BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Y-CHP sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Y-CHP sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

1 Kasım 2017 Çarşamba

CHP BÖYLE GİDERSE BARAJ ALTINDA KALACAK


Tamer Ashraf
Bu kadar CHP düşmanı adamı YENİ-CHP'ye nasıl topladılar?
Bu kadar Kürtçüyü, demokrat görünümlü faşist yobazı bir araya nasıl getirdiler?
"Mustafa Kemal'in partisi" ve "Cumhuriyet'in kurucu partisi" tezlerini elleriyle çöpe atabilen bunca yöneticiyi, milletvekilini, bunca belediye başkanını halka nasıl "sosyal demokrat" diye seçtirdiler?
Artık "altı ok" rozetsiz ve bayraksız meydanlarda oyun oynayan, otoyollarda adalet yürüyüşü yapan Gandi'nin YENİ-CHP'si 2019'da baraj altı kalmak üzere hızla gidiyor!

Aslında bölücülük aşkının ilk tohumları 1991'de PKK/HEP'in Meclise SHP bünyesinde sokulmasıyla atılmıştı.
Ecevit, "SHP bölücülük yapıyor" demişti de, adama "Sen solcu değilsin" demişlerdi!
Aynen, Tayyip Erdoğan'ı Meclis'e sokup AKP'nin Başbakanı yaptıkları gibi…
Tıpkı Cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayıp adama şimdi "Faşist diktatör" dedikleri gibi…
Sonrası Gezi'de, sonrası cemaatin televizyon ve gazete gösterilerinde sürdü.
Sıkıştıkça "Atatürk, Cumhuriyet, demokrasi, özgürlük" deseler de…
O psikolojik harekât, bunca gel-git arasında şimdi doruk noktasında…

Baykal'ın kasetle tasfiyesinden sonra FETÖ'nün istediği konuma gelmişti Y-CHP…
"CHP, BDP ile ittifak yaparsa iktidar olur" diyen allameler türedi.
Kürtçülük aşkı 7 Haziran 2015'te iyice su yüzüne çıkmıştı.
Y-CHP'nin bir Genel Başkan Yardımcısı "ailecek HDP'ye oy verdik" diyordu…
Gandi'nin Bahçeli'ye "Gel Başbakan ol" fıkrasının temelinde bu vardı.
Bu "Ülkücüleri PKK'lılarla nikâhlama" garabeti, Devlet Beyin sert iradesiyle karşılaştı.
Bahçeli, FETÖ/sermaye/medya destekli kumpası, 40 milletvekiline düşmek pahasına 1 Kasım seçimleriyle bozdu.
"Yüzde 12'lik kemik Ülkücü irade", bu kuşatmayı Y-CHP'nin MHP atıklarına kucak açmasına rağmen yardı.
"Yenikapı ruhu"yla AKP ve Erdoğan'ın FETÖ/PKK/sermaye/Almanya/Barzani /ABD sarmalına "milli direnç" göstermesine vesile olmuştu zaten…

Diyarbakır'da PKK hendekler kazarken, Türk İzmir'in CHP'li Belediyesi PKK/HDP'li belediyesiyle demokrasicilik oynuyordu!
Devlet Bey, "Beka meselesi" dedikçe, "Milli birlik" dedikçe, postal yalayıcı Barzani'ye destek çıkan, "referandum haktır" diyen ve Kürdistan Sosyalist Partisi'yle görüşen Y-CHP'liler…
Kürtçü Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu'nun PKK ve Barzani yanlısı demeçleri…
Barzani'ye sert çıkan Genel Başkan Yardımcısı Öztürk'ün sözlerine, "Partimizi bağlamaz" açıklamaları…
Soydaşımız Türkmenler kan ağlarken PYD'ye lojistik desteğe koşan CHP'li belediyeler…
Misak-ı milliden habersiz, ülkemizin güneyini güvenliğe almaya çalışarak PKK/PYD yapılanmasına karşı çıkan Y-CHP…
Türk milletinden gerekli cevabı 2019'da alacaktır.
Bile bile "erken seçim çağrıları" da bir blöftür!

Y-CHP'nin çaresizce sarıldığı bu pimi çekilmiş bomba, Aksünger'in dilinde ete kemiğe büründü:
"Demirtaş'sız çözüm olmaz, PYD bir partidir!"
Onun içeride olması "duygusal kopuş" oluşturuyormuş!
İnsanın aklıyla alay edercesine…
Barzani'nin sözde Kürdistan tehdidi ve ABD'nin vize uygulaması karşısında "Türkiye'ye uygulanacak ambargo"dan söz edecek kadar şuursuzca…
Atatürk'ün Hatay'ının güvenliğinin sağlanmasını göz ardı ederek…
Güneyimizdeki PKK'nın uzantısı PYD'yi meşrulaştırmak gaflet değil mi?

En çok milli birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu bir dönemde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na "faşist, diktatör" hakaretleri, ona yüzde 51 oy veren halkadır!
CHP'li bir ilçe belediye başkanına yaptırılan bu hakaretleri, Y-CHP'nin üst kademesi de sürdürerek "kaos yaratma sevdasında"dır…
MHP atıkları/DYP/ANAP/DSP eskilerinin İP'ine ısrarla sarılmaları da önlerindeki en büyük engel MHP'nin önünü kesmek içindir.
Medyanın yaygarası bu nedenledir ama bu girişim yakında fiyasko ile sonuçlanacaktır.
2019'un kilidi, Bahçeli'dir…
YENİ -CHP koşar adım baraj altına gitmektedir.

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yeni Türkiye’de ne olacak?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Tamer Ashraf
Dün sabah "Yeni Türkiye"ye uyandım.. Bir gece evvel yatarken, ülke yönetimini "Parlamenter"den, "Başkanlık"a çeviren yeni Anayasa yürürlüğe girmiş, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Başkan'ı göreve başlamış ve ilk kabinesini açıklamıştı.
Yepyeni bir sistem geldiğine göre, buna "İkinci Cumhuriyet" de denebilirdi.
27 Mayıs Anayasası sistemi değiştirmediği halde, o zaman "İkinci Cumhuriyet" tartışmaları hem de nasıl yoğun yapılmıştı, iyi hatırlarım..
Fransa'nın 1789 Devriminden sonra, Beşinci Cumhuriyete girişini örnek göstermişlerdi, İkinci Cumhuriyetçiler..
Ama sonunda Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır" sözü ağır basmıştı.
Bu defa, hiçbir yerden "İkinci Cumhuriyet" sözü yükselmedi. İyi de oldu.. Bitmez tükenmez kavgalarımıza biri daha eklenirdi. Muhalefet, somut değil, soyut muhalefet yapmayı marifet sayan muhalefet, "İkinci" lafından ne kavgalar çıkarırdı, düşünün..
CHP'yi eleştirenler "Sandıklara birkaç yerde rastgele itiraz etseydiniz. Böylece seçime gölge düşürürdünüz" bile dediler.. Anlayın. "Gölge düşürme muhalefeti!."
Yeni Anayasa ile getirilen Başkanlık Sistemi için de kıyamet koptu.. Sanki hiç bilinmeyen, bambaşka bir rejim geliyormuş havası verilmeye çalışıldı, Anayasa Referandumu öncesinden başlayarak..
Şimdi ben soruyorum.
Bu ülkede, 23 Nisan 1920'den beri, aslında Başkanlık Sistemiyaşamıyor muyuz?.
Atatürk, İnönü, Menderes, Demirel, Özal başkan değiller miydi?. Onlar ne dediyse onlar olmuyor muydu, esasta?.
Ülkeyi geçin. Her demokratik kurumumuz "Başkan" sistemi ile yönetilmiyor mu?.
Partilerimizde hangi sistem var?.
Erdoğan'a "Diktatör" diyen CHP'de, son seçimlerde, gerek Başkan, gerek Milletvekili adaylarını kim seçti?. Partiyi kim yönetiyor?. Kimin dediği oluyor hep?. Ya MHP'de?. İyi Parti, HDP'de?.
Peki Fenerbahçe'de?. Galatasaray, Beşiktaş'ta sistem "Başkanlık" değil mi?.
Bizde her zaman ve her yerde adı konmamış Başkanlık Sistemi var, kimse kimseyi kandırmasın. Şimdi fark?.
Bu defa adını koyduk.. Demokrasilerde kusursuz sistem yok.. İster Doğrudan.. İster Parlamenter.. İster Başkanlık.. Hepsinin artıları, eksileri var. Tarih boyu tartışıldı. Tartışılacak..
Amerika hep Başkanlık Sistemi ile yönetildi. Fransa, darmadağın olmak üzereyken, yönetime adeta sivil darbeyle el koyan De Gaulle, Başkanlık sistemini getirdi. Beşinci Cumhuriyet bir yığın sorunu çözdü.
Bizde, dedim ya, zaten Başkan yönetimine alışkın olduğumuz için, fazla bir değişiklik beklemiyorum. Ama bazı şeyler hızlanacak.. Bürokratik yavaşlamalar azalacak.. "İstemezükçüler" eskisi gibi hemen her şeyi durdurma veya en azından geciktirmede başarılı olamayacaklar.
Siyasi değil, daha çok Teknik Kabine kuracak başkanlar, daha hızlı sonuçlar alma fırsatı bulacaklar.
Dün sabah "Yeni Türkiye"ye uyandım..
..Ve fevkalade "İyimser" uyandım.

Bakanlar ve beklentiler

  Türk milletinin tarihi kararıyla değişen hükümet sistemi, görkemli törenlerden sonra yapılan bakan atamalarıyla birlikte tam olarak hayata geçmiş oldu. Atanan bakanların kimlikleri, kişilikleri, birikimleri, kariyerleri elbette önemlidir. Hiç birisi hakkında bir önyargımız yoktur. İsabetli seçimler yapılmış olduğunu umuyoruz. Meclisten 4 bakan alınması dikkat çekicidir. Biz sayın Berat Albayrak'ın bakan yapılamasını bekliyorduk ve bunu zaten okuyucularımızla paylaşmıştık. Maliye ve Hazine'nin başına getirilmiş olması, sorumluluğunu çok daha arttırmıştır. Zira, ekonominin çok ciddi bir revizyona ihtiyacı olduğu ve ivedi tedbirler alınması gereği ortadadır. Kabinenin açıklandığı saatte dövizin hareketlenmesi, ne kadar dikkatli olunması gerektiğini de net olarak ortaya koyuyor.

DEVAM EDEN BAKANLAR

          Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanları değişmemiştir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Hem devlette devamlılık açısından, hem de üstlendikleri görevlerdeki başarıları bakımından, böyle bir yola gidildiği görülüyor. Adalet'in mülkün temeli olduğu dikkate alınırsa, yeni dönemde bu konuda çok mesafe alınması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Abdülhamit Gül geçtiğimiz dönemde genel anlamda olumlu intibalar bıraktı. Bakanlığa devam etmesinde bu durumun etkili olduğu anlaşılıyor. İçişleri Bakanlığı çok kritik bir görevdir. Terörle mücadelede artık kesin sonuç almak şart olmuştur. İçeride ve dışarıda yapılması gereken çok şey var. Kandil operasyonunun biran önce ve başarıyla tamamlanması ve terörün kaynağında kurtulması milletin yüksek beklentisidir. Terörün kökünün kurutulması için hayli mesafe alınmıştır, ama aynı kararlılıkla devam edilmesi ve bu katil güruhuna hiçbir şart altında hayat hakkı tanınmayacağının bütün dünyaya gösterilmesinin artık zamanı gelmiştir.

MİLLİ DIŞ POLİTİKA

          Dış ilişkilerimiz bakımından sıkıntılı bir dönem geçirdiğimizi kabul etmek zorundayız. ABD'den AB ülkelerine, yakın komşularımızdan Türk Cumhuriyetlerine kadar her yerde birikmiş ciddi sorunlarımız var. Bunları aşmanın zamanı çoktan gelmiştir. Milli bir duruş şarttır ve meselenin özünü oluşturmaktadır. Özellikle son dönemlerde milli ve yerli olma önemsenmiştir, ciddi mesafe alınmıştır. Bunun devam etmesinin çok isabetli olacağı, meselelere Ankara'dan bakmanın sorunların çözümünü kolaylaştıracağını ve hızlandıracağını düşünüyoruz. Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na getirilmesi dikkat çekici bir durumdur. Bu seçimi, terörle mücadele kadar, dış destek başta olmak üzere, terörün diğer unsurlarıyla mücadelede de yeni bir döneme girilmesi olarak yorumlamak yanlış olmayacaktır.

KURULLAR VE OFİSLER

          Meclisten 4 bakan alınması aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi'nin meclisteki sandalye sayısının 4 eksilmesi anlamına da geliyor. Bu durum MHP'nin meclisteki sorumluluğunu daha da arttırıyor.  Sonuçta sorumluluk sayın Cumhurbaşkanındadır. Arka arkaya Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yayınlanmıştır. Tamamı teşkilatlanmaya yöneliktir.  Oluşturulan kurullar da bakanlıklar kadar önemlidir. Hatta bazı kurulların veya ofislerin çok daha üst görevler yapacağı anlaşılmaktadır. Kimin hangi göreve getirileceği, nasıl bir çalışma sistemi kurulacağı sayın Cumhurbaşkanının bileceği iştir. Asıl önemli olan ve bizi ilgilendiren kısmı, atanan isimlerin üstlendikleri görevdeki başarılarıdır. Ülkemiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır ve ivedi olarak bu girdaptan çıkmamız gerekiyor. Sabırla ve olgunlukla sürecin işlemesini bekleyeceğiz. Ümidimiz, beklentimiz ve dileğimiz sistemin doğru kurgulanması, başarılı bir dönem yaşanması, bir an önce düze çıkabileceğimiz bir performans sergilenmesidir. Bu ülkenin menfaatleri bakımından hayati öneme sahip olduğu gibi, yapılan sistem değişikliğinin isabeti açısından da bir ölçü olacaktır.

ANAYASA TARTIŞMASI YOK

          Yeni sistemle birlikte sonu gelmeyen Anayasa tartışmalarının da artık bir sonuca bağlanacağını düşünüyoruz. Anayasa değişikliği istisnasız her dönem gündeme gelmiş, ancak hiçbir zaman gereği yapılamamıştır. 24 Haziran seçimlerinin öncesinde ve sonrasında, ne yeni Anayasa ne de bir değişiklik fikri hiçbir siyasi parti tarafından dillendirilmemiştir. Sadece bu kadarı, yeni sistemin isabetini anlamaya yeterlidir. Artık hükümeti doğrudan millet belirlemektedir. Bu çok önemli ve çok köklü bir değişimdir. Milletin devletine net olarak sahip çıkması, devletin milletinin emrine aracısız girmesidir. Tek adamlık eleştirilerinin ne kadar boş ve temelsiz olduğu uygulamada çok daha net görülecektir.

GÜÇLÜ MECLİS

          Yeni sistemin yürütme erkini elinde bulunduranların bahane üretmek yerine iş yapmasını mecburi hale getirmekle kalmayacağı, aynı zamanda ciddi bir denetim de sağlayacağı kanaatindeyiz. Güçlü bir meclis yapısı ortaya çıkmıştır. İhtiyaç duyulan kanun düzenlemelerinin meclisten geçmesinde bir sorun yaşanmayacaktır. Yeter ki, ülke ve millet menfaatine olsun. MHP denge ve denetleme görevini eksiksiz biçimde yerin getireceğini daha seçim akşamından ilan etmiştir. Her şeyin yolunda gitmesi durumunda 5 yıl sonrasında yine milletin önüne gidilecektir ve yapılanların isabeti işte o zaman çok daha net anlaşılacaktır.

Y-CHP ve Özerklik İsteği Anlatılmalı

Y-CHP kendini yeni bir yol ayrımında bulduysa bugüne kadar yaptıklarındandır. Memleket kötü duruma düştüğünde kötülerle bir olan, milliyetçilik ve din işlerine uzak olan ve özellikle komünist felsefeyle beslenen bu dinsiz ya da dini konularda sessiz kalan komünist özgürlüklerin partisi bir kez olsun vatanını, milletini, dinine bağlı olan insanları gerçekten gerçek manada düşünmemiştir.
Atatürk'ün kurduğu şekilde milletine aşık ve inanan, bayrağına sevdalı özgürlüğü, bayrağı ve dini için her şeyi göze alan Türk Milleti onun kurduğu şekilde bu değerleri savunduğu için CHP'yi seviyordu. Türk Milleti bu düşüncedeyken, bize uymayan ideolojilere doğru koşan hep bu Y-CHP'lileştirilen CHP oldu.
Bu durumu o kadar benimsediler ki yerinde saymak onlar için Atatürkçülük oldu. Bu ortamda İzmir bu Y-CHP'den en çok çeken taraf olmuştur. Yıllardır İzmir'i elinde tutan Y-CHP İzmir için ne yapmıştır? Milyonlarca insan için çekici olan İzmir Y-CHP eliyle gelişememiştir. Yıllardır İzmir diyerek yola çıkanlar İzmir için bir şey yapmamışlardır. 30 sene, 40 sene önce İzmir ne ise bugünde aynı şekildedir.
İzmirlinin aldatılışa kanmasının nedeni nedir? Bu Y-CHP bir 40 sene daha İzmir'de iktidara gelme açısından sadece "İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar Bozulmuş Düşmanlar Yel Gibi Kaçar" diyerek büyük bir oyun oynamış, Ak partiyi hedef göstererek Türk Devletine doğru hücum etme imkanı buluyorlardı. Bir zamanlar ülkenin birliği ve beraberliği için çalışan Cumhuriyet Halk Partisi şimdi ise ülkenin bölünmesi için "özerkliği" bile savunmaktadır. Herkesin görmesi ince bir detay olması gereken bu "özerkliğin" nasıl olacağını televizyonlar da açık bir şekilde anlatan programlar yapılmalıdır.
Bunu yani "özerklik" maddesini açıklamadan Y-CHP neyin savunucusu olduğunu Türk Milletine açıkça, korkusuzca anlatmalıdır. Buradan ilkeleri bağımsızlık olan özgür televizyonların bu işe sarılarak gerçekleri Millete aktararak ne yapmak istediklerini net bir şekilde göstermelidir. Bunu gördüğü için rahmetli Alparslan Türkeş o anlam dolu sözünü sarf etmiş "CHP Atatürk'ün izinden gitseydi MHP'yi kurmazdım" demiştir.
Şimdi özellikle Bengi Türk televizyonunun sorumlusu olan ağabeyim Metin Özkan'ın milliyetçi bir görüş, açı ve duruş ile maskeleri düşüreceğine inanıyorum ve kendisinin önderliğinde böyle bir program yapmasını bekliyorum. Bu program sayesinde Türk Milleti Y-CHP'nin ne olduğunu ve ne yapmak istediğini daha iyi anlayacaktır.
Şu an sadece sistemin tek adam sistemi olduğunu vurgulamakla yetinen Y-CHP'nin ne yapmak istediğini daha iyi bir şekilde anlarız. Ya da Cumhuriyetimizin 3.evresini daha iyi bir şekilde bu hep Türkiye'nin karşısında olan kafalara çok daha iyi bir şekilde anlatırız. CHP bizim görmek istediğiniz şekilde Atatürk'ün kurmuş olduğu CHP olarak kalmalıdır.
Bu konular tarihi gerçekleri ile beraber acilen Türk Milletine anlatılmalıdır. Karşımıza yeni bir  Sykes-Picot  oyunu ile çıkan özellikle Fransa'nın dersi verilmelidir.
"Proje terör örgütü diye tabir edilen terör örgütleri, proje olduğu kadar cinayet taşeronları, ihanet teşrifatçıları, emperyalizmin kanlı devriyeleri, haçlı operasyonlarının kiralık tetikçileridir" diyen Lider Devlet Bahçeli'nin, teröristleri kullanarak terörle yapmak istediklerinin farkında olmuş büyük bir Türk Lideridir. Bu nedenle terör örgütleri ve yandaşları tarafından kurulan yoldaşlık ittifakı Türk Milletine acilen anlatılmalıdır. Millet ittifakının üstünde kurulan Y-CHP ve HDP ittifakı acilen anlatılmalı ve sorun çözülmelidir. Gerçekler gün ışığına çıkarılmalıdır.


17 Temmuz 2018 Salı

SEÇİMLER BİTTİ YENİ SİSTEM GELDİ KABULLENMEK LAZIM

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Sistem değişti artık kabullenin 

Tamer Ashraf
Seçimler yapıldı, hükümet kuruldu, meclis başkanını seçti ve çalışmaya başladı, yeni sistem bütün unsurları ile devreye girdi. Ancak, CHP'nin hala yeni sistemi hazmetmekte ve kabullenmekte büyük sıkıntı çektiğini ibretle izliyoruz. Öyle şeyler söylüyor, öyle tavırlar takınıyorlar ki, şaşırıp kalıyoruz. Eski sisteme takılıp kalmışlar ve aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlar.

MHP NE SÖYLEDİYSE ONU YAPIYOR
          CHP zihniyeti için söyleyeceğimiz şudur: Siz isteseniz de istemeseniz de, millet kararını verdi ve yeni sistem hayata geçti. Artık kabullenin ve buna göre siyaset üretin. Bu her şeyden önce sizin menfaatinize olacaktır. Aksi halde zaten birbirinizle uğraşarak tükettiğiniz enerjinizden geriye kalan çok az kısım da beyhude işlerle heba olup gidecek. Hele hele MHP ile uğraşmayı hiç aklınızdan dahi geçirmeyin, zira bütün söyledikleriniz ve yakıştırmalarınız kendinizi kandırmaktan ve savrulmalarınıza yeni versiyon eklemekten başka bir işe yaramıyor. MHP ne söylediyse onu yapıyor, ne yapıyorsa onu söylüyor. Bu dün böyleydi, bugün böyle, yarın da değişmeyecektir.
İTTİFAK BİR SEÇİM İŞBİRLİĞİ DEĞİL
           CHP'nin sözcüleri MHP için bir şey söylerken şunu unutmasınlar: Cumhur ittifakı bir seçim işbirliği değildir. En başından itibaren bunun böyle olduğu açıklanmıştır ve bir protokole bağlanmıştır. Bu protokolün gereği seçim öncesinde ve seçimler sırasında yapıldığı gibi, bundan sonra da aynen devam edecektir. Ve her iki tarafta buna bağlı kaldıkça, bu durum değişmeyecektir. Hükümetin oluşumunda MHP'nin bakan talep etmemesi de bu çerçevededir, Meclis başkanı seçimi de sayın Binalı Yıldırım'a destek verilmesi de bunun sonucudur. Hükümet icraatları ve meclis çalışmaları sırasında da yine esas alınacak şey bu protokoldür. Özel hesaplar, siyasi beklentiler bir kenara bırakılmıştır ve gelecek beş yıl  içinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesini temin etmek hedeflemiştir.
PROTOKOL
          CHP sözcülerine,  hala fitne peşinde olanlara Cumhur İttifakı Protokolün özellikle bundan sonrasını ilgilendiren kısımlarını bir defa daha hatırlatalım: Bundan sonra MHP'in tavrı ve siyasetiyle ilgili bir şey söylemeden önce bu protokole bakmalarını özellikle tavsiye ederiz.
         Cumhurİttifakı, Türkiye'nin istiklâlini ve istikbâlini her şeyin üstünde tutan bir anlayışla, güçlü ve istikrarlı bir parlamento yapısının oluşturulması ve gelecek beş yıl  içinde Cumhurbaşkanlığı  Hükümet Sisteminin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesini temin etmeyi hedeflemektedir. 
              Cumhur İttifakı'nın 24 Haziran yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki  ortak adayı, Sayın Recep Tayyip  Erdoğan'dır. Cumhur İttifakı, Sayın RecepTayyip Erdoğan'ın yeni  hükûmet sistemine göre büyük bir seçmen desteği ile Cumhurbaşkanı  seçilmesi için birlikte çalışacak, gayret gösterecektir.
Cumhur İttifakı esasen, 15 Temmuz 2016'da FETÖ'nün teşebbüs ettiği hain darbe ve işgal hareketi sonrasında, Türkiye'nin maruz kaldığı saldırılara karşı yerli ve milli bir duruşun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Zira 15 Temmuz 2016, ülkemiz için her bakımdan dönüm noktası ve yeni bir başlangıç olmuştur. 7 Ağustos 2016'da Yenikapı'da ortaya çıkan "millî mutabakat", 16 Nisan 2017 Halkoylamasında milletimizin iradesiyle kabul edilen hükümet  değişikliğiyle perçinlenerek "millî şuur'a dönüşmüş, 24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde kurulan Cumhur İttifakı'yla da millî bekayı esas alan "ahlâkî ve siyasî uzlaşma" ile somutlaşmıştır.
MİLLİ VE AHLAKI DURUŞ
"Cumhur İttifakı" sadece bir seçim ittifakı olmayıp, Türkiye'ye yönelik iç ve dış kaynaklı hasmane girişimler karşısında,  millî ve ahlâkî bir duruş ve bu çerçevede sürdürülecek tarihi bir birlikteliktir.
              Cumhur İttifakı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma" hedefini yakalama azmi ile milli ve üniter devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Milletini ilelebet yaşatma iradesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK PARTİ) ile MilliyetçiHareket Partisi (MHP), Yenikapı'daki  mili diriliş ruhu ile harekete geçmiş,  devleti ve millet iradesini tahkim eden bir Anayasa değişikliği neticesinde güçlü bir yönetim sistemi getirmiştir.Böylelikle Türkiye yeni bir siyasi sürece girmiştir ve bundan geriye dönüş olmayacaktır.
              Cumhur İttifakı, Türkiye'yi hedef alan saldırılar karşısında parti çıkarları ve günlük siyaset hesapları yapmaksızın ortak bir duruş ortaya koymaya ve Türkiye'yi zayıflatarak uluslar arası operasyonlara açık hale getirmeye yönelik her türlü faaliyetin karşısında yer almaya kararlıdır. Bu kararlılık ve işbirliği ile ittifakımız Türkiye'yi bölgesel güç ve lider ülke yapacak 2023 hedeflerini gerçekleştirmenin yanı sıra, İ'la-yı  Kelimetullah uğruna asırlarca dünya barışının ve adaletinin teminatı, İslam aleminin ve bütün mazlum milletlerin yegane ümidi olan Türkiye'yi küresel bir güç haline getirecek, 2053 ve 2071 vizyonun alt yapısını adım adım inşa edecektir.
         24 Haziran seçimleri, bir taraftan Türkiye'yi hedef alan sistematik saldırılara karşı güçlü bir cevabın verileceği, diğer taraftan da ülkemizin ayağındaki prangaları söküp atarak, bu saldırıları kalıcı olarak bertaraf edecek ve Türkiye'yi parlak bir istikbale taşıyacak yeni hükümet sisteminin tam olarak yürürlüğe girecek seçimlerdir. Cumhur İttifakı'nın yolu açık, Türkiye'nin ufku aydınlıktır.

MHP ne yaptığını bilir



     Yeni sisteme geçilmiş ve yeni bir hükümetle birlikte farklı ve iddialı bir döneme girilmiştir. Milletin beklentileri son derece yüksektir. Sorunların ivedilikle çözümünün önünde artık hiçbir engel kalmamıştır. Yeni sistem ümitleri arttırmıştır, ama ülke ve milletle meselesi olanları da zıvanadan çıkarmıştır. Vazgeçmeyecek ve yeni yollar deneyeceklerdir.
KURTULUŞ SAVAŞI VERİYORUZ
          Hükümetin açıklandığı saatten itibaren dövizin yükselişe geçmesinin makul bir izahı yoktur. Belli ki birileri bizimle oyun oynuyor. İşin kolay olmadığı açıktır. Türkiye bir kurtuluş savaşı veriyor. Ağır ve derin sorunlarız var. Ne baş ağrılarımızdan, ne ayak bağlarımızdan henüz kurtulabilmiş değiliz.  Çok çetin, yoğun, yorucu ve sarsıcı bir dönemden geçiyoruz. 16 yıldır tek başına bir iktidar olmasına rağmen, ülkemiz belini doğrultamamış, huzura kavuşamamış, etrafındaki kuşatmayı yaramamıştır. Tam tersine üzerimizdeki baskı artmış, sis perdesi inmiş, sorunlar büyümüş ve ülkeyi yönetenlerin kendi itiraflarıyla bir beka sorunuyla karşı karşıya gelmiş durumdayız. Bir eleştiri değil tespit yapıyoruz. Neyin doğru olduğunu anlamak için neyin yanlış olduğunu görmek ve kabul etmek gerekiyor.
FİTNE ÇABALARI
          Bu şartlar altında günlük siyasetin labirentlerinde zaman kaybetmek, kısır çekişmelerle oyalanmak yerine, ülkenin biran önce selamete çıkması için çare ve çözüm üretmek, her Türk vatandaşının görevidir. Milliyetçi Hareket Partisi bunu yapmış, sayın Devlet Bahçeli, muhalefet etmek için çok uygun bir zemin olmasına rağmen, "önce ülkem" diyerek, hükümete her konuda yol göstermiş ve yardımcı olmuştur. Bütün sorunların kaynağı olarak gösterilen Parlamenter sistemin değişmesinin yolunu açmış, çok istenen yeni döneme geçişi kolaylaştırmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı hükümetini kurmuş ve yeni sistemin işlemesi için harekete geçmiştir. Buna rağmen bazı çevrelerin hala MHP üzerinden, hükümet üyeliği bahanesiyle bir fitne ve fesat çıkarmaya uğraşması, eğer bir cehalet değilse bu ülkeye ihanettir. MHP ne yaptığını, ne istediğini, nerede duracağını, nerede harekete geçeceğini çok iyi bilir ve bunun için ne kimsenin aklına, ne tavsiyesine ihtiyacı yoktur.
BU ÜLKEYİ KARŞILIKSIZ SEVDİK
             MHP yönetimi adına ahkam kesmek haddimiz değildir. Ancak, aynı düşünceleri, aynı hassasiyetleri taşıyan kalem sahibi insanlar olarak, özellikle kabine üyeliği üzerinden koparılmak istenen fırtına karşısında sessiz kalmamız düşünülemez. MHP'nin siyasi menfaatler üzerinden hesap yaptığını düşünmek dahi büyük bir yanılgıdır. Sayın Bahçeli net biçimde pazarlık içinde olunmadığını söylemiştir. MHP'nin hiç kimseden bir beklentisi, bir çıkar arayışı yoktur ve olmayacaktır. MHP'yi bir türlü anlamayanlar ve anlamak isteyenler şunu unutuyorlar: Ülkücüler ve milliyetçiler bu ülkeyi ve bu milleti karşılıksız severler ve bu uğurda canlarını ortaya koymaktan çekinmezler. Ödenmiş olan bedeller, göze alabileceklerin bir işareti, küçük bir ölçüsüdür. Her kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, hiç kimse aklımızla alay etmeye, iyi niyetimizi suiistimale, vatan ve millet sevgimizi ölçmeye ve özel hesaplarına alet etmeye kalkışmasın. Hele hele düzeltmek ve ayar vermek gibi haddi aşan şeylere, hiç tevessül dahi etmesin. Bu ülke MHP'siz yönetilemeyeceği gibi, MHP'de ülkeyi yönetme iddiasından hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.Kimse bu ulvi görevi, menfaat hesaplarına alet etmesin.
BAHANE KALMADI
            Muhatap bellidir, beklenti açıktır. Bu ülkeyi tek başına 16 sene idare etmek kimseye nasip olmamıştır. Bu kadar zamanı, bu kadar imkanı kullanıp da, olumsuzlukları, yetersizlikleri, yanlışları, ağırlaşan sorunları başka yerlere, başka dönemlere yıkmak ve bahane üretmek artık inandırıcı olmadığı gibi, kamuoyunda bir karşılığı da yoktur. Hiçbir bahane kalmamıştır. Terörü kökünden çözmek, içerisi ve dışarısı fark etmeden dağdaki hainleri indirip yok etmek, Kandil'e Türk bayrağı dikmek fazla uzun sürmemelidir. İçi boş övünmeler bir kenara bırakılmalı ayağı yere basan, dünya ve bölge gerçeklerine uyan, ülke menfaatlerini öne alan, milli bir bir dış politika geliştirmek şart olmuştur.
MİLLİ
            Ekonomimiz her türlü etkiye açık olmaktan mutlaka kurtarılmalıdır. Vazgeçmeyeceklerdir ve ekonomi üzerinden saldırılarını arttırarak sürdüreceklerdir. Ekonominin bozulması ve bir kriz ortamına girilmesi için özel bir çaba gösterildiği açıktır. Çok ama çok dikkatli olmak, isabetli ve hızlı kararlar almak gerekiyor. Neredeyse her 4 dükkandan birisi ya kapalı, ya kiralık veya satılıktır. Başka hiçbir göstergeye gerek kalmadan, sadece bu kadarı, işlerin iyi gitmediğini anlamaya da anlatmaya da fazlasıyla yeterlidir. Borçla, rahtla gidebileceğimiz bir yer kalmamıştır. Topyekün bir seferberlik başlatmak ve milli bir ekonomiye geçmek zorundayız.
BEKA OYUNCAK DEĞİL
           Uzun bir süredir var olan ve seçim öncesinde daha da amansız hale gelen kuşatma devam etmektedir. Milli bekamız içten ve dıştan olmak üzere iki ateş arasındadır. Bu ateşin söndürülmesi, bu ateşi yakanların tamamen silinmesi Türkiye'nin yegane hedefidir. Bu itibarla bekamızın kökünü kurutmak isteyenlerin azı dişini söküp nefeslerini kesmek Milliyetçi Hareket Partisi'nin her şartta destek olacağı milli diriliş ve silkiniş hamlesidir. Beka oyuncak değildir, oyun değildir, şaka değildir, şarlatanların lütfuna, tesadüflerin akıntısına asla bırakılamayacaktır. Nitekim beka Türkiye'dir, Türklüğün yüzyıllar içinde millet varlığı şemsiyesi altındaki maddi ve manevi kazanımlarıdır. İşte bu yüzden, işte bu sebeple, işte bundan dolayı Türklüğün bekası için yapılanlara evet denilmektedir.

Bakanlar ve beklentiler

Türk milletinin tarihi kararıyla değişen hükümet sistemi, görkemli törenlerden sonra yapılan bakan atamalarıyla birlikte tam olarak hayata geçmiş oldu. Atanan bakanların kimlikleri, kişilikleri, birikimleri, kariyerleri elbette önemlidir. Hiç birisi hakkında bir önyargımız yoktur. İsabetli seçimler yapılmış olduğunu umuyoruz. Meclisten 4 bakan alınması dikkat çekicidir. Biz sayın Berat Albayrak'ın bakan yapılamasını bekliyorduk ve bunu zaten okuyucularımızla paylaşmıştık. Maliye ve Hazine'nin başına getirilmiş olması, sorumluluğunu çok daha arttırmıştır. Zira, ekonominin çok ciddi bir revizyona ihtiyacı olduğu ve ivedi tedbirler alınması gereği ortadadır. Kabinenin açıklandığı saatte dövizin hareketlenmesi, ne kadar dikkatli olunması gerektiğini de net olarak ortaya koyuyor.
DEVAM EDEN BAKANLAR
          Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanları değişmemiştir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Hem devlette devamlılık açısından, hem de üstlendikleri görevlerdeki başarıları bakımından, böyle bir yola gidildiği görülüyor. Adalet'in mülkün temeli olduğu dikkate alınırsa, yeni dönemde bu konuda çok mesafe alınması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Abdülhamit Gül geçtiğimiz dönemde genel anlamda olumlu intibalar bıraktı. Bakanlığa devam etmesinde bu durumun etkili olduğu anlaşılıyor. İçişleri Bakanlığı çok kritik bir görevdir. Terörle mücadelede artık kesin sonuç almak şart olmuştur. İçeride ve dışarıda yapılması gereken çok şey var. Kandil operasyonunun biran önce ve başarıyla tamamlanması ve terörün kaynağında kurtulması milletin yüksek beklentisidir. Terörün kökünün kurutulması için hayli mesafe alınmıştır, ama aynı kararlılıkla devam edilmesi ve bu katil güruhuna hiçbir şart altında hayat hakkı tanınmayacağının bütün dünyaya gösterilmesinin artık zamanı gelmiştir.
MİLLİ DIŞ POLİTİKA
          Dış ilişkilerimiz bakımından sıkıntılı bir dönem geçirdiğimizi kabul etmek zorundayız. ABD'den AB ülkelerine, yakın komşularımızdan Türk Cumhuriyetlerine kadar her yerde birikmiş ciddi sorunlarımız var. Bunları aşmanın zamanı çoktan gelmiştir. Milli bir duruş şarttır ve meselenin özünü oluşturmaktadır. Özellikle son dönemlerde milli ve yerli olma önemsenmiştir, ciddi mesafe alınmıştır. Bunun devam etmesinin çok isabetli olacağı, meselelere Ankara'dan bakmanın sorunların çözümünü kolaylaştıracağını ve hızlandıracağını düşünüyoruz. Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na getirilmesi dikkat çekici bir durumdur. Bu seçimi, terörle mücadele kadar, dış destek başta olmak üzere, terörün diğer unsurlarıyla mücadelede de yeni bir döneme girilmesi olarak yorumlamak yanlış olmayacaktı                             
KURULLAR VE OFİSLER
          Meclisten 4 bakan alınması aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi'nin meclisteki sandalye sayısının 4 eksilmesi anlamına da geliyor. Bu durum MHP'nin meclisteki sorumluluğunu daha da arttırıyor.  Sonuçta sorumluluk sayın Cumhurbaşkanındadır. Arka arkaya Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yayınlanmıştır. Tamamı teşkilatlanmaya yöneliktir.  Oluşturulan kurullar da bakanlıklar kadar önemlidir. Hatta bazı kurulların veya ofislerin çok daha üst görevler yapacağı anlaşılmaktadır. Kimin hangi göreve getirileceği, nasıl bir çalışma sistemi kurulacağı sayın Cumhurbaşkanının bileceği iştir. Asıl önemli olan ve bizi ilgilendiren kısmı, atanan isimlerin üstlendikleri görevdeki başarılarıdır. Ülkemiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır ve ivedi olarak bu girdaptan çıkmamız gerekiyor. Sabırla ve olgunlukla sürecin işlemesini bekleyeceğiz. Ümidimiz, beklentimiz ve dileğimiz sistemin doğru kurgulanması, başarılı bir dönem yaşanması, bir an önce düze çıkabileceğimiz bir performans sergilenmesidir. Bu ülkenin menfaatleri bakımından hayati öneme sahip olduğu gibi, yapılan sistem değişikliğinin isabeti açısından da bir ölçü olacaktır.
ANAYASA TARTIŞMASI YOK
          Yeni sistemle birlikte sonu gelmeyen Anayasa tartışmalarının da artık bir sonuca bağlanacağını düşünüyoruz. Anayasa değişikliği istisnasız her dönem gündeme gelmiş, ancak hiçbir zaman gereği yapılamamıştır. 24 Haziran seçimlerinin öncesinde ve sonrasında, ne yeni Anayasa ne de bir değişiklik fikri hiçbir siyasi parti tarafından dillendirilmemiştir. Sadece bu kadarı, yeni sistemin isabetini anlamaya yeterlidir. Artık hükümeti doğrudan millet belirlemektedir. Bu çok önemli ve çok köklü bir değişimdir. Milletin devletine net olarak sahip çıkması, devletin milletinin emrine aracısız girmesidir. Tek adamlık eleştirilerinin ne kadar boş ve temelsiz olduğu uygulamada çok daha net görülecektir.
GÜÇLÜ MECLİS
          Yeni sistemin yürütme erkini elinde bulunduranların bahane üretmek yerine iş yapmasını mecburi hale getirmekle kalmayacağı, aynı zamanda ciddi bir denetim de sağlayacağı kanaatindeyiz. Güçlü bir meclis yapısı ortaya çıkmıştır. İhtiyaç duyulan kanun düzenlemelerinin meclisten geçmesinde bir sorun yaşanmayacaktır. Yeter ki, ülke ve millet menfaatine olsun. MHP denge ve denetleme görevini eksiksiz biçimde yerin getireceğini daha seçim akşamından ilan etmiştir. Her şeyin yolunda gitmesi durumunda 5 yıl sonrasında yine milletin önüne gidilecektir ve yapılanların isabeti işte o zaman çok daha net anlaşılacaktır.

CHP’de Güneş Gözükmemektedir



"-Sende CHP'ye amma taktın beyim" diyenler olabilir. Ancak siz HDP'yle bir ilişkiye kalkışsanız bu ortaklığın ne uğruna nereye kadar olduğunu siz sorgulamazsanız sizin yerinize sorgulayanlar bulunur. Siz HDP'lilerlle birlikte yürümeyi göze alan Y-CHP'liler PKK'ya hayat öpücüğü vermiştir. Verdiği nefes ile birlikte beraber nefes alıp verenler çok kötü bir şekilde yakalanmışlardır.
Bu seçimde yaşanılan Millet ittifakının HDP-Y-CHP görünmez ittifakının altyapısını oluşturan dolgu malzemesidir. Teşne olmuşlardır. Adlarıyla büyük milliyetçi olanlar milletvekili seçilmek uğruna yemedikleri herze kalmamıştır. Ve istedikleri olmuş Y-CHP'nin oylarıyla HDP'yi Meclise taşımışlardır. Bu vesile ile yaptıkları hile ile ortalığı fena karıştırmışlardır. Bu karışıklık onları Meclise taşıyan Y-CHP'yi çok kötü bir şekilde sarsmış, adeta eşekten düşmüş karpuza benzetmiştir.
Bu kongre istekleri, muhabbetleri, Meclise HDP'lileri taşımakla övünen Y-CHP yönetiminin sonrasında oluşan muhalefetin kongre isteklerine maruz kalmıştır. İstenilen kongre çığlıkları kesilmeye çalışılmaktadır. İyi de bu tablo daha ne kadar süre ile bu şekilde cereyan edecek HDP'ye dayanak olacak şekilde davranan Y-CHP nereye doğru koşturmaktadır?
Kendisine CHP'ye diye atılan oylarla Y-CHP'ye oy toplayan bu zındıklar Başbuğ Alpaslan Türkeş'in söylediği sözlerden "Milliyetçiliği reddeden bir dincilik anlayışı ve İslamiyete  düşman bir Milliyetçilik anlayışı bize yabancıdır, dışımızdadır" diyerek hareket eden, bu tarz milliyetçileri milliyetçi ve İslam uğruna çalışanlar diyemeyiz.
İnsanların bu tarz bir yapıdan acilen kurtulması gerekmektedir. Ama onlar Eren Erdem'in belirttiği gibi "2bin 920 gündür Genel Başkan olan 9 seçim kaybeden birinin 50 günlük çalışmayla çalışmasıyla CHP'nin mahkum edildiği yüzde 25 barajını aşıp yüzde 30'ları geçen bir siyasal hareketlilik karşısında yapması en erdemli davranış istifa olacaktır. Bu saygın, erdemli bir davranış olarak mutlaka tarihe geçer" diye eleştiri yüklü beyanda bulunmuştur.
Böyle bir Liderin Liderliği tartışılmaktadır. 9 seçimdir kaybeden birinden daha farklı olarak ne beklenmektedir? 10.-11. Seçimlerde mağlubiyetle sonuçlanacak ve böylece bir daha mağlubiyet alınacaktır. Satır arasında özüne düşmanlık taşıyan yapı içinde bulunanların ulaşacakları son nokta asla kabul edemeyeceğimiz bir düşmanlık içinde yeşeren sonuç doğuracaktır.
Tam bu noktada ihanete tenezzül edenler "özerkliği" mal bulmuş mağribi gibi sahiplenir hatta savunurlar. Bu elbette cezasız kalamazdı. Ve kalmadı da Y-CHP alışık olduğu yerde mağlubiyetler kulübünde en baş yerini almıştır.
Buna alışamayıp Y-CHP de hayat arayanlar hayat öpücüğünü HDP'lilerden almıştır. Bu duruma Y-CHP Kılıçdaroğlu'nu korumak için zaten geride olan oy potansiyeli ile Muharrem'in aday olmasına izin vermiş, Türkiye'yi karıştırmak için HDP'yi desteklemiştir. Bu ihanet oyununun sonunda kurultay gözükmektedir ya da parçalı bir Y-CHP gözükmektedir. Onlar için ufukta güneş gözükmemektedir.
Sağlıcakla kalın!

16 Şubat 2019 Cumartesi

Y-CHP’nin seçim bildirgesi ve Tek çare tek ilaç Milli Ülkü

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
24 Haziran’da “özerklik” vaadi bulunan ve Y-CHP’yi “PKK’nın sesi” haline getiren…
İP’çi Topuklu ile Mersin, Adana, İstanbul, Manisa ve Ankara üzerine sıkı pazarlık yapan… 
HDP’yi kanatları altına alan…
İstanbul’da Kürtçü, bölücü, ÖDP’li, HDP’li adayları yerleştiren…
Güneydoğu’da aşiret reisini aday gösteren…

Kemal Kılıçtaroğlu, Ankara Spor Salonu’nda partisinin aday tanıtım toplantısında…

Uzun uzun Erdoğan’ı eleştirdikten sonra “bildirge”yi açıklıyor, tamamı 12 satır!

1 – Halka saygılı kentler  
2 – Hakça paylaşan kentler  
3 – Hesap veren ve şeffaf yönetilen kentler 
4 – Yoksulluğu yenen kentler  
5 – Üreten ve istihdam yaratan kentler 
6 – Yenilikçi ve akıllı kentler 
7 – Ulaşım ve altyapı sorunlarını çözme 
8 – Nefes alan kentler  
9 – Sosyal adaleti sağlayan kentler. Engelliler için yaşanabilir kentler. 
10 – Kültür ve sanatı geliştiren kentler 
11 – Doğa dostu yeşil kentler 
12 – Tüm yurttaşlarımız beraber bir kentte mutlu yaşamak…”

Ve sonunda alışılmış laf:

“Biz size söz veriyoruz.”

Tam bir Y-CHP bildirgesi!
Halkla dalga geçer gibi…

“Hakça paylaşan kentler”de diyor ki Kemal Kılıçtaroğlu: “Rant her kentte vardır. Rantı hakça bölüşüldüğünde sorun yoktur. Rantı yandaşa aktarırsanız orada sorun vardır.”

Halkın vergileri ile icraat yapan belediye nasıl bir “rant” paylaşacak?
İSKİ skandalı, Ataşehir, Beşiktaş ve Şişli Belediyelerindeki yolsuzluklar mı kıstası acaba?
Yoksa tutuklu Karaaslan skandalının arka cephesi mi?

CHP’li Meclis üyelerinin kendisinden tehditle rüşvet aldığını itiraf eden Çankaya eski Belediye Başkanı’nın “yamyam dediği partilileri, “Bugün ne götürürüm” derdi içinde olmakla suçlaması” mı?

Sonra da “Hesap veren ve şeffaf yönetilen kentler” hangisi hesap vermiş bugüne kadar?
Kalkıp “yoksulluğu yenmek”ten bahsediyor. Mesela yönettikleri İzmir, bildiğin hormonlu köy! Sahiller gökdelen, arkalar gecekondu! “Kentsel dönüşüm” hiç uğramıyor nedense? Ama Balçova, boydan boya AVM! Bolca Kültür Merkezi…

Efendim belediyelerde asgari ücret 2.200 liraymış! Aylarca ödeyemediğin maaş!

Her metro çukurunda dilenen insanlar…

Hangi CHP’li belediye, kendi yandaşı dışında personel almış? İstihdama nasıl katkı koymuş, bir açıklasalar?
CHP’li belediyelerin klasik üretim merkezi, kadınların alınteri el işlerini sergilediği standlardır, var mı itirazı olan?

Köylerdeki kooperatiflerden aldığı ve her ay “rant” elde edilen çiçek dikiminden başka ne üretir Y-CHP’li belediyeler?
Konak otoban gişelerinden sonra Menemen çıkışına kadar İzmir’de gözle görülen gecekondular mı, trafik karmaşası mı üretim ve şehircilik?

MHP’li Aliağa Belediyesi’ni bir mercek altına alın bakalım, ne göreceksiniz?

Her ters rüzgârda kokan İzmir mi akıllı kent dediğiniz?

Eskişehir’de Hoca’nın Posuk Çayı kıyısındaki yaratıcılık dışında nerede Y-CHP’li “Yenilikçi ve akıllı kent” var?

“Yaşanabilir kent” dediğinize bir örnek verseniz Bay Kemal?

Sizin tek hedefiniz İstanbul’u ve Erdoğan’ı düşürmek!

Gerisi “rejim kaosu”, gerisi “beka belası” değil mi?

Teknoloji, ulaşım ve altyapıda sınıfta kalmış bir Y-CHP var mı, yok mu?

Arslan sosyal demokratların “sosyal adalet” lafına çok gülüyorum…

“Elitlerin partisi”nde bir tek “sosyal adalet örneği” gösterseler alkışlayacağım!

“Kültür” dediğinizi Edirne’de gördük, başkanınız kendini Bizans şehrinin belediye başkanı sanıyordu! Gerisi “Alevi, Roman, Ermeni istismarı”…
Siz daha “Atatürk milliyetçiliğinin, 15 Temmuz’un, istiklâl ve millî mutluluğun” farkında değilsiniz…

Her zamanki “soyut, fındık kabuğunu doldurmayacak” maddeler…
Kalkmış, “Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulmak istiyorlarsa CHP’nin kadrolarına başvurun” diyor! Maşşallah!

Bilindik halksız, cumhuriyetsiz, ilim ve millî bilinçsiz Y-CHP lafları!

Tek çare tek ilaç Milli Ülkü


Ülkü uğrunda gönüller delidir/ Kişiler ülkü için ölmelidir” der, Ziya Gökalp. 

Ülkü kavramını çok net ve sert bir şekilde bize açıklamıştır. Türk kavminin hem de dünya üzerindeki diğer kavimlerin bir hedefi, bir amacı, ulaşmak istediği bir durağı vardır. Bu durak ülkü olarak adlandırılır. 

Ülkü, insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması, bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. Başbuğumuz: ”Türk birliği ülküsü, yeryüzündeki bütün Türklerin bir millet ve bir devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür” diyerek Türk ülküsünün tanımını en güzel ve en anlaşılır biçimde yapmıştır.

Türk ülküsü birçok düşünürümüzü, yazarımızı, yol başçımızı etkilediği gibi ülkücü camianın en önemli fikir adamlarından Hüseyin Nihâl Atsız’ı da etkilemiştir ve Atsız, Türk ülküsü hakkında şunları demektedir: “Bir ülkünün çerçevesinde toplanmak ve onun için ölümü bile göze alarak savaşmak ne güzel şeydir!

İnsanlar, ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar. Millî bir ülkü olmadıktan sonra, insanın hayvandan ne farkı kalır? Hayvan, ölümden ve ızdıraptan kaçar, kuvvetliden korkar. Ölümden korkmayan, ızdıraptan kaçmayan, kuvvetli ile savaşı göze alan yaratık ancak ülkücü insandır.”

Türk ülküsü mefkûresi söz konusu olduğunda akla gelen diğer bir diğer önemli isim de Ömer Seyfettin’dir. “Milliyet, din ve dil birliği olan insan topluluğunun adıdır. Türkiye’de, İran’da, Afganistan’da, Türkistan’da, Buhara’da, Kaşgar’da, Çin’de, Mançurya’da, Kafkasya’da, Kırım’da, Rusya’da ne kadar Türkçe konuşan Müslüman varsa Türk’tür, bizim milletimizdendir. 

Ve onların oturdukları yerlerin hepsine birden Turan denilir ki, Türk yurdu manasındadır…” diyerek, Türk ülküsü ve Türk birliği kavramına İslamî pencereden bakmıştır. Ülkü, insanın kalbini aydınlatan ışık, bir güneş ve insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir pusuladır.

Ülkü, toplulukların yaratıcı kuvvetidir. Bugün Türk milliyetçilerinin en güçlü silahıdır, Türk ülküsüdür. Türk ülküsü, Türk büyüklüğü ve Türk kudreti isteği ve inancıdır. Milli ülkü, insanları sürükleyen, güçlendiren ve asilleştiren, uğrunda çarpışılan bir duygu ve düşüncedir. 

Türk ülküsü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından benimsenmiş, Nihal Atsız ile öne çıkmış, Başbuğ Türkeş’in ilkesi olarak doktrininde yer almıştır. Türkçülüğün, Türk milliyetçiliğinin adı olduğunu, Türkçülüğün de Türk sevgisi ve taraftarlığı demek olduğunu, başka milletlerin Türk taraftarlığının ve Türk sevgisinin bu kelime ile ifade olunmayacağını, zaten başka milletlerin Türk’ü sevmesi de gerçekten bir sevgiye değil, geçici bir nezakete, çıkara, siyasi zaruretlere işaret olduğunu ve Türk’ü, gerçek olarak, Türk’ten başkası sevemeyeceğini bilmeliyiz. Bundan dolayıdır ki, tek çare tek ilaç olarak nitelendirilen mefkûre, Türk ülküsüdür.

Peki Türk milleti için tasarlanan ülkü nedir, Türk milletinin hedefi ne olmalıdır? Türk milletinin ahlakta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ilerlemiş milleti haline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, refah bir toplum haline gelmesidir. Türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak, mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır. Türk milletinin haklarını her zaman dünyaya tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir.

Ülkücünün üzerine düşen, Atamız Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in belirttiği gibi, Türk milletini muasır medeniyetlerin de üzerine taşımak, maneviyatını asla kaybetmemek, tarihini ve buna bağlı olarak özünü bilmek, her daim ileride olmak, fikren, zihnen aydın, erdemli bir insan olmaktır. Atatürk’ün manevi mirası akıl ve bilim eşliğinde, hedefimiz çağdaş bir medeniyet mertebesidir. Kısaca ülkümüz; “yükselmek, ileri gitmektir.” Bu yüzden sorumluluğu ağır ve ehemmiyetlidir.


“Bu toprak için, bu bayrak için, ölelim.. Fakat bilelim.” Yüksek ahlaklı, yüksek ülkülerle dolu yiğit nesiller yetişmesi dileğiyle…



14 Aralık 2017 Perşembe

YENİ CHP HAFIZASINI KAYBETMİŞ!

Tamer Ashraf
Yeni CHP Atatürk'ü de, hafızasını da kaybetti…
Acınacak bir durumdalar…
Hele Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına "konsolosluk" yapmış biri…
Dış politikamızın halinin sebeplerini anlayın işte…
Adam, Y-CHP'de vekil… MYK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı üstelik…
Meşhur Musul baskınının ünlü başkonsolosu…
11 Haziran 2014'te IŞİD'in 101 gün personeliyle birlikte konsoloslukta rehin aldığı adam…
MİT'in operasyonuyla memlekete getirilen adam…
Misak-ı milliyi, Musul'u, Kerkük'ü, Kıbrıs'ı, BM'yi, NATO'yu ve ABD'yi çok iyi bilmesi gereken adam…
"AKP'lilere soruyorum; İsrail terör devletiyse 1949'da niye tanıdınız?" diyor!
Yeni CHP hafızasını yitirmiş…
Atatürk'ten sonra CHP'nin kaderine terk ettiği…
1951'de DP'nin yeniden restore ettirdiği…
Hani şu 2015'te IŞİD tehdidi nedeniyle yeni yerine taşınan…
Suriye'deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi gibi…
Yeni CHP'de "milli şuur" sizlere ömür…
Zarrabtı, Man adasıydı, falan filanla AKP'yi sıkıştıracağım diye Amerikancılık, NATO'culuk oynamaya kalkıyorlar…
Kalkıyorlar da…
İkinci Dünya Savaşı'nın şartlarında yapılanları bir yana koyalım…
Marshall yardımıyla İnönü'nün, Conileri ülkeye adım attırdığını…
Yolladığı ikinci el makinelerin tamir ve yedek parçasının kanımızı emdiğini…
Conilerin 1964 Kıbrıs olaylarında Türkiye'nin müdahalesini engellediğini…
Atatürk'ün demiryolu atağını bıraktırıp karayoluna yönlendirdiğini…
Bizzat İnönü'nün 1960'ta, TBMM'de "CHP, Amerika ile münasebetlerin kurucusudur" dediğini…
Unutmuş Yeni CHP'li eski Başkonsolos!
Wikileaks belgelerinde Baykal'a kaset kumpası sonucu Dersimli'nin Genel Başkanlığının ABD projesi olduğu iddiasını duymayan…
Gandi'nin 2013'te ABD'ye gittiğini ve Fuller ve Barkley'le görüştüğünü hatırlamayan…
Yeni CHP'li eski Başkonsolos…
Büyük ihtimalle 1935'te Atatürk'ün kapattığı Mason localarını 1948'de açanın da İnönü'nün olduğunu unutmuş!
Yahudilerin 14 Mayıs 1948 gece yarısı İsrail devletini ilan ettiğini, 11 dakika sonra ABD'nin İsrail'i tanıdığını…
Kısa süre sonra İsrail'i tanıyan ikinci devletin Türkiye olduğunu unutmuş!
Ve… İsrail'i tanıyan Başbakanının da CHP'li Saka olduğunu unutmuş!
Milli hafıza, yakın tarih nanay…
Hardisk yanmış sanırım…
O Y-CHP'li eski Başkonsolos şimdi televizyonda diyor ki: "AKP'lilere soruyorum; İsrail terör devletiyse 1949'da niye tanıdınız?"
1949'da ABD bayrağı sallayan fotoğraflarıyla İsmet İnönü var iktidarda…
Dersimli Kemal'e kazara 4 yıl versek memleketi bu hafızayla nereye götürür acaba?

Türk milleti boşuna iktidar yapmıyor bunları!

4 Haziran 2018 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde CESUR OL TÜRKİYE!.

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğinde 15 Temmuz darbe girişiminin vatan millet aşkıyla yanıp tutuşan vatanseverlerle birlikte püskürtülmesi hainlerin son çırpınışı oldu. Bir taraftan aldıkları hesapsız dış destekle FETÖ, PYD, DEAŞ gibi terör örgütleri Türkiye’nin üzerine üzerine yürüdüler. Bir taraftan da siyasette akıl tutulması yaşayan zihniyetler Türkiye’ye karşı kirli oyun ve ittifaklar içine girdiler. 
Kimler kimlerle beraber kol kola girdiyse Türkiye’nin zihni açık beyinleri bu oyunu bir bir bozdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti’nin bir grup toplantısında söylediği gibi, “GARİP BİR SENARYO” vardı ortada! 
A Haber, kritik 24 Haziran sürecine yaklaştığımız şu günlerde yaşanan “İHANET”e dikkat çekiyor ve Türkiye karşısında duran zihniyetlere “YAKINDAN BAK” diyor.
İşte gerçekleri UNUTMAMAMIZ ve gölgelerdeki ihaneti derinden sezmemiz için hazırladığımız o “TARİHİ VİDEO…”.

İhanet Sahipleri


Çok geç olmadan bu yalın gerçeği görmeleri dileğiyle…
Birleşen grupların ayrıştığı nokta: esasen dile getirmek istemeler de olay istemeseler de daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü bu tür işler maalesef ne kadar gizlemeye kalkışsanız da olayın gerçek olduğu ortaya çıkıyor. Taki gerçekler net olarak ortaya çıkıncaya kadar olaylara kimse el sürdürmemeye gizlemeye devam edeceğe benziyor. Ancak Y-CHP'le diğerlerini yanına oltalık olarak alanların HDP'yle birlikte çevirdikleri seçim anlaşması onlarında başına ne işler açtığı gün o hainlerin sonu olacaktır.
Y-CHP partisinde yer alan sol gücü bu seçimde HDP'nin barajı aşması için kullanmış, aday olarak göstermemeyi kendi üzerinde bir görev olarak görmüştür. İşte bu gizli değil kirli ittifak Y-CHP'nin yüzünü herkese gösterecektir.
Bu birliktelik bunların iç yüzünü daha rahat şekilde gösterecektir. İP'le kendini milliyetçi sananlar ve merkez sağda görünenlerin, Saadet partisi ile AKP'ye küsmüş olanların, CHP ile bağnazca sol diye haykıranların, HDP ile de solcularla kuvvetlendirilmiş kadroların yani kısaca Cumhuriyete karşı içine İslamilik karışmış solcu ittifakını biz vatandaşlara yutturma gayreti içindedirler. Kılıçdaroğlu'nun partinin tam sol yanını boşaltması bu yüzden bütün yaptıkları oynadıkları oyun yüzündendir.


 Evet Y-CHP bu seçime aşırı solcuları ve bölücüleri maskeleyerek, bünyesinde azaltarak genel seçimlerde HDP'yi yanına almak için oynadığı maskeli bir balodur. Gerçekleştirdikleri bu kirli ittifakla başarıya ulaşacaklarını sanıyorlar. Ancak nafile bir işin peşindeler. Er ya da geç hainin ihaneti ortaya çıkar. Saklanmaya çalışılan yüzler bir bir ifşa edilir. Gerçekler oyun sahibini acı bir şekilde vurmuştur. Türkiye'yi parçalara ayırarak elde edeceğini sanan gafil mihraklar yanıldıklarını filmin sonu göründüğünde anlayacaklardır. Ülkemin üstüne doğan güneş tüm çıplaklığı ve yakıcılığı ile kötü düşünen herkesi kavuracaktır. 
İşte Millet ittifakına karşı kurulan parçalı Cumhuriyet isteyenler kendilerine asla geçit verilmeyeceğini bilmeleri gerekmektedir. Bütün kurdukları tuzaklar bozulacak, ayarları değiştirilip kendi başlarını geçirilecektir. Bunun bu şekilde gerçekleşeceğini hepimiz göreceğiz.
Türkiye her türlü ihanete karşı Türk'tür ve Türk kalacaktır. Bunu değiştirmek isteyen, bozmak isteyen gafiller artık bu gerçeği görmelidirler.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html