BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Elçilik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Elçilik sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

2 Kasım 2018 Cuma

Türkiye, Kuzey Kore'nin teklifini reddetti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

TÜRKGÜN  HABER PORTALI




Kuzey Kore'nin Türkiye'de Elçilik Açma Talebine Ankara'dan Ret Cevabı Geldi.

Türkiye'nin Seul büyükelçisi Ersin Erçin, Kuzey Kore'nin Ankara'da bir elçilik açma ve Türkiye'den insani yardım alma konusunda talepte bulunduğunu açıkladı. Büyükelçi, Türkiye'nin ABD'nin Kuzey Kore yaptırımları devam ettiği sürece hiçbir şey yapamayacağını söyledi.

Türkiye'nin Seul büyükelçisi Ersin Erçin, Güney Kore medyasına yaptığı açıklamada Kuzey Kore'nin, Ankara'da bir elçilik açma ve Türkiye'den insani yardım alma konusunda talepte bulunduğunu açıkladı. 

Erçin ayrıca, Kuzey Kore'nin bu talebini "Yaptırımlar kalkmadan hiçbir şey yapamayız" ifadeleriyle cevapladığını açıkladı.


ELÇİ, KİM İLE GÖRÜŞTÜ


Sputnik'in haberine göre, Türkiye'nin Güney Kore büyükelçisi Ersin Erçin, geçen mayıs ayında Çin üzerinden trenle Kuzey Kore'ye geçerek Kuzey Kore Yüksek Halk Meclisi başkanı ve ülkenin 'De Facto başkanı' olarak da bilinen Kim Yong-nam ile görüştü.


AÇILMASINI TALEP ETTİ


Erçin, görüşmede Kim'in Kuzey Kore'nin Türkiye'yi Güney Kore'yle birlikte kendilerine karşı savaşmasına rağmen artık düşman olarak görmediğini açıkladığını aktardı. 

Erçin'e göre Kim ayrıca, Kuzey Kore'nin Türkiye'de bir elçilik açması ve ekonomik işbirliğinin canlandırılması konusunda talepte bulundu.


KUZEY KORE LİDERİ: YAPTIRIMLAR DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BİR ŞEY YAPAMAYACAĞIZ


Ancak büyükelçinin, Türkiye hükümetinin ABD'nin Kuzey Kore yaptırımları devam ettiği sürece hiçbir şey yapamayacağını söyledi.

Kim'in Ersin'e cevabı ise, 'örtülü bir tehdit' olarak da algılandı: "Koşullar normalleştirildikten sonra geç kalmış olacağınızdan, daha fazla fırsat için daha önce gelmelisiniz."





YARDIMLAR DURDURULMUŞTU


Dünyadaki en büyük insani yardım bağışçısı olan Türkiye, 2017 yılında 8 milyar dolara ulaşan miktarla, 6.6 milyar dolar yardıma ulaşan ABD'nin de önüne geçti.

Türkiye ayrıca, birkaç yıl önce Kuzey Kore'ye seralar için pirinç ve teknik ekipman sağlamıştı ancak bu yardım, ABD ve Güney Kore'nin 'yardımlar ihtiyacı olanlara değil, orduya gidiyor' uyarısından sonra durdurulmuştu.


"ÖNCESİNDE GÜNEY KORE İLE GÖRÜŞECEĞİZ"


Türkiye'nin hem nükleer silahlardan arındırma programını, hem de devam eden barış sürecini tamamen desteklediğini belirten Erçin, yaptırımların kaldırılması durumunda Kuzey Kore'yle ekonomik işbirliğine ve yardıma hazır olduklarını belirtti. 

Erçin ayrıca, "Eğer bunu yapacaksak, öncesinde Güney Kore'yle görüşeceğiz" dedi.

Türkiye ve Kuzey Kore, 2011 yılından bu yana Seul'daki Türkiye büyükelçiliği ve Bulgaristan'ın başkenti Sofya üzerinden diplomatik ilişkiler geliştirdi. 

Türkiye'de büyükelçilik açılmasına ilişkin daha önce yine benzer bir talep, Kuzey Kore'nin Sofya büyükelçisi Cha Kon-il tarafından da dile getirilmişti.

















29 Temmuz 2018 Pazar

ABD'nin İsrail'e desteği Ortadoğu barışını tehdit ediyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İsrail’in ırkçı Ulus Devlet Yasası Trump’ın barış planına hazırlık mı? 

ABD’deki Evanjelistler ve İsrail,’deki Yahudilerin bir kısmı için Trump asla sıradan bir ABD başkanı değil. İsrail’deki Tapınak Enstitüsü Keyhüsrev ve Trump’ı yan yana gösteren bir hatıra parası bile bastırdı.


Pers Kralı Keyhüsrev’le ABD Başkanı Donald Trump’ın nasıl bir alakası olabilir ki? İlk duyulduğunda kulağa alakasız gelse de ABD’deki Evanjelik Hıristiyanlar ve İsrail’deki Dindar-Siyonist Yahudiler için kesinlikle öyle değil. Özellikle ABD’deki Evanjelik güruhtan bazıları Trump’ın başkanlığına Tevrat’tan deliller getiriyor ve dahası pek çok “Televanjelist” vaize göre Donald Trump, moden çağın Keyhüsrevi.
Tevrat’a göre Keyhüsrev, Kudüs’teki tapınakları yıkılan ve vadedilen topraklardan Babil’e sürülen Yahudileri, Babil’i ele geçirerek kurtarmıştı. Dahası o dönem, kendisinin yakınında olan Yahudi peygamberi Ezra’ya ciddi imkanlar verip Kudüs’teki tapınağın yeniden inşasını sağlayarak sürgüne giden Yahudilerin yeniden kendilerine vaadedilen topraklara geri dönmelerine yardım etti. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ve yakın bir zamanda İsrail’in Batı Şeria’daki işgalini uluslararası düzlemde legalize edecek bir planla gelmeye hazırlanan Trump, neden modern çağın Keyhüsrevi olmasın ki? Tapınak hayalleri kuran Dindar-Siyonist kamp için dahası da var. Onlara göre Kubbetu's Sahra’nın yerinde yükselecek Yahudi tapınağı da Trump’ın başkanlığı sırasında inşa edilecek. Tapınakçı Yahudiler için Trump’ın Kudüs’ü başkent olarak tanıması yeterli bir 'mucize'. Bunun anısına İsrail’deki Tapınak Enstitüsü Keyhüsrev ve Trump’ı yan yana gösteren bir hatıra parası bile bastırdı. Yani ABD’deki Evanjelistler ve İsrail’deki Yahudilerin bir kısmı için Trump asla sıradan bir ABD başkanı değil.
İsrail merkeze alınarak bakıldığında 21. yüzyılın -şimdilik- ilk çeyreğine İsrail’in altın dönemi demek hiç de yanlış olmaz. İkinci Irak savaşından bu yana hemen hemen bütün bölgesel değişimler, İsrail’in güvenliğine doğrudan katkıda bulundu. Saddam rejiminin Amerikan işgaliyle son bulmasından İran’a uygulanan yaptırımlara, Mısır’daki darbeden Suriye’deki kaosa kadar birçok gelişme İsrail’i tehdit eden unsurları saf dışı bıraktı. İsrail’in bu mevcut konumunu komplo teorilerine başvurmak yerine İsrail’in Batılı ülkelerle kurduğu ittifaklar ve ABD’nin verdiği koşulsuz destek bağlamında düşünmek gerekiyor. Barack Obama’nın başkanlığının son döneminde İsrail’e sağlanan mali ve askeri destek, ABD-İsrail ilişkilerinin tarihindeki en yüksek miktara ulaşırken, Donald Trump’ın ABD başkanı olmasıyla, İsrail’e verilen politik ve finansal destek yeni zirveleri gördü. Bugün İsrail’in gerek dış politika söylemi gerekse içeride yaptığı çeşitli düzenlemelerin hiçbiri ABD desteğinden bağımsız olarak anlaşılamaz. Birkaç gün önce İsrail Parlamentosu'nda oylanan Ulus Devlet Yasası da buna dahil. Yasanın hem içeriği hem de zamanlaması ABD’nin Kudüs hamlesi ve ardından gelecek olan “Yüzyılın Anlaşması” için bir hazırlık olarak görülebilir.

Yüzyılın Anlaşması'nın ayrıntıları

Her ne kadar detayları kamuoyuyla paylaşılmamış olsa da Yüzyılın Anlaşması’na dair pek çok kanaldan çeşitli yorumlar geliyor. Bu da aslında detayların yavaş yavaş siyasetçilerle paylaşılarak suyun ısıtıldığının bir göstergesi. Bir yandan İsrail’in yanında duran Suudi Arabistan, Filistin meselesinde barışı savunur bir söylem benimserken, diğer yandan Filistinli yetkililer Trump’ın önerisinin kabul edilemeyeceğini söylüyor. İsrailli yorumculara göre İsrail’in işleri yolunda. Yüzyılın Anlaşması kabul görecek bir öneri olmasa bile ABD’nin İsrail’e Batı Şeria’nın İsrail egemenliğine girmesi ve Kudüs’ün hızla Yahudileştirmesi konusunda engel olmayacağı yorumları yapılıyor. Trump’ın Ortadoğu diplomasisi açısından bu kötü ihtimal. İyi ihtimalse Yüzyılın Anlaşması’nın çeşitli baskılarla masada tutularak uluslararası topluma yegâne meşru çözüm şeklinde sunulması. Halihazırda şimdiden anlaşma merkezli bir koalisyon oluşmuş gibi bir görüntü mevcut. İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’ün Amerika’nın liderliğinde bir araya geldiği henüz adı konmamış koalisyona, Trump’ın planını Müslümanlara empoze edecek ittifak gözüyle bakılıyor
Geçtiğimiz aylarda Ramazan’dan sonra açıklanacağı söylenen ama açıklanmayan planın içeriği çokça tartışılırken, kimi yorumcular da ABD’nin detayları kontrollü olarak çeşitli politik çevrelerde sızdırıp içeriği gelen tepkilere göre belirlediğini söylüyor. Şimdiye dek farklı çevrelerde konuşulan ve birbirini doğrulayan ayrıntılar da mevcut. Bunlardan biri şehrin doğusunu da içine alacak şekilde Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak taraflarca tanınması. Bu zaten ABD’nin büyükelçilik hamlesiyle de facto olarak dayattığı bir durumdu. Aynı derecede kritik bir madde de Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimleriyle alakalı. Yüzyılın Anlaşması’yla mevcut yerleşimlerin İsrail’in tam egemenlik alanına dahil edilmesi öngörülüyor. İsrail halihazırda yerleşimleri sadece yerleşimcilerin üzerine ev inşa edip kullandığı araziden ibaret görmeyip, güvenliklerini sağlamak bahanesiyle etraflarındaki arazileri de yerleşime dahil ediyor. Her ne kadar anlaşma, Batı Şeria’da “Filistin Devleti’nin egemenliğinde” olacak bir miktar toprak öngörse de bu önceki barış planlarında Batı Şeria’da gelecekteki bir Filistin devletine bırakılacak toprak miktarının yüzde sadece 11’ine tekabül ediyor. Diğer yandan Gazze’ye “özel bir statü verilerek” orada ayrı bir devletin kurulması ve güvenliğinin de Mısır’a devredilmesi öngörülüyor. Son olarak da İsrail’in kuruluşundan bugüne sürgün ettiği Filistinli mültecilerin geri dönüşüne dair umutlar da son buluyor. Trump’ın planına göre konunun gündeme gelmesi bile imkansız gibi.

Trump'ın planı İsrail'in tarihsel eğilimine uygun

Trump’ın planının İsrail’in kuruluşundaki vizyonla uyuşan bir yönü var. İsrail’in kurucuları, yani ilk Başbakan David Ben Gurion ve etrafındakiler İsrail’in bağımsızlığı ilan ederken aslında devletin konvansiyonel manada devlet özellikleri taşımadığının farkındaydı. Yeni devletin sınırları, nüfusun nitelikli bir çoğunluk oluşturmaması ve mevcut Yahudi toplumunun kolektif kimlikler bakımından görece homojen bir görünüm vermemesi gibi meseleler, Ben Gurion’un İsrail’i yerli yerinde bir devlet olarak görmesine imkan vermiyordu. Bu sorunların çözümlenerek, İsrail’in bütünleşmiş bir devlet olarak ortaya çıkışı zaman alacak bir meseleydi.
Diğer yandan David Ben Gurion, o dönemde sayıları 1000’i bulmayan ve Siyonizmi reddeden ultra-Ortodoks Yahudilere bazı imtiyazlar vermişti. Bu imtiyazların temelinde de ulusal bütünlüğü sağlama noktasında desteklerinin alınmasıydı. Ben Gurion zaman içerisinde ulusun gittikçe sekülerleşeceğini ve bütünleşeceğini düşünüyordu. Ne var ki süreç öyle gelişmedi ve günümüz İsrail’i, aşırı sağın gittikçe yükseldiği ve çeşitli Yahudi grupların bile birbirini dışladığı bir yapıya dönüştü. Ancak Ben Gurion’un bu bütünleşme beklentisinin sonuçlarından birisi de kuruluşun hemen sonrasında yapılacak bir anayasaya karşı çıkmasıydı. Böyle bir anayasa sınırları, vatandaş tanımını ve başka birçok unsuru sabitleyerek tamamlanma sürecinde İsrail devletinin esneklik göstermesini engelleyecekti. Sabit bir hukuki metnin varlığında, sınırlar bu metinle sabitlenmiş olacak ve Doğu Kudüs’ün ya da Batı Şeria’nın İsrail topraklarına katılması mümkün olmayacaktı. Dolayısıyla bir anayasa devletin tamamlanmasının önündeki en büyük engeldi.
Gerek jeopolitik olarak İsrail’in güvenliği gerek de tarihsel miras Batı Şeria’nın ve Kudüs’ün tamamının İsrail egemenliğine girmesini gerektiriyordu. Bu noktadan bakıldığında İsrail’in attığı adımlar; 67 Savaşı, sonrasında Yahudi yerleşimlerinin genişlemesi, Doğu Kudüs’te İsrail egemenliğinin sağlanması ve bu çerçevede İsrail’in attığı uluslarası adımlar İsrail’in jeopolitik olarak sürekli tamamlanma arayışında olduğunu gösteriyor. Bu durum kolektif kimlikler için de geçerli. İsrail’deki güvenlik söylemiyle iç içe geçen kimlik politikaları 67 Savaşı’ndan bugüne Dindar-Siyonist Blok’un kontrolsüz yükselişini beraberinde getirdi ve toplumdaki temel siyasi blok sağın sağında konumlandı. Bu çerçevede Donald Trump’ın gerek Kudüs hamlesi gerekse “Yüzyılın Anlaşması” gibi bir planla gelmesi, İsrail’in bu tarihsel eğilimine ciddi bir katkı sağlıyor.
Ulus Devlet Yasası Trump’ın barış planına İsrail içinde hukuki bir zemin hazırlamak bağlamında incelenebilir. Ulus Devlet Yasası’yla vatandaşlık tanımının üstü örtük bir şekilde değiştirilerek “ülkenin kaderini belirleme hakkının Yahudilere münhasır” hale getirilmesi ve Arapça’nın devletin resmi dillerinden biri olmaktan çıkarılması, Arapların tehcirini kolaylaştırıp toplumun Yahudileştirilmesini ve böylelikle nitelikli Yahudi çoğunluğun sağlanmasını kolaylaştıracaktır. Diğer yandan yasada Yahudi yerleşimlerinin geliştirilip güçlendirilmesi milli bir değer olarak belirlenmektedir. Bu çerçevede yasa bir türlü açıklanamamış “Yüzyılın Anlaşması’na” İsrail iç hukukunda bir hazırlık olarak görülebilir. Nitekim mevcut yasa ilk defa 2011 yılında parlamentoya getirilmişti ve ancak Trump’ın ABD başkanı olduğu bir konjonktürde parlamentodan geçirilebilirdi.

ABD'nin İsrail'e desteği Ortadoğu barışını tehdit ediyor



ABD yönetimi, maddi ve askeri yardımlarının yanı sıra BM'de İsrail'in koruyucu kalkanı gibi davranarak Ortadoğu barışını sekteye uğratan en önemli konulardan Filistin meselesinin çözümüne engel oluyor.
Ortadoğu'nun "şımarık çocuğu" olarak tabir edilen ve Filistinlilerden gasbedilen topraklar üzerine kurulan İsrail'in en büyük destekçilerinin başında ABD geliyor.
Washington yönetimi, maddi ve askeri yardımlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler'de (BM) İsrail'in koruyucu kalkanı gibi davranarak Ortadoğu barışını sekteye uğratan en önemli konulardan Filistin meselesinin çözümüne engel oluyor.
Beyaz Saray'daki başkanlar, yıllar içinde değişse de ülkedeki güçlü Yahudi lobisi sayesinde ABD'nin İsrail politikasında kayda değer bir değişiklik gözlenmiyor.
Başta İsrail'in yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri politikası olmak üzere Filistinlilerin topraklarından sürülmesi ve her geçen gün İsrail işgalinin artması gibi konularda Washington yönetimi Tel Aviv'e bazen açıktan bazen de gizliden destek veriyor.
Uzmanlara göre, Beyaz Saray'ın İsrail'e verdiği bu destek, Filistin meselesinin gün geçtikçe daha da içinden çıkılmaz bir hâl almasına ve Ortadoğu, dolayısıyla da dünya barışının bir türlü sağlanamamasına neden oluyor.

İsrail'i tanıyan ilk ülke ABD oldu

İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un, 2 Kasım 1917'de siyonizmin ünlü hamisi Lord Rothchild'e gönderdiği ve "Balfour Deklarasyonu" olarak bilinen mektup, Yahudilerin Filistin toprakları üzerinde bir İsrail devleti kurma hayalini gerçekleştirmeleri için atılan en önemli adımlardan biri olarak gösteriliyor.
Balfour mektubunda, "Majestelerinin hükümeti, Yahudilere Filistin'de bir yurt tesisi fikrini hararetle desteklemektedir. Bu maksatla her ne gerekiyorsa yapılacaktır." cümleleriyle İsrail'in kurulmasına İngiltere'nin vereceği desteği açıkça ifade etti.
İngilizlerin desteği, 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan ve Holokost olarak adlandırılan Yahudi soykırımı olayları, Filistin üzerinde bir İsrail devletinin kurulması sürecini hızlandırdı.
BM Genel Kurulu'nda 29 Kasım 1947'de Filistin topraklarının ikiye ayrılarak İsrail ve Filistin'in kurulması planı, dönemin ABD Başkanı Harry S. Truman'ın bizzat yürüttüğü lobi faaliyetleri sayesinde kabul edildi.
İngilizlerin Filistin'deki manda yönetimine son vermesiyle 14 Mayıs 1948'de İsrail'in ilk başbakanı David Ben Gurion, beraberindeki 25 kişiyle Tel Aviv Müzesi'nde İsrail'in Bağımsızlık Bildirgesi'ni dünya kamuoyuna ilan etti.
Bildirgenin yayımlanmasından saatler sonra Başkan Truman, gasbedilen Filistin toprakları üzerinde kurulan İsrail'i tanıdıklarını duyurdu. Böylece, İsrail'i tanıyan ilk ülke ABD oldu.
ABD'nin bu adımı, Ortadoğu'daki barış sürecini ateşe atan ve onlarca yıldır çözüme kavuşturulamayan Filistin meselesinin başlamasına neden oldu.
Bağımsızlık ilanından kısa süre sonra Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan, İsrail'e karşı savaş ilan etti.
Ancak savaş sonrası kazanan taraf İsrail, Filistin topraklarının bir kısmını işgal etti.
Bu savaşın ardından İsrail, 5 Haziran 1967'de de Mısır'a saldırdı. Daha sonra Suriye ve Ürdün'ün de katıldığı ve "Altı Gün Savaşı" olarak bilinen bu savaşa hazırlıksız yakalanan Arap ülkeleri hezimete uğradı.
Savaşı kazanan İsrail, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri'nin yanı sıra Doğu Kudüs ve Batı Şeria'yı işgal ederek Filistin topraklarında iki devletli çözüm olasılığının ortadan kalkmasına giden yolu başlatmış oldu.
Ayrıca Golan Tepeleri'nin işgal edilmesi, İsrail ile Suriye arasındaki düşmanlığı daha da pekiştirdi.
İsrail, işgal ettiği Mısır toprağı Sina Yarımadası'ndan 1979'da imzalanan Camp David Barış Antlaşması'yla çekildi.
ABD yardımları sayesinde İsrail, işgal politikalarını pekiştiriyor
Bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana ABD'nin İsrail'e yaptığı finansal ve askeri yardım tutarının 120 milyar dolardan fazla olduğu belirtiliyor.
Bu yardımlar sayesinde bugün İsrail ile Filistin arasındaki güç dengesi yok olmuş durumda. Bir tarafta ABD yardımlarıyla Ortadoğu'nun en güçlü ülkelerinden biri hâline gelen İsrail, diğer tarafta ise 6 milyona yakın insanı mülteci konumunda olan, işgal altındaki bir Filistin bulunuyor.
Bu orantısız güç dengesi ve ABD'nin desteği sebebiyle İsrail, Filistin meselesinin çözümü için olumlu adımlar atmak yerine her geçen gün işgal politikalarına bir yenisini ekliyor.

İsrail'in koruyucu kalkanı: "ABD vetoları"

Washington yönetimi, yaptığı finansal ve askeri yardımların yanı sıra BM'de elindeki veto kartını kullanarak İsrail'in Filistin'deki işgalini daha da pekiştiriyor ve her fırsatta Tel Aviv'in hamiliğini üstleniyor.
BM'de bugüne kadar veto kartına 80'den fazla başvuran Washington yönetiminin, bu vetoların yarısından çoğunu İsrail'i korumak için kullanması dikkati çekiyor.
ABD'nin bu tutumu, İsrail'in Filistin üzerindeki işgalinin güçlenmesine yol açtığı gibi Tel Aviv'in uluslararası baskı altına alınmasına da engel oluyor.

Trump yönetiminin İsrail'e açık desteği

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki koltuğuna oturduktan sonra Filistin meselesinde attığı adımlar, işgali devam ettirmesi konusunda İsrail'i daha da cesaretlendirdi.
Trump, ilk olarak Aralık 2017'de Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdıklarını açıklayarak, Tel Aviv'deki ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasına onay verdi.
Bu karar, yeni ABD yönetiminin Filistin'de iki devletli çözüm yerine İsrail'in işgal politikalarına destek vereceğinin ilk sinyali oldu. Trump'ın bu adımı bölgede az da olsa devam eden barış umutlarını tamamen suya düşürdü.
Nitekim, 14 Mayıs 2018'de ABD'nin Kudüs'teki elçilik açılışı için Amerikalı ve İsrailli yetkililerin katılımıyla görkemli bir tören düzenlenirken, aynı esnada abluka altındaki Gazze Şeridi sınırında kararı protesto eden 60 Filistinli, İsrail askerleri tarafından şehit edildi.
ABD'nin, İsrail'in barışçıl göstericilere karşı kullandığı orantısız gücü eleştirmek yerine Hamas'ı suçlaması, Trump yönetiminin meselenin çözümünde ara bulucu özelliğini yitirdiğini ve açıkça taraf olduğunu ortaya koydu.
Filistin meselesinde tarafını belli eden Trump yönetimi, Gazze sınırında İsrail'in uyguladığı orantısız gücün önüne geçmek için 1 Haziran'da Filistin halkı için koruma talep eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tasarısını da veto etti.

"Yüzyılın Anlaşması" ya da "Yüzyılın Şamarı"

ABD yönetiminin, Filistin-İsrail sorununun çözümü için yeni bir plan hazırlığında olduğu biliniyor. Başkan Trump'ın "Yüzyılın Anlaşması" dediği plan henüz açıklanmasa da ayrıntıları basına sızmış durumda.
Basında yer alan iddialara göre, hazırlanmaya devam edilen "Yüzyılın Anlaşması" planı, Filistin tarafına getirdiği ağır şartlar nedeniyle meseleye çözüm olmaktan çok İsrail işgalini pekiştiriyor.
Söz konusu iddialara göre plan, "Kudüs'ün tamamının İsrail'in başkenti olması, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin büyük kısmının boşaltılmaması" gibi İsrail'in lehine maddeler içeriyor.
Planda ayrıca İsrail'in topraklarından çıkardığı 6 milyona yakın Filistinli mültecinin geri dönüş hakkına değinilmediği dile getiriliyor. Bu da Trump yönetiminin yurtlarından olan milyonlarca Filistinlinin topraklarına geri dönme hayalini görmezden geldiği şeklinde yorumlanıyor.
İsrail işgalini pekiştireceği dile getirilen planın, Filistin halkına bazı ekonomik yardımların dışında bir şey vadetmediği belirtiliyor.
Bu nedenle "Yüzyılın Anlaşması" Filistin meselesine çözümden çok sorunun daha da derinleşmesine ve bölgedeki gerginliğin giderek artmasına neden olacak gibi gözüküyor.
Plana karşı çıkan ve "Yüzyılın Anlaşması" planını "Yüzyılın Şamarı" olarak nitelendiren Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, planla ilgili ABD'li yetkililerle görüşmeye yanaşmıyor.

Trump'ın Filistin politikası Yahudilere emanet



ABD Başkanı Trump'ın Filistin politikasına yön veren kişilerin çoğunlukla Yahudi olması dikkati çekiyor. Bu kişilerin başında Trump'ın damadı Jared Kushner geliyor.
New York'un önde gelen Yahudi ailelerinden birine mensup Kushner, ABD yönetiminin İsrail-Filistin politikalarını belirlemede en etkili isimlerden biri olarak gösteriliyor.
ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğinin 14 Mayıs'ta Kudüs'e taşınma törenine de katılan Kushner'in Trump'ın elçilik kararını almasında büyük etkisi olduğu belirtiliyor.
Daha önce hiçbir diplomatik tecrübesi olmayan 36 yaşındaki Yahudi damadı Kushner'i işaret eden Trump, "Jared (Kushner) çok iyi bir çocuktur. İsrail ile kimsenin yapamayacağı anlaşmayı yapacaktır. Pazarlık yeteneği ona doğuştan verilmiş. Ortadoğu'da barışı Kushner sağlayamazsa hiç kimse sağlayamaz." ifadelerini kullanmıştı.
Trump'ın Filistin politikasına yön veren bir diğer önemli isim ise ABD'nin İsrail Büyükelçisi David Friedman. ABD'de aşırı sağ kanada yakın duran ve yine Yahudi bir aileden gelen Friedman'ın da ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşımasında etkili olan bir diğer isim olduğu dile getiriliyor.
Seçim kampanyası boyunca Trump'a İsrail konusunda danışmanlık yapan Friedman, yaptığı bir açıklamada, "İsrail hükümetinin işgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri inşa etmesinin barışın önünde engel olmadığını" savunmuştu.
ABD Başkanı'nın Filistin politikasına yön veren diğer bir isim ise Trump'ın Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason Greenblatt. New York'ta yıllarca Trump'ın avukatlığını yapan Greenblatt, Haredim Yahudisi bir aileden geliyor.
Washington yönetiminin İsrail ile gündelik iletişimini de organize eden isim olarak bilinen Greenblatt da Kushner gibi Filistin konusunda diplomatik bir tecrübeye sahip değil.

11 Ekim 2017 Çarşamba

ABD DOST FALAN DEĞİLDİR!



SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Biz Türkiye'nin Batı'dan kopmasını istemiyoruz. Türkiye, Türk dünyasının lideri güçlü bir devlet olarak Batı'da yer alabilmeli…
Mustafa ÖNDER
Ortadoğu Gazetesi
Ama kendini sömürtmeden, kapılarda bekletilmeden, hainlerine kucak açılmadan…
Türkiye, kimsenin müstemlekesi veya jandarması değildir!
15 Temmuz sonrası başlayan "kıpırdanış" birilerini rahatsız ediyor.
Bunların başında ABD var…
Yıllarca "süper" diye büyüttüğümüz, oraya gidip gelmeden kimsenin iktidar olamayacağı ezikliğini yaşadığımız ABD çökme emareleri gösteriyor.
ABD'nin Vietnam, Afganistan ve Irak'taki çuvallaması ibretliktir.
Ülke içeride zaten sıkıntılı…
Üstelik o ABD, şimdi de Ortadoğu'dan siliniyor…
Sırf İsrail'in amaçlarını gerçekleştirmek için Ortadoğu'ya getirdiği kan ve zulüm, artık geri tepiyor…
Arap baharı, nükleer silah, NATO müttefiki, dost ülke, teröre karşı birliktelik yalanları tükendi.
Mızrak çuvala sığmıyor!
1940'lardan beri İnönü'nün içimize soktuğu bu engerek yılanı, ülkemizde her türlü fırıldağı çevirdi, ihtilâlleri, darbeleri, kalkışmaları, sinsi STK eylemlerini, ASALA ve PKK kahpeliğini hep sürdürdü…
Şimdi de bir FETÖ elemanı nedeniyle Türkiye'ye vize vermeme kararı aldı…
Devlet Bey, onbinlerce Ülkücüyle Ankara'da gövde gösterisi yaparken…
Hem de -ne tesadüfse- Mehmetçik İdlib'e girerken…
Coni'nin son hüneri bu değil…
Barzani'nin referandumu için sırtımızı sıvazlarken, PKK/PYD/Peşmergeye silah yardımını sürdürüyor…
Nihayet, misilleme olarak da Türkiye vizeyi durdurdu!
Vizede diplomasi atağı, İdlib kararı güçlü bir Türkiye'ye yakışandır.
Şimdi AKP ve Erdoğan sıkı durmalı, Bahçeli'nin "bu süreçte MHP'nin devletin ve hükümetin yanında sağlam, tavizsiz, milli çıkarlara uygun bir şekilde durma sözü"ne sadakat göstermelidir!
"Milli devlet" olma yolunda adım atılmıştır!
Conilerin Büyükelçisi tam bir küstah…
Hükümet bu adamı, açıklaması nedeniyle istenmeyen adam ilan ederek göndermelidir!
İçişlerimize karışmakta, casus barındırmaktadır.
Adaletin aradığı diplomatik dokunulmazlığı olmayan bir Türk'ü binada saklamaktadır.
Küstah elçi açık açık diyor ki: "Aldığımız vize yasağı kararı tamamen elçilik çalışanımızın tutuklanmasıyla ilgilidir."
Bu Coni, Türk demokrasisinin, Türk ekonomisinin ve Türk güvenliğinin sinsi bir düşmanıdır.
Ülkedeki her kaos öncesi, ülkemizi tehlikeli ilan etmekte, vatandaşlarını uyarmaktadır.
Belli ki her pis işin bizzat içindedir.
Ne yazık ki, vatanımızı ABD eyaleti sanan içimizdeki müstemleke kalemleri, devşirmeler, ABD ile karşı karşıya gelmemizin bizi felakete sürükleyeceği söylemeye başladı.
Tam bir algı operasyonu ve satılmışlık!
Unutmayalım; Lozan'ı senatosunda onaylamayan ülkedir ABD…
ABD'nin, 1940'lardan beri ülkemizde çevirmediği dolap kalmamıştır.
Şu "stratejik ortak, dost, müttefik" laflarından Türk'e gına gelmiştir.
Yakın zamanda 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nda uyguladığı ambargo unutulamaz!
Yıllarca silah satıp üretim yaptırmadılar, bir savaş durumunda uçaklarımızı kullanmamıza engel oldular.
Haşhaşımızı yasaklatma kalktılar, tütünümüze, pancarımıza göz diktiler.
Kuzey Irak'ta askerimizin başına çuval geçiren de ABD'dir.
Orada asker konuşlandırıp PYD/PKK'ya destek olmaya, gözdağı vermeye devam ediyorlar.
Dikkat edin, iki gündür döviz ile oynanan oyun onların eseridir.
Unutmadık, 15 Temmuz'da çevirdiği dolaplar aşikârdır!
Dostsa o alçak meczubu niye iade etmez?
Kendisi ne kadar Türk düşmanı varsa barındırır, bizden paketlediğimiz papaz bozuntularını, konsolosluk memuru casusları ister, küstahlığa bakar mısınız?
ABD, dünyadaki savaşların, açlığın, zulmün ve göçlerin tek müsebbibidir!
Kuzey Kore örneğiyle, Japonya ve Güney Kore'ye silah satma komedisi son hüneridir.
Ortadoğu'da yaptığı da budur.
Bizim için ABD vazgeçilmez değildir ama ABD, Türkiye'ye mecburdur.

ABD, Türkiye'den asla vazgeçemez; yeter ki Türk Hükümeti yetkilileri dik dursunlar, çocukça girişimlerde bulunmasınlar.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Türkiye'den ABD'ye Vize Mesajı

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Kriz Sonrası İlk Temas! Türkiye'den ABD'ye Vize Mesajı: Karardan Geri Dönün
Dışişleri Müsteşarı dün ABD Büyükelçisi ile telefonda görüştü, ABD elçiliği müsteşarı bugün Dışişleri'ne çağrıldı. Dışişleri kaynakları, ABD'ye "karardan geri dönün" mesajı verildiğini açıkladı.
ABD ile yaşanan vize krizi sonrası ilk temas sağlandı. ABD Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı bugün Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı ve "karardan dönün" mesajı verildi.
ELÇİLİK MÜSTEŞARI BAKANLIĞA ÇAĞRILDI
Vize krizi sonrası Başkent'ten peş peşe görüşme haberleri geldi. Dışişleri Müsteşarı'nın ABD dün Büyükelçisiyle telefonda görüştüğü bildirildi. ABD Elçiliği Müsteşarı da bugün Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Dışişleri kaynaklarından edinilen bilgiye göre ABD'ye karardan geri dönülmesi mesajı verildi.
TÜRKİYE'DEN MESAJ: KARARDAN DÖNÜN
ABD'nin Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Philip Kosnett'in Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı ve ABD'nin vize işlemlerini askıya alması kararından dönülmesi yönündeki beklentinin iletildiği bildirildi.
TÜRKİYE-ABD ARASINDA VİZE RESTLEŞMESİ YAŞANDI
ABD'nin Türkiye'deki tüm ABD diplomatik misyonlarındaki göçmen olmayan vize hizmetlerini askıya aldığını açıklaması üzerine, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği de "ABD'deki tüm misyonlarımızdaki ABD vatandaşlarına yönelik vize işlemleri askıya alınmıştır." açıklamasını yapmıştı.
METİN TOPUZ'UN CASUSLUKTAN TUTUKLANMASI FİTİLİ ATEŞLEDİ
Silahlı terör örgütü FETÖ'nün 17/25 Aralık 2013'teki kumpasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz'un, haklarında dava açılan eski polis müdürleri ve firari eski savcı Zekeriya Öz ile irtibatı tespit edilmişti. Topuz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs", "casusluk" ve "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlarından tutuklanmıştı.
DIŞİŞLERİ, "KAYITLI PERSONEL DEĞİL" AÇIKLAMASI YAPMIŞTI
Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı konuya tepki göstermişti. Türk Dışışileri Bakanlığı da Topuz'la ilgili olarak "25 Eylül 2017 tarihinde terörle bağlantılı suçlardan gözaltına alınan ve bilahare tutuklanan söz konusu kişi ABD Konsolosluğu'nun resmi listesinde kayıtlı personeli olmadığı gibi, herhangi bir diplomatik veya konsüler bağışıklık sahibi de değildir." açıklamasını yapmıştı.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Korkulan oluyor! ABD, Kudüs kararını bugün açıklayacak

Beyaz Saray, Başkan Trump'ın Ortadoğu'yu yangın yerine çevirecek Kudüs kararını bugün kameralar önünde duyuracağını açıkladı.


ABD liderinin hamlesine karşı neredeyse tüm dünya ayakta... Türkiye, Avrupa Birliği, Fransa, İsveç, Suudi Arabistan, Fas, Irak, Tunus, Katar gibi ülkeler açık bir şekilde ABD'nin karşısında pozisyon aldı.

Kudüs'ü işgal altında tutan İsrail'de ise bayram var. Ülkenin ünlü gazetesi Haaretz'de farklı bir analiz dikkat çekiyor, yazının başlığı "Başkan Trump, bize Kudüs konusunda herhangi bir iyilik yapma."

Dünyanın soluğunu tutup beklediği gün geldi çattı. ABD Başkanı Donald Trump, seçim vaatleri arasında yer alan kutsal kent Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması adımını bugün atıyor. Beyaz Saray, ABD liderinin kameralar önüne çıkarak bugün korkulan açıklamayı yapacağını duyurdu. Trump'ın vereceği karar, daha açıklanmadan dünyanın en büyük haber organlarında manşetten veriliyor. Al Jazeera, CNN, BBC, The Guardian gibi yayın kuruluşları özel haber ve dosyalarla gelişmeleri aktarırken, BBC 'Trump, 'Kudüs İsrail'in başkentidir' diyecek' manşetini attı.
10.30 : Ürdün, Arap Birliği ile İslam İşbirliği Teşkilatı'na (İİT) olağanüstü toplanma çağrısında bulunuyor. Türk, Cezayir ve Faslı mevkidaşlarıyla görüşen Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, toplantıların hafta sonu gerçekleşeceği bilgisini verdi.

08.25 : Trump'ın söz konusu açıklamayı yapacağını ilk kez net olarak Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders söyledi. ABD liderinin kameralar önüne geçeceğini belirten Sanders, "Başkan çok sayıda liderle konuştu ve konuşmaya devam edecek. Ve bu kararını kendisi açıklayacak" dedi.

08.00 : Sözcü Sanders'tan saatler sonra üç üst düzey Beyaz Saray yetkilisinden konuyla ilgili değerlendirmeler geldi. Adları açıklanmayan yetkililer, Trump'ın ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınması için hazırlıklara başlaması talimatı verdiğini aktardı. Verilen bilgiye göre, talimata rağmen taşınma yıllar alabilir. Washington yönetimi, sıfırdan bir elçilik binası inşa edecek. ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğinde yaklaşık 1000 personel çalışıyor.

İSRAİL'DE MANŞET

07.55 : Kudüs'ü işgal altında tutan İsrail'de bayram var. Neredeyse tüm gazeteler ABD'nin adımını sevinç çığlıklarıyla manşetlerinden okuyucularına duyururken, Haaretz de yer alan bir analizde İsrail'in Batı Şeria ve Kudüs'te ortaya çıkabilecek şiddete karşı hazırlık yaptığı belirtildi.
Haaretz’e yazan Anshel Pfeffer Trump’ın bu hamlesinin herhangi bir etkisi olup olmayacağını sorgularken, Chemi Shalev’in analiz yazısı da "Başkan Trump, bize Kudüs konusunda herhangi bir iyilik yapma" başlığını taşıyor.
1967'den bu yana Kudüs'ün doğusunu işgal altında tutan İsrail, 37 yıl önce kenti başkent olarak ilan etse de bu dünyada kabul görmedi. Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan hiçbir devlet yok.
İsrail 50 yıldır işgal altında tuttuğu bölgede en az 10 yerleşim birimi kurdu, 200 bini aşkın Yahudi'yi Kudüs'e yerleştirdi.

07.50 : Gece saatlerinde Batı Şeria'da gösteri yapan Filistinliler, Trump posterlerini yaktı.

EN SERT TEPKİ TÜRKİYE'DEN

07.45 : ABD'nin hamlesine dünyadan tepki yağıyor. Türkiye, en net pozisyon alan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir" dedi, İsrail'le diplomatik ilişkilerin koparılabileceğini söyledi. Erdoğan, "Böyle bir  şey olamaz. Böyle bir adım atamazsınız. Zira artık dünya bir bütündür. Bu bütünün içerisinde 'Ben istediğim gibi hareket ederim' noktasında hareket ettiğiniz takdirde bu bölgede meydana gelecek sıkıntıları gözardı edemezsiniz" ifadelerini kullandı.

İSVEÇ: BU BİR FELAKETTİR!

07.30 : İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström, kararı "Bu bir felakettir. Bunun bölgede çok büyük  bir etkisi olacak, kaygıları da artıracaktır" dedi.
07.25 : Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD lideri Trump'ı arayarak endişelerini iletti ve söz konusu hamleden vazgeçilmesini istedi.

07.20 : Avrupa Birliği'nden (AB) yapılan yazılı açıklamada, "AB, Kudüs'ün statüsünde değişikliğe neden olacak herhangi bir karar ya da bireysel eylemin ciddi sonuçları olacağını düşünüyor. Böyle bir karar, dünya çapındaki kamuoyunda yankı uyandırabilir" denildi.

07.15 : ABD lideri Trump'la telefonda konuşan Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdulaziz, girişimin barış müzakerelerine zarar vereceğini ve bölgede gerginliği tırmandıracağını aktardı. Kral Selman, böylesi tehlikeli bir adımın dünyadaki tüm Müslüman halkları tahrik edeceği uyarısını yaptı.

DİĞER ÜLKELER

07.10 : Fas Kralı 6. Muhammed, Trump'a "Arap ve İslam ülkelerinin halkları, ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma niyetinden büyük endişe duyuyor" mesajını gönderdi.
Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, kararı kabul etmediklerini belirtti. İbadi, "ABD Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasını kabul etmiyoruz. Bunun olumsuz yansımaları konusunda uyarıda bulunuyoruz" diye konuştu.

Katar da, atılacak hiçbir adımı kabul etmeyeceğini duyurdu.
Ürdün Kralı Abdullah, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak kapsamlı bir çözüm dışında herhangi bir karar alınmasının tehlikeli olduğunu söyledi.

Tunus Dışişleri Bakanlığı, yazılı açıklamasında Kudüs'ün konumunun muhafaza edilmesine vurgu yaptı.
Arap Birliği, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın çağrısı üzerine olağanüstü toplandı. Toplantıdan sonra yapılan açıklamada, barış görüşmelerinin etkileneceği dile getirildi.

07.05 : ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçilik binasını Kudüs'e taşıma kararı, bundan 22 yıl önce Kongre'de onaylandı. Bugüne kadar her altı ayda bir ertelenen adım, Başkan Trump'ın seçim vaatleri arasındaydı.

07.00 : ABD'nin Kudüs kararı ve tepkileri gün boyunca canlı blogla aktaracağız.

24 Nisan 2018 Salı

Erivan alarmı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hep yazdığımız gibi, her yer karışık. Yeni Dünya Düzeni'nin oluşması için TARAFLAR var güçleriyle savaşmakta. İnanılmaz olaylar yaşanıyor. Çoğu anlaşılmıyor. Yazan çizen de çok az. Sadece bakan çok kişi var. Oysa içine girip anlamamız gerekmekte. Hem de acilen...

Her yeri, her kişiyi... ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'ın görevden alınması, CIA Direktörü Pompeo'nun Dışişleri Bakanlığı'na getirilmesi, CIA Direktörlüğü görevine ise Gina Haspel'in atanması hareketli günlerin habercisiydi. Çok yazdık. Yazdıklarımızdan küçük bir hatırlatma yapalım. Bugüne gelelim... Yaklaşık 1 ay önce yazmışız...
"Ortadoğu'nun yeniden dizayn edilmesi için hızlı kararlar alınıyor. Çok hızlı hem de! Trump'ın kabinesindeki değişiklikler Ortadoğu için elbette. Bir de çok kişinin gözden kaçırdığı bir bölge daha var! Bir ülke! ERMENİSTAN! Ermenistan'da Serj Sarkisyan, görevi bırakma kararı aldı. Çünkü emirler Washington ve Londra'dan geldi. Onun yerine Britanya Büyükelçisi Armen Sarkisyan Ermenistan'ın yeni cumhurbaşkanı oldu. Hem de kapalı oylamada 101 vekilin 90 oyunu alarak... Ermenistan stratejik olarak artık çok önemli. Aralık ayının son günlerinden başlayan İran ayaklanmasıyla Ermenistan'daki değişikliğin ortak amacı aynı. Adım adım geliyorlar yani... Washington ve Londra, anlaşmanın mümkün olmadığı bir dönemde bir kez daha büyük ve ortak bir adım attı. Hatırlayın daha dün Manchester'da bombalar patlıyor, Londra terörle sallanıyordu. Ermenistan'da göreve gelen Armen Sarkisyan, Kraliçe II. Elizabeth'in manevi oğludur. Kendi annesinden bile daha fazla değer verdiği Kraliçe II. Elizabeth'in sözleri, onun için emirdir. Armen Sarkisyan'ın yakın olduğu bir diğer önemli isim ise Mike Pompeo'dur. Armen Sarkisyan'ın Chicago Üniversitesi'nde özel bir görevi vardı. Bu görevi ona sunan kişi ise Mike Pompeo'ydu. Nereden nereye değil mi! Artık Washington-Londra ortaklığının Ermenistan'da nefes alan vücudu Armen Sarkisyan..."
Ancak CUMHURBAŞKANI olarak yürüyemeyen Serj Sarkisyan, BAŞBAKAN olarak devam etmek istedi. Sokaklar karıştı. Asker bile caddelere indi. Ve Sarkisyan bırakmak zorunda kaldı. ADAMLAR yaptıkları planları tıkır tıkır uygulamakta... Ermenistan meselesi de böyle... İran'a gidecek bir kolu olacak. Bu net. Ancak bizlerin de olan bitene çok daha dikkatli bakmamızda büyük fayda var! Roller aynı kalmak kaydıyla AKTÖRLERİ DEĞİŞTİREREK buralarda da planları var. Bilelim... 
Daha önce Altını Çizdiğimiz,

 SERJ SARKİSYAN GİTTİ Mİ? GİTTİ! NEDENİ BELLİ Mİ? BELLİ!

İtiraz, yaptığı göreve değil kendisineydi!
Dayanamadı gitti...
Devam...
İstanbul dışındaydım. Çok zamanım olmadı. Suudi Arabistan karıştı. Darbeye mi kalkışıldı, DRONE krizi mi yaşandı, bir grup gövde gösterisi mi yaptı? BİLİNMİYOR. Daha doğrusu biliniyor ama açıklanmıyor! Gelin buradan birkaç adım atalım. Sonra yine içeriye gelelim... Etrafımızda olup biten her şey bir şekilde bizi etkiler. ADA'da yaşamıyoruz neticede. Bunu bilerek ANALİZ yapmak gerekmekte...
Neyse...
Uzakta da olsa gördüğüm SUUDİ ARABİSTAN'da bir DARBE PROVASI yapıldığı...NET! Şunu unutmamak gerekir ki; Arabistan'da sadece 2 prens kalsa bile, darbe ihtimali daima yüzde 50'dir. Bu şık yine SARAY'da kendini gösterdi. REST şeklinde hem de! Saray içi silahsız darbe ile Veliaht Prens Muhammed bin Nayif, görevden alındı ve yerine Kral Selman'ın oğlu Muhammed bin Selman getirildi. Nayif, Rothschild ailesine yakın biriydi. ABD'nin önemli okullarından biri olan ama hep geri planda tutulan Lewis and Clark Üniversitesi'nde John R. Howard ve James A. Gardner'ın himayesinde eğitim gördü. Nayif başarısız bir öğrenciydi. Okulu, dersleri sevmiyordu. Ama zekası yadsınamazdı. O nedenle Rothschild ailesinin projelerinden olan John R. Howard ve James A. Gardner'a teslim edildi.
Haziran 2017'de SARAY DARBESİ ile Nayif görevden alınınca, aile Arabistan'a ve tarihin en büyük şirketi olan ARAMCO'ya uzaklaştı. Zaten konunun merkezinde her zaman ARAMCO vardı. Şimdi, Cumartesi gecesi, gerçekleşen darbe girişimi, ailenin aslında bir ortaklık teklifiydi. Bugün için darbe başarısız olsa da istenildiği anda başarılı olacağı belgelendi. Bunu Washington ve Londra gördü! Gösterildi! Veliaht Prens Selman'ın yanı başındaki 2 kişi, Rothschild ailesinden emir alır. Henüz onlar emir almadı. Veliaht Prens Selman bulunduğu yerin öneminden dolayı korkarak karar alıyor. Kolay da değil. Koca bir DOLAR imparatorluğunu ve YENİ DÜZENİN hammaddesi petrolü elinde tutuyor... Herkesin gözü üzerinde... Bu nedenle önce ABD ile sonra da İngiltere ile anlaştı. Yaşamak için de Rothschild ailesiyle yürümek istedi. Yaklaştı. Ancak AİLE, SELMAN yerine Washington ve Londra ile ortaklık arıyor. İKİ BÜYÜK GÜÇLE YÜRÜMEK İSTİYOR. Son derece anlaşılır bir durum yani... Bütün bunlar olurken AİLE tarihi kararlarından birini aldı. Daha önce olması mümkün görünmeyen bir işe imza attı...Finans dünyasında ağır ekonomik krizler çıkartacak yetki hala kendilerinde. Bugüne kadar hep gizemli kalmayı tercih eden aile, Yeni Dünya Düzeni'nde açık olmaya karar verdi. Jacob Rothschild, geçen günlerde Jemima Goldsmith'i Londra'daki malikanesinde konuk etti. Rothschild Hanedanlığı'nın dizisini yapmasını istedi. Dizi tarihinin belki de en çok izlenecek projesi için start verildi. Dizide ailenin ne kadar güçlü olduğu, 100 merkez bankasını nasıl yönettikleri, başta Kraliçe II. Elizabeth olmak üzere tüm ülkelerdeki etkinlikleri ayrıntılarla anlatılacak...
Jemima Goldsmith, aileye hep çok yakındı. Jemima'nın kardeşi Zac Goldsmith, Alice Miranda Rothschild ile evli. Diğer kardeşi Ben Goldsmith ise Kate Rothschild ile uzun süre evli kaldı. Rothschild ailesinin dizi kararı ise Yeni Dünya Düzeni'nde gücün kimde olduğunun herkes tarafından bilinmesi ihtiyacından doğdu. Bazı ülkeler vardır. Güçlü değildir ama o hissi uyandırır. Bazı işadamları vardır, parası yoktur ama dünya o işadamının çok güçlü olduğuna inanır. ROTHSCHILDLER ise çok güçlüdür ancak haklarında çok bilgi yoktur. Bulamazsınız...
İŞTE AİLE SAVAŞIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖRDÜĞÜ İÇİN DİZİ İLE GELME KARARI DA VERDİ! VE BU KARAR ÇOK ÖNEMLİDİR! MİLATTIR!
İşte bu yeni algı yöntemleriyle birlikte değişen dünyaya yeni bir Rothschild stratejisi geliyor. 2012 yılından beri Londra'daki Ekvator Büyükelçiliği'nde yaşayan Julian Assange da Rothschild ailesiyle çalışır. Eğer aile olmasaydı, bugün hapiste öldürülmüş bir Assange olurdu. Assange AİLE için çalışıyorsa demek ki ABD ile AİLE, Kraliçe ile AİLE arasında bir restleşme vardı! İşte bu şimdi yerini savaşa bıraktı...
Rothschild ailesi ile Kraliçe II. Elizabeth'in ilk çatışmasının da Assange üzerinden gerçekleştiğini görmeliyiz. AİLE Assange'ın Londra'da yaşamasını sağladı. Ancak Kraliçe II. Elizabeth de onun elçilik dışına çıkmasına izin vermedi. Şimdi önümüzdeki dönem çok daha etkili adımların atıldığına şahit olacağız.
ARAMCO sadece bir şirket değil. ARAMCO ile birlikte Akdeniz'deki enerji de yönetilecek. ARAMCO, istediği zaman petrolü 200 dolara çıkartacak, istediği takdirde 20 dolara düşürecek. Bu güç, hiçbir ordu ile sağlanamaz. Mümkün değil! O nedenle ARAMCO'nun geleceği, bölgenin ve kıtaların geleceğini belirleyecek. Burada patron Suudiler olmayacak. Bunu Selman da biliyor, tüm prensler de. Ancak ellerinde bunu değiştirecek bir güç yok. ARAMCO'nun tek başına büyük şirket olmasını isteyen de Rothschild ailesiydi. Washington da buna izin verdi ve birkaç ay öncesinde de devreye girildi.
Ailenin en büyük hatası, ARAMCO'nun bu kadar güçlenip merkezde tek başına olmasıydı.
Petrol fiyatlarının düşük seviyede seyrettiği 2017 yılında ARAMCO'nun açıklanan karı yaklaşık 40 milyar dolar. Gerçek rakam ise 100 milyar dolara yakın.
Petrol fiyatlarının 180 dolara çıktığı an ARAMCO'nun günlük karı 1.3 milyar dolar, yıllık karı ise 400 milyar dolara yakın olacak. Para gücünün dışında, başta Çin olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerini de kontrol altına alacaksın. ARAMCO BU! İşte bu güç nedeniyle ARAMCO çok ama çok önemli. Washington ile Londra'nın anlaşması AİLENİN DIŞARIDA KALMASINA YOL AÇTI. AİLE DE ARAMCO'YU BIRAKMAK NİYETİNDE DEĞİL. HEM DE HİÇ! Suudi Arabistan bu hamlelere ne cevap verecek?
Muhtemelen kazanan ülkeyle hareket edecek. Ya da tekrar Rothschild ailesinin garantörlüğünde günlerini geçirecek. Ailenin en önemli güçlerinden biri de Eski Maliye Bakanı İbrahim el-Assaf'tı. Veliaht Prens Selman'ın gözaltına aldırdığı prens ve yetkili isimler arasında o da vardı. ARAMCO yönetim kurulu üyesi de olan İbrahim el-Assaf, şirketin kara kutusudur. Önümüzdeki günlerde İbrahim el-Assaf'ın geleceği, ARAMCO'nun da kaderini belirleyecek. Şu anda güç Washington'dan yana. Ancak İbrahim el-Assaf, Washington karşıtıdır. Operasyon sonrası birçok evraka imza attırılan İbrahim el-Assaf'ın psikolojik açıdan zor durumda olduğu iddia ediliyor. Tabii bu Washington'ın yaydığı ancak aile tarafından kabul görmeyen bir iddia.
KAVGA BU! Şimdilik taraflar da böyle... Bütün bu çarpışmanın burada, TÜRKİYE'de, hissedilmemesi mümkün değil... Konu AKDENİZ olunca burada son sözü kimin söyleyeceği her zamankinden daha önemli hale gelmekte...
Yakında göreceğimiz TANSİYON da bunun eseri... Zaten başladılar... Dikkatli izleyin. Çok şey göreceksiniz....

KAYNAK : Ergun DİLER / Takvim Gazatesi


14 Mayıs 2018 Pazartesi

Bugün Günlerden KUDÜS

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünya Kudüs hamlesi nedeniyle ABD'yi boykot ediyor.

ABD'nin hukuksuz bir biçimde büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması yalnızca İslam aleminin değil, Avrupa'nın da tepkisini çekti. Açılışa davet edilen 86 ülkeden 56'sının olumsuz cevap verdiği belirtildi.

Kudüs hakkında bilinmesi gereken 40 şey...

Kudüs yüzyıllardır olduğu gibi yine dünyanın bir numaralı gündem maddesi... Üzerinde her dinin, her medeniyetin ayak izlerini taşıyan Kudüs niçin bu kadar değerli? Bunu anlamak için Kudüs tarihindeki belirgin izleri bilmek gerekiyor.
1) Yüce Allah tarafından, etrafıyla birlikte kutsal kılınan Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu kutlu şehir. Yeryüzünün en eski ikinci ve en mukaddes üçüncü mescidinin mekânı. Semâvi dinlerin, semâlara uzanan nebîlerin, bağrında dinlenen velîlerin beldesi. Her karış toprağında, nice peygamberlerin hâtırâsını ve izlerini taşıyan kutsal belde Kudüs.
2) Üç dinin atası Hz İbrahim, hanımı Hz Sârâ ile Kudüs yakınlarındaki Sebu'da yaşamıştı. İkinci oğlu Hz İshak burada doğdu ve 160 yaşında Kudüs yakınlarında vefât etti. Babası Hz İbrahim'in el-Halil kasabasındaki mezarının yanına defnedildi. İshak, Yakup, Yusuf peygamberlerin ve Sârâ Annemizin kabirleri de burada.
3) Hz Lut'un gençliği, Hz İbrahim'le birlikte Kudüs'te geçmiş, daha sonra Lut Gölü yakınındaki kavme elçi olarak görevlendirilmişti.
4) Hz Musa ve Hz Harun israiloğullarıyla Mısır'dan çıkıp Kızıldeniz'i geçince Yüce Allah, Kudüs'e gitmelerini emretti. Hz Muhammed Mekke'den Medine'ye, Hz Musa ve Hz Harun Kâhire'den Kudüs'e hicret etmişti. Hz Musa, mezarının Mescid-i Aksâ'ya yakın olması için niyazda bulunmuş ve duâsı kabul olunarak Mescid-i Aksâ yakınlarında vefât etmişti.
5) Hz Davut, sapanıyla zâlim Câlut'u öldürdü. Muzaffer bir asker olarak şehre girdi. ( Günümüzde de Filistinliler İsrâil'e karşı sapanla mücâdele veriyorlar ) Hz Süleyman, cinlerden ve insanlardan oluşan ordusu ile kurduğu hâkimiyeti, muhteşem bir saraydan yönetiyordu. Babasından aldığı taht şehrini yeryüzünün başkenti yaptı.
6) Hz Süleyman'ın devâsâ mâbedi, Hz. Süleyman'ın emriyle cinler tarafından inşâ edildi.
7) Hz Süleyman'ın mâmur ettiği bu kutlu şehir, Bâbil kralı Nabukadnezar tarafından yakıldı, yıkıldı, yağmalandı, talan edildi. Yıllarca isyanlara, işgallere, ihtilâllere ve kanlı savaşlara mâruz kaldı. Halkı sürgüne gönderildi defalarca.
8) Hz Zekeriya testerelerle doğrandı Kudüs'te, Hz Yahya'nın başı kesildi.
9) Hz Meryem, Mescid-i Aksâ'nın doğu tarafındaki hücresinde îtîkâfa çekildi. Odasındaki mihrapta Rabbinin meleklerle gönderdiği cennet meyvelerinden rızıklandı.
10) Hz İsa, komşu kent Beytüllahim'de bir mucize olarak babasız doğdu, daha bebekken konuştu. Evvelâ Celile'de sonra Kudüs'te insanları hak dine dâvet etti. Hem bedenlere, hem gönüllere hekim oldu. 33 yaşına gelince de tıpkı Resûlü Ekrem'in mîrâcı gibi O'da bu kutlu şehirden semâlar ötesine, Rabbinin katına yükseldi. Demek ki Rabbin makâmına yükseliş şehri Kudüs'tü.
11) Peygamber Efendimiz hicretten sonra 17 ay boyunca, namaz kılarken Mescid-i Aksâ'yı kıble edindi. Yüzünü Kudüs'e döndü.
12) Peygamber Efendimiz Miraç yolculuğunda Burak'a binip Mekke'den Kudüs'e, Kudüs'ten arş-ı âlâya yolculuk yaptı. Medine'den önce, Kudüs'e hicret etmişti. Kudüs, İsrâ (gece yolculuğu) mûcizesinin ikinci durağı, Miraç (yükseliş yolculuğu) mûcizesinin birinci durağı oldu.
13) Kendisini sırtına alıp ufuk ötesine uçuran, gözünün gördüğü yere adımını atan Burakını Mescid-i Aksa'nın bir duvarına bağlamıştı.
14) Ve yine Peygamberimizin, nebîler nebîsi olup tüm enbiyaya rehber olduğu yer de Kudüs'tü.
15) Bâbillilerden sonra, Romalılar tarafından da ikinci büyük işgâli yaşadı Kudüs. Halk tekrar sürüldü uzak diyarlara. Daha sonra Roma imparatoru Hadrian tarafından yeni baştan imâr edildi şehir.
16) Bizans imparatoru Constantin ise, Hıristiyanlaştırdı bu şehri, annesi Helen ile birlikte, putları yıktı, Kutsal Mezar kilisesini yaptırdı. Hz İsa'nın bebekken yıkandığı taş beşiği, İstanbul'a. Beşiktaş'a taşıdı.
17) Asırlar sonra Halife Hz Ömer'in tâyin ettiği İslam orduları başkumandanı Ebû Ubeyde b. Cerrah fethetti bu şehri. Patrik Sophronios şehrin anahtarlarını, Ebû Ubeyde'nin dâvetiyle Medine'den Kudüs'e gelen Hz Ömer'e teslîm etti.
18) Kudüs fâtihi olarak şehre giren Halife Hz Ömer, bir çöplük haline getirilmiş Mescid-i Aksâ'nın etrafını temizletti. Rasûlullah'ın ayak izinin bulunduğu o kutsal taşı (Hacer-i Muallak) bulmak için eteğinde taş taşıdı, işçilerle beraber çalıştı. Ve kendi ismiyle de anılan Mescid-i Aksâ'yı, Hacer-i Muallaka'nın kıble tarafına yaptırdı. Halka İslamı öğretmesi için Ubâde b. Sâmit'i kadı tâyin etti.
19) Ubâde bin Sâmit de burada medfun, Semân-ı Fârisî de.
20) Halife Hz Osman, Silvan bahçeleri gelirlerini şehrin fakir halkına vakfetti.
21) Hz Muaviye, Suriye vâlisi iken Halife Hz Osman'ın katillerinin bulunup cezâlandırılması için Mısır fatihi Amr b. As ile Kudüs'te bir antlaşma yapmıştı. Yine Kudüs'te halkın biatını alarak halîfeliğini îlan etti.
22) Abdülmelik b. Mervan ve Süleyman b. Abdülmelik'de biat almak için Kudüs'ü tercih etmişlerdi.
23) Emevi halifesi Abdülmekil b. Mervan, Peygamberimizin mîrâca çıkarken bastığı kaya (sahra) üzerine, Kubbetüs-sahra'yı inşâ ettirdi. O gün bu gündür çoğu kişi onu Mescid-i Aksâ zannetti. Oğlu Velid b. Abdülmelik ise Mescid-i Aksâ'yı yeniden inşâ eden halife oldu.


24) Depremlerle zarar görmüş olan Mescid-i Aksa'yı Abbasi halifesi Ebû Câfer Mansur, yeniden inşâ ettirdi.
25) Abdurrahman Evzâi, Süfyânı Sevrî, Leys b. Sa'd ve Muhammed b. İdris eş-Şâfiî gibi mezhep imamları Kudüs'te okuttular derslerini, talebelerini burada yetiştirdiler.
26) Râbiatül Adeviyye, Bişr-i Hafi, Seriyyüs Sakatî gibi mâneviyat âleminin kutupları, Peygamberimizin semâlara çıktığı bu şehirde, semâların ötesinden bahsettiler.
27) Sayısız işgâller, kıtlıklar, savaşlar, depremlerle zarar gören şehir, yeniden îmâr edilirken Kubbetüs-Sahra ve Mescid-i Aksâ'da Fâtımî halifesi tarafından yeniden îkâme edildi.
28) Selçukluların Kudüs'e hâkim oldukları 25 yıl içerisinde, Dünyanın dört bir yanından çok sayıda âlim, şehre akın akın gelmeye başladılar. İmam Gazzâli derslerinin bir kısmını burada verdi. Ebû Bekir İbnî Arabî 3 yıl boyunca burada kaldı. Kitaplarını burada yazdı. İbn-i Kayserâni Mescid-i Aksâ'da hadis dersleri verdi.
29) Kara bulutlar 1099 yılında Kudüs üzerinde göründü. Leş kargaları gibi şehre üşüşen haçlı orduları, Fâtımîlerin hâkimiyetindeki Kudüs'ü işgâl ettiler. Sokaklar et yığını hâline geldi. İnsanın başını ağrıtacak derecede kan kokusu, günlerce Kudüs semâlarından gitmedi. Haçlılar, tüm Müslüman ve Yahudileri katlettiler.
30) Nûreddin-i Zengi, Kudüs'ü esâretten kurtarmadan uyumayı kendisine haram etti. Mescid-i Aksâ için bir minber dahi hazırlamıştı. Kurtuluş hediyesi olarak kutlu mâbede takdim etmek üzere.
31) 1185 yılında Kudüs krallık ordusunun Kahire'den Şam'a giden bir Müslüman kervanına saldırmasıyla başlayan harekât, Selahaddin Eyyûbi'nin iki yıl sonra Kudüs'le birlikte 52 şehri fethetmesiyle sonuçlandı. Miraç kandilinde Selahaddin Eyyûbi Kudüs'e girdi.
32) İmam Nablûsi'den, Gazze'li İmam Şâfiî'ye kadar birçok dev âlim yetiştirmiş olan Filistin'in kutsal şehri Kudüs 1099 yılında Haçlıların ilk işgâlinden îtîbâren 145 yıl sonra Türklerin eline geçti.
33) Memlûk sultanı Muhammed b. Kalavun, 40 yıldan fazla hüküm sürdüğü için, şehri yeniden îmâr etti.
34) Memlûkler Kudüs'ü değil, kendilerini bile koruyamaz olunca 1517 yılında Kahire'deki Memlûk hâkimiyetine son veren Yavuz Sultan Selim, Kudüs'e de hâkim oldu.
35) Kânûnî Süleyman Han, Mescid-i Aksâ çevresine surlar, Hürrem Sultan'da bir külliye yaptırdı.
36) 1799 da Gazze, Remle ve Safed'i işgâl eden Napolyon, Cezzar Ahmed Paşa'ya mâğlup olunca arkasına bile bakmadan kaçmıştı.
37) 1870 lerden sonraki Yahudi göçleri, Kudüs'ün dengesini bozdu.
38) Sultan 2. Abdülhamid, siyonizmi ve Filistin'e Yahudi göçünü engellemek için yoğun çaba sarfetti. Bu arada şehri yeni baştan îmâr etti.
39) 1917 Kudüs için felâket yılı oldu. 11 Aralıkta İngiliz askerler Kudüs'e girdi. Böylece Kudüs'teki Müslüman hâkimiyeti de sona erdi.
40) Nihâyet 1948 de İsrail Devleti kuruldu. Böylece Ortadoğu'yu kan gölüne çevirecek Filistin-İsrail mücâdeleleri başlamış oldu.

Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın İslam'daki Yeri




50 yıldır süren bu işgale "hayır" demenin şimdi tam zamanıdır. Artık bütün bir İslam dünyasının sesini yükseltmesinin ve tüm cihana bu işgale son verilmesi ve Kudüs'ün özgürlüğüne kavuşturulması mesajını vermesinin tam zamanıdır.
Tevhit inancının önderleri olan peygamberlerin Allah’ın dinini en yoğun olarak insanlara tebliğ ettikleri kutsal bir mekân olan Kudüs, tarih boyunca birçok devlet ve milletin ilgi odağı hâline gelmiştir.
Kudüs, imar edildiği günden bu yana Şam diyarının merkezi ve başkenti olagelmiştir. Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un Filistin bölgesine gelip yerleşmelerinden itibaren bu bölgenin tümü mübarek kabul edilmiştir. “Biz onu (İbrahim’i) ve (yeğeni) Lut’u âlemler için mübarek kıldığımız arza (yere ulaştırıp) kurtardık.” (Enbiya; 71). Bereketli kılınan bu bölgenin mübarek olarak kabul edilmesinin nedeni, Cenab-ı Allah’ın hikmetiyle buradan pek çok peygamberin gelip geçmesi ve burada vefat edip defnedilmesi veya meyve ve sebzelerle etrafının bereketlendirilmiş olmasından ileri gelmektedir.
Hz. Peygamber; “Ziyaretler ancak üç mekâna yapılır. Mekke’deki Mescidu’l-Haram’a, Medine’deki benim bu mescidime ve Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya.” buyurmuştur. Resulullah’ın bu hadisi ile bu üç belde İslam’da kutsal ilan edilmiş ve bunların dışında kutsiyeti olan başka bir dördüncü şehirden söz edilmemiştir. Ancak Şam ve İstanbul da hadislerde zikredildiklerinden bir bakıma kutsiyetlerine işaret edilmiş beldelerdir.
İslam’ın Mekke’de ilk tebliğ edildiği günlerde bu dinin en önemli ibadetlerinden biri olan namazın Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılınması İslam’ın ilk kıblesinin bulunduğu Kudüs şehrinin önemini açıkça gösterir. Müslümanlar bu ilk kıblenin kutsiyetini idrak ederek tarih boyunca buraya sahip çıkılması gerektiğinin bilinciyle hareket etmiş ve bu mukaddes beldeyi her zaman koruyarak tevhit inancının bayrağı altında bulunması gerektiğine inanmışlardır. Kudüs ebediyen İslam’ın ilk kıblesi olma özelliğini koruyacak ve Müslümanlar buraya sahip çıkmak zorunda olduklarını hep idrak edecek ve bu beldenin Haçlı veya Yahudiler tarafından işgal edilmesi hâlinde tarihte olduğu gibi mutlaka kurtarılması gereğine inanarak çalışacaklardır.
Kudüs Yahudilerin değil, Hz. Âdem’den bu yana gelen tevhidin temsilcisi peygamberlerin mirasıdır. Bu miras nesilden nesile Allah’a itaat eden salih kullara devredilmiş ve onlar buna sahip çıkmıştır.
Cenab-ı Allah bu kutsal toprakların daima salih kimselerin yönetiminde kalmasını irade buyurmuş, fasık ve zorbaların hâkimiyetine geçen bu toprakların tekrar peygamberlerin veya peygamber mirasçılarının eline geçmesini istemiştir. Bunun için de sık sık bu bölgeye peygamberler gönderip onları uyarmıştır. Hz. Musa’dan sonra gelen ve İsrailoğullarına mensup birçok peygamberin (Davud ve ardından Süleyman’ın) bu topraklarda Allah’ın şeriatıyla güçlü bir devlet olarak hükmetmelerinin sebebi budur. Davud öncesinde de Allah İsrailoğullarını tekrar küfre karşı cihat etme hususunda imtihan etmiş ve onlara Talut’u hükümdar olarak belirlemişti. Fakat onlar yine itaat etmeyip isyan ederek bu mukaddes topraklar uğruna savaşmaktan kaçınmışlardı. İşte bütün bu olaylar çerçevesinde, (Davud ve Süleyman’dan sonra) bu kutsal mekân ve toprakların mutlaka mümin ve muvahhidlerin yönetiminde olması gerektiğini anlıyoruz. Kâfir ve müşriklerin bu topraklar üzerinde velayet hakları olmamalıdır. Özellikle daha sonra Zekeriya ve Yahya’yı öldüren kitlenin bu topraklar üzerinde velayet hakkına sahip olamayacakları açıktır.
Yahudiler bu topraklara Hz. Musa zamanında sahip çıkmayıp, “Git, sen ve Rabbin savaşın…” demişler ve bu kutsal mekânları korumaya yanaşmamışlardır. Bu tutumlarının sonucunda da kutsal topraklar ellerinden alınmıştır. Hatta onlar bu yerleri koruma fırsatı ellerine birkaç kez geçmesine rağmen aynı isyan ve korkaklığı gösterdikleri için artık bu mescit ve çevresi hakkında hiçbir sahiplik iddiasında bulunamayacaklardır. Bu durumu Cenab-ı Allah onlara çeşitli vesilelerle defalarca bildirmiştir. Buna rağmen çağımızda dünyayı fesada boğarak Filistin’i işgal edip bunca insanın kanına girmeleri, boşuna günah çıkartma gayret ve ikiyüzlülüklerinden başka bir şey değildir.
Bu nedenle Cenab-ı Allah, salih bir kulu ve habibi olan son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e bu kutsal mekânı teslim etmek ve bu yerlerin kıyamete kadar onun ve ümmetinin elinde kalmasını temin etmek için onu İsra ve Miraç vasıtasıyla alıp oraya götürmüştür. İsra olayında bir devir teslim merasimi vardır. Cenab-ı Allah, İsra ve Miraç gecesinde bu mekânı bütün peygamberlerin ruhlarının şahitliğiyle Resulullah (sav)’a teslim etmiş, o da bu mübarek şehri ümmetine bir miras olarak devretmiştir. Burada Cenab-ı Allah’ın bu devir ve teslimden sonra bu mukaddes şehir ve mescidi, peygamberlerini katleden ve yeryüzünü fesada boğan bir milletin elinden alarak Resulullah’a teslim ettiği gayet açıktır.
İşte bundan dolayı biz Müslümanlar inancımız gereği Hz. Peygamber’in İsra ve Miraç mekânı olan bu yere büyük bir kutsiyet izafe edip buranın ebedi kutsiyetine inanırız. İslam fetihlerinin ve İslam’ı bütün insanlığa tebliğ maksadıyla Hicaz bölgesinden çıkarak dünyaya açılmanın ilk günlerinde, ulaşılması ve fethedilmesi gereken bir mekân olarak görülen Filistin ve özellikle Beytu’l-Makdis (Kudüs), fetih hareketlerinin başlangıcında İslam toprağı hâline getirilen ilk yerlerdendir. Bu mirasa sahip çıkmak maksadıyla Kudüs, 638 yılında Hz. Ömer tarafından Bizanslıların elinden alınarak İslam devletinin topraklarına dâhil edilmiştir.
Hz. Ömer zamanında her gün genişleyen İslam fetihleri, Ecnâdeyn Zaferi’yle Bizans kapılarını iyice araladı. Hristiyanların kutsal merkezi olan Kudüs’ün de içinde bulunduğu Filistin bölgesi, Suriye orduları başkumandanı Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah’ın yönetiminde fethedildi. Şehri bizzat halifeye teslim etmek isteyen Kudüslülerin talebi üzerine Hz. Ömer İbnü’l-Hattab, İslam ümmetinin halifesi olarak başkent Medine’den çıkıp Filistin’e geldi. Son derece mütevazı elbiseler içinde Kudüs’e giren Hz. Ömer, şehre İslam’ın verdiği izzet ve şerefle girdiklerini, üzerindeki yamalı elbiselerin hiçbir değeri olmadığını hâl ve davranışlarıyla anlatıyordu. Büyük halife Hz. Ömer, şehrin anahtarını Patrik Sophronios’tan bizzat teslim aldıktan sonra, burada yaşayan ve Müslüman olmayan kimselere tam bir din hürriyeti ve güven içinde yaşayacaklarına dair yazılı bir eman verdi. Bu tarihten sonra Kudüs, Haçlı işgaline kadar sürekli İslam devletlerinin hâkimiyetinde kaldı.
Hz. Peygamberin 23 yıllık peygamberlik süresinde 14 yıl boyunca namazlarını Mescid-i Aksa’ya yönelerek kıldığı bu mukaddes mekânın -etrafı mübarek kılınmış mescit ve kutsal şehir Kudüs’ün- işgal altında olması bütün ümmet için bir zuldür. Şehir, tarihte zaman zaman Haçlı veya Yahudiler tarafından işgal edilmişse de bu işgaller kısa süreli olmuş ve Müslümanlar bu beldeyi kurtarmanın yolunu bulmuştur. Haçlılar büyük ordular hâlinde Filistin’e saldırıp bir asra yakın bir müddet buraya yerleşmişler ancak onların orada ebediyen kalacaklarına hiçbir Müslüman inanmamıştır. 638 yılından 1099 yılına kadar İslam beldesi olarak kalan bu mübarek şehir, 461 yıl süreyle el-Makdis gibi çok sayıda büyük ilim ve fikir adamı yetiştirmiş, büyük bir kültür merkezi hâline gelmiştir. 1099 yılına gelindiğinde Haçlı ordularınca işgal edilmiş ve 88 yıl gibi tarihte hiç önemi olmayacak kadar kısa bir süre işgal altında kalmıştır.
Selahaddin el-Eyyubi 1187 yılında Kudüs’ü kuşattığında Beytü’l-Makdis’e beslediği sevgi sebebiyle bu mübarek beldeyi savaş felaketinden korumak istemiş, bunun için de birkaç kez çok elverişli şartlarla Haçlıları teslim olmaya davet etmiş ancak netice alamamıştır. O, bu kutsal şehrin surlarını yıkmak, binalarını yok etmek ve en ufak bir taarruzla şehre zulüm yapmaktan çekiniyordu. Bu nedenle o da Hz. Ömer gibi barış yoluyla şehri teslim almaya çalıştı. Bunun için şehre elçiler gönderip, “Kudüs’ün Allah’ın kutsal saydığı beldelerden biri olduğuna büyük bir inancım vardır. Sizin de kutsallığına inandığınız bu beldeye muhasara ve savaşın gerektirdiği yollarla hücum etmek ve girmek istemiyorum.” dedi.
Kutsal mekânlar, salih kulların sahipliğinde kutsallıklarına paralel olarak korunurlar. Temennimiz, İslam dünyasındaki uyanış ve direniş hareketlerinin güç kazanması, bu kutsal mekânların tekrar Allah’ın kendilerinden razı olduğu salih kulların eline geçmesidir. Bunun ilk işaretlerinin görülmeye başlanmış olması bu ümidimizi arttırmaktadır. Her geçen gün güçlenen Müslümanlar, bir gün mutlaka işgal altındaki bu toprakları kurtaracak ve yeniden salih kimseler ve müminler yeryüzüne mirasçı olacaklardır. Korkak ve üzerlerine zillet vurulmuş Yahudilerin Filistin’i boydan boya bölen utanç duvarını yapmalarının sebebi, bu toprakların öte tarafında saklanmak içindir. Batı yakasında barınamayacaklarını anladıkları için bu duvarı inşa ettiler.
50 yıldır süren bu işgale “hayır” demenin şimdi tam zamanıdır. Artık bütün bir İslam dünyasının sesini yükseltmesinin ve tüm cihana bu işgale son verilmesi ve Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşturulması mesajını vermesinin tam zamanıdır. Kudüs için yapabileceğimiz çok şey var! 50 yıllık bu işgal sona ermeden İslam dünyasının başını dik tutması mümkün değildir!

KUDÜS'TE BUGÜN İSYAN VAR 14.05.2018



Kudüs'te gergin bekleyiş!
ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıma kararının ardından Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliği bugün işgal altındaki Kudüs'e taşınıyor.
1.14: Arap Birliği, ABD'nin elçiliğini Kudüs'e taşımasıyla ilgili çarşamba günü olağanüstü toplanma kararı aldı.
11.05: Uluslararası haber ajansları, İsrail-Gazze sınırında protesto gösterilerinin başladığını açıkladı.
11.00: Yarım asırdır işgal altındaki Kudüs bugün tarihinin en zor günlerinden birini yaşayacak. Filistinlilerin Nekbe olarak andıkları günde Kudüs’e taşınacak ABD Büyükelçiliği’nin açılışıyla şehirdeki işgal yeni bir boyut kazanacak. Girişim, başta Kudüs ve Filistin’in diğer şehirlerinde olmak üzere dünya genelinde 46 ülkede protesto edilecek.
10.50: ABD Başkanı Donald Trump’ın törende video bağlantısıyla bir konuşma yapması bekleniyor. Ivanka Trump ve Jared Kushner’in dışında, ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin ve Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan da törene katılacak. Kushner daha sonra İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme yapacak.
Avrupa Birliği, ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına itiraz etmişti ve çoğu AB ülkesinin büyükelçisi törene katılmayacak. Ancak, AB içinde de çatlaklar var. Çok sayıda yabancı diplomatın törene katılacağı ve bunlar arasında, AB’nin bu konuda bir ortak açıklama yapmasını engellediği belirtilen Macaristan, Romanya ve Çek Cumhuriyeti temsilcilerinin de bulunduğu kaydediliyor.
Trump’ın açıklamasından sonra kendi büyükelçiliklerini de Kudüs’e taşıma kararı alan Guetamala ve Paraguay devlet başkanları da törende yer alacak.
10.37: İsrail'in Haaretz gazetesi, dün akşam gerçekleşen büyükelçilik açılış galasına Ivanka Trump ve Jared Kushner'le birlikte 32 ülkenin temsilcilerinin katıldığını bildirdi. ABD'nin bu kararını 120'den fazla ülkenin kınamamıştı.
Açılışa katılacak ülkeler şöyle: Cezayir, Angola, Avusturya, Kamerun, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Fildişi Sahilleri, Çekya, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Etiyopya, Gürcistan, Guatemala, Honduras, Macaristan, Kenya, Makedonya, Myanmar, Nijerya, Panama, Peru, Filipinler, Romanya, Ruanda, Sırbistan, Güney Sudan, Tayland, Ukrayna, Vietnam, Paraguay, Tanzanya ve Zambia.
10.05: Kudüs'teki açılış öncesi ilk tepki İran destekli Hizbullah'tan geldi. Hizbullah, büyükelçiliğin Kudüs'e taşınması kararının değersiz olduğunu ve bir anlam ifade etmediğini duyurdu.
09.45: İsrail Gazze sınırında büyük gösterilerinin düzenlenmesinin istemeyen İsrail ordusu harekete geçti. İsrail basını, ordu güçlerinin Filistinlilerin sınıra yaklaşmaması konusunda havadan uyarı broşürleri attığını yazdı.
09.22: Gazze'nin Han Yunus kentindeki esnaf, ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararını protesto etmek ve düzenlenecek gösterilere katılmak üzere iş yerlerinin kepenklerini kapattı.
09.18: Açılışın yapılacağı günün sabahında Filistinli binlerce Müslüman, İsrail-Gazze sınırına doğru yürüyüşe geçti.

BÜYÜK GÖSTERİLER DÜZENLENECEK

Bugünkü tören öncesi şehirdeki hava oldukça gergin. Filistinlilerin yarın işgal altındaki Doğu Kudüs ve ablukanın sürdüğü Gazze'nin yanı sıra Filistin'in diğer şehirlerinde büyük gösteriler düzenlemesi bekleniyor.

BÜYÜKELÇİLİĞİ KIZI VE DAMADI AÇACAK

ABD Başkanı'nın kızı Ivanka Trump ile damadı ve danışmanı Jared Kushner'in de aralarında bulunduğu ABD heyeti açılış törenine katılmak üzere dün İsrail'e ulaştı. Büyükelçiliğin taşınacağı caddeye İsrail ve ABD bayraklarının yanı sıra "Siyon dostu Trump" ve "Trump İsrail'i büyük yaptı" yazılı billboardlar asıldı. ABD Başkanı Trump'ın ise törene telekonferans yoluyla katılması bekleniyor.

120 ÜLKE BU KARAR TEPKİ GÖSTERDİ

ABD bugün, 120'den fazla ülkenin kınama kararına rağmen İsrail Elçiliği'ni egemenliği tartışmalı Kudüs'e taşıyor. ABD Başkanı Trump, 6 Aralık 2017'de, Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdığını ve ABD Büyükelçiliği'nin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması talimatı verdiğini açıklamıştı. ABD yönetimi büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e 14 Mayıs'ta taşıma kararı almıştı. Karar, bölgesel ve uluslararası düzeyde ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda büyük tepkiyle karşılanmıştı.

BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?



Müslümanlar kadar Hristiyan ve Yahudilerin en kutsal mekânlarına ev sahipliği yapan Kudüs'ün batısı 1948'de İsrail tarafından ele geçirildi. Filistinlilerin çoğunlukta olduğu Doğu Kudüs ise 1967'den beri İsrail işgalinde bulunuyor. Bu nedenle Doğu Kudüs, Filistin davasının kalbi niteliğinde. İsrail ise 1980'de aldığı tek taraflı bir kararla doğusuyla batısıyla Kudüs'ü "İsrail'in birleşik başkenti" ilan etti. Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 1980'de İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti. ABD Kongresi bu kararı 1990'lı yıllarda tanıdı ancak Donald Trump'a kadar hiçbir başkan Tel Aviv'deki büyükelçiliği taşımaya yanaşmadı.

KONSOLOSLUK ELÇİLİK OLDU

Eski kente hâkim konumdaki bir tepede bulunan yeni ABD büyükelçiliği, düne kadar konsolosluk binasıydı. Yaşlı Rus göçmenler için bakımevine dönüştürülen Diplomat Oteli yakınlarındaki binanın çevresindeki arsalar güvenlik gerekçesiyle boş tutuluyor. İşlerinin açılacağını ümit eden bölge esnafı taşınmadan memnun. Başkan Trump, Twitter'da, "Bu hafta Amerikan Büyükelçiliği Kudüs'e taşınacak. Herkesi tebrik ederim" mesajını paylaştı.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html