BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Rus sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Rus sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

14 Mart 2018 Çarşamba

Suriye'deki paralı Rus askerler


Tamer Ashraf
Ruslar “özel ordu” adı altında olmasa da SSCB döneminden bu yana paramiliter birlikler kullanıyor.
Savaş denildiğinde aklımıza düzenli orduların karşılıklı mücadelesi gelirdi. Militanlarla düzenli ordu arasında yaşanan çatışmalar, alışık olduğumuz dünya düzeninde “terörle mücadele” olarak adlandırılırdı. Fakat gelinen noktada, dünyanın en etkili devletlerin düzenli ordular yerine, farklı örgütleri kullandığına ve onlara en kirli işleri yaptırdığına şahit oluyoruz.

7 Şubat Deyr ez-Zor olayı

7 Şubat 2017 tarihinde Suriye’nin Deyr ez-Zor bölgesinde Rus özel ordusu Vagner’e bağlı birliklerin, koalisyon güçleri tarafından bombalandığı ve çok sayıda kayıp verdiği duyulmuştu. Haberi ilk veren İgor Girkin (Strelkov) oldu. Girkin, Doğu Ukrayna'da Rus yanlısı birliklere komuta etmiş fakat Ukrayna ordusunun başarılı operasyonuyla bozguna uğratılmıştı. Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin sözde savunma bakanlığına getirilen Girkin, milis kuvvetleri tek çatı altında toplayamadığı için Donetsk’ten Rusya’ya kaçmak zorunda kalmıştı. Askeri becerisiyle şöhret kazanamayan Girkin, o günden beri Kremlin’e muhalif olarak tanınıyor ve arada bir haber sızdırıyor.
Girkin, Vagner’in Deyr ez-Zor’da 200’den fazla kayıp verdiğini iddia etti. Bu haberi Ukrayna merkezli bloglar ve haber siteleri yaymaya başladı. Hatta kime ait olduğu belli olmayan ses kayıtları, Rus sosyal ağlarını doldurdu. Bu ses kayıtları Rusçaydı ve olayın nasıl geliştiğini anlatıyordu. ABD’nin nasıl bir rahatlıkla Vagner birliğini top atışlarıyla ve ardından hava araçlarıyla saatlerce vurarak, darmadağın ettiğini hikaye ediyordu. Gerçi hiçbir ses kaydında tam kayıp sayısı verilmiyordu. Yüzlerce denilerek geçiliyordu.
Bu haberler uluslararası medyaya da yansıyınca, Rus dışişleri sözcüsü, olayda ölen ve yaralanan Rus vatandaşlarını açıklamak zorunda kaldı. Rus dışişlerine göre 7 Şubat’ta 5 Rus vatandaşının hayatını kaybetmişti. Rus basını bu sayıyı 12'ye yükseltti. Farklı iddialara göre, Rus özel ordusu, 7 şubat olayında 5 ila 200 arasında kayıp vermişti. Ortada kesin bir rakam olmasa da, koalisyonun 7 şubatta vurduğu Esed yanlısı milis kuvvetleri arasında Rus özel ordunun elemanlarının da olduğu Ruslar tarafından kabul edilmiş oldu. Bu durumda “Rus özel orduları nedir?” sorusu doğuyor.

Rus özel orduları

Ruslar “özel ordu” adı altında olmasa da SSCB döneminden bu yana paramiliter birlikler kullanıyor. Soğuk Savaş döneminde Ruslar, danışman asker veya sivil personel adı altında, ABD’nin “işgal ettiği” ülkelere görevliler göndermişti. Bunun yanında, iki taraf da farklı örgütler kurmuş ve bu örgütlere silah, finans ve eğitim desteği vermişti. İki küresel gücün bu kavgası, 90’lı yıllarda SSCB’nin dağılmasıyla sona ermişti. Aradan 23 yıl geçtikten sonra, Rusların paramiliter güçlerinin haberleri, Suriye ve Ukrayna’dan gelmeye başladı.
Vagner kayıplarını sızdıran İgor Girkin, Doğu Ukrayna’da bu tarz oluşumların başında olan eski bir Rus subayı ve daha önce Çeçenistan’da görev almış. Memorial (Çeçenistan İnsan Hakları Merkezi) kayıtlarına göre, Çeçenistan’da sivillere karşı insani suç işleyen Girkin, daha sonra Doğu Ukrayna’ya yerleşmiş ve burada uzun zaman STK çatısı altında ayrılıkçı güçleri eğitmiş. Fakat üs edindiği Slavyansk şehrinden direnmeden kaçınca, komutanlık yerine Twitter haberciliğiyle yetiniyor.
Girkin’nin yapamadığını “Vagner” adını taşıyan başka bir oluşum yaptı. Basına göre Vagner grubu önceleri “Slavyanskiy Korpus” (Slav Birliği) adıyla 2013 sonbaharda ortaya çıktı. Suriye rejimiyle petrol kuyularını kurtarma ve koruma anlaşması yapan bu özel güvenlik şirketi, eski SSCB’nin her yanından özel harekatçıları, subay ve askerleri örgütleyerek Suriye’ye götürdü.
“Moran Security Group” adıyla kayıtlara geçen bu şirketin iki ortağı Vadim Gusev ve Yevgeniy Sidorov daha sonra Rusya’da paralı askerlikle suçlanarak tutuklandı. Slavyanskiy Korpus (Moran Security Group) hikayesi burada bitiyor ve haberlerde Vagner grubu konuşuluyor. Fakat Slavyanskiy Korpus Google’da arandığında VK sosyal medya ağında bir sayfa çıkıyor. Hatta sayfaya girince, bu gruba katılmak için ulaşabileceğiniz iletişim numaralarına ve e-mail adresine dahi ulaşılabiliyor. Gerçi aynı sayfada, böyle bir oluşumun uzun zamandır var olmadığını iddia eden yazılar ve yorumlar da mevcut. Rus basına göre ise kontrolü el değiştiren özel ordu oluşturma izni “Vagner” ile devam ediyor. Dünyada daha çok bu ismi tanıyor.

Vagner

“Vagner” Kafkasya’da görev yapan ve yine açık kaynaklara göre göreve devam eden bir özel harekatçının telsiz haberleşmesinde kullandığı bir takma ad. Bu adı kullanan Dmitriy Utkin, Rus ordusunun istihbarat başkanlığına bağlı 700. özel harekat birliğine komuta etmiş bir yarbay. Dmitriy Utkin 2017 yılında Kremlin’de, Suriye’de elde ettiği başarılardan dolayı Putin’in ellerinden onur madalyası almış. Novaya Gazeta’nın 9 ekim 2017’de yayınladığı habere göre, Vagner’in personel sayısı 6 bin ve Ekim 2017’de bunların 2 bin 500’ü Suriye’de görev yapmaktaydı. Novaya Gazeta’ya göre, Vagner’in Suriye’de 4 adet 300 kişilik keşif ve muharebe birliği var: Bir topçu birliği, tankçı birliği, mayın temizleme birliği, haberleşme birliği ve özel sızma ve istihbarat birliği ve karargah lojistik elemanları. Bunların toplam sayısı 2 bin 500. Novaya Gazeta, Vagner’in her anlamda yeterli bir ordu olduğunu iddia ediyor. Novaya Gazeta’nın verdiği bu bilgileri diğer açık kaynaklar da doğruluyor. Suriye’de Vagner grubun bulunduğu karargah ve tam personel sayısını kesin olarak verebilen bir kaynak yok.
Vagner dışında “Turan” adlı bir özel ordu birliğinin olduğunu iddia edenler de var. Fakat bu birliğe ait sosyal medyaya sızan birkaç resimden başka bilgi yok. Böyle bir birliğin var olduğu dahi tartışmalı.
Vagner’in ise Rus ordusunun Krasnodar iline bağlı Molkino köyü civarındaki üssünün yakınlarında bir üsse sahip olduğu ve burada eğitim verdiği söyleniyor. Çeşitli kaynaklara göre, Vagner bugüne kadar 17 milyar ruble para harcamış ve bu paranın büyük bir kısmı maaş olarak ödenmiş. Vagner’e katılanlar 50 bin ila 300 bin ruble arasında değişen maaşlar alıyor. Bu rakam, kışla ile savaş ortamı arasında değişim gösteriyor. Vagner birliği 2014’ten bu yana Suriye’de DEAŞ ile savaşmış ve her iki Palmira operasyonda görev almış.
İlk kurulduğu zaman Savunma Bakanlığı’nın fonlarından ve desteklerinden faydalanan bu birlik, artık Esed rejiminden aldığı ödeneklerle faaliyet gösteriyor. Vagner’in Suriye’de faaliyet gösteren Rus enerji şirketi Evro Plus ile anlaşması olduğu da iddia ediliyor. Bu iddiaya göre Evro Plus, Suriye rejimiyle, kurtardığı ve işlettiği petrol kuyularından çıkan petrolün dörtte birine sahip olmak üzere bir anlaşma yaptı. 7 şubat 2018’de yaşanan çatışma ise Conoco petrol kuyusunu ele geçirmek için yapılan bir saldırıydı.
Evro Plus ve Vagner, basında “Kremlin’in aşçısı” olarak anılan Yevgeniy Prigozhin’e ait. ABD’nin yaptırımlar listesinde bulunan Prigozhin’in, seçimlere müdahale eden “trollerin” çalıştığı şirketin de sahibi olduğu iddia ediliyor.
Rusların Suriye’deki varlığının iki farklı koldan oluştuğunu anlamak mümkün. Vagner ve diğer paramiliter birlikler, bu savaşta devletin açıklamakta zorlanacağı işleri yapıyor ve her özel şirket gibi kâr etmeyi amaçlayan bir oluşum. Vagner’in işe aldığı elemanlar sadece Rus vatandaşlarından oluşuyor ve bütün eski SSCB’yi kapsıyor.
Krasnodar’daki askeri üssün yakınlarında eğitim veren Vagner’in başka bir alternatifi de Çeçenistan’da faaliyet gösteriyor. “Özel Harekat Merkezi” olarak isimlendirilen ve yine özel bir şirket olan bu merkez, İçişlerine ve Çeçenistan polis birliklerine eğitim veriyor; ARGE çalışmaları yürüterek hafif araç, silah ve ekipman üretimine katkıda bulunuyor. Fakat Çeçenlerin Suriye’deki varlığı paramiliter değil. Çeçen, İnguş ve Dağıstan kökenli vatandaşlardan oluşan Rus birliklerinin Suriye’de resmi ordu vasfında olduğunun altını çizmek gerek. Askeri polis birlikleri olarak Suriye’de görev yapan bu personel, Rus ordusuna ait. Bu birliklerin asıl görevi Rus üslerini korumak, elde edilmiş bölgelerde ve çatışmasızlık bölgelerinde kontrol noktaları oluşturarak güvenlik sağlamak. Rus üslerinin ve birliklerinin konvoylarla yapılan ikmal ve lojistiğinin güvenliğini sağlamak. Halep’te ise bu birlikler asayiş görevi yapmıştı.
Kafkasya’dan Suriye’ye bu birliklerin gönderilmesinin temel sebebi ise Müslüman ve Sünni olmalarıydı. Bu polis birliklerinde, Kafkasya’da savaş deneyimi olan personelin ağırlıklı olduğu söyleniyor. Rus yetkililerin son açıklamalarına göre, Rusya’nın farklı bölgelerinden gelen 50 bini aşkın askeri personel Suriye’ye görev yapmış.
Sonuç olarak Rusların Suriye’deki askeri varlığının iki formunun olduğunu söylemeliyiz: Birisi resmi devlet personeli ve diğeri ise özel paralı askerler. Kremlin resmi personelinden sorumlu olduğunu kabul ederken özel şirketlerden uzak duruyor. Tabii ki bu uzaklık, o şirketlere destek vermediği anlamına gelmiyor. Sonuçta onur madalyaları her iki kola da takılıyor.

28 Eylül 2018 Cuma

İsrail Suriye’ye 'saldırma hürriyetini' kaybetmekten korkuyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İç savaşın yaşandığı Suriye’de rahatlıkla operasyon düzenleyen İsrail ordusu, hesapta olmayan Rus uçağının Suriye’de düşmesiyle bu “serbest dolaşım hürriyetini” kaybedeceği belirtiliyor.




İsrail’de hâkim görüşe göre, iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Suriye’de rahatlıkla operasyon düzenleyen İsrail ordusu, hesapta olmayan Rus uçağının Suriye’de düşmesiyle bu “serbest dolaşım hürriyetini” kaybedeceği belirtiliyor.
Suriye hava savunma sistemlerince 17 Eylül’de Rusya’ya ait İl-20 askeri uçağının Suriye hava sahasında düşürülmesi üzerine Rusya, İsrail’in uçağının düşürülmesinden sorumlu olduğunu belirtti.

Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olayın hemen ardından, İsrail askeri heyetinin Moskova'ya varmasından önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, sorumluluğu Şam rejimine yükleyip Suriye’yi suçladıktan sonra Rus uçağının düşürülmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Fakat öyle görünüyor ki savaşların yaşandığı ve ülkelerin çıkarlarını gerçekleştirmek için savaştığı bir bölgede, pişmanlık ve dayanışma ifadelerinin çok da bir karşılığı yok.


"İsrail Rusya’nın atacağı adımlar konusunda endişeli"



İsrailli analist Avi Issacharoff AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İsrail tarafında Rusya’nın atacağı adımlar konusunda büyük bir endişe var." dedi.
Issacharoff, Rusya’nın İsrail’in Suriye hava sahasında serbest dolaşım hürriyetini sınırlandırabileceğini belirterek, “İsrail’deki endişenin kaynağı, Rusya'nın, Suriye'nin derinliklerinde İran ve Suriye hedeflerine saldıran İsrail savaş uçaklarının hareket özgürlüğüne getireceği kısıtlama türüdür.” ifadelerini kullandı.

Suriye’de düşürülen Rus uçağının İsrail açısından çok büyük bir problem teşkil ettiğini vurgulayan Issacharoff, “İsrail her zaman Rusya ile herhangi bir sorun yaşamamaya dikkat etti. Elbette hem siyasi hem de askeri düzeyde İsrail ve Rusya arasında sürekli bir koordinasyon var. Ancak pazartesi günü yaşanan olay büyük bir sorun oldu." dedi.

Issacharoff, İsrail’in Rus uçağının düşürülmesinden sorumlu olmadığını öne sürerek, “Hiç kimse asker taşıyan bir Rus uçağının düşmesini beklemiyordu. İsrail’in sorumlu olmadığı, resmi olarak bunu açıkladığı, ordunun da ön soruşturma sonuçlarını yayımladığı doğrudur. Rus pozisyonunun yumuşaması var ama hala sorun devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
Durumun “bekle gör” modunda olduğunu ve kimsenin Rusya’nın nasıl bir karar alacağını kestiremediğine vurgu yapan Issacharoff şunları kaydetti:

"Kimse Rusların ne yapacağını bilmiyor ama mevcut anlaşmaları sürdürmek için İsrail’in çok yoğun bir çabası var. Ancak Ruslar da çift yönlü bir oyun oynuyor. Bir yandan Suriyelilerle koordinasyon halindeler ve onlara koruma sağlıyor. Öte yandan, Suriye topraklarında herhangi bir İran temerküzünü engellemek için İsrail'e Suriye'de İran hedeflerini vurması için yeşil ışık yakıyor.”

Öte yandan eski İsrail Askeri İstihbarat Şefi Amos Yadlin ise yaptığı açıklamada, Rusya’nın teknik olarak hata yaptığını ve gerçekleri saptırdığını öne sürerek, Rus uçağının Suriye’ye ait karadan havaya SAM-5 füzesiyle vurulduğunu savundu.
Yadlin, sosyal paylaşım sitesi Twitter’daki hesabından yaptığı yazılı açıklamada, İsrail savaş uçaklarının Suriye’deki operasyon sırasında Rus uçaklarının bölgede olmadığını, Suriye hava savunma sistemlerinin devreye girdiği sırada da İsrail uçaklarının kendi hava sahasına döndüğünü belirterek, “Oysa, Suriye ordusunun rastgele atışları, gökyüzünde Rus uçaklarının olduğu gerçeğini hesaba katmamıştı." dedi.

İsrail'in hayatını kaybeden Rus askerleri için üzüntüsünü dile getirdiğini ancak buna rağmen “hıncın Rus tarafında kalıcı olduğunu” vurgulayan Yadlin, Rusya ile ortak bir çalışmayla şeffaf ve profesyonel bir şekilde bilgi toplamanın krizi sona erdirebileceğini söyledi.


"Olay İsrail’i Ruslarla çok zor bir duruma soktu"



İsrail’in Haaretz gazetesinin askeri analisti Amos Harel ise, Rusya’nın İsrail’e ilişkin pozisyonunda değişme olabileceğini ve İsrail’in Suriye hava sahasında serbest dolaşımını sınırlandırabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Harel, olayın İsrail’i Rusya’ya karşı köşeye sıkıştırdığını belirterek, "Olay İsrail’i Ruslarla çok zor bir duruma soktu ve şimdiye kadar kuzey cephesinde stratejik olarak özgürce hareket eden İsrail hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü olumsuz etkileyebilir." dedi.

Gelişmelerin pratik etkilerinin önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını söyleyen İsrailli askeri analist, "Örneğin, Rusya, İsrail'den operasyonları öncesinde haber verme talebinde bulunabilir. Ya da üslerinin bulunduğu kuzey Suriye bölgesini İsrail savaş uçakları için uçuşa yasak bölge ilan edebilir. Şimdiye kadar mahrum bıraktığı Suriye ordusuna yeni hava savunma sistemleri verebilir." ifadelerini kullandı.


"İsrail daha çok bedel ödeyecek"



İsrail’in Yediot Ahronot gazetesinin askeri analisti Alex Fishman ise olayı ele aldığı makalesinde, “Başarısızlığın bedeli” başlığını vererek, askeri bir krizin diplomatik ataklarla son bulamayacağına dikkati çekti.

Fishman Ortadoğu’nun kolay bir lokma olmadığını vurgulayarak, “Askeri hedefler yerine getirilse bile, bu bir başarısızlık. Çünkü Ortadoğu kolay bir lokma değil. İsrail daha çok bedel ödeyecek. Çünkü Rusya, asker, istihbarat uzmanı ve mürettebat taşıyan 15 kişilik bir elektronik casus uçağını kaybetti." ifadelerini kullandı.
İsrail’in Rusya ile daha uyumlu olması gerektiğini vurgulayan Fishman, “Rusya’nın, Rus Parlamentosu Savunma Komitesi'nin, önerdiği gibi, İsrail hava kuvvetlerinin üslerine karşı yarın sabah bir intikam almayacakları ve İsrail uçaklarının Suriye'deki Rus uçaksavar sistemleri tarafından düşürülmeyeceği doğrudur. Ancak, eskiye nazaran İsrail’in daha fazla Suriye topraklarındaki manevralarını Rusya’nın çıkarları ile yürütmesi gerekecek.” dedi.

Rus uçağının düşürülmesinin sorumlusu İsrail Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov dün yaptığı açıklamada, Suriye'de Rus İl-20 askeri uçağının düşürülmesinin sorumlusunun İsrail Hava Kuvvetleri olduğunu söyledi.
İsrail Hava Kuvvetleri ise yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'nın Suriye'de kendisine ait İl-20 askeri uçağının düşürülmesinden İsrail Hava Kuvvetlerinin sorumlu olduğu yönündeki suçlamalarını reddederken Tel Aviv ile Moskova arasında Suriye üzerindeki koordinasyon mekanizmasının devamının iki ülkenin çıkarına olduğunu belirtmişti.


Suriye'deki saldırılara devam edileceği sinyali



İsrail Hava Kuvvetlerinin açıklamasında, İran'ın Suriye'ye yerleşmeye çalıştığını ileri sürerek, "İsrail yönetiminin aldığı kararlarla uyumlu olarak İsrail ordusunun İran'ın Suriye'ye yerleşme girişimlerine karşı operasyonlarına devam edeceğiz." ifadelerine yer vermişti.

Rus İl-20 askeri uçağı, 17 Eylül'de, Suriye’ye ait S-200 hava savunma sistemi tarafından düşürülmüş ve Rusya, İsrail'e ait F-16 savaş uçaklarının, İl-20 uçağını kalkan olarak kullandığı için uçağın füzelere maruz kaldığını öne sürmüştü.
İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Amikom Norkin ve beraberindeki heyet, hafta içi gerçekleştirdikleri ziyarette, İl-20 uçağı hadisesine ilişkin, Rusya'yı ikna etmek için Moskova'da görüşmeler gerçekleştirmişti.
İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman da perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine saldırmaya devam edeceğini ve İran'ın Suriye'deki yapılanmasına izin vermeyeceğini vurgulamıştı.

İsrail Başbakanı Netanyahu daha önce de, "İsrail, ertelemek yerine bir an önce henüz emekleme sürecinde olan İran saldırganlığını savaşa neden olsa bile sonlandırmak için kararlıdır." açıklamasında bulunmuştu.

İsrail son dönemde Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenliyor. İsrailli yetkililer, “İran'ın Suriye'deki oluşumu” olarak isimlendirdikleri varlığını engellemek için bir dizi strateji geliştirme konusunda ise ısrarlı.

İsrail ayrıca iç savaşın başladığı 2011'den bu yana zaman zaman Suriye ve Golan Tepeleri'nden, topraklarına roket atıldığını ileri sürerek, İran destekli Hizbullah güçlerine ve rejime ait askeri noktalara saldırılar düzenliyor.

9 Eylül 2018 Pazar

Rusya yeni bir askeri ittifak mı ilan ediyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Rusya Federasyonu'nun 11 Eylül'de başlayarak yaklaşık bir hafta devam edecek planlı Vostok 2018 tatbikatının, Sovyet Zapad-81 Tatbikatı’ndan bu yana en güçlü caydırıcılığı görünür kılacağı tahmin ediliyor.



Rusya Federasyonu, 11 Eylül 2018’den başlayarak yaklaşık bir hafta süreyle Vostok 2018 planlı tatbikatını gerçekleştirecek. Zapad ve Vostok tatbikatları serisi, Rus askeri yeteneklerinin belirli bir plan çerçevesinde sergilendiği ve test edildiği en önemli savunma ‘vitrinlerini’ teşkil ediyor.
Ayrıca, Rus Savunma Bakanlığı kaynakları, Vostok 2018 Tatbikatı’nın yaklaşık 300 bin personelin katılımıyla bir rekor kıracağını ve kuvvet hazırlama seviyesi ile meşhur Sovyet Zapad-81 Tatbikatı’ndan bu yana en güçlü caydırıcılığı görünür kılacağını belirtiyorlar. Açık-kaynaklı veriler, yaklaşık 36 bin kara harp platformu ile bin kadar uçağın tatbikata katılacağını; Merkez ve Doğu askeri bölgelerinin, Hava İndirme Birlikleri’nin, Kuzey ve Pasifik donanmalarının faaliyette aktif rol alacağını ortaya koyuyor.

Rus askeri tatbikatının jeopolitik çerçevesi

Büyüklüğü dışında, Vostok 2018 Tatbikatı’nı özel kılan başka nedenler de var. Öncelikle, jeopolitik boyutlara göz atmak gerekiyor. Çin askeri birliklerinin yaklaşık 3 bin 200 personel, 30 döner-kanatlı unsur ve 900 kadar kara harp platformu ile tatbikata katılacak olması büyük önem arz ediyor. Sovyetler Birliği döneminde genel bir çatışmanın eşiğine kadar gelen iki silahlı kuvvetlerin bugün birlikte Vostok Tatbikatı gerçekleştirecek olması hem ABD’ye bir mesaj niteliği taşıyor hem de Moskova ile Pekin arasındaki askeri stratejik işbirliğinin geldiği aşamayı gösteriyor.
Açıkçası, iddialı savunma modernizasyonuna karşın Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun uzun süredir kayda değer bir muharip tecrübesi bulunmuyor. Öte yandan Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri ise tam tersine, 1990’lı yıllarda Çeçenistan, 2008 Gürcistan, 2014’ten bu yana Ukrayna ve 2015’ten beri de Suriye tecrübeleri ile hemen her yeni silah sistemini hibrit harp sahalarında denemiş, pilotları gerçek harp koşullarında uçuş saatleri kazanmış, askeri personeli Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e birçok bölgede savaşarak terfi etmiş bir profil çiziyor. Dolayısıyla, Çin askeri elitinin Ruslardan öğrenecekleri çok şey var.
Ayrıca, Vostok 2018’e Moğolistan Silahlı Kuvvetleri’nin de katılacak olması çok önemli. Evet, Rusya ve Çin ile kıyaslandığında, harp tarihinde etkileyici izleri bulunan Moğollar bugün ciddi askeri yeteneklere sahip değiller. Öte yandan, Moğolistan coğrafyası Rus-Çin askeri stratejik dengesinin önemli bir parçası olageldi. Çok seyrek nüfus yoğunluğuna sahip bu geniş ülke, Rusya ile Çin arasında doğal bir tampon oluşturdu ve Çin tehdidine karşı Sovyet koruması altında bulundu. Çin-Moğolistan ilişkilerinin Soğuk Savaş'ın ardından tedricen normalleşmesi ve iyileşmesi sonrasında ise şimdi farklı bir durum var. Açıkçası, Vostok 2018 Tatbikatı’nın ortaya koyduğu yeni askeri denge, Japonya (ve hatta Avustralya) başta olmak üzere, dünyanın bu bölgesinde Batı müttefiki birçok aktör için düşündürücü olabilir.
Vostok 2018’in kritik bir diğer unsuru da zamanlaması. NATO, Ekim-Kasım 2018’de, son yılların en büyük tatbikatı olan Trident Juncture 2018’i gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Norveç merkezli icra edilecek olan tatbikata, 40 bin personelin katılacağı öngörülüyor. Ayrıca, Trident Juncture 2018, Rusya kaynaklı hibrit harp tehdidine karşı bir dizi reform geçiren NATO Mukabele Kuvveti açısından da kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Açıkçası, Zapad gibi Batı Askeri Bölgesi’ni esas alan bir tatbikat olmasa da, Vostok 2018’de Moskova’nın sergileyeceği askeri yetenekler, NATO İttifakı tarafından da yakından izleniyor olacak. Ayrıca, Vostok 2018’e iştirak edecek olan Hava İndirme Birlikleri’nin, herhangi bir askeri bölgeye ve stratejik komutanlığa bağlı kalmaksızın, esnek bir planlama ile hemen her operasyonda ve coğrafyada görev alabileceği de unutulmamalı.

Vostok 2018 değerlendirme rehberi

Bu aşamada, okurlar, konuya profesyonel olarak ilgi duyanlar ve karar vericiler için Vostok 2018 Tatbikatı’nın nasıl izlenmesi ve değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir stratejik rehber sunalım.
Öncelikle, Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri’nin elit muharip birlikleri olan ve 1990’lı yıllarda Çeçenistan’dan başlayarak Gürcistan, Ukrayna gibi tüm önemli cephelerde kritik bir rol oynayan Rus Hava İndirme Birlikleri’nin performanslarının yakından izlenmesi gerekiyor. Bu noktada, Rus Hava İndirme Birlikleri’nin, Batı’daki aynı ismi taşıyan askeri formasyonlardan çok farklı yeteneklere sahip olduğunun da altını çizelim. Zira, söz konusu birlikler, hava indirme görevlerinin çok ötesinde, Rus acil müdahale gücünü teşkil etmekte ve uzun bir süredir ciddi modernizasyon projelerinden yararlanmakta.
Elbette, tatbikata ilişkin en kritik hususlardan biri de nasıl bir senaryonun çalışılacağı. Daha önce belirtildiği üzere, tatbikat için hazırlanan kuvvetin büyüklüğü, Çin Halk Cumhuriyeti birliklerinin de iştirak edecek olması gibi faktörler, birçok uzmanı küresel ölçekte bir harp senaryosunun gündemde olduğuna ikna etmişti. Teknik olarak, böyle bir senaryonun nükleer boyutunun olması da gerekli. Rusya Federasyonu’nun daha önceki bazı tatbikatlarında nükleer harp senaryoları üzerinde çalışıldığı biliniyor. Vostok 2018’de de böyle bir senaryonun ya da türevlerinin olması (örneğin çift-yetenekli sistemlerin yoğun ve nükleer görevlere uygun biçimde kullanılması) dikkatle izlenmesi gereken bir emare olacak.
Aslına bakılırsa, bugüne kadar Rus nükleer planlaması dahilinde taktik nükleer silahların önemli bir rol oynamasının nedenlerinden biri olarak, ülkenin doğu sınırlarında sayısal üstünlüğün açık biçimde Pekin lehine olması gösterilmekte idi. Bu açıdan Rus taktik nükleer yeteneklerinin, Rusya-NATO dengesini aşan bir mahiyette olduğu ve Çin faktörünün dikkate alınması gerektiği söylenegelmiştir. Dolayısıyla, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti askerlerinin birlikte faaliyet gösterecekleri bir Vostok tatbikatının nükleer boyutunun olması -tabii eğer olursa- gerçekten ilginç olacak.
Vostok 2018 Tatbikatı’nda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri’nin ne büyüklükte bir kuvveti, ne kadar süre içinde mobilize edebileceği. Bu noktada, Rus askeri tatbikatlarında personel sayılarının her zaman karmaşık bazı teknik hesaplamaların ürünü olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Örneğin, geçtiğimiz yıl icra edilen Zapad 2017 tatbikatında teyakkuz durumuna geçirilen personelin sayısı yüz binler ile ifade edilirken, harekata katılan personel yaklaşık 70 bin olmuş, Belarus toprakları da dahil olmak üzere en kritik faaliyetlerde ise 13 bin kadar personel rol almıştı. Dolayısıyla, açık kaynaklarda yer alan 300 bin askeri personelin katılımı hedefinin ne ölçüde gerçeği yansıtacağı önemli. Bir diğer kritik parametre de tatbikatın müşterek karakteristiği, yani, farklı Rus kuvvetlerinin bir arada nasıl bir performans göstereceği. Özellikle 2008 Gürcistan müdahalesinde yaşanan aksaklıklardan sonra (anılan harekatta birçok Rus personel dost ateşi sonucu hayatını kaybetmişti), müşterek kabiliyetlerin geliştirilmesi Rus askeri stratejistleri açısından bir öncelik haline gelmişti.
Son olarak, tatbikata 3 bin 200 kadar Çin askeri personelinin katılacağı da dikkate alındığında, Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri arasındaki uyum ve enteroperabilite de dikkatle izlenmesi gereken bir diğer trend olacak. Elbette, Rus ve Çin askerleri daha önce birlikte faaliyetler icra ettiler. Ancak, klasik olarak Sovyetlerin ve Rusya’nın doğu sınırlarındaki caydırıcılığını test eden Vostok tatbikatlarına Çin’in aktif katılımı farklı bir anlam taşıyor.
Beklentiler ve belirleyici parametreler Sonuç olarak, Rusya Federasyonu geniş katılımlı askeri tatbikatlarına bir yenisini daha ekliyor. Harbe hazırlık seviyesini yüksek tutmak ve siyasi mesaj vermek açısından gerek planlı gerekse sürpriz tatbikatlar, Rus askeri-siyasi elitinin sıklıkla başvurduğu bir yöntem. Ancak, Baltık ülkeleri ve NATO’nun doğu kanadına gözdağı vermeyi de hedefleyen Zapad 2017’den farklı olarak, Vostok 2018 Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı caydırıcılığı tahkim etmek üzerine değil, aksine, Pekin’i bir askeri ittifaka cesaretlendirmek üzere kurgulanmış görünüyor.
Yine de, Moskova’nın Hindistan savunma sanayiine verdiği stratejik destek başta olmak üzere, Rusya-Çin ilişkilerinde problemli alanlar da mevcut. Dolayısıyla, Rusya ve Çin arasında sorunsuz bir askeri ittifak zemininin olduğunu öne sürmek zor.
Birçok askeri uzmanın üzerinde yoğunlaşacağı denklem, Vostok 2018’in senaryosu. Halihazırda spekülasyonlar bulunsa da, küresel bir savaş provası yapılması durumunda, dünyayı nasıl yılların beklediği konusunda, ne yazık ki, biraz daha karamsar olmamız gerekecek.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Putin, Rus Askerlerine Suriye'den Çekilme Emri Verdi

Rus Lider Putin, Suriye'deki Rus Hava Üssünü ziyaret etti. Esad tarafından karşılanan Putin, Rus birliklerine Suriye'den çekilme talimatı verdi.
Bugün akşamüstü Ankara'ya gelmesi beklenen Rusya lideri Vladimir Putin, Mısır'a giderken Suriye'ye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Putin'i taşıyan uçak, Akdeniz kıyısındaki Rus üssü Hmeymim'e indi. Putin'i hava üssünde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad karşıladı. Ankara'da Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yapacağı görüşme öncesinde, Suriye'deki terörist gruplara 2015'ten beri operasyon düzenleyen Rus hava güçlerine, konuşlanma noktaları olan Hmeymim üssününden çekilme talimatı verdi.
ÇEKİLME TALİMATI VERDİ
Putin Hmeymim'de yaptığı açıklamada, "Savunma Bakanı (Sergey Şoygu) ve Genelkurmay Başkanı'na (Valeriy Gerasimov) Rus güçlerinin daimi konuşlanma noktalarına geri çekilmeye başlanması emrini veriyorum" dedi.
Bu arada Putin'e Hmeymim ziyaretinde Şoygu da eşlik etti.
"ASKERİMİZ ZAFERLE DÖNÜYOR"
Rus askerlerin evlerine zaferle döneceğini söyleyen Putin, 'Rusya ve Suriye ordularının uluslararası terörizmin en güçlü gruplarından birini (DEAŞ) sadece 2 yıl gibi kısa bir sürede yok ettiğini' kaydetti.
"TERÖRİSTLER KAFALARINI YENİDEN KALDIRIRSA DAHA ÖNCE HİÇ GÖRMEDİKLERİ SALDIRILARLA VURURUZ"
Putin ayrıca, 'Teröristlerin Suriye'de kafalarını yeniden kaldırmaları halinde Rusya'nın onları daha önce hiç görmedikleri güçlü saldırılarla vuracağını' belirtti. Putin, Suriye'de ve Rusya'da terörle mücadele için verilen kayıpları unutmayacaklarını da söyledi.
KURULDUĞUNDAN BERİ İLK KEZ ZİYARET EDİYOR
Diğer taraftan bu, Putin'in, kurulmasından beri Hmeymim'e gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Eylül 2015'ten itibaren Suriye ordusuna doğrudan destek veren Rusya, terör örgütü DEAŞ'ın Suriye topraklarından temizlenmesinde önemli bir rol üstlendi.

Rusya, Türkiye ve İran, iç savaş ülkesinde önce çatışmasızlık bölgeleri, ardından da ateşkes ilan etti.

25 Ocak 2018 Perşembe

Zeytin Dalı Harekatı ve Suriye'de yeni dinamikler

Tamer Ashraf
Terör örgütü PYD/PKK’nın son dönemde Rusya ve Suriye yönetimlerini yok sayarak ABD ile politika yürütüyor olması, Rusya’nın PYD politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu.

ABD'nin Türkiye'yi terör örgütleriyle karşı karşıya getiren politikaları, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yürütülen Fırat Kalkanı Harekatı ile yavaş yavaş etkisini kaybettiği söylenebilir.


24 Kasım uçak kriziyle Türkiye-Rusya ilişkileri en kritik dönemlerini yaşadığı devrelerde bile ABD ve NATO’nun Türkiye’yi yalnız bırakması güvensizliğin artmasında etkili oldu. Rusya-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi ve Suriye’de siyasi çözüme yönelik işbirliği ABD başta olmak üzere Batılı müttefiklerin politikalarını etkiledi. Türkiye’den Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi sorgusuz bir itaat bekleyen ABD ve Batı ülkeleri, Türkiye’nin bağımsız politikalarına karşı zorlayıcı argümanlar sahaya sürmeye başladı. Bu argümanlardan birincisi olan FETÖ unsurunun başarısız olmasıyla ikinci unsur olan PYD faktörü uzun süre siyaseten ülkenin gündeminde oldu. ABD’nin Türkiye politikalarında Pentagon ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki farklılık, tutarsız davranmasında da etkili oldu. Bu tutarsızlık Suriye başta olmak üzere birçok sahada Türkiye-ABD anlaşmazlığının sebepleri arasındadır.

Afrin operasyonu dönüm noktası

Türkiye'nin Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekatı, Suriye'de yedi yıldır devam eden savaşta önemli bir aşamayı temsil ediyor. PYD/YPG olarak nitelendirilen PKK’nın devamı niteliğindeki güçlerin Suriye’de oluşturmaya çalıştığı terör koridoru ve terör ordusunun yok edilmesi Türkiye’nin temel politikasıdır.
ABD, PKK'yı terör örgütü olarak tanımasına rağmen YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamamaktadır. ABD, 2015'te DEAŞ ile mücadelede müttefik olarak PYD/YPG’yi ilan etmiştir. PYD, 2003 yılında PKK'nın uzantısı olarak kurulmuştur. Bu örgütün parti tüzüğünde, elebaşı Abdullah Öcalan'ın "felsefesinden gurur duymak ve bu felsefeye bağlı olmak, Öcalan'ın esaretten kurtarılması için milli, ahlaki ve insani bir görev olarak mücadele etmek" vardır. PYD'nin askeri kolu YPG ise "Kuzey Suriye Federasyonu'nun" resmi ordusu olarak ilan edilmiştir. 2004 yılında teşkilatlanmaya başlayan bu oluşum resmi olarak YPG ismiyle 2011 yılında kurulmuştur. YPG'nin kadın savaşçıları tanımlamak için YPJ adıyla 2013 yılında kurduğu oluşum ise daha çok propaganda amacıyla kullanılmaktadır. YPG'nin toplamda 60 bin civarında savaşçıya sahip olduğu tahmin edilmekle birlikte ABD’nin bu sayıyı 100 bine çıkarmak için planlar yaptığı iddiası vardır.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise Türkiye’nin terör vurgusu sonrası Ekim 2015'te ABD tarafından oluşturulmuştur. SDG yapısında PYD ve YPG temeldir. Bunun dışında göstermelik de olsa Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen birlikler de vardır. Bu oluşumların genel gayesi Suriye’nin kuzeyinde ABD’ye bağımlı yeni bir devlet kurulmasıdır.
ABD’nin askeri yardımlarıyla güçlenen PYD, Haseke-Amude ilçesi, Halep-Afrin ilçesi ve Kobani ilçesini Ocak 2014’te kanton ilan ederek özerk yönetim kurduğunu duyurdu. Mart 2016’da üç kantonu içeren bölgede Kuzey Suriye Federasyonu ilan edildi. Aralık 2016’da Rimeylan’da federal bir yönetimi tarif eden anayasa taslağı duyuruldu. Toplumsal Sözleşme olarak adlandırılan bu anayasa, 22 Eylül 2017 tarihinde seçimleri öngören sistemin ilk adımı oldu. Kantonlarda mahalle yönetimleri belirlendi. 3 Kasım 2017’de kasaba ve belde icra konseylerinin üyeleri seçildi. 19 Ocak 2018’de ise her bir kanton için ayrı meclis ve ortak parlamento seçimi yapılması öngörülüyordu. Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı bu süreç, ABD’nin kuracağı milli ordu ile tamamlanacaktı.

Harekat, Rusya açısından beklenen bir gelişme

Türk ordusunun Afrin'deki operasyonu öncesinde ve sonrasında Rusya’nın tavrı sıkça gündeme geldi. İlk operasyon belirtileri geldiğinde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Rus askerlerinin geri çekildiğine dair yalanlaması bir anda ilgi çekmişti. Fakat Rusya Genelkurmay Başkanlığının Rus askerlerinin güvenli alanlara çekildiğini açıklamasıyla da tartışma sona erdi. Türkiye’nin Afrin operasyonu Rusya açısından uzun süredir beklenilen bir askeri gelişmedir. Çünkü Putin-Erdoğan görüşmelerinde Türkiye, Afrin konusunu her görüşmede masaya getirmiştir. Rusya ilk zamanlar Afrin konusunda ihtiyatlı davranmışsa da PYD’nin son dönemdeki politikalarını gördükten sonra PYD için Türkiye ile bir krize girmeyi tercih etmemiştir. Rusya, Afrin operasyonundan bir gün önce askerlerini Tel-Rifat bölgesindeki geçiş gözlem yerine konuşlandırmıştır.
Afrin operasyonu başladıktan sonra PYD unsurlarının Rusya’ya karşı sert açıklamalarını gördük. Hatta bu açıklamalar arasında PYD ile Esed arasında yapılan görüşmelere Rusya’nın aracılık ettiğini de anlamış olduk. Şöyle ki YPG'nin sözde genel komutanı Sipan Hamo’nun bundan sonra Esed ile görüşmelerde Rusya’yı aracı olarak kullanmaya ihtiyaçlarının olmadığını açıklaması, bu sürecin özeti niteliğindedir.
ABD’nin politikaları ve destekleri, PYD’yi doğrudan ABD’nin bağımlısı bir örgüt haline getirmiştir. PYD, aldığı silah yardımı ve destekle hem Esed hem de Rusya ile mücadele edebileceği düşüncesine kapılmıştır. Rus yetkililer ile Kamışlı’da yapılan görüşmelerde, PYD’nin bağımsızlık, milli ordu taleplerinin aslında ABD’nin talepleri olduğu Rusya tarafında anlaşılmıştır. Rusya son Suriye Ulusal Diyalog Kongresi hazırlıkları devam ederken PYD’nin diğer Kürt gruplara yaptığı baskıdan da rahatsız olmuştur. PYD, Rusya’nın davet ettiği Kürt aşiret liderlerini tehdit ederek kongreye katılmaları engellenmeye çalışmıştır. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin PYD tarafından bu şekilde sabote edilmeye çalışılması, tabiri caizse bardağı taşıran son damla olmuştur.
PYD’nin son dönemde Rusya ve Suriye yönetimlerini yok sayarak ABD ile politika yürütüyor olması, Rusya’nın PYD politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu. Örneğin Rakka ve Deyri Zor bölgesinde Esed ve Rus unsurlarına saldırı düzenleyen unsurların PYD ile bağlantıları vardı. Rakka’nın DEAŞ’tan temizlenmesinden sonra şehrin Arap aşiretlere veya Esed’e teslim edilmesi gerektiğine dair Rusya görüşüne de PYD karşı çıkmıştır. Yani PYD’nin son altı ayda yapmış olduğu faaliyetlerin büyük çoğunluğu Rusya çıkarlarına aykırıdır.
Rusya açısından PYD’nin hedef olmasında ABD’nin aktif olarak Kürtler arasında ayrılıkçı fikirleri teşvik etmesi ve etmeyi sürdürüyor olması da etkili olmuştur. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, "ABD ya durumu anlamıyor, ya da yaptığı kesinlikle bilinçli bir provokasyon" ifadesi PYD-ABD işbirliğine yapılan bir vurgudur.
Rusya’nın 2015 yılında Suriye’ye müdahalesinde, PYD ile ilişkileri olumlu ilerlemişti. Afrin bölgesinde "gözlemci uzman" adıyla Rus askeri yerleştirilirken yine Münbiç bölgesinde DEAŞ ile mücadelede Rus ordusu ile PYD unsurlarının birlikte hareket ettiklerini basından biliyoruz. Günümüzde Münbiç bölgesinde de Rus askeri gözlem noktaları mevcuttur. Yine Kamışlı bölgesinde, Rus askeri uzmanların görev yaptığı tahmin ediliyor. Türkiye’de ne zaman Afrin konusu gündeme gelse, bu operasyonun Rusya tarafından engellendiği dile getiriliyordu. Bu durum iki ülke için kırılma noktalarından birisiydi. Türkiye’nin Afrin operasyonu, bu bakımdan bir belirsizliği de ortadan kaldırmış oldu.
Suriye’deki güçlü işbirliği, Türkiye-Rusya arasında Türk Akımı başta olmak üzere enerji alanındaki işbirliği ve askeri işbirlikleri de PYD’nin tercih edilmemesinde önemli faktörlerdir. Türkiye ve Rusya arasında Afrin-İdlib değişimine dair bir anlaşma olduğu iddialarının ise Türkiye’nin yaptığı açıklamalarla doğru olmadığı anlaşılmıştır.

Zeytin Dalı Harekatı Soçi sürecini etkiler mi?

Türkiye’nin Afrin'de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı'nın Soçi’de toplanması planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ni etkileyebileceğine dair görüşler sıkça gündeme getirilmekte. Bu haliyle kongreye katılmamak kararındaki bazı muhalif güçlerin, Afrin operasyonuyla birlikte görüşlerinin olumlu yönde değiştiğini görüyoruz. Tek fark PYD’nin kongreye katılacak Kürt aşiret temsilcilerini tehdit etmesidir. Bu nedenle kongrenin Kürt temsilciler olmadan toplanması ihtimali bulunuyor. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nde yeni anayasa üzerindeki çalışmaların başlatılması planlandığına göre PYD’nin görüşleri dikkate alınmadan bir anayasanın hazırlanması mümkün olabilir.
PYD/YPG'nin kontrolündeki SDG'nin, Afrin harekatı başladıktan sonra ''Soçi Konferansı ve sonuçlarını reddediyoruz. Ruslar pozisyonlarını tekrar değerlendirmeli” açıklaması bir tavır olarak kabul edilebilir. Afrin operasyonu öncesi birçok görüşmede, Rusya’nın PYD’yi de kongreye bir şekilde dâhil etme çabaları mevcuttu. Fakat bu operasyonla birlikte PYD'nin kongreye çağrılmayacağı kesinleşmiş oldu.

Münbiç’e operasyon ihtimali

2016 Ağustos ayında Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Münbiç'in PYD kontrolüne geçmesinde ABD’nin politikaları etkili olmuştur. Türkiye, YPG'nin Fırat Nehri'nin batısına geçmesini "kırmızı çizgi" olarak ilan etmesine rağmen ABD tarafından oyalanmıştır.
Fırat Kalkanı operasyonu ile ABD’nin terör koridoru oluşturma planına set çeken Türkiye’nin Afrin’den sonra Münbiç’i de özgürleştireceğine dair açıklama ABD’yi endişelendirmektedir. Rusya ve Türkiye’nin Afrin’den sonra Münbiç, Resulayn, Tel-Abyad bölgesine yapılacak bir operasyonda işbirliği yapması, ABD’yi çaresiz bırakabilir. Türkiye eğer Münbiç’e operasyon yapmaz ise ABD ve Rusya’nın PYD üzerinden karşı karşıya gelmesi muhtemeldir. Türkiye eğer Münbiç’e operasyon yaparsa Rusya, ABD ile mücadelesinde iyi bir müttefik bulabilecektir. Ayrıca Türkiye’nin sınır güvenliği dolayısıyla, BM’nin 51. Maddesi'ni ABD’ye karşı silah olarak kullanabilecektir. Rusya’nın bu maddeyi öne sürerek Türkiye ile hareket etmesi sonucu ABD, BM’de terör örgütüne destek olan ülke konumuna getirilebilir. Rusya, Suriye’de uzun süre kalmak için Esed’i vekil olarak kullanırken ABD'nin ise Suriye’de yıllarca kalabilmek için PYD’yi etki altına aldığı görülüyor. Bu şartlarda Rusya-Türkiye bloğunun PYD’yi etkisiz hale getirerek, ABD’yi Suriye’de hukuki mesnedi kalmayan bir ülke konumuna düşürmeleri muhtemel duruyor.

Esed yönetimi Rusya’sız bir varlık gösteremez

Türkiye’nin Afrin operasyonu aynı zamanda Esed’in doğrudan Rusya’ya bağımlı olduğunu da gösterdi. ABD’nin asıl amacı da bunu ortaya koyabilmekti. Afrin operasyonunda Esed hükümetinin sözlerinin bir anlam ifade etmemesi ve tüm dünya ülkelerinin Esed’i dikkate almadan Türkiye’nin operasyonuna destek açıklamaları bir bakıma Esed’siz Suriye tezini de güçlendirdi.
Türkiye ve Rusya kim ne derse desin birçok konuda aynı doğrultuda hareket etmeye başladılar. Suriye’de bazı meselelerde ciddi görüş ayrılıkları olsa da sonuç itibarıyla anlaşabiliyorlar. Türkiye’nin ihtiyacı olan askeri teknoloji başta olmak üzere nükleer enerji konusunda Rusya desteği varken Türkiye de Türk Akımı konusunda Rusya’yı destekliyor. Bu haliyle özellikle genelkurmay başkanlıkları arasındaki ilişki birçok sorunun hızlı çözülmesine imkan veriyor. Nitekim bu dönemde, Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un Türkiye ile ilişkilerde politikaları belirlemede oldukça etkili olduğunu görüyoruz.
Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatı'nı Rusya ile koordine halinde yürüttüğü söylenebilir. Rusya ve Türkiye’yi Suriye konusunda birleştiren en önemli nokta ise Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda fikir birliğinde olmalarıdır.
Türkiye’nin terör koridoru ve terör ordusu planına izin vermemek adına yürüttüğü Afrin operasyonu bittiğinde, bölgede güvenli bir tampon bölge kurması düşünülebilir. Ayrıca PYD tarafından zorla yerlerinden göç ettirilen halkın da kendi yurtlarına dönmesi sağlanacaktır. Türkiye’nin şu anda El-Bab’da uyguladığı yerel yönetim biçiminin bir benzeri Afrin’de de uygulanabilir.
[Rusya ve Avrasya alanlarında çalışmalar yürüten Prof. Dr. Salih Yılmaz, Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesidir]

9 Şubat 2018 Cuma

ABD'nin saldırısında Rus askerleri de öldü

Suriye’de İran ve rejim güçleri, en zengin petrol yataklarına sahip Deyrizor bölgesinde PKK/YPG güçlerine saldırdı. Terör örgütüne kalkan olan ABD uçakları rejim güçlerini havadan vurdu. Saldırıda 100'den fazla ölü var. Ölenler arasında biri Albay rütbesinde 3 Rus askeri de bulunuyor.

Suriye’nin en zengin petrol yataklarına sahip Deyrizor bölgesinde PKK ve rejim güçleri arasında çatışma çıktı. Rejime bağlı birlikler, 7 Şubat Çarşamba gece yarısından itibaren Deyrizor kuzeyi-Muhasen bölgesinde kurduğu portatif köprüler aracılığı ile Fırat Nehri'nin doğusuna geçti. Lazkiye-Hımeymim Rus askeri üssünden getirilen mobil köprüden aralarında İran destekli milislerin de yer aldığı 500 kişilik gücün ilerleyişi PKK tarafından yapılan havan ve füze atışları ile engellendi. Rejim kanadından taciz atışlarına karşılık verilmesi ile taraflar arasında çatışma çıktı.
ABD TERÖRİSTE KALKAN OLDU
ABD öncülüğünde kurulan koalisyon uçakları çatışmalara müdahele ederek rejim ordusuna ait noktaları havadan vurdu. Saldırıda 100’den fazla rejim askeri ile İran destekli Şii militan öldü. Bölge kaynakları ölenler arasında biri Albay rütbesinde 3 Rus askerinin de yer aldığını iddia ediyor. Fırat’ın karşısına geçen askerlerin beraberinde Rus tank ve zırhlı personel taşıyıcılarının bulunduğu bildiriliyor.
PETROLE HAKİMİYET MÜCADELESİ
Deyrizor’lu aktivist Mahmut Ebu Firas Yeni Şafak’a yaptığı değerlendirmede, bölgenin Suriye’de ki en zengin petrol yataklarına sahip olduğuna dikkat çekti ve çatışmaların ana eksenini Cafra, İsba ve Tabiya petrol ile doğal gaz yataklarına hakim olma mücadelesi olarak nitelendirdi. Cuma gecesi vurulan Rejim mevzilerinde 40’tan fazla İran destekli militanın öldürüldüğü bilgisini veren Ebu Firas, olayın yaşandığı bölgede DEAŞ unsuru bulunmadığını belirtti. Ebu Firas vurulan noktalarda bazı Rus askerlerinin yaralandığını ve Rus helikopterlerinin yaralı ve ölen askerlerini Hımeymin Üssü’ne taşıdığını iddia etti.

28 Şubat 2018 Çarşamba

Suriye hava sahasının kontrolü

Suriye hava sahasının kontrolü: Mayın tarlasında uçmak
Tamer Ashraf
Suriye’de savaşın ve savaş sonrasında kurulacak olan siyasi düzenin çok tartışılmayan unsurlarından biri de hava sahası kontrolü.Suriye hava sahası, önümüzdeki on yılların statükosunu oluşturacak şekilde yeniden biçimlendiriliyor.
Hemen yanı başımızda bir zaman makinesi olduğunu farzedelim ve bu zaman makinesi ile çok eskilere değil, sekiz sene öncesine, 2010 yılına seyahat ettiğimizi varsayalım. 2010 yılında, dünyanın herhangi bir düşünce kuruluşunda ya da istihbarat servisinde çalışan, portföyünde hava ve füze savunmasına ilişkin dosyalar olan bir analisti düşünelim. Normal koşullarda, bahse konu hayali karakterin, NATO’nun 2010 Lizbon Zirvesi sonrasındaki füze savunma duruşunu, 2008 yılında, Gürcistan müdahalesi sırasında Rus hava gücünün performansını ya da İran’ın orta menzilli balistik füze denemelerini değerlendirmesi beklenebilir.

Dünyanın en tehlikeli hava sahası

Ancak biz, söz konusu analistin, daha 2010 yılının başlarında, şöyle bir tahmin yaptığını hayal edelim: “Önümüzdeki iki yıldan başlayarak, Suriye hava savunma sistemleri uluslararası hava sahasında keşif görevindeki bir Türk savaş uçağını düşürecek, aynı yıl Baas rejimine bağlı kuvvetler Halep’e yönelik yoğun bir balistik füze kullanımına başlayacak; NATO, Ankara’nın talebi üzerine Türkiye’de üç şehirde füze savunma sistemleri konuşlandıracak; yine 2012 yılında, Suriye Arap Hava Kuvvetleri’ne ait bir Mig-23 muhaliflerce düşürülecek, bir yıl sonra Suriye Arap Hava Kuvvetleri ülke topraklarında sistematik bir kimyasal harp faaliyetine başlayacak; 2013 yılı içinde, rejimin bazı hava üsleri çeşitli devlet-dışı silahlı gruplarca kontrol altına alınmış ya da kuşatılmış olacak; Suriye’de rejim güçlerinin envanterinde bulunmadığı açık-kaynaklarca bilinen silahlar da dahil olmak üzere, personel tarafından kullanılan hava savunma sistemleri (MANPADS) kullanılarak birçok helikopter düşürülmüş olacak; 2014 yılına gelindiğinde İsrail’e ait bir Patriot hava ve füze savunma sistemi bir Suriye Su-24’ünü Golan Tepeleri üzerinde düşürecek; aynı yıl, Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16, Rakka üzerinde düşecek ya da düşürülecek, pilotu teröristlerce ele geçirilip trajik bir şekilde hayatını kaybedecek; bir yıl sonra, 2015’te, bu kez Rusya Federasyonu’na ait aynı tipte bir uçak NATO üyesi bir ülke olan Türkiye tarafından hava sahasını ihlal ederken düşürülecek; Ruslar, Suriye’ye S-400’ler konuşlandırmaya başlayacak; aynı yıl, Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri, ABD’ye ait bir MQ-1 Predator insansız hava aracını Lazkiye üzerinde düşürecek; 2016 yılında Ruslar, tek uçak gemileri olan Amiral Kuznetsov’u Doğu Akdeniz’e gönderecek; 2017 yılında ABD Donanma Havacılığına bağlı uçaklar bir Suriye Su-22’si düşürecekler, ayrıca ABD Donanması, Suriye’nin önemli hava üslerinden Şayrat’a yönelik Tomahawk seyir füzeleri ile bir taarruz düzenleyecek. Aynı yıl, İran kendi topraklarından Suriye’nin doğusundaki terörist hedeflere bir balistik füze taarruzu düzenleyecek. Dahası, 2018 yılında, bir hafta içinde, Türk Kara Havacılığı’na ait bir T-129 taarruz helikopteri, bir Rus Su-25’i, İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16I ve İran Devrim Muhafızlarına ait bir insansız hava aracı, Suriye’deki çatışma ortamında düşecek ya da düşürülecek.
Acaba, 2010 yılında, hemen birkaç yıllık bir dönemi tahmin eden bu hayali analist ve yazdığı rapor hakkında ne düşünürdünüz? Zira, sekiz yıl içinde, yukarıda örnek olarak verilen olaylardan çok daha fazlası gerçekleşti.

Hava sahası kontrolü haritayı da belirleyecek

Suriye’de savaşın ve savaş sonrasında kurulacak olan siyasi düzenin çok tartışılmayan unsurlarından biri de hava sahası kontrolü. Açıkçası, uluslararası toplum Suriye ‘topraklarında’ neler olduğu ile ilgilenirken, Suriye ‘semalarında’ önemli bir jeostratejik mücadele yaşanıyor. Konunun mahiyetini anlatmak için birkaç örnek verelim:
Aralık 2017’de, ABD Hava Kuvvetleri’nin en kıymetli platformlarından biri olan ve stealth yeteneği de bulunan bir F-22, Suriye hava sahasında, Rusya’ya ait, yakın hava desteği görevlerinde kullanılan iki Su-25 tipi savaş uçağına önleme yaptı. Bunun üzerine, gelişmiş Rus avcı uçağı olan bir Su-35, duruma müdahale etti ve tehlikeli bir gerilim yaşandı. Konuyu daha da ilginç kılan, Rusya Federasyonu ve ABD makamlarının, tıpkı milli hava sahalarına ilişkin bir anlaşmazlık yaşayan iki ülke gibi, -çatışmasızlık mutabakatı gereği- karşı tarafı, sorumluluğunda bulunan hava sahasını ihlal etmekle suçlayan farklı diplomatik retorikler kullanması idi.

Benzer şekilde, geçtiğimiz haftalarda ABD, Suriye’nin doğusunda bulunan Deyr ez-Zor’da Baas rejimine bağlı kuvvetleri bombaladı. İddialara göre, hayatını kaybedenler arasında Rus özel askeri şirketleri bünyesinde faaliyet gösteren çok sayıda personel de bulunmakta idi.
Son olarak, 2017 yılında, yine Deyr ez-Zor üzerinde, Baas rejimine ait bir Su-22, ABD desteğindeki -nüvesini YPG’nin oluşturduğu -Suriye Demokratik Güçleri’ne bağlı unsurları bombaladığı gerekçesiyle düşürüldü.
Yukarıda betimlenen tablo, basit bir anlaşmazlıklar dizisinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Suriye hava sahası, önümüzdeki on yılların statükosunu oluşturacak şekilde yeniden biçimlendiriliyor. Tüm bu transformasyon esnasında, Rusya’nın Suriye’ye konuşlandırdığı stratejik silah sistemleri ise oyun-değiştirici nitelikte.

Rus ‘A2/AD’ Kapasitesi

Rusya’ya ait bir Su-24’ün, Türkiye hava sahasını ihlal ettikten sonra düşürülmesi, Moskova’nın Suriye’ye, yüksek irtifa hava ve füze savunma sistemlerini (örn. S-400, S-300V4) konuşlandırmasını beraberinde getirmişti. Bu stratejik silah sistemleri, orta ve alçak irtifalarda etkili SA-17 ve Pantsir S-1 gibi diğer karadan-havaya füzeler (SAM) ile çok katmanlı bir mimari oluşturacak şekilde tamamlandı. Ayrıca, Krasukha-4 elektronik harp sistemleri, hava üstünlüğünü tahkim etmek üzere Su-35 avcı uçakları, SS-26 İskender kısa menzilli balistik füzeleri gibi birçok sofistike unsur da Suriye’ye gönderilmişti.
Dönemin NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Philip Breedlove, Suriye’deki Rus askeri varlığını açıkça Doğu Akdeniz’de bir A2/AD (anti-access / area denial -bir bölgeyi düşman unsurlarına kapatma ya da o bölgede düşman unsurlarının hareketlerini kısıtlama) merkezi olarak tasvir etmişti.
Bu yeteneklere, Rus hava savunma sistemleri ile enteroperabilite gösterebilen Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetlerini eklemekte de yarar var. Zira, Şayrat Üssü’ne yönelik ABD taarruzundan sonra Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı, açıkça, Suriye’nin askeri yeteneklerinin geliştirileceğini vurgulamıştı. Kimi uzmanlar, İsrail uçağının düşürülmesinin de, Suriye’nin, Rusya tarafından desteklenen imkan ve kabiliyetlerinden kaynaklandığını öne sürüyorlar.
Suriye hava sahasının öncelikle Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin bölgedeki A2/AD unsurları sayesinde, ikincil olarak da Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri’nin tahkim edilmiş yetenekleri nedeniyle giderek daha tehlikeli bir hal almasının jeopolitik sonuçları olacaktır.

Begin Doktrini risk altında mı?

Bu sonuçlardan en çarpıcısı, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Suriye’ye olan müdahalelerinde daha zor bir güvenlik ortamı ile karşı karşıya kalması. İsrail’in 2007 yılında, Deyr ez-Zor’da inşa edilen el-Kibar nükleer tesisine yönelik hava harekatı, esasen, eski Başbakanlardan Menahem Begin’in adıyla anılan Begin Doktrini’nin Suriye’de kısmen de olsa askıya alınması anlamına gelecek. Bilindiği gibi Begin Doktrini, İsrail Devleti’nin bölgedeki rakiplerinin kitle imha silahları elde etme çabalarına, askeri güç kullanımı da dahil olmak üzere, doğrudan müdahaleyi öngörmekte. 1981 yılında Irak’ta bulunan Osirak Reaktörü’ne yönelik hava harekatı, 2007 yılında Suriye’de bulunan el-Kibar nükleer tesisine yönelik müdahale ve hatta İran’ın nükleer programını akamete uğratmak için gerçekleştirilen siber saldırılar hep söz konusu doktrin çerçevesinde icra edilmişti. Dahası İsrail, Suriye’de savaşın başından itibaren Lübnan Hizbullahı’na yönelik silah sevkıyatlarına, Baas rejiminin kimyasal harp kapasitesi başta olmak üzere stratejik silah sistemlerine ve son olarak da, İran’ın Suriye’de kalıcı olma çabalarına yönelik önleyici askeri müdahalelerde bulunmuştu.
Suriye hava sahasının İsrail Hava Kuvvetleri açısından giderek daha tehlikeli hale gelmesi, elbette İsrail’in müdahalelerini tamamen durdurması anlamına gelmiyor. Zira, karadan-karaya güdümlü silah sistemleriye de bir müdahale kapasitesi var. Ancak, Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri’nin gösterdiği ivme ve son yaşanan F-16I hadisesi, gerçekten sarsıcı oldu. Bundan sonra, İsrail Hava Kuvvetleri’nin operasyonel seyrini izlemekte yarar var.

Yarından sonrası

Elbette, bu makalenin girişinde verilen örnek gibi geleceği görmek veya zamanda yolculuk, mevcut teknolojiler ve bilgi birikimi ile mümkün değil. Ancak, Suriye hava sahasında ciddi fay hatlarının olduğunu söyleyebiliriz. Bu fay hatları, Rusya ile ABD arasındaki mücadele nedeniyle, Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri’nin, Türkiye’ye karşı girişmeye cesaret edebileceği bir macera ile ya da İsrail’in, İran’ın Suriye’de inşa ettiği üsleri topyekun hedef alma girişimi ile tetiklenebilir.
Son notu da, özel olarak Türkiye’ye ayıralım.
Türk Hava Kuvvetleri, Zeytin Dalı Harekatı’nın başındaki yüksek operasyonel tempo ile Fırat Kalkanı’ndan alınan derslerin etkin biçimde özümsendiğini ortaya koydu. Öte yandan, hava gücünün kullanımının arkasında Ankara’nın Moskova ile yürüttüğü üst düzey temaslar ile elde edilen diplomasi başarısı var. İlginçtir ki, Zeytin Dalı Harekatı Fırat Nehri’nin doğusunda yürütülüyor olsa idi, bu kez aynı diplomatik zemini ABD ile oluşturmak gerekecekti. Suriye hava sahasının gerçekliği artık budur. Bir de elbette alçak irtifada dikkat çekilmesi gereken MANPADS tehdidi var, ancak o, ayrı bir çalışmanın konusu.
Suriye’nin kuzeyinde PKK terör örgütünün ve uzantılarının varlığı, Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik en ciddi tehdit niteliğinde. Bu tehdidi bertaraf etmek için de Zeytin Dalı icra ediliyor. Bu makalenin yayıma hazırlandığı sıralarda, Baas rejimi -ve iddialara göre İran- destekli militanlar ise PKK/YPG terörist unsurlarının konuşlandığı Afrin kent merkezine girmeye çalışıyordu. Türk basını, kara çatışmaları ile değişen haritalara ve Afrin’e girmeye çalışan rejime bağlı milis kuvvetlerine odaklansa dahi, Türkiye’nin savunması açısından çok kıymetli olan Zeytin Dalı Harekatı’nım güvenliği için şu soruların çalışılmasında büyük yarar var: İsrail’e ait F-16’yı düşüren Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri, bunu Rusya ile bir koordinasyon halinde mi gerçekleştirdi? (açıkçası aksini düşünmek pek mümkün değil.) Daha da önemlisi, Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri üzerindeki Rusya-İran dengesinin etkileri nasıl?
Bu soruların yanıtları, yakın dönemde Türkiye’nin Suriye stratejisinde de önemli yer tutacaktır.

[Dr. Can Kasapoğlu İstanbul merkezli bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi'nde (EDAM) savunma analistidir]

1 Ağustos 2017 Salı

İşte ABD'nin YPG'ye Verdiği Zırhlı Araçlar






ABD'nin YPG'ye şu ana kadar verdiği ve 'ağır silah' kararı ile vereceği silahlar

ABD'nin YPG'ye verdiği zırhlı araçlar, Rakka yolunda Reuters tarafından görüntülendi. Konvoyda mayın temizleme araçları dikkat çekiyor. Ayrıca Hummerlar ve 4x4 jipler bulunuyor.
Suriye'nin kuzeyinde terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG'ye verilen ABD silahlarının yeni fotoğrafları geldi.
Reuters, Rakka'ya doğru ilerleyen zırhlı araç konvoyunu görüntüledi. Konvoyda çok sayıda Hummer, 4x4 jip ve mayın temizleme araçları dikkat çekiyor.
Anadolu Ajansı, silah ve zırhlı araç taşıyan 100 TIR'ın Irak sınırından geçerek Haseke'ye girdiğini dün duyurmuştu.
ABD, Türkiye'nin karşı çıkmasına rağmen YPG ile birlikte Rakka operasyonunu yapıyor. Pentagon, şimdiye kadar teröristlere yüzlerce TIR'lık silah, zırhlı araç ve askeri mühimmat verdi. AA'nın verilerine göre, son teslimatla birlikte sayı 909 TIR'a ulaştı.
Verilecek silah listesinde ise 12 bin kalaşnikof marka tüfek, 6 bin makineli tüfek ve 3 bin 500 ağır makineli tüfeğin yanı sıra 3 bin Amerikan yapımı RPG-7 ve 1000 Amerikan yapımı AT-4 veya Rus yapımı SPG-9 tanksavarın da yer aldığı görülüyor.
Temmuz ayı başında elindeki en büyük kent olan Irak'taki Musul'u yitiren terör örgütü IŞİD, Rakka'da da yaklaşık bir aydır kuşatma altında. Kentin yarısını kaybeden örgüt, gittikçe dar bir alana sıkışıyor.
Rakka'nın hemen güneyinde, Fırat Nehri'nin altında ise Şam rejimine ait Ordu birlikleri IŞİD'lileri doğuya doğru sürüklüyor. Ordu birliklerinin kısa sürede Deyr ez Zor'a ulaşması bekleniyor. Söz konusu kentte rejime ait güçler aylardır bir alanı kontrol ediyor.
Tahliye konvoyu yolda
Suriye'nin güneyinde ise, varılan ateşkes sonucunda binlerce silahlı muhalif ve sığınmacı Lübnan sınırındaki Arsal'dan kuzeydeki İdlib tarafına tahliye ediliyor. Reuters haber ajansı, yaklaşık 9 bin muhalif ve yakınlarını taşıyan otobüs konvoylarının Pazartesi günü bölgeden ayrılmaya başladığını bildiriyor.
Hizbullah ve rejimin bir haftayı aşan operasyonu sonucu geri çekilen El Nusra bağlantılı ekiplerin de yer aldığı silahlı gruplar, tahliye karşılığında Hizbullah esirlerini iade ediyor. Hizbullah'a yakın El Manar TV, sekiz esirin verildiğini duyurdu.

Taraflar arasında cenaze takası da gerçekleşti.
Rus askerleri Dera'da! Havalimanına Rus bayrağı asıldı
Anadolu Ajansı, varılan ateşkesle birlikte Rus güçlerinin Dera'da konuşlanmaya başladığını bildiriyor. Rus askerlerinin altı ayrı bölgeye yerleştiğini aktaran haber, yerel kaynaklara dayandırıldı. Dera'nın kuzeydoğusundaki Saale Askeri Havalimanı'na da Rus bayrağı asıldı.
Dera, Türkiye, Rusya ve İran'ın dört bölgelik çatışmasızlık noktalarından biriydi. Son hayata geçen ateşkes ise, ABD ve Rusya'nın anlaşmasıyla ortaya çıktı.
İran'ın desteklediği Hizbullah, yedinci yılına çoktan giren iç savaşta önemli bir rol oynadı. Beşar Esad için savaşan binlerce Hizbullah militanı, yıllardır Suriye'deki cephelerde.

Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği Suriye iç savaşı, 15 Mart 2011 tarihindeki gösterilerin daha sonra çatışmaya dönüşmesiyle başladı. En az 11 milyon Suriyeli evlerini terk etmek zorunda kaldı, bu rakam ülke nüfusunun yaklaşık yarısını ifade ediyor. Savaştan kaçanlar başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere sığındı, binlercesi Avrupa'ya gitmek isterken alabora olan göçmen teknelerinde öldü.

ABD Başkanı Trump, ABD Savunma Bakanlığına, YPG'ye ağır silah verme yetkisi verdi. Peki ağır silah kararı ne anlama geliyor? ABD daha önce YPG’ye hangi silahları tahsis etmişti?






ABD Başkanı Trump, ABD Savunma Bakanlığına, YPG'ye ağır silah verme yetkisi verdi. Türkiye-Suriye sınırının yüzde 65’ine hakim olan terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG'nin bu karar ile daha da güçleneceği belirtildi.



Trump imzaladı: YPG'ye ağır silah kararı sonrası ABD'den güldüren açıklama
Trump imzaladı: YPG'ye ağır silah kararı sonrası ABD'den güldüren açıklama
ABD Başkanı Trump, ABD Savunma Bakanlığına, Suriye'deki PKK'nın Suriye kolu YPG'ye silah verme yetkisi verdi. Pentagon'dan yapılan açıklamaya göre, silahların Türkiye'ye karşı kullanılmaması konusunda Türk halkına ve yönetimine güvence verdiklerini açıkladı.

ABD, NATO üyesi Türkiye için en büyük tehditlerden birini oluşturan PKK’ya verdiği destek ile ‘NATO Anlaşması üyelerin birbirinin güvenliğini güçlendirme sorumluluğu’ ilkesini açıkça ihlal etmeye devam ediyor.


0. Pentagon yetkilisi 'ağır silahlar'ın ne olacağını açıkladı

ABD'nin YPG'ye şu ana kadar verdiği ve 'ağır silah' kararı ile vereceği silahlar
Üst düzey bir Pentagon yetkilisi, "Verilen silahlar küçük silahlar, mühimmat, makineli tüfekler, zırhlı ve zırhlı olmayan araçlar ve teknik ekipmanlar olacak." dedi. Ancak bahsedilen bu askeri araçlar ve silahların çoğunu zaten ABD ordusu YPG'ye kargo uçakları ile tahsis ediyordu. Uzmanlar bu karar ile birlikte ABD yönetiminin YPG'ye vereceği silahlar konusunda ucu açık olacağı ve hiçbir sınırlamanın olmayacağı yorumlarında bulundu.

0. ABD'nin YPG'ye verdiği o silahlar

Suriye iç savaşının başlarından itibaren YPG’yi silahlandıran ABD’nin Suriye’de YPG’ye tahsis ettiği silah ve askeri araçların gün yüzüne çıkanları şöyle:

0. ABD'nin Türkiye'ye satmadığı FGM 148 Javelin anti tank füzeleri

0. Humwee tipi askeri araçlar

ABD'nin YPG'ye şu ana kadar verdiği ve 'ağır silah' kararı ile vereceği silahlar

0. İnsansız küçük hava gözlem araçları

ABD'nin YPG'ye şu ana kadar verdiği ve 'ağır silah' kararı ile vereceği silahlar

0. Cougar tipi zırhlı personel taşıyıcılar


0. 80 ve 120 mm havan topları

ABD'nin YPG'ye şu ana kadar verdiği ve 'ağır silah' kararı ile vereceği silahlar

0. MK19 bomba atar

ABD'nin YPG'ye şu ana kadar verdiği ve 'ağır silah' kararı ile vereceği silahlar

0. M4 Cabrine ve M16 piyade tüfekleri


0. Türkiye'yi en çok tehdit eden BGM-71 TOW-Anti tank füzeleri


0. Çoklu roketatarlar ve roketatar rampaları











google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html