BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
döviz sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
döviz sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

14 Ağustos 2018 Salı

Türkiye’ye karşı ilan edilen ekonomik savaşa nasıl cevap vermeli?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Kanal 7 Ankara Temsilcisi ve Haber 7 yazarı Mehmet Acet, Türkiye'ye karşı yapılan dolar operasyonu ve ilan edilen ekonomik savaşa nasıl cevap verilmesi gerektiğine dair dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.



İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali diyor ki:
“Türkiye varil başına petrol 130 dolar iken, cari açığı neredeyse yüzde 10’larda iken bile böyle bir kur atağı yemedi. Şimdi bu iki rakam da yarısı kadarken kur atağı yiyor. Bunu ekonomik verilerle izah edemiyorum”
Adnan bey, bu ifadeleri kullandığı televizyon programında şöyle bir şey daha söylüyor:
“Beni bu stüdyoya getiren şey, bu ülkenin bir ferdi olarak vatandaşlarımıza faydalı olabilmek. Çünkü buna ihtiyacımız var. Çoğu kez dezenformasyona maruz kalıyoruz.”
Evet, Adnan bey doğru söylüyor.
Büyük bir dezenformasyon kampanyası ile karşı karşıyayız.
Saldırı zamanlarında, bu hep böyle olur zaten.
Petrolün varil fiyatının 130 dolarlar, cari açığın milli gelire oranının yüzde 10’lar seviyesinde olduğu dönemler derken, 2012,2013 yıllarına yapılan bir atıf var.
Dövizle birebir ilişkisi bulunan bu iki alanda mevcut rakamlar neredeyse yarı yarıya daha aşağıda iken Türkiye bir döviz saldırısına maruz kalıyorsa, bunu ekonomik savaş dışında başka bir tabirle isimlendirmek imkansız hale geliyor demektir.
Normal şartlarda Türkiye’nin döviz cinsinden borçlarının bilançosuna baktığınızda da, dövizi tetiklemesini bekleyebileceğiniz bir durum söz konusu değil.
Başka bazı rakamlar da verebiliriz.
Türkiye’nin bütçe açığının GSMİH’ya oranı yüzde 2’ler seviyesinde.
Bu, gelişmiş kategorisinde gösterilen Avrupa ülkelerinin çoğunun yarısına bile tekabül etmiyor.
Yani, bütçe açığı nedeniyle alarm durumuna geçilmesini gerektirecek, döviz kurların hoplatacak bir tablo gözükmüyor.
Özel sektörün bankalar dahil, dışarıya olan döviz borçları için de aynı durum söz konusu.
Mesela, döviz varlığı ile döviz borcunun kıyaslamasını yansıtan döviz açığı meselesi.
Özel sektörün döviz varlığı, dövize bağlı kısa vadeli borçlarının 4 milyar dolar üstünde gözüküyor.
Yani, şu an için döviz açığı değil, döviz fazlası bulunuyor.
Halbuki, faiz oranlarının tarihin en düşük seviyelerinde olduğu 2013 yılında özel sektörün 3,6 milyar dolar döviz açığı bulunuyordu.
Buradan baktığımız zaman da, bu son yaşadıklarımızın ekonomi teorileriyle örtüşmediği ortaya çıkıyor.
Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, hükümetin bu ülkeye yaptığı en büyük iyiliklerden bir tanesi, 2009 yılında hane halkının döviz ile borçlanmasını yasaklaması olmuş.
Eğer o zaman böyle bir yasak getirilmemiş olsaydı, “Hafazanallah” bugünkü durum, vahim ötesi bir noktada olabilirdi.
Yine bir rakam verelim:
Türkiye’nin hane halkının (sizler, bizler hepimiz oluyoruz yani) borcunun milli gelire oranı yüzde 18. Bu oran dünyada ortalama yüzde 59 seviyelerinde.
Peki bütün bu veriler ortada iken, neden böyle bir gerilimin içine sürüklendik?
Benim anladığım, daha doğrusu ekonomiden anlayanların bana söylediklerinden şu sonucu çıkartabiliyorum:
Türkiye serbest piyasa ekonomisinden uzaklaşıyor algısı ve bu algıyı kötü niyetlerle operasyona dönüştüren bir aklın piyasalara pompaladığı kötümserliğin ürettiği bir sonuçla karşı karşıyayız.
Bu noktada, Başkan Erdoğan’ın kullandığı, “Serbest piyasa kurallarından taviz vermeyeceğiz” ifadesini ekonomik saldırıya karşı koyma anlamında önemli bir mesaj olarak görebiliriz.
Çıkış yolu, bu söylem üzerine inşa edilecek yeni eylemler dizisi ile olabilir.

KAYNAK: HABER7 / MEHMET ACET

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Merkez Bankası'ndan Piyasalara Destek Hamlesi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Son Dakika! Merkez Bankası'ndan Piyasalara Destek Hamlesi: Bankalara İhtiyaç Duydukları Tüm Likidite Sağlanacak
Son dakika! Dövizdeki tarihi yükselişe karşı Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada ''Bankalara ihtiyacı olan tüm likitide sağlanacak'' ifadeleri kullanıldı.

Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada bankalara ihtiyaç duydukları tüm likiditenin sağlanacağı duyurularak, finansal istikrarın desteklenmesi ve piyasaların işleyişinin sürdürülmesi amacı ile alınan tedbirler sıralandı.
Merkez Bankası, "Finansal istikrarın desteklenmesi ve piyasaların etkin işleyişinin sürdürülmesi amaçlarıyla Türk lirası likidite yönetimi ve döviz likidite yönetimine ilişkin tedbirler alınmıştır" açıklaması yaptı.
Finansal istikrarın desteklenmesi ve piyasaların etkin işleyişinin sürdürülmesi amaçlarıyla aşağıdaki tedbirler alınmıştır:
TÜRK LİRASI LİKİDİTE YÖNETİMİ
1) Merkez Bankası tarafından gün içi ve gecelik vadedeki hazır imkânlar çerçevesinde bankalara ihtiyaç duydukları tüm likidite sağlanacaktır.
2) Türk lirası işlemler karşılığında alınan teminatların iskonto oranları tür ve vadelerine göre güncellenerek bankalara teminat yönetiminde esneklik tanınacaktır. Söz konusu düzenleme ile bankaların mevcut serbest teminatlarının iskonto edilmiş değerinde yaklaşık 3,8 milyar TL tutarında artış olması öngörülmektedir.
3) Bankaların Türk lirası işlemleri için kullanabilecekleri teminat döviz depo limitleri 7,2 milyar Euro seviyesinden 20 milyar Euro'ya çıkarılmıştır.
4) 2018 Yılı Para ve Kur Politikası metninde yer aldığı üzere, temel fonlama aracı olan 1 hafta vadeli repo ihalelerine ilave olarak ihtiyaç duyulan günlerde geleneksel yöntemle 91 güne kadar vadeli repo veya depo satım ihalesi açılabilecektir.
5) Bankacılık sistemi fonlama ihtiyacının yüksek olduğu günlerde vadeleri 6 – 10 gün arasında olmak kaydıyla farklı vadelerde birden fazla repo ihalesi açılabilecektir.
6) Bankaların teminat yönetimine esneklik kazandırılması amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalelerinde kazanan tekliflerin bir bölümünün veya tamamının, bankalar tarafından talep edilmesi halinde repo işlemi yerine aynı faiz oranı ve vade ile Bankalararası Para Piyasasında depo işlemi olarak sonuçlandırılmasına imkân tanınacaktır.

DÖVİZ LİKİDİTE YÖNETİMİ

1) Bankalar bir hafta vadeye ek olarak bir ay vadeyle de döviz depo imkânından yararlanabileceklerdir.
2) Merkez Bankası döviz depo piyasasındaki aracılık faaliyetlerine yeniden başlayacaktır. Bu çerçevede, Döviz ve Efektif Piyasaları Uygulama Talimatı ile belirlenen kurallar doğrultusunda döviz depo piyasasında bankalar Merkez Bankası aracılığı ile birbirlerinden borç alıp verebileceklerdir.
3) Bankaların döviz deposu almak üzere de kullanabilecekleri yaklaşık 50 milyar ABD doları seviyesindeki mevcut limitleri gerektiğinde artırılabilecek ve kullanım şartlarında iyileştirmeye gidilebilecektir.
4) Bankalar Döviz ve Efektif Piyasalarında kendilerine tanınan limitler dahilinde döviz karşılığı efektif işlemleri yoluyla Merkez Bankasından efektif temin edebileceklerdir.
Piyasa derinliği ve fiyat oluşumları yakından takip edilecektir. Gerekli görülmesi halinde, finansal istikrarı korumaya yönelik ihtiyaç duyulacak tüm önlemler alınacaktır.
Kamuoyunun bilgisine sunulur.

19 Nisan 2018 Perşembe

İran siyasetinde fay hatları geriliyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
İran ekonomisindeki çalkantılar ülkede zaten sıcak olan iç politik tartışmaları daha da alevlendirdi. Muhafazakârlar kötü ekonomik gidişattan Ruhani hükümetini sorumlu tutmaya çalışıyor.
Her ne kadar son günlerde bölgesel gelişmelerin ani değişiklikler gösteren yoğun ve yüklü gündemi gözlemcilerin dikkatini çoğunlukla Suriye eksenli çatışma ihtimallerine çekmişse de komşu İran’ın iç politikasında da gözden kaçırılmaması gereken oldukça önemli tartışmalar yaşanıyor.
Öncelikle ekonomik gelişmelerden başlanacak olursa ekonomik ve siyasal gündemin adeta donduğu Nevruz tatilleri dönüşü insanların döviz bürolarına akın etmesi ülkede döviz fiyatlarının kontrolden çıkmasına neden oldu ve hükümet sabit döviz kuruna geçtiğini açıklayarak belirlediği kur dışında döviz alım satımının yasaklandığını duyurdu. Buna göre serbest piyasada 60 bin riyali geçen doların fiyatı 42 bin riyalde sabitlendi ve hükümet yurt dışına çıkacak olan kimselere gidecekleri ülkeye göre yılda bir kereye mahsus olmak üzere 500 ya da 1000 avro miktarındaki dövizin bu kurdan satılacağını açıkladı. Döviz bürolarının faaliyetleri de geçici olarak yasaklandı ve tüm döviz işlemlerinin bankalar üzerinden gerçekleştirilmesine karar verildi.
Aslında sabit kur sistemi, İran’da yeni bir sistem değil; özellikle seksenli ve doksanlı yıllarda uygulanan bu politikalar sabit resmi kur ile serbest piyasa kuru arasındaki uçurumdan dolayı suiistimale açık olduğu ve haksız kazançlara yol açtığı gerekçesiyle kaldırılmıştı. Dolayısıyla başta ekonomi olmak üzere birçok alanda reform sözü veren Hasan Ruhani hükümetinin bu tür denenmiş ve sonuç alınmamış yöntemlere başvurmak zorunda kalması, sonuçları iyi düşünülmüş bir tedbirden çok, kısa vadeli ve kamuoyundaki paniğe varan endişeleri gidermek üzere alınmış bir karara benziyor.
Hükümet döviz harcamalarını kısıtlamak amacıyla başka bir adım daha attı ve yurt dışı çıkış harçlarını yaklaşık beş kat artırarak 2.2 milyon riyale çıkarma kararı aldı. Bununla birlikte bu tür palyatif tedbirlerin ne kadar işe yarayacağı hususunda soru işaretleri bulunuyor. Özellikle sosyal medyada Trump’ın, 12 Mayıs’ta Nükleer Anlaşmadan çekilmesi halinde doların 100 bin riyale kadar çıkabileceği iddiaları seslendiriliyor. Ahmedinejad’ın ikinci döneminin ortalarında ve nükleer yaptırımların hemen öncesinde bir doların sadece 10 bin riyal civarında olduğu hatırlanacak olursa, sert ekonomik yaptırımların ülke milli para birimine olan etkisi daha iyi anlaşılacaktır. Duruma müdahil olan Ayetullah Mekarim Şirazi’nin önerisi ise kimi ulemanın ekonomiye bakışını özetler nitelikteydi: Önde gelen döviz bürosu sahiplerinin yargılanmaları ve idam edilmeleri...
Döviz kurlarındaki şiddetli artış ile ilgili diğer bir açıklama da Meclis Ekonomi Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Puribrahimi’den geldi. Milletvekiline göre son birkaç ay içinde ülkeden 30 milyar doların çıkarılması ve 20 milyar dolar kadar bir meblağın da bankacılık sistemi dışında tutulması gibi yanlış mali politikalar, insanların dövize hücum etmesine neden olmuş durumda.

Askerlerin artan ağırlığı ve darbe tartışmaları



Yaşanan son devalüasyon, ülkede zaten sıcak olan iç politik tartışmaları daha da alevlendirdi. Muhafazakârlar, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış siyasi tıkanıklıktaki paylarını inkâr ederek, kötü ekonomik gidişattan Ruhani hükümetini sorumlu tutmaya çalışıyor. Bu kesime yakın basın organlarında manşetleri süsleyen döviz rekorlarının altında daima, söz konusu durumun Nükleer Anlaşmanın ‘hediyelerinden’ birisi olduğu ileri sürülüyor. Bazı gruplar daha da ileri giderek hükümetin istifa etmesi gerektiğini savunuyorlar. Örneğin Ensar-ı Hizbullah teşkilatı lideri Hüseyin Allahkerem gibi muhafazakâr figürler, sivil ya da din adamı politikacıların ülke sorunlarına çare bulamadığını, dolayısıyla askerlerin bu işi üstlenmesi gerektiğini söylemekten çekinmiyorlar. Muhafazakâr siyasetin karizmatik liderlik boşluğunu Kasım Süleymani gibi son dönemde parlatılmaya çalışan generallerin doldurmaya çalışması, 90'lı yıllarda şekillenmeye başlayan asker-ulema ittifakının gittikçe askerlerin lehine bozulması olarak değerlendirilebilir. Askerin siyasette artan ağırlığıyla eş zamanlı olarak, son zamanda darbe tartışmalarının da ülke basınında arttığı görülüyor.
Aslında iç politikanın en tartışmalı gündemini yakın zamana kadar Ahmedinejad ve ekibinin başına gelen hadiseler oluşturuyordu. Ancak Hicri Şemsi 1397 yılına girilirken sürekli olarak Laricani kardeşler üzerinden yargıyı ve meclisi İngiltere casusluğu ile suçlayacak kadar ileri giden ve olan bitene sesini çıkarmadığı için Devrim Lideri Hameney'e açık mektuplar kaleme alan, kendisine yönelik suçlamalar ile ilgili Kasım Süleymani’yi açıklama yapmaya davet eden ve arada bir kutsal türbelerde oturma eylemi başlattığı haberleri gelen Ahmedinejad vakasına farklı gündemler eklendi. Yoğunlaşan ekonomik ve iç politik tartışmalar nedeniyle, Ahmedinejad’a yakınlığıyla bilinen 300 akademisyen ve aktivistin Hameney'e hitaben kaleme aldıkları, ülkenin gidişatından memnun olmadıklarını belirten ve mevcut durumun savunulamayacağını ileri süren mektup, çok fazla ses getirmedi.
Ahmedinejad’ın çıkışlarını gölgede bırakan önemli gelişmelerden birisi Tahran Belediye Başkanlığı üzerinde yaşanan tartışmalardı. Önde gelen reformcu isimlerden Belediye Başkanı Muhammed Ali Necefi’nin istifası çoktandır gündemdeydi. Ancak Belediye Meclisi’nin, Necefi’nin ilk istifasını kabul etmemesi üzerine Ülke Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin sert açıklamasından sonra Necefi’nin sağlık sorunlarını gerekçe göstererek tekrar istifa etmesi ve bu istifanın kabul edilmesi, meselenin şahsi bir karardan çok etkin güç merkezlerinin baskısıyla ilgili olduğu izlenimini güçlendirdi. Aslında belediye seçimlerinde reformcuların büyük bir başarı kazanması muhafazakâr grupların tepkisini çekmiş ve Ruhani sonrası benzer başarının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yaşanması ihtimali, bu kesimleri endişeye sevk etmiş durumda. Zaten ılımlı tavırlarıyla bilinen Tahran Milletvekili Ali Mutahhari’nin, Necefi’nin gece evinde uyurken ve saygısız bir şekilde gözaltına alındığını açıklaması da istifa meselesinin karşıt kamplar arasındaki güç mücadelesinin yansıması olduğunu gösteriyor.

Farklı kesimler reform talebinde birleşiyor



İç politika tartışmalarına bir katkı da reformcu kanaat önderlerinden Mustafa Taczade’den geldi. Reformcular arasında düşünsel etkinliğiyle bilinen eski İçişleri Bakanı Yardımcısı Taczade, “resmi ya da derin devletten biri sahneden çıkmak zorunda” diyerek İran’daki iki başlı yönetim düzeninin sürdürülemeyeceği mesajı verdi. Benzer diğer bir uyarı ise Nobel Ödüllü İnsan Hakları Savunucusu Şirin İbadi tarafından dillendirildi. Uzun süredir Batı’da yaşayan İbadi verdiği bir röportajda, “artık İran’ın reforme edilebileceğine inanmıyorum” diyerek siyasal sistemde çok temel değişiklikler yapılması ve öncelikle de anayasadaki velayet-i fakih ilkesinin kaldırılması önerisinde bulundu.
Son dönemde İran’ın içinde bulunduğu durumun vahametiyle ilgili benzer uyarılar geliyor. Bu açıklamaların bir diğeri de İran modern tarihinin en köklü siyasi hareketlerinden birisi olmakla birlikte, devrimden sonraki birkaç yılda Humeyni liderliğindeki devrimcilerle bozuştukları için siyasi faaliyetleri yasaklanan Özgürlük Hareketi’nden geldi. Hareket yayınladığı bildiriyle, son yaşanan gelişmelerin yalnızca rejimin bekasını değil İran’ın birlik ve bütünlüğünü tehdit eder hale geldiğini ileri sürdü ve diğer birçok grup gibi Anayasa Konseyi’nin müdahalesi olmaksızın özgür bir referandum ve seçim düzenlenmesini istedi. Burada ilginç olan nokta Ahmedinejad, Şirin İbadi, Hüseyin Museviyan ya da Özgürlük Hareketi gibi farklı siyasi gelenekten gelen kişi ve kurumların benzer talepleri dile getirmeleri ve çok köklü reformların gerçekleştirilmemesi durumunda ülkenin yeni şiddet içeren gösterilere sahne olabileceği yönündeki uyarılarda bulunmasıdır.
Sonuç olarak Trump yönetiminin İran’a karşı tavrını yavaş ama istikrarlı bir şekilde sertleştirdiği göz önüne alındığında ülkeye uygulanan yaptırımların, 12 Mayıs’tan sonra yeni bir aşamaya geçecek olması ve Rusya ile bozuşan Avrupa ülkelerinin İran’a ambargolar konusundaki isteksizliklerini terk etmeleri, öte yandan İran karşıtı sert tutumlarıyla bilinen Mike Pompeo ve John Bolton gibi şahin isimlerin, Beyza Saray’da önemli pozisyonlara getirilmeleri, İran’ın yakın gelecekte hem ekonomi hem de dış politika alanında zorlu bir döneme girebileceğini gösteriyor.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Bahçeli, Hükümete 10 Maddelik Öneri Sıraladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Ekonomist kimliğiyle de tanınan MHP Lideri Bahçeli, Türkiye'nin ABD ile yaşadığı krizle alakalı hükümete 10 maddelik öneride bulundu.

Devlet Bahçeli: ABD büyük bir bozgun yaşayacak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “ABD kaynaklı husumet ablukasıyla karşı karşıya olduğumuzu net olarak görüyoruz. Döviz kurlarının ardına gizlenip, ülkemize kin ve nefret saçan mihrakların karalık senaryolarına şahit oluyoruz. Türkiye döviz üzerinden kundaklanmak isteniyor. Buna sessiz kalamayız” dedi.



Parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen MHP Lideri Devlet Bahçeli, gündemdeki konulara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, döviz kurundaki dalgalanmalar hakkında, "Hükümetin ve devletin cesaretle arkasındayız" ifadelerini kullanırken, "Biz kurla kurulmadık, dövizle devrilmeyiz. 1915'te Çanakkale'yi geçemediler, 2018'de Ankara'yı geçemeyecekler" dedi. 



Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:

ABD kaynaklı husumet ablukasıyla karşı karşıya olduğumuzu net olarak görüyoruz. Dövizkurlarının ardına gizlenip, ülkemize kin ve nefret saçan mihrakların karalık senaryolarına şahit oluyoruz.
Yaşadıklarımız her yönden ibretliktir. İnfial vericidir. Her bakımdan isyan ettiricidir. 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünün ekonomik ayağını tamamlamak amacıyla harekete geçen odaklar spekülasyon silahını çekmişlerdir. Türkiye kur üzerinden kurcalanmak, döviz üzerinden kundaklanmak istenmektedir. Buna tahammül edemeyiz, tepkisiz duramayız. 


Bugünkü basın toplantısında, ülkemizin maruz kaldığı ekonomik, diplomatik ve siyasi tehditleri özet halinde değerlendirip partimizin tavrını bir kez daha aziz milletimizle paylaşacağım



HÜKÜMETE 10 MADDELİK ÖNERİ


Türkiye'ye yönelik tavrı yüzünden ABD Başkanı Donald Trump'ı sert sözlerle eleştiren Bahçeli, hükümete 10 maddelik öneride bulundu.
İşte Bahçeli'nin 10 maddelik önerisi;
- Tasarruf tedbirleri alınmalı
- Arz artırılmalı
- Merkez Bankası zorunlu müdahalelerde gecikmemeli
- Döviz cinsinden yapılan ödemeler yeniden yapılandırılmalı
- Cari açıklama mücadele edilmeli
- İflasların önüne geçilmeli
- Üretim artırılmalı
- Ekonomik seferberlik ilan edilmeli
- Küresel itttifak ve ilişki ağları yeniden değerlendirilmeli
- Yerli ve milli ürünlerin üretilmesine öncelik verilmeli
Bahçeli'nin açıklamalarından bir kesit;
"Ticaret savaşının fitilini tutuşturarak küresel savaşı tetiklemişlerdir. Kanada, Meksika, AB ülkeleriyle anlaşmazlığa düşmüştür. Çin ile rekabet içine girmiştir. Beyaz Saray'a çöreklenen akılsız yönetim zihniyeti Çin'e ek vergi uygulamayı tercih etmiştir. Kuzey Kore devlet başkanı bile daha gerçekçidir. Trump'ı en başta ABD halkı sorgulamalıdır. Bu gidişle ABD okyanusun karşısındaki düşman kampı olarak sivrilecektir.


"KURLA KURULMADIK"


ABD'nin Türkiye hazımsızlığı ileri boyuttadır. İstiyorlar ki ağızlarına bakalım, karşılarında el pençe divan duralım. ABD, Türk milletini ya tanımıyor, ya tanımak istemiyor. Hiçbir güce tamah edemeyiz, hiçbir tehdide tamam demeyiz. Türk milleti zulme ortak olmaz, zalime gözyummaz. Ekonomik darbecilere, faiz lobilerine sonu cefa da sefa da olsa eyvallah etmez. Biz kurla kurulmadık, dövizle devrilmeyiz.
Türkiye'de at koşturmayı, ekonomik çakalların serbest dolaşımını arzuluyorlar. Başaramayacaklar, Türk milletini yenemeyecekler, bu savaşı muzaffer yenemeyecekler. 1915'te Çanakkale'yi geçemediler, 2018'de Ankara'yı geçemeyecekler. Biz kuru ekmek, kuru soğanla da yaşamasını biliriz, yeter ki bağımsız yaşayalım. Başka Türkiye yoktur.


"EDERİ 1 DOLAR EDEN HAİNLERİN..."


Ederi 1 dolar eden hainlerin havaya uçması, düşmanlıktır, düşmana da ne yapılacağı bellidir. Kim ekonomik tribülanstan el ovuşturuyorsa sütünde leke vardır. Doları yükselterek kaldıkları yerden devam için çırpınıyorlar. 15 Temmuz'da atılan bombalarla, pimi çekilen döviz bombası aynı yerde imal edilmiştir.
Türk milleti bu oyunu da bozmaya muktedirdir. Bu bağımlılığı sorgulamanın tam vaktidir. Türkiye yeni bir ekonomik modeli tartışmalıdır. Yabancı sermaye gelsin ancak getirdiğinden fazla götürmesine izin veremeyiz. Biz akıl sağlığı tartışmalı bir siyasetçinin mesajlarına mı, milletin yüksek erdem ve enerjisine mi dikkat edeceğiz?


"GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR"


Siyasetten ekonomiye, üniversitelerden bürokrasiye kadar herkes mesuldür. Sele kapılmış saman çöpü gibi sürüklenemeyiz. Hayranlık duyduğumuz tarihimiz vardır. Biz Türkiyeyiz, hep birlikte Türk milletiyiz. 1944'ten beri hegamonya kurmuş dolardan büyüğüz. Dövizle önümüzün kesilmesini düşünmek sefil bir çılgınlıktır.
Döviz çıktıkça sevinen satılmışlar bellidir. Gün birlik olma günüdür, dayanışma ve yardımlaşma günüdür. Hükümetin, STK'nın, ekonomik aktörlerin dövizdeki ataklara mukavemeti tekdire şayandır. Dövizdeki tırmanışa siyasi ve ekonomik tedbirler devreye alınmaktadır, bundan memnuniyet duyuyoruz. Ek mali yükümlülükleri samimiyetle desteklediğimizi ilan ediyorum."

10 Ağustos 2018 Cuma

MHP Genel Başkanı Bahçeli: Dövizin yükselişi siyasi, boyun eğmeyeceğiz

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Son Dakika! Bahçeli'den Dövizdeki Hareketlilik İle İlgili Açıklama: Papaz Bahanesiyle Terör Estiriliyor

Son dakika! Bahçeli, dövizdeki hareketlilik ile ilgili açıklama yaparak "Papaz bahanesiyle terör estiriliyor." dedi.

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Lideri Devlet Bahçeli, dövizdeki hareketlilik ile ilgili sosyal medya üzerinden açıklama yaparak, "Papaz bahanesiyle terör estiriliyor." dedi.
Bahçeli sosyal medya hesabından şunları paylaştı:
"Vicdan sahibi her insanımız, vatan ve milliyet hislerine haiz her kardeşimiz şu anda karanlık ve kahredici bir kumpasla temellendirilmiş ekonomik operasyona maruz kaldığımızı itiraf ve ifade edecektir. Türkiye'yi sanal ve sahte oyunlarla savurmak, hatta sindirmek çabasındalar.
Dövizdeki tırmanış tehlike sınırını geçmiş durumda! Gelişmeler doğrultusunda ekonomi alarm veren bir eşiğe dayanmış halde! Makroekonomik parametreler bozulma işareti veriyor. Türkiye istikrarsızlığın batağına gömülmek isteniyor. Ekonomide dış kaynaklı bir komplo devreye alınıyor!
Dövizi zalim tahakkümlerle, zorba yaptırım tehditleriyle yükselterek Türkiye'nin düşmesi hedefleniyor. Ekonomik suikastçılar tembihlenip kışkırtılıyor. Bir papazı bahane ederek ekonomide terör estiriliyor, 15 Temmuz'da yarım kalan ihanetin tamamlanması kurgulanıyor."

"BAŞARAMAYACAKLAR, YAPAMAYACAKLAR"

"ABD Başkanı Trump her yaptığı açıklamayla yangına benzin döküyor. ABD yönetimi Evanjelist ve Siyonist emellerin yörüngesine sabitlenip Türkiye ekonomisini felç etmeyi, peşinden menfi sosyal ve siyasal sonuçların yeşermesini amaçlıyor.
Başaramayacaklar, yapamayacaklar, Türkiye'nin ekonomik çöküşünü sağlayamayacaklar!
Tam 1,5 asırdır küresel emperyalizm Türk milletinden farklı gaye ve gerekçelerle intikam alma arayışındadır. Terör, darbe, ekonomik krizler yıllarca kanımızı emen keneler gibi kurgulanmış ve kullanılmıştır. Ancak düşmana ganimet, kuzgunlara yem, kuduzlara av olmayacağız.
Türkiye ekonomisinde dövizi açıktan ve alçakça yükselterek taviz ve teslimiyet çemberine hapsolmamızı planlayanlara karşı bilinsin ki, bağımlı değiliz, bunlara karşı bağışıklığımız ve başarı şansımız da tahminlerin ötesinde devasadır.
Ederi bir dolar olan hainlerin dolarla gider yapmaya kalkmaları asla tutmayacak, bu millet yedirilmek istenen zehri yutmayacaktır."

"KAOS VE KARMAŞA HAYALİ KURANLAR..."

"Ülkemize güveniyoruz. Türk milletine yürekten inanıyoruz. Döviz, faiz ve rant lobisinin sırtımızı yere getiremeyeceğinden inancımız kadar emin olduğumuzu dosta, düşmana haykırıyoruz. Bakınız ne demişti Namık Kemal: "Kimsenin lütfuna olma talip, bedeli cevher-i hürriyettir."
Türkiye karşısına çıkarılan badireleri aşacak kırattadır. Aziz milletimiz dikilen ekonomik korkulukları inanç, sabır, akıl, birlik ve dayanışma azmiyle yıkacak kudrette, kuvvettedir. Bugün açıklanan Yeni Ekonomik Yaklaşım 2023'e ülkemizi istikrar ve güven içinde taşıyacaktır.
Dövizin çıkışından memnuniyet duyup siyasi çıkar ve nihai olarak müsebbip kollayanlar, bunun üzerinden kaos ve karmaşa hayali kuranlar emperyalizm canavarının günahkar hizmetkarlarıdır. Bunlar harama çanak tutan, haine selam çakan vatansızlardır, milliyetsizlerdir.
Dolara mahkum değiliz. Dolarla doğmadık, olmayınca da ölmeyiz. Zalimlerin dövizi tetikleyen mekanizmaları, finans ve ekonomik enstrümanları varsa, bizim de kırılmayacak mukavemetimiz, kopmayacak ve kapanmayacak milli ruh ve şuurumuz vardır."

"BİR GÖZÜMÜZ DÖVİZDE, DEĞERİ BORSADA NEREYE KADAR YAŞAYACAĞIZ?"

"Milletçe kenetlenmeliyiz. Dövizdeki yapay sıçramanın bu ülkeyi dün olduğu gibi bugün de rehin almayacağını net ve kategorik şekilde göstermeliyiz. Türk lirası itibarımızdır, iffetimizdir, ihtiramımızdır, istikbal ve istiklal haklarımızın izharıdır. Milli paramıza sahip çıkalım.
Türk devlet felsefesinde para bir devlet olma alametidir.Türk lirasındaki erime,kontrol dışı oynaklık ve oynamalar devlet olma vasfımıza zarar verecektir.Olan bitenler Türkiye düşmanlığıdır.Tertip melun, karşımızdaki tablo mezmumdur. Fakat bunun da üstesinden hep birlikte geleceğiz.
Bilinsin ki, düşünülmeyeni düşünmek, geçilmeyen yolları denemek, bağımsız duruş göstermek; tarih, kültür ve maneviyatımızla ilişkilendirilmiş milli bir ekonomik sistemi projelendirmek, üzerinde kafa yormak zorundayız.
Bir gözümüz dövizde, diğeri borsada nereye kadar yaşayacağız?"

"PAPAZI VE TUTUKLULARI VERİRSEK ASIL O ZAMAN PAPAZI BULURUZ"

"Üniversitelerde sosyal bilimler alanında çalışmalar yapan, özellikle iktisat disiplini içinde öğretim görevi üstlenen bilim insanları ne bekliyor, niye duruyor? Bugün sorumluluk üstlenilmeyecekse, eller taşın altına koyulmayacaksa ne zaman olacaktır?
Hükümetin yapacakları vardır ve süreç devam etmektedir. Merkez Bankası'nın etkili araçları vardır ve bilinmektedir. Unutmayalım ki, döviz insin diye papazı ve diğer tutukluları verirsek asıl o zaman papazı buluruz.
ABD Başkanı Trump, Türkiye ile ilişkilerimiz şu anda iyi değil diyor, ne zaman iyi oldu ki?"

"BUNA BOYUN EĞEMEYİZ"

"Küresel angajman ve ittifakları sorgulamanın, yeni ekonomik yaklaşımda da ifade bulduğu gibi, kararlı durmanın, güçlü refleks ve güçlü stratejilerle ekonomik cephemizi tahkim etmenin tam zamanıdır.
Dövizin yükseliş temeli ekonomik değil, siyasi ve diplomatik şantajlardır. Buna da boyun eğemeyiz, eğmeyeceğiz.
ABD; İran'a yaptırım kararı alır, Türkiye'ye parmak sallar. Suriye'de mevzi kaybeder, Türkiye'yi suçlar. S-400 füzelerinin alınmasını hazmedemez, Türkiye'yi sıkıştırır."

"ZAMAN TÜRK'ÜNDÜR, ZEMİN TÜRK MİLLETİNİNDİR"

"Astana'ya şaşı bakar, bölgesel uyum ve işbirliği mekanizmalarını kaldıramaz, yetmez FETÖ'ye, PKK'ya kucak açar. Mesele çıkan döviz değil, mesele tökezletilmek istenen bekamızdır.
Döviz mermisi millet bedenine işlemez, işlese de derine geçmez. Türkiye dövizden kat be kat büyüktür. Bunu heyecan ve cesaretle ispatlamanın zamanı gelmiştir. Zaman Türk'ündür, zemin Türk milletinindir.
Milli bekamıza saldırı ekonomi üzerinden yürütülürken; ne vatandan,ne milletten, ne bayraktan, ne devletten, mukaddesattan, ne mukadderattan, ne de bin yıllık kardeşlik hukukundan taviz verirsek aldığımız nefes bile haram olsun. Ant olsun zalimler zafer naraları atamayacaklardır."
"HODRİ MEYDAN!"
"Milli bekamıza saldırı ekonomi üzerinden yürütülürken; ne vatandan,ne milletten,ne bayraktan,ne devletten,ne mukaddesattan,ne mukadderattan, ne de bin yıllık kardeşlik hukukundan taviz verirsek aldığımız nefes bile haram olsun. Ant olsun zalimler zafer naraları atamayacaklardır.
Dövizdeki çığa karşı herkes milli seferberlik ruhuyla harekete geçmelidir. Fiyat; arz ve talebin kesiştiği noktada oluştuğuna göre, döviz arzının artması fiyat artışını en azından durduracaktır. Görev 81 milyonun tamamında, görev iş âleminin ve finans kesiminin sırtındadır.
Konvansiyonel olmayan finansal silahlarla ülkemizi yaylım ateşine tutanlar, unutmasınlar ki, karşılarında fedakârlık nişanesi bir iman, fenalıkları ve feci akıbetleri göğüsleyecek kutlu bir irade bulacaklardır. Hodri meydan!"

2 Eylül 2018 Pazar

Halkbankası'na Dolar Saldırısı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Halkbank'ta dün gece neler yaşandı?


Halkbank'ta dün gece yaşanan döviz kuru olayı bankacılar ile birlikte siber uzmanları da harekete geçirdi.



Dün gece yarısı Halkbank'ta yazılım hatasından kaynaklanan ve düşük döviz kurundan alım yapılmasına yol açan sorun nedeniyle USOM ve BDDK yetkilileri sabaha kadar nöbet tuttu. 

İlk andan itibaren bankanın İstanbul'daki merkezinde USOM ve BDDK yetkilileri siber saldırı olup olmadığını araştırırken, sorunun verilerin alındığı yazılımdan kaynaklandığı tespit edildi. 

Ancak verilerin alındığı otomasyonda oynama yapılıp yapılmadığına ilişkin de inceleme başlatıldı. 

Öte yandan aynı sistemden veri alan iki bankaya daha gece ekipler gönderilirken, onların bir başka sistem daha kullanması ile bu sorunu yaşamadıkları öğrenildi.

YAZILIM HATASI


Gece sistemlerde sorun olduğu haberinin alınması üzerine ise banka yetkilileri derhal Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) ile irtibata geçerek yetkilileri konu ile ilgili bilgilendirdi.

USOM uzmanları da bankanın İstanbul'daki genel merkezine bir ekip gönderdi. Aynı sırada Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bilişim dairesinden de bir ekip USOM ile koordinasyon için banka merkezine gitti. 

Yapılan ilk incelemelerde bankaya yönelik bir siber saldırı olmadığı, Halk Bank'ın da açıkladığı gibi döviz kurlarının sisteme aktarılmasında kullanılan dış kaynaklı üçüncü parti bir yazılımda meydana gelen sistemsel ve operasyonel bir hata nedeniyle sorunun yaşandığı tespit edildi. 

Bankaya veri sağlayan uluslar arası finansal bir kuruluşun da çalışma kapsamında incelemeye alındığı öğrenildi.

2 BANKAYA DAHA USOM GİTTİ


Halkbank'taki sorunun yazılımdan kaynaklandığının tespit edilmesinin ardından USOM yetkilileri iki farklı bankanın daha aynı yazılımı kullandığını tespit etti. 

Bu iki bankaya da gece bilişim uzmanları gönderilirken, yetkililer her iki bankanın da ilave olarak bir başka yazılım daha kullanması ve yazılımların kendi aralarında koordineli işledikleri ve olağandışı hareketler ya da normal olmayan veriler geldiğinde sistemi durdurmak üzere programlandığını öğrendi. 

Böylece diğer iki bankada herhangi bir sorun meydana gelmedi.

İŞLEMLER İPTAL EDİLDİ


Halkbank'ta yaşanan kısa süreli olayda ise bazı kişiler alım işlemini gerçekleştirebildi. Yetkililerden edinilen bilgide tam bir rakam telaffuz edilmezken, bankada yapılan işlemin "milyonlarca dolar" ile ifade edilebileceği kaydedildi. 

İşlemlerin kimin tarafından gerçekleştirildiği tespit edilirken, o saatte para çekilemediği için işlemlerin de iptal edildiği öğrenildi. Öte yandan ilk alımı yapanlar ile yüksek alım yapanların inceleme altına alınacağı ifade edildi.

CUMA VE GECEYARISI ÖNCESİ OLMASI ŞÜPHE UYANDIRDI


Yetkililer Halkbank'taki olayın piyasaların kapanacağı dolayısıyla bankalarda daha sakin gün olan cuma günü gerçekleşmesi ve global piyasaların henüz açık olduğu gece yarısından önce gerçekleşmesini de şüpheli buldu. 

Gün içerisinde meydana gelmesi halinde saniyeler içerisinde fark edilerek bertaraf edilecek bir sorun, o gün ve saatte gerçekleşmesi nedeniyle daha uzun süre çözülemezken, işlem süresi de buna bağlı olarak açık kaldı. 

Bu süre içinde 3.5 milyon dolar ve 500 bin Euro tutarında işlem gerçekleştirildiği öğrenilirken yetkililerin geniş çaplı bir inceleme başlatıldığı kaydedildi.

HALKBANK: ALIM-SATIM İŞLEMLERİ GEÇERLİ DEĞİL


Halkbank'ın kurumsal Twitter hesabından dün konuya ilişkin iki açıklama yayınladı. 

Banka açıklamalarda döviz kurlarının sisteme aktarılmasında kullanılan dış kaynaklı üçüncü parti bir yazılımda meydana gelen sistemsel ve operasyonel bir hata nedeniyle, kısa bir süre için bankanın döviz kurlarının olması gerekenden farklı olarak yayınlandığını ve internet şubesi üzerinden hatalı kur seviyelerinden kısıtlı sayıda işlem yapılabildiğini belirterek, yapılan alım satım işlemlerinin hiçbir geçerliliğinin olmadığını açıkladı. 

Açıklamada, "Söz konusu işlemlere derhal müdahale edilerek, müşterilerimizin ve bankamızın zararına hiçbir şekilde sebebiyet verilmemiştir" denildi.

NE OLMUŞTU?


Gece yarısından önce gerçekleşen ve yaklaşık 15-20 dakika süren olayda Halkbank sisteminde dolar 3.72, Euro ise 4.32 satış kuru ile gösterilmiş ve bu süre zarfında bu kurdan alım yapılmasına sistem izin vermişti.

KAYNAK: SABAH

15 Ağustos 2018 Çarşamba

İş dünyası dolar kurunu sabitledi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Kur saldırılarına karşı iş dünyası da karşı atağa geçti. Turizm, fuarcılık ve AVM sektörü kuru sabitledi. Tekstilciler dolar bozduracak. Mobilyacı ve otomotivciler TL’ye döndü. İnşaatçılar da ABD menşeli ürün kullanmayacağını açıkladı
Döviz kurları ile Türkiye'ye diz çöktürme operasyonuna karşı tüm Türkiye birlik oldu. Vatandaşlar döviz bozdurmaya koşarken, tekstil, turizm, perakende, otomotiv, inşaat, mobilya ve fuarcılık sektöründe birçok firma dolara karşı kuru sabitledi.

TEKSTİLDE ORTAK HAREKET

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği öncülüğünde 5 hazır giyim ihracatçı birliği ile 11 derneğin başkanı bugün bir araya gelerek ortak deklarasyon yayımlayacak. Başkan Mustafa Gültepe, "Döviz borcu olanlar dışında sektörün tüm oyuncularına dolar bozdurmaları yönünde çağrıda bulunacağız" dedi. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hadi Karasu da, iç piyasada reel kur değeri neyse fiyatları ona sabitleyeceklerini belirterek, şöyle konuştu: "Ülkemize döviz girdisi sağlamak için bugüne kadar gidilmeyen, ucuz fiyat verdiği için rafa kaldırılan her türlü siparişi alacağız. İhracatı en yüksek seviyeye çıkarmamız gerekiyor. Bu bir vatani görevdir." Merter Sanayici İşadamları Derneği de dolar kurunu 4 liraya sabitledi. Yerli sermayeliler başta olmak üzere Türkiye'deki AVM'lerin üçte ikisi kirada ya kur sabitlemesine ya da TL'ye geçti. Bazı AVM'ler ortak giderlerde de indirime gitti.

TURİZMDE KUR ARTMIYOR

Kur saldırısına karşı bir adım da turizmcilerden geldi. Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, "Yurtdışı turlarda doları 5.99'a, euroyu 6.99'a sabitledik. Yurtdışı ekstra turlarda yüzde 50 indirim yapıyoruz" dedi. Etstur Yurtdışı Turlar Müdürü İbrahim Cenk Okumuş da, yüksek bütçeli yurtdışı turlarının sayısı ve kontenjanlarını azalttıklarını belirterek, "Yunanistan'a ya da Bulgaristan'a giden çok ucuz fiyatlı turlarımız var. Bu dönemde otobüslü turlarımıza talebin artacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

OTOMOTİV VE MOBİLYA TL'YE DÖNDÜ

Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu Başkanı Aydın Erkoç, Türkiye'de 44 ilde faaliyet gösteren federasyona bağlı tüm oto galericiler sitelerinde bundan böyle alışverişlerin TL ile yapılacağını söyledi. Mobilya Sanayii İşadamları Derneği Başkanı Nuri Gürcan da, sektörde ödemelerin tamamen nakde döndüğünü bildirdi.

İNŞAATLARDA ABD ÜRÜNÜNE YER YOK

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bakanlık olarak inşa edilecek yapılarda ABD menşeli inşaat malzemelerinin kullanılmayacağını açıkladı. Anadolu Yakası İnşaat Mühendisleri Derneği Yönetim Kurulu, yerli ürüne geçme kararı aldıklarını belirterek, tüm üyelerin satış ve kira anlaşmasını TL cinsinden yapacağını kaydetti.

FUARCILIKTA DA KUR ARTMAYACAK

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekip Avdagiç, fuar iştirakçilerine destek olmak için doları 4 liraya sabitlediklerini ifade etti. Discovery Event Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Ete ise İslam İşbirliği Teşkilatı Ticareti Artırma Kurumu ile yaptıkları işbirliği neticesinde Türkiye'de yaptıkları Dünya Helal Fuarı'nın yurtiçi satışlarında euroyu 5 TL'ye sabitlediklerini söyledi. Ete, "5 TL üzerinden aldıklarımızın da aradaki farkın ödemesini sağlıyoruz" dedi.
KAYNAK:SABAH

14 Ağustos 2018 Salı

Bakan Albayrak'tan önemli Türk Lirası açıklaması

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dolar kurundaki hareketlilik ve ABD ile yaşanan sürece ilişkin açıklamalar yaptı. Konuşmasında doların artık güvenirliğini yitirdiğini vurgulayan Albayrak, "Ticaret ve alışverişlerde kendi paramızı kullanmayı sağlayacağız" dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dolar kurundaki hareketlilik ve ABD ile yaşanan sürece ilişkin açıklamalar yaptı. Konuşmasında doların artık güvenirliğini yitirdiğini vurgulayan Albayrak, "Ticaret ve alışverişlerde kendi paramızı kullanmayı sağlayacağız" dedi.



Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak SETA'nın düzenlediği, 'AK Parti'nin kuruluş yıl dönümü' sempozyumunda konuştu. Albayrak döviz kurundaki hareketliliğe ilişkin, "Serbest piyasa kurallarında kalarak gereken tüm araçları devreye sokarak adım atmaya devam edeceğiz. Firmaları daha da rahatlatacak adımlar atılacak. Bu süreç bize eksik kaldığımız yönleri gösterdi" dedi. Türk Lirası'nı korumaya yönelik adımları atmaya devam edeceklerini dile getiren Albayrak, "Aksiyon planımız çerçevesinde önümüzdeki günlerde firmaların döviz riskini azaltmaya yönelik gerekli düzenlemeye adım adım hayata geçireceğiz. Ve aynı zaman ticaret ve alışverişlerde kendi paramızı kullanmayı sağlayacağız. Önümüzdeki dönemde göreceksiniz Türk Lirası'nı daha güçlü göreceğiz" ifadelerini kullandı.
Berat Albayrak'ın açıklamalarından satırbaşları:


FİRMALARIMIZI DAHA DA RAHATLATACAĞIZ


16 yıldır Cumhurbaşkanlığı liderliğinde ekonomide büyük bir başarı hikayesi yazmış AK Parti kadrolarının son 5 yıldır doğrudan terör örgütleriyle çok farklı siyasi ve uluslararası sınamalara maruz kalan ülkemiz ilk defa küresel ve finansal sitemin en büyük oyuncusu tarafından hedef alındı.10 Ağustos'ta TL'ye saldırı en üst düzeyden ilan edildi. Kurumlarımız çok sağlam kararlı bir duruş ortaya koydular. İlk günden itibaren paydaşlarla çok yakın bir çalışma ve aksiyon planı oluşturdu. Merkez Bankamız ve BDDK piyasalardaki baskıyı azaltmak için gerekli tüm tedbirleri aldı.Gereken tüm piyasa araçlarını kullanarak adımlarımızı atacağız. Reel sektöre ve bankalara yönelik bir dizi tedbir uygulamaya devam edeceğiz. Yapılandırmaları daha net bir çerçeveye oturmuş olacağız. Bankalarla kredilerin yeniden yapılandırılmasına yönelik çerçeve düzenlemesinde bir noktaya geldik. Kur artışından etkilenen firmaları tespit ederek, firmalarımızı daha da rahatlatmaya devam edeceğiz.


ARTIK DOLAR GÜVENİRLİĞİNİ YİTİRMİŞTİR


Avrupa'dan yükselen tepkileri önemsiyoruz. Vatandaşlarımız algı operasyonlarını püskürttü. Artı dolar güvenilirliğini yitirmiştir. Tüm ülkeler kendini bu güvensizlikten kurtarmak için milli parayla ticareti önemsemeye başlamıştır. Aksi takdirde bir kelebek etkisi ile küresel ticareti sarsacaktır. Biz de Türk parasını daha korumaya yönelik adımları atmaya devam edeceğiz.


KENDİ PARAMIZI KULLANMAYI SAĞLAYACAĞIZ


Banka mevduatlarından önemli çıkış olmaması vatandaşların algı operasyonlarını nasıl püskürttüğünü net şekilde ortaya koyuyor. Bankacılık sektörümüz yoluna çok daha güçlü bir şekilde devam etmektedir. Tüm paydaşlarla gerekli adımları atarak. Bankacılık sektörümüzü çok daha güçlü bir yapıya kavuşturmak için emin adımlarla ilerliyoruz. Milletimiz dimdik ayakta durmaktadır. Bu aziz milletin bir ferdi olmaktan ne kadar gurur duysak azdır. Özellikle dövizle borçlanan firmaların riskleri azaltmak için gerekli adımları atmıştık. Aksiyon planımız çerçevesinde önümüzdeki günlerde firmaların döviz riskini azaltmaya yönelik gerekli düzenlemeye adım adım hayata geçireceğiz. Ve aynı zaman ticaret ve alışverişlerde kendi paramızı kullanmayı sağlayacağız. Önümüzdeki dönemde göreceksiniz Türk Lirası'nı daha güçlü göreceğiz. Piyasalarda ne panik ne de endişe havası oluşturabildiler.


YUMRUĞUNU SIKANA YANAĞIMIZI DÖNMEYECEĞİZ


2008 finansal krizinden bugüne kadar sadece 7 milyondan fazla istihdam üretmiş Türkiye'den bahsediyoruz. Enflasyon ve cari açığa karşı her türlü politikayı oluşturmak bakanlığımızın görevidir. Maliye politikasının çıpa olma özelliği daha da güçlenerek devam edecek. Önümüzdeki dönemde sonuç odaklı etkili reformlar politika çerçevemizin en önemli parçası olacaktır. İlk günden beri doğrudan 81 milyon vatandaşımızı ve cebini hedef alan bu saldırı için kazanacağız diyorum. Biz bu millete inanıyoruz. Özel sektörümüze, gençlerimize inanıyoruz. Elini uzatana elimizi uzatıp sıkacağız. Yumruğunu sıkana da yanağımızı dönmeyeceğiz. Yeter ki millet olarak birlik ve beraberliğimizi kaybetmeyelim. Bunu yaptığımız sürece girdikleri her girişim sakalımızı kesmek için uzattıkları kollarını kaybetmekten başka hiçbir şeyle neticelenmeyecek.

"Yalnız kalmaya mahkum olacak" 

Başta Avrupa olmak üzere birçok ülkeden, Türkiye'ye karşı gerçekleştirilen saldırıya net tepkiler geldiğine işaret eden Albayrak, Almanya ve İtalya'dan gelen açıklamaların yaşanılan sürecin ne kadar haksız ve art niyetli olduğunu, diplomasinin hiçbir yönüyle bağdaşmadığını çok açık ve net şekilde gösterdiğini belirtti.
Albayrak, bu süreçte sağduyulu açıklamaların Türk milletinin Avrupa'ya olan güvenini de güçlendireceğini belirterek, şunları söyledi:
"Bugün bu ülke, yarın başkası bu işi bir ekonomik ilişkiden siyasi platformda bir yere çekiyorsa emin olun bugün bunun etkisinden daha fazlası yarın gelebilir. Bölgesinde yaşananlara rağmen yatırımcılar için güvenli liman olan Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerini pozitif gündem ve bunun da ötesinde daha da ileriye yönelik bir iş birliği içinde güçlendirmesi, dünyayı tehdit eden bu tip gerilimlere, bozulmaya çalışılan ticaret iş birliklerine ve küresel finans sistemini tehdit edenlere en güzel cevap. Sadece kendi siyasi hedef ve çıkarları için istediğine yaptırım uygulamaya çalışan anlayış eninde sonunda yalnız kalmaya mahkum olacaktır."

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Faiz döviz ve enflasyon

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ekonominin bir süredir imdat sinyalleri verdiği herkesin gördüğü ve kabul ettiği bir durumdur. Seçim öncesindeki siyasi atmosferden ekonominin olumsuz etkilenmesi anlaşılabilir bir durumdur. 

Ancak, mesele bu kadar basit değildir. Faiz, döviz ve enflasyonun seyri çok daha ciddi sorunların olduğunu ve acil tedbirler alınması gerektiğini gösteriyor.


YATIRIM VE ÜRETİM

          
Bizim ekonomiden anladığımız, ana hatlarıyla yatırım ve üretimdir. Zira, üretmeyen ve yatırım yapmayan bir ekonominin kalıcı olması da, ileri gitmesi de mümkün değildir. Sorunun esas kaynağı da budur. 

Yatırımların Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdığı doğrudur, ama bunların kaynağı ve verimliliği tartışmalıdır. 

Yabancı sermayeye asla karşı değiliz. Bütün mesele, gelen sermayenin ne kadar katma değer ürettiğidir. Borçlanma ekonominin bir başka ihtiyacıdır. Burada da mesele alınan borcun nerelerde kullandığı ve nasıl dönüştüğüdür.

Ekonominin genel gidişatına bakılırsa yabancı sermayenin rant elde etmeden ileri gidemediği, borçlanmanın geri dönüşümü zora soktuğu ve geneli itibariyle yatırımların yeterli katma değeri üretemediği kendiliğinden ortaya çıkar. 

Özellikle alt yapı yatırımlarının ekonomik anlamda karşılığını almanın zor ve zamana bağlı olduğu bir gerçektir. Fakat Türkiye'nin artık bu kısır döngüden kurtulması ve yatırımlarda verimliliğe yönelmesi zaruri bir ihtiyaçtır.

EKONOMİNİN KARA DELİĞİ

          
Üretim çok yönlüdür. Turizm de bunun içindedir, tarım ve hayvancılık da buraya dahildir. Teknolojiden inşaat sektörüne, beyaz eşyadan otomotive ve enerjiye kadar geniş bir yelpazesi vardır. 

Turizmin geçtiğimiz 3 yılda büyük bir türbülansa girdiği ve bunun ekonomiye olumsuz etkisinin bir hayli yüksek olduğunu unutmamak gerekiyor. 

Yüksek teknolojiye geçmekte yeteri kadar hızlı davrandığımızı da ne yazık ki söyleyemiyoruz. Otomotiv, inşaat ve tekstil ana kalemleri oluşturuyor. 

Tarım ve hayvancılıkta bir açmaza düştüğümüz ülkeyi yönetenler de kabul ediyor. 

Et fiyatlarının durumu her şeyi anlatmaya yetiyor. Açığımızı ithalatla kapatmaya uğraşıyoruz, ama bundan da beklediğimiz sonucu bir türlü alamadık. Enerji başlı başına bir sorundur ve ekonominin kara deliğidir.

ENFLASYON

         
Ekonominin ana hatları böyle olunca, sonucu da ne yazık ki iç acı olmuyor. Dövizin bu kadar zıplamasının altında da bu sağlıksız yapı var, faizin alıp başını gitmesi de buna bağlıdır. Faiz ve dövizin kontrolden çıkmasının kaçınılmaz sonucu, enflasyon olmaktadır.

 Buna biraz da Türkiye'de siyaseti dizayn etmek dış çevrelerin ekonomi üzerinden yaptıkları saldırılar eklenirse bugün yaşadıklarımız kaçınılmaz hale geliyor. 

Terörle mücadele, Zeytin Dalı Haraketı gibi dışarıda yaptığımız operasyonlar, Suriye'den gelen mültecilerin yükü, seçim masrafları da hesaba katılması gereken ve ekonomiyi büyük ölçüde olumsuz etkileyen diğer kalemlerdir.

DOĞRU TEŞHİS DOĞRU TEDAVİ

          
Tespiti doğru yapmazsak, teşhisi doğru koyamayız. Doğru teşhis olmayınca da, tedavi zorlaşır. Ekonominin bıçak sırtında olduğunu ve bu şekilde devam edilemeyeceğini, ivedi olarak bir şeyler yapılması gerektiğini şimdi yazıyor değiliz. 

Durum iç açıcı değildir. Faiz ve enflasyon ekonominin kurdudur ve karşılığı zam ve vergidir. Dolayısı ile bu durum toplumu da yakından ilgilendirmektedir. Nitekim, zamlar sarsıcı bir hal almaya başlamıştır. 

Geçen yıl bu zamanlar 25 kuruşa aldığımız küçük şişe su, bu yıl 50 kuruş olmuştur. Gerçek enflasyonu bu örnek ortaya koyuyor. 

Ekmeğe yeni zamlar kapıdadır ve bunun dalga dalga yayılmasının önüne geçmek bir hayli zordur. Buna bir de işsizlik eklenirse sıkıntının çok daha büyüyeceği kendiliğinden ortaya çıkar.



BAHANE KALMADI

          
Yeni bir sisteme geçilmiştir. Yürütme tamamen siyasi çekişmelerin olumsuzlukların dışındadır. 

Cumhurbaşkanı hiçbir denge gözetmeden, istediği gibi bir hükümet kurma imkanına sahiptir. Artık çok daha hızlı ve etkili karar alma ve uygulama dönemine geçilmesi gerekmektedir. Yeni hükümeti bekleyen yığınla sorun var. 

Ancak ekonomiye çeki düzen verilmesi ve bu olumsuz gidişin durdurulması en acil olanlardandır.Siyasette sağlanan istikrarın, ekonomiye de biran önce yansıtılması yüksek beklentidir. 

Yasal düzenleme gerekiyorsa, bu konuda da bir sorun çıkmayacaktır. MHP ittifak ruhuna bağlı kalacağını ve ülkenin faydasına olacak her şeyde hükümete tam destek vereceğini ilan etmiştir. Bahane kalmamıştır bir an önce bir silkinme dönemine geçilmelidir.

GEÇİCİ TEDBİRLER YETMEZ

          
Faiz, döviz ve enflasyon birbirine bağlıdır. Dolayısı ile kapsamlı ve kalıcı bir program yapılmalıdır. Geçici tedbirlerle sadece faizi düşürerek, günlük müdahalelerle dövizi kontrolde tutarak belki günü kurtarırız, ama fazla mesafe alamayız. 

Teşvik tedbirleri, yeni paket açıklamaları ile de bir yere varamadığımızı artık görmemiz ve anlamamız gerekmektedir. 

Daha verimli yatırımlara yönelmek ve mutlaka üretimi arttırmak zorundayız. Tarımdan teknolojiye, sanayiden otomotive, tekstilden inşaata ve enerjiye kadar her alanda yeni ve uzun vadeli tedbirlere ihtiyaç var. 

İşin uzmanları çok daha ayrıntılı ve kalıcı programlardan bahsetmektedirler. Bu kısır döngüden kurtulmak, yeni sistemin önünün açılması ve bütün itirazların boşa çıkarılması bakımından da hayati önemdedir.

24 Ağustos 2020 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye Oruç Reis ve donanma faaliyetlerinden geri adım atmayacak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye ne Oruç Reis gemimizin ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır." dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye Oruç Reis ve donanma faaliyetlerinden geri adım atmayacak

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu.


Erdoğan, konuşmasına, başta Giresun olmak üzere Karadeniz'in bazı illerini etkileyen afette hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek başladı.
Millete, bölge halkına ve vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Erdoğan, halen arama çalışmaları süren vatandaşlardan bir an önce mutlu haberler almayı temenni etti.
Erdoğan, afetin duyulduğu andan itibaren devletin tüm kurumları ve imkanlarıyla halkın yanında yer aldığını belirterek, bugünkü Kabine Toplantısında da bölgede yürütülen çalışmaları ve durumu etraflıca değerlendirdiklerini aktardı. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Vatandaşlarımızın yükünü daha da hafifletmek amacıyla, Giresun'daki vergi mükelleflerimizi, 22 Ağustos 2020'den 30 Kasım 2020 tarihine kadar mücbir sebep hali kapsamına alıyoruz. Bu tarihler arasında verilmesi gereken beyanname ve bildirimlerin süresini 15 Aralık 2020'ye, yine bu bildirimlere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süresini de 31 Aralık 2020'ye kadar uzatıyoruz. 22 Ağustos tarihi öncesinde tahakkuk etmiş olup vadesi bu tarihten sonrasına rastlayan ya da resen veya idarece tarh edilen her türlü vergi, ceza, geçici veya gecikme faizinin ödeme sürelerini de 31 Aralık 2020'ye erteliyoruz. Sigortalıların mücbir sebep dönemine ilişkin prime esas kazanç ve hizmet bilgilerinin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile bildirilmesinin zorunlu olması durumunda, bu beyannamelerin vergi kesintilerine ilişkin kısmının beyan ve sürelerini de uzatıyoruz. 2020 yılı 3'üncü geçici vergi dönemine ilişkin geçici vergi beyannamelerinin de alınmamasını kararlaştırdık. Yine mücbir sebep hali kapsamındaki amme borçlularından 29 Ocak 2021 tarihine kadar başvuruda bulunanların, her türlü amme alacaklarını faizsiz bir şekilde 24 ay süreyle erteliyoruz."
Giresun'daki faal mükelleflerin vergi daireleri ile mal müdürlüklerine olan borçlarına da tecil ve taksit imkanı getirdiklerini ifade eden Erdoğan, "Hasar tespit çalışmalarının ardından hemen temizleme ve yeniden inşa faaliyetlerine başlayacağız. Gerek altyapıda gerek ev ve iş yeri gibi yerlerde gerekse üretim alanlarında ortaya çıkan kayıpları en kısa sürede telafi edeceğiz. Rabb'im ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin." dedi.

"Yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin pek çok yeri gibi Karadeniz'de de geçmişte şartların zorlamasıyla yaşanılan, coğrafyanın gerçeklerini yeteri kadar dikkate almayan bir yapılaşma ortaya çıktığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"İrademizi ve gücümüzü aşan deprem, sel, heyelan gibi afetler bizi önceliklerimizi değiştirmeye mecbur bırakmıştır. Bir süredir bu konudaki hassasiyetimizi hem kentsel dönüşüm çalışmaları hem yeni imar planları hem estetik önceliği ile zaten hayata geçiriyorduk. Yaşadığımız her afet, bizi bu konuda daha kararlı hareket etmeye yöneltmektedir. İnşallah hep birlikte bizden sonraki nesillere her bakımdan daha güvenli ve yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız. Ülkemizdeki 83 milyon vatandaşımızın her birinin de aynı anlayış ve kararlılıkla hareket edeceğine inanıyorum. Özellikle ekranlarda izlediğimiz Giresun Dereli tamamıyla.... Dereli'nin merkezinin nasıl kayalarla dolup taştığını, bütün mağazaların, dükkanların ne durumda olduğunu gördük. Aynı şekilde Espiye, aynı şekilde merkez..."
Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un olay olur olmaz afet bölgesine geçtiğini, burada Giresun milletvekilleri ile çalışmaları yerinde izlediklerini, atılması gereken adımları attıklarını söyledi.

"Giresun'a iki bakan daha gidecek"

Jandarmalardan şehit olanların, sivil vatandaşlardan hayatını kaybedenlerin bulunduğunu, yaralılar olduğunu belirten Erdoğan, bunların takibinin yapıldığını ifade etti.
Bakan Pakdemirli'nin çıkan yangın nedeniyle Giresun'dan Adana'ya geçtiğini dile getiren Erdoğan, şimdi de Giresun'a Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez'i de göndereceklerini anlattı.
Erdoğan, bakanların, kara yollarında, enerjide bir sıkıntı olup olmadığını yerinde takip edeceğini, Karayolları Genel Müdürü orada olmasına rağmen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun da orada bulunmasını istediğini aktardı.
Altyapı ile ilgili sıkıntıların bir an önce giderileceğini belirten Erdoğan, "Çöken köprüler var. Bu köprülerin yeniden inşası ve bununla birlikte atılacak başka ne gibi adımlar varsa bu adımların atılması Bakanlarımızın nezaretinde olsun istiyoruz." ifadelerini kullandı.

Karadeniz'deki doğal gaz rezervi

Erdoğan, Türkiye'nin kalkınma mücadelesindeki en büyük sıkıntılarından birinin enerjideki yüksek oranlı dışa bağımlık olduğunu ifade etti.
Erdoğan, Türkiye her ne kadar ufak tefek petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olsa da bunların, ihtiyacın yanında adeta devede kulak misali kaldığına işaret ederek, "Büyüyen bir ülke olarak enerji ihtiyacımızın sürekli yükselmesi, dışarıya ödediğimiz kaynağın da hep artması anlamına geliyordu. İhracatımızı fevkalade artırmamıza rağmen enerjideki bu yapısal sıkıntı sebebiyle cari açığımızı bir türlü kapatamıyorduk." diye konuştu.
Önce yerli ve milli imkanları seferber ederek enerjideki bu dev açığa kısmi de olsa bir çözüm getirmeye çalıştıklarını, elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynak oranını üçte ikinin üzerine çıkardıklarını ancak petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığın bulunduğunu belirten Erdoğan, milli enerji ve maden politika belgesini 2017'de kamuoyu ile paylaşarak bu çerçevede yeni bir dönemi başlattıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, derin deniz aramaları için ilk sondaj gemisini alarak "Bismillah" dediklerini, ardından ikinci sondaj gemisini, bu yılın başlarında da üçüncü sondaj gemisini aldıklarını anlattı.
"Fatih, Yavuz, Kanuni adını verdiğimiz bu derin deniz sondaj gemileriyle dünyanın en büyük filolarından birine sahip olduk." diyen Erdoğan, bunlarla birlikte de Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemilerini hizmete soktuklarını anlattı.
Doğu Akdeniz'de yürüttükleri çalışmaları engellemek isteyenlere karşı gerektiğinde zor kullanma pahasına Türkiye'nin haklarına sahip çıkacaklarını gösterdiklerine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yetki alanları yanında Libya ile yaptığımız anlaşmanın ülkemize tanıdığı imkanları sonuna kadar kullanmak üzere harekete geçtik. Akdeniz'in en uzun kıyısına sahip devleti olarak ülkemizin hakkının, hukukunun, çıkarlarının gereğini tereddütsüz bir şekilde yerine getirdik. Bunlarla yetinmedik. Karadeniz'i de arama alanımıza dahil ettik. Azim ve kararlılıkla bu çalışmaları hayata geçiren eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Berat Albayrak ile halihazırdaki bakanımız Fatih Dönmez beylere buradan bir kez daha şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum."

"Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı 2, 3, 4 devam edecek"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nihayet 9. sondajda ülkenin bugüne kadar tespit ettiği en büyük rezervi bularak emeklerinin karşılığını aldıklarını belirtti.
Karadeniz'de Sakarya Gaz Sahası adını verdikleri bölgede 320 milyar metreküp rezerve sahip doğal gaz kaynağı keşfettiklerini dile getiren Erdoğan, ülkenin geleceği açısından hayati öneme haiz bu müjdeyi geçen cuma günü milleti ile paylaştıklarını hatırlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Tespit edilen rezervin çok daha büyük bir kaynağın ilk habercisi olduğu yönünde kuvvetli bulgular var, inşallah bu müjdenin devamı gelecek. Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı 2, 3, 4 devam edecek. Bu kuyuların sayısının tabi fazla oluşu, oradaki ümitlerimizi çok daha artırıyor. Gazın fiilen milletimizin hizmetine sunulması 2023 yılını bulacak. Önümüzdeki süreçte, Akdeniz'de de benzer müjdeli haberler alacağımızı ümit ediyoruz. Ülkemiz, artık enerji liginde en üst basamağa çıkmış bulunmaktadır. Elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynaklarla bağımsızlığını ilan eden Türkiye, doğal gaz ve petrolde de benzer bir seviyeye ulaştığında Allah'ın izniyle önünde yepyeni bir dönem başlayacaktır.
Bu vesileyle güneş enerjisi konusunda büyük bir hamle başlatıp hem yerli ve yenilenebilir enerji potansiyelimizi yükselteceğimizi hem de atıl kaynakları ekonomiye kazandıracağımızı belirtmek istiyorum. Yıllardır dışarıya oluk oluk akıttığımız kaynaklarımızı artık kendi ülkemizin kalkınması, milletimizin zenginleşmesi, hedeflerimizin gerçekleşmesi için kullanacağız."

"İnsanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz"

Erdoğan, Türkiye'nin geleceğin yüksek teknolojiye dayalı dünyasında yer alınmasını sağlayacak çalışmaları da ihmal etmediklerini belirterek, savunma sanayinden ticari kullanımlara kadar her alanda Türkiye'yi hak ettiği seviyeye çıkartacak çalışmaları desteklediklerini, teşvik ettiklerini anlattı.
Kazandıkları her başarının milletin özgüvenini yükselttiğini, daha büyük projelere yönelmesini sağladığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Yıllarca bu milletin önünü kesenlerin kullandığı araçların tümünü yerle yeksan ediyor, insanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz. 'Yapılamaz' denilen ne varsa yaptık, 'cesaret edilemez' denilen ne varsa cesaret ettik. 'İzin vermezler' denilen ne varsa izin istemeden yapılabileceğini gösterdik. 'Bedel ödetirler' dedikleri ne varsa gerektiğinde bedelini ödeyerek başardık. Bize 'yıkılmaz kaleler' olarak gösterilen sırça köşkleri harekatlarımızla tuzla buz ettik. Bize 'aşılmaz bentler' olarak gösterilen kilden duvarları cesaretimiz ve atılganlığımızla yıktık geçtik. Bize önünde ayakta kalınamaz seller gibi gösterilen yaptırım tehditlerini sağlam duruşumuzla birer birer boşa çıkardık. Maruz kaldığımız çifte standartlara, çiğnenen teamüllere, ihanet edilen değerlere, ayaklar altına alınan ilkelere rağmen girdiğimiz yoldan geri dönmedik. Siyasette, ekonomide, askeri alanda kendi kararlarını kendi alan, kendi hedeflerini kendi belirleyen, kendi projelerini kendi uygulayan bir Türkiye inşa ettik. İnşallah en zorlu dönemi geride bıraktık. Artık ektiğimiz tohumların hasadını toplamanın, verdiğimiz emeklerin karşılığını görmenin, yaptığımız fedakarlıkların bedelini almanın vaktidir. Bu zorlu mücadelede ülkemizin ve milletimizin yanında yer alan herkesten Allah razı olsun diyorum. Yine bu süreçte kendi halkının safında yer almak yerine gavurun kılıcını çalmayı, Amerika'da, Avrupa'da, Körfez'de hazırlanan senaryoların figüranlığına soyunmayı tercih edenleri de milletimize havale ediyoruz. Rabbim kimseyi teröriste terörist diyemeyen, darbeye darbe diyemeyen, düşmana düşman diyemeyen, milletinin sevinci ile sevinemeyen, üzüntüsüyle üzülemeyen mankurtlardan eylemesin diyorum. Siyasi rekabetle ülkesinin ve milletinin çıkarları arasındaki farkı göremediği için kin, nefret, husumet çukurunda boğulanları kendi akıbetleri ile baş başa bırakıyoruz. Biz 83 milyon milletimizle birlikte daha güçlü, daha büyük, daha huzurlu, daha müreffeh, daha güvenli bir geleceğe doğru başlattığımız bu kutlu yürüyüşü sürdüreceğiz. Bu kutlu yolda bize destek olan, bizimle yürüyen herkesten Allah razı olsun."

"Ülkemiz, toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer alanlarda ülkeye diş geçiremeyenlerin hep yaptıkları gibi yine ekonomiye saldırdıklarını vurgulayarak, "Klasik hale gelen döviz kuru, faiz, enflasyon şer üçgenini bir kez daha başımıza musallat etmek için tüm güçleriyle yükleniyorlar. Halbuki ülkemiz, toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır. Merkez Bankamızın mevcut rezervinin 45,4 milyar doları döviz ve 42,8 milyar doları da altın cinsindedir." bilgisini verdi. 2016 yılında altın rezervinin sadece 14 milyar dolar seviyesinde olduğuna işaret eden Erdoğan, "Hem yurt dışındaki altını ülkemize getirerek hem ülkemizde çıkan tüm altını Türk Lirası üzerinden alarak altın rezervimizi yaklaşık üç kat artırdık." dedi.
Türkiye'nin, döviz ve altın kıymetleri bakımından gerçekten önemli bir güce sahip olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:
"En büyük rezervi de Karadeniz'in altında bulduğumuzu tekrar hatırlatmak isterim. İnşallah bu müjdenin de devamı gelecek. Diğer alanlardaki çalışmalarımızla Türkiye çok yakında doğal gazda dünyanın en büyük rezervlerinden birine inşallah sahip olacaktır. Buradan elde edilen her kuruş kazanç, doğrudan milletimizin hayat kalitesinin yükselmesini sağlayacak çalışmalara gidecektir. Doğal gazın ucuzlamasıyla konuttan sanayiye kadar her alanda milletimizin cebine ilave kaynak girişi sağlayacağız. Yani burada afaki bir buluştan değil, ülkemizi ve milletimizi gerçek anlamda zenginleştirecek somut bir kaynaktan bahsediyoruz. Bu hakikate rağmen ülkemizle ilgili olumsuz hava pompalayanların bir kısmı bunu zaten doğrusuna yanlışına bakmaksızın taammüden yapıyor. Amaçları aslında siyasi sonuç almaktır. Ekonomiyi bir araç olarak kullanıyorlar. Türkiye aleyhinde pozisyon alanların bir kısmı ülkemizde yanlış mecralardan beslendikleri için yanıltılmak suretiyle böyle bir konuma sürükleniyorlar."

Koronavirüs salgınıyla mücadele

Erdoğan, Türkiye'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı en başarılı mücadele yürüten ülkelerden biri olduğunu söyledi.
Buna rağmen Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlarının Türkiye'yi en kötüler arasına sokma çabasında olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Aynı şekilde tüm dünyanın takdirini kazanan bir doğal gaz rezervi keşfinin ardından ekonomi notumuzu olumsuza çevirenlerin de bu aklı nereden aldığını, ülkemizdeki kimi manşetlerden ve beyanatlardan görebiliyoruz. Tüm dünyanın borç batağına sürüklendiği, sürekli para basarak ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye kendi değerleri üzerinde kararlılıkla yoluna devam ediyor. Özellikle gelişmiş ülkeler milli gelirlerine göre yüzde 90,7 ortalamayı bulan borçluluk oranlarıyla ekonomilerini çevirmeye çalışıyor. Türkiye bu bakımdan kamu borcunun milli gelire oranında yüzde 35,6 ile gerçekten çok iyi bir yerde duruyor. Faiz ödemelerimizin toplam harcamalara oranı da yüzde 10'u aşmıyor. Bunlar gerçekten çok önemli ve ülkemizin güçlü duruşunu gösteren rakamlardır."
Erdoğan, Türkiye'nin maruz kaldığı onca saldırıya rağmen dimdik ayakta kalmasını hazmedemeyenlerin yeni oyun, tuzak ve senaryolar peşinde koşmalarının şaşırtıcı olmayacağını dile getirerek, "Dışarıda yazılan senaryolara içeride figüranlık yaparak sürekli ülkesi aleyhine malzeme üretenler, gerçekleri ters yüz edip anlatarak önümüze engeller dizenler istedikleri kadar uğrasınlar başaramayacaklar. Herkesin bir hesabı vardır ama hiç şüphesiz en büyük hesap sahibi Allah'tır. Biz Rabbimizin hesabına ram olmuşuz. Onun dışındaki her şeyin üstesinden Allah'ın izni ve milletimizin desteğiyle geliriz. Ülkemizin son 7 yılı bunun sayısız örneğiyle doludur." dedi.

"Oruç Reis çok daha kararlı hareket edecektir" 

Oruç Reis gemisiyle yürütülen sismik araştırmalarla ilgili Navtex adı verilen duyurunun süresinin 27 Ağustos'a kadar uzatıldığını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Nokta mı, virgül mü? Buraya ben şimdi bir virgül koyayım. Çünkü bundan sonrası da bunun var. Türkiye'nin Uluslararası Denizcilik Örgütü kurallarına uygun şekilde yürüttüğü bu faaliyetlere karşılık Yunanistan yetkisiz şekilde ve şımarıkça bir edayla kendi Navtex mesajını yayınlamıştır. Her şeyden önce Yunanistan'ın bölgede böyle bir Navtex ilanına hakkı yoktur. Yapılan bu açıklama bölgede bulunan tüm gemilerin kıyı ve seyir emniyetini tehlikeye atan bir şımarıklıktır. Uluslararası hukukta, iyi niyete, komşuluk ilişkilerine aykırı bu tutumuyla Yunanistan kendi kendini içinden çıkamayacağı bir kaosun içine atmıştır. Bundan sonra bölgede yaşanabilecek her olumsuzluğun tek müsebbibi Yunanistan, tek zarar gören de yine bu ülkenin kendisi olacaktır. Yunanistan'ı Türk donanmasının önüne atanların, yarın yaşanacak bir sıkıntıda asla ortada gözükmeyeceklerini bizim kadar Yunanlı komşularımızın da bilmesinde fayda mülahaza ediyorum. Türkiye, ne Oruç Reis gemimizin ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır. Tam tersine bu bölgede hakkını ve hukukunu koruma konusunda çok daha kararlı hareket edecektir. Bundan sonrasını düşünecek ve ortaya çıkacak sonuçlara katlanacaklar, Navtex ilan ettiğimiz bölgede karşımıza çıkacak olanlardır."

"AB'nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş" 

Türkiye'nin yaklaşık 200 yıldır demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi Batı merkezli doğup gelişen ve fakat evrensel değerler haline dönüşen bir çizginin takipçisi olduğunu ifade eden Erdoğan, bu değerlerin önemli bir kısmının ve çok daha ilerisinin milletin medeniyet ve kültür tarihinde mevcut olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin, yaşanılan kayıplara ve acılara rağmen bu değerleri sonuna kadar korumayı yaşatmayı başardığını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Öyle ki Batı toplumlarının tamamının sömürge peşinde koştuğu bir dönemde biz dost ve kardeş olarak gördüğümüz halkların güvenliği ve esenliği için kendi canımızı vermeye devam ediyorduk. Petrol kaynakları için insan canının hiçe sayıldığı dönemlerde, biz önceliğimizi daima yaşamaya ve yaşatmaya vermiş bir milletiz. Bu erdemli duruş Batı'nın kurduğu demokratik ve ekonomik sistemin dünya çapında egemen olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Nitekim biz de Osmanlı'dan itibaren aşama aşama bu sistem içinde yerimizi almanın gayreti içinde olduk. Cumhuriyetin ilanıyla bu doğrultuda çok daha keskin ve geri dönüşü olmayan bir tercihte bulunduk. Gerçi biz bu tercihi yaptık ama Batı'nın bize hiçbir zaman aynı niyetle yaklaşmadığını da kabul etmek durumundayız."
"Hangi reformu yaparsak yapalım, hangi adımı atarsak atalım, hangi değerlerimizden taviz verirsek verelim Batı bizi hiçbir zaman kendisi gibi görmedi." diyen Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu gerçeği Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde bizzat yaşamış bir kişiyim. Avrupa Birliği ile olan görüşmelerin hep içindeydim. Ama Avrupa Birliği liderlerinin hep tutarsızlıklarıyla karşı karşıya olduk. Hiçbir zaman dürüst olmadılar. Hiçbir zaman sözlerinin arkasında durmadılar. Ülkemizin tam üyeliği için hangi şartları önümüze getirdilerse 'tamam' dedik, ne dedilerse yaptık, ne istedilerse taahhüt ettik. Fakat sonuçta ortaya çıktı ki Avrupa Birliği'nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş. O güne kadar önümüze getirilen her şey oyalama taktiğinden ibaretmiş."

"Fırat Kalkanı Harekatımıza bile bu ülke destek vermedi" 

Söz konusu süreçte Avrupa Birliği'nin bir değerler ve ilkeler bütünü değil, bir grup ülkenin saplantılarının esiri bir yapı olduğunu gördüklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hala da aynı saplantıyla bize yaklaşıyorlar. Ülkemize karşı teröristleri destekliyorlar. İşte Yunanistan'dan teröristler giriyor, FETÖ'sü giriyor, PKK'sı giriyor. Gittiği yer neresi Almanya. Almanya'da bunlara oturum da veriyorlar. Bir diğer kısmı da bakıyorsunuz Fransa'ya gidiyor. Bir diğer kısmı bakıyorsun bir başka yere gidiyor ve onlara buralarda ev sahipliği yapıyorlar. Dostluk bu mu? Bunlarla baş başa oturup konuştuğumuz zaman maalesef bunları inkar da ediyorlar. Her türlü marjinal grubu destekliyorlar, her türlü sapkınlığı destekliyorlar. Bir tek bu ülkenin istiklali ve istikbali uğrunda gerektiğinde hayatını feda etmeyi göze alan milletine saygı duymuyor, onun yanında yer almıyorlar. Türkiye'ye karşı sergilediği iki yüzlü tavır Avrupa Birliği'nin sonunda ilanı olmuştur. Artık dünyada hiç kimse bu birliğe bir değerler ve ilkeler manzumesi olarak bakmıyor."
Erdoğan, Amerika'daki kimi çevrelerden de benzer bir yaklaşıma maruz kaldıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Bu ülke yıllarca NATO ittifakının doğu kanadının en önemli üyesi olan Türkiye'yi terör örgütleri ile mücadelesinde yalnız bırakmıştır. DEAŞ'a karşı Suriye'de başlattığımız ve bugün dördüncü yıl dönümü olan Fırat Kalkanı Harekatımıza bile bu ülke destek vermedi. Ne yazık ki bir terör devleti kurulmasını da önünü açtılar. Bu terör devletinin kurulması ile ilgili olarak da her türlü silah desteğini binlerce kamyonlarla, evet Fırat'ın doğusuna yığdılar. Bunları konuştuğumuz zaman kendileriyle 'yok böyle bir şey' dediler. Hepsi var. Kayıtlarımızda var, istihbari bilgilerimiz de var, var oğlu var. Hatta bununla kalmamış PKK/YPG terör örgütüyle bir olup ülkemize karşı pozisyon almışlardır. Demokratik hukuk devleti yerine terör örgütleriyle hareket etmeyi tercih eden bu hastalıkta zihniyet Amerikan siyasetini esir almıştır. Ülkemiz, terör örgütlerinin saldırılarına uğradığında kafasını çeviren, darbeye maruz kaldığında heyecanla neticeyi bekleyen, darbeciler yenilince hepsine kucak açan bu zihniyet demokrasinin yüz karasıdır. Daha acısı, Amerika'daki politikacıların Türkiye'yle ilgili faşist planlarını, niyetlerini, hesaplarını gizleme gereği dahi duymadan ifşa edebilmesidir."

ABD Başkan Adayı Biden'ın açıklamaları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkan Adayı Joe Biden'ın açıklamalarına tepki gösterdi.
"Türkiye'de darbeyle yapamadıklarını muhalefeti destekleyerek gerçekleştirmeyi düşündüklerini' kameralar önünde söylemekten çekinmiyorlar. Ya dostluğumuz var, oturup konuşmuşluğumuz var, en azından bir oturup çay içmişliğimiz var. Böyle bir ifadeyi bizim için nasıl kullanırsın ama kullandılar." değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, bu hezeyana cevap vermesi gerekenin kendilerinden önce muhatap olarak gösterilen muhalefet olduğunu vurguladı.
Kendisinin bu açıklamalara cevap vermediğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ülkemiz muhalefeti, bu ağır ithama tepkisini tüm şiddetiyle ortaya koymak yerine konunun niye aylar sonra gündeme geldiği gibi bir zırvanın arkasına sığınmayı tercih etmiştir. Çünkü bunların kafasında askeri darbeden hukuk ve emniyet darbesine, siyasi darbeden toplumsal kaosa ve teröre kadar her türlü faşist yol ve yönteme yer vardır. Hayatlarının hiçbir döneminde umutlarını millete bağlamamış, gözleri hep dışarıya dönük olan bu siyasi anlayış Türkiye'nin en büyük ayıbı ve kayıbıdır. Seçimlerde delikanlıca milletin karşısına çıkıp yarışmaya bile cesaret edemiyorlar. Bunun yerine şeytana pabucunu ters giydirmeyi hedefleyen binbir alavere dalavere ile siyaset mühendisliği oyunu oynuyorlar. Türkiye ve Türk milleti için kalplerinde hiçbir hayali, kafalarında hiçbir projesi olmayanların tek yapabildikleri onun külahını buna, bunun külahını ona giydirmek suretiyle illüzyon peşinde koşmaktır. Biz, 'harbi olun, hasbi olun, mert olun, delikanlı olun, yenileneceksiniz, öyleyse şerefinizle yenilin', bunu söylüyoruz. Onlar Amerika'dan Avrupa'ya, terör örgütlerinden marjinal gruplara kadar gördükleri her melanete sarılıyorlar. Kin, husumet ve bağnazlıkla kararan gönüller gözleri de kör ediyor. Hem de öyle bir kör ediyor ki kimlerle yürüdüklerine, kimlerden destek aldıklarına, kimlere hizmet ettiklerine dahi bakmıyorlar."
Erdoğan, Türkiye siyasetinin tek mottosunun "Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin" haline dönüşmesinin yüreklerini acıttığına işaret etti.
"Biz milletimizin desteğiyle sandıkla geldik, gideceksek de öyle gideriz." diyen Erdoğan, bunun kararını, terör örgütlerinin, marjinal sapkın grupların, ABD'nin, Avrupa'daki husumet odaklarının veremeyeceğini, tek karar merciinin millet olduğunu vurguladı.
Milletin iradesi dışında yol ve yöntem arayanların Türkiye'ye tek verebildiklerinin, vesayet, cunta, darbe, terör, kaos, fakirlik ve huzursuzluk olduğunu belirten Erdoğan, AK Parti'nin bu çarkı milli iradenin üstünlüğüyle kırdığı için 18 yıldır iktidarda bulunduğunu, çareyi millette değil de dışarıda arayanlar için bundan daha büyük örnek ve ibretin olmayacağını söyledi.

"Karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz"

Allah'ın izni ve milletin desteğiyle 2023'te de Türkiye'ye hizmet etmeyi sürdüreceklerini bildiren Erdoğan, muhalefetin ısrarla sarıldığı faşist kafayı değiştirmediğinde de 2028 seçimlerinde aynı şeylerin konuşulacağını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yeni nesillere 2053 ve 2071 vizyonlarını emanet ediyoruz derken karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz. Bu tarihlerin afaki, hayal değil, her geçen gün yaklaşan menzil olduğunu da hatırlatmak istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Dünyayla birlikte Türkiye'yi de etkisi altına Kovid-19'la mücadelenin sürdüğünü anlatan Erdoğan, son dönemde bu konuda olumsuz bir görünümle karşı karşıya kalındığına değindi. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Düğün, cenaze, taziye ve tatil gibi toplu etkinlikler, virüsün yayılma alanları haline dönüştü. Hele hele plajlar, buralar ayrı bir felaket. Buralarda yayılma alanı çok çok fazla. Can kaybında küçük de olsa bir artış yaşanıyor. Bundan dolayı üzüntülüyüz. Milletimizden bir kez daha, 'TMM' diye ifade ettiğimiz, temizlik, maske ve mesafe kurallarına sıkı şekilde riayet etmesini istiyoruz. Bunlar rastgele ifade edilen, laf olsun diye tekrarlanan kurallar değildir. Her bir kuralın gerisinde çok büyük tecrübe, emek, bedel ve acı vardır."
Temizliğe dikkat etmeyen, maskesini takmayan, fiziki mesafeye uymayan her kişinin kendisiyle birlikte temas ettiği herkes için sonu ölüme kadar varan bir tehdit kaynağı haline dönüştüğünü unutmamasını isteyen Erdoğan, bazılarının taşıyıcı oldukları için hastalığın ağır etkilerini hissetmeyebileceğini vurguladı.
Bu kişilerin, virüs bulaştırdıkları insanların büyük acılar çekmesine, hayatını kaybetmesine yol açtıklarını hiçbir zaman akıllarından çıkarmaması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, kendi ailesine, sevdiklerine veya hiç tanımadıklarına böylesine bir kötülük yapmanın, akıl ve vicdan sahibi hiçkimsenin altına giremeyeceği vebal olduğunu dile getirdi.

"Sigaralarınızı çöpe atın"

"Milletimden bir kez daha rica ediyorum, Türkiye şu illeti yenene kadar lütfen kurallara uyalım, uymayanları ikaz edelim." ifadesini kullanan Erdoğan, "Lütfen, şu sigaralarınızı artık çöpe atın. Biliniz ki en büyük tehdit unsurlarından biri de o sigaradır. Kendi kendinize adeta ölüm fermanını imzalıyorsunuz, o sigaranın dumanıyla. Bunu da bir kenara koymanız lazım. Her türlü toplu etkinliğe bu sürede ara verelim. Düğünlerimizi az sayıda katılımla ve kısa sürede yapmanın bize hiçbir maliyeti olmaz." şeklinde konuştu.
Erdoğan, bu süreçte sevdiklerinin düğünlerine gitmediğini, kendilerini makamında ağırlayarak hediyelerini takdim ettiğini belirtti.
"Taziyelerimizi telefonla bildirmek, Fatiha'mızı uzaktan okumak aynı sonucu verir. Tatilimizi kısa tutmak ve izole şekilde yapmak bizi aynı şekilde dinlendirir." diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizin normalleşme adımlarını daha ileriye taşımak için bu mücadeleyi başarıya ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Hasta, yoğun bakım ve vefat sayılarını belirli bir çizginin altına düşürmeden hiçbirimiz rahata, huzura ve güvene kavuşamayız. Türkiye'nin, üretimde, istihdamda, ihracatta hedeflerine ulaşabilmesinin yolu da salgının seyrinin düşüşünden geçiyor. Libya'dan Suriye'ye, Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e kadar geniş bir alanda tarihi mücadele yürüten bir ülke olarak gücümüze, dikkatimize, enerjimize sahada ihtiyacımız var. Bu büyük potansiyeli salgına kurban vermeyelim. Denizi geçtiğimiz bir yerde derede boğulmamak için hep birlikte çok daha dikkatli, dirayetli, kararlı hareket edelim."


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html