BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Putin sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Putin sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

9 Eylül 2018 Pazar

Tahran Zirvesi Avrupa basınında Türkiye'nin ateşkes çağrısıyla yer buldu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Avrupa basını, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani arasındaki zirveyi, Türkiye'nin İdlib'de ateşkes çağrısını öne çıkararak kamuoyuna yansıttı.



Avrupa basını, İran'ın başkenti Tahran'da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani arasındaki zirveyi, Türkiye'nin İdlib'de ateşkes çağrısı ve insani kriz boyutunu öne çıkararak kamuoyuna yansıttı.
İngiliz Sky News televizyonu, Tahran Zirvesi'ne ilişkin haberinde, İdlib'de yaşanabileceklerden en çok kaygı duyan ülkelerden birinin Türkiye olduğunun altını çizdi.
Türkiye’nin şu ana kadar milyonlarca sığınmacıyı kabul ettiği hatırlatılan haberde, Türkiye'nin İdlib'den kaynaklanacak yeni bir dalgayı istemediği vurgulandı.
Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dünkü zirvede Rus ve İran taraflarına ateşkes için baskı yaptığı ancak onların önceliklerinin "bölgeyi teröristlerden temizlemek olduğunda ısrar ettikleri" aktarıldı.
İngiliz kamu yayın kuruluşu BBC de "Rusya, Türkiye’nin İdlib ateşkesi çağrısını reddetti" başlığıyla verdiği haberde, Tahran'daki zirvenin İdlib'de geniş çaplı muharebeyi engellemek için son şans görüldüğü ifade edildi.
"The Times" gazetesi, zirveyi "Erdoğan, Suriye’de kan banyosu uyarısı yaptı, Putin ateşkesi geri çevirdi" başlıklı haberle verdi. Haberde Erdoğan’ın sivillerin katledileceği uyarısına rağmen Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin İdlib’de ateşkes çağrısını geri çevirdiği belirtildi.
The Times, zirve sırasında Erdoğan ile Putin'in "nadir bir anlaşmazlık anında" ateşkes konusundaki tartışmasının kameralara yakalandığını da kaydetti.
"The Guardian" gazetesi de Putin ve Ruhani’nin, Türkiye’nin sivil katliamına yönelik uyarılarına kulak tıkadığını yazdı. Haberde, "Putin ve Ruhani, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile açık bir şekilde çatıştı." ifadesi kullanıldı.
Gazete, Putin’in, Erdoğan’ın uyarılarını dikkate alarak Suriye güçlerine "durma" emri verip vermeyeceğinin belirsizliğini koruduğu kaydedildi.


Yunanistan


Zirveye geniş yer veren Yunan basını, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, "Suriye rejiminin ülkenin tümünü denetleme hakkına sahip olduğu" yönündeki açıklamasını öne çıkarırken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ateşkes çağrısının ise karşılıksız kaldığını vurguladı.
"To Vima" gazetesi, zirveye aynı açıdan yaklaştığı haberine "Putin, Erdoğan’ın ateşkes ile ilgili tezine karşı olduğunu açıkladı" başlığını attı. Gazete, haberinde Putin’in, Erdoğan’ın ateşkes teklifini, İdlib’de bulunan El Nusra cephesinin barış görüşmelerine katılmadığı gerekçesiyle kabul etmediğini belirttiğini aktardı.
"Kathimerini" gazetesi, "Verimsiz toplantıdan sonra Suriye’de korku dengeleri" başlıklı haberinde, Tahran’daki zirveden somut bir sonuç çıkmadığını öne sürdü. Gazete, Suriye’de yeni bir kanlı çatışmanın önlenmesi için umutların azaldığının altını çizdi.
Zirveyi "Putin: Suriye, Esed’e ait" başlığıyla haberleştiren "Ta NEA" gazetesi de Putin’in, Suriye rejiminin ülkenin tümünü denetleme hakkına sahip olduğu görüşünü öne çıkardı. Haberde, Putin’in Suriye’de aşamalı olarak istikrarın sağlanması konusunda Erdoğan ve Ruhani ile yapıcı görüşmeler gerçekleştirdiğini ifade ettiği aktarıldı.


Avusturya


Avusturya Devlet Televizyonu ORF, zirveye ilişkin haberini "İdlib’in geleceği hala belirsiz" başlığı ile verdi. Haberde Erdoğan, Putin ve Ruhani’nin ortak basın toplantısında İdlib’e yönelik saldırının engellenmesi yönünde somut açıklamaların yapılmadığı bilgisi paylaşıldı.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden "Kurier"de yer alan haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmenin ardından sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı "Rejimin çıkarları uğruna on binlerce masum insanın öldürülmesine göz yumulması durumunda, biz böyle bir oyunun ortağı da seyircisi de olamayız." mesajı paylaşıldı. Haberde, Türkiye’nin olası bir İdlib saldırısı nedeniyle sivillerin katledileceği kan gölüne seyirci kalmayacağı ifade edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdlib sorununun Astana ruhuyla çözülmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunduğu aktarılan haberde, Türkiye’nin Tahran’da sivillerin gözetilmeyeceği herhangi bir metodun teröristlerin işine yarayacağı görüşünü ilettiği kaydedildi.


Almanya


"Deutschlandfunk" gazetesi, "Toplantıdan somut sonuç çıkmadı" başlığıyla verdiği haberde, zirvenin sonuç bildirgesinde ana hedefin DEAŞ ve Nusra cephesini bertaraf etmek şeklinde yer aldığı kaydedildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ateşkes istediği ve Suriye rejiminin İdlib’e saldırması halinde bölgenin kan gölüne döneceği uyarısında bulunduğu aktarılan haberde, Rusya ve İran liderlerinin ise Suriye rejimini desteklediği ifade edildi.
"Die Zeit" gazetesi de "Vladimir Putin, Suriye’nin tamamen kurtarılmasını istedi" başlığıyla duyurduğu haberde, Tahran’dan bir yakınlaşma ve ortak tutum çıkmadığını kaydetti. Gazete, Erdoğan’ın ateşkes istediğini, Ruhani ve Putin’in ise "bölgedeki terörizmi yenmek" için saldırıdan yana olduğu bilgisine yer verildi.
"Der Spiegel" dergisi de "Putin, İdlib’de çatışmaların durmasını reddetti, Erdoğan ateşkes istedi" başlığını kullanarak, zirve öncesinde Rusya Hava Kuvvetlerinin İdlib’de ayrılıkçıları bombaladığı bilgisine yer verdi. Haberde, Erdoğan'ın Suriye'de durum netleşene kadar Türk askerlerinin ülkenin kuzeyinde kalacağını söylediği aktarıldı.
Dergi, Erdoğan’ın İdlib’in bombalanmasının durdurulması ve ateşkesin sağlanmasında ısrar edeceğini vurguladığı ancak Putin'in Esed’in ülkesini kontrol altına alması gerektiğini söylediği kaydedildi.


Hollanda


"Rusya ve İran, İdlib'de halen Türkiye'ye karşı" başlığını atan kamu yayın kuruluşu NOS, İran ile Rusya'nın İdlib'i fethetmek için askeri harekata kapıları açık bıraktığı, Türkiye'nin ise ateşkes istediği bildirildi.
Haberde Erdoğan'ın "İdlib, sadece Suriye'nin geleceği için değil, bölgede bizim güvenliğimiz ve geleceğimiz için de de önemli. İdlib'e her saldırı bir afetle sonuçlanır. Teröristlere karşı mücadele zaman ve sabır istiyor. İdlib'in kan gölü olmasını istemiyoruz." sözleri de aktarıldı.
"İdlib'de ateşkes sağlanamadı: Suriye harekatı insani felaket tehdidi altında" başlığını atan "De Volkskrant" gazetesi de zirvede İdlib'de ateşkes için anlaşma sağlanamadığını yazdı. Haberde, Erdoğan'ın, "Türkiye'de zaten 3,5 milyon Suriyeli var, tekrar milyonlarca Suriyeliyi koruma altına almak durumunda değiliz." sözlerine yer verildi.
"NRC" gazetesi, "Rusya, İran ve Türkiye arasındaki İdlib konulu zirve toplantısı başarısız" başlığı ile verdiği haberde, uluslararası yardım kuruluşlarına göre insani bir felakete dönüşecek şiddetli çatışmanın kaçınılmaz olduğunu aktardı.
Haberde zirvenin ardından yayımlanan ortak bildiride Suriye'deki çatışmanın askeri harekat yerine müzakereler ile çözülmesi önerisinde bulunulduğu kaydedildi.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Putin Eski Hükümeti Yeni

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Putin'in eski 'yeni' hükümeti Rusya ilginç bir ülke:
Yeni kurulacak hükümetin eskisinden farklı olmayacağı hususunda neredeyse bütün uzmanlar hemfikir olduğu halde, Rusya’nın iç siyaseti “Putin ‘yeni’ derken neyi kastetti” kavgası yapıyor.

Rusya kanunen iki hafta içinde yenilenmesi gereken hükümeti konuşuyor; aslında heyecanla tartışıyor desek, yerinde olur. Seçilmiş devlet başkanı, yeni hükümeti oluşturmak zorunda. Fakat bu “yeni” hükümetin eskisinden farklı olacağına dair ümit besleyen kimse de pek yok.
Rusya ilginç bir ülke: Yeni kurulacak hükümetin eskisinden farklı olmayacağı hususunda neredeyse bütün uzmanlar hemfikir olduğu halde, Rusya’nın iç siyaseti “Putin ‘yeni’ derken neyi kastetti” kavgası yapıyor.

Yeni hükümet hakkında Rus uzmanlar ne diyor?

Rusya’nın ve Rusça yayın yapan Batılı basının gündemini meşgul eden olan bu değişim ihtimalini, yine Rusya’nın tanınmış gazetecileri, yazarları ve siyaset uzmanlara sorduk. Moskova’da yaşayan ve Rusya iç siyasetinin nabzını tutan gazeteciler sorularımıza cevap verdi; hem fikirlerini hem de tahminlerini bizimle paylaştı.
Rusya’nın yönetiminde neyin değişmesi gerekiyor sorusuna gazeteci Orhan Cemal, “Rusya’da formalite olarak çok partili görünen, fakat gerçekte otoriter bir rejime sahibiz” diyor. Tarihçi ve siyaset uzmanı Nikolay Sevastyanov ise seçim sonrası Rusya’nın yeni hükümetin ana hatları ne olacak sorusuna, “Putin seçimden sonra radikal iç sorunlarla yüzleşecek” diye cevap veriyor. Özellikle mevcut siyasi sistemde reform yapılırken zor bir süreç yaşanacak” diyen Sevastyanov, “Putin yeni başkanlık döneminde, etnik cumhuriyetlerin federal haklarını kısıtlayacak” diyor. Bu sürecin Dağıstan’da başladığını söyleyen Sevastyanov, federasyon üyelerinin millileşmesine darbe vuracağını düşünüyor. Paralel olarak daha fazla serbestlik verilen bürokrasinin güçleneceğini iddia eden Sevastyanov, “Federal bölgelerde bürokrasinin merkezden emir beklemeden daha aktif olması istenilecek” diye de ekliyor. “Sonuçta bu reform yerel yönetimde yolsuzluğun artışına sebep olacak” diyen Sevastyanov, öngörüsünü “Etnik azınlıkların ayrılıkçı hareketlere yönelmesine sebep olacak” diyerek ifade ediyor.
Yeni hükümet nasıl kurulacak ve hangi değişiklikleri beklemeliyiz sorularına cevap veren Orhan Cemal “Yeni hükümet için üç kanadın kavgası var” diyor: Duma’nın genel sekreteri Vyaçeslav Volodin, Birleşik Rusya Partisi genel başkanı Andrey Turçak ve Cumhurbaşkanlığı İç Siyaset Bölümü başkanı Sergey Kiriyenko arasında ateşlenen rekabeti dengeleyen Putin’in hükumetin devam etmesini sağlayacağını düşünüyor. Dvorkovskiy-Kudrin liberal kanadının da hükümette yer almaya devam edeceğini iddia eden Orhan Cemal’e göre, ABD’nin yaptırımlara hemen cevap vermeyeceğini açıklayan Kremlin, sertleşen Washington-Moskova kavgasında geri adım atmak isterse, hükümette geri giden lokomotifi Dvorkovsky-Kudrin kanadı en iyi şekilde temsil edebilir. “Medvedev’in istifasını beklemiyorum” diyen Orhan Cemal, onun, Putin için tehlike oluşturabilecek bir siyasetçi olmadığını düşünüyor, “Karizması olmadığı gibi, son zamanlarda ismi bir çok yolsuzluk skandalına karışmış ve oy oranı düşük bir siyasetçi” diyor; “Medvedev gerektiğinde halka verilecek kurban da olabilir” diye ekliyor. Orhan Cemal değişikliklerin sadece bilim ve eğitim alanlarında ve çok önemli olmayan bazı bakanlıklarda meydana gelebileceğini öngörüyor. Rusya’nın gelecekte birincil hedefinin yaptırımlardan kurtulmak olacağını söyleyen Orhan Cemal, “Belki de yurt dışında yapılan ‘savaş’ oyunlardan çekilip kendi iç sorunlarına yönelmiş bir Rusya göreceğiz” diyor.
Kurulacak yeni hükümeti değerlendirirken “2013 yılına dönmemiz gerekebilir” diyen Sevastyanov da Rusya’nın jeopolitik arenadan çekilip iç sorunlara odaklanması gerektiğini düşünüyor; “Asgari Suriye’den, azami olarak ise Doğu Ukrayna’dan çekilip Kırım’ı elde tutacak bir siyaset izlenebilir” diyor. “Batı bu adımı kabul ederse yaptırımlar kalkar ve ülke rahatlar” diyen Sevastyanov, aksi taktirde yaptırımlar yüzünden zora giren ülkenin başkanı olarak Putin’in oylarının da hızla düşeceğini düşünüyor. Düşen oyları yükseltmek için bütün imkanların zorlanacağını öngören Sevastyanov “Kırım’ın ilhakının aynısının Kuzey Kazakistan’da tekrarlanması bu oy yarışın en basit sonucu olur” diye ekliyor.
Moskova’da yaşayan ve genel olarak devleti merkezden izleyen uzmanlar, 7 Mayıs sonrası kurulacak yeni hükümette yeni yüzlerin olmasına pek ihtimal vermiyor, fakat yeni yüzler olursa da bu yüzlerin arkasındaki güç dağılımında bir değişiklik beklemiyorlar. Uzmanlar, Rusya’nın ABD ve genel olarak Batı’yla yaşadığı zor döneminden çıkmak için, daha çok iç sorunlara yönelerek dışarıda ılımlı bir tutum sergileyeceğini iddia ediyor. Putin de seçildikten sonra iç sorunlara çözüm vurgusu yapmış, hatta dışarıya “hadi barışalım” mesajları vermişti. Ama Batı-Rusya ilişkileri her yumuşamadan sonra daha da sert restleşmelere sahne oluyor. Burada Rusya’nın jeopolitik hamlelerini tahmin etmenin hayli zor olduğunu ve giderek daha da zorlaştığını söylemek yerinde olur. Fakat içeride Rusya’yı yeni yönetim sistemi reformlarının beklediği, herkesin hemfikir olduğu bir gerçek.
Moskova’daki, merkezdeki uzmanların fikirleri sorup Rusya’nın etnik cumhuriyetlerine kulak vermemek mümkün değil. Rusya’da güçlü bir merkezi yönetim olsa da taşra da önemli. Özellikle Tataristan ve Kuzey Kafkasya, Moskova’nın bir taraftan elde tutmak için enerji harcadığı, diğer taraftan ise bazı görevleri delege ettiği unsurlar. Tataristan Türk dünyasına açılan kapı haline gelirken, Çeçenistan Arap-Sünni Ortadoğu’ya ve Körfez’e aralanmış bir kapı.
Kuzey Kafkasya’yı yakından takip eden kavpolit.com sitesinin onursal genel yayın yönetmeni olan Maksim Şevçenko son seçimlerde başkanlık seçimlerde ikinci olan Grudinin’in başdanışmanlığını yapmıştı. Kavpolit.com’un şimdiki genel yayın yönetmeni Beslan Uspanov Rusya’nın siyasi gündemini işgal eden yeni hükümet tartışmalarını değerlendirmesini istediğimizde, asıl entrikanın “Medvedev gider mi, yoksa kalır mı” meselesinde olduğunu söylüyor. “Başbakan Medvedev’e yakın olan oligarklar ve bakanlar, son dönem ağır darbe yedi. Dağıstanlı Magomedov kardeşlerin tutuklanması, ekonomi bakanı Ulukayev’in rüşvetten hapis cezası alması ve Navalny’ın ortaya çıkardığı yolsuzluk skandalları hep Medvedev’i vurdu” diyen Uspanov, bu gelişmelerin başbakanlık koltuğu için yapılan yarış olarak görülebileceğini söylüyor. Kulislerde başbakanlığa uygun adaylar olarak Rosneft CEO’su İgor Seçin ve Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin adlarının öne çıktığını ekliyor. “Fakat Sobyanin daha önce başbakan olmayacağını açıklamıştı” diyen Uspanov, Seçin’in ise Rusya’da Putin’den sonra iki numaralı siyasetçi olduğunu söylüyor. “Bu durumda Seçin ikinciliği resmileştirmek isteyebilir” diye ekliyor. “Bu favori isimlerin dışında aday olarak öne çıkan farklı isimler de var” diyor Beslan Uspanov, “Mesela Aleksey Kudrin ve Savunma Bakanı Şoygu. Hatta genç bir teknokrat olan Denis Manturov’un da aday olarak adı anılıyor”.
Yeni veya eski başbakanın başında olacağı bir hükumeti neler bekliyor sorusuna cevap veren Beslan Uspanov, Rusya’nın zor bir süreçten geçtiğinin altını çiziyor: “ABD’nin yaptırımları bizi etkilemiyor havasında yapılan açıklamalar olsa da, bu yaptırımların ağırlığı, Rusya’da hissediliyor”. Putin’in geçmiş başkanlık dönemi hep dış siyasete odaklandığı için içeride çözülmeyen ve çözülmeyi bekleyen ciddi problemlerin biriktiğini söyleyen Uspanov, “Putin içeriye yönelik mesajları vermişti; ama ne tür çözümler sunacağı ve hangi adımları atacağı anack yeni bakanlar kurulu oluşunca belli olacak” diyor. İkinci plan bakanlıklar olarak bilinen bölgesel kalkınma bakanlıklarında pek değişim beklemediğini söyleyen Uspanov, daha çok var olanın optimize edileceğini düşünüyor. Hatta en bu durumda Kuzey Kafkasya Bakanlığının ilga edileceğini, bunun sebebinin ise bu bakanlığa bağlı kamu şirketlerinin karıştığı yolsuzluk skandalların olabileceğini ekliyor.


Rusya Federasyonu’nun en gelişmiş cumhuriyeti Tataristan’dan durumun nasıl göründüğünü anlamak için Ulyanovsk’ta yaşayan siyaset uzamanı Denis Korkodinov’a yeni hükümetten neler beklediklerini sorduğumuzda, Korkodinov’un da diğer uzmanlar gibi, ABD’nin uyguladığı yaptırımların iç siyasete yankılarının olacağını düşündüğünü görüyoruz. Peskov her ne kadar hükümetin kuruluşunda dış baskılar etkili olmaz dese de, yaptırımların etkisinin olacağını söylüyor. “ABD’nin baskıları iç siyaseti etkilemeyi hedefliyor” diyen Korkodinov, bunun kısmen de olsa başarılı olacağını öngörüyor. Kremlin’in Batı’nın baskılarıyla ekonominin zorlandığını anlamadığını düşünen Korkodinov, yeni hükümette liberal kanat olarak bilinen Kudrincilerin ağırlıkta olacağını söylüyor. “Liberallerin hükümette çoğalması, iç siyasette muhaliflere de bir işaret olacak, onlara “milli hükümet” için hazırız mesajı verilecek; fakat bu hamlenin halk açısından bir önemi olmayacak” diyen Korkodinov, “Halk da artık çok hızlı bir değişim beklemiyor” diye ekliyor. Putin’in oylarının seçimden sonra hızla düşmeye başladığını söyleyen Korkodinov, Ermenistan örneğini anarak, Medvedev’in popüler olmayan bir başbakan olduğunun altını çiziyor ve yeni dönemin başbakanı olarak Medvedev’in adının son sırada olduğunu düşünüyor. Bu durumda, başarılı olan bölgesel yöneticiler federal merkezde kurulacak bakanlar kurulu için devreye girebilir diyor. Mesela Tataristan’ın genç ekonomist potansiyelinin güçlü olduğunu söyleyen Korkodinov, federal merkeze kendi bürokratlarını göndermek için Tataristan’ın bir şans elde etmiş olduğunu da ekliyor. Korkodinov bu durumda ortaya çıkacak tek sorunun Moskova ile Tataristan arasında imzalanmamış federal anlaşma olduğunu hatırlatıyor. Korkodinov’a göre Moskova, metropollere eskisi gibi serbestlik vermek istemiyor, ama yetişmiş uzman karşılığında her iki tarafı de kısmen memnun edecek yeni bir anlaşmanın ortaya çıkabileceğinin altını çiziyor.
Federal medyada ve Batılı Rusça medyada çıkan haberlere kulak verdiğimizde, sanki Batı’da Kudrin kanadının yeni kurulacak hükümette ağırlıklı olmasını istiyor gibi görünüyor. Hatta süreci takip ederken ve uzmanlarla konuşurken oluşan izlenimleri aktarmak gerekirse, sanki Kremlin ve Batı, medya üzerinden sıkı bir pazarlığa girişmiş gibi duruyor. Medya ortaya bir iddia atıyor; Peskov üzerinden Kremlin bu iddiaya olumlu veya olumsuz yaklaştığını açıklıyor. Fakat fikir alışverişinde bulunduğumuz uzmanlar gibi biz de şu konuda hemfikiriz: Ekonomi kanadı daha liberal olacak, ama savunma bakanlığı gibi devletin güvenlik güçlerinin başına gelecek insanlar daha şahin. Bu süreçte Orhan Cemal'in de belirttiği gibi, Putin bir denge hükümeti oluşturacak ve bu dengelerin hassas terazisi hep Putin’in elinde olacak. Sovyetlerden miras kalan bu sistem artık çağa ayak uyduramadığı için, Putin ayrıca yeni dönemde devletin bürokratik sisteminde reform uygulayacak. Putin’in geçmiş döneminde yetiştirdiği ve yetiştirmeye devam ettiği yeni nesil bürokrat kadroyu sisteme yeni bir kan olarak enjekte etmeye başlayacağını tahmin etmek mümkün. Dış siyaset ve jeopolitik meselelerde sert söylemler benimsese de Rusya eyleme geçmekte aceleci davranmayacak. “Hasta adam” olarak algılanan Rusya’ya kan nakli yapacak olan Putin, dışarıdan gelen müdahalelere karşı zaman kazanmak istiyor. Bunu başarır mı bilinmez; fakat hastanın kanıyla verilen kanın uyuşmama ihtimali yüksek.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Putin, Rus Askerlerine Suriye'den Çekilme Emri Verdi

Rus Lider Putin, Suriye'deki Rus Hava Üssünü ziyaret etti. Esad tarafından karşılanan Putin, Rus birliklerine Suriye'den çekilme talimatı verdi.
Bugün akşamüstü Ankara'ya gelmesi beklenen Rusya lideri Vladimir Putin, Mısır'a giderken Suriye'ye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Putin'i taşıyan uçak, Akdeniz kıyısındaki Rus üssü Hmeymim'e indi. Putin'i hava üssünde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad karşıladı. Ankara'da Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yapacağı görüşme öncesinde, Suriye'deki terörist gruplara 2015'ten beri operasyon düzenleyen Rus hava güçlerine, konuşlanma noktaları olan Hmeymim üssününden çekilme talimatı verdi.
ÇEKİLME TALİMATI VERDİ
Putin Hmeymim'de yaptığı açıklamada, "Savunma Bakanı (Sergey Şoygu) ve Genelkurmay Başkanı'na (Valeriy Gerasimov) Rus güçlerinin daimi konuşlanma noktalarına geri çekilmeye başlanması emrini veriyorum" dedi.
Bu arada Putin'e Hmeymim ziyaretinde Şoygu da eşlik etti.
"ASKERİMİZ ZAFERLE DÖNÜYOR"
Rus askerlerin evlerine zaferle döneceğini söyleyen Putin, 'Rusya ve Suriye ordularının uluslararası terörizmin en güçlü gruplarından birini (DEAŞ) sadece 2 yıl gibi kısa bir sürede yok ettiğini' kaydetti.
"TERÖRİSTLER KAFALARINI YENİDEN KALDIRIRSA DAHA ÖNCE HİÇ GÖRMEDİKLERİ SALDIRILARLA VURURUZ"
Putin ayrıca, 'Teröristlerin Suriye'de kafalarını yeniden kaldırmaları halinde Rusya'nın onları daha önce hiç görmedikleri güçlü saldırılarla vuracağını' belirtti. Putin, Suriye'de ve Rusya'da terörle mücadele için verilen kayıpları unutmayacaklarını da söyledi.
KURULDUĞUNDAN BERİ İLK KEZ ZİYARET EDİYOR
Diğer taraftan bu, Putin'in, kurulmasından beri Hmeymim'e gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Eylül 2015'ten itibaren Suriye ordusuna doğrudan destek veren Rusya, terör örgütü DEAŞ'ın Suriye topraklarından temizlenmesinde önemli bir rol üstlendi.

Rusya, Türkiye ve İran, iç savaş ülkesinde önce çatışmasızlık bölgeleri, ardından da ateşkes ilan etti.

17 Eylül 2018 Pazartesi

Erdoğan ile Putin'in 'Suriye trafiği' hız kesmiyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ay ikinci kez Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yüz yüze görüşecek.




Dünya kamuoyunda sonucu merakla beklenen ve 7 yıldır süren "Suriye" meselesi üzerine diplomasi trafiği hız kesmiyor. 

Söz konusu meselenin çözümü için Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani sık sık bir araya gelerek önemli adımlar atıyor.

Bu kapsamda geçen hafta İran'ın başkenti Tahran'da Ruhani'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Suriye" konulu Türkiye-Rusya-İran Zirvesi'nin müzakere süreci, tüm dünya televizyonlarına da ilk kez canlı yansımıştı. 

7 Eylül'deki bu zirve daha önce Soçi ve Ankara'da da liderler düzeyinde gerçekleştirilmişti.

Görüşmenin konusu "İdlib" olacak


Meseleye yönelik görüşme trafiğinin bir yenisine bugün Soçi ev sahipliği yapacak. Son 10 günde ikinci kez "Suriye" meselesi için yan yana gelecek Erdoğan ve Putin, bu yıl toplamda dördüncü kez baş başa görüşmüş olacak.

Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin Johannesburg, Ankara ve Tahran'da baş başa bir araya gelmişti.
Bu yıl Başkan Erdoğan ile Putin, başta "Suriye" olmak üzere bölgesel, ikili ilişkiler ve ekonomi gibi farklı konularda birçok kez telefonda görüştü.

Erdoğan ve mevkidaşı Putin'in bugün Soçi'de İdlib'e yönelik son gelişmeleri ele alması bekleniyor.

Tahran Zirvesi


Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin, geçen hafta Tahran'da "Suriye" meselesine yönelik Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi öncesi 45 dakikalık ikili görüşme yapmıştı.

Öte yandan Başkan Erdoğan, İran'daki zirve sonrasında Twitter hesabından paylaşımda bulunmuş, Tahran Zirvesi'nde Türkiye'nin, Suriyeli sivillerin can güvenliğini hiçe sayan yöntemlerin teröristlerin ekmeğine yağ sürmekten başka hiçbir fayda sağlamayacağını açıkça ifade ettiğini belirtmişti.

Erdoğan, "Rejimin çıkarları uğruna on binlerce masum insanın öldürülmesine göz yumulması durumunda, biz böyle bir oyunun ortağı da seyircisi de olamayız. 

İdlib meselesi, yeni acılara, yeni gerginliklere, yeni sıkıntılara mahal vermeden Astana ruhuna sadık kalınarak çözülmelidir. Astana'da mutabakata vardığımız ilkelerin muhafazası, Suriye krizine sürdürülebilir siyasi çözüm bulunması bakımından da mühimdir." ifadelerini kullanmıştı.

"İnsani yardım koridoru" konusu''


Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da cuma günü Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlediği basın toplantısında, "Türk partnerlerimizle yoğun bir şekilde İdlib'deki durumu varılan anlaşmalara uygun çözmeye çalışıyoruz." açıklamasında bulunmuştu.

Rus-Alman forumunda yaptığı konuşmada ise Lavrov, "İdlib'de bulunan gruplarla yapılan yerel anlaşmaların yanı sıra aynı Suriye'nin güneyinde, Humus ve Doğu Guta'da yaptığımız gibi (İdlib'den) ayrılmak isteyenler için insani yardım koridoru oluşturuluyor." demişti.

Lavrov, bugün Soçi'de yapılacak görüşmeye ilişkin ise "Tahran'da 7 Eylül'de İdlib bölgesi meselesini siviller için en az riskle nasıl çözeceklerini görüşmüşlerdi. Şimdi Rus ve Türk diplomatlarla askeri uzmanlar arasında görüşmeler yapılıyor. Pazartesi günü devlet başkanları bu durumu inceleyecek." bilgisini aktarmıştı.

"Putin, Güvenlik Konseyi'ni topladı"


Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da cuma günü, Putin'in İdlib'deki durumla ilgili Güvenlik Konseyini topladığını bildirmiş, Putin'in konsey üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda, Suriye'nin İdlib bölgesindeki durum hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu aktarmıştı.

İdlib'deki gelişmelerle bağlantılı olarak Peskov, "Bu yerleşim yerinde yüksek terörist yoğunluğu ve bunların istikrarsızlaştırma eylemleriyle bağlantılı olarak endişeler dile getirildi." ifadesini kullanmıştı.

Kalın: "Beklentimiz İdlib'de mevcut statünün şu haliyle korunması"


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da Türkiye, Fransa, Almanya ve Rusya'nın temsilcilerinin katıldığı Suriye konulu dörtlü zirve için hazırlık toplantısının ardından Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, İdlib'in hassasiyetini korumaya devam ettiğini bildirmişti.

Bu konuda bir mutabakatın söz konusu olduğunu belirten Kalın, "Özellikle İdlib'e yapılacak bir saldırının sonuçlarının çok ağır olacağı, hem insani krizlere yol açacağı hem yeni bir göç dalgasına sebep olacağı hem de devam etmekte olan siyasi süreçleri dinamitleyeceğine dair genel bir mutabakat var." değerlendirmesinde bulunmuştu.

Kalın, "Herkesin ortak kanaati çözümün askeri değil siyasi olması gerektiği." diyerek, şunları kaydetmişti:

"Pazartesi Soçi'de Cumhurbaşkanımızın Putin'le yapacağı görüşme önem arz ediyor. Bizim beklentimiz İdlib'te mevcut statünün şu haliyle korunması. Sivillerin korunması. Bir insani krizin çıkmaması. Temaslarımız da yoğun bir şekilde devam edecek."
Öte yandan, bölgedeki görevlerini Astana görüşmelerinde garantör ülkelerce mutabık kalınan angajman kuralları çerçevesinde sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, İdlib bölgesinde 13 Ekim 2017'den bugüne kadar 12 gözlem noktası tesis edilerek faaliyete geçirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya'ya gidecek


Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya Federasyonu ziyaretine ilişkin açıklama yapıldı.

Erdoğan'ın bugün Rusya Federasyonu'nun Soçi şehrine günübirlik bir çalışma ziyareti gerçekleştireceği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanımız, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ikili bir görüşme yapacaktır. Program çerçevesinde iki ülkenin ilgili bakan ve yetkililerinin katılımıyla bir heyetlerarası görüşmenin yapılması da öngörülmektedir. 

Temaslar sırasında Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin siyaset, ekonomi ve enerji gündeminde yer alan konular ele alınacak, ayrıca Suriye başta olmak üzere bazı bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunulacaktır."

16 Temmuz 2018 Pazartesi

NATO'da ABD-AB gerilimi ve Türkiye'nin konumu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politikada son dönemde attığı adımlar uluslararası sistemde derin kırılmalara yol açtı. Bu durum kendisini Transatlantik ilişkilerde de gösterdi ve Atlantik düzeninin sona erdiği ile ilgili yorumlar arttı. ABD ve Avrupa arasında yaşanan ve giderek daha tehlikeli bir hal alan bu kırılma, geçen hafta gerçekleşen NATO zirvesinde de devam etti.
Ancak bu durum son NATO zirvesine özgü değil zira bir önceki NATO buluşması da benzer gelişmelere sahne olmuştu. Trump, önceki zirvede de ittifakın üyelere düşen mali yükleri eşit şekilde paylaşması gerektiğinden bahsetmiş ve bu konuda özellikle Washington-Berlin hattında yaşanan gerilim zirveye damgasını vurmuştu. Aradan geçen zamana rağmen Trump tavrını değiştirmedi ve NATO’nun geçen haftaki zirvesi de benzer gerilimlere sahne oldu.

Trump neden NATO üyeleriyle gerilim yaşıyor?

Trump, yönetime geldiği ilk günden beri ABD'nin çıkarlarını savunma iddiasıyla içine kapanma stratejisi benimsedi. Daha açık bir ifadeyle Trump, “Önce Amerika” söylemiyle çıktığı yola ülkesini yalnızlaştırarak devam etti. Beyaz Saray bu yaklaşımla, ABD’nin ekonomik göstergelerini düzeltmeyi amaçlamıştı. Trump’ın bu politikasının temelinde ise Obama döneminde kabul edilen ve yeniden mevzilenmeye dayanan 'grand strateji' bulunuyor. Bu anlamda Beyaz Saray’ın yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, Başkanlık Kararnameleri ve Başkanlık Çalışma Direktifleri gibi politika göstergeleri Amerika’nın giderek uluslararası ittifaklardan uzaklaşması gerektiğini söylüyordu.
Trump’ın yeniden mevzilenmeyi revize ederek uyguladığı grand stratejisi NATO gibi ittifakların ABD’ye olan ekonomik maliyetlerine odaklanıyor. Öyle ki ABD Başkanı için büyük ittifaklar yerine bölgesel güç dengelerine dayalı çıkarlarını koruma politikası daha anlamlı. Bu nedenle Trump, NATO’ya karşı söylemlerini gün geçtikçe sertleştirdi ve giderek artan bir ses tonuyla ittifakın eşit ve adaletli bir şekilde ekonomik yükü paylaşması gerektiğini savundu. Dolayısıyla ABD, NATO’nun en güçlü ülkesi olarak ittifakı yeniden dizayn etmek istiyor ve üyelerin bu durumu kabul etmesini bekliyordu. Ancak AB, bu yeni NATO görüşüne karşı çıktı ve ipler gerilmeye devam etti.

AB’nin NATO’dan beklentisi

AB, NATO’nun temel misyonunu önce Sovyetler Birliği sonra da Rusya’ya karşı bir koruma kalkanı olarak görmüştü. Bu bağlamda AB açısından NATO, hayati önem taşıyor. Nitekim Trump’ın ittifakın bu hayati durumunu bilerek attığı sert adımlar AB’de geniş yankı buldu. Bu yankıların en öndeki temsilcisi ise Almanya’ydı ve Trump-Merkel gerilimi ABD-AB gerilimine dönüştü. AB, üzerindeki baskıyı azaltmak için ABD’ye alternatif kartlar gösterdi. Bu kartların ilki Avrupa Ordusu (PESCO)’ydu. Avrupa Ordusu yeni bir girişim olmasa da Trump’ın NATO üzerindeki baskısını azaltma ihtimali taşıyordu. Özellikle Almanya, bu kartı kullanmaya çalışarak NATO yoksa AB içinde biz varız mesajı verdi.
Almanya öncülüğündeki AB, Trump’a karşı birleşmeye çalışsa da tam anlamıyla başarılı olamadı. Zira Trump, Macron görüşmesiyle ön alıcı bir hamle yapmış ve AB içi dengeleri doğru okumuştu. Ayrıca NATO zirvesinden önce ABD Savunma Bakanı Mattis, İngiltere’deki mevkidaşına mektup yazarak ortak hareket etmelerinin önemine dikkat çekmişti. Tüm bu tabloya ek olarak, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton Putin’le görüşmüş ve Avrupa’ya karşı en önemli kart olabilecek Rus tehdidine karşı Washington-Moskova hattını yakınlaştırıcı bir diplomatik hamle yapmıştı. Söz konusu gelişmelere yönelik Avrupa ise cılız tepkiler verebildi. Sadece Almanya, enerji hamlesiyle Kuzey Akım II (Nord Stream) üzerinden Rusya’yla yakınlaşabileceğini ortaya koymuştu. Keza Berlin-Moskova arasında enerji alanında meydana gelen karşılıklı bağımlılık, ikili ilişkileri olumlu yönde etkilemişti. Almanya bu hamlesiyle, ABD’nin NATO’yu Rusya’ya karşı yegane koruyucu olarak resmetmesinin de önüne geçmeyi düşünmüştü. Ancak Almanya’nın bu planına rağmen AB’nin güvenlik kaygıları tamamen ortadan kalkmadı. Zira Rusya’nın hem Doğu Avrupa’daki etkisi hem de Kafkasya’da artan nüfuzu, AB için tehdit olmayı sürdürüyor. Bu zirvede de söz konusu çekinceler devam etti ve buna mukabil Trump’ın sert tepkilerine karşı AB’nin reaksiyonları zayıf kaldı. Ayrıca ABD Başkanı sadece AB’nin güvenlik kaygıları üzerinden değil aynı zamanda ittifakın en önemli ülkelerinden biri olan Türkiye’yle sıcak bir görüntü vererek zirvede yeni bir pozisyon oluşturdu. Bu pozisyon yakından irdelendiğinde yeni şekillenen dengelere ilişkin ipuçları bulunabilir.

ABD-Avrupa geriliminde Türkiye’nin pozisyonu

Trump-Merkel gerginliğiyle derinleşen Transatlantik krizinde Türkiye’nin pozisyonu merak konusuydu. Özellikle Almanya’nın Türkiye’deki seçimlere müdahale girişimleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğine yönelik saldırıları Ankara-Berlin arasında ciddi bir kopmaya neden olmuştu. Türkiye açısından ABD cephesi de farklı değildi. Zira, FETÖ, PKK/PYD gibi terör örgütleriyle mücadele sürecinde Trump yönetimiyle yaşanan gerilimlere Hakan Atilla Davası, Brunson meselesi ve F-35 uçaklarının teslimi gibi konular eklenince Ankara-Washington ilişkileri tarihinin belki de en zor dönemine girdi. Bu atmosferde gerçekleşen NATO zirvesine Türkiye, 24 Haziran seçimlerinin ardından güçlü bir şekilde katıldı ve Transatlantik geriliminin çözülmesi adına önemli bir aktör haline geldi. Nitekim uzun süredir devam eden ABD-Almanya gerginliğinde Türkiye, yumuşak dengeleyici (soft balancer) olarak yer aldı. Ankara hem Washington hem de Berlin’le aynı anda sorunlar, açmazlar yaşasa da dış politikada attığı sağlam adımlarla imkanlarını genişletti.
Bu sağlam adımların en önemli örneklerine Suriye’de tanık olundu. Türkiye, Rusya ile birçok konuda mutabakat sağlayarak Suriye iç savaşında ulusal güvenliğine yönelik tehditlere karşı önemli kazanımlar elde etti, terörle mücadelesini kararlılıkla sürdürdü. Bu koşullar, Transatlantik ilişkilerde yaşanan kırılmalara karşı NATO özelinde Türkiye’nin desteğinin belirleyici bir önem kazanmasını sağladı. Bu çerçevede Trump, Erdoğan’a yakın durarak NATO zirvesi boyunca Almanya üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştı. Zira Türkiye, NATO’nun en güçlü ülkelerinden biri ve askeri anlamda ittifakın Güney Kanadını koruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da AB’nin Türkiye aleyhtarı tutumlarına karşı Trump ile yakın ilişki kurarak NATO’nun oyun kurucu aktörü olduğunu gösterdi. Bu bağlamda NATO zirvesine damga vuran gelişme, gelecek dönemde ittifakın ABD ve Türkiye merkezli bir stratejiyle hareket etme ihtimali olmuştur. Fakat bu ihtimalin gerçekleşmesi için ABD ve NATO’nun Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunlarına duyarlı olması ve terörle mücadele sürecinde taşın altına elini koyması gerekiyor. ABD’nin Türkiye’ye yönelik son dönemdeki adımları ise tüm eksiklerine rağmen olumlu yönde. Bunun en dikkat çekici göstergesi, ABD’nin PKK/PYD terörüne karşı savaşan Türkiye’ye Münbiç konusunda verdiği destek oldu. NATO ise son zirvede Türkiye’ye Suriye’den gelebilecek füze tehditleri konusunda koruma sağlanacağını taahhüt etti.

NATO zirvesi sonuç bildirgesi ne söylüyor?



Tüm bu siyasi gelişmelerle arkada bırakılan NATO zirvesinde sonuç olarak, ittifak üyelerinin GSMH oranına göre yüzde 2 oranında mali katkı vermesi, terörle mücadelede ortak hareket, nükleer silahlarla ilgili gelişmelerinin yakın takibi, hızlı harekete geçebilecek bir hazır görev gücü oluşturulması ve Rusya’nın Kırım'daki saldırgan eylemlerini sona erdirmesi gerektiği hususlarında mutabakata varıldı. Bunların yanı sıra Afganistan, Libya gibi ülkelerde yaşanan güvenlik sorunlarına da dikkat çekildi. NATO’nun sonuç bildirgesine bakıldığında Trump’ın beklentilerinin karşılandığı ve AB’nin bu karara uymak zorunda kaldığı söylenebilir. Her ne kadar Rusya tehdidine karşı ortak iradenin sürdürüleceği vurgusu yapılsa da Trump için öncelik maliyet paylaşımı olduğundan zirvenin kazananının Trump olduğunu iddia etmek mümkün.
AB ise zirvede beklediğini elde edemedi. Özellikle Almanya, ABD’nin taleplerini kabul etmek durumunda kaldı. AB’nin bu sonuç bildirgesinden sonra Avrupa Ordusunu kurmak için daha gerçekçi adımlar atarak harekete geçip geçmeyeceği merak konusu. Bunun için Almanya’nın Fransa’yla ortak hareket etme zorunluluğu var. Aksi halde, yani Fransa’nın dahil olmadığı bir savunma gücünün kurulamayacağı açık. Ayrıca vurgulamak gerekir ki AB kendi ordusunu kurmayı istese de ABD’nin en fazla askeri Almanya’da bulunuyor. Bu nedenle Almanya’nın Fransa ile anlaşması, AB üyelerini ikna etmesi, Brexit sonrası ayrışan İngiltere’yi bu sürece dahil etmesi ve en önemlisi NATO bünyesinden savunma temelini ayrıştırması gerekecek. Bu sürecin kolay olmayacağı ise aşikar.
AB Konseyi Başkanı Tusk'tan ticaret savaşının önlenmesi için çağrı
AB Konseyi Başkanı Tusk, Çin, Rusya ve ABD arasındaki ticaret savaşının önlenmesi gerektiğini vurguladı.
Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk, küresel düzene zarar verilmemesi için Çin, Rusya ve ABD'ye, ticaret savaşlarının önlenmesi çağrısında bulundu.
Pekin'de bir zirvede konuşan Tusk, Çin, Rusya ve ABD'den, ticaret savaşlarının önlenmesi, çatışma ve kaos yaşanmaması için Avrupa ile ortak çalışmasını istedi.
Dünya düzeninin değiştiği gerçeğinin farkında olduklarını ve bunu daha iyi hale getirmek için ortak sorumlulukları olduklarını kaydeden Tusk, küresel düzene zarar vermemek için uluslararası ticaret kurallarını yeniden şekillendirmenin Avrupa, Çin, ABD ve Rusya için ortak bir görev olduğunu savundu.
Tusk, kaos ve çatışmadan kaçmak için hala zaman olduğunu belirterek, "Çin'in yanı sıra Trump ve Putin'e de bu sürece katkı sağlamaları için çağrıda bulunuyorum." diye konuştu.
Trump'tan Avrupa Birliği'ne 'düşman' nitelemesi
ABD Başkanı Trump, "Bizim çok düşmanımız var. Ticarette bize yaptıkları konusunda Avrupa Birliği'nin düşman olduğunu düşünüyorum." dedi.
ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere gittiği Finlandiya'nın başkenti Helsinki ziyareti öncesinde CBS televizyonunda açıklamalarda bulundu.
Trump, "Bizim çok düşmanımız var. Ticarette bize yaptıkları konusunda Avrupa Birliği'nin (AB) düşman olduğunu düşünüyorum. Şimdi Avrupa Birliği'nden beklemezsiniz ama düşmanlar" şeklinde konuştu.

"Bu onların rekabetçi olduğu anlamına geliyor"

Çin'i, ekonomik olarak Rusya'yı da çeşitli şekillerde "düşman" olarak tanımlayan Trump, "Ama bu onların kötü olduğu anlamına gelmiyor. Hiçbir şey demek değil. Onların rekabetçi olduğu anlamına geliyor." dedi.
Avrupa'yı neden düşman listesinin başına koyduğu sorulması üzerine Trump, Avrupa'yı da diğerleri ile zikrettiğini, Avrupa ülkelerinin ABD'den nemalandığını ancak bu ülkelerin bir çoğunun NATO kapsamında taahhütlerini yerine getirmediğini savundu.
Trump geçen hafta NATO Zirvesi'ne katılmak üzere Belçika'nın başkenti Brüksel'deydi. Daha sonra Londra'ya temaslarda bulunan Trump bugün Helsinki'de Putin ile görüşecek.
'AB, Helsinki Zirvesi'nden endişe duyuyor'
Dış politika uzmanları yarın Helsinki'de gerçekleştirilecek Trump-Putin görüşmesini değerlendirdi. EDAM Başkanı Sinan Ülgen, "AB, Trump'ın Putin ile görüşmesi sonucunda tavizler vermesinden endişe duyuyor."
Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Derneği (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yarın Helsinki'deki ikili görüşmesine ilişkin "AB, Trump'ın Putin ile görüşmesi sonucunda, Baltık bölgesindeki askeri tatbikatların askıya alınması, Avrupa'daki ABD askeri varlığının azaltılması veya Rusya'nın Kırım ilhakının tanınması gibi tavizler vermesinden endişe duyuyor." dedi.
Dış politika uzmanları, ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in, Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de yarın yapacağı ikili görüşmeyi AA muhabirine değerlendirdi.
Brüksel'deki NATO Zirvesi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump'ın, Helsinki'de ABD seçimlerine Putin'in müdahalesi konusunu da gündeme getireceğini söylemesi, ikili görüşmenin sert geçeceği yorumlarına neden oldu. Bu konuda, Amerika'daki araştırma merkezi Brooking Enstitüsü de bu görüşmede Putin'in kaybedeceğinin olmadığını açıklayan "What Putin wants in Helsinki" adlı bir makale yayımladı. Putin'in NATO'nun açık kapı politikasını durdurma, ABD'nin Batı Avrupa'daki askeri varlığını sona erdirme, Baltık'taki ABD varlığını azaltma, Ukrayna'ya desteğini bitirme, Kırım'ı tanıma ve Rusya'daki Batı'nın ekonomik yaptırımlarını ortadan kaldırma gibi birtakım isteklerinin altı çizilen makalede, Trump'ın Putin'in bu taleplerine yeşil ışık yakabileceği ihtimali vurgulandı.
Bu konuda değerlendirmede bulunan Brooking Enstitüsü Araştırmacısı Dr. Alina Polyakova, "Putin'in bu ikili görüşmedeki önceliği, sunacağı 'diplomatik istek listesini' Trump'a kabul ettirmek olacaktır." diye konuştu.

NATO Zirvesi gölgesinde Trump-Putin görüşmesi



EDAM Başkanı Sinan Ülgen, NATO Liderler Zirvesi sonrasında gerçekleşecek Putin-Trump görüşmesi ile ilgili NATO'nun Avrupa kanadındaki son duruma ilişkin bilgi verdi.
Geçen hafta yapılan NATO Zirvesi'nin sonuç bildirisinde, Rusya'nın artan bir tehdit olarak görüldüğü hususunda ABD'nin de onayıyla ortak bir değerlendirmeye imza atıldığını anlatan Ülgen, şu değerlendirmede bulundu:
"Benim de katıldığım bu NATO Zirvesi'nde gözlemlediğim en büyük endişe; Trump'ın Rusya'ya yönelik benimsenen bu ortak tutumu tehlikeye atıp atmayacağı ile ilgili. Trump'ın Putin ile görüşmesi sonucunda, Moskova'ya taviz olarak görülebilecek adımlar atmasından endişe ediliyor. AB, Trump'ın Putin ile görüşmesi sonucunda, Baltık bölgesindeki askeri tatbikatların askıya alınması, Avrupa'daki ABD askeri varlığının azaltılması veya Rusya'nın Kırım ilhakının tanınması gibi tavizler vermesinden endişe duyuyor."
Ülgen, Trump'un savunma ve güvenlik alanında yarattığı bu belirsizliklerin yanı sıra ABD ile AB arasında ticari ilişkileri de çok daha sorunlu bir atmosfere taşıdığının görüldüğünü belirtti.
ABD'nin AB'ye ticari baskı uygulamak adına belirli ürün gruplarında tarifelerin artırılmasını öngören korumacı bir politika benimsediğinin altını çizen Ülgen, şöyle devam etti:
"AB, ABD'nin ticari yaptırımlarına misillemede bulunarak ABD ürünlerine yeni gümrük vergileri getirdi. Ticari ihtilaf ile ilgili olarak 25 Temmuz'da ABD ile AB arasında bir tur görüşme daha yapılacak. Bu görüşmeden de sonuç alınamazsa, dünya uluslararası ticaret sistemi açısından tehlike olarak görülmesi gereken daha kapsamlı bir ticaret savaşına doğru yol almaya başlayacak."
"ABD'nin Suriye'den çekilmesine yönelik bir hamle gelebilir"
SETA Dış Politika Araştırmacısı Can Acun, Trump ve Putin görüşmesinde ele alınacak önemli meselelerden birisinin de Suriye olacağını belirtti.
ABD basınına yansıyan bazı haberlere göre Trump'ın, Rusya ile gerçekleştireceği bir anlaşma ile askerlerini hızlı bir şekilde çekmeyi hedeflediğini vurgulayan Acun, şunları kaydetti:
"Daha önce yaptığı açıklamalar itibarıyla ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesi gerektiğini savunan Trump'ın bu arzusu, Pentagon'un kararlı duruşu ile hayata geçirilememişti. Ancak gelinen noktada Trump'ın Ürdün Kralı Abdullah ile yaptığı görüşmede de bu arzusunu dillendirdiği ifade edilirken, ABD'nin mevcut Suriye politikasında temel önceliklerini, İsrail'in güvenliği ve İran'ın bölgedeki nüfuzunun kırılması oluşturuyor. Eğer Rusya bu bağlamda ABD'nin taleplerini karşılamayı kabul ederse Trump'tan ABD'nin Suriye'den çekilmesine yönelik bir hamle gelebilir."
Rejim ve müttefiklerinin Dera'yı hedef alan askeri harekatına ABD ve Ürdün'ün onay vermesinin de bu anlaşma zemininin güçlü olduğunu gösterir nitelikte olduğunu anlatan Acun, şöyle devam etti:
"Yine İsrail'den de son dönemlerde gelen mesajlarda, Esad rejimi ile bir sorunları olmadığını kayda geçirdiler. İsrail için bölgedeki temel öncelik, İran Devrim Muhafızları, Kudüs güçleri ve Hizbullah'ın kendi sınır hattında ve genel olarak Suriye sathının dışında tutulabilmesi. Bunu sağlayabilecek bir anlaşmanın tarafı olmayı isteyecektir. Ancak ABD'nin askerlerini çekerek Suriye'nin kuzeyinde PYD/YPG angajmanı ile oluşturduğu nüfuz alanından hemen vazgeçip vazgeçemeyeceği ciddi soru işaretleri barındırmaya devam ediyor. ABD Münbiç'ten Erbil'e kadar uzanan nüfuz alanıyla Türkiye'ye baskı kurarken, Rusya ve İran'ın bölgedeki nüfuzlarını da dengeliyordu. ABD'nin 2014 yılından itibaren bu bölgeye yaptığı yatırımlardan hemen vazgeçebilmesi zor görünüyor. Ancak ABD Türkiye ile yürütülen Münbiç mutabakatı gibi bölgesel müttefiklerine daha fazla alan açarak bu bölgeden kademeli bir şekilde çıkabilir. Halihazırda Türkiye'nin Afrin harekatının da ortaya koyduğu şekilde mevcut konjonktürünün ABD adına sürdürülebilir olmadığı görülüyor."
Oxford Üniversitesi St. Antony's College Uluslararası İlişkiler Bölümü Ortadoğu Araştırmacısı Samuel Ramani ise her iki liderin de muhtemelen Suriye'nin kimyasal silah kabiliyetlerini sona erdirme taahhüdünde bulunacaklarını söyledi.
Ramani, "2013'teki Rusya ve ABD arasında Suriye'nin kimyasal silahlarına son vermek için imzalanan anlaşmanın başarılı olup olmadığı konusunun yarınki görüşmede tekrar masaya yatırılması muhtemel." dedi

23 Kasım 2017 Perşembe

Suriye’de barış için Soçi mutabakatı.

Suriye’de 7 yıldır süren iç savaşın sona ermesi için 3 liderden önemli adım... Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Soçi’de masaya oturdu. Zirveden Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin başlaması kararı çıktı.
Suriye krizinin siyasi çözüm süreciyle ilgili oluşturulan Astana sürecinin garantör ülkeleri Türkiye, Rusya ve İran'ın devlet başkanları dün Rusya'nın Soçi kentinde bir araya geldi. Sanatoryum Rus'ta dün yapılan zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Suriye konusunu masaya yatırdı.

TRAJEDİNİN SON BULMASI İÇİN ÖNEMLİ ADIM
3 lider Suriye konulu zirve öncesi ve sonrası ortak basın açıklaması yaptı. 2 saat süren zirvede Türkiye, İran ve Rusya, Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin yapılması konusunda mutabık kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasında Türkiye'nin kırmızı çizgilerini bir kez daha hatırlatıp şu mesajları verdi:
Bu üçlü zirve Suriye'de akan kanın artık tamamen durması, yıllardır yaşanan trajedinin son bulması bakımından son derece önemli. Suriye halkının kabul edebileceği, kalıcı ve muteber bir siyasi çözümün tesisi edilmesi için ilgili tüm çevrelerin katkıyı sağlaması elzemdir.
2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararında tanımlandığı üzere, Suriye halkının öncülüğünde ve sahipliğinde yürütülecek kapsayıcı, özgür, adil ve şeffaf bir siyasi sürecin hayata geçirilmesine yardımcı olmak hususunda görüş birliğine varmış bulunuyoruz. Ülkelerimiz arasındaki bu verimli işbirliğinin tüm bölgeye olumlu etki yapmasını, bölgedeki gerginlikleri ve mezhebi ayrışma riskini azaltmasını ümit ediyoruz.
Bugünkü ortak açıklamamız, işbirliğimizin esaslarını yansıtan ilk adımdır. Ancak bu çabanın başarısı başta rejim ve muhalefet olmak üzere tarafların tutumuna bağlıdır. Uluslararası toplumun tüm sorumlu üyelerini çabalarımızı desteklemeye davet ediyorum.
-Zirve öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani heyetler arası görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, MİT Müsteşarı Hakan Fidan da katıldı.
ERDOĞAN: TERÖRİST UNSURLAR DIŞLANMALI
Erdoğan, Türkiye'nin hassasiyetlerine dikkat çekip şöyle konuştu: Milli güvenliğimize kasteden bir terör örgütü ile aynı çatı altında olmamızı, aynı platformda yer almamızı bizden kimse beklememelidir. Suriye'nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü ile ülkemizin milli güvenliğine kasteden terörist unsurların süreçten dışlanması, Türkiye olarak önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecektir. Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine bağlılığımızı ifade ediyorsak, bu ülkeyi bölmeye çalışan eli kanlı bir çeteyi meşru bir aktör olarak göremeyiz.
PUTİN: SURİYE'NİN PARÇALANMASINI ÖNLEDİK
Rusya Devlet Başkanı Putin, zirve öncesi Erdoğan ve Ruhani'nin Astana sürecindeki rolüne dikkat çekerek, "Sizlerin kişisel çabalarıyla çok önemli bir başarı elde ettik. Siz olmadan biz bu başarıyı elde edemezdik" diye konuştu. Putin, Rusya, İran ve Türkiye'nin gösterdiği çabaların Suriye'nin parçalanmasını önlediğini vurguladı. Putin, Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin başlaması için dışişleri bakanlıklarına talimat verdiklerini açıkladı. Putin, "Suriye'de artık siyasi çözüme yönelik yeni bir aşamaya geçildi. Yıllardır süren iç savaşın sonlandırılması mümkün olabilecek durumdadır. Suriye halkı, kendilerinin ve ülkelerinin kaderini kendileri belirleyecekler. Söz konusu reform sürecinin kolay olmayacağı aşikârdır. Bu süreçte, Suriye hükümeti de dahil olmak üzere, tüm tarafların fedakârlık göstermeleri gerekiyor. Türk ve İranlı liderlerle bugün Soçi'de gerçekleştireceğimiz görüşmelerin, Suriye'nin toprak bütünlüğünü güçlendirecek sonuçlar yaratacağını düşünüyorum" dedi. Türkiye, Rusya ve İran arasında Suriye krizinin çözümüne yönelik ortak bir metnin imzalandığını aktaran Putin, "Söz konusu metinle, üç garantör ülke arasında Suriye'de atılacak adımlar belirleniyor" diye konuştu.
RUHANİ: YENİ BAKIŞ AÇISINI YAKALADIK
İran Cumhurbaşkanı Ruhani zirve öncesi "Çok mutluyum ki 1 yıldan kısa sürede Astana müzakerelerinin başlamasından kısa bir süre sonra İran, Türkiye ve Rusya'nın geniş çabaları sayesinde terörizmle ve aşırıcılıkla mücadele konusunda ve Suriye krizinin siyasi süreç aracılığıyla çözüme ulaşması konusunda bir sonuca ulaştık. Suriye krizini sonlandırmak için bugün yeni bir bakış açısını yakaladık" dedi. Üç ülkenin de Suriye'nin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve birliği konusunda aynı fikirde olduğunu, görmekten memnuniyet duyuyoruz"dedi. Ruhani zirve sonrası ise şu açıklamayı yaptı: Suriye Ulusal Diyalog Kongresi yeni anayasa düzenlenmesi adına yararlı olacak. Yeni anayasa üzerinde de Suriye'de özgür ve adil bir seçim gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu bütün bölge için barış ve istikrar mesajı olabilir.
SAVAŞIN KAYBEDENİ SİVİLLER
Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözelemevi'nin son raporlarına göre Mart 2011'den beri süregelen Suriye iç savaşında yaşamını yitirenlerin ve kayıplara karışanların sayısı 465 bini geçmiş durumda. Savaş dolayısıyla 5.1 milyon kişinin ülkeden kaçtığı, 6.6 milyon kişinin ise ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldığı söyleniyor. Kayıtların dışında kalan ölümler ve göçler de hesaba katıldığında, Suriye savaşının bilançosunun açıklanan rakamlardan çok daha ağır olduğu tahmin ediliyor.
ORTAK BİLDİRİDE YPG TERÖR ÖRGÜTÜ VURGUSU
Üçlü zirvesinin ardından yayımlanan ortak bildiride, Suriye'nin toprak bütünlüğüne kast eden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle altını çizdiği YPG terör örgütü üstü kapalı bir şekilde yer aldı. Bildiride, "Devlet Başkanları, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini teyit etmiş; bahsi geçen gerginliği azaltma bölgelerinin tesis edilmesinin ve Suriye ihtilafının çözümüne yönelik hiçbir siyasi girişimin Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne hiçbir suretle halel getiremeyeceğini vurgulamışlardır" denildi.
ESAS YÜK TÜRKİYE'NİN OMUZUNDA
Putin, milyonlarca sığınmacıya kapısını açan Türkiye'nin rolüne şu sözlerle değindi: "Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, sığınmacılarla ilgili esas yük Türkiye'nin omuzlarında. Milyonlarca Suriyeli Türkiye'de bulunuyor ve bu eşi benzeri olmayan bir durum" ifadesini kullandı.
HEDEFLERİ MÜSLÜMANLARI FELÇ ETMEK
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Soçi'ye gitmeden önce İstanbul Kongre Merkezi'nde, İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi'nin (İSEDAK) 33. Toplantısı'nda konuştu:
 İslam dünyasının birliğini, beraberliğini, zenginliklerini ve istikbalini yok etmeye yönelik kirli bir senaryo oynanıyor. İslam toplumları içeriden çökertilmeye çalışılıyor. Hedef yalnızca petrolümüz, doğal kaynaklarımız, insan gücümüz değildir. Burada asıl hedef İslam medeniyetinin hayat pınarlarını kurutmaktır. Amaç, Müslümanların omurgasını çürütmek, hepimizi felç etmektir.
 Batılı kurum, kuruluş ve değerlerin itibarı giderek daha fazla örseleniyor. Suriye'de 7 yıldır vahşete karşı sergilenen kayıtsızlık, mültecilere sınır kapılarında insanlık dışı muameleler, Batı'nın gerçek yüzünü gösterdi.


4 Eylül 2018 Salı

Suriye ve İdlib'de Son Durum

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İsrail Savaş Uçakları, Esad Rejimi Kontrolündeki Askeri Bölgeleri Vurdu
Suriye'deki Beşşar Esad rejimi, İsrail savaş uçaklarının, Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama ve batısındaki Akdeniz kıyısında yer alan Tartus illerindeki bazı askeri bölgelere hava saldırısı düzenlediğini iddia etti.
Esad rejiminin haber ajansı SANA, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail savaş uçaklarının Lübnan hava sahasını kullanarak, Suriye'deki askeri bölgeleri hedef aldığını öne sürdü. Haberde, Tartus ve Hama illerinde rejime ait askeri merkezlerin hedef alındığı, bazı füzelerin de hava savunma sistemleri tarafından imha edildiği belirtildi.
AA'nın yerel kaynaklardan aldığı bilgiye göre hedef alınan söz konusu bölgelerde rejime ait bilimsel araştırma merkezi ve savunma sanayi fabrikaları yer alıyor.

İSRAİL'DEN AÇIKLAMA GELMEDİ

Konuya ilişkin İsrail'den bir açıklama gelmedi. İsrail, son birkaç ayda Suriye'nin Humus, Kuneytra, Dera ve Şam illeri içerisindeki rejim ve destekçisi İran'a ait askeri noktalara çeşitli saldırılar düzenlemişti.
ABD Büyükelçiliğinden Suriye Açıklaması: Rejimin İdlib'e Saldırısı Tansiyonu Tırmandırır
ABD Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey arasındaki görüşme sonrası yaptığı açıklamada, "Suriye rejiminin İdlib'e saldırması tansiyonu tırmandırır." ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'i kabul etti. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Bakan Çavuşoğlu ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Suriye ile Angajmandan Sorumlu Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey'i kabul etti.

GÖRÜŞMEDE SURİYE'DE YAŞANAN SON GELİŞMELER ELE ALINDI

Özel Temsilci Büyükelçi Jeffrey'in Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da ayrıca kabul edildiğini hatırlatan kaynaklar, görüşmelerde ABD tarafı ile Suriye konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA

ABD Büyükelçiliği'nden de görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapıldı. İşte o açıklama:
ABD Dışişleri Bakanı tarafından kısa süre önce atanan Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey ve Suriye ve Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Özel Elçi Joel Rayburn, yeni görevlerini ele almak ve Suriye krizinin BMGK'nin 2254 sayılı kararı uyarınca çözülmesi konusunda ABD ile Türkiye arasında süregelen işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla Türk muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirmiştir. Büyükelçi Jeffrey, ABD'nin, Suriye rejiminin İdlib'e yönelik bir askeri saldırısının Suriye'deki krizi tırmandırarak insani yardım kuruluşu çalışanlarının ve Suriyeli sivillerin hayatlarını tehlikeye atacağı, sivil altyapıyı tahrip edeceği, Suriye'de siyasi çözüme ulaşılması ihtimalini riske atacağı, teröre desteği arttıracağı ve bölgesel istikrara zarar vereceği yönündeki görüşünü yinelemiştir. Jeffrey, Suriye krizinin mağdurlarına gösterdikleri şefkatli yaklaşımdan ötürü Türk hükümeti ve halkına takdirlerini sunmuştur.
ABD'den Esad'a Kimyasal Silah Uyarısı: Hızla Cevap Vereceğiz Son dakika! Beyaz Saray, Suriye'de kimyasal silah kullanan Esad rejimine uyarıda bulunarak, "Esad yeniden kimyasal silah kullanırsa ABD ve müttefikleri hızla ve uygun cevap verecek." açıklamasında bulundu.
Mistura Erdoğan'a seslendi: Putin'le görüşün
BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura, İdlib'deki duruma çözüm bulunması için Türkiye ve Rusya arasında görüşme yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayarak Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir' diye seslendi.
Mistura, BM Cenevre Ofisi'nde basın toplantısı düzenledi.

İDLİB KONUSU DİKKATLİCE ELE ALINMALI

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki son durumu değerlendiren Mistura, Suriye'de daha önce yaşananlardan ders çıkarılarak mevcut durumun siyasi ve askeri açıdan dikkatlice ele alması gerektiğini vurguladı.
Mistura, "İdlib'de savaştan kaçınılmasını dilemeye, umut etmeye ve istemeye devam ediyoruz." dedi.

ERDOĞAN VE PUTİN'E ÇAĞRI YAPTI

Süreçte çözüme ulaşılması için anahtar konumda olan Türkiye ve Rusya arasında görüşmeler yapılmasına zaman tanınması gerektiğini vurgulayan Mistura, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin'e seslenerek "İkinizin yapacağı telefon görüşmesi, Tahran öncesinde dahi büyük fark oluşturabilir." ifadesini kullandı.

"ERDOĞAN PUTİN İLE GÖRÜŞTÜĞÜNDE MANTIKLI BİR ÇÖZÜM ORTAYA ÇIKAR"

Mistura, Erdoğan ve Putin'in teknik görüşmelerin dışında bire bir görüşmesinin etkili olacağını vurgulayarak "Biliyorum ki Başkan Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Putin ile görüştüğünde geçmişteki görüşmelerde olduğu gibi makul, mantıklı, dramatik olmayan bir çözüm ortaya çıkacaktır." diye konuştu.

TÜRKİYE-RUSYA-İRAN ZİRVESİ ÖNEMLİ

İdlib'de sürdürülebilir bir sonucun elde edilmesinin imkansız olmadığını vurgulayan Mistura, Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla 7 Eylül'de Tahran'da düzenlenecek Suriye toplantısının önemine de dikkati çekti.
İdlib nerede şu anda kimin elinde? İdlib'in son haritasına bakın!
İDLİB nerede Türkiye, Rusya, ABD ve ÖSO açısından önemi nedir? İdlib haritası kentin önemini gözler önüne seriyor. Peki İdlib şu anda kimin elinde, İdlib'deki Türk askerinin pozisyonu ne? Gelin İdlib'deki son duruma haritalı olarak bakalım.
İDLİB'de durumlar çok karışık. Rusya ile ABD arasındaki Suriye iç savaşında son sahne şu anda İdlib'de oynanıyor. Rusya bombardımana girişirken, 4 milyon sivilin yaşadığı İdlib dünya gündeminin ilk sırasına oturdu. Türkiye ise Eylül 2017'de Rusya ile anlaşarak girdiği İdlib'de karışık bir pozisyonda. Peki İdlib şu anda tam olarak kimin elinde, Türkiye sınırının neresinde, kimin için ne kadar önemli? Gelin tüm soruların yanıtı olan İdlib haritasına ve son duruma bir gözatalım.
İDLİB NEREDE? : Doğusunda Halep, güneyinde Hama olan İdlib, Türkiye'nin Hatay iliyle sınır komşusu. İdlib, kuzeyinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesine, batısında Yayladağı, Güveççi'ye komşu. Şu anda İdlib üzerinden ABD ile Rusya arasında güç savaşı yaşanıyor. İdlib, askeri ve siyasi açıdan bölgedeki birçok aktör için stratejik öneme sahip.
TÜRKİYE İLE RUSYA KARŞI KARŞIYA GELİR Mİ? : İdlib operasyonunun Moskova ile Ankara arasında nasıl şekilleneceği henüz resmi olarak duyurulmadı. İki ülkenin İdlib'de 'ılımlı muhalif' ayrımıyla ilgili fikir ayrılığı yaşama ihtimali var. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler S400 füzeleri alma düzeyine kadar ilerlemiş durumda. Haliyle iki ülkenin İdlib'de askeri olarak karşı karşıla gelmesi bekleniyor.
İDLİB'İN ÖNEMİ : İdlib Vilayeti, bölge aktörlerinin her biri için kendi çıkarları doğrultusunda stratejik öneme sahip. Suriye'de Beşar Esad açısından 2011'den bu yana devam eden iç savaşın büyük oranda sona ermesi ve zaferini ilan etmesi anlamına gelecek. İdlib'in yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi Esad'ın yanı sıra İran ve Rusya'nın da bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmek açısından önemli bir hedef.
İdlib Türkiye için neden önemli? : İdlib, Astana Mutabakatı çerçevesinde Suriye'de oluşturulan dört Gerilimi Azaltma bölgesinden biri olarak belirlenmişti. Mutabakat kapsamında Türkiye İdlib içine 12 gözlem kontrol noktası kurdu. Bunların aralarına Rusya 10, İran da 7 gözlem noktası yerleştirdi. Bölge, savaşın çıktığı 2011'de Türkiye'ye ilk sivil göçün yaşandığı ve yabancı savaşçıların da Suriye'ye en fazla geçiş yaptığı yerdi.

13 Eylül 2018 Perşembe

Putin'in zor seçimi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



ABD’nin Türkiye’ye karşı başlattığı ekonomik savaşı da fırsat bilen Rusya ve İran, Türkiye’nin sırtına bir hançer dayamış halde bekliyorlar. İdlib harekatının başlamasıyla Türkiye hançerlenmiş olacak.



Tahran zirvesi ve Rusya-Esed-İran troykasının İdlib’e saldırma hevesi, Türkiye’de ve Rusya’da gündemin en önemli konusu olmaya devam ediyor. Tahran’da anlaştılar mı, yoksa bozuştular mı sorusunun cevabı, Rusya’da farklı, Türkiye’de farklı veriliyor. Bazıları yeni bir uçak krizi beklerken, iyimserler Rusya-Türkiye ilişkilerin İdlib’e kurban verilemeyecek kadar önemli olduğunu savunuyor. Fakat somut gerçekler, ipin epey gerildiğine işaret ediyor.

İdlib’i anlamak için biraz geriye gidip, Suriye devrimini yeniden okumak gerekiyor. Suriye devrimi bir halk hareketiydi; değişim isteyen halkın isyanı, araya küresel güçlerin girmesiyle, bir “anti-terör” operasyonuna dönüştü. 

Değişim isteyen mazlumlar, çatışan taraflar arasında sıkışıp kaldı. Suriye halkı yıkımdan kaçmak için komşu ülkelere sığındı. Ürdün ve Lübnan da Suriyelilerin sığındığı ülkelerdi fakat asıl tercihleri her zaman Türkiye oldu. DEAŞ'tan, PKK'dan, Esed rejiminden, Şii milislerden ve Rus bombardımanlardan kaçanlar hep Türkiye’ye geldi. 

Bunun anlamı şuydu: Suriye halkı Türkiye’ye güvendi ve bu güven, hiçbir ulusal çıkar nedeniyle veya başka bir nedenle asla hayal kırıklığına uğratılamaz; çünkü insanlık siyasetten üstündür. İdlib’i anlamak için, öncelikle Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettiği bu gerçeği iyi anlamak lazım.

“Ülkelerin duyguları olmaz, çıkarları olur” derler. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, uluslararası ilişkileri değerlendirirken, pek çok zaman duygusal olmadığının, çıkarlara göre hareket ettiğinin altını çizmiş, karşılıklı güvenin de çok önemli olduğunu söylemişti. Suriye’de olmalarının nedenlerinden birinin Suriye rejiminin Rusya’ya olan güvenini korumak olduğunu söyleyen Putin, verilen sözlerin tutulmasının önemine vurgu yapmıştı. Putin, Rusya’ya duyulan uluslararası güveni korumak için kan dökmeye, kanlı bir rejimi savunmaya hazır olduğunu eylemleriyle de ispatlıyor. Fakat burada “insanlık”tan değil sadece “güven”den söz edebiliriz.

ABD ise Suriye’deki eylemleriyle ne güvene ne de insanlık değerlerine önem verdiğini gösterdi. İran ise Irak ve Suriye’deki ulusal çıkarlarının her şeyden üstün olduğunu, diğer kriterlerin ancak ikincil olduğunu yaptığı ittifaklarla sergiliyor. 

Irak’ta ABD ile saf tutup, Suriye’de Rusya’nın piyadesi olan İran, kendi konumunu çıkarları doğrultusunda anlaşmaya uygun, esnek bir güç olarak belirlemiş. Arap dünyası da İran’dan farklı değil. Sonuç olarak, Rus Ortadoğu uzmanları bu bölgede satın alınamayacak bir şeyin olmadığını, fakat pazarlığın sıkı olabileceğini düşünüyor. İşte bu tespitler İdlib’in bugün düştüğü durumun anlaşılması için yardımcı olacaktır.

İdlib’i anlamak için bir ayrıntıya daha dikkat etmek gerekiyor ki o da hem Rusya’nın hem İran’ın Suriye’deki varlıklarının ve ittifaklarının ABD ve onun öncülük ettiği koalisyona karşı gelişmiş olduğudur. 

Her iki ülke de Suriye’yi ABD ve Batı’yla olan ilişkilerde elinde tuttuğu sağlam bir koz olarak kullanıyor. Suriye ittifakı Hazar denizi mutabakatıyla stratejik bir ittifaka dönüştü. Bu iki ülke ABD’yi de NATO’yu da tehlike olarak algılıyor. 

Türkiye ise ABD koalisyonun bir parçası ve NATO ülkesi olarak algılanıyor. Astana süreciyle zayıflamış olsa da Batı koalisyonu halen Rusya’nın ve İran’ın bölgedeki rakibi olmaya devam ediyor. Bu ittifakın içinde ABD yüzünden yaşanan sorunları, Rusya ve İran fırsat olarak algılıyor denilebilir; fakat bu iki oyuncunun gözden kaçırdığı değişken, Türkiye’nin artık “yeni Türkiye” olması.


Rus uzmanlar yeni Türkiye’yi anlamıyor


Anlaşılan Rusya ve İran İdlib’de Türkiye’nin kırmızı çizgisini zorlayarak dayanma gücünü sınamakta. Muhtemelen her iki devlet de Türkiye’nin kendilerinden bağımsız hareket edemeyeceğini varsayıyor. Bu iki devlet Türkiye’nin enerji ihtiyacının çoğunluğunu karşılıyor. 

ABD’nin Türkiye’ye karşı başlattığı ekonomik savaşı da fırsat bilen bu oyuncular, Türkiye’nin sırtına bir hançer dayamış halde bekliyorlar. İdlib harekatının başlamasıyla Türkiye hançerlenmiş olacak. Fakat iki ülkede (İdlib’i pazarlık alanı olarak algıladıkları için) bu hançerden haberdar değil gibi görünüyor. Özellikle Rus Ortadoğu uzmanların en büyük hatası Türkiye’yi diğer Ortadoğu ülkeleri gibi algılamaları. Ruslar Türkiye’nin “yeni Türkiye” olduğunu, verdiği sözü yerine getiren ve insanlık değerlerini siyasetin üstünde tutan bir ülke olduğunu anlamış olsalardı bugün İdlib hatasını yapmazlardı. Rusya’nın bir diğer şanssızlığı ise Ortadoğu uzmanlarının Sovyet ve post-Sovyet döneminde yetişmiş olmaları. Türkiye’yi iyi bilen ve değişimi algılayan uzmanlar, Rusya’da azınlıkta kalmış durumda ve sesleri yeterince çıkmıyor. 

İki ülke arasında düşünce kuruluşları düzeyinde son dönemde artan temaslar olsa da, bu temaslar resmi görüşmelerin ve aile fotoğrafların dışında pek fayda sağlamıyor. Sonuçta bu anlatma çabası, Başkan Erdoğan ile Putin’in ikili görüşmelerine kalıyor. Uygulamaya dış ilişkiler uzmanlarının, askerlerin ve istihbaratçıların da eli bulaşınca sahaya yansıyan sonuç da beklenenden farklı oluyor. Bu yüzden “İdlib’de ne oluyor” sorusunun cevabı son dakika gelişmelerinden değil, geçmişten bugüne yaşananları değerlendirerek okunmalı. Ateşe su taşımaktan ise önceden tedbir almak işin en doğrusu.


Rusya’nın ikilemi


Rus medyasına bakılırsa İdlib’de İran ve Esed rejimin baskısı altında kalan Putin çözümü ertelemeye çalışıyor. Fakat seçim yapmak zorunda kalırsa, ABD’ye karşı konjonktürel olarak ittifak yaptığı, sonra da stratejik ortaklığa terfi ettirdiği İran’ı seçmek zorunda kalacak. Kısa vadede bu seçim Rusya için hem ticari hem de siyasi olarak kazançlı değil. Çünkü Türkiye ile var olan ticaretinin hacmiyle İran’ınkinin hacmi çok farklı. Fakat jeopolitik açıdan ele alındığı zaman Putin “güven” tuzağının içine düşmüş görünüyor. Suriye’nin ardından İran’a da güven sözü veren Putin sonuna kadar gitmek zorunda kalacak. 

Rusya Suriye’de İdlib sonrası ABD ile yaşanacak pazarlıkta elinin güçlü olması için İran’ı kaybetmek istemiyor. Dahası, Suriye sonrası Ukrayna sahnesi açılacaksa, orada da yanında olacak, en azından karşısında olmayacak tarafı seçmeyi tercih ediyor.

NATO Rusya’yı kuşatırken Rusya yakın sınırlarını koruyacak ortakları tercih ediyor. Hazar denizi mutabakatında olduğu gibi, ABD’nin bölgeye girişini engelleyecek hamleleri yapan Rusya, Türkiye’yi halen bir NATO üyesi olarak algılıyor. 

Bu durumda ise Rusya-NATO hattı Türkiye’nin sınırlarından geçiyor. Türkiye ile ABD arasında yaşanan kriz ise Ruslara göre geçici. Sonuç olarak, kendi ulusal güvenliği tehdit eden ve hızla sınır hattı boyunca Rusya’yı çevreleyen NATO, Rusya için ticari ilişkilerden daha önemli bir tehdit. 

Suriye olayları başlarken farklı kamplarda olan Rusya ve Türkiye ne kadar yakınlaşmış olsalar da henüz müttefik değiller. Rusya Türkiye’yi bir ticari ortak olarak algıladığı için, İdlib üzerinde de ticari tarzda bir pazarlık yürütüyor. Fakat bu pazarlığın süresi ve şartları sadece Rusya’ya bağlı değil. İdlib’i almak için ortak olduğu İran ve rejim de Rusya’yı sıkıştırıyor. Sonuç olarak, bu pazarlık zor bir seçime kalırsa Rusların seçimi ortaklarının istekleri doğrultusunda olacak gibi görünüyor.

Türkiye’ye gelince, bir insanlık dramının söz konusu olacağı İdlib Türkiye’nin kırmızı çizgisi. Rusya nasıl “güven” sözünün arkasında duracaksa, Türkiye de “insanlık” duruşundan vazgeçemez. İdlib’de tıkanan ikili ilişkilerin çözümü yok değil; fakat basit bir çözümün var olmadığı da ortada.

[Grozni ve İstanbul'da yaşayan araştırmacı gazeteci Saslanbek İsaev, Rusya, Kafkasya ve Türkiye ilişkileri alanında uzmanlaşmıştır]
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html