BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Merkez Bankası sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Merkez Bankası sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Merkez Bankası'ndan Piyasalara Destek Hamlesi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Son Dakika! Merkez Bankası'ndan Piyasalara Destek Hamlesi: Bankalara İhtiyaç Duydukları Tüm Likidite Sağlanacak
Son dakika! Dövizdeki tarihi yükselişe karşı Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada ''Bankalara ihtiyacı olan tüm likitide sağlanacak'' ifadeleri kullanıldı.

Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada bankalara ihtiyaç duydukları tüm likiditenin sağlanacağı duyurularak, finansal istikrarın desteklenmesi ve piyasaların işleyişinin sürdürülmesi amacı ile alınan tedbirler sıralandı.
Merkez Bankası, "Finansal istikrarın desteklenmesi ve piyasaların etkin işleyişinin sürdürülmesi amaçlarıyla Türk lirası likidite yönetimi ve döviz likidite yönetimine ilişkin tedbirler alınmıştır" açıklaması yaptı.
Finansal istikrarın desteklenmesi ve piyasaların etkin işleyişinin sürdürülmesi amaçlarıyla aşağıdaki tedbirler alınmıştır:
TÜRK LİRASI LİKİDİTE YÖNETİMİ
1) Merkez Bankası tarafından gün içi ve gecelik vadedeki hazır imkânlar çerçevesinde bankalara ihtiyaç duydukları tüm likidite sağlanacaktır.
2) Türk lirası işlemler karşılığında alınan teminatların iskonto oranları tür ve vadelerine göre güncellenerek bankalara teminat yönetiminde esneklik tanınacaktır. Söz konusu düzenleme ile bankaların mevcut serbest teminatlarının iskonto edilmiş değerinde yaklaşık 3,8 milyar TL tutarında artış olması öngörülmektedir.
3) Bankaların Türk lirası işlemleri için kullanabilecekleri teminat döviz depo limitleri 7,2 milyar Euro seviyesinden 20 milyar Euro'ya çıkarılmıştır.
4) 2018 Yılı Para ve Kur Politikası metninde yer aldığı üzere, temel fonlama aracı olan 1 hafta vadeli repo ihalelerine ilave olarak ihtiyaç duyulan günlerde geleneksel yöntemle 91 güne kadar vadeli repo veya depo satım ihalesi açılabilecektir.
5) Bankacılık sistemi fonlama ihtiyacının yüksek olduğu günlerde vadeleri 6 – 10 gün arasında olmak kaydıyla farklı vadelerde birden fazla repo ihalesi açılabilecektir.
6) Bankaların teminat yönetimine esneklik kazandırılması amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalelerinde kazanan tekliflerin bir bölümünün veya tamamının, bankalar tarafından talep edilmesi halinde repo işlemi yerine aynı faiz oranı ve vade ile Bankalararası Para Piyasasında depo işlemi olarak sonuçlandırılmasına imkân tanınacaktır.

DÖVİZ LİKİDİTE YÖNETİMİ

1) Bankalar bir hafta vadeye ek olarak bir ay vadeyle de döviz depo imkânından yararlanabileceklerdir.
2) Merkez Bankası döviz depo piyasasındaki aracılık faaliyetlerine yeniden başlayacaktır. Bu çerçevede, Döviz ve Efektif Piyasaları Uygulama Talimatı ile belirlenen kurallar doğrultusunda döviz depo piyasasında bankalar Merkez Bankası aracılığı ile birbirlerinden borç alıp verebileceklerdir.
3) Bankaların döviz deposu almak üzere de kullanabilecekleri yaklaşık 50 milyar ABD doları seviyesindeki mevcut limitleri gerektiğinde artırılabilecek ve kullanım şartlarında iyileştirmeye gidilebilecektir.
4) Bankalar Döviz ve Efektif Piyasalarında kendilerine tanınan limitler dahilinde döviz karşılığı efektif işlemleri yoluyla Merkez Bankasından efektif temin edebileceklerdir.
Piyasa derinliği ve fiyat oluşumları yakından takip edilecektir. Gerekli görülmesi halinde, finansal istikrarı korumaya yönelik ihtiyaç duyulacak tüm önlemler alınacaktır.
Kamuoyunun bilgisine sunulur.

9 Kasım 2017 Perşembe

CHP’li Yılmaz: Kafamda Deli sorular

CHP’li Yılmaz: Cumhuriyet, Mustafa Kemal’in eliyle İngilizlere teslim edildi
12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde CHP'ye katılan eski DSP'li Mehmet Ali Yılmaz, CHP'ye yönelik kaleme aldığı 29 Ekim yazısında 'Cumhuriyet, Mustafa Kemal eliyle emperyalistlerin ve İngilizlerin eline teslim edildi' dedi.
Ayda 68,000 lira!
Sadece bu küçük numarayı bilmek yeterli..
90'lı yıllarda Demokratik Sol Parti (DSP) adına Bursa İl ve Yıldırım İlçe Başkanlığı görevini yürüten, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde CHP'ye katılan Mehmet Ali Yılmaz, 29 Ekim için dikkat çekici bir yazı kaleme aldı. CHP'lilere "Bizler yani, ömürleri boyunca dünyaya sol pencereden bakanlar o kadar çok yanıltılıp kandırıldık ki!" diye seslenen Yılmaz, Cumhuriyet'in 'ecnebi paralarıyla' kurulduğunu, "Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün memleketi kapitalist ve emperyalistlere teslim ettiğini" söyledi.

İşte Yılmaz'ın Yeni Marmara Gazetesi'nde kaleme aldığı yazısı:
“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan;
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan…”
Hadi len!
Tabuları yıkalım, gerçekleri görelim; Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarında ellerinde bayraklarla bu marş eşliğinde mısır patlağı gibi zıp zıp zıplayan abilerim, ablalarım ve dahi Ce He Pe’li kardaşlarım, hiçbir şey öyle göründüğü, gösterildiği gibi değil alemde, özellikle Hayrünisa ablanın oğlan Güven, sana da sesleniyorum, iyi oku, sonra da araştır bi bak bugün anlatacaklarımı!
Gavurların, özellikle de İngilizlerin üstümüze saldığı Yunan’ın, Anadolu’yu istilası sırasında kahramanlık destanı yazanların yanı sıra üstelik de yanlarında tüfekleriyle birlikte ordunun en az yarısının cepheden kaçtığını, sonra da bunlardan bulunabilenlerin yakalandıkları yerde kurşuna dizildiklerini biliyor muydun mesela?
Peki, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Atatürk’ün Kağnısı isimli şiirinde “Yediyordu Elif kağnısını kara geceden geceden” diye anlattığı Kastamonu’nun İnebolu kazasından yola çıkan Elif’in o “top mermisi taşıma işini” vatan millet aşkıyla değil de Ankara Hükümetinden alacağı para karşılığı yaptığı gerçeğini?
O top mermileri nereden geliyordu sence?
O mermiler, o bombalar, o tüfekler?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Rusların verdiği para, silah ve mühimmatla kurulduğunu da bilmiyorsun muhtemelen sen!
Osmanlı’nın son döneminde Alman kucağına oturan devletin sonradan “Mustafa Kemal eliyle” emperyalistlerin ama özellikle de İngilizlerin eline teslim edilip, Londra’yla küçük yaşta evlendirildiğinden de haberin yoktur muhtemelen!
Ne oldu?
“Mustafa Kemal” deyince tüylerin mi kabardı birden şu mübarek bayram gününde?!.
Bizler yani, ömürleri boyunca dünyaya sol pencereden bakanlar o kadar çok yanıltılıp kandırıldık ki, mesela Anadolu aydınlanmasında büyük iş başaran köy enstitülerini Adnan Menderes’in yani, Demokrat Parti’nin kapattığını sanır pek çoğumuz; oysa İsmet İnönü’nün başında bulunduğu CHP Hükümeti tarihe gömmüştür onları da!
Adnan Menderes’in vatana ihanet ettiği, Marshall yardımlarını alarak ülkeyi Amerika’ya peşkeş çektiği için filan milliyetçi Türk subayları tarafından asıldığını sanırız örneğin, şimdilerde Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi memleketin yüzünü doğuya çevirip, Rusya’yla işbirliğine yöneldiği için Sam Amcanın Türkiye’deki iş birlikçileri tarafından örnek olsun diye cezalandırıldığını bilmeyiz mesela?
Cahiliz çok!
Pek çoğumuz en az bir softa kadar tutucu ve yobaz üstelik!
Emperyalizme, kapitalizme karşıyızdır; Atatürkçüyüzdür pek çoğumuz, Atatürk’ü de gerçek yanıyla hiç bilmeyiz, tapacak düzeyde severiz onu, ne toz kondururuz, ne de laf üzerine.
On yılda on milyon genç yaratmış, kendi “öz sermayesiyle” çalışarak sıfırdan yepyeni bir ülke kurmuşuzdur ulu önderimiz sayesinde.
Hadi len!
Oysa asıl gerçek hiç de öyle değildi biliyor musunuz?!
Yeni Türkiye Cumhuriyeti yabancıların onay ve para yani, sermaye vermesiyle kurulmuş, faizi yani, rantı daima Türk halkına ödetilen, İngiliz gizli hükümranlığında vücut bulmuş, batılılar eliyle acımasız bir şekilde yıllarca sömürülen bir garip devletti aslında!
Ve memleketi emperyalistlere yani kapitalistlere üstelik de anahtar teslimi elden ilk verenler de Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’den başkası değildi!
Can Ertan, bundan sonra yazacaklarımı özellikle sen oku dikkatlice, ondan sonra da Facebook’a yaz yine “sol, sol, sol” diye; sana söylüyorum Can Ertan, Hayrünisa ablanın oğlan sen anla!
Tarih 22 Ocak 1923’tür.
Aslında yeni Türk devletinin dünya devleri tarafından tanınması için tavizlerin verilip, anlaşmaların yapıldığı toplantı dizilerinden oluşan "Lozan görüşmelerinin" kesintiye uğramasına artık ramak kalmıştır.
Mustafa Kemal Bursa’da bir konuşma yapar ve bu açıklama Anadolu Ajansı marifetiyle tüm dünyaya duyurulur.
Atatürk’ün üzerinde durduğu konu “yabancı sermayedir”!..
Yabancı sermayeye “gel gel” yaparak, şunları söyler Kemal:
“Maatteessüf memleketimiz baştan nihayete kadar harabezardır, yoldan mahrumdur, şehirler haraptır.
Köyler perişandır.
Sanayimiz geridir.
Limanlarımız yoktur.
Madenlerimizi işletemiyoruz.
Bu memleket insanlarının medeniyet yolunda ne kadar geri kaldıklarını, maişet seviyelerinin ne kadar acınacak halde olduğunu düşünürsek, bütün bu noksanları telafi için neler yapmağa mecbur olduğumuzu suhuletle takdir edebiliriz.
Bu vasi memleketi bir mamureye çevirmek lazımdır.
Bu halk zengin olmaya mecburdur.
Memleket mamur olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hâlâ yaşamak imkanından bahsederlerse, inanmayınız.
Maddeten düşünelim:
Bütün bu şeyleri yapmak kolay değildir.
Memleketimizi medeniyet-i hazıranın icap ettirdiği dereceye bir an evvel isal için yalnız milletin sermayesi, milletin ilmi ve fenni teşebbüsleri kafi gelmez.
Haricin sermayesine, ihtisasına da ihtiyacımız vardır.
Bu noktada dar bir milliyetperverlikten çıkıyoruz.
Biraz daha geniş milliyetperver oluyoruz:
“Ecnebi sermayesinden istifade edeceğiz.“
Az zaman içinde memleketimizin mühim merkezlerini şimendiferle birbirine raptetmek lazımdır.
Memlekette metfun olan maden hazinelerini işletmek lâzımdır.
İktisadi faaliyetin, servet haline inkılâp etmesi için en lüzumlu şeyler yollardır, seri vesait-i nakliyedir, şimendiferlerdir.”
Ve Lozan görüşmeleri kesintiye uğruyor.
Bu kez de İzmir’de “İktisat Kongresini” düzenliyor Mustafa Kemal.
Şunları söylüyor orada da kendisini tanımaları için can attığı kapitalistlere mesaj olarak:
“İktisadiyat sahasında düşünür ve konuşurken zannolunmasın ki, ecnebi sermayesine hasımız; hayır bizim memleketimiz vasi’dir.
Çok say ve sermayeye ihtiyacımız var.
Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeğe her zaman hazırız.
Ecnebi sermayesi bizim say’imize inzimam etsin ve bizim ile onlar için faideli neticeler versin…”
“Gel” diyor Atatürk batılı ülkelere “gel, yeter ki ülkemi ve beni tanı, kim olursan ol, buyur, yeter ki hemen gel!..”
Bu kongreden tam 51 gün sonra ve 23 Nisan 1923’te yeniden başlayacak olan Lozan görüşmelerinden iki hafta önce Mustafa Kemal’in onayıyla Amerikalı bir grupla adına “Chester Projesi” denilen bir “imtiyaz sözleşmesi” imzalar Türk hükümeti.
Bu anlaşmaya göre Samsun-Trabzon-Mersin ve İskenderun limanlarını Amerikalılar yapıp işletecek, Süleymaniye-Kerkük ve oradan da Musul’a uzayacak demiryolunun yapılıp 99 yıllığına işletilmesi hakkı sadece Amerika’nın olacaktı!
Sadece bununla da sınırlı değildi sözleşme, demiryolu hattına paralel 40 kilometrelik şerit içindeki maden ve petrol aranması, bulunduğu takdirde yine 99 yıllığına işletme hakkı da Amerikalılara verilmişti!
Sultan Abdülhamit vermedi böyle bir yetkiyi Almanlara!
Bağdat demiryolu hattı için onun sunduğu teklif 20 kilometrelik bir alanı işaret ediyordu sadece!
Hoş, daha sonra Musul eyaleti İngiliz manda rejimine bırakılınca bu anlaşma suya düşmüştü ama tüm gerçekliğiyle vaki olduğu gibi birileri yeni yeni kapitülasyonlar oluşturuyor, yeni Cumhuriyetle birlikte yurdum toprakları birilerine peşkeş çekilmeye devam ediliyordu!
Kızdın mı bana şimdi?
Daha dur, yeni başladık!
1923 yılında Türkiye’deki şirket ve bankaların tamamı yabancı sermayeliydi.
Yeni devletten her türlü yardımı görüyor, Anadolu halkını sömürmek için ortalıkta cirit atıyorlardı.
Dünya ekonomik krizi 1929’da yakaladı Türkiye’yi.
Türk lirasının değerinin astronomik şekilde düşmesinin ardından dış ticaret açığı inanılmaz bir düzeyde arttı.
Bu arada, biliyor musun Hayrünisa ablanın oğlan Güven, BAĞIMSIZ Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi parasını basma yetkisi yoktu o yıllarda!
Üzerinde Atatürk resmi olan banknotlar dışarıda Londra’da, Yahudi sermayeli finans kuruluşları tarafından basılıp getiriliyordu ülkeye!
Bir devlet bankasının kurulması elzemdi artık.
Bu yapı güya hem ekonomiye denge getirecek, hem de ileride Türk parasını basma görevini üstlenecekti.
1930 yılında “kibrit tekelini” bir Amerikan şirketine devrederek 10 milyon dolar kredi almakta hiçbir sakınca görmedi Atatürk!
Ve TC Merkez Bankası'na da o parayla ortak oldu devlet!
Nizamnamesi yani, ana sözleşmesi 1 Eylül 1931’de kabul edildi Merkez Bankası’nın.
Hisse senetleriyse 4 gruba ayrıldı.
A sınıfı hükümet kuruluşlarının, B sınıfı milli bankaların, C sınıfı yabancı bankalarla, imtiyazlı şirketlerin, D sınıfıysa Türk ticaret kuruluşlarıyla, Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin olacaktı.
A sınıfı hisselerde ta 1931’den, 1970 yılına dek yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin payı ne kadardı biliyor musun Güven, sadece yüzde 15; evet, milli bankamız olan ve para basma yetkisine sahip Merkez Bankası’ndaki hissemiz sadece yüzde 15’ti ve bu durumu sokakta gezen normal vatandaşın bilmesine de hiç mi hiç gerek yoktu!
Söylemeye lüzum var mı bilmiyorum, Merkez Bankası’nın asıl hisselerinin yüzde 85’i yabancıların elindeydi ve bugün bunların kimler oldukları hâlâ açıklanmış değil üstelik!
Devletin payı 1970’te zar zor yüzde 51’e, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarıyla da 2002’de yüzde 55’e çıkarıldı.
O gün bu gündür Recep Tayyip Erdoğan onlara artık kâr payı dağıttırmıyor, zıbık zıbık ötüyorlar medyadaki adamları vasıtasıyla!
Yani bugün hâlâ milli bankamızın yüzde 45’i yabancıların elinde haberimiz yok, yaşasın Cumhuriyet!
Bakın kağıt paraların üzerine, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” yazar hâlâ, “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası” değil!
Tekrar 1930 senesine döndüğümüzde Atatürk’ün “yabancı sermayeye” verdiği sözleri muntazaman yerine getirdiğini görüyoruz.
Zaten 1923’ten itibaren hazine bonosu ihraç edip yine Türkiye’de üstlenmiş yabancı finans kuruluşlarına satarak yüz milyonlarca lira kredi kullanan devlet aynı zamanda ilave olarak dış borçlanmalara da yöneliyor oralardan da paralar alıyordu Cumhuriyet’in ilk yıllarında.
Kendi yağımızla kavrulduğumuz hikayesi tam bir resmi yalandır aslında yani!
Örnek mi?
1934 Sovyet Kredisi: 8 milyon dolar
1937 – İngiliz kredisi: 2 745 000 sterlin
1938 – İngiliz Kredisi: 16 milyon sterlin
1938 – Alman Kredisi: 150 milyon Reichsmark
Sadece 1938 yılında alınan kredilerin parasal değeri aynı sene içindeki devlet bütçesinin tam yüzde 58’ine denk geliyordu.
Türkiye 1938 dışında başka hiçbir yıl bu kadar yük altına girmemiş, girememişti.
Az zamanda çok işler yapılmış, astronomik faizlerle Türk halkı yabancı sermayeye peşkeş çekilip, sömürü düzenine kesintisiz devam edilmişti.
Limanlar, demir çelik, petrol ve kimya tesisleri…
Evet, bunlar yapılmıştır yapılmasına elbette ama daha çok yabancı şirketlerin semirip daha da büyüyebilmeleri için ve onların istekleri sonucu!
Adına KİT denilen ve alınan dış kredilerle devlet eliyle yapılan iktisadi kuruluşların yükünü, kamburunu yıllarca nasıl sırtımızda taşıdığımızı anımsayın bir kere?
Yaşamı boyunca sadece askerlik yapmış biri olan Mustafa Kemal’in o çok çok büyük serveti, sahip olduğu büyük arazileri, pek çok çiftliği, bira, pastörize süt ve tereyağı fabrikalarını, onca gayrı menkulünü ölümüne yakın bir zamanda devlete bağışlamasıyla açıklayamaz hiç kimse bana!
Aklımla dalga geçmek olur bu!
“Niye o zaman en baştan beri tapularını kendi üzerine yaptı” diye sorarım o zaman da?
Bir 29 Ekim günü çok can sıkıcı değil mi tüm bunları duymak?
Sokrat’ın filozoflar için dillendirdiği gibi “bir at sineği gibi olmalıdır gazeteci” de, sürekli rahatsız etmelidir, tedirgin etmelidir etrafı!
Uzun yıllar boyunca ne yazık ki ben de aksini düşündüm ama gerçekte Atatürk’ün geride emanet bıraktığı CHP’nin de bir hayrı yoktu bu memlekete!
Tarihinde hiçbir zaman halkın partisi olmadı çünkü, ülkeyi tek tabanca yönettiği dönemlerde elit kesimi semirtti, hep göbekçilerdi taraftarları, insanları ezdi, zulüm yaptı.
Şimdi de güya sol, sosyal demokrat bir parti olarak geziyorlar ya ortalıkta, k.çımın kenarı, bu partiye şu an hakim olan kesimde solun, solculuğun zerresi bile yok!
“Özgür Şahin” diye babyface bir çocuk var, kokpit boyuyor Nilüfer’de.
Bunun karısı, hayvan dostu, hayvan sever, evine bir hayvan alıp besleyen Veteriner Melike Baysal’ın meslektaşı ve yakın arkadaşı.
Geçen, bir dönem eski ilçe başkanı Metin Çelik’in yol vermesiyle CHP Nilüfer İlçe Başkanlığı yaptı bu çocuk; bir işe yaradığını da hiç görmedik doğrusu.
Daha geçenlerde “Zaten benim param yok, eşim izin vermiyor, eğer yeniden çıkarsam beni boşar” diye ortalıkta gezen bu Özgür Şahin ne oldu da dün adaylığını açıkladı dersiniz?
Size biraz CHP manzaraları anlatayım da gülün acık!
Bülent Yaşar ve emekli hemşire Neşe Özçelik sponsor olup destekliyorlar bunu, seçildiği vakit tüm masrafları bunlar ödeyecek, Nilüfer’de partinin ipini de akıllarınca bunlar ellerinde tutacak!
Emekli hemşire Neşe Özçelik öyle bildiğiniz gibi biri değil, iş gadını!
Hatun altında BMW X5’lerle filan geziyor!
Hali hazırda CHP’nin İl Yönetim Kurulu Üyesi ve kurultay delegesi!
Şadi Özdemir’in listesine kim yazmış, nereden gelmiş, hangi emeği sarfetmiş bilen, gören, duyan hiç kimse yok!
Anadolu Hastanesi'nin hem ortağı, hem de kurucusu Neşe Özçelik.
Gadın müteahhitlik de yapıyor aynı zamanda.
Ortağı Mehmet Aydoğan.
Mehmet Aydoğan’sa aynı zamanda İlhan Arslan’la ortak işler yapıyor.
İlhan Arslan kim mi?
Bursa’nın müstafi belediye başkanı Recep Altepe’nin dünürü, kim olacak!
Neşe Özçelik’in Misi Köyü’nde ayrıca bir hafriyat döküm sahası filan varmış, Nilüfer’de Magazin Outlet’in karşısında “kentsel dönüşüm” projesi yapmaya hazırlanıyorlar işi yukarıdan bitirip.
Çok solcu biri canım, çok!
Eve sol ayağıyla girer, bardağı sol eliyle tutar, sürekli sol kulağını kaşır, acayip bir şekilde “sol, sol, sol” yani sizin anlayacağınız!
CHP’nin “Piranası” Güler Buğday bile bunun haline gülerek “Dünya Güzeli” lakabını takmış!
(N’oldu kız Güler, hiç sesin soluğun çıkmadı bir daha, içine mi kaçtın yoksam?!.)
Özgür Şahin’in sponsor ve destekçilerinden biri bahsettiğim bu hatun işte.
Diğer taraftan başta CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir, Milletvekili Orhan Sarıbal ve Mudanya’nın hayırsız belediye başkanı Hayri olmak üzere, Büyükşehir’e önermek suretiyle Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in ayağını kaydırıp, kapağı oraya atmayı planlayanlar da var partide onu da söyleyeyim.
Sen bir İl başkanı olacaksın, belediye başkanıyla danışıp konuşmadan gidip genel başkana “onu büyükşehirde görmek istiyoruz” diyeceksin, hiç olacak şey mi?
Akıl, mantık alıyor mu bu durumu?
Özgür Şahin’i destekleyen ikinci kişi, Bülent Yaşar kim peki?
Tam anlamıyla solcu postuna bürünmüş bir komprodor!
CHP’ye ailecek sızmışlar.
Bunun babası Ankara Yeni Mahalle’nin CHP’li Belediye Başkanı Fethi Yaşar.
Fethi Yaşar bugün CHP’nin Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl’e, “Şuraya gel s.ç” desin, yapmazsa ne olayım!
Peki, Tekin Bingöl’ün kardeşleriyle birlikte ortak olduğu şirket hangi işi yapıyor?
“İnşaat.”
Fethi Yaşar ne işleri veriyor belediyeden?
“İnşaat.”
Bingöl kardeşler Ankara’nın müstafi Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten hangi işleri almışlardı?
“İnşaat.”
Sarıbal, Özdemir ve Türkyılmaz triosunun Nilüfer’i ele geçirmek istemelerinin sebebi ne?
“İnşaat.”
Fethi Yaşar’ın oğlu Bülent Yaşar’sa Prestij Tekstil’in sahibi, döşemelik kumaş yapıyorlar, döşüyorlar, tatil köyleri var, mobilya, çok büyük ölçekli seracılık yapıyorlar filan.
Peki, onun CHP’de bulunma sebebi ne?
“Domatis.”
Şaka şaka!
Solculuk yaparak boş zamanlarını değerlendiriyor, kafa dağıtıyor Bülent Yaşar, meze yani politika onun için bir Amerikan salatası, bir borani, bir acılı ezme gibi örneğin, haşlanmış dil, beyin, rakının yanında.
İşin aslı, Özgür Şahin’i aday çıkarmasının, onu desteklemesinin asıl sebebi şimdiki CHP Nilüfer İlçe Başkanı Mehmet Turan Tansal’ın, Bülent Yaşar’a daha şimdiden açıkça, “seni yeni yönetim kurulu listeme yazmayacağım” demiş olması!
Aferin len Tansal, harbi adammışın, kutluyorum seni, keraneci!
Hiçbir şey göründüğü gibi değil sizin anlayacağınız.
CHP bildiğiniz, oy verdiğiniz gibi bir parti hiç değil, ben de farklı sanıyordum geçmişte, değilmiş.
Bayramınız kutlu olsun bu arada…
Güya Cumhuriyet geldi memlekete…
Düzen değişti Türkiye’de güya ama…
Düzülenler hiç değişmedi farkında mısınız?!.

30 Temmuz 2019 Salı

Türkiye ekonomisi bu yıl pozitif büyüyecek

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak: Türkiye ekonomisi bu yıl pozitif büyüyecek

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, "Türkiye ekonomisi bu yıl pozitif büyüyecek. Yıl sonu hedefine yakınsayacak bir büyüme bekliyorum." dedi.


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, haber ajansları, gazete ve televizyonların ekonomi haber müdürleriyle bir araya geldiği toplantıda ekonomide son bir yıldaki gelişmeleri değerlendirdi, gelecek döneme ilişkin beklentileri aktardı, soruları yanıtladı.

Albayrak, Türkiye'nin son bir yılda çok güçlü bir politika başarısı ortaya koyduğunu, reform niteliğinde bir yılı geride bıraktığını söyledi.
Bağışıklık sistemini, altyapısını çok daha güçlü inşa etmiş bir Türkiye olduğunu aktaran Albayrak, spekülatif adım atanların 100 kere düşünmesi gereken bir sürece girildiğini bildirdi.

"Faizlerde düşüş olacak"

Türkiye'de önümüzdeki dönemde faizlerde düşüş trendi olacağını belirten Albayrak, "Kamu bankalarında bunu daha kısa sürede izleyeceğiz." diye konuştu.
"Enflasyonu yıl sonunda Yeni Ekonomi Programı'ndaki (YEP) hedefin altında kapatacağımızı ifade edebilirim." diyen Albayrak, özetle şu mesajları verdi:
"Mayıstan bu yana 10 milyar dolardan fazla yabancı yatırımcı girişi var. Türkiye'ye güvenen yatırımcı kazandı. Türkiye ekonomisi bu yıl pozitif büyüyecek. Yıl sonu hedefine yakınsayacak bir büyüme bekliyorum. Konut sektörünü yakından takip ediyoruz. Bugün itibarıyla sıkıntı oluşturan bir resim olduğunu düşünmüyorum. (Petrol ve gaz aramaları) Türkiye, Doğu Akdeniz'de çok önemli adımlar atıyor. İnşallah olumlu haberleri de yakında duyarız. İşsizlikle ilgili en kötüyü yüzde 14,7 ile geride bıraktık. Yaz aylarıyla birlikte yüzde 11-12'lere geldik."

"Faizlerdeki her türlü iyileşme ve gevşemeye olumlu bakacağım"

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) faiz konusundaki adımları benzer örneklere, iktisadi faaliyete, enflasyondaki iyileşmelere dayalı değerlendirmelerine göre attığını anlatan Albayrak, kendisinin de reel sektörün maliyetlerinin düşmesi açısından faizlerdeki her türlü iyileşme ve gevşemeye olumlu bakacağını söyledi.
Albayrak, faizlerde aşağı yönlü sürecin daha net şekilde devam edeceğini gördüklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı: 
"Bizler de politika yapıcılar ve işin teknik ayağı olarak uyum noktasında, gerek bütçe ve vergi politikalarıyla eş güdümü yürütüyoruz. 2019 için ortaya koyduğumuz Yeni Ekonomi Programı'ndaki yüzde 15,9 enflasyon hedefini göz önünde bulundurarak, bu hedefin altında enflasyonla bu yılı kapatacağımızı çok net ifade edebilirim. Temmuz ayında baz etkisine dayalı hafif yükselme görsek de tahmin ediyorum, ağustos, eylül ve ekimdeki baz etkisinin güçlü cereyan edeceğinden kaynaklı, önümüzdeki süreç bu trendin daha da aşağı olduğunu gösteriyor. Burada kendisini rahat hissettiği marj nedir? Reel faiz noktasındaki benzer örneklere dayalı Merkez Bankası nasıl bir para politikası uygular? Bunu süreç içinde göreceğiz." 

"Önümüzdeki süreç ekonominin genelinde çok daha pozitif cereyan edecek"

Türkiye'nin 1 yıllık dengelenme sürecinde artık enflasyon ve faizlerde aşağı yönlü trendin içine girdiğini vurgulayan Albayrak, "Özellikle büyüme, iktisadi faaliyet, her türlü politik belirsizliğin geride kalmasından da kaynaklı, bundan sonra artık talepten, iç tüketim dinamiklerinden başlayarak, yılın ikinci yarısında bunların da etkisiyle, ekonomideki dengelenmenin de başlamasıyla önümüzdeki yılın ikinci yarısının daha pozitif bir döneme gireceğini ifade edebiliriz. Önümüzdeki süreç beklenti ve gelecek açısından, istikrarlı sürecin sadece kur ve faizler üzerinde değil ekonominin genelinde çok daha pozitif cereyan edeceğinin delili." diye konuştu. 
Albayrak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulan yedek akçenin Hazineye aktarılmasına yönelik soruya, "Biraz bu konudan anlayan herkes, sadece Merkez Bankası bilançosuna bakıp, bilançodaki bir kalemin yer değiştirmesinde kaynaklı bu sürecin para basmayla yakından uzaktan alakası olmadığını, bunun tamamen normal iktisadi faaliyet içindeki bir adım olduğunu çok net görür. Bu işlem tamamen normal ekosistem içindeki işlem. Para basmayla yakından uzaktan alakası yok." yanıtını verdi. 

"Vergi reformuyla ilgili çalışmalar çok yoğun şekilde devam ediyor"

Albayrak, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda, ilgili paydaşlarla iletişim halinde "Hal Yasası" konusunda çalışmaların sürdüğünü anımsatarak, "Takip ediyoruz, yetişirse bu yıl, olmazsa önümüzdeki yıl bununla ilgili önemli adımlar atacağız." dedi. 
Vergi hususuna yönelik sürecin de devam ettiğine işaret eden Albayrak, "Yapılandırma başka, af başka bir şey. Af dönemini artık geride bıraktık. Farklı dönemlerde farklı ihtiyaçlara dayalı adımlar atılabilir. Talepler geliyor değerlendiriyoruz. Burada olumsuz bir süreç yok. Vergi reformuyla ilgili çalışmalar çok yoğun şekilde devam ediyor. Sonbahara bununla ilgili bir paketi hazırlamaya çalışıyoruz. Türkiye'deki vergi sisteminin küresel örneklere, gelişmekte olan ülkelere göre daha rekabetçi bir mimariye kavuşması için çok detaylı ve titiz bir çalışma yürütüyoruz. Koordineli toplantılarla güncelleyerek süreci yürütüyoruz ve ciddi mesafe kat ettik." diye konuştu.
Albayrak, otomotiv sektörüne yönelik yapılan ÖTV indirimlerine değinerek, "Büyüme noktasında olumsuz etkilendiğimiz bu dönemde ekonomide attığımız adımların faydasını gördük. Yılın ikinci yarısının çok daha olumlu olmasını bekliyoruz. Sektör ve temsilcileriyle iletişimimiz devam ediyor. Süreci yakından takip ediyoruz, bu noktada atılması gereken bir adım olursa atarız." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin son bir yılda çok güçlü bir politika başarısı ortaya koyduğunu vurgulayan Albayrak, yatırım ortamının iyileşmesiyle ilgili belirsizliklerin ortadan kaldırıldığını, ekonomik istikrarın ortaya çıktığını, faizlerde ve enflasyonda dengelenmeye dayalı iktisadi faaliyetlerin ciddi şekilde iyileştiğini aktardı.

"10 milyar dolardan fazla yabancı yatırımcı girişi oldu"

Albayrak, mayıs ayından bu yana Türkiye'ye 10 milyar dolardan fazla yabancı yatırımcı girişi olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Özellikle mevcut potansiyeli açısından baktığımızda rekabetçi sektörler başta olmak üzere Türkiye'nin yeni bir büyüme modeline geçeceğinden bahsetmiştik. İhracat ve üretim odaklı bir süreçten bahsediyoruz. Türkiye'nin yurt dışındaki cari açık kaynaklı oluşacak finansman ihtiyacını minimize edecek stratejik bir dönüşümden bahsetmiştik. Bir yıl önce bu kadar hızlı bir iyileşmeyi ben bile beklemiyordum. Beklediğimizden iyi gerçekleşti. Bu dengelenme süreci 2009, 2001 gibi süreçlere benzemiyor. Özellikle üretim ve ihracat açısından pozitif yöndeki seyrin güçlenerek devam ettiği, özellikle 'köpük ithalatın' ciddi anlamda düşmeye başladığı, ihracatın ithalatı karşılama oranının cari dengeye pozitif katkı açısından başka bir dönem."
Albayrak, son bir yılın hem Türkiye hem de kendisi açısından tarihi bir yıl olduğunu söyledi.

Berat Albayrak, "Bir önceki bakanlık dönemimde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevine başladığım gün, resmi anonsun yapılmasından 30 dakika önce başlayan Rusya jet krizi ile 'hoş geldin kriz' algısıyla hakikaten çok değişik bir tecrübe olmuştu." diye konuştu.

Ekonomi tarafında daha farklı bir tecrübe olduğunu aktaran Albayrak, küresel süreçteki gelişmeler ve Türkiye ekonomisine yönelik saldırı veya spekülatif ataklarla son bir yıllık sürecin "tarihi bir yıl" olduğunu belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, "İlginç bir yıl geçirdik ama geriye dönüp baktığımızda tüm bu yaşananlar üzerinde Türkiye açısından, Türkiye'nin ekosistemi açısından, Türkiye'yi çok güçlü bir noktaya taşıyan engin tecrübeleri edindiğimiz bir yıl oldu. Tüm paydaşlar ile çok kıymetli başarılara imza attığımız bir süreç oldu." şeklinde konuştu.

Türkiye ekonomisinin yapısal anlamda reform niteliğinde bir yılı geride bıraktığını anlatan Albayrak, "Bölgesel olsun, kendi ekonomisine has olsun, küresel anlamda olsun, oluşabilecek mevcut ve potansiyel ataklara karşın çok güçlü bir direnç altyapısı geliştirdiği bir yıl oldu. Geçmiş bir yılın muhasebesini bir cümle ile özetleyip, gelecek bir yıl nasıl gerçekleşecek diye baktığımızda, Türkiye açısından önümüzdeki bir yıl, yaşananların meyvelerini topladığımız, sürecin çok daha iyi ve başarılı bir yıl beklendiğini ortaya koyuyor." ifadesini kullandı.

Yeni Ekonomi Programı'nın (YEP) ilk fazı ekonomide dengelenme sürecinin çok güçlü bir şekilde, beklentilerinin, hedeflerinin de ötesinde neticelendiğini aktaran Berat Albayrak, "Burada dengelenmeden kastettiğimiz nedir? Dönem dönem farklı yorumlarla karşı karşıya kalıyoruz ama bunun da altını açmak lazım. Sadece cari dengelenme değil, bugün itibarıyla Türkiye'nin karşı karşıya olduğu bütün bu risklerin bertaraf edilerek dengelenmeyi vurguluyoruz. Bu sadece cari anlamda değil, aynı zamanda enflasyon, faizler, büyüme anlamında dengelenmenin de altını çizdiğimiz bir süreç." değerlendirmesinde bulundu.

"Hiçbir 'en kötü senaryo' gerçekleşmedi"

Albayrak, 2019 hedefleri açısından bakıldığında, temmuz ayı itibarıyla birçoğunun çok daha ötesinde bir netice ile yılı kapatacaklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

"İnşallah beklentinin de ötesinde başarılı bir yıl olarak ortaya koyacağız ve 2020 ve 2021 özelinde 3 yıllık güncellenmiş Yeni Ekonomi Programı'nı da eylülde inşallah açıklayacağız. Özellikle değişim sürecinin önümüzdeki yılın dengelenmesinin daha güçlü oturması ile birlikte 2020 ve 2021'de hem enflasyon, hem faizler, hem büyümede çok daha güçlü bir şekilde hayata geçeceğini göreceğiz. Dolayısıyla çok şeyler yaşandı, çok engin tecrübeler edindik, çok zor bir yıl oldu, kolay bir yıl olmadı. Ama tüm bu resme geriye dönüp baktığımda, çok hayatiyet addedeceğimiz birçok gelişme ışığında Türkiye açısından başarılı bir yıl olduğunu ifade edebiliriz tüm yaşananlara rağmen. Gerçekten tüm yaşananlara kıyasla çok daha etkin bir şekilde bu süreci başarılı bir şekilde yönettiğini, çok daha hızlı bir şekilde bu süreci bertaraf ettiğini görebiliriz. Gerek büyümede, gerek istihdamda, gerek ekonomik iktisadi faaliyette birçok negatif tahminleri bir kenara olacak şekilde, beklenen hiçbir 'en kötü senaryo'nun gerçekleşmediğini de şükürler olsun çok daha iyi bir neticeyle bu bir yılı kapatacağımızı ifade edebilirim."

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, değerlendirmesinin ardından soruları da yanıtladı.

"Merkez Bankasının faiz indirimi kararı sonrası bankalardan faiz indirme konusunda bir beklentiniz var mıdır?" şeklinde soru üzerine Albayrak, referans olacak datalara bakıldığında faiz indiriminin olduğu gün öncesinde bile bir faiz indirimi sürecinin, enflasyona dayalı reel faizlerin aşırı yüksek olmasından kaynaklı bir trende girdiğini gözlemlediklerini söyledi.

Albayrak, "En yakın dönemde zannediyorum bu hafta bu çerçevede kamu bankaları başta olmak üzere bu indirimleri çok net göreceğiz. Tabii ki özel bankalar özellikle son bir kaç gündür kredi kullandırım miktarlarına ve cinslerine baktığımızda onlarda da ciddi bir hareketlenme başladığını görüyoruz. Sanki bu hafta değil, önümüzdeki haftada faizlerdeki düşüş trendinin daha da iyileşme yönünde olacağını çok daha somut göreceğiz. Kamu bankalarından zannediyorum ağustos ayı itibarıyla çok daha somut, net adımları daha kısa sürede göreceğimizi ifade etmek istiyorum." şeklinde konuştu.

"Merkez Bankasının 425 baz puanlık indirimini nasıl değerlendiriyorsunuz, totalde ne kadarlık daha bir indirim beklentisi içerisindesiniz?" şeklindeki soru üzerine Berat Albayrak, Merkez Bankasının bu çerçevede ciddi anlamda data setine dayanarak faiz kararını verdiğini söyledi.

"Türkiye'de özellikle son dönemde faizlerin ciddi anlamda gevşemesiyle önümüzdeki süreçte faiz trendinin daha da net ve sert bir şekilde aşağıya geleceği gerçeğinden hareketle bir faiz indirimi sürecine girdik." diyen Albayrak, şöyle devam etti:

"Ama zaten bu süreçte de resme baktığımızda, uluslararası birçok çalışmaya baktığımızda, gelişmekte olan ülkelerin reel faiz marjına baktığımızda, Türkiye açık ara çok büyük bir reel faiz marjıyla önde görünüyor. Dolayısıyla Türkiye'nin bu süreçte özellikle ciddi bir faiz indirimine gideceğini de enflasyonda yaşanacak iyileşmelere dayalı bu çerçevede bir trende girdiğini çok net görüyoruz. Bunun makası, marjı nedir, ne değildir bunları bizim belirlememiz, bilmemiz, karar vermemiz mümkün değil. Merkez Bankası bu çerçevede gerek benzer örneklere bakarak, gerek Türkiye'deki iktisadi faaliyet, enflasyondaki kalıcı iyileşme, enflasyondan çıkış süreci ile ilgili değerlendirmelerine dayalı olarak bu adımları atıyor. Ben işin icra tarafında, siyaset tarafında olan biri olarak reel sektörün bu resme baktığında maliyetlerinin düşmesi açısından ortaya çıkacak olan her türlü iyileşme, gevşemeye olumlu bakarım. Buna Türkiye'de zannetmiyorum ki bir kişi olumsuz baksın. Ama bunun doğru bir dengelenme içerisinde cereyan etmesi önemli."

Albayrak, farklı medya, sosyal medya mecraları üzerinden, "Dolar 10 lira olacak, 20 lira olacak" diyenler, negatif algı yaratmaya çalışanlar bulunduğunu belirterek, bunları yakından takip ettiklerini söyledi. Albayrak, farklı ülkelerin istihbarat altyapısına hizmet eden kişilerce de bu sürecin yürütüldüğünü aktardı.

Kurda olduğu gibi büyüme konusunda da negatif algı yürütmeye çalışanların bulunduğunu anlatan Albayrak, "Türkiye bu yıl pozitif büyüyecek. Büyüme 2019 yılı hedefine yakınsayacak çerçevede olacak." diye konuştu. Albayrak, yılın 3 ve 4. çeyreğinde çok daha olumlu döneme girilmesini beklediklerini dile getirdi. 

"ÖTV artışı gündemde değil"

ÖTV artışıyla ilgili şu anda spesifik bir artışın gündemlerinde olmadığını ifade eden Albayrak, bütçe ile büyüme dengelerinin hassas bir şekilde yürütülmesinin zorunluğuna dikkati çekti.

Albayrak, istihdam ve üretimin bir tarafta, Türkiye'nin uyguladığı bütçe disiplini politikalarının diğer tarafta olduğunu ama bunlardan birini tercih etme lükslerinin bulunmadığını kaydetti.

İkinci yarıyıldaki iyileşmeyle bütçe performansındaki beklentinin, çok daha dengeli cereyan edeceğini belirten Albayrak, bu konuda bir endişe taşımadığının altını çizdi.

Albayrak, 2019'un, bütçedeki faiz rakamının altında bir faiz ödemesiyle kapatılacağını ifade ederek, bu konuda borçlanma stratejisinin katkısının görüldüğünü dile getirdi.

"Türkiye çok iyi bir şekilde süreci püskürttü"

Albayrak, algı ve iletişim açısından negatif hava yaratılmaya çalışılmasına rağmen Türkiye'nin çok iyi bir şekilde süreci püskürttüğünü söyledi.

Bütçe performansı açısından bakıldığında, dengelenme sürecinin neticelerinin çok daha somut bir şekilde görülmeye başladığını anlatan Albayrak, söz konusu sürecin 2020'de çok daha güçlü bir şekilde görüleceğini bildirdi.

Bu yılın yüzde 3'ün altında bir büyüme rakamıyla bitirileceğini dile getiren Albayrak, büyüme, istihdam ve üretim dengesini eş güdümle yürütecek hassas terazide 2019'u nihayete erdirmeye çalışacaklarını söyledi.

"Yapılandırma bankacılık sektörüne ciddi bir alan açtı"

Albayrak, yapılandırmayla ilgili çıkan yasal düzenlemenin, bankacılık sektörüne ciddi bir alan açtığına işaret ederek, sektörün düzenlemeyi çok olumlu karşıladığını söyledi.

Albayrak, her sektörün talebine, reel gerçeklik içinde, dengeli şekilde destek vereceklerini dile getirerek, "Kimse bu noktada kolaycılığa kaçmasın. Bankacılık sektörü de kolaycılığa kaçmasın. Bankacılık sektörü de yeni dönemde zaten bu manada hakiki bankacılık yapma noktasında çok daha meydan okuyucu, çok daha rekabetçi döneme girecek." değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, bankacılık sektörünün hem küresel hem de iç piyasadaki rekabet açısından çok daha etkin olacağını, bankacılık sektörünü daha ileriye taşıyacak yeni bir döneme girileceğini bildirdi. 

Olası yaptırım kararı

Rusya'dan S400 hava savunma sistemi almıyla ilgili ABD'den gelecek olası yaptırımların ekonomiye etkisinin sorulması üzerine Albayrak, "Yapılan açıklamalarda, görüşmelerde artık sürecin daha pozitif cereyan ettiğini, olası etkilerin artık minimize olduğunu ve bu etkilerin ekonomimize de çok daha düşük düzeyde olacağı yönünde genel oluşmuş bir beklenti var. Sayın Trump ile Cumhurbaşkanımızın ilişkileri açısından daha pozitif bir sürece girdiğimizi söyleyebiliriz." değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, işçi ve memur sendikalarıyla yürütülen toplu iş sözleşmesiyle ilgil soruyu yanıtlarken de süreci Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yürüttüğünü söyledi.

Tüm toplu sözleşmelerde adaletli bir süreç yürüttüklerini vurgulayan Albayrak, şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye enflasyon noktasında bakıldığında bugüne kadar ne işçisini ne memurunu hiç ezdirmedi. Bu görüşmelerde mümkün olduğunca nasıl iyileştirme yapılabilir noktasında görüşmeler devam ediyor, edecek. Adaletli bir şekilde yani Türkiye'nin içinden geçtiği durumu da göz önünde bulundurarak, Türkiye çok hassas bir dönemden geçiyor, mümkün olduğu kadar, elimizden geldiği kadar yapabileceğimiz kadar, Bakanımız zaten bu görüşmeleri yürütüyor. Enflasyondaki iyileşmenin de göz önünde bulundurulduğu çerçevede orta yolda buluşulacağını temenni ediyorum." 

Albayrak, ekonomik verilerdeki iyileşmeye dikkati çekerek, "Bugünkü datalarla Türkiye'ye yatırım yapan bir yıl sonra yine kazanacak. Faiz trendinin daha da aşağı indiği böyle bir ortamda Türkiye bu anlamda çok büyük bir potansiyel ortaya koyuyor." değerlendirmesinde bulundu.

AB tarafından Türkiye'ye verilmesi beklenen finansal yardımlara ilişkin bir soru üzerine Albayrak, "Suriyelilerle ilgili verilen sözler, ekonomik sözler, rakamlar maalesef ortada. Gönül istiyor ki daha samimi siyaset güdülsün ve Türkiye'ye verilen vaatler yerine getirilsin, finansal yardımlar yapılsın. Bu süreci yakından takip ediyoruz." ifadesini kullandı.

Albayrak, Merkez Bankasının rezerv artış politikasına kendilerinin de olumlu bakacağına işaret ederek, "Keşke çok eski dönemlerde Merkez Bankalarımız, başkanlarımız daha fazla rezerv biriktirselermiş." diye konuştu.

Kur politikalarına yönelik soru üzerine Albayrak, "Ne yüksek ne düşük, şahsi kanaatim rekabetçi kur politikası olmalı." dedi.

Albayrak, Kurban Bayramı tatilinin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin ise "Açıkçası şahsi kanaatim sorulursa, ben bayram tatilinin uzatılmasına çok olumlu bakmıyorum. Benim tasarrufum değil, hükümetin genel tasarrufu olur. Zaten tatil döneminden geçiyoruz. Tam tersine üretim odaklı süreç oluşturursak şahsi kanaatim daha uygun olur." ifadesini kullandı.

Eski Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla'ya bir görev verilip verilmeyeceği konusunda ise Albayrak, Atilla'nın şu anda dinlendiğini ve dönüşünün ardından bu konunun oturulup konuşulabileceğini söyledi. Albayrak, "Bugüne kadar kamuda çok farklı pozisyonlarda çalıştı, performansı malum. Bununla ilgili en güzel şekilde değerlendirilir." dedi.

Türkiye'ye güvenip gelen yatırımcıların son bir yıl içinde gerek Türk lirası gerek döviz bazında yüzde 20 ila yüzde 60 arasında kazandıklarını anlatan Albayrak, "Ama birileri de Türkiye'nin çok daha kötü gideceği yönünde bir senaryo çizerek farklı yatırım tavsiyelerinde bulundu, Türkiye’ye güvenmeme yönünde bir oyun oynadı. Peki bunlar ne kaybetti? Yüzde 10 ila 15 arasında." ifadesini kullandı.

Albayrak, yeni dönemde özellikle küresel süreçte yaşananları da dikkate alarak çok daha farklı etkin dengelenme sürecine girileceğini dile getirdi.

Faizlerin yüzde 20-25 civarında olduğu bir ortamda yatırım ve tüketim yapılamayacağını vurgulayan Albayrak, faiz trendinin yönü aşağı kırılarak yatırım ortamıyla küresel, politik ve bölgesel belirsizlik sürecinin geride bırakılacağını kaydetti.

Albayrak, Türkiye'de dövize ve piyasalara yönelik farklı manipülasyonlar yapılamayacağının altını çizerek, "Amacımız, istikametimiz ve niyetimiz istikrarlı bir Türkiye ekonomisinin oluşmasıyla birlikte makro, mikro politikalarla ekonomide dengeli bir sürecin yaşanması." diye konuştu.

Kurumların finansman ve borçluluk düzeyi itibarıyla Türkiye’nin birçok rakibine göre daha iyi durumda olduğunu söyleyen Albayrak, iç ve dış piyasada borçccedil;lanma konusunda bir sorun yaşanmadığını ifade etti.

Albayrak, cari açık konusunda da haziran ayında Türkiye’nin yıllık bazda cari fazla vereceğini belirterek, şunları kaydetti:

"Türkiye cari dengeden kaynaklı finansman ihtiyacını da minimize edecek bir dengelenme süreci yaşıyor. Türkiye, dengelenme sürecinin finansman ihtiyacı, likidite ihtiyacı, iç piyasadaki üretim destekleri, teşvik politikası, üretim dönüşümüne dayalı uygulanan vergi, gümrük, hukuk süreçleri tüm bunların hepsinde bütünleşik bir yaklaşımla bu sürecin dönüşümünü çok daha güçlü yürüteceği bir sürece giriyor. En kötüsü geride kaldı."

"Bütçe performansı yüzde 3'ün altında gerçekleşecek"

Yılın ilk yarısında bütçe gerçekleşmelerine bakıldığında, 2019 bütçesinde planlanan şekilde ilerlediklerini kaydeden Albayrak, "İlk 6 ayda bütçede planlanana göre giderlerde yüzde 50, gelirlerde yaklaşık yüzde 46 gerçekleşme var. Dengelenme sürecinin üzerine koyacağımız 3 ve 4. çeyrekteki iyileşmeyi somut bir şekilde görmeye başladığımızda gelir artışlarına dayalı olarak bütçe performansının her koşulda yüzde 3'ün altında gerçekleşeceğini söyleyebilirim." dedi.
Albayrak, ilk 6 ayda Türkiye'de iki seçim yapıldığına ve uluslararası gündemde kötü kriz senaryoların dillendirildiği bir sürecin yaşandığına dikkati çekerek, esas iyileşmenin yılın ikinci yarısında görüleceğini vurguladı.

Bütçede ortaya koyulan tablonun, kamunun ve reel sektörün yeni yatırımları fonlanması açısından, bankacılık ve finans sektöründe atılan adımların neticesi olduğuna işaret eden Albayrak, şöyle devam etti:

"Son bir yılda birçok yapısal dönüşümü ortaya koyduk. Türkiye bu yüzden bugün oluşan türbülanslara karşı çok daha farklı ve güçlü refleks veriyor. Birileri bundan rahatsız olabilir, yapacak bir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 3. dünya ülkesi değil. Dünyada örnek aldığı ve benzerlik gösterdiği birçok ülkeye ve pazara göre en doğru metotları gözlemleyip ülkemizin menfaati için en iyisini bulmak durumunda olan bir ülke. Burada her geçen gün daha net karar alıp somut ve cesur bir şekilde adım atıyoruz, atmaya da devam edeceğiz."

Türkiye ekonomisinin gelecek yıllarda daha da güçleneceğinin altını çizen Albayrak, toplumun bu güçlenmeyi gördüğünü söyledi.

Albayrak, küresel süreçte ekonomilerin zor bir döneme girdiğini belirterek, "Bu süreçte, Türkiye gibi hızlı hareket edebilen güçlü ve rekabetçi bir reel sektör üretim portföyüne sahip ve benzeri gelişmekte olan ülkeler açısından tehdit olduğu kadar fırsat olan resmi de daha iyi okuyoruz." dedi.

Doğu Akdeniz'de yaşanan sürecin önemine değinen Albayrak, "3 sene önce bu sürecin ilk temellerinin atılmasıyla birlikte atılan adımların ne kadar önemli olduğunu bugün ortaya çıkan resimde görmüş oluyoruz." diye konuştu.

Albayrak, Türkiye'nin bölgesinde en fazla enerji tüketen ülke olduğuna dikkati çekerek, ülkenin kendi kara suları başta olmak üzere enerji alanında etkin bir süreç yürüttüğünü anlattı.

Türkiye'nin gelecek dönemde gerek deniz gerek kara aramacılığı ve sondaj konusunda 2020'li yıllarda olumlu haberlere gebe bir sürece ilerlediğini altını çizen Albayrak, "Türkiye'nin son 10 yıllarda farklı anlamda oyun değiştirici bir konuma gelmesine de katkı sağlayacak bir süreci yürütüyoruz. Toplumumuz, paydaşlarımız ve ticaret ilişkisinde olduğumuz bütün kesim bunun farkında. Cesur ve uluslararası hukuk içinde hareket edeceksek, bu adımı atmalı. Doğu Akdeniz hususunda Türkiye çok önemli adımlar atıyor ve hakkını sonuna kadar kullanıyor ve kullanmak zorunda." değerlendirmesinde bulundu.

Albayrak, Türkiye'de üretilen elektriğin yerlilik oranının yüzde 40'lardan yüzde 65'lerin üzerine çıktığına işaret ederek, "Bu müthiş bir rakam. Ne kadar yerli payı artarsa ithal payı düşer. Yerliliğe pozitif katkı yapar. Türkiye enerjide önemli gelişmeleri beraberinde yaşıyor. Bunun için Doğu Akdeniz konusu çok önemli." şeklinde konuştu.

"Türkiye'nin belki 100 yılını etkileyecek bir konu"

Kıdem tazminatına yönelik bir soruyu da yanıtlayan Albayrak, şöyle konuştu:

"Türkiye'deki emeklilik sistemi reformu uzun yıllardır süre gelen bir konu. Türkiye'nin belki 100 yılını etkileyecek bir konu. Bunu öyle bir sonuçla sona erdirmemiz lazım ki bütün paydaşların mutlu olacağı ve kazanacağı bir adım atılması gerekiyor. Yeni dönemde bununla ilgili somut adımlar atacağımız bir süreç var. Bu adımı attığımızda tüm paydaşların samimi olarak kazanacağı süreç olmalı."

Albayrak, konut sektörünün faizlerin düşmesiyle normalleşmesi sürecine gireceğini belirterek, "Yakından takip ediyoruz. Bu alanda bugün itibarıyla çok sıkıntı olan bir resim olduğunu düşünmüyorum." ifadelerini kullandı.

"İstanbul finans piyasalarının merkezi"

Albayrak, İFM ile ilgili süreci özellikle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve sektör paydaşlarının yürüttüğünü ifade ederek, "Hedefimiz 2021'de projeyi bitirmek, bu süreci fiziki olarak tamamlamak. Hem fiziki hem de yasal düzenlemeler anlamında İstanbul Finans Merkezinin daha kapsayıcı olması için çalışıyoruz." diye konuştu.
Hazine ve Maliye Bakanlığının bazı birimlerinin bölgesel ve küresel ihtiyaçlar kapsamında İstanbul'a taşınmasına olumlu baktıklarını dile getiren Albayrak, Bakanlığın İstanbul'a taşınması gibi bir durumun söz konusu olmadığını kaydetti. Albayrak, "Ankara'da olması gereken birimler var, İstanbul'da olması gereken birimler var. İstanbul finans piyasalarının merkezi. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde de taşınmalar olabilir." dedi.
İşsizlikle ilgili en kötü dönemin geride bırakıldığını vurgulayan Albayrak, "İşsizlikle ilgili en kötüyü yüzde 14,7 ile geride bıraktık. Yaz aylarıyla birlikte yüzde 11-12'lere geldiğimiz gözüküyor." değerlendirmesinde bulundu. Albayrak, yılın ikinci yarısındaki pozitif gelişmelerin istihdama yansıyacağını tahmin ettiklerini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile üstün performans

"Türkiye, son bir yılda yaşadığı olayları parlamenter sistemin olduğu dönemde yaşasaydı, bu kadar güçlü bir yönetim ortaya koyamazdı." diyen Albayrak, özellikle hızlı karar alma konusunda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde daha iyi refleks gösterildiğini vurguladı. Albayrak, yeni sistemin etkisiyle ekonomide tüm paydaşların üstün performans sergilediğinin altını çizerek, son 1 yılda reform niteliğinde çok büyük adımlar atıldığını kaydetti.
Geçen yıl açıklanan Yeni Ekonomi Programı'nda (YEP) dengelenme sürecinin 2020'ye kadar süreceğini belirttiklerini anımsatan Albayrak, "2020 enflasyonun daha stabilize olduğu bir yıl olacak. Büyüme ve enflasyon tarafında dengelenmenin oturacağı bir dönem olacak. 2020 dengelenmenin daha güçlü oturacağını tecrübe edeceğimiz bir dönem olacak." diye konuştu.
Kabine değişikliğiyle ilgili soruyu da Albayrak, "Kabinenin üyelerinden biriyim. Dolayısıyla bu soruyu bana değil kabineyi kuran iradeye, yani Cumhurbaşkanı'na sormak lazım." diye yanıtladı.
Bankacılık sektöründe güçlü adımlar attığının altını çizen Albayrak, gelinen noktada, bugüne kadar yapılan sermaye enjeksiyonlarının ötesinde son dönemdeki adımlarla birlikte bankaların sermayelerini daha da güçlendirdiğini söyledi. Albayrak, bankacılık sektörünün son bir yıllık süreci, geçmiş dönemlerin hiçbirine benzemeyecek şekilde çok başarı şekilde geçirdiğini anlatarak, sektörün artık yeni ekonomik dönüşüme çok daha etkin katkıda bulunması gereken bir sürece girildiğini kaydetti.

11 Şubat 2019 Pazartesi

Finans devleri varlıklarını İngiltere dışına çıkarmaya başladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İngiltere'nin AB üyeliğinden ayrılmasına ilişkin tarihe 50 günden az kalmasına rağmen bu konuda herhangi bir uzlaşmaya varılmaması, şirketlerin artık en kötü senaryo olan yani anlaşmasız ayrılık için harekete geçmesine neden oluyor.


İngiltere'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden anlaşmasız ayrılmasına yönelik riskin artması üzerine çok sayıda uluslararası finans kuruluşu, varlıklarını ülkeden çıkarmak için harekete geçmeye başladı.

İngiltere Başbakanı Theresa May’in, ülkenin AB üyeliğinden ayrılmasına ilişkin (Brexit) birlik ile vardığı anlaşmanın İngiliz parlamentosunda reddedilmesinin ardından, Birleşik Krallığın bir parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda arasındaki sınır meselesine bir çözüm bulunamamış olması, iş dünyasının acil eylem planlarını devreye sokmasına neden oluyor.

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk’ın Brexit'e ilişkin birlik üyelerinin yeni teklifte bulunmayacağını açıklaması ve "güvenli bir şekilde nasıl gerçekleştirecekleri konusunda ellerinde bir plan taslağı bile olmadan, Brexit'i destekleyenlerin cehennemdeki özel yerinin neye benzediğini merak ediyorum." şeklindeki ifadeleri endişeleri biraz daha artırmış durumda.

Londra’daki finans kuruluşları, ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 80’ini temsil eden hizmet sektörünün büyük kısmını oluşturan finans sektörünün Avrupa pazarına olan erişiminin kesilmesinden büyük endişe duyuyor. Brexit'e 50 günden az kalmasına rağmen İngiltere ile AB arasında uzlaşmaya varılamaması, şirketlerin artık en kötü senaryo olan anlaşmasız ayrılık için harekete geçmesine neden oluyor.


AA muhabirinin Ernst & Young’ın konuya ilişkin araştırmasından derlediği verilere göre, İngiltere'nin AB’den resmen çıkış yapacağı (Brexit) 29 Mart tarihine kadar, finans kuruluşlarının yaklaşık 800 milyar sterlin değerindeki varlığı ülke dışına çıkarmış olması bekleniyor.

Kuruluşun araştırmasına göre, 222 finans şirketinden 80’i (yüzde 36) operasyonlarından ya da çalışanlarından bir kısmını şimdiden ya Avrupa’ya taşıdığını ya da buna hazırladığını belirtiyor. 

İngiltere'de yerleşik 48 uluslararası banka, yatırım bankası ve varlık fonu şirketlerinden ise 27’si (yüzde 56) operasyonlarını ülke dışına çıkarmayı planlıyor ya da şimdiden çıkardı.

Brexit nedeniyle Avrupa piyasalarına erişimlerinin engelleneceğini düşünen uluslararası finans kuruluşları, Londra’nın Avrupa’daki rakipleri olan Dublin, Lüksemburg, Frankfurt ve Paris’te bu zamana kadar toplam 2 bin kişi istihdam etti.


Barclays 160 milyar sterlin değerinde varlık çıkarıyor


Son olarak, İngiltere'nin önde gelen bankalarından Barclays, müşterilerine ait 160 milyar sterlinlik varlığı ülke dışına taşımak için harekete geçti. Söz konusu meblağın, bankanın Dublin’deki iştirakine aktarılması için İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne başvuran bankaya, geçen hafta izin çıkmıştı.

Bloomberg International ise kaynaklarına dayandırdığı haberinde Deutsche Bank’ın 400 milyar avro, JP Morgan’ın 200 milyar avro, Goldman Sachs’ın 60 milyar avro, Citigroup’un 50 milyar avro, Morgan Stanley’in ise 40 milyar avro değerindeki varlığı Londra’dan Frankfurt’a taşımaya karar verdiği öne sürdü. 

Bankalardan ise henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
Geçen yılın haziran ayında İngiltere Merkez Bankası (BOE) Başkanı Mark Carney, AB’nin İngiltere’nin birlikten çıkışına ilişkin gerekli düzenlemeleri yapmaması halinde trilyonlarca sterlinlik derivatif (türev) kontratın riske girebileceğini söylemişti.

BoE verilerine göre, halihazırda işlemde olan ve gerekli düzenlemelerin yapılması halinde riske girecek derivatif kontratların toplam hacmi 29 trilyon sterlin (38 trilyon ABD doları) seviyesinde.

İngiltere’de finans sektörü ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor. Ülkede 2,2 milyon finans sektörü çalışanının yaklaşık 700 bini ise Londra’da bulunuyor. 

Avam Kamarası’nın verilerine göre İngiltere’nin finans ve sigortacılık hizmetlerinin ülke ekonomisine yıllık yaklaşık katkısı 126,9 milyar sterlin seviyesinde.


Anlaşmasız ayrılık riski artıyor


AB referandumunun yapıldığı Haziran 2016'dan bu yana yatırım planlarını rafa kaldıran pek çok finans sektörü dışındaki şirket de belirsizliklerin yüksek olması nedeniyle operasyonlarının bir bölümünü alternatif ülkelere kaydırmaya başladı.

İngiliz Sanayi Konfederasyonu (CBI) Başkanı Carolyn Fairbairn, 30 Ocak'ta yaptığı açıklamada, İngiliz şirketlerin ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) anlaşmasız ayrılma olasılığına karşı hazırlıklarını artırdığını ifade etmişti.

Bunun son örneği, İngiltere'nin dünyaca ünlü ev aletleri markası Dyson'ın, geçen hafta açıkladığı, yönetim merkezini İngiltere'den Singapur'a taşıma kararı oldu. 

Şirket, daha önce, Singapur’da kuracağı bir tesis ile elektrikli otomobil üretimine başlayacağını, ilk aracın ise 2021 yılında piyasaya sürülmesinin planlandığını duyurmuştu.

İngiltere’nin 182 yıllık feribot ve denizcilik nakliye şirketi P&O da geçen hafta, İngiltere’deki araçların kaydının Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne geçirilmesine karar verildiğini açıklamıştı.
Dünyaca ünlü teknoloji şirketi Sony ise Avrupa operasyonlarının yönetim merkezinin Londra’dan Amsterdam’a taşınmasına karar vermişti.


"Brexit'in toplam maliyeti 15 yıl içerisinde 252 milyar sterlini bulabilir"


Uluslararası finans kuruluşları, uluslararası şirketler hatta İngiltere’nin resmi kurumları artık olası bir anlaşmasız ayrılığın maliyetlerini hesaplıyor.

The Independent gazetesinin yayımladığı ve bağımsız Bütçe Sorumluk Ofisi’nden (ONS) sızdırdığı öne sürülen bilgilere göre İngiltere’nin anlaşmasız bir şekilde birlikten ayrılması gelecek 15 yıl içerisinde ülke ekonomisine toplam maliyeti 252 milyar sterlini bulabilir. 

Yine bu belgelere göre İngiltere’nin olası zararı azaltacak bir serbest ticaret anlaşması imzalaması durumunda bile ülkenin toplam zararının 131 milyar sterlin seviyesine ulaşması söz konusu.
İngiltere’nin olası anlaşmasız ayrılığının AB ile ticaretin Dünya Ticaret Örgütü (WTÖ) kurallarına göre yapılması anlamı taşıyacağı, bunun da gelecek 15 yıl içerisinde büyümeyi yüzde 8 azaltabileceği belirtiliyor.

İngiltere Merkez Bankası da dün Brexit sürecinde belirsizliklerin yüksek seyretmesi nedeniyle 2019 yılı büyüme beklentisini yüzde 1,7'den yüzde 1,2'ye, 2020 yılı büyüme beklentisini ise yüzde 1,7'den yüzde 1,5'e düşürdüğünü duyurdu.

İngiliz Endüstri Konfederasyonu (CBI) da hafta başına yaptığı açıklamada İngiltere'nin, AB üyesi olarak birliğin yaptığı 40 ticaret anlaşmasına taraf olduğunu, birlikten anlaşmasız çıkışın gerçekleşmesi durumunda birçok pazara erişimi kaybedeceğini bildirmişti.




11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yeni Bakanlık Yeni Ekonomi Berat Albayrak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Yeni sistemde ekonomi yönetiminin yeniden yapılanması bekleniyor

Yeni dönemin ilk kararnamesi, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında “Cumhurbaşkanlığı 1 Nolu Kararnamesi” olarak yayımlanacak. Bakanlıklara ilişkin düzenlemeler ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı bu kararnamede düzenlenecek.
Meclis’te tebrikleri kabul ettikten sonra Anıtkabir’i ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra Beştepe’de yeni sistem törenine katılacak. Devlet protokolü, Beştepe’de saat 18.00’de yapılacak törende bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Temmuz Cumartesi sabahı Meclis’te partisinin grubunu toplayarak yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan, “Yapacak çok işimiz var. Kolları sıvayarak çalışmaya başlayacağız. Böylece ülkeye yıllardır patinaj yaptıran, sürekli krizlere, kaoslara yol açan eski sistemi geride bırakıp, yeni sitemin kapılarını aralamış olacağız” dedi.
Özellikle ekonominin öncelikli çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bekleyişi var.
İçeride ve dışarıda piyasalara güven verecek, çözüm için bütünlük içinde program geliştirerek uygulamanın kapısını açacak kadrolara ihtiyacımız var.

Berat Albayrak ekonominin yükünü taşıyacak

Başkanlık Kabinesi'nde ekonominin tepe sorumlusu BeratAlbayrak oldu .
Berat Albayrak, yurt içinde ve yurtdışında iyi eğitim görmüş bir genç adamdır. Enerji Bakanlığı döneminde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için büyük çaba gösterdi.
Yeni görev ve sorumluluk alanı nedeniyle, eski çalışma arkadaşları ve bürokratik yapıyla ilişkisini kesip yeni bir çalışma düzeni oluşturmak mecburiyetinde.
Başkanlık Kabinesi'nde, yeni yapılanmada, 6 bakan ve bakanlık farklı konularda ekonomi ile doğrudan ilişkili görülüyor. Sanayi ve Kalkınma Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Çalışma ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli. Bu bakanlar, Berat Albayrak’la çalışacaklar.
Türkiye’nin ekonomi patronu için, öncelikli konular, enflasyon, yüksek faiz, yüksek döviz kuru olarak görülüyor, ama bütün bunların arkasında ekonominin darboğazda olması var.
Ekonomi için darboğaz sorunu, cari açığın büyüklüğü ve cari açığın finansmanı konusundaki güçlüklerdir.
Ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan, Türkiye’ye finans imkanı sağlayan ülkelerle Türkiye arasındaki sert rüzgarları dindirecek, yumuşatacak politikalara öncelik verirse, ekonominin patronunun işi de kolaylaşacak.
Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacı dünya piyasalarında yüzen gezen dövizlere göre çok düşük miktarda. Türkiye borçlarının, ana para ve faizini zamanında ödemeyi aksatmayan bir ülke. Tıkanıklık, büyük ölçüde siyasi nedenlere dayanıyor.
İşte bu nedenle öncelik, ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan’ın, Batılı finans çevreleriyle ilişkileri yumuşatmasıdır. Bu, Berat Albayrak’ın Türkiye’deki yeni yönetimin özelliklerini, ayrıcalıklarını ve yararını yurtdışında daha iyi anlatmasına imkan verecektir.
Başkanlık kabinesinde, eski hükümetler dönemindeki çok sayıdaki sorumlu birim ortadan kalkıyor.
Bunların en önemlileri, Hazine’nin Maliye ile birleştirilmesi, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Kalkınma Bakanlığı'yla birleştirilmesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile birleştirilmesidir.
Uygulamada, alışıldığında bu birleşmeler büyük olasılıkla iş çevrelerine kolaylık sağlayacak.
Fakat yeni yapılanma tamamlanıncaya ve yeni yapılanmaya alışılıncaya kadar iş çevreleri yeni yapılanmanın getireceği iyiliklerden yararlanamayacaklar.
Bir serbest piyasa iktisatçısı olarak Berat Albayrak
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na Berat Albayrak’ın gelmesinden sonra özellikle Batı medyasında ve genel olarak da dış piyasalarda son derece yanlış bir algı pompalanmaya başlandı. Sanki Albayrak piyasa ekonomisi ile sermayedarların düşmanı olan devletçi ve planlamacı bir iktisadi anlayışa sahip gibi bir imaj çiziliyor. Halbuki bu, tamamen yanlış…
Berat Albayrak’ın fikirlerini iyi bilen bir gazeteci olarak şunu söyleyeyim: Bilakis söylenenlerin tam aksine Albayrak tam anlamıyla bir serbest piyasa iktisatçısıdır. Bürokratik devletçilik ve kumandacılığın ekonomik hayata ne kadar zararlı olduğunu yazılarında vurgulamış biridir. Albayrak’ın milletvekili olmadan önce Sabah Gazetesi'nde köşesi vardı. Orada piyasa ve iş dünyası dostu bir iktisadi felsefeye sahip olduğunu örnekleriyle anlatırdı. Zaten kendisi de o dünyanın içinden geliyor. Senelerce bir büyük holdingin CEO’luğunu yaptı. Enerji Bakanlığı sırasında en büyük gayreti enerji piyasasının liberalleştirilmesi yönündeydi. Her zaman enerji üretiminin ağırlıklı olarak özel sektör tarafından yapılması gerektiğini savundu. Albayrak’ı  bir Zekeriya Temizel ya da Mümtaz Soysal kafasındaymış gibi gösterme çabaları Türkiye’ye zarar vermekten başka işe yaramaz...
Peki böyle yanlış bir imaj oluşturma gayretlerinin sebebi ne? Bence bunun iki nedeni var: Birincisi Albayrak’ın, Tayyip Erdoğan’ın damadı oluşu. Bu, iktisadi çevrelerde kendisine yönelik bir antipati oluşturuyor. Maalesef bu, ekonomik akıl ile değil siyasi duygularla olaya bakılmasının bir sonucu. Tamamen irrasyonel. Piyasa oyuncuları belli siyasi aktörleri çok benimsemişler ve onların dışında kimse bu makamlara gelsin istemiyorlar. O yüzden Albayrak’ı sanki piyasa ekonomisi karşıtı gibi gösteriyorlar. AK Parti çevresinde iktisatçı kılıfıyla gezen ve sermayeye düşmanlık yapan kimi fanatik isimlerle onu aynı kafadaymış gibi gösteriyorlar. Halbuki Albayrak bu kafadan şikâyet eden ve AK Parti çevresinde böyle insanların olmaması gerektiğini düşünen bir isim.
İkinci sebep ise maalesef hükümete yakın medyanın marjinal kısmında yer alan ve Berat Bey’i de tanımayan kimi yazarların  sırf yağcılık olsun diye Albayrak’ı  saçma ve ekonomik akla aykırı argümanlarla savunmaları. Bu da karalama çabalarına hizmet ediyor.
Ben bu yanlış algıları bir kenara bırakıp önümüzdeki dönemde ekonomik yol haritasını anlamak için dünkü devir teslim töreninde Albayrak’ın kurduğu şu üç cümleye odaklanmak gerektiğini düşünüyorum:
- Bütçe ve mali disiplin aynı şekilde değil daha da iyi şekilde devam edecek.
- Enflasyonu tek haneye indireceğiz.
- Piyasa ekonomisi kuralları içinde küresel sistemle daha entegre bir ilişki içine gireceğimiz süreci yaşayacağız. Ayakları yere basan bir Türkiye ekonomisi ortaya çıkacak.
Bu cümleler son derece rahatlatıcı ve piyasalara güven verici cümleler…

YENİ KABİNENİN ŞİFRELERİ

Onlarca liste, yüzlerce spekülasyonun ardından nihayet kabine açıklandı. Sıcağı sıcağına yorumlarım şunlar:
- Kendi sektörlerinde emek vermiş, öne çıkan iş dünyasından isimler ve bürokratları kamuoyu ilk kez tanıyacak. Teorisini değil, pratiğini bilenler bakanlıkta ne yapacak, hep birlikte göreceğiz…
- 1 başkan yardımcısı olması benim için sürpriz, en az 2-3 bekliyordum. Bakanlıkların sayısını 26’dan 16’ya indiren Erdoğan, yardımcı sayısını da bu mantıkla 1’de tutmuş, ancak istediği zaman bu sayı artabilir.
- Fuat Oktay kamuoyunda olmasa da bürokraside iyi bilinen ve hep övgüyle bahsedilen bir isim. Pazar günkü yayında Muharrem Sarıkaya’nın da hatırlattığı gibi e-devlete geçişte başarının büyük kısmı ona ait. Çalışkan ve üretken.
- Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olması ve bunun bir terfi kabul edilmesi Türkiye’de sivilleşme adına bir zafer. Siyasetin bekçisi konumundaki TSK’nın tarihe geçtiğinin kanıtıdır bu. Aynı gün MGK’nın kaldırılması da askeri vesayetin tamamen sona erdiğinin açık seçik ilanı. Bundan böyle askeri terfilere tamamen sivil otorite karar verecek, terfi süresi beklenmeyecek.
- Eğitim Bakanı’nın Ziya Selçuk gibi değerli bir isim olması da çok olumlu. Selçuk ismini ilk kez pazar akşamı yayında Sevilay (Yılman) zikretti. Eğitim en sıkıntılı alanların başında geliyor. Şayet uluslararası eğitim sistemlerini çok iyi bilen ve gelişmeleri takip eden Selçuk özgür bırakılırsa bu alanda nihayet tutarlı ve doğru politikalar yeşerecektir.
- En çok tartışılan ekonomi başlığına gelince: Berat Albayrak’la ilgili yorumumu yukarıda uzun uzun yazdım. Yurt dışından bana gelen çok sayıda mesaj ve e-maile bakınca görüyorum ki piyasalar Mehmet Şimşek beklentisine tepki veriyor ve bu nedenle dolar yükseliyor. Ben kısa süre içinde dünyayı çok iyi takip eden ve piyasa dostu bir iktisatçı olan Albayrak’ın dış piyasaları rahatlatacağını düşünüyorum. Bunun için Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu, piyasa kurallarının sonuna kadar işlediği bir Türkiye olduğu imajı kuvvetlendirilmeli.
- Bu kabine gençliğiyle öne çıkıyor. Çoğu 70’li yıllarda doğan isimler. Geçen dönem son derece başarılı bir Adalet Bakanlığı yapan Abdulhamit Gül 41 yaşında. Yıllardır Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından biri olan yeni Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise 42. Berat Albayrak 40, aile bakanı seçilen Zehra Zümrüt Selçuk 39, Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu  ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 41, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise 45.

Berat Albayrak ekonomide başarılı olur mu?



Başkan Tayyip Erdoğan, piyasaların Mehmet Şimşek beklentisinin aksine, Berat Albayrak'ı ekonominin başına geçirdi.
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı süresince çok başarılı işlerin altına imza attı. Ekonomide de aynı anlayışı sürdüreceğine ve aynı başarıyı yakalayacağına inanıyorum.
Neden mi?
Bakın, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında, Merkez Bankası'nın başında Süreyya Serdengeçti vardı. Bugün Berat Albayrak'la ilgili mırın kırın yapanlar, 2006 yılında da Tayyip Erdoğan'a akıl hocalığı yapmaya çalışıyordu. Serdengeçti, bir dönem daha kalsın istiyorlardı.
Serdengeçti, Türkiye için bir şanstı onlara göre. Entellektüeldi, bilgi birikim sahibiydi. Moderndi. Çağdaş bir kişiliği vardı. Ayakkabıları ile evinin içinde rahat rahat dolaşabilen bir isimdi.
Bugün, Berat Albayrak isminden rahatsız olanlar, aynı rahatsızlığı Durmuş Yılmaz Merkez Bankası'nın başına getirildiği 2006 yılında da yaşamıştı... Liyakatını değil, ayakkabılarını konuştular Durmuş Yılmaz'ın... Boynuz kulağı geçti, Serdengeçti unutuldu gitti. Durmuş Yılmaz, yaptığı başarılı işlerle Erdoğan'ı hem haklı çıkardı, hem de mahçup etmedi.
Hatırlayın!
Tayyip Erdoğan'ın işbaşına getirdiği Ali Babacan'a yaptıklarını. Bugün çok istedikleri, Türkiye'yi kurtaracağına inandıkları Babacan için çocuk dediler çocuk... Ağzı süt kokan bir çocuğun bakan yapıldığını söylediler, yazdılar, çizdiler...
Tayyip Erdoğan bir kez daha haklı çıkmıştı!
"Ağzı süt kokan çocuk" da, malum koroyu mahçup etmiş, onların başını öne eğdirmişti!
Başkan'ın yeni kabinesinde yer almayınca, bunların Mehmet Şimşek aşkları depreşti şimdi de... "Mehmet Şimşek gibi bir deha" varken... ve bir sürü zırva...
Yahu insanda biraz utanma olur, Mehmet Şimşek'in İngiltere'de dilencilik yaptığını söyleyen siz değil miydiniz? Elin gavurundan para dilenmekle, ekonominin düzelmeyeceğini çığıran siz değil miydiniz?
Yıllar yılı süren, akıl almaz karalamalar, yalanlar, iftiralar... şimdi de Berat Albayrak'a sardılar, saracaklar... Ahan da yazın buraya bir yılı bulmaz hepsi yalama olacak, hepsi Durmuş Yılmaz'a, Ali Babacan'a, Mehmet Şimşek'e çıkardığı gibi, Berat Albayrak'a da şapka çıkaracak.
Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için değil, çalıştığı için, başardığı için Berat Albayrak ismi ön plânda. Ayrıca, Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için rahata ermiş değil; ağır bir yükün aldına girdi Berat Albayrak... Ya başaracak, ya da başaracak. Aksi halde mahçup olur, mahçup eder!
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı'nda damat olduğu için başarılı olmadı. Doğru olanı yaptı; aldığı sorumluluğun gereğini yaptı. Ekonominin patronluğu onun için mükâfat değil, eziyet! Gecesi gündüzü zaten yoktu, şimdi hiç olmayacak...
Ben başarılı olacağına inanıyorum!
İnanmayanların canı sağolsun...
Günün sonunda mahçup olmak da var...
Allah mahçup etmesin!

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html