BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Esad rejimi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Esad rejimi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

10 Nisan 2018 Salı

Kimyasal oyun.

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tam klavyenin başına geçmiştim ki TRUMP'ın açıklaması önüme düştü: "ASKERLERLE GÖRÜŞTÜM. 48 SAAT İÇİNDE ÇOK ÖNEMLİ KARARLAR ALACAĞIZ..." Bunun ne anlama geldiği gayet açık ve net. Peki, buralara nasıl geldik! Adım adım gidelim....

Araya başka başka figürler, olaylar girse de girmeye çalışsa da son düğümün çözüleceği yer, merkezinde bulunduğumuz bölge... ORTADOĞU... SURİYE IRAK ve AKDENİZ! Ne isteniyor, ne amaçlanıyor? Kimin kiminle hesabı var? Rusya ve İran nereye düşüyor/ Esad ne olacak? Soru çok!
Bir de bütün bunların içinde TÜRKİYE'yi gelecekte ne bekliyor?
Açarak gidelim...
Stratejik araştırmalar yapan 10 Amerikan kuruluşunun tümü bu YÜZYILDA EN ÖNEMLİ BÖLGENİN AKDENİZ OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞTİ. Bütün raporların ortak yanı aynı nokta... Bu nedenle GERİLİM, TANSİYON Akdeniz'e SINIRI OLAN ÜLKELERDE GÖRÜLECEK. Paylaşım savaşı NEDENİYLE.
Ve bütün maceranın tam ortasında KIBRIS kalacak. ADA hiç olmadığı kadar önem ve değer kazanacak. Önümüzdeki günlerde bunu yaşayacağız...
Suriye de Akdeniz'e kıyısı olan bir ülke.
Suriye'yi tek bir ülke olarak görmemek gerekiyor. Çünkü Suriye'de kurulacak yeni yönetim, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, İran, Irak ve Rusya'yı çok yakından ilgilendiriyor. Bizim de diğerlerinin de hesabı var! DOĞAL!
Herkes elinden geleni yapmakta.
AKDENİZ'e açılan SURİYE kapısı çok ama çok önemli... Hatırlayanlar olacaktır. CIA BAŞKANI Pompeo'nun DIŞİŞLERİ BAKANI OLACAĞINI
YAZMIŞTIM. İşte Mike Pompeo ve ekibi, içeride bazıları yazdıklarıma karşı çıksa da, tam 7 kez BEŞAR ESAD İLE GÖRÜŞTÜ! Bir değil, iki değil, 7 kez!
Anlaşmaya çok yakın olunan yerler oldu. Ancak ESAD, ABD ile anlaştığında RUSYA ile karşı karşıya geleceğini biliyordu! Tersi oldu. Rusya'nın yanında kalmaya karar verdi, ABD'yi karşısına aldı.
KISA HİKAYE böyle...
Türkiye AFRİN'e girdiği sırada da görüşmeler oldu. CIA hep devredeydi.
Esad ile her görüşmeden sonra masada güçlenen YPG oluyordu. Rusya da Türkiye de ESAD'ın İKİLİ oynadığını gördü. Bu nedenle ömrü tamamlandı. Gitti gidecek...
Buna karşı çıkan tek kişi yok.
CIA'nın Esad'a sunduğu teklifte, 2 yıl sonra yani 2020'de İngiltere'de bir yaşam vaat edildi. Londra'nın kuzeyinde bir malikane Esad için hazırlanmaya başlanmıştı. Çocukların eğitimi için okul da seçilmişti. KRALİYET'in verdiği KORUMA garantisiyle ESAD VE AİLESİ mutlu bir yaşam sürecekti. LÜKS İÇİNDE HEM DE...
Esad akıllıydı! 2 yıl SURİYE içinde ayakta kalabileceğine inanmadı. Bunu imkansız gibi gördü. "Hayatta kalsam bile Rusya buna izin vermezdi. Ve bu büyük tehlikeydi" diye düşündü.
BİR FATURANIN GELECEĞİNİ GÖRDÜ.
Bu nedenle ESAD şu an hala RUSYA ile ortak olduğunu düşünerek yaşıyor.
Gerçek ise böyle değil.
Putin, Esad'ın son kullanma tarihini belirledi. Ancak Türkiye'siz adım atamaz.
BU İKİ ÜLKE İSE İTTİFAK HALİNDE her şeyi değiştirebilir. Bir de İRAN gerçeği var. Ancak Washington İRAN'ı kesinlikle vuracak. Bugün ya da yarın! VURACAK!
Eğer İran, açık şekilde ABD ve İngiltere ile yakınlaşırsa (Suudi Arabistan örneği gibi), bölgede dengeler tekrar değişir.
Senaryo tekrar yazılır!
Bu nedenle PENTAGON herkesi şaşırtacak oluşuma imza atmak niyetinde!
YPG'yi ESAD'a karşı savaştırmak için hazırlıyor.
Çünkü oyunu kuran güç, ani taktik değişikliği yapabilirse sonuç elde eder.
ABD de bunu son 100 yılda belki 50 kez yapmıştır.
2 ay önce Esad, ABD ile ortaklık görüşmeleri yapıyordu. YPG ile aynı çizgiye gelmişti. Şimdi ise hedefte! YPG ile karşı karşıya gelen bir Esad rejimi göreceğiz.
Bu bölgedeki en etkin strateji değişikliği olacak. TERÖR ÖRGÜTÜ YPG ESAD'A KARŞI... Senaryo bu.
Şaka gibi değil mi! Bölgedeki bütün aktörler için sorun!
Desteklense bir türlü, desteklenmese...
Türkiye, şu anda Irak'la çok yakın. Irak da İran'la. İran da İngiltere ile. O nedenle ABD ile İngiltere'nin anlaşması, İran rejiminin değişmesinin önünü açar.
Aynı şekilde Irak da Londra'dan izinsiz adım atamaz, karar alamaz. Irak Başbakanı İbadi'nin İngiliz vatandaşı olduğunu bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Irak yönetiminin yüzde 60'ı İngiliz vatandaşıdır. Bu resmi kayıtlarda da mevcut bir durumdur.
Eğer ABD ile İngiltere'nin anlaşması güçlü şekilde ilerlerse, Türkiye ile Irak'ın arası da açılacak demektir.
Çünkü İngiltere, Türkiye'nin Irak ve Kuzey Irak'taki terör operasyonlarına izin vermeyecektir. O nedenle Irak'ın yani Bağdat yönetiminin Türkiye'ye karşı açıklamaları sertleşecektir. İngiltere'nin ABD ile yaptığı anlaşmaların çok güçlü olup olmadığını IRAK tepkilerinden anlayacağız. YAKINDA!
Ancak İngiltere, ABD ile çok güçlü bir bağ kurmaz ve anlaşmazlık çıkarsa TÜRKİYE, IRAK'ta söz sahibi olur. Tek terörist kalmaz. Amerika Birleşik Devletleri de bunun farkında.
Geçen hafta Pentagon'dan bir ekip, İngiltere Genelkurmay Başkanlığı'nı ziyaret etti. Irak'ın Türkiye'ye desteğini bir an önce kesmesini istedi. Hatta bölgede Barzani ve YPG'nin daha güçlü olması için bazı taleplerin bir an önce hayata geçirilmesini istedi.
Görünen o ki, İngiltere bu talepleri şimdilik kabul etmedi. Hala Irak, Türkiye'yi destekliyor ve ortak operasyondan söz ediyor. Barzani'nin Kuzey Irak'taki egemenliğinin bitirilmesi için Bağdat merkezi yönetimi ve Türkiye güçlü adımlar atıyor. DENGE ŞİMDİLİK BU!
Değişir mi?
Göreceğiz...
Suriye-Irak ve İran'daki gelişmeler, Akdeniz'in geleceğini belirleyecek. Planları GÜÇLENEN TÜRKİYE bozuyor. Eğer Türkiye bu ritimde giderse AKDENİZ'de kimse son sözü söyleyemez. Hatta AKDENİZ SAVAŞIN MERKEZİ OLUR.


14 ülkenin, tamamen Akdeniz odaklı savaş planları yaptığını unutmayın. NATO özel bir ekiple aylardır Akdeniz çalışması hazırlıyor.
Bilmemiz gereken bir nokta daha var! Türkiye'nin NATO ile karşı karşıya geleceği son nokta Akdeniz olacak.
Çünkü NATO, Akdeniz'de operasyon başlatırsa, Türkiye'yi ortağı olarak görmüyor. Çünkü NATO'nun Akdeniz planları, yüzde 100 Pentagon projesi.
Bu nedenle PAYLAŞIM SAVAŞININ BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANLAYALIM.
"TÜRKİYE SAVAŞTA" sözleri gerçeğin ta kendisidir!
Türkiye uzun yıllar sonra bağımsız adım attı. Rusya ile S-400 anlaşması yaptı. Söylenmese de bu NATO için kabus. Bu nedenle Pentagon'un isteğiyle planlarını öne çektiler. Çekmek zorunda kaldılar... Bu arada RUSYA ile bizi YAKIN GÖSTERMEK için "İTME" modeli uygulayacaklardır. Hem Rusya'yı bize hem bizi onlara! OYSA TÜRKİYE HERKESE EŞİT MESAFEDE ve BAĞIMSIZ OLARAK KARAR ALABİLEN ÜLKE...
Bunun bozulması için her türlü operasyonu düşünürler. TÜRKİYE bulunduğu yer itibariyle DENGEYİ TUTAN BİR GÜÇ. Bunu RUSYA'nın lehine bozarak sonra da hep birlikte kapımıza dayanmak isteyebilirler...
AKDENİZ'de hem ADA'mız hem sınırımız var!
Ancak ZENGİNLİĞİ KENDİLERİ ALMAK İSTİYORLAR. ŞAKA GİBİ AMA GERÇEK BU. Planlarında bunlar var...
Daha öncede yazdım. 2018 YENİ DÜNYA DÜZENİ için son yıl.
Bu yıl pek çok şey yerli yerine oturacak.
BİZSİZ OLMAZ, OLMAYACAK.
Ancak küçük bir dilimle bizi kandırmak isteyecekler. Bunun için de bizi meşgul edecek her yolu deneyecekler...
AKILLI OLALIM.
OYUNA GELMEYELİM...
BİR VE BÜTÜN OLARAK GELECEĞİMİZİ KURALIM...
Uyanık olun! Olalım...
Başa dönelim... TRUMP'ın açıklaması da bu! OLAY GUTA değil SURİYE ve AKDENİZ! Gücümüz ve aklımızı göstereceğimiz döneme girdik! Haydi hayırlısı...


Ergün Diler




Kaynak >Takvim Gazetesi:Kimyasal oyun.

15 Ocak 2018 Pazartesi

ABD'den TÜRKİYE sınırında PYD'ye ordu Kurdu

ABD öncülüğündeki Koalisyon, Suriye’nin kuzeyinde en büyük bileşenini terör örgütü PKK’nın kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarından ‘sınır gücü’ kurma sürecinin başlatıldığını açıkladı.
ABD öncülüğündeki Koalisyon, Suriye’nin kuzeyinde en büyük bileşenini terör örgütü PKK’nın kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarından ‘sınır gücü’ kurma sürecinin başlatıldığını açıkladı. Bu yeni silahlı oluşuma ‘Sınır Güvenlik Gücü’ (BSF) adı verildi. Söz konusu güç Türkiye ve Irak sınırı boyunca konuşlandırılacak. Yeni sınır gücü kuzeyde Türkiye sınırında, güneydoğuda Irak sınırında, ABD’nin desteklediği SDG ile Rusya’nın desteklediği Esad rejimi arasındaki hattı oluşturan Fırat Nehri Vadisi boyunca görev yapacak. Koalisyon Sözcüsü Ryan Dillon sınır gücü içindeki Kürtlerin daha çok kuzeyde Türkiye sınırında, Arapların ise Fırat Nehri Vadisi civarında ve güneyde konuşlanacağını söyledi. Gelişmeler üzerine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun salı günü Kanada’da ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile planlanan görüşmesi kritik önem kazandı. Ankara’nın Trump yönetimine son uyarılarını Çavuşoğlu iletecek.
KRİZ GÜNBEGÜN TIRMANDI
Geçen hafta ilk olarak Suudi medyasında ABD’nin SDG kontrolündeki bölgeyi diplomatik olarak tanıma yönünde adımlara hazırlandığı iddiası ortaya atıldı. Ardından ABD’nin YPG/PYD güçleriyle Suriye’nin kuzeyinde bir sınır ordusu kurduğuna ilişkin iddialar üzerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Philip Kosnett Türk Dışişleri’ne çağrılarak haberlerden duyulan rahatsızlık iletildi. Ertesi gün Suriye dosyasından sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı vekili David Satterfield, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki oturumda ülkesinin neden Suriye’den çıkmayacağına açıklık getirirken temel sebepleri şöyle sıraladı; ortağımız SDG’yi korumak ve o bölgede tüm Suriye’ye model olacak yeni bir siyasi yapının kurulmasına yardımcı olmak. Bütün bunların üzerine Anadolu Ajansı’nın Kamışlı’dan geçtiği haberle öğrendik ki ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet kuzey Suriye’ye yaptığı ziyarette YPG komutanlarıyla da görüştü. Yeni sınır gücü kuzeyde Türkiye sınırında, güneydoğuda Irak sınırında, ABD’nin desteklediği SDG ile Rusya’nın desteklediği Esad rejimi arasındaki hattı oluşturan Fırat Nehri Vadisi boyunca görev yapacak. 
ERDOĞAN’IN "AFRİN’E GİRERİZ" AÇIKLAMASININ HEMEN ERTESİNDE GELDİ 
 Ankara’nın gelişmelere yönelik tepkisi Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından güçlü uyarılarla dile getirildi. Erdoğan’ın TSK’nın Afrin’e girmeye hazırlandığı ima eden açıklamalarının ardından akşam saatlerinde ajanslar Türkiye sınırından Afrin’deki PYD mevziilerine top atışı yapıldığını geçmeye başladı. Sabahında ise ABD öncülüğündeki koalisyon ‘The Defense Post’taki sınır gücü haberini doğrulayan bir açıklama yaptı.
 Koalisyonun Bağdat’taki Sözcüsü Ryan Dillon, e-postayla Hürriyet’e gönderdiği açıklamada Suriye’de kurmakta oldukları ‘Sınır Güvenlik Gücü’nün (BSF) 30 bin kişilik bir silahlı güç olarak örgütlenmesinin planlandığını bildirdi.
 15 BİN SDG’Lİ SINIR GÜCÜNE GEÇECEK
 Komutası Suriye Demokratik Güçleri’nin altında olacak bu kuvvetin 15 bini halihazırda DEAŞ’la mücadele misyonunu tamamlamak üzere olan deneyimli SDG’li silahlı unsurlardan oluşuyor. Kalanı ise eğitim için toplanıyor. 230 kişinin eğitimine başlanmış durumda.

Yeni ‘ordu’nun eğitim fotoğrafları Twitter’da paylaşıldı.

TÜRKİYE SINIRINA KÜRTLER FIRAT VADİSİNE ARAPLAR

 Ryan Dillon, yeni sınır gücü içindeki Kürt-Arap dengesinin ne şekilde olacağına ise şu sözlerle açıklık getirdi; “Bu kişilerin yaşadıkları bölgelerde hizmet etmesi sağlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu gücün etnik kompozisyonu hizmet ettikleri alanlarla bağlı olacak. Suriye’nin kuzeyinde Kürtler daha fazla hizmet edecek. Fırat Nehir Vadisi boyunca uzanan bölgeler ve güneyde Irak ile sınır boyunca ise Araplar daha fazla görev yapacak”. Ancak Dilllon, 30 bin kişinin ne kadarının Kürt ne kadarının Arap olacağına ilişkin soruyu yanıtlamadı.

YİNE BİR KRİZ YİNE FEDERAL TATİL

Türkiye’nin sınır ordusuna yönelik ilk resmi tepkisi hızla Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından dile getirildi. Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nin de hafta başından itibaren ABD makamlarına çeşitli girişimlerde bulunmasını bekleyebiliriz. Tesadüf o ki aynı vize krizinde olduğu gibi sınır gücü açıklaması bir Pazar günü geldi ve bu Pazartesi de yine bir federal tatil (Martin Luther King Günü).

TİLLERSON’A SON UYARILAR SALI KANADA’DA

 En kritik görüşme ise salı günü (yarın) Kanada Vancouver’da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson arasında olacak. İki bakanın Kore Yarımadası’nda güvenlik konulu toplantıda marjında yapacakları ikili görüşme son kriz öncesinde planlandı ancak gelişmelerle birlikte farklı bir önem kazandı. Ankara’nın görüşmeye ültimatom niteliğinde son uyarılarla gitmesi muhtemel. ABD'nin YPG kararına uzmanlar ne diyor? ABD liderliğinde koalisyonun Suriye'de terör örgütü YPG öncülüğünde kurulan SDG komutası altında 30 bin kişilik bir sınır koruma gücü kurmak için çalıştığını açıklaması gündeme bomba gibi düştü.

Peki uzmanlar ne diyor? 

hurriyet.com.tr'ye konuşan emekli büyükelçi Uluç Özülker, Türkiye sınırında oluşturulacak Sınır Koruma Gücü'yle ABD'nin Suriye ve Irak'ta kalıcı olduğunu ilan ettiğini söylüyor. Özülker, "Suriye'nin kuzeyinde 40 bin milis, paramiliter güçlerin de hesaba katılmasıyla 70 bin kişi olduğu söyleniyor. ABD bunları düzenli orduya çevirmek istemektedir.
ABD Savunma Bakanlığı'nın bir mensubu kısa süre önce ABD'nin Suriye ve Irak'tan çekilmek gibi bir niyeti olmadığını söylemişti. Bu karar, Suriye ve Irak'ta ABD'nin kalıcı olacağının ilan edilmesidir.
Ancak ABD bu konuda bize ikircikli davranıyor" yorumunda bulundu.
Özülker, Rusya'nın İdlib'de oluşturulan çatışmasızlık bölgesindeki Esad rejimi saldırılarına sessiz kaldığını çünkü Esad'ı müzakere masasına daha güçlü taşımak istediğini söylerken, ABD'nin Kürtleri müzakere masasına taşımanın yollarını aradığını aktardı.
Türkiye, İran ve Rusya'nın anlaşmaya vardığı çatışmasızlık durumunda İdlib'in içindeki gözetimin Türkiye'ye, dışındaki gözetimin ise Rusya'ya bırakıldığını söyleyen Özülker, Rusya'nın Afrin'deki YPG varlığı konusunda sorunun asıl kaynağı olduğunu söyledi. (İlker SEZER - hurriyet.com.tr) NTV canlı yayına katılan uzmanlar ise şu görüşleri dile getirdi:
 ABDULLAH AĞAR (Güvenlik uzmanı) ABD böyle davranarak bir müttefikini kaybetme konusunda bir hamle yapmış durumda. Hem YPG’yi hem Türkiye’yi idare ederim düşüncesinde olabilir. Çok sıkıntılı bir fotoğraf var coğrafya açısından. Afrin veya olası diğer bölgelerde yapılacak harekatlar kendilerine özgü karakterler taşıyacak.
BORA BAYRAKTAR (Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi) Rusya’nın tavrı burada önemli. Eğer bir denge, güç paylaşımı değerlendirmesi yapılmadıysa Rusya’nın sıcak bakacağı düşünülmemeli. Rusya’nın tavrı etkili ve belirleyici olacak. Ciddi bir kriz kapıda gibi görülüyor. Türkiye bunu kolay kolay kabul edecek diye düşünmemek lazım. Afrin’de yapılacak operasyon başarılı olursa Fırat’ın doğusunda da bir takım operasyonlar söz konusu olabilir. Ama 5-10 yıllık bir çatışma ortamında sürüklenilmesi tehlikesi de söz konusu olabilir. BURHANETTİN DURAN - (SETA genel koordinatörü) ABD’nin YPG’ye desteği yeni bir aşamaya geçiyor. Bunun da Türkiye’nin terör koridoru olarak gördüğü bölgeyi bir devlete çevirmeye çalıştığını görüyoruz. Bugünlerde Afrin operasyonu konuşulurken ABD’nin bu ileri kararı almış olması yeni krizleri bekleme ihtimali yaratıyor.

30 Ağustos 2018 Perşembe

İdlib'e Yönelik Operasyon Türkiye'yi Alarma Geçirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Esad Rejiminin İdlib'e Yönelik Olası Operasyonu, Türkiye'yi Alarma Geçirdi 

Dünya kamuoyunun son günlerde yakından takip ettiği Esad rejiminin İdlib'e yönelik olası operasyonu, Türkiye'yi alarma geçirdi. Operasyonun gerçekleşmesi durumunda 4 milyona yakın sivilin sığınmak isteyeceği adres Türkiye olacak




Dünya kamuoyunun son günlerde yakından takip ettiği Esad rejiminin İdlib'e yönelik olası operasyonu, Türkiye'yi alarma geçirdi. Muhaliflerin son kalesi olarak bilinen İdlib'e yönelik rejimin olası operasyonunun engellenmesi için diplomasi trafiği devam ederken, sahadaki hareketlilik de her geçen gün artıyor.

4 MİLYON SURİYELİ TÜRKİYE'YE SIĞINABİLİR


Kenti kontrolü altında tutan silahlı gruplar, İdlib'in çevresine hendekler kazıyor. Türkiye operasyon durumunda 4 milyona yakın sivilin sığınmak isteyeceği adres olduğu için çok bilinmeyenli İdlib denkleminin masada çözülmesi için çaba harcıyor. Çatışma durumunda sınır hattına yönelebilecek sivillerin ilk etapta Türkiye sınırına yakın noktada, Suriye tarafındaki Atme kampı ve civarında tutulması hedefleniyor. Suriye'nin kuzeybatısında yer alan Hatay'ın karşısındaki İdlib kenti, ülkedeki iç savaşın başlamasıyla birlikte muhaliflerin kontrolüne girdi. 1,5 milyon nüfusa sahip Lazkiye, Halep ve Hama ile komşu olan tarım kenti İdlib'in nüfusu, rejim kontrolüne giren bölgelerden kaçanların sığınmasıyla birlikte 4 milyona ulaştı.

İDLİB'DE BEKLENTİ VE UMUT: TSK


Fırtına öncesi sessizliğin hüküm sürdüğü İdlib'de 4 milyona yakın sivil, rejimin olası operasyonunu nedeniyle tedirgin. İdlib'de milyonlarca insanın endişe içerisinde olduğunu ifade eden siviller, kentte çözümün TSK tarafından sağlanmasını istiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları ile Carablus ile Afrin arasındaki bölgenin terör örgütlerinden arındırılarak özgürleştirildiğini anlatan kentteki siviller, benzer bir harekat ile İdlib'in de HTŞ ve diğer silahlı unsurlardan temizlenerek huzura kavuşturulmasını arzuladıklarını ifade ediyor.

REJİM KARŞITLARININ SON KALESİ


Fırtına öncesi sessizliğin hakim olduğu İdlib, şu anda ülkede muhaliflerin son kalesi olarak biliniyor. Birçok grubun bulunduğu kentin kontrolünü HTŞ olarak adlandırılan Heyet Tahriri Şam elinde bulunduruyor. Bünyesinde 70 bin civarında savaşçı barındıran radikal dinci örgüt HTŞ'nin yanı sıra kentte diğer muhalif grupların oluşturduğu Suriye Ulusal Özgürleştirme Cephesi'nin de 30 bin civarında silahlı gücü bulunuyor.

REJİM SALDIRISI AN MESELESİ


Suriye rejiminin kontrolü sağladığı bölgelerdeki muhaliflerle yapılan anlaşmalar ile sivillerin gönderildiği kent olan İdlib, Dera'da kontrolü sağlayan Esad rejimi tarafından yeni hedef olarak belirlendi. Astana mutabakatı kapsamında çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib, muhtemel operasyon nedeniyle dünyanın gözünü çevirdiği adres oldu. Zaman zaman havadan ve karadan ateş altına aldığı kentin çevresine askeri yığınak yapan rejim güçleri, 9 Ağustos günü İdlib kırsalına havadan; 'Suriye Arap Ordusu ile işbirliği sizi militan ve teröristlerin hakimiyetinden kurtaracak, sizin ve ailenizin hayatını koruyacak. Suriye'de diğerlerinin yaptığı gibi siz de yerel uzlaşıya katılın' yazılı bildiriler atarak operasyonun her an olabileceği mesajını yinelemiş oldu.

OPERASYON 'KATLİAMA YOL AÇAR' ENDİŞESİ


Suriye rejimi tarafından 'terörist' ilan edilen çoğunluğu HTŞ üyesi, 100 bin civarında silahlı unsurun bulunduğu İdlib'e yönelik olası operasyon, kentteki 4 milyon sivili de tehdit ediyor. Esad rejimi terörist olarak tanımladığı muhalifleri hedef alacağını duyursa da silahlı güçlerin sivillerin bulunduğu kent merkezinde yer alması, yapılacak operasyonda terörist-sivil ayırımı yapılamayacağı ve bunun da katliama yol açacağı belirtiliyor. Ağır sonuçları olabilecek operasyonun yapılmaması için Astana süreci ile İdlib'de garantör ülke olarak yer alan Türkiye, Rusya ve İran operasyon seçeneği dışındaki çözüm yolları için diplomasi trafiği yürütüyor.

SAHADA DA HAREKETLİLİK YOĞUNLAŞTI


Rejimin olası operasyonuna karşı kentte, HTŞ ve diğer silahlı gruplar da teyakkuza geçti. Silahlı gruplar, kentin etrafına hendekler kazarak rejimin olası kara operasyonuna karşı hazırlık yapıyor. Muhalif gruplar, ellerindeki son kale olan ve etrafında savunma hattı oluşturulan İdlib'in kaybedilmemesi için farklı bölgelerden de kente takviye güç kaydırıyor.

TSK'NIN 12 GÖZLEM NOKTASINA TAKVİYE YAPILDI


Astana mutabakatı kapsamında varılan anlaşmayla Türkiye, Rusya ve İran; dünyanın yakından takip ettiği İdlib'de, askeri güç bulunduruyor. 'Gerginliği Azaltma Kontrol Gücü' olarak İdlib'de şu anda Türkiye 12, Rusya 10 ve İran 7 gözlem noktası inşa etti. Çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlib'de, 3 ülke askerleri ateşkesin etkinliğinin artırılması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönüşü için uygun şartların sağlanması ve ihtilafın barışçıl yollarla çözülmesi için uygun koşulların oluşturulmasına destek sağlanması amacıyla inşa edilen gözlem noktalarında görev yapıyor. Afrin'in güneyi, Halep'in batısı, Hama'nın kuzeyi ve Lazkiye'nin güneyindeki 12 noktada TSK tarafından kurulan gözlem noktalarına, yaşanan son gelişmelerin ardından takviyeler yapıldı. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinden sınırı geçen zırhlı araç ve personeller, sevk edildikleri alarm durumuna geçilen gözlem noktalarında görev yapmaya başladı.

OPERASYON BAŞLARSA SİVİLLERİN KAÇIŞ NOKTASI TÜRKİYE


Askeri harekat seçeneğinin devre dışı bırakılması için diplomatik çalışmalar sürerken, en kötü senaryoda rejimin başlatacağı bir operasyonda hedef olabilecek sivillerin tek kaçış noktası ise Türkiye. Çatışma durumunda kentte yaşayan 4 milyona yakın Suriyeli'nin, Hatay sınırına dayanması kaçınılmaz gözüküyor. Türkiye bu nedenle rejimin İdlib'e yönelik operasyona karşı çıkıyor. TSK hem İdlib'deki gözlem noktalarında, hem de sınır hattında teyakkuz durumuna geçerken, diğer resmi kurumlar da oluşabilecek göç dalgasına karşı çalışma yürütüyor. Olası operasyonla sınır hattına yönelebilecek sivillerin ilk etapta Türkiye sınırına yakın noktada Suriye tarafındaki Atme kampı ve civarında tutulması hedefleniyor.

4 Eylül 2018 Salı

Suriye ve İdlib'de Son Durum

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail Savaş Uçakları, Esad Rejimi Kontrolündeki Askeri Bölgeleri Vurdu
Suriye'deki Beşşar Esad rejimi, İsrail savaş uçaklarının, Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama ve batısındaki Akdeniz kıyısında yer alan Tartus illerindeki bazı askeri bölgelere hava saldırısı düzenlediğini iddia etti.
Esad rejiminin haber ajansı SANA, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail savaş uçaklarının Lübnan hava sahasını kullanarak, Suriye'deki askeri bölgeleri hedef aldığını öne sürdü. Haberde, Tartus ve Hama illerinde rejime ait askeri merkezlerin hedef alındığı, bazı füzelerin de hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği belirtildi.
AA'nın yerel kaynaklardan aldığı bilgiye göre hedef alınan söz konusu bölgelerde rejime ait bilimsel araştırma merkezi ve savunma sanayi fabrikaları yer alıyor.

İSRAİL'DEN AÇIKLAMA GELMEDİ

Konuya ilişkin İsrail'den bir açıklama gelmedi. İsrail, son birkaç ayda Suriye'nin Humus, Kuneytra, Dera ve Şam illeri içerisindeki rejim ve destekçisi İran'a ait askeri noktalara çeşitli saldırılar düzenlemişti.
ABD Büyükelçiliğinden Suriye Açıklaması: Rejimin İdlib'e Saldırısı Tansiyonu Tırmandırır
ABD Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey arasındaki görüşme sonrası yaptığı açıklamada, "Suriye rejiminin İdlib'e saldırması tansiyonu tırmandırır." ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'i kabul etti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Bakan Çavuşoğlu ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Suriye ile Angajmandan Sorumlu Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey'i kabul etti.

GÖRÜŞMEDE SURİYE'DE YAŞANAN SON GELİŞMELER ELE ALINDI

Özel Temsilci Büyükelçi Jeffrey'in Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da ayrıca kabul edildiğini hatırlatan kaynaklar, görüşmelerde ABD tarafı ile Suriye konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA

ABD Büyükelçiliği'nden de görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapıldı. İşte o açıklama:
ABD Dışişleri Bakanı tarafından kısa süre önce atanan Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey ve Suriye ve Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Özel Elçi Joel Rayburn, yeni görevlerini ele almak ve Suriye krizinin BMGK'nin 2254 sayılı kararı uyarınca çözülmesi konusunda ABD ile Türkiye arasında süregelen işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla Türk muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Büyükelçi Jeffrey, ABD'nin, Suriye rejiminin İdlib'e yönelik bir askeri saldırısının Suriye'deki krizi tırmandırarak insani yardım kuruluşu çalışanlarının ve Suriyeli sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağı, sivil altyapıyı tahrip edeceği, Suriye'de siyasi çözüme ulaşılması ihtimalini riske atacağı, teröre desteği arttıracağı ve bölgesel istikrara zarar vereceği yönündeki görüşünü yinelemiştir. Jeffrey, Suriye krizinin mağdurlarına gösterdikleri şefkatli yaklaşımdan ötürü Türk hükümeti ve halkına takdirlerini sunmuştur.
ABD'den Esad'a Kimyasal Silah Uyarısı: Hızla Cevap Vereceğiz Son dakika! Beyaz Saray, Suriye'de kimyasal silah kullanan Esad rejimine uyarıda bulunarak, "Esad yeniden kimyasal silah kullanırsa ABD ve müttefikleri hızla ve uygun cevap verecek." açıklamasında bulundu.
Mistura Erdoğan'a seslendi: Putin'le görüşün
BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura, İdlib'deki duruma çözüm bulunması için Türkiye ve Rusya arasında görüşme yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayarak Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir' diye seslendi.
Mistura, BM Cenevre Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi.

İDLİB KONUSU DİKKATLİCE ELE ALINMALI

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki son durumu değerlendiren Mistura, Suriye'de daha önce yaşananlardan ders çıkarılarak mevcut durumun siyasi ve askeri açıdan dikkatlice ele alması gerektiğini vurguladı.
Mistura, "İdlib'de savaştan kaçınılmasını dilemeye, umut etmeye ve istemeye devam ediyoruz." dedi.

ERDOĞAN VE PUTİN'E ÇAĞRI YAPTI

Süreçte çözüme ulaşılması için anahtar konumda olan Türkiye ve Rusya arasında görüşmeler yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayan Mistura, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin'e seslenerek "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir." ifadesini kullandı.

"ERDOĞAN PUTİN İLE GÖRÜŞTÜĞÜNDE MANTIKLI BİR ÇÖZÜM ORTAYA ÇIKAR"

Mistura, Erdoğan ve Putin'in teknik görüşmelerin dışında bire bir görüşmesinin etkili olacağını vurgulayarak "Biliyorum ki Başkan Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Putin ile görüştüğünde geçmişteki görüşmelerde olduğu gibi makul, mantıklı, dramatik olmayan bir çözüm ortaya çıkacaktır." diye konuştu.

TÜRKİYE-RUSYA-İRAN ZİRVESİ ÖNEMLİ

İdlib'de sürdürülebilir bir sonucun elde edilmesinin imkansız olmadığını vurgulayan Mistura, Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla 7 Eylül'de Tahran'da düzenlenecek Suriye toplantısının önemine de dikkati çekti.
İdlib nerede şu anda kimin elinde? İdlib'in son haritasına bakın!
İDLİB nerede Türkiye, Rusya, ABD ve ÖSO açısından önemi nedir? İdlib haritası kentin önemini gözler önüne seriyor. Peki İdlib şu anda kimin elinde, İdlib'deki Türk askerinin pozisyonu ne? Gelin İdlib'deki son duruma haritalı olarak bakalım.
İDLİB'de durumlar çok karışık. Rusya ile ABD arasındaki Suriye iç savaşında son sahne şu anda İdlib'de oynanıyor. Rusya bombardımana girişirken, 4 milyon sivilin yaşadığı İdlib dünya gündeminin ilk sırasına oturdu. Türkiye ise Eylül 2017'de Rusya ile anlaşarak girdiği İdlib'de karışık bir pozisyonda. Peki İdlib şu anda tam olarak kimin elinde, Türkiye sınırının neresinde, kimin için ne kadar önemli? Gelin tüm soruların yanıtı olan İdlib haritasına ve son duruma bir gözatalım.
İDLİB NEREDE? : Doğusunda Halep, güneyinde Hama olan İdlib, Türkiye'nin Hatay iliyle sınır komşusu. İdlib, kuzeyinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesine, batısında Yayladağı, Güveççi'ye komşu. Şu anda İdlib üzerinden ABD ile Rusya arasında güç savaşı yaşanıyor. İdlib, askeri ve siyasi açıdan bölgedeki birçok aktör için stratejik öneme sahip.
TÜRKİYE İLE RUSYA KARŞI KARŞIYA GELİR Mİ? : İdlib operasyonunun Moskova ile Ankara arasında nasıl şekilleneceği henüz resmi olarak duyurulmadı. İki ülkenin İdlib'de 'ılımlı muhalif' ayrımıyla ilgili fikir ayrılığı yaşama ihtimali var. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler S400 füzeleri alma düzeyine kadar ilerlemiş durumda. Haliyle iki ülkenin İdlib'de askeri olarak karşı karşıla gelmesi bekleniyor.
İDLİB'İN ÖNEMİ : İdlib Vilayeti, bölge aktörlerinin her biri için kendi çıkarları doğrultusunda stratejik öneme sahip. Suriye'de Beşar Esad açısından 2011'den bu yana devam eden iç savaşın büyük oranda sona ermesi ve zaferini ilan etmesi anlamına gelecek. İdlib'in yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi Esad'ın yanı sıra İran ve Rusya'nın da bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmek açısından önemli bir hedef.
İdlib Türkiye için neden önemli? : İdlib, Astana Mutabakatı çerçevesinde Suriye'de oluşturulan dört Gerilimi Azaltma bölgesinden biri olarak belirlenmişti. Mutabakat kapsamında Türkiye İdlib içine 12 gözlem kontrol noktası kurdu. Bunların aralarına Rusya 10, İran da 7 gözlem noktası yerleştirdi. Bölge, savaşın çıktığı 2011'de Türkiye'ye ilk sivil göçün yaşandığı ve yabancı savaşçıların da Suriye'ye en fazla geçiş yaptığı yerdi.

15 Mart 2018 Perşembe

Suriye’de İran’ın Şii milisleri


Tamer Ashraf
Lübnan Hizbullahı'nı 2012 yılından itibaren rejime destek olmak üzere Suriye’ye çağıran İran, ilerleyen yıllarda 15’e yakın silahlı grubu çeşitli adlar altında örgütleyerek kendi stratejik hedefleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanmıştır.
2003’te Irak’ın ABD tarafından işgali ile başlayan süreç ve 2010’da Arap Baharı ile meydan gelen kaos ortamı, Ortadoğu’nun mevcut güvenlik, ekonomik ve stratejik yapılarını altüst etmiştir. Bu süreçte büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin nüfuz kazanmak üzere Ortadoğu üzerindeki rekabeti, bölgeyi vekalet savaşlarının yaşandığı bir eylem alanına dönüşmüştür. ABD ve Rusya gibi büyük güçler zaten, yerel, etnik, mezhebi ve siyasî nedenlerle yapay bir şekilde parçalanmış olan yapılardan da faydalanarak bölgesel aktörlerle yine başka bölgesel aktörlere karşı ittifaklar kurmuşlardır. Böylece Ortadoğu’daki bölgesel çatışma uluslararası sistemdeki küresel çatışmayla da iç içe geçmiştir.
Bu bölgesel rekabet ve çatışma ortamında İran, devlet dışı aktörleri ve entiteleri etkin bir şekilde kullanmaktadır. İran’ın Irak, Lübnan, Bahreyn, Yemen ve Suriye’de artan etkinliği, Hizbullah ve Şiî milisler gibi devlet dışı silahlı oluşumlarla iş birliği sayesindedir. İran, Suriye’de rejimin korunması için doğrudan müdahale yerine, vekalet savaşları stratejisi ile başta Afganistan ve Irak’tan olmak üzere dünyanın Şii nüfusu barındıran bölgelerinden örgütlediği Şii milisleri kullanmıştır. İran’ın, Suriye’de Şii milisleri kullanması, müttefiki Esad’ı ayakta tutmakla kalmamış, aynı zamanda Tahran yönetiminin bölgede mezhepsel ideolojisi vasıtasıyla nüfuzunu arttırmasını ve bölgesel meselelerde söz sahibi olmasını sağlamıştır. Zira 30 Haziran 2012 ile 22 Ocak 2014 tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde Suriye’nin geleceği hakkında yapılan görüşmelere bile çağırılmayan Tahran yönetimi, kendi güdümündeki milislerin sahada kaydettikleri ilerlemenin de katkısıyla Kasım 2015’de gerçekleşen Viyana toplantısına davet edilmiştir. Tahran yönetimi ayrıca, 18 Aralık 2015’te BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen Suriye’de çözüme yönelik geçiş süreci için oluşturulan ateşkes ve yol haritası üzerinde de etkili olmuştur.
Astana sürecinde ise İran garantör üç ülkeden biridir. İran’ın kendi topraklarında yaşayan Afgan sığınmacılar ve Şii nüfusuna sahip diğer ülkelerden topladığı Şii milisleri, Kudüs Gücü komutasında örgütleyerek rejim safında savaşmak üzere Suriye’ye göndermesi, iç savaşın gidişatını Esad rejimi lehine etkilemiştir. İran tarafından geliştirilen bu vekâlet savaşı stratejisi rejimin ömrünü uzatırken, Suriye’yi sistemli bir şekilde İran’a daha bağımlı hale getirmiştir. Ancak bu dönemde İran’ın Suriye’deki askeri kayıpları da önemli sayılara ulaşmıştır. Uluslararası basın yayında yer alan bilgilere göre şu ana kadar 800-1200 İran vatandaşı Suriye’de rejim safında savaşırken hayatını kaybetmiştir. İran’ın Suriye’deki kaybı sadece askeri unsurlarla sınırlı kalmamıştır. İran Suriye’de iç savaşın başlamasından bu yana yıllık 6-17 milyar dolar Esad rejimine mali yardımda bulunmuştur. İran’ın sadece Lübnan Hizbullahı'na sağladığı yıllık mali destek 800 milyon dolar civarındadır. Ekonomik zorluklarla mücadele eden İran iç kamuoyunda da eleştirilere sebep olan bu yardımlar son dönemde işsizlik, pahalılık ve geçim sıkıntısıyla sokaklara dökülen kalabalıkların dikkatinden kaçmamıştır. Ülkede yaşanan olumsuzluklarda Tahran yönetiminin Esad rejimine sağladığı yardımlar gündeme getirilerek devletin Suriye politikasına tepki gösterilmektedir. Örneğin en son 18 Şubat 2018’de Aseman Hava Yollarına ait ATR-72 model yolcu uçağının düşmesinden sonra uçağın çoktan kullanımdan kaldırılması gereken çok eski bir uçak olduğu iddiaları gündeme getirilmiş ve İran devletinin Suriye’ye yaptığı bir yıllık mali yardım miktarının İran Hava Yollarının uçak filosunu yenileyebileceği vurgulanmıştır.
Esad’ın kontrolü kaybetmeye başladığı 2012 yılından itibaren Lübnan Hizbullahı'nı rejime destek olmak üzere Suriye’ye çağıran İran ilerleyen yıllarda 15’e yakın silahlı grubu çeşitli adlar altında örgütleyerek kendi stratejik hedefleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanmıştır. Savaşın ilk yıllarında muhalifler karşısında rejim güçleri hızla geri çekilirken başta Lübnan Hizbullahı, Fatimiyyun ve Zeynebiyyun Tugayları gibi milis grupların savaşa dahil olmasıyla savaşın gidişatı, Esad güçleri lehine değişmeye başlamıştır. İran, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından itibaren müttefiki Esad’ın iktidarını koruyabilmesi için her türlü çabayı göstermiş, adeta Suriye sorununu kendi iç meselesi olarak görmüştür.

İran’ın bölgedeki stratejik hedefleri

1979 İslam Devrimi’nden günümüze Şiiliği devrim ideolojisi ile araçsallaştıran ve dönemsel olarak değişen “devrim ihracı” ya da “direniş ekseni” gibi söylemlerle öne çıkan İran, bölgede kendi Şii yayılmacılığı ile güç temerküz etme politikası gütmektedir. Şii kutsal mekanlarını koruma, DAEŞ ile mücadele gibi söylemleri Suriye’deki varlığını meşrulaştırmak için kullanan İran’ın öncelikli hedefi müttefiki Esad rejimini ayakta kalmasını sağlamak olmuştur. Bu doğrultuda İran’ın güdümünde hareket eden milis grupların Esad’ın ilan ettiği Suriye’nin her bir karış toprağını muhaliflerden temizleme gibi bir amaçları bulunmamaktadır. Örneğin Fatimiyyun Tugayı çatısı altında Suriye’de savaşan milisler rejim safında savaşmaları karşılığında para ve İran vatandaşlığı gibi kazanımlar elde etmektedir.

Suriye’deki İran’a bağlı Şii milis gruplar, Esad’ın çıkarlarını korumaktan ziyade, İran’ın çıkar ve kontrolü doğrultusunda hareket etmektedir. İran’ın Suriye’deki en önemli stratejik hedeflerinden biri İran ile Lübnan arasında muhaliflerden arındırılmış güvenli bir koridor oluşturmaktır. Bu nedenle ülkenin güney kısmında konuşlanan İran destek milis gruplar ele geçirdikleri yerleri rejime teslim etmek yerine kendi kontrollerinde tutmaktadır. Bu bölgelerdeki -Lübnan sınırı- Sünni kentler tahliye edilerek İdlib bölgesine gönderilmiştir. Bu bölgelerde konuşlanan İran’a bağlı grupların Hizbullah’ın Lübnan’da uyguladığı askeri bir gruptan ekonomik, sosyal ve askeri kanatları olan siyasi bir partiye evrilme yöntemini hayata geçirmeye başlamaları, bu grupların bölgede uzun yıllar kalmak için hazırlandıklarını göstermektedir. Diğer taraftan Tahran yönetimi de Suriye rejimiyle uzun vadeli güçlü ekonomik ilişkiler geliştirmek bahanesiyle bölgede önemli yatırımlar yapmış, geniş toprak parçaları satın aldığı iddia edilmiştir.

İran’ın Suriye’deki Şii milis grupları

Devrim Muhafızları Ordusu Dış Operasyonlar Birimi Kudüs Gücü tarafından Suriye ve Irak’ta savaşmak üzere örgütlenen 15 farklı milis grubundan bahsedilmektedir. Doğrudan İran’a bağlı olarak hareket eden bu grupların en önemlileri Lübnan Hizbullahı, Suriye Hizbullahı, Bedr Ordusu, Fatimiyyun Tugayı, Zeynebiyyun Tugayı, Seyyide Rukiya Tugayı, Kataib-i İmam Ali, Abul Fazl Taburu, Kataib-i Hizbullah, Irak Hizbullahı’dır. Bunlar arasında Ceşy-ül Şabi, Ebu Fadıl Abbas Tugayı, Zülfikâr Tugayı, Kuteyb Seyid Şuheda ve İbn Yasir Tugayı gibi Iraklı Şii milis grupları da saymak gerekir. Bu grupların çatısı altında savaşan milislerin kesin sayıları konusunda, çelişkili ifadeler mevcuttur. Fakat 150-200 bin milisin rejim saflarında Suriye’de savaşmakta oldukları tahmin edilmektedir.
Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı 2016’da yaptığı bir açıklamada Suriye, Irak, Yemen, Afganistan ve Pakistan’da İran güdümüyle hareket eden 200 bin silahlı milis gücü oluşturduklarını ifade etmiştir. Eylül 2017’de Israel Times, bir Hizbullah komutanına dayandırarak Suriye’nin güneyinde sadece Lübnan Hizbullah’ına bağlı 10 bin milis gücünün bulunduğunu ileri sürmüştür. 6 Ocak 2018’de bir Fatimiyyun Tugayı yetkilisi şu ana kadar sadece Fatimiyyun Tugayından 2 binden fazla milisin öldüğü ve 8 bine yakın milisin de yaralandığını açıklamıştır.
Yaklaşık sayıları 150-200 bin olarak tahmin edilen Suriye rejimi için savaşan Şii milislerin yalnızca 20-25 bininin Suriye hükümetinin doğrudan kontrolü alında olduğu belirtilmektedir. Daha çok Şam kırsalı, Halep ve İdlib bölgesinde operasyonlara katılan doğrudan Esad’a bağlı milis gruplardan bazıları ise Kalamun Kalkanı, Ulusal Savunma Gücü, Anavatan Kalkanı ve Suriye Halk Ordusu’dur. Bunlardan Suriye Halk Ordusu YPG, PYD terör örgütünün yardım çağrısı üzerine 20 Şubat 2018’de yaklaşık 20 araçtan oluşan bir konvoyla Afrin’e girme girişiminde bulunmakla gündeme gelmiştir. 2017 yılında kurulan bu örgütün çeşitli suçlardan hapiste bulunan veya arananlar ve asker kaçaklarının rejim tarafından zorla askere alınarak cepheye gönderilen kişilerden oluştuğu yönünde iddialar bulunmaktadır. Suriye Halk Ordusu PYD, YPG terör örgütüne yardım etmek üzere Afrin’e girme teşebbüsünde bulunmasından sonra İran medyasında çok sık yer almaya başlamıştır. Özellikle 1 Mart 2018’de bir askeri helikopterin düşmesinin ardından Tasnim, Farsnews ve Keyhan gibi İran’ın önde gelen basın yayın organlarında bu grupla ilgili çeşitli görsellere yer verilmiş ve Türk askeri helikopterinin bu grup tarafından düşürüldüğü iddiaları ortaya atılmıştır.

Vekalet savaşı bölgeyi istikrarsız bırakacak

İran, Suriye iç savaşının başından beri Esad rejiminin ayakta kalması için var gücüyle savaşmaktadır. Başta Devrim Muhafızları Ordusu olmak üzere İran’ın istihbarat birimleri Suriye rejimine eğitim, istihbarat, örgütlenme gibi birçok alanda destek vermektedir. İran’ın Devrim Muhafızları Ordusunu bölgede bu kadar aktif olarak kullanması Tahran yönetimin gelecekte askeri projelerini sınırlarının ötesine taşıma amacında olduğunu göstermektedir. İran milis güçleri aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşıyla, bölgedeki konumunu güçlendirmiştir. Ancak bu durum Trump’ın İran’ı sınırlandırma politikasıyla birlikte tersine dönmüştür. İran’ın oluşturduğu Şii milis gruplar aracılığıyla bölgedeki etkinliğini artırma çabaları başta Suriye olmak üzere bölgenin daha uzun yıllar istikrarsız kalma ihtimalini güçlendirmektedir.
Kaynağımız:İran dış politikası ve modern dönem Şiî sekülerleşme süreci konularında yayınları bulunan Bursa Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi İsmail Sarı aynı zamanda İRAM dış politika koordinatörüdür
[Aslen Afganistanlı olan Rahimullah Farzam, İRAM dış politika masasında asistan olarak görev yapmaktadır]

15 Şubat 2018 Perşembe

ABD uçakları, İran güçlerini vurdu

Suriye'de enerji savaşı sürüyor! ABD uçakları, İran güçlerini vurdu

Suriye'nin doğusunda ABD ve müttefiği PYD/PKK ile İran-Rusya destekli Esad güçleri arasında enerji sahaları üzerinde mücadele devam ediyor. Öte yandan bölgede yer yer çatışmaların sürdüğü bildirilirken, ABD güçlerinin Haşşam'a saldırı düzenlediği öğrenildi.

Suriye'de Beşşar Esad rejimi saflarında çatışan İran güçleri, Deyre’z-Zor'da terör örgütü PYD/PKK'nın işgalindeki enerji sahalarına ilerleme çabalarını sürdürüyor. PYD/PKK, İran-Rus güçlerine sert biçimde karşılık verirken, ABD de hava saldırısı düzenledi.
Geçen hafta İran-Rus güçleri, enerji zengini Deyre’z-Zor'da PYD/PKK'nın işgalindeki petrol ve gaz sahalarını ele geçirmek için saldırı düzenlemiş, ABD yoğun bombardımanla karşılık vermişti.
ABD, İRAN GÜÇLERİNİ VURDU! ÇATIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Deyre’z-Zor'daki AA muhabirlerinden alınan bilgiye göre, İran güçleri ve PYD/PKK arasındaki çatışmalar devam ediyor.
İran güçleri, Koniko gaz sahasının çevresine füze ve topçu saldırıları düzenliyor. PYD/PKK da sert biçimde karşılık veriyor.
Örgüt, İran güçlerinin bulunduğu Deyre’z-Zor'un kuzeyinde Haşşam, Mırat ve Salihiya beldelerini vurdu.
Dün gece geç saatlerde ABD savaş uçakları da Haşşam beldesine saldırı düzenledi.
Bu arada dün gece ABD askerlerinin, İran-Rus güçlerinin muhtemel saldırısını önlemek için Koniko gaz fabrikasında konuşlandığı öğrenildi.
DEYRE'Z-ZOR'DAKİ ENERJİ KAYNAKLARI
Irak sınırına hakim Deyre’z-Zor, ülkenin en büyük enerji kaynaklarına ev sahipliği yapıyor.
Kenti ikiye bölen Fırat Nehri'nin doğusu, Suriye'nin en büyük petrol sahalarını oluşturan 11 yatağı barındırıyor.
El Ömer, Tanak, Vard, Afra, Kevari, Cafra, Carnuf, Azrak, Kahar, Şueytat ve Galban petrol sahaları, tahmini hesaplamalara göre Suriye’nin enerji kaynaklarının yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
PYD/PKK, geçen yılın son çeyreğinde, rejim güçleriyle eş zamanlı olarak Deyre’z-Zor kırsalının enerji kaynaklarının yoğun olduğu kuzeydoğusunda, yani Fırat Nehri'nin doğusunda ilerlemişti.
Deyre’z-Zor'un kuzeydoğu kırsalındaki en büyük gaz tesisi Koniko'yu, 23 Eylül 2017'de ele geçiren örgüt, 22 Ekim 2017'de de Suriye'nin en büyük petrol sahası El Ömer'i işgal etmişti.
Halihazırda Deyre’z-Zor'da Fırat Nehri'nin doğusuna PYD/PKK, batısına Esad rejimi ve güneyinde dar bir alanda DEAŞ hakim.

26 Şubat 2018 Pazartesi

Esad BMGK kararının ardından kimyasal silah kullandı

Esad rejimi, BMGK'nin Suriye'de ateşkes sağlanması kararı almasının ardından Doğu Guta'ya kimyasal silahla saldırdı.
Sivil Savunma, Esad rejiminin Doğu Guta'daki Şifoniye beldesini klor gazı içerikli kimyasal silahla vurduğunu duyurdu. Duma hastanesi yetkilileri, yapılan kimyasal saldırının ardından 16 sivilin zehirli gazdan etkilendiğini belirtti.

DUMA'YA İKİ AYDA 3. KLOR GAZ SALDIRISI

Esed rejimi son iki ayda Duma ilçesine 3 kez klor gazıyla saldırmıştı.
Hastane kaynakları, kimyasal içerikli saldırı dışında, gün içindeki bombardımanda 1 çocuğun hayatını kaybettiğini kaydetti.
Rejim güçleri, sabah saatlerinde Doğu Guta'nın Duma, Haresta, Şifoniyye ve Kefer Batna, Hammuriye, Sakba, Baeyt Sava ve Merc bölgelerine de hava ve karadan saldırılar düzenlemişti. Bombardımanlarda 4 sivil yaşamını yitirmişti.
Böylece sabah saatlerinde başlayan rejim bombardımanında ölen sayısı 5'e yükseldi.
Esad BMGK kararının ardından kimyasal silah kullandı

SİVİLLER TOPÇU ATIŞLARIYLA VURULDU

İdlib ve Hama'daki rejim güçleri sabah saatlerinden itibaren İdlib'in Cisr eş Şuğur ilçesindeki sivil alanları topçu atışlarıyla hedef aldı, ülkenin orta kesimlerindeki Hama ilinin Kefer Zita bölgesine ise havadan saldırdı.

ESAD BMGK KARARINI YİNE HİÇE SAYDI


BMGK, dün gece, Suriye'ye insani yardım ulaştırılabilmesi ve özellikle rejim kuşatması altında bulunan Doğu Guta'daki durumu ağır hasta ve yaralıların tahliyesi için en az bir ay insani ateşkes kararı alındığını duyurmuştu.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Esed'in Afrin'e girmesi operasyonu nasıl etkiler?


Zeytin Dalı Harekâtı'nı ve bölgeyi yakından takip eden isimler, Esed'i destekleyen güçlerin Afrin şehir merkezine girmesini ve böyle bir adımın süreci nasıl etkileyeceğine dair açıklamalarda bulundu.

Türkiye, Afrin bölgesindeki terör gruplarına yönelik Zeytin Dalı Harekâtı'nı başarıyla yürütürken, Suriye devlet televizyonu Esed'i destekleyen güçlerin 'birkaç saat içinde' Afrin'e gireceğini duyurdu. Suriye rejimininden ise henüz resmi ve detaylı bir açıklama gelmedi. Zeytin Dalı Harekâtı'nı ve bölgeyi yakından takip eden isimler bu durumu ve böyle bir adımın süreci nasıl etkileyeceğini yorumladı.
Dr. Nihat Ali Özcan
Suriye’deki dengelerin ne kadar değişken olduğunu gösteriyor. Esed rejimi bunu Rusya ve İran’ın rızası olmadan gerçekleştiremezdi. Dolayısıyla Rusya ve İran’ın da bu konuda mutabık olduğunu düşünüyorum. Bu durum, Türkiye’nin operasyondaki askeri hedeflerini sınırlayabilir. Çünkü Türkiye bu harekâtın PKK ve PYD’ye karşı olduğunu söyledi. Dolasıyla Esad rejimiyle doğrudan sıcak bir çatışmaya girmek istemeyecektir. Ancak PKK ve PYD, Esad rejimine rağmen bir takım terör eylemlerini yürütürse Türkiye buna karşı cevap hakkını saklı tutacaktır. Bu hamle bize Esed’in tehdit olarak PKK ve PYD’yi görmediğini göstermektedir. Türkiye muhtemelen şehri kuşatacaktır. Esed rejimi de şehir dışındaki alanlarda olmayacaktır. PKK mevcut askeri gelişmelerin hızla aleyhine döndüğünü fark etti, dolayısıyla bundan siyasi bir manevra ile çıkış yolu arıyor. Sahada kimse birbirine güvenmediği için hiç kimse bütün yumurtaları tek sepete koymuyor. Türk-Amerikan görüşmelerinin PKK-PYD’nin tarafından nasıl yorumlandığına dair bir ipucu da olabilir.
Prof. Dr. Hasan Köni (Kütür Üniversitesi)
Bu durum henüz duyum aşamasında… Olay gerçekleşmesini görmek lazım. Burada en önemli konu Rusya’nın tutumu… Hava sahasını açıp kapama konusu onların yetkisinde. Hava sahası konusu çok önemli… Bizim harekâtımız bir ‘meşru müdafaa’ idi. Oradaki bir terörist gruba yönelikti. Savaş hukukuna girmiyordu. Şimdi Suriye devlet güçleri oraya gelirse konu savaş hukukunun alanına girer. Uluslararası hukuk açısından bir savaş durumu ortaya çıkar. Suriye gerçekten asker sokarsa o bölgede savaşa girmiş oluruz. Hukuken durum böyledir. İkincisi İran’ın tavrının ne olacağı da önemli… İran’ın vekâlet güçleri Afrin’e girecek mi? Bu da önemli. Daha önce planlanan İstanbul Konferansı’nın yani Rusya-İran-Türkiye arasında Suriye üzerine görüşmelerin hemen yapılması gerekiyor. Amerikan Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye yaptığı son ziyaretin de bu durumda etkili olabileceğini düşünüyorum.
Abdullah Ağar
Rejim bu hamleyi Rusya’dan habersiz yapamaz. YPG-PKK’nın çaresizliğini gösteriyor. Rejimi tehdit ederken şimdi rejimden medet umar hale geldiler. Biz rejime karşı değil; PKK ve IŞİD’e karşı bir harekât yürütüyoruz. Esad’ın denkleme nasıl dâhil olacağına da bakmak lazım. Rejim oraya girerken ne yapacağı önemli… PYD’yi himaye eder bir duruma girerse riskli bir durum ortaya çıkar. Bu şuanda henüz bir iddia aşamasında. Sahada henüz görmedik. Sahadaki durumu görmeden çok sağlıklı olmaz.
Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu
Bu tavır, Rusya’nın PKK-PYD kartını ABD’ye kaptırmama adımıdır. Kendisi açısından önemli bir adımdır. Türkiye’nin ABD ile yaptığı son görüşmeler, buzların erimesi görüntüsü Rusya’nın bu yönde adım atmasına yol açmış olabilir. Suriye ordusunun Afrin’e güneyden girmesi, Afrin ile İdlip arasındaki irtibatı güçleştirir. Bu da Türkiye’nin İdlip’teki unsurlarıyla irtibatının kesilmesine yol açar. Zeytin Dalı harekâtıyla ilgili planlarımız güncellenebilir, belki ilçe merkezine girmeye gerek kalmayabilir. Türk ordusunun duracağı yer ve Suriye ordusunun duracağı yer şeklinde bir hat oluşturulabilir. Rusya Türkiye arasındaki koordinasyonla bu belirlenir.
Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın (SETA Direktörü)
Rejim güçleri Rusya’dan bağımsız bu adımı atamazlar. Türkiye ile Rusya arasında o bölgede bir uzlaşma vardı. Böyle bir tavır daha önce Türkiye-Rusya arasındaki anlaşmanın bozulması anlamına da gelir. Fiilen böyle bir şey olsa bile Türkiye için ok yaydan çıkmıştır. İçeride Esad askerleri olup olmadığına bakmaz diye düşünüyorum. Rasyonel bir tavırla bakılırsa böyle bir şeyin olmaması yani Rusya’nın bu anlaşmayı bozmaması gerekir ama bozulursa da bütün Suriye resmini yeniden ele almak gerekecektir.
Yrd. Doçent Savaş Biçer (Nişantaşı Üniversitesi)
Ben Afrin’in içine gireceklerini düşünmüyorum. Çünkü orası savaş alanı. Bir mutabakat sağlanmadan şehir merkezine girmeye çalışmaları Türkiye ile rejim güçleri arasında çatışmaya sebep olur. Bu da istenmeyen bir durumdur. Ancak Tel Rıfat’a kadar gireceklerini düşünüyorum. Rejimin resmi açıklamasını görmek lazım.
Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz:
Bu hareket Esad’ın Türkiye ile görüşme veya müzakere istediğinin bir yansımasıdır. Muhakkak Rusya’nın bilgisi dâhilindedir. Rusya daha önce hava sahasını kapatmıştı. Şimdi yine böyle bir ihtimal gündeme gelebilir. Bu da harekâtımızın emniyetini etkileyebilir

21 Şubat 2018 Çarşamba

Suriyeliler Evlerine Dönmedikçe…


Tamer Ashraf
Biz de Suriye'den dönmemeliyiz!..
Suriye'den Türkiye'ye sığınan mülteciler kimler?
Esad'ın havadan bombaladığı Hama'lı Halep'li İdlib'li, PYD'nin yerden kovaladığı, Deyr-i Zor'lu, Haseke'li, Tel Abyad'lı, Rakka'lı Sünni Araplar ve Türkmenler…
Peki siz hiç Türkiye sokaklarında "Esad'a dua eden" bir Nusayri veya "vallahi Apo'yu özleyen" bir PYD'li gördünüz mü?
Ben görmedim.
Nusayriler şu sıralarda var güçleriyle rejimlerini savunuyorlar.
Suriye Kürtlerini de PKK'lılar hiç bir yere bırakmıyorlar.
Peki Suriye'den gelen ve Türkiye'nin etnik demografisini 5 puan sağa doğru ittiren mültecilerden en çok rahatsız olanlar kimler?
Tabii ki CHP'liler…
Öyleyse Suriyelilerin ülkelerine geri dönmesini en çok kim ister?
Tabii ki CHP'liler!..
Fakat ne yazık ki durum hiç de öyle görünmüyor.
Çünkü Suriyelilerin ülkelerine topluca geri dönmesi için ÖSO'nun kazanması gerekiyor.
Oysa Türkiye olmasa ÖSO, Tel Abyad'ı kaybediyor, Cerablus'u alamıyor, İdlib'de tutunamıyor.
İç savaş bu skorla biterse Suriyeliler içerde kalacak gibi görünüyor!




CHP ve Benzerlerinin Çelişkisi
İç savaştan galip çıkmış bir Esad rejimi demek, daha fazla Suriyelinin Türkiye'de kalması demektir.
Belki zaman içinde tek tek ülkelerine dönebilirler; ancak böyle bir durumda onlar "mülteci" olmaktan çıkacak, "muhacir" olacaklardır.
Aynı şekilde PKK'nın, Kamışlı'dan güneydeki Deyr-i Zor'a ve batıdaki Afrin'e kadar olan topraklarda etnik temizlik yaparak Suriye'nin % 40'ına hâkim olması demek, Kuzey Suriyeli Araplarla Türkmenlerin yurtlarına dönememesi demektir.
Bu durumda Türkiye'nin bırakın "terör koridoru"nu, kendisine sığınan mültecilerin evlerine geri dönebilmesi için dahi Suriye'ye müdahale etme hakkı vardır.
Bir kere iktidarıyla muhalefetiyle herkesin bu makul siyaseti paylaşması gerekiyor.
CHP'nin İP'nin VP'nin ve diğer eyyamcıların hem Türkiye'nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarından rahatsız olmaları hem de "Suriyeliler gitsin" diye bağırmaları tutarsızlıktır.

Suriye Ordusu Afrin'e Girer mi?
Dün gece bazı Esad yanlısı haber siteleri, "PYD'nin rejimle anlaştığını ve Suriye Ordusunun birkaç gün içinde Afrin'e gireceğini" duyurdu.
Reuters'in de haberi abonelerine geçmesi, habere biraz daha ciddiyet kazandırdı.
"Savaşta önce gerçekler ölür" derler; ancak haberin mantığa oturan bir tarafı da vardır.
Zeytin Dalı Harekâtına onay veren ve Suriye hava sahasını Türk savaş uçaklarına açan Rusya, PYD'nin sıkışınca ne tarafa kuyruk sallayacağını hesaplamış ve oyunu buna göre kurgulamış olabilir.
Bilindiği gibi ABD, Menbiç'te ve Fırat'ın doğusunda PYD'yi desteklerken Rusya Afrin'de PYD ile temastaydı.
Rusya'nın birinci önceliği Türkiye'nin değil, kendisinden sonra müttefiki Suriye rejiminin menfaatini korumaktır.
Bu durumda ucuz Amerikan piyadesi PYD''yi Türklerle sıkıştırıp, Afrin'i Esad'a teslim olmaya zorlamak, Rusya'nın Suriye politikasına uygundur.
Eğer Rusya bugün veya yarın Afrin'in hava sahasını yine Türk uçaklarına kapatırsa ertesi gün Suriye ordusunun Tel Rıfat üzerinden Afrin'e girmesi sürpriz olmayacaktır.
Rusya'nın aynı anda Türkiye'nin gönlünü almak üzere "PYD'yi Afrin'den çıkarma sözü" vermesi de bu savaşın ruhuna uygundur.
Afrin'deki PKK unsurlarının daha ziyade Münbiç'e çekileceği düşünülürse…
Rusya, Afrin'i Esad'a bağladıktan sonra Türkiye'yi Münbiç'e doğru ittirmekten de geri durmayacaktır.

Çünkü Münbiç'te Amerikalılar vardır.
Suriyeliler Evlerine Dönmedikçe…
Suriye krizindeki en büyük talihsizliğimiz, olayın bir ABD - Rusya mücadelesine dönüşmüş olmasıdır.
Bu ara sonuç, Esad'ın canına can katan tapınak şövalyelerinin başarısıdır.
Bu durumda Türkiye'nin haklı talepleri ve milli kaygıları, bu küresel çekişmenin gölgesinde kalmaktadır.
ABD, Rusya'ya karşı mevzi kazanmak için her türlü savaş hilesini yapabilmekte, Rusya da aynı sebeple Türkiye'ye güven vermekten uzaklaşmaktadır. 
Bu haberin doğru çıkması ve bir tahliye ihtimalinin belirmesi halinde Türkiye, Afrin'deki kuvvetlerini geri çekmek yerine İdlib'e ve Azez'e kaydırmalı, tahliyeyi Tel Rıfat'ın ÖSO'ya teslim edilmesi şartına bağlamalıdır.
Çünkü Rusya ve Suriye'nin asıl hedefi, İdlib'i de alarak savaşı zaferle tamamlamaktır.
ABD'nin hedefi ise Kürtleri kullanarak, İsrail'e ve petrol şirketlerine alan açmaktır.
İdlib düşerse Fırat Kalkanı bir işe yaramayacaktır.
ÖSO'nun hâkimiyet alanlarını, Cerablus'tan El Bab - Tel-Rıfat - İdlib yoluyla güney yönünde genişletmemiz bu bölgelerin etnik yapısına da uygundur.
"Fırat Kalkanı"nı bu şekilde Halep'in batısından Hama sınırına kadar genişletmemiz halinde:
"Suriye'yi bütün yabancılar terk etmedikçe ve Suriyeliler evlerine dönmedikçe bizim de eve dönmeyeceğimizi" deklare etme hakkımız doğacaktır.

Suriyeliler Evlerine Dönmedikçe…

KÖŞE YAZILARI / Ortadoğu Gazetesi - Şükrü Alnıaçık
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html