BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
ekonomi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
ekonomi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

20 Eylül 2018 Perşembe

Bakan Albayrak Yeni Ekonomi Programı'nı açıkladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde Yeni Ekonomi Programı açıkladı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, tüm küresel ve bölgesel ekonomik zorluklara karşın Türkiye'nin tüm hedeflerine güçlü bir şekilde yürümesini sağlayacak bir ekonomik program hazırladıklarını belirterek, "Bu amaçla programın adını Yeni Ekonomi Programı olarak belirledik." dedi.

YENİ EKONOMİ PROGRAMI'NI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Albayrak, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında, "Dengelenme, Değişim ve Disiplin" sloganıyla hazırlanan Yeni Ekonomi Programı'nı (2019-2021) açıkladı.
Tüm küresel ve bölgesel ekonomik zorluklara karşın Türkiye'nin tüm hedeflerine güçlü bir şekilde yürümesini sağlayacak bir ekonomik program hazırladıklarını vurgulayan Albayrak, "Bu amaçla programın adını Yeni Ekonomi Programı olarak belirledik." dedi.
Albayrak, Yeni Ekonomi Programı'nı açıklarken, iş dünyasından sermaye piyasalarına, reel sektörden akademik camiaya kadar birçok paydaşın bir araya geldiğini, ilk defa bu kapsamda bir program açıklandığını söyledi.
Türkiye ekonomisinin 2002'den 2013'e kadar birçok alanda önemli atılımlar gerçekleştirdiğine işaret eden Albayrak, "2002'de 3 bin 600 dolar olan kişi başı gelir, 2013'te 3 kat artarak 12 bin 500 dolar oldu. Yaklaşık 7 milyon yeni istihdam oluşturduk. İhracatımız 4 kat arttı, kamu maliyesi merkezi yönetim bütçe açığı 2002'de yüzde 11,4 iken, yüzde 1'lere geriledi. AK Parti hükümetlerinin bu başarısı, hem halkımız hem de uluslararası camia tarafından takdir edildi." ifadelerini kullandı.
Albayrak, söz konusu büyümenin aynı zamanda özel sektör kanalıyla yakalandığını, kamu mali disiplininin sürekli hale geldiğini ve kamu finansmanının artık sorun olmaktan çıktığını kaydetti.
Bu süreç sonrasında Türkiye'nin, çok büyük iç ve dış sınamalara maruz kaldığına dikkati çeken Albayrak, şunları ifade etti:
"2013 yılı mayıs ayı sonunda Gezi Olayları ile başlayan süreç, 17-25 Aralık darbe girişimi, ülkemize karşı artan terör saldırıları, bölgemizde yaşanan bizi doğrudan etkileyen savaşlar ve jeopolitik gelişmelerle birlikte 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. Tüm bu süreçler, ülkemizde siyasi istikrarı ve demokrasinin yanında ekonomimizi de hedef aldı. Tüm süreçlerde, siyasi istikrar ve demokrasiyi korumak için her zaman millete gittik ve art arda birçok seçimle karşı karşıya kaldık. Başkanlık ve 24 Haziran seçimleri ile bu ekonomik değişiklikler için halkımızdan çok güçlü bir destek aldık. Bu dönem, dünyanın belli bir ekonomik ve siyasi kırılmalardan geçtiği bir dönem... Ekonomik yaptırımların adeta bir silah gibi kullanıldığı bir dönemden geçiyoruz. 10 Ağustos'ta doğrudan ekonomi ve para birimimizin hedef alınmasıyla Türkiye olarak biz de bu sürecin çok net bir parçası olduk."
"Kademeli bir GSYH artışını çok net bir şekilde göreceğiz" Berat Albayrak, şimdi tüm bu zorluklardan Türkiye'yi güçlenerek çıkarmak için milletten de aldıkları 5 yıllık yetkiyi çok iyi değerlendirerek bu güçlü programı hayata geçireceklerini söyledi.
Ekonominin bu zorlukları sağ salim aşmasını sağlamak üzere gerekli politika ve tedbirleri hayata geçireceklerini vurgulayan Albayrak, "Ekonomimizin güçlü yanlarını da zayıf yanlarını da gayet iyi biliyoruz. Sadece kendi yaptığımızla değil, toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla hep birlikte oluşturduk. Biz kendi ekonomimizi güçlü kıldığımız, tedbirleri aldığımız sürece küresel ve siyasi gelişmelere karşı direncimiz de en üst düzeyde olacaktır. Yeni ekonomi programının bu tedbirleri de kapsayan bir program olmasını sağladık." diye konuştu.
Albayrak, yeni ekonomi programını 3 ana temel üzerine oturttuklarını aktararak, şöyle devam etti:
"Bunlardan birincisi dengelenme, sonra disiplin ve nihayetinde değişim olarak uyguladığımız bu süreç, tüm bu çerçeve, ekonomimizin bazı temel alanlarında daha sürdürülebilir bir modele geçmeden önce, bu yıldan başlayarak, 2019-2021 döneminde ekonomik bir dengelenme yaşayacağımız yol haritasını ortaya koyduk. Bu nedenle 2019 gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesi beklenti noktasında yüzde 2,3 düzeyinde gerçekleşecek.
Disiplinden temel kastımız, dengelenme sürecinin kamu maliyesindeki disiplinle desteklenmesidir. Son prensibimiz ise değişim... Değişimde temel hedefimiz ise bundan sonra yapacağımız her politika değişikliğinde ülkemizin uzun vadeli üretim kapasitesinin ve ihracatının da artmasını sağlayacak katma değerli alanlara yoğunlaşmaktır. Bunun en son örneğini bundan sonra destekleyeceğimiz yatırım projelerinde çok net göreceğiz. Bütün bunların sonucunda kademeli bir GSYH artışını çok net bir şekilde göreceğiz."
Program ile büyümeyi sürdürülebilir ve sağlıklı bir çizgiye oturtacaklarını belirten Albayrak, "2021'den itibaren yüzde 5 büyümeyi sağlayarak, büyümeyi bu şekilde sürdürülebilir kılmak ve sağlam temeller üzerine inşa etmek temel amacımız olacak." dedi.
"Enflasyonla topyekün mücadele programını hayata geçireceğiz" Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, Yeni Ekonomi Programı'nı enflasyon, kamu maliyesi, istihdam, cari açık ile bankacılık ve reel sektör alanlarındaki tedbirler üzerine kurguladıklarını bildirdi.
Enflasyon noktasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB), fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları, kararlı ve bağımsız bir şekilde kullanmaya devam edeceğini vurgulayan Albayrak, "Ancak hepinizin malumu ki enflasyonla mücadelede başarılı olmak için bu yeterli değil." dedi.
Albayrak, finansal güvenlik ve istikrarın sürdürülebilmesi için yeniden yapılandırılmış Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi'nin hayata geçirileceğini belirterek, "Çok yakında da kamu ile paylaşacağımız ve bu süreci destekleyecek enflasyonla topyekün mücadele programını hayata geçireceğiz." dedi.
Program hedefleri
Bu arada, Bakan Albayrak'ın açıkladığı Yeni Ekonomi Programı'nda büyüme hedefleri; 2018 yılı için yüzde 3,8, 2019 yılı için yüzde 2,3, 2020 yılı için yüzde 3,5 ve 2021 yılı için yüzde 5 olarak belirlendi.
Yeni Ekonomi Programı'nda enflasyon hedefleri ise 2018 yılı için yüzde 20,8, 2019 yılı için yüzde 15,9, 2020 yılı için yüzde 9,8, 2021 yılı için yüzde 6,0 olarak yer aldı.
Bütçe açığının GSYH'ye oranı hedeflerinin 2018 yılı için yüzde 1,9, 2019 yılı için yüzde 1,8, 2020 yılı için yüzde 1,9, 2021 yılı için yüzde 1,7 olduğu Yeni Ekonomi Programı'nda, işsizlik oranı hedefleri de 2018 yılı için yüzde 11,3, 2019 yılı için yüzde 12,1, 2020 yılı için yüzde 11,9 ve 2021 yılı için yüzde 10,8 şeklinde sıralandı.
"Cari açıkta bu yıldan itibaren önemli bir düşüş görmeye başladık ve bu devam edecek" Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Cari açıkta bu yıldan itibaren artan turizm gelirleri ve ihracatı önceliklendiren yeni uygulamalarımızın devreye alınması ile birlikte önemli bir düşüş görmeye başladık ve bu devam edecek." dedi.
Albayrak, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında, "Dengelenme, Değişim ve Disiplin" sloganıyla hazırlanan Yeni Ekonomi Programı'nı (YEP) açıkladı.
Albayrak, "Ürün Gözetim Mekanizması" ve “Tarımda Milli Birlik Projesi” ile gıda fiyatlarındaki dalgalanmaların yakından izlenerek gıda enflasyonu ile etkin mücadele edileceğini belirterek, “Kira artışına yönelik TÜFE bazlı düzenleme, tarımda tedarik zincirinin iyileştirilmesi, bu kapsamda Ürün İzleme Mekanizması gibi birçok aksiyonla enflasyonla mücadele edecek ve 2020 yılı sonunda tek haneye inen enflasyonu 2021’de yıllık bazda yüzde 6’ya indireceğiz.” dedi.
Enflasyonla mücadelenin yanı sıra Türkiye’nin ekonomi alanında 2002’den bu yana gösterdiği başarıdaki en önemli alanlardan birinin kamu maliyesinde sağlanan sıkı disiplin olduğunu vurgulayan Albayrak, şunları kaydetti:
"Kamu maliyesindeki güçlü durumumuzu sürdürmek için bugünden başlayarak kamuda kaynakların doğru ve verimli kullanılmasını sağlayacak bazı tedbirler almaya başladık. Bunlar sayesinde sadece 2019 yılında 76 milyar lira kamu kaynağı oluşturulmuştur. Bu alanda alacağımız tedbirlere örnek olarak, ihalesi yapılmamış ve ihalesi yapılmış ancak henüz başlamamış projeler askıya alınacaktır. Mega projeler doğrudan yabancı yatırım yoluyla uluslararası finansman ile hayata geçirilecek. Kamu özel iş birliği uygulamalarının daha etkin ve finansal açıdan verimli olmasına yönelik düzenleme yapılacaktır."
Albayrak, kamu maliyesinde disiplini sağlamak üzere kamu gelirlerinin artırılmasına yönelik tedbirler de aldıklarını aktararak, vergide etkin tahsilat ve kayıt dışılığı azaltmak için vergi süreçlerinde önemli iyileştirmeler yapacaklarını, etkinliği kalmamış olan istisna, muafiyet ve indirimleri kademeli olarak kaldıracaklarını bildirdi.

14 Ağustos 2018 Salı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ABD'yi Çıldırtacak Boykot Kararı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Erdoğan açıkladı: ABD'ye boykot kararı! Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Sempozyumu'nda "Türkiye’ye yönelik açık bir ekonomik saldırı var. Bodoslama şekilde üzerimize geliyorlar. Yapabileceğimiz iki şey var. Bunlardan biri ekonomik, diğeri siyasi tavırdır" dedi ve Amerika’nın elektronik ürünlerine boykot uygulanacağını açıkladı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından ATO Congresium'da düzenlenen "İktidarının 16. Yılında AK Parti Sempozyumu"na katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada ABD'ye boykot uygulanacağını açıkladı ve "Amerika’nın elektronik ürünlerine biz boykot uygulayacağız. Onların iPhone’u varsa öbür tarafta Samsung var. Kendi ülkemize Venüs Vestel var. Biz bunları uygulayacağız." dedi.


BODOSLAMA BİR ŞEKİLDE ÜSTÜMÜZE GELİYORLAR


Erdoğan şöyle konuştu;

"Türkiye’ye yönelik açık bir ekonomik saldırı var. Eskiden bu işler daha örtülü dolaylı yollardan yapılırdı. Şimdi bodoslama şekilde üzerimize geliyorlar. Yapabileceğimiz iki şey var. Bunlardan biri ekonomik, diğeri siyasi tavırdır. Ekonominin gerektirdiği teknik tedbirleri aldık, alıyoruz. Hazine ve maliye bakanlığımız ile tüm ilgili kurumlarımız gece gündüz çalışıyorlar, çalışıyoruz. Biz de tüm süreci yakından takip ediyoruz.Yapabileceğimiz ve bana göre asıl önemli olan husus siyasi duruşumuzu sağlam tutmaktır.


İŞİN ARKASINDA BAŞKA NİYETLER VAR


Madem maruz kaldığımız saldırının ekonominin gerçek durumuyla ilgisi yoktur, işin arkasında başka niyetler vardır. öyleyse bizim de kendimizi buna göre konumlandırmamız gerekiyor. Bunları söylerken, ekonomi alanında, cari açık faizler enflasyon başta olmak üzere çözmemiz gereken bazı sorunlarımız olduğu gerçeğini gözden ırak tutmuyoruz. Ama aynı zamanda ülkemizin uzun süredir, gerçekten ekonomik gücüyle mütenasip olmayan bir konuma yerleştirmeye çalıştığını da biliyoruz. Son saldırı bu haksızlığın üzerine adeta dikenle gelinerek cilalı sözleri fiyakalı raporları, caf caflı grafikleri anlamsız hale getirmiştir. Türkiye ismini kapatıp ülkemizin ekonomi verilerini, yerli yabancı dost düşman kime gösterirseniz gösterin ortada gariplik olduğunu görecektir.


ÜLKEMİZE YÖNELİK DAHA DERİN BİR OPERASYON VAR


Öyleyse bu soruna her zamanki klasik yaklaşım dışındaki bir bakış açısıyla bakmak zorundayız. Bizim yaptığımız şu anda budur. İşin ekonomi tarafının küresel boyutu olduğu açıkça ortadadır. Amerika sadece ülkemizi değil, Çin’den Rusya’ya İran’dan Avrupa’ya kadar pek çok yeri ekonomik bakımdan hedef almış durumda. Hemen yanı başında Kanada’yı hedef almış durumdadır. Ama bu durum tek başına ülkemizde yaşananları izaha yetmiyor. Demek ki ülkemize yönelik daha derin bir operasyon var. Ekonomide geçtiğimiz 16 yılda ülkemizi 3,5 kat büyütmekle sıçrama yaptık. Yine de dünyanın toplamda 17’inci, satın alma paritesine göre 13’üncü büyük ekonomi olmasının bu derece büyük husumete yol açması akla ve mantığa uygun değildir.


TABİ Kİ KENDİMİZE GÜVENİYORUZ 


 Tabi ki kendimize güveniyoruz. Bu noktada kendimize inancımız var. Ama eksiklerimizi de gayet iyi biliyoruz. AK Parti döneminde en önemli değişim, devletimizle milletimizi barıştırarak, ülkemizin gücünü ekonomide kat ettiği mesafenin çok ileri bir yere taşıması olmasıdır. sanıyoruz birileri bu durumu kabullenemiyor. Rahatsızlık burada. Bunlar sahada bize istediklerini yaptıramayınca, ekonomiyi de bir silah olarak kullanmaktan çekinmiyorlar. Ekonomiyle ilgili kararlarımızı bu derece soğuk kanlı almamızın sebebi işte bu arka plandır.


BİZ SİZİNLE ORTAK DEĞİL MİYİZ, NE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ?


Ya biz sizinle stratejik ortak değil miyiz? Somali’de beraber olmadık mı? Afganistan’da herkes bir tarafa dağılırken orada beraber olmadık mı? Kosova’da beraber olmadık mı? Peki bu yaptığınız nedir? Ne yapmak istiyorsunuz? Nereye varmak istiyorsunuz? Ama şunu bilmeniz lazım. Bu milletin karakteri sağa sola savrulan bir karakter değildir.Ha şunu da söyleyeyim. Yaşadığımız sürecin bize bir maliyeti vardır. Ama operasyonları gerçekleştirenlere de bir maliyeti olduğu şüphesiz. Zira Türk milleti istiklali ve istikbali söz konusu olduğunda, canıyla malıyla tüm varlığıyla ortaya koyacağını defaatle göstermiştir. 15 Temmuz bunun en son, en çarpıcı örneğidir. Dün siyasi özgürlüğümüzü birbirimize kenetlenip çıplak ellerimizle darbecilerin silahına galabe çalarak korumuştur. Bugün ekonomik özgürlüğümüzü imkanlarımızı seferber ederek koruyacağız.


ABD'NİN ELEKTRONİK ÜRÜNLERİNE BOYKOT


Amerika’nın elektronik ürünlerine biz boykot uygulayacağız. Onların iPhone’u varsa öbür tarafta Samsung var. Kendi ülkemize Venüs Vestel var. Biz bunları uygulayacağız.Ne yaptığımızı ne yapacağımızı anlasınlar. Dolayısıyla biz kendimize yeteceğiz. Olmayanı da üreteceğiz. Dışarıya para verip yaptırdığımız her işin daha güzelini yapıp, biz dışarıya servis edeceğiz. Bu millet bunları yapmaya muktedirdir. Biz İHA’ları ABD’den istediğimiz zaman ne diyorlardı? “Kongre izin vermiyor” Kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Şimdi bunları biz üretiyor muyuz? Üretiyoruz. Sıkıntımız yok. Hem de istediğimiz kadar üretiyoruz. Şimdi de ihraca başlıyoruz, mesele bu.


YATIRIMLARIMIZA ARA VERMEYECEĞİZ


Bu millet onlar gibi bakan değil, kazan-kazan esasına göre hareket eden bir millettir. Ham maddede, yarı mamule, mamulden yüksek teknolojiye, yüksek teknolojiden tasarıma doğru işlerimizi geliştireceğiz. Fabrikalarımızı fazla çalıştıracağız, yatırımlarımıza ara vermeyeceğiz. Dünya kazan biz kepçe daha çok dolaşacağız.Şimdi bu hafta içinde Batıda uluslararası camiada birçok yapacağımız görüşmeler olacak. Hazine ve Maliye Bakanımız şu anda bazı ülkeleri dolaşıyor. Biz aynı şekilde telefonla irtibatlarımızı kuruyoruz, kurmaya devam edeceğiz. Sağ olsun batıdan dostlar arıyorlar, onlarla görüşüyoruz. Ve Türkiye’de bir araya gelmenin gayretleri içerisindeyiz. Onlarla bir araya geleceğiz ve dayanışmamızı bu şekilde sürdüreceğiz."
SETA Başkanı Dr. Serhat Albayrak, konuşmasının sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Fetih Suresi 1'inci ayetin yazılı olduğu bir tablo takdim etti.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Yeni sistemde yeni bakanlıklar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle bakanlık sayısı 26'da 16'ya indiriliyor.



Yeni modele göre, etkin bir koordinasyon için bazı bakanlıklar birleştirilerek bakanlık sayısı 26'dan 16'ya düşürülecek. Yeni yapılanma kapsamında bazı bakanlıkların da isimleri değişecek.



BİRLEŞTİRİLEN BAKANLIKLAR 

Buna göre, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, "Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı" adıyla yeni bir çatı altında birleştirildi.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı ise "Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı" adıyla birleştirildi. Yeni oluşturulan bakanlığın amacı, yüksek teknoloji ile küresel ve prestijli markalar üreterek yapay zekada öncü, akıllı teknolojilerde lider, bilgiyi üretmede merkez bir ülke hedefi olacak.
İhracatın 500 milyar dolara yükseltilmesi ve İstanbul'un dünyanın finans merkezi olması hedefiyle, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Ekonomi Bakanlığı da "Ticaret Bakanlığı" adı altında birleştirildi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise "Tarım ve Orman Bakanlığı" çatısı altında bir araya geldi. Yeni bakanlık, orman arazilerinin korunarak yedi bölge, dört iklimde, her tarlanın sulandığı, yılda iki ürünün alındığı, tarımda çeşitliliğin ve verimliliğin zirveye ulaştığı, teşviklerin artarak sürdüğü, yemyeşil bir Türkiye hedefi için çalışacak.

Dışişleri Bakanlığı ile Avrupa Birliği Bakanlığı da birleştirilerek, "Dışişleri Bakanlığı" çatısı altında dış politikada daha etkili, uluslararası gelişmelerde daha etkin rol oynayacak.
Bu arada ekonomi alanında 6 olan ilgili bakanlık sayısı 3'e indi. Bu kapsamda, 16 yılda 3 kattan fazla artan milli geliri vizyon projelerle, ekonomik canlılık, istihdam, bilgi ve toplumsal fayda üreterek yeniden katlama hedefiyle oluşturulan sistemde ekonomi yönetimi sadeleşecek.
Başbakan Yardımcılığına bağlı Hazine Müsteşarlığı yeni yapılanmada Maliye Bakanlığı çatısı altında olacak. Maliye Bakanlığının adı ise "Hazine ve Maliye Bakanlığı" olarak değiştirildi.
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının adı ise "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı" oldu.




YENİ SİSTEMDEKİ BAKANLIKLAR 

Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı.


STRATEJİ VE POLİTİKA KURULLARI 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile oluşturulacak 9 kurul politika önerileri yapacak, bilimden, sağlık ve gıda politikalarına kadar stratejik ve uzun vadeli vizyonlar geliştirecek.
Yerel Yönetim Politikaları Kurulu, Sosyal Politikalar Kurulu, Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu, Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu, Hukuk Politikaları Kurulu, Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu, Ekonomi Politikaları Kurulu, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu adlarıyla oluşturulacak yapılanma ile sivil toplum kuruluşları, akademi ve sektör temsilcileri politika yapım sürecine doğrudan dahil edilerek ortak aklın kurumsallaştırılmasını sağlayacak.
Politika önerisi geliştirecek kurullar, icra faaliyetlerini izleyerek ilerleme raporları hazırlayacak.


4 OFİS AKTİF ROL OYNAYACAK 

Yeni sistemde tüm bakanlıkları ilgilendiren konularda faaliyet yürütecek olan doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı 4 ofis kurulacak.
Finans Ofisi, İnsan Kaynakları Ofisi, Dijital Dönüşüm Ofisi ve Yatırım Ofisi adlarını taşıyacak bu birimler, insan kaynağının etkin ve verimli kullanımı, dijital dönüşüm ve hizmet kalitesinin artırılması ile Türkiye'nin yatırım alanında cazibe merkezi haline getirilmesi ve yeni finansal enstrümanların geliştirilmesinde rol alacak.
Söz konusu yapılanma ile ekonomide netlik ve büyüme esas alınacak. Yeni yönetim modelinde ekonomi yönetimi; üretim, finans ve ticaret sacayaklarına oturtulacak.
Yatırım Ofisi ile büyük yatırımlar desteklenerek yatırımcıların önü açılacak. Finans Ofisi ile İstanbul Dünya Finans Merkezi Projesi yürütülecek ve Türkiye cazibe merkezi haline getirilecek.
Dijital Dönüşüm Ofisi ile devlet dijitalleşecek ve evraklar azalacak. Büyük veri analizi ve yapay zeka uygulamalarıyla yönetim yükü hafifleyecek, bürokrasi azalacak ve devlet hızlanacak.
Bu kapsamda önceliklerden biri de Türkiye'nin siber güvenlik alanında güç kazanması olacak.
İnsan Kaynakları Ofisi ile yeteneklerin keşfi sağlanacak ve kamunun performansı artırılacak.


CUMHURBAŞKANI'NDA BAĞLI 8 BAŞKAN OLACAK 

Yeni yönetim modelinde Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıklarla güçlü koordinasyon ve verimli yönetim sağlanacak.
Oluşturulacak Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile bütçe planlaması ve yönetimi daha verimli hale getirilecek, bütçe performansı yakından izlenecek. Bütçe yönetimi daha verimli hale getirilerek, bütçe disiplini pekiştirilecek ve yapısal reformlar hızlanacak.
Kurulacak "İletişim Başkanlığı" ile Türkiye'nin marka değeri daha da yukarı taşınacak.

Bu çerçevede Türkiye'nin tezleri sade, net ve güçlü şekilde sunulacak. Geleneksel ve yeni iletişim kanalları aktif kullanılarak, stratejik ve kapsayıcı bir iletişim sağlanacak. Ön alıcı (proaktif) iletişim ile yalan haber ve algı operasyonlarının engellenmesi sağlanacak.
Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) yeni sistemdeki adı "Milli İstihbarat Başkanlığı" olacak.
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde olacak Savunma Sanayii Müsteşarlığı da başkanlığa dönüştürülecek.
Kurullar eliyle terör sorunu çok yönlü ele alınacak ve daha etkin terörle mücadele sağlanacak. Sosyal hizmetlerden savunma sanayine kadar kapsayıcı politikalar geliştirilecek.
Yeni sistemle Cumhurbaşkanlığına bağlı başkanlıklar şunlar olacak: "Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı, Savunma Sanayii Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, İletişim Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı."

30 Mayıs 2019 Perşembe

'Yüzyılın Anlaşması': Ekonomik yardım siyasi hedefleri gizliyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf

"Yüzyılın Anlaşması" olarak adlandırılan barış planının ekonomik boyutu ABD'li yetkililerin en fazla açıklığa kavuşturduğu kısım. Ancak Arap ülkelerinin dikkat kesildiği siyasi boyut hala belirsiz.

Trump yönetiminin, İsrail-Filistin meselesinin çözümüne yönelik "Yüzyılın Anlaşması" olarak adlandırılan barış planının ekonomik boyutu ABD'li yetkililerin en fazla açıklığa kavuşturduğu kısım. Ancak Arap ülkelerinin dikkat kesildiği siyasi boyut hala müphemliğini koruyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve kıdemli başdanışmanı Jared Kushner, şubat ayında gerçekleştirdiği bölge turunda ziyaret ettiği ülkelerin liderlerine (Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye) planın ekonomik boyutuyla ilgili bilgi vermiş, Kudüs'ün nihai statüsü, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulup kurulmayacağı gibi temel anlaşmazlık konularına ise hiç değinilmemişti.
Arap ülkeleri, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz Al Suud'un 2002 yılında Beyrut zirvesinde gündeme getirdiği Arap Barış Planı'yla uyumlu şekilde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulması için çağrılar yapıyor.

Bağımsız devlete sözde alternatif

"Yüzyılın Anlaşması" planının ilk uygulama adımı olarak Bahreyn'in başkenti Manama'da 25-26 Haziran'da "Refah için Barış" adlı bir ekonomi çalıştayı düzenlenmesi öngörülüyor. Söz konusu toplantıya uluslararası ve bölgesel iş çevrelerinden katılım gösterilmesi, Arap ülkelerinden iş adamı ve yatırımcılar ile bazı ülkelerin dışişleri ve ekonomi bakanlarının iştirak etmesi bekleniyor. Bölgedeki yatırım fırsatlarının ele alınacağı toplantıda potansiyel ekonomik büyüme, beşeri sermaye gelişimi, Filistin başta olmak üzere bölgede teşvik edici bir yatırım ortamı oluşturulması konuları değerlendirilecek.
Filistin topraklarında yatırımı teşvik etmek, daha fazla ekonomik yatırım için bölgesel ve uluslararası destek toplamak, çalıştayın hedefleri arasında. ABD, Filistinlilerin, kendilerini zor sosyal ve ekonomik şartlardan kurtaracak bu yatırım ve teşviklerden memnun olacağını düşünüyor. Washington yönetimi, bu yatırım ve teşviklerin ayrıca, Filistinlilerin İsraillilerle kalıcı barış müzakereleri için şart koştukları bağımsız devlete "sözde" alternatif olacağına inanıyor.
Planın açıklanan ekonomik boyutu, Filistinlilerin ekonomisini güçlendirmeyi ve onlara daha iyi bir gelecek temin etmeyi içeriyor. "Açıklanmayan" siyasi boyutunda ise ABD yönetimi, dönüş hakkı, yerleşim birimleri, Kudüs'ün nihai statüsü gibi önemli temel meselelerin karara bağlanmasını ya da halihazırda tartışılmasını ertelemeyi tercih ediyor.
Bahreyn, ABD ortaklığında çalıştaya ev sahipliği yaparak Filistin'in çıkarlarını koruma sorumluluğunu ifa ettiğini düşünüyor. Bahreyn, "Refah için Barış" adlı çalıştaya, Filistin halkının meşru taleplerini gerçekleştirmek için kaynaklarını güçlendirmesini ve kalkınmasını sağlamak adına sarf edilen çabalara destek kapsamında ev sahipliği yapıyor.
Bahreyn resmi ajansına göre, bu ekonomi çalıştayı, bölgede barışın tesis edilmesine olanak sağlamak için yatırımları ve girişimleri teşvik etmek amacıyla görüş alışverişi ve strateji belirlemede sivil toplum kuruluşları, iş dünyası ve hükümet liderlerinin toplanmasını sağlayan önemli bir fırsat teşkil ediyor.
Bahreyn, Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed'in 21 Mayıs'taki açıklamasına göre, Filistin halkının başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurmak başta olmak üzere meşru haklarını geri almasına ve ekonomik durumuna destek olma konusundaki sabit tutumuna bağlı kalıyor.
İsrail medyası, İsrail Maliye Bakanı Moşe Kahlon'un da çalıştaya katılacağına dair haberler naklederken, birçok Arap ülkesi bu konudaki resmi tutumunu açıklamadı.
Suudi Arabistan, Bahreyn'de ABD ile iş birliği içinde düzenlenecek "Refah için Barış" çalıştayına katılacağını duyurdu. Suudi Arabistan resmi ajansı SPA'ya göre Suudi Arabistan, çalıştaya Ekonomi ve Planlama Bakanı Muhammed et-Tuveyciri'nin başkanlığındaki bir heyetle katılacak. Bakanın katılımının, Suudi Arabistan'ın Filistin halkına daimi destek tavrının bir devamı olduğu ifade edildi.
BAE de resmi olarak çalıştayın duyurulmasından memnuniyet duyduğunu ve bir heyetle toplantıya katılacağını açıkladı.
BAE Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "BAE'nin bölgeyi kalkındırmayı ve ekonomik büyüme fırsatlarını artırmayı amaçlayan tüm uluslararası çabaların yanında" olduğu belirtilerek, başta Filistin halkı olmak üzere bölge halkının karşılaştığı zorlukların hafifletilmesi gerektiği aktarıldı. BAE, siyasi tutumunun, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulmasının net siyasi tutumu olduğunu vurguluyor.

"Siyasi irade satın alınıyor" suçlaması

Buna mukabil ABD'nin "Yüzyılın Anlaşması" planı kapsamında ilk organizasyon niteliğindeki bu çalıştay, Filistin tarafında tepkilerle karşılandı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nden (FKÖ) siyasi ve ulusal hareketler ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarına kadar tüm Filistinli taraflar, toplantıyı boykot edeceklerini açıkladı.
Filistinliler, Suudi Arabistan tarafından 2002 yılında sunulan, 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören Arap Barış Girişimi'ni destekliyor. Girişim, dönüş hakkına ulaşmadan Arap ülkelerinin İsrail ile herhangi bir ilişki kurmaması, İsrail'in Golan tepelerinden çekilmesi gibi bazı şartları içeriyor.
Filistin yönetimi, kendisi adına herhangi bir tarafı müzakere etmeye zorlamadığını ancak bununla birlikte Filistin halkına hizmet etmek isteyenlerin, "Manama çalıştayı gibi reddedilen konularda" ortak tutuma saygı göstermesi gerektiğini vurguluyor. Öte yandan İsrail işgali sonlanmadan, uluslararası hukuka ve BM kararlarına bağlı kalınmadan Filistin'in ekonomik imkanlara sahip olamayacağını teyit ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasından bu yana Filistinliler, Washington yönetiminin, bağımsız Filistin devleti taleplerinin bir kenara bırakılmasına karşılık büyük yatırımlar teklif ettiği ve siyasi tutumları satın almaya çalıştığı konusunda uyarıda bulunuyor.
Manama çalıştayı, ABD barış planının ilk aşaması ise Filistin tarafından yönetim, siyasi ve ekonomi alanında herhangi bir katılımın olmaması bunun gibi bir organizasyonun, Filistin halkının bağımsız devletinin kurulması kapsamında meşru haklarını alamayacağı, adil barışın sağlanması yolunda bir adım olmadığını gösteriyor.

İsrail’de seçimlerin yenilenmesi neye işaret ediyor?

İsrail’de seçimlerin yenilenmesi neye işaret ediyor?

Geçen sene savunma bakanlığından istifa ederek erken seçimin yolunu açan Liberman, 9 Nisan sonrasında da koalisyon şartı olarak Netanyahu’nun önüne siyaseten kabul edemeyeceği maddeler koymuştu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 9 Nisan’a giden süreçteki seçim kampanyasını neredeyse tamamen sol karşıtı bir söylem üzerine inşa etti. Her fırsatta kendi tabanına, sol gelirse İsrail’in ne hallere düşeceğini, İran’ın İsrail’in başına olmadık çoraplar öreceğini anlattı. Ülkesine sürekli olarak Hizbullah’la ve İran’la savaş olasılığını hatırlattı. Bu süreçte diğer sağ partiler Netanyahu için muhtemel koalisyon ortaklarından öteye geçemeyecek kadar küçüklerdi. Dolayısıyla bir kez sağ partiler Knesset’te çoğunluğu ele geçirirse Netanyahu İsrail’in doğal lideri olarak ortaya çıkacaktı. Ancak işler Netanyahu’nun beklediği gibi gitmedi. Zira her ne kadar 9 Nisan’da sağ partiler bir sandalye farkla Benny Gantz’ın başını çektiği Mavi-Beyaz ittifakına karşı siyasi bir zafer kazanmış olsalar da, bu defa sağdaki liderlerden biri (Netanyahu’nun eski savunma bakanı Avigdor Liberman) Netanyahu’nun çantasında keklik olmayı reddedecekti. Dahası Liberman bunun sinyallerini Kasım 2018’den beri veriyordu.
Bunlardan en büyüğü Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yapma zorunluluğuna dair bir yasaydı. Devletin kurulduğu dönemden bu yana Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yapmaması ve kendilerine tanınan vergi muafiyetleri, İsrailli seküler kesimlerin gündeminde daha yoğun olarak yer almaya başladı.
Netanyahu Paris’te Vladimir Putin’le zar zor ayarlayabildiği görüşmeyi yaparken Liberman Gazze’ye İsrailli bir tim göndererek üst düzey bir Hamas komutanına suikast düzenleyecek, operasyon sarpa saracak, İsrailli bir asker öldürülecek ve Liberman da operasyonun başarısızlığı üzerinden Netanyahu karşıtı bir propaganda körükleyecekti. Netanyahu olayın üzerinden uzun zaman geçmeden apar topar İsrail’e döndü ve vakit kaybetmeden Hamas’la ateşkesi sağladı. Her ne kadar Gazze saldırıları Netanyahu için işe yarayan bir araç olsa da, kendi çıkarmadığı bir savaşın Liberman tarafından götürülmek istendiği yer belliydi. Bazı analistler bu olayı Liberman’ın Netanyahu’ya bir darbesi olarak yorumladı. Nihayetinde Netanyahu’nun Hamas’la ateşkes kararı almasının ardından, Liberman kabinedeki savunma bakanlığı koltuğundan istifa ederek erken seçimin yolunu açmış oldu. Dolayısıyla mevcut durumu anlamak için Avigdor Liberman’ın Binyamin Netanyahu’yu uzunca bir süredir hedef aldığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. O günlerde erken seçimin yolunu açan Liberman, 9 Nisan sonrasında da koalisyon şartı olarak Netanyahu’nun önüne siyaseten kabul edemeyeceği bazı maddeler koydu. Bunlardan en büyüğü Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yapma zorunluluğuna dair bir yasaydı. Devletin kurulduğu dönemden bu yana Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yapmaması ve kendilerine tanınan vergi muafiyetleri, İsrailli seküler kesimlerin gündeminde daha yoğun olarak yer almaya başladı. Bunda, başlarda 400 civarında olan Haredi nüfusunun 2005’te 42 bine yaklaşmış olmasının da ciddi bir rolü vardı. Bu durum İsrail’deki milliyetçi-seküler çizgi için ciddi bir siyasi sermaye anlamına gelmekteydi.
Eğer ikinci seçimde de manzara çok değişmezse, Netanyahu sağ bir hükümet kurmak yerine, kendini başbakanlıkta tutacak bir koalisyon arayışına girebilir. 
2012’de bu durumu düzenleyen Tal yasasının İsrail Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve Binyamin Netanyahu’nun da Ultra-Ortodoksları kendinden uzaklaştıracak bir yasayı çok da gündeme getirmemesi seküler İsrailliler için bir probleme dönüştü. Avigdor Liberman gibi seküler-milliyetçi Rus Yahudilerinin desteğiyle ayakta duran bir siyasetçi için bu mesele göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir siyasi sermayeye dönüşecekti. Bugün gelinen noktadan bakıldığında, Liberman’ın 9 Nisan seçimlerinden sonra bu meseleyi bir araç olarak kullanmak istediği oldukça açık. Bu mesele üzerinden Netanyahu’yla Ultra-Ortodoks partilerin arasını açarak hem dört dönemdir başbakanlık yapan Netanyahu’yu yalnızlaştıracak hem de kendi siyasi payını artıracak hamleler yapıyor. Liberman Netanyahu’nun kurduğu koalisyon sistemini sarsmaksızın Netanyahu’dan bir şey alamayacağının son derece farkında.
Kasım 2018’de kaleme alınan bir yazıda da geçtiği şekliyle, [1] İsrail’de kurulamayan koalisyon için Gazze Mayıs’ın başında ciddi bir bedel ödedi. Her ne kadar Netanyahu Gazze’ye saldırılar ve Gazze’den de İsrail’e atılan roketler üzerinden ciddi bir güvenlik atmosferi oluşturup koalisyon pazarlıkları sırasında sağ partiler üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmak istese de bu pek işe yaramadı. Diğer yandan Amerika’nın İran’la savaşın eşiğine gelmesi bile bir şey değiştirmedi. Bu da aslında Netanyahu’nun sıcak çatışma üzerinden oluşturduğu olağanüstü halin seçmen üzerinde işe yararken muhtemel koalisyon ortağı siyasi elitler üzerinde pek bir etkisi olmadığının kanıtı. Diğer yandan Netanyahu’nun güvenlik kartının da sınırlarını gözler önüne seriyor.
Gelinen yer itibariyle İsrail sağının bölünmeleri her zamankinden daha derin ve önümüzdeki süreçte daha da derinleşecekmiş gibi bir izlenim veriyor. En başından, seçimin maliyeti ciddi bir tartışma konusuna dönüştü. İsrail Maliye Bakanlığı yeni seçimin maliyeti olan yaklaşık 500 milyon şekel için yaptığı açıklamada, bütçede böyle bir miktarın yer almadığını belirtti. Bu da sağdaki liderlerin hanesine düşülecek notlardan biri. Diğer yandan toplumda, sağdaki liderlerin tavizsiz tutumları fazla rahatlık olarak görülüyor. Dolayısıyla Mavi-Beyaz Bloku’nun ve sol partilerin bu seçimde bir sandalyelik farkı kapatma şansları daha yüksek olabilir. Bu da solun kendi tabanını mobilize edebilmesine bağlı. 9 Nisan’daki seçimlerde sandıklara gitmeyen Arap seçmeni oy kullanmaya ikna etmekle işe başlayabilirler. 1977 seçimlerinden bu yana İsrail solunun bu kadar avantajlı olduğu bir süreç belki de hiç olmamıştır. Bu başarısızlık sürecinden en büyük motivasyonu kazanacak diğer iki siyasetçi ise Aralık 2018’de bir araya gelip Yeni Sağ Partisi’ni kuran Naftali Bennett ve Ayelet Şaked. Her ikisi de sağda yer alıp barajı geçemeyen adaylar. Her ne kadar Şaked’in artık Yeni Sağ’da yer almayacağı açıklansa da İsrail’in sağ seçmeni bu iki siyasetçiyi destekleyebilir. Ancak bu iki figürden herhangi birinin yükselişi bile Netanyahu’yu geride bırakacak sağcı bir siyasetin kapısını aralar.
Şu an için ihtimalleri bir kenara bırakıp en gerçekçi görünen senaryoyu düşünecek olursak, Binyamin Netanyahu’nun çok bir şey kaybetmeyeceğini söyleyebiliriz. Her ne kadar şu anda sağcı siyasetçilerin ciddi bir kısmı Avigdor Liberman’ı katı tutumuyla koalisyonu engellemekle suçlasa da, seçmenlerinin pozisyonundan taviz vermediği için o da oy tabanını koruyacaktır. Diğer yandan dindar partilerin oy oranlarında da büyük bir değişim olmaması muhtemel. Eylül ayına kadarki süreçte, sağcı partilerin birbirlerini suçlayarak tabanlarını konsolide etmeye çalışmaları, seçim kampanyalarının temelini oluşturabilir. Netanyahu’nun Liberman’ı solcu olarak yaftalaması ve Ultra-Ortodoks isimlerin Netanyahu’yu sonucu bile bile Liberman’ın peşinden koşmakla suçlaması da bu durumun habercisi. Diğer yandan seküler milliyetçilerin Ultra-Ortodoksları kendi imtiyazlarının peşinden koşmakla itham etmesi de İsrail toplumunda dindar ve seküler kesimler arasındaki fay hattının derinleşeceğinin bir göstergesi. Kısa vadede Knesset içi dengelerde büyük değişiklikler göremesek de orta-uzun vadede İsrail sağındaki iç gerilim artacağa benziyor.
Peki, Knesset içi dağılım değişmezse ne olur? Bu durum Likud’un birkaç gün önce kendi içinde pragmatik bir yaklaşımla kabul ettiği, merkez sağdan bir partinin koalisyona dahil edilmesi senaryosunu akıllara getiriyor. Zira Netanyahu’nun partisi, İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in koalisyon kurma görevini Benny Gantz’a verme ihtimaline karşılık, merkezde yer alan bir partiyi koalisyona dahil ederek Avigdor Liberman’ı “bypass” etmeyi göze almıştı. Eğer ikinci seçimde de manzara çok değişmezse, Netanyahu sağ bir hükümet kurmak yerine, kendini başbakanlıkta tutacak bir koalisyon arayışına girebilir. Tabii eğer o güne kadar yargılanma sürecinde bir değişiklik olmazsa. Zira 9 Nisan sonrasındaki koalisyon görüşmelerinin sihirli kelimelerinden biri de dokunulmazlık yasasıydı. Fakat Netanyahu şu ana dek böyle bir yasa çıkarmak konusunda başarılı olamadı. Dolayısıyla bu sürecin Netanyahu’nun sonunu getirme ihtimali de var ve bu durum bütün manzarayı değiştirebilir. İsrailli yorumcular Netanyahu’nun halihazırda tüm politik kariyerinin en büyük yenilgisini aldığı yorumunu yapıyor.
Koalisyon kurulamamasının yol açtığı tek yenilgi Netanyahu’nun politik kariyerinde olmadı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Ramazan’dan sonra açıklamaya hazırlandığı ve basına sızdırıldığı kadarıyla bir barış vizyonu içermeyen “yüzyılın anlaşması” açısından da durum pek iç açıcı değil. Zira bütün bir anlaşma Binyamin Netanyahu’nun başbakanlığı üzerine inşa edilmiş durumda. Anlaşmayla ilgili görüşmeler için bugün İsrail’e giden Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in bir başbakan yerine koltuğu sallanan bir siyasetçiyle konuşacak olması, anlaşmanın belirsiz geleceğine dair çok şey söylüyor. Bu belirsizlik sadece ABD-İsrail eksenini etkilemekle kalmaz; ABD üzerinden İsrail’in ilişkilerini ilerlettiği Körfez ülkelerinin de kendi pozisyonlarını yeniden düşünmelerine neden olabilir.

2 Ekim 2018 Salı

Çin Türkiye kartını devreye sokuyor! Çin böyle duyurdu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD ile ticari savaş içinde olan Çin Halk Cumhuriyeti bu savaştan galip çıkmak için "Bir Kuşak, Bir Yol" adlı ulaşım ağı projesinin orta koridorunda yer alan Türkiye ile ekonomik ve siyasi olarak işbirliğini daha da artıracak.



Çin Halk Cumhuriyeti'nin tarihi "İpek Yolu Projesi"ni yeniden canlandırmayı hedeflediği Türkiyenin de önemli rol oynayacağı bir trilyon dolarlık ulaşım ağı projesi Bir Kuşak, Bir Yol kapsamında yapılan çalışmaları Demirören Haber Ajansı Çin'de görüntüledi. Çinli yetkililer, dev projede Avrupa'ya açılacak önemli kapılarından biri olan Türkiye'nin ekonomisine ilgilerinin daha da arttığını belirterek iki ülke iş insanlarına yatırım çağrısı yaptılar. Projenin geçtiği ülkelerle bağlarını güçlendirmek için çalışmalar yapan Çin, büyük önem verdiği proje kapsamında Türkiye`ye daha çok yatırım yapacak.

TÜRKİYE'DE YENİ İŞ BİRLİĞİ ARAYIŞLARINI HIZLANDIRDILAR


Çin projenin geçtiği Türkiye gibi ülkelere ise yatırımlarını hızlandırdı. Çinli şirketler son dönemde Türkiye'de enerji, finans ve altyapı işlerinde yeni işbirlikleri için de arayışlarını artırdı. Bunun dışında Çin projenin geçtiği ülkelere de halkının turistik seyahatleri için de teşvik ediyor. Çini karadan ve denizden dünyaya entegre edecek projenin geçtiği Xian, Quanzhou gibi şehirler de kilometrelerce uzunluktaki büyük lojistik merkezleri,serbest ticaret bölgeleri, dev kargo havalimanları ve çok sayıda gökdelen yapılıyor.

TÜRKİYE PROJE İÇİN EN ÖNEMLİ KORİDORLARIN BAŞINDA GELİYOR


Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından Bir Kuşak, Bir Yol adlı ulaşım ağı projesi 2013 yılında açıklandı.Bir trilyon dolarlık, 3 milyar insanı ve 65 ülkeyi etkileyecek dev demir ve deniz yolu ulaşım ağı sayesinde mallar Çin'den Asya, Avrupa ve Afrika'ya çok daha kısa sürede ulaşılabilecek.Türkiyede orta koridorda bulunmasıyla projede önemli yer teşkil ediyor. Çin, Pekin ile Londra'yı Türkiye üzerinden bağlayacak. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ile entegre olacak Edirne-Kars hızlı tren projeleri ile Çin Avrupaya mallarını çok daha kısa sürede taşıyacak.Türkiye ile Çin arasında mal taşıma süresi de Çinli yetkililerin verdiği bilgiye göre demiryolu sayesinde bir aydan 10 güne düşecek. Avrupa'nın en uç noktasına ise Çinden mallar 18 günde taşınabilecek. Bunun yanı sıra Çinden "Deniz İpek Yolu Projesi" ile de Türkiyedeki limanlara gemilerle de mallar taşınacak. Bunun için de, Çinin deniz ipek yolu projesinin başlangıç noktası olan liman kenti Quanzhou kullanılacak.

PROJE İLE İŞ BİRLİĞİMİZ DAHA ÇOK ARTACAK


Çin devleti, projeyi, her türden paylaşımı güçlendirmeyle ortak kalkınmaya ve dostluğa uzanan bir yolu destekleyen herkesin kazançlı çıkacağı bir işbirliği yöntemi olarak tanımlıyor. Projenin deniz yolu ayağının başlangıç noktası Quanzhou'nun belediyesinin dış ilişkiler ve denizaşırı Çinlilerle ilişkiler direktörü Wen Jinhui da Türkiye ile Çin arasında proje ile daha çok kargo gemisi trafiğinin olmasını beklediğini söyledi. Jinhui, Deniz ipek yolunun başlanğıç noktası olarak Çin ile Türkiye arasında daha çok deniz köprüsü kurulacağı beklentisi içindeyiz. Quanzhou çok önemli bir liman ve Mersin'de de bir liman var. İpek yolu projesi ile işbirliğimiz daha çok yoğunlaşacak dedi.

TÜRKİYE İLE KAZAN-KAZAN İLİŞKİSİ KURMAK İSTİYORUZ


Türkiye ile kazan-kazan ilişkisi kurmak istediklerini belirten Jinhiu, Türk yatırımcıları da ülkesine davet etti. Mersin'in merkez ilçesi Yenişehir Belediyesi'nin Çin'deki kardeş şehri olduklarını dile getiren Wen Jinhui, "Türkiye'ye 2012 yılında geldim.Halklarımız birbirine çok benziyor.Her iki halk çok misafirperver ve sıcakkanlı.Türk iş insanlarına da yatırımcılarına da çağrıda bulunuyorum kazan- kazan ilişkisi kurmak istiyoruz.Çinde eksikliği olan mallar Türkiye'den alabilirsek çok iyi olacak. Mesela mermer burada çok fazla yok ama Türkiye de çok fazla var.Bunun için Türkiye'den de mermer alıyorlar.Ülkemizdeki elbiseler ayakkabılar çok kaliteli ve fiyatı da çok uygun girişimcileriniz Türkiye'ye ihraç edebilir. Burada en büyük porselen üreten fabrika var. Onu çok fazla ülkeye satıyoruz. Türkiye'deki iş insanları porselen işine girebilir" diye konuştu.

TÜRKİYE VE İSTANBUL BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ


Projenin en önemli ayağı olan demiryolu projesi ise ülkenin en eski şehirlerinden biri olan Xianda başlıyor. Çin - Almanya demiryolu proje müdürü Gao Tian, İstanbul'un İpek Yolu Projesi'nde de önemli bir merkez olduğunu proje haritasında DHA'ya anlattı. Tian, demiryolunun şehirlerinden Avrupaya gittiğini ve bu güzergah için İstanbulun çok önemli olduğunu söyledi ve ekledi:
"İstanbul çok önemli bir kent; bu proje içinde çok önemli bir noktada olduğu için Türkiye ile işbirliği kurmak istiyoruz. Bu projede önemli bir güney hattı olacak. Bu hat Kazakistandan geçerek Baküye varacak sonra buradan da İstanbul üzerinden Avrupaya ulaşacak. Xian'dan en uzun yol Almanyaya giden demiryolu ve 16-18 günde gidiyor. Her gün buradan Avrupaya ve Orta Asyaya her gün 4-5 tren olacak. Bir trende 41 konteyner yüklenecek ve bir konteyner 23 ton olacak. İpek yolu projesinde malları denizyolu dışında da karayolu, demiryolu ile Avrupaya göndereceğiz. Demiryolu İstanbulu geçerek Polonyaya gidiyor.Polonyada transfer noktası var."

TÜRKİYE'YE ÖNEMLİ GETİRİSİ OLACAK


Projeyi DHA ile yerinde gören İstanbul Aydın Üniversitesi, Ekonomi ve Finans Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sedat Aybar projenin Türkiye'ye önemli getirisi olacağını vurguladı ve ekledi: Bu pasifikle Atlantiği bir araya getirecek bir proje. Türkiye demiryolları ve bunlara entegre halde gerçekleştirilecek olan modern limanlar ve hava taşımacılığı ile bu projeye dahil olması projeye önemli katkılar sağlayacak.Türkiye önemli bir partner. Bizim Kanal İstanbul ve İstanbul yeni havalimanı gibi projelerimiz bununla birlikte daha anlamlı hale gelecek.Önemi daha fazla olacak.O anlamda Türkiyenin geleceği konusunda da önemli bir projeden bahsediyoruz.bu aynı zamanda Türkiyedeki illerin birbirleriyle hızlı demir yolları ile ulaştırma sistemleri ile bağlanmasını da öngören bir proje.Türkiyenin kalkınmasıyla ilgili de üzerinde durulması gereken proje ülkemize önemli getiriler sağlayacak.

TÜRKİYE'YE YATIRIMLARI DAHA DA ARTACAK


Çin ile ABD ticari savaşlarında Türkiye'nin Çin için stratejik bir öneme sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sedat Aybar, Çin ticaret savaşından çok fazla zarar görmeden yara almadan çıkabilmesi için başka alanlarda da bir takım girişimler yapması gerektiğinin farkında. Önümüzdeki seneden başlamak üzere yeni ipek yolu projesi ile bağlantılı olarak Türkiyeye doğrudan yatırımlarla çok daha sıkı hale gelecek.Türkiye ile Çin vazgeçilmez ticaret ortağı olacak. Türkiye jeopolitik ve jeo ekonomik oluşumların tam ortasında yer alıyor.Aynı zamanda Batı kampı içinde yer alması Çin için çok önemli bir boyut.Batı kampında olan Türkiyenin Çin Halk Cumhuriyeti'ne yapacağı katkı çok çok önemli diye konuştu.

"EKONOMİK KALKINMA İÇİN MUAZZAM BİR POTANSİYELE SAHİP OLAN ÜLKELER"


Çin devleti, projeyi şöyle özetliyor: Kuşak ve Yol Projesi, karşılıklı anlayış ve güveni arttırma ve her türden paylaşımı güçlendirmeyle ortak kalkınma ve refah ile barışa ve dostluğa uzanan bir yolu destekleyen herkesin kazançlı çıkacağı bir işbirliği yöntemidir. Kuşak ve Yol Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları boyunca uzanmakta, bir uçta canlı Doğu Asya ekonomi çevresini diğer uçtaki gelişmiş Avrupa ekonomisine bağlamakta ve ekonomik kalkınma için muazzam bir potansiyele sahip olan ülkeleri içine alıyor. İpek Yolu Ekonomi Kuşağı Çin, Orta Asya, Rusya ve (Baltık) Avrupa'yı bir araya getirmeye; Çin'i Orta Asya ve Batı Asya boyunca Basra Körfezi ve Akdeniz'e bağlamaya; ve Çin'i Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Hint Okyanusu ile bağlamaya odaklanıyor. 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu nun asıl güzergahları; bir güzergah da, Güney Çin Denizi ile Hint Okyanusu yoluyla Çin kıyısından Avrupa ve diğer bir güzergahta Güney Çin Denizi yoluyla Çin kıyısından Güney Pasifik şeklindedir. Ortaklaşa şekilde yeni bir Avrasya Kara Köprüsü inşa etmeye ve Çin-Moğolistan-Rusya, Çin-Orta Asya-Batı Asya ve Çin-Hindiçin Yarımadası ekonomi koridorlarını geliştirmeye odaklanacak. Denizde ise, Kuşak ve Yol üzerindeki en büyük limanları bağlayarak sorunsuz, güvenli ve verimli ulaşım güzergahlarını ortaklaşa inşa etmeye odaklanacak. Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru ve Bangladeş-Çin-Hindistan-Myanmar Ekonomi Koridoru'nun Kuşak ve Yol Projesi ile yakın ilgisi bulunmaktadır ve bu durum daha yakın bir işbirliğini ve daha muazzam bir ilerleyişi gerektiriyor.

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Yeni Bakanlık Yeni Ekonomi Berat Albayrak

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Yeni sistemde ekonomi yönetiminin yeniden yapılanması bekleniyor

Yeni dönemin ilk kararnamesi, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında “Cumhurbaşkanlığı 1 Nolu Kararnamesi” olarak yayımlanacak. Bakanlıklara ilişkin düzenlemeler ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı bu kararnamede düzenlenecek.
Meclis’te tebrikleri kabul ettikten sonra Anıtkabir’i ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra Beştepe’de yeni sistem törenine katılacak. Devlet protokolü, Beştepe’de saat 18.00’de yapılacak törende bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Temmuz Cumartesi sabahı Meclis’te partisinin grubunu toplayarak yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Erdoğan, “Yapacak çok işimiz var. Kolları sıvayarak çalışmaya başlayacağız. Böylece ülkeye yıllardır patinaj yaptıran, sürekli krizlere, kaoslara yol açan eski sistemi geride bırakıp, yeni sitemin kapılarını aralamış olacağız” dedi.
Özellikle ekonominin öncelikli çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bekleyişi var.
İçeride ve dışarıda piyasalara güven verecek, çözüm için bütünlük içinde program geliştirerek uygulamanın kapısını açacak kadrolara ihtiyacımız var.

Berat Albayrak ekonominin yükünü taşıyacak

Başkanlık Kabinesi'nde ekonominin tepe sorumlusu BeratAlbayrak oldu .
Berat Albayrak, yurt içinde ve yurtdışında iyi eğitim görmüş bir genç adamdır. Enerji Bakanlığı döneminde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için büyük çaba gösterdi.
Yeni görev ve sorumluluk alanı nedeniyle, eski çalışma arkadaşları ve bürokratik yapıyla ilişkisini kesip yeni bir çalışma düzeni oluşturmak mecburiyetinde.
Başkanlık Kabinesi'nde, yeni yapılanmada, 6 bakan ve bakanlık farklı konularda ekonomi ile doğrudan ilişkili görülüyor. Sanayi ve Kalkınma Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Çalışma ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli. Bu bakanlar, Berat Albayrak’la çalışacaklar.
Türkiye’nin ekonomi patronu için, öncelikli konular, enflasyon, yüksek faiz, yüksek döviz kuru olarak görülüyor, ama bütün bunların arkasında ekonominin darboğazda olması var.
Ekonomi için darboğaz sorunu, cari açığın büyüklüğü ve cari açığın finansmanı konusundaki güçlüklerdir.
Ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan, Türkiye’ye finans imkanı sağlayan ülkelerle Türkiye arasındaki sert rüzgarları dindirecek, yumuşatacak politikalara öncelik verirse, ekonominin patronunun işi de kolaylaşacak.
Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacı dünya piyasalarında yüzen gezen dövizlere göre çok düşük miktarda. Türkiye borçlarının, ana para ve faizini zamanında ödemeyi aksatmayan bir ülke. Tıkanıklık, büyük ölçüde siyasi nedenlere dayanıyor.
İşte bu nedenle öncelik, ekonominin kaptanı Sn. Erdoğan’ın, Batılı finans çevreleriyle ilişkileri yumuşatmasıdır. Bu, Berat Albayrak’ın Türkiye’deki yeni yönetimin özelliklerini, ayrıcalıklarını ve yararını yurtdışında daha iyi anlatmasına imkan verecektir.
Başkanlık kabinesinde, eski hükümetler dönemindeki çok sayıdaki sorumlu birim ortadan kalkıyor.
Bunların en önemlileri, Hazine’nin Maliye ile birleştirilmesi, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Kalkınma Bakanlığı'yla birleştirilmesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile birleştirilmesidir.
Uygulamada, alışıldığında bu birleşmeler büyük olasılıkla iş çevrelerine kolaylık sağlayacak.
Fakat yeni yapılanma tamamlanıncaya ve yeni yapılanmaya alışılıncaya kadar iş çevreleri yeni yapılanmanın getireceği iyiliklerden yararlanamayacaklar.
Bir serbest piyasa iktisatçısı olarak Berat Albayrak
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na Berat Albayrak’ın gelmesinden sonra özellikle Batı medyasında ve genel olarak da dış piyasalarda son derece yanlış bir algı pompalanmaya başlandı. Sanki Albayrak piyasa ekonomisi ile sermayedarların düşmanı olan devletçi ve planlamacı bir iktisadi anlayışa sahip gibi bir imaj çiziliyor. Halbuki bu, tamamen yanlış…
Berat Albayrak’ın fikirlerini iyi bilen bir gazeteci olarak şunu söyleyeyim: Bilakis söylenenlerin tam aksine Albayrak tam anlamıyla bir serbest piyasa iktisatçısıdır. Bürokratik devletçilik ve kumandacılığın ekonomik hayata ne kadar zararlı olduğunu yazılarında vurgulamış biridir. Albayrak’ın milletvekili olmadan önce Sabah Gazetesi'nde köşesi vardı. Orada piyasa ve iş dünyası dostu bir iktisadi felsefeye sahip olduğunu örnekleriyle anlatırdı. Zaten kendisi de o dünyanın içinden geliyor. Senelerce bir büyük holdingin CEO’luğunu yaptı. Enerji Bakanlığı sırasında en büyük gayreti enerji piyasasının liberalleştirilmesi yönündeydi. Her zaman enerji üretiminin ağırlıklı olarak özel sektör tarafından yapılması gerektiğini savundu. Albayrak’ı  bir Zekeriya Temizel ya da Mümtaz Soysal kafasındaymış gibi gösterme çabaları Türkiye’ye zarar vermekten başka işe yaramaz...
Peki böyle yanlış bir imaj oluşturma gayretlerinin sebebi ne? Bence bunun iki nedeni var: Birincisi Albayrak’ın, Tayyip Erdoğan’ın damadı oluşu. Bu, iktisadi çevrelerde kendisine yönelik bir antipati oluşturuyor. Maalesef bu, ekonomik akıl ile değil siyasi duygularla olaya bakılmasının bir sonucu. Tamamen irrasyonel. Piyasa oyuncuları belli siyasi aktörleri çok benimsemişler ve onların dışında kimse bu makamlara gelsin istemiyorlar. O yüzden Albayrak’ı sanki piyasa ekonomisi karşıtı gibi gösteriyorlar. AK Parti çevresinde iktisatçı kılıfıyla gezen ve sermayeye düşmanlık yapan kimi fanatik isimlerle onu aynı kafadaymış gibi gösteriyorlar. Halbuki Albayrak bu kafadan şikâyet eden ve AK Parti çevresinde böyle insanların olmaması gerektiğini düşünen bir isim.
İkinci sebep ise maalesef hükümete yakın medyanın marjinal kısmında yer alan ve Berat Bey’i de tanımayan kimi yazarların  sırf yağcılık olsun diye Albayrak’ı  saçma ve ekonomik akla aykırı argümanlarla savunmaları. Bu da karalama çabalarına hizmet ediyor.
Ben bu yanlış algıları bir kenara bırakıp önümüzdeki dönemde ekonomik yol haritasını anlamak için dünkü devir teslim töreninde Albayrak’ın kurduğu şu üç cümleye odaklanmak gerektiğini düşünüyorum:
- Bütçe ve mali disiplin aynı şekilde değil daha da iyi şekilde devam edecek.
- Enflasyonu tek haneye indireceğiz.
- Piyasa ekonomisi kuralları içinde küresel sistemle daha entegre bir ilişki içine gireceğimiz süreci yaşayacağız. Ayakları yere basan bir Türkiye ekonomisi ortaya çıkacak.
Bu cümleler son derece rahatlatıcı ve piyasalara güven verici cümleler…

YENİ KABİNENİN ŞİFRELERİ

Onlarca liste, yüzlerce spekülasyonun ardından nihayet kabine açıklandı. Sıcağı sıcağına yorumlarım şunlar:
- Kendi sektörlerinde emek vermiş, öne çıkan iş dünyasından isimler ve bürokratları kamuoyu ilk kez tanıyacak. Teorisini değil, pratiğini bilenler bakanlıkta ne yapacak, hep birlikte göreceğiz…
- 1 başkan yardımcısı olması benim için sürpriz, en az 2-3 bekliyordum. Bakanlıkların sayısını 26’dan 16’ya indiren Erdoğan, yardımcı sayısını da bu mantıkla 1’de tutmuş, ancak istediği zaman bu sayı artabilir.
- Fuat Oktay kamuoyunda olmasa da bürokraside iyi bilinen ve hep övgüyle bahsedilen bir isim. Pazar günkü yayında Muharrem Sarıkaya’nın da hatırlattığı gibi e-devlete geçişte başarının büyük kısmı ona ait. Çalışkan ve üretken.
- Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı olması ve bunun bir terfi kabul edilmesi Türkiye’de sivilleşme adına bir zafer. Siyasetin bekçisi konumundaki TSK’nın tarihe geçtiğinin kanıtıdır bu. Aynı gün MGK’nın kaldırılması da askeri vesayetin tamamen sona erdiğinin açık seçik ilanı. Bundan böyle askeri terfilere tamamen sivil otorite karar verecek, terfi süresi beklenmeyecek.
- Eğitim Bakanı’nın Ziya Selçuk gibi değerli bir isim olması da çok olumlu. Selçuk ismini ilk kez pazar akşamı yayında Sevilay (Yılman) zikretti. Eğitim en sıkıntılı alanların başında geliyor. Şayet uluslararası eğitim sistemlerini çok iyi bilen ve gelişmeleri takip eden Selçuk özgür bırakılırsa bu alanda nihayet tutarlı ve doğru politikalar yeşerecektir.
- En çok tartışılan ekonomi başlığına gelince: Berat Albayrak’la ilgili yorumumu yukarıda uzun uzun yazdım. Yurt dışından bana gelen çok sayıda mesaj ve e-maile bakınca görüyorum ki piyasalar Mehmet Şimşek beklentisine tepki veriyor ve bu nedenle dolar yükseliyor. Ben kısa süre içinde dünyayı çok iyi takip eden ve piyasa dostu bir iktisatçı olan Albayrak’ın dış piyasaları rahatlatacağını düşünüyorum. Bunun için Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu, piyasa kurallarının sonuna kadar işlediği bir Türkiye olduğu imajı kuvvetlendirilmeli.
- Bu kabine gençliğiyle öne çıkıyor. Çoğu 70’li yıllarda doğan isimler. Geçen dönem son derece başarılı bir Adalet Bakanlığı yapan Abdulhamit Gül 41 yaşında. Yıllardır Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından biri olan yeni Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ise 42. Berat Albayrak 40, aile bakanı seçilen Zehra Zümrüt Selçuk 39, Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu  ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 41, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise 45.

Berat Albayrak ekonomide başarılı olur mu?



Başkan Tayyip Erdoğan, piyasaların Mehmet Şimşek beklentisinin aksine, Berat Albayrak'ı ekonominin başına geçirdi.
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı süresince çok başarılı işlerin altına imza attı. Ekonomide de aynı anlayışı sürdüreceğine ve aynı başarıyı yakalayacağına inanıyorum.
Neden mi?
Bakın, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında, Merkez Bankası'nın başında Süreyya Serdengeçti vardı. Bugün Berat Albayrak'la ilgili mırın kırın yapanlar, 2006 yılında da Tayyip Erdoğan'a akıl hocalığı yapmaya çalışıyordu. Serdengeçti, bir dönem daha kalsın istiyorlardı.
Serdengeçti, Türkiye için bir şanstı onlara göre. Entellektüeldi, bilgi birikim sahibiydi. Moderndi. Çağdaş bir kişiliği vardı. Ayakkabıları ile evinin içinde rahat rahat dolaşabilen bir isimdi.
Bugün, Berat Albayrak isminden rahatsız olanlar, aynı rahatsızlığı Durmuş Yılmaz Merkez Bankası'nın başına getirildiği 2006 yılında da yaşamıştı... Liyakatını değil, ayakkabılarını konuştular Durmuş Yılmaz'ın... Boynuz kulağı geçti, Serdengeçti unutuldu gitti. Durmuş Yılmaz, yaptığı başarılı işlerle Erdoğan'ı hem haklı çıkardı, hem de mahçup etmedi.
Hatırlayın!
Tayyip Erdoğan'ın işbaşına getirdiği Ali Babacan'a yaptıklarını. Bugün çok istedikleri, Türkiye'yi kurtaracağına inandıkları Babacan için çocuk dediler çocuk... Ağzı süt kokan bir çocuğun bakan yapıldığını söylediler, yazdılar, çizdiler...
Tayyip Erdoğan bir kez daha haklı çıkmıştı!
"Ağzı süt kokan çocuk" da, malum koroyu mahçup etmiş, onların başını öne eğdirmişti!
Başkan'ın yeni kabinesinde yer almayınca, bunların Mehmet Şimşek aşkları depreşti şimdi de... "Mehmet Şimşek gibi bir deha" varken... ve bir sürü zırva...
Yahu insanda biraz utanma olur, Mehmet Şimşek'in İngiltere'de dilencilik yaptığını söyleyen siz değil miydiniz? Elin gavurundan para dilenmekle, ekonominin düzelmeyeceğini çığıran siz değil miydiniz?
Yıllar yılı süren, akıl almaz karalamalar, yalanlar, iftiralar... şimdi de Berat Albayrak'a sardılar, saracaklar... Ahan da yazın buraya bir yılı bulmaz hepsi yalama olacak, hepsi Durmuş Yılmaz'a, Ali Babacan'a, Mehmet Şimşek'e çıkardığı gibi, Berat Albayrak'a da şapka çıkaracak.
Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için değil, çalıştığı için, başardığı için Berat Albayrak ismi ön plânda. Ayrıca, Tayyip Erdoğan'ın damadı olduğu için rahata ermiş değil; ağır bir yükün aldına girdi Berat Albayrak... Ya başaracak, ya da başaracak. Aksi halde mahçup olur, mahçup eder!
Berat Albayrak, Enerji Bakanlığı'nda damat olduğu için başarılı olmadı. Doğru olanı yaptı; aldığı sorumluluğun gereğini yaptı. Ekonominin patronluğu onun için mükâfat değil, eziyet! Gecesi gündüzü zaten yoktu, şimdi hiç olmayacak...
Ben başarılı olacağına inanıyorum!
İnanmayanların canı sağolsun...
Günün sonunda mahçup olmak da var...
Allah mahçup etmesin!

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak yeni ekonomi yaklaşımını açıkladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, yeni ekonomi yaklaşımını açıkladı.


Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından, istişare toplantıları çerçevesinde kurgulanan yeni ekonomi yaklaşımına ilişkin çerçeve kamuoyuyla paylaşıldı.
Albayrak, yeni sistem ile bakan sayısının azaltıldığını anımsatarak, daha hızlı, dinamik, aktif bir sisteme kavuşulmasıyla birlikte yeni bir düzeye çıkılacağını ifade ettiğini hatırlattı.

Bugünün kendisi için çok heyecan verici olduğunu aktaran Albayrak, şunları anlattı:

“Bugün bu yeni sistemin genel çerçevesini çizeceğimiz bir toplantı yapıyoruz. Tabii ki detayları eylüldeki OVP özelinde atacağımız adımlar noktasında, bugüne kadar yaptığımız istişare toplantılarının benzerlerinde sık bir şekilde ortaya koyarak ifade edeceğiz. İş insanlarımız, ekonomistlerimiz, akademisyenlerimizle teorik olarak yaptığımız bu toplantılara devam edeceğiz. Esas konu bugün bu çerçevede baktığımızda Türkiye’nin orta gelir grubundan üst gelir grubuna çıkması için gerekli noktalarda nasıl bir yol haritası çizmesi noktasında birçok toplantılar yaptık.”
Albayrak, “Türkiye’nin tüm kurumlarıyla, tüm stratejileriyle daha hızlı ve güçlü politikalarıyla hedeflerine ilerlediği bir süreci yaşayacağız.” diyerek, “(Hazine ve Maliye Bakanlığı) Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en etkin uyum ve koordinasyonun yaşandığı bir döneme şahit olacağımız bir bakanlık. Para ve maliye politikalarının tek bir şapkada birleşmesiyle ve bu birleşmeye dayalı yapacağımız ahlaklı ve liyakatli şemsiyesini bir adım öne taşıyan yönetim kademesiyle çok daha etkin ve güçlü bakanlık olacak. Her alanda hem içeriden hem de dışarıdan danışmanlarla, bakan yardımcılarıyla, genel müdürlerle çok daha etkin bir bakanlık olacak.” değerlendirmesinde bulundu. “Her adımı ince ince döşeyerek aksiyon alacağız” Bakan Albayrak, ilk günden beri attıkları adımlarla ve bu çerçevede ortaya koyacakları ekonomik vizyonlarla birlikte izleyecekleri politikaları ekonominin tüm paylaşlarıyla birlikte istişare ederek yaptıklarını belirterek, “Ulusal ve uluslararası, tüm paydaşların içinde olduğu geniş bir yelpazede her adımı ince ince döşeyerek aksiyon alacağız.” dedi.
Yaptıkları görüşmeler ve istişarelerin Türkiye’nin bu yolculuğunda önemli ışık tutacağını ifade eden Albayrak, “Eylül ayında açıklayacağımız OVP ile, bu arada birçoğunuzla paylaşmadık ismine de yeni isim arıyoruz, güzel isim önerileri de geldi ama inşallah yeni isim belirleyeceğiz. OVP’nin yeni ismiyle birlikte detayları hızlı şekilde ortaya çıkacak.” diye konuştu.
Albayrak, Yeni Ekonomi Yaklaşımı’nın en önemli adımlarından birisinin kararlı bir bir yaklaşım olduğunu anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada ne demek istiyorum? Bugüne kadar kararsız mıydı? Hayır. İşte yeni model olarak ortaya çıkacak olan, bu bakanlığın koordinasyonunda çok daha kararlı ve güçlü şekilde emin adımların atıldığı önemli ve yeni bir dönem başlayacak. Bu yaklaşımın diğer pozisyonu değişimi hedefleyecek. Türkiye bir üst lige çıkmak zorundaysa eğer bazı şeyleri değiştirmesi lazım. Bu değişimi ortaya koyacak hakikaten somut, zemini güçlü şekilde ortaya koyması lazım. Bunun yanında güçlü bir reflekse ve stratejik alt yapıya sahip olması lazım.
Küresel anlamda rekabetçi bir dönemdeyiz. Bir tarafta ABD, bir tarafta Çin, sabahtan öğlene bir açıklama ticaret savaşları, bariyerlerin kaldırılması, yeni vergi politikaları… Bir diğer adım güçlü temelleri olacak. Çünkü kısa, orta ve uzun vadede siz yol haritasını ne kadar sağlam kurarsanız temelleriniz o kadar güçlüdür. Bir diğer yaklaşım sürdürülebilir olacak. Berat Albayrak olsa da olmasa da dizayn ettiğiniz bu sistemin sürdürülebilir olması gerekiyor. Son günlerde yaşadığımız bütün bu sebepler açısından bakıldığında küresel ekosisteme baktığınızda birçok ülkenin yaşadığı sistemsel sorunlar başında sürdürülebilirlik sorunu var.”
Diğer bir yaklaşımın katılımcı olunması olduğuna işaret eden Albayrak, “81 milyonluk Türkiye büyük bir hedefe kitlenmiş şekilde ilerleyecek. 81 milyonun katılımcı olduğu, gelir düzeyi, sektörel düzeyi ne olursa olsun, mesele tüm bu çerçeve günlük bir taktiksel mantıkla değil, stratejik bir akılla yaklaşmak olacak. Öyle net prensipler belirlemelisiniz ki bu sürecin Bu prensiplerle yola çıkılırsa bu sürece ulaşırsınız denilsin. Seven sevmeyen, oy veren vermeyen. Öyle olması lazım.” dedi.
“Bugün ortaya çıkan küresel ve bölgesel tabloların tamamı ve ekonomideki mevcut tablo Türkiye’nin makro göstergeleri dikkate alındığında hakikaten, makul, mantıkla açıklanacak bir süreç değil. O günlerden geçiyoruz.” diyen Albayrak, şunları anlattı:
“Birçok açıdan bakıldığında göstergeler noktasında farklı etkilere sebebiyet verecek neticeler ortaya çıkabilir. O zaman biz ne yapacağız? Belirlediğimiz yol haritasını güçlü prensipler üzerine inşa ettik. Bunu kişilere değil, oturtulmuş sistem üzerine yürüdüğünü ortaya koyduğumuz zaman ama bugün, ama yarın, ama bunun ötesindeki yol güzergahında hiçbir şekilde savrulmadan yoluna devam edecektir. Küresel gelişmeler ne olursa olsun ekonominizi tüm sınamalardan etkilenmeden çıkacak güçlü temeller üzerine inşa edecek bir yapı olması lazım.”
Albayrak, bu anlamda bakıldığında prensiplerin belirlendiğine işaret ederek, “Yeni ekonomi yaklaşımında, tüm piyasa paydaşlarımızla daha etkin iletişim ve güvenin sağlanması prensibimiz olacak. Kalıcı ve güçlü yapı ortaya koyma noktasında bunlar olmazsa olmaz prensiplerden biridir.” dedi.

"Merkez Bankası özelinde çok hassasız"

Albayrak, yeni yaklaşımı çok etkin bir şekilde uygulamaya geçireceklerini ifade ederek, Türkiye'nin bugün küresel anlamda çok önemli bir rol model olmaya ihtiyacı bulunduğunu, geçen 15 yılda Türkiye'nin gelişmekte olan piyasalar üzerinde önemli bir süreci ortaya koyduğunu kaydetti.
Para politikalarının tam bağımsızlığının sağlanmasının diğer bir prensipleri olduğunu vurgulayan Albayrak, "Farkındaysanız ilk geldiğimiz günden beri para politikasının bağımsızlığı konusunda Merkez Bankası özelinde çok hassasız. Mümkün olduğunca konuşmamaya gayret ettik. Hatta hiç konuşmadık. Özellikle para politikalarının tam bağımsızlığı konusu prensip olarak bundan sonra da devam edecek." şeklinde konuştu.
Albayrak, bu prensip özelinde yola devam etmeleri gerektiğini belirterek, TCMB'nin bağımsızlığının Türkiye ve ekonomi açısından çok kritik olduğunu vurguladı.
Fiyat istikrarının kalıcı bir şekilde, bütün bu hedeflere ulaşabilmesi noktasında tüm adımların TCMB tarafından etkin bir şekilde koordine edilmesi gerektiğini dile getiren Albayrak, bununla ilgili yasal düzenlemelerin gelecek süreçte daha etkin bir şekilde ortaya konacağını söyledi.

"Sermaye piyasalarını geliştirmeyi hedefliyoruz"

Berat Albayrak, şunları kaydetti:
"Özellikle bankacılık kesimi başta olmak üzere finans sektörünün güçlü yapısının korunması lazım. Bankalarımız ve diğer finansal kuruluşların güçlü mali bünyeleri ile faaliyetlerine etkin bir şekilde devam etmesi noktasında finansal istikrarın daha da güçlendirilmesi önceliklerimiz arasındadır ve amaçlarımızdan bir tanesidir. Sermaye piyasaları içerisindeki payını veya finansal sektör içerisindeki payını azaltacağız, sermaye piyasasının pasta içerisindeki payını büyüteceğiz. Yani finansal sektörün yüzde 90'ından fazlası bankacılık sektörü olmayacak, olmamalı. Sağlıklı finansal sistemden bahsediyorsak... Özellikle sermaye piyasalarını geliştirmeyi hedefliyoruz."
Etkin, şeffaf, verimli bir şekilde faaliyetlerine devam etmeleri için tüm kurumlara her türlü desteği vereceklerini dile getiren Albayrak, "Bütçe dengesinin ciddi bir disiplinle, kaliteli bir dönüşüm ortaya koyması... Burası çok önemli. 15 yılda ciddi bir bütçe performansı, mali bir performans ortaya koyan, 16 yıllık iktidar döneminde... Bu süreç yeni dönemde daha somut bir mali plan, yazılı bir mali plan dairesinde, çok daha güçlü bir disipline kavuşacak. Sadece özelleştirmeyle, tek seferlik gelirlerle, şunlarla, bunlarla değil... Özellikle ekonominin tüm paydaşlarıyla, büyüyen ekonominin üreten bir formata dönmesi ile bu süreci ortaya koyacağız. Bütçe disiplini de bu dönemde en temel dinamiklerden bir tanesi olacak. Bütçeniz ne kadar disiplinli olursa bankaların kapısına o kadar az gidersiniz." ifadelerini kullandı.
"Yeni yaklaşımın 3+1 sacayağı var" Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, yeni dönemde çok daha sıkı para politikası ve mali politika ortaya koyacaklarını belirterek, "Para ve maliye politikası açısından çok daha sıkı ve koordineli bir süreç olacak." dedi.
Yapısal reformlar konusunda yoğun bir çalışma yürüttüklerini dile getiren Albayrak, mevzuatla ilgili sürecin yeni yasama döneminde hızlı bir şekilde hayata geçirileceğini, ortaya koyacakları bu yapısal reformla daha güçlü adımlar atacaklarını söyledi.
Yeni yaklaşımın 3+1 sacayağı olduğunu bildiren Albayrak, 2018-2019'un ekonomik dengeleme dönemi olacağını kaydetti. Albayrak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"2018 ve 2019'da ekonomide dengeleme dediğimiz birinci fazı ortaya koyacağız. Bu alandaki adımların atılmasıyla 2018-2019'da Türkiye birinci fazı bitirip sürdürülebilir, istikrarlı ve sağlıklı büyüme dediğimiz ikinci faza geçecek. Bu süreci 2020 ve 2021 yıllarında ortaya koyulan bu dönüşümlerle birlikte üçüncü faz dediğimiz daha adaletli paylaşım fazına geçeceğiz. Tüm bu süreçlerin gerçek manası ile başarıya ulaşması, sağlam, kalıcı ve sürdürülebilir bir ekonomi yaklaşımı olarak kurgulamak istediğimiz +1 dediğimiz nitelikli insan gücü ve güçlü topluma dönüşüm politikalarımızla taçlandıracağız. Birinci adım, ikinci, adım, üçüncü adım ve sonunda nitelikli insan gücü ve güçlü toplum fazına ulaşacağız."
"İlk fazda cari açık düşürülecek, tasarruf artırılacak" Berat Albayrak, 2018-2019'u kapsayan "ekonomik dengeleme" başlıklı birinci fazda, enflasyonla ile güçlü mücadele edeceklerini vurguladı.
Albayrak, şöyle devam etti:
"İkincisi, özellikle mali disiplin üzerinde çok daha sıkı bir Hazine ve Maliye Bakanlığı göreceğiz. Üçüncüsü ise cari açığın düşürülmesi. Cari açığın düşürülmesiyle ilgili stratejik temellerin atıldığı çok önemli bir dönem olacak. Sonra güven ortamının iyileştirilmesi için gerekli tüm adımların atılacağı, iş ve yatırım ortamının cazibesinin artırılacağı, bunlarla birlikte sermaye piyasalarının derinleştirileceği çok önemli 1,5 yıl olacak."
Albayrak, birinci fazda, kamu borçlarında kaynak çeşitliliğinin sağlanacağını, kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacaklarını, tasarruf ve verimliliği artıracaklarını bildirdi.
Bakanlıklarda tasarruf tedbirleri aldıklarının vurgulayan Albayrak, "Başladık. Bugüne kadar olmadığı kadar daha etkin bir süreç... Yıl sonu rakamlarında göreceksiniz." dedi.
"Enflasyon düşürülecek, sağlıklı büyüme sağlanacak"
Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, 2020-2021 yıllarında uygulanacak "istikrarlı büyüme" başlıklı ikinci fazın, "ekonomik dengeleme" sonrası başlayacağını belirterek, sürdürülebilir ve sağlıklı büyümenin önemine işaret etti.
Hem enflasyonun düşürüleceğini hem de sağlıklı büyümenin sağlanacağını kaydeden Albayrak, Türkiye'nin, "üretimin büyümeyi destekleyecek" temelli olmasının önemine değindi.
Albayrak, 2019 sonrası uygulamaya koyacakları ikinci fazı, stratejik büyüme alanları tespit ederek hayata geçireceklerini ifade ederek, "Ne demek? Stratejik... Hem katma değer yüksek sektörler hem de katma değerli stratejik ürünlerin yanında teknolojik ürün üretimi ortaya konulacak." dedi.
İhracatı artıracak ve cari açığı azaltacak politikaların ağırlıkta olacağını vurgulayan Albayrak, "Sadeleştireceğimiz, bunun özelinde, burası çok önemli, vergi sistemi ile ilgili maliyede çok güçlü bir dönüşüm süreci başlayacak." ifadesini kullandı.
Albayrak, yeni yaklaşımla el birliği içinde tüm Türkiye'yi, daha da büyük ve güçlü bir şekilde üreten bir Türkiye'ye dönüştüreceklerini söyledi.
"Dolaylı vergiler azaltılacak" Berat Albayrak, 2022-2023 yıllarını kapsayacak "daha adaletli paylaşım" başlıklı üçüncü fazda, toplumun tabanına, 81 milyona daha adaletli bir paylaşım ortaya konulacağını kaydetti. Daha adil bir vergi sisteminin olacağını belirten Albayrak, dolaylı vergilerin azaltılacağını bildirdi.
Albayrak, kayıt dışı ile çok daha etkin mücadele edileceğini, işsizliğin azaltılacağını, gelir dağılımının iyileştirileceğini ifade etti.
Albayrak, 3+1 diye nitelendirdiği "nitelikli insan gücü ve güçlü toplum" başlıklı fazda gelişmiş ülke kriterinin yakalanacağını belirterek, bu fazda nitelikli nüfusun iş gücüne katılımı, insan gelişmişlik düzeyinin artırılması, üreten sivil toplum, kaynak verimliliği kültürü ve girişimci dostu piyasa gibi kriterleri ortaya koyacaklarını söyledi.
"Tüm paydaşlarla ortak hareket edeceğiz" Bütün bakanlıkların kamu kurumlarının uyum içerisinde, bu hedeflerle hareket ederek yollarına devam edeceğini aktaran Albayrak, "Bunun için tüm paydaşlarla ortak hareket edeceğiz. Bu süreç her şeyden önce 81 milyonun desteğiyle yürüyecek bir süreç. İş dünyamızın, sanayicimizin, akademisyenlerin, tüm bu paydaşların da katkısıyla etkin hale geleceğiz." diye konuştu.
Albayrak, şunları kaydetti:
"Hangi kamu harcaması olursa olsun yatırımı bu modelin öngördüğü kriterlere göre belirleyeceğiz. Özellikle yapılacak yatırım ya da harcamanın teknolojik ürün üretiminin önceliği olmalı. Ona bakacağız. Katma değer açısından... Burası çok önemli. İhracatı artırıyor mu? Buna bakacağız. Yeni dönemin anahtar cümlelerinden bir tanesi, yatırım ve harcamaları belirlenen kriterler açısından çok daha etkin bir şekilde yöneteceğiz. Bunun dışındaki alanlarda buraya kadarki tüketim, yatırım ve harcama kültürünü daha tasarruf mekanizmasını etkin kılacağımız bir sürece girecektir."
Albayrak, bu modelden herkesin Türkiye için kurduğu hayallerden ve ideallerden bir şeyler bulacağına işaret ederek, "Geldiğimiz günden beri bir dizi adım attık. Bu adımların ne kadar kararlı bir şekilde sürdürüleceğini göstermek açısından. Nitekim bütün bunların çoğu ortak bir aklın ürünü olarak bir aklın ürünü olarak... Önceliğimiz enflasyonla mücadele, bütçe disiplini, geldiğimiz 6 aylık bütçe rakamları noktasında bakanlığımızın birçoğuyla oturduk yüzde 30 tasarruf sürecini başlattık." şeklinde konuştuk.
Kaynak kullanımıyla ilgili çok etkin bir adım attıkları bilgisini veren Albayrak, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Sadece bu iki etkin adım sayesinde hazinemizin iki aylık borç çevirme oranını yüzde 125'lerden yüzde 110'a çektik. Özellikle sürdürülebilir ve sağlıklı büyüme noktasında bunlar elzem. 100 günlük eylem planında atacağımız adımların tamamı, ilan edilen projelerin tamamı 2018 bütçesi içerisinde çözülecek. Özellikle önemli projeler açısından yap-işlet-devret noktasında çok daha etkin ve farklı bir modeli uygulayacağız.
Bütçe disiplinini yakalama noktasında sadece son 1 ayda çektiğimiz fotoğrafın genel çerçevesinin bir toplantısı. Bu 30 günde, 6 aylık rakamlar noktasında ortaya koyduğumuz mali disiplin sadece bunun en basit örneği. 35 milyar TL'yi yıl sonuna kadar tasarruf ve gelir artışıyla bütçe disiplininde altın vuruş yaptık. Bu yıl minimum 5 milyar TL faiz dışı fazlayla yıl sonunu tamamlayacağız. Hazine borçlanmasını yılın kalan aylarında da bu oranı yüzde 100'e çekeceğiz."
"Türkiye'de her ürünün yerlisi var"
Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, bütçe dışı harcamalarının da azaltılması gerektiğini vurgulayarak, "Bu konuda da çok güçlü bir irade ortaya koyuyoruz. Yeni dönemde basiretli borçlanmayı teşvik eden adımlarla birlikte özellikle kredi kartı, bireysel harcamalarla ilgili çalışmaları başlattık. Maaşımız 2 bin lira, 5 bin liralık Iphone'u taksitle alıyoruz. O zaman tüketim noktasındaki dengelenecek bir ithalat merkezindeki harcama kültürünü oluşturmak için benzeri adım atmalıyız. Kamuda maliyet dönüşümü açısından önemli bir süreci başlatıyoruz." ifadelerini kullandı.
Kamuda maliyet dönüşümü açısından önemli bir süreci başlattıklarını dile getiren Albayrak, "Özellikle kaynak açısından bakıldığında... Cari açık üzerindeki baskıyı azaltmak için... Türkiye'de her ürünün yerlisi var. Olmayan bir şey yok. Otomotivin, telefonun, halının, mobilyanın, her şeyin var." yorumunu yaptı.
Albayrak, özellikle kritik adımlardan bir tanesi olan yeni bir üst finansal regülasyon otoritesinin kurulmasını yeni yasama döneminde Meclis'e getirecekleri bilgisini vererek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Daha modern, daha hızlı karar vermeye yönelik yapıya geçildiğini, daha etkin ve liyakatli kadrolarla çok daha etkin rol oynayacaklarını ekimde bu yeni yapıyla kavuşacaklar. En kısa zamanda finansal kuruluşlarımız, sigortacılık sektörü, yeni bir milli reasürans yapısını oluşturacak. Sigortacılık çok önemli bir sektör. Finansal sektör içerisindeki payı layık olduğu yerde değil. Bireysel emelilik sistemiyle ilgili çok önemli adımlar atacağız.
Sistemi yeniden yapılandırarak tasarruf ve sermaye birikimiyle ilgili çok güçlü adımlar atacağız. Emlak Bankası'nı uzmanlık alanı olan sektörde daha da büyüteceğimiz bir yapı. Kalkınma Bankası'nın yapısal dönüşümünü sağlayacak yasal altyapıyı getirdik, ekimde o da mecliste. Çalışma arkadaşlarımızı da kabaca belirledik. Kalkınma Bankası'nı güçlü bilançoya hızlı bir şekilde kavuşturup hemen yola koyulacağız."
"Devlet olarak bu bankacılık sektörünün arkasındayız" Bakan Albayrak, OVP üzerindeki makro hedeflerin şekillenmeye başladığını belirterek, “Dengelenmenin sonucu olarak yüzde 3-4 aralığında önümüzdeki dönemde büyüme… Cari açık mali disiplin açısından yüzde 4’ler civarında dengelenecek bir süreci ona göre kurguluyoruz. Bütçe disiplinini daha sıkı bir şekilde ortaya koyacak, yüzde 1,5 seviyelerinde sınırlandıracağız.” dedi.
Türkiye’nin çok önemli ve güçlü bir ülke olduğunu ifade eden Albayrak, Türkiye’nin son 15 yıldaki yolculuğunda değişim, dönüşüm ve güçlü vizyonuna yakışır adımlar attığını kaydetti.
Albayrak, bugün yeni bir dönemin başlangıcında olunduğunu aktararak, şunları anlattı:
“Tüm paydaşlarımız ve milletimiz başta şunu bilmek durumundadır ki Türkiye tüm bu süreçlerde, bu yol haritasıyla kendine özgü güçlü temelleriyle 2023’e kadar çok daha güçlü bir ülke olacak. Bir tarafta manipülasyon, algı, bir tarafta reel politika çerçevesi… Her ikisine karşı da Türkiye hazır bir strateji ile yoluna devam edecektir. Bu noktada Türkiye dostlarıyla daha ileriye gidecektir. Tükiye hakikaten bu 3 unsuru en güçlü kılan noktalardan birisidir.
Türkiye, mali disiplin, bütçe disiplini, kamu bilançosu açısından çok güçlü bir ülke. Bunu daha da güçlü bir şeklide sergileyecektir. Bugün buradan birinci ağızdan çok net ifade ediyorum. Türkiye’nin çok güçlü bir bankacılık sektörü var. Sermaye yapısıyla bütün senaryolara hazırlıklı, sağlıklı bir bilanço yapısı var, bunu görmemiz lazım. Devlet olarak bu bankacılık sektörünün arkasındayız. Bu süreçler, günlük, anlık, Türkiye’yi ulaşmak istediği hedeflerden alıkoymak noktasında hiçbir şekilde başarılı olamayacak.”
Türkiye’nin hakikaten temelleri sağlam yerel altyapıya sahip olduğunu belirten Albayrak, tüm yerel ve yabancı paydaşların Türkiye’nin söylediğini, planladığını, hedeflediğini ortaya koyan bir ülke olduğunu göreceğini ve bundan sonra da devam edeceğini vurguladı.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html