BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Esad sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Esad sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

28 Ocak 2019 Pazartesi

Adana mutabakatı neden gündeme geldi?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

1998 yılında, Ekim ayının yarısını genç bir televizyon muhabiri olarak Türkiye’nin Suriye sınırını dolaşarak geçirmiştim
Urfa’dan Hatay’a kadar elimizde mikrofon gezmiş, sınırı belirleyen paslanmış tel örgülerin hizasında yolculuklar yapmış, her ne hikmet idiyse, bizim kadar savaş telaşı yaşamayan köylülerin bakır kaplarda ikram ettikleri ayranlardan içmiş ama yine de ‘Suriye sınırında alarm’ haberleri geçmiştik.
Yalan haber geçmiyorduk tabi.
Sınırdaki köylülerin pek ilgisini çekmese de, Ankara’dan gelen beyanatlar, psikolojisi fiili halinden daha güçlü olan ‘Askeri yığınaklar’ gündemin bir numaralı başlığı haline gelmişti.
Neticede Suriye yönetiminin PKK’ya verdiği desteği sona erdirmeyi amaçlayan o baskı sonuç verdi ve İran ile Mısır’ın girişimleriyle Hafız Esad rejimi Türkiye’nin taleplerini karşılama noktasına geldi.
Abdullah Öcalan’ın Suriye’den gönderilmesi gibi fiili bir sonuç üreten o sürecin bir başka ‘çıktısı’ Adana Mutabakatı olarak bilegeldiğimiz anlaşma oldu.
Adana Anlaşması 21 yıl aradan sonra, 23 Ocak’ta Moskova’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ortak basın toplantısı yapan Rusya Devlet Başkanı Putin’in sözleriyle yeniden gündeme geldi.
Putin’in Adana Mutabakatı önerisine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sıcak bir yaklaşımla karşılık verdiğini düşünecek olursak, meselenin ciddi bir nitelik kazandığı görülebiliyor.

ANKARA, ADANA MUTABAKATINA NEDEN SICAK BAKIYOR? HEDEF NE?

21 yıl önce Adana’da iki ülkenin yetkili isimleri tarafından imzaya bağlanan anlaşmanın özünü, Şam yönetiminin Türkiye’ye dönük PKK kaynaklı fiili tehditleri önleme taahhütleri oluşturuyor.
Peki, bu anlaşmanın bugün hatırlanmasının gerekçeleri neler olabilir?
Böyle bir zeminde ilerlenilmesi halinde karşımıza ne tür senaryolar çıkabilir?
Bunlar, önümüzdeki dönem itibarıyla önemli hale gelmiş sorular.
Sorduğumuz sorular üzerinden iz sürmeye başlamadan önce, şunun altını çizelim:
Mutabakatın Putin tarafından basın önünde hatırlatılmasını, Ankara’nın bu formüle sıcak baktığını en üst düzeyden ilan etmesini, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı ile başlayan Ankara/Washington müzakerelerinin bir alternatifi olarak değerlendirmeye almak doğru olacaktır.
Bilindiği üzere, ABD açısından Türkiye ile yürütülen pazarlıkların, PKK/YPG’yi koruma altında tutan bir anlaşma ortaya çıkmadan Türkiye’nin askeri harekata girişmemesi gibi bir hedefi bulunuyor.
Erdoğan’ın Putin ile yaptığı anlaşmanın ise, Rusya destekli Şam rejiminin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını yatıştırma niyetiyle PKK’nın üzerine yürümesi gibi bir perspektife sahip olduğu anlaşılıyor.
Putin’in önerisini Ankara için cazip hale getiren nokta tam da burası.

ŞAM REJİMİ PKK’NIN ÜSTÜNE YÜRÜR MÜ?

Aylar önce Ankara’da Suriye meselelerini konuştuğumuz bir güvenlik yetkilisi, nihai senaryoda bir Esad/PKK savaşı öngördüğünü dile getirince, bunu pek inandırıcı bulmamış, “Bu mümkün mü” anlamında arka arkaya sorular sormuştum.
Sözü edilen senaryoyu destekleyen her gelişme, aklıma aylar önce yaptığımız o konuşmayı getiriyor.
Perşembe günü İranlı bir yetkili ile yaptığımız görüşmeden aldığım nabzı bu köşeye taşımıştım.
Oradan yola çıkarak baktığımızda, Adana Mutabakatı konusunda Ankara ile Moskova arasında sağlanan eşgüdüme Tahran’ın da dahil olabileceği görülebiliyor.
Tabi, bu anlaşmanın hayata geçmesi için bir takım zorlukların aşılmasını beklemek gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, rejimin eli kanlı diktatörü Beşar Esad ile yeni bir ilişki tesis etmeme kararlılığını Moskova dönüşünde de tekrarladı.
Bu, son derece haklı bir yaklaşım ve aksi halde Türkiye’nin ahlaki üstünlüğünü zora sokacak riskler taşıyor.
Ama her ülke gibi Türkiye’nin de gerektiğinde ‘yılanla bile’ görüşme kanallarını açık tutan birimleri var.
Mesela Milli İstihbarat Başkanlığı.
Suriye meselesinde istihbarat diplomasisini kullanarak Türkiye’nin kazanımlarına önemli katkılar sağlayan MİT’in ortak hedefler için Şam rejimiyle temasa geçtiğini/geçebileceğini düşünebiliriz.
Önemli olan istenilen hedefler doğrultusunda mesafe alınabilmesi.
Şam rejiminin, Türkiye’nin Rusya ile vardığı anlaşma doğrultusunda PKK/YPG’nin üstüne yürümesi ve bu örgütün yaşam alanının kurutulması halinde, Türkiye’nin sınırlarla ilgili güvenlik kaygıları da otomatikman giderilmiş olur.
Ankara’nın Adana Mutabakatına sıcak bakmasının temel gerekçesi bu.
Putin’in yaklaşımı, böyle bir seçeneğin yani Şam rejiminin PKK’nın üzerine yürümesi fikrinin niyet beyanı olarak pekâlâ görülebilir.
Adana mutabakatının bugüne uyarlanması fikrinin PKK ve HDP çevrelerinde de kırmızı alarm hali ile karşılandığı görülebiliyor.
Bunu nereden mi anlıyoruz?
HDP’de Selahattin Demirtaş’ın yerini alan Eş Genel Başkan Sezai Temelli’nin sözlerinden.
Temelli dün, şöyle şeyler söyledi:
“Ne oldu? Aklına 1998’de yapılan Adana Anlaşması gelmiş. Senin aklına bunlar gelmesin, senin aklına 31 Mart’tan sonra nasıl gideceğin gelsin. 
Eğer bir anlaşma olacaksa bu, Suriye halklarının bir araya gelmesiyle, demokratik bir Suriye anayasası ile olacak. Ancak bu şekilde Suriye’ye barış, demokrasi gelir.”
Bu sözlerden de anlaşılıyor ki, HDP Eş Genel Başkanı Adana Mutabakatının ‘güncellenmemesi’ için 31 Mart seçimlerine umut bağlamış durumda.
Yerel seçimlere Türkiye’nin ‘beka sorunu’ penceresinden bakan yaklaşımı aklımıza getirmemiz halinde, bu sözlere de 31 Mart’ın 31 Mart’tan ibaret olmadığı gibi bir anlam yükleyerek bakabiliriz.

2019’un büyük sorusu: Fırat’ın doğusunda kim kazançlı çıkacak?


İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde görev yapan, üstlendiği misyon itibarıyla hem siyaset, hem de bölgesel konular üzerine yoğunlaşan bir isimle zaman zaman bir araya gelip ‘fikir teatisinde’ bulunuyoruz.
Aynı isim geçen gün yeniden ziyaretime geldi ve bu defa ağırlıklı olarak Fırat’ın doğusu bağlamında gelişen meseleleri konuştuk.
Bu vesileyle ‘’ tartışmaları, PKK/YPG’nin geleceği, İran ve Türkiye’nin birlikte neler yapabileceği gibi başlıklarda Tahran’ın yaklaşımına dair bir takım fikirler elde ettim.
İranlıların Türk muhataplarıyla konuşmalarında, Ankara’nın Kuzey Suriye politikasını etkilemeye dönük ‘Pırıltısı olan’ bir soru sorduklarını daha önceden biliyordum.
Soru şu:
“Sınırınızda Suriye devletini mi görmek istersiniz? Yoksa PKK’yı mı?”
Ziyaretime gelen İranlı yetkiliye bu sorudan yola çıkarak başka sorular sordum.
Böyle bir seçeneğin, Şam rejiminin PKK’yı gerekirse silah kullanarak devre dışı bırakması halinde denkleme girebileceğine dair kendi fikrimi dile getirdim.
O da bana, PKK/YPG ile Esed rejimi arasında yapılan, şu aşamada başarısızlıkla sonuçlanan görüşmelerden söz etti, rejimin YPG’nin federasyon, özerklik dahil taleplerini reddettiğini, ancak Kuzey Suriye’deki Kürtlere ‘koruma garantisi’ verme taahhüdünde bulunduğunu anlattı.
Ben de ‘koruma garantisi’ ile sınırlı olsa bile, YPG’nin varlığının Ankara’da kabul görmeyeceğine dair tahminimi ilettim.
Muhatabım, Amerika’nın bölgeden çekilmeyeceğini, çekilse bile bunu Türkiye’nin istediği bir formatta hayata geçirmeyeceğini söyledikten sonra bir öneride bulundu:
”Türkiye, Suriye, İran ve Irak’tan oluşan 4’lü bir yapı ile herkesin endişelerini giderebilecek bir formül bulunabilir.”
Sonuçta bizim işimiz, karar vermek değil, izlemek ve yorumlamak.
Görüldüğü kadarıyla Ankara, Fırat’ın doğusu bağlamında yönünü bu aralar daha çok Moskova ve Washington üzerinden belirleyerek ilerliyor.
Ama öyle ya da böyle, bu türden önerileri, Amerika’nın Türkiye’ye bir kere daha ‘kazık atması’ ihtimaline karşı akılda tutmak faydalı olabilir.
Sonuçta, Türkiye’nin İran ve Rusya ile işbirliğine giderek Astana sürecine yönelmesinin arka planında ABD’nin ‘suya götürüp susuz getirmesinin’ birinci derecede etkili olduğunu bilmeyen, anlamayan kalmamıştır herhalde.
Diğer yandan, ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararı vermesi üzerine kartların yeniden karılmakta olduğu, Türkiye’nin bu defa avantajlı tarafa geçtiği, hareket ve pazarlık gücünün arttığı bir gerçek.
Bu meselelere biraz daha derinlemesine kafa yorduğunuzda ise, zihniniz şu türden bir soruya muhatap oluyor:
“Kürt kartı kimin elinde olacak?”
Bu soru, “Suriye Kürtlerinin hamisi kim olacak?”, “Suriye’nin kuzeydoğusunda kim düzen kuracak?” gibi ilave başka soruları da akla getiriyor.
Ankara açısından meselenin salt PKK/YPG tehdidini bertaraf etmekten ibaret olmadığını, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın New York Times Gazetesi’ne yazdığı ve hayli ses getiren makalesinden anlamış olduk.
O makalenin toplamına dikkatlice baktığınız takdirde, Ankara’nın sadece YPG’nin Türkiye sınırlarından uzaklaştırılması bağlamında bir önermede bulunmadığı, ‘Suriye Kürtlerinin’ hamisi olmaya da “Varım” dediği anlaşılabiliyor.
Nüfus dağılımına göre adil bir şekilde temsil imkanı sunan yerel meclislerin oluşturulması, sağlık, altyapı, belediyecilik gibi hizmet alanlarında Türkiye’nin becerilerinin o bölgeye taşınması, çocuk yaşta zorla silah altına alınan Kürt çocuklarının aileleriyle kavuşturulması gibi öneriler, Kuzeydoğu Suriye’de barışçıl bir ‘Yaşam alanı’ oluşturmayı vadediyor.
Bu anlamda iç savaş çıkana kadar Kürtlere kimlik kartı bile vermeyen Şam rejiminin önerdiklerinden daha fazlasını Türkiye verebilir.
Bizim buralarda Ak Parti iktidarlarının, Tayyip Erdoğan’ın, asimilasyon politikalarına son vermiş olması, yine Erdoğan yönetiminin temel haklar ve demokratikleşme alanlarında attığı ve bugün de arkasında durduğu adımlar Suriyeli Kürtlerin geleceği için de bir referans olabilir.
Burası böyle ama, bu rolünü oynayıp barışçıl bir gelecek inşa etme talebi konusunda Ankara’nın müttefikinin olmadığı da görülebiliyor.
Bu noktada ağırlığını koymak, ağırlığını korumak gibi kavramlar daha bir değerli hale geliyor.
Olmazı göstermeden oluru elde etmenin zor olduğu bir denklem üzerinde kafa yoruyoruz.
Önümüzdeki 3-4 aylık zaman dilimi, bu anlamda çok önemli müzakerelere, pazarlıklara sahne olacak.
Bir satranç tahtası üzerinde herkes kendi hamlelerini yapıyor.
Sonraki, bir sonraki hamlelerin ne olabileceğini de öngörüp ona göre adım atanların kazançlı çıkacağı bir dönem yaklaşıyor.


17 Ocak 2019 Perşembe

MHP Genel Başkanı Bahçeli: Cumhur İttifakı Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecektir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Genel Başkanı Bahçeli, "İnancım odur ki Cumhur İttifakı, sahip olduğu milli mücadele ruhuyla Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecektir." dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kızılcahamam Patalya Thermal Resort Hotel'de düzenlenen MHP İl Başkanları Toplantısı'na başkanlık etti ve partililere hitap etti.
Sözlerine yeni yılın ilk toplantısını yaptıklarını belirterek başlayan Bahçeli, geleceğe umutla baktıklarını ve her şart altında iyimserliklerini muhafaza ettiklerini söyledi.
Bahçeli, ihanete karşı çelik gibi duruş gösterdiklerine işaret ederek, "Geçmişin tecrübeleriyle yere sağlam basıyoruz. İnançlarımızın derinliğiyle, irfanımızın genişliğiyle kutlu ülkülerimizi bir tutuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi ne yaptığını ve ne söylediğini bilen, nereye ulaşmak istediğinin bilincinde olan muazzam bir fikir ekolü, köklü bir siyaset okuludur." ifadesini kullandı.
Kendi gelecekleriyle ilgili planları olmayanların, başkalarının senaryolarında figüranlığa tamah edeceklerini ve "tamam" diyeceklerini belirten Bahçeli, zaferin ancak onu isteyenlerin, bununla yetinmeyip çalışanların, emek verenlerin, samimiyetle mücadele edenlerin olacağını vurguladı.

"Cumhur İttifakı, Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecek"

Bahçeli, 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimleri'nde Türkiye'nin yeni bir tarih yazmasını arzuladıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"Milli mukavemeti kırmak için zaafımızı ve rehavetimizi gözleyen iç ve dış mihraklara unutamayacakları mübrem bir dersin, altından kalkmayacakları muhkem bir cevabın verilmesini istiyoruz. Bunu yapacak olan büyük Türk Milleti'dir. İnancım odur ki Cumhur İttifakı sahip olmuş olduğu milli mücadele ruhuyla, Türkiye'ye tuzak kuranları şaşkına çevirecektir.
Milli bekamızı lekelemek isteyenlere sessiz kalamazdık. Zilletin millete meydan okumasına tepkisiz duramazdık. Bir olmalıydık, birlikte hareket etmeliydik. Vahdette huzur, ayrılıkta şer vardı. Bu nedenle Cumhur İttifakı'nın iradesini 31 Mart 2019'da göstermek, zilleti her seviyede etkisizleştirmek için karar verdik, harekete geçtik." 

Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeler

Bir yandan yerel seçimlerle ilgili gündem sıcaklığını korurken, diğer yandan da bölgesel gelişmelerin devamlı çatallaşıp çetrefil bir hal aldığına dikkati çeken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye'nin kuzeyini kapsamına alan olaylara her gün bir yenisinin eklendiğine işaret etti. 
Bahçeli, "Trump'ın meşum tehditleri, bölge ülkelerinin marazi niyetleri, terör örgütlerinin cinayet ve ihanetleri bütün yönleriyle karşımızdadır." ifadesini kullanarak, şöyle devam etti:
"Emperyalist iştah kabarmış, zulmün istekleri kamçılanmıştır. Güney sınırlarımız boyunca çok tehlikeli ve milli bekamızı doğrudan etkileyecek bir kumar oynanmaktadır. Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon taahhüdümüz tehir edilmekle birlikte tavsamaktadır. ABD, PKK/PYD/YPG’yi himaye etmek, bu cani terör örgütlerini Kürt kökenli kardeşlerimizle ilişkilendirmek için karanlık bir kampanyayı tedavüle sokmuştur. Kürt kökenli kardeşlerimize büyük bir haksızlık yapılmakta, hakları yenilmekte, galiz bir şekilde hakaret edilmektedir. Altını bir kez daha kalın olarak çiziyorum ki Kürt kökenli kardeşlerimizin kan döken, cana ve mala kast eden hiçbir katille en küçük bağ ve bağlantısı yoktur, olamayacaktır. Terör örgütlerini Kürtlerle ilişkilendirmek insanlık vicdanına ağır bir saldırı, vahim bir suçtur. İnanıyorum ki hem ülkemizde hem de sınırlarımızın öte yakasında yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimiz oyuna gelmeyecek, Trump’ın rezil tuzağına düşmeyeceklerdir. ABD, Fırat’ın doğusunu baz ve esas alarak bir terör haritası çizmek, özerk bir yapı kurmak, yeni bir Barzani modeli inşa etmek heves ve hedefindedir. Suriye'nin kuzey ve kuzey doğusunda, Cerablus’tan Derik ve etrafını çevreleyecek ve derinlemesine inecek şekilde Fırat’ın doğusundaki her yerleşim biriminde etnik köken ağırlığına göre bir yönetim tasarımı gündemdedir. Bu Suriye’nin parçalanması demektir. Bu Kürdistan’a yeni bir adımdır. Bu Türkiye için milli ve tarihi bir tehdittir."
Trump'ın, "Kürtlere saldırmayın." sözleriyle Türkiye’yi PKK/PYD/YPG’den en azından uzak tutmak, terörle mücadeleyi kesmek ve durdurmak niyetinde olduğuna dikkati çeken Bahçeli, İsrail'in de işin içinde olduğunu söyledi. 
Malum Körfez ülkelerinin de devrede olduğunu anlatan Bahçeli, "Bedeli çok ağır olacak bir bölüşüm ve paylaşım süreci önümüzdedir. Trump, 20 millik, yani yaklaşık 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölgeden bahsetmiştir. Hükümet ise buna müspet yaklaşmıştır. Şayet, kurulacak ve oluşturulacak güvenli bölge tamamen Türkiye’nin denetim ve kontrolünde olacaksa, üstelik terörle tavizsiz bir mücadele sürecekse diyeceğim bir şey yoktur." dedi.  

"Güvenli bölge tanımıyla kast edilen nedir? "

Devlet Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hatta temennim, bu 30 kilometrelik güvenli alanın Suriye’nin istikrar ve iç barışa ulaşasıya kadar hakimiyetimiz altında bulunmasıdır. Kaldı ki bugünleri çok önceden öngörmüş, 6 Ağustos 2012’de 'Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin, doğu ucu Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağının bir an önce sağlanmasını ve icra edilmesini' talep etmiştim. Güvenli bölge stratejisini biz kurmuşsak, biz hazırlamışsak, biz sahaya ve masaya taşımışsak mesele yoktur. Şartlarını, sınırlarını, muhtevasını, sürecini ve zamanını biz belirlemişsek yine mesele yoktur. Kuralı koyan, kozlarını kullanan, caydırıcılığını gösteren, yaptırımını ispat eden, siyaset ve diplomasiyle bir adım önde, bir tık üstte yer alan bizsek hiçbir kaygıya da mahal olmayacaktır. Ancak, ABD'nin yazdığı kanlı senaryoya kanıp, terör örgütlerine göz yumacaksak, güvenli bölge diye tampon bölgeye tamam diyeceksek, aynısı Körfez Savaşı’ndan sonra yaşandığı gibi, yeni bir uçuşa yasak bölge kararına zımnen onay vereceksek, herkesi uyarıyorum ki bugüne kadar yaptıklarımızın üzeri bir kalemde çizilecektir. Yani şehitlerimizin kanı yerde kalacaktır. Bilahare milli güvenliğimiz rehin alınacaktır. Tehlike bu kadar ciddi, bu kadar yakındır. Hepsinden önemlisi, Irak ve Suriye’den sonra sırayı, Allah muhafaza, Türkiye alabilecektir. Bunun sinsi deneme ve provaları yapılmıştır. Suriye'de siyasi geçiş sürecinin ne olacağı belirsizliğini korumaktadır. Esad rejiminin akıbeti, yeni anayasanın ne zaman yazılacağı muammadır. Bu katilin kendi geleceği için hangi dayatmalara razı olduğu meçhuldür. Bu şartlar altında, Türkiye’yi PKK/PYD/YPG’yle aynı hizaya getirmeye teşebbüs etmek, terörizme aleni şekilde destek vermek züldür, zulümdür, düşmanlıktır. ABD’nin yaptığı budur."
Bahçeli, "20 millik derinliğe sahip olacağı söylenen güvenli bölge tanımıyla kast edilen nedir? Bu güvenli bölgede terör örgütleri bulunacak mıdır? Uçuşa yasak bölge planlaması var mıdır? Rusya bu işin neresindedir? Başta ABD olmak üzere, koalisyon ülkelerinin güvenli bölgedeki rolü, payı ne olacaktır?" sorularını gündeme getirdi. 

"Beka mücadelemizden kesinlikle geri adım atmamalıyız"

"Dahası terörün kökünün kazınma sürecinde devamlı önümüze engeller çıkaranların bundan sonraki stratejik amaçları devlet ve millet aklıyla görülüp yorumlanmakta mıdır?" diyen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye Fırat’ın doğusunu baştan ayağa temizlemek zorundadır. Hainlerin imhası, kazdıkları çukurlara defni kaçınılmaz bir milli görevdir. Terör bitmeden ne söylense, ne yapılsa boştur, anlamsızdır. Dün Brüksel’de gerçekleşen NATO Genelkurmay Başkanları Toplantısı, bu çerçevede gerçekleşen Türkiye ile ABD arasındaki temaslar her şeye açıktır. ABD Genelkurmay Başkanı’nın ülkemizi temsil eden Genelkurmay Başkanımıza güvenli bölge konusunda ne dediği, neyi teklif ettiği yakın zaman içinde netleşecektir. Biz terörle mücadele sürecinde ön şartsız devletimizin ve hükümetimizin yanındayız. Süreç nereye gidiyorsa gitsin, nereye dayanırsa dayansın, neyi gerektiriyorsa gerektirsin ama haklı davamızdan, beka mücadelemizden kesinlikle dönmemeliyiz, kesinlikle geri adım atmamalıyız."   

"PKK'nın kalıntıları varsa güvenli bölgeden bahsedilemez"

Bahçeli, basın toplantısının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı. 
Bahçeli, Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın partiden ihracına ilişkin bir soru üzerine, Merkez Disiplin Kurulunun Usta'yı, Samsun'da yaptığı çalışmalar sırasında ortaya koyduğu tutum, davranış ve paylaştığı görüşlerin partinin görüşüyle bağdaşmayacağı kararı çerçevesinde ihraç ettiğini söyledi.
Cumhur İttifakı ile ilgili bir soru üzerine de Bahçeli, 30 büyükşehirden 27'sinin AK Parti'ye, 3'ünün de MHP'ye bırakıldığını belirterek, "30 büyükşehirin ilçelerinde ise değerlendirmeler yapılmış, her ile bağlı ilçelerde paylaşımlar söz konusu olmuş ancak bu paylaşımlar böyle bir pazarlık, al ver usulü değil, 2014 ve 2018 verileri ışığında gerçekleştirilmiştir." dedi.
Bahçeli, 51 ilde ise iki partinin kendi adaylarıyla seçime katılacağını anımsatarak, "Zaman içinde her gün televizyonda takip ediyoruz, illet ittifakından '21 ilde şöyle oldu, 25 ilde böyle oldu, şurada anlaşıldı, şurada tekrar görüşülecek' gibi zamana yaygın sözler işitiyoruz. Kesinleştikten sonra zillete kaptırmamak için cumhuru tercih edeceğimiz her alan olabilir." değerlendirmesinde bulundu.
Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna Bahçeli, "Bizden Cumhurbaşkanına talep gitmesi nezaketli olmaz. Ama Cumhurbaşkanımız görüşlerini bizimle paylaşmak isterse davet eder, biz de gider görüşürüz." yanıtını verdi.
"Fırat'ın doğusuna yönelik operasyon rafa mı kalktı?" sorusu üzerine Bahçeli, "Güvenli bölge diyorsanız; 'PKK, PYD ve YPG'den arındırılmış bölge' demektir. Eğer o bölgede bunların izleri, kalıntıları varsa orada güvenli bölgeden bahsedilemez, bahsedilecek şey bunları oradan temizlemek olmalıdır." dedi.

"Trump'ın ağzını kapatmadığınız müddetçe konu kapanmaz"

Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın tweetine ilişkin yaptığı açıklamanın hatırlatılması üzerine, "Bunun cevabını Sayın İbrahim Kalın Bey bilir ama Trump'ın ağzını kapatmadığınız müddetçe konu kapanmaz." diye konuştu.

  BU YAZIYI

 Whatsapp ile paylaş

11 Ocak 2019 Cuma

ABD-YPG birlikteliği Suriye'de nasıl kaybetti?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye'nin, "Fırat'ın doğusunu da vururuz" kararlılığı; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump'la telefon görüşmesinde teröre karşı verdiği net mesajlar sonucunda ABD Başkanı Trump, CENTCOM askerlerini Suriye'den çekme kararı aldı. Peki ABD-Türkiye ilişkileri bu noktaya nasıl geldi? ABD'nin askeri kurumları hangi hataları yaptı? ABD'nin terör örgütü PKK/YPG üzerinden yürüttüğü strateji nasıl çöktü? Daha önemlisi; Türkiye, Suriye sınırında terör örgütüyle oluşturulmaya çalışılan, "garnizon devlet" stratejini çökertmek için hangi hamleleri yaptı. Habertürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir'in analizi...
ABD'nin Suriye'de uygulamaya geçirmeye çalıştığı, terör örgütü PKK/ YPG'den oluşan "garnizon devlet" ya da "terör devletçiği" stratejisi Başkan Trump'ın askerlerini çekme kararıyla birlikte çöktü. Bu, ABD'nin elini-ayağını bölgeden çekeceği anlamına gelmiyor ancak Suriye'de hedeflerini hayata geçiremediği konusunda herkes hemfikir.
Türkiye'nin Suriye politikasında düzeltmeye gitmesi, diplomaside sergilediği başarı, her türlü bozma çabasına rağmen Astana sürecini sürdürme kararlılığı, bölgesel ittifaklarını çeşitlendirmesi, TSK'nın sınır içinde ve dışında terör örgütlerine karşı başarısı; istihbaratından, emniyetine; mülki idaresinden sivil kurumlarına kadar eşgüdüm içinde verilen mücadele bunda etkili oldu. Sahada varsanız masada etkili sonuç üretebiliyorsunuz; dolayısıyla bu noktaya gelinmesinde en büyük pay, siyasi iradeyi sahaya yansıtan Mehmetçiğin...
ABD'nin DEAŞ'la mücadele bahanesi altında PKK/YPG'yi koruyup kollayıp; eğitip donatarak bölge ülkelerine dayatmaya çalıştığı Suriye stratejisi niçin çöktü? Elbette Türkiye gibi NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye'yi denklemden çıkarmak, daha ötesi terör örgütüyle yan yana getirmek istemesi bunun temel nedeni. Siyasi sebepleri de bulunuyor ancak askeri olarak CENTCOM'un Suriye'de niçin kaybettiğinin somut nedenleri var... S Bilişim Danışmanlık'ın PKK ve ABD raporlamalarında çarpıcı tespitler ve veriler yer alıyor. Detaylı analize girersek:
ABD ÜZERİNDEN KÜRESEL AKTÖR: ABD'nin Suriye'de, "taktik ortaklık", "seküler özgürlük savaşçıları" diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı terör örgütüyle müttefiklik ilişkisi, Suriye'de DEAŞ ile mücadele adı altında işlerlik kazandı. 41 yıllık asimetrik terör örgütü PKK, son 4 yılında ABD ile küresel ittifaka yelken açtı. Daha önce de farklı ülkelerden dış destek alan PKK, Suriye'de açıktan askeri olarak sahada omuz-omuza birliktelik şeklinde ABD ve çok uluslu koalisyon desteği temin etti. PKK için sahada; uygun çatışma, silah yığınağı ve karmaşa ortamı zaten sağlanmıştı. Mali ve askeri yönden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve başkaca bölge ülkelerinden de destek temin edilmişti. PKK, süreçte Rusya ve Esad'a da sürekli işbirliği mesajları verdi.
LEJYONER MİLİTANLAR: PKK görünürde, DEAŞ'la mücadele gibi "ulvi" bir amaçla ABD'den görev almıştı ancak terör örgütünde de çok ciddi dönüşümler sağlandı. PKK tarihinde ilk kez terör örgütü mensuplarına düzenli maaş ödendi. Bu, aslında PKK'nın bugüne kadar ambalajlayıp sattığı, "ulvi" hedeflerinin de yitimi anlamına geliyordu. Bu tutarsızlıklar, CENTCOM ile girilen kirli ilişkiler, PKK ile Kürt halkı arasında meskûn mahal çatışmalarında açılmaya başlayan mesafeye etki etti.
İNSAN KAYNAĞI SURİYE'DEN: 2015-2016'da meskûn mahal çatışmaları sırasında terör örgütü yüksek hacimde insan kaynağı temin etmişti. PKK, bu kaynağın önemli bölümünü Suriye’ye transfer etti. Türkiye'de sınır içinde ve kırsalda verilen etkili mücadele, alınan önlemler, sınırda sıkılaştırma, yoğun teknoloji kullanımı, terör örgütünün orta-üst yönetici kadrosundaki imhalarla Türkiye'de il-ilçe merkezleri ve kırsalda silahlı ve eylem için bekleyen PKK'lı varlığı sert ölçüde düştü. Bu arada PKK, silahlı militan varlığının önemli bölümünü Suriye'ye kaydırdı.
TAMPON BÖLGE BAŞARISI: Irak'ın kuzeyinde TSK'nın tesis ettiği 35 km derinlikteki fiili tampon bölge kati sonuçlar doğurdu. Terör örgütünün irtibat, izci, keşifçi, kafile yönlendirici, barınma-aktarma istasyonları, buradan desteklenen operasyonlarla yok edildi. TSK tarihinde ilk kez tüm mevsim boyunca yüksek rakımlı tepelere üslendi. Örgütün yaz-kış üslenme kapasiteleri yıkıma uğratıldı.
ÖRGÜT YAYILDI-GÖRÜNÜR OLDU: ABD'nin eğitip donatmasıyla yarı-düzenli orduya dönüştürülmeye çalışılan terör örgütü, yine ABD korumasında belli-görünür coğrafyaya yayıldı. Yükselti olmayan Suriye coğrafyasında klasik gerilla taktikleri imkânsızlaştı. Coğrafi esneklik yitimi, maaşlı militanlar, lider kadroyla irtibat-temas mekanizmaları sınırlanmış terör örgütü, Irak'tan da baskılanmaya başlandı. Suriye'den militan devşirme kapasitesi de küçük çocuklar hariç tükenmeye başladı. Örgüt, Rakka ve Deyrizor'da zorunlu askerlik uygulaması başlattı.
SURİYE'YE YIĞINAK: CENTCOM olmadan havadan vurulmama kapasitesi olmayan PKK, Afrin'de tecrübe ettiği şekliyle, sahada tutunabilir olabilmesi için havadan hedef olmamak amacıyla insan ve silah teçhizatını ağırlıklı olarak Irak'tan Suriye'nin kuzeyine kaydırdı. Afrin'de ağır kayıplar verirken, Münbiç ve Tel Abyad'dan destek alamadı. CENTCOM müdahale etmediği gibi Rusya, Afrin Zeytin Dalı operasyonunda TSK'ya hava sahasını açtı. Afrin'deki terör örgütü tahkimatı yerle bir edildi. "Federal Suriye" hayalleri yıkılmaya başladı. Bu arada tabi ki PKK baskın eylem yetenek ve kapasitelerini yitirdi; Suriye'de ABD radar ve hava desteğiyle alan/bölge savunmasına yöneldi.
KAYIPLARINI GİZLEDİ: PKK, Afrin’de kaybedeceğini anladığında süratli tahliyeden uzak durdu; üstüne 2 bin kadar daha kayba yol açan çatışma bölgesine sevkıyat yaptı. Önceki yıl terörist cenazelerinde nispeten şaşaalı törenler yapılırken, bu yıl ölülerini ortada bıraktı. Daha önce Suriye'de kayıplarını abartan PKK, bu yıl bunları saklamak zorunda kaldı. Önceki yıl Suriye'de toplam 48 bin olarak tespit edilen PKK'nın silahlı militan varlığı, bu yıl 44 bin rakamına düştü. Afrin'deki 4 binin üzerinde kayıp bunda etkili oldu. Örgüt, DEAŞ karşısında da 2 bin kayıp verdi. Bu arada Türkiye'ye destek için gönderilen ve imha edilen dışında, kaçan militanlar oldu. Suriye’de temin edilen ek insan kaynaklarında da bariz düşüş gözlendi.
ABD DESTEĞİ YOKSA KOLAY HEDEF: CENTCOM'un PKK'ya transfer ettiği askerî yetenekler ancak havadan korumayla işletilebilir. PKK/YPG, ABD'nin kesintisiz havadan koruma yeteneğinden mahrum kaldığında, elindeki silah ve teçhizat, PKK'yı kolayca takip edilip vurulan, süratle tahrip edilebilen hedef haline getirir. Yani dönüştürüldüğü bu amorf yapı, terörist tabiriyle, "gerillayı, gerillalıktan çıkaracaktır."
İKMAL YOKSA KORUYAMAZ: CENTCOM’un PKK’ya verdiği silah-teçhizat ve araçlar ayrıca yüksek bakım ve başta akaryakıt olmak üzere ikmal gerektiren bir yapıda. Bu silah, teçhizat, mühimmat ve araçların uzun vadeli kullanımı, ancak kesintisiz hava-radar gözetleme ve süratle tetiklenen hava savuma sistemi gerektirir. Bunların kesintisiz temini, PKK için karşılanması çok ağır bir yüktür, komplikedir; imkânsıza yakındır. Ayrıca "silahın tetiği PKK'lıda, emniyet ve geri tepmesi CENTCOM'dadır."
ASİMETRİĞE DÖNÜŞ ZOR: CENTCOM’un PKK’yı başarısız ve yarım yamalak biçimde dönüştürdüğü yarı düzenli ordu şeklindeki formattan, düzenli ordu formatına geçişte kararlılık hangi düzeydedir şu anda bunu kestiremiyoruz ancak yeni duruma ilişkin tereddüt ve bu projeden vazgeçme gibi sinyaller görülüyor.
ZIRHLI-MEKANİZE TUGAYLAR: ABD/CENTCOM, PKK/YPG'yi istihkâm-topçu-zırhlı-mekanize-motorize silah, araç, teçhizatla donatırken, bunların bütünlüklü kullanım, koordinasyon bilgi ve becerisini kazandıramadı. Bununla birlikte düzenli ordu ve nitelikli askeri-teknik sınıfları PKK’ya kazandıramayacağını anlamış olmakla yetinecek mi? Yoksa başka yol ve yöntemler deneyecek mi? Belli değildir. ABD'nin, PKK/YPG'den tam olarak vazgeçmediğini, Bolton'un Ankara ziyaretinde gördük. Ancak PKK/YPG'yi kullanmaya devam edecekse, şimdi düşük sosyo ekonomik kesimlerden gelmiş, eğitimsiz ve becerisiz gençlere nitelikli silah, teçhizat ve aracı kullanmayı, bütünlüklü askeri sınıfları işletmeyi öğretmesi gerekecek. Buna yüksek muhabere kabiliyeti gerektiren iletişim, radar sistemlerini, sofistike silah sistemlerini eklediğinizde; dil, matematik, fizik, mühendislik; açı, mercek hesaplaması, basınç, integral, türev gibi konular da devreye giriyor ve durum daha karmaşık bir hal alıyor.
KAYNAĞIN SORGULANMASI: ABD'nin PKK/YPG’ye transfer ettiği kimine göre 15 milyar dolara ulaşan kaynağın tolere edilemez, açık hataya dayalı oluşu, er ya da geç ABD Kongresi tarafından hukuki, idari takibat konusu olacaktır. Suriye sınırını koruyacak konvansiyonel birlik düzeyini dahi yakalayamayan CENTCOM’un terör örgütüne aktardığı; silah, teçhizat ve yetenekleri boşa gitmiş oldu. Trump, "Askerler Suriye'den çıksın" dedikten sonra buraya aktarılan silah, teçhizat ve kaynağın toplanması kolay olmayacağı gibi PKK/YPG'nin hangi kuvvetle ikame edileceği de meçhul... CENTCOM'un omuz omuza mücadele etmeyeceği hangi kuvvet, nereden, nasıl yönlendirilecek ya da kontrol edilecek? Cevaplanması gereken soru bu. Kaldı ki sahayı doldurmak için bekleyen Rusya destekli yerel ittifak da gelişmeleri seyretmiyor.
PKK İNSAN KAYNAĞINDA GERİLEME: Türkiye’de içeride PKK insan varlığının il-ilçe merkezlerinde bulunan kısmı, kırsal ve ara-geçişli mekânlarda bulunanları, büyükşehirlere sevk edilen ve bekletilen kadrolar, kaçan ve uyuyan kadrolar, tasfiye olanlar, örgütten uzaklaşan ya da mesafe koyan gençler, örgüte katılmak için hevesli ya da isteksiz 13-14 yaş grubu, tümünde ciddi gerileme söz konusu. İçeride silahlı ya da silahlı olmaya yakın PKK insan kaynağı da büyük ölçüde gerilemiş haldedir. Sınır içinde 2017'de 11 bin olarak tahmin edilen silahlı PKK'lı terörist varlığı geçen yıl bin 600 olarak güncellendi. 9.400'lük azalmanın yaklaşık 2 bin 400'ü Kuzey Irak operasyonları dahil vurularak, yaralanarak, yakalanarak bertaraf edildi. 200'ü sağ yakalama, 180'i silahsız teslim olma, 40'ı silahlı teslim alma şeklindedir. 6 bin 600 kadarı Irak'a geçme, kaçma şeklinde dağıldı. İçişleri Bakanlığı, sınır içinde kalan terörist sayısını 750 olarak açıkladı. Suriye'ye geçişler ise tamamlanan güvenlik duvarı sayesinde sıfıra yaklaştı; PKK/YPG, Suriye insan kaynağında Türkiye’den beslenemez hale geldi.
GÜVENLİK YOLLARI: TSK, Bestler Dereler'e; güney-kuzey akslı, karakollara uğrayan veya teğet geçen asfalt güvenlik yolları inşa etti. Doğu istikamette Kato-Jirkiya (Beytüşşebap ve Kuzeyi),batıda Gabar ve Eruh-Siirt bölgelerine geçişi, güneyde iki çıkış/giriş, Şenoba (G. Doğu) ve Kasrik (G. Batı) yönlerini tıkadı. PKK için sahada çıkışa yönelmekten başka seçenek kalmadı. Terör örgütü, kırsalın yanı sıra; Türkiye genelinde il-ilçe meskûn mahallerde eylem koyamayacak şekilde ağır yitime uğradı. Irak'ta, Türkiye sınırına 35-40 kilometre derinlikte PKK, kış mevsiminde dahi sahayı kaybetti; TSK, bu aksta, boş alan bırakmayacak şekilde sahayı kontrolüne, gözetimine, denetimine aldı.
YANINDA PKK İLE KAYBEDEN ABD: Türkiye-ABD ilişkileri de PKK/YPG'ye doğrudan, açık, omuz omuza verilen destek nedeniyle ağır hasara uğradı. Türkiye'nin proje ortağı olduğu F-35, Patriot hava savunma sistemi başta olmak üzere mühimmat ve teçhizat tedariklerinde ABD, "müttefiki" Türkiye'ye karşı olumsuz sınav verdi. Yeni tekliflerle gelse de ABD, hâlâ, "S-400'leri almayın" gibi kabul edilemez şartlar öne sürüyor. Sürekli bir tavsatma ve işi yokuşa sürme ABD kurumlarında adet haline geldi. ABD, çeşitli sahalarda, Türkiye'nin askeri kapasitesini farklı metotlarla engellemeye çalıştı ya da TSK dışındaki askeri kapasite artışlarına vesile oldu.
IRAK'A YIĞINAK YAPIYOR: Önceki yıl CENTCOM üzerinden Barzani ile asker konuşlandırma anlaşması yapan ABD, Irak'la, 2008 Sofa Anlaşması'yla sağladığı konuşlanma/geçiş haklarının benzerini Kuzey Irak'a aktarmaya yöneldi. 20 yıl süreli anlaşmayla; Kerkük, Halepçe, Süleymaniye ve Erbil-Dohuk'a konuşlanma hakkı sağladı. CENTCOM, Suriye'den çıkacak askerlerini büyük ihtimalle Erbil'e çekecek. Halihazırda ABD'nin Suriye'den çekeceğini taahhüt ettiği 2 bin resmi üniformalı askeri bulunuyor. Yine Suriye'de sivil özel şirket kökenli 3 bin 600 askeri uzman mevcut. Irak'ta ise ABD'nin 5 bin 400 üniformalı askeri ile bin 100 sivil şirket kökenli askeri uzmanı var.
KURUMLAR ARASI İLİŞKİLERDE HASAR: Türk-Amerikan askeri bürokrasileri arasındaki ilişkilerin YPG/PKK nedeniyle bozulması, sadece iki ülkeyi değil, TSK'nın Rusya ile ilişkilerini de Rusya yönünde olumlu etkiliyor. Rusya ve önümüzdeki dönemde belki Çin ile artacak işbirliği ABD'nin bölgedeki askeri harcamalarını artıracak. Türk-Amerikan siyasi-bürokratik ilişkilerinde de farklı sorunlar devam ediyor. Özellikle FETÖ mensuplarının iadesinde ABD bürokrasinin nazlanması, adım atmaması, bunların korunması önümüzdeki dönemde de başlık olarak önümüze çıkacak. Münbiç yol haritası hayata geçirilmiş; Halkbank olayı da çözüme kavuşmuş değil. ABD henüz Ankara Büyükelçisi'ni atamadı; ilişkileri maslahatgüzar seviyesinde yürütüyor. Suudi gazetesi Cemal Kaşıkçı cinayetinde de Prens Selman'ı koruma/kollamadan vazgeçmiş değil ABD.
ABD-Türkiye ilişkilerinde en önemli nokta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump'ın doğru düzlemde eşleşmesi; meseleleri konuşup çözmek için telefon diplomasisi kanalını açık tutmaları. Belki Trump'ın bu yıl Türkiye'ye ziyareti söz konusu olabilecek. İki ülke ilişkilerinin geleceğini yine iki lider bizzat tayin edecek...

2 Ocak 2019 Çarşamba

2019’da yakından takip edilecek 10 bölge

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Dünyada bu yıl uluslararası alanda Suriye, Yemen, Afganistan ve İran’ın aralarında olduğu 10 bölgede yaşanacak gelişmelerin kamuoyunda öne çıkması öngörülüyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan sivil toplum örgütü Uluslararası Kriz Grubu, dünyada 2019 yılında takip edilmesi gereken 10 bölge ve buralarda beklenen ihtilafları derledi.

Yazıda, ABD‘nin dünyadaki tartışmasız gücünün sorgulanır hale geldiği belirtilerek, uluslararası düzenin kargaşa içindeki haline dikkat çekildi.

Birleşmiş Milletler (BM) gibi ortak eylem araçlarının işlemez hale geldiğinin altı çizilen yazıda, “Uluslararası Ceza Mahkemesi dahil hesap verilebilirliği sağlayan kurumlar göz ardı ediliyor ve küçümseniyor.” ifadelerine yer verildi.

Yazıda, 2019’da Yemen, Afganistan, ABD-Çin gerginliği, İran’a karşı Suudi Arabistan-ABD-İsrail ekseni, Suriye, Nijerya, Güney Sudan, Kamerun, Ukrayna ve Venezuela gibi ihtilaflı konular ve bölgeler, uluslararası alanda takip edilmesi gereken başlıklar şeklinde sıralandı.

Yemen
Yemen’in 2018’de uluslararası hukuksuzluğun odak noktası haline geldiğini vurgulanan yazıda, Yemen’deki krizin 2019 yılında daha da kötüleşebileceği ve 16 milyon Yemenlinin kıtlık tehdidi altında olduğu kaydedildi.

Yazıda, yardımların geldiği Hudeyde limanının kontrolü için Husiler ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Yemenli militanlar arasındaki çatışmalara yer verildi. Hudeyde’de çatışmaların sonlandırılması için taraflar arasında kararlaştırılan “Stokholm Anlaşması” hatırlatıldı.

Ocak ayından itibaren ABD’de Demokratların Temsilciler Meclisinde ağırlık kazanmasıyla, ABD’nin Yemen’de çatışmanın önlenmesi için baskılarını artırması ihtimaline vurgu yapıldı.

Yemen’de çatışmanın sonlanması veya azalması için tüm taraflara baskı uygulanması gerektiği ifade edilen yazıda, “Avrupa, Umman ve İran’dan Husiler üzerine, ABD’den Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Körfez ülkelerinden Yemen hükümetine ve Kongreden ABD yönetimine yapılacak baskılar değişime yol açılabilir.” değerlendirmesine yer verildi.

Suriye
Suriye’ye ilişkin 2018’dekine benzer bir durum öngörülen yazıda, Rusya ve İran’dan destek alan Esad rejiminin muhaliflere karşı güçleneceği öngörüsü yer aldı.

Yazıda, DEAŞ’a karşı yürütülen mücadelenin sona yaklaştığı belirtilerek, terör örgütü PKK/YPG işgali altındaki bölgede Türkiye’nin operasyonunun beklendiği kaydedildi.

Suriye’de taraflar arasında bir uzlaşının, Esad rejimi ve PKK/YPG arasında yapılacak anlaşmayla sağlanabileceği belirtilerek, aksi halde DEAŞ’ın yeniden canlanabilme ihtimaline vurgu yapıldı.

Afganistan
Yazıda Afganistan’ın 2018’de dünyada çatışmalar nedeniyle en fazla ölümün görüldüğü ülke olduğunun altı çizilerek, geçen yıl içinde 40 bin savaşçı ve sivilin öldüğü belirtildi. Afganistan’da ABD müdahalesinin ardından en fazla kaybın 2018’de yaşandığı ifade edildi.

Taliban militanlarının ülkenin hemen hemen yarısını kontrol ettiği ifade edilerek, ana yollardaki ulaşımı kapattığı, şehirleri ve kasabaları kuşattığı bilgisine yer verildi.

ABD birliklerinin yarısının Afganistan’dan ayrılmasının etkisi değerlendirilen yazıda, bu yöndeki olası kararın mevcut belirsizliği artırdığı ifade edildi.

ABD-Çin gerginliği
ABD ve Çin arasındaki gerginlik için “silahsız bir ticaret savaşı” ifadelerine yer verilen yazıda, Washington ve Pekin arasındaki restleşmenin karşılıklı açıklamalarla yükseldiğine işaret edildi.

Yıllardır terörün en üst sırada yer aldığı ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinde, 2018’de en üst sırada Rusya ve Çin’in bulunduğuna vurgu yapıldı.

Washington ve Pekin arasında bir uzlaşının gerginliği azaltacağı belirtilen yazıda, aksi halde jeopolitik ve ekonomik rekabetin bir kırılma noktasına doğru gittiği bilgisine yer verildi.

İran’a karşı Suudi Arabistan, ABD ve İsrail ittifakı
İran’a karşı Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’in ortak tehdit algılamasına işaret edilen yazıda, Suudi Arabistan ve İsrail’in bölge ülkelerinde İran’a karşı operasyonlar yürütme sinyalleri verdiği kaydedildi.

Romanya AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devraldı            Romanya AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devraldı
ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilerek ve ekonomik yaptırımlar uygulayarak, Suudi Arabistan ve İsrail’in yanında İran’ın bölgesel gücünü kırmayı amaçladığı ifade edildi.

İran’ın bu çatışmalara karşı hazırlık yaptığı belirtilerek, Tahran yönetiminin Suriye’deki çıkarlarının tehlikeye düşmesinden endişe duyduğu belirtildi.

Nijerya
Nijerya’da siyasi istikrarsızlığın çatışmaya dönüşme riskine işaret edilen yazıda, 2019’un şubat ayında yapılacak seçimlerde ülkenin yeni cumhurbaşkanının ve federal meclisinin, mart ayında da eyalet valileri ve meclislerinin seçileceği hatırlatıldı.

Nijerya’da daha önceki birçok seçimde şiddet olaylarının yaşandığı hatırlatılan yazıda, mevcut Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari ile eski yardımcısı Atiku Abubakar arasında çetin bir yarış geçeceği öngörüldü.

Seçime hazırlanan Nijerya’daki gerilim noktaları olarak Boko Haram terörü, Hristiyan çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşan Müslümanlar arasındaki çatışmalar, petrol zengini Nijer Deltasındaki güvenlik sorunları gösterildi.

Yazıda, yerel güçlerle federal hükümet arasındaki çatışmaların alevlenme ihtimaline dikkat çekildi.

Güney Sudan
Güney Sudan’da 5 yıl önce patlak veren iç savaşın ardından 400 bin kişinin öldüğü belirtilerek, Cumhurbaşkanı Salva Kiir Mayardit ile rakibi Riek Machar arasında 2015 bir ateşkes anlaşması imzalandığı hatırlatması yapıldı.

Bu anlaşmanın 2016’da sekteye uğradığı ifade edilen yazıda, 2022’de yapılacak seçimlere kadar Kiir ve Machar arasındaki çekişmenin devam edeceği öngörüsünde bulunuldu.

Anlaşmanın taraflar ve bölgesel aktörler tarafından olumlu karşılandığına vurgu yapılan yazıda, şiddet oranının azalmasının bu anlaşmayı desteklemek için yeterli bir neden olduğu değerlendirmesinde bulunuldu.

Kamerun
Yazıda, Kamerun’un İngilizce konuşulan bölgelerindeki iç savaş tehlikesine yer verilerek, bölgede 2016’da başlayan Fransız eğitim ve hukuk sistemine yönelik protestoların artarak devam ettiği belirtildi.

Kamerun’daki çatışmalarda en az 500 sivilin yaşamını yitirdiği kaydedilen yazıda, 30 bin kişinin Nijerya’ya göç ettiği ve yaklaşık 437 bin kişinin Kamerun içinde bir yerlere göç ettiği bilgisi yer aldı.

Ayrılıkçı bir hareket halini alan Kamerun’daki olayların, eğer kapsamlı bir uzlaşı sağlanamazsa, büyük çapta ve istikrarsızlığa yol açan bir çatışmaya dönüşeceği ifade edildi.

Ukrayna
Yazıda, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakının ardından başlayan savaşın Ukrayna’da sonunun görünmediği ifade edildi.

Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesinde Rusya yanlısı ayrılıkçıların desteğiyle olayların şiddetlendiği belirtilen yazıda, Rusya ve Batı ülkeleri arasında bir jeopolitik bir ihtilafa dönüştüğü kaydedildi.

Gelecek yıl ise Ukrayna’da seçimler öncesinde hareketliliğin yaşanabileceği belirtilirken, diğer yandan seçim sonuçlarının iç barışı veya Rusya ile uzlaşıyı sağlayabileceği ihtimaline yer verildi.

Venezuela
Yazıda Venezuela’nın zengin petrol yataklarının önceleri komşularını kıskandırırken, ekonomik sorunların toplumsal etkisiyle Venezüela halkının komşu ülkelere göç ettiği belirtildi.

Venezuela’nın toplam nüfusu 31 milyon nüfusunun 3 milyonunun ülkeyi terk ettiği belirtilen yazıda, BM’nin 2019 sonuna kadar bu sayının 5,3 milyonu bulacağını tahmin ettiği bilgisine yer verildi.


ABD ve Avrupa’nın hedefinde Maduro yönetiminin olduğu ve hükümete yönelik yaptırımların Venezüela’nın komşularıyla ilişkilerine ve halkına zarar verebileceği vurgulandı.

26 Aralık 2018 Çarşamba

Netahyahu neden Kıbrıs ve neden Kürtler diyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Tunus’ta kitabın ortasından konuşup meselenin bam teline bastı.

Şu sözleriyle bir nevi ‘kral çıplak’ demiş oldu:

“Netanyahu son zamanlarda huzursuz çünkü Suriye’yi bölemeyeceğini anladı. PKK YPG aracılığı ile Suriye’yi bölmek istiyorlardı. Kürt kardeşlerimizin adını kullanarak Cumhurbaşkanımıza laf atıyor. Cumhurbaşkanımıza iftiralar atmak istiyor haddini de aşıyor. PKK ile Netanyahu'nun ortak özelliği var. İkisi de bebek katili.”


Ülkesinde ‘telekomünikasyon yolsuzluğu’ nedeniyle zor günler geçiren İsrail Başbakanı Netanyahu’nun suratı, ABD Başkanı Trump’ın Suriye’deki askerlerini çekme kararı almasından sonra, bir kere daha asıldı.
Bu karar, Fırat’ın doğusundaki PKK oluşumunun bir ‘Made in İsrail’ projesi olduğu gerçeğini kabak gibi meydana çıkarınca, Netanyahu öfkesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a laf yetiştirerek çıkarmaya çalıştı.
Türkiye’yi Kıbrıs’ı işgal etmek, Edoğan’ın ordusunu Kürt köylerinde kadın ve çocukları katletmekle suçlayıp “Erdoğan bu konularda bize nutuk çekemez” dedi.
Kadın ve çocuk katliamlarıyla dünyanın lanetini kazanmış bir ülkenin başbakanı söylüyor bu lafları.
Ama bu hezeyan dolu öfke halinin bir nedeni var tabi.

Daha doğrusu iki nedeni:

Netanyahu hem Kıbrıs hem de Kürtler derken ülkesinin bu iki alanla ilgili çıkarlarının son dönemde nasıl zarar gördüğünden dem vurmuş oluyor aslında.
Kürtler bahsinde, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun sözlerinin üstüne söylenecek pek bir şey yok.

İsrail PKK/YPG üzerinden Suriye’yi bölmek istiyordu.

Devamında da Türkiye’yi bölüp garnizon devlet projesine hayat kazandıracaktı.
ABD askerinin çekilmesiyle bu proje ağır bir darbe alacak.
Yani Netanyahu, Kürtler derken, Erdoğan’ı karşılığı olmayan iftiralarla suçlarken, ‘yakın ilgi alanına’ giren bir konuda mevzi kaybetmenin öfke halini dışa vuruyor.

Kıbrıs için de benzer bir durum söz konusu.

Kıbrıs açıklarında keşfedilen petrol ve doğalgaz rezervini Kıbrıs’lı Türkler ve Türkiye’yi bypass ederek çıkarma projesi de Türkiye’nin kararlı bir tutum alması nedeniyle yara almış durumda.
İsrail, Yunanistan ve Mısır’la ortaklaşa bütün bu zenginliğe konmayı hesaplayan İsrail planı, Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi burada da sekteye uğramış görünüyor.
Bu da Netanyahu’nun öfke nöbetlerine tutulması için yeter de artar bir gerekçe.
İsrail, Kuzey Suriye’deki PKK oluşumu ve ‘Rojava projesi’ konusunda bugüne kadar genellikle sessiz kaldı.
 Bu durum “Projenin arkasında İsrail var” cümlesinin önüne bir ‘Acaba’ kuşkusunu koymayı gerektirebilirdi.
Ama şimdi artık o ‘Acaba kuşkusuna’ da yer kalmadı.
Trump’ın asker çekme kararı sonrası İsrail yönetimi adına çıkarılan gürültüler, bunu apaçık ortaya koydu.
İsrail başbakanının kuyruk acısı da buradan geliyor.

Ankara'nın Suriye için yeni yol haritası;


ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararı sürpriz bir şekilde gelişince, oyuncular için Suriye kartları yeniden karılmaya başladı.

Bu elbette Türkiye için de geçerli.

Dün sabah dış politikada 2018 yılı değerlendirmesi için bir araya geldiğimiz Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu son gelişme üzerine paydaşlarla istişareler yaparak hareket etmek istediklerini dile getirdi.
Ankara için öncelik, ABD askerlerinin geri çekilme sürecinde bir boşluk oluşmaması.
Bu bağlamda, ‘istişarelerin’ önemli bir kısmı Washington ile yürütülüyor.
ABD yönetimi, Ankara’nın koordineli hareket etme talebini de kabullenmiş görünüyor.
Bu hafta içinde askeri bir heyet Ankara’ya gelip, kendi muadilleriyle çekilme sürecini konuşacak.
Eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda Moskova ile temas kurulacak, yeni durum üzerine yeni müzakereler yapılacak.
Bu bahis açıldığında Çavuşoğlu, “Rusya sahada bir aktör. Önümüzdeki günlerde bir Rusya ziyareti yapıp, görüş alışverişinde bulunacağız. İstişare edeceğiz. Boşluk oluşmaması için diğer aktörlerle de istişare etmemiz gerekiyor” dedi.

“ABD’NİN ÇEKİLMESİYLE PYD SORUNUNA KÖKLÜ BİR ÇÖZÜM BULUNABİLİR”


Cümlenin sahibi Bakan Çavuşoğlu.

Bu ifade aslında, yeni Suriye denkleminde Türkiye’nin önceliğini ve vazgeçilmez pozisyonunu yansıtıyor diyebiliriz.

Bu şu anlama da geliyor:

PKK/YPG’nin Suriye topraklarının üçte birini ABD desteğiyle ele geçirerek oluşturduğu fiili durum, bir başka deyişle "Rojava projesinin" geleceğini kötü günler bekliyor.

Peki nasıl bir öngörüde bulunulabilir?

Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadelerinde karşılığını bulan “Suriye Kürtlerini PYD zulmüne terk etmeyeceğiz” sözlerini, bir işaret fişeği olarak görmek mümkün.

Bu yaklaşım biçimi Ankara açısından şöyle bir niyete işaret ediyor:

Türkiye’ye müzahir Kürt gruplarını daha derli toplu şekilde organize edip, Suriye’nin geleceğinde YPG’nin yerine ikame etmek. Önümüzdeki süreçte, bu politikanın daha gözle görülür sonuçları karşımıza çıkabilir.

“POMPEO ARADI SORULAR SORDU ASKERE SORUN DEDİM”


Yabancı basında 14 Aralık’ta gerçekleşen Trump/Erdoğan görüşmesinin arka planına dair dikkat çekici haberler çıkmış, Pazartesi günü bu köşede o yazılardan alıntılar kullanmıştık.
O yazılardan birinde, bir gün önce, yani 13 Aralık’ta, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nin Türkiye’nin operasyon hazırlığıyla ilgili bilgi edinmek için Türk mevkidaşını aradığından söz etmiştik.
Çavuşoğlu, bu bilgiyi daha sorulmadan teyit ettikten sonra, o görüşmeye dair yeni veriler paylaştı.
Şunları söyledi: “Pompeo beni aradı (13 Aralık görüşmesi) ‘Plan, strateji nedir’ diye sorular sordu. Teknik sorular. ‘Bunlar teknik konular, cevabını öğrenmek istiyorsanız bizim askeri yetkilileri arayabilirsiniz. Ama kararlılığımızı öğrenmek istiyorsanız, evet kararlıyız’ dedim.”

ESAD’DAN MÜNBİÇ HAMLESİ


ABD’nin Suriye’deki askerlerini çekme kararı sonrası dün, Fırat’ın batısından ‘Boşluk doldurma’ başlığının altını doldurabilecek dikkat çekici bir haber geldi.
Haber, Münbiç’in batısında yer alan Arimah isimli beldenin, YPG kontrolünde iken Esad rejimine bağlı birliklerin eline geçtiğini söylüyordu.
Haliyle bu durum Rejim ile YPG arasında dar alanda bir paslaşma mı oluyor sorusunu akıllara getirdi.
Haber yayıldıktan sonra Milli Savunma Bakanlığı adına yapılan açıklama ise meselenin bu şekilde olmadığına işaret ediyordu.
Açıklamaya göre, ‘Arimah bölgesindeki hareketlilik 2017’den beri bölgede bulunan Suriye rejim güçlerine ait’ idi. Yani yeni bir durum yoktu.
Esad rejimi ile YPG arasında sık sık görüşmeler yapıldığını biliyoruz.
Ancak, dün Çavuşoğlu’nun da dile getirdiği gibi, iki tarafın çıkarları çoğu zaman çatıştığı için, bu görüşmelerden iki taraf da başarılı sonuçlar elde edemiyor.
Peki, diyelim ki anlaştılar ve Fırat’ın doğusunda kendi aralarında yeni bir güç paylaşımı yaptılar.

Böyle bir senaryo karşısında Türkiye’nin tepkisi ne olur?

Sorunun yanıtını yine Dışişleri Bakanı’nın ağzından verelim: “Rejim geldi, YPG orada diyelim. Hiç tereddüt etmeyiz. Bugün Irak’ta PKK tehdidine karşı nasıl operasyonlar yapıyorsak, aynısını Suriye’de de yaparız. Bu, Türkiye için beka meselesidir. Ulusal güvenlik meselesidir.”


19 Aralık 2018 Çarşamba

Chp Neden Hulisi Akar'ı Hedef Alıyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


CHP 'operasyon'a başladı! Hedefleri Bakan Akar

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 15 temmuz'da başına silah dayayan teröristlere direnen Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'a akılalmaz iftiralarda bulundu. 
Türkiye'nin Fırat'ın Doğusuna operasyon kararı almasının ardından CHP'lilerin bir anda Bakan Akar'ı FETÖ üzerinden hedef alması dikkat çekti



TBMM’deki bütçe görüşmelerinde gündem dışı söz alarak kürsüye çıkan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ı hedef alan akılalmaz iftiralarda bulundu. 
Özel, icra subayının kumpas davalarında rol aldığını, kumpas mağduru subaylar Hasdal Cezaevi’nde yatarken Akar’ın onları ziyaret etmediğini söyledi. 
Özel ayrıca Akar'ın, Türk askerinin başına çuval geçirten ABD'li komutan Odierno'dan, üstün liyakat madalyası aldığını öne sürdü.


GERİLİM BİR ANDA TIRMANDI


Bakan Akar, Özel'in akılalmaz açıklamalarına tek tek cevap verdi fakat Özel'in sözleri Meclis'te gerilimin tırmanmasına sebep oldu.
AK Parti Trabzon Milletvekili Salih Cora, Özel'e tepki gösterdi. CHP sıralarına doğru yürüyen Cora'yı, AK Parti milletvekilleri araya girerek engelledi. 
CHP ile AK Parti milletvekilleri arasında tartışmanın sürmesi üzerine TBMM Başkanvekili Mithat Sancar, birleşime ara verdi.


OPERASYON İŞARETİ VERİLDİ, AKAR'A SALDIRMAYA BAŞLADILAR


Türkiye'nin Fırat'ın Doğusuna operasyon kararı almasının ardından CHP'lilerin bir anda Bakan Akar'ı FETÖ üzerinden hedef alması dikkat çekti. 
Türkiye'nin operasyon kararı terör örgütleri ve rejim üstünde büyük korku yaratırken CHP onlardan önce harekete geçti ve Akar'a saldırmaya başladı.


AMAÇ AKAR VE TÜRK ASKERİNİ YIPRATMAK


CHP'nin son dönemde HDP/PKK çizgisine kaydığı her kesim tarafından bilinirken, CHP'nin Türk askerinin gerçekleştirdiği operasyonlar karşısında aldığı tavır da alenen ortada. 
CHP'nin bu son saldırısının amacının Bakan Akar ve Türk askerini yıpratmak, motivasyonunu bozmak, ordu içerisinden fitne çıkarmak olduğu düşünülüyor.


KILIÇDAROĞLU HER OPERASYONDA AYNISINI YAPIYOR


-Kılıçdaroğlu Fırat Kalkanı operasyonunda bölgede sadece PKK-PYD teröristleri de olmasına rağmen sadece DAEŞ'lilerin hedef alınmasını istemişti.
-İdlib operasyonunda “İdlib’den gelecek her şehidin sorumlusu Erdoğan’dır" diyerek, Türkiye'nin Esad rejimiyle vakit kaybetmeden görüşmesi gerektiği belirtmişti.
-Afrin Harekatı için “Türkiye’nin güvenliğini alabilecek noktaya kadar gitmeli ama ben Afrin’e girilmesini asla doğru bulmuyorum” ifadelerini kullamıştı.


CHP'LİLER DE GENEL BAŞKANLARINI ARATMADI


-CHP milletvekili Aytuğ Atıcı, Afrin operasyonunu "işgal" olarak nitelendirmiş ve “Afrin’in işgali şu anda yanlıştır” demişti.
-CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Ünal Çeviköz, “Türkiye’nin de PYD/YPG birleşkesi şeklinde kullandığı ifadenin bir ayrıma ihtiyaç göstermesi gerektiğine inanıyoruz. 
O da şudur; PYD bildiğiniz gibi siyasi bir oluşumdur.” diyerek büyük bir skandal imza attı.
-CHP PM üyesi Sera Kadıgil ise Suriye'de binlerce kişiyi katleden rejim taraftarı olduğunu attığı tweet ile duyurmuştu..


Fırat’ın doğusuna yapılacak harekat bölgeye hakim Paşa’ya emanet

CumhurbaşkanıErdoğan’ın sinyalini verdiği Fırat’ın doğusuna yönelik harekat planlarına son şekli verildi. Harekatı, Zeytin Dalı harekatını yöneten 2. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Metin Temel yönetecek.
Mehmetçik, Fırat’ın doğusuna harekat için emir bekliyor. Sınırdan 23-24 bin asker ve ÖSO üyesinin geçmesi planlanıyor. Birlikler, PKK’lı teröristlerin işgal ettiği bölgelere 10 ayrı noktadan girecek. Hedef, temizlikte ilk etabı 2 aya kadar sonuçlandırmak.Harekatı, Zeytin Dalı harekatını yöneten ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin “Apoletlerini sökeceğim” dediği 2. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Metin Temel emir komuta edecek.

2. ORDU KOMUTANI ORGENERAL İSMAİL METİN TEMEL KOMUTA EDECEK


Fırat’ın doğusundaki terör unsurlarına düzenlenecek dev harekatın planlarına son şekli verildi. Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) ve Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) harekatta alacakları görevler en ince ayrıntısına kadar belirlendi. Yeni Şafak’ta yer alan habere göre; Harekatı, Zeytin Dalı harekatını yöneten 2. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail MetinTemel emir komuta edecek.

HAREKATTA İLK HEDEF TÜNELLER


Harekatın ilk hedefi terör örgütü PKK/YPG’nin ABD’li askerlerle birlikte hazırladığı tuzaklar olacak. Keşif uçuşları, sızma ve saha kestirmeleri ile belirlenen, tonlarca patlayıcı ile tuzaklanan tüneller patlatılacak. Ardından da önceden belirlenen stratejik hedefler hava ve karadan yoğun ateş altına alınacak. Hedefler imha edildikten sonra kara güçlerinin devreye girmesi planlanıyor.

TSK, SINIR TUZAKLARINA KARŞI SEYYAR RAMPALARDAN FAYDALANACAK


Sınır hattında kazılan onlarca kilometrelik tüneli mayın deposuna çeviren PKK geçiş esnasında yapacağı patlatmalarla dev çukurlar açmayı hedefliyor. TSK, muhtemel sınır tuzaklarına karşı zırhlı geçişini sağlama adına seyyar rampalardan faydalanarak intikalin aksamasını önleyecek.

HAREKATTA 17 BİN KİLOMETRE ALAN TEMİZLENECEK


ÖSO ve TSK 10’dan fazla noktadan PKK’nın işgalindeki bölgeye girecek. Sınırı, 23 -24 bin kişilik TSK-ÖSO askeri geçecek. Harekatta 17 bin kilometrekare alan temizlenecek. Bilgi sızdırılma ihtimaline karşı harekat planının Suriye içlerindeki kısmı son ana kadar kimseyle paylaşılmayarak gizli tutulacak.

ÖSO BİRLİKLERİNDEN TAKVİYE GÜÇ YOLA ÇIKTI


Gerek duyulması durumunda devreye girmek üzere İdlip’teki ÖSO birliklerinden takviye güç yola çıktı. Bölgede bulunan Suvvar İdlib Grubu Komutanı Yeni Şafak’a yaptığı açıklama da bölgeden 8 ila 15 bin arasında değişen takviye birlik gönderileceğini söyledi.

İLK SAFHA 2 AYDA BİTECEK


Batıda Cebel-i Ahlem bölgesinde başlayıp Resul Ayn’a uzanan 165 kilometrelik cephe koridorunun sınır bölümü PKK menzili dışında mevzilenecek. Hareket emri ile birlikte tüm birimler eşzamanlı olarak sıfır hatta mevzilendirilecek. ÖSO komutanları ve TSK yetkilileri arasındaki toplantıda Fırat’ın doğusuna yönelik terör temizliğinin ilk safhasının iki aylık zaman diliminde bitirileceği belirtildi.

SINIR BOYUNCA YÜZLERCE EVİ MAYINLADILAR


Tel Abyad Meclis Başkanı Ekrem Dede, Zor Mağar’dan Resul Ayn’a uzanan sınır boyunca yüzlerce evin mayınlandığını ve Türk askeri ile ÖSO’nun geçişi sırasında patlatılacağını açıkladı. Dede, örgütün sınıra paralel tüneller yanında dikey tünellerle de Türkiye’ye geçerek intihar saldırıları yapmayı planladığını söyledi. Fırat Nehri’nin doğusunda yuvalanan terör odaklarına yönelik harekat öncesi PKK’lılarla görüşen Pentagon yetkilileri, harekat esnasında zor durumda kalan PKK’lıların ABD üslerine sığınabileceğini söyledi. Tel Abyad, Münbiç ve Resulayn’dan kaçan terörstler için Şeyh Abud, Ayn İsa 93 Tugay, Harab Işık Tel Semin bölgelerindeki ABD üsleri sığınma noktaları olarak belirlendi. Bu üslere sığınan teröristler ABD korumasında karadan ve havadan Rakka ve Kamışlı bölgelerine taşınacak.

HAREKATI ENGELLEMEK İSTEYEN BAE YÖNETİCİLERİ BÖLGEYE HEYET GÖNDERDİ


Öte yandan harekatı engellemek isteyen Suud ve Birleşik Arap Emirlikleri yöneticileri bölgeye yeni bir heyet gönderdi. ABD’li sivil ve askeri yetkililerle birlikte Arap aşiretleri ve PKK elebaşıları ile görüşen Körfez heyeti 3. yol başlığı altında yeni bir formül görüşü ortaya attı. Haseke, Münbiç, Resulayn, Tel Abyad, Rakka ve Kamışlı hattına Peşmerge milisleri ile birlikte Körfez ülkeleri ve Mısır’dan getirilecek güçlerin yerleştirilmesini savunan Körfez heyeti, Faruk el Maşi, Muhammed Bennavi ve Ebu Adil isimli PKK terör örgütü yöneticileri ile yaptıkları toplantıda bu görüşlerini açıkça dile getirdiler. Heyet Eski SMDK Başkanı Ahmed Carban’ında 3. yol formülünü desteklediği açıklaması yaptı.




22 Eylül 2018 Cumartesi

MHP Genel Başkanı Bahçeli: ABD'nin amacı kaostur

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "ABD'nin Suriye'de siyasi istikrar diye bir derdi yoktur. ABD'nin amacı kaostur, krizdir, siyasi buhrandır." dedi.



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "İdlib krizinin çözümü için katil Esad'la görüşülmesinin zorunlu olduğunu söyleyenler akıllarını başlarına almalıdır. Terör örgütleriyle mücadele eden Türkiye'yi eli kana bulaşmış bir katille aynı masaya oturtmak heves ve densizliği, eğer ihanet ve iş birlikçilik değilse kesinlikle gafilliktir." dedi.
Bahçeli, partisinin kadın kolları tarafından "Kadınlar Güçlensin, Türkiye Büyüsün" temasıyla düzenlenen Genişletilmiş İstişare Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, kadınların hayatın her alanında aktif, eşit, etkin ve katılımcı olmalarının, vazgeçilmez değer ve önem taşıdığını belirtti.
"Kadın hakları" denildiğinde insan haklarını anladıklarını anlatan Bahçeli, "31 Mart 2019'da yapılacak olan mahalli idareler seçimlerinde daha fazla kadınımızın faal katılım ve yoğun adaylığı, inanıyorum ki Türkiye'nin gücüne güç katacaktır. Arzu ve beklentimiz de budur." diye konuştu.
Kadın belediye başkanlarının sayısı ve oranındaki artışların hem demokratik kültürü zenginleştireceğini, hem de millete hizmeti büyüteceğini vurgulayan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İnancımız ve umudumuz bu şekildedir. Ayrıca 20 bin 498 belediye meclis üyesi, bin 251 il genel meclis üyesi, 18 bin 143 köy muhtarı, 31 bin 635 mahalle muhtarı, 80 bin 696 köy ihtiyar meclis üyesi, 137 bin 781 mahalle ihtiyar meclis üyesi arasında kadınlarımızın hak ettiği sayı ve temsile ulaşmaları konusunda üzerimize ne düşüyorsa yapacağımızın sözünü kararlı şekilde veriyoruz.

"Cumhur İttifakı'nın şuuruyla temellenmesini hedeflediğimiz..."

 Bahçeli, "Cumhur İttifakı'nın şuuruyla temellenmesini ve teminini hedeflediğimiz önümüzdeki mahalli idareler seçimleri kadınlarımızın gücüyle Türkiye’nin önünü açacak, ilave olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni kökleştirecektir. Kimin ne dediğinin önemi yoktur. Kimin hangi oyunları oynadığının, hangi karanlık senaryolardan medet umduğunun bir kıymet-i harbiyesi olmayacaktır." ifadesini kullandı.
Kadınlar güçlendikçe milli uyanışın yaygınlaşacağını, milli diriliş ve dayanışma ruhunun Türkiye'yi büyüteceğini belirten Bahçeli, "Kadın zayıf kalırsa medeniyetimiz sekteye uğrayacak, ülkemiz belirsizliklere sürüklenecektir. Kadın atıl ve hareketsiz kalırsa, dahası ilgi ve destekten mahrum bırakılırsa istikbalimiz riske girecektir. Kadınlarımızın önündeki bariyerler kaldırılmalıdır." dedi.

"Suça tevessül kapısını aralayan 3. sayfa haberlerine dikkat" 

Bahçeli, kadın ve şiddet kelimelerinin yan yana gelmesinin toplum açısından endişe ve kaygı verici bir durum olduğunu, yan yana gelmeyecek şekilde rafa kaldırılması gerektiğini bildirdi.
Türkiye'nin geleceğinin, kadınların üstleneceği yapıcı role, yapacakları çalışmalara ve fedakarlıklara yakından bağlı olduğunu vurgulayan Bahçeli, şunları söyledi:
"Milletimizi içten çürütecek, geleceğini karartacak, kaos ve kriz aşılayacak her türlü sosyal, siyasal ve ekonomik tahribatın karşısında set olacağız, buna müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda gazete ve televizyonların adeta özendirici nitelik taşıyan, suça tevessül kapısını aralayan üçüncü sayfa haberlerine de dikkat etmesini yararlı görüyoruz. 
Toplumda artan şiddet sarmalını yaymaktansa konunun uzmanlarının bir araya gelip çözüm önerileri sunmasının sosyolojik ve psikolojik açıdan daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Kadına şiddet, istismar, eşitsizlik gibi yüz kızartıcı gelişmeler ülkemiz için bir beka meselesi olduğunu dün söyledik bugün de tekrarlıyoruz. Bu sorunun ertelenmesi, geciktirilmesi, savsaklanması çok ciddi mahsurlara yol açacaktır. Bu sorumluluk hepimizin omuzlarındadır."

"Erdoğan'ın ateşkes çağrısı önemlidir"

Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla 7 Eylül'de Tahran'da gerçekleşen toplantıyı anımsatan Bahçeli, İdlib'de Rusya ve Suriye rejiminin sivil halkı tehdit eden saldırıları durdurması yönünde bir kararın alınmamış olmasının, Tahran Zirvesi'nden istenen sonucun tam anlamıyla çıkmadığını gösterdiğini kaydetti.
Bahçeli, "Televizyonların canlı yayınladığı Tahran Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın İdlib’de yaşayan sivil halkın zarar görmemesi ve Türkiye’ye yönelik muhtemel bir göçün başlamasının önüne geçilmesi için yaptığı ateşkes çağrısı önemlidir, değerlidir. Kaldı ki 20 Eylül 2018 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararlar da son derece yerindedir, doğrudur, desteğimiz tamdır." değerlendirmesini yaptı.
Gerek İdlib gerekse de Suriye'nin diğer bölgelerinde yapılan operasyonlarda sivil halkın can güvenliğinin korunmasının, Türkiye'nin hazmedemeyeceği göç dalgasının önüne geçilmesinin acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Bahçeli, Türkiye'nin yeni bir göç akının üstesinden gelemeyeceğini belirtti.
Bahçeli, Suriye'de bulunan diğer ülke güçlerinin aynı hassasiyeti göstermesi ve Türkiye'yi anlamaları gerektiğini bildirdi.
"PKK'nın, Akdeniz'e zehirli koridor açma emeli zorlaştı"
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Soçi’de gerçekleştirdiği görüşmeden çıkan mutabakatın, hem Türkiye hem de bölge açısından memnuniyet verici olduğunu anlatan Bahçeli şöyle devam etti:
"İdlib çatışmasızlık bölgesine düzenlenen saldırıların durdurulması hususunda Rusya Federasyonu'yla varılan uzlaşma müspet bir sonuçtur. İdlib'de oluşturulan 20 kilometrelik güvenli bölge Suriye'den gelebilecek muhtemel göç dalgasını kaynağında engellemiş ve İdlib halkının huzuru için kapı aralamıştır. Sonunda ve şimdilik İdlib'de yaşayan sivil halk rahat bir nefes almıştır. Görünen budur. PKK/YPG terör örgütlerinin Akdeniz'e şirret ve zehirli koridor açma emeli daha da zorlaşmış, daha da engele takılmıştır. Suriye'deki barış ve huzur arayışlarına önemli katkılar sağlanmıştır."

"Türkiye'nin eli güçlenmiştir"

Soçi Mutabakatı'nda alınan kararların, dünya kamuoyuna net mesajlar verdiğini kaydeden Bahçeli, "Tahran Zirvesi'nde görüş ayrılığı olduğu spekülasyonu son bulmuş, Cenevre'de yapılacak görüşmeler için Türkiye'nin eli güçlenmiştir. Rusya'nın askeri müdahale ile yapmaya çalıştığını, Türkiye diplomatik girişimler sonucunda sağlamıştır. Türkiye, Suriye'nin istikrarı için samimiyetle mücadele ettiğini bir kez daha ilan etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.
Soçi Mutabakatı'nın hemen ardından Suriye’de Rus uçağının vurulması ve 15 asker kaybının yaşanmasının dikkatlerden kaçmadığına işaret eden Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:
"Görünen odur ki Suriye'deki vahim süreç devletler arası bir kriz için kaynama noktasına ulaşmıştır. 
ABD ise her ne kadar İdlib için alınan bu kararı desteklediğini ifade etmiş olsa da ve YPG'nin Menbiç'in bir parçası olmayacağını söylemiş bulunsa da terör örgütlerine yaptığı silah desteğini hala kesmemiştir. ABD gerçekten bölgede kalıcı barış ve istikrar istiyorsa terör örgütlerinin hamiliğini yapmaktan vazgeçmelidir. Anlaşıldığı kadarıyla ABD’nin Suriye'de siyasi istikrar diye bir derdi yoktur. ABD’nin amacı kaostur, krizdir, siyasi buhrandır. Üstelik bir terör örgütüne karşı başka bir terör örgütüyle iş birliği yaparak samimiyetsizliğini açıkça göstermiştir."

"Irak, teröristlerin imha edilmesinden neden rahatsızdır"

Bahçeli, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden kanun ve insanlık dışı her örgütle kararlı mücadelenin şart ve kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Teröristlerin sınır ötesinin hangi bölgesinde bulunursa bulunsun imha edilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, "Hangi isim altında yer alırsa alsınlar kafaları koparılmalıdır. ABD'nin kurnazlığı hiçbir fayda etmeyecek ve kahraman Mehmetçik teröristlerin inlerini başlarına yıkmaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin sınır dışı operasyonlarla teröristleri etkisiz hale getirmesinin, bu operasyonlarla sözde elebaşlarının imha edilmesinin memnuniyet verici olduğunu kaydeden Bahçeli, son 45 günde yurt içi ve sınır ötesinde 366 teröristin etkisiz hale getirildiğini hatırlattı.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığı bu operasyonların, bölgede hiçbir terör örgütünü barındırmama kararlılığının bir göstergesi olduğunu vurgulayan Bahçeli, Irak'ın Türkiye sınırı boyunca asker konuşlandırmasının ise dikkat çekici olduğunu belirtti.
"Irak, teröristlerin imha edilmesinden neden rahatsızdır?" ,"Irak’ın sınırlarımız boyunca asker konuşlandırmasında ABD'nin rolü var mıdır?" sorularını yönelten Bahçeli, bu soruların cevaplarının aynı zamanda bölgesel istikrar açısından kimlerin samimiyetle mücadele edip etmediğinin de delili olacağını kaydetti.

"Akıllarını başlarına almalılar"

Bahçeli, İdlib krizinin çözümü için katil Esad ile iş birliği ya da görüşülmesinin zorunlu olduğunu söyleyenler bulunduğunu aktararak, bu kişilerin "akıllarını başlarına alması" gerektiğini ifade etti.
"Terör örgütleriyle mücadele eden Türkiye'yi eline kan bulaşmış bir katille aynı masaya oturtma heves ve densizliği eğer ihanet ve iş birlikçilik değilse kesinlikle gafilliktir." diyen Bahçeli, Suriye'nin huzur ve istikrarı için Türkiye'nin tüm gayretiyle mücadele ettiğini anlattı.
Bahçeli, milli bekanın savunulmasının kararlı ve tavizsiz ölçüde sürdürüldüğüne değinerek, "İdlib'de oluşturulan gözlem noktaları da bu kapsamda görevini başarıyla icra etmektedir. Suriye'nin geleceğinde ise tek söz sahibinin Suriye halkı olduğu asla unutulmamalıdır. Ve de zalim Esad'la gidilecek hiçbir yer yoktur, olamayacaktır." diye konuştu.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html