BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Abdullah Öcalan sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Abdullah Öcalan sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

11 Ekim 2017 Çarşamba

PKK'yı NATO kurdu, yeni patronu Amerika olacak


Abdullah Öcalan yakalanıp Türkiye'ye getirildiğinde kendisinin avukatlığını üstlenen Ahmet Zeki Okçuoğlu, PKK ve Öcalan hakkında ezber bozacak iddialarda bulundu. PKK'nın NATO tarafından kurulan bir Kürt Gladyosu olduğunu söyleyen Okçuoğlu, Karar.com'a konuştu. Okçuoğlu, "PKK YPG’leştirilecek, yeni patron Amerika olacak" dedi.
PKK taşerondur diyorsunuz. Hatta bunu Öcalan'ın kendisi söylüyor diyorsunuz? Neyin kimin taşeronu?
Abdullah Öcalan'ın 
Almanya'da yaşayan 
eski Avukatı 
Ahmet Zeki Okçuoğlu,
Açıklamaları 
01 Eylül 2015 Salı

Evet, “PKK taşerondur" sözü onun kurucusu ve halen lideri olan Abdullah Öcalan'a ait. Öcalan bunu, İmralı’ya getirildikten sonra, sorgulama adı altında çekilen ve Aydınlık Gazetesi tarafından deşifre edilen video kayıtlarından birinde söylüyor. Ancak ben bu sözü, Türk yönetim çevrelerinin yıllardır tekrarladığı, PKK'nin TC'ye karşı bazı dış mihrakların taşeronluğunu yaptığı anlamında ifade etmedim. Tam tersine PKK kurulduğu günden beri TC devletinin güdümünde. PKK kurulduğu günden beri Kürdistan'ı kolonileştirerek paylaşan bölgesel ve milletlerarası güçlerin taşeronluğunu yapıyor.
PKK'yı NATO kurdurdu
PKK'nın kuruluşu nasıl oldu bu durumda? Öcalan kimdir?
PKK’nin kuruluşuyla ilgili iki resmi, bir de gayrı resmi üç hikaye var... Resmi hikayelerden biri TC'ye ait. Bu hikayede PKK, bölücü ve terörist bir organizasyon olarak tarif ediliyor. Bu organizasyonun amacı son Türk devletini bölerek yok etmek. İkinci resmi hikaye PKK’ye ait… Bu hikayede PKK, klasik bir milli kurtuluş organizasyonu olarak tarif ediliyor. Hikayeye göre, parçalanan ve milletlerarası koloni statüsüne mahkum edilen Kürdistan'ı kurtarmak ve bağımsız-birleşik Kürdistanı kurmak amacıyla kurulan PKK, bu amacı gerçekleştirmek için TC devletine karşı silahlı mücadele başlatıyor. Karşıt gibi görünse de bu iki resmi hikaye aşağı yukarı aynı.
Gerçek hikaye nedir sizce?
PKK’nin gayrı resmi hikayesi ise tamamen farklı. Bu hikayenin de müellifi yine Abdullah Öcalan. Öcalan, kitaplaştırılan konuşmalarında (Erkeği Öldürmek, Devrimin Dili ve Eylemi) ve Türk gazetecileriyle yaptığı muhtelif röportajlarda PKK’yi MİT’in talimatı ve onun verdiği paralarla kurduğunu açıklıyor. PKK'nin ikinci adamı Cemil Bayık, gazeteci İsmet İmset'in "PKK" adlı kitabında yer verdiği beyanında, PKK’yi kurmak için MİT’in kendilerine verdiği süreyi geçirdiklerini ve bu yüzden MİT mensubu Ağrılı Abdurrahman’ın yanlarına gelerek kendilerini azarladığını ve kendilerine altı aylık ek bir süre verdiğini ve kendilerine, "Bu süre zarfında da kurmazsanız öldürülülürsünüz!” dediğini söylüyor. 12 Mart askeri darbesinin ünlü savcısı Baki Tuğ, 12 Mart’ta bir bildiri nedeniyle tutuklanan Öcalan’ı, MİT’ten gelen “Elemanımızdır!” yazısı üzerine serbest bıraktıklarını müteaddit defa açıkladı. Bu derin ilişkinin derin bir arka boyutu daha var: NATO… Abdullah Öcalan MİT’le ilişkisinden söz ederken NATO’dan da söz eder.
Bu konuyu biraz açar mısınız?
Bu gibi durumlarda NATO deyince akla GLADIO gelir. Geçmişte Gladio, Kontr Gerilla adıyla anılıyordu. Öcalan’ın verdiği bilgilerden yola çıkarak PKK için, NATO’nun Kürdistan planı çerçevesinde evrensel Gladio sistemi içinde Türk Gladio’suna bağlı olarak oluşturulan bir birim (Kürt Gladiosu) olduğunu söyleyebiliriz. PKK’nin Batı dünyasında gördüğü büyük hoşgörü, Öcalan'ın bu beyanını desteklemektedir. PKK, NATO’ya bağlı Türk Gladiosu tarafından kurulduktan sonra Kürdistan’ı bölüşen diğer bölge devletleri ve Barzaniler (PDK) ve daha sonra da Talabani (YNK) bu projeye dahil edildi. PKK lideri bu büyük mutabakata bağlı olarak Suriye'ye, ondan sonra da Güney Kürdistan’a yerleştirildi. Daha sonra yine aynı mutabakatla Suriye’den çıkarılarak TC’ye getirildi. Şu günlerde ise PKK için, tarihinin yeni bir döneminin hazırlıkları yapılıyor.
Taşeronun amacı olmaz
PKK'nın amacı nedir peki?
PKK'nin bir amacı yok, onu kuranların amacı var. Taşeronun amacı olmaz. Patronu önüne ne koyarsa o, onu yapmakla mükelleftir. Yap der yapar, yık der yıkar. Bu yüzden de PKK zaman zaman farklı (hatta tamen zıt) şeyler savunuyor. Bu organizasyon, Kürt milliyetçisi ve Marksist bir kimlikle sahneye çıkarıldı ve Kuzey Kürdistan’da 15 yıl bu kimlikle silahlı faaliyet yürüttü. Abdullah Öcalan TC’ye getirildikten bir süre sonra, sözde Kürt milliyetçisi ve Marksist PKK’nin siyasi çizgisi Türk milliyetçiliğine, Ergenekon’un tasfiyesinden ve AKP iktidara hakim olmasından sonra da İslamcılığa evrildi.
Hedef düşük yoğunlukta çatışmaydı
Öyleyse şöyle sorayım, PKK’yi kuranların amacı nedir?
ABD Kürt milliyetçiliğini 1960 ve 1970'li yıllarda Mustafa Barzani vasıtasıyla kontrol ediyordu. 1975’te Güney Kürdistan’da Mustafa Barzani liderliğinde silahlı direniş hareketi tasfiye edilince ABD'nin kontrol mekanizması çöktü ve Kürt milliyetçiliği hızla Sovyetler Birliği'ne yönelmeye başladı. Jeopolitik bakımdan Ortadoğu'nun en önemli ve en dinamik bölgesi olan Kürdistan’daki bu gelişme bölgede güç dengesini ABD aleyhine çevirecek bir nitelikteydi. Bunun önüne geçmek için bir dizi tedbirin yanında PKK projesi devreye kondu. PKK vasıtasıyla Kuzey Kürdistan’da (gerektiğinde Kürdistan’ın diğer parçalarında da) “düşük yoğunlukta çatışma” ortamı yaratılacak ve bu sayede bu coğrafya kontrol altına alınacaktı. O dönemde ABD ve NATO’nun “düşük yoğunlukta çatışma” stratejisiyle Kürdistan'da ulaşmak istediği bir başka hedef de, bu çatışmaya bağlı olarak bu coğrafyada nüfus göçü, ekonomik ve sosyal çöküntü yaratarak Kürdistan meselesinin çapını küçültmekti. Proje NATO gözetimi altında TC tarafından uygulamaya kondu. Bu, TC'nin arayıp da bulamadığı bir şeydi. 12 Eylül askeri darbesiyle start verildi. Askeri darbeden kısa bir süre sonra Kuzey Kürdistan’da “düşük yoğunluklu çatışma” ortamının psikolojik şartları yaratıldı. Geriye PKK'nin "ilk kurşun"u patlatması kalıyordu. O zaman henüz çok zayıf olduğu için PKK, Barzani peşmergesinin de yardımıyla, 14-15 Ağustos 1984'te "ilk kurşun"u patlattı. PKK'nin ilk kurşunu patlattığı gün PDK'nin kuruluşu ve Mesut Barzani'nin doğum gününe denk geliyordu.
Soğuk Savaş'tan sonra Batı çözüme odaklandı
Peki ya Soğuk Savaş'tan sonra?
PKK'nin kurulması ve Kürdistan'da "düşük yoğunlukta çatışma" stratejisinin uygulanması Soğuk Savaş politikasıydı. Soğuk Savaş bitince, bu politikaya da ihtiyaç kalmadı. Başka bir deyişle Amerika ve AB, Körfez Savaşı’ndan sonra, Kürdistan için güvenlikçi politika yerini çözüm yanlısı bir politika izlemeye başladı. Ancak bunu TC’ye kabul ettirmek kolay değildi. Daha doğrusu TC onların her dediğine tamam diyordu, ama uyulamaya gelice ipe un seriyor ve verdiği sözlerden hiçbirini yerine getirmiyordu. PKK, TC'nin geleneksel politikasını sürdürmesi için ele geçmez bir enstrümandı ve bu mesele var oldukça onu yitirmek istiyordu. Kürdistan konusunda ABD ve AB'nin TC’den istediği bir şey de, Körfez Savaşı’ndan sonra yarı bağımsız bir statü kazanan Güney Kürdistan’ın federal bir statüyle TC’ye bağlanmasıydı. TC buna da yok demiyordu, ama bu konuda da bugüne kadar kayda değer bir adım atmadı. Türk yönetiminin ipe un serme politikasını uygulamasında Abdullah Öcalan ve PKK bugüne kadar ona paha biçilmez yardımlarda bulundu. TC devleti, Abdullah Öcalan ve PKK’nin kendisine sunduğu bu fırsatlar sayesinde “çözüm süreci”ni yirmiyedi yıl sürüncemede bırakma imkanına sahip oldu.
PKK'nın dış mihraklarca Türkiye'yi zayıflatmak için kullanıldığına katılıyor musunuz?
PKK'nin sahneye çıkarıldığı günden beri söylenen bu sözün gerçekle bir alakası yok. TC devleti Lozan statükosunun aynen devam etmesini istiyor. Bu yüzden de Kürdistan meselesi konusunda herhangi bir çözüm önerisini, varlığına yönelik bir komplo olarak görüyor. PKK’nin yukarda gerçek öyküsünü anlattım. PKK NATO’nun icazetiyle Türk Gladio’su tarafından kuruldu ve halen de ipleri Türk yönetiminin elinde. “Düşük yoğunlukta çatışma” tamamen Kürdistan’la sınırlı bir proje. Kürdistan’ın ötesi PKK’nin askeri faaliyetlerine yasaklıydı. Otuz yıl süren bu savaş süresince PKK Kürdistan dışında Türklere yönelik infial uyandıracak kanlı bir eylem gerçekleştirmedi.
HDP kirli kimliğini demokrasi ile gizliyor
HDP'yi denklemin neresinde tutuyorsunuz?
HDP, adında "demokrasi" olan bir parti. Parti programının neredeyse her satırında "demokrasi" sözcüğü var. Üstelik diğer partilerden farklı olarak demokrasiyi, tavandan değil, tabandan inşa etmekte söz ediyor. HDP'de demokrasi aşkı, ultra demokratik “öz yönetim”i savunacak kadar ileri bir boyuta. Şüphesiz bu tamamen sahte bir görüntü. HDP’nin gerçek zihniyetinde demokrasinin "d"si bile yer yok. Terörizm yardakçısı, hileli ve gizli servis güdümlü olan HDP, demokrasi kavramıyla bu kirli kimliğini gizlemeye çalışmaktadır.
Öcalan'ın avukatı oldum, çünkü...
Sizin Öcalan'ın avukatlığını üstlenmeniz nasıl oldu? O zamanlar kendisine inanıyor muydunuz?
Öcalan'ın devlet görevlisi olduğunu silah patlattığı ilk günden beri söylüyorum. Bu nedenle ona karşı hep sert bir muhalefet yürüttüm. Öcalan beni açıkça ölümle tehdit etti. Bunlara rağmen rağmen Öcalan TC'ye getirildiğinde iki nedenle onun avukatlığını üstlendim… Birincisi, o günlerde herkes gibi bende de TC'nin Öcalan'ı artık gözden çıkardığı kanaati hakimdi. Onun bu durumundan yararlanarak mahkemede en azından Kürt karşıtı bir tutum izlemekten onu alıkoymayı umuyordum. Çünkü getirilirken uçakta sözler ve video kayıtları çok ürkütücüydü. Gerçek kimliği ne olursa olsun Öcalan mahkemede Kürtleri temsil edecekti. Onun göstereceği olumsuz bir tutum hem Kürtler arasında büyük bir moral çöküntüsü yaratacaktı, hem de onların dünya alem nezdinde Küçük düşmesine neden olacaktı. Beni onun avukatlığını üstlenmeye sevk eden ikinci ve asıl neden, PKK'nin onun ve Türk gizli servislerinin güdümünden kurtulmasına katkıda bulunmaktı. Şüphesiz benimkisi ham bir hayaldi. Mahkeme tiyatroydu ve senaryosu çok önceden hazırlanmıştı. Beni de oyuna dahil etmek istiyorlardı. Bunu farkettiğim an Öcalan'ın avukatlığını bıraktım.
Bağımsız Kürdistan'ı destekliyorsunuz. Bunun Kürtlere ve bölgeye ne katkısı olabilir sizce?
Bağımsızlık her milletin hakkıdır. Kürtler de bir millet olduğu için doğal olarak onların da hakkı. Üstelik Kürtler Ortadoğunun en kadim halkı. Çağımız millet-devlet çağı. Bağımsızlık mücadelesinde hukukun sınırları içinde kalınmalı. Kürtler büyük bir millet. Barışçıl yöntemlerle bu hakkı elde etmesi çok daha rahat olacaktır.
PKK YPG’leştirilecek, yeni patron Amerika olacak
Peki PKK'nın bundan sonrası ne olacak? Tahmininiz var mı?
PKK ile ilgili gelişmeleri sadece bu organizasyonla TC arasında ilişkilerle sınırlı ele alırsanız doğru sonuçlara ulaşamazsınız. Gelişmeler daha çok kapalı kapılar arkasında cereyan ediyor. Bize yansıyan devede kulak. Ayrıca bu ilişkinin bir de milletlerarası boyutu var. Gelişmeleri değerlendirirken Amerika’yı ve Avrupa Birliğini mutlaka hesaba katmanız gerekiyor. Son yıllarda TC'nin PKK siyasetinde çok önemli bir değişim oldu ve hiç kimse bunun üzerinde durmadı. Türk yönetimi eskiden, PKK’nin silah bırakması, kendisini feshetmesi ve üyelerinin teslim olmasını istiyordu. Son yıllarda Türk yönetimi bu şartlarından vazgeçti ve yerine, PKK'nin TC’ye karşı silahlı faaliyetlerini sona erdirmesi ile sınırlı bir talepte bulunmakla yetindi. Başka bir ifadeyle Türk yönetimi PKK'ye, "Bana dokunma, nereye gidersen git beni ilgilendirmez” diyordu. PKK öyle nereye gidersen gitsin denecek bir organizasyon değil. Ayrıca TC de bunu kolay kolay söyleyecek bir devlet değildi. Rolü gereği PKK, "Türkün karşı durulmaz gücü" karşısında bir kez daha diz çökecek ve sonra da silahlı güçlerini Kuzey Kürdistan’dan (muhtemelen Güney Kürdistan’dan da) Batı Kürdistan'a kaydırılacak. Bu PKK için hem bir son, hem de yeni bir başlangıç. Rojava’da PKK tarihinin yeni bir dönemi başlıyor. PKK, YPG’leştirilecek. Yeni oluşumun patronu ise NATO adına Amerika olacak.
HDP’ye ne olacak sizce?
PKK’nin silahlı gücünün Kuzey Kürdistan’dan çıkarıldıktan sonra TC’nin elinde ondan geriye, lideri Abdullah Öcalan ve onun legal boyutu olan HDP kalacak. Abdullah Öcalan liderliğinde devletin Kürt partisi olarak Türk siyaset sahnesine katılacak. Bunun için de Öcalan “ev hapsi”ne alınacak ve oradan partisini ve Kürtleri yönetmeye devam edecek.

2 Şubat 2018 Cuma

ABD ORTADOĞU POLİTİKASININ TALİMATLARINI ÖCALAN'DAN ALMİŞ

ABD ve Öcalan gizlice mektuplaşmış

ABD’nin sömürge valisi Brett McGurk, çözüm sürecinde teröristbaşı Öcalan’dan mektuplar aldı. PKK’ya kurdurulacak korsan devlet için birçok öneride bulunan Öcalan, örgütündeki teröristleri ise “ABD isterse bize 6 ayda ordu kurar” diyerek motive etti.

ABD, Suriye kuzeyinde inşa etmeye çalıştığı terör devleti projesi için PKK elebaşısı Abdullah Öcalan’la koordineli çalıştı. Alınan bilgilere göre Öcalan, 2014-2016 döneminde Çetin Arkas, Nasrullah Kuran ve Mikail Barut isimli PKK’lılar aracılığıyla Brett McGurk ve Pentagon temsilcilerine İmralı Cezaevi’nden, Suriye’nin kuzeyinde yapılması gerekenleri içeren raporlar gönderdi.
ABD’nin talebi üzerine bu devlete ‘danışmanlık’ hizmeti veren Öcalan, gönderdiği raporlarda “Cerablus ve Azez hattı birleştirilmeli”, “TSK’ya Afrin konusunda engel olunmalı”, “Konfederasyon ordusu kurulmalı”, “Sınır güvenlik güçleri oluşturulmalı” gibi önerilerde bulundu.
O HAYALE İKİ DARBE
Çözüm süreci döneminde İmralı’ya nakledilen PKK’lı mahkumlar tarafından ABD’lilere iletilen konu başlıkları, 15 Ağustos 2015 tarihinde terör örgütünün yayın organı olan Özgür Gündem gazetesinde yayınlandı. PKK ve DEAŞ’la kurduğu kirli ilişki ağı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan ABD, Öcalan’ın önerilerini süreç dahilinde hayata geçirdi. Fakat Türkiye, güneyden kuşatma projesinin en önemli ayaklarından olan ‘Cerablus-Azez hattının birleştirilmesi’ planını Fırat Kalkanı Harekâtı ile bozdu. PKK/PYD ve müttefiki ABD’ye ikinci büyük darbe ise Afrin’de vuruldu. Teröristbaşı Öcalan’ın, “Afrin’de mühimmat atölyeleri inşa edin”, “Savaş komünü yaratın” ve “Türkiye ile büyük savaşa hazırlanın” talimatları yağdırdığı Afrin’e giren TSK ve ÖSO birlikleri ABD-PKK ittifakının Akdeniz hayalini tamamen bitirdi.
‘SİZİ GEVŞEK GÖRÜYORUM’
İmralı’dan örgüte yolladığı mesajlarda “ABD isterse bize 6 ayda ordu kurar” diyen teröristbaşı, işgaller zinciriyle kurulmaya çalışılan terör devleti sürecini ise Fransız Devrimi’ne benzetti. Pentagon ve sömürge valisi Brett McGurk’a, “Sizinle yalnızca Suriye ve Irak’ta değil tüm Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinde işbirliği yapmaya hazırız” diyen Öcalan, teröristleri ise sık sık şu sözlerle uyardı: “Sizi çok gevşek görüyorum, böyle devam ederseniz çok yerinizden vurulursunuz, Türkiye sizi bitirir. Bu halde Afrin’e çakılıp kalırsanız sizi adım adım kuşatan Türkiye’ye karşı savunmasız kalırsınız. Ne ile karşı karşıya olduğunuzun farkında değilsiniz...”

18 Eylül 2017 Pazartesi

Almanya Türkiye'nin Müttefiki olamaz

Almanya'dan skandal görüntüler.
Almanya'nın Köln kentinde düzenlenen bir festivalde, Almanya'da yasak olmasına rağmen terör örgütü PKK’nın lideri Öcalan’ın posterleri açıldı..
Almanya'nın Köln kentinde, Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) tarafından "25. Uluslararası Kürt Festivali" düzenlendi.
Ren Nehri kenarında bulunan Deutzer Werft Meydanı'ndaki etkinlik, terör örgütü PKK'nın İmralı'da hükümlü bulunan lideri Öcalan lehine bir propaganda çalışmasına dönüştü.
Etkinlik sırasında Almanya'da yasak olmasına rağmen Öcalan posterlerinin çokluğu dikkati çekti. Konuşmaların yapıldığı sahnede de yine büyük bir Abdullah Öcalan posteri yer aldı.Festivalde, üzerinde, "Özgür Öcalan" yazan bir pankart uçakla kent semalarında dolaştırıldı.lmanya'nın değişik kentlerinden ve Almanya'ya yakın ülkelerden gelen katılımcılar sık sık Öcalan lehine slogan attı..
GEÇTİĞİMİZ YIL İZİN VERİLMEMİŞTİ
Mitingin yapıldığı alanda drone ile çekim, stant açmak ve yiyecek-içecek satışı yasaktı.
Festivali düzenleyen NAV-DEM, Alman iç istihbaratı Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından PKK ile bağlantılı kuruluşların çatı örgütü olarak nitelendiriliyor.
Geleneksel olarak düzenlenen festival geçtiğimiz yıl Köln polisinin "Türkiye'deki gerginliğin Almanya'ya yansıyabileceğine yönelik güvenlik endişeleri nedeniyle" iptal edilmişti.

TÜRK MUHABİRİ ALANA ALMADILAR
Etkinlik sırasında Doğan Haber Ajansı (DHA) muhabirinin görev yapması da engellendi.

2 kontrol noktasından kimlik kontrolü ve aramadan sonra sahnenin bulunduğu alana giren DHA muhabiri basından sorumlu olduğunu söyleyen bir kişi tarafından tüm itirazlarına rağmen etkinlik alanı dışına çıkartıldı.

21 Kasım 2017 Salı

Ahmet Kaya'ya Sahip Çıkan Vatansever olamaz

Geçtiğimiz hafta, PKK'lı Ahmet Kaya'ya sahip çıkanları eleştirdiğim "AHMET KAYA'YI ANMAK, APO'YU ÖZLEMEKTİR!" başlıklı bir yazı yazdım. Solcular, komünistler, bölücüler zaten Ahmet Kaya'nın PKK'lı olmasından dolayı ona sahip çıkıyor. Ahmet Kaya'ya "PKK'lı" dediğim için hiçbiri rahatsızlık duymuyor. İlginç olanlar kendine İslamcı diyenler…
Onlarda bir başka Ahmet Kaya hayranlığı var. 
Ahmet Kaya'ya sahip çıkarken onun PKK'lı kimliğini gizlemeye ve onu vatansever olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.
Yazılarımıza da bu manada tepki gösteriyorlar. Savunmalarını da "Ahmet Kaya başörtüsü yasağına tepki göstermişti" şeklinde yapıyorlar.
Ahmet Kaya "Başörtüsü yasağına" tepki gösterince PKK'lı kimliğinden sıyrılıyor ya da onu tertemiz mümin mi yapıyor?
Aynı Ahmet Kaya'nın ateist Öcalan'a "Vallahi Apo'yu özledim, Vallahi dostu özledim" şeklinde methiyeler dizmesine ne diyeceğiz?
PKK ve Apo paçavralarının dalgalandığı salonlarda verdiği konserleri yok mu sayacağız?
Televizyonlarda "gerilla" diye hitap ettiği PKK'lı teröristlerin avukatlığını yapmasını mı görmezlikten geleceğiz?
"Vallahi Apo'yu özledim, Vallahi dostu özledim" diye sevgisini, bağlılığını sunduğu teröristbaşı Öcalan'ın İslam'a yönelik bu hakaretleri ne olacak?
· "Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin Allah`ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım." 
· "Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaş verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum." 
· "Namazın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur"
· "Benim de bazı saplantılarım oldu. Tanrı saplantısından tutalım, başka saplantılara kadar, bir çok saplantı... Bak doğru, bazı arkadaşlar tutkulardan, saplantılardan bahsediyorlar. Benimkini anlatsam dehşete kapılırsınız... Tanrıyı aşabilir miyim, aşamaz mıyım? Benim bir özelliğim de süreçleri zayıf yaşamam. Bu tanrıdan kopuş, aslında nedir? Tanrıdan, ideolojiden kopulmalıdır. Ben Allah`ımla yıllarca uğraşmış adamım. Allah`ımla delicesine pençeleştim." 
· Tanrıyı aştım! Böylece Abdullah Öcalan olabildim. İslam kadınımıza bir şey vermemiştir. Bunun yerine sosyalist ahlakı koyacağız!"

Yüce Allah'a, İslam'a, peygamberimize yönelik daha birçok hakareti olan ateist Öcalan'a bu methiyeleri dizen Ahmet Kaya'nın "Başörtüsü yasağına tepki" göstermiş olması onu kurtarmadığı gibi, en büyük İslam düşmanına sahip çıkarak, onu "dost" görerek bir nevi İslam düşmanlığı yapmaktadır.
Sözde İslamcıların tüm tezleri yanlıştır ve bozuk temeller üzerine bina edilmiştir.  Daha fazla sıkışınca da "Siz Irkçılık yapıyorsunuz" demeleri de ayrı bir komedidir. Sanki biz Ahmet Kaya'nın Kürt yahut Ermeni oluşunu tartışıyoruz ve bu kimliklerinden dolayı onu aşağılıyoruz gibi pozlara giriyorlar. Bizi ne Ahmet Kaya'nın sesi, ne de etnik kökeni ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren tek konu PKK'lı olması ve teröristbaşı Öcalan'a olan bağlılığıdır.
Böyle birine AKP'nin, CHP'nin, Meral Akşener'in kurduğu partinin sahip çıkması Türk milletine ihanet, şehitlerimize saygısızlıktır.
Şehit tabutlarının Anadolu'nun dört bir yanına dağıldığı şu acılı günlerimizde, TRT'nin, AKP medyasının, CHP'nin, Meral Akşener partisinin, AKP'lilerin PKK'lı Ahmet Kaya'ya sahip çıkması acıyı daha çok katlamıştır.
PKK'lı Ahmet Kaya'nın mezarı başında poz veren AKP'liler, CHP'liler, Ahmet Kaya'nın doğum ve ölüm gününü asla unutmayan Meral Akşener'in partisindeki kurucular, başdanışmanlar şehitlerin ruhunu sızlatmıştır.
PKK'lı Ahmet Kaya'ya sahip çıkan herkes, PKK'ya omuz verenlerdir.
Ne yaparsanız yapın Ahmet Kaya'nın PKK'lı kimliğini gizleyemeyecek ve onu bu konuda aklayamayacaksınız…

25 Haziran 2018 Pazartesi

Devlet Bahçeli'nin Türkiye'de Son 16 Yılda Siyasete Yön Veren Kararları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen Devlet Bahçeli, bu yıl da erken seçim isteyerek siyasetin seyrini değiştirdi. İşte Bahçeli'nin 16 yılda siyasete yön veren kararları.. 

 

24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı. MHP de Meclis'teki sandalye sayısını artırırken Bahçeli'nin son 16 yılda Türk siyasetine yön veren kararlarını BBC derledi.

Hükümet ortağı olduğu 2002'de, AK Parti'yi iktidara taşıyan genel seçimin yapılmasını isteyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu yıl da beklenmedik şekilde erken seçim çağrısı yaptı. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Haziran'da erken seçime gidileceğini duyurdu.

2002'DE KOALİSYON BİTTİ AK PARTİ İKTİDARA GELDİ

Devlet Bahçeli, 1999 seçimlerinde DSP ve ANAP'la kurulan koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
Koalisyon hükümetinde ilk kırılma, 13 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinden sonra "idam tartışması" ile başladı.

ÖCALAN'IN İDAM CEZASI İÇİN DİRETTİ

Avrupa Birliği müzakere süreci nedeniyle Türkiye idam cezasını kaldırmaya hazırlanırken, Bahçeli Öcalan'ın idamı için diretti ancak dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in yoğun çabaları sonucu göstermelik olarak idam cezası verilse de bu sonra bu ceza müebbete çevrildi.
Koalisyon idam tartışması sınavını verse de, görünür gerekçesi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatması olan 2001 ekonomik krizi ve arkasından da Mayıs 2002'de Ecevit'in artan sağlık sorunları koalisyon için sonun başlangıcını hazırladı.
Tartışmaların DSP içine de yansımasıyla Temmuz ayı içinde DSP grubunun sayısı, Ecevit'in görevden çekilmemesine tepki gösteren milletvekillerinin istifasıyla yarı yarıya düşmüştü.
Bu gelişmeler sırasında koalisyon hükümetinin ikinci büyük ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 7 Temmuz 2002 günü, partisinin Bursa'nın Keles ilçesinde düzenlediği 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı'nda yaptığı açıklamada 3 Kasım 2002 tarihinde erken seçim yapılmasını istedi.
16 Temmuz 2002'de koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin genel başkanları arasında yapılan zirve toplantısında 3 Kasım'da erken seçim yapılması kararı alındı ve bu karar TBMM'de 31 Temmuz 2002'de onayladı.
Türkiye, böylece 3 Kasım'da 16 yıldır iktidarda olan AK Parti iktidarıyla tanıştı.

2007'DE ABDULLAH GÜL'E CUMHURBAŞKANLIĞI YOLUNU AÇTI

Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın karşısına aday çıkma olasılığı ve KHK'lare yönelik eleştirileri nedeniyle bugün sert sözlerle eleştirdiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 2007'de Cumhurbaşkanlığı yolunu açan isim oldu.
Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Genel Kurul'da 367 milletvekilinin bulunması gerektiği yönündeki kararı sonrası Köşk seçimi yapılamayınca genel seçime gidildi.
Barajı aşarak Meclis'e giren MHP'nin lideri Bahçeli seçimden kısa süre sonra yaptığı açıklamada, "Eğer konu Anayasa Mahkemesi'nin son kararına göre 367 sayısı açısından değerlendiriliyorsa MHP cumhurbaşkanlığı seçiminde orada olacaktır" dedi.
MHP'nin Genel Kurul'daki oylamaya katılma kararı, Gül'e o zaman Cumhurbaşkanlığı'na temsil eden Çankaya Köşkü'nün yolunu açtı.
Gül, 28 Ağustos 2007'de 11. Cumhurbaşkanı seçildi.

2015'TEKİ HÜKÜMETİ REDDETTİ YİNE AK PARTİ KAZANDI

AK Parti hükümeti, 7 Haziran 2015'de yapılan genel seçimlerde, iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra ilk kez, tek başına hükümet kuracak oy oranına ulaşamadı.
Devlet Bahçeli, daha resmi sonuçlar açıklanmadan, 7 Haziran akşamı kendisinin "hiçbir hükümet formülü içinde olmayacağını" ilan edip, kendilerine "ana muhalefet görevi verilmesini" talep etti.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle, dönemin başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu koalisyon için arayışlara başladı.
Kapısı çalınan Bahçeli, AK Parti'nin koalisyon teklifini reddederken, koalisyon formülleri de önerdi.
Bahçeli, "Birinci koalisyon modeli, baştan bu yana birliktelikleri devam eden AK Parti-HDP arasında olması lazımdır. 2. bir koalisyon modeli. AK Parti-CHP ve HDP" diyerek, bir kez daha hiçbir hükümet formülünde yer almayacağını ilan etti.
AK Parti'nin ilk istediği formül olan "AK Parti-MHP koalisyonu"nun olmayacağı anlaşılınca, Erdoğan'ın hiç istemediği formül olan "AK Parti ile CHP koalisyonu" konusunda günlerce görüşmeler sürdü ancak sonuçsuz kaldı.
Erdoğan CHP'ye hükümeti kurma görevi vermeyince, geçici hükümet kurularak 1 Kasım 2015'te erken seçim kararı alındı.
Temmuz 2015'de PKK'nin çözüm sürecini bitirdiğini açıklaması ve arkasından Ankara, İstanbul gibi büyük kentlerde yaşanan ve onlarca insanın yaşamını yitirdiği IŞİD ve PKK saldırıları ülkede büyük bir kaos ortamı yarattı.
"Güven" arayışındaki seçmen yüzde 49,5 oyla AK Parti'yi bir kez daha tek başına iktidara taşıdı.

2016'DAKİ ÇIKIŞIYLA PARLEMENTER SİSTEMİN SONUNU HAZIRLADI



Devlet Bahçeli 15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişimi sonrasında yapılan Yeni Kapı Mitingi'ne katılarak iktidara koşulsuz destek açıkladı.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra gündeme getirdiği Başkanlık Sistemi'ne karşı olan Bahçeli, 15 Temmuz'dan sonra ise tutum değiştirdi. 11 Ekim 2016'da grup toplantısında yaptığı "sürpriz" açıklamayla, AK Parti'ye, dolayısıyla Erdoğan'a "başkanlık önerisini Meclis'e sunması" çağrısı yaptı.
Bahçeli, "Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek" diyerek başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Bundan sonraki süreç hızla ilerledi,
Ocak 2017'de adına iki partinin "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" dediği, "Türkiye tipi başkanlık sistemini" içeren anaysa değişikliği TBMM'den geçti.
Referandum aralığında kabul edilen değişiklik 16 Nisan 2017'de halkoylamasına sunuldu.
Bahçeli, anayasa referandumda "Evet" diyeceklerini açıkladı ve anayasa değişikliği yüzde 51,4 "Evet" oyuyla kabul edildi.
Bahçeli, Türkiye'de "sistem değişikliği"nde de kilit rol oynadı.

MUHALEFETTEN CUMHUR İTTİFAKI'NA

15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi öncesi Erdoğan'a en sert eleştiriler yönelten, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'a karşı, CHP ile birlikte çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyen Bahçeli, darbe girişimi sonrasında başlayan başkanlık anayasası ortaklığını, yine kritik bir hamle ile "ittifaka" taşıdı.
Anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından Türkiye gündemine erken seçim tartışması girdi.
Bahçeli, 8 Ocak 2018'de medya temsilcilerine partisinin cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini ve Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladı. Yapılacak uyum yasaları düzenlemesi ile önce yüzde 10'luk seçim barajının düşürülmesini talep eden Bahçeli, Erdoğan'la yaptığı görüşmeler sonrasında ittifak yapabileceklerini açıkladı ve bunun "cumhur ittifakı" olabileceğini bildirdi.
AK Parti'den de olumlu yanıt gelince, siyasi partilerin isimlerinin oy pusulalarında yer alacağı resmi ittifak düzenlemesi TBMM'de kabul edildi.
Düzenleme, ittifak yapan siyasi partilerden birinin yüzde 10'un üzerinde oy alması halinde "barajı geçmiş sayılacağı" hükmü içerdiği için, Bahçeli partisini TBMM'ye sokmayı da garantilemiş oldu.

2018'DE BİR KEZ DAHA ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI



Devlet Bahçeli, son kritik çıkışını da yine partisinin grup toplantısında ve 16 Nisan 2017 referandumunun yıldönümünden bir gün sonra yaptı.
Tıpkı 2002'de olduğu gibi, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine yaklaşık 1,5 yıl kala, seçimlerin 26 Ağustos 2018'e alınması çağrısında bulundu.
Bahçeli'nin bu kararında, Mart 2019'da yapılacak olan yerel seçimlerden çıkabilecek olumsuz sonuç ve AK Parti ile seçim kampanyası sürecinde tabanda yaşanabilecek kırılmaların yaklaşık 7 ay sonra yapılacak olan genel seçim ittifakına "olumsuz yansıyabileceği" endişesinin yattığı belirtiliyordu.
MHP beklentilerin aksine seçimden sandalye sayısını artırarak çıkmayı başardı.
24 Haziran'da gerçekleşen erken seçimin sonucunda Erdoğan, Türkiye'nin ilk yürütme yetkisine sahip cumhurbaşkanı seçilirken MHP de kesin olmayan sonuçlara göre Meclis'teki sandalye sayısını 35'ten 50'ye çıkardı ve Cumhur İttifakı TBMM'de çoğunluğu sağladı.
Kesin olmayan sonuçlara göre AK Parti'nin 293 milletvekiliyle temsil edileceği Meclis'te çoğunluğu bulunmayacak. Bu yüzden AK Parti yeni dönemde TBMM'de yasa çıkarmak için MHP'nin desteğine ihtiyaç duyacak.

4 Şubat 2018 Pazar

BAYAN BÖKE HER HALTI BİLİYORDUN YA?

Tamer Ashraf
Habertürk'ün  program sunucusu Kübra Par  "Suriye'de PYD yapılanmasını terör örgütü olarak mı yoksa Kürtlerin temsilcisi olarak mı görüyorsunuz" şeklinde bir soru soruyor.
CHP milletvekili Selin Sayek Böke bu soruya aynen şu cevabı veriyor :Ne ben ne arkadaşlarım bir yapının terör örgütü olup olmadığına dair bir değerlendirme yapacak istihbari bilgiye ve kurumsal yapıya sahip değiliz" 

Sen ve arkadaşların her haltı biliyordu, her konuya maydanoz oluyordu, PYD'nin PKK'nın Suriye kolu olduğunu nasıl bilemiyorsun?
Genel Başkanın Kemal Kılıçdaroğlu ve  CHP'li arkadaşların bilemediği için mi, bugüne kadar hep PYD-YPG güzellemeleri yaptılar?
Kemal Kılıçdaroğlu'na hangi istihbarat bilgisi gelmişti de "YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum" demişti.
Sezgin Tanrıkulu'na hangi istihbarat bilgisi gelmişti de "PYD bir terör örgütü değil" demişti.
CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve  Gamze İlgezdi'ye hangi istihbarat bilgisi gelmişti de  PYD'ye katılıp Kobani'de öldürülen teröristin cenazesine katılıp, hüngür hüngür ağlamıştılar?
Söz konusu PKK'nın uzantıları PYD-YPG olunca bilemiyorsunuz da, içinde birçok Türkmen tugayın olduğu ve Türk Ordusu yanında PKK'ya karşı çarpışan ÖSO hakkında milletvekili arkadaşın Eren Erdem nasıl "Asıl vatan hainliği TSK'yı ÖSO gibi bir terör örgütüyle operasyona yollamaktır. ÖSO kimdir ya, kimdir bu çapulcu sürüsü, kimdir bu it sürüsü? Kimler bunları beslemiş? Kimler bunları bu hale getirmiş?" diyebiliyor?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz "ÖSO'nun temelindeEl Kaide var." diyebiliyor?
Türk Ordusuna yardım edenler hakkında istihbarat bilgileri size anında geliyor da, Türk Ordusuna karşı kurşun sıkan PKK'nın uzantıları hakkında nasıl bilgi gelmiyor?
Selin Sayek Böke sen ve arkadaşların her şeyi adınız gibi biliyorsunuz?
Bu terör örgütleriyle yanyana durduğunuzdan dolayı sırf milletin tepkilerini azaltmak için ahmak rollerine bürünüyorsunuz.
PYD-YPG giydikleri kıyafetlere Apo'nun armalarını takacak, her yere Apo ve PKK paçavraları asacaklar, PYD'nin başındaki alçak Salih Müslim "Öcalan'ın fikirlerini benimsiyorum" diyecek, teröristbaşı Öcalan Salih Müslim'le ilgili İmralı'dan "Salih Müslim'e selam söyleyin o da toyluk yapmasın. Bayrağı indirdik, özerklik niyetimiz yok falan ne gerek var. Ya bayrağı asma ya da böyle yapma. Özerklik niye istemesin, isteyecek tabi. (2013 yılı Temmuz ayında Ceylanpınar'ın karşı tarafına PYD bayrağı asılınca Türk kamuoyu büyük tepki göstermiş, bunun üzerine PYD, bayrağı indirmek zorunda kalmıştı. Salih Müslim de konuyla ilgili açıklamasında "Özerklik gibi bir niyetlerinin olmadığını" söylemişti. Öcalan bu olaya 1 ay sonra tepki vermiş göstermişti) Pratik deneyimlerinizi biraz Salih Müslim'le paylaşın. " talimatları verecek ve yönlendirme yapacak ama Selin Sayek Böke PYD'nin terör örgütü olduğunu bilmediğini iddia edecek… 
Hadi oradan BÖKE…
CHP'de Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı ve Parti Sözcülüğü görevinden istifa etmeden önce o iğrenç üslubu ile sürekli MHP'ye sataşan Selin Sayek Böke istihbarat bilgisine gerek yok, her yerden rahatlıkla ulaşabileceğin PYD'nin tüzüğüne baktığında zaten direkt PKK'nın uzantısını olduğunu anlayacaksın. Ama senin HDP'nin her şeyine sahip çıkan birisi olarak numara yaptığını bizler çok iyi biliyoruz.
PYD'nin tüzüğündeki şu konu başlıklarına bak bakalım, terör örgütü mü değil mi?

 "ÖRGÜT ÜYELİĞİ/SİSTEM YURTTAŞLIĞI" 
PYD tüzüğü: "18 yaşını dolduran kişi Önder Apo'nun demokratik uygarlık çizgisine, parti programına ve yönetmeliğine inanır ve yaşamına uygular."

CİNSİYET MÜCADELESİ
PYD tüzüğü: "Kürt halk önderi Öcalan'a bağlılığı şeref bilmeli ve onun özgürlüğü için mücadele edilmelidir. Demokratik Konfederalizm sisteminin oluşması için büyük çaba göstermelidir. Cinsiyet mücadelesi yürütülmeli ve kadının özgürlük çizgisine inanmalıdır."

ÖRGÜT YAPISI VE ORGANLAR
PYD tüzüğü : Abdullah Öcalan. Kongre: Partide en yüksek karar organıdır. Kongre parti başkanının onayıyla ya da parti yürütme komisyonu üyelerinin kararıyla vaktinden önce toplanabilir. Konferans: Bölge ve eyaletler konferanslarını parti konferansından önce toplar. Parti Encümeni: İki kongre arasında amaçlarını belirler. Kongre tarafından seçilir. Parti başkanı.

Al sana PYD'nin terör örgütü olup olmadığına dair bilgi…
Hadi çık, PYD konusunda üç maymunu oynamaktan dolayı Türk milletinden özür dile BÖKE!
PKK'yı ve uzantıları PYD'yi, YPG'yi korumak adına HDP bile bu kadar rol yapamamaktadır ama ihanetin merkezi haline gelen CHP aklınca cambaza bak oynamaktadır. Ama CHP bu haliyle sadece ahmakları kandırır. 
Selin Sayek Böke'nin PYD hakkındaki sözlerine ahmaklar dışında inanan var mıdır?

BAYAN BÖKE HER HALTI BİLİYORDUN YA?

KÖŞE YAZILARI / 2018-02-03 07:49:55YILDIRAY ÇİÇEK ORTADOĞU GAZETESİ

19 Şubat 2018 Pazartesi

Esed Afrin'e giriyor!


Resmi duyuru geldi! Esed Afrin'e giriyor!

Suriye Devlet Televizyonu açıkladı. Rejim güçleri birkaç saat içinde Afrin'e giriyor.

Suriye Devlet Televizyonu açıkladı: Rejim güçleri birkaç saat içinde Afrin'e giriyor.
ESED İLE PYD/PKK İLİŞKİSİ
PYD/PKK'nın Suriye'deki varlığı 1979'da terörist elebaşı Abdullah Öcalan'ın Suriye'ye kaçmasıyla başladı. Bu tarihten sonra teröristlerin katılımıyla örgütün yapısı ve eylemlerinin belirlendiği birçok kongreyi, Suriye'deki kamplarda gerçekleştiren Öcalan, PKK'yı yaklaşık 19 yıl boyunca Suriye'den yönetti.
Terör örgütü PKK, Suriye'deki ilk kongresini 1981 yılında yaptı. 1982 yılında Suriye'nin başkenti Şam'da yapılan ikinci kongrede Hafız Esed rejiminin desteği ile Türkiye'ye karşı silahlı mücadele kararı aldı.
Hafız Esed iktidarı, Türkiye ile başta Hatay ve su sorunu ile gerilen ilişkilerde kullanmak üzere, PKK'nın Suriye'nin kuzeyinde örgütlenmesine yardım sağladı.
Suriye'de PYD adını alan PKK güdümündeki terör örgütünün liderliği, Şam istihbaratına üye Mervan Zeki'ye verildi. PYD/PKK'nın eski sözde başkanı Salih Müslim de bu partinin siyasi ofisinden sorumluydu. Şam'ın talimatı ile PYD, Öcalan'ın Suriye'yi terk etmesinden iki ay sonra 12 Ekim 1998'de resmen siyasi hayata katıldı.
Adana Mutabakatı ile Öcalan'ın Suriye'yi terk etmesinin ardından Şam'da yaşanan yönetim değişikliği ile Esed-PKK ilişkisi de yenilendi. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşının yol açtığı kaos ve otorite boşluğunda Esed rejiminin desteği, terör örgütü PKK'nın ülkenin kuzeyinde PYD adı altında örgütlenmesine, silahlı ve idari yapılar teşkil etmesine zemin hazırladı.

6 Haziran 2018 Çarşamba

TERÖRİSTBAŞI APO'NUN PROJESİNE SAHİP ÇIKANLAR

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

"Ailenizden bir kişinin mutlaka HDP'ye oy vermesini sağlayın. HDP'nin barajı geçmemesi durumunda Millet İttifakı'na verdiğiniz oylar seçilenlerin vekil maaşı alması dışında bir işe yaramaz. Bu gerçeği bilin, adımınızı ona göre atın."


Bu cümleler, CHP Strateji Geliştirme Komisyon Başkanı Fidel Okan'a ait. 

Zaten CHP'nin yaptığı en büyük stratejik hamle 7 Haziran seçimlerinden bu yana HDP'ye bakıcılık yapmak ve Fidel Okan isimli fikir dansözünü böyle bir komisyona başkan yapmaktır.

CHP, Fidel Okan'ı bu göreve getirmeden öncede HDP ile yatıp, HDP ile kalkıyordu. Fidel Okan'ın ürettiği yeni bir strateji değil yani…

7 Haziran 2015 seçimlerinde, MHP'yi ikna etse HDP ile koalisyon bile kuracaktı. MHP kendine yakışanı yaparak, bu şerefsiz teklifi CHP'ye haddini bildirerek ret etmişti.

O seçimlerde, CHP Genel Başkan yardımcıları bile "barajı aşsın" diye ailece HDP'ye bile oy vermişti. Bunu utanmadan, yüzleri kızarmadan açık açık itiraf etmişlerdi.

O günden bu güne CHP'yi HDP ruhuyla yönetiyorlar. CHP içinde HDP'ye, PKK'ya sahip çıkmayan neredeyse yok gibidir.
HDP ve terör örgütü PKK nerde sıkışırsa ilk yardım çantası CHP anında yetişmektedir.

PKK'lı Selahattin Demirtaş "HDP Öcalan'ın Projesidir" diyerek, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık "HDP projesinin mimarı Önder Apo'dur" diyerek HDP'nin hangi kanlı el tarafından kurulduğu açıkça ifade etmişlerdi. 

İşte bu yüzden, HDP'yi ve yöneticilerini siyaset projesi olarak kullanan kim varsa teröristbaşı Öcalan'ın ve terör örgütü PKK'nın yoldaşıdır.

CHP işte bu yoldaşlığın başaktörü durumundadır. İttifak yaptığı İP ve SP ise bu konuda CHP yancılığı yaparak HDP'ye ve yöneticilerine sahip çıkmaktadır.

CHP öyle bir bulaşıcı hastalık taşıyor ki, düşünsenize MHP'de iken PKK'lı Selahattin Demirtaş'a "Apo'nun heykellerini dikeceğiz" dediği için "Ey gafiller Abdullah Öcalan'ın heykelini yapacakmışsınız. 

Yapın da görelim. Heykeli yapan o elleri kırarız. Bu irade o elleri kırar" diyen CHP yancısı Meral Akşener bile şimdi "Sayın Demirtaş'lı" başlayan cümlelerle CHP ve HDP'ye yaranmak için açık açık PKK'lı Demirtaş'ın serbest bırakılmasını istemektedir.

FETÖ'nün MHP üzerinde operasyon yaptığı dönem, Fidel Okan'ın desteklediği kişinin Meral Akşener olması da bugün zihniyet ortaklıklarını göstermektedir. 

Her iki isim, bugün CHP ortak noktasında ve HDP projesinde birleşmiştir.

CHP'nin zihniyeti ve Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, HDP-Demirtaş diyor başka bir şey demiyor.

İP'in zihniyeti ve Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, HDP-Demirtaş diyor başka bir şey demiyor.



SP zihniyeti ve Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, HDP-Demirtaş diyor başka bir şey demiyor.

Onbinlerce masumun, askerin, polisin katili terör örgütü PKK'yı HDP ve Demirtaş üzerinden aklamaya çalışıyorlar.

Mitinglerinde garip garip sesler çıkaran Meral Akşener, utanmadan sıkılmadan "Sayın Demirtaş sanık, sayın Demirtaş hükümlü değil. 

Sayın Demirtaş'ın adaylığını YSK kabul etti. Dolayısıyla eşit şartlarda cumhurbaşkanlığı adaylığı kampanyasını yapmalıdır. Diyelim ki bu kampanya bitti, sayın Demirtaş beraat etti. Türkiye bunu nasıl anlatabilir. Bunun yanlışlığını en başından itibaren söyledim. Aynı fikrim de devam ediyor" diyerek PKK'lı Selahattin Demirtaş'ı kurtarmaya çalışıyor.

Utanmaz kadın, "HDP terör eylemlerine bu kadar destek veren birini Cumhurbaşkanı adayı göstereceğine en azından sicili daha temiz birini aday gösterseydi" diyeceği yerde Sayın Demirtaş papağanlığı yapıyor. 

Demirtaş'ın beraat etmesinden bahsediyor. Eli kanlı PKK'lı Demirtaş'ı serbest bırakacak yargı düzeninin de, onu serbest bırakma çağrısı yapanın da Allah belasını versin.

Kobani olaylarındaki kışkırtıcı rolü, Hendek olaylarında terör örgütü PKK'ya destek verip, TSK'yı aşağılama rolü, İmralı ve Kandil hattında terör meşrulaştırma rolü, terör örgütü PKK'ya yardım ve yataklık rolü ortada iken böyle birine nasıl sahip çıkabiliyorlar akıl alacak gibi değil…

Atatürk'ün kurduğu CHP'nin hali, MHP'den ayrılıp parti kuranların hali, nasıl projelerin kucaklarına düştüklerini gösteriyor.
Türkiye'yi bölmek isteyenlere, asker, polis katillerine sahip çıkmak için birbiriyle yarışıyorlar.

CHP'li, İP'li, SP'li yöneticiler tüm oylarınızı götürüp HDP'ye vermezseniz sizden ala karaktersiz de yoktur. 

Oyunuzu HDP'ye verin ki, genel başkanlarınız rahatlasın, böylece HDP kurtulsun…
Size ne desek az da. Biz yine de ölçüyü koruyup susalım…
Nihat Genç ölçüyü kaçırıp, hepinizi tatmin etmiş zaten… Doymadıysanız o zaman söyleyin, bizde takviye yapalım…

Kaynak:Yıldıray Çiçek Ortadoğu Gazetesi

18 Haziran 2018 Pazartesi

Chp'nin Öcalan'la Birliktelikleri Nedendir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
Muharrem İnce 26 Nisan 2018'de bugünkü soruya üstü kapalı olarak isim belirtmeden cevap vermiş. Nasıl mı? Ahmet Hakan'ın aktardığına göre şu şekilde amacını açık etmiş: "Cumhurbaşkanı yardımcılarını baştan ilan edeceğim: Bir yanıma muhafazakâr bir ismi, bir yanıma milliyetçi bir ismi, bir yanıma bir Kürt'ü, bir yanıma bir Alevi'yi alacağım Cumhurbaşkanlığı yardımcısı olarak"

Demek oluyor ki Özgür Özel kafasından bir şey söylemiyor. Muharrem İnce'nin bu açıklamasına göre çıkarımda bulunuyor. Bu oyun şimdi daha iyi ve net bir şekilde ortaya çıkıyor. Saklamalarına hiç gerek yok o zaman biz tamamlayalım yani daha doğrusu isimlendirelim. Muhafazakar yardımcı TemelKaramollaoğlu, Milliyetçi isim olarak Meral Akşener, Kürt isim olarak da Selahattin Demirtaş. İşte size (Türk Milletinden başka) hiç kimsenin hayır diyemeyeceği bir tablo. Ne dış güçlerin ne de içeride kurulmuş olan ittifakın
Tamam da Erdoğan'ın ettiği tamam lafını Y-CHP'liler gibi gereksiz yere kullanarak tamam diye reklam yapanlar, kurdukları ittifakla neden Avrupa Yerel Yönetimler Şartının uygulanmasını açıklamadan bir madde olarak yazıp kabul ettirmeye çalışıyorlar?
"Özerkliği" kuracağız diyerek nasıl olurda birlik ve beraberlikten söz edeceksiniz? Bölgelere ayrıştırdığınız yerlerde yerel parlamentolar kurup kapısına bölgenin adını taşıyan şekilde kendi bayrakları ve Türk bayrağı ile temsil edilen bir meclisten yönetilmesini böylece o bölgenin haklarının korunacağını söylemek hangi akla hizmettir? Yerel parlamentolar kurup birlik içinde yaşayacağımızı savunmak aslında milleti kafanızda böldüğünüzü göstermektedir. Bir de kapıya Türk Barağının yanında bölgeye verdiğiniz adın bayrağını asmak anayasal hakları yerelleştirmek ve bir bütün olan bu ülkeyi komünistlerin istediği gibi bölgelere bölmektir.

Bu uygulamayı kabul eden hatta Evren'in bile 8'e böldüğü bir bütün olan Türkiye'yi federatif yapıya bölenlerin, ayıranların dün istenen federatif yapının bugün Abdullah Öcalan tarafından savunulduğunu görmek ve bilmek nasıl oluyor da sizi başta Müsavvat Dervişoğlu'nu fedarasyona karşı olduğu halde bunu isteyenlere karşı sessiz kalmasını sağlıyor? Her fırsatta milliyetçiyiz diyenler özerkliği nasıl izah edeceklerdir? Unutulmasın ki herkesin bir hesabı varsa yüce Allah'ın da büyük bir hesabı vardır! Bunu herkes çok iyi bilmeli ve ona göre hareket etmelidir.
Dün açık bir şekilde uygulanmak istenen özerkliğe ve federasyona karşı olanlar ve karşı duranlar, şimdi Y-CHP'nin bu isteğine ittifak ortağı olarak sahip çıkmaları Amerikan güdümüne girdiklerini gösteriyor.
Rahmetli Mesut Yılmaz'ın dediği gibi "Evren'le Öcalan'ın aynı yerde buluşmalarına bir söz bulamıyorum." Y-CHP'nin özerklik anlaşmasını seçim beyannamesine alması nasıl bir milliyetçilik olayıdır sorarım sizlere? Allah için anlayan ya da çözen biri varsa aranızda ki tabi ki bunların amacını bilip de susan vardır aranızda. İyi parti olmanızın sebebi bu mudur yoksa…
Kim ki özerklik diyorsa yıkılıp gitsin. Kendi yıkıntısında kaybolsunlar. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Sağlıcakla kalın!

25 Ocak 2018 Perşembe

Zeytin Dalı Harekatı ve Suriye'de yeni dinamikler

Tamer Ashraf
Terör örgütü PYD/PKK’nın son dönemde Rusya ve Suriye yönetimlerini yok sayarak ABD ile politika yürütüyor olması, Rusya’nın PYD politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu.

ABD'nin Türkiye'yi terör örgütleriyle karşı karşıya getiren politikaları, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yürütülen Fırat Kalkanı Harekatı ile yavaş yavaş etkisini kaybettiği söylenebilir.


24 Kasım uçak kriziyle Türkiye-Rusya ilişkileri en kritik dönemlerini yaşadığı devrelerde bile ABD ve NATO’nun Türkiye’yi yalnız bırakması güvensizliğin artmasında etkili oldu. Rusya-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi ve Suriye’de siyasi çözüme yönelik işbirliği ABD başta olmak üzere Batılı müttefiklerin politikalarını etkiledi. Türkiye’den Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi sorgusuz bir itaat bekleyen ABD ve Batı ülkeleri, Türkiye’nin bağımsız politikalarına karşı zorlayıcı argümanlar sahaya sürmeye başladı. Bu argümanlardan birincisi olan FETÖ unsurunun başarısız olmasıyla ikinci unsur olan PYD faktörü uzun süre siyaseten ülkenin gündeminde oldu. ABD’nin Türkiye politikalarında Pentagon ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki farklılık, tutarsız davranmasında da etkili oldu. Bu tutarsızlık Suriye başta olmak üzere birçok sahada Türkiye-ABD anlaşmazlığının sebepleri arasındadır.

Afrin operasyonu dönüm noktası

Türkiye'nin Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekatı, Suriye'de yedi yıldır devam eden savaşta önemli bir aşamayı temsil ediyor. PYD/YPG olarak nitelendirilen PKK’nın devamı niteliğindeki güçlerin Suriye’de oluşturmaya çalıştığı terör koridoru ve terör ordusunun yok edilmesi Türkiye’nin temel politikasıdır.
ABD, PKK'yı terör örgütü olarak tanımasına rağmen YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamamaktadır. ABD, 2015'te DEAŞ ile mücadelede müttefik olarak PYD/YPG’yi ilan etmiştir. PYD, 2003 yılında PKK'nın uzantısı olarak kurulmuştur. Bu örgütün parti tüzüğünde, elebaşı Abdullah Öcalan'ın "felsefesinden gurur duymak ve bu felsefeye bağlı olmak, Öcalan'ın esaretten kurtarılması için milli, ahlaki ve insani bir görev olarak mücadele etmek" vardır. PYD'nin askeri kolu YPG ise "Kuzey Suriye Federasyonu'nun" resmi ordusu olarak ilan edilmiştir. 2004 yılında teşkilatlanmaya başlayan bu oluşum resmi olarak YPG ismiyle 2011 yılında kurulmuştur. YPG'nin kadın savaşçıları tanımlamak için YPJ adıyla 2013 yılında kurduğu oluşum ise daha çok propaganda amacıyla kullanılmaktadır. YPG'nin toplamda 60 bin civarında savaşçıya sahip olduğu tahmin edilmekle birlikte ABD’nin bu sayıyı 100 bine çıkarmak için planlar yaptığı iddiası vardır.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise Türkiye’nin terör vurgusu sonrası Ekim 2015'te ABD tarafından oluşturulmuştur. SDG yapısında PYD ve YPG temeldir. Bunun dışında göstermelik de olsa Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen birlikler de vardır. Bu oluşumların genel gayesi Suriye’nin kuzeyinde ABD’ye bağımlı yeni bir devlet kurulmasıdır.
ABD’nin askeri yardımlarıyla güçlenen PYD, Haseke-Amude ilçesi, Halep-Afrin ilçesi ve Kobani ilçesini Ocak 2014’te kanton ilan ederek özerk yönetim kurduğunu duyurdu. Mart 2016’da üç kantonu içeren bölgede Kuzey Suriye Federasyonu ilan edildi. Aralık 2016’da Rimeylan’da federal bir yönetimi tarif eden anayasa taslağı duyuruldu. Toplumsal Sözleşme olarak adlandırılan bu anayasa, 22 Eylül 2017 tarihinde seçimleri öngören sistemin ilk adımı oldu. Kantonlarda mahalle yönetimleri belirlendi. 3 Kasım 2017’de kasaba ve belde icra konseylerinin üyeleri seçildi. 19 Ocak 2018’de ise her bir kanton için ayrı meclis ve ortak parlamento seçimi yapılması öngörülüyordu. Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı bu süreç, ABD’nin kuracağı milli ordu ile tamamlanacaktı.

Harekat, Rusya açısından beklenen bir gelişme

Türk ordusunun Afrin'deki operasyonu öncesinde ve sonrasında Rusya’nın tavrı sıkça gündeme geldi. İlk operasyon belirtileri geldiğinde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Rus askerlerinin geri çekildiğine dair yalanlaması bir anda ilgi çekmişti. Fakat Rusya Genelkurmay Başkanlığının Rus askerlerinin güvenli alanlara çekildiğini açıklamasıyla da tartışma sona erdi. Türkiye’nin Afrin operasyonu Rusya açısından uzun süredir beklenilen bir askeri gelişmedir. Çünkü Putin-Erdoğan görüşmelerinde Türkiye, Afrin konusunu her görüşmede masaya getirmiştir. Rusya ilk zamanlar Afrin konusunda ihtiyatlı davranmışsa da PYD’nin son dönemdeki politikalarını gördükten sonra PYD için Türkiye ile bir krize girmeyi tercih etmemiştir. Rusya, Afrin operasyonundan bir gün önce askerlerini Tel-Rifat bölgesindeki geçiş gözlem yerine konuşlandırmıştır.
Afrin operasyonu başladıktan sonra PYD unsurlarının Rusya’ya karşı sert açıklamalarını gördük. Hatta bu açıklamalar arasında PYD ile Esed arasında yapılan görüşmelere Rusya’nın aracılık ettiğini de anlamış olduk. Şöyle ki YPG'nin sözde genel komutanı Sipan Hamo’nun bundan sonra Esed ile görüşmelerde Rusya’yı aracı olarak kullanmaya ihtiyaçlarının olmadığını açıklaması, bu sürecin özeti niteliğindedir.
ABD’nin politikaları ve destekleri, PYD’yi doğrudan ABD’nin bağımlısı bir örgüt haline getirmiştir. PYD, aldığı silah yardımı ve destekle hem Esed hem de Rusya ile mücadele edebileceği düşüncesine kapılmıştır. Rus yetkililer ile Kamışlı’da yapılan görüşmelerde, PYD’nin bağımsızlık, milli ordu taleplerinin aslında ABD’nin talepleri olduğu Rusya tarafında anlaşılmıştır. Rusya son Suriye Ulusal Diyalog Kongresi hazırlıkları devam ederken PYD’nin diğer Kürt gruplara yaptığı baskıdan da rahatsız olmuştur. PYD, Rusya’nın davet ettiği Kürt aşiret liderlerini tehdit ederek kongreye katılmaları engellenmeye çalışmıştır. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin PYD tarafından bu şekilde sabote edilmeye çalışılması, tabiri caizse bardağı taşıran son damla olmuştur.
PYD’nin son dönemde Rusya ve Suriye yönetimlerini yok sayarak ABD ile politika yürütüyor olması, Rusya’nın PYD politikasında değişikliğe gitmesine neden oldu. Örneğin Rakka ve Deyri Zor bölgesinde Esed ve Rus unsurlarına saldırı düzenleyen unsurların PYD ile bağlantıları vardı. Rakka’nın DEAŞ’tan temizlenmesinden sonra şehrin Arap aşiretlere veya Esed’e teslim edilmesi gerektiğine dair Rusya görüşüne de PYD karşı çıkmıştır. Yani PYD’nin son altı ayda yapmış olduğu faaliyetlerin büyük çoğunluğu Rusya çıkarlarına aykırıdır.
Rusya açısından PYD’nin hedef olmasında ABD’nin aktif olarak Kürtler arasında ayrılıkçı fikirleri teşvik etmesi ve etmeyi sürdürüyor olması da etkili olmuştur. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, "ABD ya durumu anlamıyor, ya da yaptığı kesinlikle bilinçli bir provokasyon" ifadesi PYD-ABD işbirliğine yapılan bir vurgudur.
Rusya’nın 2015 yılında Suriye’ye müdahalesinde, PYD ile ilişkileri olumlu ilerlemişti. Afrin bölgesinde "gözlemci uzman" adıyla Rus askeri yerleştirilirken yine Münbiç bölgesinde DEAŞ ile mücadelede Rus ordusu ile PYD unsurlarının birlikte hareket ettiklerini basından biliyoruz. Günümüzde Münbiç bölgesinde de Rus askeri gözlem noktaları mevcuttur. Yine Kamışlı bölgesinde, Rus askeri uzmanların görev yaptığı tahmin ediliyor. Türkiye’de ne zaman Afrin konusu gündeme gelse, bu operasyonun Rusya tarafından engellendiği dile getiriliyordu. Bu durum iki ülke için kırılma noktalarından birisiydi. Türkiye’nin Afrin operasyonu, bu bakımdan bir belirsizliği de ortadan kaldırmış oldu.
Suriye’deki güçlü işbirliği, Türkiye-Rusya arasında Türk Akımı başta olmak üzere enerji alanındaki işbirliği ve askeri işbirlikleri de PYD’nin tercih edilmemesinde önemli faktörlerdir. Türkiye ve Rusya arasında Afrin-İdlib değişimine dair bir anlaşma olduğu iddialarının ise Türkiye’nin yaptığı açıklamalarla doğru olmadığı anlaşılmıştır.

Zeytin Dalı Harekatı Soçi sürecini etkiler mi?

Türkiye’nin Afrin'de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı'nın Soçi’de toplanması planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ni etkileyebileceğine dair görüşler sıkça gündeme getirilmekte. Bu haliyle kongreye katılmamak kararındaki bazı muhalif güçlerin, Afrin operasyonuyla birlikte görüşlerinin olumlu yönde değiştiğini görüyoruz. Tek fark PYD’nin kongreye katılacak Kürt aşiret temsilcilerini tehdit etmesidir. Bu nedenle kongrenin Kürt temsilciler olmadan toplanması ihtimali bulunuyor. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nde yeni anayasa üzerindeki çalışmaların başlatılması planlandığına göre PYD’nin görüşleri dikkate alınmadan bir anayasanın hazırlanması mümkün olabilir.
PYD/YPG'nin kontrolündeki SDG'nin, Afrin harekatı başladıktan sonra ''Soçi Konferansı ve sonuçlarını reddediyoruz. Ruslar pozisyonlarını tekrar değerlendirmeli” açıklaması bir tavır olarak kabul edilebilir. Afrin operasyonu öncesi birçok görüşmede, Rusya’nın PYD’yi de kongreye bir şekilde dâhil etme çabaları mevcuttu. Fakat bu operasyonla birlikte PYD'nin kongreye çağrılmayacağı kesinleşmiş oldu.

Münbiç’e operasyon ihtimali

2016 Ağustos ayında Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Münbiç'in PYD kontrolüne geçmesinde ABD’nin politikaları etkili olmuştur. Türkiye, YPG'nin Fırat Nehri'nin batısına geçmesini "kırmızı çizgi" olarak ilan etmesine rağmen ABD tarafından oyalanmıştır.
Fırat Kalkanı operasyonu ile ABD’nin terör koridoru oluşturma planına set çeken Türkiye’nin Afrin’den sonra Münbiç’i de özgürleştireceğine dair açıklama ABD’yi endişelendirmektedir. Rusya ve Türkiye’nin Afrin’den sonra Münbiç, Resulayn, Tel-Abyad bölgesine yapılacak bir operasyonda işbirliği yapması, ABD’yi çaresiz bırakabilir. Türkiye eğer Münbiç’e operasyon yapmaz ise ABD ve Rusya’nın PYD üzerinden karşı karşıya gelmesi muhtemeldir. Türkiye eğer Münbiç’e operasyon yaparsa Rusya, ABD ile mücadelesinde iyi bir müttefik bulabilecektir. Ayrıca Türkiye’nin sınır güvenliği dolayısıyla, BM’nin 51. Maddesi'ni ABD’ye karşı silah olarak kullanabilecektir. Rusya’nın bu maddeyi öne sürerek Türkiye ile hareket etmesi sonucu ABD, BM’de terör örgütüne destek olan ülke konumuna getirilebilir. Rusya, Suriye’de uzun süre kalmak için Esed’i vekil olarak kullanırken ABD'nin ise Suriye’de yıllarca kalabilmek için PYD’yi etki altına aldığı görülüyor. Bu şartlarda Rusya-Türkiye bloğunun PYD’yi etkisiz hale getirerek, ABD’yi Suriye’de hukuki mesnedi kalmayan bir ülke konumuna düşürmeleri muhtemel duruyor.

Esed yönetimi Rusya’sız bir varlık gösteremez

Türkiye’nin Afrin operasyonu aynı zamanda Esed’in doğrudan Rusya’ya bağımlı olduğunu da gösterdi. ABD’nin asıl amacı da bunu ortaya koyabilmekti. Afrin operasyonunda Esed hükümetinin sözlerinin bir anlam ifade etmemesi ve tüm dünya ülkelerinin Esed’i dikkate almadan Türkiye’nin operasyonuna destek açıklamaları bir bakıma Esed’siz Suriye tezini de güçlendirdi.
Türkiye ve Rusya kim ne derse desin birçok konuda aynı doğrultuda hareket etmeye başladılar. Suriye’de bazı meselelerde ciddi görüş ayrılıkları olsa da sonuç itibarıyla anlaşabiliyorlar. Türkiye’nin ihtiyacı olan askeri teknoloji başta olmak üzere nükleer enerji konusunda Rusya desteği varken Türkiye de Türk Akımı konusunda Rusya’yı destekliyor. Bu haliyle özellikle genelkurmay başkanlıkları arasındaki ilişki birçok sorunun hızlı çözülmesine imkan veriyor. Nitekim bu dönemde, Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un Türkiye ile ilişkilerde politikaları belirlemede oldukça etkili olduğunu görüyoruz.
Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatı'nı Rusya ile koordine halinde yürüttüğü söylenebilir. Rusya ve Türkiye’yi Suriye konusunda birleştiren en önemli nokta ise Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda fikir birliğinde olmalarıdır.
Türkiye’nin terör koridoru ve terör ordusu planına izin vermemek adına yürüttüğü Afrin operasyonu bittiğinde, bölgede güvenli bir tampon bölge kurması düşünülebilir. Ayrıca PYD tarafından zorla yerlerinden göç ettirilen halkın da kendi yurtlarına dönmesi sağlanacaktır. Türkiye’nin şu anda El-Bab’da uyguladığı yerel yönetim biçiminin bir benzeri Afrin’de de uygulanabilir.
[Rusya ve Avrasya alanlarında çalışmalar yürüten Prof. Dr. Salih Yılmaz, Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesidir]
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html