BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
döviz kuru sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
döviz kuru sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

24 Ağustos 2020 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye Oruç Reis ve donanma faaliyetlerinden geri adım atmayacak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye ne Oruç Reis gemimizin ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır." dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye Oruç Reis ve donanma faaliyetlerinden geri adım atmayacak

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu.


Erdoğan, konuşmasına, başta Giresun olmak üzere Karadeniz'in bazı illerini etkileyen afette hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek başladı.
Millete, bölge halkına ve vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Erdoğan, halen arama çalışmaları süren vatandaşlardan bir an önce mutlu haberler almayı temenni etti.
Erdoğan, afetin duyulduğu andan itibaren devletin tüm kurumları ve imkanlarıyla halkın yanında yer aldığını belirterek, bugünkü Kabine Toplantısında da bölgede yürütülen çalışmaları ve durumu etraflıca değerlendirdiklerini aktardı. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Vatandaşlarımızın yükünü daha da hafifletmek amacıyla, Giresun'daki vergi mükelleflerimizi, 22 Ağustos 2020'den 30 Kasım 2020 tarihine kadar mücbir sebep hali kapsamına alıyoruz. Bu tarihler arasında verilmesi gereken beyanname ve bildirimlerin süresini 15 Aralık 2020'ye, yine bu bildirimlere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süresini de 31 Aralık 2020'ye kadar uzatıyoruz. 22 Ağustos tarihi öncesinde tahakkuk etmiş olup vadesi bu tarihten sonrasına rastlayan ya da resen veya idarece tarh edilen her türlü vergi, ceza, geçici veya gecikme faizinin ödeme sürelerini de 31 Aralık 2020'ye erteliyoruz. Sigortalıların mücbir sebep dönemine ilişkin prime esas kazanç ve hizmet bilgilerinin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile bildirilmesinin zorunlu olması durumunda, bu beyannamelerin vergi kesintilerine ilişkin kısmının beyan ve sürelerini de uzatıyoruz. 2020 yılı 3'üncü geçici vergi dönemine ilişkin geçici vergi beyannamelerinin de alınmamasını kararlaştırdık. Yine mücbir sebep hali kapsamındaki amme borçlularından 29 Ocak 2021 tarihine kadar başvuruda bulunanların, her türlü amme alacaklarını faizsiz bir şekilde 24 ay süreyle erteliyoruz."
Giresun'daki faal mükelleflerin vergi daireleri ile mal müdürlüklerine olan borçlarına da tecil ve taksit imkanı getirdiklerini ifade eden Erdoğan, "Hasar tespit çalışmalarının ardından hemen temizleme ve yeniden inşa faaliyetlerine başlayacağız. Gerek altyapıda gerek ev ve iş yeri gibi yerlerde gerekse üretim alanlarında ortaya çıkan kayıpları en kısa sürede telafi edeceğiz. Rabb'im ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin." dedi.

"Yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin pek çok yeri gibi Karadeniz'de de geçmişte şartların zorlamasıyla yaşanılan, coğrafyanın gerçeklerini yeteri kadar dikkate almayan bir yapılaşma ortaya çıktığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"İrademizi ve gücümüzü aşan deprem, sel, heyelan gibi afetler bizi önceliklerimizi değiştirmeye mecbur bırakmıştır. Bir süredir bu konudaki hassasiyetimizi hem kentsel dönüşüm çalışmaları hem yeni imar planları hem estetik önceliği ile zaten hayata geçiriyorduk. Yaşadığımız her afet, bizi bu konuda daha kararlı hareket etmeye yöneltmektedir. İnşallah hep birlikte bizden sonraki nesillere her bakımdan daha güvenli ve yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız. Ülkemizdeki 83 milyon vatandaşımızın her birinin de aynı anlayış ve kararlılıkla hareket edeceğine inanıyorum. Özellikle ekranlarda izlediğimiz Giresun Dereli tamamıyla.... Dereli'nin merkezinin nasıl kayalarla dolup taştığını, bütün mağazaların, dükkanların ne durumda olduğunu gördük. Aynı şekilde Espiye, aynı şekilde merkez..."
Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un olay olur olmaz afet bölgesine geçtiğini, burada Giresun milletvekilleri ile çalışmaları yerinde izlediklerini, atılması gereken adımları attıklarını söyledi.

"Giresun'a iki bakan daha gidecek"

Jandarmalardan şehit olanların, sivil vatandaşlardan hayatını kaybedenlerin bulunduğunu, yaralılar olduğunu belirten Erdoğan, bunların takibinin yapıldığını ifade etti.
Bakan Pakdemirli'nin çıkan yangın nedeniyle Giresun'dan Adana'ya geçtiğini dile getiren Erdoğan, şimdi de Giresun'a Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez'i de göndereceklerini anlattı.
Erdoğan, bakanların, kara yollarında, enerjide bir sıkıntı olup olmadığını yerinde takip edeceğini, Karayolları Genel Müdürü orada olmasına rağmen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun da orada bulunmasını istediğini aktardı.
Altyapı ile ilgili sıkıntıların bir an önce giderileceğini belirten Erdoğan, "Çöken köprüler var. Bu köprülerin yeniden inşası ve bununla birlikte atılacak başka ne gibi adımlar varsa bu adımların atılması Bakanlarımızın nezaretinde olsun istiyoruz." ifadelerini kullandı.

Karadeniz'deki doğal gaz rezervi

Erdoğan, Türkiye'nin kalkınma mücadelesindeki en büyük sıkıntılarından birinin enerjideki yüksek oranlı dışa bağımlık olduğunu ifade etti.
Erdoğan, Türkiye her ne kadar ufak tefek petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olsa da bunların, ihtiyacın yanında adeta devede kulak misali kaldığına işaret ederek, "Büyüyen bir ülke olarak enerji ihtiyacımızın sürekli yükselmesi, dışarıya ödediğimiz kaynağın da hep artması anlamına geliyordu. İhracatımızı fevkalade artırmamıza rağmen enerjideki bu yapısal sıkıntı sebebiyle cari açığımızı bir türlü kapatamıyorduk." diye konuştu.
Önce yerli ve milli imkanları seferber ederek enerjideki bu dev açığa kısmi de olsa bir çözüm getirmeye çalıştıklarını, elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynak oranını üçte ikinin üzerine çıkardıklarını ancak petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığın bulunduğunu belirten Erdoğan, milli enerji ve maden politika belgesini 2017'de kamuoyu ile paylaşarak bu çerçevede yeni bir dönemi başlattıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, derin deniz aramaları için ilk sondaj gemisini alarak "Bismillah" dediklerini, ardından ikinci sondaj gemisini, bu yılın başlarında da üçüncü sondaj gemisini aldıklarını anlattı.
"Fatih, Yavuz, Kanuni adını verdiğimiz bu derin deniz sondaj gemileriyle dünyanın en büyük filolarından birine sahip olduk." diyen Erdoğan, bunlarla birlikte de Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemilerini hizmete soktuklarını anlattı.
Doğu Akdeniz'de yürüttükleri çalışmaları engellemek isteyenlere karşı gerektiğinde zor kullanma pahasına Türkiye'nin haklarına sahip çıkacaklarını gösterdiklerine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yetki alanları yanında Libya ile yaptığımız anlaşmanın ülkemize tanıdığı imkanları sonuna kadar kullanmak üzere harekete geçtik. Akdeniz'in en uzun kıyısına sahip devleti olarak ülkemizin hakkının, hukukunun, çıkarlarının gereğini tereddütsüz bir şekilde yerine getirdik. Bunlarla yetinmedik. Karadeniz'i de arama alanımıza dahil ettik. Azim ve kararlılıkla bu çalışmaları hayata geçiren eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Berat Albayrak ile halihazırdaki bakanımız Fatih Dönmez beylere buradan bir kez daha şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum."

"Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı 2, 3, 4 devam edecek"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nihayet 9. sondajda ülkenin bugüne kadar tespit ettiği en büyük rezervi bularak emeklerinin karşılığını aldıklarını belirtti.
Karadeniz'de Sakarya Gaz Sahası adını verdikleri bölgede 320 milyar metreküp rezerve sahip doğal gaz kaynağı keşfettiklerini dile getiren Erdoğan, ülkenin geleceği açısından hayati öneme haiz bu müjdeyi geçen cuma günü milleti ile paylaştıklarını hatırlattı. Erdoğan, şöyle devam etti:
"Tespit edilen rezervin çok daha büyük bir kaynağın ilk habercisi olduğu yönünde kuvvetli bulgular var, inşallah bu müjdenin devamı gelecek. Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı 2, 3, 4 devam edecek. Bu kuyuların sayısının tabi fazla oluşu, oradaki ümitlerimizi çok daha artırıyor. Gazın fiilen milletimizin hizmetine sunulması 2023 yılını bulacak. Önümüzdeki süreçte, Akdeniz'de de benzer müjdeli haberler alacağımızı ümit ediyoruz. Ülkemiz, artık enerji liginde en üst basamağa çıkmış bulunmaktadır. Elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynaklarla bağımsızlığını ilan eden Türkiye, doğal gaz ve petrolde de benzer bir seviyeye ulaştığında Allah'ın izniyle önünde yepyeni bir dönem başlayacaktır.
Bu vesileyle güneş enerjisi konusunda büyük bir hamle başlatıp hem yerli ve yenilenebilir enerji potansiyelimizi yükselteceğimizi hem de atıl kaynakları ekonomiye kazandıracağımızı belirtmek istiyorum. Yıllardır dışarıya oluk oluk akıttığımız kaynaklarımızı artık kendi ülkemizin kalkınması, milletimizin zenginleşmesi, hedeflerimizin gerçekleşmesi için kullanacağız."

"İnsanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz"

Erdoğan, Türkiye'nin geleceğin yüksek teknolojiye dayalı dünyasında yer alınmasını sağlayacak çalışmaları da ihmal etmediklerini belirterek, savunma sanayinden ticari kullanımlara kadar her alanda Türkiye'yi hak ettiği seviyeye çıkartacak çalışmaları desteklediklerini, teşvik ettiklerini anlattı.
Kazandıkları her başarının milletin özgüvenini yükselttiğini, daha büyük projelere yönelmesini sağladığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Yıllarca bu milletin önünü kesenlerin kullandığı araçların tümünü yerle yeksan ediyor, insanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz. 'Yapılamaz' denilen ne varsa yaptık, 'cesaret edilemez' denilen ne varsa cesaret ettik. 'İzin vermezler' denilen ne varsa izin istemeden yapılabileceğini gösterdik. 'Bedel ödetirler' dedikleri ne varsa gerektiğinde bedelini ödeyerek başardık. Bize 'yıkılmaz kaleler' olarak gösterilen sırça köşkleri harekatlarımızla tuzla buz ettik. Bize 'aşılmaz bentler' olarak gösterilen kilden duvarları cesaretimiz ve atılganlığımızla yıktık geçtik. Bize önünde ayakta kalınamaz seller gibi gösterilen yaptırım tehditlerini sağlam duruşumuzla birer birer boşa çıkardık. Maruz kaldığımız çifte standartlara, çiğnenen teamüllere, ihanet edilen değerlere, ayaklar altına alınan ilkelere rağmen girdiğimiz yoldan geri dönmedik. Siyasette, ekonomide, askeri alanda kendi kararlarını kendi alan, kendi hedeflerini kendi belirleyen, kendi projelerini kendi uygulayan bir Türkiye inşa ettik. İnşallah en zorlu dönemi geride bıraktık. Artık ektiğimiz tohumların hasadını toplamanın, verdiğimiz emeklerin karşılığını görmenin, yaptığımız fedakarlıkların bedelini almanın vaktidir. Bu zorlu mücadelede ülkemizin ve milletimizin yanında yer alan herkesten Allah razı olsun diyorum. Yine bu süreçte kendi halkının safında yer almak yerine gavurun kılıcını çalmayı, Amerika'da, Avrupa'da, Körfez'de hazırlanan senaryoların figüranlığına soyunmayı tercih edenleri de milletimize havale ediyoruz. Rabbim kimseyi teröriste terörist diyemeyen, darbeye darbe diyemeyen, düşmana düşman diyemeyen, milletinin sevinci ile sevinemeyen, üzüntüsüyle üzülemeyen mankurtlardan eylemesin diyorum. Siyasi rekabetle ülkesinin ve milletinin çıkarları arasındaki farkı göremediği için kin, nefret, husumet çukurunda boğulanları kendi akıbetleri ile baş başa bırakıyoruz. Biz 83 milyon milletimizle birlikte daha güçlü, daha büyük, daha huzurlu, daha müreffeh, daha güvenli bir geleceğe doğru başlattığımız bu kutlu yürüyüşü sürdüreceğiz. Bu kutlu yolda bize destek olan, bizimle yürüyen herkesten Allah razı olsun."

"Ülkemiz, toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer alanlarda ülkeye diş geçiremeyenlerin hep yaptıkları gibi yine ekonomiye saldırdıklarını vurgulayarak, "Klasik hale gelen döviz kuru, faiz, enflasyon şer üçgenini bir kez daha başımıza musallat etmek için tüm güçleriyle yükleniyorlar. Halbuki ülkemiz, toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır. Merkez Bankamızın mevcut rezervinin 45,4 milyar doları döviz ve 42,8 milyar doları da altın cinsindedir." bilgisini verdi. 2016 yılında altın rezervinin sadece 14 milyar dolar seviyesinde olduğuna işaret eden Erdoğan, "Hem yurt dışındaki altını ülkemize getirerek hem ülkemizde çıkan tüm altını Türk Lirası üzerinden alarak altın rezervimizi yaklaşık üç kat artırdık." dedi.
Türkiye'nin, döviz ve altın kıymetleri bakımından gerçekten önemli bir güce sahip olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:
"En büyük rezervi de Karadeniz'in altında bulduğumuzu tekrar hatırlatmak isterim. İnşallah bu müjdenin de devamı gelecek. Diğer alanlardaki çalışmalarımızla Türkiye çok yakında doğal gazda dünyanın en büyük rezervlerinden birine inşallah sahip olacaktır. Buradan elde edilen her kuruş kazanç, doğrudan milletimizin hayat kalitesinin yükselmesini sağlayacak çalışmalara gidecektir. Doğal gazın ucuzlamasıyla konuttan sanayiye kadar her alanda milletimizin cebine ilave kaynak girişi sağlayacağız. Yani burada afaki bir buluştan değil, ülkemizi ve milletimizi gerçek anlamda zenginleştirecek somut bir kaynaktan bahsediyoruz. Bu hakikate rağmen ülkemizle ilgili olumsuz hava pompalayanların bir kısmı bunu zaten doğrusuna yanlışına bakmaksızın taammüden yapıyor. Amaçları aslında siyasi sonuç almaktır. Ekonomiyi bir araç olarak kullanıyorlar. Türkiye aleyhinde pozisyon alanların bir kısmı ülkemizde yanlış mecralardan beslendikleri için yanıltılmak suretiyle böyle bir konuma sürükleniyorlar."

Koronavirüs salgınıyla mücadele

Erdoğan, Türkiye'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı en başarılı mücadele yürüten ülkelerden biri olduğunu söyledi.
Buna rağmen Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlarının Türkiye'yi en kötüler arasına sokma çabasında olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Aynı şekilde tüm dünyanın takdirini kazanan bir doğal gaz rezervi keşfinin ardından ekonomi notumuzu olumsuza çevirenlerin de bu aklı nereden aldığını, ülkemizdeki kimi manşetlerden ve beyanatlardan görebiliyoruz. Tüm dünyanın borç batağına sürüklendiği, sürekli para basarak ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye kendi değerleri üzerinde kararlılıkla yoluna devam ediyor. Özellikle gelişmiş ülkeler milli gelirlerine göre yüzde 90,7 ortalamayı bulan borçluluk oranlarıyla ekonomilerini çevirmeye çalışıyor. Türkiye bu bakımdan kamu borcunun milli gelire oranında yüzde 35,6 ile gerçekten çok iyi bir yerde duruyor. Faiz ödemelerimizin toplam harcamalara oranı da yüzde 10'u aşmıyor. Bunlar gerçekten çok önemli ve ülkemizin güçlü duruşunu gösteren rakamlardır."
Erdoğan, Türkiye'nin maruz kaldığı onca saldırıya rağmen dimdik ayakta kalmasını hazmedemeyenlerin yeni oyun, tuzak ve senaryolar peşinde koşmalarının şaşırtıcı olmayacağını dile getirerek, "Dışarıda yazılan senaryolara içeride figüranlık yaparak sürekli ülkesi aleyhine malzeme üretenler, gerçekleri ters yüz edip anlatarak önümüze engeller dizenler istedikleri kadar uğrasınlar başaramayacaklar. Herkesin bir hesabı vardır ama hiç şüphesiz en büyük hesap sahibi Allah'tır. Biz Rabbimizin hesabına ram olmuşuz. Onun dışındaki her şeyin üstesinden Allah'ın izni ve milletimizin desteğiyle geliriz. Ülkemizin son 7 yılı bunun sayısız örneğiyle doludur." dedi.

"Oruç Reis çok daha kararlı hareket edecektir" 

Oruç Reis gemisiyle yürütülen sismik araştırmalarla ilgili Navtex adı verilen duyurunun süresinin 27 Ağustos'a kadar uzatıldığını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Nokta mı, virgül mü? Buraya ben şimdi bir virgül koyayım. Çünkü bundan sonrası da bunun var. Türkiye'nin Uluslararası Denizcilik Örgütü kurallarına uygun şekilde yürüttüğü bu faaliyetlere karşılık Yunanistan yetkisiz şekilde ve şımarıkça bir edayla kendi Navtex mesajını yayınlamıştır. Her şeyden önce Yunanistan'ın bölgede böyle bir Navtex ilanına hakkı yoktur. Yapılan bu açıklama bölgede bulunan tüm gemilerin kıyı ve seyir emniyetini tehlikeye atan bir şımarıklıktır. Uluslararası hukukta, iyi niyete, komşuluk ilişkilerine aykırı bu tutumuyla Yunanistan kendi kendini içinden çıkamayacağı bir kaosun içine atmıştır. Bundan sonra bölgede yaşanabilecek her olumsuzluğun tek müsebbibi Yunanistan, tek zarar gören de yine bu ülkenin kendisi olacaktır. Yunanistan'ı Türk donanmasının önüne atanların, yarın yaşanacak bir sıkıntıda asla ortada gözükmeyeceklerini bizim kadar Yunanlı komşularımızın da bilmesinde fayda mülahaza ediyorum. Türkiye, ne Oruç Reis gemimizin ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır. Tam tersine bu bölgede hakkını ve hukukunu koruma konusunda çok daha kararlı hareket edecektir. Bundan sonrasını düşünecek ve ortaya çıkacak sonuçlara katlanacaklar, Navtex ilan ettiğimiz bölgede karşımıza çıkacak olanlardır."

"AB'nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş" 

Türkiye'nin yaklaşık 200 yıldır demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi Batı merkezli doğup gelişen ve fakat evrensel değerler haline dönüşen bir çizginin takipçisi olduğunu ifade eden Erdoğan, bu değerlerin önemli bir kısmının ve çok daha ilerisinin milletin medeniyet ve kültür tarihinde mevcut olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin, yaşanılan kayıplara ve acılara rağmen bu değerleri sonuna kadar korumayı yaşatmayı başardığını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Öyle ki Batı toplumlarının tamamının sömürge peşinde koştuğu bir dönemde biz dost ve kardeş olarak gördüğümüz halkların güvenliği ve esenliği için kendi canımızı vermeye devam ediyorduk. Petrol kaynakları için insan canının hiçe sayıldığı dönemlerde, biz önceliğimizi daima yaşamaya ve yaşatmaya vermiş bir milletiz. Bu erdemli duruş Batı'nın kurduğu demokratik ve ekonomik sistemin dünya çapında egemen olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Nitekim biz de Osmanlı'dan itibaren aşama aşama bu sistem içinde yerimizi almanın gayreti içinde olduk. Cumhuriyetin ilanıyla bu doğrultuda çok daha keskin ve geri dönüşü olmayan bir tercihte bulunduk. Gerçi biz bu tercihi yaptık ama Batı'nın bize hiçbir zaman aynı niyetle yaklaşmadığını da kabul etmek durumundayız."
"Hangi reformu yaparsak yapalım, hangi adımı atarsak atalım, hangi değerlerimizden taviz verirsek verelim Batı bizi hiçbir zaman kendisi gibi görmedi." diyen Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu gerçeği Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde bizzat yaşamış bir kişiyim. Avrupa Birliği ile olan görüşmelerin hep içindeydim. Ama Avrupa Birliği liderlerinin hep tutarsızlıklarıyla karşı karşıya olduk. Hiçbir zaman dürüst olmadılar. Hiçbir zaman sözlerinin arkasında durmadılar. Ülkemizin tam üyeliği için hangi şartları önümüze getirdilerse 'tamam' dedik, ne dedilerse yaptık, ne istedilerse taahhüt ettik. Fakat sonuçta ortaya çıktı ki Avrupa Birliği'nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş. O güne kadar önümüze getirilen her şey oyalama taktiğinden ibaretmiş."

"Fırat Kalkanı Harekatımıza bile bu ülke destek vermedi" 

Söz konusu süreçte Avrupa Birliği'nin bir değerler ve ilkeler bütünü değil, bir grup ülkenin saplantılarının esiri bir yapı olduğunu gördüklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hala da aynı saplantıyla bize yaklaşıyorlar. Ülkemize karşı teröristleri destekliyorlar. İşte Yunanistan'dan teröristler giriyor, FETÖ'sü giriyor, PKK'sı giriyor. Gittiği yer neresi Almanya. Almanya'da bunlara oturum da veriyorlar. Bir diğer kısmı da bakıyorsunuz Fransa'ya gidiyor. Bir diğer kısmı bakıyorsun bir başka yere gidiyor ve onlara buralarda ev sahipliği yapıyorlar. Dostluk bu mu? Bunlarla baş başa oturup konuştuğumuz zaman maalesef bunları inkar da ediyorlar. Her türlü marjinal grubu destekliyorlar, her türlü sapkınlığı destekliyorlar. Bir tek bu ülkenin istiklali ve istikbali uğrunda gerektiğinde hayatını feda etmeyi göze alan milletine saygı duymuyor, onun yanında yer almıyorlar. Türkiye'ye karşı sergilediği iki yüzlü tavır Avrupa Birliği'nin sonunda ilanı olmuştur. Artık dünyada hiç kimse bu birliğe bir değerler ve ilkeler manzumesi olarak bakmıyor."
Erdoğan, Amerika'daki kimi çevrelerden de benzer bir yaklaşıma maruz kaldıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Bu ülke yıllarca NATO ittifakının doğu kanadının en önemli üyesi olan Türkiye'yi terör örgütleri ile mücadelesinde yalnız bırakmıştır. DEAŞ'a karşı Suriye'de başlattığımız ve bugün dördüncü yıl dönümü olan Fırat Kalkanı Harekatımıza bile bu ülke destek vermedi. Ne yazık ki bir terör devleti kurulmasını da önünü açtılar. Bu terör devletinin kurulması ile ilgili olarak da her türlü silah desteğini binlerce kamyonlarla, evet Fırat'ın doğusuna yığdılar. Bunları konuştuğumuz zaman kendileriyle 'yok böyle bir şey' dediler. Hepsi var. Kayıtlarımızda var, istihbari bilgilerimiz de var, var oğlu var. Hatta bununla kalmamış PKK/YPG terör örgütüyle bir olup ülkemize karşı pozisyon almışlardır. Demokratik hukuk devleti yerine terör örgütleriyle hareket etmeyi tercih eden bu hastalıkta zihniyet Amerikan siyasetini esir almıştır. Ülkemiz, terör örgütlerinin saldırılarına uğradığında kafasını çeviren, darbeye maruz kaldığında heyecanla neticeyi bekleyen, darbeciler yenilince hepsine kucak açan bu zihniyet demokrasinin yüz karasıdır. Daha acısı, Amerika'daki politikacıların Türkiye'yle ilgili faşist planlarını, niyetlerini, hesaplarını gizleme gereği dahi duymadan ifşa edebilmesidir."

ABD Başkan Adayı Biden'ın açıklamaları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkan Adayı Joe Biden'ın açıklamalarına tepki gösterdi.
"Türkiye'de darbeyle yapamadıklarını muhalefeti destekleyerek gerçekleştirmeyi düşündüklerini' kameralar önünde söylemekten çekinmiyorlar. Ya dostluğumuz var, oturup konuşmuşluğumuz var, en azından bir oturup çay içmişliğimiz var. Böyle bir ifadeyi bizim için nasıl kullanırsın ama kullandılar." değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, bu hezeyana cevap vermesi gerekenin kendilerinden önce muhatap olarak gösterilen muhalefet olduğunu vurguladı.
Kendisinin bu açıklamalara cevap vermediğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ülkemiz muhalefeti, bu ağır ithama tepkisini tüm şiddetiyle ortaya koymak yerine konunun niye aylar sonra gündeme geldiği gibi bir zırvanın arkasına sığınmayı tercih etmiştir. Çünkü bunların kafasında askeri darbeden hukuk ve emniyet darbesine, siyasi darbeden toplumsal kaosa ve teröre kadar her türlü faşist yol ve yönteme yer vardır. Hayatlarının hiçbir döneminde umutlarını millete bağlamamış, gözleri hep dışarıya dönük olan bu siyasi anlayış Türkiye'nin en büyük ayıbı ve kayıbıdır. Seçimlerde delikanlıca milletin karşısına çıkıp yarışmaya bile cesaret edemiyorlar. Bunun yerine şeytana pabucunu ters giydirmeyi hedefleyen binbir alavere dalavere ile siyaset mühendisliği oyunu oynuyorlar. Türkiye ve Türk milleti için kalplerinde hiçbir hayali, kafalarında hiçbir projesi olmayanların tek yapabildikleri onun külahını buna, bunun külahını ona giydirmek suretiyle illüzyon peşinde koşmaktır. Biz, 'harbi olun, hasbi olun, mert olun, delikanlı olun, yenileneceksiniz, öyleyse şerefinizle yenilin', bunu söylüyoruz. Onlar Amerika'dan Avrupa'ya, terör örgütlerinden marjinal gruplara kadar gördükleri her melanete sarılıyorlar. Kin, husumet ve bağnazlıkla kararan gönüller gözleri de kör ediyor. Hem de öyle bir kör ediyor ki kimlerle yürüdüklerine, kimlerden destek aldıklarına, kimlere hizmet ettiklerine dahi bakmıyorlar."
Erdoğan, Türkiye siyasetinin tek mottosunun "Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin" haline dönüşmesinin yüreklerini acıttığına işaret etti.
"Biz milletimizin desteğiyle sandıkla geldik, gideceksek de öyle gideriz." diyen Erdoğan, bunun kararını, terör örgütlerinin, marjinal sapkın grupların, ABD'nin, Avrupa'daki husumet odaklarının veremeyeceğini, tek karar merciinin millet olduğunu vurguladı.
Milletin iradesi dışında yol ve yöntem arayanların Türkiye'ye tek verebildiklerinin, vesayet, cunta, darbe, terör, kaos, fakirlik ve huzursuzluk olduğunu belirten Erdoğan, AK Parti'nin bu çarkı milli iradenin üstünlüğüyle kırdığı için 18 yıldır iktidarda bulunduğunu, çareyi millette değil de dışarıda arayanlar için bundan daha büyük örnek ve ibretin olmayacağını söyledi.

"Karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz"

Allah'ın izni ve milletin desteğiyle 2023'te de Türkiye'ye hizmet etmeyi sürdüreceklerini bildiren Erdoğan, muhalefetin ısrarla sarıldığı faşist kafayı değiştirmediğinde de 2028 seçimlerinde aynı şeylerin konuşulacağını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yeni nesillere 2053 ve 2071 vizyonlarını emanet ediyoruz derken karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz. Bu tarihlerin afaki, hayal değil, her geçen gün yaklaşan menzil olduğunu da hatırlatmak istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Dünyayla birlikte Türkiye'yi de etkisi altına Kovid-19'la mücadelenin sürdüğünü anlatan Erdoğan, son dönemde bu konuda olumsuz bir görünümle karşı karşıya kalındığına değindi. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Düğün, cenaze, taziye ve tatil gibi toplu etkinlikler, virüsün yayılma alanları haline dönüştü. Hele hele plajlar, buralar ayrı bir felaket. Buralarda yayılma alanı çok çok fazla. Can kaybında küçük de olsa bir artış yaşanıyor. Bundan dolayı üzüntülüyüz. Milletimizden bir kez daha, 'TMM' diye ifade ettiğimiz, temizlik, maske ve mesafe kurallarına sıkı şekilde riayet etmesini istiyoruz. Bunlar rastgele ifade edilen, laf olsun diye tekrarlanan kurallar değildir. Her bir kuralın gerisinde çok büyük tecrübe, emek, bedel ve acı vardır."
Temizliğe dikkat etmeyen, maskesini takmayan, fiziki mesafeye uymayan her kişinin kendisiyle birlikte temas ettiği herkes için sonu ölüme kadar varan bir tehdit kaynağı haline dönüştüğünü unutmamasını isteyen Erdoğan, bazılarının taşıyıcı oldukları için hastalığın ağır etkilerini hissetmeyebileceğini vurguladı.
Bu kişilerin, virüs bulaştırdıkları insanların büyük acılar çekmesine, hayatını kaybetmesine yol açtıklarını hiçbir zaman akıllarından çıkarmaması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, kendi ailesine, sevdiklerine veya hiç tanımadıklarına böylesine bir kötülük yapmanın, akıl ve vicdan sahibi hiçkimsenin altına giremeyeceği vebal olduğunu dile getirdi.

"Sigaralarınızı çöpe atın"

"Milletimden bir kez daha rica ediyorum, Türkiye şu illeti yenene kadar lütfen kurallara uyalım, uymayanları ikaz edelim." ifadesini kullanan Erdoğan, "Lütfen, şu sigaralarınızı artık çöpe atın. Biliniz ki en büyük tehdit unsurlarından biri de o sigaradır. Kendi kendinize adeta ölüm fermanını imzalıyorsunuz, o sigaranın dumanıyla. Bunu da bir kenara koymanız lazım. Her türlü toplu etkinliğe bu sürede ara verelim. Düğünlerimizi az sayıda katılımla ve kısa sürede yapmanın bize hiçbir maliyeti olmaz." şeklinde konuştu.
Erdoğan, bu süreçte sevdiklerinin düğünlerine gitmediğini, kendilerini makamında ağırlayarak hediyelerini takdim ettiğini belirtti.
"Taziyelerimizi telefonla bildirmek, Fatiha'mızı uzaktan okumak aynı sonucu verir. Tatilimizi kısa tutmak ve izole şekilde yapmak bizi aynı şekilde dinlendirir." diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizin normalleşme adımlarını daha ileriye taşımak için bu mücadeleyi başarıya ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Hasta, yoğun bakım ve vefat sayılarını belirli bir çizginin altına düşürmeden hiçbirimiz rahata, huzura ve güvene kavuşamayız. Türkiye'nin, üretimde, istihdamda, ihracatta hedeflerine ulaşabilmesinin yolu da salgının seyrinin düşüşünden geçiyor. Libya'dan Suriye'ye, Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e kadar geniş bir alanda tarihi mücadele yürüten bir ülke olarak gücümüze, dikkatimize, enerjimize sahada ihtiyacımız var. Bu büyük potansiyeli salgına kurban vermeyelim. Denizi geçtiğimiz bir yerde derede boğulmamak için hep birlikte çok daha dikkatli, dirayetli, kararlı hareket edelim."


9 Ekim 2018 Salı

Enflasyonun belini kıracak 7 madde

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Türkiye’de tüketici enflasyonu yüzde 25’e dayanmasına rağmen; market, çarşı ve pazarda birçok temel ihtiyaç maddeleri yıl başından bu yana yüzde 50’yi aşan oranlarda zamlandı. 

Hükümet teşvik, ürün kaybının önlenmesi, aracı kârlarının düşürülmesi, fırsatçıların tespiti gibi birçok alanda düğmeye basıyor.




Hükûmet, döviz kuru ve enflasyon artışının olumsuz etkilerinin giderilmesi amacıyla bir dizi yeni tedbiri uygulamaya hazırlanıyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin Kızılcahamam’daki kampında, ekonomideki dalgalanmanın olumsuz yansımalarının ortadan kaldırılması ve tüm tedbirlerin alınması için ilgili bakanlara talimat verdi. 

Erdoğan’ın, özellikle enflasyonu artıran gıda fiyatları konusunda sadece Ticaret Bakanlığının değil, İçişleri Bakanlığının da devreye girmesini istediği belirtildi. 

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da, Kızılcahamam’da yaptığı sunumda cari açığın azaldığını, ihracatın ithalatı karşılama oranının arttığını, ekonomide yeniden dengelenme sürecinin başladığını vurgulayarak, yeni enflasyon paketi açıklanacağını duyurmuştu. 

Bakan Albayrak, dün yaptığı açıklamada da “İçinden geçtiğimiz sürecin zorluklarına rağmen, tüm paydaşlarımızla sağladığımız güçlü koordinasyon ve iş birliğiyle zor süreçlerin üstesinden geldik. Bugün açıklayacağımız Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı ile, bu dayanışmayı çok daha ileri taşıyacağız” dedi. 

Piyasaları rahatlatmak için alınacak tedbirler ise 7 başlıkta toplandı.


1- KREDİLERE 6 AY ÖTELEME, 24 AY VADE



Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tavsiye niteliğinde bir karar alarak “borçları vadelendirme” kararı aldı. 

Bankalar ve diğer finansal kuruluşlara yapılan çağrıda, “Nakit akış dengesi geçici olarak bozulduğu için borçlarını ödemekte zorlanan, ancak kredilerinin yeniden vadelendirilmesi hâlinde geri ödeme kabiliyeti kazanacağı kanaati oluşan işletmelere; vadesi gelen taksitleri için, 6 aya kadar anapara ödemesiz olmak üzere, toplam 24 aya kadar vadelendirme yapılabilir” denildi. 

Toplam nakit kredi borcu 15 milyon TL’nin altında olan ve daha önce yapılandırma imkânından yararlanmamış işletmelere bu imkân sağlanacak. 

Böylece ödemelerde rahatlayacak işletmeler, ürettiği ürün ve hizmetlere fahiş zam yapmayarak, enflasyonu da körüklemeyecek. Uygulama için işletmeler bankalara münferiden başvuracak. 

Talepler, her bir banka tarafından kendi risk yönetimi ve kredi politikaları çerçevesinde değerlendirilecek. 

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “Türkiye Bankalar Birliğinin, reel sektörün kredi borç ödemelerinin yapılandırılmasına ilişkin tavsiye kararını çok önemli görüyorum” dedi.


2- ÇARŞI-PAZARA SIKI DENETİM



En çok şikâyet etiket fiyatlarından gelince, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da talimatıyla market, çarşı, pazar ve hallerde zabıtalar aracılığı ile yoğun bir denetim seferberliği başlatılacak. 

Fırsatçılık veya stokçuluk yapanlar tespit edilecek. Bu firmalara veya şahıslara belediyeler ceza kesecek. Etiketler, sıkı denetimle dizginlenecek.


3- YÜKSEK ARACI KÂRINA SINIR



Enflasyonla mücadele kapsamında yaş meyve-sebzedeki aracıların komisyon oranlarının da düşürülmesi sağlanacak. 

Bu konu, yıllardır tarla ile market arasındaki fiyat farkının da ana sebepleri arasında gösteriliyor. Bugün hâlâ birçok ürünün üretici ve perakende fiyatları arasındaki fark, 4 kat ve üzeri seviyelerde seyrediyor.


4- SOĞUK ZİNCİRE YENİ TEŞVİK



Ürünlerin tarladan şehirlere taşınması sırasında yaşanan en büyük problemlerden biri de, bir kısmının zayi olması... Bu konuda soğuk zincir taşımacılığı devrede. 

Hükûmet, bunu yaygınlaştırmak için yeni teşvikleri gündeme alacak. Amaç, gıda ürünlerinin hasat sonrasında hemen soğuk zincire dahil olarak firenin önlenmesi...


5- HAL YASASI ÇIKARILACAK



Gıdada düşüş için uzun süredir üzerinde çalışılan Hal Kanunu revize edilecek. 

Buralarda sadece sebze ve meyve satılmayacak; et, tavuk ve balık ürünleri de bulunacak. Paketleme, hallerde yapılacak. Toplu satışlarla birlikte maliyetler gerileyecek. 

Yüzde 25’e varan firenin azalması sağlanacak, bunlar da fiyatı düşürecek.


6- KDV İADELERİ VERİLECEK



Ekonominin canlanması ve piyasaya nakit girişinin sağlanması için, sanayici, esnaf ve tüccarın devletten alacağı KDV iadelerinin ödenmesi sağlanacak. 

Şu anda reel sektörün devletten yaklaşık 40 milyar TL KDV alacağı bulunuyor. Bunun verilmesi hâlinde kasalar rahatlayacak, ürün ve hizmetlerde maliyet azalacak.


7- MÜTEAHHİDE EK ÖDEME



İnşaat sektörüne, yaşadığı sıkıntıdan çıkması için ‘tasfiye hakkı’ getirilecek. Artan maliyetler konusunda “fiyat farkı ödenmesi” gibi tedbirler gündeme gelecek. 

Kamu ile çalışan müteahhitlere “iş bitirme süresinin uzatılması” gibi kolaylıklar getirilecek. 

Tasfiye hâlinde ihale açılacak ve mevcut işlerin bitirilmesi sağlanacak.

Enflasyonla topyekün mücadele dönemi


Bakan Berat Albayrak'ın enflasyonla mücadele için şirketlere yüzde 10 indirim çağrısı yapması bekleniyor.

GERİ SAYIM


Bugün saat 13.00'da İstanbul Kongre Merkezi'nde, Bakan Albayrak tarafından enflasyonla mücadele programı açıklanacak.


FİYATLAR AŞAĞI ÇEKİLSİN


Piyasaların merakla beklediği program öncesinde Bakan Berat Albayrak'ın iş dünyasına fiyatların en az yüzde 10 aşağı çekilmesi yönünde çağrı yapacağı öğrenildi.

EN ÖNEMLİ MADDE


Bu çağrının karşılık bulması halinde enflasyonda ciddi bir gevşeme olabileceği kaydedilirken, bu konunun programın en önemli maddelerinden biri olacağı ifade ediliyor.

2 Eylül 2018 Pazar

Halkbankası'na Dolar Saldırısı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Halkbank'ta dün gece neler yaşandı?


Halkbank'ta dün gece yaşanan döviz kuru olayı bankacılar ile birlikte siber uzmanları da harekete geçirdi.



Dün gece yarısı Halkbank'ta yazılım hatasından kaynaklanan ve düşük döviz kurundan alım yapılmasına yol açan sorun nedeniyle USOM ve BDDK yetkilileri sabaha kadar nöbet tuttu. 

İlk andan itibaren bankanın İstanbul'daki merkezinde USOM ve BDDK yetkilileri siber saldırı olup olmadığını araştırırken, sorunun verilerin alındığı yazılımdan kaynaklandığı tespit edildi. 

Ancak verilerin alındığı otomasyonda oynama yapılıp yapılmadığına ilişkin de inceleme başlatıldı. 

Öte yandan aynı sistemden veri alan iki bankaya daha gece ekipler gönderilirken, onların bir başka sistem daha kullanması ile bu sorunu yaşamadıkları öğrenildi.

YAZILIM HATASI


Gece sistemlerde sorun olduğu haberinin alınması üzerine ise banka yetkilileri derhal Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) ile irtibata geçerek yetkilileri konu ile ilgili bilgilendirdi.

USOM uzmanları da bankanın İstanbul'daki genel merkezine bir ekip gönderdi. Aynı sırada Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bilişim dairesinden de bir ekip USOM ile koordinasyon için banka merkezine gitti. 

Yapılan ilk incelemelerde bankaya yönelik bir siber saldırı olmadığı, Halk Bank'ın da açıkladığı gibi döviz kurlarının sisteme aktarılmasında kullanılan dış kaynaklı üçüncü parti bir yazılımda meydana gelen sistemsel ve operasyonel bir hata nedeniyle sorunun yaşandığı tespit edildi. 

Bankaya veri sağlayan uluslar arası finansal bir kuruluşun da çalışma kapsamında incelemeye alındığı öğrenildi.

2 BANKAYA DAHA USOM GİTTİ


Halkbank'taki sorunun yazılımdan kaynaklandığının tespit edilmesinin ardından USOM yetkilileri iki farklı bankanın daha aynı yazılımı kullandığını tespit etti. 

Bu iki bankaya da gece bilişim uzmanları gönderilirken, yetkililer her iki bankanın da ilave olarak bir başka yazılım daha kullanması ve yazılımların kendi aralarında koordineli işledikleri ve olağandışı hareketler ya da normal olmayan veriler geldiğinde sistemi durdurmak üzere programlandığını öğrendi. 

Böylece diğer iki bankada herhangi bir sorun meydana gelmedi.

İŞLEMLER İPTAL EDİLDİ


Halkbank'ta yaşanan kısa süreli olayda ise bazı kişiler alım işlemini gerçekleştirebildi. Yetkililerden edinilen bilgide tam bir rakam telaffuz edilmezken, bankada yapılan işlemin "milyonlarca dolar" ile ifade edilebileceği kaydedildi. 

İşlemlerin kimin tarafından gerçekleştirildiği tespit edilirken, o saatte para çekilemediği için işlemlerin de iptal edildiği öğrenildi. Öte yandan ilk alımı yapanlar ile yüksek alım yapanların inceleme altına alınacağı ifade edildi.

CUMA VE GECEYARISI ÖNCESİ OLMASI ŞÜPHE UYANDIRDI


Yetkililer Halkbank'taki olayın piyasaların kapanacağı dolayısıyla bankalarda daha sakin gün olan cuma günü gerçekleşmesi ve global piyasaların henüz açık olduğu gece yarısından önce gerçekleşmesini de şüpheli buldu. 

Gün içerisinde meydana gelmesi halinde saniyeler içerisinde fark edilerek bertaraf edilecek bir sorun, o gün ve saatte gerçekleşmesi nedeniyle daha uzun süre çözülemezken, işlem süresi de buna bağlı olarak açık kaldı. 

Bu süre içinde 3.5 milyon dolar ve 500 bin Euro tutarında işlem gerçekleştirildiği öğrenilirken yetkililerin geniş çaplı bir inceleme başlatıldığı kaydedildi.

HALKBANK: ALIM-SATIM İŞLEMLERİ GEÇERLİ DEĞİL


Halkbank'ın kurumsal Twitter hesabından dün konuya ilişkin iki açıklama yayınladı. 

Banka açıklamalarda döviz kurlarının sisteme aktarılmasında kullanılan dış kaynaklı üçüncü parti bir yazılımda meydana gelen sistemsel ve operasyonel bir hata nedeniyle, kısa bir süre için bankanın döviz kurlarının olması gerekenden farklı olarak yayınlandığını ve internet şubesi üzerinden hatalı kur seviyelerinden kısıtlı sayıda işlem yapılabildiğini belirterek, yapılan alım satım işlemlerinin hiçbir geçerliliğinin olmadığını açıkladı. 

Açıklamada, "Söz konusu işlemlere derhal müdahale edilerek, müşterilerimizin ve bankamızın zararına hiçbir şekilde sebebiyet verilmemiştir" denildi.

NE OLMUŞTU?


Gece yarısından önce gerçekleşen ve yaklaşık 15-20 dakika süren olayda Halkbank sisteminde dolar 3.72, Euro ise 4.32 satış kuru ile gösterilmiş ve bu süre zarfında bu kurdan alım yapılmasına sistem izin vermişti.

KAYNAK: SABAH

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Bahçeli, Hükümete 10 Maddelik Öneri Sıraladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Ekonomist kimliğiyle de tanınan MHP Lideri Bahçeli, Türkiye'nin ABD ile yaşadığı krizle alakalı hükümete 10 maddelik öneride bulundu.

Devlet Bahçeli: ABD büyük bir bozgun yaşayacak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “ABD kaynaklı husumet ablukasıyla karşı karşıya olduğumuzu net olarak görüyoruz. Döviz kurlarının ardına gizlenip, ülkemize kin ve nefret saçan mihrakların karalık senaryolarına şahit oluyoruz. Türkiye döviz üzerinden kundaklanmak isteniyor. Buna sessiz kalamayız” dedi.



Parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen MHP Lideri Devlet Bahçeli, gündemdeki konulara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, döviz kurundaki dalgalanmalar hakkında, "Hükümetin ve devletin cesaretle arkasındayız" ifadelerini kullanırken, "Biz kurla kurulmadık, dövizle devrilmeyiz. 1915'te Çanakkale'yi geçemediler, 2018'de Ankara'yı geçemeyecekler" dedi. 



Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:

ABD kaynaklı husumet ablukasıyla karşı karşıya olduğumuzu net olarak görüyoruz. Dövizkurlarının ardına gizlenip, ülkemize kin ve nefret saçan mihrakların karalık senaryolarına şahit oluyoruz.
Yaşadıklarımız her yönden ibretliktir. İnfial vericidir. Her bakımdan isyan ettiricidir. 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünün ekonomik ayağını tamamlamak amacıyla harekete geçen odaklar spekülasyon silahını çekmişlerdir. Türkiye kur üzerinden kurcalanmak, döviz üzerinden kundaklanmak istenmektedir. Buna tahammül edemeyiz, tepkisiz duramayız. 


Bugünkü basın toplantısında, ülkemizin maruz kaldığı ekonomik, diplomatik ve siyasi tehditleri özet halinde değerlendirip partimizin tavrını bir kez daha aziz milletimizle paylaşacağım



HÜKÜMETE 10 MADDELİK ÖNERİ


Türkiye'ye yönelik tavrı yüzünden ABD Başkanı Donald Trump'ı sert sözlerle eleştiren Bahçeli, hükümete 10 maddelik öneride bulundu.
İşte Bahçeli'nin 10 maddelik önerisi;
- Tasarruf tedbirleri alınmalı
- Arz artırılmalı
- Merkez Bankası zorunlu müdahalelerde gecikmemeli
- Döviz cinsinden yapılan ödemeler yeniden yapılandırılmalı
- Cari açıklama mücadele edilmeli
- İflasların önüne geçilmeli
- Üretim artırılmalı
- Ekonomik seferberlik ilan edilmeli
- Küresel itttifak ve ilişki ağları yeniden değerlendirilmeli
- Yerli ve milli ürünlerin üretilmesine öncelik verilmeli
Bahçeli'nin açıklamalarından bir kesit;
"Ticaret savaşının fitilini tutuşturarak küresel savaşı tetiklemişlerdir. Kanada, Meksika, AB ülkeleriyle anlaşmazlığa düşmüştür. Çin ile rekabet içine girmiştir. Beyaz Saray'a çöreklenen akılsız yönetim zihniyeti Çin'e ek vergi uygulamayı tercih etmiştir. Kuzey Kore devlet başkanı bile daha gerçekçidir. Trump'ı en başta ABD halkı sorgulamalıdır. Bu gidişle ABD okyanusun karşısındaki düşman kampı olarak sivrilecektir.


"KURLA KURULMADIK"


ABD'nin Türkiye hazımsızlığı ileri boyuttadır. İstiyorlar ki ağızlarına bakalım, karşılarında el pençe divan duralım. ABD, Türk milletini ya tanımıyor, ya tanımak istemiyor. Hiçbir güce tamah edemeyiz, hiçbir tehdide tamam demeyiz. Türk milleti zulme ortak olmaz, zalime gözyummaz. Ekonomik darbecilere, faiz lobilerine sonu cefa da sefa da olsa eyvallah etmez. Biz kurla kurulmadık, dövizle devrilmeyiz.
Türkiye'de at koşturmayı, ekonomik çakalların serbest dolaşımını arzuluyorlar. Başaramayacaklar, Türk milletini yenemeyecekler, bu savaşı muzaffer yenemeyecekler. 1915'te Çanakkale'yi geçemediler, 2018'de Ankara'yı geçemeyecekler. Biz kuru ekmek, kuru soğanla da yaşamasını biliriz, yeter ki bağımsız yaşayalım. Başka Türkiye yoktur.


"EDERİ 1 DOLAR EDEN HAİNLERİN..."


Ederi 1 dolar eden hainlerin havaya uçması, düşmanlıktır, düşmana da ne yapılacağı bellidir. Kim ekonomik tribülanstan el ovuşturuyorsa sütünde leke vardır. Doları yükselterek kaldıkları yerden devam için çırpınıyorlar. 15 Temmuz'da atılan bombalarla, pimi çekilen döviz bombası aynı yerde imal edilmiştir.
Türk milleti bu oyunu da bozmaya muktedirdir. Bu bağımlılığı sorgulamanın tam vaktidir. Türkiye yeni bir ekonomik modeli tartışmalıdır. Yabancı sermaye gelsin ancak getirdiğinden fazla götürmesine izin veremeyiz. Biz akıl sağlığı tartışmalı bir siyasetçinin mesajlarına mı, milletin yüksek erdem ve enerjisine mi dikkat edeceğiz?


"GÜN BİRLİK GÜNÜDÜR"


Siyasetten ekonomiye, üniversitelerden bürokrasiye kadar herkes mesuldür. Sele kapılmış saman çöpü gibi sürüklenemeyiz. Hayranlık duyduğumuz tarihimiz vardır. Biz Türkiyeyiz, hep birlikte Türk milletiyiz. 1944'ten beri hegamonya kurmuş dolardan büyüğüz. Dövizle önümüzün kesilmesini düşünmek sefil bir çılgınlıktır.
Döviz çıktıkça sevinen satılmışlar bellidir. Gün birlik olma günüdür, dayanışma ve yardımlaşma günüdür. Hükümetin, STK'nın, ekonomik aktörlerin dövizdeki ataklara mukavemeti tekdire şayandır. Dövizdeki tırmanışa siyasi ve ekonomik tedbirler devreye alınmaktadır, bundan memnuniyet duyuyoruz. Ek mali yükümlülükleri samimiyetle desteklediğimizi ilan ediyorum."

İş dünyası dolar kurunu sabitledi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Kur saldırılarına karşı iş dünyası da karşı atağa geçti. Turizm, fuarcılık ve AVM sektörü kuru sabitledi. Tekstilciler dolar bozduracak. Mobilyacı ve otomotivciler TL’ye döndü. İnşaatçılar da ABD menşeli ürün kullanmayacağını açıkladı
Döviz kurları ile Türkiye'ye diz çöktürme operasyonuna karşı tüm Türkiye birlik oldu. Vatandaşlar döviz bozdurmaya koşarken, tekstil, turizm, perakende, otomotiv, inşaat, mobilya ve fuarcılık sektöründe birçok firma dolara karşı kuru sabitledi.

TEKSTİLDE ORTAK HAREKET

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği öncülüğünde 5 hazır giyim ihracatçı birliği ile 11 derneğin başkanı bugün bir araya gelerek ortak deklarasyon yayımlayacak. Başkan Mustafa Gültepe, "Döviz borcu olanlar dışında sektörün tüm oyuncularına dolar bozdurmaları yönünde çağrıda bulunacağız" dedi. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hadi Karasu da, iç piyasada reel kur değeri neyse fiyatları ona sabitleyeceklerini belirterek, şöyle konuştu: "Ülkemize döviz girdisi sağlamak için bugüne kadar gidilmeyen, ucuz fiyat verdiği için rafa kaldırılan her türlü siparişi alacağız. İhracatı en yüksek seviyeye çıkarmamız gerekiyor. Bu bir vatani görevdir." Merter Sanayici İşadamları Derneği de dolar kurunu 4 liraya sabitledi. Yerli sermayeliler başta olmak üzere Türkiye'deki AVM'lerin üçte ikisi kirada ya kur sabitlemesine ya da TL'ye geçti. Bazı AVM'ler ortak giderlerde de indirime gitti.

TURİZMDE KUR ARTMIYOR

Kur saldırısına karşı bir adım da turizmcilerden geldi. Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, "Yurtdışı turlarda doları 5.99'a, euroyu 6.99'a sabitledik. Yurtdışı ekstra turlarda yüzde 50 indirim yapıyoruz" dedi. Etstur Yurtdışı Turlar Müdürü İbrahim Cenk Okumuş da, yüksek bütçeli yurtdışı turlarının sayısı ve kontenjanlarını azalttıklarını belirterek, "Yunanistan'a ya da Bulgaristan'a giden çok ucuz fiyatlı turlarımız var. Bu dönemde otobüslü turlarımıza talebin artacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

OTOMOTİV VE MOBİLYA TL'YE DÖNDÜ

Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu Başkanı Aydın Erkoç, Türkiye'de 44 ilde faaliyet gösteren federasyona bağlı tüm oto galericiler sitelerinde bundan böyle alışverişlerin TL ile yapılacağını söyledi. Mobilya Sanayii İşadamları Derneği Başkanı Nuri Gürcan da, sektörde ödemelerin tamamen nakde döndüğünü bildirdi.

İNŞAATLARDA ABD ÜRÜNÜNE YER YOK

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bakanlık olarak inşa edilecek yapılarda ABD menşeli inşaat malzemelerinin kullanılmayacağını açıkladı. Anadolu Yakası İnşaat Mühendisleri Derneği Yönetim Kurulu, yerli ürüne geçme kararı aldıklarını belirterek, tüm üyelerin satış ve kira anlaşmasını TL cinsinden yapacağını kaydetti.

FUARCILIKTA DA KUR ARTMAYACAK

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekip Avdagiç, fuar iştirakçilerine destek olmak için doları 4 liraya sabitlediklerini ifade etti. Discovery Event Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Ete ise İslam İşbirliği Teşkilatı Ticareti Artırma Kurumu ile yaptıkları işbirliği neticesinde Türkiye'de yaptıkları Dünya Helal Fuarı'nın yurtiçi satışlarında euroyu 5 TL'ye sabitlediklerini söyledi. Ete, "5 TL üzerinden aldıklarımızın da aradaki farkın ödemesini sağlıyoruz" dedi.
KAYNAK:SABAH

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Büyükelçilere Hitap Eden Başkan Erdoğan: Ekonomide Bir Kuşatma Altındayız

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Beştepe'de düzenlenen konferansta büyükelçilere hitap eden Başkan Erdoğan, "Son birkaç haftadır yaşadığımız hadiseler gösterdi ki ekonomide bir kuşatma altındayız" dedi.


Başkan Recep Tayyip Erdoğan,10. Büyükelçiler Konferansı katılımcıları onuruna verilen öğlen yemeğinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Türkiye'nin bugün yaşadığı durumun krizle alakası olmadığını belirten Erdoğan, "Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye diğer alanlarda olduğu gibi ekonomide de bir kuşatma ile karşı karşıya kalarak Gezi olayları ile başlayan 17-25 Aralık'la devam eden 15 Temmuz'la bir üst aşamaya taşınan saldırıların devam edeceği açıktır" dedi.
Bazı yayın organlarında yer alan "Sermayelere el konacak" iddialarına sert çıkan Erdoğan, "Sen benim hafıza kayıtlarımı nereden okuyorsun? Bunlar falcı mıdır nedir? Anlamak mümkün değil. Böyle bir şey mi açıkladık? Neye göre bunları söylüyorsun. Bunlar maalesef gerçekten ihanet şebekesi. Ama biz bunlara yüz vermeyeceğiz. Gereği neyse, işte bu tür spekülasyonları yapanlara da gereken bedeli ödeteceğiz" şeklinde konuştu"

Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları;

"İç siyasette olduğu gibi dış politikada yoğun bir gündemin içinde olduk. Makamında oturan değil, koşan, koşturan, terleyen bir cumhurbaşkanı olmaya çalışıyoruz. Yurtdışında da ülkemizin gücüne güç katmak için gayret sarfediyoruz.
Büyükelçiler Konfrensının konumu farklıdır. Tüm büyükelçilerimizin aynı çatı altında buluştuğu, ufkunun çizildiği önemli bir platform haline geldi. Bu seneki toplantının daha öncekilerden farkı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk konferansı olmasıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ülkemizin ihtiyaçlarına en uygun modeldir. 16 Nisan halkoylaması ve 24 Haziran seçimleri Türk demokrasisinin ulaştığı seviyeleri göstermektedir.

"BAŞARI ÇITASINI İNSAN BELİRLEYECEKTİR"


Sistem ne kadar mükemmel olursa olsun, başarısını ya da başarısızlığını belirleyecek olan insandır. İnsanı dikkate almayan hiçbir sistem başarılı olamaz. Yeni yönetim sisteminin de başarı çıtasını insan belirleyecektir. Sistemin pürüzsüz şekilde işleyebilmesi için tesis edeyeceğimiz anlayış ile mümkündür. Herkes tam bir koordinasyon içinde büyük ve güçlü Türkiye ideali için çalışma, üretmek zorundadır. Yersiz kaygılardan ve koordinasyon eksikliğine asla tahammülümüz yoktur.

"BU KADROYU YETERİ KADAR KULLANAMADIĞIMIZA İNANIYORUM"


Türkiye'nin son yıllarda elde ettiği uluslararası zaferlerde siz büyükelçilerin de büyük payı bulunuyor. Harici teşkilatı güçlü olmayan devletin beynelminel ilişkilerde güçlü olması beklenemez. Birikimleriyle, özgüvenleriyle bizim diplomatlarımızın güçlerini ve kabiliyetlerini gayet iyi tanıdım ve biliyorum. Bu kadroyu yeteri kadar etkin şekilde kullanamadığımıza da inanıyorum. Sizlerden daha büyük gayretler ve sonuçlar bekliyoruz.

"EKONOMİDE BİR KUŞATMA ALTINDAYIZ"


Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye diğer alanlarda olduğu gibi ekonomide de bir kuşatma ile karşı karşıya kalarak Gezi olayları ile başlayan 17-25 Aralık'la devam eden 15 Temmuz'la bir üst aşamaya taşınan saldırıların devam edeceği açıktır. Son yıllarda terörden ekonomik manipülasyonlara maruz kalmamızın sebebi milli menfaatler konusunda tavizsiz tutum takınmamızdır. Siyasetin yeniden vesayetin eline geçmesine izin vermedik. Terör örgütleri üzerinden kurulan oyunları deşifre edip önüne geçtik. Suriye'de etrafımızda oluşturulmaya çalışan terör koridoruna izin vermedik.

"YAŞADIKLARIMIZIN KRİZLE İLGİSİ YOKTUR"


Döviz kurundaki gelişmelerin ekonomik temelinin olmadığını, ülkemize saldırı niteliği taşıdığı herkesin tespitidir. Dünya Ticaret Örgütü var, atılan adımların bu örgütün umdeleriyle alakası var mı? Ben yaptım oldu diyemezsin. İstediğin kadar başkan ol. Akşam yatıp sabah kalkıp demir çeliğe şu kadar vergi koydum diyemezsin. Bir yandan stratejik ortak olacaksın, diğer yandan ayağına kurşun sıkacaksın. Böyle bir şey kabullenebilir mi? Bizim bunlara eyvallah dememiz mümkün değildir. Yaşadıklarımızın krizlerle ilgisi yoktur. Bambaşka bir durum ile karşı karşıyayız. Şu anda bizim bu olaylar karşısında temkinli şekilde attığımız adımlar var, atacağımız adımlar var, çeşitli planlarımız var. Biz kur şöyle oldu, böyle oldu demek suretiyle battık, bittik böyle bir şey yok. Türkiye'nin ekonomik dinamikleri sağlamdır.

"BUNLARIN DA İNLERİNİ BAŞLARINA GEÇİRECEĞİZ"


Bu konuda rahat olun. Ülke olarak serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermedik. Sosyal medya üzerinden birçok ekonomik terör kişilikleri var. Bunlara karşı da yargımız tedbirlerini almıştır, üzerine gidiyor. Sen benim hafıza kayıtlarımı nereden okuyorsun? Neye göre bunu söylüyorsun? Bunlar ihanet şebekesi. Ama biz bunlara yüz vermeyeceğiz. Gereği neyse gereken bedeli ödeteceğiz. Bunların da inlerini başlarına geçireceğiz.

"BURADAKİ AMAÇ BAĞCININ CİĞERİNİ SÖKMEKTİR"


Türkiye'yi milyonların umudu haline biz getirdik. Ülkemize yönelik artan saldırıların hedefi asla şahıslar, partiler, kurumlar değildir. Her alanda böylesine düşmanca tavır içine girilmesinin gerekçesi yoktur. Burada amaç bağcıyı dövmek, bağcının dişlerini dökmek, ciğerini sökmektir. Türkiye'nin hedeflerinden vazgeçirmektir. Hangi bahene ile yapılırsa yapılsın operasyonun gerçek hedefi budur. Bu saldırılardan alnımızın akıyla çıkmamız milletimizin desteğiyle mümkündür. Kalıpları aşmak, ezberleri bozmak zorundayız. Ya bir yol bulacağız, ya bir yol bulacağız. Bunun başka çıkışı yok. Bu oyunu hep birlikte bozacağız.
Hukuk namına hukuksuzlukları bize kimse dayatamaz. Bizim kırmızı çizgilerimiz bellidir. Gazi Mustafa Kemal'in ifadesiyle 'Yurtta sulh cihanda sulh' temel prensibimizdir. Devletlerin başarısının sırrı savaşa hazır olmaktır. Biz hazırız, her şeyimizle hazırız."

Amerika’nın derdi ne?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Amerika iki dönemdir uluslararası sistemde istikrarı korumak gibi bir siyasetle ilgilenmiyor. Kendisinin merkezinde bulunduğu uluslararası düzeni korumak bir kenara onun yıkılması için uğraşıyor bile denebilir.

Brunson olayı Türk-Amerikan ilişkilerinde son gündem maddesi. Hem Başkan Trump hem de yardımcısı Pence Türkiye’yi en üst perdeden açıkça tehdit ettiler. Hemen ertesinde sanki bu tehdidi daha somut bir çerçeveye büründürmek istercesine Hazine Bakanlığı tuhaf ve anlamsız bir yaptırım kararı aldı. Türkiye’nin Adalet ve İçişleri bakanlarını baş sorumlular olarak ilan edip ikisinin de Amerika’da olmayan mal varlıklarına blok konulacağını duyurdu. Amerika’da herhangi bir mal varlığı bulunmayan iki bakan ise bu gayriciddi tedbir kararlarına gerekli biçimde cevap verdi. Onlar da Twitter üzerinden Amerika’da herhangi bir mal varlıklarının olmadığını yazdılar.
Daha ilk andan itibaren bu yaptırım kararının bir ciddiyeti olmadığı ortaya çıktı. Maalesef siyaseten çok etkisi olmasa da ekonomik etkileri oldu. Zaten uzun süredir yükselme eğiliminde olan döviz kuru Türkiye’de tekrar yükselişe geçti. Amerika’yla yaşanan bu gerilimin siyasi sonuçları olmasa da ekonomik sonuçları olduğu görülüyor. Dolayısıyla Türkiye tabii ki böyle bir gerilimin parçası olmak istemiyor. Ancak bu Türkiye’nin tek başına kurtulabileceği ve düzeltebileceği bir durum değil. Zira bu çatışmanın kaynağı Türkiye değil.
Aslında Türkiye Amerika’nın çatıştığı tek ülke de değil. Amerika halihazırda, Çin’le bir ticaret savaşı başlattı. Çin’in tüm yatıştırma gayretlerine rağmen geri durmadı. Hatta tırmandırmaya devam ediyor. Çin bir tur cevap verdi ama ikinci tur misillemeyi yapamadı. Buna rağmen Amerika savaşı bırakacak gibi görünmüyor. Çin dahi Amerika’yla arasındaki bu gerilimi tek taraflı düşüremiyor. Amerika aynı esnada Rusya’yla da gerilim siyaseti takip ediyor. Soğuk Savaş’ta bile eşine az rastlanır gelişmelere şahitlik ediyoruz. Taraflar diplomatik personelleri casusluk suçlamalarıyla sınır dışı ediyor. Yani Amerika Rusya’yla da kavga veriyor. Kuzey Kore’yle olanlar herkesin malumu. Nükleer silah kullanma ihtimali bile masaya geldi. Son dönemde Amerika’nın en çok yüklendiği ülkelerin başında ise İran geliyor. Trump uzun süredir tehdit ettiği İran’a karşı uygulanması planlanan geniş kapsamlı yaptırımlar için gerekli adımları attı. Kasım ayında yaptırımlar tüm hızıyla devreye girecek. O zaman asıl hedef İran haline gelecek demek mümkün.
Brunson olayı ana kriz sürecinin ürünü Fakat Amerika sadece muhtemel rakipleriyle değil klasik müttefikleriyle de kavga veriyor. Fransa, Suudi Arabistan ve İsrail hariç neredeyse tüm klasik müttefikleriyle gerilim üretmeyi başardı. Özellikle Almanya ve İngiltere bu anlamda Amerikan baskısıyla karşı karşıya. Merkel defalardır Trump’ın son derece münasabetsiz tavırlarına açıkça maruz kalıyor. Brüksel’de yapılan son NATO zirvesinde Amerika’nın müttefiklerine bakış açısı birkez daha ortaya çıktı. Trump tüm Avrupalı ortaklarını şovunun bir parçası haline getirdi. Bütçeye yeterince destek vermedikleri suçlamasını yaptı. Bunun üzerinden kendi iç kamuoyuna sinyal vererek Avrupalı ortakları dize getiriyormuş gösterisi yaptı. Halbuki NATO üyelerinin NATO bütçesine yapacağı katkı meselesi zaten 2014 Galler Zirvesi’nde Obama zamanında konuşulmuştu. Yüzde ikilik seviyeye 2024 yılı itibariyle ulaşılması bekleniyordu. Ama Trump için bunların pek önemi yok. Kendi siyasi kariyeri için kullanmaya devam etti. Aynı şekilde hemen ardından geçtiği İngiltere’de de çeşitli rezilliklere imza atmaktan çekinmedi.
Bu geniş resme bakıldığında Amerika’nın sadece Türkiye’yle sorunlu olmadığı çok net ortaya çıkar. Amerika tüm ülkelerle birer kriz süreci inşa ediyor. Tüm ülkelerle sadece anlık krizler yaşamıyor. Veya yaşanan bir kriz bir sonrakini tetiklemiyor. Aksine, uzun kriz süreçleri var ve bunların içinde çeşitli kriz göstergesi olaylar doğuyor ve batıyor. Aslında kriz süreçlerinin kendisi birer kronik durum. Onların içerisinde boy gösteren olaylar krizin akut göstergeleri ve örnekleri olarak görülebilir. Yani mesela Türkiye’yle Amerika arasında uzun bir kriz süreci var. Bu süreç Brunson davasıyla başlamadı. Dolayısıyla Brunson davası krizin kendisi değil veya bu krizin sebebi de değil. Brunson davası bu kriz sürecinin bir ürünü. Aynı şekilde bu krizin kaynağı Halkbank davası da değil. Bu krizin kaynağı Amerikan Büyükelçiliğinin aldığı vize randevularını iptal kararı da değil. Hatta daha da derine gitmek mümkün. Bu krizin sebebi tek başına FETÖ meselesi değil. Veya bu krizin nedeni Suriye de değil. Suriye’den FETÖ’ye, Halkbank davasından vize meselesine bütün olaylar ana kriz sürecinin ürünleri. Bu olaylar hep başka bir olgunun sonucu.
Bunlar aynı tarlada büyüyen, aynı topraktan beslenen ürünler gibi. Toprak kriz çıkarmak için elverişli olduğundan kriz ürünleri veriyor. Bu ürünler birbirinden bağımsız ama hepsi aynı kaynağa bağlı. Bu nedenle bahsi geçen olaylar birbirini tetiklemiyor veya birbiri üzerine birikmiyor. Yani aslında Suriye meselesi FETÖ meselesini tetiklemiyor. Veya vize meselesi Halkbank meselesini tetiklemiyor. Birinden doğan tepkinin diğerini doğurduğu zannedilebilir. Ancak bunların herhangi birinde üretilen çözüm de bir diğerine yansımıyor. Veya bunların birindeki çözümsüzlük diğerinde otomatik bir çözümsüzlük anlamına da gelmiyor. Dolayısıyla bu olaylar arasında geçişkenlik olmak zorunda değil. Fakat hepsi aynı kaynağa bağlı olduğu için birbiriyle ilişkisiz de değil. Fakat söz konusu ilişki doğrudan bir ilişki değil. Dolayısıyla asıl ele alınması gereken şey, ana kriz sürecidir. Ana kriz sürecinin ne olduğu veya neden kaynaklandığı doğru düzgün anlaşılmazsa bu geçici kriz göstergesi olayların herbiri yanlış biçimde yorumlanır.
Peki nedir bu asıl kriz süreci? Ve nasıl açıklanabilir? Kriz sürecini doğru düzgün tanımlamanın birincil şartı bunun sadece Türkiye-Amerika ilişkilerine has olmadığını kabul etmektir. Ki bu zaten yukarıda gösterildi. İkinci ön şart, bunun bir an değil bir süreç olduğunu düşünmektir. Yani Türkiye gibi bir ülkenin her ne yaparsa yapsın bu kriz süreci nedeniyle tek tek olayları çözse de yeni olaylarla karşılaşacağını kabul etmek gerekir. Üçüncü olarak bu kriz süreçlerinin Amerika tarafından inşa edildiğini anlamak gerekir. Amerika dostlarıyla veya düşmanlarıyla destek ya da angajman siyaseti izlemekten kaçıyor. Dostlarını yalnız bırakmaktan kaçınmıyor. Onları sorumluluk almaya ve maliyet yüklenmeye itiyor. Düşmanlarını ise sıkıştırarak bedel ödemeye itiyor. Onları işbirliğine davet edip kazan-kazan formülasyonu üretmek yerine kendisinin kazandığı düşmanın kaybettiği bir sonuç için uğraşıyor.
Bunun birçok tanımı olabilir. Ama kısaca şöyle özetlemek lazım: Amerika kâr etmenin peşinde. Bu yeni bir hadise de değil. Obama döneminde de böyleydi. Trump döneminde de böyle. Bu bakımdan Obama ve Trump birbirinin çok benzeri. Aralarındaki tek fark ise tarzları. Obama bunu çok daha incelikli bir tarzda yaparken, Trump çok daha küstah ve alışılmadık biçimde yapıyor. İkisi de Amerika’yı uluslararası sorumluluklarından çekip maliyetleri kısma peşinde. Siyasi, askeri ve diplomatik angajmanları en aza indirip dünyanın çeşitli bölgelerinde ya maşalar kullanmak ya da farklı aktörleri birbiriyle dengelemek bu siyasetin temel merkezi. Amerika iki dönemdir uluslararası sistemde istikrarı korumak gibi bir siyasetle ilgilenmiyor. Kendisinin merkezinde bulunduğu uluslararası düzeni korumak bir kenara onun yıkılması için uğraşıyor bile denebilir. Dostlarını kendinden uzaklaştırıyor. Düşmanlarını savaşmaya davet ediyor. NAFTA, NATO, AB, Dünya Ticaret Örgütü, BM gibi kendi eliyle kurduğu veya kurulmasına açıktan destek verdiği, yıllarca uluslararası sistemi idare etmede kullandığı kurumların hepsini ateşe veriyor. On dokuzuncu yüzyıldan beri desteklediği serbest ticaret, liberal değerler ve küreselleşmeyi bir kenara bırakıp korumacılığa, popülizme, ulusalcılığa yöneliyor.

ABD zenginliğini artırma gayretinde

Peki bunu neden yapıyor? Bu, normal şartlar altında beklenecek bir davranış değil. Uluslararası sistemin tepesindeki aktörler genelde statüko kendi lehlerine olduğu için statükoyu korumak isterler. Tarih boyunca birçok hegemon devlet doğmuş, büyümüş ve sonra da çökmüştür. Çöküş sürecinde genelde sistemi sürdürme maliyetleri abartılı düzeylere ulaştığından, hegemonun sağladığı istikrarlı düzende ona meydan okuyan yeni aktörler doğmuştur. Bu aktörler hegemonu yakalamadan az önce hegemonun önleyici bir savaşa girdiği düşünülür. Yeni yükselmekte olan potansiyel hegemonun başını erkenden ezmek istediği söylenir. Bu mantık üzere düşünenler Amerika’nın da böyle bir sürece girdiğini ve çöküş nedeniyle telaşla tüm dünyaya savaş açtığını iddia ediyorlar.
Ancak ampirik bulgular bu iddiayı desteklemek için yeterli değil. Aklı başında ölçüm unsurlarıyla yaklaşıldığında Amerika’nın merkezinde olduğu tek kutuplu uluslararası sistemin bozulduğuna ya da çok kutuplu bir sisteme geçildiğine dair hiçbir emare yok. Ne Çin, ne Rusya ne de bir başka aktör tek başına Amerika’nın karşısına çıkabilecek halde. Daha da önemlisi, bir araya gelip Amerika’ya karşı birleşme ihtimalleri bile yok. Mesela bugün Amerika Çin’e karşı yaptırımlarda bulunurken aynı anda Rusya ve Türkiye’ye de yaptırım yapma kararı alabiliyor. Fakat bu ülkeler kendi aralarında koordineli bir tepki belirleyebilme şansına sahip değil. Amerika Türkiye’ye Ortadoğu’da ve belli alanlarda baskı uygularken Çin’e ticaret alanında baskı uyguluyor. Ama Türkiye Çin’e Ortadoğu’da Amerikan karşıtı bir rol teklif etse Çin buna yanaşmaz. Veya Çin böyle bir role soyunsa bile Türkiye Suriye gibi bir örnekte Çin’in muhtemel pozisyonundan çok daha fazla rahatsızlık duyar. Veya Türkiye ile Çin arasında hâlâ dolar harici bir para birimiyle ticaret yapma ihtimali gerçekleştirilemiyor. Hem Çin, hem Rusya, hem Türkiye hem de diğer herkes birbiriyle sahip olduğu ilişkiden daha fazla Amerika’yla ilişkiye sahip ve kimse bu ilişkiyi sonuna kadar tehlikeye atmaya yanaşamıyor. Çünkü kimse bunun maliyetini karşılayabileceğini düşünmüyor.
Öte taraftan Amerika öylesine yüksek bir özgüvene sahip ki, diğer aktörlerin kendisine meydan okuyamayacağını veya bir araya gelemeyeceğini düşünüyor. Bu nedenle de son derece umursamaz, son derece cüretkar, son derece şımarık hareketlere girişmekte sorun görmüyor. Mesela Kudüs konusunda tüm dünyaya karşı takındığı tavrın kendisine doğrudan ve somut bir maliyet çıkaracağını düşünmüş olsa bu adımı atmazdı. Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma yolundaki adımı attı çünkü bunun kendisini iç siyasette kurtarabileceğini düşündü. Dış siyasetteki maliyetin ise katlanabilir bir maliyet olduğunu hesapladı. Amerika eğer çökmekten korkuyor olsaydı, düşman sayısını artırmak yerine dost biriktirmek isterdi. Amerika şayet kendini güvenlik tehdidi altında görseydi, o zaman dengeleme siyaseti takip eder, bir tarafı diğerine karşı desteklerdi. Ancak Amerika kendini güvende ve güçlü hissettiği için güvenlik tehditlerini göz ardı edebilecek ve onun yerine iç siyasete odaklanabilecek bir lükse sahip olduğuna inanıyor. Güç ve güvenlik değil, zenginliğini artırma gayretinde. Obama Irak ve Afganistan gibi maliyetli görevleri terk ederek ve Amerika’yı içeride inşa ederek bunu yapmayı denedi. Trump ise diğer ülkelere hesap keserek bunu yapmaya çalışıyor. Suud’a silah satıyor. Çin’i sıkıştırıyor. Çin’in serbest ticaretten faydalanmasına engel olmak istiyor. En fazla kendi faydalanıyor olmasına rağmen Çin’in ikinci en fazla faydalanan aktör olmasına bile tahammülü yok. Bu tür ticari değeri olan işlemlere önem verirken, bunun dışındaki güvenlik meselelerinde son derece umursamaz bir tavır takınıyor. İran’la imzalanmış olan ve uluslararası istikrar ve güvenliğe katkı sunan bir anlaşmayı bile umursamazca bozmakta bir beis görmüyor. Bu umursamazlık sadece Trump’a has bir hal de değil. Yukarıda bahsedildiği gibi Obama da benzer bir tavır içindeydi. Mesela Suriye’de Rusya’nın böylesine güçlenmesini zerre kadar önemsemedi. Hatta ona yol bile verdi. Böylece Suriye kilitlenecek, Türkiye ve Rusya gibi taraflar birbirine düştüğü için birbirini zayıflatacaktı. Kenardan izleyen Amerika bu ülkeler bataklıkta zayıflarken göreli olarak kâra geçmiş olacaktı. Yani Obama’nın temel hedefi de kâra geçmekti. Amerikan güvenliği adına hiçbir endişesi yoktu.
Amerikan tarzı: İzolasyonculuk, umursamazlık ve halden anlamazlık Ama bu, sadece Trump ve Obama’ya has bir hal de değil. Washington çevrelerinde, siyaset elitlerinde yıllardır benzerleri tekrarlanan görüşler de bu hale uygun. Washington’da yıllardır kime dokunsanız Amerika’nın gereksiz savaşlara katılmasından şikayet eder. Çin’in uluslararası düzenden kârlı çıktığından şikayet eder.
Hatta daha derine indiğinizde bu halin tüm Amerikan toplumunda yaygın biçimde var olduğunu görürsünüz. Zira Obama ve Trump bahsi geçen siyasi hali savunarak seçim kampanyası yürüttüler. Obama Bush’un zarara uğrattığı Amerika’yı diriltme sözü verdi. Irak’tan ve Afganistan’dan çekilip Amerika’yı zengileştireceğini söyledi. Trump daha da öteye geçti. Amerika’yı daha büyük yapmak için tüm dünya düzenini ateşe verebileceğini söyledi. Bu iki iddia da Amerikan toplumundan ciddi destek buldu. Çünkü Amerikan toplumu da kendini güvende hissediyor. Aslında kendisine meydan okuyacak bir gücün varlığını hep biliyor. Çin’in yükselişi hikayesi gibi hikayeler 1960’lardan beri anlatılıyor olmasına rağmen gerçekleşmeyen hikayelerdir. Amerikan halkı refah içinde dünya siyasetini umursamamak için her türlü şansa sahip.
Öylesine bir hal ki bu, sistemden en fazla faydalanan ülke olmasına rağmen en fazla şikayet eden ülkedir. Mesela 2003 Irak işgalinden Iraklılar bile bu kadar şikayet edemedi. Iraklıların ülkesi çöktü, yüzbinlerce insan öldü. Milyarlarca dolar zarar edildi. Irak talan edildi. Paramparça oldu. Ancak Amerikalıların 4 bin 500 ölüsü kadar konu olmadı. Filmi yapılmadı. Acısı çekilmedi. Haberi yapılmadı. Amerika NAFTA sayesinde hem ticari olarak çevre ülkeleri kendine bağımlı hale getirdi hem de en fazla kârı elde etti. Ancak hiçbir ülke NAFTA’dan Amerika kadar şikayetçi olmadı. Bugün Latin Amerika ülkelerinin hepsi Amerika’nın doğrudan kontrolü altında. Kontrolden çıkmaya çalışan Brezilya gibi ülkelerde yargı darbeleri yapıldı. Kontrol edilemeyen Venezula gibi ülkelerde korkunç ekonomik krizler üretildi. Ama bugün Venezuela’nın Amerika’dan çektiği değil, Venezuela’nın kötü yönetimi şikayet konusu ediliyor. NATO, Rusya’nın burnunun dibine kadar girdi. Doğu Avrupa’da yıllarca Amerika yanlısı darbeler yapıldı. Hatta bu iş Gürcistan ve Ukrayna’ya kadar uzandı. Putin cevap verince Amerika Rus yayılmacılığından yakındı. Putin’in eski Sovyet İmparatorluğu hayali kuran bir psikopat olduğu söylendi. Almanya Amerikan işgali altında ama Amerika Almanya’nın NATO bütçesine yeterince katkı sunmadığından yakınır. Ama bütün bunlara rağmen Amerika hiç bedel ödemez. Ama yine de en çok Amerika şikayet eder.
Bu hal Amerikan izolasyonculuğu nedeniyle Amerika’da geleneksel bir tutumdur. On dokuzuncu yüzyıl boyunca Amerikalılar bu duyguyla hareket ettiler. İngiltere serbest ticareti bir sömürgeci olarak sürdürürken, Amerika onun sırtına binerek yaptığı ticaretle kâra geçti. Büyüdükçe büyüdü. İngilizler masraflı savaşları yaparken, Amerikalılar kârlı ticareti yaptı. Birinci Dünya Savaşı sonunda Avrupa çöktü. Amerika liderlik için sahneye çıktı. Wilsoncular tüm dünyayı kontrol etmeye kalkmışken ve dünyaya barış, demokrasi vaazı verirken, onların ülke içindeki karşıtları eski güzel izolasyoncu günlere dönmenin peşindeydi. Ve istediklerini aldılar. Dünya siyasetinin ne yöne gideceğini zerre kadar önemsemeden kendi kurdukları Milletler Cemiyeti’ni terk ettiler. Hastalıklı Avrupa siyasetinden uzak durup para kazanmanın peşine düştüler. Öylesine ki, İkinci Dünya Savaşı’nın en kritik anlarına kadar müdahale etmek bir yana, daha fazla silah satarak zenginlik artırmanın peşinde oldular. Savaşa dahil olduktan sonra bile ancak Sovyetlerin Almanya’yı bütünüyle elde etme ihtimali doğduğunda karşı adım attılar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Soğuk Savaş başlarken, ilk günden itibaren Sovyet Rusya’yı köşeye sıkıştırmak için her türlü adım atıldı. Ortada Varşova Paktı falan yokken, NATO kuruldu. Marshal Planı’yla ülkeler Amerikan merkezli bir siyasete sürüklendi. Bretton Woods sistemiyle ekonomi kontrol altına alındı. Soğuk Savaş sonrası daha da kontrolsüz hareket edebilme şansına sahip oldu. İki kutuplu sistemin zincirlerinden kurtulan Amerika gücünü dünyanın dört bir tarafında denedi. 2009 ekonomik krizinde maliyet yüksek çıkınca işgal ettiği ülkeleri ve bölgeleri suçlamaya başladı. Zaten Obama ve Trump iktidarlarını doğuran hava da o tarihte doğdu. Genel izolasyonculuk, umursamazlık ve halden anlamazlık hep bir Amerikan tarzıydı. Ancak 2009 ekonomik krizi ve Irak Savaşı sonrasında tekrar şlddetli bir hal aldı. Sonuç olarak bu toplum önce Obama’yı çıkardı. Yetmedi Trump’ı sahneye sürdü.
Kimse uluslararası sistemin mevcut krizi için Trump’ı suçlamasın. Trump bu Amerikan toplumunun bir ürünüdür. Tüm umursamazlığı, tüm küstahlığıyla bir gerçekliğe karşılık gelmektedir. Amerikan profilini gayet başarılı biçimde yansıtmaktadır. Bırakın telaşla karar almayı, dünya yıkılsa umrunda olmayacak bir tavırla hem her ülkeyi tehdit ediyor, hem bunların bir araya gelme ihtimalini göz ardı ediyor hem de kendi kurduğu uluslararası düzeni ateşe veriyor. Önemsediği şey iç siyaset. Amerikan kıtası. Çünkü dışarıdaki maliyet katlanılabilir bir maliyet gibi görülüyor.
Bunun yanlış bir hesap olma ihtimali hep var. Belki gerçekten Amerika kendine bu kadar fazla güvenerek büyük hata yapıyor olabilir. Belki böyle davrandığı müddetçe kendi çöküşünü getirebileceği de iddia edilebilir. Ancak henüz o noktada değiliz. Ne Amerikalı siyasetçiler ne bürokratlar ne de Amerikan toplumu böyle bir algıya sahip. Aslında böyle bir algıyı destekleyecek yeterli gösterge de yok. Bakmayın zaman zaman Amerikan akademisinde ve siyasetinde “Amerikan çöküşü” başlıklı yazılar yazıldığına, konuşmalar yapıldığına. Aynı hikaye on yıllardır anlatılır. İlk kez 60’lı yılarda ortaya saçılan bu söyleme göre Amerika 70’lerde çökecekti. Ama 80’lerde tekrar doğdu Amerika. Doksanlarda tek güç haline geldi. Ama 90’larda bile bu çöküş hikayesi anlatıldı. O da gerçek değildi. Japon mucizesi hiçbir zaman gerçek olmadı. Şimdi Çin aday gösteriliyor. Halbuki Çin’in öylesine stratejik ve yapısal sorunları var ki, anlatmakla bitmez. Bu apayrı bir ampirik değerlendirmenin konusudur.
Amerika gerçekten bir güvenlik tehdidi hissetmiş olsa ya güvenlik ya da güç arayışına düşerdi, zenginlik arayışına değil. Amerika’ya dair değerlendirmeler yaparken bu gerçeklik üzerinden hareket etmeyen her analiz kendini çıkmaz sokakta bulur. Boş inançlar veya umutlu beklentiler çerçevesinde Amerika’nın çöktüğü gibi bir önyargı üretilecek olursa bu yanlış hesabı yapmanın bedeli olur. Bir kimsenin düşmanını küçümsemesi yapabileceği en büyük hatalardan biridir. Ancak gücünün abartılması da aynı derecede hatalı bir yöntemdir. Evet Amerika hâlâ tek süpergüç. Ancak bir değil 200 ülkeyle ve çok daha fazla sayıda konuyla baş etmek zorunda. Hiçbir aktör kâdir-i mutlak değildir.
Türkiye özgürleşmesini tamamlama yolunda Mesela Amerika sadece Türkiye’yle başbaşa kaldığına Türkiye için hiç de hoş olmayan sonuçlar doğar. Ancak Amerika’nın tek sorunu Türkiye’yle değil. Dolayısıyla buraya uygulayabileceği baskının bir üst sınırı var. Rusya, İran ve Çin gibi ülkelere bile saldırmayan Amerika Türkiye’ye savaş falan açacak değil. Evet, darbe yapanları organize edebilir. Onlara destek verebilir. Koruma sağlayabilir. Ancak Türkiye direndikçe deviremez. Suriye’de Rusya’ya karşı Türkiye’yi yalnız bırakabilir. Ama Türkiye Rusya’yla müzakereyi becerebildiği müddetçe Suriye’deki güvenliğini yeniden inşa edebilir. Bu örneğin de gösterdiği gibi, böylesi bir süpergüçle baş etmenin yolları vardır. En garantili yöntem onu ne tek dost ne de tek düşman olarak görmektir. Eğer tek dostunuz olursa yalnız bırakır, tek düşmanı olursanız ciddi zarar verir. Mümkün olduğunca başka hedeflere yüklenmesi tercih edilir ama peşine takılmaktan da kaçınılır.
Amerika tüm dünyayla böylesine kriz süreçleri inşa ettiği için Türkiye adına da bunun devam edeceğini öngörmek lazım. Amerika bu umursamaz tavrını sürdürdüğü müddetçe Türkiye Amerika’nın her türlü isteğine boyun eğse de krizler bitmeyecektir. Hep yenileri çıkacaktır. Çünkü sorunun bizatihi kendisi Amerika’dır. Amerikan umursamazlığı ve küstahlığı FETÖ’yü de Suriye’yi de doğuran haldir. Vize kararının kaynağıdır. Brunson davasındaki ciddiyetsizliğin göstergesidir. F-35’ler ve S-400’ler etrafında kopartılan fırtınanın sebebidir. Türkiye hem Amerika’yla hem de diğerleriyle olmak istedikçe Amerika ‘ne benimle ne de bensiz’ tutumunu benimsemeye devam edecektir. Türkiye’ye ne yardımcı olacaktır ne de başkasıyla iş yapmasını kabul edecektir. Her meseleyi krize çevirmek isteyecektir. Türkiye gibi bir ülkenin böyle bir sorunla uğraşmasının en iyi yolu da yine sorunun kaynağındadır. Amerika umursamazlığıyla dünyayı sallayıp Türkiye’ye zarar verirken, Türkiye bu umursamazlıktan faydalanarak kendi dik duruşunu sürdürebilir. Çünkü bir davranışın maliyeti artıp elde edilebilirliği azaldıkça bu umursamaz aktörün ona yönelik kararlılığı da azalacaktır. Amerika için Suriye haritada bir ülkedir. Türkiye içinse ölüm-kalım meselesidir. Kararlılık dengesi genelde güç dengesinin tersine çalışır. Güçlüler daha az maliyete bile katlanmak istemezlerken, onlar kadar güçlü olmayanlar her şeyi göze almak zorunda kalabilirler. Döviz kurlarının yükselmesi gibi maddi zararlar çok can yakıcı olmasına rağmen öldürücü değildir. Bu gibi salvoları atlattıkça Türkiye özgürleşmesini tamamlama yolunda ilerleyecektir. Türkiye her bir krizde yeniden müzakereye oturmalı ama teslim olmamalı. Almadan vermemeli.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html