BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Musul sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Musul sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

14 Eylül 2017 Perşembe

21. Asrın Sevr'i Irak'tan Başlar

Tamer Ashraf
Görünen Köy...
Görünen o ki 21. Asır Ortadoğu için hayırlı bir asır olmayacaktır. 2003 yılında Irak’ta baş gösteren süreç hiç de hayra delalet değildir. Bir ülke düşünün unsurları zorla bir araya getirilmiş, bir asra yakın ya krallar ya diktatörler tarafından yönetilmiştir. Sonra da bir dış müdahale ile aniden federatif bir yapıya sokularak ısmarlama demokrasiye geçilmiştir. 2003-2016 yılları arasında beş hükümet kurulmuş, hepsi çok (takriben 17) partili ve bütün parlamentoyu kapsamıştır. Yani muhalefette hiç parti kalmamış hepsi iktidara ortak olmuştur! Çünkü dışarıda kalan, pastadan pay alamaz adamlarını devlette yerleştiremez ve siyasi süreçten dışlanır.
Böyle bir çarpık demokrasi ne vatandaşın günlük ihtiyacını karşılayabilir ne de sürekli olabilir. Nitekim federatif çözüme karşı çıkan Sünni Araplar, Kürtlerin ABD’nin himayesinde kurabildikleri Kürdistan Federasyonu’na özenmeye başladılar çünkü Irak bütçesinden %17 pay alabilmektedirler, yerel tayinleri kendileri yapabiliyorlar ve yerel olarak ürettikleri petrolü satabiliyorlar. Neticede kargaşa ve düzensizlikten yararlanan Kürt bölgesi federasyondan konfederasyonuna doğru ilerlerken, Sünniler de Selahattin, Anbar ve Musul’da federatifleşmek istemektedirler.
Suriye’de neşvünema eden IŞİD 2014 Haziran’ında Musul’u işgal ettikten kısa bir süre sonra Irak’ın takriben %40’na hakim oldu. IŞİD, daha çok Sünni Arap ve Türkmen bölgelerini işgal etmiştir. Ne gariptir ki IŞİD’a karşı verilen mücadele ya Halk Ordusu adı altında Şiiler tarafından ya da Peşmerge adı altında Kürtler tarafından verilmektedir. Silahlı güç kurup IŞİD’a karşı mücadele verme hakkı Türkmenlere hiç verilmezken, Sünni Araplara nisbî olarak verilmektedir. Böylece IŞİD’tan kurtarılan topraklar ya Kürt bölgesine ya da Şii ağırlıklı Bağdat yönetimine katılmaktadır. Bu da Sünni Araplar ve Türkmenler nezdinde ciddi kaygılara sebep olmaktadır.
Kurulan hükümetlerin hiç birisi vatandaşın en basit su ve elektrik sorununu çözemedi. İşsizlik diz boyu, anarşi her gün onlarca can alıyor. Şu anda Başbakan olan İbadi, bu kadar toplama bakanlarla hükümeti yürütemeyeceğini anlayınca bir teknokrat hükümeti kurmayı önerdi, kabul gördü ama yine siyasi partiler devreye girerek İbadi üzerinde baskı kurarak adamlarını yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Yani, bu bile çözüm olmayacak gibi görünüyor. Siyasi kargaşa IŞİD’la mücadeleyi bile olumsuz yönde etkileyecektir. Nitekim, birçok bölgede IŞİD’la mücadele askıya alınmıştır.
Hal böyle olunca devletin bütünlüğü bölünmüş ve oluşan defaktolu bölgeler giderek meşruluk kazanmaktadır. Bunların başında Kerkük’ün statüsü gelmektedir. IŞİD gerekçe gösterilerek bugün Kerkük tamamen Kürtlerin denetimine girmiştir. Yani 2007 yılında Irak Anayasasına göre kadük kalan Kerkük, bugün fiilen Kürt bölgesine katılma noktasına getirilmiştir. Kerkük’ün fiilen ve/veya resmen Kürt bölgesine katılması bazı sonuçları doğurmaya gebedir. Bu cümleden, başta KDP’nin Başkanı Barzani olmak üzere Kürt liderlerinin Irak’ta bir Kürt Devletini ilan etmeleri an meselesi olacaktır. Mesele sadece uluslararası konjonktürün gelişmesine bağlı kalacaktır.  Bu durumda Kürt yönetiminin yasal topraklarını aşan yerlerden hendek kazarak oluşturdukları bölgeler meşruluk kazanacaktır.
1950 yılına kadar tamamı, 2003 yılına kadar %35’i Türkmen olan Kerkük’te Türkmenlerin nüfusu azalmamıştır. Ama Kuzeyden getirilen Kürt halkı çeşitli vaatlerle bu şehre yerleştirildi ve şu anda Türkmenlerin nüfusu %20 civarındadır. Hiç bir üst düzey idari görevde Türkmen bulunmamaktadır. Kürt Peşmergeler ve Asayiş Kuvvetleri IŞİD’tan koruma bahanesiyle şehrin denetimini elinde tutmaktadır. Yani her ne kadar 2007 yılında Kerkük Kürt bölgesine ilhak edilemediyse de, şu anda fiilen Kürt bölgesinin denetimine geçmiştir. Resmen Kerkük, Kürt bölgesine dahil edilirse, Kürtlerin Irak’ın bütünü içerisinde kalmasını gerektiren hiç bir ihtiyaç kalmayacaktır. Süper devletlerin yeşil ışık yakmasıyla bir devlete dönüşmesi an meselesi olacaktır. İşte bu da 21. Asrın Sevr’idir. Çünkü Irak Kürt bölgesi devletleşirse, Irak muhakkak üçe bölünür ve bunun neticesinde de Türkmen bölgeleri bu üç bölgenin içinde kalır. Türkmenler bu üç bölge içerisinde azınlık olacaklarından ya asimile olurlar ya da Türkiye’ye göç etmeye başlarlar.
Musul ve Telafer’in Kaderi
Şu anda IŞİD’ın denetiminde olan Musul’un kurtarılması da ciddi sorunlara gebedir. Üç silahlı taraf Musul’u kurtarmak için hazırlıklarını görmektedir. Bağdat Yönetiminde (Şii ağırlıklı) Halk Ordusu, Peşmerge Kuvvetleri ve ABD esas aktörlerdir. Sünni Musul Arapları cılız da olsa ve biraz da Türkiye’nin yardımı ile silahlı güçleri oluştu. Ama Musul’un kurtarılmasında ne kadar etkili olacağı belirsizdir. Esas süreçten dışlanan kesim Telafer Türkmenleridir. IŞİD Haziran 2014 tarihinde şehri işgal ettiğinde 400 bin nüfuslu Telafer’in 120 bini Şii Türkmen, Kürt Yönetiminin de yönlendirmesiyle apar-topar Necef ve Kerbela’ya gönderildiler.  200 bini ise Kerkük civarlarına göç etti ve 50 bini ise Türkiye’ye Suriye üzerinden iltica etmiştir.
İl olarak Musul’un toplam nüfusu 2 milyon 200 bin civarındadır. Bunun 400 bini Türkmen olup daha çok Telafer’de yaşardı. Eğer Musul’u kurtarma operasyonunda Türkmenler formülün içerisinde yer alamazsa, yerlerine Araplar değil, daha çok Kürtler yerleşecektir. Bu konuda en çok hazırlık gören Kürt kesimi PKK, PYD ve silahlı Yezidi Kürtleridir. Bunlar iki ülkedeki Kürt köprüsünü kurmaya zaten taliptirler.
Türkiye’nin Yapması Gerekenler
Musul ve Halep Türkiye için iki önemli şehirdir. Her ikisinde de yüzbinlerce soydaşı yaşamaktadır ve yüzlerce tarihi eseri vardır. Türkiye’nin bu iki şehre bir güvenlik koridoru oluşturması şarttır. Bu iki koridor açılmadığı takdirde Türkiye 21. Asırda şu sıkıntılarla karşı karşıya kalacaktır:
Kuzey Afrika hariç diğer Arap ülkeleri ile karasal bağlantısı sadece Kürt bölgesi üzerinden olacaktır.
Suriye ve Irak’ta yaşayan soydaşları ile bağlantısı tamamen kopacaktır.
Bunu aşağıdaki haritada daha net bir şekilde görmek mümkündür.

Bugün Türkiye, Halepli ve Telaferli on binlerce Türkmen’i mülteci statüsünde kabul etmiş ve birçok sağlık, iaşe ve ibate ihtiyaçlarını görmektedir. Bu potansiyel güç maalesef kullanılamamakta ya da bilinmemektedir. Ortadoğu’da cereyan eden olaylar bizi fazlasıyla etkilemektedir. Ama biz etkili olamamaktayız. Çünkü imkanlarımızı yeteri düzeyde kullanamamaktayız. Türkiye kendisinin güvenliği için ve bu iki ülkede yaşayan soydaşlarının topraklarında kalıp bir güvenlik kuşağı oluşturabilmeleri için mutlaka risk almalı ve en az İran kadar bu iki ülke üzerinde etkili olmalıdır.
Sonuç
Bugün IŞİD’ın Suriye ve Irak’ta bu kadar yayılması, en çok Türkmenlere zarar vermiştir. 2.5 milyon Iraklı Türk’ün beşte biri yurtsuz kalıp göç etmiştir. Ne gariptir ki IŞİD giderek toprak kaybetmeye başlarken, Türkmenler ne Suriye’de ne de Irak’ta toprak kazanabiliyorlar. Esas toprak kazanan Kürt silahlı güçleridir. Bu da gerçekten bize Sevr’i hatırlatıyor. Yoksa Maliki Hükümetinde üç bakanlığa, Kerkük İl Meclis Başkanlığına, Musul İl Meclisinde 6 sandalyeye ve Musul Vali Yardımcılığına sahip olan Türkmenler bugün neden bütün bu haklarından mahrum bırakılmış olsun?

Kısacası bölgeye yeniden şekil verilirken, Türkmenler yok sayılırken, Türkiye de gelişmelerden uzak tutulmak istenmektedir.

24 Eylül 2017 Pazar

150 YILLIK ihanet tekrar ediliyor

Tamer Ashraf
Osmanlı Barzanî’nin isyancı amcasını asmıştı..
Barzanî ailesi, Osmanlı'nın son döneminde devleti oldukça uğraştırmıştı. Barzani'nin amcası Abdüsselam Barzanî'ye, 1913'te devlete bağlılığının temini için nişan verilmiş, ancak tekrar isyan edince 1914'te Musul'da idam edilmişti.
Osmanlı'nın son döneminde Irak'ın kuzeyinde tarikat şeyhlerinin yönettiği aşiretler etkindi. Süleymaniye-Kerkük bölgesinde Talabanî ve Berzenci gibi Kadirî şeyhleri, Erbil civarında ise Barzanîler gibi Nakşi-Halidî şeyhleri ön plandaydılar.
Irak Kürtleri'nin siyasî hareketlerinde büyük rol oynayan Barzânî şeyhlerinin ilki olan Şeyh Taceddin Halidî şeyhlerinden Seyyid Taha'nın halifesiydi. Şeyh Taceddin'den sonra yerine oğlu Abdüsselam, 1872'de ise torunu Muhammed şeyh oldu.
Şeyh Muhammed'in çocukları Şeyh Abdüsselam, kardeşi Molla Mustafa Barzanî ile oğlu Mesud Barzanî Kuzey Irak'ta siyasî açıdan önemli bir rol oynadılar. Barzanîler hakkında Ahmet Uçar ve Davut Hut'un araştırmaları gibi birkaç araştırma istisna Türkiye'de çok az inceleme yapılmıştır.

Abdüsselam Barzani ve adamları.

DEVLETE İSYAN
"Barzani" sıfatı, "Barzan köyünden olan", "Barzanlı" manasına gelir. Barzan aşiretinin merkezi, Musul Sancağı'nın kuzeyinde, Hakkâri'nin ise güneyinde bulunan Zibar Kazası'ndaki Barzan köyü idi.
1878'de bölgedeki diğer aşiretlerle çatışmaya giren Muhammed Barzanî, yakalanarak Musul'da hapsedildi. Aşiret mensupları ve müritleri Musul'a gelerek, şeyhlerinin serbest bırakılmasını, eğer bu olmazsa geri dönmeyeceklerini" söylediler. Barzanî şeyhleri kendilerini mehdi ilan ederek, müritleri nezdinde tesirlerini artırmaya çalışmışlardır. Barzanî bir süre sonra hapisten kaçtı.
Barzanîler bölgedeki diğer şeyh aileleriyle mücadeleye giriştikleri için bölgenin asayişini birçok defa bozmuşlardır. 1903'te Muhammed Barzanî'nin 500 kişilik bir mürid grubunu bölgenin eşkiyalarından Fakih Abdurrahman ile Heriki aşireti reisinin emrine vererek civardaki Seyid Taha Tekkesi'ne aid bazı köyleri talan ve yağma ettirmiş, mezalimden kurtulabilenler perişan bir hâlde Midyat taraflarındaki köylere sığınmışlardı.
Barzanîler'in reisi Şeyh Muhammed, 1903'te öldüğünde beş oğlu vardı: Abdüsselâm, Şeyh Ahmed, Muhammed Sıddık, Muhammed Babu ve Mustafa Barzan. Abdüsselam babasından sonra ailenin başına geçti. Abdüsselam, şeyhlik yerine siyasi lider gibi davranmaya başlayıp, bölgede gasp ve katl hadiselerine girince Osmanlı yönetiminin dikkatlerini üzerine çekti. 1904'te takibat başlatıldı.
1909'da II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra Meşrutiyet fikirleri imparatorluğun birçok bölgesinde bağımsızlık ve özerklik hayalleri öne çıkmıştı. Abdüsselam da bunlardan biriydi. Bölgedeki aşiret ve dini grupların liderlerini yanına çekmeye çalıştı. Ancak çoğunu ikna edemedi. Yanına çektiği aşiretlerle 1909'da isyan etti. İlk isyanı Muhammed Fazıl Paşa tarafından sert bir şekilde bastırıldı. Barzan köyü ele geçirildi. Abdüsselam kılık değiştirip Hakkâri dağlarına kaçarak, kurtuldu.

Muhammed Fazıl Paşa ve Süleyman Nazif.

İNGİLİZLER VE RUSLAR DEVREDE
Osmanlı yönetimi bölgedeki taşra idaresinde düzenleme yapıp, başarısız idarecileri azledip, Abdüsselam'ı yakalamak için tedbirler aldı. İsyan bölgeyi alt-üst ederken elebaşların bir kısmı ele geçirilip idam edildi.
1909 Ekim'inde İngiltere Musul Konsolosu'nun isyanın bastırılması için gönderilen kuvvetleri takiben Akra'ya gelip Hemvend aşireti içinde dolaşıp, Meşrutiyet aleyhine isyan eden Abdüsselam ile haberleştiği haberi İstanbul'a gelince, Osmanlı yönetimi elçilikten konsolosun değişmesini talep etti.
1910'da Barzanîler, isyanı bırakıp teslim oldular. Devlet Barzan bölgesindeki fakir halka hazineden yardımlar yaparak isyanın izlerini silmeye çalıştı. 1913 Ağustos'unda Barzan Şeyhi Abdüsselam'a nişan verildi. Nişan verilmesi belgelerde, "Barzan Şeyhi Abdüsselâm Efendi'nin vatana olan bağlılık ve sadakatinin kuvvetlendirilmesi ve hükümetin emirlerine itaat ve tesliminin artırılması için hâline münasip nişanla taltifi lüzumu Musul vilayeti yöneticilerinin talep etmesi üzerine, Savunma Bakanlığı tarafından uygun bulunmuş ve Abdüsselam dördüncü dördüncü rütbeden Osmanî nişanıyla taltif edilmiştir" şeklinde zikredilir.

MUSUL'DA İDAM EDİLDİ
Devletin yanına çekmek için nişan dahi vermesi etkili olmadı ve Abdüsselam yılın sonunda tekrar isyan etti. İngiliz ve Ruslar'la işbirliği yapmıştı. Osmanlı kuvvetlerinin üzerine gelmesi üzerine İran'a kaçtı. Irak'ın yanında İran'daki Kürt aşiretleriyle de işbirliği yapıp, bölgeyi ele geçirmeye çalışıyordu.
1913'te Musul Valiliği'ne Süleyman Nazif getirilmişti. Süleyman Nazif bölgede otoriteyi sağlamak için kararlıydı. Abdüsselam'ın çevresindeki aşiretler dağıtılıp, şeyh 200 civarında müridiyle başbaşa kaldı. Süleyman Nazif 1914 Mart'ında İstanbul'a gönderdiği yazıda şeyhin yakalanmasının an meselesi olduğunu, bu yüzden affedileceği yönünde ümit ve bu ümitle birlikte mukavemet verilmemesi gerektiğini ifade etmişti.
Osmanlı yönetimi Abdüsselam'ı yakalamak için başına ödül koydu. Ödülü almak isteyen Şikak aşireti Abdüsselam'ı Van Valisi'ne teslim etti. Abdüsselam buradan Musul'a götürülüp, divanı harbe çıkarıldı. Mahkemede suçlu bulundu. Abdüsselam bağışlanırsa 1000 katır yükü yardım yapacağını söyledi, ancak kabul edilmedi. Şeyh Abdüsselam ve isyanın önde gelenleri Aralık 1914'te idam edildi.

YANLIŞ YORUM MU, ÇARPIK TEMENNİ Mİ?

Birkaç gün önce "Kerkük üzerinden Kürt düşmanlığı yapmak" başlığı ile Barzani'nin referandumuna güzelleme şeklinde bir köşe yazısı okudum. Yazının sonlarına doğru şöyle vahim bir kıyaslama yapılıyordu: "Türkiye, Kerküklü Türkmen kardeşlerimizi daha birkaç ay önce Başika Kampı üzerinden Türkiye'ye ağır hakaretler etmiş Irak merkezi yönetiminin egemenlik alanında iken mi daha iyi korur, 15 Temmuz gecesi dört bir yana haber salarak Kürtleri darbeye karşı çıkmaya teşvik etmiş IKBY'nin egemenlik alanında iken mi? Ayrıca şu var: Kerküklü Türkmen kardeşlerimiz, Sünni Arap diktatör Saddam tarafından yönetilirken iyiydi; Kerküklü Türkmen kardeşlerimiz, daha yakınlara kadar Sünnilere cehennemi yaşatan Şii Arap diktatör Maliki tarafından yönetilirken iyiydi; ama Sünni Kürt "aşiret reisi" tarafından yönetilirken mi durum felaket oluyor? Türkmenlerin Araplar tarafından yönetilmesinde sorun yok, Kürtler tarafından yönetilmesi mi sorun?".
Sorun aslında bu yazıda ve yazının ardındaki "Kerküklü soydaşlarımız için en iyi çözümün Kürtler tarafından yönetilmeleri olduğu" şeklindeki çarpık düşüncede. Bu ifadeler acaba yazarın gerçekten kendisinin fikri mi, yoksa ortada birilerinin bastırılmış siyasi düşünceleri mi var?

18 Eylül 2017 Pazartesi

Musul ve Kerkük'e girmek Türkiye'nin hakkı

Barzani'nin referandum hamlesiyle Irak devletinin otoritesi kayboluyor. Türkiye'nin Musul ve Kerkük'teki hakları yeniden gündeme geldi.

Barzani, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurmak için harekete geçti. Uluslararası çağrıları dikkate almazken, Irak devleti adım adım bölünmeye doğru gidiyor.
Irak'ın bölünmüş yapısı ve otorite boşluğundan doğan kaos ortamı, bölgedeki Türkmenlerin can güvenliği olduğu kadar haliyle Türkiye'nin Musul ve Kerkük'teki haklarını da yeniden gündeme getiriyor.
Türkiye Musul ve Kerkük'e girebilir
TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ BOZULURSA TÜRKİYE GİREBİLİR
Mısak-ı Milli sınırları içinde kalan Kerkük ve Musul, 1926 yılında yapılan Ankara Antlaşması ile birlikte toprak bütünlüğü sağlanması şartıyla terk edilmişti.
Irak'ın toprak bütünlüğü esas alınarak yapılan İstanbul anlaşmasına göre, bugün bölünmüş yapısı ve bölgenin illegal örgütlerin kontrolüne geçmesi Türkiye'nin haklarını gündeme getirdi.

Buna göre, otorite boşluğundan kaynaklanan kaos ortamı, Türkiye'nin Kerkük ve Musul'a girebilmesi için uluslar arası hukukta meşru zemini hazırlıyor. Yani Türkiye eğer isterse, Kerkük ve Musul'daki haklarını gündeme getirerek bu iki şehri kontrol altına alabilir

11 Mayıs 2018 Cuma

Irak'ta genel seçim ve Türkmen siyasetinin geleceği

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Irak'ta yarın yapılacak parlamento seçimleri, ülkedeki en kırılgan etnik gruplar arasında yer alan Türkmenler açısından da kritik önem taşıyor.

Irak'ta yarın yapılacak parlamento seçimleri, ülkedeki en kırılgan etnik gruplar arasında yer alan Türkmenler açısından da kritik önem taşıyor.
İşgal sonrası Irak’ta Türkmenler ülkedeki diğer toplumsal gruplar gibi farklı siyasal evrelerden geçti. Toplumsal ve ekonomik sorunlarla boğuşan Irak Türkmenlerinin karşı karşıya bulunduğu sorunlar şu şekilde kategorize edilebilir:

Demografik değişimin toplumsal yapı üzerindeki derin etkileri

Irak’ta son dönemde Türkmenlerin yaşadığı en önemli sorun demografik değişimin Türkmenlerin toplumsal yapısı üzerindeki etkileridir. Irak’ta Kerkük, Musul, Erbil, Selahaddin, Diyala ve Kut gibi vilayetlerde farklı ilçe ve kasabalara dağılmış olarak yaşayan Türkmenler iki nedenle demografik değişimle karşı karşıya kaldılar. Bunlardan birincisi DEAŞ'ın saldırıları, ikincisi ise güvenlik güçlerinin operasyonları. Musul merkez ve merkeze bağlı bazı nahiyeleri, Telafer ilçesi, Selahaddin’de Tuzhurmatu civarındaki köyler, Diyala’nın doğusundaki Türkmenler evlerinden kaçmak zorunda kaldılar. DEAŞ tehdidi ortadan kaldırıldıktan sonra bazı Türkmenler evlerine dönebilseler de hala on binlerce Türkmen Türkiye’de yaşamakta, Irak ya da Suriye’de zor koşullarla yüzleşmektedir. Özellikle Musul’u terketmek zorunda kalan Telaferlilerin bir kısmı ile Tuzhurmatu merkeze bağlı Sünni Türkmen köylerine geri dönüş hala gerçekleşemedi. Bu durum Türkmenlerin daha da dağılmasına ve farklı bölgelerde yaşayan Türkmenlerin birbirinden kopmasına neden olmaktadır.

Siyasal alanda yeniden yapılanma ihtiyacı

Irak’ta Türkmenlerin en güçlü ve büyük siyasi partisi başlangıçta bir cephe teşkilatı olarak örgütlenen ancak daha sonra kendisi bir siyasi parti haline gelen Irak Türkmen Cephesi’dir. 2003’ten sonra merkezini Erbil’den Kerkük’e taşıyan ITC, Türkmenlerin yaşadığı her yerde etkili olmak iddiasındadır. Ancak Kerkük ve Musul’da bu iddiasını bir yere kadar koruyabilen ITC, Selahaddin, Diyala ve Erbil gibi vilayetlerde örgütlenme sorunları, kaynak yetersizliği, yetişmiş eleman eksiği ve güvenlik sorunlarına bağlı olarak zayıf düştü. Bu nedenle ITC’nin ve Türkmen siyasetinin yeniden yapılanması bir süredir en önemli tartışma konuları arasında yer alıyor.
Irak’ta Türkmenlerin siyasal temsilinin temelde üç biçimde sağlandığı söylenebilir: Milliyetçi bir teşkilatlanma çerçevesinde; mezhepsel kimlikler üzerinden ve yerel anlaşmalar yaparak vilayet bazındaki ittifaklar üzerinden meclise girilmesi yoluyla. Irak Türkmenlerinin en güçlü ve köklü yapısı olan ITC’nin milli kimlik üzerinden siyaset yapan Türkmenlerin ana adresi olduğu görülmektedir. Ancak ITC’nin geniş bir örgüt ağı bulunmasına rağmen bu ağın tamamen işlevsel ve hedef odaklı olduğunu söylemek mümkün değil. 2005’ten itibaren bazı seçimlerde istediğini bulamayan ITC’in 2010’daki performansı şu ana kadar en etkileyici olanı. 2010’da Irak Parlamentosu’na giren 10 Türkmen vekilin 7'sinin ITC’den (ya da onunla bağlantılı olarak seçilen) kişiler olduğu dikkate alınırsa, bu seçimin önemi anlaşılabilir. Bu durumun 2014’te tersine döndüğü ise unutulmamalı. ITC’nin dışında kalan ve bir kısmı Kerkük merkezli daha küçük partiler varlıklarını sürdürebilseler dahi Türkmenlerin kendi siyasi yapılarıyla ayakta kalmaları gittikçe zorlaşmaktadır. Üstelik Türkmen siyasetçilerin üzerinde her geçen gün artan bir baskı var. Irak’taki mevcut Türkmen nüfusuyla Türkmen siyasetçilerin aldığı oy arasındaki uçurum Türkmen siyasetinin ve siyasetçilerinin kendilerini ispat etmelerini gerekli kılıyor. Bu olgu sadece ITC için geçerli değil. İrili ufaklı çok sayıda parti de Türkmenler için bir ışık yaratamamış durumda. Hatta Irak’ın güçlü listelerinden ya da ittifaklarından seçime giren Türkmen adaylar da bekledikleri oyu alamıyor. Bunun en temel nedeni Türkmen seçmenin sandığa gitme oranının düşük olması. Bu nedenle Türkmenlerin sadece siyasi partileri değil parti yöneticisi olmamalarına rağmen siyasette önemli rol oynayan diğer figürlerin de rüşdünü ispat etmesi gerekiyor.
Elbette bu seçim sürecinde ortaya çıkan yeni olgular görmezden gelinemez. Bunlardan ilki ITC Başkanı Erşad Salihi’nin tüm zorluklara rağmen ITC’yi ayakta tutabilmesi ve sadece partinin genel başkanı olarak değil genel olarak Türkmenlerin lideri rolünü oynayabilecek durumda olduğunu göstermesidir. Irak’ta hem iktidardan uzak olup hem de temsil ettiği halkın haklarını korumak çok zor. Ancak Erşad Salihi elindeki kıt imkanlarla Türkmenlerin büyük çoğunluğunun sevgisini kazanmıştır. Yine de bunun siyasal alana yansıması konusunda eksikliler olduğu da kabul edilmelidir.
İkinci olarak IKBY sınırları içindeki Türkmenleri ele almak faydalı olabilir. ITC’nin Kerkük’e taşınması ve sonrasında KDP-KYB’nin baskılarıyla IKBY’de siyaset yapamayan Türkmenlerin 2013’ten beri yükselişe geçmesi dikkat çekici. Bu tarihte yapılan Erbil’deki bölgesel parlamento seçimiyle yeniden örgütlenmeye başlayan Türkmenlerin bu seçim sürecini çok parlak geçirdiği söylenebilir. İyi bir planlamayla hazırlanan kampanyanın Erbil’deki Türkmenleri uyandırması bile önemlidir. Bugün IKBY’den bir Türkmen vekilin çıkması günümüz şartlarında mümkün olmayabilir. Fakat Erbil’de Türkmenlerin siyaseten var olabileceğini hatırlatan aktif bir kampanya yürüten ve üstelik de yoğun bir baskı ortamında bunu yapabilen ekibin çok önemli bir başarı sergilediğini söylemek yanlış olmayacak.
Elbette Türkmen siyasetini sadece ITC üzerinden değerlendirmek yeterli değil. ITC dışında kalan pekçok Türkmen evlerinden ayrılmak zorunda kalmalarının ardından Haşdi Şabi’ye katıldılar. Özellikle çatışmanın yoğun olarak yaşandığı alanlarda Türkmenlerin Haşdi Şabi’ye katılımının yoğun olduğu ve bunun seçim sürecine de yansıdığı görülmektedir. Dolayısıyla yerel siyaset anlamında güçlenen yeni grupların bu gücünü parlamentoya taşıyıp taşımaması da siyasi rüşdünü ispat etme süreci açısından değerlendirilmelidir. Bu noktadan hareketle hem Türkmenlerin karşılaştığı yeni bir sorun hem de seçim üzerindeki olası etkilerine geçilebilir.

Mezhep eksenli siyasetin Türkmenler arasında yaygınlaşması

Son 15 yılda Irak siyasetinin en temel özelliği haline gelen etnik ve mezhepsel kimliklerin siyasal alanı domine etmesi olgusu Türkmenlere de yansıdı. Üstelik bu yansıma DEAŞ'ın saldırılarından sonra daha da arttı. Türkmenlerin kendilerini korumak için Haşdi Şabi’ye katılmaları, kaçınılmaz olarak Türkmenler arasında bu gruba ve onu temsil eden siyasi oluşumlara katılımı beraberinde getirdi. Bu nedenle Irak’ta tüm Türkmenlerin tek bir çatı altında toplanmasını beklemek ve söylemek gerçekçi değil. Bugün Türkmenler için en kritik vilayetlerin çoğunda ITC ya da onun yerel bağlamda işbirliği yaptığı listelerde olduğu kadar Haşdi Şabi’nin temelini oluşturduğu Fetih Koalisyonu içinde de Türkmen aday bulunuyor. Türkmenler bunun dışında farklı listelerde de yer alıyor. Haydar İbadi’nin, İyad Allavi’nin, Usame Nuceyfi’nin liderliğini yaptığı koalisyonlarda da Türkmenler seçilmek için yarışacaklar. Ancak bu adayların seçilme şansı çoğu kez daha düşük. Üstelik Fetih Koalisyonu dışındakilerden seçime girmek genelde politik bir duruşa değil yerel ve pragmatik tercihlere dayanıyor. Bu nedenle önümüzdeki seçimler Türkmen siyaseti açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. Elbette Türkmenler farklı koalisyonlardan seçime giriyor olsalar bile sonuçta birlikte hareket edecekler. Çünkü büyük çoğunluğu için milli kimlik hala belirleyici. Mezhepsel kimlikler güçleniyor olsa da Türkmen toplumunun büyük bir kesiminde hala milli kimliğin gerisinde kalmaktadır. Fakat bu seçimin sonuçları Türkmenlerin politik kimliğinde bir kırılma yaratabilecek bir sürecin başlangıcını işaret edebilir.

Seçim Türkmenleri nasıl etkileyebilir?

Öncelikle dikkat edilmesi gereken yer elbette Kerkük. IKBY’ye bağlı güçlerin Kerkük’ten çıkarılmasından sonra Türkmenler şehirdeki ağırlıklarını gösterebilmek için vargücüyle seçime asılmaktadır. Kerkük’te ITC’nin belkemiğini oluşturduğu ve Türkmenlerin önemli partilerini içeren ortak bir liste hazırlandı. Bu listenin performansı hem Kerkük’te Türkmenlerin iddiasını ortaya koymak hem de daha önemlisi 22 Aralık 2018’de yapılacak yerel seçimlere ilişkin hazırlık yapmak konusunda kritik önem taşıyor. Kerkük’te yukarıda belirtilen başka listelerden de Türkmenler seçime girecek. 12 milletvekili çıkartan Kerkük’te 4 sandalye elde edilmesi büyük başarı, 3 sandalye başarı 2 sandalye ise normal kabul edilmelidir.
Diğer bir dikkat çekici nokta, partisi ya da eğilimi önemli olmaksızın en az 10 Türkmen milletvekilinin parlamentoya girmesidir. Geçmişte denenen ve farklı partilerden gelen 10 Türkmen vekilin bir grup oluşturması girişimi başarısız olmuştur. Fakat meclisteki Türkmen sayısı ne kadar artarsa Türkmenlerin etkinliğinin o denli artacağı unutulmamalıdır.
Gözden kaçırılmaması gereken diğer bir husus ise Türkmenlerin Erbil'deki performansı. Erbil’de bir sandalye kazanılamasa dahi oyların 2 hatta 3 katına çıkarılması olasılığı vardır. Bu IKBY’deki Türkmenler için büyük bir uyanış anlamına gelebilir ki bu durum, diğer bölgelerde gerileyen Türkmen siyaseti ve IKBY’deki Türkmen kimliği için büyük bir moral olacaktır.
Bütün bunlara dikkat ederken Musul’u gözden kaçırmamak gerekir. Muhtemelen Musul en çok Türkmen’in vekil olarak çıkacağı il olacak. Bu temsil Türkmenlerin çıkmak zorunda kaldıkları Musul’a geri dönüşü yolunda önemli bir kapı açabilir. Selahaddin ve Diyala sürprizlere gebe olmasına rağmen en azından şu aşamada Türkmenlerin büyük beklentileri olan yerler değil. Ancak her iki vilayette de sürpriz yapıp herkesi şaşırtabilecek kadar tecrübeli Türkmen siyaetilerin bulunduğu unutulmamalı.
Ancak seçimin tüm bu faktörlerden daha önemli bir boyutu bulunuyor. Eğer Türkmenler Irak’ın geri kalanında olduğu gibi mezhepsel kutuplaşmanın tarafı haline gelecekleri bir yöne doğru savrulursa bu Türkmenler açısından büyük bir kayıp olur. Bu nedenle seçimin Türkmenler açısından en olumlu sonucu Türkmen siyasetinin yeniden ve köklü bir biçimde yapılanması sürecinin başlaması olabilir. Türkmenlerin tüm toplumsal kesimlerini içerecek ve dengeleri gözeten bir siyasi çerçevede biraraya gelmesi şart. Aksi takdirde seçimden sonra Türkmen siyasal yaşamının büyük bir çalkantıya girmesi beklenebilir. Bu durum nasıl Kürtler ya da Sünni-Şii Araplar arasında gerçekleştiyse Türkmenler için de gözardı edilmemesi gereken bir ihtimal.

6 Ekim 2017 Cuma

Belgeleriyle Kerkük



         
Tamer Ashraf
Kuzey Irak'da İsrail uydusu terör devleti kurma girişiminde bulunanlar özellikle Kerkük'ü bu kanlı oyuna dahil etmek istiyorlar. Kerkük'ün önemini daha önce defalarca bu köşeden değerlendirdik. Bu kadim Türkmen şehri, Irak petrollerinin yüzde 40'ına sahiptir.Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri dolayısı ile tarih boyunca hep hedefte olmuştur. Son 100 yılda Ortadoğu coğrafyasın çöreklenen kan emici canavarlar, Kerkük'ü bir Türkmen şehri olmaktan çıkarmak için akla gelebilecek her türlü kalleşliği hayata geçirmişlerdir.

                   

KUZEY IRAK TÜRKMEN YURDUDUR
          Ne yaparlarsa yapsınlar Kerkük'ün bir Türk yurdu olduğunu değiştiremezler. Aslına bakarsanız sadece Kerkük değil, Musul'dan Süleymaniye'ye, Erbil'den Duhok'a kadar Kuzey Irak coğrafyasının tamamı Türkmenlerin öz yurdudur. Bunu söyleyince, bir takım Barzaniseverler çıldırıyor ve "Kürtler bu coğrafyada yok muydu?" diye soruyorlar. Tarih bu sorunun cevabını net olarak veriyor. Elbette vardı. Ama çok az ve dağınıktılar. Son 100 yılda Türkmenler zorla, zulümle yurtlarını terk etmeye zorlanıp, sağa sola sürülürken, kirli İngiliz planları ile Kürt nüfus planlı biçimde bölgeye yerleşti, daha doğru yerleştirdi. Hızlı nüfus artışı da buna eklenince, dengeler değişti. Yani bugün yaşananlar çok önceden planlandı ve günü gelince de düğmeye basıldı.
                                       
KALLEŞLİK
          Kerkük'teki nüfus dağılımında Kürtlerin büyük bir çoğunluğa sahip olduğu iddia ediliyor. Bu iddia kelimenin tam anlamıyla yalandır, yanıltmadır ve kalleşliktir. Nüfus dairelerini yakacak, tapu kayıtlarını yok edeceksiniz. Dünyanın her yerinden, özellikle de Kuzey Irak coğrafyasının tamamından Barzani taraftarlarını planlı biçimde getirip Kerkük'e dolduracaksınız, Türkmenleri planlı biçimde soykırıma tabi tutacak, zorla oradan oraya savuracaksınız, sonra da dönüp, Kerkük'de çoğunluğun Kürtlerde olduğunu utanmadan söyleyeceksiniz. Bu kalleşlik, kahpelik değil de nedir?
         
                             
GÖKYURT
          Kerkük'ün bir Türkmen şehri olduğunu ispatlama zorunda kalmamız dahi, çok acı bir durumdur. Bütün kayıtlar ortadadır. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları arasında Musul ve Kerkük'ün tarihini ortaya koyan yığınla belge bulunmaktadır. Kerkük Osmanlı idaresine girmeden önce de Türkmenlerin elindeydi ve "Gökyurt" olarak adlandırılırdı. Kanuni'nin Bağdat'ı fethiyle Musul bölgesindeki bütün yerleşim merkezleri Osmanlı egemenliğine girmiştir. Musul 6 sancaktan oluşan bir eyalet haline gelmiştir. Nitekim, Osmanlı Salnameleri, yani tutulan yıllıklar çok çarpıcı bilgiler vermektedir. 1907 Tarihli Musul Salnamesinde, "Kerkük Sancağına Dair Malumat" başlıklı bölümde şu bilgiler yer almaktadır:
                               
KERKÜK TÜRKTÜR TÜRKÇE KONUŞUR
          Kerkük şehri, Kale, Karşıyaka ve Korya olarak üç bölgeden oluşur. Bu bölgelerde 14 mahalle vardır. Şehirde 26 bin 510 Müslüman, 432 Keldani ve 463 Musevi olmak üzere 27 bin 405 erkek nüfus var ise de, buna bir misli kadın, üç binden az olmayan yancı ilave olunursa şehrin toplam nüfusu 57 bin 810'a ulaşmış olur. Şehir halkı umumiyetle Türktür ve Türkçe konuşurlar. Gureba, yani dışarıdan gelenler olarak bir miktar Arap ve Kürt ile az miktarda İranlı bulunur. Dikkat edileceği gibi Kürt nüfustan "bir miktar" diye bahsedilmekte ve sayısı dahi verilmemektedir.
                             

BATILILAR DA KABUL EDİYOR
          Bu Salnamenin basıldığı dönemlerde bölgeye gelen Vitata Cuinet isimli Düyuni Umumiye Müfettişi, daha sonra yazdığı "La Turkuie d'Aie" adlı eserinde hemen hemen aynı değerlendirmeleri yapar. Kerkük'ün nüfusunun 30 bin civarında olduğunu, bunun 28 bin'ini, yani yüzde 94'ünü Türkmenlerin oluşturduğunu yazar. Diğer batılı seyyahlarında Kerkük'le ilgili tespit ve değerlendirmeleri aynı şekildedir. Aynı tarihlerdeki İngiliz Konsolosluk raporlarında verilen bilgilerde Kerkük ve Telafer'in tamamının Türkmenlerden oluştuğu ifade edilir. Birinci Dünya savaşı sonrasında bölgede görev yapan W.R. Hay isimli İngiliz siyasi memuru, Kerkük'ün bir Türk şehri olduğunu açık ve kesin şekilde açıklamaktadır.
                               
GEREĞİ YAPILMALI
          İngiliz oyunları, Barzani'nin alçaklıkları, Barzaniseverlerin ve vatan hainlerinin yanıltma ve kandırma gayretleri bu gerçeği değiştiremez. Hiçbir şekilde Kerkük'ün Türkmen şehri dışında bir statüye dönüştürülmesine izin veremeyiz. Bunu izin verirsek, Türkiye'nin varlığını ve birliğini ayakta tutamayız. Bu kadar açık ve net bir Türk şehrini kirli ve kanlı oyunlarla ele geçirenlerin bir sonraki hedefinin Türkiye Cumhuriyeti devleti olacağı kesindir. Sayın Cumhurbaşkanının "sınırlarımızın hemen başında, hem Irak halkı, hem Türkiye başta olmak üzere çevre ülkeler için daimi tehdit oluşturacak bir fitne kuyusunun kazılmasına göz yumamayız. Hele hele uluslararası toplumun aidiyeti tartışmalı olarak gördüğü, bizim ise bir Türkmen kendi olduğunu çok iyi bildiğimiz Kerkük üzerinden ülkemizin tehdit edilmesine asla tahammül edemeyiz, bunun hesabını mutlaka sorarız" sözleri, bizim için bir teminattır. Bu sözün gereğinin yerine getirilmesi şarttır.
                               
5 BİN ÜLKÜCÜ HAZIR
         Kerkük Türktür, Türkiye Kerkük'tür. Sayın Devlet Bahçeli Kerkük'ün statüsünün değiştirilmesine, oynanan kirli oyunların sonucu ulaşmasına hiçbir şekilde izin verilmeyeceğini herkesin anlayacağı dilden ilan etmiştir. Bir defa daha hatırlatalım; "Türkiye'deki Barzanisevereler, ihanet ve melanete hizmet eden bölünme hizmetkarları boşuna heveslenmemeli, boşuna çırpınmamalıdır. Soydaşlarımız namusumuza emanettir. Can, mal ve vatan güvenliklerine destek vermek boynumuzun borcudur. Bu kapsamda, en az 5 bin Ülkücü gönüllü başta Kerkük olmak üzere, Türkmenlerin yaşadığı Türk kentlerindeki varlık, birlik ve dirlik mücadelesine katılmak üzere hazır beklemektedir. Kararımız kesin, duruşumuz net, sözümüz senettir."
          Pazar günü Ankara'da "Ankara Spor Salonu'nda" Kerkük sevdalıları ile büyük bir buluşma gerçekleşecek ve bu sözlerdeki kararlılık dosta, düşmana bir defa daha gösterilecektir.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Kerkük Sevdalıları Ankara'da buluştu...

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
MHP Lideri Devlet Bahçeli, "82 Kerkük, 83 de Musul olmalı, tarihin parantezi olağanüstü sabır, akıl ve üstün bir mücadeleyle kapatılmalıdır. 'Beş bin Ülkücü hazır'demişsek, karar verilmiş, söz bir defa ağızdan çıkmıştır" dedi.
BAHÇELİ, Kerkük'ün güvenliğinin Ankara'nın güvenliği olduğunu belirterek, "Türkmeneli ateşe atılırsa Türkiye de yanmaktan kurtulamayacaktır. Gerçekler bu kadar acı ve alarm verici boyuttadır. Her minnete katlanıp, her melaneti göğüsleyip mütecaviz emelleri kaynağında kesmek şarttır, fitneyi odağında kurutmak Türk devletinin en tabii hakkı, ertelenemez görevidir. Biz Türkmenelini son nefesimize kadar, tıpkı son vatanımızı olduğu gibi, savunacağız, sahipleneceğiz, şerefsizlerin ambargosuna, egosuna, pis emellerine bırakmayacağız"  diye konuştu.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı  Devlet Bahçeli, "Herkes ayağını denk alsın, sözlerinin nereye varacağını iyi tartsın. 'Beş bin Ülkücü hazır'demişsek, karar verilmiş, söz bir defa ağızdan çıkmıştır. Dediğimizi yapar, yaptığımızı dosta da, düşmana da delilleriyle gösteririz. Bedenlerimizi ortaya koyarak ihaneti deliğe süpürürüz.Boş konuşmuyoruz.Kurusıkı atmıyoruz" dedi.
Ankara Spor  Salonu'nda düzenlenen programla Kerkük Sevdalıları ile buluşan Bahçeli, sözlerine "Yüreklerinizdeki Kerkük sevdasıyla geldiniz, hoş geldiniz. Yüksek bir vicdan, yüce bir bağlanışla geldiniz, sefa getirdiniz.
Ne güzel de söylemiş şair;
Kutsaldır bu toprak, doludur şehit,
Destanlaşan hilal, yıldızlar şahit,
Türk'ün şamarıyla alırsın öğüt,
O zalim tahtından iner gidersin,
Mehter marşlarımız çaldı çalacak, Kerkük Türkmeneli, Türkmen kalacak.
Boynu bükük, ruhu mahcup, bakışları mahzun Kerkük bir ses bekliyor.
Umudu azalmış, ufku kararmış, 2014'den bu tarafa karanlığa gömülmüş Musul tutacak, tutunacak bir el istiyor" diyerek başladı.
"FERYATLARI BİTİRECEK İRADE AYAKTADIR, TEYAKKUZDADIR, SEFER İÇİN HAZIRLIKLIDIR"
Bahçeli, "Türkmeneli figan, Türkmenler feryat ediyor. Allah'a hamd olsun ki, gökkubbede çınlayan ahları, vahları durduracak; göz pınarlarından sicim gibi akan yaşları dindirecek güç buradadır, bu salondadır.
Feryatları bitirecek irade ayaktadır, teyakkuzdadır, sefer için hazırlıklıdır.
Beklenen sesi verecek, özlenen eli uzatacak çok şükür bir kudret vardır ve o kudret büyük Türk milletidir.
Kerkük'te hoyratlar,
Kaşgar'da Gökbayrak,
Karabağ'da ağıtlar,
Filistin'de mazlumlar,
Kerbala'da masumlar,
Kafkaslar'da garipler,
Balkanlar'da kutlu hatıralar bizi çağırır, bize çağrıdır, Türk-İslam medeniyetinin çağlara sığmayıp taşan yankısıdır"  açıklaması yaptı.

"BİZ KERKÜK SEVDALISIYIZ"
Bahçeli, şunları söyledi: "Zulme sessiz kalmadık, sesimizi yükselttik.
Şiddete tepkisiz durmadık, irademizi gösterdik.
İhaneti seyretmedik, cesaretle direndik.
Biz Kerkük sevdalısıyız.
Biz Türkmeneli'nin kalp atışıyız.
Biz Türklüğün onurlu mensuplarıyız.
Selam olsun Kerkük sevdalılarına.
Selam olsun Türkmen kardeşlerimize.
Selam olsun aziz Türk milletine.
Selam olsun Türk-İslam ruhunun varlık mücadelesi verdiği coğrafyalara, buralardaki soydaşlarımıza.
Konuşmamın bu safhasında hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Bugünkü muhteşem toplantımıza katılan, aynı zamanda gücümüze güç katan siz muhterem dava arkadaşlarıma, değerli vatandaşlarıma en iyi dileklerimle birlikte şükranlarımı sunuyorum.
Özellikle son günlerde, terörle mücadelede şehit düşmüş kahramanlarımıza, yıllardan beri Türkmeneli'nde haklı davalarını savunurken hayatlarını kaybetmiş şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.

Tekrardan ifade ediyor, bir kez daha gür ve güçlü bir şekilde haykırıyorum:
" Şehitler ölmez, Türk vatanı bölünmez, bölünemez.  
"TÜRKLÜĞÜN HAYAT ALANLARINI İŞGAL ETMEK İSTİYORLAR"
Zor günler geçiriyoruz.Zaman zaman zorlansak da, zayıf ve zaafa düşmemizi kollayanlarla kıran kırana bir mücadele halindeyiz.
Türklüğün hayat alanlarını işgal etmek istiyorlar.
Türk milletinin hayat damarlarını kurutmak emelindeler.
Türk-İslam ‰lemine hayatı zehir etmenin peşindeler.
Şer bir kampanya hüküm sürüyor.
Şiddet, rezalet, felaket, hıyanet perdesini sürekli açık tutarak birlik ve bekamızı sele vermeyi, hatta ipe çekmeyi, salasının verilmesini hedefliyorlar.
Kimler, elbette Türk ve Türkiye düşmanları.
Türkiye'nin mukavemetini kırmak, mukadderatını yıkmak, çevresiyle kurduğu tarih ve coğrafya köprüsünü yok etmek için dört bir koldan sabotaj yapıp, suikast düzenliyorlar.
Hafıza ve hatıralarımızda vatan bildiğimiz topraklara, bu topraklar üzerinde yaşayan milletimizin aziz evlatlarına alçakça saldırıyorlar.

"BİTMEYEN BİR PAYLAŞIM KAVGASI DEVREDEDİR"
Irak'ta sistematik şekilde artan olaylar, Suriye'de körüklenen iç sarsıntılar, Ortadoğu'nun geneline hakim olan iç savaş ve kargaşa ortamı bize bir şeyler anlatmaktadır.
Bitmeyen bir paylaşım kavgası devrededir.
Dinmeyen düşmanlıklar yeni bir evrededir.
Azılı katiller, azgın ve gemi azıya almış taşeronlar çevrededir.
Emperyalizmin vahşi iştahı doymak bilmiyor.
Zalimler dur durak bilmiyor.
Seri cinayetler, cehaletin köhne seferleri durmak bilmiyor.
Üstelik sözde medeni ve gelişmiş ülkeler insaf bilmiyor.
Haksızlık karşısında susacağımızı, sineceğimizi, her dayatmayı sineye çekeceğimizi zannediyorlar.
Tutsaklığa itiraz etmezsek bizden iyisi olmayacak.
Gevşekliğe tamam dersek bizden itibarlısı da görülmeyecek.
"IRAK'IN KUZEYİNDE BİR OYUN OYNANMAKTADIR"
Asırlardır devam eden kanlı ve koordineli kuşatmaya aldırış etmeyeceğimizi, Anadolu'nun istila ve imha planlarına gözümüzü yumacağımızı sanıyorlar.
Bu itibarla gafletin, dalaletin, sefaletin tam ortasındalar.
Bu nedenle arsızlığın, ahmaklığın, ahlaksızlığın tarafındalar.
Irak'ın Kuzeyinde bir oyun oynanmaktadır.
Senaristleri, failleri, figüranları çok belirgin ve bilinen bu rezil oyun Türkmeneli'nin mahvına, komşu coğrafyaların altüst oluşuna hizmet etmektedir.
Peşmerge başı Barzani, sözde İsrail dışında herkesin karşı çıkmasına rağmen, 25 Eylül'de korsan referandumunu gerçekleştirmiştir.
Irak'ın siyasi ve toprak bütünlüğüne kast etmek için kolları sıvamıştır.
Türkiye'nin milli güvenliğini sakatlamak için referandum yoluyla harekete geçmiştir.

"BARZANİ, ZULMÜN İŞBİRLİKÇİSİDİR"
Sahnenin önünde hayır diyen, arka kısmında sırtını sıvazlayıp referandum konusunda cesaretlendiren zalim güçlerden izin ve icazet alarak emperyalizmin uşağı olduğunu 25 Eylül'de bir kez daha ispatlamıştır.
Barzani, zulmün işbirlikçisidir.
İhanetin Irak'taki ismidir.
Barzani çetesiyle birlikte İblisin teşrifatçısı ve tetikçisidir.
Irak Anayasasına göre tartışmalı olan bölgelerde de sandık kuruldu.
Kerkük oldubittiye getirilerek, dayatma ve tehditle kirli referanduma dahil edildi.
Barzani'nin 25 Eylül komplosu Sevr'i canlandırma teşebbüsüdür.
Bu komplo Türkiye ve komşu ülkeleri parçalama testidir.
Barzani, yıllarca Türkmenlerin kanını dökmüştür.
Yıllarca PKK'yı arkalamış, himaye etmiş, destek vermiştir.
Akan her şehit kanında bu peşmerge çıbanının parmak izi, silinmeyecek vebali vardır.
25 Eylül korsanlığı kesinlikle yok hükmündedir.
25 Eylül kumpası asla kabul görmeyecek; hukuki dayanağı, meşruluğu, bağlayıcılığı asla olmayacak, olamayacaktır.
Eğer, Irak'ın Kuzeyi'nde referandum bahanesiyle bağımsızlık ilan edilecek olursa bu Irak'ın bölünmesi, dağılması ve siyasi birliğini kaybetmesi anlamına gelecektir.
Bu kapsamda, Allah muhafaza, Türkmenler, Türkmeneli bütün tarihsel kimliği ve kültürel haklarıyla birlikte tasfiye edilecek, esaret altına girecektir.
Bir Türk şehri olan Kerkük'ün geçmişi silinecek, ruhu söndürülecek, tarih ve kültür mirası parçalanacaktır.
Buna izin vermeyiz.
Buna onay veremeyiz.
Böylesi bir alçaklığa buyur diyemeyiz.
Elbette her şey bununla da bitmeyecek, zelzele son yurdumuza kadar ulaşacak, etnik ve mezhep kıvılcımı her tarafı saracaktır.
25 Eylül korsan referandumu şayet tümüyle iptal edilmezse, karşımıza çok ciddi, ağır bedelleri olan zincirleme sorunlar peyderpey gelecek, tedbir alınmazsa, önüne geçilmezse bizi yutacaktır.
Tehlike bu kadar yakındır.
Tehdit bu kadar büyüktür.
Bu kapsamda, Irak'ın Kuzeyi'nde sahnelenen Kürdistan provası;
Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını, geleceğini ve sınırlarını hayati derecede etkileyecek bir beka sorunudur.
Milletimizin bin yıllık kardeşliğini ve milli kimliğini aşındırarak, yıkıma götürecek sosyolojik parçalanma sorunudur.
Türkiye'nin hükümranlık gücünü kaybedeceği, milli devletin ortadan kalkacağı stratejik çözülme ve siyasal dağılma sorunudur.
"KERKÜK'ÜN GÜVENLİĞİ ANKARA'NIN GÜVENLİĞİ DEMEKTİR"
Güney sınırlarımız boyunca gittikçe yoğunlaşacak, gittikçe derinleşecek ve Anadolu'nun ele geçirilmesi projelerine basamak olacak milli güvenlik ve huzur sorunudur.
Türk milletini kaynaklarını kullanmaktan uzaklaştıracak, başka milletlerin ekonomik hükümranlığı altına sokacak bağımsızlık ve kalkınma sorunudur.
Irak'ın istikrar ve toprak bütünlüğü Türkiye için hayati niteliktedir.
Aynı durum hiç kuşku yok ki Suriye için de geçerlidir.
Çünkü iki ülke bizim sınır komşumuz, tarihsel bağlarımızın olduğu ülkelerdir.
Şunu hiç unutmayın, Kerkük'ün güvenliği Ankara'nın güvenliği demektir.
Türkmeneli ateşe atılırsa Türkiye de yanmaktan kurtulamayacaktır.
Gerçekler bu kadar acı ve alarm verici boyuttadır.
Her minnete katlanıp, her melaneti göğüsleyip mütecaviz emelleri kaynağında kesmek şarttır, fitneyi odağında kurutmak Türk devletinin en tabii hakkı, ertelenemez görevidir.
Irak Türkmenleri gözden çıkarılamaz, gönüllerimizden koparılamaz.
Onlar bizim namusumuza emanettir.
Onlar bizim sınır ötesindeki sancaktarlarımızdır.
Onlara dil uzatan olursa o dili keser, tuzak kuranlar olursa o tuzakları başlarına geçiririz.
Türkmenlerden vazgeçmeyiz.
Türkmenelini makus talihine bırakamayız, aşağılık hesaplara teslim edemeyiz.
Kerkük'ün Türklüğünü, Türkmeneli'nin Türk kimliğini sadece biz söylemiyoruz.
Tarih bas bas bağırıyor.
Coğrafya adeta kükrüyor, adeta dile geliyor.
Kerkük Türk'tür, Türk'ündür, Türkmeneli Türk'ün öz yurdudur.
Bunun tam tersini iddia edenler eğer zeka özürlüsü, eğer akıl fukarası değilse, biliniz ki, peşmergenin ağında kıvranan, küresel zalimlerin gölgesine sığınan, irade ve iffet kaybına uğrayan Türk düşmanlarıdır.
"BUNLARIN GÖZLERİ VAR GÖRMEZLER, KULAKLARI VAR DUYMAZLAR"
Biz 'Kerkük'dedikçe birileri rahatsız olmaktadır.
Varsın olsun, onların rahatsızlığı bizim için memnuniyettir.

Biz Türkmeneli dedikçe, birileri kudurmaktadır.
Varsın kudursunlar, geciken aşılarını yapacak elbet birileri çıkacaktır.
Kerkük neyse İstanbul odur diyoruz, anlamıyorlar.
Musul Ankara'dır diyoruz, kalın kafaları almıyor.
Hatta hiç kimse, hiçbir kişi veya kurum Türkmenlerin varlık ve birlik mücadelesine destek vermezse biz varız, en az beş bin Ülkücü hazır bekliyor diyoruz, ne çare, duruşumuzu saptırmak, sulandırmak, savsaklamak için her yola müracaat ediyorlar.
TSK ne güne duruyormuş.
Neredeymiş hazır bekleyen Ülkücüler.
Bunların gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar.
Gelsinler de bu salondaki korkusuz yüzleri görsünler.
Gelsinler de Kerkük sevdasıyla yanıp tutuşan yüreklere şahit olsunlar.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket inanç, iddia ve ülküleri uğruna dünyevi her değeri elinin tersiyle itecek kararlılıktadır.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket ölüm karşısında sayısız imtihandan geçmiş, imanıyla darağaçlarını devirmiş, irfanıyla zindanları medreseye dönüştürmüştür.
Bizim aklımız bize yetecektir.
Mankurtlardan öğrenecek bir şeyimiz yoktur.


"BOŞ KONUŞMUYORUZ. KURUSIKI ATMIYORUZ"
Köksüz aydınlardan, kimliksiz ve kişilik yoksunu kalem sahiplerinden alacak bir şeyimiz de yoktur.
Herkes bildiğini kendine saklasın.
Ve de herkes ayağını denk alsın, sözlerinin nereye varacağını iyi tartsın.
'Beş bin Ülkücü hazır'demişsek, karar verilmiş, söz bir defa ağızdan çıkmıştır.
Dediğimizi yapar, yaptığımızı dosta da, düşmana da delilleriyle gösteririz.
Bedenlerimizi ortaya koyarak ihaneti deliğe süpürürüz.
Boş konuşmuyoruz.
Kurusıkı atmıyoruz.
Barzani'nin gönüllü ajanlarına, FETÖ'ye kuyruğunu kaptırmış, PKK'ya aklını kiralamış, Türkiye düşmanlarının denetim ve ipoteği altına girmiş müstevli kalıntılarına tavsiyem, kendi çamurlarında oynasınlar, kendi karanlıklarında debelensinler.
Biz Misak'ı Milli diyeceğiz.
Biz coğrafyaya dar gelen tarihi konuşacağız.
Biz Kerkük'ün şeref tapusunu yağmalatmayacağız.
Biz Türkmenelini son nefesimize kadar, tıpkı son vatanımızı olduğu gibi, savunacağız, sahipleneceğiz, şerefsizlerin ambargosuna, egosuna, pis emellerine bırakmayacağız.
Bu haftaki Meclis Grup konuşmamda dedim ki;
 "O zaman geldiğinde, şartlar oluştuğunda, tarih coğrafyaya dar geldiğinde Misak-ı Milli uyanacak; 81 Düzce'den hemen sonra 82 Kerkük, 83 Musul deme hakkının önünde hiçbir güç duramayacaktır."
Acizler, kalbi kararmışlar hemen pusudan başını çıkardı.
Korkaklar anında gözlerini fal taşı gibi açtı.
Tarihe sırtını çevirmiş odaklar, ecdadımızı küçümseyip yargılayan küstahlar birden bire yalan, riya, iftira ve tezviratla öne çıktı.
Çürük ve çorak bir zihniyet diyor ki:
Kerkük, Musul'u alalım diyen, Diyarbakır'ı verirmiş.
Bu ruhsuz, bu onursuz, bu omurgasız sözlerin ne tarihle, ne coğrafyayla, ne jeopolitik gerçeklerle, ne de milli siyasetle uzaktan yakından ilgisi yoktur.
82 Kerkük dedik, 83 Musul dedik, 84'ü de söyleseydik, herhalde bunlar çılgına dönecek, deli divane olup geçmişte ziyaret edip gülücükler saçtıkları PKK kamplarında tekrar soluklarını alacaklardı.
Biz Türk milliyetçisiyiz.
Biz Türkçüyüz.
Ve biz merhum Ziya Gökalp'i şu sözüne sonuna kadar da bağlıyız:
 "Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan, vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan"
Yıllarca Turan demedik mi?
Yıllarca esir Türklerden bahsetmedik mi?
Yıllardır Türk-İslam ülküsünün Kızılelma amacını benimsemedik mi?
Bu soruların cevabına evet diyenler,
İnanın ve emin olun,
Doğru yerdesiniz.
Doğru zamandasınız.
Doğru davadasınız.
Biz Ülkücüyüz, ülkülerimizle yaşar, ülkülerimizle bakar, ülkülerimizin gereğini yapar, ülkülerimizle de ölürüz.
Ülküsü olmayan, güya milli olduğunu söyleyip gayri milli çevrelerin ümit ışığı, geçim kapısı olmaya talip ülkücü katili mihraklara eyvallah etmez, adam diye yüzlerine bile bakmayız.
Altını özenle çiziyorum; Irak'ın toprak bütünlüğü bizim için asıldır, önemlidir, üzerinde spekülasyon yapılmamalıdır.
Türkiye olarak Irak'ın tartışılmaz toprak bütünlüğünü muhakkak surette müdafaa etmememiz zorunludur.
Irak'ta yaşayan tüm halklara saygımız vardır.
"BARZANİ'YE VE ÇETESİNE HADDİNİ BİLDİRMELİYİZ"
Arap kardeşlerimize, Kürt kökenli kardeşlerimize, diğer insanlara bakışımız doğal olarak müspettir.
Hepsinin insanca hayatlarını idamesi şarttır.
Irak Merkezi yönetimle ilişkilerimizi kuvvetlendirmeliyiz.
Diyalog kanallarını açık tutmalıyız.
Uçurumları kapatmalıyız.
İrtibatlarımızı temellendirmeliyiz.
Bir asırdır çizilen haritaları güncellemek için fırsat kollayan vandallara kapıları sürgülemeliyiz.
Mütecaviz niyetlere birlikte set çekmeliyiz.
Bir Türk atasözünde ifade edildiği gibi;   "Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmayacaktır."
Barzani'ye ve çetesine haddini bildirmeliyiz.
Bir Türkmen atasözünde söylendiği üzere;  "Domuz derisinden post, eski düşmandan dost olmayacağını"  aklımızdan çıkarmayacağız.
İşte görüyorsunuz, İdlib'te yeni bir operasyon başlamıştır.
Darısı Afrin'in başınadır ve bu da gerçekleşmelidir.
Buralar temizlenmeli, terörden arındırılmalıdır.
Bekamızı yakından ilgilendiren tehditlere, Astana mutabakatıyla İdlib'te müdahale edilmiştir.
Hainler artık bölgemizden sökülüp atılmalıdır.
Irak, tüm Iraklılarındır.
Suriye, burada yaşayan herkesindir.
Etnik farklılıkmış, mezhep ihtilafıymış, bunlar cehenneme giden yolun yapı taşlarıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi kahraman Türk askerinin duacısı ve destekçisidir.
"TÜRKİYE VE TÜRK DÜŞMANLARINA KARŞI BİRİZ, BERABERİZ, ÇOK GÜÇLÜYÜZ"
Bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi devletin ve hükümetin yanında sağlam, tavizsiz, milli çıkarlara uygun bir şekilde duracaktır.
Aynı siperdeyiz.
Aynı cephedeyiz.
Aynı saftayız.
Türkiye ve Türk düşmanlarına karşı biriz, beraberiz, çok güçlüyüz.
Bu iradeyi kıramayacaklar.
Bu azmi bozamayacaklar.
Bu kaleyi aşamayacaklar.
Şayet Barzani aklını başına almazsa, bir gece orada görünmek, bağımsızlıkta ısrar ederse, Misak-ı Milli'nin namusunu çiğnetmemek bizim boynumuzun borcudur.
Bağdat harap olduktan, Basra yıkıldıktan, Irak tasfiye olduktan sonra ya Türkmeneli devletleşmeli ya da 82 Kerkük, 83 de Musul olmalı, tarihin parantezi olağanüstü sabır, akıl ve üstün bir mücadeleyle kapatılmalıdır.
Biz Kerkük'te olmazsak, işte o zaman Diyarbakır'ı veririz.
Biz Musul'da olmazsak işte o an geldiğinde Şırnak'ı, Hakk‰ri'yi kaybeder, Ankara'yı Sevr şartlarına mahkžm etmiş oluruz.
Ümmi yuvaları kendi işlerine baksın
Boylarından büyük işlere yorum yapmasın.
Biz ya istiklal ya ölüm dedik Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduk.
Biz hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh tüm vatandır dedik, düşmanı denize süpürdük.
Falih Rıfkı Atay, "Batış Yılları" isimli eserinde sesleniyor ve şöyle diyor:
 "Eğer Atatürk 1919'da böyle gelmiş böyle gider deseydi, biz devlet olarak batıp giderdik, millet olarak sürünüp duruyorduk."
Böyle gelmiş böyle gider demeyeceğiz.
İhmal etmeyeceğiz.
İnkarcılardan olmayacağız.
İhanet edenlerden teker teker hesap soracağız.
Bunu yapmazsak hayat bize haram olsun.
Ülkülerimiz uğruna yürümezsek namertlik bizim sıfatımız olsun.
Tarihe yön vermek için yerimizden doğrulup güneşin doğuşu istikametinde Selçuklu kartalı gibi kanatlarımızı açacağız.
Asrın diline "Ne Mutlu Türküm Diyene" söyleteceğiz.
Ve çağın küflü kilidini kırıp, zalimin karanlık oyununu bozup, Kerkük sevdalılarının özlemlerini zamanın ruhuna mıh gibi çakacağız.
"IRAK TÜRKMENLERİ HUZUR İSTEMEKTEDİR"
Diyor ya şair:
 "Yağmalanmış Tisin, yanmış Telafer,
Yengice, Amirli inliyor her yer,
Silinmiş mazlumun gözündeki fer,
Yay kirişi gibi gerilmiş Kerkük."
Kerkük hakikaten de yay gibi gerilmiş, fırın gibi ısınmıştır.
Kerkük'ün statüsü ve tarihsel hakları üzerinde karalama yapanlar kovanından çıkmış arı sürüsü gibi vızıldamaktadır.
Irak Türkmenleri huzur istemektedir.
Irak Türkmenleri güvenlik, refah ve istikrar talebindedir
Irak Türkmenleri, Irak'ın kuzeybatısından güneydoğusuna kadar uzanan bir şerit üzerinde varlık, birlik ve dirlik mücadelesini tüm engellemelere rağmen sürdürmektedir.
Musul'un 60 km batısında bulunan Telafer ve buraya bağlı yerleşim yerlerinden tutun da; Musul ve çevresindeki köyler, Erbil, Altunköprü, Kerkük ve etrafındaki köyler Türkmen toprağıdır.
Tazehurmatı, Tavuk, Tuzhurmatu ve çevresindeki Bayat köylerinden alın da; Kifri, Hanekin, Karağan, Kızlarbat, Şahraban, Bedre, Kazaniye ve Mendeli'ye kadar il, ilçe, kasaba ve köyler Türkmen kardeşlerimizin ata yurdudur.
Unutulmasın ki, Telafer'den Mendeli'ye uzanan Türkmeneli ecdadımızın alın teri, şehit kanıyla vatanlaştırdığı yerlerdir.
Ve Türkmenler 7.yüzyıldan itibaren buraları yurt edinmiştir.
Yine unutulmasın ki, Bağdat'ın Karakol, Azamiye ve Rağibe Hatun semtlerinde bile sayıları 100 bini aşan bir Türkmen varlığı söz konusudur.
Erbil Türkmen şehridir.
"TÜRKMENLER DİZ ÇÖKMEYECEKTİR"
Musul Yunus Peygamber, Faysaliye ve Mansur mahallerinde yoğunlaşmış Türkmen nüfusuyla Türk şehridir.
Kerkük ise Irak Türkmenlerin kalbidir, kültür merkezidir.
Irak'ta yüzyıllardan beri varlık gösteren Türkmenler; köklü geçmişe,  zengin tarihi ve kültürel mirasa sahiptir.
Bu miras talan edilemeyecek, öğütülemeyecek, yok edilemeyecektir.
Türkmen kardeşlerimin ifadesiyle söylersek, demir tavında lazımdır.
Saldırılara, provokasyonlara, tahrik ve tertiplere dur demenin zamanı bugündür.
Ağırdan alamayız, hafife almamalıyız, Kürdistan fitnesine de tepkisiz kalamayız.
Geçmişinden kopan veya kopmuş olan bir milletin; medeniyet birikimini koruma yolunda, bekasını müdafaa hususunda karşısına çıkan badirelere diz çökeceği açıktır.
Türkmenler diz çökmeyecektir.
Türk milleti yeminlerini çiğnemeyecektir.
Aksi halde, Musul'daki Ulu Camii'ye ne söyleriz?
Erbil Kalesi'ndeki Türkmen konağına hangi bahaneyi anlatabiliriz?
Kerkük Kalesi'ne, Gökkümbet'ten Türkmen lider Ata Hayrullah'ın mezar taşına hangi yüzle bakarız?
Kerkük elden giderse, Türkmeneli esir düşüp harabeye çevrilirse tarihe ne diyeceğiz?
Yarın mahşerde ecdadımızın yüzüne nasıl bakacağız?
Bir yanda komşu coğrafyalarda egemenlik kuran sömürü, savaş, vahşet ve isyan döngüsü; diğer yanda içimizde vasat bulan şiddet, suç, asayişsizlik, ahlaksızlık, yokluk, yoksulluk ve bölücü terör saldırıları karşısında bir olmalıyız, birliğimizden güç almalıyız.
Bu sayede varlığımız kalıcı olacak, her sorunun çözüm yolu bulunacaktır.
Bu sayede Türkmen kardeşlerimizin haklı davaları akamete uğramayacak, sonuçsuz kalmayacaktır.
Kerkük'ü işgal edenler, Türkmenlere kan kusturanlar, mezhep ayrımını körükleyenler, Türkmeneli'de emperyalizmin kılıcını sallayanlar, hak ettikleri cevap ve karşılığı muhakkak göreceklerdir.
Ve de görmelidirler.
Bir Türkmen sözü der ki; "Dilden gelen elden gelse her fukara padişah olur."
Barzani yanlıştan derhal dönmelidir.
Sabrımızı daha fazla zorlamamaları hayırlarına olacaktır.
Bir bağımsızlık girişimin mücavir alanları da istikrarsızlaştıracağı, bölgedeki halklara ağır bedeller ödeteceği kesindir.
Kürt kökenli kardeşlerimiz Barzani'nin tarihi ihanetini reddetmeli, bunun kendilerine de bir şey sağlamayacağını görmeleri lazımdır.
Zayıf bir ekonomi, yüksek bir borç, tartışmalı sınırlar, komşularla husumet, denize çıkış olmayan bir bölge, ticaret ve ekonominin durması Irak'ın kuzeyini yavaş yavaş kemirip insan varlığına büyük eziyetlere yol açacak, cefalara neden olacak, vahim faturalar yükleyecektir.
Biz meseleye ticaret, gaz, petrol, boru hattı açısından elbette bakmıyoruz, bakmayacağız.
Bunlar bizim varlık yokluk mücadelemizde afaki ve ikinci planda hususlardır.
"TÜRKMEN KARDEŞLERİMİZİN ŞARTSIZ SAFINDAYIZ"
Barzani'nin 25 Eylül komplosunu beka meselesi olarak görüyor, bu uğurda yeri gelirse gemileri yakacağımızı açık seçik ilan ediyoruz.
Zulme karşı adaletin yanındayız.
İhanete karşı sadakatin yanındayız.
Korkaklığa karşı cesaretin yanındayız.
Ehl-i salibe karşı da, can feda olsun,
Türkmen kardeşlerimizin şartsız safındayız.
Caber'e giderken Fırat'ta boğulan Süleyman Şah'ın izindeyiz.
Oğuz neslinin, Oğuz boylarının, Türk milletinin bu çağdaki temsilcileri, bu zamandaki korkma diye seslenen yiğit neferleriyiz.
Sizler duruşunuzla hayranlık uyandırıyorsunuz.
Biliniz ki bir tarih yazıyorsunuz.
Tıpkı Orhun'dan bizlere ses veren Bilge Kağan gibi,
Tıpkı Bizans'ı deviren Sultan Fatih gibi,
Tıpkı geldikleri gibi giderler diyen Mustafa Kemal gibi, gurur veriyor, cesaret aşılıyor, düşmana korku saçıyorsunuz.
1911'de, sekiz yaşındaki oğlu Mehmet'i köyde bırakarak Balkan Savaşı'na katılan, daha sonra değişik cephelerde 11 yıl savaşan, sonunda da Dumlupınar'da karşılaştığı 19 yaşına basmış evladının kollarında şehit düşen Çetmeli Kara Ali Çavuş neyse sizler aynı yürekliliğe, aynı fedak‰rlığa sahipsiniz.
Allah hepinizden razı olsun.
Türkmeneli'ne bir kez daha selam olsun.
Bir sevdayı getirip yüreğimize kazıdılar, adını da kalbimize Kerkük diye yazdılar.
Evlerinin önü yonca diyoruz, Kerkük bir ömürdür diye bakıyoruz.
Kerkük Türkmenin özyurdu,
Boynu bükük bakıyor,
Gel silelim gardaşım, gözyaşları akıyor.
Ne kadar dokunaklı söylemiş şair:
Dün gece seni andım, sana ağladım.
Ben Kerkük oldum,
Kerkük ben oldu.
Kerkük'e kan,
Yüreğime hasret doldu.
Allah'tan niyazım, hasret dinsin, gözyaşları bitsin, kan dursun, zulmün kökü kurusun.
"KERKÜK TÜRK'TÜR, SONSUZA KADAR DA TÜRK KALACAKTIR"
Önemle ve özellikle ifade ediyorum ki;
Dünyadaki gelişmeleri doğru ve milli okuyabilen bir görüş derinliğiyle,
İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunlukla,
Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakışla,
Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah'ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusuyla,
Ve bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkibin aramızda filizlenmesiyle Türk dünyası huzura erecek, Türkiye'nin önünde hiç kimse duramayacaktır.
Biriz Kerkük, beraberiz Kerkük, bu yoldan dönenin ar damarı çatlasın Kerkük.
Diyorum ki, Kerkük Türk'tür, sonsuza kadar da Türk kalacaktır.
Türkmen kardeşlerime, Irak Türkmen Cephesinin değerli başkan ve yöneticilerine başarılar diliyorum.
Dualarımız onlarla.

Hepinizi bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.Sağ olun, var olun diyor, her birinizi Cenab-ı Allah'a emanet ediyorum. Ne Mutlu Türk'üm Diyene.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html