BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Sputnik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Sputnik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

23 Ekim 2020 Cuma

Batı medyasında Azerbaycan karşıtlığı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Uluslararası ölçekte yayın yapan büyük medya kuruluşlarının Ermenistan'ın Gence saldırısı ve genelde sivil katliamlar karşısındaki yaklaşım biçimi başlangıcından bu yana problemli.




Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıldır Ermenistan işgalindeki Dağlık Karabağ bölgesinin bazı kısımlarını yeniden ele geçirmesiyle Kafkasya’daki statüko sarsılmış oldu. Yaygın ifadeyle, cin şişeden çıkmış durumda. Türk ve dünya medyasının bölgeye dair bilgi ihtiyacının karşılanmasında öne çıkan isimlerden biri olan gazeteci Ceyhun Aşirov’un ifadesiyle söylersek, Ermenistan’ın Kafkasya’da yaptığı “mağlup halk” propagandası çöpe atıldı. Azerbaycan Türkleri “muzaffer millet” olduğunu Dağlık Karabağ’daki ilerleyişiyle teyit etmiş durumda. “Hani nerede Ermenistan ordusu? Karşımızda duramadılar, kaçıyorlar” sözleriyle cephedeki ilerleyişe atıfta bulunan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de yıllardır küresel medyanın omuz vermesiyle şişirilen Ermenistan algısının kâğıttan kaplan olduğunu dünya kamuoyuna tekrar duyurmuş oldu. Ermenistan’dan gelen açıklamalarda ise tüm bu kayıplar ve yenilgiler bir “gerçi çekilme” olarak sunulmaya çalışılıyor. Fakat görünen tablo gerçek durumun çok farklı olduğunu ve Ermenilerin çatışmaların yaşandığı cephelerde mağlup olduğunu bariz şekilde gösteriyor.

Cephede yenilen Ermenistan ordusunun başvurduğu yöntemlerden biri ise sivil katliamlarına devam etmek. 1990’lı yılların başında, başta Hocalı bölgesinde olmak üzere sivil katliamlar yapan Ermenistan, şimdi de cephedeki yenilgilerini örtmek için Azerbaycan’ın Gence şehrine füze saldırıları yapıyor. Şu ana kadar onlarca sivil bu saldırılarda hayatını kaybetti; onlarca ev enkaza dönüştü.

Çatışma bölgesinin dışında yer alan bu bölgelere yapılan saldırılar aslında uluslararası sözleşmelere göre savaş suçu kapsamında. Fakat daha önce de benzer suçları işlemesine rağmen, Ermenistan devleti, bir yaptırımla yüzleşmeyeceğini bildiği için, benzer suçları tekrar işlemekten kaçınmıyor. Küresel örgütlerin sessizliğini bir onay şeklinde değerlendiren Ermenistan’ın sivil yerleşim bölgelerine saldırılarını sürdürme ihtimali yüksek. Oysa uluslararası toplumun kendi ilke ve kurumlarının prestiji için bile olsa bu saldırılar karşısında sessiz kalmaması gerekirdi.

Batı medyası üç maymunu oynuyor

Öte taraftan uluslararası ölçekte yayın yapan büyük medya kuruluşlarının Gence saldırısı ve genelde sivil katliamlar karşısındaki yaklaşım biçimi başlangıcından bu yana problemli. Küresel örgütlerin ve politik güç merkezlerinin taraflı olduğu bir düzlemde, aynı ülkelerin uzantısı konumundaki medyadan tarafsızlık beklemek rasyonel olmasa da, gazetecilik ilkeleri konusunda evrensel vaazlar vermekte tereddüt göstermeyen medya kuruluşlarının tutumları Ermenistan taraftarlığı konusunda bir adım öne çıkıyor. Haber ve yorumlarda “Türk saldırganlığı” ifadesine yoğun şekilde rastlanabiliyor.

Bu bağlamda Rusya’nın Sputnik, Fransa’nın Agence France Presse (AFP) ve France 24, İngiltere’nin BBC ve Reuters ile ABD’nin Associated Press (AP) haber ajansları tarafından sürdürülen genel yayın politikası sorunlu içeriklere sahip. Gence saldırısından sonra New York Times, Wall Street Journal ve CNN gibi kuruluşlar saldırıya yer vermediler. Örneğin AP tarafından geçilen haberde önce Ermenistan Savunma Bakanlığı’nın saldırıyı inkâr haberi verildi; sonrasında ise AP konuya ilişkin haberinin giriş cümlesinde "Azerbaycan Ermenistan'ı ikinci büyük kentini balistik füzeyle vurmakla suçladı" ifadesi kullanılarak saldırganın, katliamı yapan tarafın açıklaması öne çıkarıldı. Genel olarak yayınlarda Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a mikrofon uzatılarak Ermeni tezlerinin dolaşıma sokulması yönünde yaygın bir çaba var.

Öte taraftan İran devlet televizyonu Press TV de bu halkanın içinde. Press TV yayınlarında net ifadelerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik karalama kampanyasına girişmiş durumda ve bu söylemini tipik yeni oryantalist yaklaşımın örtülerinden “sultan”, “imparatorluk” türünden ifadelerle donatmış durumda. Yayınlarda genelde Ermenistan’ın tezleri savunuluyor. Katar’a bağlı İngilizce yayın yapan El-Cezire’deki bazı haberlerde de Ermenistan yanlısı içerikleri görmek mümkün. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan tarafından fonlanan medya kuruluşlarında ise tümüyle Ermenistan tezleri yer alıyor.

Büyük medya kuruluşları aslında gerçeği bilmelerine rağmen “görmedim, duymadım, bilmiyorum” şeklinde üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Bu tavırlarını yedi maddede özetlemek mümkün.

Batı medyasının yedi günahı

Birincisi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Azerbaycan toprağı olarak defalarca tanımlanan Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermenistan işgali açık şekilde vurgulanmıyor. Ermenistan’ın oradaki varlığı BM tarafından “işgal” olarak tanımlanmış olmasına rağmen, Ermenistan’ın bu toprakları sahiplerine bırakarak barışçıl bir şekilde neden geri çekilmediği (muhtemelen Ermenistan’ı üzmemek için) yeterince sorgulanmıyor. Yayınlarda bu bölge için genelde “ihtilaflı bölge” ifadesine yer veriliyor veya “Azerbaycan’ın iddiasına göre” ifadesi öne ekleniyor.

İkincisi, Ermenistan’ın Gence’ye yaptığı balistik füze saldırısında hayatını kaybeden onlarca sivile dair haberler hem vaktinde verilmedi hem de katliamın boyutlarını göstermeye yetecek kadar görüntü haberlere eklenmedi. Ermenistan ile “katliam” kavramını yan yana getirmekten itinayla uzak durulan bir tavır egemen durumda. Halbuki sivil katliamlar yapıldı ve devamının geleceğine dair bir karamsarlığı hem bu sessizlik hem de Ermeni tarafının açıklamaları maalesef düşündürüyor.

Üçüncüsü, sivillerin hayatını kaybettiği saldırıya dair haberde gerçek bilgi açıkça ortada olmasına rağmen, bunun yerine sivil ölümler “Azerbaycan’ın suçlaması ve iddiası” şeklinde sunuldu. Böylesi sivil katliamlar karşısında, savaşan iki taraftan birinin söylemini besleyecek bir dil kullanılması ve olguyu zayıflatmak için “iddia” kelimesinin araya sıkıştırılması planlı bir tutuma işaret ediyor. Yani “Ey okuyucu! İnanmasanız da olur; bu zaten savaşan taraflardan birinin iddiası ve bunu rakibini karalamak için yapıyor” denilmiş oluyor.

Dördüncüsü, Ermenistan devleti Dağlık Karabağ bölgesine (başta Latin Amerika, Suriye ve Lübnan olmak üzere) çeşitli bölgelerden yabancı teröristler taşımasına rağmen, Batı medyası buna hak ettiği şekilde yer vermedi. Halbuki terör örgütü PKK unsurlarının da içinde yer aldığı grupların İran üzerinden bölgeye taşındığı konusunda çokça görüntü ve ses kaydı mevcuttu. Bunun aksine, gerçek olmamasına rağmen, Azerbaycan’ın bölgeye yabancı savaşçı getirdiği yönündeki Ermeni propagandasını tekrarladı.

Beşincisi, uluslararası medyaya bağlı gazeteciler çatışmayı takip edebilmek için büyük ölçüde Ermenistan tarafına seyahat etti ve etmeye devam ediyor. Halbuki olması gereken, bölgedeki durumun her iki taraftan da takip edilmesiydi. Fakat tek taraflı bir takip süreci, doğal olarak önyargıyı da beraberinde getiriyor. Bunun yansımalarını haberlerde görmek mümkün.

Altıncısı, küresel medyadaki Ermenistanlı veya Ermeni diasporasına yakın gazetecilerin çabası ideolojik gazeteciliğin yansımalarına sahip. Bu tür haberlerden biri The Washington Post tarafından Isabelle Khurshudyan (üç yazardan biri) imzasıyla yayımlandı [1] ve haberin başlığında bile Suriyeli paralı askerlerin Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda öldüğü yalanı, Türkiye bağlantısı kurularak verildi. Benzer şekilde Sputnik ve Russia Today’in Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan’ın Ermeni kökenli olması, bu yayın organlarında taraflı bir dil kullanılmasında Rusya’nın devlet politikasından daha fazla rol oynuyor.

Sputnik Türkçe’de dengeli bir dil kullanılırken bu etki özellikle Sputnik’in İngilizce yayınlarında daha belirgin. Putin’in Dağlık Karabağ’a yabancı teröristlerin getirilmesi konusundaki yaklaşımını, gerçek dışı olmasına rağmen, Suriye ve Libya’dan buraya Azerbaycan tarafından getirildiği iddia edilen savaşçılar bağlamında ele almışlar. Gerçekte bölgeye Ermenistan tarafından (başta PKK’lı teröristler olmak üzere) çeşitli bölgelerden getirilen yabancı teröristlere ise hiç değinilmiyor. Sputnik İngilizce yayınlarının sosyal medya hesabından sürece dair yapılan paylaşımlarda bir kilise görselinin sürekli kullanılması ise ilginç. Konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen, herhangi bir haber için bile kilise görseli tercih edilmiş. Bir diğer detay ise Minsk grubu olarak ABD, Fransa ve Rusya’nın Karabağ’daki sorunun çözümü konusunda barışçıl müzakerelere çağrıda bulunması konusu aktarıldıktan sonra, sürekli Türkiye’nin Azerbaycan’ı saldırganlığa teşvik ettiği ve bu yönde desteklediği bağlamında cümlelere yer verilmesinde öne çıkıyor. Bu doğrudan Türkiye’yi ötekileştiren bir yaklaşım olarak okunabilir.

Yedincisi, Batı medyası uzun süredir kapıldığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığını yeniden tedavüle sokmuş durumda. Azerbaycan devletinin işgal edilmiş topraklarını geri alma sürecinde Batı medyasında çıkan analizlerde bu karşıtlığın izlerini görmek mümkün. Hatta hikâyeyi İlham Aliyev’den daha çok Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurgulama çabasındalar.

Dolayısıyla küresel ağa sahip, etki kapasitesi yüksek medya kuruluşlarının böylesine taraflı bir yaklaşıma mahkûm olmaları, gazeteciliğin temel kriterleri bakımından büyük bir hayal kırıklığını ve çoğu yerde ideolojik gazeteciliğin izlerini barındırıyor. Türkiye’nin son 200 yıllık serüveninde yakından tanıdığı ve artık kanıksadığı bu önyargı mekanizması, bugün Azerbaycan’ın haklı davasını örtmek ve sesinin duyulmasını engellemek için çalıştırılmış durumda. Fakat eskisi kadar etkili olamıyor.

[İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Yusuf Özkır aynı zamanda Kriter dergisinin yayın koordinatörüdür]

[1] https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/azerbaijan-armenia-turkey-nagorno-karabakh/2020/10/13/2cdca1e6-08bf-11eb-8719-0df159d14794_story.html



1 Ağustos 2017 Salı

ABD, Suriye'nin kuzeyinde yeni devlet mi istiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

TÜRKGÜN  HABER PORTALI


Uzmanlar, Suriye'nin kuzeyinde ABD destekli bir yapı kurulması olasılığını değerlendirdi.


Suriye'deki terör ve iç karışıklık devam ederken, ABD destekli grupların başarıya ulaşamayacağı netlik kazandı. ABD'nin ülkeyi üçe bölme planını gündemine alıp almayacağı belirsizliğini korurken, Türkiye'ye rağmen Kürt güçleriyle yakın işbirliği içinde kuzeyde ABD destekli bir yapı kurulması olasılığını uzmanlar ve aktörler Sputnik'e değerlendirdi.


Suriye'yi üç bölgeye ayırma planı 2013 yılında önce Türkiye, hemen ardından İsrail ve ABD tarafından gündeme getirilmişti. Washington'ın tasarrufunda ülkenin kuzeyinde Türkiye ve Irak'taki gruplarla bağlantılı Kürtlerin; sahil şeridinde Suriye hükümetinin; ülkenin doğu ve kuzey kesimlerinde radikal İslamcıların yönetimi alması vardı. Bu plan zamanla daha 'yumuşak' bir şekilde 'Alevi, Sünni ve Kürt bölgeleri' olarak ifade edilmeye başlandı. Moskova ile yaşadığı krizi geride bırakarak sahada daha fazla ortak hareket etmeye başlayan Ankara, Astana sürecinde Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı duyulduğuna ilişkin deklarasyonların altına imza attı.

ABD son dönemde Suriye'nin kuzeyindeki Kürt gruplarla işbirliğini Türkiye'nin sert ikazlarına rağmen giderek artırıyor. ABD Başkanı Donald Trump, seçimler öncesinde New York Times'a verdiği demeçte 'Kürtlerin hayranı' olduğunu ifade ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kürtleri yan yana getirebileceğini ileri sürmüştü. Ancak Trump'ın Beyaz Saray'daki koltuğa oturmasından bu yana Washington ile Ankara arasındaki açı, Suriye'deki Kürt gruplara yönelik farklı tutumlar nedeniyle daha da artmışa benziyor.

Suriye'de ABD operasyonlarının önemli kara güçlerinden birini oluşturan Kürtleri, bu ortaklığın sonunda bağımsız bir devlet olma ihtimali mi bekliyor? ABD Türkiye'ye rağmen Suriye'nin kuzeyinde bağımsız ya da özerk bir Kürt bölgesi yaratabilir mi?



ÇONKAR: NATO MÜTTEFİKİMİZ ABD'YLE GÖRÜŞ AYRILIĞIMIZ VAR




Sputnik'e değerlendirmede bulunan Türkiye — Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı ve AK Parti İstanbul milletvekili Ahmet Berat Çonkar şunları söyledi:



"Bizim NATO içerisinde müttefikimiz olan Amerika ile YPG-PKK ile ilişkileri konusunda bir görüş ayrılığımız var. PKK-YPG-PYD bunların hepsi aynı çatı altında farklı odalar olarak değerlendirilebilir. Bu açıdan hiçbir NATO üyesi ülkenin kendilerinin de terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgüte böyle bir özerklik, devletleşme tarzı bir şey sağlaması düşünülemez.”



'TÜRKİYE'NİN TEPKİSİNİ YUMUŞATMAYA ÇALIŞIYORLAR'




ABD'nin, 'IŞİD'e karşı savaşta YPG'ye ihtiyacımız var' gerekçesinin, Türkiye'nin tepkisini yumuşatmaya yönelik olduğunu kaydeden Çonkar, şöyle devam etti:

"Amerika'nın başından beri söylediği, 'Bizim onlara IŞİD ile savaşmak için sahada ihtiyacımız var. Bu yüzden işbirliği yapıyoruz. Onu da SDG adı altında içine başka unsurlarda katarak yapıyoruz' bir anlamda Türkiye'nin tepkisini yumuşatmaya çalışan söylemler. Yalnız şunu görmek lazım. Biz bin yıldan fazladır bu topraklarda olan ve daha önceden de o toprakları yönetmiş kadim bir ülkeyiz, kadim bir milletiz. Bizim isteğimizin muhalifinde bir terör örgütünün buralarda devletleşmesi mümkün olmaz. Türkiye bunu her şekilde engeller. Bunu ne Amerika ne bir başkası hiç kimse başaramaz. Burası bizim hinterlandımız, bizim sınırımızdır.”

 'PYD ETNİK TEMİZLİK YAPIYOR'


Koridor olarak adlandırılan bölgenin Kürt bölgesi olmadığının ifade eden Çonkar, "PKK ve PYD'nin büyük ölçüde Menbiç'e doğru ilerleyerek Türkmenleri, Arapları etnik bir temizlikle arındırdığı ve işgal altına aldığı birtakım yerler var. Ne coğrafya olarak ne sosyolojik olarak Kürt koridoru diye bir şey yok. Fakat Suriye'de yaşayan Kürtlerin oluşacak çözüm sonrasında Suriye içerisindeki yapıda nasıl yer alacakları, ortaya çıkacak yeni yönetimle birlikte anayasal sistem içerisinde bir karara bağlanacaktır” diye konuştu.

'TÜRKİYE MÜSAADE ETMEYECEK'


Çonkar, Suriye'nin kuzeyinde PYD öncülüğündeki bir girişime Türkiye'nin, kesinlikle müsaade etmeyeceğini de ekledi:

"Bu Türkiye'yi açıktan tehdit eden, 40 yıldır askerimizi, polisimizi, insanımızı şehit eden, Türkiye'ye çok büyük zararlar veren eli kanlı bir örgüttür. Bu anlamda oradaki Kürtlerle, terör örgütünü ayırt ediyoruz. Terör örgütünü Türkiye'nin düşmanı görüyoruz. Ama orada yaşayan farklı siyasi partilerden, farklı görüşlerden, farklı inançlardan oluşan grupları da Türkiye Suriye'nin içerisinde hak ve özgürlüklerine sahip olarak yer almalarını destekleyecektir. Bu konuda Türkiye çözüm noktasında herkesle işbirliği yapacak durumdadır.”

SURİYE TÜRKMEN MECLİSİ: ABD, 'PYD KORİDORU' OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR


Suriye'nin kuzeyinde ABD destekli bir Kürt yönetimi olasılığını Sputnik'e değerlendiren Suriye Türkmen Meclisi yetkilisi Abdurrahman Mustafa ise ABD'nin bir PYD koridoru kurmak ve Suriye'yi bölmek istediğini savundu.

"ABD'nin Suriye'de bir Kürdistan devleti kurma amacının olduğunu söylemeyelim” diyen Mustafa, şöyle devam etti: "ABD'nin amacı PYD — PKK işbirliği yaparak orada bir PYD terör örgütü koridoru yapmaktır. Ancak Fırat Kalkanı'yla birlikte bunun yapılmasına bir set çekildi. Türkiye milli güvenliği konusunda diretecektir, bir oluşuma izin vermeyecektir. Türkiye'nin buna engel olması gerekiyor hem kendi milli güvenliği açısından hem Suriye'nin toprak bütünlüğü açısından; hem de o bölgede bir Türkmen varlığı var.”

 'SURİYE TÜRKMENLERİ, BÖLÜNMEYE KARŞI'


Suriye'nin kuzeyinde Türkmenlerin de yaşadığını belirten Mustafa, ABD'nin baştan beri Suriye'yi bölme amacı güttüğünü ifade etti:

"Azez — Cerablus arası bir Türkmen bölgesidir, Kürt toprağı değildir. Orada yüzde 2 veya 3 civarında Kürt vatandaşlar da olabilir. Amerika baştan beri Suriye'yi bölmeye çalışıyor. Amerika'nın projesi budur. (eski ABD Dışişleri Bakanı John) Kerry, döneminden beri. ABD'nin bu projesi su yüzüne çıkmıştır; somut bir şekilde Suriye'yi bölmeye çalıştığını görüyoruz. Ama biz Suriye Türkmenleri olarak karşıyız. Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması gerekiyor. Ayrıca Suriye'nin yönetim şekline Suriyelilerin karar vermesi gerekiyor, dış güçlerin değil. Nasıl bir yönetim şekli federatif mi yoksa daha değişik bir şey mi buna Suriye halkının karar vermesi lazım.”

 PEKİN: TÜRKİYE'NİN İKNA KARTI RUSYA, SURİYE VE İRAN


Konuyu Sputnik'e değerlendiren emekli Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Türkiye'nin doğru adımları atması durumunda Suriye'nin kuzeyinde bağımsız ya da özerk bir Kürt yönetimi kurulmasının zor olduğunu savundu. Pekin'e göre Türkiye bunun için Suriye, Rusya, İran, hatta Irak'la ortak hareket etmeli:

"Eğer kartlarını iyi oynarsa, Türkiye'ye rağmen o bölgede bağımsız ya da özerk bir Kürt yönetimi oluşturulamaz. ABD'nin planı açık; Suriye'yi bir federasyon haline getirmek ve Kürtleri de bu federasyonun bir parçası yapmak. Rusya da şu anda Afrin bölgesine ateşkesi gözetim adı altında bir birlik yerleştirdi. Onlar da Afrin'i bir bütün olarak Suriye'nin içinde tutmaya çalışıyorlar. Bütün sorun Türkiye'nin Suriye ile işbirliğinde yatıyor. Eğer Türkiye Suriye ile işbirliği yapıp ABD ve Rusya'yla denge politikasını tutturabilirse, Suriye'nin kuzeyinde özerk bir Kürt bölgesi oluşturulması çok zor.”

'BU ŞEKİLDE DEVAM EDERSE TÜRKİYE KAYBEDER'


İsrail ile ABD'nin politikaları ve Kürt güçlerinin sahadaki işbirliğine rağmen, Türkiye'nin özerk ya da bağımsız bir yönetim kurulmasını engelleyecek kadar güçlü bir kartı olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Pekin, şunları söyledi:



"Bence güçlü kartı Türkiye'nin; Rusya, Suriye ve İran'la işbirliği var. Türkiye ideolojik körlükten kurtulup da bunları kullanabilirse emin olun ABD'ye yaptırmaz bunu. En azından kısa vadede yaptırmaz, zaman kazanır. Daha basit, mahalli idarelere verilen özerklik gibi konularla ancak bu işi halledebilirler. Ancak bu şekilde devam ederse Türkiye kaybeder. Türkiye'nin İran, Rusya, Suriye hatta Irak'la işbirliği yapması gerekiyor.”


2 Kasım 2018 Cuma

Türkiye, Kuzey Kore'nin teklifini reddetti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

TÜRKGÜN  HABER PORTALI




Kuzey Kore'nin Türkiye'de Elçilik Açma Talebine Ankara'dan Ret Cevabı Geldi.

Türkiye'nin Seul büyükelçisi Ersin Erçin, Kuzey Kore'nin Ankara'da bir elçilik açma ve Türkiye'den insani yardım alma konusunda talepte bulunduğunu açıkladı. Büyükelçi, Türkiye'nin ABD'nin Kuzey Kore yaptırımları devam ettiği sürece hiçbir şey yapamayacağını söyledi.

Türkiye'nin Seul büyükelçisi Ersin Erçin, Güney Kore medyasına yaptığı açıklamada Kuzey Kore'nin, Ankara'da bir elçilik açma ve Türkiye'den insani yardım alma konusunda talepte bulunduğunu açıkladı. 

Erçin ayrıca, Kuzey Kore'nin bu talebini "Yaptırımlar kalkmadan hiçbir şey yapamayız" ifadeleriyle cevapladığını açıkladı.


ELÇİ, KİM İLE GÖRÜŞTÜ


Sputnik'in haberine göre, Türkiye'nin Güney Kore büyükelçisi Ersin Erçin, geçen mayıs ayında Çin üzerinden trenle Kuzey Kore'ye geçerek Kuzey Kore Yüksek Halk Meclisi başkanı ve ülkenin 'De Facto başkanı' olarak da bilinen Kim Yong-nam ile görüştü.


AÇILMASINI TALEP ETTİ


Erçin, görüşmede Kim'in Kuzey Kore'nin Türkiye'yi Güney Kore'yle birlikte kendilerine karşı savaşmasına rağmen artık düşman olarak görmediğini açıkladığını aktardı. 

Erçin'e göre Kim ayrıca, Kuzey Kore'nin Türkiye'de bir elçilik açması ve ekonomik işbirliğinin canlandırılması konusunda talepte bulundu.


KUZEY KORE LİDERİ: YAPTIRIMLAR DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BİR ŞEY YAPAMAYACAĞIZ


Ancak büyükelçinin, Türkiye hükümetinin ABD'nin Kuzey Kore yaptırımları devam ettiği sürece hiçbir şey yapamayacağını söyledi.

Kim'in Ersin'e cevabı ise, 'örtülü bir tehdit' olarak da algılandı: "Koşullar normalleştirildikten sonra geç kalmış olacağınızdan, daha fazla fırsat için daha önce gelmelisiniz."





YARDIMLAR DURDURULMUŞTU


Dünyadaki en büyük insani yardım bağışçısı olan Türkiye, 2017 yılında 8 milyar dolara ulaşan miktarla, 6.6 milyar dolar yardıma ulaşan ABD'nin de önüne geçti.

Türkiye ayrıca, birkaç yıl önce Kuzey Kore'ye seralar için pirinç ve teknik ekipman sağlamıştı ancak bu yardım, ABD ve Güney Kore'nin 'yardımlar ihtiyacı olanlara değil, orduya gidiyor' uyarısından sonra durdurulmuştu.


"ÖNCESİNDE GÜNEY KORE İLE GÖRÜŞECEĞİZ"


Türkiye'nin hem nükleer silahlardan arındırma programını, hem de devam eden barış sürecini tamamen desteklediğini belirten Erçin, yaptırımların kaldırılması durumunda Kuzey Kore'yle ekonomik işbirliğine ve yardıma hazır olduklarını belirtti. 

Erçin ayrıca, "Eğer bunu yapacaksak, öncesinde Güney Kore'yle görüşeceğiz" dedi.

Türkiye ve Kuzey Kore, 2011 yılından bu yana Seul'daki Türkiye büyükelçiliği ve Bulgaristan'ın başkenti Sofya üzerinden diplomatik ilişkiler geliştirdi. 

Türkiye'de büyükelçilik açılmasına ilişkin daha önce yine benzer bir talep, Kuzey Kore'nin Sofya büyükelçisi Cha Kon-il tarafından da dile getirilmişti.

















1 Haziran 2018 Cuma

İsrail, Türkiye'ye karşı harekete geçti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye'nin katliama ses yükseltmesini çekemeyen İsrail, Türkiye'ye karşı harekete geçti. Açıklamalarıyla karalama kampanyası başlatan İsrailli bakanlara bir yenisi daha eklendi. İsrail Turizm Bakanı Yariv Levin, İsrail vatandaşlarına 'Türkiye'ye gitmeme' çağrısında bulundu.

Türkiye'nin Gazze'deki katliama sessiz kalmamasını hazmedemeyen İsrail'den açıklamalar gelmeye devam ediyor. Dün İsrail'in İstihbarat Bakanı Yisrael Katz'ın, "İsrail’in Ermeni Soykırımı’nı tanıması için bir engel göremiyorum" diyerek kendince tehdit eden Katz'ın ardından bir açıklamada Turizm bakanından geldi.
Şalom'da yer alan habere göre, Türkiye'yi karalamaya çalışan İsrail Turizm Bakanı Yariv Levin, İsrail vatandaşlarına "Türkiye'ye gitmeme" çağrısında bulundu. Levin, İsraillilerden "Antalya'dan uzak durmalarını" istedi.

İsrail'in Ortadoğu'da F-35'e ya da en azından F-35'in üstün özelliklerine sahip tek ülke olarak kalmak için Türkiye’ye yazılımın satılmaması yönünde ABD’ye baskı yaptığı haberlerini değerlendiren Yeşiltaş, İsrail’in bölgedeki güç dengesinin değişmesinden korktuğu için Türkiye’nin eline F-35’lerin geçmesini istemediğini belirtti.
Sputnik'e konuşan jeopolitika uzmanı Murat Yeşiltaş, "Net bir bilgi yok ama İsrail, ABD'nin Türkiye'ye F-35 sevki konusunda spekülasyon yapmaya çalışıyor diye düşünüyorum. Sanırım bu, İsrail'in bir stratejisi. Bildiğiniz gibi Türkiye bu projede önemli bir rol oynadı, İsrail ise oynamadı. Üstelik Türkiye, 30'dan fazla F-35 uçağı alınca bölgedeki denge gücü değişir. İsrail'in bu sevki sorun olarak görmesinin başlıca nedeni de bu" dedi.

‘İSRAİL, TÜRKİYE'NİN SAVUNMA İMKANLARINDAN TEDİRGİN'

İsrail'in Türkiye'nin savunma imkanlarından tedirgin olduğu görüşüne katılan uzman, "Türkiye'deki son 15 yıla bir göz atarsak Türk savunma sanayisinin bölgenin diğer ülkelerine göre yükselişte olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Bu bağlamda milli ürünün Türkiye'nin savunma sanayisinin önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

‘SAVUNMA SANAYİSİ ALANINDA TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA REKABET VAR'

Türkiye'nin askeri ihtiyaçlarının yüzde 57'sinin Türk savunma sanayisi tarafından üretildiğine dikkat çeken Yeşiltaş, "Bu çok önemli ve İsrail'in savunma imkanlarıyla karşılaştırıldığında Türkiye, kendi teknolojilerinin gelişimi açısında çok daha iyi pozisyonda bulunuyor. Aynısını, Rusya gibi ülkelerle işbirliği için de söyleyebiliriz. Bu nedenle, sadece savunma teknolojileri değil savunma sanayisi alanında Türkiye ve İsrail arasında rekabet olduğunu kolayca söyleyebiliriz" yorumunda bulundu.
Ayrıca Türkiye'nin Rus hava savunma füze sistemlerini alma yönündeki stratejik kararla ilgili de bir rekabetin söz konusu olduğunu dile getiren Yeşiltaş bu ifadesine şöyle açıklık getirdi: "S-400 füze sistemi, Türkiye savunmasının önemli stratejik sistemlerinden biri ve eğer 2019 sonlarında bu sistem alınırsa bu, Türkiye'nin ulusal güvenliğini koruma ve bölgenin diğer ülkelerinin askeri imkanları açısından radikal bir değişim olacak. Bu ayrıca Türkiye ve Rusya arasındaki yaklaşımın hızlandığının bir emaresi".

14 Eylül 2017 Perşembe

ABD Suriye'de teröristlere silah göndermeye devam ediyor

DEAŞ'a karşı mücadeleyi bahane ederek PKK/PYD'li teröristleri silaha boğan ABD, terör örgütüne toplan 1480 TIR gönderdi.
Suriye'de milyonlarca insanın ölmesine neden olan iç savaş devam ediyor. Bölgeye barışı getirme parolasıyla giren Amerika ise, teröristlere açık bir şekilde destek veriyor.
Türkiye'de kanlı saldırılar düzenleyen PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD'ye sık sık silah ve mühimmat desteğinde bulunan ABD, teröristlere para yardımında da bulunuyor.
1480 TIR GÖNDERDİLER
Son olarak örgüte 90 TIR'lık silah ve mühimmat yardımında bulunan ABD'nin teröristlere yeni sözler verdiği ve toplamda 1480 TIR'lık yardım yaptığı öğrenildi.
"DOÇKALAR, MAKİNELİ TÜFEKLER, HAVAN TOPLARI"
Sputnik'ten Hikmet Durgun'a konuşan PYD'nin sözde sorumlusu, "ABD, Deyr ez Zor operasyonu nedeniyle bize zırhlı Hummer araçları ile ağır silahlar gönderdi. Bize ulaşan silahlar içerisinde roketler, ısı güdümlü füzeler, doçkalar, otomatik makineli tüfekler, havan topları ve Kalaşnikof silahları var.
"AĞIR SİLAHLAR İÇİN SÖZ VERDİLER"

Silahlar ve zırhlı araçlar 90 tırla geldi. Operasyon için daha fazla ihtiyacımız var. Bunu ABD'li yetkililere bildirdik. Yakında daha fazla ağır silahın gönderileceği

2 Eylül 2018 Pazar

Türkiye ve Rusya’dan eş zamanlı operasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



İdlib’e gerçekleştirilmesi planlanan askeri operasyonun detayları ortaya çıktı. Türk ve Rus askerleri ortak hareket edecek ve ilk hedef ise terör örgütü el-Nusra olacak.





Suriye'nin İdlib kentine yönelik Esad rejiminin katliam yapmasını engellemek isteyen Türkiye'nin Rusya ile izleyeceği yol belirlendi.


Terör örgütlerinin silahlarını bırakmaları için tanınan sürenin az kaldığı öğrenildi. İdlib'deki ilk hedef ise terör örgütü el-Nusra'nın yuvalandığı bölgelere yönelik eş zamanlı operasyonun başlatılması. Böylece İdlib'de yeni bir insani krizin önüne geçilmesi planlanıyor.


 İdlib'deki terör örgütleri ise kendilerine yönelik saldırının gerçekleşmesi durumunda Suriye'nin Halep ve Hama şehrinin yanı sıra liman kenti olan Lazkiye'ye gireceklerini belirtiyor. 3.5 milyon insanın yaşadığı İdlib'de sivillere yönelik insani yardım koridorların açılması için görüşmeler sürüyor. 


Bu insani yardım koridorların Türkiye'nin kontrolü altında olan Afrin ve Fırat Kalkanı bölgelerine açılmasının masada olduğu öğrenildi.


İNSANİ YARDIM


Şam rejiminin ise teröristlerden temizlenen bölgelere yeni bir insan akımına sıcak bakmadığını belirtiyor. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, geçtiğimiz gün "Savaşın bitmesinin ardından insanların terk ettikleri evlerine güvenle dönmelerini garanti edecek şekilde bir insani çıkış koridoru oluşturulması gerekiyor" demişti.


JAMES JEFFREY TÜRKİYE'YE GELİYOR


ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, dün 4 Eylül'e kadar sürecek olan İsrail, Ürdün ve Türkiye'yi ziyaretine başladı. Eski Ankara Büyükelçisi olan Jeffrey'e Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Elçisi Joel Rayburn'ün de eşlik edeceği bildirildi. Ürdün ve Türkiye ziyaretlerinde Jeffrey'nin, "İdlib'de bir askeri saldırının Suriye'de ve bölgede tansiyonu artıracağına ve sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağına" dikkati çekeceği kaydedildi.


SON BÜYÜK ÇATIŞMA


Bir çok analize göre İdlib muhtemelen Suriye'deki iç savaşın son büyük çatışması olacak. Bu nedenle İdlib Suriye'deki iç çatışmalar açısından herhangi bir düğümün çözülmesi değil, sonrasında düzenin sağlanabilmesi açısından bir dönüm noktası özelliğine sahip. Türkiye İdlib'de yaklaşan çatışmaya temelde iki perspektiften bakmaktadır: Bunlardan birincisi olası bir operasyonun Türkiye açısından yaratabileceği kısa vadeli güvenlik riskleriyken, ikincisi de Suriye'de uzun vadede Türkiye'ye yönelik bir tehdit arz etmeyecek bir düzenin oluşmasıdır.

KAYNAK: SABAH

  Şam'da peş peşe patlamalar 


 Suriye'nin başkenti Şam'a bazı hava saldırılarının olduğu, saldırıların bir kısmının hava savunma sistemleri tarafından püskürtüldüğü başkent yakınlarında bazı askeri üslerde ise patlamalar yaşandığı belirtildi.


Suriye'nin başkenti Şam yakınlarındaki El Mazze hava üssündeki mühimmat depolarında patlamalar yaşandığı kaydedildi. Times of Israel gazetesi patlamaların İsrail uçaklarının saldırıları sonucunda gerçekleştiğini iddia etti.


Sputnik'e konuşan Suriye yönetiminden bir kaynak, El Mezze hava üssünün vurulmadığını ancak bölgeye yönelik yapılan roket saldırısı nedeniyle hava üssünde bulunan mühimmat depolarında patlamalar yaşandığını, saldırıların Suriye hava savunması tarafından püskürtüldüğünü kaydetti.



TIMES OF ISRAEL: SALDIRIYI İSRAİL UÇAKLARI DÜZENLEDİ



Times of Israel gazetesinin haberine göre, saldırılar İsrail uçakları tarafından düzenlendi.

16 Ocak 2018 Salı

ABD ve YPG gizlice anlaştı: O silahların teslimatı yapıldı

ABD'nin gizli bir anlaşma çerçevesinde Suriye'deki YPG mensuplarına 'taşınabilir hava savunma füzeleri' (MANPAD) tedarik ettiği öne sürüldü.
Al Masdar News’un Suriyeli muhalif kaynaklara dayandırdığı habere göre, Washington ile YPG arasında yapılan bir gizli anlaşma çerçevesinde geçen hafta YPG’ye karadan havaya fırlatılabilen MANPAD füzeleri gönderildi.
'ABD, PKK-PYD bağını görmezden geliyor'
Sputnik’te yer alan habere göre, MANPAD’lar Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin yakınında faaliyet yürüten Kürtlere ulaştırıldı.
Gizli anlaşmanın IŞİD karşıtı koalisyona danışmadan gizli şekilde yapıldığı vurgulanan haberde, Kürtlerin bu silahları Türkiye destekli muhalif grupların Afrin’de düzenleyeceği olası operasyonlara karşı hava savunması sağlamak amacıyla kullanacağının şüphe götürmediği yorumu yapıldı.
İLGİLİ HABER
Daha önce Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) eski sözcüsü Telal Silo, ABD’nin Suriyeli muhaliflere uyguladığı silah kısıtlamalarını azaltmasını ve kendilerine MANPAD verilmesini istemişti.
Silo “Şu anda bizi hedef alan hava saldırıları yok ancak ileride olabilir. Ve bu nedenle onlardan bunu istiyoruz ” demişti.

11 Ocak 2018 Perşembe

PYD'li teröristten Afrin-Münbiç mesajı

PYD'li üst düzey bir terörist, Rus medyasına verdiği demeçte, ABD'nin sözde Kuzey Suriye Federasyonu'nu tanıdığını, ancak resmi tanımanın adım adım gerçekleşeceğini söyledi.

DEAŞ'la savaşı bahane ederek Suriye'de kalmaya devam eden, son olarak Deyr ez Zor'un doğusunda da DEAŞ'ın bitme noktasına gelmesine rağmen çekilmeyen ABD, tam tersine askeri ve siyasi varlığını artırıyor.

Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu olan terör örgütü PYD/YPG tarafından tek taraflı ilan edilen Afrin ve Münbiç'in de içinde yer aldığı Kuzey Suriye Federasyonu'nu ABD'nin siyasi olarak tanıyacağı iddiaları gündemde.

ABD'nin YPG'nin de içinde yer alacağı Kuzey Suriye Ordusu adı altında yeni bir ordu kuracağı da iddialar arasında.

Suriye'deki bu çirkin oyun tartışılırken, Rus medyasından Sputnik'e konuşan PYD'nin ilan ettiği Cezire Kantonu Dışişleri Konseyi Eşbaşkanı Ebdulkerim Omer, Kuzey Suriye Federasyonu'nun ABD ile iyi ilişkiler içinde olduğunu ve ilişkileri daha da geliştirdiğini belirtti.



"ABD BİZİ PRATİKTE TANIYOR, AMA RESMİ TANIMA ADIM ADIM OLACAK"



''ABD'nin Kuzey Suriye Federasyonu'nu resmen tanıması zaman alır. Bu, diplomatik bir meseledir. 

Hemen olmaz. Adım adım olur. Fakat pratikte şimdi yaşanan tanımadır'' değerlendirmesini yapan Omer, şöyle devam etti:


"ABD'NİN BÖLGEDE KALMASINI BİZ İSTİYORUZ, DAHA UZUN YILLAR DA KALACAK"


''ABD, Suriye'nin kuzeyinde daha uzun yıllar kalacak. Çünkü yıkılan yerlerin onarılmasına ve sığınmacıların geri dönüşüne yardımcı olacak. 

ABD, sınır güvenliği konusunda da yardım edecek. Bizimle ABD arasındaki anlaşmalar da devam edecek. 

ABD'nin bölgede kalmasını biz de istiyoruz. ABD ile ilişkilerimiz ve işbirliğimiz sürecek.''

ABD'NİN ÇOK SAYIDA ASKERİ ÜSSÜ VAR


ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde PYD'nin elindeki Derik, Tabka, Rimelan, Hol, Şedadi, Kobani, Eyn İssa, Menbiç, Rakka, Haseke ve Tel Abyad'da askeri üsleri bulunuyor.

13 Eylül 2017 Çarşamba

ABD S-400'lü Türkiye'den neden korkuyor?

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Ankara ve Moskova'nın imza aşamasına geldiği S-400 anlaşmasına ABD'nin gösterdiği tavrı değerlendirdi. Türkiye'nin tüm tehditlere açık olmasına rağmen NATO'dan destek görmediğine işaret eden Caşın'a göre ABD'nin itirazları ile Türkiye'nin savunma konusunda öncelikleri çakışır vaziyette.

Başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerinin tepkilerine rağmen Türkiye ve Rusya'dan imza aşamasında olan S-400 anlaşmasına ilişkin peş peşe olumlu açıklamalar geliyor. 

Rusya'nın askeri ihracat şirketi Rosoboronexport'un CEO'su Aleksandr Miheyev, Türkiye'yle S-400 füzesi anlaşması üzerinde uzlaşı sağlandığını söylerken Milli Savunma Bakanı Fikri Işık da füze anlaşmasında imza aşamasına gelindiğine vurgu yaptı.

Moskova ve Ankara'nın açıklamaları, ABD Savunma Bakanı James Mattis'in Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri satın alımının Türkiye-NATO arasındaki askeri iş birliğini olumsuz etkileyeceği yönündeki açıklamasını takip etti. 

Ancak Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Almanya başta olmak üzere çeşitli NATO üyesi ülkelerin S-200 ve s-300 gibi füze savunma sistemlerini elinde bulundurmasına karşın ABD'nin Türkiye'nin Rusya'dan yapacağı bu satın almadan neden bu kadar endişe duyduğu halen bir soru işareti.

Üstelik Mattis, S-400'lerin "her türlü hedefe karşı kullanılabileceği" yönünde açıklama yapsa da; Sputnik'e konuşan Özyeğin Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın'a göre bu bilgi teyide muhtaç.

‘TÜRKİYE, BALTIK ÜLKELERİNDEN DAHA MI AZ ÖNEMLİ?'


Bu tür silahların dost-düşman hedef tanıma sistemi olması itibarıyla Mattis'in açıklamalarına mesafeli yaklaştığına işaret eden Caşın, ABD'nin Ankara ve Moskova arasındaki anlaşmaya yönelik tavrını şu sözlerle değerlendirdi:

"Türkiye, NATO'dan hava savunma sistemleri göndermeleri konusunda ricada bulunmuştu. Almanya, Patriot füzelerini siyasi nedenlerden dolayı geri çekerek bu füze sistemlerini siyasal baskı yöntemi olarak kullandı. 

Üstelik yerleştirilen Patriot sistemleri zaten Türkiye'nin tehdit alanlarını kapsamıyordu. Halbuki S-400 maliyet ve operatif harekat yeteneği yönünden bakılırsa S-400 son derece modern bir hava savunma füzesi, 400 kilometre menzilli ve 30 kilometre irtifası var. 

Aynı anda 36 ve gerektiğinde de çift batarya ile 72 hedefe bağlanabiliyor. Bu Türkiye için önemli bir parametre. Amerikan Savunma Bakanı çok iyi tanıdığımız deneyimli bir asker, orgeneral rütbesine sahip. O da bunların eminim farkındadır."

Casın "Amerika, Polonya ve Baltık ülkelerine Patriot füzeleri yerleştiriyor. Bu noktada sorulması gereken tek soru var, o da şu: Acaba, Türkiye NATO içerisinde Polonya'dan ya da diğer ülkelerden daha mı az önemli?" dedi.

‘TÜRKİYE YAKLAŞIK 30 YILDIR CİDDİ TEHDİT ALTINDA'


Türkiye'nin hava savunma sistemleri konusu 1990'lardan bu yana karara bağlayamadığını ve savunma sisteminin yenilenmesinin öncelikli ihtiyaç olduğunu savunan Caşın "Türkiye'nin çok acil şekilde en modern teknoloji ürünü hava savunma füzelerine ihtiyacı olduğu aşikar. 1980-88'deki İran-Irak savaşı esnasında, Irak'ın İran'a füze attığını biliyoruz. Burada kimyasal silah kullanımı da oldu. 

1991 Körfez Savaşı esnasında ve 2003'teki Irak işgalinde Bağdat'ın elindeki füzeleri müessiriyetini gördük; 2003'te Irak işgalinde bunu gördük. Ve 2015 Suriye kriziyle beraber oradaki DEAŞ terör örgütünün attıkları füzeler Türkiye'de vatandaşlarımızı öldürdü. 

Yani Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve milli güvenliğine aykırı bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Üçüncüsü İran ve komşu ülkelerdeki balistik füze tehdidi çok çok önemli. Yani hali hazırda İran'daki Şahab füzeleri ve Suriye'nin füzeleri Türkiye'yi tehdit eder durumda. 

Dördüncü husus ise kimyasal silah saldırı tehdidi." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin savunma sistemi anlaşması kapsamında AR-GE ortak üretimini yapmak istediğine işaret eden Caşın "İki önemli nokta var: Birincisi savunma sisteminin aciliyeti; ikincisiyse teknoloji transferinin Türkiye için önemi.

 Bunların Türkiye açısından önemi, 1974 Kıbrıs Harekatı sonrasında Türkiye'ye uygulanan silah ambargosu ve 90lı yıllardan sonra PKK'yla yapılan mücadelede bazı NATO ülkelerinin Türkiye'ye ambargo uygulaması gibi önemli etmenlerle ilişkili" dedi.

‘S-400 NATO'YA ENTEGRE OLAMAZ DİYE BİR ŞEY YOK'

ABD Savunma Bakanı'nın S-400 anlaşması karşıtı sözlerine sert tepki gösteren Caşın " Türkiye egemen ve bağımsız bir devlettir. Eğer NATO müttefiki istediği silah envanterini elde edebilir. Ayrıca Türkiye' sahip olduğu sistemi NATO'ya tahsis eder; sistemden faydalanıp faydalanmamak NATO'nun işidir" diye konuştu.

ABD'nin Türkiye'ye destek vermediği halde karşıt tavır göstermesini eleştiren Caşın "Amerika Patriot'lar için Türkiye'nin koşullarını kabul etmemişti. 

Pekin ile silah anlaşmasına da karşı çıkmıştı. Türkiye bundan sonra yeniden ihaleye çıkmıştı aynı şartları koymuştu ve yine Patriot istediğimiz teknoloji transferini vermemişti" dedi.

S-400'lerin istenildiği takdirde NATO envanterine entegre olabileceğine işaret eden Caşın "Türkiye'nin hava savunması güçlü olursa Amerika'ya zararı değil faydası olur. Bunu Doğu Akdeniz'de gördük. Ama ben şunu soruyorum. 

Neden diğer NATO ülkeleri silahları uyumlu da s-400 uyumsuz olsun? Bu bir kere teknik olarak bana göre doğru değil. Yani her türlü silah sistemi NATO'ya entegre olabilir" diye ekledi.

21 Ağustos 2018 Salı

Trump kılıcı çekti!Putin'i kızdıracak dolar kararı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD Hazine Bakanlığı, Rusya'nın ABD'de bulunan yüz milyonlarca dolarlık aktif varlığını bloke etti.

ABD'den Rusya'ya yönelik yeni yaptırımlar geldi. 



ABD Hazine Bakanlığı, Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımlarla bağlantılı olarak 2 Rusya vatandaşına, 3 Rus şirkete ve 6 Rusya bayraklı gemiyi yaptırım listesine dahil etti. Rusya'nın ABD'de bulunan yüz milyonlarca dolarlık aktif varlığı da bloke edildi.

Slovakyalı bir firmanın da dahil edildiği yaptırımların, ABD'de kötücül siber faaliyetlere karşı yürütülen program kapsamında getirildiği de aktarıldı.

Bakanlığın açıklamasına göre, Dive Techno Services şirketi ile bağlantılı Anton Nagibin ve Mariya Tsareva isimli şahıslar yer aldı. Yaptırım listesine dahil edilen gemilerin de Gudzon ve Primorye denizcilik şirketlerine ait olduğu belirtildi.

"KUZEY KORE'YE YASADIŞI ŞEVKİYAT" İDDİASI

Bakanlık, yaptırım getirilen kişi ve kuruluşları, Kuzey Kore'ye yasadışı şekilde petrol ürünleri sevkiyatı yaptığını iddia etti. Açıklamada "Bu adım 2 şirket, 6 gemiye karşı atılmış ve BMGK tarafından yasaklandığı üzere Kuzey Kore bayraklı gemilere, başka gemiler aracılığıyla rafine petrol ürünü sevkiyatı işine müdahil olan kişileri hedef almaktadır" ifadeleri kullanıldı.

Rusya'nın bu tarz "kötücül eylemler" gerçekleştirdiği iddia edilen açıklamada, Moskova'ya karşı sert yanıt verilmesi gerektiği vurgulandı.

Yaptırım getirilen gemilerin isimleri de Neptun, Bella, Bogatyr, Partizan, Patriot ve Sevastopol olarak sıralandı.

Rusya'dan ABD'ye Yaptırım Cevabı: Ajitasyon Yapıyorlar

Rusya Dışişleri Bakanı Zaharova, ABD'nin yeni yaptırımlarına ilişkin yaptığı açıklamada, "Seçimler daha gelmedi, ama yaptırımlar hazır. Neden mi? Zira bu ABD'de seçim öncesi ajitasyon için önemli bir faktör." dedi.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Rusya'ya yönelik yeni yaptırımlarının ardından Rusya'dan konuya ilişkin cevap gecikmedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD'nin ajitasyon yaptığını iddia etti.

ABD SEÇİMLER ÖNCESİ RUSYA'YA YENİ YAPTIRIMLAR UYGULAYABİLİR

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD'nin kasımda yapılacak seçimlere 'müdahale edebileceği gerekçesiyle' Rusya'ya yaptırım uygulamaya hazır olduğu haberlerini değerlendirdi. Zaharova, Washington'ın yaptırımları seçimler öncesinde ajitasyon aracı olarak kullandığını ifade etti.

"SEÇİMLER DAHA GELMEDİ AMA YAPTIRIMLAR HAZIR"

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Ashley Ford, gelecek seçimlere müdahale gerekçesiyle Rusya'ya yaptırım uygulamaya hazır olduklarını açıkladı.

Konuyla ilgili Facebook'tan açıklama yapan Zaharova "Seçimler daha gelmedi, ama yaptırımlar hazır. Neden mi? Zira bu ABD'de seçim öncesi ajitasyon için önemli bir faktör" ifadelerini kullandı

Rusya-ABD arasında yeni kriz!

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, ABD'deki muhafazakar düşünce kuruluşlarından bilgi çalmaya çalışan Rus hackerları engellediğini iddia eden ABD'li yazılım şirketi Microsoft'un bu iddiasına anlam veremediklerini söyledi.

Amerikan yazılım şirketi Microsoft, ABD'de bazı muhafazakar gruplardan bilgi çalmaya çalışan Rus hackerları engellediğini açıkladı.

Peskov düzenlediği basın toplantısında Microsoft şirketinin iddialarına ilişkin "(Bu iddia karşısında) tepkimiz, alışılmış şekilde olacak: Hangi hackerlardan bahsedildiğini bilmiyoruz, seçimlere nasıl bir müdahaleden bahsedildiğini bilmiyoruz. 

Biz ABD'den seçimlere bir müdahale olmadığının doğrulamasını duyuyoruz." yanıtını verdi.

"BİLGİ VERMİYORLAR"

Sputnik'in haberine göre Kremlin Sözcüsü ayrıca, "Tam olarak kimler hakkında konuşuyoruz? 

Onları (Microsoft) bu sonuca varmaya, ne tür bir kanıt ya da dayanağın götürdüğünü anlamıyoruz. 

Zira bu bilgiyi (kanıt) vermiyorlar" vurgusunu yaptı.
Microsoft şirketi yetkilileri, Rusya hükümeti ile ilişkili olduklarına inandıkları Rus hackerların, Cumhuriyetçilere yakın düşünce kuruluşlarına yönelik saldırılarını engellediklerini söyleyip, bunu Rusya'nın ABD'de kasımda düzenlenecek ara seçimlere müdahalesini artırdığının işareti olarak gördüklerini ifade etmişti.

Fakat şirket yetkilileri, bahsettikleri siber saldırıların Rus hükümetiyle nasıl bağlantısı olabileceğine ilişkin bir veri sunamadı.

17 Ekim 2017 Salı

ABD GÜVENİLİR BİR MÜTTEFİK Mİ?

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
ABD'den şok açıklama: "Türkiye bir Ortadoğu ülkesi"
ABD Obama dönemi Dışişleri Bakan Yardımcısı Gordon, Financial Times'ta yayımlanan makalesinde "Türkiye artık güvenilir bir müttefik değil ve bir Ortadoğu ülkesi" ifadelerini kullandı.
BBC Türkçe'nin haberine göre, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, ABD ile yaşanan vize gerginliğinin ardından Financial Times'ta yayınalanan bir makalesinde Türkiye için "Artık bir Ortadoğu ülkesi" ifadelerini kullandı.
PEKİ AMERİKA MÜTTEFİK BİR DEVLET Mİ?
Kimse Ayranım ekşi demiyor.Bugüne kadar Amerika İsrail dışında hangi ülkeye müttefik olmuştur.
Bütün Ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış,İşi bitince kirli bir mendil gibi atmıştır.Peki kullanılan ülkelerin çıkarları,Mesela Türkiye’nin Çıkarlarına ABD bugüne kadar nasıl bir müttefiklik göstermiştir…..
ABD bu; mesajı bazen eski bürokratlar üzerinden verir. O yüzden, Gordon’un sözleri ABD yönetiminin Türkiye’ye karşı gelecekte izleyeceği stratejiyi de özetliyor. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor, “Peki ABD güvenilir bir müttefik midir?”
ABD, Tükiye’nin yıllardır mücadele ettiği terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG’ye toplam 2 bin kamyondan oluşan 50 bin kişi donatacak kadar silah ve mühimmat verdiyse ve Türkiye’nin Kuzey sınırı boyunca bu örgütün kontorülünde bir koridor oluşturmaya çalışıyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.

FETÖ’cüleri koruyor

ABD, kendi İç Güvenlik Bakanlığı’nın gönderdiği ve mahkemeye ulaşan belgelere göre darbenin sivil imamı Kemal Batmaz’ın FETÖ lideri ile ilişkisi ortaya çıktığı halde, ifadelerle, fotoğraflarla 15 Temmuz darbe girişimi ile FETÖ bağlantısı ispatlanmasına rağmen hala Fetullah Gülen’i korumaya devam ediyorsa bence güvenilir müttefik değildir.
ABD, darbeye karıştığı açık olan kişilerin geçerli pasaportu bile olmadan ülkesinde kalmasına göz yumuyor, onları Türkiye’ye karşı istihbarat operasyonu aracı olarak kullanıyorsa bence güvenilir müttefik değildir. Kavgaya karıştığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumaları hakkında tutuklama kararı çıkarıp, iki Türk’ü tek tip turuncu elbiseyle hapsediyor, 80 koli belgenin kapağını açıp Türkiye’de darbe girişiminde bulunan FETÖ’cülere tek bir soru sormuyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.

Siyasi operasyon

ABD, FETÖ’cü polis ve savcılarla sıradışı ilişkilere giren İstanbul Konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanması sonrası halkı cezalandırarak kaos yaratmaya çalışıyorsa bence güvenilir müttefik değildir.
ABD, ezeli düşmanı Rusya’ya bile daha önce uygulamadığı tüm vize başvurularını askıya alma kararını Türkiye’ye uyguluyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.
ABD, Rıza Sarraf davası üzerinden Türkiye’yi “teröre yardım eden ülke” gibi yargılamayı amaçlıyor, siyasi operasyon yapıyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.
PYD'ye yardım sonrası 10 soruda Türkiye-ABD ilişkileri
ABD’nin PKK uzantısı PYD terör örgütüne silah yardımı kararı sonrası ABD-Türkiye ilişkileri nasıl olması gerekir dersek 40 Yıllık Türkiye’nin Kanını emen PKK terör örgüne desdek veren Amerika nasıl müttefik olabilir.
ABD 2012 sonrası Suriye politikasını PYD üzerine kurdu. Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturma planı vardı ve bu düzlemde gidildi. O nedenle ABD yönetiminin PKK uzantısı PYD terör örgütüne silah yardımı yapması yeni bir durum değil. Doğrudan silahlandırma projesi Obama dönemine aitti. Donald Trump, 20 Ocak'ta yemin ettikten sonra silah sevkiyatı sürdü. Pentagon sevkiyatın Obama döneminde alınan kararın devamı olduğunu savunmuştu. Bugün gelinen noktada ise Donald Trump'ın onayıyla doğrudan silah sevkiyatı başladı.
Özellikle Irak ve Suriye'de görevli Centcom tamamen PYD'ye odaklı bir askeri yapı. Ve Obama'nın Suriye-Irak'taki askeri ekibi şu an mevcut politikayı da yürütüyor.
Trump'ın onayı ve Pentagonun açıklamalarına gelecek olursak, Türkiye ile ilişkiler konusunda çok hassas olduklarını görüyoruz. Yapılan yanlışı kabullenmeseler de bu yanlışın Türkiye'ye karşı olmadığını, Türkiye'nin bundan hiçbir şekilde zarar görmeyeceğini ısrarla vurguluyorlar. Yani Amerika, "biz PYD'ye silah veriyoruz ama sizinle de ilişkilerimizin kötüye gitmesini asla istemiyoruz" diyor.
Çocuk Kandırıyorlar.Dalga geçer gibi mesaj ve açıklama yapıyorlar.
"Rakka operasyonu bittikten sonra PYD ile işimiz bitecek" diyorlar, Başbakan da bunu açıkladı. ABD'nin sözlü taahhütlerine güven olmaz ama karşılarında da öyle birkaç lafla kandırabilecekleri bir Türkiye yok.
Bundan sonra nasıl olur da Türkiye-ABD ilişkileri  nasıl iyiye gidebilir.?
ABD Senatosu'nda gerçekleşen 'ABD-Türkiye ilişkileri' oturumunu değerlendiren Uzman Gencehan Babiş, ABD'nin Türkiye'den ‘müttefiklerinin çıkarlara uygun' davranmasını beklerken YPG'ye yardımı kesmeyip Fetullah Gülen'in iadesi etmemesinin ikili ilişkilerde daha büyük sıkıntılara yol açacağı görüşünde.

Türkiye ve ABD'nin tek taraflı müttefikliği ne kadar sürer?

ABD Senatosu'nda tartışma: Türkiye bir müttefik olabilir ama ortak değil

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu'nda Çarşamba günü düzenlenen "ABD-Türkiye İlişkilerinde Öncelikler ve Zorluklar" başlıklı bir oturum, ABD-Türkiye ilişkilerindeki kaygan zemini ve muğlaklaşan yakın geleceği bir kez daha ortaya koydu. Türkiye'nin NATO'da güçlü bir ‘müttefik ama ortak olmadığına' işaret edilen görüşmede, hava savunma sistemi olmayan Türkiye'nin Rusya'dan alacağı S-400'lerin ‘Türkiye'nin müttefiklerinin çıkarlarına ‘ters' olduğuna değinildi. Halihazırda F-16 pilotlarının eğitim süreçlerine ilişkin Ankara ile anlaşmazlık içinde olan Washington yetkilileri, Türkiye'nin pahalı, yüksek teknoloji ürünü silahların geliştirilmesi ve satın alımı süreçlerine katılmasına kısıtlamalar getirilmesini de tartıştı.
Türkiye'nin ‘ABD'nin çıkarlarına uygun davranması gerektiği' fikrinde buluşan senatörler; Türkiye tarafından PKK'nın uzantısı ve ‘terör örgütü' olarak tanımlanan YPG ile iş birliği yapmaya kendilerini itenin de bizzat Ankara olduğunu savundular. Oturumdan çıkan bir diğer karar ise Türkiye'ye ‘Gülen'in iade süreci ve Rıza Sarraf davasının siyasileştirilmemesi' konusunda çağrı yapılması oldu. ABD Senatosu'nda gerçekleşen ve ‘Türkiye'den tek taraflı olarak ‘müttefikliğe uygun davranış' beklendiği sonucuna varılan oturumu, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analiz Merkezi'nin (TÜRKSAM) ABD araştırmaları uzmanı Ahmet Gencehan Babiş, Sputnik'e değerlendirdi.

 ‘ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN İÇERİĞİ ARAP BAHARI'NIN ARDINDAN BOŞALDI'

ABD-Türkiye ilişkilerinin başarısızlıkla sonuçlanan Arap Baharı sürecinin ardından çıkmaza girdiğine işaret eden Babiş "Türk- Amerikan ilişkilerine son dönemde bakıldığında ilişkilerin ne içeriğinin ne de modelinin tam olarak belirlenmediğini görebiliyoruz. Özellikle Arap Baharı'nın başarısızlığından sonra ilişkilerin muhtevası bir bakıma boşaldı. Özellikle 15 Temmuz sonrası gerek FETÖ terör örgütünün ele başının iade edilmemesi ve Diğer taraftan YPG'ye silah desteği Türkiye'nin hoşuna gitmeyecek gelişmeler oldu. Son olarak, 17-25 Aralık süreciyle ilgili olarak Zafer Çağlayan'a dava açıldı. Kısacası tüm bu süreç, son derece gergin devam eden Türkiye-Amerika ilişkilerine işaret ediyor" dedi.
Türkiye'nin pahalı, yüksek teknoloji ürünü silahların geliştirilmesi ve satın alımı süreçlerine katılmasına kısıtlamalar getirilmesinin gündeme getirildiğinin hatırlatılması üzerine Babiş ""Türkiye'nin NATO bünyesinde kullandığı füze ve silahların birçoğunun yazılımı ve fikri mülkiyeti Türkiye'de değil, bu bilgi transferi zaten yapılmıyor. Türkiye'nin milli sanayisini daha da ilerletmesi gerekiyor. Hava savunma eğitimlerinde çeşitli iş birliklerine gidilmesi ve yerli sermayesinin geliştirmesi taraftarıyım" dedi.

 ‘ABD, TÜRKİYE'NİN KIRMIZI ÇİZGİLERİNE SAYGI GÖSTERMİYOR'

ABD'nin Türkiye'nin kırmızı çizgileri olan hususlarda müttefike yakışır şekilde davranmadığına işaret eden Babiş "Amerika'nın da Türkiye ‘nin kırmızı çizgilerine saygı göstermesi gerekiyor. Türkiye'nin etrafında, alfabenin farklı harfleriyle süslenerek terör örgütü değilmiş gibi gösterilmeye çalışan terör örgütlerine yönelik desteğini kesmesi ve bu örgütlerin desteklenmesinin önünü kesmeden, terör konusunda istihbarat paylaşımına gitmeden ilişkilerin çok da sağlıklı gittiğini söylemek zor. ABD, Türkiye'nin terör örgütü olarak tanımladığı örgütleri yanına almış durumda. Uzun vadede de bu ilişkiler açısından büyük sıkıntılar yaratacaktır. Ayrıca, asıl anlaşamama noktası FETÖ'nün iadesi. Şu ana kadar çok umut dolu açıklama gelmedi" ifadelerini kullandı.

‘ABD'NİN TUTUMUNUN MÜTTEFİKLİKLE ALAKASI YOK'

ABD'nin Türk F-16 pilotlarının eğitimi için uzmanlarını Türkiye'yi göndermeyi kabul etmediğini hatırlatan Babiş "Bu süreçte ABD, Türk pilotların ABD'de eğitilmesi konusunda diretmişti. Ancak bir yandan da Türkiye'nin sınırındaki terör örgütlerine yardımı sürdürüyor. Bu tavruın müttefiklikle bir ilgisi yok. Türkiye serzenişte çok haklı" dedi.
ABD'nin tutumunun ilişkileri olumsuz etkileyeceğine değinen Babiş "İlişkilerin daha da durağan hale gelmesi muhakkak eğer bu tavır aynı şekilde giderse. Ancak Türkiye NATO üyesi bir ülke ve Türkiye, iki gün içerisinde elini sallayarak NATO'dan çıkamaz. Bu yüzden statükonun hem ABD'yi hem de Türkiye'yi frenlemesi gerek" diye ekledi.

Not:ABD'nin kendi çıkarları ve Dünya'daki gücünü koruması için Her türlü yola başvurduğu,Müttefik dost olduğu ülkelerin iç işlerine karışıp gizli ortak olarak hareket ettiği,Çıkarları İçin DEASH,El Kaide gibi örgütleri kurup organize ettiği sonra bunları yok etmek adına Ülkeleri işgal ettiği,En Son Deash bahanesi İle Irak'ta İsrail güdümlü yapay devlet kurma çalışmaları,Deash Bahanesi İle Suriye'de PKK terör örgütüne binlerce Tır silah yardımı yaptığı,Türkiye'de Darbe girişimini organize ettiği,Artık güneş kadar açık ve nettir.Geçmişte Irak ve İran Savaşının Mucidi de Amerikadır.Arap Baharı organizatörüde Amerikadır.Kısa ca Amerika İsrail Çıkarları İçin Ortadoğu'da dökülen kanın Tüm şer odaklarının sahibidir.
Amerika'ya güven olmaz.Tam Bağımsız Türkiye Olmadan Ortadoğu'da ayakta kalınmaz.....

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html