam alanının kurutulması halinde, Türkiye’nin sınırlarla ilgili güvenlik kaygıları da otomatikman giderilmiş olur.
Ankara’nın Adana Mutabakatına sıcak bakmasının temel gerekçesi bu.
Putin’in yaklaşımı, böyle bir seçeneğin yani Şam rejiminin PKK’nın üzerine yürümesi fikrinin niyet beyanı olarak pekâlâ görülebilir.
Adana mutabakatının bugüne uyarlanması fikrinin PKK ve HDP çevrelerinde de kırmızı alarm hali ile karşılandığı görülebiliyor.
Bunu nereden mi anlıyoruz?
HDP’de Selahattin Demirtaş’ın yerini alan Eş Genel Başkan Sezai Temelli’nin sözlerinden.
Temelli dün, şöyle şeyler söyledi:
“Ne oldu? Aklına 1998’de yapılan Adana Anlaşması gelmiş. Senin aklına bunlar gelmesin, senin aklına 31 Mart’tan sonra nasıl gideceğin gelsin. 
Eğer bir anlaşma olacaksa bu, Suriye halklarının bir araya gelmesiyle, demokratik bir Suriye anayasası ile olacak. Ancak bu şekilde Suriye’ye barış, demokrasi gelir.”
Bu sözlerden de anlaşılıyor ki, HDP Eş Genel Başkanı Adana Mutabakatının ‘güncellenmemesi’ için 31 Mart seçimlerine umut bağlamış durumda.
Yerel seçimlere Türkiye’nin ‘beka sorunu’ penceresinden bakan yaklaşımı aklımıza getirmemiz halinde, bu sözlere de 31 Mart’ın 31 Mart’tan ibaret olmadığı gibi bir anlam yükleyerek bakabiliriz.

2019’un büyük sorusu: Fırat’ın doğusunda kim kazançlı çıkacak?


İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde görev yapan, üstlendiği misyon itibarıyla hem siyaset, hem de bölgesel konular üzerine yoğunlaşan bir isimle zaman zaman bir araya gelip ‘fikir teatisinde’ bulunuyoruz.
Aynı isim geçen gün yeniden ziyaretime geldi ve bu defa ağırlıklı olarak Fırat’ın doğusu bağlamında gelişen meseleleri konuştuk.
Bu vesileyle ‘’ tartışmaları, PKK/YPG’nin geleceği, İran ve Türkiye’nin birlikte neler yapabileceği gibi başlıklarda Tahran’ın yaklaşımına dair bir takım fikirler elde ettim.
İranlıların Türk muhataplarıyla konuşmalarında, Ankara’nın Kuzey Suriye politikasını etkilemeye dönük ‘Pırıltısı olan’ bir soru sorduklarını daha önceden biliyordum.
Soru şu:
“Sınırınızda Suriye devletini mi görmek istersiniz? Yoksa PKK’yı mı?”
Ziyaretime gelen İranlı yetkiliye bu sorudan yola çıkarak başka sorular sordum.
Böyle bir seçeneğin, Şam rejiminin PKK’yı gerekirse silah kullanarak devre dışı bırakması halinde denkleme girebileceğine dair kendi fikrimi dile getirdim.
O da bana, PKK/YPG ile Esed rejimi arasında yapılan, şu aşamada başarısızlıkla sonuçlanan görüşmelerden söz etti, rejimin YPG’nin federasyon, özerklik dahil taleplerini reddettiğini, ancak Kuzey Suriye’deki Kürtlere ‘koruma garantisi’ verme taahhüdünde bulunduğunu anlattı.
Ben de ‘koruma garantisi’ ile sınırlı olsa bile, YPG’nin varlığının Ankara’da kabul görmeyeceğine dair tahminimi ilettim.
Muhatabım, Amerika’nın bölgeden çekilmeyeceğini, çekilse bile bunu Türkiye’nin istediği bir formatta hayata geçirmeyeceğini söyledikten sonra bir öneride bulundu:
”Türkiye, Suriye, İran ve Irak’tan oluşan 4’lü bir yapı ile herkesin endişelerini giderebilecek bir formül bulunabilir.”
Sonuçta bizim işimiz, karar vermek değil, izlemek ve yorumlamak.
Görüldüğü kadarıyla Ankara, Fırat’ın doğusu bağlamında yönünü bu aralar daha çok Moskova ve Washington üzerinden belirleyerek ilerliyor.
Ama öyle ya da böyle, bu türden önerileri, Amerika’nın Türkiye’ye bir kere daha ‘kazık atması’ ihtimaline karşı akılda tutmak faydalı olabilir.
Sonuçta, Türkiye’nin İran ve Rusya ile işbirliğine giderek Astana sürecine yönelmesinin arka planında ABD’nin ‘suya götürüp susuz getirmesinin’ birinci derecede etkili olduğunu bilmeyen, anlamayan kalmamıştır herhalde.
Diğer yandan, ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararı vermesi üzerine kartların yeniden karılmakta olduğu, Türkiye’nin bu defa avantajlı tarafa geçtiği, hareket ve pazarlık gücünün arttığı bir gerçek.
Bu meselelere biraz daha derinlemesine kafa yorduğunuzda ise, zihniniz şu türden bir soruya muhatap oluyor:
“Kürt kartı kimin elinde olacak?”
Bu soru, “Suriye Kürtlerinin hamisi kim olacak?”, “Suriye’nin kuzeydoğusunda kim düzen kuracak?” gibi ilave başka soruları da akla getiriyor.
Ankara açısından meselenin salt PKK/YPG tehdidini bertaraf etmekten ibaret olmadığını, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın New York Times Gazetesi’ne yazdığı ve hayli ses getiren makalesinden anlamış olduk.
O makalenin toplamına dikkatlice baktığınız takdirde, Ankara’nın sadece YPG’nin Türkiye sınırlarından uzaklaştırılması bağlamında bir önermede bulunmadığı, ‘Suriye Kürtlerinin’ hamisi olmaya da “Varım” dediği anlaşılabiliyor.
Nüfus dağılımına göre adil bir şekilde temsil imkanı sunan yerel meclislerin oluşturulması, sağlık, altyapı, belediyecilik gibi hizmet alanlarında Türkiye’nin becerilerinin o bölgeye taşınması, çocuk yaşta zorla silah altına alınan Kürt çocuklarının aileleriyle kavuşturulması gibi öneriler, Kuzeydoğu Suriye’de barışçıl bir ‘Yaşam alanı’ oluşturmayı vadediyor.
Bu anlamda iç savaş çıkana kadar Kürtlere kimlik kartı bile vermeyen Şam rejiminin önerdiklerinden daha fazlasını Türkiye verebilir.
Bizim buralarda Ak Parti iktidarlarının, Tayyip Erdoğan’ın, asimilasyon politikalarına son vermiş olması, yine Erdoğan yönetiminin temel haklar ve demokratikleşme alanlarında attığı ve bugün de arkasında durduğu adımlar Suriyeli Kürtlerin geleceği için de bir referans olabilir.
Burası böyle ama, bu rolünü oynayıp barışçıl bir gelecek inşa etme talebi konusunda Ankara’nın müttefikinin olmadığı da görülebiliyor.
Bu noktada ağırlığını koymak, ağırlığını korumak gibi kavramlar daha bir değerli hale geliyor.
Olmazı göstermeden oluru elde etmenin zor olduğu bir denklem üzerinde kafa yoruyoruz.
Önümüzdeki 3-4 aylık zaman dilimi, bu anlamda çok önemli müzakerelere, pazarlıklara sahne olacak.
Bir satranç tahtası üzerinde herkes kendi hamlelerini yapıyor.
Sonraki, bir sonraki hamlelerin ne olabileceğini de öngörüp ona göre adım atanların kazançlı çıkacağı bir dönem yaklaşıyor.


2 Ocak 2019 Çarşamba

2019’da yakından takip edilecek 10 bölge

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünyada bu yıl uluslararası alanda Suriye, Yemen, Afganistan ve İran’ın aralarında olduğu 10 bölgede yaşanacak gelişmelerin kamuoyunda öne çıkması öngörülüyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan sivil toplum örgütü Uluslararası Kriz Grubu, dünyada 2019 yılında takip edilmesi gereken 10 bölge ve buralarda beklenen ihtilafları derledi.

Yazıda, ABD‘nin dünyadaki tartışmasız gücünün sorgulanır hale geldiği belirtilerek, uluslararası düzenin kargaşa içindeki haline dikkat çekildi.

Birleşmiş Milletler (BM) gibi ortak eylem araçlarının işlemez hale geldiğinin altı çizilen yazıda, “Uluslararası Ceza Mahkemesi dahil hesap verilebilirliği sağlayan kurumlar göz ardı ediliyor ve küçümseniyor.” ifadelerine yer verildi.

Yazıda, 2019’da Yemen, Afganistan, ABD-Çin gerginliği, İran’a karşı Suudi Arabistan-ABD-İsrail ekseni, Suriye, Nijerya, Güney Sudan, Kamerun, Ukrayna ve Venezuela gibi ihtilaflı konular ve bölgeler, uluslararası alanda takip edilmesi gereken başlıklar şeklinde sıralandı.

Yemen
Yemen’in 2018’de uluslararası hukuksuzluğun odak noktası haline geldiğini vurgulanan yazıda, Yemen’deki krizin 2019 yılında daha da kötüleşebileceği ve 16 milyon Yemenlinin kıtlık tehdidi altında olduğu kaydedildi.

Yazıda, yardımların geldiği Hudeyde limanının kontrolü için Husiler ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Yemenli militanlar arasındaki çatışmalara yer verildi. Hudeyde’de çatışmaların sonlandırılması için taraflar arasında kararlaştırılan “Stokholm Anlaşması” hatırlatıldı.

Ocak ayından itibaren ABD’de Demokratların Temsilciler Meclisinde ağırlık kazanmasıyla, ABD’nin Yemen’de çatışmanın önlenmesi için baskılarını artırması ihtimaline vurgu yapıldı.

Yemen’de çatışmanın sonlanması veya azalması için tüm taraflara baskı uygulanması gerektiği ifade edilen yazıda, “Avrupa, Umman ve İran’dan Husiler üzerine, ABD’den Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Körfez ülkelerinden Yemen hükümetine ve Kongreden ABD yönetimine yapılacak baskılar değişime yol açılabilir.” değerlendirmesine yer verildi.

Suriye
Suriye’ye ilişkin 2018’dekine benzer bir durum öngörülen yazıda, Rusya ve İran’dan destek alan Esad rejiminin muhaliflere karşı güçleneceği öngörüsü yer aldı.

Yazıda, DEAŞ’a karşı yürütülen mücadelenin sona yaklaştığı belirtilerek, terör örgütü PKK/YPG işgali altındaki bölgede Türkiye’nin operasyonunun beklendiği kaydedildi.

Suriye’de taraflar arasında bir uzlaşının, Esad rejimi ve PKK/YPG arasında yapılacak anlaşmayla sağlanabileceği belirtilerek, aksi halde DEAŞ’ın yeniden canlanabilme ihtimaline vurgu yapıldı.

Afganistan
Yazıda Afganistan’ın 2018’de dünyada çatışmalar nedeniyle en fazla ölümün görüldüğü ülke olduğunun altı çizilerek, geçen yıl içinde 40 bin savaşçı ve sivilin öldüğü belirtildi. Afganistan’da ABD müdahalesinin ardından en fazla kaybın 2018’de yaşandığı ifade edildi.

Taliban militanlarının ülkenin hemen hemen yarısını kontrol ettiği ifade edilerek, ana yollardaki ulaşımı kapattığı, şehirleri ve kasabaları kuşattığı bilgisine yer verildi.

ABD birliklerinin yarısının Afganistan’dan ayrılmasının etkisi değerlendirilen yazıda, bu yöndeki olası kararın mevcut belirsizliği artırdığı ifade edildi.

ABD-Çin gerginliği
ABD ve Çin arasındaki gerginlik için “silahsız bir ticaret savaşı” ifadelerine yer verilen yazıda, Washington ve Pekin arasındaki restleşmenin karşılıklı açıklamalarla yükseldiğine işaret edildi.

Yıllardır terörün en üst sırada yer aldığı ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinde, 2018’de en üst sırada Rusya ve Çin’in bulunduğuna vurgu yapıldı.

Washington ve Pekin arasında bir uzlaşının gerginliği azaltacağı belirtilen yazıda, aksi halde jeopolitik ve ekonomik rekabetin bir kırılma noktasına doğru gittiği bilgisine yer verildi.

İran’a karşı Suudi Arabistan, ABD ve İsrail ittifakı
İran’a karşı Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’in ortak tehdit algılamasına işaret edilen yazıda, Suudi Arabistan ve İsrail’in bölge ülkelerinde İran’a karşı operasyonlar yürütme sinyalleri verdiği kaydedildi.

Romanya AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devraldı            Romanya AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devraldı
ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilerek ve ekonomik yaptırımlar uygulayarak, Suudi Arabistan ve İsrail’in yanında İran’ın bölgesel gücünü kırmayı amaçladığı ifade edildi.

İran’ın bu çatışmalara karşı hazırlık yaptığı belirtilerek, Tahran yönetiminin Suriye’deki çıkarlarının tehlikeye düşmesinden endişe duyduğu belirtildi.

Nijerya
Nijerya’da siyasi istikrarsızlığın çatışmaya dönüşme riskine işaret edilen yazıda, 2019’un şubat ayında yapılacak seçimlerde ülkenin yeni cumhurbaşkanının ve federal meclisinin, mart ayında da eyalet valileri ve meclislerinin seçileceği hatırlatıldı.

Nijerya’da daha önceki birçok seçimde şiddet olaylarının yaşandığı hatırlatılan yazıda, mevcut Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari ile eski yardımcısı Atiku Abubakar arasında çetin bir yarış geçeceği öngörüldü.

Seçime hazırlanan Nijerya’daki gerilim noktaları olarak Boko Haram terörü, Hristiyan çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşan Müslümanlar arasındaki çatışmalar, petrol zengini Nijer Deltasındaki güvenlik sorunları gösterildi.

Yazıda, yerel güçlerle federal hükümet arasındaki çatışmaların alevlenme ihtimaline dikkat çekildi.

Güney Sudan
Güney Sudan’da 5 yıl önce patlak veren iç savaşın ardından 400 bin kişinin öldüğü belirtilerek, Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit ile rakibi Riek Machar arasında 2015 bir ateşkes anlaşması imzalandığı hatırlatması yapıldı.

Bu anlaşmanın 2016’da sekteye uğradığı ifade edilen yazıda, 2022’de yapılacak seçimlere kadar Kiir ve Machar arasındaki çekişmenin devam edeceği öngörüsünde bulunuldu.

Anlaşmanın taraflar ve bölgesel aktörler tarafından olumlu karşılandığına vurgu yapılan yazıda, şiddet oranının azalmasının bu anlaşmayı desteklemek için yeterli bir neden olduğu değerlendirmesinde bulunuldu.

Kamerun
Yazıda, Kamerun’un İngilizce konuşulan bölgelerindeki iç savaş tehlikesine yer verilerek, bölgede 2016’da başlayan Fransız eğitim ve hukuk sistemine yönelik protestoların artarak devam ettiği belirtildi.

Kamerun’daki çatışmalarda en az 500 sivilin yaşamını yitirdiği kaydedilen yazıda, 30 bin kişinin Nijerya’ya göç ettiği ve yaklaşık 437 bin kişinin Kamerun içinde bir yerlere göç ettiği bilgisi yer aldı.

Ayrılıkçı bir hareket halini alan Kamerun’daki olayların, eğer kapsamlı bir uzlaşı sağlanamazsa, büyük çapta ve istikrarsızlığa yol açan bir çatışmaya dönüşeceği ifade edildi.

Ukrayna
Yazıda, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakının ardından başlayan savaşın Ukrayna’da sonunun görünmediği ifade edildi.

Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesinde Rusya yanlısı ayrılıkçıların desteğiyle olayların şiddetlendiği belirtilen yazıda, Rusya ve Batı ülkeleri arasında bir jeopolitik bir ihtilafa dönüştüğü kaydedildi.

Gelecek yıl ise Ukrayna’da seçimler öncesinde hareketliliğin yaşanabileceği belirtilirken, diğer yandan seçim sonuçlarının iç barışı veya Rusya ile uzlaşıyı sağlayabileceği ihtimaline yer verildi.

Venezuela
Yazıda Venezuela’nın zengin petrol yataklarının önceleri komşularını kıskandırırken, ekonomik sorunların toplumsal etkisiyle Venezüela halkının komşu ülkelere göç ettiği belirtildi.

Venezuela’nın toplam nüfusu 31 milyon nüfusunun 3 milyonunun ülkeyi terk ettiği belirtilen yazıda, BM’nin 2019 sonuna kadar bu sayının 5,3 milyonu bulacağını tahmin ettiği bilgisine yer verildi.


ABD ve Avrupa’nın hedefinde Maduro yönetiminin olduğu ve hükümete yönelik yaptırımların Venezüela’nın komşularıyla ilişkilerine ve halkına zarar verebileceği vurgulandı.

26 Aralık 2018 Çarşamba

Netahyahu neden Kıbrıs ve neden Kürtler diyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Tunus’ta kitabın ortasından konuşup meselenin bam teline bastı.

Şu sözleriyle bir nevi ‘kral çıplak’ demiş oldu:

“Netanyahu son zamanlarda huzursuz çünkü Suriye’yi bölemeyeceğini anladı. PKK YPG aracılığı ile Suriye’yi bölmek istiyorlardı. Kürt kardeşlerimizin adını kullanarak Cumhurbaşkanımıza laf atıyor. Cumhurbaşkanımıza iftiralar atmak istiyor haddini de aşıyor. PKK ile Netanyahu'nun ortak özelliği var. İkisi de bebek katili.”


Ülkesinde ‘telekomünikasyon yolsuzluğu’ nedeniyle zor günler geçiren İsrail Başbakanı Netanyahu’nun suratı, ABD Başkanı Trump’ın Suriye’deki askerlerini çekme kararı almasından sonra, bir kere daha asıldı.
Bu karar, Fırat’ın doğusundaki PKK oluşumunun bir ‘Made in İsrail’ projesi olduğu gerçeğini kabak gibi meydana çıkarınca, Netanyahu öfkesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a laf yetiştirerek çıkarmaya çalıştı.
Türkiye’yi Kıbrıs’ı işgal etmek, Edoğan’ın ordusunu Kürt köylerinde kadın ve çocukları katletmekle suçlayıp “Erdoğan bu konularda bize nutuk çekemez” dedi.
Kadın ve çocuk katliamlarıyla dünyanın lanetini kazanmış bir ülkenin başbakanı söylüyor bu lafları.
Ama bu hezeyan dolu öfke halinin bir nedeni var tabi.

Daha doğrusu iki nedeni:

Netanyahu hem Kıbrıs hem de Kürtler derken ülkesinin bu iki alanla ilgili çıkarlarının son dönemde nasıl zarar gördüğünden dem vurmuş oluyor aslında.
Kürtler bahsinde, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun sözlerinin üstüne söylenecek pek bir şey yok.

İsrail PKK/YPG üzerinden Suriye’yi bölmek istiyordu.

Devamında da Türkiye’yi bölüp garnizon devlet projesine hayat kazandıracaktı.
ABD askerinin çekilmesiyle bu proje ağır bir darbe alacak.
Yani Netanyahu, Kürtler derken, Erdoğan’ı karşılığı olmayan iftiralarla suçlarken, ‘yakın ilgi alanına’ giren bir konuda mevzi kaybetmenin öfke halini dışa vuruyor.

Kıbrıs için de benzer bir durum söz konusu.

Kıbrıs açıklarında keşfedilen petrol ve doğalgaz rezervini Kıbrıs’lı Türkler ve Türkiye’yi bypass ederek çıkarma projesi de Türkiye’nin kararlı bir tutum alması nedeniyle yara almış durumda.
İsrail, Yunanistan ve Mısır’la ortaklaşa bütün bu zenginliğe konmayı hesaplayan İsrail planı, Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi burada da sekteye uğramış görünüyor.
Bu da Netanyahu’nun öfke nöbetlerine tutulması için yeter de artar bir gerekçe.
İsrail, Kuzey Suriye’deki PKK oluşumu ve ‘Rojava projesi’ konusunda bugüne kadar genellikle sessiz kaldı.
 Bu durum “Projenin arkasında İsrail var” cümlesinin önüne bir ‘Acaba’ kuşkusunu koymayı gerektirebilirdi.
Ama şimdi artık o ‘Acaba kuşkusuna’ da yer kalmadı.
Trump’ın asker çekme kararı sonrası İsrail yönetimi adına çıkarılan gürültüler, bunu apaçık ortaya koydu.
İsrail başbakanının kuyruk acısı da buradan geliyor.

Ankara'nın Suriye için yeni yol haritası;


ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararı sürpriz bir şekilde gelişince, oyuncular için Suriye kartları yeniden karılmaya başladı.

Bu elbette Türkiye için de geçerli.

Dün sabah dış politikada 2018 yılı değerlendirmesi için bir araya geldiğimiz Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu son gelişme üzerine paydaşlarla istişareler yaparak hareket etmek istediklerini dile getirdi.
Ankara için öncelik, ABD askerlerinin geri çekilme sürecinde bir boşluk oluşmaması.
Bu bağlamda, ‘istişarelerin’ önemli bir kısmı Washington ile yürütülüyor.
ABD yönetimi, Ankara’nın koordineli hareket etme talebini de kabullenmiş görünüyor.
Bu hafta içinde askeri bir heyet Ankara’ya gelip, kendi muadilleriyle çekilme sürecini konuşacak.
Eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda Moskova ile temas kurulacak, yeni durum üzerine yeni müzakereler yapılacak.
Bu bahis açıldığında Çavuşoğlu, “Rusya sahada bir aktör. Önümüzdeki günlerde bir Rusya ziyareti yapıp, görüş alışverişinde bulunacağız. İstişare edeceğiz. Boşluk oluşmaması için diğer aktörlerle de istişare etmemiz gerekiyor” dedi.

“ABD’NİN ÇEKİLMESİYLE PYD SORUNUNA KÖKLÜ BİR ÇÖZÜM BULUNABİLİR”


Cümlenin sahibi Bakan Çavuşoğlu.

Bu ifade aslında, yeni Suriye denkleminde Türkiye’nin önceliğini ve vazgeçilmez pozisyonunu yansıtıyor diyebiliriz.

Bu şu anlama da geliyor:

PKK/YPG’nin Suriye topraklarının üçte birini ABD desteğiyle ele geçirerek oluşturduğu fiili durum, bir başka deyişle "Rojava projesinin" geleceğini kötü günler bekliyor.

Peki nasıl bir öngörüde bulunulabilir?

Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadelerinde karşılığını bulan “Suriye Kürtlerini PYD zulmüne terk etmeyeceğiz” sözlerini, bir işaret fişeği olarak görmek mümkün.

Bu yaklaşım biçimi Ankara açısından şöyle bir niyete işaret ediyor:

Türkiye’ye müzahir Kürt gruplarını daha derli toplu şekilde organize edip, Suriye’nin geleceğinde YPG’nin yerine ikame etmek. Önümüzdeki süreçte, bu politikanın daha gözle görülür sonuçları karşımıza çıkabilir.

“POMPEO ARADI SORULAR SORDU ASKERE SORUN DEDİM”


Yabancı basında 14 Aralık’ta gerçekleşen Trump/Erdoğan görüşmesinin arka planına dair dikkat çekici haberler çıkmış, Pazartesi günü bu köşede o yazılardan alıntılar kullanmıştık.
O yazılardan birinde, bir gün önce, yani 13 Aralık’ta, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nin Türkiye’nin operasyon hazırlığıyla ilgili bilgi edinmek için Türk mevkidaşını aradığından söz etmiştik.
Çavuşoğlu, bu bilgiyi daha sorulmadan teyit ettikten sonra, o görüşmeye dair yeni veriler paylaştı.
Şunları söyledi: “Pompeo beni aradı (13 Aralık görüşmesi) ‘Plan, strateji nedir’ diye sorular sordu. Teknik sorular. ‘Bunlar teknik konular, cevabını öğrenmek istiyorsanız bizim askeri yetkilileri arayabilirsiniz. Ama kararlılığımızı öğrenmek istiyorsanız, evet kararlıyız’ dedim.”

ESAD’DAN MÜNBİÇ HAMLESİ


ABD’nin Suriye’deki askerlerini çekme kararı sonrası dün, Fırat’ın batısından ‘Boşluk doldurma’ başlığının altını doldurabilecek dikkat çekici bir haber geldi.
Haber, Münbiç’in batısında yer alan Arimah isimli beldenin, YPG kontrolünde iken Esad rejimine bağlı birliklerin eline geçtiğini söylüyordu.
Haliyle bu durum Rejim ile YPG arasında dar alanda bir paslaşma mı oluyor sorusunu akıllara getirdi.
Haber yayıldıktan sonra Milli Savunma Bakanlığı adına yapılan açıklama ise meselenin bu şekilde olmadığına işaret ediyordu.
Açıklamaya göre, ‘Arimah bölgesindeki hareketlilik 2017’den beri bölgede bulunan Suriye rejim güçlerine ait’ idi. Yani yeni bir durum yoktu.
Esad rejimi ile YPG arasında sık sık görüşmeler yapıldığını biliyoruz.
Ancak, dün Çavuşoğlu’nun da dile getirdiği gibi, iki tarafın çıkarları çoğu zaman çatıştığı için, bu görüşmelerden iki taraf da başarılı sonuçlar elde edemiyor.
Peki, diyelim ki anlaştılar ve Fırat’ın doğusunda kendi aralarında yeni bir güç paylaşımı yaptılar.

Böyle bir senaryo karşısında Türkiye’nin tepkisi ne olur?

Sorunun yanıtını yine Dışişleri Bakanı’nın ağzından verelim: “Rejim geldi, YPG orada diyelim. Hiç tereddüt etmeyiz. Bugün Irak’ta PKK tehdidine karşı nasıl operasyonlar yapıyorsak, aynısını Suriye’de de yaparız. Bu, Türkiye için beka meselesidir. Ulusal güvenlik meselesidir.”


7 Eylül 2018 Cuma

Üçlü Zirvede Konuşan Erdoğan'dan Uyarı: İdlib'e Saldırı Katliamla Sonuçlanır

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Son dakika! İran'ın başkenti Tahran'daki üçlü zirvede İdlib konusunda uyarılarda bulunan Başkan Erdoğan, "İdlib'e yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla, dramla sonuçlanacaktır" dedi. 


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin "Suriye" meselesi için yapılacak Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi öncesi baş başa görüşmesi sona erdi. Görüşme basına kapalı gerçekleştirildi. Erdoğan Ruhani'nin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile baş başa görüşme gerçekleştirdi.

ÜÇ LİDER BASININ KARŞISINDA

İkili görüşmelerin ardından üçlü zirve başladı. Basının karşısına geçen liderler, ortak açıklama yaptı. Basın toplantısında ilk sözü İran Cumhurbaşkanı Ruhani aldı.

"KATLİAM" UYARISI

Ruhani ve Putin'in ardından söz alan Başkan Erdoğan, İdlib'e yönelik olası bir saldırının felaketle sonuçlanacağını vurguladı. Ruhani ve Putin'e "Siz dostlarımızdan da yardımınızı bekliyoruz" diyen Erdoğan, "Bölgede kurduğumuz 12 gözlem noktasının anlamından biri de can güvenliği vermiş olmasıdır. Kendi halkına yönelik katliamları Esad yönetiminin rızasına bırakmayı göze alamayız. Süreç çok riskli bir yere geldi. İdlib'e yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla, dramla sonuçlanacaktır" dedi.

ERDOĞAN'DAN İTİRAZ GELDİ

Tahran'da sonuç bidirisi, başkanlar tarafından onaylandı. Sonraki zirve, Rusya Federasyonu'nda yapılacağı belirtildi. Başkan Erdoğan, bildiride 'ateşkes' ifadesinin yer almamasına itiraz etti.

PUTİN'DEN ATEŞKES ÇAĞRISI

Erdoğan'ın bu itirazını dikkate alan Putin, "Türkiye Cumhurbaşkanı'nın cesur teklifiyle tüm taraflara silah bırakma çağrısı yaptık" ifadesini kullandı.

İŞTE 12 MADDELİK BİLDİRİ

1. Astana formatının Ocak 2017'den bu yana sağladığı başarılardan, özellikle de Suriye Arap Cumhuriyeti genelindeki şiddetin azaltılmasında katedilen ilerlemeden ve ülkede barış, güvenlik ile istikrara yapılan katkıdan duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir.
2. Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli ve devam eden taahhütlerini vurgulamış ve bunlara herkes tarafından saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kim tarafından gerçekleştirildiğine bakılmaksızın, hiçbir eylemin bu ilkelere halel getirmemesi gerektiğini yinelemişlerdir. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmiş, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir.
3. Sahadaki güncel durumu ele almışlar, 4 Nisan 2018 tarihinde Ankara'da yapılan son toplantılarının ardından Suriye Arap Cumhuriyeti'yle ilgili meydana gelen gelişmeleri değerlendirmişler ve aralarındaki mutabakat uyarınca üçlü eşgüdümü sürdürmek hususunda hemfikir kalmışlardır. Bu çerçevede, İdlip gerginliği azaltma bölgesindeki durumu görüşmüşler ve bu konuyu yukarıda belirtilen ilkelere ve Astana formatını tanımlayan işbirliği ruhuna uygun olarak ele almayı kararlaştırmışlardır.
4. BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ'la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir. Terörle mücadelede, yukarıda belirtilen terörist grupların ateşkes rejimine katılmış veya katılacak olan silahlı muhalif gruplardan ayrıştırılmasının sivil zayiatın önlenmesi bakımından da dahil olmak üzere büyük önem arzettiğinin altını çizmişlerdir.
5. Suriye ihtilafına askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğine dair inançlarını yinelemişlerdir.Siyasi sürecin Soçi'de düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin kararları ve BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu olarak ilerletilmesi amacıyla aralarındaki aktif işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.
6. Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde bir siyasi çözüme ulaşma sürecini ilerletme amaçlı ortak çabaları sürdürme konusundaki kararlılıklarını yinelemişler ve Anayasa Komitesi'nin kurulması ile çalışmalarının başlatılmasına yardımcı olmaya yönelik taahhütlerini vurgulamışlardır. Kıdemli memurları ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi arasındaki yararlı istişarelerden duydukları memnuniyeti vurgulamışlardır.
7. Bütün Suriyelilerin normal ve huzurlu bir hayata yeniden kavuşmalarına ve acılarının hafifletilmesine yönelik tüm çabalara destek olma ihtiyacını vurgulamışlardır. Bu bağlamda, ilave insani yardım göndermek, insani mayın temizliği faaliyetlerini kolaylaştırmak, sosyal ve ekonomik tesisler de dahil olmak üzere temel altyapı unsurlarını eski haline getirmek ve tarihi mirası korumak suretiyle Suriye'ye yapılan yardımı artırmaları için başta Birleşmiş Milletler ve insani ajansları olmak üzere uluslararası topluma çağrıda bulunmuşlardır.
8. İhtiyaç duyan tüm Suriyelilere hızlı, güvenli ve kesintisiz insani erişim sağlanmasını kolaylaştırma yoluyla, sivillerin korunması ve insani durumun iyileştirilmesini hedefleyen ortak çabaları sürdürmedeki kararlılıklarını yinelemişlerdir.
9. Sığınmacıların ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişilerin Suriye'de ikamet ettikleri asıl yerlere güvenli ve gönüllü olarak geri dönüşleri için gerekli şartların oluşturulması ihtiyacının altını çizmişlerdir. Bu amaçla, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve diğer uluslararası uzmanlık kuruluşları da dahil olmak üzere, ilgili tüm taraflar arasındaki eşgüdüm ihtiyacını vurgulamışlardır. [Suriyeli mülteciler ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişiler hakkında uluslararası bir konferansın toplanması fikrini değerlendirmek hususunda mutabık kalmışlardır.]
10. BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) uzmanlarının katılımıyla yürütülen, alıkonulanlar/kaçırılanların serbest bırakılması, cenazelerin teslimi ve kayıp şahısların tespiti Çalışma Grubu'nun faaliyetlerindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşılamışlardır.
11. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin'in daveti üzerine, bir sonraki toplantılarını Rusya Federasyonu'nda yapmayı kararlaştırmışlardır.
12. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanları, Tahran'daki Üçlü Zirve'ye evsahipliği yapmalarından ötürü İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Hasan Ruhani'ye içten teşekkürlerini sunmuşlardır.
Ruhani'nin açıklamalarından satırbaşları;
"Biz Suriye'deki savaşın alevlerini söndürmek için bütünlüğünü korumak için, geleceğini kendi belirleme hakkına saygı duymak için ortak bir kalıp belirlemek çok önemliydi. Biz Suriye krizini çözmek için askeri seçeneğin işe yaramadığını vurgulamıştık. Bu çalışma Astana sürecinin devamı niteliğindedir.

"ABD HÜKÜMETİNDEN OLUMLU BİR ROL ALACAĞI BEKLENEMEZ"

İran cumhuriyeti Suriye hükümetinin isteği üzerine bu ülkede bulundu. Bu bulunma ne gelecekte ne geçmişte kendi karar ve görüşümüzü zorla kabul ettirmek yönünde olmamıştır. Biz bölgedeki bazı ülkelerin terör ve ayrılıkçı endişelerini anlıyoruz. Ama bunu için en etkili yöntemin Suriye hükümetiyle işbirliği yapılması olduğuna inanıyoruz. Biz barış için savaşıyoruz. Bu mücadele sivillere zarar vermemeli. İşgalci bir rejim olan Siyonist rejim terörizmle mücadele ettiğini iddia edemez. Bu rejimin işgal ettiği Suriye topraklarını derhal terk etmesi gerekir. Kanunsuzca Suriye'de bulunan siyonist rejimi destekleyen ABD hükümetinden olumlu ve yapıcı bir rol alacağı beklenemez. Suriye'nin geleceği için ilk ve son rol Suriye halkına aittir.

"BAZI ÜLKELERİN MACERAPERESTLİĞİ YÜZÜNDEN..."

İdlib'te teröristlere karşı mücadele sivillere zarar vermemelidir ve yakıp, yıkıcı olmamalıdır. Yabancı askeri güçlerin topraklardan çıkması Suriye'nin geleceği açısından önemlidir. Libya'da dış güçlerin müdahalesi, geçmiş tecrübeler Suriye'nin geleceği açısından da önemlidir. Dış müdahale, bazı hükümetlerin maceraperestliği yüzünden çok fazla insani kayba neden olmuştur. Yemen krizi ve dünyadaki benzer krizleri çizecektir. Bölgede ve dünyadaki kriz yaşayan ülkelerin geleceği ve barış sürecini belirleyemez."
Putin'in açıklamalarından satır başları:
Yeni bir üçlü zirve Tahran'da yapılmakta. Suriye meselesinde atılacak adımları görüşmek için bize olanak tanıdı. Sürdürülebilirlik ve başarı için adımlar gerçekleşti. 141 şehir kontrol ediliyor, kalan teröristler şu an İdlib'de bulunuyor, ateşkes rejimini ihlal etmeye çalışıyor, hatta kimyasal silah kullanımıyla provoke ediliyor. Suriyeliler arası diyaloğun gerçekleşmesi için adımlar atılabildi. Suriyelilerin kendi başına ülkelerinin kaderini tayin etmeye başladılar. BM nezdinde bir anayasa komitesi oluşturulacak.

"GÖRÜŞMELERİN YAPICI OLACAĞINDAN EMİNİM"

Suriye hükümetinin kontrolü altında sivillerin istihdamı artıyor, Rusya bu anlamda yardımda bulunuyor. Türkiye ve İran'ın bu girişimi desteklemesi önemlidir. 1.5 ay içerisinde yüz binler evine dönebildi. İlaç, gıda gibi yardımları savaştan zarar gören bölgelere ulaştırıyor. Bu yardımları, Suriye'nin yeniden toparlanabilmesi için evlerine ulaştırabilmemiz lazım. Bugünkü görüşmelerin yapıcı olacağından eminim."
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
"Sayın Ruhani'ye ev sahipliği için teşekkür ediyorum. Zirveden çıkacak kararlar tüm dünya tarafından merakla bekleniyor.
Askeri müşterekten Suriye'nin toprak btünlüğünün sağlanması amacıyla sahada şiddetin durdurulması hedeflerimiz. Aynı anlayışla Cerablus, Afrin, El Bab gibi bölgelerde terörü temizledik. Huzur ve birliği temin ederek mültecilerin evlerine dönebilmelerine çalıştık. Askerimizin canı pahasına teröristleri temizledik.

"İDLİB'E SALDIRI FELAKETLE SONUÇLANIR"

Bugün, gerginliği azaltma bölgelerinden geriye sadece İdlib kaldı. Türkiye olarak şehitler verdiğimiz, ciddi özveride bulunduğumuz çok ciddi bir yere geldiğimizi düşünüyoruz. Suriye'nin geleceği için değil, bizim milli güvenliğimiz için hayati öneme sahiptir. Bölgede kurduğumuz 12 gözlem noktasının anlamından biri de can güvenliği vermiş olmasıdır. Kendi halkına yönelik katliamları Esad yönetiminin rızasına bırakmayı göze alamayız. Süreç çok riskli bir yere geldi. İdlib'e yapılacak bir saldırı felaketle, katliamla, dramla sonuçlanacaktır.

"İDLİB'İN KAN GÖLÜNE DÖNMESİNİ İSTEMİYORUZ"

İdlib'de sivillere saldırı çok ciddi can kaybına neden olacaktır, milyonlarca sivil topraklarımıza sığınacaktır. Güvenlik endişelerini elbette anlıyoruz. Benzer kaygıları sizin kadar iyi anlıyoruz. Teröristlere karşı mücadele zaman ve sabır gibi etkilere ihtiyacımız var. İdlib'in kan gölüne dönmesini asla istemiyoruz. Siz dostlarımızdan da yardımınızı bekliyoruz.

"ORTAK TAVIR ALMALIYIZ"

İdlib'in akıbeti konusunda varacağımız anlayış Suriye'nin geleceğini de belirleyecektir. Ülkemizin ve kardeşimiz olarak gördüğümüz Suriye halkının geleceği konusunda Türkiye'nin tavrı bellidir. Bizler İdlib'e odaklanırken, dünya gözünü buraya çevirmişken Fırat'ın doğusunda tehlikeli olaylar yaşanıyor. DEAŞ tehdidi ve tehlikesi kalmamış olmasına rağmen ABD'nin bir diğer terör örgütünü desteklemesinden rahatsızız. 3 bine yakın kargo uçağını bölgeye göndermesi, yardımda bulunmasıyla bu terör örgütünün ne denli güçlendiği ortadadır. Bu durum sadece bizim milli güvenliğimizi bozmuyor, Suriye'nin toprak bütünlüğünü de bozuyor. Ortak bir tavır almalıyız.

"ÖZELLİKLE RUSYA FEDERASYONU'NA BÜYÜK İŞ DÜŞMEKTE"

Türkiye, özellikle Suriye'nin siyasi, coğrafi ve sosyal bütünlüğü gerçek anlamda sağlanana kadar bölgedeki varlığını korumakta kararlıdır. Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşü, ülkenin yeniden inşaası bir anca ele alınmaya başlayabilir. Geri dönüşlerin uluslararası hukuka uygun olarak ele alınması esas olmalıdır. Kimyasal silahların yasaklanması sözleşmesi 1915te imzalanmıştır, 1917de yasaklanması örgütün tarihidir. Konvansiyonel silahlarla öldürülenlere karşı tavır almakta gecikiyoruz ancak kimyasal silahlara karşı gecikmiyoruz. Bu yıl BM genel kurulunda da bu işi gündeme getirmek suretiyle ortak tavır takınmanın, özellikle Rusya Federasyonu'na büyük iş düşmekte, açık ve net hale getirecektir.

"BİR SONRAKİ TOPLANTIYI RUSYA'DA YAPACAĞIZ"

12 maddelik bir sonuç bildirgesi var. Bu bildirgeyle, tüm dünyanın beklediği bu bildirgeye Tahran Bildirgesi diyeceğiz, bunun temsilini de göreceğiz. Bir sonraki toplantıyı Rusya'da yapacağız. Bu toplantıya çok daha olumlu görüşlerle gitmeyi temenni ediyorum.

"İDLİB HALKI ÜZERİNDE KORKU OLUŞTU"

İdlib'deki bombardımanların artık bir ateşkese adım atılmasında fayda var, zira İdlib halkı üzerinde ciddi manada bir korku oluştu. Sürekli artık bizim sınırlara doğru geliyorlar. Burada bir ateşkesin sağlanması ilgili arkadaşlarımızın yapacağı çalışmalarla yapalım. Savunmayla ilgili arkadaşlarımızın yapacağı çalışmalar önem arz ediyor."

ZİRVE ÖNCESİ İKİLİ GÖRÜŞMELER

Bu sabah Tahran'a giden Başkan Erdoğan, zirve öncesinde ikili görüşmeler yaptı. Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'yle randevusu 45 dakika sürdü. Görüşme öncesinde basına açık bölümde konuşan Başkan Erdoğan, sözlerine besmeleyle başladı. Erdoğan, "Bugün gerçekten çok önemli ve anlamlı bir gün. Günlerden de cuma. Soçi ve Ankara'dan sonra Tahran'da önemli bir görüşmeyigerçekleştireceğiz" dedi.

"İKİ ÜLKE İÇİN BEREKETLİ OLMASINI TEMENNİ EDİYORUM"

Hasan Ruhani ise, Erdoğan'ı ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu belirterek "Bugün üç ülke olarak bölgesel sorunları çözmek üzere üçüncü zirve toplantımızı yapıyoruz. Bu görüşme, iki ülke meselelerini konuşmak ve müzakere etmek için de bir fırsattır. Tahran'a tekrar hoş geldiniz. Buyolculuğunuzun iki ülke ve iki millet için hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum" şeklinde konuştu.

PUTİN'LE POZ VERDİLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Rusya lideri Vladimir Putin'le bir araya geldi.Liderler, görüşme öncesi basın mensuplarına tokalaşarak poz verdi.

6 Eylül 2018 Perşembe

Bahçeli'den çok sert açıklamalar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Gündemi değerlendiren Devlet Bahçeli sert konuştu, "​Türkiye’nin kaybettiği ortamda haksız kazanç peşine düşenler, kar hevesine kapılanlar damgalı işbirlikçilerdir, yeri yurdu olmayan vatansızlardır" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli İdlib ve ekonomiye ilişkin, "Hiç kimse kriz çığırtkanlığı, kaos şakşakçılığı yapmamalıdır. İdlib; fokur fokur kaynayan kazana, fitili ateşlenmek üzere olan dinamite dönüşmüştür. Türkiye sınırına milyonlarca Suriyeli sığınmacının yığılması da bir diğer açmaz ve sancılı vakadır. Esad rejiminin aralarında PKK'lılarında olduğu silahlı gruplarla dört farklı noktadan İdlib'e saldırı düzenlemesi mümkün ve muhtemel görülmektedir. Rusya periyodik olarak İdlib'i bombalamakta, ABD ise her türlü ihtimale göre hazırlığını yapmaktadır. İdlib'e yönelik operasyonların Türkiye'nin milli bekasını tehlikeli şekilde yıpratacağı, ağır neticelere davetiye çıkaracağı açıktır, ortadadır. Türkiye'nin yeni bir sığınmacı dalgasına katlanması, hazmetmesi, hatta kabul etmesi eşyanın tabiatına aykırıdır" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MYK-MDK Ortak Toplantısının ardından yazılı basın açıklaması yaptı.

"MİLLİ GÜVENLİĞİMİZİ TAM KARŞI CEPHEDEN TEHDİT ETMEYE BAŞLAMIŞTIR"

Gündeme ilişkin açıklama yapan Bahçeli, "Ülkemiz jeopolitik tehditlerin, ekonomik operasyonların, sosyal ve siyasal gerginliklerin menfi sonuçlarına, müfrit sarsıntılarına maruz kalmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz tablo hakikaten de alarm ve kaygı vericidir. Meşum ve muhasım odaklar Türkiye'yi kontrol edilebilir, bunun yanı sıra yönetilebilir bir istikrarsızlık sarmalına sürüklemek, hatta sabitlemek heves ve emelindedir. Bir yanda melun ekonomik ablukayla mücadele edilirken, diğer yanda sınırlarımızın hemen dibinde, mücavir alanlarda, kısaca Suriye özelinde malum felaketler tekrar gözlerini açmış, milli güvenliğimizi tam karşı cepheden tehdit etmeye başlamıştır" diye konuştu.
Ekonomiye ilişkin Bahçeli şu ifadeleri kullandı: "Türkiye'nin sosyal dokusunu tahrip, ekonomik bünyesini tarumar etmek için kollarını sıvayan küresel spekülatörler, harekete geçen siyasi elitler, sipere yatan sermaye çeteleri her türlü karanlık senaryoyu müştereken sahneye sürmüşlerdir. Husumet takviye, hıyanet tahkim edilmiş durumdadır. Ekonomik tetikçilerin suikastları aralıksız devam etmektedir. Ülkemiz aleyhine dolaşıma sokulan vahim iddialar kimi zaman manşetlerde sergilenmekte, kimi zaman gazete köşelerinde sahnelenmekte, kimi zaman da uluslararası derecelendirme ve mali kuruluşların raporlarıyla servis edilmektedir. Enflasyon canavarındaki dikkate alınması gereken kımıldama, döviz fiyatlarında fren tutmayan tırmanma, dış finansmana duyulan talep ve günden güne artan ihtiyaç ülkemizin ekonomik manzarasındaki bozulmayı işaret edecek boyutlardadır. Geldiğimiz bu aşamada Türkiye'ye ekonomik cehennem yaşatmak isteyen, bu kapsamda siyasal cendereye sokmayı hedefleyen düşman çevreler tüm hatlarıyla, tüm silahlarıyla, tüm imkanlarıyla saldırıya geçmişlerdir.  Ancak milli asalet, militan adaveti yenecek, üstesinden gelecek, alt edecek güç ve kudrettedir. Elbette Türkiye'nin yıkımına hizmet eden kim olursa olsun mahcup ve mağlup olması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü tarihin hiçbir döneminde işgal niyetleri iman ziynetine, irade keyfiyetine üstünlük kuramamış, bundan sonra da kuramayacaktır. Türkiye ekonomisinin normale dönmesi, denge ve istikrara kavuşması siyasi temkin ve tedbir, milli dayanışma ve uyanışla muhakkak sağlanacaktır.

HİÇ KİMSE KRİZ ÇIĞIRTKANLIĞI, KAOS ŞAKŞAKÇILIĞI YAPMAMALIDIR

Milliyetçi Hareket Partisi ülkesine güvenmekte, zor günlerin aşılacağına can-ı gönülden inanmaktadır. Hiç kimse kriz çığırtkanlığı, kaos şakşakçılığı yapmamalıdır. Hiç kimse yangından mal kaçırma düşüklüğüne, karışıklıktan parsa toplama yanlışına ve siyasi rant arayışına tevessül etmemelidir. Türkiye'nin kaybettiği bir ortamda haksız kazanç peşine düşenler, kar hevesine kapılanlar damgalı işbirlikçilerdir, esasen yeri ve yurdu olmayan vatansızlardır."

"İDLİB; FOKUR FOKUR KAYNAYAN KAZANA, FİTİLİ ATEŞLENMEK ÜZERE OLAN DİNAMİTE DÖNÜŞMÜŞTÜR"

Suriye'deki gelişmlere de değinen Bahçeli, "Türkiye ekonomisindeki sıkıntıların yanında Suriye'nin kuzeybatısındaki askeri gerginlik, sıcak çatışma ortamı sürekli olarak derinleşmektedir. İdlib; fokur fokur kaynayan kazana, fitili ateşlenmek üzere olan dinamite dönüşmüştür. Yapılan açıklama ve yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla, İdlib merkezli olası çatışmaların şimdiye kadar bölgede yaşananların en kanlısı olabileceği değerlendirilmektedir. Türkiye sınırına milyonlarca Suriyeli sığınmacının yığılması da bir diğer açmaz ve sancılı vakadır. Esad rejiminin aralarında PKK'lılarında olduğu silahlı gruplarla dört farklı noktadan İdlib'e saldırı düzenlemesi mümkün ve muhtemel görülmektedir" ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE'NİN MİLLİ BEKASINI TEHLİKELİ ŞEKİLDE YIPRATACAĞI, AĞIR NETİCELERE DAVETİYE ÇIKARACAĞI AÇIKTIR"

7 Eylül'de yapılacak Tahran Zirvesi'nin önemine değinen Bahçeli açıklamasını şöyle sürdürdü: "Rusya periyodik olarak İdlib'i bombalamakta, ABD ise her türlü ihtimale göre hazırlığını yapmaktadır. İdlib'e yönelik operasyonların Türkiye'nin milli bekasını tehlikeli şekilde yıpratacağı, ağır neticelere davetiye çıkaracağı açıktır, ortadadır. Bu nedenle siyasi ve diplomatik temaslarla, aynı zamanda Astana ruhuna müzahir bir çalışma ve görüşme trafiğiyle İdlib meselesinin çözüm yolları aralanabilecektir. 7 Eylül 2018'de yapılacak Tahran Zirvesi, bununla birlikte Türkiye, Rusya ve İran heyetleri arasında 10-11 Eylül 2018 tarihlerinde İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlecek görüşmeler çok önemlidir, İdlib için kader anına tekabül etmektedir. İdlib'e yapılacak saldırının geri sayımının devam ettiği, ayrıca 10 Eylül'ün son gün olarak iddia edildiği bir süreçte, önümüzdeki Tahran Zirvesi ve Cenevre görüşmeleri tarihi önem ve değerdedir. 2254 Sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına ilave olarak Soçi Zirvesi Sonuç Bildirgesi, Astana Mutabakatı ve karşılıklı iyiniyetli tutumlarla Suriye barışı ve ateşkes kararının devamı asgari seviyede de olsa sağlanabilecektir.

TÜRKİYE'NİN YENİ BİR SIĞINMACI DALGASINA KATLANMASI, EŞYANIN TABİATINA AYKIRIDIR

Bilhassa ifade etmeliyim ki, Türkiye'nin yeni bir sığınmacı dalgasına katlanması, hazmetmesi, hatta kabul etmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu gerçeğin herkesçe bilinmesi şarttır. Halen Suriyeli sığınmacılardan kaynaklanan pek çok sorunumuz varken, bunun üstüne yeni bedellerin ve telafisi çok zor olacak yeni yüklerin ilavesi asla tasvip etmeyeceğimiz bir hata olacaktır. Parti olarak ülkemizde misafir edilen Suriyelilerin aşama aşama ülkelerine dönmelerini milli beka ve demografik istikbalimiz açısından mecburiyet gördüğümüz de bir gerçektir. İç ve dış sorun alanlarının katlanıp genişlediği bir zamanda, Merkez Yönetim Kurulumuzun ve Merkez Disiplin Kurulumuzun asil ve yedek üyeleri toplanarak gelişmeleri görüşmüşlerdir. Ekonomideki son gelişmeler, bölgesel ve küresel ilişki ağlarının seyri, önümüzdeki Mahalli İdareler Seçimleri kapsamlı şekilde değerlendirilmiştir."

YEREL SEÇİMDE 4 AŞAMALI STRATEJİK DURUŞ

Partisinin yerel seçim çalışmalarına değinen Bahçeli şu ifadeleri kullandı: "Partimizin 31 Mart 2019'da yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri'yle ilgili takip edeceği 4 aşamalı stratejik duruşu ele alınmış, nihai olarak üzerinde tam bir mutabakat sağlanmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, Mahalli İdareler Seçimlerini milli beka üzerinden okumakta, yeni hükümet sisteminin doğasına uygun tecelli etmesini samimiyetle temenni etmektedir. 31 Mart 2019'da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni tartışmaya açmak için pusuya yatmış olan defolu ve fason siyasi zihniyetlere asla fırsat verilmemeli, sorumluluk bilinciyle ve işbirliği kanalları açık tutularak 2023'ün Türkiyesi'ne ulaşılmalıdır.

CUMHURUN İRADESİYLE VASIL OLUNACAĞI ASLA HATIR VE HAFIZALARDAN ÇIKARILMAMALIDIR

Anlaşarak, konuşarak, uzlaşarak, kucaklaşarak, milli meselelerde aynı hizada buluşarak her engelin aşılacağı, her badirenin geçileceği, parlak ve huzurlu günlere cumhurun iradesiyle vasıl olunacağı asla hatır ve hafızalardan çıkarılmamalıdır. Unutulmasın ki, 31 Mart 2019'da sadece belediye başkanı, sadece belediye meclis üyesi, il genel meclis üyesi veya muhtar seçilmeyecektir. Bunların üstünde ve ötesinde Türkiye'nin geleceği, Türk milletinin gelecek hedefleri belirlenecek ve bir kez daha tescil edilecektir."

İdlib'de endişeli bekleyiş

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Esad rejiminin saldırılarına karşı kendi imkanlarıyla önlem almaya çalışan halk, yemek ve su stoklamaya başladı.




Suriye'de 7 yıldır devam eden iç savaşta rejime bağlı birlikler birçok kez kimyasal saldırılarla katliamlar yaptı.

KATLİAM YAPACAKLAR

Esad rejiminden kaçarak İdlib'e sığınanlar, yine büyük bir tehlikeyle karşı karşıya.
Tüm dünyanın uyarılarına rağmen rejime bağlı birlikler İdlib'e doğru ilerleyişte.

Tehlike çanlarının çaldığı kentte endişe hakim. Halk, kendi imkanlarıyla önlem almaya başladı.

SIĞINAKLARA STOK

Neredeyse her evin altında bulunan sığınaklara, yemek ve su stoklanmaya başladı.

KİMYASAL SALDIRI ÖNLEMİ

Kimyasal saldırılara karşı da önlem almaya çalışan İdlibliler, basit çözümler üretmeye çalışıyor.
Hiçbir şeyin farkında olmayan küçük çocukları tehlikeli günler bekliyor...

PKK da İdlib'e saldıracak

Muhaliflerin kontrolündeki İdlib’i 1,5 aydır kuşatma altında tutan Esed rejimi, PKK’lı teröristlerin de içinde yer aldığı 23 bin kişilik “terör ordusu” kurdu. PKK’lılar, Cemiyet Zehra ve Handarat hattına konuşlandı. Rejim harekete geçince, PKK’lı teröristler de bu hattan İdlib’deki muhaliflere saldıracak.

Rus uçaklarının bombaladığı Suriye’nin İdlib kenti, Esed rejimi ve müttefikleri tarafından 1.5 aydır 3 cepheden kuşatma altında tutuluyor. İdlib’de savaşan Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı grupların sözcüsü Naci Ebu Huzeyfe, önceki gün çok sayıda çocuğun ölümüne yol açan bombardıman sonrası uçakların gece boyunca gözlem, keşif ve taciz amaçlı uçuşlara devam ettiğini söyledi. ÖSO sözcüsü Huzeyfe, 4 farklı noktadan saldırı hazırlığı yapan Rejim güçlerinin 23 bin kişi olduğunu ve bu sayının 8 bin 500’ünü PKK, Mukaveme Suriye (Acilciler), Liva İskenderun, Hareket El-Nüceba, Fatımiyyun, DHKP-C, Asaeb Ehlül Hak ve Wagner Tugayları’na mensup militanların oluşturduğunu kaydetti.

MEHMETÇİK TEHDİT ALTINDA

İdlib merkezli saldırı krizini değerlendiren Binbaşı Huzeyfe, bölgede Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait gözlem üslerinin de tehdit altında olduğunu vurguladı. “Münbiç, Ayn el-Arab, Ayn İsa ve Rakka’dan İdlib için PKK’lı gönderilmeye devam ediyor. 

Türk gözlem üsleri teyakkuz halinde. Olası bir kara saldırısında özellikle Morek bölgesindeki Türk gözlem noktasının PKK’lılar ve Mihrac Ural’a bağlı çeteler tarafından hedef alınacağı istihbaratı aldık” diyen Huzeyfe, Rusya ve rejimin saldırı için önceliklerinin farklı olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri verdi:

TAHRAN’I BEKLİYORUZ

“Rusya öncelikle Hmeymim Askeri Üssü’nü garantiye almak adına Cisr’eş Şuğur bölgesini ve Şam-Halep, Halep-Lazkiye Otoyolu’nu ele geçirmek istiyor. Rejim ise Rusya kalkanını kullanarak tüm muhalifleri ezmeyi ve otoritesini pekiştirmek istiyor. Esed-Rusya-İran bloku İdlib’deki gücümüzün farkında değiller. Burada işleri öyle kolay olmayacak. Ancak biz Türkiye ile eşgüdüm halindeyiz ve herhangi bir taarruz girişiminde bulunmadan Tahran zirvesinin sonuçlarını beklemeyi tercih ediyoruz.”

İŞTE SALDIRI NOKTALARI

“Halep’in batısı, Cisr’eş Şuğur, Türkmen Dağı, Hama-Morek cepheleri tahkim edilen yerler arasında. Saldırıların olacağı birinci cephe, Halep batısındaki Handarat ve Cemiyet’ül Zehra hattı. İkinci cephe ise Gab Ovası-Bahardiy-Curin bölgesi. Üçüncü cephe Cisr’eş Şuğur, Kinsibbe, Rabia, Atıyra, Hamrat, Bahsa arasında kalan hat. Dördüncü cephe hattı da Hama, Hilfeya, Soran, Mahardey, Kıbeybat... Soran bölgesinde Rus Wagner Tugayı mensupları ile İran destekli Şii militanlar bulunuyor. Rabia, Bahsa, Hamrat cephelerinde Afgan Şii milisler ve Mihrac Ural yönetimindeki Mukaveme Suriy teröristleri ile DHKP-C’liler bulunuyor. Şam’da rejimle gizlice İdlib konusunda anlaşan PKK ise Cemiyet’ül Zehra, Handarat hattında konuşlandı.”

DURMAK YOK

Kara saldırısının artık an meselesi olduğu İdlib’e Türkiye’den zırhlı araç sevkiyatı aralıksız sürüyor. Gece gündüz devam eden intikaller, bölgede Mehmetçiğin kapsamlı hazırlığını gözler önüne seriyor. Modernize tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, zırhlı müdahale araçları, obüsler, iş makinaları Kilis caddelerinden geçerek önce sınır birliklerine daha sonra da Suriye’deki üslere teslim ediliyor. Bölgeye takviye olarak gönderilen obüs ve tanklarla yüklü TIR’lar önceki gün Kilis’te görüntülendi.

SİVİLLER PLANLI ÖLMÜŞ!

İdlib’de salı günü 20’den fazla noktanın Rus uçaklarınca bombalanması sonucu çoğunluğu çocuk 17 kişi katledildi. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov ise ülkesinin İdlib’de ‘hedefi belli operasyonlar yaptığını’ savundu. İdlib’deki sorun çözülmeden Suriye’nin normalleşemeyeceğini iddia eden Ryabkov, sürecin 7 Eylül’deki Rusya-Türkiye- İran zirvesinden sonra belli olacağını, ayrıca ABD ile temas halinde olduklarını kaydetti. 

Bombardımanla ilgili dikkat çeken bir iddia ise Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov’dan geldi. Salı Hmeymim’den kalkan 4 Rus uçağının İdlib’de ‘El Nusra’ cephaneliklerini vurduğunu ileri süren Konaşenkov, vurulan noktalar arasında, Hmeymim Üssü’ne saldıran İHA’ların saklandığı depolar da olduğunu ileri sürdü. Konaşenkov’a göre Rusya son bir ayda Hmeymim’e saldıran 47 İHA’yı imha etti.

TOPÇU TACİZİ

Çoğunluğu sığınmacı yaklaşık 4 milyon Suriyelinin barındığı İdlib diken üstünde. Salı günü Rusya’nın hava bombardımanı sonrası dün de rejim birlikleri Cisr’eş Şuğur ilçesine havan ve top atışlı tacizde bulundu. Cisr’eş Şuğur’un yanısıra Hayş kasabası ile Hama kentinin kuzeyi de rejimin topçu ateşiyle vuruldu. Aralıklarla yapılan atışlarda yaralananlar olduğu iddia edilirken, muhalifler ise rejim güçlerine ait araçların girişini engellemek için güneydeki Madik Kalesi’ne yakın Tuveyniye Köprüsü’nü havaya uçurdu. Özellikle sınır hattında hazırlıklarını sürdüren muhalifler, rejim ve Şii milislere kapsamlı cevap için 7 Eylül’deki Tahran zirvesinin sonucunu bekliyor.

MOREK DUVARI

Esed ordusunun İran’ın gönderdiği Şii milisler ve PKK’lılarla birlikte saldırıya hazırlandığı noktalardan biri, İdlib güneydoğusundaki Morek Dağı. Burada Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir adet gözlem noktası bulunuyor. Morek çevresine önceki günden bu yana rejim tarafından taciz atışları yapıldığı, ÖSO güçlerinin ise saldırılara anında karşılık verdiği öğrenildi. 

Türkiye’den sevkiyatın sürdüğü bölgede, gözlem üssünün çevresine iş makineleriyle dev beton bloklar yerleştirildi. Araç ve personel takviyesi yapılan üssün çevresi beton bloklar ve barikatlarla güçlendirilerek olası saldırılara karşı daha güvenli hale getirildi. Türk birliklerine yönelik muhtemel bir provokasyonun bölgeyi felakete sürükleyebileceği yönünde uyarılar yapılıyor.

4 Eylül 2018 Salı

Suriye ve İdlib'de Son Durum

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail Savaş Uçakları, Esad Rejimi Kontrolündeki Askeri Bölgeleri Vurdu
Suriye'deki Beşşar Esad rejimi, İsrail savaş uçaklarının, Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama ve batısındaki Akdeniz kıyısında yer alan Tartus illerindeki bazı askeri bölgelere hava saldırısı düzenlediğini iddia etti.
Esad rejiminin haber ajansı SANA, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail savaş uçaklarının Lübnan hava sahasını kullanarak, Suriye'deki askeri bölgeleri hedef aldığını öne sürdü. Haberde, Tartus ve Hama illerinde rejime ait askeri merkezlerin hedef alındığı, bazı füzelerin de hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği belirtildi.
AA'nın yerel kaynaklardan aldığı bilgiye göre hedef alınan söz konusu bölgelerde rejime ait bilimsel araştırma merkezi ve savunma sanayi fabrikaları yer alıyor.

İSRAİL'DEN AÇIKLAMA GELMEDİ

Konuya ilişkin İsrail'den bir açıklama gelmedi. İsrail, son birkaç ayda Suriye'nin Humus, Kuneytra, Dera ve Şam illeri içerisindeki rejim ve destekçisi İran'a ait askeri noktalara çeşitli saldırılar düzenlemişti.
ABD Büyükelçiliğinden Suriye Açıklaması: Rejimin İdlib'e Saldırısı Tansiyonu Tırmandırır
ABD Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey arasındaki görüşme sonrası yaptığı açıklamada, "Suriye rejiminin İdlib'e saldırması tansiyonu tırmandırır." ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'i kabul etti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Bakan Çavuşoğlu ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Suriye ile Angajmandan Sorumlu Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey'i kabul etti.

GÖRÜŞMEDE SURİYE'DE YAŞANAN SON GELİŞMELER ELE ALINDI

Özel Temsilci Büyükelçi Jeffrey'in Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da ayrıca kabul edildiğini hatırlatan kaynaklar, görüşmelerde ABD tarafı ile Suriye konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA

ABD Büyükelçiliği'nden de görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapıldı. İşte o açıklama:
ABD Dışişleri Bakanı tarafından kısa süre önce atanan Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey ve Suriye ve Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Özel Elçi Joel Rayburn, yeni görevlerini ele almak ve Suriye krizinin BMGK'nin 2254 sayılı kararı uyarınca çözülmesi konusunda ABD ile Türkiye arasında süregelen işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla Türk muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Büyükelçi Jeffrey, ABD'nin, Suriye rejiminin İdlib'e yönelik bir askeri saldırısının Suriye'deki krizi tırmandırarak insani yardım kuruluşu çalışanlarının ve Suriyeli sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağı, sivil altyapıyı tahrip edeceği, Suriye'de siyasi çözüme ulaşılması ihtimalini riske atacağı, teröre desteği arttıracağı ve bölgesel istikrara zarar vereceği yönündeki görüşünü yinelemiştir. Jeffrey, Suriye krizinin mağdurlarına gösterdikleri şefkatli yaklaşımdan ötürü Türk hükümeti ve halkına takdirlerini sunmuştur.
ABD'den Esad'a Kimyasal Silah Uyarısı: Hızla Cevap Vereceğiz Son dakika! Beyaz Saray, Suriye'de kimyasal silah kullanan Esad rejimine uyarıda bulunarak, "Esad yeniden kimyasal silah kullanırsa ABD ve müttefikleri hızla ve uygun cevap verecek." açıklamasında bulundu.
Mistura Erdoğan'a seslendi: Putin'le görüşün
BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura, İdlib'deki duruma çözüm bulunması için Türkiye ve Rusya arasında görüşme yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayarak Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir' diye seslendi.
Mistura, BM Cenevre Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi.

İDLİB KONUSU DİKKATLİCE ELE ALINMALI

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki son durumu değerlendiren Mistura, Suriye'de daha önce yaşananlardan ders çıkarılarak mevcut durumun siyasi ve askeri açıdan dikkatlice ele alması gerektiğini vurguladı.
Mistura, "İdlib'de savaştan kaçınılmasını dilemeye, umut etmeye ve istemeye devam ediyoruz." dedi.

ERDOĞAN VE PUTİN'E ÇAĞRI YAPTI

Süreçte çözüme ulaşılması için anahtar konumda olan Türkiye ve Rusya arasında görüşmeler yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayan Mistura, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin'e seslenerek "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir." ifadesini kullandı.

"ERDOĞAN PUTİN İLE GÖRÜŞTÜĞÜNDE MANTIKLI BİR ÇÖZÜM ORTAYA ÇIKAR"

Mistura, Erdoğan ve Putin'in teknik görüşmelerin dışında bire bir görüşmesinin etkili olacağını vurgulayarak "Biliyorum ki Başkan Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Putin ile görüştüğünde geçmişteki görüşmelerde olduğu gibi makul, mantıklı, dramatik olmayan bir çözüm ortaya çıkacaktır." diye konuştu.

TÜRKİYE-RUSYA-İRAN ZİRVESİ ÖNEMLİ

İdlib'de sürdürülebilir bir sonucun elde edilmesinin imkansız olmadığını vurgulayan Mistura, Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla 7 Eylül'de Tahran'da düzenlenecek Suriye toplantısının önemine de dikkati çekti.
İdlib nerede şu anda kimin elinde? İdlib'in son haritasına bakın!
İDLİB nerede Türkiye, Rusya, ABD ve ÖSO açısından önemi nedir? İdlib haritası kentin önemini gözler önüne seriyor. Peki İdlib şu anda kimin elinde, İdlib'deki Türk askerinin pozisyonu ne? Gelin İdlib'deki son duruma haritalı olarak bakalım.
İDLİB'de durumlar çok karışık. Rusya ile ABD arasındaki Suriye iç savaşında son sahne şu anda İdlib'de oynanıyor. Rusya bombardımana girişirken, 4 milyon sivilin yaşadığı İdlib dünya gündeminin ilk sırasına oturdu. Türkiye ise Eylül 2017'de Rusya ile anlaşarak girdiği İdlib'de karışık bir pozisyonda. Peki İdlib şu anda tam olarak kimin elinde, Türkiye sınırının neresinde, kimin için ne kadar önemli? Gelin tüm soruların yanıtı olan İdlib haritasına ve son duruma bir gözatalım.
İDLİB NEREDE? : Doğusunda Halep, güneyinde Hama olan İdlib, Türkiye'nin Hatay iliyle sınır komşusu. İdlib, kuzeyinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesine, batısında Yayladağı, Güveççi'ye komşu. Şu anda İdlib üzerinden ABD ile Rusya arasında güç savaşı yaşanıyor. İdlib, askeri ve siyasi açıdan bölgedeki birçok aktör için stratejik öneme sahip.
TÜRKİYE İLE RUSYA KARŞI KARŞIYA GELİR Mİ? : İdlib operasyonunun Moskova ile Ankara arasında nasıl şekilleneceği henüz resmi olarak duyurulmadı. İki ülkenin İdlib'de 'ılımlı muhalif' ayrımıyla ilgili fikir ayrılığı yaşama ihtimali var. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler S400 füzeleri alma düzeyine kadar ilerlemiş durumda. Haliyle iki ülkenin İdlib'de askeri olarak karşı karşıla gelmesi bekleniyor.
İDLİB'İN ÖNEMİ : İdlib Vilayeti, bölge aktörlerinin her biri için kendi çıkarları doğrultusunda stratejik öneme sahip. Suriye'de Beşar Esad açısından 2011'den bu yana devam eden iç savaşın büyük oranda sona ermesi ve zaferini ilan etmesi anlamına gelecek. İdlib'in yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi Esad'ın yanı sıra İran ve Rusya'nın da bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmek açısından önemli bir hedef.
İdlib Türkiye için neden önemli? : İdlib, Astana Mutabakatı çerçevesinde Suriye'de oluşturulan dört Gerilimi Azaltma bölgesinden biri olarak belirlenmişti. Mutabakat kapsamında Türkiye İdlib içine 12 gözlem kontrol noktası kurdu. Bunların aralarına Rusya 10, İran da 7 gözlem noktası yerleştirdi. Bölge, savaşın çıktığı 2011'de Türkiye'ye ilk sivil göçün yaşandığı ve yabancı savaşçıların da Suriye'ye en fazla geçiş yaptığı yerdi.

2 Eylül 2018 Pazar

Türkiye ve Rusya’dan eş zamanlı operasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



İdlib’e gerçekleştirilmesi planlanan askeri operasyonun detayları ortaya çıktı. Türk ve Rus askerleri ortak hareket edecek ve ilk hedef ise terör örgütü el-Nusra olacak.





Suriye'nin İdlib kentine yönelik Esad rejiminin katliam yapmasını engellemek isteyen Türkiye'nin Rusya ile izleyeceği yol belirlendi.


Terör örgütlerinin silahlarını bırakmaları için tanınan sürenin az kaldığı öğrenildi. İdlib'deki ilk hedef ise terör örgütü el-Nusra'nın yuvalandığı bölgelere yönelik eş zamanlı operasyonun başlatılması. Böylece İdlib'de yeni bir insani krizin önüne geçilmesi planlanıyor.


 İdlib'deki terör örgütleri ise kendilerine yönelik saldırının gerçekleşmesi durumunda Suriye'nin Halep ve Hama şehrinin yanı sıra liman kenti olan Lazkiye'ye gireceklerini belirtiyor. 3.5 milyon insanın yaşadığı İdlib'de sivillere yönelik insani yardım koridorların açılması için görüşmeler sürüyor. 


Bu insani yardım koridorların Türkiye'nin kontrolü altında olan Afrin ve Fırat Kalkanı bölgelerine açılmasının masada olduğu öğrenildi.


İNSANİ YARDIM


Şam rejiminin ise teröristlerden temizlenen bölgelere yeni bir insan akımına sıcak bakmadığını belirtiyor. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, geçtiğimiz gün "Savaşın bitmesinin ardından insanların terk ettikleri evlerine güvenle dönmelerini garanti edecek şekilde bir insani çıkış koridoru oluşturulması gerekiyor" demişti.


JAMES JEFFREY TÜRKİYE'YE GELİYOR


ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, dün 4 Eylül'e kadar sürecek olan İsrail, Ürdün ve Türkiye'yi ziyaretine başladı. Eski Ankara Büyükelçisi olan Jeffrey'e Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Elçisi Joel Rayburn'ün de eşlik edeceği bildirildi. Ürdün ve Türkiye ziyaretlerinde Jeffrey'nin, "İdlib'de bir askeri saldırının Suriye'de ve bölgede tansiyonu artıracağına ve sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağına" dikkati çekeceği kaydedildi.


SON BÜYÜK ÇATIŞMA


Bir çok analize göre İdlib muhtemelen Suriye'deki iç savaşın son büyük çatışması olacak. Bu nedenle İdlib Suriye'deki iç çatışmalar açısından herhangi bir düğümün çözülmesi değil, sonrasında düzenin sağlanabilmesi açısından bir dönüm noktası özelliğine sahip. Türkiye İdlib'de yaklaşan çatışmaya temelde iki perspektiften bakmaktadır: Bunlardan birincisi olası bir operasyonun Türkiye açısından yaratabileceği kısa vadeli güvenlik riskleriyken, ikincisi de Suriye'de uzun vadede Türkiye'ye yönelik bir tehdit arz etmeyecek bir düzenin oluşmasıdır.

KAYNAK: SABAH

  Şam'da peş peşe patlamalar 


 Suriye'nin başkenti Şam'a bazı hava saldırılarının olduğu, saldırıların bir kısmının hava savunma sistemleri tarafından püskürtüldüğü başkent yakınlarında bazı askeri üslerde ise patlamalar yaşandığı belirtildi.


Suriye'nin başkenti Şam yakınlarındaki El Mazze hava üssündeki mühimmat depolarında patlamalar yaşandığı kaydedildi. Times of Israel gazetesi patlamaların İsrail uçaklarının saldırıları sonucunda gerçekleştiğini iddia etti.


Sputnik'e konuşan Suriye yönetiminden bir kaynak, El Mezze hava üssünün vurulmadığını ancak bölgeye yönelik yapılan roket saldırısı nedeniyle hava üssünde bulunan mühimmat depolarında patlamalar yaşandığını, saldırıların Suriye hava savunması tarafından püskürtüldüğünü kaydetti.



TIMES OF ISRAEL: SALDIRIYI İSRAİL UÇAKLARI DÜZENLEDİ



Times of Israel gazetesinin haberine göre, saldırılar İsrail uçakları tarafından düzenlendi.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html