BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Ülkü sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Ülkü sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

16 Şubat 2019 Cumartesi

Y-CHP’nin seçim bildirgesi ve Tek çare tek ilaç Milli Ülkü

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
24 Haziran’da “özerklik” vaadi bulunan ve Y-CHP’yi “PKK’nın sesi” haline getiren…
İP’çi Topuklu ile Mersin, Adana, İstanbul, Manisa ve Ankara üzerine sıkı pazarlık yapan… 
HDP’yi kanatları altına alan…
İstanbul’da Kürtçü, bölücü, ÖDP’li, HDP’li adayları yerleştiren…
Güneydoğu’da aşiret reisini aday gösteren…

Kemal Kılıçtaroğlu, Ankara Spor Salonu’nda partisinin aday tanıtım toplantısında…

Uzun uzun Erdoğan’ı eleştirdikten sonra “bildirge”yi açıklıyor, tamamı 12 satır!

1 – Halka saygılı kentler  
2 – Hakça paylaşan kentler  
3 – Hesap veren ve şeffaf yönetilen kentler 
4 – Yoksulluğu yenen kentler  
5 – Üreten ve istihdam yaratan kentler 
6 – Yenilikçi ve akıllı kentler 
7 – Ulaşım ve altyapı sorunlarını çözme 
8 – Nefes alan kentler  
9 – Sosyal adaleti sağlayan kentler. Engelliler için yaşanabilir kentler. 
10 – Kültür ve sanatı geliştiren kentler 
11 – Doğa dostu yeşil kentler 
12 – Tüm yurttaşlarımız beraber bir kentte mutlu yaşamak…”

Ve sonunda alışılmış laf:

“Biz size söz veriyoruz.”

Tam bir Y-CHP bildirgesi!
Halkla dalga geçer gibi…

“Hakça paylaşan kentler”de diyor ki Kemal Kılıçtaroğlu: “Rant her kentte vardır. Rantı hakça bölüşüldüğünde sorun yoktur. Rantı yandaşa aktarırsanız orada sorun vardır.”

Halkın vergileri ile icraat yapan belediye nasıl bir “rant” paylaşacak?
İSKİ skandalı, Ataşehir, Beşiktaş ve Şişli Belediyelerindeki yolsuzluklar mı kıstası acaba?
Yoksa tutuklu Karaaslan skandalının arka cephesi mi?

CHP’li Meclis üyelerinin kendisinden tehditle rüşvet aldığını itiraf eden Çankaya eski Belediye Başkanı’nın “yamyam dediği partilileri, “Bugün ne götürürüm” derdi içinde olmakla suçlaması” mı?

Sonra da “Hesap veren ve şeffaf yönetilen kentler” hangisi hesap vermiş bugüne kadar?
Kalkıp “yoksulluğu yenmek”ten bahsediyor. Mesela yönettikleri İzmir, bildiğin hormonlu köy! Sahiller gökdelen, arkalar gecekondu! “Kentsel dönüşüm” hiç uğramıyor nedense? Ama Balçova, boydan boya AVM! Bolca Kültür Merkezi…

Efendim belediyelerde asgari ücret 2.200 liraymış! Aylarca ödeyemediğin maaş!

Her metro çukurunda dilenen insanlar…

Hangi CHP’li belediye, kendi yandaşı dışında personel almış? İstihdama nasıl katkı koymuş, bir açıklasalar?
CHP’li belediyelerin klasik üretim merkezi, kadınların alınteri el işlerini sergilediği standlardır, var mı itirazı olan?

Köylerdeki kooperatiflerden aldığı ve her ay “rant” elde edilen çiçek dikiminden başka ne üretir Y-CHP’li belediyeler?
Konak otoban gişelerinden sonra Menemen çıkışına kadar İzmir’de gözle görülen gecekondular mı, trafik karmaşası mı üretim ve şehircilik?

MHP’li Aliağa Belediyesi’ni bir mercek altına alın bakalım, ne göreceksiniz?

Her ters rüzgârda kokan İzmir mi akıllı kent dediğiniz?

Eskişehir’de Hoca’nın Posuk Çayı kıyısındaki yaratıcılık dışında nerede Y-CHP’li “Yenilikçi ve akıllı kent” var?

“Yaşanabilir kent” dediğinize bir örnek verseniz Bay Kemal?

Sizin tek hedefiniz İstanbul’u ve Erdoğan’ı düşürmek!

Gerisi “rejim kaosu”, gerisi “beka belası” değil mi?

Teknoloji, ulaşım ve altyapıda sınıfta kalmış bir Y-CHP var mı, yok mu?

Arslan sosyal demokratların “sosyal adalet” lafına çok gülüyorum…

“Elitlerin partisi”nde bir tek “sosyal adalet örneği” gösterseler alkışlayacağım!

“Kültür” dediğinizi Edirne’de gördük, başkanınız kendini Bizans şehrinin belediye başkanı sanıyordu! Gerisi “Alevi, Roman, Ermeni istismarı”…
Siz daha “Atatürk milliyetçiliğinin, 15 Temmuz’un, istiklâl ve millî mutluluğun” farkında değilsiniz…

Her zamanki “soyut, fındık kabuğunu doldurmayacak” maddeler…
Kalkmış, “Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulmak istiyorlarsa CHP’nin kadrolarına başvurun” diyor! Maşşallah!

Bilindik halksız, cumhuriyetsiz, ilim ve millî bilinçsiz Y-CHP lafları!

Tek çare tek ilaç Milli Ülkü


Ülkü uğrunda gönüller delidir/ Kişiler ülkü için ölmelidir” der, Ziya Gökalp. 

Ülkü kavramını çok net ve sert bir şekilde bize açıklamıştır. Türk kavminin hem de dünya üzerindeki diğer kavimlerin bir hedefi, bir amacı, ulaşmak istediği bir durağı vardır. Bu durak ülkü olarak adlandırılır. 

Ülkü, insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması, bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. Başbuğumuz: ”Türk birliği ülküsü, yeryüzündeki bütün Türklerin bir millet ve bir devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür” diyerek Türk ülküsünün tanımını en güzel ve en anlaşılır biçimde yapmıştır.

Türk ülküsü birçok düşünürümüzü, yazarımızı, yol başçımızı etkilediği gibi ülkücü camianın en önemli fikir adamlarından Hüseyin Nihâl Atsız’ı da etkilemiştir ve Atsız, Türk ülküsü hakkında şunları demektedir: “Bir ülkünün çerçevesinde toplanmak ve onun için ölümü bile göze alarak savaşmak ne güzel şeydir!

İnsanlar, ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar. Millî bir ülkü olmadıktan sonra, insanın hayvandan ne farkı kalır? Hayvan, ölümden ve ızdıraptan kaçar, kuvvetliden korkar. Ölümden korkmayan, ızdıraptan kaçmayan, kuvvetli ile savaşı göze alan yaratık ancak ülkücü insandır.”

Türk ülküsü mefkûresi söz konusu olduğunda akla gelen diğer bir diğer önemli isim de Ömer Seyfettin’dir. “Milliyet, din ve dil birliği olan insan topluluğunun adıdır. Türkiye’de, İran’da, Afganistan’da, Türkistan’da, Buhara’da, Kaşgar’da, Çin’de, Mançurya’da, Kafkasya’da, Kırım’da, Rusya’da ne kadar Türkçe konuşan Müslüman varsa Türk’tür, bizim milletimizdendir. 

Ve onların oturdukları yerlerin hepsine birden Turan denilir ki, Türk yurdu manasındadır…” diyerek, Türk ülküsü ve Türk birliği kavramına İslamî pencereden bakmıştır. Ülkü, insanın kalbini aydınlatan ışık, bir güneş ve insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir pusuladır.

Ülkü, toplulukların yaratıcı kuvvetidir. Bugün Türk milliyetçilerinin en güçlü silahıdır, Türk ülküsüdür. Türk ülküsü, Türk büyüklüğü ve Türk kudreti isteği ve inancıdır. Milli ülkü, insanları sürükleyen, güçlendiren ve asilleştiren, uğrunda çarpışılan bir duygu ve düşüncedir. 

Türk ülküsü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından benimsenmiş, Nihal Atsız ile öne çıkmış, Başbuğ Türkeş’in ilkesi olarak doktrininde yer almıştır. Türkçülüğün, Türk milliyetçiliğinin adı olduğunu, Türkçülüğün de Türk sevgisi ve taraftarlığı demek olduğunu, başka milletlerin Türk taraftarlığının ve Türk sevgisinin bu kelime ile ifade olunmayacağını, zaten başka milletlerin Türk’ü sevmesi de gerçekten bir sevgiye değil, geçici bir nezakete, çıkara, siyasi zaruretlere işaret olduğunu ve Türk’ü, gerçek olarak, Türk’ten başkası sevemeyeceğini bilmeliyiz. Bundan dolayıdır ki, tek çare tek ilaç olarak nitelendirilen mefkûre, Türk ülküsüdür.

Peki Türk milleti için tasarlanan ülkü nedir, Türk milletinin hedefi ne olmalıdır? Türk milletinin ahlakta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ilerlemiş milleti haline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, refah bir toplum haline gelmesidir. Türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak, mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır. Türk milletinin haklarını her zaman dünyaya tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir.

Ülkücünün üzerine düşen, Atamız Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in belirttiği gibi, Türk milletini muasır medeniyetlerin de üzerine taşımak, maneviyatını asla kaybetmemek, tarihini ve buna bağlı olarak özünü bilmek, her daim ileride olmak, fikren, zihnen aydın, erdemli bir insan olmaktır. Atatürk’ün manevi mirası akıl ve bilim eşliğinde, hedefimiz çağdaş bir medeniyet mertebesidir. Kısaca ülkümüz; “yükselmek, ileri gitmektir.” Bu yüzden sorumluluğu ağır ve ehemmiyetlidir.


“Bu toprak için, bu bayrak için, ölelim.. Fakat bilelim.” Yüksek ahlaklı, yüksek ülkülerle dolu yiğit nesiller yetişmesi dileğiyle…



6 Ekim 2017 Cuma

ÜLKÜCÜLÜK NEDİR ?

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’E GÖRE ÜLKÜCÜLÜK

Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir. Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. İnsanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı. Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayal olarak doğar. İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları birtakım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle büyük ölçüde insan olurlar. İnsanlar hayalleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar.
İşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan toplulukların kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak, bir hayalin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir. Her toplumda idealistler vardır, ülkücüler vardır ve ülkücülerin, idealistlerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir; büyük bir talihtir! Türk milleti için bizim düşündüğümüz ülkü nedir? Türk milleti için tasarladığımız ideal nedir? Her şeyden önce Türk milletinin ahlâkta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri gitmiş varlığı hâline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayii kurulmuş, refahlı bir toplum hâline gelmesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünün esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir.
Türk milliyetçiliğini, ülkücülüğünün sınırları içinde sadece bunlar mı vardır? Sade bunlar değil başka düşünceler, başka hedefler de vardır. Bu hedefler Türk milletinin hiç kimseden merhamet dilenmeyecek bir duruma gelmesi, kendi gücüyle ayakta duran, kendi gücüyle varlığını koruyabilen ve sözünü dünyanın her yerinde saydırabilen bir varlık hâline gelmesi düşüncesidir. Bunun yanı sıra Türk milletinin haklarını her zaman dünyaya tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir ve bunun yanı sıra bütün Türklerin kölelikten, yabancıların buyruğu altında yaşamaktan kurtulmaları ve Self Determination, yani kendi mukadderatına kendilerinin hâkim olması kutsal prensibine göre, hepsinin bağımsız hâle gelmeleri, bağımsız olmaları Türk ülkücülüğünün bir diğer görüşü, düşüncesidir.

Ülkücülüğümüzün içerisinde her mesleğe mensup Türk milliyetçilerinin kendi mesleklerinde en ileri, en yüksek ve gerek kendi milletimiz için gerek insanlık için en çok yararlı neticeleri elde etmek görüşü de yer alacaktır. Bir Türk Milliyetçisi kendi toplumu için, kendi milleti için idealizmi daima göz önünde bulunduracak, bu genel idealizm prensipleri ile birlikte kendi sahası, kendi branşı ile ilgili çalışmalarında da bu temel ve genel mahiyetteki ülkücülüğün esaslarına uygun, onunla bütünleşmiş bir hâlde kendi branşı ile ilgili ülkücülüğünü de tespit edip güdecektir.
Ülküler uzak hedeflidir, uzun vadelidir. Bir ülkünün hemen yarın gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Ülküler önümüzdeki yılları, önümüzdeki yüzyılları kapsayabilir. Ama ülkü insanının kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler için de millî ülkü, milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir. Ülküsüz insan çamurdan bir varlık gibidir. Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir.
Bunun için her Türk milliyetçisi, her Dokuz Işıkçı mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır. Hem milli ülkü sahibi olacaktır, hem insanî ülkü sahibi olacaktır, hem de kendi mesleğiyle ilgili ülkücü bir kişiliğe sahip olacaktır ki, hem de kendi mesleğinde başarılı, yararlı bir kişi olarak gelişsin hem de mensup olduğu topluma, milletine yararlı hizmetler yapsın, insanlığa yararlı faaliyetler gösterebilsin. Bunun için Dokuz Işık doktrininin çok önemli ilkelerinden olan ülkücülüğe büyük değer vermekteyiz. Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen aynı aynı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir.
Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvelâ kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur.
Çünkü bir insan kendi ailesini düşünür ve ona karşı vefalı kalırsa, insanlık duygulan en olgun seviyeye erişeceği için, kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yaranı ve vefalı olur. Bir insan kendi milletine faydalı olamaz, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesi nihayet bir fantazi olur. İnsan, yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmelidir. Bunu yaptığı takdirde, o millet insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olur.

Ülkücülüğümüz nedir?

Ülkücülüğümüz; Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak; mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır.  Kişilere hürriyet, milletlere istiklâl başta gelen prensiplerimizdendir. İnsanlar hür ve eşit haklara sahip olarak doğarlar. Kabiliyet ve görevlerinin dışında insanlar haklarına tam olarak sahip kılınmalıdırlar. Toplum içerisinde insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sıraya konulmalıdır. Bütün bunlarla beraber ayrımsız olarak herkese bir imkân eşitliği sağlanmalıdır. İmkân eşitliği derken mücerret anlamda bir eşitlik anlaşılmamalıdır. Bu ülkücülüğümüzün içine bu günkü sınırlarımızın dışında bulunan Türklere ait herhangi bir şey girer mi? Türk adı taşıyan herkes bizim sevgi ve ilgimizin çevresi içindedir. Bundan vazgeçemeyiz. Bu her milletin tabiî hakkı olduğu gibi Türk milletinin de tabii hakkıdır.Bu günün Birleşmiş Milletler Anayasası, yeryüzünde yaşayan her millete ?kendi mukadderatına hâkim olma? (şelf determination) dedikleri prensibi kutsal bir prensip olarak ilân etmiştir. Bugün Afrika’da yaşayan ve bugüne kadar hiçbir bağımsız devlet kuramamış olan Zencilere dahi, kendi mukadderatına hâkim olma (şelf determination) hakkı kutsal bir hak olarak tanınır ve bunların her biri yabancı boyunduruğundan, sömürgecilerin elinden kurtulup bağımsızlığını alırken, başkalarının boyunduruğu altında tutsak bulunan Türklerin tutsaklıktan kurtulmasını istemek, dilemek, bunun için iyi niyetler taşımak, Türk olan herkes için en tabiî ve kutsal bir haktır. Fakat biz ülkücülüğümüzde daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye’yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere, , maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul ederiz.

Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz, Türk milletinin en kısa, yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir hayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hâle getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsüdür. Bu ülkü aynı zamanda Türk olan herkese karşı ilgi ve sevgi göstermeyi, onların mutluluğunu dilemeyi ve onların mutluluğunu, Türkiye’yi risklere, tehlikelere maruz bırakmadan, bırakmaksızın, bırakmamak şartıyla sağlamaya çalışmayı içine alan bir ülkücülüktür.??

GALİP ERDEM'E GÖRE ÜLKÜCÜLÜK

Ülkücünün Çilesi
Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: “Akl-ı şuur” ları vardır, güzel severler. “Bade” içerler ve nihayet göçüp giderler.
Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hatta sevdikleri ile.. Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler. Bu halleri ” kalabalık” a göre uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.
Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!

Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte…
Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, Ona hiç kimse “aferin” demez. Üstelik, “böyle olacağı zaten belli idi” buyurulur.
Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştan başa haysiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama, ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükafat istemez, bir garip kişidir… Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkardır. Gerçek aşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilisinin sevildikçe güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegane süsüdür Ülkücünün en çok dinlediği “nasihat” tır. “Yapma ” derler, ” hayatını heba etme” derler, “gününü gün et ” derler. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar.
Ülkücülerin en amansız düşmanları “eyyamperest” lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da, ülkücüleri ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da “eyyamperest” lerdir.
Gün gelir, ecel hükmünü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir. “Kalabalık” o’na acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Halbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca “kalabalık” a acımıştır.??
Başbuğ Alparslan Türkeş?in bir kordan alevlendirdiği ülkücülük Türk milletinin fikrinde ve zikrinde yerini bulmuştur. Kendini,?Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsü?için çalışmaya adamış ülkü neferlerinin karşılaşacağı zorlukları ise ?Ülkü devi? olarak bilinen Galip Erdem kaleme almıştır;
Bedava Ülkücülük
Samimiyetinizden asla şüphe etmiyorum. «Domuzdan yana» değilsiniz, biliyorum! Doğruluğuna inandığınız fikirlerin ezilmek istenmesine üzülüyorsunuz. Fazilet temeli üstüne kurulacak mesut ve müreffeh bir Türkiye’yi şiddetli özlüyorsunuz. Davanızın başarıya ulaşması için sık sık dua ettiğinize, hatta zafer rüyaları gördüğünüze bile eminim. Ama ne yazık ki, bundan başka hiçbir şey yapamıyorsunuz. Mücadele ile yegâne ilginiz «Allah vere de bizimkiler kazansa» diyerek, tehlikeli kulakların duyamayacağı bir sesle dua ederek seyirci kalmaktan ileri gidemiyor. Tanınmağa cesaret edemiyorsunuz. Saflarınızı kuvvetlendirmek üzere aralarına katılmaktan korkuyorsunuz. Böylece bir çetin dâvanın bütün yükü bir avuç adamın omuzlarına yükleniyor. O bir avuç adam mücadeleyi kazanırsa ne âlâ, avuçlarınız patlayıncaya kadar alkışlayacaksınız. Onları olduklarından daha büyük gösterecek, olağanüstü vasıflar tanıyacak, şımartacaksınız. Ama yenildikleri vakit, ama her yönden saldıran çeşitli düşmanların üstün kuvvetine dayanamayıp ezildikleri vakit hiçbiriniz ortalıkta görünmeyecek, âdeta hep birden «toz» olacaksınız. Artık o yenilmişlerle karşılaşmamak için sokakta yolunuzu değiştirecek, selâm vermekten çekineceksiniz. Yalnızlığın çilesini dolduran, ihanetin ıstırabı ile kahrolan o bir avuç insan yine size darılmayacak, umudunu kesmeyecek. Mücadelesini devam ettirecek.
Rahatınızın kaçmaması, düzeninizin bozulmaması uğruna her şeye katlanacaksınız. Yanlış anlamayın: O bir avuç adam elbette ki, sizin hesabınıza değil, gönül verdikleri bir ülkünün hizmetinde çalışıyorlar. Hak yolunun yolcuları, siz olsanız da olmasanız da, yollarından dönmeyeceklerdir. Yalnız, bir noktayı unutmayınız: Bu oyun daima böyle oynanmaz. İmkânla iman birleşmediği müddetçe dâva kazanılamaz. Kazanılsa bile, zaferde sizin en ufak bir payınız olmaz. Hiç değilse olduğunuz gibi görününüz, bedava ülkücülükten vazgeçiniz. Bu kadarı bile, kazanmasını istediğiniz taraf için bir hizmettir. Sizi hesaba katmamış, yardımınıza bel bağlamamış olurlar. Hep seyirci kalacağınızı, hiçbir zaman sahaya çıkmayacağınızı bilirlerse, ona göre hazırlanırlar.
Sizi haksız bulmuyorum. İnsanoğlu’nun önce nefsinin hizmetçisi olduğunu unutmuyorum. Sadece, sırf nefslerine hizmet etmek isteyen bir insanın bile, zaman zaman nefsinden fedakârlık yapmak zorunda kalacağını hatırlatmak istiyorum. Tarih, hiçbir şey kaybetmeyeyim derken her şeyi kaybedenleri çok görmüştür.??
Ülkücü iman konusunda görüşleri açık ve yararlı olan kişilerin arasında itibarlı bir yere sahip olan Galip Erdem  yine bir başka yazısında ülkücüğün tasdikine ve hayat boyu süren bir sınav olduğuna olan inancına dikkat çekmiştir. Ara ülkücüler diye nitelendirdiği grupların içinde en önemli grup olarak belirttiği ?gerçek ülkücü olabilme ülküsü? grubu hakkındaki fikirlerini neşrettiği yazısı ise şüphesiz okunmaya değerdir;
Genç Bir Ülkücü İle Sohbetler
Ülkü son hedeftir. Son hedefe varılmasını kolaylaştıracak ara hedeflerin seçilmesi şarttır. Ara hedefler gibi, ara ülkücüler de olacaktır. Sohbetimize, ara ülkücülerin en önemlisini anlatmağa çalışarak başlıyorum: Ara ülkücülerin en önemlisi, gerçek bir ülkücü olabilmek ülküsüdür. Kırılma ve üzülme. ?anlayamadım gerçek bir ülkücü değil miyim sanki!? diye de şaşırma. Bilirsin: Seni çok severim. Bir insanın çok sevdikleri üzerinde çok hakkı vardır. Evet, henüz gerçek bir ülkücü değilsin. Ruhunun zenginliği, yüreğinin büyüklüğü, ülkü yolunda verdiğin mücadeledeki yiğitliğin sonucunu değiştirmez. Gençsin. İnsanoğlu, gençlik çağında, her şeye olduğu gibi, ülkücülüğe de adaydır. Hiç unutma: Bugün, tamamen haklı olarak, ülkücülüğe aykırı davranışlarından ötürü kınadığın ağabeylerin, senin yaşında iken, ülkücülüklerine asla toz kondurmak istemezlerdi. Ama hayat adını verdiğimiz düşmana yenildiler. Şimdi sapmalarını bağışlatmak için, münasip bir bahane aramanın peşine düşmüşlerdir. Sana, kendi neslimin durumunu anlatayım: Çoğumuz ülkücülük imtihanını kazanamamış, sınıfta kalmışızdır; kaydımız silinmiştir! Pek azımızın adaylığı hâlâ devam ediyor. Dikkat etmelisin: Adaylık kelimesini kullandım. Çünkü hiçbirimiz, bütün gayretlerimize rağmen, tam bir ülkücü olamamışızdır. Daha bir kısmımız yarı yolda tükeneceğiz. Gerçek ülkücülüğe ne kadar yaklaşabildiğimizin hesabı son nefeslerimizi verdikten sonra çıkarılacaktır.
Neden böyle oluyor? Sorunun cevabını daha önce de vermiştim: Hayat dediğimiz en büyük düşmana yenilmemiz yüzünden böyle oluyor. Yapımız çıkarlarımızdan vazgeçebilmeye müsait değildir. Hele çağımıza hükmeden maddecilik, belki de hiç kavuşulmayacak bir sevgili uğruna zahmet çekmemize, acılara katlanmamıza imkân vermiyor. Ancak bir müddet, özellikle hiçbir sorumluluğu yüklenmediğimiz gençlik yıllarında her türlü baskıya dayanabiliyor, biraz yaşlanıp çoluk çocuğa karışınca dökülüyoruz.
Senden istediğim, gerçek bir ülkücü olmağa çalışmanın, aynı zamanda bir ülkü değeri taşıdığını bilmendir. En büyük düşmanını şimdiden tanımalısın. Hayatın boyunca, ülküsüne ihanet etmen için sayısız tuzaklar kurulacağını daima hatırında tutmalı, yenik düşmemeğe hazırlanmalısın. Gerçek ülkücülüğü ülkü edinecek, çağımız şartları içinde, adaylığı korumanın bile büyük bir şeref sayılması gerektiğini öğreneceksin. Yenik düşmemenin ülkü kavgasını bir ömür boyu yürütebilmenin sırrı nedir? Yenilmemenin tek sırrı vardır: Nefsini yenmek! Ama nefsini yenmek, söylendiği kadar kolay bir iş değildir. Nefsini yenebilen bir yiğit, bütün dünyayı yenmiş sayılır.??

KAYNAKÇA:Alparslan Türkeş,DOKUZ IŞIK( Burçak Yayınları, 2000),129,130,131,132,133
Galip Erdem,Tercüman Gazetesi,13 Ağustos 1961
Alparslan Türkeş,DOKUZ IŞIK( Burçak Yayınları, 2000),20
http://www.ulkuocaklari.org.tr/default.asp?CCC=YaziSistemi&UO=Bak&ID=319 Erişim Tarihi: 4 EKİM 2009

Galip Erdem,GENÇ BİR ÜLKÜCÜ İLE SOHBETLER 1(Bozkurt Dergisi 17.sayı 1974)

6 Kasım 2017 Pazartesi

“Ülkü Ocakları tasfiye edilecek”

Türkiye’nin en güçlü gençlik yapılanmalarından birisi olan Ülkü Ocakları’na MHP içerisinden operasyon yapılarak tasfiye mi ediliyor?

GENÇLİK ÇALIŞMA KONSEYİ

Gençlik Çalışma Konseyi, kurularak Türkiye çapında faaliyetlerine başladı. Kurucu Başkanlığı’nı Aykut Akın’ın yaptığı Gençlik Çalışma Konseyi ilk şubesini Gaziantep’te açtı.

ARZU ERDEM YİNE SAHNEDE

Mütevelli Heyeti Başkanlığı’nı Devlet Bahçeli’nin Başdanışmanı olan MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in yaptığı Gençlik Çalışma Konseyi Türkiye genelinde şubelerini de açmaya başladı.

“BİZ KİMİZ?”

MHP veya daha önce Ülkü Ocaklarında çeşitli görevlerde bulunmuş hali vakti yerinde gençlerin bir araya gelerek kurduğu Gençlik Çalışma Konseyi’nin faaliyetleri kurdukları kendi web sitesinde ilan edilirken, Konsey, kendilerini “Biz kimiz” başlığıyla şöyle tanımlıyor:

“Gençlerin birbirine destek vermediği ve birbirlerini teşvik edemediği bir ortamda gücü başkalarından beklemek pekte doğru olmayacaktı…

Tamamen gönüllü bireylerden bir araya gelen Gençlik Konseyimiz, hedefe giden meşakkatli ve doğru yolda çalışmayı ilke edinmiş; sonuç ve kararlılık odaklı genç bir gruptan meydana geldi.

Gençlerin istek ve arzularını önemseyerek, projelerini hayata geçirmeyi hedefleyen Gençlik Çalışma Konseyimiz”, gerçekleştirmiş olduğu gerek sertifika programlarında gerekse sosyal sorumluluk projelerinde Türkiye’nin ve Dünyanın önde gelen kurum ve kuruluşlarıyla birlikte çalışmalarını sürdürüyor.”



“YÜRÜTÜCÜ GÖREVİ ÜSTELENECEĞİZ”

“Siz de bize katılmak istemez misiniz? Tek yapmanız gereken hayallerinizi hedeflerinize dönüştürmek için bizimle en kısa ve kolay yoldan iletişime geçmek. 

Aramıza şimdiden hoş geldiniz!” diyerek kendisine taraftar arayan Gençlik Çalışma Konseyi, amacını da şu şekilde açıklıyor:“Konseyimiz, eğitim ve sosyal yetkinlik kavramlarının etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlarla ortaklık kurup yürütücü görevi üstlenmek amacını taşımaktadır.”

“GENÇLİK POLİTİKALARI ÜRETECEKLER”

Gençlik Çalışma Konseyi, Ülkü Ocakları’nın çalışma faaliyet alanlarına da göz dikmiş durumda. 

Konsey mensupları Ülkü Ocakları’nın çalışma ve faaliyetlerini yetersiz bulmuş olacaklar ki, kendileri çalışma alanlarını www.genclikcalismakonseyi.org sitesinde şu şekilde tanımlama ihtiyacı hissetmişler:“Gençlerin sosyal, kültürel, sanatsal, sportif, bilimsel ve mesleki gelişimine katkı sağlamak; toplumsal ve ekonomik yaşama aktif katılımlarını arttırmak, sürdürülebilir gençlik politikalarının geliştirilmesi için projeler üretmek, gençler arasında karşılıklı anlayışı güçlendirmek, dayanışmayı geliştirmek ve hoşgörüyü teşvik etmek amacıyla ulusal ve uluslararası platformda gelişmeyi esas alınarak kurulmuştur.

”MHP’DE FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK

MHP’li Arzu Erdem’in mütevelli heyeti başkanlığını yaptığı Gençlik Çalışma Konseyi’nin olağanüstü kurultay ve genel başkanlık yarışı krizi atlatan MHP’nin içinde başlayan “eski”, “yeni” kavgasının alttan alta tüm hızla sürdüğünün göstergesi olduğu, parti içinden gelen kulislerde ifade ediliyor.

“ÜLKÜ OCAKLARI TASFİYE EDİLECEK”

Kuruluş hedef ve faaliyetleri gözönüne alındığında ÜlküOcakları’ndan rol çalmaya çalışan Gençlik Konseyi’nin faaliyetlerini hızlandırdığı, topluca MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi de ziyaret ettiği görülüyor.

MHP içerisinde yaşanan ve şimdilik küllenmiş gibi görünen çekişmelerin altan alta büyük bir hızla sürdüğü de MHP’ye yakın çevrelerce dillendiriliyor. Konsey’in faaliyetleri MHP’de siyaset yapan “Ülkü Ocağı” kökenlilerce “Ülkü Ocakları tasfiye edilecek” endişesiyle karşılanıyor.



ARZU ERDEM KİMDİR?

Daha önce HDP ve 'Özerklik' çıkışlarıyla gündeme gelen ve kendi ifadesiyle eşinin CHP’li olduğunu açıklayan Arzu Erdem, İstanbul 3. Bölge'de 3. sıradan MHP milletvekili oldu. Arzu Erdem, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin en gözde başdanışmanlarından birisi.“Özerklik filan ne isteniyorsa konuşulsun. 

Kürtlerin kimliklerini yaşamalarının önündeki tüm engellerin kalkması gerekir” açıklaması yapan Erdem, polis memuruna tokat atan HDP’li Sebahat Tuncel için “Olay öncesinde orada ne kadar itilip kakıldığını biliyorum. Basına yansıyan kısmın cımbızlanarak alındığını düşünüyorum. Sebahat Hanım haklıyken, haksız duruma düştü, ona üzülüyorum” diyerek savunmuştu.

MHP tabanından ve teşkilatlardan gelen tepki üzerine Erdem açıklama yaparak, bunların kendi görüşleri olmadığını savunmuştu.

10 Şubat 1970’de Almanya doğumlu ve aslen Malatyalı olan Erdem, ilk ve orta öğrenimini Almanya’da tamamladı. 1991’de de İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Erdem, aynı bölümde yüksek lisansı tez çalışmalarına devam ediyor. 

Pedagojik formasyonu bulunan Erdem, aynı zamanda “Kimsesiz Çocuklar Derneği” kurucu başkanlığı ile “Gençleri Uyuşturucudan Koruma Derneği” başkan yardımcılığı yapıyor. Özel bir lisesi bulunan Erdem, eğitim alanında çalışıyor. 

31 Ekim 2018 Çarşamba

Türk'üm Demeye Devam Edeceğiz

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Mersin Milletvekili ve Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, ‘çözülme süreci’ olarak adlandırdıkları süreçte PKK, AB, ABD ve FETÖ’ye yaranmak için kaldırılan Andımız’ı o dönemde de ısrarla okuduklarını ve okuttuklarını belirterek, “Bundan sonra da Andımız’ı okumaya devam edeceğiz. Andımız’a karşı çıkanlar, Türk adından, Türk vatanından, Türk dili ve tarihinden rahatsızlık duyanlardır” dedi.
MHP Mersin Milletvekili, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, “Ne yazık ki bu ülkede yönetici, gazeteci, fikir adamı vasfı taşıyan bazı şahıslar dört bir koldan Danıştay’a saldırdılar. Gerekçe olarak “Danıştay’ın kendisini idarenin yerine koyduğunu” ileri sürseler de, esas rahatsızlığın bizzat Andımız’ın okunacak olmasından kaynaklandığı herkesin malumudur.” dedi.
Danıştay 8. Dairesi, 2013’te yasaklanan öğrenci andının yeniden okutulmasının önündeki yasal engeli kaldıran bir karar aldı. Bazı çevrelerde rahatsızlık uyandıran bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizce bu karar son derece isabetli olmuştur. Andımız, adına “çözüm süreci” denilen, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in ‘çözülme süreci’ olarak ifade ettiği bir dönemde kaldırılmıştı. Çözüm süreci ise bu topraklarda Türk adının yasaklanmaya çalışıldığı, türlü deformasyonlarla Türklüğe dair ne varsa kaldırıldığı, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demenin silindiği bir süreçtir. Dolayısıyla bu karar birilerine şirin görünmek adına alınmış siyasi bir karardı ve çok sayıda PKK yanlısı sözde siyasetçinin de o dönem Andımız’ın kaldırılma kararını sevinçle karşıladığına şahit olmuştuk. Bizler o dönemde Andımız’ın kaldırılmasına şiddetle karşı çıkmış, bunun milli çıkarlarımıza bir darbe olacağını, bundan yalnızca Türk düşmanlarının memnun olacağını söylemiştik.

ÜLKEMİZİN ADI TÜRKİYE

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey, hükümeti sert bir şekilde uyarmış ve Andımız’a sonuna kadar sahip çıkacağımızı vurgulamıştı. Geçtiğimiz haftalarda Danıştay 8. Dairesi bu metnin okunmasında hukuki açıdan bir sakınca bulunmadığını teyit etti. Ne yazık ki bu ülkede yönetici, gazeteci, fikir adamı vasfı taşıyan bazı şahıslar bu kararın ardından dört bir koldan Danıştay’a saldırdılar. Gerekçe olarak “Danıştay’ın kendisini idarenin yerine koyduğunu” ileri sürseler de esas rahatsızlığın bizzat Andımız’ın okunacak olmasından kaynaklandığı herkesin malumudur.

Kimler rahatsızlık duyuyor?

Vatan coğrafyasında Türk’ün egemenliğine saygı duymayan kesimler ve odaklar var. Ülkemizde Türk olmaktan, doğru olmaktan, çalışkan olmaktan rahatsız olanların bulunması gerçekten hayret verici. Biz de onlara diyoruz ki; siz PKK’ya, FETÖ’ye, ABD’ye yahut AB’ye nereye bağlıysanız oraya bağlılık yemini edebilirsiniz; bizler gür bir şekilde Türk’üm, doğruyum, çalışkanım demeye devam edeceğiz. Şu noktayı kimse aklından çıkarmasın: Andımız’ın yasaklatıldığı dönemde de bizler bu andı okuyorduk. MEB ne karar verirse versin, Türk gençliğinin bu andı unutmaması için gereken her şeyi yapacak ve Andımız’ı ocaklarımızda okumaya devam edeceğiz.



Andımız’a ırkçılık nitelendirmesi yapanlar var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu nitelendirmeyi yapanların ülkemizin adının neden Türkiye olduğu sorusuna da bir cevap bulmaları lazım. Türk, iddia ettikleri gibi Türkiye’de yaşayan etnik gruplardan herhangi biri değildir; Türkiye’nin asli ve kurucu gücü; aynı zamanda kadim bir tarihi misyonu ifa eden, bu misyonun sancaktarlığını yapan, asırlardır bu duygu ve düşüncelerle bilinip, tanınan insanların adıdır. Anayasamızda da “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” denilmiştir.

KADER BİRLİĞİMİZ VAR

Ama Türkiye’de Türklük ve ırkçılık kavramını yan yana kullanmaktan çıkarı olan bazı çevreler var. Unutulmamalıdır ki Andımız’a karşı çıkanlar bu andın okunmasından rahatsız olanlar esasında Türk adından, Türk vatanından, Türk dilinden, Türk tarihi ve kültüründen de rahatsızlık duymaktadır. Bu topraklarda yaşayan ve kader birlikteliği yapan herkes Türk milletinin saygıdeğer bir mensubu sayılmıştır. Kimse etnik kökeninden dolayı bir ayrımcılığa uğramamış, vatandaşlık temelinde herkes aynı haklara sahip olarak varlığını idame ettirmiştir.
Diğer yandan İstiklal Marşı’mızla Andımız’ın kıyaslaması da yapılıyor. Muhteva olarak ikisi de Türk milletine ve Türk gençliğine hitap etmiyor mu? Sorun nereden kaynaklanıyor?
Sorun, tarihten ideolojik argüman devşirmeye çalışmaktan, tarihin yapısını ve felsefesini anlayamamaktan kaynaklanıyor. Tarihe bütüncül yaklaşmak, gerçekçi olmak, hadiseler arasındaki bağları doğru bir şekilde kurmak lazımdır. İstiklal Marşı Andımız’a, Andımız da İstiklal Marşı’mıza karşı yazılmış değildir. Birisi kahraman ordumuz için yazılmış ve milletin istiklal aşkını ortaya koymuş milli marşımızdır. Diğeri de Türk çocuklarına bir gelecek ufku çizmek namına yazılmış öğrenci andıdır. Bu iki metin üzerinden insanları ayrıştırmak Türk tarihine, Türk kültürüne, Türk düşüncesine yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Gündemdeki bir diğer konu da, MHP’nin 24 Eylül 2018’de TBMM’ye sunduğu ‘şartlı salıverilme’ yasa teklifi. Bu teklif nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey, cezaevlerindeki doluluk oranının had safhaya ulaştığı, insanların ranzalarda nöbetleşe uyuduğu bir sosyolojik zeminde; ‘şartlı salıverilme’ teklifini gündeme getirmiştir. Bununla birlikte cezaevlerindeki mevcut koşulların çağrıştırdığı, geçmişte yaşanan planlı ve organize kalkışmalar, isyanlar da etkili olmuştur. Zira her yolu mübah gören terör örgütleri, cezaevlerindeki kötü koşulları adeta fırsata çevirmek, kullanılmaya elverişli kişiler üzerinden de eş zamanlı ve organize kalkışmalar ile ülkemize zarar verebilmek için fırsat kollamaktadır.

5 YIL İNDİRİM ÖNERDİK

MHP’nin teklifi dikkatlice incelendiğinde suç işlemeyi meslek, alışkanlık haline getirenlerin yararlanamayacağı ancak bir şekilde taksirli veya kasıtlı bir suç işleyip de bundan derin bir pişmanlık duyan, ikinci bir şans verildiğinde topluma kazandırılabilecek olanların kapsama dahil edildikleri görülecektir. Yine teklif incelendiğinde terör suçlarının, kasten adam öldürme suçlarının, cinsel suçların, kadına şiddet suçlarının, Atatürk aleyhine işlenen suçlar ve diğer birçok toplumsal vicdanı rahatsız eden suçların kapsam dışı bırakıldığı görülecektir. Bir diğer yönden teklifimiz af anlamı taşımamaktadır ve yalnızca şarta bağlı olarak cezadan indirimi öngörmektedir. Cezaevinde geçirilecek olan toplam süreden 5 yıl indirim yapılmasını düzenlemektedir. Bu da şartlı bir durumdur. Şöyle ki teklifimiz bu haliyle yasalaşırsa ve indirimden yararlanan kişi bu 5 yıl içerisinde yeniden kasıtlı bir suç işlerse, yararlandığı bu indirim geri alınacak ve cezasının infazına devam edilecektir.

İKİNCİ BİR ŞANS VERİLMELİ

MHP ilk günden itibaren liderimiz sayın Devlet Bahçeli beyefendinin de belirttiği gibi kader mahkumlarının ikinci bir şansı hak ettiklerini düşünmektedir. İnanıyoruz ki yasadan yararlananlar yeniden cezaevlerine dönmemek, kendilerini ve ailelerini perişan etmemek için son derece dikkatli ve kanunlara saygılı bir hayat sürdüreceklerdir.
Ülkü Ocakları olarak Türk gençliğine yönelik önemli projeler geliştiriyorsunuz. Uyuşturucuyla mücadele de bunlardan birisi. Bu alanda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Ülkü Ocakları olarak Türk gençliğinin aydınlık geleceğimiz olduğunun bilincindeyiz ve bu bağlamda birçok proje yürütüyoruz. Uyuşturucuya karşı uzun yıllardır devam eden ve çok sayıda gencimizi bu bataktan çekip aldığımız bir mücadele veriyoruz. Ülkü Ocakları olarak 5 yıl önce liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in talimatıyla uyuşturucuya karşı bir mücadele başlattık. Bu mücadelenin de sonuç vermesi için uzun uzun araştırmalar yaparak yola çıktık. Gelinen noktada, binlerce gencimizi uyuşturucunun pençesinden kurtardığımızı görmenin sevincini yaşıyoruz.

Süreç nasıl işledi?

Önce “Uyuşturucuyla Mücadele Platformu” oluşturduk. Verileri inceledik, neler yapabileceğimiz konusunda fikir alışverişinde bulunduk, slogan belirledik. Ve hem medya yoluyla, hem de teşkilat mensuplarımızın bire bir iletişimiyle işe koyulduk. BM raporuna göre dünyada uyuşturucu yüzünden her yıl ortalama 200 binin üzerinde insan ölmektedir. Türkiye sentetik uyuşturucuya bağlı en fazla ölümlerin yaşandığı ülke durumunda. Emniyet Genel Müdürlüğü raporuna göre ise Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı son yıllarda yüzde 17 arttı. Uyuşturucu maddeyi ilk kez kullanım yaşı ise 13 yaş altına düşmüştür. Ülkü Ocakları’nın ilkelerinden birisi gençliğimizin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktır. Bu engellerin başında ise uyuşturucu ve madde bağımlılığının olduğunu, Ülkü Ocakları’nın yeni cephesinin “Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığı ile Mücadele” olduğunu defaatle vurguladık. Diğer yandan uyuşturucuya verilen her kuruş askerimize, polisimize bir kurşun olarak geri dönüyor. Aileler yıkılıyor, geçimleri alt üst oluyor, huzurları kalmıyor. Topluma karşı sorumluluk duygusuyla hareket eden Ülkü Ocakları yıllardır “Uyuşturucu İle Mücadele Platformu” marifetiyle yürüttüğü çalışmalarına tüm kararlılığıyla devam etmektedir. Bu kapsamda yaklaşık beş senedir “Damarlarındaki Asil Kanı Kirletme” sloganıyla sürdürdüğümüz uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadelede bir hayli yol kat etmiş bulunmaktayız.

Çalışmalarınız hangi alanları kapsıyor?

Ülkü Ocakları uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadele konusunda iki ana eksende çalışmalarına devam ediyor. Bunlardan ilki, Türk gençliğinin uyuşturucu denen bu illete bulaşmaması için önleyici çalışmalarıdır. Bunlar; afiş, broşür, stant çalışmaları, film festivalleri, tiyatro gösterileri, beste-güfte yarışmaları, çalıştaylar, konferanslar, sportif etkinlikler başta olmak üzere saha çalışmalarıdır. İkincisi ise bağımlı bir bireyin tedavi sürecine yönlendirilmesi ve tekrar topluma kazandırılması hususunda lokomotif görevi görerek birey ve ailesi ile ilgili diğer kurumlarla ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerdir. Bu noktada resmi kurumların ilgili birimleriyle büyük bir iş birliği halinde bizden yardım isteyen bağımlı gençlere yardımcı olmaya çalışıyoruz.

TÜRKGÜN’Ü OKUYORUZ

EY TÜRK GENCİ! DAMARLARINDAKİ ASİL KANI KİRLETME! Ülkü Ocakları olarak Türkgün gazetesini çok yakından takip ediyor, teşkilatlarımıza her gün muhakkak Türkgün gazetesi almayı tavsiye ediyoruz. İnanıyorum ki Türkgün gazetesinin büyümesi ve gelişmesi için tüm teşkilat mensuplarımız üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirecektir. Bu vesileyle Türk basın hayatında bir yıldız gibi parlayan, ilkeli, dürüst ve doğru haberciliğin adresi olan Türkgün gazetesine bizlere bu fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum. Kaliteli yazar kadrosu, titiz habercilik anlayışı ve ilkeli duruşuyla camiamızın basın aleminde yegane sesi olan Türkgün gazetesine yayın hayatında daha nice başarılar diliyorum.

25 Ekim 2018 Perşembe

Siyasi Menfaat Penceresinden MHP Anlaşılmaz!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın af konusu üzerinden MHP’yi “Birileri” düzeyine indiren ve MHP’nin şartlı ceza indirimi teklifine ilişkin, “Bizler uyuşturucuları affeden bir iktidar olarak mı anılacağız” ifadeleri maalesef siyasetin içine büyük oranda bulaşmış olan siyasi nezaketsizliğin bir örneği daha olmuştur.

 Gerçekten bugüne kadar süren anlamlı ittifak sürecine gölge düşürmüş, hem de siyasi nezakete kara bir leke bulaştırmıştır.


Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Araya menfaatlerimiz girmeyince hadiseleri elbette başka türlü, daha realist bir gözle görmeye, hakikaten daha uygun şekilde anlamaya ve yorumlamaya başlarız.” sözü üzerinden bu muhataplığı değerlendiğimizde mesele Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etrafını kuşatan kadrosuna ulaşacaktır.


MHP seçimlerden önce sosyal bir mesele olan af konusuyla ilgili bir duruş sergilemiş ve seçimlerden sonra hazırladığı teklifini meclise sunmuştur.


Meselenin özeti MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Kanun teklifimiz 24 Eylül 2018 Pazartesi günü TBMM’ne sunulmuştur. Şu anda Adalet Komisyonu’nda görüşülmeyi beklemektedir. 

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin değerli milletvekilleri teklifimizi tasvip etmiyorlarsa kabul etmezler, takdir ediyorlarsa onay verirler. Mesele bu kadar basittir.” şeklinde ifade ettiği gibidir.


“MHP, AKP’nin her dediğini, AKP, MHP’nin her dediğini yapacak” diye elbette bir mecburiyet söz konusu değildir.


15 Temmuz’dan itibaren “MHP’nin hayati konularda yanımızda yer almasını takdir ve memnuniyetle karşılıyorum” açıklamasını her fırsatta ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdi MHP’yi “birileri” düzeyine indirmesi ve MHP’yi uyuşturucu suçlularını affetmeyi isteyen bir parti gibi gösterme çabası neyin nesidir?


Oysa MHP şartlı ceza indirimi konusunda teklifini TBMM’ye sunduktan bir hafta sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan “Son günlerde birtakım tartışmalara şahit oluyoruz. Af meselesinde öncelikli ölçümüz var. 

AdaletBakanı’na talimatı verdik. Çalışmalarınızı yapın. Bu konuda biz ne yapabiliriz bakalım. Geçmişte çok aflar çıkarıldı…” açıklamasını makul bir şekilde yapmıştı.


Sonradan niçin CHP’nin ve yancısı İP’nin MHP’yi af konusunda eleştirdiği kara propaganda üzerinden, MHP’yi işaretleyen bir konuşma yapmıştır?


AKP Sözcüsü Ömer Çelik sonradan “Eğer cumhurbaşkanımız o gün yaptığı konuşmada MHP’yi ya da Bahçeli’yi konuşacak olsaydı doğrudan onların ismini zikrederdi. 

Bu af tartışmaları başladığından beri, AK Parti’ye BİMER’e hükümetle ilgili birimlere çok yoğun şekilde talep gelmektedir. 

Bunlardan bir tanesi de uyuşturucu satıcılarıyla ilgili taleptir. Cumhurbaşkanımızın bahsettiği de odur. Burada topluma bir mesaj vardır. 

Cumhurbaşkanımız burada MHP’ye bir şey söyleyecekse, açıkça MHP’yi zikrederek söyleyebilir.” şeklinde bir açıklama yapsa da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP’yi işaret etmesi herkesin kabul ettiği bir durumdur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şimdi birileri çıkarmış af, ne affı?” sözünden kim anlaşılıyor?


Aynı günlerde, İP isimli partinin Grup Başkanvekili Yavuz Ağıralioğlu “Asla milletimizin hayrına görmediğimiz MHP’nin af teklifi, en başta yıllardır uyuşturucu ile mücadele eden Ülkü Ocakları’na ayıptır” derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bizler uyuşturucuları affeden bir iktidar olarak mı anılacağız”  diye MHP’yi işaret etmesine, “AKP-İP ittifakı mı kuruldu?” diyeceğiz?


MHP’nin bu şekilde haksız yere eleştirildiği günlerde, İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerif Zindaşti ve 3 adamı, cuma akşamı serbest bırakıldı. Savcı itiraz etti, üst mahkeme yakalama kararı çıkardı ancak Zindaşti ve 3 adamı çoktan ortadan kaybolmuştu… 

Hükümetin MHP’ye laf vurmak yerine bu konularda dikkatini yoğunlaştırması gerekmiyor mu?


Ajan Papaz’ın serbest bırakılması tartışılma sıcaklığını korurken, uyuşturucu baronları konusunda da böyle bir gündem tartışılmaktadır. Papaz’da uçtu gitti, uyuşturucu baronu da !


Asıl tartışılması gündem bunlar iken, MHP üzerinden gündem yaratmak siyasi ahlaka, vicdana sığar mı?


MHP hiçbir pazarlık yapmadan, makam ve mevki derdine düşmeden milletin bekası adına AKP ile ittifak kurmuştur. 

Bu süreçte de yanlışa yanlış, doğruya doğru demiştir. Ne aldatmış, ne de aldanan olmuştur. Sözü neyse sözünde durmuş, özü neyse ona göre davranmıştır.


Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözlerine tekrar dönersek araya siyasi menfaatlerini sıkıştıran kadroların gözden geçirilmesi gerekmektedir. 

Çünkü siyasi menfaat düşünmeden hakikati anlayan ve koruyan anlayış Cumhur ittifakını korur. 

AKP içinde MHP düşmanlığı misyonu edinmiş kişiler, uzun zamandır ittifakı bozmak için bazen alenen, bazen sinsice çalışma yürütmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunlara karşı dikkatli olması gerekiyor.


AKP içinde kim Atatürk, Türklük, milliyetçilik düşmanlığı yapıyorsa emin olun AKP-MHP ittifakından onlar rahatsızdır. Sicillerine bakın fetö-pkk övgüsünden geçilmez !


Bu yüzden Türkiye üzerinde ve bölgemizde oynanan oyunların artacağı gerçeğine yoğunlaşarak, AKP-MHP ittifakının önemini daha iyi anlamak lazım. 

MHP’nin sırtında siyasi menfaat yükü değil, milli bekanın yükü ve kaygısı vardır. O yüzden MHP’nin duruşu iyi anlaşılırsa, hakikatler de daha iyi kavranacaktır.


YILDIRAY ÇİÇEK KİMDİR?


1977 Kayseri / İncesu doğumludur. Evlidir.

Yıllarca Kayseri Ülkü Ocakları yöneticiliği ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde Ülkü Ocakları Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği ve Ülkü Ocakları Genel Sekreterlik görevlerinde bulunmuştur.

Halen Kutlu Sesleniş Dergisi Yazı İşleri Müdürlüğü yapan Yıldıray Çiçek, aynı zamanda Ortadoğu Gazetesi köşe yazarlığı yapmaktadır.

Ayrıca MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Basın Danışmanlığı görevini yürütmektedir.


"Bu Vatan Kimin?" , "Basında Ülkü Ocakları" , "Anlam Çığlıkları (1)” , Ortadoğu Ameri-KAN Kokuyor" ve “Medyada Düşürülmüş Maskeler” isimli kitapları bulunmaktadır.





Mail: Yildiraycicek@turkgun.com

Twitter: Yildiraycicek9


Instagram: yildiraycicek1944


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Danışmanı TürkGün Gazetesi yazarı.

25 Ocak 2019 Cuma

MHP Lideri Bahçeli: Biz Milliyetçi-Ülkücü Hareketiz, biz Türklüğün ve Türkiye’nin beka davasıyız

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: "31 Mart seçimleri, yeni hükümet sisteminin ilk demokratik imtihanıdır. Bu imtihandan alnımızın akıyla çıkmamız aynı zamanda beka meseledir
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Yeni darbe senaryoları dillendirenlerin, bunun için el ovuşturanların başına dünyayı yıkacağız. Seçimi itibarsızlaştırmaya kalkışanlar, sandığın meşruiyetini lekelemeye yeltenenler, yalanlarla hayali seçmen üretildiğini iddia edenler beyhude yere çırpınmasın, alayının oyununu bozacağız." dedi.
Bahçeli, partisinin Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen Aday Tanıtım Toplantısı'nda konuştu.
Bahçeli, konuşmasına, "'Beka için milli karar, cumhur için istikrar' diyor, adımlarımızı hızlandırıyoruz. 'Sağduyunun birlikteliği, Cumhur İttifakı' diyor, anılarımızı atiye taşımak, parlak bir geleceğin kilidini açmak için çalışıyoruz. Çünkü işimiz çok, hedeflerimiz büyük, yükümüz ağırdır. İnanıyorum ki 31 Mart 2019'da Türkiye ehline emanet edilecektir. İnanıyorum ki Türkiye'nin önünü kesmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir." diyerek başladı.
Bahçeli, 9 Ocak 2019'un Ülkü Ocaklarının kuruluşunun 50. yılı olduğunu anımsatarak, 24 Ocak 1993'te de Milliyetçi Çalışma Partisi'nin dördüncü Olağanüstü Kongresi'nde MÇP-MHP'nin bütünleşmesinin sağlandığınıaktardı.
Bahçeli, 9 Şubat'ta MHP'nin 50. yıl dönümünü şölen havasında ve çok görkemli bir şekilde kutlayacaklarını bildirdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşması şu şekilde:
Aziz Dava Arkadaşlarım,
Değerli Belediye Başkan Adaylarımız,
Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,
Maşallah heyecanınız hayranlık uyandırıyor.
Allah nazardan saklasın, coşkunuz muazzam bir uyanışı müjdeliyor.
Sizleri selamların en güzeliyle selamlıyorum.
Hepinize hoş geldiniz diyorum.
Ankara Kapalı Spor Salonu’na teşrif eden her kardeşimi hasretle kucaklıyorum.
Yurdumun dört bir köşesinde hayat mücadelesi veren değerli vatandaşlarıma sevgi ve şükranlarımı sunuyorum.
Cenab-ı Allah’tan hepinize sağlık, afiyet ve esenlikler diliyorum.
Ülkemizin en hassas döneminde yapılacak olan 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerine 67 gün kala belediye başkan adaylarımızın takdim ve tanıtımını yapmak maksadıyla toplandık.
Ne mutlu bizlere ki, inançlıyız, ilkeliyiz, iradeliyiz, istekliyiz, itibarlıyız, elbette sonuna kadar Ülkücüyüz.
Buna karşılık ihanetin, işgal ve istila emellerinin iki cihanda da can ve kan düşmanıyız.
“Beka İçin Milli Karar, Cumhur İçin İstikrar” diyor, adımlarımızı hızlandırıyoruz.
Çünkü yapacaklarımız pek çoktur.
“Sağduyunun Birlikteliği, Cumhur İttifakı” diyor, anılarımızı atiye taşımak, parlak bir geleceğin kilidini açmak için çalışıyoruz.
Çünkü işimiz çok, hedeflerimiz büyük, yükümüz ağırdır.
İnanıyorum ki 31 Mart 2019’da “Türkiye Ehline Emanet” edilecektir.
İnanıyorum ki, Türkiye’nin önünü kesmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.
Bayrakla dertleşen, toprakla birleşen, can verip devleşen kahramanlar olduktan sonra, ölürsem şehit kalırsam gazi diyen inanç kaleleri bulunduktan sonra hangi melun kuvvet, hangi kudurmuş niyet Türk milletini durduracaktır?
Hiçbir zalim, hiçbir hain aklından çıkarmasın ki, sınırda nöbete ihtiyaç varsa, bir sela yeter bu aziz ve necip millete.
Ateş bacayı sarmışsa, ne gam ne tasa, söndürecek cesaret vardır.
Belalar kol geziyorsa silip atacak dirayet vardır.
Karamsarlık bulutları birikiyorsa dağıtacak kifayet vardır.
Zalimler toplanıp yıkım için fırsat kolluyorlarsa hepsini def edecek hamiyet vardır, heyecan vardır.
Bunların hepsi buradadır, bu salondadır, hamd olsun zafere inanmış, sefer için de son hazırlıklarını tamamlamışlardır.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket kahramandır, korkusuzdur, fedakârdır, sabırlıdır, vicdanlıdır, tutarlıdır, akıl doludur, nitekim vatan ve millete sevdalanmış yüreklerin muhteşem mecmudur.
Değerli Dava Arkadaşlarım,
İçinde bulunduğumuz zaman kesiti, aynı zamanda kutlu davamızın üç önemli gelişmesinin yıldönümüne tekabül etmektedir.
Bunlardan ilki 9 Ocak 2019’da Ülkü Ocaklarımızın kuruluşunun 50’inci yılıdır.
Kurumsallaşma ve olgunlaşma seviyesine nice badireleri geçerek ulaşan Ülkü Ocaklarımızla her daim iftihar ettik, varlığının devamı, daha da güçlenip Türk gençliğinin sesi olması hususunda üzerimize düşen sorumlulukları harfiyen yerine getirdik.
Ülkü Ocakları Türk-İslam ülküsünün bereketli yurdu, Türklüğe mensubiyet şuuru, İslam ahlak ve faziletine bağlılık ve sadakat yuvasıdır.
İkinci olarak, tam 26 yıl önce, yani 24 Ocak 1993’te, Milliyetçi Çalışma Partisi’nin 4’üncü Olağanüstü Kongresi yapılmıştı.
Bu Kongrede MÇP-MHP bütünleşmesi sağlanmıştı.
Elbette üç hilal amblemi altında partimizin ismi tekrar MHP olarak kabul ve tasdik görmüştü.
Rahmetle andığımız merhum Başbuğumuz Türkeş Bey bu vesileyle demişti ki:
“Artık dedelerimizin azamet ve ihtişam sembolü diye isimlendirdiği şanlı üç hilalimiz, yine şerefli bir mücadelenin adı olarak tarih sayfalarına yazılan Milliyetçi Hareket ismi, 12 Eylül’den bu yana olduğu gibi, sadece gönüllerimizde yaşayan bir sevgi unsuru olmaktan çıkarak, hukuken ve fiilen de siyasi hayatımızdaki yerini alma imkânına kavuşmuştur.”
Birleşip bütünleştik, ayrılık yok, birlik var dedik, Milliyetçi Hareket Partisi’ni ülkü ve ilkelerine uygun şekilde Türk siyasetindeki onurlu mevkiine bir kez daha taşıdık.
27 Aralık 1992 Kongremizde partimizi bölüp parçalamak istemişlerdi.
Türkeş’siz bir parti planlamışlardı.
Aynı isimler 12 Eylül sonrası bu işin bittiğini, boş işlerle uğraşıldığını, gayretlerin boşuna olduğunu söylemişler, üstelik farklı siyasi partilere postu sermişler, kapağı atmışlardı.
Benzerlerine yakın bir dönemde de şahit olunmadı mı?
Yükseliş Koleji’ndeki oyunların, Türkeş’siz MHP peşine düşenlerin çok değil, birkaç yıl önceye kadar farklı isimlerle aynı tür komplolara heves ettikleri görülmedi mi?
Ancak unuttukları veya bilmedikleri bir gerçek vardı:
Bu dava dualıdır, bu dava ihlaslıdır, bu dava kutludur, bu dava şehitlerin kanı üzerinde imanlı kalplerin feragatleriyle yükselmiş, bugünlere gelmiştir.
Biliniz ki, mert kovalar, namert kaçar.
Davamıza gölge düşürenler kaçmaya mahkûmdur.
Bunlar kaçtıkça biz kovalamaya mecburuz. Bunu da seve seve yapacağız.
Acizler için imkânsız, korkaklar için müthiş gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket için imkânsız diye bir şey yoktur.
Böyle bir şey kitabımızda yazmaz, yazmamış, asla da yazmayacaktır.
Türk milletine hizmet yolunda zorluk varsa aşacağız, imkânsızlık varsa mutlaka üstesinden geleceğiz.
Hep söyledim, yine söylüyorum, iman varsa imkân vardır, irade diriyse istiklal güvendedir, istikbal güvence altındadır.
Gerisi masaldır, hikâyedir, palavradadır.
Bir Türk dünyaya, inanmış bir Ülkücü asırlara bedeldir.
Allah’ın izniyle önümüzdeki yüzyıllarda da üç hilal tıpkı ecdadımızın zaferlerine mihmandarlık ve müşahitlik yapar gibi gururla dalgalanacak, Türk milletinin gelecek umudu olacaktır.
Sözümüz sözdür, başarmaktan başka seçeneğimiz yoktur.
Üçüncü olarak, önümüzdeki 9 Şubat günü, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 50’inci yıldönümünü şölen havasında ve çok görkemli bir şekilde kutlayacağız.
50 yıla neler sığmadı ki?
50 yılda neler yaşanmadı ki?
50 yılda hangi çileler çekilmedi ki?
50 yılda sevdalar birbirine eklemlendi, gönüller tutuşup Türk-İslam ülküsüyle yandı.
Yandıkça yükseldik, yandıkça güçlendik, yandıkça hamlıktan olgunluğa geçiş sağladık.
Mücadelemiz kolay değildi, ucuz değildi, uyduruk hiç değildi.
1948’de Millet Partisi’yle başlayan doğuş, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’yle doğruluşa, buradan da 9 Şubat 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi’ne adım adım, aşama aşama, perde perde ulaşmıştır.
Siyasi hayatımızın yol haritasını çizen, elden ele mücadeleyi sürdüren, demokrasiye ve millete muhabbetten bir an olsun ayrılmayan dava ve siyaset büyüklerimizi, tüm şehitlerimizi hürmetle anıyorum.
Merhum Mareşal Fevzi Çakmak’a, merhum Osman Bölükbaşı’na, elbette merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.
Partimizin yaşı 50’dir, siyasetimizin yaşı 71’dir, davamızın yaşı Türklüğün yaşıyla eştir, eşittir.
Atilla kırbacını Roma’ya vururken biz şahittik.
Hunlar Avrupa’yı titretirken biz vardık.
Orhun Anıtları dikilirken biz oradaydık.
Ötüken’den çıkıyor, Bozkurtla yürüyor, Issık Gölü’nde soluklanıyor, Orhun’dan kana kana içiyor, Tanrı Dağı’nın eteklerinde güneşe buz veriyorduk.
Bedir’in aslanlarıyla aynı mevzideydik.
Müşriklerle boğuşan mümin kalplerin hemen dibindeydik.
Haçlıları boğan kudrettik, rezil akınları durduran kuvvettik.
Söğüt’te çadır kuran bizdik, İstanbul’u fetheden yürek ve yüksek vasıf bizdendi.
Çanakkale’de iman siperi, Sakarya’da istiklal mihveri, Büyük Taarruzda ileri atılan kurtuluş hedefiydik.
Devleti kuran, vatanı kurtaran, milleti kucaklayıp mihnetleri ve müşkülatları yere seren cesaret bizdik.


YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html