BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Israel sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Israel sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

4 Mart 2018 Pazar

Netanyahu'nun yargılanması ve İsrail'i bekleyen üç senaryo


Tamer Ashraf
Netanyahu’nun rüşvet ve dolandırıcılık suçlamalarından ötürü iki ayrı davadan yargılanma ihtimali, parçalı koalisyon hükümetlerince yönetilen İsrail için yeni bir siyasi kriz döneminin başlangıcı olarak görülüyor.
 Bugünlerde İsrail gündeminde Başbakan Benyamin Netanyahu’nun karıştığı yolsuzluk iddiaları, önemli bir yer tutuyor. Kasım 2016’da İsrail Başsavcısı Avichai Mandelblit’in açtığı yolsuzluk soruşturmasıyla başlayan süreçte, toplamda beş ayrı soruşturma açıldı.
Sürecin sonunda İsrail polisi, Netanyahu’nun adının geçtiği dört farklı yolsuzluk dosyasının ikisinden yargılanması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Benyamin Netanyahu’nun önümüzdeki günlerde rüşvet, dolandırıcılık ve görevi suistimal suçlamalarından ötürü Dava 1000 ve Dava 2000 başlıklı iki ayrı davayla yargılanması konuşuluyor. Bu durum, parçalı koalisyon hükümetlerince yönetilen İsrail için yeni bir siyasi kriz döneminin başlangıcı olarak görülüyor.

Netanyahu’nun aleyhindeki davalar

Başbakan Netanyahu’ya karşı yürütülen soruşturmalar, yakın dönemde yapılan çeşitli yolsuzlukları kapsıyor. Netanyahu’yla ilintili beş dava dosyasından en çok gündemde olanlar Dava 1000 ve Dava 2000 başlıklı davalar.
Dava 1000, Netanyahu ailesinin iki iş adamından rüşvet olarak aldığı hediyelerle ilgili. Benyamin Netanyahu ve ailesi, ekonomik çıkarlarını koruması karşılığında, İsrailli Hollywood patronu Arnon Milchan ve Avustralyalı milyarder James Packer’dan 300 bin ABD doları değerinde çeşitli hediyeler kabul etmekle suçlanıyor. Netanyahu’nun Arnon Milchan’a, ABD vizesi alma konusunda yardım ettiği ve Milchan’a milyonlarca dolara varabilecek vergi indirimi için bir yasa üzerinde çalıştığı ancak maliye bakanlığının bu yasanın çıkmasını engellediği ortaya çıktı. Ayrıca Milchan’ın İsrail’in en büyük tv kanalı Kanal 2’den hisse edinmesi için Netanyahu’dan ciddi destek aldığına dair belgeler de dava dosyasında mevcut. Netanyahu’nun Milchan’ın hissedarı olduğu Kanal 10’a ciddi destekler vermiş olabileceği iddiası ise henüz soruşturma aşamasında.
Hediyelerle ilgili Netanyahu’dan ve ailesinden herhangi bir itiraz gelmedi hatta Netanyahu, yüzbinlerce dolar tutan şampanya, mücevherat ve tatillerin, kendisine dostluk nişanesi olarak sunulduğunu iddia etti. Bu konuda İsrail kamuoyu ve yargı makamları ikna olmamış gibi görünürken, İsrail’in eski başbakanlarından Ehud Olmert’in de benzer sebeplerle yargılanıp hapse atıldığı akıllara geliyor.
Dava 2000, Benyamin Netanyahu’nun İsrailli iki büyük medya patronu; Yedioth Ahronot gazetesinin sahibi Arnon Moses ve İsrael HaYom gazetesinin sahibi Sheldon Adelson arasında gazetelerin dağıtımıyla ilgili bir anlaşma sağlamaya çalışmasıyla ilgili. Yedioth Ahronoth ve İsrael HaYom, ülkede ücretsiz dağıtılan iki gazete. İsrael HaYom tamamen Netanyahu çizgisinde ve sürekli büyürken, Yedioth Ahronoth oldukça muhalif bir çizgide ve son dönemde sahibi Arnon Moses mali sıkıntı çekiyor. Netanyahu da, Moses’e kendisiyle ilgili daha olumlu haberler yapması karşılığında, rakip gazete İsrael HaYom’un büyümesini engelleyebileceği teklifinde bulunuyor. Bu konuda Netanyahu’nun İsrael HaYom’um sahibi Adelson’la yaptığı görüşmelere dair belgeler de dava dosyasında.
İsrail Başbakanı hakkında, yargılanıp yargılanmayacağı henüz kesinleşmeyen Dava 3000 ve Dava 4000 başlıklı iki ayrı dava daha bulunuyor. Dava 3000, İsrail’in denizaltı alımı için Almanya’yla imzaladığı sözleşmeyle alakalı. Alım sürecinde Netanyahu’ya yakın isimlerin İsrailli bazı üst düzey yöneticilere, denizaltı alımının Almanya’dan yapılması için rüşvet verdiği iddialarını içeriyor. Dava 4000 de Benyamin Netanyahu açısından öncekilere benzer suçlamalar içeriyor. Dosyaya göre Benyamin Netanyahu İsrail’deki en büyük telekomünikasyon şirketi Bezeq’e ulaştırma bakanlığı üzerinden bazı iltimaslar tanıması karşılığında, bazı taleplerde bulunuyor. Belgelere göre İsrailli haber sitesi Walla’da kendisi hakkında daha ayrıcalıklı haberler yapılmasıyla ilgili Bezeq’in ortağı ve Walla’nın da sahibi olan Shaul Elovitch’le anlaşmaya varıyor.

Yakınların tanıklıkları ve hukuki süreç

13 Şubat’ta İsrail polisinin Dava 1000 ve Dava 2000’le ilgili görüş bildirmesiyle muhtemel bir yargılama sürecinin genel şeklini aldığı düşünülürken, yolsuzluk süreçlerinde Netanyahu’yla birlikte yer alanların mahkemeyle anlaşarak tanık olmaları, Netanyahu için yargılanma ihtimalinin ciddileştiğini gösterdi. Netanyahu’nun iletişim bakanı Şlomo Filber ve İsrailli eski yargıç Hila Gerstl’ın 20 Şubat’ta tanıklığı kabul etmeleri, o ana kadar dava sürecini yarı kayıtsızlıkla takip eden Netanyahu’nun partisi Likud’un destekçileri için işleri değiştirdi. 21 Şubat sabahında kimse ne olacağını kestiremiyordu. Zira Hila Gerstl, Netanyahu’nun kendisine başsavcılık pozisyonunu teklif ederek, bunun karşılığında Sara Netanyahu’nun yaptığı harcamalarla ilgili bir soruşturma dosyasını kapatmasını istediğini söyledi. Bu durum daha büyük bir iddia ortaya çıkmazsa, diğer bütün iddiaları geride bırakan bir iddia olarak değerlendiriliyor. Daha önce polis tarafından Dava 4000 kapsamında tutuklanan Şlomo Filber’ın daha hafif bir ceza alma karşılığında tanık olarak yer almayı kabul etmesi, Netanyahu’nun bu dava kapsamında da yargılanma ihtimalini güçlendiriyor.
Diğer bir tanık olan Michael Ganor, İsrail’e denizaltı satışı yapan ThysennKrupp şirketinin İsrail’deki temsilcisi ve İsrail polisiyle bir yıl hapis cezası ve 2.8 milyon dolar para cezası ödemesi karşılığında tanıklık yapmak üzere anlaşmaya vardı. Ganor’un tanıklığına göre, Netanyahu’nun kuzeni Avukat David Shimron, Netanyahu’yla bağlantılarını kullanarak denizaltıların Almanya’dan alınmasını sağladı. Bu tanıklık da Netanyahu’nun Dava 3000 kapsamında yargılanma ihtimalini güçlendiriyor. Öte yandan Ganor’un tanıklığı, diğer bakan ve üst düzey devlet görevlilerinin başka silah alım ihalelerindeki muhtemel yolsuzluklarına da ışık tutabilir. Bu açıdan İsrail’de siyasi krizin yayılma ihtimaline yüksek gözüyle bakılıyor.
Dava 2000 kapsamında Netanyahu’nun yargılanmasına yönelik en büyük faktörlerden biri de Netanyahu’nun eski özel kalem müdürü Ari Harrow’un tanık olmayı kabul ederek, İsrail polisine sunduğu Arnon Moses ve Benyamin Netanyahu arasında geçen konuşmaların kayıtları oldu. Harrow’un ifadesine göre sonrasında lazım olabileceği düşüncesiyle konuşmaların kaydedilmesini, Netanyahu’nun kendisi istemişti. Harrow’un tanık sıfatı kazanmasıyla bu kayıtlar Netanyahu’nun aleyhinde delile dönüşmüş oldu.
İsrail’de bir siyasetçinin suçlu bulunması, dava sonuçlanana kadar içinde pekçok prosedürü barındıran ve uzun zaman alabilen bir süreç. İsrail polisinin, delilleri mali suçlarla ilgilenen savcılara sunmasının ardından savcıların delilleri gözden geçirmesi gerekiyor. Devamında dosyanın Netanyahu’nun avukatlarına sunulması ve ardından avukatların başsavcıyla bir araya gelerek delillerin yetersizliğine dair savunma yapmaları bekleniyor. Sürecin sonunda da İsrail Başsavcısı Avichai Mendelblitt, davanın seyrine dair kararını açıklayacak. Ancak Benyamin Netanyahu’nun yoğun programı, sürecin uzamasına neden olabiliyor. Netanyahu ekibinin, bu tarz sebepleri kullanıp zaman kazanarak davaya giden süreci daha da uzatabileceğinden bahsediliyor. Diğer yandan İsrail yasalarına göre hakkında yargılama kararı çıksa da başbakanlıkta dördüncü dönemini geçiren Benyamin Netanyahu istifa etmek zorunda değil. İsrail polisinin yargılanması yönünde görüş bildirmesinin ardından yaptığı açıklamalar ve söylemleri de istifa etmeyeceği yönündeki tahminleri güçlendiriyor. Buna ek olarak gerek Likud içerisindeki sesler gerek de koalisyonda yer alan bazı bakanların Netanyahu’ya desteklerini açıklamaları, sürecin kızışmasına yol açabilir. Zira yolsuzluk karşıtı gösteriler Tel Aviv gibi şehirlerde son aylara doğru gittikçe artma eğilimine girdi ve yargılanması durumunda Netanyahu’nun istifa etmesi gerektiği, her ne kadar yasayla gerekli görülmese de toplumsal bir talebe dönüşmüş durumda (Aralık 2017’de bu talebe yüzde 60’lar oranında destek vardı.)

Yakın geleceğe dair üç senaryo

Benyamin Netanyahu’nun, partisi Likud içerisindeki konumundan ötürü bir yargılama durumunda, sonrasının ne olacağına dair kimsenin bir fikri yok gibi görünüyor. Mevcut durumda koalisyon ortakları arasında da koalisyonu dağıtmaya yönelik bir girişim görünmüyor. Bu da kimsenin özellikle de en sağ kanadın siyasi bir krizin günah keçisi olmak istememesi olarak yorumlanıyor. Bu durum, İsrail başsavcısı yargılamaya dair kararını açıkladıktan sonra değişebilir ve siyasi arena bir anda büyük bir fırsat yarışına sahne olabilir.
İlerleyen sürece dair öne çıkan üç senaryo var. Bunlardan üzerine en çok düşünüleni, Netanyahu hükümetinin düşüşü ve sonrasında yeni seçimler yapılması. Bu, ancak koalisyon ortaklarının koalisyonu dağıtmasıyla gerçekleşecek bir senaryo. Ama henüz altı koalisyon ortağının hiçbirinden elle tutulur çatlak bir ses çıkmadı. Ama partilerin bu opsiyona dair hazırlık yaptıkları, bir süredir siyaset kulislerinde konuşuluyor. Bunlar arasında en çok öne çıkanı İsrail merkez solunu temsil eden ama son dönemdeki söylemleriyle pekçok sağcı siyasetçiyi de geride bırakan Siyonist Birlik lideri Avi Gabbay. Gittikçe sağa yönelen söylemleriyle Gabbay’ın ilerideki dönemin en popülist siyasetçilerinden biri olarak yükselişe geçebileceği öngörülüyor.

İkinci senaryoda, koalisyon ortaklarının pozisyonlarını korumak isteyebilecekleri ihtimalinden hareketle sadece Netanyahu’nun pozisyonundan istifa edeceği ama Likud içerisinden seçilen bir başbakanla diğer bütün koalisyon dengelerinin korunduğu bir seçenek öngörülüyor. Koalisyondaki -Yeş Atid lideri Yair Lapid gibi- bazı partilerin liderleri Netanyahu’nun mevcut durum çözülene dek bir süre siyaset sahnesinden çekilebileceği ihtimalini dillendiriyorlar.
Koalisyondaki siyasetçilerden bazıları da bu tarz davalarla yargılanmaları ve beraat etmeleri nedeniyle “bekle ve gör” yaklaşımı sergileyerek, davalardan hiçbir şey çıkmayabileceği seçeneğini öne sürüyor. Bunlar daha çok sağın sağında yer alan Arye Deri ve Avigdor Liberman gibi siyasetçiler. Burada duranlar, bir seçim halinde ya da Netanyahu’nun gitmesi halinde asla eski güçlerine kavuşamayabilecekleri ihtimalinden hareketle, pozisyonlarını korumaya çalışıyor. En basitinden Deri’nin partisi olan Şas, anketlere göre gelecek seçimde Knesset’e giremeyecek.
Normalde İsrail’in siyasi arenasında ciddi hareketliliklere neden olabilecek böyle bir durumun henüz göreceli bir sessizlikle karşılanmasının arkasındaki sebeplerden biri de İsrail’in bölgesel duruşunun bir savaşa yol verme ihtimali. Kuzey sınırındaki Lübnan’da Hizbullah’ın İran’dan aldığı destekle güçlenmesi ve Suriye’de artan İran etkisi, şu an için İsrail’in büyük ölçekli savaş da dahil bütün ihtimalleri masada tutmasına sebep oluyor. Mevcut ortamın istikrarını sıkıntıya sokabilecek bir hamlenin, herhangi bir siyasetçiye seçimlerde ciddi bir fatura çıkarabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.
Gerek Likud içerisinde gerek de İsrail düzleminde Netanyahu’nun alternatifsiz görünmesi ve bölgesel aktörlerin İsrail’e yönelik tehditlerinin yüksek bir düzeye ulaşması, şu an için Netanyahu’nun pozisyonunu koruyabileceği bir düzlem sunuyor. Bütün bu faktörler gözönünde bulundurulduğunda İsrail’de kısa vadede zemini tamamen değiştirebilecek bir seçenek görülmüyor.
[TRT World'de araştırmacı olarak çalışan Özgür Dikmen, İsrail siyaseti ve dış politikası alanlarında çalışmalarına devam etmektedir]

2 Eylül 2018 Pazar

Türkiye ve Rusya’dan eş zamanlı operasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



İdlib’e gerçekleştirilmesi planlanan askeri operasyonun detayları ortaya çıktı. Türk ve Rus askerleri ortak hareket edecek ve ilk hedef ise terör örgütü el-Nusra olacak.





Suriye'nin İdlib kentine yönelik Esad rejiminin katliam yapmasını engellemek isteyen Türkiye'nin Rusya ile izleyeceği yol belirlendi.


Terör örgütlerinin silahlarını bırakmaları için tanınan sürenin az kaldığı öğrenildi. İdlib'deki ilk hedef ise terör örgütü el-Nusra'nın yuvalandığı bölgelere yönelik eş zamanlı operasyonun başlatılması. Böylece İdlib'de yeni bir insani krizin önüne geçilmesi planlanıyor.


 İdlib'deki terör örgütleri ise kendilerine yönelik saldırının gerçekleşmesi durumunda Suriye'nin Halep ve Hama şehrinin yanı sıra liman kenti olan Lazkiye'ye gireceklerini belirtiyor. 3.5 milyon insanın yaşadığı İdlib'de sivillere yönelik insani yardım koridorların açılması için görüşmeler sürüyor. 


Bu insani yardım koridorların Türkiye'nin kontrolü altında olan Afrin ve Fırat Kalkanı bölgelerine açılmasının masada olduğu öğrenildi.


İNSANİ YARDIM


Şam rejiminin ise teröristlerden temizlenen bölgelere yeni bir insan akımına sıcak bakmadığını belirtiyor. BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, geçtiğimiz gün "Savaşın bitmesinin ardından insanların terk ettikleri evlerine güvenle dönmelerini garanti edecek şekilde bir insani çıkış koridoru oluşturulması gerekiyor" demişti.


JAMES JEFFREY TÜRKİYE'YE GELİYOR


ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, dün 4 Eylül'e kadar sürecek olan İsrail, Ürdün ve Türkiye'yi ziyaretine başladı. Eski Ankara Büyükelçisi olan Jeffrey'e Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Elçisi Joel Rayburn'ün de eşlik edeceği bildirildi. Ürdün ve Türkiye ziyaretlerinde Jeffrey'nin, "İdlib'de bir askeri saldırının Suriye'de ve bölgede tansiyonu artıracağına ve sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağına" dikkati çekeceği kaydedildi.


SON BÜYÜK ÇATIŞMA


Bir çok analize göre İdlib muhtemelen Suriye'deki iç savaşın son büyük çatışması olacak. Bu nedenle İdlib Suriye'deki iç çatışmalar açısından herhangi bir düğümün çözülmesi değil, sonrasında düzenin sağlanabilmesi açısından bir dönüm noktası özelliğine sahip. Türkiye İdlib'de yaklaşan çatışmaya temelde iki perspektiften bakmaktadır: Bunlardan birincisi olası bir operasyonun Türkiye açısından yaratabileceği kısa vadeli güvenlik riskleriyken, ikincisi de Suriye'de uzun vadede Türkiye'ye yönelik bir tehdit arz etmeyecek bir düzenin oluşmasıdır.

KAYNAK: SABAH

  Şam'da peş peşe patlamalar 


 Suriye'nin başkenti Şam'a bazı hava saldırılarının olduğu, saldırıların bir kısmının hava savunma sistemleri tarafından püskürtüldüğü başkent yakınlarında bazı askeri üslerde ise patlamalar yaşandığı belirtildi.


Suriye'nin başkenti Şam yakınlarındaki El Mazze hava üssündeki mühimmat depolarında patlamalar yaşandığı kaydedildi. Times of Israel gazetesi patlamaların İsrail uçaklarının saldırıları sonucunda gerçekleştiğini iddia etti.


Sputnik'e konuşan Suriye yönetiminden bir kaynak, El Mezze hava üssünün vurulmadığını ancak bölgeye yönelik yapılan roket saldırısı nedeniyle hava üssünde bulunan mühimmat depolarında patlamalar yaşandığını, saldırıların Suriye hava savunması tarafından püskürtüldüğünü kaydetti.



TIMES OF ISRAEL: SALDIRIYI İSRAİL UÇAKLARI DÜZENLEDİ



Times of Israel gazetesinin haberine göre, saldırılar İsrail uçakları tarafından düzenlendi.

6 Ekim 2017 Cuma

BARZANİ AİLESİ VE YAHUDİLİK

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
İsrail kurulduktan sonra, Kuzey Irak ve Suriye'de yaşayan 200 bin Kürt Yahudisi, büyük bir operasyon ile İsrail'e getirilmişler ve İsrail parlamentosunda önemli mevkilerde bulunmuşlardı. Bugün de İsrail'de 250 binden fazla Kürt Yahudisi yaşamaktadır. İsrail'in Molla Mustafa Barzani ile kurduğu ilişkiler, bugün de oğul Mesud Barzani ile devam etmektedir.
Peki Barzanileri tarih sahnesinde İsrail'e yakınlaştıran nokta neydi ?
7 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Uğur Mumcu, Mossad-Barzani bağlantısını şöyle anlatmaktadır:
"Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki, Mossad-Barzani ilişkisidir. Mossad, İsrail Devleti'nin gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt Lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, 'Hayır olmadı' diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da Mossad-Barzani ilişkileri bilinmiyordu."
Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail'e gidiyor. Kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a, hediye olarak bir 'Kürt hançeri' ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin planlarını da getiriyordu. Mart 1969'da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hale getiriliyor.

Molla Mustafa Barzani'nin Mossad Şefi Zwi Zamir ile Görüşmeleri


İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Dördüncü Genel Kurmayı Moshe Dayan ve Molla Mustafa Barzani, 1967 - İsrail Ziyaretinden
Barzani Aşireti, Beroji, Mizorî, Şarvanî ve Dolemari olmak üzere dört aşiretten müteşekkil bir aşiret konfederasyonudur. Barzan bölgesi Irak'ın Erbil iline bağlı olup ülkenin en kuzey ucunda yer almaktadır. Encyclopeadia of Iranica´ya göre Barzan adı, Kürtçenin de mensup olduğu kuzeybatı İrani dilerde Mahalle anlamını taşımaktadır. (Encylopedia İranica, Barzan, Vol.II. Bibliography : Ch. Adle, "Contribution à la géographie historique de Damghan," Le monde iranien et l'Islam 1, 1971, pp. 69-104)
Nitekim Kürdistan olarak tabir edilen Kuzey Irak'taki Musul ve Erbil şehrinde, Hahamlar yetiştiren Barzani ailesi hakkında en önemli detaylı bilgileri Yahudi Ansiklopedisi – Judaica vermekte ve şöyle açıklamaktadır :
Musul şehrinde yaşamış olan Haham Ben Nethanel Barzani Halevi hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Nethanel Barzani Musul'a yerleşmiş ve bu bölgedeki Talmud eserlerini ve İbrani diline ait eserleri geniş bir kütüphanede toplamıştır. Bu eserler ve yazma kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani'ye miras bırakmıştır. 1560 - 1630 yılları arasında yaşayan oğul, Kürdistanlı Kabalist Haham Samuel Barzani Ben Nathanel döneminin ünlü Kabalistlerindendir. Bu aile Barzani ismini ise yaşadığı bölgenin adından almıştır. Barzani ailesi Barazan bölgesinde ve Musulda yeşiva okulunu kurdu. Barazani ailesinin diğer Kabalist hahamları Musulda ve diğer Kürt şehirlerinde yaşamışlardı. Kürdistan bölgesinin en seçkin ve hahamlar yetiştiren ailelerindendi. Samuel Barzani Kabalistti, ve Kabala ya dair pek çok kitap yazmıştı. Bu kitapların bilinenleri ise ise Avnei Zikkaron, Sefer Ha-Iyyun, Sefer Derashot, ve Sefer Haruzot isimli eserleriydi. (Encyclopedia Judaica, Barzani Families, Vol.3. Keter: Jerusalem 1972, p.138 Bibliyografi bkz.)
Samuel Barzaninin kızı olan Asenath Barzani ise Tora, Talmud ve Kabala bilgisi sayesinde ün kazandı ve Yeşiva'da öğretmenlik yapan kocasının ölümüyle Tora konusunda başöğretmen ilan edildi. Asenath, kadınlar için söylenen "Talmud bilgini" anlamına gelen ( tanna'it ) ilk kadın haham ünvanını aldı. Tanna'it Asenath Barzani ayrıca yazdığı şiirleri ve İbrani dili üzerine yaptığı yorumlarıyla da bilinmektedir. Asenath'ın şiirleri kadın eliyle yazılmış ilk modern İbranice eserlerin ender örneklerindendir. (Encyclopedia Judaica, Barzani Families, Vol.3. Keter: Jerusalem 1972, p.138 Bibliyografia : M. Benayahu, "R. Samuel Barzani: Leader of Kurdistan Jewry,"in: Sefunot 9 (1965), 23–125 (Heb.); J. Mann, Texts and Studies in Jewish History and Literature, Vol. I (1972); A. Ben-Ya'akov, "Kurdistan Jewish Communities" (Heb., 1981); E. Brauer, he Jews of Kurdistan (R. Patai, ed.) (1993); U. Melammed Uri and R. Levine. "Rabbi Asenath: A Female Yeshiva Director in Kurdistan," in: Peamim, 82 (2000), 163–78 (Heb.); Y.Y. Rivlin, "Poetry of the Aramaic-Speaking Jews" (Heb., 1959))
Nitekim Barazani ile Barzani İbrani literatüründe aynı isimlerdir. Aynı anlamdadır. (Guggenheimer,Eva H. Guggenheimer, Jewish family names and their origins, Publishing House, Inc., 1992, op. 67)
Kürt Yahudileri ilerleyen dönemlerde Siyonizmi de benimsemişlerdi. 1920'lerde Irak Kürdistanı'ndan Kudüs'e yerleşen Barzani aşiretinden Moşe Barzani "Barazani" (1926-1947) Lehi Yahudi örgütü'nün ünlü liderlerindendi. Encyclopedia Judaica' Barzani Families, Vol.3. Keter: Jerusalem 1972, p.138 Bibliyografia : Y. Nedava, Olei-ha-Gardom (1966); Y. Gurion, Ha-Niẓẓah ̣on Olei Gardom (1971).


Ünlü Siyonist Moshe Barzani adına bastırılmış bir posta pulu
Barzani Soyisimli bir Kürt Yahudisine ait Mezarlık – Kudüs / İsrail Barzani Ailesi'nin Kudüs'de bulunan akrabalarından.
Viyana - ZentralFrieed Eşkenazi Yahudi Mezarlığı
Aşkenazi ve Doğu Yahudilerinde Barzani İsmi sıkça kullanılmaktadır.
Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles California Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Yona Sabar'ın, 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan 'The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology' (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) isimli kitabında Barzanilerin soyu ile ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir.
Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olması bölgeye ve tarihe bakışımız için önemlidir. Çünkü bugünkü Mezopotampa sınırları içerisindeki bölge Yahudiler için çok kutsal bir bölgedir.
Yahudilerin kutsal kitabı Tora bu bölgenin İsrailoğulları için önemini şöyle vurgulamaktadır: "O gün Tanrı Avraam (İbrahim) ile bir anlaşma yaptı ve Mısırdaki Nehir'den, büyük nehre- Fırat Nehri'ne kadar olan bu bölgeyi senin soyuna verdim dedi." (Tora-Bereşit (Yaratılış) 15/19, Leh Leha)
Nitekim Hahamların Toradaki bu ayeti açıklaması da çok çarpıcıdır.
Bene İsrael bu topraklara, Maşiah (Mesih) Dönemine kadar sahip olamayacaktır. (Tora-Bereşit (Yaratılış)15/19, Açıklaması.)
Bu topraklar Tevratta, Avraam (İbrahim) ile Tanrının anlaşması sonucu, Tanrı tarafından İbrahimin nesline İsrailoğullarına ebediyyen verilmiştir.
Torada, Tanrı bu topraklar için İsrailoğullarına zafer sözü vermektedir.
Tanrı tüm bu ulusları önünüzden sürecek ve sizden büyük ve güçlü ulusların toprağını mülk alacaksınız. Ayağınızın bastığı her yer sizin olacak : sınırlarınız çölden ve Levanondan, nehirden-Fırat nehrinden Akdenize kadar olacak sınırınız. Önünüzde kimse duramayacak. (Tora-Devarim (Sözler) 11/23-24)
Yedi Kenan ulusuna karşı çıktığınız savaşlarda ayağınızı bastığınız her yer sizin olacak. ( Raşbam ) Ancak o sınırlar Erets-israil'e ilk girildiği zamanki temel sınırlardır. Fıratın Erets İsrael'in sınırını işaretlemesi, ancak Maşiah (Mesih)'in gelişinden sonra gerçekleşecektir. (Tora-Devarim (Sözler) 11/23-24. Raşi Açıklaması)
Yani Tora burada şunu vurgulamaktadır. Bu topraklara sahip olacak dönem mesihin gelişiyle gerçekleşecektir. Yahudilikte inanılan mesih inancı doğrultusunda bu planı gerçekleştirecek liderlerinde Yahudi olması, Kabalistik planın bir parçasıdır. Bu süreçte hiçbir şey tesadüfe bırakılmamıştır. Tevratta işaret edilen bu bölgenin liderleri, Barzanilerin ve Bedirhanların Judaik oluşu Toradaki kehanetin de bir parçasıdır.
En nihayetinde bu toprakları sahiplenen Barzanilerin de, Judaik olması tesadüf değildir. Baba Mustafa Molla Barzani ve Mesud Barzani'nin İsrail ile sıkı ilişki kurması, İsraille ittifak etmesinin nedenlerinden birinin aynı kökenden gelmeleridir.
Ahmet Uçar'ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs'e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar'ın ifadesine göre, ''Kudüs'e Yahudi iskánı ile tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti'nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856'da Hahambaşı'nca verilen dilekçe Osmanlı hükümetince 11 Nisan'da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861'de bir irade ile Kudüs'e sürülmüştü.'' Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi'nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ''Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay (Hürriyet, Barzani Ailesi Yahudi çıktı, (18.02.2003))

21 Aralık 2018 Cuma

BARZANİLER VE İSRAİL

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Ünlü Siyonist Moshe Barzani adına bastırılmış bir posta pulu

Kuzey Irak’ta yayın yapan ‘İsrail-Kürt’ dergisi, İsrail’deki Kürt Yahudilerini Kuzey Irak’a dönmeye çağırıyor. Dergi pek çok yazısında amacını Kürt-İsrail ilişkilerini derinleştirmek olarak tarif ediyor. İlginçtir, İsrail, Kürt halkının haklarına daima destek vermiştir. Kimi Kürt siyasetleri ise gelecekte İsrail’in stratejik müttefiki olmayı amaçlamaktadırlar.
Akademisyenler, araştırmacılar ve stratejistlerin bugünkü Ortadoğu’daki yapılanmanın, büyümesi beklenilen Kürt Yahudi devleti olduğunda hem fikirdirler. (Kürdo-Judaik) Kürt Yahudi devletinin büyümesi ileride Ortadoğu ve dünya politikalarını çok önemli bir şekilde etkileyecektir.
Şu ayrıntıyı bildirmekte de yarar vardır. Kürt Yahudileri diye tabir edilen kesim ile Kürt dilini ve kültürünü benimsemiş, tarih boyunca Kürdistan diye tabir edilen Kuzey Irak bölgesinde var olmuş, sonradan İsrail’e göç eden Yahudiler kastedilmektedir. Bu kesim etnik kökenleri itibariyle Kürt değildir. Aksine Yahudi kavmindendirler, yani İsrailoğulları’nın neslinden gelmektedirler.
Çünki Tora Yahudileri, Evlilik ve Soy bakımından Asimilasyon Tehlikesi’ne karşı uyarmaktadır.
Yahudilikte soyun devam etmesi ulusun ve dinin devamı bakımından çok önemlidir. Annenin Yahudi olmadığı durumlarda, doğan çocuk da Yahudi değildir. İşte tarihin geri kalanında Yahudiler’in yaşam amaç ve görevlerini dinamitleyecek bir tehlike varsa, o da asimilasyondur. Karışık evliliğin yasağı, Tora’ya göre neden kabul edilmez olduğunu çok basit bir düzeyde anlayabilirsiniz. Tanrı Yahudiler’e diğer uluslara vermediği bazı özel görevler vermiştir. Yahudilik’te evlilik kişisel değil toplumsal bir konudur. (Tora-Devarim, Vaethanan,Rabi Raphael Hirsch’in 7/4 Açıklaması, s.156)
İsrail kurulduktan sonra, Kuzey Irak ve Suriye’de yaşayan 200 bin Kürt Yahudisi, büyük bir operasyon ile İsrail’e getirilmişler ve İsrail parlamentosunda önemli mevkilerde bulunmuşlardı. Bugün de İsrail’de 250 binden fazla Kürt Yahudisi yaşamaktadır. İsrail’in Molla Mustafa Barzani ile kurduğu ilişkiler, bugün de oğul Mesud Barzani ile devam etmektedir.
Peki Barzanileri tarih sahnesinde İsrail’e yakınlaştıran nokta neydi ?
7 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Uğur Mumcu, Mossad-Barzani bağlantısını şöyle anlatmaktadır:

“Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki, Mossad-Barzani ilişkisidir. Mossad, İsrail Devleti’nin gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt Lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, ‘Hayır olmadı’ diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da Mossad-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.”
Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail’e gidiyor. Kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’a, hediye olarak bir ‘Kürt hançeri’ ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin planlarını da getiriyordu. Mart 1969’da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hale getiriliyor.
Barzani Aşireti, Beroji, Mizorî, Şarvanî ve Dolemari olmak üzere dört aşiretten müteşekkil bir aşiret konfederasyonudur. Barzan bölgesi Irak’ın Erbil iline bağlı olup ülkenin en kuzey ucunda yer almaktadır. Encyclopeadia of Iranica´ya göre Barzan adı, Kürtçenin de mensup olduğu kuzeybatı İrani dilerde Mahalle anlamını taşımaktadır. (Encylopedia İranica, Barzan, Vol.II. Bibliography : Ch. Adle, “Contribution à la géographie historique de Damghan,” Le monde iranien et l’Islam 1, 1971, pp. 69-104)
Nitekim Kürdistan olarak tabir edilen Kuzey Irak’taki Musul ve Erbil şehrinde, Hahamlar yetiştiren Barzani ailesi hakkında en önemli detaylı bilgileri Yahudi Ansiklopedisi – Judaica vermekte ve şöyle açıklamaktadır :
Musul şehrinde yaşamış olan Haham Ben Nethanel Barzani Halevi hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Nethanel Barzani Musul’a yerleşmiş ve bu bölgedeki Talmud eserlerini ve İbrani diline ait eserleri geniş bir kütüphanede toplamıştır. Bu eserler ve yazma kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani’ye miras bırakmıştır. 1560 – 1630 yılları arasında yaşayan oğul, Kürdistanlı Kabalist Haham Samuel Barzani Ben Nathanel döneminin ünlü Kabalistlerindendir. Bu aile Barzani ismini ise yaşadığı bölgenin adından almıştır. Barzani ailesi Barazan bölgesinde ve Musulda yeşiva okulunu kurdu. Barazani ailesinin diğer Kabalist hahamları Musulda ve diğer Kürt şehirlerinde yaşamışlardı. Kürdistan bölgesinin en seçkin ve hahamlar yetiştiren ailelerindendi. Samuel Barzani Kabalistti, ve Kabala ya dair pek çok kitap yazmıştı. Bu kitapların bilinenleri ise ise Avnei Zikkaron, Sefer Ha-Iyyun, Sefer Derashot, ve Sefer Haruzot isimli eserleriydi. (Encyclopedia Judaica, Barzani Families, Vol.3. Keter: Jerusalem 1972, p.138 Bibliyografi bkz.)
Samuel Barzaninin kızı olan Asenath Barzani ise Tora, Talmud ve Kabala bilgisi sayesinde ün kazandı ve Yeşiva’da öğretmenlik yapan kocasının ölümüyle Tora konusunda başöğretmen ilan edildi. Asenath, kadınlar için söylenen “Talmud bilgini” anlamına gelen ( tanna’it ) ilk kadın haham ünvanını aldı. Tanna’it Asenath Barzani ayrıca yazdığı şiirleri ve İbrani dili üzerine yaptığı yorumlarıyla da bilinmektedir. Asenath’ın şiirleri kadın eliyle yazılmış ilk modern İbranice eserlerin ender örneklerindendir. (Encyclopedia Judaica, Barzani Families, Vol.3. Keter: Jerusalem 1972, p.138 Bibliyografia : M. Benayahu, “R. Samuel Barzani: Leader of Kurdistan Jewry,”in: Sefunot 9 (1965), 23–125 (Heb.); J. Mann, Texts and Studies in Jewish History and Literature, Vol. I (1972); A. Ben-Ya’akov, “Kurdistan Jewish Communities” (Heb., 1981); E. Brauer, he Jews of Kurdistan (R. Patai, ed.) (1993); U. Melammed Uri and R. Levine. “Rabbi Asenath: A Female Yeshiva Director in Kurdistan,” in: Peamim, 82 (2000), 163–78 (Heb.); Y.Y. Rivlin, “Poetry of the Aramaic-Speaking Jews” (Heb., 1959))
Nitekim Barazani ile Barzani İbrani literatüründe aynı isimlerdir. Aynı anlamdadır. (Guggenheimer,Eva H. Guggenheimer, Jewish family names and their origins, Publishing House, Inc., 1992, op. 67)
Kürt Yahudileri ilerleyen dönemlerde Siyonizmi de benimsemişlerdi. 1920’lerde Irak Kürdistanı’ndan Kudüs’e yerleşen Barzani aşiretinden Moşe Barzani “Barazani” (1926-1947) Lehi Yahudi örgütü’nün ünlü liderlerindendi. Encyclopedia Judaica’ Barzani Families, Vol.3. Keter: Jerusalem 1972, p.138 Bibliyografia : Y. Nedava, Olei-ha-Gardom (1966); Y. Gurion, Ha-Niẓẓah ̣on Olei Gardom (1971).
Ünlü Siyonist Moshe Barzani adına bastırılmış bir posta pulu
Barzani Soyisimli bir Kürt Yahudisine ait Mezarlık – Kudüs / İsrail
Barzani Ailesi’nin Kudüs’de bulunan akrabalarından.

Viyana – ZentralFrieed Eşkenazi Yahudi Mezarlığı
Aşkenazi ve Doğu Yahudilerinde Barzani İsmi sıkça kullanılmaktadır.
Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles California Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Yona Sabar’ın, 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology’ (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) isimli kitabında Barzanilerin soyu ile ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir.
Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olması bölgeye ve tarihe bakışımız için önemlidir. Çünkü bugünkü Mezopotampa sınırları içerisindeki bölge Yahudiler için çok kutsal bir bölgedir.
Yahudilerin kutsal kitabı Tora bu bölgenin İsrailoğulları için önemini şöyle vurgulamaktadır: “O gün Tanrı Avraam (İbrahim) ile bir anlaşma yaptı ve Mısırdaki Nehir’den, büyük nehre- Fırat Nehri’ne kadar olan bu bölgeyi senin soyuna verdim dedi.” (Tora-Bereşit (Yaratılış) 15/19, Leh Leha)
Nitekim Hahamların Toradaki bu ayeti açıklaması da çok çarpıcıdır.
Bene İsrael bu topraklara, Maşiah (Mesih) Dönemine kadar sahip olamayacaktır. (Tora-Bereşit (Yaratılış)15/19, Açıklaması.)
Bu topraklar Tevratta, Avraam (İbrahim) ile Tanrının anlaşması sonucu, Tanrı tarafından İbrahimin nesline İsrailoğullarına ebediyyen verilmiştir.
Torada, Tanrı bu topraklar için İsrailoğullarına zafer sözü vermektedir.
Tanrı tüm bu ulusları önünüzden sürecek ve sizden büyük ve güçlü ulusların toprağını mülk alacaksınız. Ayağınızın bastığı her yer sizin olacak : sınırlarınız çölden ve Levanondan, nehirden-Fırat nehrinden Akdenize kadar olacak sınırınız. Önünüzde kimse duramayacak. (Tora-Devarim (Sözler) 11/23-24)
Yedi Kenan ulusuna karşı çıktığınız savaşlarda ayağınızı bastığınız her yer sizin olacak. ( Raşbam ) Ancak o sınırlar Erets-israil’e ilk girildiği zamanki temel sınırlardır. Fıratın Erets İsrael’in sınırını işaretlemesi, ancak Maşiah (Mesih)’in gelişinden sonra gerçekleşecektir. (Tora-Devarim (Sözler) 11/23-24. Raşi Açıklaması)
Yani Tora burada şunu vurgulamaktadır. Bu topraklara sahip olacak dönem mesihin gelişiyle gerçekleşecektir. Yahudilikte inanılan mesih inancı doğrultusunda bu planı gerçekleştirecek liderlerinde Yahudi olması, Kabalistik planın bir parçasıdır. Bu süreçte hiçbir şey tesadüfe bırakılmamıştır. Tevratta işaret edilen bu bölgenin liderleri, Barzanilerin ve Bedirhanların Judaik oluşu Toradaki kehanetin de bir parçasıdır.
En nihayetinde bu toprakları sahiplenen Barzanilerin de, Judaik olması tesadüf değildir. Baba Mustafa Molla Barzani ve Mesud Barzani’nin İsrail ile sıkı ilişki kurması, İsraille ittifak etmesinin nedenlerinden birinin aynı kökenden gelmeleridir.
Ahmet Uçar’ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul’dan Selanik’e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs’e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar’ın ifadesine göre, ‘‘Kudüs’e Yahudi iskánı ile tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti’nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856’da Hahambaşı’nca verilen dilekçe Osmanlı hükümetince 11 Nisan’da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861’de bir irade ile Kudüs’e sürülmüştü.” Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi’nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ‘‘Mustafa Barzani’nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950’den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail’de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay (Hürriyet, Barzani Ailesi Yahudi çıktı, (18.02.2003))

Haham Benjamin Tudelanın Arşivleri, 1965 yılında araştırmacı E. Easher tarafından İbraniceden İngilizceye çevirilerek, Newyork Kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Tudela Arşivi İsrailli “Hakeshet”
Şirketi tarafından düzenlenerek bir kitap haline getirilmiştir.
Arşivin Giriş Bölümleri Kronolojiler

Tudela Arşivinin Kitaptaki İngilizce Çevirisi
Kürt Yahudileri hakkında ilk çarpıcı bilgileri, İspanyalı Seyyah Haham Benjamin Tudela gezisinde (1160-1173) vermiştir. Tudela, İspanya-Aragon krallığının desteği ile yolculuğuna başlamış, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Mezopotamya’yı gezerek notlar tutmuştur. Haham Benjamin Tudela Irak bölgesindeki Kürdistan olarak tabir edilen bölgede Kürt kültürünü benimsemiş, 100 civarında yerleşim birimlerine sahip Kürt Yahudileri ile karşılaşmıştır. Bu bölgedeki Kürt Yahudilerinin dillerini İbranice olarak kaydetmiş, kültürleri ve yaşadıkları bölgeleri not etmiştir. Irak’ın Zagros bölgesindeki 50.000 Kürt Yahudisini ve 100 sinagogu ayrıntılı bir şekilde not etmiştir. Tudela, o dönem çok önemli bir hadise ile karşılaşmıştır. Mesihlik iddasında bulunan Kürt Yahudisi “David Alroy ” notlarında şöyle kaydetmektedir: “Benjamin Tudela, Mesih iddasında bulunan Kürdistan doğumlu Kabalist ve Talmudist Kürt Yahudisi David El Roi (1160-?), adındaki bir hahamın, Selçuklu Sultanına karşı isyan bayrağını kaldırarak , tüm yahudileri sürgünden bir araya getirip Kudüste bir arada toplayacağını ve İsraili yeniden kuracağını belirterek mesih olduğunu ilan ettiğini not etmektedir.”
Burada çok ilginç bir ayrıntı vardır. Mesihliğini ilan eden Kabalacı David Alroy tıpkı Sabetay Sevi gibi müridlerine din değiştirmelerini ve gizlenmelerini söylemişti. David Alroy’nin mesihsel düşünceleri Kürt Yahudileri arasında kısa zamanda yayılmış ve bir çok Kürt Yahudisi zamanla İslam’a geçmişti. Sabetay Sevi hareketinin bir benzeri, Sabetay Sevi’den 5 asır önce David Alroy önderliğinde Kürt Yahudileri tarafından gerçekleştirilmişti. Gizlenmeleri onlarca asırdır etkin kimliklerini de inançlarını da değiştirmedi. Soylarını korudular ve inançlarını daha çok kripto (gizli) yaşadılar.
İşte bu mesihsel süreçte ortadan kaybolan Kürt Yahudileri asırlar sonra tarih sahnesine yeniden dönmüşlerdi. 1948’de İsrail kurulmuş ve birçoğu atalarının dinlerine dönmüşler ve inançlarını yeniden yaşamaya başlamışlardı. Barzani aşiretinin bir bölümü de yeniden dinlerine dönenlerdendi.

Lakin dönmeyenler ise hala Kripto Yahudiliklerini korumaktalar ve yaşamaktadırlar. Bunlardan biriside Kürt tarihine damgasını vurmuş iki büyük aile olan Kürt Bedirhan ve Babanzade aileleridir. Biz burada bu gelenekten gelen kripto aileleri anlatacağız.
Yahudi tarihindeki mesihsel süreç Kabala’nın bir parçası olan gizlenme ile gerçekleşmiş büyük bir organizasyondu. Tarihsel süreçten bugüne İsrail’i kuran bu yapılanmanın temel kaynağı gizlenmekti. Yahudi tarihinde Mesihlik iddasında bulunan iki önemli isim David Alroy ve Sabetay Sevi gibi Kabalistler, müridlerine ve çevrelerine kimliklerini gizlemelerini ve din değiştirmelerini söylemişlerdi. Gizlilik onlara bir perde sağlamış, ve bu sayede bulundukları toplumun ve devletin önemli konumlarına gelmişlerdi.
İşte İsrail bu mesihsel sürece uyan Yahudilerin Kabalistik planları ile kurulmuştu.

Peki bugünkü Kürdo Judaik devletin ilk temelleri ne zaman ve
kimler tarafından atılmıştı ?

Bu mimarların başındaki Bedirhan aşiretini biraz inceleyelim.
Bedirhaniler, Osmanlı’da ilk Kürt isyanını gerçekleştiren geniş köklü bir aşirettir. Bedirhan Bey 1845 yılında Osmanlı’ya başkaldırarak Cizre merkezli Botan bölgesinde hükümet kurup kendi adına para bastırmıştır. 1847 yılında Abdulhamid uzlaşma vaadiyle Bedirhan Bey’i İstanbul’a çağırmış ve gözaltına alıp daha sonra bir ordu göndererek Bedirhan birliklerini yenilgiye uğratarak Bedirhan aşeritine mensup herkesi İstanbul’a getirtmiştir. Tekrar bir isyanı çıkarmalarını engelemek için gözlem altında tutulan Bedirhanlar İstanbul’da modern Kürt milliyetçiğinin öncüleri olmuşlardır.
Bedirhaniler Sultan II. Abdülhamit döneminde de çok etkindir. II. Abdülhamit, Bedirhan’ın oğlu Bahri Bey’i yaveri, Baban Aşiretinden Abdurrahman Paşa’yı Dahiliye Ve Harbiye Nazırı, Ubeydullah’ın oğlu Şeyh Abdülkadir’i Meclis Başkanı gibi makamlara getirmiş; yine bu dönemde Sultan’a bağlı nesiller yetiştirmek amacıyla son derece etkili pek çok aşiret mektebi açılmıştır.
Kürt aydınlarının merkezi İstanbul olmasına rağmen ilk Kürtçe gazete, Mısır’da yayınlanmıştır. Zaten ilk gazeteyi çıkaran Mikdet Mithat Bedirhan da İstanbul’dan sürgünle Mısır’a giden bir Osmanlı Kürt aydını idi. Mikdet Mithat Bedirhan’ın mensup olduğu Botan Beyi Bedirhan ailesinin Kürt aydınlanması ve modernleşmesine çok büyük katkıları olmuştur.
II. Meşrutiyet’ten önce Kürtler tarafından yayınlanan gazete ve dergilerden bahsetmek gerekirse ilk Kürt gazetesi 1898 yılında Kürdistan adıyla Kahire’de Mithat Bedirhan Bey tarafından yayınlandı. (V. Minorski, Kürtler, Komal Yayınları, İstanbul, Ocak, 1977, s. 43)
Celadet Emin Ali Bedirhan da Seyit Abdulkadir gibi ilk Kürtçü siyasi cemiyet sayılan ‘Kürt Teavün ve Teraki Cemiyetinde’ kurucu olarak görev almıştı aynı günlerde oğlu olan Süreyya Bedirhan ilk Kürtçü gazete olarak kabul edilen ‘Kürdistan’ı yayınlamaya başladı. Yine akrabası olan Abdurrahman Bedirhan aynı dönemlerde ‘Kürt Neşri Maarif Cemiyeti’nin Çemberlitaş’ta kurduğu okulu yönetiyordu. Süreyya Bedirhan matbaasını Kahire’ye taşımış ve orada ‘Kürt Bağımsızlık Komitesi’ örgütünü kurmuştu. Süreyya Bedirhan tarafından Mondros Mütarekesi’nden sonra Kahire’de Kürt İstiklâl Komitesi adı altında kurulan bu örgütün amacı Kürtleri birleştirme ve Kürdistan’ın bağımsızlığını sağlamaktır..
Bedirhan Ailesi’nin pek çok mensubu Kürt Milliyetçiliğinin yazılması, öğretilmesi gibi konuları amaçlamıştı. Bugün Kürt ayrılıkçılar tarafından ulusal bir kahraman olarak kabul edilen Emir Bedirhan’ın torunu Halil Bedirhan’ın, İngiliz Yüksek Komiseri’ne yapmış olduğu şu bedbaht teklif ibret vericidir : “Biz İngiliz mandası istiyoruz. Büyük Britanya bize yardım ederse, biz de düşmanları olan Rusya, Türkiye ve Irak arasında onun tampon bölgesi oluruz. Ermeni ve Hıristiyan topluluklarla işbirliği yaparız. (Öke Mim Kemal, Musul Kürdistan Sorunu, İz Yayıncılık, İstanbul, 1995)
17 Aralık 1918 olarak belirlenebilen Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin kurucu ve yöneticileri Tarık Zafer Tunaya’ya göre şu kişilerden oluşmaktaydı: “Reis, Seyit Abdülkadir Efendi (Şeyh Abdullah Efendizade), Hüseyin Şükrü (Baban) Bey (Katib-i Umumi), Dr. Şükrü Mehmet (Sekban) Bey, Muhittin Nazim Bey, Babanzade Hikmet Bey ve Aziz Bey. Başkan: Seyyit Abdülkadir (Şemdinan) ve Baş. Yard. Bedirhan ailesinden Emin Ali Bedirhan’dır.
Kürdistan Teâli Cemiyeti’nin kurucu ve yöneticileri hakkında Tarık Zafer Tunaya,
Kürt Babanzade ailesinin önderlerinden İstanbul Ünv. Öğretim Üyeliği yapmış Ord. Prof. Şükrü Baban’la yaptığı 1 Temmuz 1976 tarihli konuşmasına göre bu listeye şu isimleri de eklemiştir:
Kâmran Âli Bedirhan, Necmettin Hüseyin, Kürt amele Reisi Reşit Ağa, Kadızade M. Şevki, Kürdistan dergisi sermuharriri Arvasî zade Mehmet Şefik ve mes’ul müdürü Mehmet Mihrî, Jin dergisi müdir-i mes’ulü Hazma, Emin Feyzi, Vanlı M. Selim Begi, Berzencîzade Abdülvahit, Dr. Hamit Şakir, Lâv Reşit, Dr. F. Berho, Hakkârili Abdürrahim Rahmi, Yemleki zade Aziz, Heyzani zade Kemal Fevzi…” (Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt II Mütareke Dönemi (1918–1922), s. 186–187.)
Kürd Gazetesi Rojî Kurd’ün yazarlarından Hüseyin Şükrü Baban (1890-1979), 1918’de İstanbul’da kurulan Kürdistan Teâlî Cemiyeti’nin genel sekreterliği yapmış ve Kürt Teşkilat-ı içtimaiye Cemiyeti’nin kurucularından olmuştur. Anlayacağınız bugün çok tartışılan, Kürt açılımını Babanlar ve Bedirhanlar 100 yıl önce çoktan yapmışlardı.
Kamuran Ali Bedirhan 1958 yılında Sevr Antlaşması’yla ilgili olarak şöyle yazmıştı :
“Yüzyılımızın son çeyreğinde tamamlanan bu antlaşma Kürt halkına birlik ve bağımsızlık hakkı sağlamıştır; bu antlaşma uzun süreli çabalar ve ağır bedeller sayesinde elde edilmiştir. Bu antlaşmanın hiç bir zaman yaşama geçirilmemesine karşın onun moral gücü yeni faktörler sağlamıştır. Biz, kendi geleceğini belirleme ilkesi temelinde Birleşmiş Milletler’ce kabul edilmiş olan, insanın var olma haklarına değinen kendi yönetimini tayin etme hakkına, moral ilkelere sahibiz.”
(Lazarev, M. S. Emperyalizm ve Kürt Sorunu (1917-1923), Ter: Mehmet Demir, Öz-Ge Yay., Ankara 1993. s.188–189.)
Kürtçülük hareketinin önde gelen şahsiyetlerinden biri olan Kamuran Ali Bedirhan Kürdistan Teâli Cemiyeti üyesiydi. 1940 yılından sonra Paris’e yerleşerek Polonyalı Yahudi bir kadın ile evlenen Kamuran Ali Bedirhan ölümüne kadar da Paris’te yaşadı.
1978 yılında ölen Kamuran Bedirhan, ölümünden önce Fransız yazarı ve Kürdolog Chirs Kutschera ile yaptığı söyleşide; “Kürdistan Teâli Cemiyeti önde gelenlerinin bir ayakları Kürdistan ulusal mücadelesinde ve bir ayakları da İslamcı Osmanlı yönetimindeydi, bakan olmak istiyorlardı” diyordu.
Irak Kürtleri’nin ayaklanmalarından sonra 1961 yılında bu ayaklanmaların Avrupa’daki sözcülüğünü üstelenen Bedirhanoğlu 1968 yılında ise Kürt ihtilal Konseyi temsilcisi Emir Kamuran Ali Bedirhan İmzası ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U–Thant’a bir muhtıra vermişti.
Celadet Ali Bedirhan’ın da belirttiğine göre Kürt Meselesi, İttihat ve Terakki hükümetleri
zamanından bile önce başlayıp, İdris-i Bitlisi aracılığıyla Doğu Anadolu Bölgesi’ne hâkim olan Yavuz Sultan Selim döneminden beri mevcuttu.
(Celadet Ali Bedirhan, Bir Kürt Aydınından Mustafa Kemal’e Mektup, Doz Yayınları, İstanbul, 1992, s.20.)
Barzaniler ile Bedirhaniler birbirlerine akraba bağı ile bağlıdırlar. (Bu bağlantıyı ilerideki makalede detaylı bir şekilde örnekleri ile belirteceğim.) Bu iki ailenin bağlılıkları zamanla siyasette ve bürokraside de sürdü.
1970 tarihinde Çuman’da, Molla Mustafa Barzani Dr. Kamuran Ali
Bedirhan’a Irak Cumhurbaşkanlığı yardımcılığını yapması için öneride bulunur. Ama Kamuran Bedirhan: ‘Ben böyle bir teklifi kabul edemem. Irak Cumhur başkanlığı yardımcılığı yerine, Çuman’da kardeşim Celadet Bedirhan adına bir okul yapmayı tercih ederim” der. (Hewler Post, Kuzey Irak Kürt Gazetesi – Aralık / 2009)
İlk Kürt isyan hareketlerini başlatan Kürt milliyetçisi fikir ve teorileri bundan yüzyıl önce Bedirhan, Baban aileleri ve kuşakları tarafından ortaya atılmış ve geliştirilmiştir. Kürdo Judaik (Kürt Yahudi ) devletinin temellerini atanlar ise Barzaniler’den daha çok Kürt Bedirhanlar olmuştur. Nitekim bu yapılanmayı oluşturan diplomasiyi ve bağlantıları kuran liderlerde hep bu ailelerden süregelmiştir.
Milli mücadeleye muhalefet eden Bedirhan ailesinin ileri gelenleri, Cumhuriyet kurulduktan bu güne kadar devletin önemli kadrolarında görev almıştır. Sanatçı, akademisyen, bakan, milletvekili yetiştiren ailenin fertleri kilit noktalarda bulunmuşlardır.
Hem muhalefet ediyorlar hem de idarede yer alıyorlar. İlginç bir tezat değil mi ?
Bedirhanîler’den Kaymakam Abdullah Hulusi Bey’in oğlu Vasıf Çınar, İki kez Milli Eğitim Bakanlığı yapmış ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun uygulayıcısı ve Altay Spor Kulübü’nün kurulmasına ön ayak olmuştu. İzmir Türk Ocağı’nın aktif bir üyesiydi. Soyadı Kanunu çıktığında Cumhurbaşkanı Atatürk, “Çınar gibi dallı budaklı bir aileye mensup olmasından ötürü” kendisine Çınar soyadını vermişti. (Milli Mücadele’de İzmir’e Doğru Gazetesi, Erol Kaya, Turkish Studies, 2008, Cilt 3, Sayı 7.)
Bedirhan Bey’in çocuklarından Şurayı Devlet Reisliği yapan Murat Bey, Galatasaray’da başkanlık yapan Tevfik Ali Çınar, Ali Şamil Paşa (İlk eşi Mahmure Hanım, Halide Edip Adıvar’ın üvey annesidir), Şam Valisi Salip Bey, Bedirhan Bey’in kardeşi Abdullah Bey’in oğlu, Atatürk’ün yakınında yer alarak Maarif Bakanlığı yapan ve eğitim alanında köklü ve sarsıcı değişikliklere imza atan Vasıf Çınar ailenin diğer fertleridir.
Bu durumu dönemin İngiliz Binbaşısı Noel ile Amiral Calthorpe telgraflaşmalarında şöyle kaydetmektedir: “Amiral Calthorpe’dan, İstanbul/ 1430 sayılı telgrafım, Bağdat temsilcisinin 5353 sayı ve 12 Mayıs tarihli telgrafı ve sizin 77676 sayı ve 29 Mayıs tarihli telgraflarınıza ilişkin olarak.
Toprakları doğuda olan Abdülkadir, Kürdistan’ın en tanınmış ve saygın ailesi Bedirhanlar, bunların her ikisi de feodal sistemi temsil etmektedirler..Bunlar Türk bürokrasisinde önemli mevkileri ellerinde tutmaktadırlar.” (Öke, Mim Kemal, Binbaşı E.W.C.Noel’in “Kürdistan Misyonu” (1919), s.69.)
Kürt milliyetçileri yetiştirmiş bu aile, Türk milliyetçileri ile de iç içe akrabaydılar.
Kürt Bedirhan ailesinden olan Bedri Paşanın hanımı Teşkilat—ı Mahsusa’nın ilk lideri Eşref Kuşçubaşı’nın teyzesinin kızıdır. Kürt tarihçi Cemal Kutay, Eşref Kuşçubaşı’nın damadıydı. Cemal Kutay, bir taraftan Kürt aşiret reisi Bedirhan Bey’in üçüncü kuşaktan torunudur. Mardinîlerden Kürt Bedirhanîler’e kadar uzanan geniş bir akraba profiline sahipti Eşref Kuşçubaşı. Teyzesinin kızı Bedirhanîler’e gelin gitmişti. Kendi kızını ise yine Bedirhan Paşa’nın torunlarından Cemal Kutay’a vermişti.
Karşıt iki görüşten olan Türk milliyetçisi kahramanlar ile Kürt Milliyetçileri hep aynı aileden gelmektedirler. Ne kadar şaşırtıcı değil mi?
Türk ve Kürtleri devlet kurma uğruna kanlı bir davanın ortasına iten her iki tarafın kurmayları da aynı ailenin soyundan geliyorlardı. Ve hiçbiri Kürt de değildi.
Peki kendileri bile Kürt kökenli olmayan bu zümre neden Kürtçülük yaptıl ve neden Kürt devletinin kurulmasını ve büyümesini istedi?



google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html