BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Haydar İbadi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Haydar İbadi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

27 Nisan 2018 Cuma

Irak'ta genel seçim: Olgular, tespitler, beklentiler

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
Irak, 12 Mayıs'ta yapılması planlanan seçime, ekonomik olarak sorunlu, siyasal olarak kutuplaşmış, güvenlik olarak riskli bir halde giriyor.
12 Mayıs 2018’de Irak'ta ABD'nin ülkeyi 2003'te işgal etmesinden bu yana 5. kez seçim gerçekleştirilecek.

Öncelikle Irak'taki seçimi, yakın coğrafyadaki diğer seçimlerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Kısa süre içinde Lübnan ve Afganistan'da yapılacak seçimler, bu ülkelerde seçimlerden sonra yaşanması muhtemel siyasi çıkmazlar ve ABD, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin tutumlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Irak'taki seçimin sadece bu ülkenin iç dinamikleri boyutunda değerlendirilmemesi gerekliliği ortaya çıkar. Üstelik, ABD'nin İran'la yapılan Nükleer Anlaşma'nın gözden geçirilmemesi halinde yapmış olduğu çekilme tehdidinin süresinin de 12 Mayıs'ta sona ermesi, seçim sonrasının en az seçim süreci kadar önemli olacağını gösteriyor. Bu nedenle, belki seçim sonuçlarını etkileyecek temel faktörler iç dinamiklere odaklanılarak incelenmelidir; ancak seçim sonrası hükümet kurma sürecinin ve Irak'ta ortaya çıkacak yeni dengelerin, bölgesel dinamiklerden bağımsız değerlendirilmesi yanlış olacaktır.
Irak'ta seçime giderken öncelikle ülkenin durumunun hatırlanması faydalı olabilir. 2014 yılında yapılan seçimden yaklaşık iki ay sonra Irak hükümeti ülkenin önemli bir kısmında kontrolü kaybetmeye başladı. Hükümet kurulmadan önce DEAŞ hızlı bir ilerlemeyle Irak'ın yaklaşık dörtte birini ele geçirdi. Hükümet, 2010 seçimine göre daha çabuk kurulmuş olsa da temelde şu sorunlarla uğraştı:
Bir terör örgütüne karşı kaybetmiş olduğu topraklarda egemenliğini ve fiili denetimi yeniden sağlamak; 2003 sonrasında hayli çarpık ve yetersiz bir biçimde kurulan güvenlik güçlerinin yeniden örgütlenmesi, silahlanması ve işlevsel hale getirilmesi; mevcut güvenlik güçlerine paralel olarak kurulan yeni milis yapısını, Irak devletinin kurumlarına entegre etmek/denetim altına almak; merkezi otoritenin siyasal gücünü ve yaptırım kapasitesini ülkenin genelinde yeniden tesis etmek; çatışmanın tırmandırdığı mezhepsel kutuplaşmanın etkilerini azaltmak; savaş ekonomisi nedeniyle artan harcamalara karşın petrol fiyatlarının düşmesi sonucunda azalan gelirlerin meydana getirdiği büyük ekonomik sorunlarla başetmek (artan işsizlik, yatırımların yokluğu vb).
İbadi'nin avantajları ve zorlukları
Yukarıdaki sorunlar dikkate alındığında Başbakan Haydar İbadi’nin iktidara geldiğinde önemli sorunlarla karşılaştığı görülür. Aslında İbadi başbakanlık koltuğuna oturduğu döneme ait şu tespitler yapılabilir:
Güvenlik kurumları üzerinde son derece etkili eski başbakanın (Nuri Maliki) liderlik ettiği bir partinin içinden zayıf aday olarak şartların dayatmasıyla başbakan seçilmişti. Seçildiğinde kendi partisinde bile, sözü tam olarak geçmiyordu. Koltuğa oturduğunda DEAŞ'ın kontrol ettiği orta-kuzey bölge ile Irak KürtBölgesel Yönetimi’nde (IKBY) Bağdat’ın fiili otoritesi bulunmuyordu. Askeri açıdan tamamen yenilmemek için ülkeye yeniden dış güçleri çağırmaya mecbur kalmıştı. Morali bozulmuş, disiplini kaybolmuş bir orduya komutanlık ediyordu. Milis teşkilatlarını kendisinin de hitap ettiği toplumsal ve siyasal tabanını karşısına almadan dizginlemek zorundaydı.
Haydar İbadi iktidardaki ilk yıllarını hayli zorluklarla geçirse de son dönemde toparlamayı başardı. İbadi’nin başarı hanesine yazılabilecek en önemli artıların aşağıdaki gibi olduğu ileri sürülebilir:
Dış destek sayesinde DEAŞ'ın büyük ölçüde yenilmesi; IKBY'nin bağımsızlık referandumunu tersine çevirmesi ve tartışmalı bölgelerdeki Peşmerge hakimiyetinin sona erdirilmesi; bağımsızlık hedefleyen IKBY'nin maaşlarını ödeyebilmek için Bağdat'a bağımlı hale gelmesi; Haşdi Şabi'yi kısmen de olsa sisteme entegre etmeye başlaması.
İbadi’nin bu kazanımları, Zafer Koalisyonu’nun lideri ve en güçlü başbakan adayı iddiasıyla karşımıza çıkmasına neden olmakta. Fakat, Irak’ta herşey o kadar iyi durumda değil. Aşağıda değinilecek bazı konular, hem seçimde hem de sonrasında İbadi’yi zorlayacak faktörler olarak karşısına çıkabilir. Bu faktörler;
Başta Musul olmak üzere birçok il, ilçe ve kasabanın yıkıma uğraması; artan güvenlik harcamalarını karşılamakta zorlanan ekonomik durumun halk üzerinde son derece olumsuz etkiler doğurması; zorunlu iç göç nedeniyle demografik dengelerin bozulması; devlet içinde devlet hale gelen milis teşkilatının artık yasal ve kurumsal bir hal alması; Sünni Arapların tamamen atomize olması ve bu nedenle her an yeniden ayaklanmaya dönüşebilecek tepkiler ortaya koymaları ihtimali; DEAŞ'ın son iki ayda toparlanması ve yeniden harekete geçmesi.
Özetle, Irak 2018 seçimine, ekonomik olarak sorunlu, siyasal olarak kutuplaşmış, güvenlik olarak riskli bir halde girmektedir. Bu nedenle Irak genel seçime karşılaştığı hayati tehlikeyi atlattıktan sonra rahatlayan bir ülke olarak değil, yaşamsal tehdidi atlatmış ama yeniden 'komaya girme' ihtimali olan bir ülke olarak gitmektedir.

Seçimi etkileyecek faktörler



Irak’ta seçimi etkileyecek faktörler, başlıca üç kategoride (seçmen davranışları, seçim sisteminin etkileri ve parti/koalisyonların yeni misyon arayışı) incelenebilir.
Irak’ta kamuoyu yoklaması yapmak hem fiziksel şartlar nedeniyle güç hem de bu konuda güvenilir ve ehil kurum bulmak zor. Çalışmaların bir kısmını Batılı kurumlar gerçekleştirirken az sayıda Iraklı kurumun incelemeleri de gözlemlenebilmektedir. Bu çalışmaların sunduğu bilgilerden yola çıkarak Iraklı seçmenlerin tercihlerini etkileyen beş temel parametre olduğu söylenebilir: Ekonomik sorunlar, hizmetlerin yetersizliği, yolsuzluk gibi kötü idareden kaynaklanan sorunlar; etnik ve mezhepsel kimliklerin yükselmesi; etnik ve mezhepsel kimliklerin yükselmesine tepki olarak ortaya çıkan bıkkınlık ve yeni arayışlar; güçlü lider ile istikrar arasında kurulan ilişki; güvenliğin sağlanıp sağlanamadığı.
Ekonomik sorunlar, hizmetlerin yetersizliği, yolsuzluk ve işsizlik uzun süredir Irak siyasetinin en önemli konusudur. Önceki seçimlerden farklı olarak, IKBY’de de bu dinamiklerin büyük bir etkisi olacağı söylenebilir. Ülkenin orta kesimlerinde çatışma ve operasyonların etkisiyle yıkım yaşanmıştır. Ancak, güneyde de pekçok altyapı sorunu vardır. Hatta kısa süre öncesinde Bağdat civarında altyapı sorunları nedeniyle gösteriler düzenlenmişti. Ancak ekonomik sorunların en çok etkilemesi beklenen yer Kuzey Irak olacaktır. Ocak ayından beri ekonomik sorunlar ve yolsuzluk nedeniyle düzenlenen gösterilerle sarsılan bölgede seçmen tercihleriyle bu sorunlar arasında yakın bir ilişki olması ihtimali çok güçlüdür.
Irak’ta etnik ve mezhepsel kimliklerin yükselişi son 15 yılın değişmeyen dinamiğidir. Ancak, DEAŞ'la mücadele sırasında bu kimlikler üzerinden yaşanan kutuplaşma doruğa çıkmıştır. DEAŞ'ın insanları sırf inançlarından ötürü öldürmesi bu çatışmayı körüklemiştir. Fakat, DEAŞ'a karşı yürütülen operasyonlarda güvenlik güçlerinin ve Haşdi Şabi’nin İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına da yansıyan mezhepçi tutumu kutuplaşmayı daha da artırmıştır. Irak Ordusu, kısmen bu sürecin dışında tutulabilse de Federal Polis, milis grupları ya da terörle mücadele timlerinin uygulamaları, Sünni Araplar arasında büyük tepki toplamıştır. DEAŞ'a karşı mobilize edilen milislerin temel motivasyonunun mezhep olması, DEAŞ'ın meydana getirmek istediği kutuplaşma ortamına hizmet etmiştir. Bu nedenle hem Sünni hem de Şii Iraklılarda çatışmalar nedeniyle mezhepçilik daha da baskın hale gelmiştir.
Benzeri bir biçimde, IKBY’nin bağımsızlık çabası ülkedeki Arap-Kürt ayrışmasını artırmıştır. Öyle ki, birçok kişiye göre Erbil-Bağdat arasındaki sorunlar merkeziyetçilik-federalizm tartışmasından çıkarak etnik bir perspektife oturmuştur. Bu nedenle, gerek Sünni ve Şii Araplar arasındaki mezhepsel çekişme, gerekse de Arap-Kürt anlaşmazlığı seçmen tercihlerini etkileyecek gibi görünmektedir. Ancak yukarıdaki gelişme tüm Iraklı seçmenleri etkilememiştir. Hatta paradoksal olarak Irak’ta mezhepçiliğin ya da etnik milliyetçiliğin oluşturduğu yıkımı gören çevreler, bu seçimde farklı koalisyonlar oluşturmuştur. Örneğin, Mukteda Sadr’ın önderliğinde kurulan Sairun Koalisyonu, Sadr Hareketi’nin siyasal alandaki takipçileri ile Irak Komünist Partisi arasında gerçekleşmiştir. Bir yanıyla dini kimliğin ağır bastığı diğer yanıyla zıt bir ideolojinin hakim olduğu bir koalisyonun ortaya çıkması önemli bir örnektir. Aynı biçimde Ammar El Hekim’in ailesinin on yıllardır etkisi altında tutuğu partiden ayrılarak göreli merkezi bir çizgiye oturması ve liberal söylemler kullanması dikkat çekicidir. Yine Başbakan İbadi’nin Zafer Listesi’nde IKBY’den yeni çıkış yakalayan partiler ile Musul, Anbar ve Selahaddin gibi bölgelerden Sünni Arapların bulunması en azından yeni arayışlar olduğunun göstergesidir.
Seçmenlerin tercihini etkileyen diğer bir faktör “güçlü lider” figürüdür. Irak’ın yakın siyasi tarihinin tamamını domine eden bu fikrin zayıfladığı söylenemez. İstikrarın demokrasinin kalıcı kurumları ve hukuk devleti ile değil, karizmatik ve güçlü bir liderle sağlanabileceği anlayışı Irak’ta varlığını korumakta, sadece aktör değiştirmektedir. 2010 ve 2014’te Maliki’nin şahsında ortaya çıkan güçlü lider fikri bugün İbadi ile somutlaşmaktadır. İbadi’nin 2014’te başbakan olması göreli zayıflığının sonucu iken bugün onu başbakanlığa taşıyabilecek faktör “zafer” kazanan bir lider olmasıdır. Zaten, Koalisyonu’nun adından da bu anlaşılmaktadır. Ancak bu eğilimin Iraklı Sünni Araplar ve Kürtler arasında eskisi kadar güçlü olmadığı söylenebilir. IKBY’de Mesut Barzani’nin en azından belli bir süre için eski gücünden uzak olması, Sünni Arapların güçlü bir liderinin olmaması bu kesimlerde arayışın güçlü lidere değil de yerel çıkarlara odaklanmasına neden olabilir.
Son olarak Iraklı seçmenleri en çok etkileyecek faktörlerden birisi güvenlik olacaktır. Irak’ta güvenlik sağlanmış gibi görünse de gerek seçim sırasında gerekse sonrasında DEAŞ'ın saldırılarını yoğunlaştırması beklenebilir. İbadi’nin zaferini ilan etmesi önemli bir siyasal propaganda adımıdır. Fakat, Anbar ve Kerkük’ten başlayan dalga görmezden gelinemez. Yakında bu dalganın Batı Musul ve Selahaddin’in bazı bölgeleri ile Diyala’nın batısına doğru yayılması ihtimali küçümsenemez. Özellikle seçimden kısa süre önce artacak saldırılar hem bazı bölgelerdeki adayları hem de sandığa gitmek isteyen halkı yıldırmayı hedefleyecektir. Bu durum Musul, Anbar ve Selahaddin gibi vilayetlerde seçimin sonuçlarını etkileyecek kadar önemli olabilir.

Olası gelişmeler ve seçime ilişkin ilk beklentiler



Irak’ta genel seçim 2005’den beri değişim süreci geçirmektedir. Sünni Arapların büyük ölçüde boykot ettiği, Kürtler ve Şii Arapların birer liste kurduğu günlerden, Şii Arapların ve Kürtlerin ikiye bölündüğü, Sünni Arapların ise bir büyük listede toplandığı pekçok örnek yaşanmıştır. Bu seçimde ise çok parçalı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. 2’si mezhepçi kimlikleri daha ağır basan 5 Büyük Şii Arap Listesi; 1’i Koalisyondan 2'si birer büyük partiden ibaret 3 Kürt oluşumu ve çoğu diğer listelere dağılan 2 orta büyüklükte Sünni Arap listesi, karşılarına onlarca yerel aday ve liste alarak yarışacaklardır. Bu durum, seçimin sonucunda açıkça taraflardan birisinin tek başına hükümet kuramayacağını göstermektedir. En çok sandalye kazanabilecek koalisyonun dahi 329 sandalyeli mecliste, 70’in biraz üstünde vekillik kazanması bekleniyorsa, seçimin sonucunda çoklu koalisyon kaçınılmaz olacaktır. Ancak, şu ana kadar hep “ulusal birlik” hükümetleri kurulan Irak’ta ilk kez bir çoğunluk hükümeti kurulması denenebilir. Bu durumda akla gelen en önemli olgular:
Seçimden galip çıkmak başbakanlığı garanti etmemektedir. Hatırlanacak olursa 2010’da İyad Allavi, 2014’te Nuri Maliki seçimden en çok sandalyeyi kazanarak ayrılsa da başbakan olamamışlardır.
Haşdi Şabi’yi yani Fetih Koalisyonu’nu dışlayacak bir hükümetin yaşama şansı yoktur. Çok zayıf bir olasılık bulunsa da eğer hükümeti kurmak isteyen kişi Fetih Koalisyonu’nu dışlarsa güvenliği sağlayamaz duruma gelecektir. Bu nedenle, muhtemelen seçimden ikinci olarak çıkacak Fetih Koalisyonu ya da diğer bir değişle Haşdi Şabi’nin siyasal ayağının Irak siyasetinin merkezine oturması kaçınılmaz görünmektedir. Bu işgalden sonra milisi olan partilerden; partileşen milislere dönüşüm olarak da okunabilir. Yakın gelecekte Sünni Araplar arasında da benzer eğilimin yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır.
Sünni Araplar’ın dağınıklığı ve teknik sorunlar nedeniyle mecliste az temsil edilecek olması halihazırda ısınamadıkları bir siyasi sisteme daha fazla yabancılaşmalarını sağlayabilir. 2005 sonu ve 2014’teki seçimlerden sonra benzer gelişmelerin nelere yol açtığı hatırlanacak olursa, bu durum Irak için ciddi bir risktir. Hükümetin, Iraklı Kürtleri dışlaması beklenemez. Çoğunluk hükümeti bile kurulacak olsa büyük partiler kadar “Vatan” Koalisyonu ve Yeni Nesil Hareketi’nin gelecek hükümetlerde yer alması beklenebilir.
Son olarak, partiler arasındaki sandalye sayısı ne kadar az olursa pazarlıklar o kadar çetin geçecektir. Ancak, seçim sonrası hükümet pazarlıkları sadece Bağdat’ta yürütülmeyecektir. ABD, İran ve Suudi Arabistan’ın Irak hükümetinin kurulması sürecine müdahale etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.


16 Ağustos 2018 Perşembe

İbadi'nin ziyareti ve yeni dönem Türkiye-Irak ilişkileri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Irak Başbakanı İbadi'nin Ankara ziyareti son dönemde iki ülke arasındaki sorunların ve işbirliği olanaklarının en kapsamlı olarak görüşüldüğü ziyaret oldu.



Irak Başbakanı Haydar el-İbadi'nin Türkiye ziyareti, son dönemde iki ülke arasındaki sorunların ve işbirliği olanaklarının en kapsamlı olarak görüşüldüğü ziyaret oldu. Elbette, tek bir ziyaretle tüm konuların çözümlenmesi mümkün değil. Fakat iki ülke arasında 2012'den bu yana dalgalı bir seyir izleyen ilişkilerin niteliği dikkate alındığında, ziyaretin önemi gözardı edilemez.
İkili ilişkilerdeki dalgalı seyir

ABD'nin işgaliyle birlikte Irak, Türkiye için en önemli dış politika meselelerinden biri haline geldi. 2000'li yılların ortalarında ülkede artan çatışmalar, Irak'ı parçalayacak noktaya getirdiğinde, bu konudaki en ciddi karşı çıkışı sergileyen ülkelerin başında Türkiye geliyordu. Güvenlik durumunun iyileşmesi, işgalden sonra siyaseten dışlananların kısmi olarak sisteme entegre edilmesiyle yakından ilişkili bir süreçti. Bu sürecin en önemli aktörlerinden birisi de Türkiye oldu. Türkiye özellikle 2010'a kadar geçen süre içinde Bağdat'ta siyasetin yeniden dengeli bir biçimde yürütülmesini sağlayan tüm çabaları destekledi. Ancak Irak'ta şiddet olayları ile birlikte etnik ve mezhepsel kimlikleri ön plana çıkaran siyasi hareketler ya da liderler ağır bastıkça ülkedeki sosyal ve siyasal dengeyi korumak güçleşti. Nitekim, eski Başbakan Nuri Maliki'nin ikinci döneminin sonlarına doğru Ankara-Bağdat ilişkileri son derece çalkantılı dönemler geçirdi.

2014'te DEAŞ'ın Irak'ta hızlı ilerleyişiyle birikte Türkiye-Irak ilişkileri bu çalkantının etkisinden kolay sıyrılamadı. Özellikle DEAŞ etkisiyle doğan ve kısa sürede ülkede sadece güvenlik kurumlarını değil siyaseti de etkisi altına alan Haşdi Şabi'nin Türkiye karşıtı tutumu ikili ilişkilerin gerilmesinde önemli rol oynadı. Hatta bir dönem iki ülkenin liderleri ya da önde gelen siyasetçileri birbirlerini ağır biçimlerde eleştirdiler. Ancak hem Irak'ın iç dinamiklerinde hem de Ortadoğu'da yaşanan genel değişim iki ülkenin yeniden yakınlaşmasına zemin hazırladı.
Irak'taki hükümet yapısı ilişkileri etkileyecek Bu sorunun cevabını tam olarak verebilmek için elbette Irak'ta yeni hükümetin sağlıklı bir biçimde kurulmasını beklemek gerekir. Ülkenin sosyal ve siyasal dengelerini gözetmeyen, bölgesel konularda aşırı tarafgir ve mezhepsel özellikleri ağır basan bir hükümetin kurulması halinde, ilişkilerdeki bahar havası yerini yine soğukluğa bırakabilir. Ancak, İbadi'nin ziyaretinde ele alınan hususlar, dengeli bir hükümetin kurulması halinde Türkiye-Irak ilişkilerinde çok önemli gelişmeler olabileceğinin işareti olarak okunabilir.

Şu anda İbadi için öncelikli üç konu olduğu söylenebilir. İlk konu hükümetin kurulması. Irak'ta hükümet kurma pazarlıkları halen devam ediyor. Şu anda hükümetin kurulabilmesi için İbadi'nin sorunları çözebildiğini göstermeye her zamankinden fazla ihtiyacı var. İran ile ABD arasında kalan bir Irak için Türkiye belki de tek çıkış noktası. Bu nedenle, Türkiye ziyareti İbadi için çok önemliydi. İbadi için ikinci önemli husus su sorunu. Basra merkez olmak üzere Irak'ın güney vilayetlerinde başlayan gösterilerle ekonomik durum arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Ancak, son gösterilerin tetiklenmesinde elektrik ihtiyacının karşılanmaması gibi, su kaynaklarının doğru kullanılamaması da çok önemli bir gerekçeydi. Bu nedenle İbadi ziyaretinin hem öncesinde hem de ziyareti sırasında Türkiye'den daha fazla su talep etti. Üçüncü önemli konu, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ihtiyacı. Irak, büyük bir petrol ülkesi olmasına rağmen gelirlerini yatırıma yönlendiremediği için istihdam meydana getirmekte güçlük çekiyor. Bu mesele Türkiye açısından da son derece önemli. İki ülke ilişkilerini, petrol temelli olmaktan çıkarıp diğer mal ve hizmetleri kapsayan ticaretin artması da son derece önemli. Bu nedenle, Ovaköy'de açılacak ikinci sınır kapısı hem Musul bölgesini canlandırması hem de Türkiye sınırından Basra'ya kadar uzanan bir ticari ilişkiler ağı kurması açısından önemli olduğu söylenebilir.

Türkiye'nin öncelikleri 


Türkiye açısından ise iki husus daha ön plana çıkıyor: Bunlardan birincisi güvenlik. PKK terör örgütünün Irak topraklarında yuvalandığı öteden beri bilinen bir konu. Türkiye'nin mart ayından bu yana Irak'ın kuzeyinde icra ettiği sınır ötesi operasyonlar, PKK'yla mücadelede çok önemli bir süreç. Irak hükümetinden bu konuda zaman zaman çelişkili açıklamalar gelse de İbadi'nin son ziyaretinde kullanılan söylem karşılıklı güvenlik işbirliğinin artırılabileceğini gösteriyor. Her ne kadar, Kandil ve civarında Irak hükümetinin etkinliği bulunmasa da Irak güvenlik güçlerinin PKK'nın Irak'ta yeni kritik üslenme alanı haline gelen Sincar bölgesinde etkin bir rol oynayabileceği söylenebilir. PKK'nın Sincar'dan çıkarılmasına Irak hükümetinin destek vermesi iki ülke ilişkilerinde güçlü bir dayanak noktası olacaktır.

Türkiye için ikinci önemli konu ise ekonomik işbirliği. Türk şirketleri için önemli bir ticaret fırsatı sunan Irak, yeni sınır kapısının açılmasıyla birlikte ekonomik ilişkilerde yeni bir dönem açılmasını sağlayabilir. Elbette hem güvenlik hem de ekonomik işbirliği, Irak'taki siyasi gelişmeler ve kurulacak hükümetle yakından ilişkili. Türkiye'nin gerek Kerkük'te Türkmenlerin haklarının çiğnenmemesine yönelik vurgusu gerekse Musul'daki başkonsolosluğun yeniden açılması çağrısı yakın gelecekte Türkiye tarafından yeni kurulacak hükümete yönelik güçlü bir mesaj içeriyor. Çünkü, Musul'da istikrarın sağlanması hem Irak'ın genel siyasi dengeleri hem de ülkenin güvenliği açısından hayati öneme sahip. Musul'da Türkiye'nin DEAŞ öncesinde oynadığı olumlu rol tüm ülkeler tarafından bilinmektedir. Bu nedenle, Musul Başkonsolosluğu'nu sadece ekonomik parametrelerle değerlendirmek eksik olur.

Özetle, Türkiye-Irak ilişkilerinin yeni bir döneme girebilmesi için hem bölgesel şartlar hem de iki ülkenin ihtiyaçları gayet uygun bir zemin sunuyor. Fakat ilişkilerin bu uygun zeminde yeniden canlanması için öncelikle Irak'ta sağlıklı, kapsayıcı, adil ve dengeli bir hükümetin kurulması şart. Bunun gerçekleşmemesi halinde verilen sözler havada kalabilir, nitekim son 15 yıl bunun pekçok örneğiyle doludur.

14 Ağustos 2018 Salı

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Irak'ın güvenliği, Türkiye'nin güvenliğidir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye ile Irak'ın kaderleri aynıdır. Irak'ın güvenliği, refahı ve istikrarı, Türkiye'nin güvenliği, refahı ve istikrarıdır." dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleşen baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.




Irak Başbakanı İbadi'yi 10 aylık bir aranın ardından Türkiye'de tekrar ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Erdoğan, İbadi'yle faydalı ve kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu görüşmelerde siyasi, askeri, ekonomik, ticari, kültürel pek çok konuyu ele alma fırsatı bulduklarını anlattı.

Türkiye'nin, Irak'ın toprak bütünlüğüne, siyasi bütünlüğüne ve siyasi birliğine, egemenliğine atfettiği önemi yineleyen Erdoğan, Irak'ta 12 Mayıs'ta gerçekleştirilen seçimin tüm Irak halkı için hayırlara vesile olmasını diledi.

Erdoğan, seçimin ardından Irak'taki tüm kesimleri kucaklayan ve Irak halkının ihtiyaç ve beklentilerine cevap verecek bir hükümet kurulması temennisinde bulunarak Türkiye'nin bu süreçte hiçbir ayrım yapmadan tüm Iraklıların yanında olduğunu vurguladı.

"Türkiye olarak şiddet olaylarını asla tasvip etmiyoruz" İkili ilişkileri daha da derinleştirmek, başta güvenlik ve ekonomi olmak üzere kritik alanlarda işbirliğini geliştirmek üzere kurulacak yeni hükümetle çalışmaya hazır olduklarını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Temmuz ayında Irak'ta başlayan protesto gösterilerinin bazı çevrelerce suistimal edildiğini görüyoruz. Şiddet, asla bir hak arama yöntemi değildir. Türkiye olarak şiddet olaylarını asla tasvip etmiyoruz. Bu noktada kaygılarımızı ve Irak'ın huzuruna verdiğimiz desteği tekrar kardeşim İbadi'ye özellikle ifade etmek isterim. Irak'ın sorunları üzerinde, gerek ikili gerekse heyetlerarası görüşmelerde bilgiler aldık."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak hükümetinin önce DEAŞ belasına, ardından gayrimeşru referanduma karşı başarılı bir imtihan verdiğine işaret etti.
Irak halkının acil ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasına yönelik adımların atılmasının önem arz ettiğini belirten Erdoğan, bu konuda Türkiye'nin her türlü desteği sağlamaya hazır olduğuna dikkati çekti.

Erdoğan, Türkiye'nin en zor zamanlarında dil, din, mezhep ayrımı gözetmeksizin Irak halkının yanında olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

"Irak'ın sıkıntısı bizim de sıkıntımızdır. Ülkenin yeniden imarı konusunda da üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bu tavrımızı da aziz kardeşime ifade ettim. Sayın İbadi ile ülkelerimiz arasında ikinci sınır kapısının önemine değindik. Açılacak sınır kapısı hem Irak'ın hem de ülkemizin faydasına olacaktır. İnşallah bu konuda gereken adımları atacağımıza inanıyorum. Ayrıca gerek Musul gerekse Basra'da başkonsolosluklarımızı da yeniden faaliyete geçirme konusunu kendileriyle görüştük."

"Türkmenlerin meseleleri de aktarıldı" Recep Tayyip Erdoğan, görüşmelerde ayrıca terörle mücadele konusunu da etraflıca ele alma fırsatı bulduklarını dile getirerek, "Bu alanda tam iş birliği içinde olma konusunda mutabık kaldık. Türkiye olarak terör örgütleri arasında ayrım yapmadık, yapmıyoruz. DEAŞ'lı canilerle, PKK'lı katiller arasında bizim nazarımızda bir fark yoktur. Her ikisi de kundaktaki bebekleri, sivilleri, yaşlıları katletmekten çekinmeyen vahşi yapılardır. Bu örgütleri ve uzantılarını, bölgemizden kazımakta kararlıyız." dedi.

Başta DEAŞ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadelede Irak ile dayanışma içinde olmayı sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, görüşmede Türkiye'nin, PKK terör örgütüyle mücadelede Irak tarafından beklentilerini aktardığını söyledi.

Erdoğan, PKK'nın Irak'tan tamamen temizlenmesi istikametinde çabaları artırma hususunda görüş birliğine varıldığını, ayrıca Türkmenlerin meselelerini de İbadi'ye ifade ettiğini aktardı.
Türkmenlerin özellikle Kerkük'te maruz kaldıkları saldırılara değinerek onların güvenliğinin sağlanmasının önemli olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Kerkük'te vilayetin yapısına uygun bir yönetim ve güvenlik mimarisi tesis edilmesinin, Kerkük'te barışa katkı sağlayacağına inanıyorum." değerlendirmesini yaptı.
"İtalyan halkına başsağlığı" Erdoğan, görüşmede ikili ekonomik ilişkilerin de çıkan konu başlıklarından olduğunu bildirerek şöyle konuştu:

"Şu anda 2017 itibarıyla aramızda yaklaşık 11 milyar dolarlık bir ticaret hacmi söz konusu. Tabii biz bunu Türkiye-Irak arasında yeterli bulmuyoruz. Bunu daha da artırmak suretiyle Türkiye ve Irak'ın kendine yakışan bir ticaret hacmine sahip olması beklentimizdir. Türkiye ile Irak'ın kaderleri aynıdır. Irak'ın güvenlik, refah ve istikrarı, Türkiye'nin güvenlik, refah ve istikrarıdır. Bu anlayışla dost ve kardeş ülke Irak ile ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi için temaslarımızı her konuda, her düzeyde sürdüreceğiz."

En önemli sorunlardan bir tanesinin de özellikle Irak'taki su ve enerji sorunu olduğunu anlatan Erdoğan, bu konuyu detaylandırdıklarını, ilgili bakanları bu noktada görevlendirdiklerini söyledi.
İtalya'nın Cenova şehrinde bir köprünün çökmesi nedeniyle 11 kişinin hayatını kaybettiğini kaydeden Erdoğan, ölenlere Allah'tan rahmet dileyerek İtalya yönetimine ve tüm İtalya halkına başsağlığı diledi.

Heyetlerarası görüşmeye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli katıldı.

9 Nisan 2018 Pazartesi

Seçim öncesi Irak'ta siyasi dinamikler ve beklentiler

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ 

 Seçim öncesi oluşan ittifaklar, siyasi gruplar arasında yaşanan ayrışmalar ve yeni kurulan parti ve koalisyonlar, 2018 seçimlerinden sonra Irak’taki dengelerin farklılaşacağını gösterir nitelikte.


2014 Haziran’ından itibaren DEAŞ’ın kontrolüne geçen toprakların 2017 Kasım’ı itibariyle merkezi hükümet tarafından kontrol altına alınmasıyla Irak yeni bir kritik süreçle karşı karşıya. Ülkeyi 4 yıl boyunca yönetecek olan hükümetin kurulması amacıyla 12 Mayıs’ta parlamento seçimlerinin yapılması planlanıyor. Söz konusu seçim öncesi yaşanan gelişmeleri, Irak’taki siyasetin farklı bir mecraya evrileceğinin işareti olarak değerlendirmek mümkün.
Erbil-Bağdat denkleminde taşlar yerinden oynarken, seçim öncesi oluşan ittifaklar, siyasi gruplar arasında yaşanan ayrışmalar ve yeni kurulan parti ve koalisyonlar, 2018 seçimlerinden sonra Irak’taki dengelerin farklılaşacağını gösterir nitelikte. DEAŞ sonrası süreçte, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumu girişiminden sonra Irak merkezi hükümetinin Kerkük ve çevresindeki tartışmalı bölgelere düzenlediği operasyonla 14 yıldır IKBY’nin kontrol ettiği topraklardaki hakimiyeti tekrar ele almış olması da seçim sonuçlarına etki edecek düzeyde önemli bir gelişme. Özellikle Mesut Barzani’nin partisi KDP’nin tartışmalı bölgelerde seçimlere katılmayacağını açıklaması, (başta Kerkük ve Musul’un doğusundaki azınlıkların yaşadığı bölgeler olmak üzere) tartışmalı bölgelerdeki oyların nasıl dağılacağı, seçim sonuçlarını da etkileyecek. Sonuçlarını tahmin etmek çok zor olmakla birlikte, seçim öncesi yaşanan siyasi gelişmeleri analiz etmek, en azından seçim sonrası Irak’taki iç siyasi dinamikler ve hükümete ilişkin öngörüler açısından önemli olacak.

Seçim öncesi temel tartışmalar

Seçim öncesi süreçte Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği (IBSYK) tarafından seçimlere katılmak üzere 204 parti tescil edildi. Bu partilerden 143’ünün içinde yer aldığı 27 farklı koalisyon, seçimlerde iktidarı elde etmek için yarışacak. Partiler birkaç kez uzatılan sürenin sonunda, milletvekili aday listelerini 15 Şubat’ta IBSYK’ye teslim etti. Mevcut durum itibariyle yaklaşık 7 bin aday 329 üyeli Irak parlamentosunda yer alabilmek için başvurdu. Bu durum, her bir sandalye için yaklaşık 20 kişinin yarışacağını gösteriyor.
Önümüzdeki seçimlerin DEAŞ’ın Irak’taki hakimiyetinin sona ermesinin ardından yapılacak ilk seçim olması itibariyle, Irak’ın geleceği açısından başlı başına bir köşe taşı niteliğinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Söz konusu adayların büyük bölümünün yeni isimler olması, yeni partilerin ortaya çıkması, ilk bakışta Irak için yeni bir dönemin işaretleri gibi algılanıyor. Fakat Irak halkıyla siyaset mekanizması arasındaki makasın gittikçe açılması, Irak’taki siyasi sürecin yeniden başarısızlıkla karşı karşıya kalma ihtimalini de ortaya çıkarıyor. Zira halkın siyasetçilere güvenin azaldığını, bu nedenle de toplumun sandığa gitme konusunda kararsız olduğu söylemek mümkün. Nitekim oy kullanmak için gereken seçmen kartlarını alanların oranı henüz yüzde 50’ye bile ulaşmamış durumda. Öte yandan, siyasi gruplar arasındaki bölünme ve ayrışmaların da halkın siyasetten uzaklaşmasına neden olduğu görülüyor. Siyasetçilerin de güven eksikliğinin farkında olduğunu söylemek mümkün. Siyasi grupların büyük bölümü yenilikten bahsediyor ve yeni kişiler üzerinden siyaset yapıyor.


Şiiler arasındaki ayrışmalar

Irak’taki siyasetin birincil aktörü olan Şiiler arasındaki ayrışma da en çok tartışılan konulardan biri. İyad Allavi dönemi hariç Irak başbakanını belirleyen Dava Partisi’nin ilk kez kendi ismiyle seçimlere katılmamasının, seçim sonuçlarını ve Dava Partisi’nin geleceğini ne yönde etkileyeceği de ana tartışma konularından biri. Dava Partisi içindeki iki güçlü kanadı teşkil eden Nuri El-Maliki-Kanun Devleti Koalisyonu ve Haydar El-İbadi-Nasr Koalisyonu seçimlere farklı listelerle katılacak.
Öte yandan, Irak’taki en eski Şii partilerden biri olarak bilinen Irak İslam Yüksek Konseyi (SCIRI) başkanlığından ayrılan ve Ulusal Hikmet Akımı’nı kurarak seçimlere katılan Ammar El-Hekim siyasi bir risk almış durumda. Yeni bir yapılanmaya giden Ammar El-Hekim özellikle gençlere yöneldi ve hatta bir Ulusal Gençlik Konseyi kurdu.
Şii siyasi hareketinin önemli parçalarından biri olan Mukteda El-Sadr ise tamamen bağımsız bir listeyle seçimlere katılıyor. Mukteda El-Sadr’ın kurduğu Sairun listesi içinde Irak Komünist Partisi’nin de yer alıyor olması oldukça ilginç bir detay. Ancak bu seçimleri farklı kılan belki de en önemli gelişme olarak, DEAŞ’la mücadelenin ana unsuru olan ve Irak’ta gerçek bir fenomene dönüşen Haşdi Şabi içindeki bazı milis grupların da seçimlere bir liste oluşturarak girmesi gösterilebilir. Irak’taki Şii dini merciinin çıkardığı fetvayla kurulan Haşdi Şabi’nin, İran’ın da desteğiyle DEAŞ’la mücadelede oynadığı rol Irak’taki taşları yerinden oynatmıştı. Bu etkinliğin siyasi bir etkiye dönüşüp dönmeyeceği ve siyaseti ne kadar etkileyeceği de merak konusu. Haşdi Şabi’ye özellikle Şiiler arasında büyük sempati duyulsa da, silahlı grupların siyasi sürece müdahil olması konusunda halkın endişeleri olduğunu söylemek yerinde olur. Söz konusu grupların Irak’taki çatışma dinamiklerini tetiklemesinden korkuluyor. Irak hükümetinin yanı sıra siyasi grupların büyük bölümünün ve hatta Şii dini merciinin, silahlı grupların siyasete müdahil olmasına karşı çıkıyor olmasından, bu grupların kontrollü davranarak tepki çekmemeye çalışacaklarını öngörmek mümkün. Ancak seçim sonrası süreçte, özellikle hükümet kurma sürecinde, söz konusu grupların dışarıda kalması ya da hükümet pazarlıklarında istediklerini alamamaları durumunda gerginlik ve çatışma ortamı oluşturmaları ihtimali de göz ardı edilmemeli.

Sünniler de dağınık

Sünni gruplar dağınıklığını koruyor. Ülke genelinde üç büyük listeyle seçimlere katılan Sünniler, aynı zamanda yerel olarak da ayrışmış durumda. Sadece bir ya da iki vilayette seçimlere katılan Sünni gruplar var. Bu konuda Sünni siyasetçilerin DEAŞ tecrübesinden ders çıkardığını söylemek zor. Nitekim DEAŞ’ın Sünni bölgelerdeki güç boşluğundan faydalanarak ortaya çıktığı düşünüldüğünde, Sünniler arasındaki ayrışma yeni tehditler ortaya çıkarabilecek nitelikte. Hatta Sünni Arap bölgelerinde Şii milis grupların ve partilerin etkinliği düşünüldüğünde, Sünni bölgelerdeki güç boşluğundan faydalanmak isteyecekleri ve hatta Sünni gruplar arasındaki ayrışmaları derinleştirmeye çalışabilecekleri bile düşünülebilir. Ayrıca Sünni bölgelerin yeniden yapılandırılması ve göçmenlerin yerlerine geri dönüşü konusunda hâlâ elle tutulur somut adımlar atılabilmiş değil. Seçim sonrası süreçte de hem Sünnilerin siyasi sürece entegrasyonunun derecesi, hem de Sünni bölgelerin yeniden yapılandırılması ve göçmenlerin geri dönüşü konusunda atılacak adımlar, Irak’taki çatışma potansiyelinin düşürülmesinde önemli olacak. Bu konuda özellikle Haydar El-İbadi’nin, seçim tarihi yaklaşırken Sünni bölgelerdeki yeniden imar çalışmalarını ve mültecilerin geri dönüşünü hızlandırarak Sünni oy potansiyeline oynayacağı öngörülüyor.


Kürt siyasetinde de belirsizlik var

Diğer taraftan Kürtler ise Irak siyasetinde hiç olmadığı kadar dağınık hale gelmiş durumda. Referandum sonrası süreçte büyük bir düşüş yaşayan Mesut Barzani’nin KDP’si tartışmalı bölgelerde seçimlere katılmayacağını açıkladı. KYB’de ise Celal Talabani’nin ölümünden sonra başlayan çözülme sürecini devam ediyor. KYB’nin Mart ayı başında yapılan son olağanüstü toplantısında, partinin önemli isimlerin Necmettin Kerim, Berham Salih ve Azad Cundiyani yeni oluşturulan yönetim kurulunun dışında kaldılar. Diğer yandan Goran, Kürdistan İslami Cemaati ve Berham Salih önderliğindeki Demokrasi ve Adalet Hareketi seçim için “Ulusal İttifak” adı altında bir ittifak oluşturmuş durumda. Bununla birlikte, Süleymaniye’deki hükümet karşıtı gösterilerek öncülük yapan Şahsuvar Abdulvahit önderliğindeki “Yeni Nesil Hareketi” de halktan büyük ilgi görüyor. Bu noktada, Kürt siyaseti açısından Süleymaniye bazlı gelişmeler dikkat çekici olacak. Ayrıca tartışmalı bölgelerde daha önce KDP’nin aldığı oyların (daha çok azınlık oylarının) diğer Kürt partilerine mi, yoksa farklı siyasi gruplara mı gideceği de merak konusu.

Türkmenler bir cephede

DEAŞ’tan en çok etkilenen kesim olan Türkmenler de seçime umutla hazırlanıyor. IKBY referandumu ve sonrasında yaşanan gelişmelerle birbirlerine daha fazla kenetlenmeye çalışan Türkmenler, Kerkük’te Irak Türkmen Cephesi öncülüğünde, “Kerkük Türkmen Cephesi” adıyla, Şii ve Sünni Türkmen partilerin bir arada olduğu ortak bir listeyle seçimlere katılmak için hazırlık yapıyor. Kerkük’te Türkmen kimliğinin varlığını göstermesi açısından bu son derece önemli bir adım.
Türkmenlerin bir arada yaşadığı en büyük yerleşim yerlerinden biri olan, yaklaşık 3,5 yıl DEAŞ’ın kontrolü altında kalan ve halkının büyük kısmı hâlâ geri dönemeyen Telafer’de de birden fazla listede en az 12 Türkmen milletvekili adayı bulunuyor. Buna Telafer’in bağlı olduğu Musul’daki adaylar da dahil edildiğinde, Musul’daki Türkmenlerin de ayrıştığını söylemek mümkün. Türkmenlerin milletvekili çıkarma potansiyeline sahip olduğu Tuzhurmatu’nun bağlı olduğu Selahaddin ve Diyala’da da Türkmenler adına durum karmaşık görünüyor. Tuzhurmatu’da farklı listelerden adaylarla seçimlere katılan Türkmenler, Diyala’da ise kısıtlı bir aday listesine sahip. Bu nedenle, özellikle Kerkük, Telafer ve Tuzhurmatu’daki Türkmenlerin başarısı, Türkmenlerin Irak siyasetindeki temsiliyeti açısından belirleyici olacak.

Mezhepçilik azalıyor mu?

Tüm bu siyasi karmaşa ve çekişmeyle birlikte, Irak’ta ciddi bir söylem değişikliği göze çarpıyor. Mezhepçilikten uzak bir siyasi söylemin yükselişe geçtiği Irak’ta, daha çok vatan üzerinden milliyetçi, yenilikçi ve liberal söylemlerin benimsenmeye başladığı görülüyor. Daha da önemlisi, mezhepçilikten uzaklaşmanın sadece söylem boyutunda kalmayıp halk arasında bir gerçekliğe dönüşmüş olması. Hatta Bağdat gibi büyük ve karma bir nüfusun yaşadığı vilayetlerde, daha önce Şii ve Sünnilerin birbirlerinin mahallelerine geçemediği, ancak şimdi neredeyse hiçbir sorun yaşanmadığı bildiriliyor.


Seçime ilişkin beklentiler

Irak’ta özellikle Şii gruplar arasındaki siyasi bölünme ve mücadelenin seçim sonrası hükümet kurma sürecinin ana tartışma konularından bir olması bekleniyor. Bu bölünmeyle birlikte, 2005’teki seçimlerden bu yana hükümetin kurulmasında Şii grupların ortak hareket ettiğini, fakat Ulusal İttifak olarak anılan yapının çöktüğü ve seçim sonrasında yeni bir Şii yapılanmanın ortaya çıkacağını söylemek mümkün. Yine de DEAŞ’ın bitirilmesi, IKBY’nin tartışmalı topraklardan çekilmesinin sağlanması, ülkenin ekonomik olarak ayakta kalması, ülkenin bütünlüğünün sağlanması ve kurduğu ittifaktaki grupların siyaseten güçlü ekiplerden oluşması gibi nedenlerden dolayı, mevcut başbakan Haydar El-İbadi, seçimlerde avantajlı bir konumda.
Mevcut siyasi duruma göre, diğer seçimlerden farklı olarak, en büyük listenin en fazla 40-45 sandalye kazanabileceği bir dengenin oluştuğu ifade ediliyor. Şii partiler arasındaki ayrışmalar nedeniyle, 20-25 sandalyenin hangi Şii partiye gideceğinin belirsiz olduğu, seçimlerin sonucunun kararsız seçmen tarafından belirleneceği görülüyor. Ayrıca yeni kurulan çok sayıda parti olması nedeniyle, halkın nasıl bir tutum izleyeceği konusunda da belirsizlik var.
Seçim sonrasında bir çoğunluk hükümetinin oluşması konusunda Irak’ta ciddi bir söylem var. Irak’ta seçim sonrası süreçte bir çoğunluk hükümetinin ortaya çıkması halinde, bu Irak için büyük bir farklılık olacak. Zira daha önceki hükümetlerin tamamı, parlamentoda temsil edilen bütün grupların yer aldığı bir ulusal birlik hükümeti oldu ve parlamentoda gerçek anlamıyla muhalefet yer almadı. Pozisyonundan memnun olmayan bütün kesimler hükümet içi muhalefete başladığı için hükümet işlemez hale geldi. Bu nedenle, en azından hükümetin çalışmalarının istikrarlı bir biçimde devam etmesi için, çoğunluk hükümeti kurulabileceği düşünülüyor.
Öte yandan yeni hükümetin kurulmasında İran ve ABD’nin etkisini koruması beklenirken Türkiye, Rusya ve İran’ın özellikle Suriye konusunda attığı işbirliği adımlarının Irak’taki siyaseti de etkilemesi olası. Zira Türkiye- Irak ilişkileri giderek gelişen bir seyir izliyor. Özellikle seçim öncesi güçlü siyasi pozisyonu nedeniyle Haydar El-İbadi’nin tekrar hükümeti kurması durumunda, Türkiye- Irak ilişkilerinin gelişme seyrini koruması muhtemel görünüyor.

26 Eylül 2017 Salı

Kerkük'e askeri güç gönderme kararı.

Irak meclisi, Kerkük ve tartışmalı diğer bölgelerde askeri güç bulundurma, Kerkük petrollerinin merkezi yönetime teslim edilmesi ve referandumda oy kullanan memurların görevden uzaklaştırılması kararı aldı.
Irak meclisi, Kerkük ve tartışmalı diğer bölgelerde askeri güç bulundurma kararı aldı.
Meclis Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Meclis, Kerkük ve tartışmalı diğer bölgelerde vatandaşların güvenliğini korumak için hükümetin askeri güç bulundurması gerektiği kararı aldı." denildi.
Meclisin ayrıca, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) denetimindeki tüm sınır kapılarının da kapatılmasına karar verdiği kaydedildi.
İBADİ'DEN "IKBY'DEKİ VATANDAŞLARIN KORUNMASI" TALİMATI
Öte yandan Irak Başbakanı Haydar el-İbadi de IKBY'deki bölgelerde yaşayan vatandaşların korunması talimatı verdi.
İbadi yaptığı yazılı açıklamada, "Güvenlik güçlerine, IKBY'nin hakimiyeti altında bulunan bölgelerdeki vatandaşların tehdit ve cebirden korunması talimatı verdim." ifadelerini kullandı.
KERKÜK PETROLÜ KARARI
Irak meclisi, Kerkük petrollerinin merkezi yönetime teslim edilmesi ve referandumda oy kullanan memurların görevden uzaklaştırılması kararı da aldı.
Meclis Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakim Zamili, düzenlediği basın toplantısında, "Meclis, Kerkük'teki petrol kuyularının merkezi yönetime teslim edilmesi ve referandumda oy kullanan devlet memurlarının görevden uzaklaştırılması kararı verdi." dedi.
Zamili, söz konusu kararın güvenlik ve diğer bürokratik alanlarda görev yapan bütün memurları kapsayacağını söyledi.


.

5 Mart 2018 Pazartesi

Türkiye'nin Terörle Mücadele Kararlılığı ve Irak

Tamer Ashraf
Afrin'e yönelik olarak süren Zeytin Dalı Harekâtı sadece bölgede yer alan PKK/PYD terör yapılanmasının ortadan kaldırılması değil, Irak ve Suriye boyunca ülkemize yönelen tahdidin bir bakıma nasıl kurgulandığını ve işletildiğini de aradan geçen her gün biraz daha gösteriyor.

Afrin Suriye'nin bölünmesini arzulayan ve bu ülkenin kuzeyi boyunca devam edip Akdeniz'e ulaştırılacak PKK/PYD'ye kurdurulacak terör devletinin belki de en stratejik noktasıydı.
Zira bu terör devletinin Akdeniz'e açılması projesi Suriye topraklarından ziyade Hatay ilimizi tehdit eden ve tehdit derecesi de günden güne arttırılan bir etki yaratıyordu.

Zeytin Dalı Harekâtı böylesine sinsi bir hedefi ortadan kaldırmaya yönelik olarak icra edilirken, Afrin'in tüm terör unsurlarından temizlenmesi bölgede Türkiye'nin kendisini tehdit eden girişimlere pabuç bırakmayacağını her çevreye göstermiş oldu.

Kuşku yok ki Türkiye'ye yönelmiş bulunan terör tehdidinin alanı yalnızca Afrin'i kapsamıyor ve işimiz Afrin'le de nihayete ermeyecek.
Tam aksine PKK/PYD merkezli olarak ülkemize yönelen tehdidi bertaraf etme ve yerinde imha süreci açısından Afrin sadece başlangıçtır, arkası gelecek olan Türkiye'nin meşru ve haklı girişimlerinin ilk adımıdır.

Afrin temizlenirken, diğer sahalarda var olan PKK/PYD terör örgütü yapılanmasının varlığının ortadan kaldırılmasına yönelik atılacak adımlar üzerinde şimdiden gayretli ve kararlı bazı çalışmaların yapıldığını da görüyoruz.

Menbiç konusu bu anlamda öne çıkarken, böylesi bir süreç içerisinde ABD'nin "Menbiç'ten PKK/PYD'yi çıkaralım" önerisini getirmesi dikkatle yaklaşılması ve genel çerçevesi sağlıklı şekilde çizilmesi geren bir konu olarak değerlendirilmelidir.

Afrika gezisine çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın Ankara'ya yaptığı ziyarette kendisini kabul ettiği görüşmede malum öneriyi getirdiğini ifade ederken, sadece PKK/PYD'li teröristlerin Menbiç'teki varlığının sonlandırılması değil, Menbiç'in asli sahiplerinin evlerine dönmesi ve burayı sadece Menbiç'i onların yönetmesi gerektiği konusunda iki ülkenin beraber çalışabileceğini söylediğini ifade etmesi yerinde olmuştur.

Çünkü Menbiç'te PKK/PYD'li teröristlerin varlığı şimdiye kadar "Menbiç Askeri Konseyi" adlı, içerisinde tepeden tırnağa PKK/PYD'li teröristlerin olduğu bir oluşumca idare ediliyor, ABD'de bunu bir bahane olarak öne sürüyordu.
Tıpkı "Suriye'de PKK/PYD'yi değil Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) destekliyoruz" kurnazlığında olduğu gibi Menbiç konusunda da ABD benzer bir tavır takınarak "Menbiç Askeri Konseyi" adlı yapılanmanın PKK/PYD'den farklı ve bağımsız olduğunu iddia ediyordu.

Hatta daha önce Menbiç'te PKK/PYD'li teröristlerin bulunmayacağı yönünde Türkiye'ye söz veren ABD, bu sözünü yerine getirdiğini iddia ederek Menbiç'e TSK gözlemcilerini davet etmiş, fakat TSK'nın Menbiç'te yaptığı çalışmalarda PKK/PYD'li teröristlerin yerleşimi terk etmediği belirlenmişti.

Zira PKK/PYD'li teröristler işte bu malum "Menbiç Askeri Konseyi" çatısı altında paravan bir yapılanmayla bulunuyordu.

Türkiye ve ABD'nin önümüzdeki günlerde oluşturacağı ortak çalışma grubu Menbiç ile ilgili herhangi bir uzlaşmaya varacak mı varmayacak mı göreceğiz ancak daha önceki edinilen tecrübelerin bu sefer PKK/PYD'yi isim değişiklikleri ve paravan örgütler vasıtasıyla gizlemeye yetmeyecektir.
Türkiye'nin duruşu ve talebi açık ve nettir, o da başta Menbiç olmak üzere Suriye'de IŞİD'ten temizlenen bütün alanların kontrolünün, o bölgelerin asli sahiplerine verilmesidir.

Meselesinin sorunlu yanı o kadar büyüktür ki, Suriye'de nüfusun sadece %7'si Kürtlerden oluşmakta ancak ABD, Kürtlerin asla temsilcisi dahi olmayan PKK/PYD terör örgütünü, ülkenin toplam topraklarının yaklaşık olarak dörtte birlik geniş bir alanda sözde hâkim yapı olarak meşrulaştırmak istemektedir.

Bu gerçeğin farkında olanlar ise PKK terör örgütünün Irak'ta bulunan Sincar ve Mahmur kamplarından Suriye'nin çeşitli bölgelerine şimdiye kadar çok sayıda PKK'lı teröristi ve terör örgütü sempatizanlarını yerleştirerek demografik yapıyı değiştirmeye de gayret göstermiştir.

Dikkat edilirse aynı güzergâh, PKK/PYD terör örgütüne sayıları beş bini aştığı ifade edilen tırlarla yapılan askeri yardımların sağlandığı güzergah ile aynıdır.

Dolayısıyla Türkiye açısından Suriye ve Irak arasında var olan, terör örgütünü destekleyen bu hattın kesilmesi zaruridir.

Şayet Irak ve Suriye arasında kontrol sağlanmazsa PKK/PYD'nin bölgesel hesaplarda kullanılmasını ve meşru bir yapıya taşınmasını arzu eden çevreler sürekli olarak silah yardımı yapmaya devam edecek, bölgenin nüfus dengesini değiştirmenin arayışı içerisinde olacaklardır.

Bu kapsamda Türkiye ve Irak arasında geride bıraktığımız yıl Barzani tarafından gerçekleştirilmek istenilen sözde bağımsızlık referandumundan bu yana son derece önemli temaslar gerçekleştirilirken, işbirlikleri de artırılıyor.

Başbakan Binali Yıldırım'ın, Almanya'da geçen ay yapılan Münih Güvenlik Konferansı'nda Irak Başbakanı Haydar İbadi ile görüşerek, terörle mücadelede yapılacak ortaklıkları ele aldıklarını söylemesi, Türkiye'nin terörle alakalı sadece Afrin yahut Menbiç ile sınırlı olmayan tedbirleri ve stratejiyi geliştirdiğini göstermiştir.


Aynı çerçevede geride bıraktığımız hafta Bağdat'a giden Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar da Irak'lı mevkidaşı ile görüşmüş, terörle mücadelede iki ülkenin önemli adımlar atacağı bu görüşmeden sonra ifade edilmiştir.

Hatta Iraklı bazı kaynaklara göre Türkiye ve Irak'ın önümüzdeki yaz aylarında Kandil, Mahmur ve Sincar bölgelerinde bulunan terör kamplarına ortak operasyon düzenleyeceği belirtilmiştir.

Güvenliğin adı geçen bölgelerde sağlanmasına paralel olarak iki ülke Ovaköy'den açılarak Tel Afer-Musul-Bağdat hattında ticareti canlandıracak olan yeni bir sınır kapısının devreye alınması konusunda da bölgesel hesapların tümünü etkileyecek ve bu netice yine iki ülkeye büyük katkıları olacak başkaca olumlu getiriler sağlayacaktır.

Aynı düzlemde inşa edilecek yeni petrol nakil hattının varlığının gerekçesi ve getirisi de benzer olacaktır.

Iraklı Türkmenler açısından da nefes almalarını sağlayacak bu girişimler sonuç verdiğinde kendi ülkelerinde huzur içerisinde yaşamalarına da olanak sağlanabilecektir.

Neticede Irak ve Türkiye arasında oluşacak yeni ticari yol, bu güzergâh üzerindeki hatta öncelikli olarak refah taşıyacak, aynı hat üzerindeki bölgelerin önemi daha da artacaktır.

Türkiye ve Irak arasında yakalanan bu olumlu havanın sürmesi halinde PKK/PYD terör örgütünün Irak'taki varlığının sonlandırılacağı, dahası Fırat nehrinin doğusuna hapsedilmesi ve lojistik imkânları büyük ölçüde kesilmesi sebebiyle imhası Türkiye açısından daha kolay hale gelecektir.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye, sesini iyice yükseltmeli

Iraklı Türkmenlerin lideri Erşad Salihi, peşmergebaşı Mesut Barzani'nin 25 Eylül'de yapmayı düşündüğü sözde referandum ve Türkmenlerin geleceği konusunda açıklamalar yaptı.
Irak'taki Türkmen varlığı hakkında  ve Türkmenler'e uygulanan katliam, saldırı ve asimilasyonlar hakkında neler söylersiniz?
Irak'taki Türkmen varlığı Türk dünyasının bir varlığıdır. Buna karşı buradaki Türkmenler'in üzerinde bir tehdit oluyorsa mutlaka Türk dünyası da tehdit edilebilir. Irak Türkmenleri'nin varlığı Kuzey Irak bölgelerinde özellikle Telafer, Kerkük, Diyala, Erbil, Tuzhurmatu bu bölgenin üzerinde dağılmıştır. Ama bu varlık kesinlikle bazı politikalara asimilelere maruz kalmıştır. Saddam döneminde ve Saddam sonrasında.
Biz yine de Irak Türkmenleri'nin üzerine uygulanan katliamlar tarih boyudur ki  bazıları da Türk varlığının faturasıdır. 1924'te Ermeni katliamı, 1959'da bazı yasadışı Kürtler'in yaptığı katliamlar, Saddam dönemindeki katliamlar. Şimdi de bu devam ediyor, bir kısmı da DEAŞ eliyle. Yani biz Türkmenler Türk varlığının hedefinin karşısında biz hedef olmuşuz.
Irak'ta yaşayan 2003 yılında Irak'ın işgali sonrası peşmergeler tarafından Kerkük'te nüfus ve tapu dairelerini yağmalanması ve Kerkük'ün o günden bu yana demografik yapısının değiştirilmesi ve Irak'ın işgali sonrasında yapılan yeni anayasada Kerkük'ün statüsü   hakkında değerlendirmeniz nedir?
''KERKÜK'ÜN DEMOGRAFİK YAPISINI DEĞİŞTİRDİLER''
2003'ten sonra Irak'ın içinde özellikle Türkmenler'e uygulanan politikalar demografik yapıyı değiştirdi. Nüfusu Kerkük'ün 850 bin olan Saddam döneminde 2003'den önce. Şu anda bir milyon altı yüzelli bin. Sekizyüz elli bin olduğunda yarısı Türkmen,  diğer yarısı Arap ve Kürtlerdi. Şimdi bir milyon altıyüz elli binin yarısı Kürtler diğer yarısı Türkmen ve Araplardır. Bu bir demografik yapının değişmesinde maalesef uygulandı. Bu terkedilen meselelerdir, 2003-2004 yıllarında terkedildiler. Irak anayasası maalesef bu hususta ciddi bir şekilde çözüm bulamadı. Irak'ın işgal sonrası  yapılan anayasada da Kerkük'ün statüsü önceden bir özellik verildi, Irak'ın geçici anayasasında Kerkük ve Bağdat'a bir özellik verildi. Ama ondan sonra Irak Anayasası yazıldığında bu özellik kaldırıldı. Çünkü Kürtlerin baskıları çok güçlü idi. Şiiler de o zaman zafiyet gösterdi. Ama Türkmenlerin ve Kerkük'ün ne kadar önemli olduğunun farkında olmadılar. Şimdi yeni farkında oldular. Öyle bakıyorlar ki Irak'ın toprak bütünlüğünü gerçekleştiren biziz.
 IŞİD'in Musul'u ele geçirmesinden sonra Kerkük'ten de çıkan Irak ordusu ile birlikte Kerkük'te yaşanan bayrak krizi, Kerkük İl Meclisi'nde alınan kararlar ve daha sonrasında yaşananları  ele alır mısınız?
''IŞİD BİR PROJEYDİ''
IŞİD sonrası Kerkük'te 12. Kolordu'nun kalmaması ve özellikle peşmergenin genişletilerek getirilmesi bu sıradan bir olay değildir. IŞİD bir projeydi. Bölgeye getirildi. Irak'ın toprak bütünlüğünü tehdit etmek için. Proje bitti o zaman herkes geldiği yere gönderiyorlar IŞİD'i. Bunun neticesinde en çok zararlı çıkan kesinlikle Türkmenler olacaktır. Onun için Irak ordusunun orada kalmaması ve peşmergenin o bölgeye getirilmesi öyle planlı bir şekilde gerçekleşmişti. Bu hususta yine de Kerkük'te yaşanan bayrak krizi bunun bir başlangıcı idi. Bugün vilayet meclisinde alınan tek taraflı kararlar onlara bir fırsat verdi, yeni bir karar aldılar referandum kararı. Mahkemeler, idare mahkeme yargıç reddetmesine rağmen bayrak krizini yaratan Kerkük valisi hâlâ ona itaat etmiyor. Ama bu başbakanın görevidir bunun uygulanması ve o bayrakların indirilmesine Başbakan Haydar İbadi'nin el atması gerekmektedir. 
Barzani'nin referandum çıkışını, bölgede bir Kürt devleti hamlesini ve bu hamlede Kerkük'ü de ele geçirme faaliyeti hakkında neler söyleyeceksiniz?
''TÜRKİYE SESİNİ İYİCE YÜKSELTMELİ''
Barzani'nin ve Kerkük valisinin bayrak krizi ile referandum krizi öyle sıradan bir olay değildir. Planlı bir şekilde olmuştur. Bölgede krizi daha fazla artırmaktır. Bir Kürt oluşumunu gerçekleştirmektir. Burada Türkiye sesini iyice yükseltmeli. Bu meselenin üzerinde ciddi bir şekilde durulmalıdır. Sadece beyanatla olmaz. Daha fazla adımların atılmasını bekliyoruz. Sözde referandum gelecekte en çok Türkiye'ye zarar verecektir. İran'a zarar verecektir, Irak'a; hatta Suudi Arabistan onu bilsin ki Şii bölgesi Mekke ve Medine'nin karşısında onu bırakabilirler. Bu proje devam ederse aynısı olur. Irak merkezi hükümeti, uluslararası çevreler,  Türkmenleri ihmal ederse, can güvenliğimiz tehdit edilirse; bizim de başka seçeneklerimiz olacaktır ve bu durumda devreye girer. Bunun altını çiziyorum.
 MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin Türkmen davası ile ilgili gösterdiği hassasiyet ve milli bilinç ile ilgili neler söylersiniz?
Sayın Bahçeli'ye biz teşekkür ederiz. Sürekli görüşürüz kendisi ile. Verdiği destekten de memnuniyetlerimi takdim ederim. Özellikle sayın Cumhurbaşkanına ve iktidara yaptıkları baskıları  takdirle karşılıyorum. Beyanatlarını da takdirle karşılıyorum. Temennimiz hükümetimiz Sayın Bahçeli'nin söylediklerini uygulaması lazımdır. Ciddi adımların atılması lazımdır. Sadece beyanatlarla, bildirilerle bu iş gerçekleşmiyor. Bir Türkmen varlığı tehlikededir, tehdittedir bunu herkes bilmesi lazım.
Buradan Türkiye'ye ve Türk milletine mesajınız var mı?
''MUKAVEMET RUHU İÇİMİZDE İRADEMİZLE DEVAM EDECEKTİR''
Bizim mesajımız Türk halkına. Ciddi bir şekilde yanımızda olduğunu görüyoruz. Eğer fiilen bizim üzerimize bir oluşum olursa Türk halkı mutlaka yanımızda olsunlar. Bu ayıp değil, herkes birbirinden yardım talep edebilir, herkes birbirinden destek talep edebilir. Irak'ın kuzeyindeki bölgede Türk varlığını korumak sadece bizim görevimiz olarak görülmemelidir.  Herkesin görevidir, Türk dünyasının görevidir, Türk varlığının, Anadolu'nun, herkesin görevidir. O yüzden hem iktidara, hem muhalefete, hem Türk halkına önceden buradaki millet Türk varlığının kimliğinin faturasını biz ödüyoruz. Onu herkesin bilmesi lazımdır, pişman değiliz ama bu kadarda devam etmek zor olur. Maalesef benim de ahidimde ben bir cephe başkanı olarak Türkmenlerin can güvenliği için tedbirler alınması lazımdır. O tedbirler benim için gerçekleşmedi zamanında. Ama işte yine de direneceğiz, mukavemet ruhu içimizde irademizle devam edecektir.

Yanımızda durana her kim bizimle beraber oldu özellikle bu hassas durumlarda bize yardımcı olanlara teşekkür iletmekteyim. Ama sadece bunlar sözde kalmasın. Kuzey Irak yönetimi bölgeyi yavaş yavaş fiile dönüştürmüş olursa biz de buna fiile karşı fiil yapmamız lazımdır. Ne yazık ki bu bölgede biz temenni etmeyiz silah konuşsun. Ama bu bölge budur. Burada gücün varsa, silahın varsa siyasi pozisyonun olur. Aksi takdirde hiçbir şeyin olmaz."

11 Mayıs 2018 Cuma

Irak'ta genel seçim ve Türkmen siyasetinin geleceği

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Irak'ta yarın yapılacak parlamento seçimleri, ülkedeki en kırılgan etnik gruplar arasında yer alan Türkmenler açısından da kritik önem taşıyor.

Irak'ta yarın yapılacak parlamento seçimleri, ülkedeki en kırılgan etnik gruplar arasında yer alan Türkmenler açısından da kritik önem taşıyor.
İşgal sonrası Irak’ta Türkmenler ülkedeki diğer toplumsal gruplar gibi farklı siyasal evrelerden geçti. Toplumsal ve ekonomik sorunlarla boğuşan Irak Türkmenlerinin karşı karşıya bulunduğu sorunlar şu şekilde kategorize edilebilir:

Demografik değişimin toplumsal yapı üzerindeki derin etkileri

Irak’ta son dönemde Türkmenlerin yaşadığı en önemli sorun demografik değişimin Türkmenlerin toplumsal yapısı üzerindeki etkileridir. Irak’ta Kerkük, Musul, Erbil, Selahaddin, Diyala ve Kut gibi vilayetlerde farklı ilçe ve kasabalara dağılmış olarak yaşayan Türkmenler iki nedenle demografik değişimle karşı karşıya kaldılar. Bunlardan birincisi DEAŞ'ın saldırıları, ikincisi ise güvenlik güçlerinin operasyonları. Musul merkez ve merkeze bağlı bazı nahiyeleri, Telafer ilçesi, Selahaddin’de Tuzhurmatu civarındaki köyler, Diyala’nın doğusundaki Türkmenler evlerinden kaçmak zorunda kaldılar. DEAŞ tehdidi ortadan kaldırıldıktan sonra bazı Türkmenler evlerine dönebilseler de hala on binlerce Türkmen Türkiye’de yaşamakta, Irak ya da Suriye’de zor koşullarla yüzleşmektedir. Özellikle Musul’u terketmek zorunda kalan Telaferlilerin bir kısmı ile Tuzhurmatu merkeze bağlı Sünni Türkmen köylerine geri dönüş hala gerçekleşemedi. Bu durum Türkmenlerin daha da dağılmasına ve farklı bölgelerde yaşayan Türkmenlerin birbirinden kopmasına neden olmaktadır.

Siyasal alanda yeniden yapılanma ihtiyacı

Irak’ta Türkmenlerin en güçlü ve büyük siyasi partisi başlangıçta bir cephe teşkilatı olarak örgütlenen ancak daha sonra kendisi bir siyasi parti haline gelen Irak Türkmen Cephesi’dir. 2003’ten sonra merkezini Erbil’den Kerkük’e taşıyan ITC, Türkmenlerin yaşadığı her yerde etkili olmak iddiasındadır. Ancak Kerkük ve Musul’da bu iddiasını bir yere kadar koruyabilen ITC, Selahaddin, Diyala ve Erbil gibi vilayetlerde örgütlenme sorunları, kaynak yetersizliği, yetişmiş eleman eksiği ve güvenlik sorunlarına bağlı olarak zayıf düştü. Bu nedenle ITC’nin ve Türkmen siyasetinin yeniden yapılanması bir süredir en önemli tartışma konuları arasında yer alıyor.
Irak’ta Türkmenlerin siyasal temsilinin temelde üç biçimde sağlandığı söylenebilir: Milliyetçi bir teşkilatlanma çerçevesinde; mezhepsel kimlikler üzerinden ve yerel anlaşmalar yaparak vilayet bazındaki ittifaklar üzerinden meclise girilmesi yoluyla. Irak Türkmenlerinin en güçlü ve köklü yapısı olan ITC’nin milli kimlik üzerinden siyaset yapan Türkmenlerin ana adresi olduğu görülmektedir. Ancak ITC’nin geniş bir örgüt ağı bulunmasına rağmen bu ağın tamamen işlevsel ve hedef odaklı olduğunu söylemek mümkün değil. 2005’ten itibaren bazı seçimlerde istediğini bulamayan ITC’in 2010’daki performansı şu ana kadar en etkileyici olanı. 2010’da Irak Parlamentosu’na giren 10 Türkmen vekilin 7'sinin ITC’den (ya da onunla bağlantılı olarak seçilen) kişiler olduğu dikkate alınırsa, bu seçimin önemi anlaşılabilir. Bu durumun 2014’te tersine döndüğü ise unutulmamalı. ITC’nin dışında kalan ve bir kısmı Kerkük merkezli daha küçük partiler varlıklarını sürdürebilseler dahi Türkmenlerin kendi siyasi yapılarıyla ayakta kalmaları gittikçe zorlaşmaktadır. Üstelik Türkmen siyasetçilerin üzerinde her geçen gün artan bir baskı var. Irak’taki mevcut Türkmen nüfusuyla Türkmen siyasetçilerin aldığı oy arasındaki uçurum Türkmen siyasetinin ve siyasetçilerinin kendilerini ispat etmelerini gerekli kılıyor. Bu olgu sadece ITC için geçerli değil. İrili ufaklı çok sayıda parti de Türkmenler için bir ışık yaratamamış durumda. Hatta Irak’ın güçlü listelerinden ya da ittifaklarından seçime giren Türkmen adaylar da bekledikleri oyu alamıyor. Bunun en temel nedeni Türkmen seçmenin sandığa gitme oranının düşük olması. Bu nedenle Türkmenlerin sadece siyasi partileri değil parti yöneticisi olmamalarına rağmen siyasette önemli rol oynayan diğer figürlerin de rüşdünü ispat etmesi gerekiyor.
Elbette bu seçim sürecinde ortaya çıkan yeni olgular görmezden gelinemez. Bunlardan ilki ITC Başkanı Erşad Salihi’nin tüm zorluklara rağmen ITC’yi ayakta tutabilmesi ve sadece partinin genel başkanı olarak değil genel olarak Türkmenlerin lideri rolünü oynayabilecek durumda olduğunu göstermesidir. Irak’ta hem iktidardan uzak olup hem de temsil ettiği halkın haklarını korumak çok zor. Ancak Erşad Salihi elindeki kıt imkanlarla Türkmenlerin büyük çoğunluğunun sevgisini kazanmıştır. Yine de bunun siyasal alana yansıması konusunda eksikliler olduğu da kabul edilmelidir.
İkinci olarak IKBY sınırları içindeki Türkmenleri ele almak faydalı olabilir. ITC’nin Kerkük’e taşınması ve sonrasında KDP-KYB’nin baskılarıyla IKBY’de siyaset yapamayan Türkmenlerin 2013’ten beri yükselişe geçmesi dikkat çekici. Bu tarihte yapılan Erbil’deki bölgesel parlamento seçimiyle yeniden örgütlenmeye başlayan Türkmenlerin bu seçim sürecini çok parlak geçirdiği söylenebilir. İyi bir planlamayla hazırlanan kampanyanın Erbil’deki Türkmenleri uyandırması bile önemlidir. Bugün IKBY’den bir Türkmen vekilin çıkması günümüz şartlarında mümkün olmayabilir. Fakat Erbil’de Türkmenlerin siyaseten var olabileceğini hatırlatan aktif bir kampanya yürüten ve üstelik de yoğun bir baskı ortamında bunu yapabilen ekibin çok önemli bir başarı sergilediğini söylemek yanlış olmayacak.
Elbette Türkmen siyasetini sadece ITC üzerinden değerlendirmek yeterli değil. ITC dışında kalan pekçok Türkmen evlerinden ayrılmak zorunda kalmalarının ardından Haşdi Şabi’ye katıldılar. Özellikle çatışmanın yoğun olarak yaşandığı alanlarda Türkmenlerin Haşdi Şabi’ye katılımının yoğun olduğu ve bunun seçim sürecine de yansıdığı görülmektedir. Dolayısıyla yerel siyaset anlamında güçlenen yeni grupların bu gücünü parlamentoya taşıyıp taşımaması da siyasi rüşdünü ispat etme süreci açısından değerlendirilmelidir. Bu noktadan hareketle hem Türkmenlerin karşılaştığı yeni bir sorun hem de seçim üzerindeki olası etkilerine geçilebilir.

Mezhep eksenli siyasetin Türkmenler arasında yaygınlaşması

Son 15 yılda Irak siyasetinin en temel özelliği haline gelen etnik ve mezhepsel kimliklerin siyasal alanı domine etmesi olgusu Türkmenlere de yansıdı. Üstelik bu yansıma DEAŞ'ın saldırılarından sonra daha da arttı. Türkmenlerin kendilerini korumak için Haşdi Şabi’ye katılmaları, kaçınılmaz olarak Türkmenler arasında bu gruba ve onu temsil eden siyasi oluşumlara katılımı beraberinde getirdi. Bu nedenle Irak’ta tüm Türkmenlerin tek bir çatı altında toplanmasını beklemek ve söylemek gerçekçi değil. Bugün Türkmenler için en kritik vilayetlerin çoğunda ITC ya da onun yerel bağlamda işbirliği yaptığı listelerde olduğu kadar Haşdi Şabi’nin temelini oluşturduğu Fetih Koalisyonu içinde de Türkmen aday bulunuyor. Türkmenler bunun dışında farklı listelerde de yer alıyor. Haydar İbadi’nin, İyad Allavi’nin, Usame Nuceyfi’nin liderliğini yaptığı koalisyonlarda da Türkmenler seçilmek için yarışacaklar. Ancak bu adayların seçilme şansı çoğu kez daha düşük. Üstelik Fetih Koalisyonu dışındakilerden seçime girmek genelde politik bir duruşa değil yerel ve pragmatik tercihlere dayanıyor. Bu nedenle önümüzdeki seçimler Türkmen siyaseti açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. Elbette Türkmenler farklı koalisyonlardan seçime giriyor olsalar bile sonuçta birlikte hareket edecekler. Çünkü büyük çoğunluğu için milli kimlik hala belirleyici. Mezhepsel kimlikler güçleniyor olsa da Türkmen toplumunun büyük bir kesiminde hala milli kimliğin gerisinde kalmaktadır. Fakat bu seçimin sonuçları Türkmenlerin politik kimliğinde bir kırılma yaratabilecek bir sürecin başlangıcını işaret edebilir.

Seçim Türkmenleri nasıl etkileyebilir?

Öncelikle dikkat edilmesi gereken yer elbette Kerkük. IKBY’ye bağlı güçlerin Kerkük’ten çıkarılmasından sonra Türkmenler şehirdeki ağırlıklarını gösterebilmek için vargücüyle seçime asılmaktadır. Kerkük’te ITC’nin belkemiğini oluşturduğu ve Türkmenlerin önemli partilerini içeren ortak bir liste hazırlandı. Bu listenin performansı hem Kerkük’te Türkmenlerin iddiasını ortaya koymak hem de daha önemlisi 22 Aralık 2018’de yapılacak yerel seçimlere ilişkin hazırlık yapmak konusunda kritik önem taşıyor. Kerkük’te yukarıda belirtilen başka listelerden de Türkmenler seçime girecek. 12 milletvekili çıkartan Kerkük’te 4 sandalye elde edilmesi büyük başarı, 3 sandalye başarı 2 sandalye ise normal kabul edilmelidir.
Diğer bir dikkat çekici nokta, partisi ya da eğilimi önemli olmaksızın en az 10 Türkmen milletvekilinin parlamentoya girmesidir. Geçmişte denenen ve farklı partilerden gelen 10 Türkmen vekilin bir grup oluşturması girişimi başarısız olmuştur. Fakat meclisteki Türkmen sayısı ne kadar artarsa Türkmenlerin etkinliğinin o denli artacağı unutulmamalıdır.
Gözden kaçırılmaması gereken diğer bir husus ise Türkmenlerin Erbil'deki performansı. Erbil’de bir sandalye kazanılamasa dahi oyların 2 hatta 3 katına çıkarılması olasılığı vardır. Bu IKBY’deki Türkmenler için büyük bir uyanış anlamına gelebilir ki bu durum, diğer bölgelerde gerileyen Türkmen siyaseti ve IKBY’deki Türkmen kimliği için büyük bir moral olacaktır.
Bütün bunlara dikkat ederken Musul’u gözden kaçırmamak gerekir. Muhtemelen Musul en çok Türkmen’in vekil olarak çıkacağı il olacak. Bu temsil Türkmenlerin çıkmak zorunda kaldıkları Musul’a geri dönüşü yolunda önemli bir kapı açabilir. Selahaddin ve Diyala sürprizlere gebe olmasına rağmen en azından şu aşamada Türkmenlerin büyük beklentileri olan yerler değil. Ancak her iki vilayette de sürpriz yapıp herkesi şaşırtabilecek kadar tecrübeli Türkmen siyaetilerin bulunduğu unutulmamalı.
Ancak seçimin tüm bu faktörlerden daha önemli bir boyutu bulunuyor. Eğer Türkmenler Irak’ın geri kalanında olduğu gibi mezhepsel kutuplaşmanın tarafı haline gelecekleri bir yöne doğru savrulursa bu Türkmenler açısından büyük bir kayıp olur. Bu nedenle seçimin Türkmenler açısından en olumlu sonucu Türkmen siyasetinin yeniden ve köklü bir biçimde yapılanması sürecinin başlaması olabilir. Türkmenlerin tüm toplumsal kesimlerini içerecek ve dengeleri gözeten bir siyasi çerçevede biraraya gelmesi şart. Aksi takdirde seçimden sonra Türkmen siyasal yaşamının büyük bir çalkantıya girmesi beklenebilir. Bu durum nasıl Kürtler ya da Sünni-Şii Araplar arasında gerçekleştiyse Türkmenler için de gözardı edilmemesi gereken bir ihtimal.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html