BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Kuzey Irak sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Kuzey Irak sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

22 Eylül 2017 Cuma

KUZEY IRAK'TA OYNANAN OYUN VE TÜRKİYE

TAMER ASHRAF
DİRİLİŞ POSTASI
Barzani kalleşliğinde DEAŞ'ın rolü;
DEAŞ, ya da daha yaygın bilinen adıyla IŞID, ABD'nin Ortadoğu'daki kanlı planı BOP'a zemin hazırlamak, alan açmak için piyasaya sürülmüştür. Kuzey Irak'da yaşananlar, Kerkük'de devam eden Türkmen katliamları ve Barzani peşmergesinin referandum oyunu ile İsrail uydusu bir terör devleti kurma teşebbüsü, DEAŞ'ın açtığı alan üzerinde yürüyor. Barzani'nin çapulcu peşmergeleri güya DEAŞ'ı kovmak için Kerkük'e girdiklerini söylüyorlar. ABD ve İsrail terörist Barzani'yi DEAŞ'la mücadele ettiği gerekçesiyle koruyor, kolluyor. Suriye'de olanları zaten bütün dünya ibretle izliyor. DEAŞ bahanesiyle Suriye'yi parçalayıp, terör örgütü PYD üzerinden Kuzey Irak benzeri bir yapı oluşturuyorlar.                     

FIRAT KALKANI OPERASYONU ÖRNEKTİR

          DEAŞ gerçekten de bir tehdit olarak görülse ve bu terör örgütünün ortadan kaldırılması için mücadele edilseydi, bunun nasıl yapılacağını Türkiye bütün dünyaya göstermiştir. Fırat Kalkanı Operasyonu ile bu kanlı örgütün elindeki 200'e yakın köy, mezra, belde, ilçe temizlenmiş, 3 bin civarında terörist etkisiz hale getirilmiş ve 2 bin kilometrekarelik bir alanda huzur ve güvenlik tam olarak sağlanmıştır. Bugün o alanda Türkiye'den geri dönen yaklaşık 100 bin civarındaki Suriye'li huzur içinde yaşamaktadır. Türkiye, Rakka başta olmak üzere DEAŞ'ın bulunduğu yerlerin temizlenmesi için, işbirliğine hazır olduğunu açıklamış ve ABD'yle ortak hareket teklifi yapmıştır. Ancak, bu teklif dikkate alınmadığı gibi, bölgedeki diğer terör örgütü PYD özel olarak korumaya alınmış, içinde ağır silahların da olduğu binden fazla TIR dolusu silah ve mühimmat verilmiş ve açıkça bir terör ordusu kurdurulmuştur. Ve daha da ilginci, DEAŞ'la ciddi bir çatışma yaşanmadan, birçok yer boşaltılmış ve PYD'ye teslim edilmiştir. PYD girdiği yerlerde tam bir etnik temizlik yapıyor. Demografik yapıyı değiştiriyor, yerel halkın mallarına el koyuyor, zulmediyor ve DEAŞ'tan çok daha ağır bir terör uyguluyor. Hiç kimsenin de bu duruma sesi çıkmıyor.                             

AYNI OYUN KUZEY IRAK'DA

          Aynı oyunu biz Kuzey Irak'da gördük. Saddam sonrasında Barzani'nin hızla Türkmen bölgelerine girip, nüfus dairelerini yakıp, tapu kayıtlarını yok ettiğini ve etnik temizlik uyguladığını ibretle izledik. Bununla da yetinmedi Irak'ın her yerinden kendi peşmergelerini getirip, Kerkük başta olmak üzere, kontrolündeki Türkmen bölgelerine yerleştirdi ve demografik yapıyı kendi lehine değiştirdi. Şimdi de çıkmış, referandum oyunu ile buraların üzerine oturmaya uğraşıyor. Sadece Barzani mi, aynı şeyi içimizdeki katil PKK'lılar da yapmadılar mı? Malum, çözülme sürecinde ülkenin belli bir bölgesi bu hain sürüsüne terk edilmişti. Diyarbakır başta olmak üzere, bulundukları il ve ilçelerde bir taraftan hendek kazıp isyan hazırlıkları yaparken, diğer taraftan PKK'lı olmayanlara hayat hakkı dahi tanımadılar. Zulmettiler ve sürdüler. Barzani'den PYD'ye, PYD'den PKK'ya, hepsi bir birini tamamlıyor, hepsi aynı kirli oyuna hizmet ediyor.                           

KUZEY IRAK BATAKLIĞI

          Çözülme sürecinin ülkeyi felakete götürdüğünün nihayet anlaşılmasından sonra, PKK ile adam gibi mücadele edilmeye başlanıldı. Kahraman güvenlik güçlerimiz olağanüstü başarılar elde ediyor. Hendeklerin, şehir yapılanmalarının temizlenmesinden sonra, dağdaki eli kanlı katillere de hayat hakkı tanınmıyor. Teröristlerin bulundukları inlere giriliyor ve tek tek bulunup hak ettikleri cezaya çarptırılıyorlar. Türkiye sınırları içinde kaçacakları, yaşayacakları, barınacakları hemen hemen hiçbir yer kalmadı. Buna rağmen bitmiyorlar ve vazgeçmiyorlar.Sebebi gayet açık. Kuzey Irak'da bir bataklık var. Bu hainlerin saklandıkları Kandil orada. Şimdi ona bir de Sincar eklendi. Sincar üzerinden PYD ayağı da tamamlanıyor. Bir de Kuzey Irak'ın bağımsız bir Kürdistan olduğunu düşünün. Türkiye için bundan daha büyük bir felaket olabilir mi?                             

SIRA İRAN'A GELECEK

          Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye Irak'ın toprak bütünlüğünün bozulmasına ve Kuzey Irak'da yeni bir yapının ortaya çıkmasına izin veremez. Buna seyirci kalmak veya müdahalede bulunmamak açık şekilde Türkiye'nin intiharı olur. Kaldı ki, kurulacak olan bir Kürt devleti değil, yeni bir İsrail'dir. Böyle olduğu içindir ki, bütün dünya karşı çıkmasına rağmen, İsrail hemen Kuzey Irak'a yerleşmiş, bayrağını açmış ve Barzani ile kolkola girmiştir.Bu rezil durum, nihayet İran'ı da harekete geçirmiştir. Kuzey Irak'da bir sünni yapı oluşması durumunda, Irak'ın geri kalanı Şii merkezli olup İran'ın kucağına düşecek olmasına rağmen, Tahran son derece tedirgindir ve referandumun durdurulması için çabalamaktadır. İran artık çok iyi biliyor ki, Barzani'nin başarılı olması halinde İsrail'le komşu olacaktır ve yeni bir terör dalgası ile karşı karşıya kalacaktır. 4 parçalı Büyük Kürdistan, daha doğrusu Büyük İsrail planında sıra artık İran'a gelmektedir. İşte bu kaçınılmaz durum, İran'ı Türkiye ile işbirliğine mecbur bırakıyor. PKK ve PYD ile mücadelede son dönemlerde artan işbirliği bunun göstergesidir.
Teröristle muhatap olmanın bedeli;
  Sadece Irak'ı değil, bütün Ortadoğu bölgesini ateşe atacak Peşmerge Barzani'nin referandum kalleşliğinin hayata geçmesi için 3 gün kaldı. Bir çapulcunun bütün dünyayı bu kadar meşgul edebilmesi dahi, başlı başına bir rezalettir. Teröristlerle muhatap olmanın sadece belli bir bölgeyi değil, bütün dünyayı nasıl zor durumda bıraktığının yeni ve çok çarpıcı bir örneği ile daha karşı karşıyayız. Bu referandum ısrarının Barzani yandaşları dahil, ne Kuzey Irak'da yaşayan insanlara, ne bölge ülkelerine, ne de dünyaya kan ve ateşten başka hiçbir şey vermeyeceği kesindir.                           

BARZANİ ZOR DURUMDA

         Barzani referandumu ısrarını kendi özel durumunu kurtarabilmek için sürdürüyor. Siyaseten bitmiştir ve bu referandumla siyasi ömrünü uzatabileceğini, hatta buradan bir sahte kahramanlık çıkarabileceğini zannetmektedir. Asıl sahibi olan ABD'yi bile karşısına almaktan çekinmiyor. O ABD ki, Ortadoğu'yu kan gölüne dönüştürmekte zerre kadar tereddüt göstermemiş ve hain planlarını ısrarla sürdürmektedir. Barzani'den referandumu ertelemesini istemelerinin sebebi, Kuzey Irak'ın huzuru veya Irak'ın toprak bütünlüğü değildir. Nitekim, "referandumdan vazgeç" demiyorlar, "ertele" çağrısı yapıyorlar. Her ne kadar DEAŞ'la mücadele ettiklerini ve bütün imkanların buraya seferber edilmesi gerektiği için erteleme istediklerini söyleseler de, asıl sebep bu değildir.                       

ABD NEDEN ERTELEME İSTİYOR

          Bugün Irak merkezi hükümeti, İran ve Türkiye başta olmak üzere İsrail dışındaki her ülkeden bu referanduma çok sert itirazlar geliyor. Hatta, müdahale edilmesi çok yüksek ihtimaldir. Yani, bu referandumun yapılmasının önü mutlaka kesilecektir, en azından bizim beklentimiz bu yöndedir. Oysa ABD, bu referandumun kesin sonuç alacak bir ortamda yapılmasını planlıyor. Bölgeyi dizayn edecek, referanduma ve buna bağlı olarak Kuzey Irak'da planladığı İsrail uydusu terör devletinin kurulmasına itiraz edecek ve engelleyecek bütün unsurları en azından angaje tutacak. Kerkük'deki soykırımı tamamlayıp, bu kanlı yapıya dahil edecek ortamı hazırlayacak. Suriye tarafında PYD üzerinden Kuzey Irak'ı rahatlatacak ve tamamlayacak bir yapı oluşturacak. Sonra da referandumu yaptırıp, fişi çekecek. Bu kadar net, bu kadar açıktır. Artık bütün dünya ibretle görüyor ki, DEAŞ bu kanlı planı hayata geçirebilmek için piyasaya sürülmüştür ve hala varlık sebebinin gereğini yerine getirmektedir. PYD üzerinden Suriye'de Kuzey Irak benzeri bir yapıyı hemen hemen tamladılar. PYD girdiği yerlerde etnik temizlik yapıyor ve kendini garantiye alıyor. Önümüzdeki aylarda küçük yerleşim merkezlerinde, yeni yılın ilk aylarında da şehir merkezlerinde yapacakları göstermelik seçimle kanlı plana son noktayı koyacaklar.                         

BÜYÜK İSRAİL'İN İKİ AYAĞI

         Büyük Kürdistan'ın, daha doğrusu Büyük İsrail'in iki ayağı birden tamamlanıyor. Barzani bu süreçte kendi özel durumunu öne çıkarıp plana çomak soktuğu için ABD'de büyük rahatsızlık doğuruyor. Barzani'de fırsatı ele geçirmişken ABD'den kendisiyle ilgili teminat istiyor. Nitekim, vazgeçme karşılığında bir takım garantiler istediğini açıklamıştır, ama bunların neler olduğu belli değildir.ABD'nin Kerkük'ü de içine alacak şekilde, kurmayı planladığı terör devletini taahhüt etmesini dahi yeterli görmemiştir. Şu anda bu peşmergebaşı için önemli ve ivedi olan kendi siyasi varlığıdır. Büyük baskı altındadır ve Kuzey Irak'da sonbaharda seçimler yapılacaktır. Bu seçimler Barzani'nin siyasi ömrünün sonu demektir.                                  

İÇ SAVAŞ VE KAOS

         Barzani kendi geleceği ile ilgili kesin bir teminat almadıkça bu referandumu yapacaktır. Ve bu referandumun yapılması, Irak'da bir iç savaş, bölgede ise sonu belirsiz bir kaos demektir. Kuzey Irak'da sadece Barzani taraftarları yok. GORAN hareketi ve PKK uzantıları her ne kadar bu referanduma karşı gibi görünüyor olsalar da, onların ki tamamen kendi aralarındaki bir iktidar mücadelesidir. Aslında birbirlerinden hiçbir farkları yoktur. Hepsi aynı yolun yolcusudur ve hepsi ABD'nin uşağı kanlı teröristlerdir. Haşdi Şabi şimdiden Kerkük'e yerleşmiştir ve tetikte beklemektedir. Türkmen kardeşlerimize saldırılar şimdiden başlamıştır ve bunun sonunun nasıl geleceğini kimse kestiremiyor. Irak merkezi hükümeti bu referandumun parçalanma olduğunun farkındadır ve engellemek için her şeyi göze alacağı anlaşılmaktadır. Kısacası Kuzey Irak'daki bütün unsurlar gardını almıştır.                         

REFERANDUMUN GERİ DÖNÜŞÜ OLMAZ

         Bu referandumun yapılması savaş ilanı olacaktır. Sonrasında ne olacağını Barzani dahi tahmin edemez. Televizyonlarda bazı yorumcular referandum yapılsa da, bunun hemen bir bağımsızlık ilanı anlamına gelmediğini söylüyorlar. Tamamen yanlış ve yanıltmaya yönelik bu değerlendirmelerin ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Referandum yapılır ve sonuç ortaya çıkarsa, artık bunun geri dönüşü olmaz. Barzani kuracağı İsrail uydusu terör devletinin en önemli virajını dönmüş olur. İsrail'in de yardımı ve itmesiyle kısa zamanda sözde bağımsızlık ilan eder. Kaldı ki,  "Kuzey Irak'ın bağımsızlık referandumu" diyerek, adını zaten koymuş ve ne yapmak istediklerini ilan etmişlerdir.

           Kimse kimseyi kandırmaya uğraşmasın. Büyük ve ciddi bir felaketle karşı karşıyayız. Söylediklerimizi yapmak zorundayız. Bugünkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısından çok net ve caydırıcı kararların çıkması ve hükümetin bu kararları hayata geçireceğini ilan etmesi yüksek beklentimizdir. En küçük bir tereddüt veya zaman kaybına tahammül kalmamıştır.
Orhan KARATAŞ Yazısı (Ortadoğu Gazetesi)

29 Eylül 2017 Cuma

'Asıl hedef Akdeniz’e açılacak Kürt devleti kurdurmak'

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Usta gazeteci Uğur Dündar, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'la gündeme ilişkin yaptığı söyleşiyi köşesine taşıdı.
UĞUR DÜNDAR - Sevgili okurlarım, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) lideri Mesut Barzani'nin, Irak, İran ve Türkiye'nin baskılarına ve uluslararası alandaki yaygın eleştirilere rağmen gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumuna karşı çok sert açıklamalar yaptı. Barzani'yi aşağılayıcı sözcükler kullanan Cumhurbaşkanı, bu girişimin Türkiye için bir beka sorunu yarattığını, ülkemizin yanı başında bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına asla izin verilmeyeceğini belirtti. Ayrıca bunun engellenmesi için siyasi, ekonomik, ticari ve askeri alanlarda gerekli adımların atılacağından kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini vurguladı. Bu arada petrol vanasının ve sınır kapısının kapatılması halinde Barzani'nin işinin biteceğini söylemeyi de ihmal etmedi…
Bugünkü söyleşimizde, Cumhurbaşkanı'nın “Türkiye için beka sorunu yaratır” dediği referandumu, tüm öngörüleri doğru çıkan bilge diplomat, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile konuşacağız.
UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Elekdağ, bu aşırı tehditkâr ifadelerin referandumdan önce söylenmesi gerekmez miydi? Şimdi bir etkisi olabilir mi?

BARZANİ REFERANDUM SONUCUNU KOZ OLARAK KULLANACAK

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Bu yaptırımlar aynı sertlik ve kararlıkla referandumdan önce zamanında dile getirilmiş olsaydı, caydırıcı bir etki yapabilirdi!.. Söz konusu yaptırımların ağır bir mali krizin pençesinde kıvranan IKBY ekonomisi üzerinde yapacağı boğucu etkiler nedeniyle, Barzani'nin kararından vazgeçmesine yol açması olasılığı vardı… Tehdidin şu safhada yapılmasının bağımsızlık adımının atılmasını engelleyeceği söylenebilirse de, Barzani esasen uzunca bir süredir, referandumdan sonra bağımsızlık ilan etmeyeceğini ve bir-iki yıl Bağdat'la müzakerede bulunacağını söylüyordu. Yani, Barzani, “Irak Kürdistan bölgesinin” bağımsızlığının halkın % 93'ü tarafından istendiği hususundaki referandum sonucunu ilerde kullanacağı bir pazarlık kozu olarak cebine koymayı ve bağımsızlığa hemen yönelmeyip, bunun için uygun bir siyasi konjonktürün oluşmasını beklemeyi başlangıçta tasarlamıştı.

BARZANİ İLE BAĞDAT ARASINDAKİ TEHLİKELİ RESTLEŞME

(U.D.): Peki o zaman Barzani Bağdat'la neyi müzakere etmek istiyor?
(Ş.E.): Referandumda sorulan soru şuydu: “Kürdistan bölgesi ve Kürdistan bölgesi dışında kalan Kürt yerleşimlerinin bağımsız bir devlet olmasını istiyor musunuz?” Görüleceği üzere soru, sadece belirli bölgelerin bağımsızlığına ilişkin. Yani kurulacak Kürt devletinin sınırlarını muğlak bırakmış. Barzani, referandum sonrası süreçte, gaspetmiş olduğu ve “Kürt yerleşimleri” olarak adlandırdığı bölgelerin ve bu meyanda Kerkük'ün kesin sınırlarının, buralarda yapılacak plebisitle veya Bağdat'la yapılacak müzakerelerle tayin edilmesini öneriyor. Fakat, Irak Merkezi Hükümeti böyle bir müzakereyi kabul etmiyor. Çünkü, Barzani'nin “Kürt yerleşimleri” diyerek referandum kapsamına almış olduğu topraklar, Irak Anayasası'nın 140. maddesinde “tartışmalı bölgeler” diye tanımlanan ve Bağdat'la Erbil arasında paylaşılamayan topraklar. Bağdat'la Erbil arasındaki krizin odak noktası da burası!.. 2005 tarihli Anayasa'nın 140. maddesi 2007 sonuna kadar nüfusunun çoğunluğunu Türkmen ve Arapların oluşturduğu tartışmalı bölgelerin nüfus sayımı ve referandum yapılarak Erbil'e veya Bağdat'a bağlanmasını öngörüyordu. Ancak 140. madde, Kürt, Türkmen ve Araplar arasındaki görüş farklılıkları nedeniyle uygulanamadı ve 2007 yılı sonunda tartışmalı bölgelerin ve bu meyanda Kerkük'ün statüsü belirlenemedi. Bilahare, IŞİD'e karşı savaş ortamından yararlanan peşmergeler tartışmalı bölgeleri ve Kerkük'ü işgal ettiler. Barzani de bu toprakları sahiplendi. Bu durumda Bağdat, Barzani ile müzakereye oturursa, referandumun sonuçlarını ve tartışmalı bölgelerle Kerkük'ün Kürt toprağı olduğunu kabul etmiş olacak.
(U.D.): Bu koşullarda Bağdat ne istiyor?

BAĞDAT'A GÖRE TÜRKİYE, BARZANİ'Yİ MUHATAP ALMAMALI

(Ş.E.): Bağdat, referandumun Barzani tarafından hükümsüz olduğunun ilan edilmesini, Kerkük dahil statüsü tartışmalı bölgelerden peşmergenin çekilmesini, IKBY'nin kara ve hava sınır kapılarını üç gün içinde Bağdat'a devretmesini ve bundan böyle bütün petrol ve doğal gaz anlaşmaları için Irak'ın muhatap alınmasını istedi. Bu son talebin önde gelen muhatabı tabii ki Türkiye. Başbakan Binali Yıldırım'ın buna cevabı, “Bundan sonra muhatabımız Irak Hükümeti'dir!..” oldu. Akabinde hiç de beklenmeyen bir gelişme vuku buldu. Habur Kapısı civarında tatbikat yapan Türk zırhlı birliklerine bir Irak piyade birliği katıldı. Bu suretle, Barzani'ye, Irak topraklarında Türkiye ile Irak'ın ortak operasyon yapabilecekleri mesajı verilmiş oldu… Esasında, Barzani'nin referandum ısrarı, Bağdat, Ankara ve Tahran'ı birbirlerine yaklaştıran bir rol oynadı. Bu üç başkentin aralarında düzenli bir işbirliği oluşturmaları, hem Irak'ın toprak bütünlüğünün sağlanmasına, hem de bölgesel barış ve istikrara katkıda bulunur.
(U.D.): ABD başlangıçta referandumun ertelenmesini önerirken sonra birden tutum değiştirerek karşı çıktı. İsrail ise bölgede Kuzey Irak'ın bağımsızlığına açıktan destek veren tek ülke olarak öne çıktı. ABD'nin ve İsrail'in tutumlarını nasıl izah ediyorsunuz?

İSRAİL PİYON KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINI İSTİYOR
(Ş.E.): İsrail Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasını hararetle destekliyor. Bunun birinci nedeni, Arap denizinde kendisini dört tarafı kuşatılmış bir ada gibi gören İsrail'in, bir Kürt devletinin kurulması ve yeni bir güç odağı oluşturulmasıyla Ortadoğu'daki Arap yapıyı bozmak istemesidir. Tabii İsrail, silahlandıracağı bu uydu devlette üsler kurmayı ve onu bölgedeki hasımlarına karşı kullanmayı hesaplamaktadır. Plana göre piyon Kürt devleti İran'a karşı İsrail'in operasyon merkezi olacak ve tampon görevi yapacak. İsrail, Kürt devleti vasıtasıyla Tahran-Şam koridorunu keserek Hizbullah'a desteği önlemek ve İran'ın bölgedeki erişimini ve etkisini zayıflatmak istiyor.
(U.D.): Bu analiziniz, İran'ın Türkiye ile neden birden işbirliği arayışına girdiğini ve Genelkurmay Başkanı Bakiri'nin neden Ankara'yı ziyaret ettiğini ortaya koyuyor…

İSRAİL KENDİSİNE KARŞI BİR İTTİFAKI ENGELLEMEK İSTİYOR

(Ş.E.): Tamamen öyle!.. İsrail'in Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasını desteklemesinin üçüncü nedeni ise Kürt devletinin Irak'tan kopmasının bölgede “Balkanizasyon” (küçük-küçük devletler kurulması) süreci başlatacağı, böylece İsrail'e karşı bir ittifakın oluşmasının engelleneceği ve İsrail'in güvenlik risklerinin azalacağı düşüncesidir. Dördüncüsü, Suriye'nin parçalanmasını ulusal çıkarları açısından zorunlu gören Netanyahu Hükümeti, PYD'nin kontrolünde Suriye'nin kuzeyinde denize çıkışı olan bir Kürt devletinin kurulmasını kuvvetle desteklemektedir. Bu bağlamda, İsrail, Barzani'nin Kuzey Irak Kürt devletini kurmasının bölgedeki Kürtlerin bağımsızlık motivasyonunu kuvvetlendirmek suretiyle, PYD'nin hedefini gerçekleştirmesine yardımcı olacağını hesaplamaktadır.

ABD REFERANDUMA NİÇİN KARŞI ÇIKTI?

(U.D.): Şimdi ABD'nin tutum değiştirmesine gelelim…
(Ş.E.): Trump yönetimi, tartışmalı bölgeler ve Kerkük'ün statüsü nedeniyle Erbil ile Bağdat arasındaki gerilimin kanlı bir mezhep çatışmasına dönüşmesinden endişeye kapıldı. Zira böyle bir çatışma eski başbakan Maliki'nin öncülük ettiği İran'a yakın bloku güçlendirebilir ve Irak yönetiminin tamamen İran kontrolüne geçmesine yol açabilirdi. ABD böyle bir gelişmeyi önlemek için referanduma karşı çıktı.
(U.D.): Yani bu taktik bir hareket mi?..
(Ş.E.): Evet!.. Gerçekte, Kuzey Suriye'de sınırlarımız boyunca Irak'tan başlayarak Akdeniz'e kadar uzanması öngörülen PYD egemenliğindeki Kürt kuşağı ile Irak'ta Barzani liderliğinde Kürt devleti kurulması tek bir projenin ayakları olup ABD'nin Ortadoğu stratejisindeki öncelikli hedefleridir. Bu bağlamda Trump'ın, PYD'ye verilen desteğin taktik bir tutum olduğu ve verilen silahların geri alınacağı yolunda Türkiye'ye verdiği teminat ancak ehliyetsiz kişilerin inanacağı cinsten bir yalandır. Keza, Pentagon PYD'yi ülkemizle savaş için modern silahlarla donatırken, Trump'ın Türkiye'yi “stratejik ortak” olarak tanımlaması da, rüşvet-i kelamdan da öte, muhatabının zekâsıyla alaya yeltenmekten başka bir şey değildir!..
(U.D.): Kuzey Irak'ta ne gibi gelişmeler beklenebilir?

(Ş.E.): Bağdat'ın ültimatomlarından ve bunların Barzani tarafından reddinden sonra Kuzey Irak'ta her an Türkiye'nin ulusal güvenliğini ve Türkmenlerin yaşam haklarını tehdit edebilecek siyasal ve toplumsal patlamalar olabilir. Bu gibi durumların, Irak'ı iç savaşa ve bölgeyi kaosa sürüklemeden kontrol altına alınabilmesi için referandum krizinin bir araya getirdiği Türkiye, Irak ve İran hükümetlerinin aralarında devamlı nitelikte istihbarat paylaşımına, danışmaya, işbirliğine ve koordinasyona imkân verecek bir mekanizma kurmaları rasyonel bir hareket olacaktır.

11 Eylül 2017 Pazartesi

İsrail, Kuzey Irak'ta kukla devlet kurmaya hazırlanıyor

Barzani'nin bağımsızlık referandumu için propaganda çalışmalarında en çok çalışanlar İsrailliler.
"Kürdistan devletinin" ismi artık bir takım gruplar tarafından aleni aleni konuşuluyor. Bir yandan yapılması planlanan bağımsızlık referandumu için tartışmalar halen devam ederken,  diğer yandan da tartışmaların odağındaki referanduma yönelik lobicilik faaliyetleri sürdürülüyor.
Bunun son örneği de  İsviçre'nin Cenevre kentinde bulunan BM binasının önünde gerçekleştirildi.

İSRAİL BAYRAKLI EYLEM
BM binasının önünde gerçekleştirilen eylemde bağımsızlık ve referandum yanlısı sloganlar atılırken, gösterinin en dikkat çekici karesi, İsrail ve sözde Kürdistan'ın bayrağının bir arada aynı gönderde tutulması oldu.
Bilindiği gibi daha önce İsrail'in çeşitli kademelerinde bulunan devlet temsilcileri, artık bir Kürdistan'ın kurulması gerektiğini dile getirmiş, bu fikrin de savunucusu olacaklarını belirtmişlerdi.



Irak'ta tehlikeli süreç! Barzani referanduma gidiyor.


1991’de Irak’ı işgal edip kuzeyini özerkleştiren ABD, aynısını 25 yıl sonra Suriye’de yaptı. Mesut Barzani, ‘Bağımsız Kürdistan’ için 25 Eylül’de referanduma gidiyor. PKK/PYD ise kantonları devletleştirme amacıyla 28 Eylül’de sandık kuracak. Bir sonraki adım, iki bölgeyi de tek çatıda birleştirmek.
'Kimyasal silah üretildi' iddiası ile 1991 yılında ABD tarafından işgal edilen Irak'ta 'Çekiç Güç' himayesinde ve Barzani liderliğinde Kuzey Irak Federe Kürt Bölgesi kuruldu. Esad karşıtı ayaklanmanın iç savaşa dönüştüğü Suriye'de DEAŞ bahanesi ile sahaya inen ABD, Irak benzeri bir Kürt koridorunu da Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde PKK öncülüğünde inşa etti. ABD himayesinde kurulan Irak Federe Kürt Bölgesi ile Suriye'de Pentagon-PKK ortaklığıyla hayata geçirilen PYD işgalindeki sözde kantonlarda eşzamanlı referandumlar yapılıyor. Barzani yönetimininin Duhok ve Erbil merkezli Kuzey Irak Kürt Devleti'nin ilanı için seçtiği referandum tarihi 25 Eylül olurken, Suriye PKK'sı PYD ise Afrin, Haseke, Rakka, Ayn el-Arab ve Tel Abyad bölgelerini kapsayan sözde federal devlet için oylama tarihi olarak 28 Eylül'ü seçti.
ORTAK AKIL YÖNETİYOR
Irak'ın kuzeyi ile Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerini kapsayan Kürt Devleti ilanlarını 'ortak bir aklın yönettiğini' söyleyen Irak Türkleri Derneği Başkanı Mehmet Tütüncü, projenin fikri planda İsrail, fiili olarak da ABD ve Avrupa tarafından organize edildiğini söyledi. Bugün gelinen noktanın 1930'larda başlayan sürecin devamı olduğunu belirten Tütüncü, PKK, Barzani, Talabani, Goran ve hatta İslamcı Kürt çevrelerin 'Büyük Kürdistan' projesini 'milli dava' görme konusunda ittifak halinde olduklarını belirtti. İngiltere, ABD ve Avrupa ülkelerinin 1930'lu yıllardan beri Kürt gençlerini 'Büyük Kürdistan ideali' konusunda yetiştirdiğini söyleyen Tütüncü, gelinen noktada Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de etkin bir 'Kürt Diasporası' oluştuğuna dikkat çekti.
3 YIL İÇİNDE BİRLEŞİRLER
Suriye'de muhalif gruplara karşı 2014 yılında savaş ilan eden terör örgütü DEAŞ, aynı yılın temmuz ayında Ayn el-Arab'a saldırdı. ABD'nin PYD saflarında savaşa dahil olmasını sağlayan DEAŞ'a karşı, Barzani'ye bağlı peşmerge güçleri de PYD ile birlikte savaştı. Suriye PKK'sı ile Peşmerge ittifakı, Ayn el-Arab'ın dışında Tel Abyad ve Süluk bölgelerinde de devam etti. DEAŞ bahanesiyle aynı siperde savaşan PYD ve KDP'lilerin siyasi alanda da ittifak halinde olduğunu anlatan Mehmet Tütüncü, en fazla 3 yıl içerisinde, Öcalan'ın PKK'sı tarafından Suriye kuzeyinde kurulan PYD korsan devleti ile Barzani'nin Kuzey Irak'ta ilan etmeye hazırlandığı Kürt devletinin birleşeceğini/birleştirileceğini iddia etti. Kuzey Irak'ta referandum aleyhine açıklamaları 'taktik hamle' olarak değerlendiren Kerkük asıllı Tütüncü, bölgede Goran (Değişim Hareketi), Komel (Kürdistan İslami Toplum Partisi) ve Talabani'nin KYB'sine (Kürdistan Yurtseveler Birliği) mensup kişilerin sandıkta olumlu yönde oy kullanacağını ifade etti.
'EVET' KESİN GİBİ
Mesud Barzani yönetimi, Suriye'de ABD eliyle PYD'ye kurdurulan kantonların en sıkı destekçisi durumunda. Barzani'ye bağlı medya organları, PYD'nin işgal ederek ilan ettiği kantonlar ile birlikte Türkiye'nin güneydoğusunda yer alan birçok ili haber bülteni ve hava durumlarında 'Büyük Kürdistan' üst başlığı altında aynı harita içerisinde veriyor. İsimleri değiştirilerek tek bir harita kapsamında verilen 'Birleşik Kürdistan' bölgeleri, bölgeye dönük hedefin en bariz göstergesi olarak nitelendiriliyor.
Barzani yönetiminin referandum hamlesini 'tehlikeli bir girişim' olarak değerlendiren Irak Merkezi Hükümeti ile birlikte Irak Türkmenleri ve Hıristiyan azınlık temsilcileri 25 Eylül Referandumu'na karşı olduklarını ilan ettiler. Yeni Şafak'ın Musul, Kerkük ve Süleymaniye'de görüştüğü kaynaklar, oylamanın yapılması durumunda 26 Eylül'de yüzde 65 oranında 'Bağımsız Kürdistan'a Evet' oyu çıkacağı görüşünde. Kaynaklar, referanduma sayılı günler kala, bölgedeki Türkmen ve Araplar üzerinde farklı girişimlerin sahneye konulabileceğini, Barzani karşıtı Kürt muhalefetinin "Bu fırsatı kaçırmamalıyız" dediğini belirtiyor.

26 Eylül 2017 Salı

Birlik ve Bölünme Arasında Referandum ve Kerkük

Tamer Ashraf
25 Temmuz 2017 tarihinde Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi dahilinde yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde yaşanan tartışmalarda özellikle bir iki konu ön plana çıkmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni, 2005 yılında hazırlanan Anayasa’nın 140. Maddesi’ndeki Kerkük başta olmak üzere “tartışmalı bölgeler” ve bu bölgelerin referandumdan sonra bağımsızlık ilan edilmesi halinde yasal olarak idari statüsünün ne olacağı meselesidir.
Bu yazıda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Saddam döneminden itibaren elde ettiği de facto otonomiden bahisle ABD işgali ve DAEŞ ile mücadele kapsamında genişlettiği topraklar üzerindeki fiili kontrolü ve tüm bunlarla bağlantılı olarak Kerkük üzerindeki demografik rekabet ele alınacaktır.
Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Hukuki Olarak Tanınması ve Hakları
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Saddam rejimi 1990 yılının Ağustos ayında Kuveyt’i işgal etmiş ve bu işgal BM Güvenlik Konseyi’nin kararı ile 29 Kasım 1990 tarihinde sonlandırılmıştır.
İşgalin ardından rejimin kuvvetinin azaldığını düşünen güneyde Şii ve kuzeyde Kürt gruplar, ABD’den destek alacakları umuduyla ayaklanmışlardır. Ancak ABD, Saddam’ın devrilmesinin ardından bölgede İran’ın gücünü dengeleyecek bir gücün kalmamasından endişe ederek ve Kuzey Irak’ta bir Kürt oluşumunun müttefikleri Türkiye ve Suudi Arabistan’ı rahatsız edeceğini düşünerek ayaklanan gruplara destek vermemiştir.
1991 yılının Nisan ayında Saddam’ın karşı saldırılarından kaçan 2 milyondan fazla Kürt, Türkiye ve İran sınırlarına göç etmek zorunda kalmıştır. Türkiye sınırına gelen bu sığınmacılardan ancak 250 binini kabul edebilmiş ve geri kalan kısmı hakkında BM’nin yardımına başvurmuştur.
BM Güvenlik Konseyi, Türkiye ve İran sınırlarındaki göçmen sorununu çözmek üzere Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde bir güvenli bölge alma kararı vermiştir. 5 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe konulan 688 sayılı karar ile oluşturulacak güvenli bölgede yaşayan insanlarının Irak yönetiminin saldırılarından korunması, insani yardımların kendilerine ulaştırılması ve göç edenlerin eski yerlerine dönmelerinin sağlanmasına karar verilmiştir.
688 sayılı BM kararı ile Irak güçlerinin 36. paralel’in kuzeyine geçişleri yasaklanarak, bu bölgede uçuşa yasak bir alan oluşturulmuştur. Bu karar ile BM, 1925 yılında Milletler Cemiyeti’nin Musul meselesi ile aldığı karardan bu yana ilk kez Kürtleri tanıma ve koruma yoluna gitmiştir.
Oluşturulan uçuşa yasak bölge, ilerleyen yıllarda yaşanan gelişmelerin göstereceği gibi bir nevi Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin de facto olarak kurulmasını sağlamıştır.
“Uçuşa Yasak Bölge”den Bölgesel Kürt Yönetimi’ne
1991 yılının Aralık ayında Irak Kürt bölgesinin önemli siyasal partilerinden KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) öncülüğündeki Irak Kürdistan Cephesi, Kürt bölgesinde bir parlamento seçimi yapılmasına karar verdi. Seçim neticesinde 105 üyeli parlamentoda iki büyük parti 50’şer sandalye ile temsil hakkı kazandı.
7 Temmuz 1992’de bakanlar kurulunun oluşturulmasının ardından parlamento 4 Ekim 1992’de Kürdistan’ı Irak’ın içinde federal bir yönetim olarak ilan etti. İlan edilen bu federal yönetim 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesine kadar uzanan yaklaşık 10 yıl boyunca Saddam’ın ekonomik ve siyasi baskılarına direnerek işleyişini devam ettirdi.
140. Madde ve Tartışmalı Bölgeler
25 Eylül 2017 tarihinde Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde en çok tartışılan konulardan biri 2005 tarihli daimi Irak anayasasının 140. maddesi ve bu maddenin hayata geçiril(e)memesi sorunu olmuştur.
Üzerinde yoğun tartışmaların yaşandığı 140. maddenin temeli 8 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe giren Irak Geçici Anayasası’nın 53 ve 58 sayılı maddelerine dayanmaktadır.
53. maddenin A bendi Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni “Kürdistan Bölgesel Yönetimi; Dohuk, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Diyala ve Ninova vilayetlerinin yönetimini 19 Mart 2003 tarihi itibarıyla elinde bulunduran resmi yönetim olarak tanınmıştır” ifadesi ile tanımış ve tanımlamıştır.
Aynı maddenin C bendinde Irak’ın 18 vilayetten oluşan idari yapısının geçici yönetim boyunca da geçerli olacağı belirtilirken D bendinde Bağdat ve Kerkük uygulama dışında kalacak biçimde IKBY dışındaki vilayetlerin en çok üçünün birleşerek federal bir yönetim oluşturabilecekleri ifade edilmiştir.
Daimi Anayasa’nın 140. maddesinde düzenlenecek olan bir diğer önemli husus da Kerkük’ün idari ve sosyal yapısı ile ilgiliydi. Bu mesele, Geçici Anayasa’nın 58. Maddesi’nde ele alınmış ve Kerkük de dâhil olmak üzere demografik yapısı eski rejimler tarafından değiştirilmiş bölgelerde adaletin yeniden ikamesi adına birtakım düzenlemelere gidilmesine karar verilmiştir. Bu madde uyarınca Irak Mülkiyet Hakları Komisyonu’nun kurulmasına ve bu Komisyon’un zorla yerinden edilmiş insanlara eski haklarının iadesi konusunda rehberlik etmesine karar verilmiştir. Kerkük de dâhil olmak üzere tümtartışmalı bölgeler meselesinin daimi olarak çözümü ise hakların iadesinin ardından yapılacak bir nüfus sayımına ve daimi anayasanın hazırlanmasına bırakılmıştır.
Hali hazırda geçerli olan Irak Daimi Anayasası 15 Aralık 2005 tarihinde yapılan bir referandum ile onaylanmıştır. Geçici Anayasa’nın 58. maddesinde kalıcı çözüme varmak için yeni anayasanın ilanını gerektiren Kerkük ve tartışmalı bölgeler meselesi Daimi Anayasa’nın 140. maddesinde ele alınmıştır.
140. maddede meselenin çözümü için üç adım ön görülmüştür. Adımlardan biri normalleşme, diğeri nüfus sayımı yapılması ve son adım olarak tartışmalı bölgelerde yaşayan halkların kendi haklarını kendilerinin tayin etmesi için bir referandum düzenlenmesiydi.
Normalleşme, Saddam döneminde uygulanan “Araplaştırma” siyaseti kapsamında Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgelerden zorla sürülen Kürt, Türkmen ve diğer etnik unsurların eskiden yaşadıkları yerlere yeniden yerleştirilmesini ön görüyordu. Bu kapsamda Saddam rejimi tarafından sürülmüş insanlara tazminat verilmesi, iş sahibi olmayanların işe yerleştirilmesi ve en önemlisi de eski rejimde etnik kimliklerini değiştirmek zorunda kalmış insanların kendi rızaları ile hangi etnik gruptan olduklarını kendilerinin belirlemesine karar verilmişti.
Normalleşme sürecinin tamamlanmasının ardından ise tartışmalı bölgelerde nüfus sayımı yapılması ve sonrasında halkın Kürt Bölgesel Yönetimi’ne mi yoksa merkezi hükümete mi bağlı kalmak istediklerini tespit etmek üzere bir referandum yapılması planlanmıştı.
140. madde’de Geçici Anayasa’daki hükümlerden farklı olan bir nokta vardı ki o da normalleşme, nüfus sayımı ve referandum sürecinin tamamlanması için 31 Aralık 2007 tarihinin belirlenmiş olmasıydı
Kerkük: Birlik ve Bölünme Arasındaki İnce Çizgi
Bugünkü tartışmaların odaklandığı noktalardan biri de Kürt Yönetimi’nin de facto (fiilen) ve de jure (yasal) olarak Irak’ın hangi bölgelerini kontrol altında tuttuğu konusudur.
IKBY’nin yasal olarak belirlenmiş idari sınırları Dohuk, Erbil ve Süleymaniye vilayetlerini kapsamaktadır. Ancak IKBY, fiili olarak Ninova, Salahaddin, Kerkük ve Diyala vilayetleri dahilindeki birçok bölgede kontrolü elinde bulundurmaktadır.
Bölgesel Yönetim’in büyük kısmını kontrolü altında bulundurduğu Kerkük, tartışmalarda diğer bölgelerin önüne geçmiş ve partiler arasında pazarlık konusu olmuştur. 2005 yılının Ocak ayında Irak’ta genel seçimler yapılmış ve Nisan ayında Şii blok hükümette üçte ikilik üstünlük elde etmiştir. Hükümetin kurulması sırasında Şii blok, Kürtlerin koalisyondan ayrılmasını engellemek için Saddam’ın sürdüğü Kürtlerin Kerkük’e geri dönmesi başta olmak üzere 140.maddenin hayata geçirilmesi için müzakerelere başlanacağı sözünü vermiştir.
2006 yılının Ağustos ayında dönemin başbakanı Nuri Maliki, 140. maddenin hayata geçirilmesi için bir komisyon kurdu. Ancak bu komisyon, gerek siyasi sebeplerden gerekse 140. maddedeki belirsizlik ve boşluklardan dolayı referandumla sonuçlanacak süreci hayata geçir(e)medi. Zira bahsi geçen maddede Kerkük dışındaki “tartışmalı bölgeler”in tanımı yapılmadığı gibi Kerkük’te yapılacak referandumun muhtemel sonuçları da düşünülmemişti. Zira IKBY bünyesinde mi yoksa Bağdat idaresinde mi kalmanın oylanacağı referandumda başka seçeneklere yer verilmemişti. Ayrıca referandumun Kerkük vilayeti genelinde mi yoksa bölge bölge mi yapılacağı da belli değildi.
Kerkük sorununun çözümü ve 140. maddenin hayata geçirilmesi meselesi, 2005 yılındaki hükümet kurma çalışmalarının ardından 2007 yılı sonuna kadar çözülememekle beraber daha birçok kez Irak seçimlerinde ve koalisyon görüşmelerinde pazarlık aracı olarak kullanılacaktır.
2010 yılındaki Irak genel seçimlerinin hemen öncesinde gerçekleşen parlamenter kriz sonucunda IKBY ile Bağdat yönetimi arasında “Erbil Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmaya göre Kürt yetkililer Başbakan Nuri Maliki’nin kabinesini oluşturmasına destek verecek karşılığında Maliki de 140. madde’nin hayata geçirilmesini sağlayacaktı.
Bağdat yönetimi sürecin hayata geçirilmesi sürecinde sürekli ayak diremişti ve diremeye de devam edecekti. Zira Kerkük, Bağdat yönetimi için Irak’ın ulusal birliğinin temeli; ülkenin kuzey, güney ve merkez olarak üçe bölünmesini engelleyen ve ülkeyi bir arada tutan önemli bir bağ olarak değerlendirmektedir. Bu sebeple Maliki yönetimi gerek iç siyasi dengeler gerekse de uluslararası güçlerin etkisi altında bu süreci işletmemiş ya da işletmemeyi seçmiştir.
2014 yılında Irak’ta patlak veren ve giderek yayılan DAEŞ işgali karşısında yeni yönetime gelen başbakan Haydar Abadi etkin bir irade gösterememiştir. DAEŞ ile mücadelede Bağdat yönetiminin gösterdiği zayıflık, görece istikrarlı bir konumda bulunan IKBY yönetiminin hâkimiyet alanını genişletmesi ile sonuçlanmıştır. Neticede Kürt Bölgesel Yönetimi, 25 Eylül’de gerçekleştirilmesi planlanan referandum ile gerek DAEŞ sonrası dönemde fiili olarak kontrolü altına aldığı bölgelerde ve elbette Kerkük’teki varlığına yasal bir konum kazandırmayı amaçlamaktadır.
Demografik Rekabet
Kerkük vilayeti ve şehri içinde barındırdığı Türkmen, Kürt ve Arap nüfus itibarıyla uzun zamandır demografik rekabetin yoğun olduğu bir bölge olmuştur. Bu üç etnik unsurdan özellikle Kürtler ve Türkmenlerin Kerkük’ün kontrol ve idaresini ele geçirmek ya da elde tutmak üzere şehir üzerinde demografik iddiaları bulunmaktadır.
Irak’ta en güvenilir nüfus sayımının 1957 yılında yapıldığı konunun uzmanları tarafından kabul edilmektedir. Bu nüfus sayımına göre Kerkük vilayeti ve şehrindeki nüfus dağılımı şöyledir:
Kaynak: Veriler için O’Leary (2004), Ahmed (2005)
Türkmen İddiaları
Türkmenler, uzak ve yakın geçmişleri bağlamındasiyasi, sosyal ve kültürel açıdan Kerkük ve bağlı birimlerinde temel bir unsur oluşturmuşlardır.
Kemal Mazhar Ahmed’in Iraklı Türkmen tarihçi Şakir SabirDabit’ten aktardığına göre Türkmenler, 674 tarihinden başlayarak bölgede hâkim olan hükümdarlar tarafından Irak’ın çeşitli bölgelerinde bulunan stratejik askeri alan ve mevkilere yerleştirilmişlerdir. Bu alanlar arasında Kerkük, Telafer, Musul, Tikrit, Samarra, Mendeli ve Erbil bulunmaktadır.
Kerkük’teki Türkmen varlığı Osmanlılar döneminde özellikle 1555 Amasya Anlaşması’ndan sonra güçlenmiştir. Osmanlılar Doğu/İran’a karşı Kerkük’ü bir hisar olarak telakki etmişler ve bu bölgede hâkimiyetlerini sağlamlaştırmaya önem vermişlerdir.
Zaman içerisinde Kerkük şehrinde büyük bir siyasi, ekonomik ve kültürel etkiye sahip bir “Türkmen aristokrasisi” oluşmuştur. 1908’de İttihat ve Terakki Partisi’nin yönetimi ele geçirmesinin ardından şehirdeki Türkmen varlığı çokça güçlenmiş ve Kerkük’te İttihat ve Terakki Cemiyeti büroları açılmıştır.        
 Kaynak:Nahid (1915)
Osmanlı aydınlarından Haşim Nahid’in 1915 yılında Türk Yurdu Mecmuası’nda yayımladığı “Irak Türkleri” yazı serisinin ikinci kısmında Irak’ta Türkmenlerin yaşadıkları bölgeler Mühendis Hasan Bey’in çizdiği bir harita ile verilmiştir. Haritalarda da görüleceği üzere Telafer, Musul, Erbil, Kerkük, Tuzhurmatu ve Mendeli gibi bölgeler Irak’ta Türkmen varlığının görüldüğü yerler olarak kaydedilmiştir.
Kerkük’ün Türkmen nüfusu da Saddam’ın “Araplaştırma” politikasına maruz kalmış ve Irak’ın çeşitli bölgelerine göç ettirilmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen yukarıda bahsedildiği üzere 1957 yılında yapılan nüfus sayımına göre şehirdeki nüfus üstünlüğünü ellerinde bulundurmuşlardır. Ancak bu tarihten sonra gerek Saddam döneminde gerekse 2003 ABD işgalinin ardından güvenilir bir sayım gerçekleştirilmediği için şehrin değişen demografik çehresinde Türkmenlerin kesin varlığından bahsedebilmek zordur.
Kürt İddiaları
Kerkük’ün bir Kürt şehri olduğunu iddia edenler bu iddialarını genellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Şemseddin Sami tarafından kaleme alınan bir coğrafya ansiklopedisi olan Kâmus’ulAlâm’daki Kerkük maddesine dayandırmaktadır.
Şemseddin Sami ilgili maddede Kerkük’ü “Zor Sancağı’nın merkezi bir şehir olup 30.000 ahalisi vardır. Bir tepe üzerinde bulunan kale derini ile altındaki mahallelerden ve nehrin sağ tarafındaki kısmından mürekkep olduğu halde ahalisinin 4’te 3’ü Kürt ve geri kalanı Türk, Arap ve sairedir. 760 Yahudi ve 460 Keldani dahi vardır” ifadeleri ile tanımlamaktadır.
IKBY yönetimi, 2003 yılında Saddam’ın devrilmesinin ardından, eski rejim tarafından izlenen “Araplaştırma” politikası neticesinde şehrin değişen nüfus çehresini tersine çevirmeyi amaçlayarak gerek geçici gerekse daimi anayasaya bu dönüşümü meşru zemine oturtmak üzere yukarıda da bahsedildiği üzere maddeler ekletmiştir.
Bölgesel Yönetim’in Anayasa’ya 140. Madde ile dâhil ettiği ve tersine çevirmek demografik denge durumunda dikkat çekici unsurlar bulunmaktadır. Zira eski rejim döneminde Kerkük’ten ayrılan Kürt nüfusun şehre geri dönmesi Irak’ta düzenlenecek genel ve yerel seçimlerden öncesine denk gelmektedir.
Şöyle ki: ABD işgalinin ardından 2004 yılına kadar Süleymaniye, Erbil ve Dohuk’tan sadece 5 bin 805 Kürt Kerkük’e dönerken 2005 yılı genel seçimlerinin öncesinde bu sayı 114 bin 649’a ulaşmıştır. Hiçbir seçimin olmadığı 2006 yılında Kerkük’e dönen Kürtlerin sayısı 3 bin 719 iken 2010 yılı seçimleri öncesinde şehre dönenlerin miktarı 89 bin 753’e yükselecektir.
Ancak seçim öncesinde nüfus değişimi sağlamaya ve Kürt seçmenin sayısını arttırmaya yönelik bu çabalar pek de verimli bir netice vermiş gibi görünmüyor. Zira 2005 seçimlerinde Kürtler 312 bin 750 oy alırken bu sayı 2010 seçimlerinde 274 bine 2014 seçimlerinde ise 272’e düşmüştür.

Bununla birlikte 25 Eylül’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde de Kerkük’ün demografik yapısı ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme gelmiştir. IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumunun tarihini açıkladığı 7 Haziran 2017 tarihinden yaklaşık bir ay sonra Kerkük yetkilileri, şehrin çevresinde bulunan ve DAEŞ’in kontrolü altına girmiş olan şehirlerden gelen Arap ağırlıklı iç göçlerin Kerkük’ün demografisini “olumsuz” yönde etkileyeceğini belirtmişlerdir. Kerkük Valisi Necmeddin Kerim 16 Temmuz’da yaptığı açıklamada birçok bölgenin DAEŞ’den temizlenmesine rağmen, Kerkük’e göç edenlerin büyük çoğunluğunun geri dönmek istemediğini bu kişilerin uzun süre şehirde kalmasının demografik yapıyı ciddi biçimde etkileyeceğini ve bunun olmasına izin vermeyeceklerini belirtmiştir. Kerkük valisinin yaptığı bu açıklamalar IKBY’nin 25 Eylül referandumuna Kerkük’te bir demografik planlama ile nasıl hazırlandığı açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye, sesini iyice yükseltmeli

Iraklı Türkmenlerin lideri Erşad Salihi, peşmergebaşı Mesut Barzani'nin 25 Eylül'de yapmayı düşündüğü sözde referandum ve Türkmenlerin geleceği konusunda açıklamalar yaptı.
Irak'taki Türkmen varlığı hakkında  ve Türkmenler'e uygulanan katliam, saldırı ve asimilasyonlar hakkında neler söylersiniz?
Irak'taki Türkmen varlığı Türk dünyasının bir varlığıdır. Buna karşı buradaki Türkmenler'in üzerinde bir tehdit oluyorsa mutlaka Türk dünyası da tehdit edilebilir. Irak Türkmenleri'nin varlığı Kuzey Irak bölgelerinde özellikle Telafer, Kerkük, Diyala, Erbil, Tuzhurmatu bu bölgenin üzerinde dağılmıştır. Ama bu varlık kesinlikle bazı politikalara asimilelere maruz kalmıştır. Saddam döneminde ve Saddam sonrasında.
Biz yine de Irak Türkmenleri'nin üzerine uygulanan katliamlar tarih boyudur ki  bazıları da Türk varlığının faturasıdır. 1924'te Ermeni katliamı, 1959'da bazı yasadışı Kürtler'in yaptığı katliamlar, Saddam dönemindeki katliamlar. Şimdi de bu devam ediyor, bir kısmı da DEAŞ eliyle. Yani biz Türkmenler Türk varlığının hedefinin karşısında biz hedef olmuşuz.
Irak'ta yaşayan 2003 yılında Irak'ın işgali sonrası peşmergeler tarafından Kerkük'te nüfus ve tapu dairelerini yağmalanması ve Kerkük'ün o günden bu yana demografik yapısının değiştirilmesi ve Irak'ın işgali sonrasında yapılan yeni anayasada Kerkük'ün statüsü   hakkında değerlendirmeniz nedir?
''KERKÜK'ÜN DEMOGRAFİK YAPISINI DEĞİŞTİRDİLER''
2003'ten sonra Irak'ın içinde özellikle Türkmenler'e uygulanan politikalar demografik yapıyı değiştirdi. Nüfusu Kerkük'ün 850 bin olan Saddam döneminde 2003'den önce. Şu anda bir milyon altı yüzelli bin. Sekizyüz elli bin olduğunda yarısı Türkmen,  diğer yarısı Arap ve Kürtlerdi. Şimdi bir milyon altıyüz elli binin yarısı Kürtler diğer yarısı Türkmen ve Araplardır. Bu bir demografik yapının değişmesinde maalesef uygulandı. Bu terkedilen meselelerdir, 2003-2004 yıllarında terkedildiler. Irak anayasası maalesef bu hususta ciddi bir şekilde çözüm bulamadı. Irak'ın işgal sonrası  yapılan anayasada da Kerkük'ün statüsü önceden bir özellik verildi, Irak'ın geçici anayasasında Kerkük ve Bağdat'a bir özellik verildi. Ama ondan sonra Irak Anayasası yazıldığında bu özellik kaldırıldı. Çünkü Kürtlerin baskıları çok güçlü idi. Şiiler de o zaman zafiyet gösterdi. Ama Türkmenlerin ve Kerkük'ün ne kadar önemli olduğunun farkında olmadılar. Şimdi yeni farkında oldular. Öyle bakıyorlar ki Irak'ın toprak bütünlüğünü gerçekleştiren biziz.
 IŞİD'in Musul'u ele geçirmesinden sonra Kerkük'ten de çıkan Irak ordusu ile birlikte Kerkük'te yaşanan bayrak krizi, Kerkük İl Meclisi'nde alınan kararlar ve daha sonrasında yaşananları  ele alır mısınız?
''IŞİD BİR PROJEYDİ''
IŞİD sonrası Kerkük'te 12. Kolordu'nun kalmaması ve özellikle peşmergenin genişletilerek getirilmesi bu sıradan bir olay değildir. IŞİD bir projeydi. Bölgeye getirildi. Irak'ın toprak bütünlüğünü tehdit etmek için. Proje bitti o zaman herkes geldiği yere gönderiyorlar IŞİD'i. Bunun neticesinde en çok zararlı çıkan kesinlikle Türkmenler olacaktır. Onun için Irak ordusunun orada kalmaması ve peşmergenin o bölgeye getirilmesi öyle planlı bir şekilde gerçekleşmişti. Bu hususta yine de Kerkük'te yaşanan bayrak krizi bunun bir başlangıcı idi. Bugün vilayet meclisinde alınan tek taraflı kararlar onlara bir fırsat verdi, yeni bir karar aldılar referandum kararı. Mahkemeler, idare mahkeme yargıç reddetmesine rağmen bayrak krizini yaratan Kerkük valisi hâlâ ona itaat etmiyor. Ama bu başbakanın görevidir bunun uygulanması ve o bayrakların indirilmesine Başbakan Haydar İbadi'nin el atması gerekmektedir. 
Barzani'nin referandum çıkışını, bölgede bir Kürt devleti hamlesini ve bu hamlede Kerkük'ü de ele geçirme faaliyeti hakkında neler söyleyeceksiniz?
''TÜRKİYE SESİNİ İYİCE YÜKSELTMELİ''
Barzani'nin ve Kerkük valisinin bayrak krizi ile referandum krizi öyle sıradan bir olay değildir. Planlı bir şekilde olmuştur. Bölgede krizi daha fazla artırmaktır. Bir Kürt oluşumunu gerçekleştirmektir. Burada Türkiye sesini iyice yükseltmeli. Bu meselenin üzerinde ciddi bir şekilde durulmalıdır. Sadece beyanatla olmaz. Daha fazla adımların atılmasını bekliyoruz. Sözde referandum gelecekte en çok Türkiye'ye zarar verecektir. İran'a zarar verecektir, Irak'a; hatta Suudi Arabistan onu bilsin ki Şii bölgesi Mekke ve Medine'nin karşısında onu bırakabilirler. Bu proje devam ederse aynısı olur. Irak merkezi hükümeti, uluslararası çevreler,  Türkmenleri ihmal ederse, can güvenliğimiz tehdit edilirse; bizim de başka seçeneklerimiz olacaktır ve bu durumda devreye girer. Bunun altını çiziyorum.
 MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin Türkmen davası ile ilgili gösterdiği hassasiyet ve milli bilinç ile ilgili neler söylersiniz?
Sayın Bahçeli'ye biz teşekkür ederiz. Sürekli görüşürüz kendisi ile. Verdiği destekten de memnuniyetlerimi takdim ederim. Özellikle sayın Cumhurbaşkanına ve iktidara yaptıkları baskıları  takdirle karşılıyorum. Beyanatlarını da takdirle karşılıyorum. Temennimiz hükümetimiz Sayın Bahçeli'nin söylediklerini uygulaması lazımdır. Ciddi adımların atılması lazımdır. Sadece beyanatlarla, bildirilerle bu iş gerçekleşmiyor. Bir Türkmen varlığı tehlikededir, tehdittedir bunu herkes bilmesi lazım.
Buradan Türkiye'ye ve Türk milletine mesajınız var mı?
''MUKAVEMET RUHU İÇİMİZDE İRADEMİZLE DEVAM EDECEKTİR''
Bizim mesajımız Türk halkına. Ciddi bir şekilde yanımızda olduğunu görüyoruz. Eğer fiilen bizim üzerimize bir oluşum olursa Türk halkı mutlaka yanımızda olsunlar. Bu ayıp değil, herkes birbirinden yardım talep edebilir, herkes birbirinden destek talep edebilir. Irak'ın kuzeyindeki bölgede Türk varlığını korumak sadece bizim görevimiz olarak görülmemelidir.  Herkesin görevidir, Türk dünyasının görevidir, Türk varlığının, Anadolu'nun, herkesin görevidir. O yüzden hem iktidara, hem muhalefete, hem Türk halkına önceden buradaki millet Türk varlığının kimliğinin faturasını biz ödüyoruz. Onu herkesin bilmesi lazımdır, pişman değiliz ama bu kadarda devam etmek zor olur. Maalesef benim de ahidimde ben bir cephe başkanı olarak Türkmenlerin can güvenliği için tedbirler alınması lazımdır. O tedbirler benim için gerçekleşmedi zamanında. Ama işte yine de direneceğiz, mukavemet ruhu içimizde irademizle devam edecektir.

Yanımızda durana her kim bizimle beraber oldu özellikle bu hassas durumlarda bize yardımcı olanlara teşekkür iletmekteyim. Ama sadece bunlar sözde kalmasın. Kuzey Irak yönetimi bölgeyi yavaş yavaş fiile dönüştürmüş olursa biz de buna fiile karşı fiil yapmamız lazımdır. Ne yazık ki bu bölgede biz temenni etmeyiz silah konuşsun. Ama bu bölge budur. Burada gücün varsa, silahın varsa siyasi pozisyonun olur. Aksi takdirde hiçbir şeyin olmaz."

29 Eylül 2017 Cuma

COĞRAFYAMIZDA NELER OLUYOR

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
“Türk halkı ikinci defa milli mücadeleye hazır olsun. Ruhlarıyla, akıllarıyla ve varlıklarıyla Anadolu topraklarında bin yıldır egemenliğini sürdüren devletimizin bekası için, ikinci milli mücadeleye hazır olsun. İstiklal Marşı’nı bir kez daha çok gür okuyacağımız bir noktaya doğru gidiyoruz”
"COĞRAFYANIN PARÇALANMASINA YÖNELİK BİR ADIM"
-Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tüm baskılara rağmen referandumu gayrı meşru bir şekilde gerçekleştirdi. Bundan sonraki süreçte bizi ne bekliyor?
Türk halkı ikinci kez milli mücadeleye hazır olsun. Ruhlarıyla, akıllarıyla ve varlıklarıyla Anadolu topraklarında bin yıldır egemenliğini sürdüren devletimizin bekası için ikinci milli mücadeleye hazır olsun. Gidişatın bir penceresi İstiklal Marşı’nı bir kez daha çok gür okuyacağımız bir noktaya doğru gidiyoruz. Bu referandum doğrudan coğrafyanın parçalanmasına yönelik bir adımın ayak sesleridir. Bundan sonraki aşama; Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan PKK üzerinden oluşturulan yapının yine kuzey Irak Kürt bölgesinde ki modele benzer bir şekilde bir referandum aldatmacasıyla orada bir fiili durum oluşturulması, bir diğer aşaması ise doğu ve batıyı birleştirerek Akdeniz’e çıkartıp Anadolu topraklarında birinci Dünya Savaşında tamamlayamadıklarını emperyalizmin tamamlamak istemesidir. Ancak burada Türkiye’den önce doğrudan hedef iki ülke var. Türkiye son halkası bunun. Türkye’nin son halka olmasının ilk sebebi bir kere Türkiye’nin çok güçlü bir ordusu var. Ayrıca Türk halkının çok yüksek bir duyarlılığı, millet bilinci var. Dolayısıyla bir devletin ayakta kalabilmesinin şartı önce güçlü ordusu ve millet bilincidir. Kuzey Irak referandumunun önünü açan 15 Temmuz darbe kalkışmasıdır.
"ORDUMUZA CİDDİ YARA ALDIRMIŞTIR"
-Neden?
Çünkü FETÖ işbirlikçisi işgal kuvvetleri üzerinden bu topraklardaki bekamızın en önemli sırrı olan ordumuz zayıflatılmak istenmiştir ve 15 Temmuz ile beraber, ordumuz ciddi yara aldırılmıştır. Dolayısıyla Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki referandumun önün açılmıştır. Önümüzdeki süreçte içerde Erdoğan’sızlaştırma operasyonu devam edecek. AK Parti’yi kontrol altında tutmak, güçsüzleştirmek, Erdoğan’ı kilitlemek ve milleti moralsizleştirmek için MHP’ye yapılanın bir benzeri AK Parti’ye yapılmak isteniyor. Bir taraftan ordumuz güçsüzleştirilmek istenirken diğer taraftan milletimiz ve siyasetimiz güçsüzleştirilmek istenmektedir. Bu projeksiyonda Türkiye son halkadır.
"SON HALKA TÜRKİYE'DİR"
-Diğer halkalar peki kim?
Türkiye son halkadır. İkinci halka İran ‘dır. İran’dan sonraki halka da Rusya’dır. Küresel sistem 1648 Westphalia sürecinin devamı olan gelişmelerde, sürecin devam edebilmesi için küresel sisteme doğrudan etki etme kabiliyeti olan ve medeniyet birikimleri yüksek olan merkezi güçleri tahkim edilmiş olan üç devletin küresel sistem açısından parçalanması gerekmektedir. Bu üç devlet Rusya’dır, İran’dır ve Türkiye’dir. Çünkü Mısır’ı teslim aldılar. Eğer 15 Temmuz’da Türkiye’yi teslim alabilselerdi ki; Türkiye’de dindar görünüp Türkiye’yi emperyalist güçlere teslim etmek isteyen içeride yerli ve milli olmayan ama dindar görünen çok siyasetçi var. Emperlayizmle işbirliği yapan bu kanat kimi zaman ümmetçilik kavramının arkasına ırkçılığı sıkıştırarak, kimi zaman neoliberalizmin arkasına işbirlikçilğini saklayarak anadolu topraklarına İstanbul’dan, Ankara’dan, Erzurum’dan, Diyarbakır’dan bakmak yerine, anadolu topraklarına Amerika’dan, Londra’dan, Berlin’den bakan ve de tıpkı 1. Dünya Savaşı sürecinde olduğu gibi mandatel bir akla sahip çok adam var. Bu adamların bir kısmını milliyetçilik görüntüsü altında, bir kısmı dindarlık altında, bir kısmı da radikallik şemsiyesi altında görüyoruz. Yıllarca ümmet kavramının arkasında ırkçılılarını sakladıklarını gördük. Oysa biz ümmet kavramının ırkları aşan ve ırkların farklılıklarını bir olup, beraber olabilmek için farklılıkların birliği ilkesi üzerinden akıl üretmek için bir fırsat olduğuna iman etmiş müslümanlarız.Yani ırki anlamda farklılığımız, ırk üzerinden birbirimizi tasviye etmeyi emretmez. Irk üzerinden kardeşliğimizi, mümin kimliğimiz, vatandaş kimliğimiz, komşuluk kimliğimiz, akrabalık kimliğimiz üzerinden birliği emreder. Yıllarca Türkiye’de bu topraklarda ki Selçuklu’dan, Osmanlı’dan gelen devlet geleneğine karşı sürekli eleştirel yaklaşan bir takım akılların aslında dillerinin altındaki baklayı görüyoruz. Dikkat etmeliyiz. Oysa şundan eminiz bu topraklarda Türklerin aleyhine ne varsa Kürtlerin aleyhinedir. Kürtlerinde aleyhine ne varsa yine Türklerin aleyhinedir. Bir adım daha ileri gidiyorum; Arapların aleyhine ne varsa yine kürtlerin aleyhinedir. Arapların lehine ne varsa yine türklerin lehinedir. O halde biz şunu bilmeliyiz, bu topraklar ümmete aittir. Emperyalizme ait değildir. Önce Türkler, Kürtler, Araplar şunu bilmeliyiz; “Bu coğrafya bizimdir.Ve bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginlikleri, kaynakları bizim.” Ne garip değil mi Amerika’nın conisini topraklarında alkışla karşılayan Irak şimdi ne durumda?
"TÜRKİYE'YE IRAK 2003 SENDROMU HAZIRLANIYOR"
Türkiye’ye 2003 Irak fotoğrafı hazırlanıyor. Bağdat caddesinin bazı sokaklarında Trump severler afişi asıldı. Yani bir el bu toprakların lideri Erdoğan’ı sevmekten nasipsizlenirken Trump severlikle boğulma noktasına gelenlerin Irak 2003 öncesi ve 2003 sonrasına bakmaları gerekir. Türkiye’ye 2003 Irak sendromu hazırlanmaktadır. Dikkali olmazsak. Bakın o işgal 1 milyon ıraklıya maloldu. Ve şimdi Barzani kürtleri, mazlum insanları, kardeşlerimizi bir büyük ateşe atıyor. Sevinen kim Netenyahu. Sevinen kim, kilometrelerce uzakta Kerküt’ün, Musul’un petrolüne göz dikmiş ve Çin’i kontrol etmek için buraları askeri üst haline getirmek isteyen güçler. Oysa bu coğrafya bizim değil mi? Bizim birbirimizden başka dostumuz yok ki. Eğer Kuzey Irak’ta katliam yapılırsa orada ki benim kürt kardeşlerim koşarak nereye gelecek? Türkiye’ye gelecek. Bu topraklar hepimizin toprakları. Bakın İran şu an doğrudan tehdit altında. Tehditin farkına varan İran, bu tehdite askeri operasyonla karşılık verdiğinde benim mazlum Kürt kardeşim nereye koşup gelecek. Peki bu sana söyleyen Türkiye’nin sözü yerine inatla bu referandumda ısrar edişin mantığı nedir? Kimi sevindirmektir? Bu coğrafyayı sevindirmiyorsun. O zaman bizim bu coğrafyayı sevindirecek işler yapmamız lazım.
"CONİ VE HANS'IN TÜRK, KÜRT, ARAP DERDİ YOK"
-Nasıl işler yapmalıyız?
Bir kere kardeşliğimizi diri tutmalıyız. Mesela en zor zamanında Türkiye seninde, sen Türkiye’nin yanında olmalısın. En zor durumunlarında Türkiye dışında kim yanlarında olacak bunu görebilmeleri lazım. Coni mi, Hans mı yanlarında olacak.? Coni’nin ve Hans’ın Türk, Kürt, Arap diye bir derdi yok. Onların derdi küresel güç mücadelesinde kendi gücünü tahkim etmek için yakmak ve yıkmak. 1.Dünya savaşından beri milyonlarca müslümanın kanı aktı. Arakan’da insanlar katlediliyor, hangisinin çıtı çıkıyor? Allah muhafaza yarın Kuzey Irak’ta katliam yapıldığında ki DAEŞ ve Haşbi Şabi yaptığında kimin umrunda oldu. Müslüman müslümanı katlediyor resmi çizip kenardan kahvelerini, viskilerini içip akan müslüman kanını seyrettiler. Bu coğrafya emperyalizmin değil ümmetindir. Bunu çok iyi bilmeliyiz. Bunu farkettiğimiz zaman bu toprakların yeraltı ve yer üstü kaynakları refahımız içinde, kardeşliğimiz içinde, adalet inşası içinde, barışımız içinde yeter. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok.
"RUSYA KENDİSİNİN HEDEF OLDUĞUNU GÖRMELİ"
Olamaz da… Ama Türkiye’yi yok sayarakta bririlerinin bir şey yapmazsına da Türkiye izin vermez. O nedenle doğrudan hedef üç ülke var. İran, Rusya ve Türkiye. Son olarak Rus Generalin öldürülmesi de tamamiyle Türk- Rus ittifakına zarar vermek içindi. Ve bu Rus generalin öldürülüş biçimi itibariyle Şam’ın parmağı vardır. Generali öldürerek Tükler ve Rusların bölgede sağlayacakları çatışmasız güvenli bölgeyi sabote etmek istemişlerdir. Dolasıyla Rusya’nın Sovyetler sonrası inşa ettiği yapının doğrudan hedef olduğunu bilmeli. 15 Temmuz ‘un da hedefi Rusya idi. Irak’ta, Suriye’de Daeş militanlarına biçilen rol bittiğinde Kafkaslara, Orta Asya’ya çıkmayacaklarının garantisi mi var? Garantisi olmayacağına göre senaryonun Rusya’ya dair yıkılmak istendiğini Rusya görmeli ve Kuzey Irak’ta yapılan referandum sonrasındaki sürecin doğrudan kendisinin hedef olduğunu görüp, bilmesi gerekmektedir.
-Referandum sonra Erbil’de fotağraflara yansıyan bir görüntü vardı. Kutlama yapan halktan bazılarının ellerinde İsrail bayrakları olduğunu gördük. Barzani’nin bu kadar baskılara rağmen referandumda ısrar edişinin arkasında İsrail’i kendisine güç olarak aldığını söyleyebilir miyiz?
Sadece İsrail’i değil, Pentagon ve Amerikan Merkez Bankası arasındaki mücadele de var. Dolayısıyla Pentagon Modern İpek Yolu ve Çin’i kontrol etmek istiyor. Aslında Amerika’nın Çin’in kontrol etme tezi, doğru bir tezancak bu tezin işleyiş biçimi yanlış.
"PENTAGON ÇİN'İN KONTROL KABİLİYETİNİ YOK EDİYOR"
-Bunun ne demek olduğunu biraz açar mısınız?
Amerika Pentagon, Ortadoğu coğrafyasını parçalayarak Çin’in kontrol edilebilme kabiliyetini yok ediyor. Yani bu coğrafya da türkleri, kürtleri, arapları birbirleriyle çatıştırarak Çin ve Modern İpek Yolu kontrol edilemez. Oysa dünya 2030 lar da 2050 ler de bir Çin istilasıyla karşı karşıya gelecek.
-Ekonomik anlamda mı?
Hem ekonomik, hem siyasi,hem de askeri anlamda. Bir başka anlamda da demogratif olarak 1.5 milyara yaklaşan nüfusun olduğu bir ülke. Aynı ülke 300 milyonun üzerinde 1 milyon üstü gelire sahip bir ülke. Bağımsız silah üretebilme kabiliyeti olan ve hepsini nüfusla besleyebilen bir ülke dünyanın her ülkesinde Çin Mahalleri kurarak istila yapmaya kalkarsa ne yapacaksınız? Önümüzdeki yüzyıllık sürecin en önemli meselesi insanlık için Çin’in kontrol edilmesi meselesidir. O zaman Amerika Pentagon bölgeyi kristalleştirmekten vazgeçip, Türkiye’nin liderliğinde islam dünyasının bir ve beraber olması tezini destekleyip Çin’e karşı Çin’i durduracak en önemli gücün Rusya ve Türkiye liderliğinde islam dünyası olduğunu bilmelidir. Pentagon bunu yapmak yerine bölgeki herkesi çatışmalı hale getirip rahat edeceğini düşünüyor.Türkiye’yi küçültmeye yönelik adımlar yerine, Türkiye’nin güçlülüğü küresel dengenin inşaasında önemli bir rol olduğunu fark edip coğrafyadaki herkesin bir olduğu bir güç ortaya çıkmalı ve Çin’in yükselişini böyle durdurmalıdır. Bunun yerine çatışmalı bir tablo oluşturulmaya çalışılırsa da bundan en çok Amerika zarar görecektir. Çünkü Türkler tarih boyunca savaçı bir millet olup, bağımsızlığı söz konusu olduğunda hiçbir zaman bağımsızlığından, devletin bekasından ödün vermemiştir ve vermeycektir. Bedel öder ama ödediği bedelin karşısında da devletin bağımsızlığı ve bekası için geri adım atmaz. Bunu herkes iyi bilmeli. Dolayısıyla bu coğrafyayı bir maceraya sürüklemek yerine bu coğrafyanın gücü üzerinden dünya sisteminin yeniden şekillenişinde Çin’e karşı yeni ittifak alanları oluşturmalı.
ABD’nin referandum sürecindeki açıklamaları hiçbirimize de inandırıcı gelmedi. Orada durumlar nasıldı?
Bir Amerika yok bir kere. Amerika’nın kendi içinde de Trump yanlızlaşmış bir lider.
"ABD'DE İKİ DERİN DEVLET VAR"
-Bu Amerikan Derin Devleti dedikleri yapıdan kaynaklı olarak mı?
Amerika’da iki tane derin devlet var. Bir parayı kontrol eden derin devlet var, bir de askeri gücü kontrol edip ulusal çıkarları üzerinden hareket eden bir derin devlet var. Trump ikisi arasında sıkışmış vaziyette dolayısıyla bu iki Amerika arasındaki güç mücadelesinin yansımasıdır aslında bizim coğrafyamızda da yaşananlar. ABD ‘de ki denklemin nereye döneceği, dünyadaki gelişmelerin de nereye döneceğini gösterir. Amerika’nın 20 trilyona yakın borcu var. Dolayısıyla borcun alındığı güç merkeziyle, borcu ödemek zorunda olan güç merkezi arasındaki bu mücadelenin dünyada yansımalarını yaşıyoruz.
-Türkiye bu mücadelede nerede duruyor?
İşte böyle bir güç mücadelesinde Türkiye çok stratejik bir güç. Bu denklem Türkiye’siz olmaz. Çok çetin bir yolda olduğumuzu da vatandaşlarımız bilmeli.
"TRUMP'I TRUMP OLARAK GÖRMEYİN"
-Trump’tan aynı zamanda çok uzun ömürlü değil, yakında gider diye konuşuluyor. Siz buna katılıyor musunuz?
Hayır katılmıyorum. Önemli olan Trump üzerinden kimlerin ne iş yaptığıdır. Yani Trump’ın üzerinden ne yapılıyor, ne konuşuluyor ona bakacaksınız. Trump’ı Trump olarak görmeyin. Trump bir anlamda mikrofon. Mikrofondan hangi seslerin, hangi cümlelerin çıktığına bakacaksınız.
"KÜRDİSTAN KÜRT KARDEŞLERİMİZE VERİLMİŞ BİR HAVUÇTUR"
-Tekrar Barzani’ye dönelim. Gelen tepkiler sonrasında son düzlükte şöyle bir açıklama yaptı.”Referandumdan evet çıksa da ertesi gün bağımsılığımızı ilan edecek değiliz.”Sizce Türkiye’ye rağmen bölgede ciddi olarak bir Kürdistan devleti kurulabilir mi? Kurulsa da bölgede yaşabilir mi?

Bir kere emperyalizmin Kürdistan diye bir derdi yok. Emperyalizm kendisi için sömürge bir yapı düşünüyor. Bu coğrafya da bir kontrol kulesi inşa etmek istiyor. Maalesef Barzani de 20. y.y da kalmış siyasi aklını 21.yy da ki zamana uyduramıyor. Uyduramadığı içinde geri de kalıyor. Oysa ki dünya bilgi iletişim teknolojileri üzerinden bambaşka bir yere evrilmiş vaziyette. Barzani Kuzey Irak’ta ki gençlerin ne istediğini anlamıyor. Aynı şeyi HDP de anlamıyor. Hakkari deki gençleri dağa çıkartırken üzerlerindeki psikolojik travmanın farkında değiller. Farkında olmadıkları için bu tarz etnik kimliğe dayalı, bugünü ve yni zamanı anlamayan her akıl kaybetmeye mahkumdur. Çünkü dünyada kontrol edebilme şansımızın olmadığı ancak yönetebilme şansımızın olduğu bir yeni durum var. Japonya’daki genç ile Türkiye’deki genç tarz olarak birbirine benzer hale geldi. New York’taki genç ile Sultanbeyli’deki genç birbirine tarz olarak benzer hale geldi. Bunu engelleyebilme şansınız yok çünkü Steve Job insanlığın hayatını akıllı telefonlarla değiştirdi. Saç telinden ince bir kablo insanlığın birbirine benzemesinin önünü açtı. Bunu durduramazsınız ama yönetebilmelisiniz. O zaman etnik kimlikler üzerinden üretilmiş bir akıl ile bunu yapabilmeniz mümkün değil. Bu kimliklerin hepsinin varlıklarını koruduğu bir adalet hakkı, eşitlik hakkı, hakkaniyet hakkı üretmek mecburiyetindesiniz. Bunun içinde Barzani ve HDP bunu görmediklerinden dolayı 25 yıl sonra ne ile karşılacaklarının farkında değiller. Bundan dolayı bu bölgede bir Kürdistan ilan edilirsede bu emperyalizmin kendi kontrollerinde hareket ettireceği bir Kürdistan olacaktır. Ve bu Kürdistan üzerinden İran’ı, Türkiye’yi, Rusya’yı, Çin’i, Akdeniz’i kontrol etmek istemektedirler. Bu Kürdistan ismi Kürt kardeşlerimize verilmiş bir havuçtur. Sopası ise sömürgeleşmektir. Yani kurulacak bir devlette emperyalizmin adamları Erbil’de valilik rolü üstlenecek. Kürt kardeşlerimizde zannedecek ki biz Erbil deki parlamentodan yönetiliyoruz. Biz Erbil’de ilan edilmiş hükümet tarafından yönetiliyoruz zannedecekler. Ve beraberinde İslamsızlaştırlacaklar. Nasıl, Baascılık üzerinden Araplar İslamsızlaştırılmaya çalışıldıysa bunu tekrar edecekler. Bir anlamda Netanyahu üzerinden sevinç gösteri yapmayı da Selahattin Eyyübi’ye, Mevlana Halid-i Bağdadi’ye, Ahmed-i Hani’ye, Seyyid Taha hazretlerine ihanet olarak görüyorum. Kürtlerin sağduyusunun buna müsaade etmeyeceğine inanıyorum. Kürtlerin içerisindeki seyyidlik geleneği buna rıza göstermeyecektir. Ama empertalizmin böyle bir planı var ve bu plan işlemektedir. İşleyen kürtlerin planı değil. Kürtlerin bu fotoğrafta özne olma ihtimali yok. Kürtler bu fotoğrafta nesne. Bundan dolayı hepimizin çok dikkatli bir dil kullanması gerekiyor. Bu coğrafyada Türkler ve Kürtler Yavuz’un Çaldıran öncesi ve sonrasında kurduğu ittifakları güncellerse tarihi yeniden biz yapılandırırız. Eğer güncellemezsek bu coğrafyayı hiç tereddütsüz hepimize mezar ederler.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html